SUNUCU: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz. Bu akşam her akşam olduğu gibi HarunYahya.Tv ekranlarından sizlerle birlikteyiz. Aynı zamanda Kanal 35 ve 70’in üzerinde yerel televizyon kanalı, radyo ve internet sitelerinden sizlere sesleniyoruz. Bugün de sizden gelen sorularla başlamak istiyorum. Öncelikle hoş geldiniz diyorum.
ADNAN OKTAR: Efendim sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun çok iyiyiz. Sizler de iyisiniz?
SUNUCU: İyiyiz teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Berker Hocam da maşaAllah’ı var.
ALTUĞ BERKER: Allah razı olsun Hocam, inşaAllah çok şükür.
ADNAN OKTAR: Berker’im ne yapalım?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Siz nasıl uygun görürseniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben bugün televizyon seyrediyordum. Güneydoğu’da bu Nevruz kutlamaları vardı. Her yer böyle sarı, yeşil, kırmızı renkleri yani tamamına hakim olmuş. Bir de yani yanlış görmediysem, en az 200-300 bin kişi vardı orada toplanmış. Eğer yanlış görmüyorsam, bilmiyorum yani bilenler daha iyi bilirler de. Şimdi bak şöyle söyleyeyim, Güneydoğu’daki insanlarımızı manen kazanmak çok önemlidir, manen kazanmak. Yani oraya biz asker götürebiliriz, polis de götürürüz, kontrolümüzde de olurlar. Türk bayrağı da olur. Ama manen bağ koptuysa yani orada Türk bayrağının durması, Türk askerlerinin durması, polisin durması yani zannedildiği kadar etkili bir şey değildir. Şimdi burada bir kandırmacaya gitmemek lazım. Yani ne kendimizi kandıralım, ne de insanlarımıza yanlış bilgi verelim yani. Tam doğrusunu söylemek lazım. Eğer Güneydoğu’da akılcı, imana dayalı, samimi böyle sevgiye dayalı, dostane bir çalışma yapılmazsa, karşı taraf bunu yapıyor görünüyor şu an bir hayli de başarılı olmuşlar gibi görünüyor, sonunda manen kaybederiz Allah esirgesin, manen. Bak ben söyleyeyim. Tabii yine de ortalı konuşuyorum. Şimdi bizim önce bir tehlikeyi vurgulamamız gerekiyor. Yani tehlike mutlaka anlatılması lazım. Sebebe sarılmak açısından anlatılması gerekiyor. Mesela sonunda zaten Kıyamet de kopacak. Mehdi (a.s.) de çıkacak, Hz. İsa (a.s.) da gelecek. Ama sebebe sarılma denen bir olay vardır. Bizim sebebe sarılmamız lazım. Güneydoğu’da manevi çalışma yapılmazsa bu çok büyük hata ve yanlışlık olur. İşte ben bunu uygun bir şekilde söyledim yani uygun bir dille söyledim, nezaketiyle. Kimse kimseyi kandırmasın. Akılcı bakmak lazım olaya. İkincisi, başka bir kandırma metodu da; şimdi cahil insanlar mesela ilkokul mezunu değil adam veya ilkokul mezunu fakat cahil. Hakikaten bilgisi yok, görgüsü yok. Kendince de dini bir görünüm almış kıyafetiyle tavrıyla. Bunlardan bir kalabalık oluşturma, bir topluluk oluşturma. Yani aman ne kadar çok Müslüman var diye sevinmek ilerisi için tehlikeli bir zemindir. Çok tehlikelidir. Çünkü cahil hep cahil kalmaz bir gün aydınlanır. Aydın iken Müslüman olmak çok önemlidir. Yani kültürlü, bilgili, uyanık, açık şuurla Müslüman olmak çok önemlidir. Yani cahili Müslüman yapmak o kadar etkili olmayabilir. Onu söyleyeyim. Onlara güvenmek de o kadar doğru olmayabilir. Osmanlı’yı yıkan zihniyeti yeniden konserveden çıkarır gibi çıkarıp yeniden insanların önüne sunup yeniden Türk-İslam Birliği’nin oluşacağını zannetmek çok büyük bir hata olur. Yani Osmanlı’yı öldüren zehri yeniden ortaya koyup bir deneme daha yapıyorsun söyleyeyim başka bir şey olmaz. Cehaletle bu işler gitmez. Cahil kitlelere güvenerek de bu iş gitmez. Yani, mesela 2000 kişiyi toplarsın cahil. Zor bir şey değilki. 3000 kişiyi toplarsın, bunun heyecan vermesi çok büyük hata olur. Asıl olan aydın kesim, kültürlü, aklı başında, okuyan-yazan insanlar çok önemlidir. Bunların İslam’ı samimi olarak kabul etmesi, imanı, Kuran’ı kabul etmeleri çok önemlidir. Onun için ben başından beri hep böyle sosyeteye, aydın kesime yöneldim. Yani onlara yönelik tavrım oldu. Tabii bunların arasına ben bazı mesajlar sıkıştırıyorum, uygun bir şekilde anlatıyorum. Şimdi her şeyi mesela tam karşılığıyla söylemiyoruz. Nezaketiyle söylüyoruz. İkinci mesajımız da bu.
Üçüncü mesajımız da, bakın Filistin’de Musevilerin bir dini inancı vardır. O Süleyman Mabedi’nin yapılması inancı. Bu Mehdi (a.s.) yani Kral Mesih zamanında yapılacak bir mabettir. Ama mesela bir kısmı diyor ki; “biz Mesih’i beklemeyeceğiz, kendimiz yapacağız” diyor. Bu bayağı kalabalık bir insan topluluğu var bunu düşünen. Yani ırkçı, faşist düşünceye sahip insanlar da bazen bunların arasına giriyor. Bunlara karşı verilen cevap yine Kuran’la ve Tevrat’ın değişmemiş kısımlarıyla olması gerekir. Tevrat’ın değişmemiş bir hayli bölümü var. Bunlar ile olması gerekiyor ve Müslümanların Türk-İslam Birliği’ni kararlılıkla istemesi gerekiyor. Yani samimiyetle istemeleri gerekiyor. Bir de Türk-İslam Birliği’ni istemek yani ittihad-ı İslam’ı istemek, Müslümanların birlik olmasını istemek. Yani insanın ne kadar, vaktini alır ki? Yani 10 saniyesini falan alır, 10-15 saniyesini. İnternette de yazmış olsa, 10-15 saniyesini alır. Bakın, bunu diyecek gücü bulamıyor büyük bir kitle. Bakın şeytanın etkisine bakın. Bakın, diyorum ki ben, inanmıyorsan da söyle diyorum bak. İnanmıyorsan da. İçinden gelmiyorsa da söyle. Ben Türk-İslam Birliği’ni istiyorum de. Zoraki bak, Türk de, İslam de, değil mi, Birliği’ni istiyorum. 4 kelime. Bunu söyleyemiyorlar. Yani bakın istediği halde ümitsizlikten, yeis ile manevi güçsüzlükten bunu söyleyemiyorlar. Epey bir kitle. Burada bir hastalık var. Ben buna da dikkat çekiyorum. Önemli gördüğüm için bunları söylüyorum.
Bir de Darwinizm böyle ahtapot gibidir yani. Kollarını doğradıkça, öbür taraftan canlanır o. Sürekli fikren vurulması gerekir. Yani nefes aldırılmaması gerekir yani dünya çapındaki bu fitne, tarihi fitne; dünya tarihinin en büyük deccali hareketini görmezden gelmek olmaz. Bak dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük deccal hareketidir. Ne Firavun zamanında var; ne Nemrut zamanında var. Hiçbir devirde olmamış. Bir tek bu devirde olmuştur. Yani dünya tarihinin en büyük fitnesi, en büyük dinsizlik hareketidir. En büyük ateist harekettir Darwinizm. Ve en büyük şeytani harekettir. Tabii cahillikle olayın içine girenleri tenzih ederim inşaAllah. Onun için deccaliyete karşı mücadele, Müslüman’ın en bariz en önemli vasıflarındandır. Bu konuda çok titiz olunması gerekiyor. Evet.
ALTUĞ BERKER: Özellikle sizin ilmi açıyla birlikte kültürel anlamda ve sosyal anlamda Darwinizm ile sosyal Darwinizm ile mücadelede de özellikle Türkiye’deki bölücü terör örgütüne karşı fikri anlamda bu anlamda mücadele veren bir tek siz varsınız Hocam. Benim gördüğüm başka bir şey yok Hocam. Bu, Darwinizmin yani anti komünist ve anti darwinist eğitimin mutlaka yapılması gerektiği. O bahsettiğiniz cahil kalmış kitlelerin orada eğitilmesi gerekliliği; kandırmaya zemin olan ortama ortadan kaldırılması gerekliliğini yıllardır sık sık vurguluyorsunuz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir de Türkiye kadar, Türk-İslam Birliği’ni yapmaya, oluşturmaya müsait hiçbir ülke yok. Yani siyasi yelpazeye baktığımızda bunu çok açık görüyoruz. Mesela MHP dev bir partidir, büyük bir harekettir. Ana ideolojisi Türk-İslam Birliği’dir. Büyük Birlik Partisi çok canlı, çok heyecanlı bir harekettir. Tek amacı yine Türk-İslam Birliği’dir. Saadet Partisi’ni yine ele alacak olursak, onların da tek amacı Türk-İslam Birliği’dir. Yani İttihad-ı İslam’dır. Yani bunların toplam yekünü zaten, yani Türkiye’de eğer toplamaya kalksak en yüzde 60-70 eder. Çok muazzam bir güçtür. AKP içerisindeki güçte öyle. AKP’nin de en az yüzde 80-90’ı bu düşüncededir, en az. Haydi diyelim yüzde 10 solu düşünen kişileri vardır desek bile ki onlar bile isterler Türk-İslam Birliği’ni. O yüzden muazzam zemin var Türkiye’de. Yani çok güçlü bir potansiyel enerji, yırtıcı bir güç hazır şu an. Ama Türkiye’nin istemesiyle olmuyor tabii sadece. Hıristiyanların da ikna edilmesi gerekiyor; Musevilerin de ikna edilmesi gerekiyor. Ben de bununla uğraşıyorum. Musevilerin ikna edilmesi. Çünkü onların oluruyla da bu olay çok daha kolay ve daha güzel olur. Daha sıcak, daha korkusuz olur. Yani tedirginlik olmaz, gerilim olmaz. Özellikle Hıristiyanların oluru çok önemlidir. Yani onlara mutluluk getireceğine, sevinç getireceğine dair kanaati onlara tam oluşturtmak inşaAllah.
Berker’im sen sürekli bilgisayarına bakıyorsun. Bir şeyler mi var oralarda?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Tam Darwinizm ile ilgili konuşurken, bir kardeşimiz mesaj göndermiş.
ADNAN OKTAR: Ne diyor kardeşimiz?
ALTUĞ BERKER: “Selamun aleyküm Hocam”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
ALTUĞ BERKER: “Ben Evrim Teorisi hakkında yazdığınız eserlerinizi okudum. İlk okuduğum sırada Darwinizmin dayandığı tesadüf kavramının sosyal boyuttaki etkilerini tam anlayamamıştım. Sonra düşündüm, tesadüf mantığının bütün kötü düşüncelere zemin hazırladığını anladım. İnsan ruhu, estetikten, simetriden, detaylardaki ince hesaplamadan zevk alırken, bunların tesadüfen olduğunu söylemek insan ruhunda çok büyük tahribat yapıyor. Bu bakımdan sizin Evrim Teorisi’nin geçersizliğini ortaya koyan çalışmalarınızın ne kadar değerli olduğunu çok net anladım. Size bu konuda insanlık adına çok büyük teşekkür etmek gerekiyor. Allah sizden razı olsun. Bizi büyük bir beladan kurtardınız. Hocam bir de rica etsem benim için dua eder misiniz?” demiş Erkan Uygun isimli arkadaşımız.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bütün Müslümanlara dua ediyorum. Ben dua ederken genellikle sabahları uzun dua ederim. Ama mutlaka bütün Müslümanları kapsayacak şekilde dua ederim. Yani ben şahsıma hiç dua ettiğimi hatırlamam. Yani mutlaka bütün Müslümanları kapsayacak şekilde dua ederim. Ama tabii o kardeşimize dua edeyim inşaAllah.
Evet. Beril Hocam sen bir şey sormak istiyor musun?
SUNUCU: Ek olarak ben de buradakini okuyabilir miyim diyecektim? Seda Hanım yazmış Darwinizm ile ilgili. “Merhaba, Darwinizm’in dünyada çöktüğüne ilişkin bir örnek daha. Makaleye göre, 1,5 milyondan fazla Amerikan vatandaşına evde eğitim imkanı sağlayan yayınlarda, yaratılış gerçeği anlatılıyor. Ve evrim çürütülüyor. 2007 Amerikan Federal İstatistiklerine göre, evde çocuklarının eğitimine destek veren ebeveynlerin yüzde 83’ü çocuklarına yaratılış gerçeğinin öğretilmesini ve bu şekilde eğitilmesini istiyor. Keyifle izliyorum, görüşmek üzere”.
ADNAN OKTAR: Amerikalılar bu konuda iyi. Zaten bizim internetten indirilen kitaplarımızın en büyük bölümünü Amerika oluşturuyor. Yani yaklaşık 110 milyon kitap indirildi internetten. Yaklaşık, yani bunun en az 40 milyonu Amerika’dır. Çok yüksek. Ama Yeni Zelanda, Gine Bissau bilmem ne adını sanını duymadığımız yerlerden de çok fazla kitap indiriyorlar maşaAllah. Yalnız ben bize soru soran arkadaşlara ben dikkat ediyorum; hep belirli bir kalite anlayışı hakim. Yani böyle avami soru soran, değil mi, böyle uçuk sorular soran kişiye pek rastlamıyoruz. Hayır o da bizim vatandaşımız. O da olabilir yani. O da bir renktir ben saygı duyarım, onlara da şey yaparız ama genellikle hep şuurlu, gayet tutarlı ve konuları da iyi bildikleri hissedilen sorular soruyorlar. Bu çok sevinç verici yani belirli bir kalite anlayışı var. Evet, Beril bir şeyler sor sen yine.
SUNUCU: Buradakini okuyorum. Mehmet Gülsever. “Selamun aleyküm”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Ben Malatya’dan Mehmet Gülsever. Bir arkadaş ‘ben Cehennemlik olmaktansa yok olmayı tercih ederim’ dedi. Buna delil olarak da Nebe Suresi 40. ayeti kaynak gösterdi. 78/40: ‘Gerçekten Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da: Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim diyecek’. Ben de cevaben orada o kafirler azap karşısında “toprak olup da bu azabı görmeyeyim” diyecekler dedim. Mutlak yokluğun olmadığını anlatmaya çalıştım. Bu arada soracağım şu, yokluk ne demektir? Nebe Suresi’ne göre insan yok olur mu? Bu konuda bizi aydınlatırsanız eksiklerimizi daha iyi görebiliriz. Cevabınızı bekliyorum. Teşekkür ederim”.
ADNAN OKTAR: Allah’ın yapısı açısından o arkadaşın dediği anlamda yokluğun olması mümkün değil. Çünkü Allah’ın bir şeyi hafızasında tutması diyelim yani onların anlaması için söylüyorum, zaten Allah’ın bir özelliğidir. Mesela biz şimdi konuşuyoruz. Bu sonsuz evvelde olan bir konuşma. Sonsuz sonrada da olan bir konuşmadır bu. Yani sonsuz evvelde biz bu konuşmayı yapmıştık. Asla kaybolmaz. Yani mimiklerimiz, konuşmalarımız, ses tonumuz, aldığımız hisler, mümkün değil. Ama Allah bize duyurmayabilir isterse. Ama kaybolmaz. Allah’ın hıfzındadır, durur o. Mümkün değil kaybolması. Mesela bizim istemediğimiz hatıralarımız vardır, Allah bize onu hatırlatmaz. Ama kaybolmaz. Mesela biz Allah’a söz verdik, yemin ettik Kalü Bela’da, Zer alemindeyken Allah’a söz verdik, şu an hatırlayamıyoruz. Yani ne kadar zorlanırsam zorlanayım, hatırlayamıyorum. Ama Allah hatırlattığında hah dersin, birden aklına gelir. Yani nasıl hatırlayamadım diye şaşırırsın. An meselesi ve asla kaybolmaz Allah Katında mesela o verdiğimiz söz. Onun için mutlak yokluk mümkün değildir. O tarz bir şey olmaz. Bir de Müslüman ben yokluğu istedim demesi yani olacak iş değil, haşa Allah esirgesin. Çünkü o ben Allah ile bağımı tamamen koparmak isterdim anlamına gelir bu. Müslüman Cehennem’de de olsa Allah ile bağlantısının devam etmesini ister. Kendisi Cehennem’de de olsa, aşktan dolayı. Yani Allah Cehenneme de koysa o muhabbetinden, sevgisinden dolayı sonsuza kadar Allah ile bağlantısının devam etmesini ister. Dolayısıyla yok olmayı istemez. Yani bu tabii çok cahilce bir söz. Garip bir söz. Bunun altında garip mesajlar var. Çok yanlış mesajlar var ve bunlar beyinde muazzam bir tahribat yapar. İmanda ve inançta müthiş tahribat yapar. Yani balın arasına, mesela 10 kilo balın arasına yarım gram siyanür koymuş gibi. Adam ondan mesela bir kepçe bal yese ölür. Yani yarım miligram siyanür içine giderse ölür. Müslüman için zehirdir o sözler, son derece tehlikelidir. Dolayısıyla bu tip üsluba çok dikkat etmek gerekir. Yani ben niçin yok olmayı isteyeyim yani. Ben Rabbim bana neyi takdir ettiyse onu yaparım ve Allah olabilecek en güzeli yapar, en doğru olanı yapar. En hayırlı olanı yapar ve biz Allah’a sonsuz güveniyoruz. Dolayısıyla böyle bir söz, Allah’a karşı böyle bir sözün kullanılması yakışık almaz ve yapacağı tahribatı da iyi düşünmek lazım.
Berker’im anlat, bir şeyler söyle.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bir haber vardı Hocam. Uygun görürseniz onu göstereyim. 12 bin yıl önce inşa edilen bir tapınak keşfetmişler Harran’da Hocam. En gelişmiş heykel atölyesini içeriyormuş.
ADNAN OKTAR: 12 bin yıl önce?
ADNAN OKTAR: En gelişmiş?
ALTUĞ BERKER: En gelişmiş heykel atölyesi gibi böyle sanat şeylerini içeriyormuş.
ADNAN OKTAR: 12 bin yıl önce ne? Bize 10 bin yıl önce böyle mağaralarda acayip sesler çıkarıyorlardı diyorlardı. Değil tapınak yapmak, değil böyle taşlar yontup, apartman gibi baksana dikmiş adamlar. Şimdiki teknoloji ile bile yapamazlar bunu yani kolay kolay. Blok kaya değil mi onlar?
ADNAN OKTAR: Nereden getirdikleri de belli değil oraya. Benim bildiğim orada öyle bir kayalık arazi yok. O taşları uzak yerlerden getirmişler. Bir de o biçimi vermek. Onu öyle ayağa kaldırmak; greyder, dozerle bile yapamazlar şu an onları. Dolayısıyla teknoloji bayağı iyiymiş demek ki değil mi?
ALTUĞ BERKER: İnsanlarda modern ve ilim sahibiymiş demek ki.
ADNAN OKTAR: Modernlikten haberim yok da bu çok acayip bir teknoloji gerektiriyor. Hanzo da olabilir, bilmiyoruz. Herkes o devirde aklı başında olacak değil. Müslümanlar iyidir. Yani az bir Müslüman topluluğu vardır, iyidir. Ama her devrin bir hanzosu vardır. Yani taşı oraya dikiyor olmaları onların kaliteli olduğunu göstermez. Teknolojide ileri olduklarını gösterir.
SUNUCU: Kesinlikle zaten soldaki resimde de çevresi yeşillik, yani oraya bir şekilde getirmeleri gerekir ve gerçekten de onun için de bilim, ilim gerekir.
ADNAN OKTAR: Evet, orada tabii bir medeniyet kurmuş adamlar. Taş kalmış sadece. Çünkü ahşap ve metal arkasında kalmaz. Yani kumaş erir, ahşap erir, efendim demir, bakır, çinko bunlar dayanmaz. Ama taş dayandığı için kalmış ama onlar orada, adamlar bayağı bir şeyler yapmışlar yani. Büyük bir çalışma olduğu; büyük bir mabet yapmışlar anladığım kadarıyla. Bu taşları da orada temel taşı olarak kullanmışlar gibi görünüyor. Yani tahmin edemeyeceğimiz bir teknoloji var gibi görünüyor. Tabii bunları araştıran adamların içinde yaratılışı savunan insan olsa daha akılcı, daha büyük deliller bulabilirler. Ama genellikle Darwinistlerin kontrolünde oluyor bu çalışmalar. O yüzden birçok gerçek de gizlenmiş oluyor. En iyi çözüm buraya ait fotoğrafları, belgelere yeniden tasnif edip, detaylandırıp onları yorumlamak, bakmak. Yani olay yerine gidip resim çekmek lazım aslında, filme almak lazım. Yani sadece oradaki bilim adamlarına bunu bırakmamak gerekiyor.
Efendim İzmir’e yayın yapıyoruz şu an değil mİ?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ben anlayamıyorum İzmirliler genellikle çok güzel huylu oluyorlar. Bu nedir, bunun hikmeti Berker Hocam? Her yeri güzel Anadolu’nun, her insan güzel ama. Çok barışçıl insanlar. Neden öyle olabilir?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’ın hikmeti. Kime sorsam havasından, suyundan diyorlar şimdiye kadar. İzmirlilere sorduğumda. O bir fıtrat olarak gelişmiş Allah-u alem. Genel bir şey olarak yani bir iyimserlik ve sevecenlik havası olmuş. Tabii inşaAllah bu her yerde olsun. Tamamında hakim olsun. Çünkü bizim milletimiz çok sevgiye, şefkate, merhamete, dostluğa açık bir millet. Yardımseverliğe açık bir millet. Bize zorla böyle bir kısım insanlarımıza kavgayı öğrettiler böyle. Laf sokmayı, didişmeyi, mücadeleci olmayı öğrettiler ve çok yıprattı o insanlarımızı. Yani bunu yapan insanlar çöküyorlar, güzel olmuyorlar. Yani ruhen de, bedenen de kirleniyorlar, çöküyorlar. Bayağı ürkütücü fakat bu sanki karlı ve akıllı bir şeymiş gibi onlara gösteriyorlar. Sen işte uyanıksın, yamansın, çok akıllısın. İşte söke söke hakkını alırsın. Dişlidir, dişli ama o diş kendisini öğütüyor. Kendisini eziyor. Yani o dişin arasında kendisi kalıyor. Dolayısıyla bu tip şeylere teşvik etmek doğru değil. İnsanları şefkate, merhamete, sevecenliğe, halim olmaya itmek lazım. Allah korur insanları. Dişli olmaya, azgın olmaya gerek yok. Yani normal, makul sebeplere sarılırsın. Allah’ın korumasına sığınırsın, konu biter.
Evet, Berker Hocam, şimdi diğer Anadolu’daki kanallarda da yayın var. Onun için kısa kısa tutup konuları değişik konulara geçmeyi düşünüyorum. Mesela ebcedler var, onları anlatayım biraz. Fetih Suresi, “ki O, elçilerini hidayetle ve hak din ile diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için gönderdi. Şahid olarak Allah yeter”. Bakın bir dünya hakimiyeti ile ilgili Kuran ayeti. “Ki O, elçilerini” , Mehdi (a.s.) de dahil. Çünkü o da bir tebliğcidir. “Hidayetle” Hadi ismi, Mehdi, Hadi zaten aynı kelimelerin kökeninden geliyor. “Hidayetle, hak din” İslam’la, “diğer bütün dinlere karşı” diğer bütün dinler nedir? Musevilik, Hıristiyanlık, Budizm hepsi. “Üstün kılmak için gönderdi”. Yani tek din, İslam kalması için gönderdi. “Şahid olarak Allah yeter”. “Diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için” bakın, “diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak” yani İslam’ın dünya hakimiyetini ifade ediyor değil mi bu kelime? Bakın “diğer bütün dinlere karşı üstün kılmak için” kelimesinin ebcedi 2022 tarihini veriyor. İslam’ın dünya hakimiyeti tarihini veriyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz Biz sana apaçık bir fetih verdik”. Aleni bir hakimiyet ki bunu Mehdi (a.s.) için söyleyebiliriz ayrıca. “Öyle ki Allah senin geçmiş ve gelecek her günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın. Ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin”. Yani Kuran’ın, İslam’ın yoluna yöneltsin. “Ve Allah sana üstün, onurlu bir zaferle yardım etsin”. Üstün ve onurlu bir zafer ne olur, nasıl olur? Dünyaya tamamen İslam ahlakının hakim olmasıyla olur inşaAllah. “Üstün ve onurlu bir zaferle yardım etsin”. Bakın “seni dosdoğru bir yola yöneltsin ve Allah sana üstün ve onurlu bir zaferle yardım etsin”. Kelimesi ebcedi yani cümlesinin ebcedi 1979 Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihini veriyor. Bakın Allah’ın ona duası, Allah’ın ona sözü, duası derken anlamanız için söylüyorum, Allah’ın ona hitabı, inşaAllah. “Ve Allah sana üstün ve onurlu bir zaferle yardım etsin”. Yani Allah’ın sözü ben bunu yapacağım diyor Allah. “Üstün, onurlu bir zaferle yardım etsin”. Demek ki bakın “seni dosdoğru bir yola yöneltsin” önce bir başlangıç var, çalışma var, Mehdi (a.s.)’a işaret ettiği açık görülüyor ayetin bir yönüyle, “ve Allah sana üstün ve onurlu bir zaferle yardım etsin”. Tam 1979 tarihini veriyor ebcedi. Saffat Suresi 173, “ve hiç şüphesiz” diyor Allah, bakın şüphe yok, diyor. Ben de ne diyorum mutlaka İslam ahlakı dünyaya hakim olacak diyorum, değil mi? Allah şüphesiz diyor. “Bizim ordularımız” yani İslam orduları “üstün gelecek onlardır”. Yani Türk ordusu, Türklerin yönetimindeki bir Türk İslam Birliği’nin gücü, inşaAllah. Bunun ebcedi de bu ayetin ebcedi de 1988 yılını veriyor. Yani Mehdi (a.s.)’ın faaliyetlerinin en yoğun olduğu yıllardan biri. Maide Suresi 16, “Allah, rızasına uyanları” yani Allah’ın rızası için gayret edenleri “bununla kurtuluş yollarına ulaştırır” kurtuluş nedir? Tam anlamıyla kurtuluştur değil mi? Yani bütün prangalardan bütün baskıdan kurtulması mesela Filistin’in kurtulması, Doğu Türkistan’ın kurtulması hatta Azerbaycan’ın kurtulması, Azerbaycan’ın değil mi şu an rahat değil Azerbaycan da rahat değil. Bak “Allah rızasına uyanları bununla kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları Kendi izniyle karanlıklardan nura çıkarır”. Karanlıklar nedir? Darwinizm, materyalizm, ateizm. Nur nedir? Gerçekler, doğrular, bilim, Kuran’ın ışığı, Kuran’ın yüksek ahlakı. Nura çıkarır. Onları dosdoğru yola yöneltip iletir”. Dosdoğru yol yani Kuran’ın yolu yani Allah rızasına uyanları bununla Kuran’la kurtuluş yollarına ulaştırır. Tam bir hakimiyet, tam bir kurtuluş 2041 tarihini veriyor ebcedi. Bakın mesela dün bir parça inceledim baktım. Nereye baksam bak hep dünya hakimiyeti ile ilgili ayetler maşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Mücahid der ki Cennet ehlinin en az mertebelisi o kimsedir ki onun mülkünde bin yıl en yakın yerini gördüğü gibi en uzak yerini de görüp yürüyendir. Bin yıllık yürüyüş mesafesini en yakın yerini gördüğü gibi en uzak yerini de görüp yürüyendir” diyor. “En yüksek mertebelisi de sabah vakti Rabbinin cemaline bakandır”, diyor yani Cenab-ı Allah’ın Cennette tecelli edeceğini ayette, hadiste belirtmiş. Resulullah şöyle buyurdu, “Cennet ehli Cennete girdiklerinde Allah-u Teala’ya şöyle buyuracaktır: Bundan daha fazla bir şey ister misiniz? Sen bizim yüzümüzü aydınlatmadın mı? Bizi Cehennemden çıkarıp Cennete koymadın mı diyecekler, bunun üzerine Allah onlardan perdeyi kaldıracak. Böylece Rablerine bakıp seyretmekten daha üstün bir şey onlara verilmeyecektir”. Müslüm’de var, diğer hadislerde var. En büyük zevk Ahirette Cenabı Allah’ın tecellisine bakmak olacak inşaAllah. Ebu Davut Etteyelasinin rivayeti şöyledir. “Cennet ehli Cennette, Cehennem ehli de Cehenneme girdikleri için bir münadi şöyle seslenecek: O bizim yüzlerimizi apaydınlık yapmadı mı?” Cenab-ı Allah için, “terazimizi ağır yapıp bizi ateşten kurtarmadı mı?” Terazi deyince tabii klasik terazi değil bu? Yani sevapların günahlara oranının tespiti. “Hemen o anda perde açık ona bakacaklar, vallahi Allah onlara kendisine bakmaktan daha sevimli ve gözlerden daha aydınlatıcı bir şey vermemiştir”. En şiddetli zevki ondan alacaklar, diyor. Allah’ın tecellisini görmekten. Ebu Musa El Eşari (r.a.)’dan nakledilen rivayet edilen şöyledir: “O, Basra minberinde şöyle dedi; Allah Cennet ehline haber salıp sordurdu”. Cennet ehline sordurdu. “Allah’ın size verdiği sözünü yerine getirdi mi?” “O anda onlar kendilerine verilen ziynetlerle, elbiselerle, meyvelerle, tertemiz eşlerle, nehirlerle şöyle bir bakacaklar sonra şöyle demekten kendilerini alamayacaklar. Allah bize verdiği sözünü yerine getirmiştir. Melek tam üç kere ‘Allah size verdiği sözü yerine getirdi mi’ diye soracak?” Üç kere üst üste soruyor. “Onlar kendilerine vaat edilen her şeyin eksiksiz yerine getirildiğini görünce, evet diyecekler. ‘Bir şey daha kalmıştır’ diye karşılık verecek Melek” diyor, yani bir şey daha var diyor. “Çünkü Allah-u Teala kullarına tecelli edip de gözlerinden perdeyi kaldırıp O’nu gördüklerinde bütün nehirler coşacak, ağaçlar sallanıp sesler çıkaracak”. Yani sevinç sesleri çıkarıyorlar. “Bütün köşkler, ateş kıvılcımları avaz verecek, pınarlar şırıl şırıl daha hızlı akacak, güzel kokular avluları ve köşkleri saracak. Her tarafta güzel kokan misk ve kafur hissedilecek. Kuşlar ötüşecek, huriler bütün güzellikleriyle göz kamaştıracak”. Var ya sabah güneş doğduğunda kuşlar ötmeye başlıyor. Bir hareketlilik oluyor. Allah tecelli ettiğinde de bütün Cennette bir hareketlenme olacak, diyor hadiste. Yani tabii bu bir kısmı, çok yoğun bir hareketlenme olacak diyor. Abdullah Abdullah bin Mesut (r.a.)’tan; “biz Allah’ın Resulullah (s.a.v.) yanındaydık”. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanındaydık diyor. “Kadir gecesi aya baktı”. Yani başını dikip dolunaya bakıyor ve “şöyle buyurdu: “Siz Rabbinizi tıpkı şu ayı gördüğünüz gibi, ayan apaçık görecek ve O’nu görmekten en ufak bir şüpheniz olmayacak. Veyahut birbirinizi sıkıştırmayacak gayet rahatlık içinde onu göreceksiniz, dedi“ diyor, sayfa 370. Selebi’nin rivayeti: “Cennette boyunları, develerin boyunları gibi olan kuşlar vardır” develerin boyunları gibi olan kuşlar. İri kuşlar zaten en çok istediğim şeylerden bir tanesi de şu var ya ilk çağlarda ilginç kuşlar. “Gelip Allah’ın (c.c.) velisinin elinde dolaşırlar” yani oralarda dolaşıyorlar. “Onlardan biri şöyle der: Ey Allah’ın velisi, arşın altındaki yaylalarda otladım, nesim pınarlarından su içtim, hadi ne duruyorsun beni ye, önünde devamlı olarak duran bu yemeği aklından geçirir. Kuş hemen önüne çeşitli renklere dönüşmüş bir halde düşer ve ondan doyuncaya dek istediği gibi yer, doyduktan sonra kemikleri bir araya gelir, kuş canlanıp yeniden uçuverir” diyor, yedikten sonra kuş. Cennette dilediği yerde yemlemeye koyulur. “Yine yemini yemeye devam eder kuş” diyor. Yani şimdi rüyamızda da biz kuşu yiyoruz, mesela et yiyoruz, Allah bize rüyamızda canlandığını gösterse çok makul görürüz rüyamızda, özellikle rüyanın mantığı daha değişik oluyor biliyorsunuz. Rüyadan çok iyi anlayabilirler bu konuları anlamak için, rüyayı çok düşünmek lazım. Enes bin Malik (r.a.)’den Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Allah Adnen Cennetlerini yaratıp ağaçlarını kendi kudretiyle diktiği zaman ona haydi konuş dedi. O da şöyle konuştu: Müminler felaha ermiştir. Allah ondan sonra şöyle buyurdu, Ey krallar yurdu ne mutlu sana” diyor inşaAllah. Beyhaki’de sayfa 364 ki güvenilir bir hadis alimidir. Berzar’ın rivayetinde Allah’ın Resulu (s.a.v) şöyle nakledildi, “Allah Cenneti bir kerpici altın, bir kerpici gümüş toprağı miskten teşekkül etmiş olarak yarattı”. Ama bizim bildiğimiz altın değil tabii bu; bizim bildiğimiz altın orada çok küt gelir. Yani gümüşte çok küt gelir, orada nefes kesen bir malzeme çok hoşlanacağımız bir malzeme “ona haydi konuş dendi o da şöyle konuştu. Müminler felaha ermiştir. Sonunda oraya Melekler girip şöyle dediler, Ey Melekler yurdu Cennet konuştuğunda şöyle dedi. Ne mutlu sana” diyor almamışlar bu cümleyi “ne mutlu sana” olması lazım. “Ne mutlu sana”. “Cennet konuştuğunda şöyle dedi : Ya Rabbi kendinden hoşnut olduğun kimseye ne mutlu”. Cennet böyle hitap ediyor. Cennette her şey canlıdır. Yani ağaçlar, sular aklına gelen her şey aslında dünya da da böyledir de fakat dünyada Adetullah geçerli olduğu için Allah onları hareketlendirmiyor, normalde mesela bu kalemde bu kitapta hepsi normalde canlıdır. Mesela bu kalem elimize aldık ayaklandı kalem fakat elim vesile olduğu için çok makul görüyorsunuz. Yani mesela elim olmadan şöyle bir misine ile tutturulsa görünmeden kalksa bu kalem değil mi insan acayip şaşırır insanlar yani hayretler içinde kalırlar. Ama elimi Allah vesile ettiği için kalem buraya geldiğinde çok çok makul görüyorsunuz, elim görünmez olsa Allah göstermese elimi değil mi? Yani aslında elime sebep olarak hiç ihtiyaç yok fakat makul olması için Allah elimi vesile olarak insanlara gösteriyor. Bakın “Sidre-i Mümtehanın meyvesi çoğalır. Her bir meyvesinin 72 rengi vardır. Hiçbiri diğerine benzemez”, mesela elma var şimdi biz bildiğimiz kırmızı elma var, yeşil elma var, koyu kırmızı var, sarı var başka da yok. Değil mi? Bak Allah diyor ki, 72 tane rengi vardır diyor. Bizim bilmediğimiz renkler bakın 72 tane, biz 7 renk biliyoruz. Değil mi? Bak burada 72 renkten bahsediyor. İlk defa göreceğiz. Bizim için yani sekizinci bir renk nasıl, dokuzuncuyu bile teahür edemiyoruz şu an dünyada değil mi?Ama bakın Cennette 72 renk sırf meyve için bu. “Ey Allah’ın resulü, Cennette hurma var mıdır? Zira ben hurmayı çok severim” diyor sahabelerden birisi. Şu cevabı veriyor Peygamberimiz(sav),”nefsim yed-ikudretinde olan Allah’a kesem ederim ki”, yemin ediyor Peygamberimiz(s.a.v); “kökleri altından, budakları altından, dalları altından, yaprakları varlık aleminin gördüğü en güzel elbiseler nev-inden, çöpü altından, kabukları altından olup, testiler gibi” normal testiler var ya “testiler gibi olan meyveleri kaymaktan daha yumuşak, baldan daha tatlıdır” diyor. Cennette mesela, ağacı biz tahtadan biliyoruz, orada Allah altından diyor. Ama altın deyince aklımız yine klasik altına gidiyor, öyle değil. Çok hoşlanacağımız bir metal, beğeneceğimiz bir metal, göze çok hoş gelen bir metal. Bak meyvesi de testi gibidir diyor, gayet iri. İnsanın yiyip yiyip bitiremeyeceği gibi. “Resulullah (s.a.v) buyurdu; Cennette kökü altın olmayan hiçbir ağaç yoktur”. Tamamının kökü altındandır diyor. “Cennette öyle köşkler vardır ki, ne üzerinde kilitleri vardır; ne de altında temelleri”. Havada duruyor köşk, temelsiz. Normalde de öyle olması lazım, burada Adetullah olduğu için öyle oluyor. Yani mesela dünya, koskoca dünya gökyüzünde tüy gibi gidiyor şu an. Değil mi? Kuş tüyü gibi uçuyor yani ve müthiş bir süratle. Ne aşağıya doğru düşüyor, ne de yukarıya doğru çıkıyor, ne de sapıyor. Biz mesela şu an dev bir otobüse binmiş gibiyiz dünyanın üzerinde. Herkes doluşmuş vaziyette dünya bizi aldı götürüyor topluca. Hem kendi etrafında dönüyor, hem güneşin etrafında dönüyor; hem Samanyolu’nun içerisinde bir tur atıyorlar, hem de Samanyolu ile beraber olduğu gibi topluca gidiyoruz. Cümbür cemaat.
ALTUĞ BERKER: İçi de yanıyor.
ADNAN OKTAR: İçi evlere şenlik zaten. Şimdi geçenlerde de söyledim, bir Amasya elmasını al kabuğunu soyuyoruz, ne kadar, incecik bir kabuğu var değil mi? Şu an dünyanın kabuğu da o kadar ince. İçi olduğu gibi magma, ateş. Yani fokur fokur kaynıyor su gibi. Bildiğin su gibi kaynıyor. Üstünde incecik bir kabuk, elma kabuğu kadar incecik bir kabuk sarmış, biz o elma kabuğunun üzerinde oturuyoruz şu an hep beraber topluca ve akıl almaz bir süratle, müthiş bir süratle, Samanyolu galaksisi ile beraber, cümbür cemaat hep beraber gidiyoruz. Millet evde çek senet hesapları yaparken, orada da böyle olaylar oluyor. Ama insanlar kafalarını genellikle havaya kaldırdıklarında evin tavanını görüyorlar. Halbuki kafalarını bir kaldırsalar, dışarıya çıkıp baksalar gökyüzünü görecekler. Aslında gökyüzü de bir açılmış olsa, insanların kafası tam açılır. Mesela uzaya çıkanlar hep Allah’a iman ediyorlar. Uçsuz bucaksız alemi görünce. Mesela dünya, topluca biz yolculuk halindeyiz, dünya da beraber gidiyor. Gökyüzündeki yıldızlar, taşlar, meteorlar o kadar fazla ki. Yani akıl almaz sayıda fazla. Bakın bir tanesi dünyaya değmiyor. Değenler de buhar oluyor zaten. Allah böyle bir sistem kurmuş. Ama diğer yıldızlar delik deşik, onlar mesela yağmur gibi yağıyor onların üzerine. Her gün milyarlarca ton göktaşı yağmur gibi yağıyor. Ve sürekli delik deşik dikkat ederseniz. Bir tek dünya böyle, huzur içinde gayet sakin gidiyor. Bu tabii biraz düşünülse insanlar tarafından, daha da derin yönlerini görecektir. Mesela biraz daha düşündüğünde bu koskoca alemin beyninin içerisinde şu kadarcık yerde olduğunu görüyor insan. Yani Samanyolu Galaksisi’nin falan tamamının bütün uzayın evrenin şu kadarcık yerde oluştuğunu görüyor kafasının içinde. Magma dolu dünyanın da bu kadarcık yerde olduğunu görüyor. Şimdi biraz daha derin düşünürse daha da değişik şeyler çıkar tabii ama, ben insanlarımızın kaldıracağı kadar kısmını anlatıyorum. Yani biraz daha bu konuyu tam kavradıklarına kani olursam ki, 2012’lerde Allah nasip ederse inşaAllah, Allah ömür verirse, imkan verirse, bir perdeyi daha açacağız. 2012’lerde bir manevi perdeyi daha açacağız. Allah nasip ederse 2017’lerde bir manevi perdeyi daha açacağız. Allah nasip ederse 2021’lerde bir perdeyi daha açacağız ama herhalde bu son perde olacak Allah’ın izniyle. İnşaAllah. Ama bu arada sebebe dayalı olarak biz mücadelemize devam edeceğiz, anlatacağız. Bakın bütün insanlık görüyor yapılan mücadeleyi. Var gücümüzle gayret ediyoruz. Allah televizyonlardan gösteriyor, internetten gösteriyor. Beni hep mücadele içinde görecekler, arkadaşlarımı da mücadele içinde görecekler. Bu yıllarca devam edecek. En sonunda Mehdi(a.s.) zuhur ettiğinde bizim bu mücadelemiz duracak. Ama o zaman başka bir mücadeleye geçeceğiz. Dünyanın imarıyla uğraşacağız. İnşaAllah. Yani Mehdi(a.s.)’ın askerleri olarak bütün dünyanın huzuru ,mutluluğu ve sevinci için uğraşacağız. Akıl almaz bir sürat, akıl almaz bir güzellik, akıl almaz bir kaliteyle bu neticeyi inşaAllah oluşturacağız Allah’ın izniyle. Mehdi(a.s.)’ın zıl ve gölgesi altında inşaAllah.
O’nun kademi altında inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, “ölü toprak kendileri için bir ayettir; Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler”. Mesela dümdüz topraktan, kupkuru topraktan Allah meyve yağdırıyor hallere, İstanbul’a kamyonlarla geliyor. Kuru toprak, Allah yere tahtalar dikmiş, binlerce tahta, ağaç tahta. Tahtaların ucundan meyve fışkırıyor dünyaya. Yani yağmur gibi meyve yağdırıyor Allah. Portakallar, limonlar, üzümler, kavunlar, karpuzlar. Otlardan. Sadece toprağı kullanıyor Allah. Toprağı vesile ediyor, oksijeni vesile ediyor, işte havadaki azotu. Ama görünürde bir tahta var yerde o kadar başka bir şey yok yani. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi. Ey kavmim elçilere uyun dedi”. Mesela 20. ayet bu Hızır (a.s.)’ın ekibinden bu insan, Allah-u Alem, yani Onun talebelerinden. “Sizden ücret istemeyenlere uyun onlar hidayet bulmuş kimselerdir. Bana ne oluyor ki beni yaratana kulluk etmeyecekmişim, siz O’na döndürüleceksiniz”. Bakın “şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi”. Bakın meçhul bir insan. “Ey kavmim elçilere uyun” mesela o devrin elçisine uyun, mesela Mehdi (a.s.)’a uyun diyor birisi, mesela Hızır (a.s.) bu görevi yapacaktır. Sessiz, sedasız insanları Mehdi (a.s.)’a doğru teşvik edecektir ve talebelerinin de bir özelliğidir Hızır (a.s.)’ın. Ama bakın diyorum Hızır (a.s.) Kuran’a göre hareket etmiyor, İncil ve Tevrat’a göre de hareket etmiyor onun kendi şeriatı var, kendine ait özel bir şeriatı var. Ona göre hareket ediyor. Daha öncede söylemiştim iddia edilen ergenekon örgütü Allah’tan korkar gibi hatta daha şiddetli korkuyorlar Hızır (a.s.)’dan. Onu söyleyeyim, acayip korkuyorlar. Çünkü ne zaman, nerede ortaya çıkacağı belli olmadığı için. “Biz orada hurmalıklardan ve üzüm bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık”. Hurmalar salkım halinde sarkıyor, hakikaten bir tahta kocaman bir tahta yerin dibinde. Kıraç böyle, aşırı sıcak ortamda yetişiyor. Hurmalar baklavacı dükkanı gibi, baklava dükkanında bile olmaz öyle yani bedava baklavacı. Toprağa bir tahta saplanmış, pastahane kurulmuş oraya, hazır baklava al ye, acayip lezzetli. “Ve üzüm bağlarından bahçeler kıldık”. Üzüm de öyle, incecik bir sapı oluyor yere, yani kilo hesabıyla salkımlar bir buçuk kilo, bir kiloluk falan sapsarı üzümler sulu sulu, bal gibi tatlı. Sapına bakıyorsun hiçbir şey yok, kuru bir tahta yere girmiş. Hayır garibime su da vermiyorlar. Biliyorsunuz üzümü, o kendi buluyor, yerin altında arıyor yani. Karpuzda da öyle, karpuza da su vermezler, o da kendi bulur garibim böyle arar. Allah’ın dilemesi ile.
SUNUCU: Kısa bir ara veriyoruz. Tekrardan yayınımıza hoş geldiniz. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.)’den biraz hadis okuyayım, Sallalahu Aleyhi Vesellem’in hadislerinden. “Ali bin Ebu Talib (r.a) şöyle buyuruyor: ‘Hz. Peygamber (s.a.v.) uzun bir vasiyetinde bana hitaben şöyle buyurdu’”. Hz. Ali’ye bir şey anlatıyor Peygamberimiz (s.a.v.): “Ya Ali! İman açısından halkın en hayret verici olanları ve yakin açısından da en büyük insanlar Ahir zamanda gelecek olan kimselerdir”. Mehdi (a.s.) ve talebeleri bak “iman açısından halkın en hayret verici olanları” yani müthiş bir imana sahip olacaklar diyor. Hayret edilecek derecede bir imanları olacak “Yakin açısından” yani imandaki derinlik açısından da en büyük insanlar Ahir zamanda gelecek olan kimselerdir. “Onlar Peygamberi” yani beni diyor Peygamber (s.a.v.) kendine hitap ediyor, “görmemiş ve imam da (Hz. Mehdi (a.s.) de) onlardan gizlidir”. Mehdi (a.s.)’ı da henüz görmemişler, yani zuhur etmemiş. “Beni de görmediler” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “beni de görmemiş olacaklar” diyor. “Bununla birlikte onlar beyaz sayfalara nakş olunmuş” yani nakışlarla çok titiz bir çalışmayla “siyah hatlar” siyah harfler, “vasıtasıyla”, yazılı belgelerle “iman ederler”. Yani çok mükemmel kitaplar hazırlarlar diyor, nakışlıdır diyor kitaplar. Bu kitaplar kanalı ile, vesilesiyle iman ederler diyor. Çok güçlüdür imanları diyor, yakinleri de çok derindir diyor. Mehdi (a.s.) zamanında. Artık ne anlarsanız, inşaAllah. (Men La Yehzuruhu'l Fakih, c. 1, s. 269) “Bin yıldan daha eski iskelet kemikleri imam Mehdi (a.s.) ile konuşacaklar”. Fosiller Mehdi (a.s.)’a yardımcı olacak diyor, Ahir zamanda. “Bin yıl ve daha eskisi kemikler” yani kuru kemikler, fosil olarak Mehdi (a.s.)’ın tebliğinde ona yardımcı olacaklar diyor. Onun fotoğrafları belgeleri, bizzat fosilin kendisi. “İmam Mehdi (a.s.)’ın dini tebliğ üslubu öyle olacaktır ki”, yani öyle mükemmel olacaktır ki “insanlar dini” İslam dinini, “kalplerinin derinlerinden kabul edecekler” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani o kadar güçlü iman edecekler diyor. “Ve Allah’a en büyük samimiyetle iman edeceklerdir”. Yani tam bir samimiyetle iman edecekler Mehdi (a.s.) vesilesi ile diyor. “Dinden uzaklaşanlar hoşnutluk ve güvenliğin meskenine geri döneceklerdir”. Yani dinden uzaklaşmış olanlar da yeniden bu hoşnutluk ve güven ortamına, İslam’a yeniden gireceklerdir diyor. Hani vardır ya; bazen dinden çıkmış insanlar oluyor, Darwinist-materyalist olmuş oluyor sonradan, onlar da yeniden İslam’a gireceklerdir diyor, Mehdi (a.s.) vesilesiyle. Yine bir rivayet daha var. “Hz. Mehdi (a.s)’ ın tebliğ yöntemi insanların kalplerinin derinliklerine işleyen, en derinlerine kadar kalplerine işleyecek diyor, Mehdi (a.s.)’ın anlatımı “ve Allah’a en samimi kalpten yönelen türden olacak”. Yani öyle sahtekar Müslüman tipi olmayacak diyor, yani samimi gerçekten inananlar olacak diyor. “Dinden uzaklaşmış olanlar, ibadetlerine tatminkarlığa ve güvenlerine geri dönecekler”. Yeniden dinlerine geri dönecekler diyor, imanını kaybedenler de dönecekler diyor. “Caferi Sadık (a.s.) şöyle buyuruyor”, Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunlarından, Mehdi (a.s.)’in büyükbabalarından “adeta Kaim’i”, Hz. Mehdi (a.s.)’ı “görüyor gibiyim ki, Peygamber (s.a.v.)’in altın mühürle mühürleşmiş sözleşmesini cebinden çıkarıyor, mührünü açarak onu insanlara okuyor”. Yani Mehdi (a.s.)’ın, Peygamberimiz (s.a.v.)’in altın rengindeki mührünü kullanacağını söylüyor İmam-ı Caferi Sadık. Altın rengi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mührü. Ebu Basir şöyle der: “İmamı Muhammed Bakır veya İmam Cafer Sadık aleyhisselam’dan naklen: Ona, Hz. Mehdi (a.s.)’a, imameti veren, ona ilim ve kitaplar verecek ve onu kendi başına bırakmayacak”. Bak “ona, Hz. Mehdi (a.s.)’a imameti veren” Cenab-ı Allah, “ona ilim ve kitaplar verecek”. Yani kitap basmasını, kitap hazırlamasını sağlayacak Cenab-ı Allah diyor. “Ve onu kendi başına bırakmayacak”. Ona yardım edecek diyor. “Şu muhakkak ki Ahir zamanda mağrib memleketinin en uzak mevkiinden Hz. Mehdi (a.s.) denilen bir zat çıkacak”. Ki mağrib memleketin en uzak noktası İstanbul’dur. İstanbul, Edirne buralar yani inşaAllah, ki şehir olarak da İstanbul’dur zaten. “Ve en ön tarafında kırk mil mesafe olarak yardım görecektir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın bayrakları beyaz ve sarıdır. İçinde çizgiler bulunur, bayraklarında Allah’ın ism-i azamı yazılmıştır. Onun bayrağı altındaki hiçbir birlik mağlup edilmez”. “Bayrakları beyaz ve sarıdır”. Kitaplarının beyaz sayfalarına ve orada kullanılan sarı sayfalara dikkat çekilmiş. “İçinde çizgiler bulunur” diyor. Kitabın içinde olur çizgiler biliyorsun, köşe çizgileri. “Bayraklarında Allah’ın ism-i azamı yazılmıştır”. Allah’ın adı geçer diyor. Bu kitaplar nereye giderse etkili olacak inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ın hakimiyeti Allah’ın tüm yarattıkları hakkındaki delillerdedir. Bunlar öyle çoktur ki, onun, Hz. Mehdi (a.s.)’ın delilleri bütün insanları üzerinde galip gelecek”. Yani Mehdi (a.s.)’ın tartışması durumunda mutlaka ezecek Mehdi (a.s.) diyor hadiste. Yani onunla kimse tartışamayacak. Mutlaka galip olur diyor. “(Çok etkili olacak, hakim olacak) ve kimsenin ona karşı getirecek bir gerekçesi (nedeni) olmayacaktır”. Yani delil getiremeyecekler diyor. Mehdi (a.s.) (a.s.) delil isteyecek, varsa deliliniz getirin diyecek diyor hadiste, kimse de getiremeyecek karşı delil diyor ve mutlaka yenecek diyor. (Kitab-ül Gaybet, [Bihar-ul Envar, cilt 51] Muhammed Bakır el-Meclisi’nin yine eseri sayfa 70) “İmam-ı Sadık diyor ki: Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) belli bir giysi giydiğinde Peygamber (s.a.v.)’in altın mühürle mühürlenmiş mektubunun (kitabının) mühürünü çıkartarak (kapağını açarak), insanlara yüksek sesle okuyacaktır.)” Yani kitabında Peygamberimiz (s.a.v.)’in mührü bulunacak diyor. Altın mühür, hadis . “Muhammed İbn-i Sinan'dan, Emir İbn-i Şamir’den, Cebir'den, Ebu Cafir (a.s.)’den rivayet edilmiştir: ‘Yüce Allah’ın Kitabı hakkındaki bilgisi,’” Kuran hakkındaki bilgisi,” “ve O’nun elçisinin (s.a.v)’in sünneti Mehdimiz(a.s.)’ın kalbinde bir bitkinin en güzel şekilde büyüyüp yetişmesi gibi gelişir”. Yani müthiş bir hadis yorumlama ve Kuran’ı yorumlama gücü olacak diyor ve kalbinde gelişecektir diyor, Mehdi (a.s.) için. “Ebu Basir der ki: İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurduğunu duydum: ‘Buyurdu ki: Hz. Mehdi (a.s.) (a.s.) kıyam ettiğinde Resulullah (s.a.v.)’ın yolundan gidecektir. Yalnız o (Hz. Mehdi (a.s.)) Resullullah (s.a.v.)’ın eserlerini açıklayacaktır’”. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ahir zaman’la ilgili hadislerini, diğer hadislerini insanlara bildirecektir, anlatacaktır diyor. “Çarşı ve pazarların çökmesi, alışverişin durması ekonomik kriz Kıyamet alametlerindendir. “Dedim ki ‘Pazarların tekarubu ne demektir?’ Şunlardır: Herkesin az kazançtan yakınması”. Hiç kazanamıyoruz, paralar bitti, işte perişan durumdayız demesi. Ebu Hüreyre (r.a.)’ dan geliyor, Kıyamet Alametleri isimli eserden. “Ticaret ve yolların kesildiği, fitnelerin çoğaldığı zaman” Mehdi (a.s.)’ın çıkışı yani ticaretin kesilmesi. Şu an her yerde ekonomik kriz var, değil mi? “Biz o şahsı, (Hz. Mehdi (a.s.)’ı) aramak için geldik” diyor alimler. Diyorlar ki, fitneler onun eliyle sönebilir. Yani bütün dünyadaki fitneleri o söndürebilir. “Konstantiniyye (İstanbul) onunla feth edilir”. Manen İstanbul’u fethedecektir diyor. “Mehdi (a.s.) çıkmadan önce milletler arasındaki ticaret ve yollar kesilecek insanlar arasında fitneler çoğalacaktır”, El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar. “Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun ortaya çıkışından önce piyasanın durgun olması kazançların azalması olacaktır” Kıyamet Alametleri. Demek ki büyük bir olay ki bu, hadislerde bu kadar çok belirtilmiş, ekonomik kriz. Yani gücü çok yüksek bir şey olacak demek ki. “Herkesin az kazançtan yakınması paraları için zenginlerin saygı görmesi olacaktır” diyor, Mehdi (a.s.) devrinde. Kıyamet Alametleri sayfa, 146. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti bunlar”. İmam Sadık (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Hz. Mehdi (a.s.); ‘Ey benim temsilcilerim, özel dostlarım, ben zuhur etmeden Allah’ın bana yardım etmesi için yeryüzünde hazırladığı kimselere itaat ederek bana gelin’ der. Yeryüzünün doğu veya batısında mihrap veya yataklarında olduğu halde İmam Mehdi (a.s.) (a.s)’ ın sesini herkes işitir” diyor. “Yatağında işitir insanlar Mehdi (a.s.)’ın sesini” diyor. Bak, “mihrap veya yataklarında olduğu halde”. Mesela “uzandığı yerde duyar” diyor. Radyodan ve televizyondan yahut internetten. “Hepsinin kulağına gider. Hepsi ona doğru hareket ederler. Çok geçmeden göz açıp kapatıncaya kadar hepsi huzuruna varırlar”. Uçağın ve diğer vasıtaların da süratine dikkat çekiliyor Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde. “Mehdi (a.s.) zamanında insanlar yerin yedi katına da, göğün yedi katına da, ulaşmış olacaklar”. Uzaya çıkacak insanlar diyor, Mehdi (a.s.) devrinde. Bak “göğün yedi katına da çıkacaklar” diyor. Yere de biliyorsun sondajla giriliyor. “Yerin katmanlarına da girecekler” diyor hadiste, “göğün katmanlarına da delip çıkacaklar” diyor. Bu oldu mu? Oldu değil mi? “Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri bütün dünyayı dakikalar içerisinde kat etme gücüne sahiptirler”. Yani uçakla dünyanın bir yerinden bir yere gideceklerdir diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) için kainat avucunun içi kadar açık olacak”. Yani avucunun içinde teknik alet ne var öyle avucunun içinde görüntü gösteren, dünyanın oradaki buradaki görüntülerini gösteren?
ALTUĞ BERKER: Cep telefonu var.
ADNAN OKTAR: Cep telefonu var, Ipod’ lar var değil mi? Evet, küçük bilgisayarlar var. “Dünyadaki hiçbir şey Mehdi (a.s.)’nin talebelerinden gizli kalmayacak”. İnternete girdiler mi, hepsini öğrenecekler, bilecekler inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) zamanında doğudaki bir Müslüman, batıdaki Müslüman kardeşini hemen görebilecek, batıdaki de doğudakini görebilecek”. Nasıl oluyor bu? İnternet, televizyon değil mi? Yahut görüntülü telefon. “Kaim (a.s) (Hz. Mehdi (a.s.)) kıyam ettiğinde her memlekete bir sefir gönderecek”. Her yere talebelerini gönderecek. Dünyanın her yerine. “Her bir sefire şöyle buyuracak, ‘senin ahdin elindedir. Anlamadığın bir durumla karşılaşır ve hüküm vermekte zorlanırsan,’” yani bir konuda karar vermek de zorlanırsan “eline bak, elinde yazanı uygula”. İnternetle sana bildireceğim diyor Mehdi (a.s.). Sen de oradaki bilgiyi uygularsın diyor. Nasıl hadisler? Mucize değil mi? Tabii. Nitekim mesela biz de öyle çocuklar bir şeyi merak ediyor, Çin’de oluyor bizim çocuklar, arıyorlar. “Hocam bir şey soracağız” diyorlar. Bilgisayarla gönderiyorlar, cep telefonundan hemen anında cevap veriyoruz. Bak biz Mehdi (a.s.) öncüsü olarak uyguluyoruz bunu. Başka yerde oluyorlar. Anında, yani saniyesi saniyesine uygulanıyor. “İşler ehline, Mehdi (a.s.)’a emanet edildiğinde”, bak “işler ehline” yani Mehdi (a.s.)’a “emanet edildiğinde Yüce Allah onun için dünyanın en alçak bölümünü yükseltecek. En yüksek yerini de alçaltacak”. Yani dünyanın her yerini görebilecek hale gelecek diyor. Şu an uydudan dünya izleniyor biliyorsunuz, televizyondan baktığımızda hepsi dümdüz görünüyor. En alçak yeri de görebiliyoruz. En yüksek yeri de görebiliyoruz. Hatta arabalara evlere kadar görebiliyoruz. Değil mi? İyice yaklaştırıldığında. Uydu kanalıyla. “Öyle ki tüm dünyayı avucunun içini gördüğü gibi görecek” Mehdi (a.s.), “içinizden hanginizin avucunun içinde bir saç teli olsa onu göremez?” Yani en ince detaylara kadar görecektir. Saç telinden kasıt o. Şu anda da öyle değil mi? Baktın mı, en ince detayına kadar görülüyor. Arabalar, evler her şey görünüyor. İnşaAllah. Evet. “Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde Allah iman edenlerin üzerine öyle bir görme ve işitme güçleri tecelli ettirir ki” diyor bakın, “arada bir postacı olmadan Hz. Mehdi (a.s.) bulunduğu yerden tüm dünyaya seslenir”. Mehdi (a.s.) oturduğu yerden bütün dünyaya seslenir diyor. Nasıl olur bu? Televizyon, uydu yayın, radyo veya internet, değil mi? “Onlar da onu duyar, hatta görürler” diyor. Bakın sırf radyo yayını değil. Televizyon yayını da, internet yayını da ona dikkat. Hatta görürler, Muntakab el Ezhar, sayfa 483. Bu kitaplardan normal olarak 1000 sene önce 1200 sene önce basılmış hazırlanmış kitaplar. Bakın aradaki harikaya. Değil mi? Yani 1000 yıl geçmiş 1200 yıl geçmiş. “İmam (a.s) (Hz. Mehdi (a.s.)) dünyanın doğu ve batısını (manen) fethedip İslam'ı (İslam ahlakını) dünyanın dört bir yanına egemen kılacaktır”. Her yere, dünyaya hakim edecek. Dört bir yana. Kuzey, doğu, batı, güney, her tarafa. “Allah-u Teala insanlara öyle bir güç verecek ki, herkes olduğu yerde, evinde oturduğu yerde veya sokakta, onun (Hz. Mehdi (a.s.)'nin) sözlerini duyacak her yere naklen yayın olacak diyor. 1200 yıllık eserlerde geçiyor. “Ve İmam (a.s) İslam'a hayat verecektir”. İslamiyete hayat verecektir diyor. “Şüphesiz ki Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) zamanında bir Mümin doğuda olsa batıda olan kardeşi kendisini görür”. Yani çok rahat birbirlerini görebilecekler diyor. “Hakeza, batıda olsa doğuda olan kardeşini görür”.
“İkdu’d-Durer’de der ki: Bu ses büyün yeryüzüne yayılacaktır. Her kavim kendi dilinde duyacaktır”. Demek ki tercüme edilecek konuşmalar. Yani Mehdi (a.s.)’nin konuşmaları tercüme edilecek. Çeşitli dillerde tercüme edilecek, insanlar da herkes kendi dilinde duyacaklardır diyor. Bu da ayrı bir mucize. Değil mi? Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman. Ehl-i sünnet alimlerinin en önemlilerinin hazırladığı eserler bunlar. Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, sayfa 201. “Semadan, arz ehline samil olan bir ses ki, herkes bu sesi kendi lisanında işitir”. Tercüme edilir diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) doğu ile batı arasındaki şeyler hakkındaki tüm sorulara cevap verir”. Yani doğudan, batıdan insanlar ona soru gönderir diyor dünyanın her tarafından, o da onlara cevap verir diyor. Nasıl olur bu?
SUNUCU: Yine yayın aracılığıyla.
ADNAN OKTAR: Değil mi? İnternetle olur, televizyon yayını ile olur, radyo yayını olur. Bakın onlar soruyu çok rahat gönderiyor. Hadise dikkat edin. O da sorulara çok rahat cevap veriyor oturduğu yerden. 1000 yıl, 1200 yıllık hadis kitaplarında bunlar yazıyor. Yani apaçık mucize değil mi bunlar? Değil mi?
Beril Allah-u alem soru sormak için can atıyor gibi bir hali var. Tamam haydi sor.
SUNUCU: Filiz Ünler sormuş. “Selam’ın aleyküm Hocam. Yayınlarınızı pür dikkat takip ediyoruz”.
ADNAN OKTAR: Ve aleyküm selam.
SUNUCU: “Size tüm kalbimizle inanıyoruz. Hatta öyle bir hale geldik ki, böyle bir hayattan tek beklentimiz, odaklandığımız tek nokta Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa(a.s.)’ın gelmesi. Bir de İslam’ın dünyaya hakim olması. Bir de Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın kaç yaşlarında olduklarını merak ediyoruz”.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) hakkında şöyle söyleyeyim; Mehdi (a.s.) 1979’da çıktı Bediüzzaman’ın izahına göre, hadislere göre ve Suyuti’nin 8 tane hadisine göre çıkmış olması gerekiyor. Çıktığında 30-40 yaş arasında olacağı söyleniyor hadiste. Haydi 30 desek, hesap et şu an nasıl olmuş olur? Kaç yaşında oluyor yaklaşık?
ALTUĞ BERKER: 50’ler. 50’li yaşlar.
ADNAN OKTAR: Evet. Yaklaşık evet. Hz. İsa (as) da benim kanaatim, Allah-u alem 2003 gibi, 2002 veyahut 2003 gibi vazifeye başlamış olması gerekiyor. O da o zamanlar 33 yaşında başlamıştı görevine. O zaman o da kaç yaşında oluyor şu an?
ADNAN OKTAR: Yaklaşık. Evet ama zuhurunda da o da 50 yaşında falan olacak yani inşaAllah yani zuhur ettiğinde. Ama genç. Yine aynı, aynı güzelliğiyle. Onlar kolay yaşlanmazlar Peygamberler. Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatında saçında 15-20 tane beyazlık vardı. Çocukluğundaki ter-ü tazeliği duruyordu. Cildi böyle pamuk gibi böyle pembe beyazdı. Çocuk cildi gibiydi Peygamberimiz (s.a.v.)’in cildi. Hiç bozulmadı. Çocukluğundaki o tatlılığı, güzelliği, masumluğu olduğu gibi duruyordu. Sakalına hiç dokunmamıştı Peygamberimiz (s.a.v.). Çocukluğundan itibaren dokunmamıştır ve inceydi sakalı. Sürekli tıraş edilmeyen sakallar daha ince olurlar. İnce, böyle yumuşak, güzel bir sakalı vardı Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Yaşını anlamak mümkün değil bakıldığında. Hatta hanımlarıyla yakalamaca oynuyordu. MaşaAllah. Çok neşeli Peygamberimiz (s.a.v.). Tabii, çok cana yakın, çok sevecen, çok muhabbet ehliydi. Son derece affedici ve acayip şefkatli. Mesela öfkelenme hiç yok. Yani kızma, bağırma, çağırma mümkün değil. Mesela en sinirlenilecek şeye bile son derece şefkatli ve güzel karşılık veriyor. Sırf o yüzden çok fazla iman eden var. Mesela Hz. Hamza (r.a)’ın, o mübareğin Hz. Vahşi (r.a.) çıkarttı ciğerini yedi artık yani adam. O kadar gözü dönmüş. Şehit etti. Peygamberimiz (s.a.v.) onu affetti. Affetmesini istedi Peygamberimiz (s.a.v.)’den ki Hz. Hamza (r.a.)’ı canı gibi sever Peygamberimiz (s.a.v.). O kadar çok seviyor ama onu affetti. Son derece şefkatli. Tabii. Hz. Vahşi (r.a.) de bayağı yaman çıktı sonra maşaAllah. Bayağı hizmet etti inşaAllah. Her şeyde öyle affedici. Kırılma, sinirlenme, öfkelenme hiç yok. Bir de utangaç bizim Peygamberimiz (s.a.v.). Kuran’da da geçer. Çok utangaç. Yani hiçbir şekilde söyleyemiyor o tip şeyleri. Mesela utanacağı bir şey olduğunda söyleyemiyor, Allah vahiyle bildiriyor, o zaman söylüyor. “Sen çekiniyordun insanlardan” diyor Allah ayette. Mesela evine geliyorlar, utandığından söyleyemiyor. Mesela kalabalık oluşturuyorlar, yemeğe geliyorlar sahabeler. Gidin diyemiyor veyahut zor durumda kalıyorum diyemiyor. Vahiyle Allah bildiriyor, o zaman söyleyebiliyor. Utanıyor. Yani yüzü kıpkırmızı oluyor böyle. Çok utangaç, mahcup tabiatlı Peygamberimiz (s.a.v.). Yani ahlakı çok yüksek bir insan. Çok nezih. Müthiş cesurdu biliyorsunuz. Ama bir amansız kuvveti vardı. Bilmiyorum biliyor musunuz? Peygamberimiz pehlivandır aynı zamanda. Biliyorsun değil mi? Yani kahredici güce sahiptir bedenen. Geniş omuzlu ve kolları falan çok kalındır Peygamberimiz (s.a.v.)’nin. Hz. Ali (r.a.) de öyleydi. Sallallahu aleyhü vesselam biliyorsunuz oranın en ünlü baş pehlivanı meydan okudu haşa. Gel güreşelim dedi. Eğer beni yenebilirsen dedi ki, baş pehlivan. Yani acayip kuvvetli. Yani yenmediği adam bırakmamış. Beni yenersen ben iman edeceğim dedi. Tutar tutmaz Peygamberimiz (s.a.v)vurdu böyle. Yakaladığı gibi anında yapıştırdı sırtını yere. Bu olmadı falan dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) bir kere daha. Yenilen pehlivan güreşe doymaz derler ya. Tabii, Hz. Ali (r.a.) de öyle. Yani kahredici güce sahipti. Acayip kuvvetliydi maşaAllah. Ömer (r.a.) de öyle. Yani bu bilinmiyor mesela. Bedenen akıl almaz güce sahipler. MaşaAllah. Çok kuvvetliydiler. Hz. Ömer (r.a.)’in de cesareti çok şeydi yani. Müthiş delikanlıydı Hz. Ömer (r.a.). Acayip yamandı maşaAllah. Yani yiğitti. Hz. Ali (r.a.) de öyle. Yani müthiş cesurdu.
ALTUĞ BERKER: Kale kapısını tek başına indiriyor Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yeniden kaldır demişti, bir dahaki sefere kaldıramamıştı. O anda o adrenalinle kaldırıyor inşaAllah.
Allah’ın varlığını inkar etmek daha önce bir modaydı Türkiye’de. Biraz yaygındı. Özellikle bir kısım züppelerin önceliğinde ve önderliğinde bu olaylar oluyordu. Yani onlar bu işlerde daha aktiftiler. Sonradan akılcı düşündüklerinde insanlarımız Allah’ın varlığını apaçık gördüler. Çok net varlığı çünkü. Önce bir yüzeysel iman ettiler. Bir de baktılar ki hakikaten derinliğine bir iman gerçek. Hakikaten var, denilenler doğru ve gittikçe bu güçlenmeye başladı. Özellikle bizim anlatımımızla insanlarda derin ve samimi bir iman gelişti. Mesela Cübbeli Ahmet diyor ki; “fazla düşünmeye gerek yok” diyor. “Biz” diyor, “koca karı imanı olsa bize yeter” diyor. Mesela bu çok tehlikeli bir durum. Yani tabii zaten üslup da acayip yani. Koca karı deyince benim aklıma gelen çok acayip bir söz. Yani öyle bir şey denmez ama yani şuursuzca, böyle fazla düşünmeyen, araştırmayan, okumayan, yani tamam inandım deyip bitiren bir düşünce. Yani Aynel yakin bile değil benim anladığım bu üslup. Çünkü makbul olan Aynel yakin, Hakkel yakin imandır. Yani tepmez, devrilmez, yıkılmaz bir iman gerekir. Kocakarı imanı dediği iman, iki tane züppe ile karşılaşırsa anında yıkılacak bir imandır. Yani bu insanlar zaten cehalet muhafaza edebiliyorlar o zaman, çok cahil kalarak, yani hiçbir şey okutmayarak, izole ederek, kimse ile görüştürmeyerek, yani hiçbir kitabı okutturmayarak muhafaza edebiliyorlar. Kardeşim öyle iman olur mu? Adam Marks’ın kitabını alacak böyle pençesinin içerisine, değil mi? Savurup atacak. Darwinist kitapları savurup atacak. Adam korkuyor, Darwinist kitapları okumaya korkuyorlardı daha önce, yani bu Türkiye’nin bir gerçeğiydi. Bakın Darwinizm ile ilgili kitap okuyamıyorlardı millet imanımı kaybedeceğim diye. Şimdi yılanla oynar gibi oynuyorlar, değil mi? Parmaklarının arasında oynatıyorlar böyle tıkır tıkır değil mi? Dalga geçiyorlar. İşte biz vesile olduk, Allah bizleri vesile etti. Ben biliyorum lise yıllarında, ödleri kopuyordu, kimse okuyamıyordu. Mesela Komünist kitapları falan da okuyamıyorlardı, imanlarını kaybetme korkusu ile. Eline dahi, düşünemiyordu dahi. Ama şimdi, hepsinin bir hurafe olduğunu, toz toprak olduğunu anladılar. Çünkü ta kalelerinin içine girdik, ta ciğerine girip, kalbinin içinde patlattık. Kalbinin içini parçaladık yani. Dolayısı ile içine girilmedik hiçbir dehliz, karanlık mağara, hiçbir şey kalmadı. Satanist dedik, gel arkadaşım buraya gel, hemen beş dakikada çözdük. Darwinist, bak dedik şakır şakır al sana 350 milyon fosil, bir tane de sen bize fosil getir dedik, bulamıyorum arkadaşım dedi, bitti dedik o zaman konuşmana gerek yok, değil mi? Bir protein yapabiliyor musun dedik, yapamıyorum dedi. Nasıl olur bu dedik, uzaylılar yaptı dedi. Kardeşim iyi saatler olsun dedik biz de yani. O uzaylılara girdi mi olay artık, değil mi? Artık habala hübele falan, artık arkasından huni muni falan devreye girebilir böyle olaylarda, Allah esirgesin. Ne demek uzaylı? Uzaylının hücresini kim yapıyor? Proteinlerin kim yapıyor, değil mi? Bıraksınlar bunları. Söke söke, en ince yerlere kadar, böyle kılcal damarlarına kadar girip, her yerde parçaladık. Şu an millet göğsünü gere gere imanını anlatabiliyor. Bunu hangi çapta yaptık? Bütün dünya çapında yaptık. Sayımız çok mu? Az. Ama kemiyet mi, değil mi, keyfiyet mi, değil mi? İllaki keyfiyet, kalite. Atom bombası da bir tanedir ama, bütün şehri yok eder, değil mi? Biz atom bombası özelliği taşıyoruz. Hacmimiz küçük, etkimiz çok büyük. Dilden dile yayılıyoruz böyle, yani etkimiz öyle oluyor inşaAllah. Makbul olan da budur. Ama klasik anlatanlar, onlar olabilir, onlar anlatsınlar, onlar bir şey değil. Ama asıl imanı ayakta tutan yön Hakkel yakin imanın araştırılmasıdır. Yani tahkik ederek, kesin inanarak, net delilleri ortaya koyarak ve karşı tarafın bütün delillerini parçalayarak tertemiz bir zeminde samimi imandır. Bizim yaptığımız budur. Ve nokta-i istinad olduk çok şükür, elhamdülillah. Yani mesela bir insan biri ile tartışacak olursa, bize dayanarak, sırtını bize dayayarak mücadele yapabiliyor. Dünyanın her tarafında, mesela her meydan okuyan, hani derler ya, benim babam var gel bakayım babamla tartışabiliyor musun gibisinden, o tarzda. Hani küçük çocuklarda oluyor, gel sen benim babamla tartış falan derler, o tarzda bütün dünyada nokta-i istinad olduk. Yani nokta-i istinad olmak çok önemlidir. Gizli bir güçtür nokta-i istinad. Yani oraya adam sırtını dayar, ondan sonra kendi düşüncesini alır, vurur indirir. Ama mutlaka sırtını dayayacağı bir yer olması lazım. MaşaAllah, elhamdülillah, geçenlerde Sungur Ağabey’e gittiğimizde “Sedd-i Zülkarneyn gibisiniz maşaAllah” dedi. “Sizi aşıp bize gelemiyorlar artık” dedi. “Yani ilk saldırıldığında, size saldırıyorlar” dedi. Sizi de aşamadıkları için dedi, hisarın bu tarafında da biz olduğumuz için dedi, bize gelemiyorlar dedi, Allah’a çok şükür dedi. Mesela çok, ben bunu söylememiştim, ilk defa söylüyorum. Aslında biraz da, bu kadar bunlar da sır da sayılmaz yani, ne güzel bir söz söylemiş Hocamız değil mi? Bunun gizlenmesine gerek yok. Ben bunları biraz da, bu tip şeyleri sır gibi tutmak istiyorum ama gerek var mı bilmiyorum? Gerek yok, ne güzel bir söz. Bak “Sedd-i Zülkarneyn oldunuz” diyor. Yani “Zülkarneyn Seddi oldunuz küfre karşı” diyor. “Sizi aşamıyorlar” diyor. Asla aşamazlar, asla Allah’ın izni ile. Çelik kale gibiyiz. Arıyoruz zaten, diyoruz adama, gelin kardeşim tartışalım diyoruz, para teklif ediyoruz artık adama, gel bak para vereceğiz diyoruz, gel bizimle yeter ki tartış, bunu da kabul etmiyorlar. Bak o elma yanak Dawkins’e Yiğit Bulut, Habertürk tanıyorsun? Teklif etmiş, para teklif etmiş, para vereyim demiş, gel tartıştıracağım Adnan Hoca ile seni demiş, buraya getireceğiz Türkiye’ye. Asla kabul etmemiş. Paramparça edeceğimi biliyor. Yani darmakeşan olur. Yani defa ilk yumrukta nakavt olur, yani ilmi yumruk tabii. Yani Lemeçev gibi, yani vurdum mu oturttururum yani. Zaten fazla değil, 10 dakikasını istiyorum, başka bir şey yok yani. 10 dakika dayanamaz. Gidiyor ilkokul çocukları ile, ortaokul çocukları ile falan, elma yanak, kiraz dudak böyle pür neşe. Hayır şaraptan böyle rengi gelmiş. Yaradığından değil de, cilt damarlarını, biliyorsun cilt altı damarlarını parçalıyor o, bir kırmızı renk meydana getiriyor, bütün her yer hoşaf gibi olmuş böyle. Acayip neşeli bir tip. Kardeşim dedik, nezakette, saygıda, hürmette hata yapmayız. Ben biliyorsunuz zaten çok nezaketli insanım. “En iyi otellerde seni ağırlayacağız” dedik, “gel” dedik, yok. “Ağababan varsa başka tanıdığın falan onu gönder” dedik, ona da olamaz diyor. Kardeşim ne istiyorsunuz o zaman? Evet Demirel’in çok güzel sözü var, daha önce anlatmıştım. Demirel’e o 12 Eylül darbesinden önce dedi ki, “bırakın” dedi, “hükümeti ben kurayım” dedi Demirel. “Bunu kabul etmiyorlar” dedi, yani hükümeti kurmasını kabul etmiyorlardı. “Siz koalisyon kurun” dedi, o şekilde olsun dedi. “Onu da kabul etmiyorsunuz” dedi. Ondan sonra üç alternatif sundu, yani onlarla birlikte koalisyon kurmak, hep birlikte koalisyon kurmak veyahut onların ayrı koalisyon kurması, yahut kendisinin desteklenmesi. “Ne istiyorsunuz” dedi hemen böyle. Ertesi gün de 12 Eylül darbesi oldu. Vardır bir hikmeti yani sözünün de. Ben Demirel’i aslında çok sevimli insan yani. Bir kısım insanlar onu böyle antipatik buluyorlar ama çok yamandır yani, bayağı akıl almaz zekidir.
SUNUCU: Kelimelere çok hakim.
ADNAN OKTAR: Genel kültürü falan dehşettir, yani böyle insan üstü diyebilirim yani. Akıl almaz hafızası var. Ta bilmem ne köyünde, bilmem muhtarının oğlunun askere gidip gitmediğini, hepsini biliyor. Yani böyle inanılır gibi değil. Halen de öyle maşaAllah yani hiç yaşlılık etki etmedi yani, maşaAllah. İnsandır, tabii hataları olabilir, yanlışları olabilir, onlar ayrı mesele ama, yani bu yönü hakikaten takdire şayan. Ama eksik, yanlış yönleri var tabii, tarih içersinde bu inkar edilecek gibi değil. Onlar ayrı değerlendirilecek konulardır inşaAllah. Ama çok ilginç sözleri var. Biz, ben o sıralar, o zamanlar çocuktum falan, yani Demirel çıktığında televizyona, hiç kaçırmazdım böyle onun konuşmalarını. Büyük bir titizlikle dinlerdim. Kelimesi kelimesine de aklımda kalırdı yani böyle. Bütün yüzündeki ifade falan, hepsi duruyor aklımda, inşaAllah.
Evet, kardeşlerimiz, o sevimli genç kız ne demişti? Biz dedi, Mehdi (a.s.)’ın yaşını merak ediyorum, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini bekliyorum. Ama bekleme, sadece bekleme olmasın işte. Yani genel kültürlerini arttırsınlar, bilgilerini arttırsınlar, internette siteler kursunlar, Mehdi (a.s.)’ı seven, Hz. İsa (a.s.)’ı seven kişiler ile bağlantı halinde geçsinler, ama menfaat istemesinler. Bak bu çok tehlikeli bir şeydir. Mesela biz, yani samimi oldun mu, ertesi gün ya para istemeye kalkıyor, ya bir çıkar istemeye kalkıyor. Kardeşim, bu olmaz böyle ayıptır. Bu şekilde olmaz. Yani sevginin, dostluğun karşılığı hemen para isteme şeklinde olamaz. Velev ki olsa bile, o kişiden, o gönlü istiyorsa zaten onu yapar. Ama para teklif etmek, yahut bir çıkar istemek dostluğu zedeler, bu güzel değil. Yani zaten güzel ahlaklıysa o insan, elinde de fazla bir imkanı varsa, zaten senin sormana gerek yok, onun ibadet olduğunu bilir zaten, değil mi? Yani zaten Allah rızası için dağıtacaktır. Ama birçok insan vardır mesela kendini zengin tanıtır ama fakirdir, yani bir şeyi yoktur, yani öyle göstertir. Hatta ayette de var. “Siz onları varlıklı zannedersiniz” diyor, değil mi ayette? Ama yok yani. Onun için çok mahcup edici olur. Şimdi istediğinde de, insan hakikaten mahcup oluyor, yani var da ona ihsan etmiyor gibi olmuş oluyor ve gereksiz bir gerilime sebep olmuş oluyor. O yüzden, yani dostluklarda hemen bir çıkar sağlama olmaması lazım, sadece Allah’ın rızasının peşinde olmak lazım. Mümin, muttaki bir insan zaten onu düşünür. Yani kendinden olan ihsan güzeldir. İstenerek olan güzel değildir. O rahatsızlık verir. Yani dostluğu zedeler onlar. Çünkü reddettiğinde, yani yok dediğinde, insan mahcup olur ve aralarında gereksiz bir şey olur. Yahut kuşkuya da sebep olur. Karşı taraf da zanneder ki, yani var fakat kasten ihsan etmiyor zannedecektir. Risklidir yani, bundan kaçınmak gerekir.
Evet, bütün milletimize, bütün kardeşlerimize, bütün bizi izleyen muhteremlere Allah hidayet, samimiyet, derin ilim versin. Türk İslam Birliği için mücadele etmeyi bütün milletimize nasip etsin. İnsanlarımızın birbirini sevip koruyup, kollamalarını nasip etsin. Kötülerin kötülüğü gidersin Allah. İyilerin iyiliklerini arttırsın. İyilerin sevilmesini sağlasın Allah. Kötülerin etkisini ortadan kaldırsın, inşaAllah. Hasta olanlara sağlık sıhhat versin Allah. Mutluluk, sevinç versin inşaAllah. Yakın bir zamanda inşaAllah Türk-İslam Birliği’ni göreceğiz ama aşk ile şevk ile birbirimizi destekleyeceğiz ve koruyup, kollayacağız inşaAllah. Kuşkudan, şüpheden, vesveseden de Allah bizleri korusun. Hüsnü zan sahibi olmamızı sağlasın Allah inşaAllah.
Tamam peki bugün de herhalde bu kadar anladığım kadarı ile inşaAllah.
SUNUCU: O zaman kapanışa geçerken hatırlatmalarımızı tekrardan yapalım. Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinde Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren Harunyahya.tv sitesinden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Şu anda da Harunyahya.tv sitesinden yayınımız devam edecek. Geç vakit, 12’den sonra devam edeceğiz, onu da söyleyelim. Her gün var zaten, bugün de var.
SUNUCU: İyi geceler.
Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...