SUNUCU: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz. Bu akşam da Harun Yahya.tv sitesinde sizlerle birlikteyiz. Yanımda değerli konuklarım Adnan Oktar ve Altuğ Berker var. İyi akşamlar sizlere de.
ADNAN OKTAR: Hayırlı akşamlar efendim.
SUNUCU: Elimde üç tane soru var. Bir tanesi ile başlıyorum ben. Çok kısa bir soru ile başlıyorum. İzleyicimiz Kadir Yaman, “Hak düzeninin gelmesi ne kadar sürecektir? Hz. Mehdi (a.s.)’ı beklemek bunun için şart mıdır?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Tabii ki şart değil. Yani ben mesela Mehdi (a.s.)’ı görmedim, konuşmadım. Ama gayretimi görüyorsunuz. Geceli gündüzlü gayret ediyorum. İnternette olsun, televizyonlarda olsun, kitaplar olarak çalışıyorum. İslam’ın dünyaya hakim olması için gayret eden herkes, adım adım Mehdi (a.s.)’a doğru yaklaşır zaten. Yani İslam için hareket eden insanlar, her adımında Mehdi (a.s.)’ın evine doğru yol alırlar ister istemez. Mesela 300 adım attığında 300 adım sonra bir de bakarız ki Mehdi (a.s.) ile karşılaşmış. O yüzden, samimi gayret içinde olanın Mehdi (a.s.)’ı aramasına da gerek yok. Mehdi (a.s.) zaten onu bulur, o da Mehdi (a.s)’ı bulur. Yani mecburen kaderde yolları kesişir. Çünkü Allah diyor, bakın Kuran ayeti var;“dünyanın neresinde olursanız olun, Allah sizi birleştirir”diyor. Bak, “dünyanın neresinde olursanız olun, Allah sizi birleştirir”. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’ı anlamamak mümkün değil. Ben mesela Bediüzzaman’ın zamanında olsam Said Nursi’nin zamanında olsam asrın müceddidini benim anlamamam mümkün olmazdı. Ancak anlamazlıktan gelinebilir. Yani asrımızda da Mehdi (a.s.)’ın anlaşılmaması diye bir konu olmaz. Mehdiyetin şartlarını, alametlerini bilen bir kişinin “Mehdiyeti ben fark etmedim” demesi mümkün değil bence. Fark ederler. Tabii yani, bir gölge, bir ışık, bir nur bütün dünyayı kaplamış halde bu görülüyor. Zaten soru soran kardeşlerimizin de vicdani kanaatlerinde ciddi bir gelişme var. Bu görülüyor. Ama ben olsam mesela ne yapardım? Yani halktan bir insan olsam ne yapardım? Önce çok derin bir iman için gayret ederdim. En hayati konu budur. Allah’ı çok sevmek ve Allah’a çok iman etmek. Yani orada bir şüphe bırakmamak kafasına tam oturtturmak. Sonra ibadetlerimi normal düzeyde yapardım. Ama oturup dünya derdine düşmezdim. Yani hayat çok kısa. Ölüm çok yakın ve dünya çok karmakarışık durumda. Yani insanlar birbirlerine güvenemiyorlar. Çok acı çekiyorlar insanlar. Huzurlu değiller. Vargücümle İslam’ın yayılması için gayret ederdim. İslam’ın yayılması için ne yapacağım? Bir kere Darwinizm’i ortadan kaldırmak için gayret ederdim, bir. Çünkü putu kırardım. İlk yapacağım şey putu kırmak, Hz. İbrahim (a.s.) gibi. Sonra iman hakikatlerini anlatırdım. Yani Allah’ın varlığının delillerini. İşte böceklerde, kuşlarda, arılarda, insanın beyninde, maddenin hakikatini anlatma konusunda, hepsinde Allah’ın delillerini ortaya koyardım. Sonra Kuran mucizeleri anlatırdım. Çünkü Kuran’ın yüzlerce mucizesi var. Bunları anlatırdım. Sonra Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mucizelerini anlatırdım. Ahir zaman ile ilgili mucizelerini. Çünkü aynısıyla çıkmış. Birebir aynısıyla çıkıyor. Samimi arkadaşlar edinirdim çevremde. Yalnız tabii insanlar o kadar güvenilir değildir Ahir zamanda. Bediüzzaman Said Nursi diyor, “ondan değil” diyor, “yirmiden birine dahi güven olmaz” diyor. “Bu acayip duruma karşı” diyor, “acip halata karşı” diyor, “fevkalade bir Hamiyet-i İslamiye ve sebat gerekir” diyor. “Sebat, Hamiyet-i İslamiye gerekir” diyor. Şimdi biz de mesela gayret ediyoruz, çalışıyoruz. Ama haset edenler olur, kıskananlar olur. Şeytanın etkisinde olan olur. Mesela imanını kaybeden, karşısındaki insanın imanlı olmasını kıskanır, rahatsız olur. Yani onun da imansız olmasını ister. Mesela sen faydalı, İslam için faydalı çalışma yapıyorsan, o yapamıyorsa, Allah karşısındaki durumunu düşünür. Yani benim şimdi Cehenneme gitme ihtimalim var, bunun da Cennete gitme ihtimali var. Bu da benimle Cehenneme gidecek şekle gelsin ki hep beraber Allah’ın karşısına böyle çıkalım. Dolayısıyla hani yayılmış bir suç daha hafif olur gibi düşünür bir kısım insanlar. Yani “sizin de kendilerine benzemelerini isterler” diyor Allah ayette. “Kendilerine benzetmek isterler” diyor ayette. Onun için çok gayretliler. Mesela geçenlerde Almanya’dan iki tane genç geldi, “Hocam sizi çok seviyoruz” diye. Böyle bodyci falan görünümlü iki tane genç. Konuştum, baktım, biraz değişik yani. Şüpheli buldum. Ondan sonra “siz Kuran okuyun, İslam’a dönün, Müslümanlığı yaşayın, Ahir zamanı öğrenin, Evrim Teorisi’ne karşı tavır alın, onları araştırın” dedim. Uzak tuttum, yani görüşmedim. Sonra baktık Alman satanistler ile bağlantısı olan iki kişi çıktı. Yani burada da böyle çok biçimsiz durumlarını gördük, tespit ettik ve bunlar apar-topar -anladığımızı anlayınca onları- geri döndüler. Türkiye’de de satanistleri bulmuşlar. Onlarla da bağlantıya geçmişler. Böyle genç kızlardan, 16-17 yaşında genç kızlardan da var, delikanlılardan da var. 3-5 tane satanist ile bağlantıya geçmişler. Onlar kanalı ile de bize karşı bir faaliyet düşünmüşler. Hatta bir tanesi de böyle hiç çekinmiyor, o şeytanın maskesini kullanıyor internette. Yani böyle kapalı yönleri de yok. Yalnız bunların arasında anlaşma şöyle olmuş. Demişler ki, “biz bunlara direkt dinsizlik olarak karşı çıkarsak olmaz. Müslüman olarak görünüp içten vurmaya çalışalım” gibi bir düşünceleri olmuş. Kardeşim Allah ayağınıza dolandırır, olacak iş mi şu? Daha havada yakalandılar yani. Zaten yüzlerinde meymenet yoktu, mesela bakar bakmaz anladım. Simalarına vermiş Allah, belli hemen ne olduklarını hissettim. Nitekim de hiçbir şekilde yanaştırmadım. Buna benzer ve bu tarz çok fazla oyun olabilir. Bu tip hareketler olabilir. Bu Müslümanın dikkatini açar. Çünkü öbür türlü meskenet meydana gelir. Mesela satranç maçında insanın kafası kıpkırmızı olur böyle, değil mi? Yani müthiş zorlanır, niye? Beyne kan gider çok düşündüğü için. Eğer Müslümanın da karşısında çok düşmanı, onunla mücadele edeni olmazsa, bitaplaşır, bitkinleşir. Yani kafasına kan gitmez. Çok düşmanı olduğunda beyni açılır Müslümanın. Yani keskinleşir, dikkati keskinleşir. İbadeti de daha parlar, güzelleşir. Dikkati de açılır, zekası, aklı da çok açılır. Çünkü bir satranç maçı gibidir buradaki mücadele de. Yani o sana şah-mat yapmaya çalışır, sen de ona şah-mat yapmaya çalışırsın. Bir mücadele vardır. Burada çok akılcı mücadelelerde Allah yardım ediyor. Yani şeytan da az değildir yani, çok yamandır, adamları da çok yamandır. Baksana adamlar Almanya’dan adam gönderiyorlar. Türkiye’deki satanistler ile bağlantıya geçirtiyorlar. Yani bayağı kapsamlı çalışma yapmak istiyorlar. Ama Allah ayaklarına dolandırtıyor, tabii. Bizim burada yapacağımız, biraz sabırlı olmak, vakit konusunda aceleci olmamak. Mesela ben diyorum ki bak, en az 10 yıl alır. Biz istediğimiz kadar gayret edelim, ne yaparsak yapalım, bu 10 yıl şaşmaz. İllaki bu vakit, bu süre geçecek, yani inşaAllah. Ama sonunda güzel günler gelecek inşaAllah.
SUNUCU: “Özellikle Darwinizm ve tebliğ konularında uygulamamız gereken stratejiler nelerdir? Tebliğe öncelikli olarak ateistlerden mi başlamalıyız, yoksa Darwinistler’den mi, yoksa Hıristiyan ya da Yahudilerden mi? Amerika’da öğrenciyim, dualarınızı istirham ediyorum” demiş Bilal Bayındır.
ADNAN OKTAR: Hıristiyan ve Yahudilerin Allah’ın birliğine inanan, Ahirete inananları ile ittifak etmek lazım. Onlarla birlikte çalışmamız lazım. Allah’ın birliğine inanan, Ahirete, Cennete, Cehenneme inananlar ile ittifak edilmesi gerekir, dinsizliğe, ateistliğe karşı. Onlara karşı tavır alınmaz. Ateist diye de bir şey yoktur. Ateist zaten Darwinist’tir. Yani önce Darwinizm çok önemlidir. Darwinist olmadan, ateist olan pek olmaz. Yani ben rastlamadım, bilmiyorum. Yani Darwinist ise şahıs, yüzde 99 ihtimal ile zaten ateisttir, inşaAllah. Yani yüzde 1 inanan oluyor, Darwinist olmasına rağmen. Dolayısıyla doğrudan Darwinizm ile mücadele edilmesi lazım. Darwinizm’e karşı mücadele eden Yaratılışçılar, daha önce Amerika’dakiler falan. Ben biliyorum lise yıllarımda, üniversite yıllarımda o zamanlar daha açıktı 81’lerde, 82’lerde. Çok cılız, böyle pısırık, çekingen, titrektiler ama haklılardı titrek olmakta, çünkü dünyanın ömrünün 6000 yıl olduğuna inanıyorlar. Yani fosillerin en eskisi bile diyorlar, 6000 yılı geçmez. Kardeşim granit olmuş artık, 6000 yıl olur mu? 6000 yıl ne? Çok genç bir dönem 6000 yıl. Yani 6000-7000 yıl çok genç bir dönemdir. Tabii ki değil. En az 100 milyon yıl, 200, 300, 400, 500 milyon yıllık fosiller var ve doğru onlar. Hakikaten de öyle. Yani yapılan bilimsel testlerin neticeleri de doğru. Bilimsel testleri de hep reddettiler. O zaman mağlup oldular tabii ki. Yani etkili olmadı o şey. Dolayısıyla Darwinizm’e karşı dünyada en etkili tek hareket haline geldik. Ondan sonra bize dayandırarak, bize sırtlarını dayayarak bir gelişme meydana getirebildiler. Ondan sonra bir meydan okuma oldu. Bakın bütün Amerika’da olsun, Fransa’da, İngiltere’de falan şu an Darwinistler darmakeşan vaziyetteler. Eğer basını takip ediyorsa kardeşlerimiz görürler. Basında bir ölüm sessizliği hakim, sus pus. Artık Darwinizm’in D’sinden bahsedemiyorlar. Utanıyorlar artık, yalan söylemeye güçleri yetmiyor. Darwinizm konusunda uzmanlaşmak bir kere kaşıdaki insana güven verir. Yani her ateizme yatkın insanın kafasında Darwinist put vardır. Adamın kalbinde put dururken, oturup ona dini anlatmak olmaz. Önce putunu bir yerle bir edip tozuna varıncaya kadar yok etmek lazım. Ondan sonra zaten Allah’ın varlığını anlamak o kadar zor bir şey değildir. İnsanlar anlar Allah’ın varlığını. Fakat imtihana dayanamıyor insanlar. Orada sorunları, zaafları odur. Zora gelemiyorlar. Zorlu imtihana dayanan kişiler, işte veli insanlar ve Peygamberlerdir. Yani yüksek ahlaka sahip insanlar. Bir de orta ahlaka sahip insanlar vardır, belirli bir dereceye kadar dayanırlar. Yüksek direnç olması lazım Müslümanda. Çok güçlü bir kişiliği olması gerekiyor. Mesela bakın Mehdi (a.s.) çok bela ile karşılaşacaktır. Yani insanların bildiği, bilmediği çok bela ve acı ile karşılaşacaktır. Allah için bunlara sabredecek ve Allah yolunda mücadele edecektir. Hz. İsa (a.s.) da çok acılarla karşılaşacaktır, fakat Allah için sabredecektir. Dolayısıyla kardeşlerimizin internetten, facebook kanalı ile de olabilir, internette başka varsa arkadaş siteleri, oralardan bağlantı kurmaları, boş konuşmaya vakit ayırmamaları çok önemli. Facebook, aynı zamanda batak yön de geliştirebilir insanda. Yani boğabilir insanı. Yani bir kişi ile oturursun, geveze bir sohbete girersin, 7 saatini alır, 6 saatini alır. Bomboştur, hiçbir şey de çıkmaz yani. Onun için genel bilgiler, mesela facebook’a faydalı bir film koyabilir. Faydalı bir kitap koyabilir. Faydalı bir yazı koyabilir. Ama boş konuşmadan kaçınmak lazım. “Selam, aleyküm selam. Nasılsın, iyi misin?” o kadar. Yani bunun dışında uzatmamak lazım. Yani böyle zaman yutma makinesine çevirmemek lazım interneti. Bilakis bize zaman kazandıran bir makineye çevirmek lazım. Mümkün mertebe samimi dostluklar geliştirmek lazım. Yani ortak kişiliği geliştirecek şeyleri koyabilirler sitelerine. Mesela farz edelim, Bediüzzaman’ı sevenleri teşvik etmek için Bediüzzaman’ın bir resmini koyabilirler, kitaplarını koyabilirler. Onu sevenler oraya gelebilir, anlaşılır oradan. Mesela bizim eserlerimizi sevenler de, bizim kitaplarımızı koyabilirler. Bu kişiler oraya gelebilirler. Yalnız İslam’a yönelik her ne faaliyet olursa olsun, zaten Mehdiyete hizmet olur. Mesela İmam Gazali’nin kitaplarını okutturmak, yine Mehdi (a.s.)’a hizmet olur. İmam Rabbani’yi okutturmak, yine Mehdi (a.s.)’ a hizmet olur. Yani ne yaparsa yapsın Mehdi (a.s.)’a hizmet eder. Bir Darwinist de elinde olmadan yine Mehdi (a.s.)’a hizmet eder. Çünkü Mehdiyet’in de zıt cereyana ihtiyacı var. Yani karşıta ihtiyacı var. Yani karşıt olmadan Mehdiyet olmaz. Onlar da o görevi yapmış oluyorlar. Yani negatif pozitif elektrik gibi. Mesela sırf pozitif elektrik, bir gücü olmuyor biliyorsunuz. Yani negatif elektriğe ihtiyacı var elektrik görevini görebilmesi için. Onlar da negatif elektrik gücünü oluşturmuş oluyorlar. Yani biz mesela teşvik edemeyiz onları, ama Allah onlara bu görevi yaptırıyor. Yani anti-Christ yapıyı oluşturmuş oluyorlar. Yani karşıt düşünceyi oluşturmuş oluyorlar, bir kısmı. Bir kısmı cehaletinden bunu yapıyor, bir kısmı bilerek yapıyor. Ama bilsin veya bilmesin her halükarda anti-Christ düşünceye karşı bir çekim oluyor içlerinde. Yani Allah onların bilinçaltında öyle bir güç vermiş oluyor. Ama tabii saflığından, cahilliğinden yapanlar, tenzih ediyorum onlara pek sözümüz yok. İnşaAllah Allah affeder.
Berkerim senin var mı anlatacakların?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bu hafta Bediüzzaman Said Nursi’yi anma haftası olarak çalışmalar yapıyorlar Nur talebesi kerdeşlerimiz. Konferanslar veriyorlar. Bildiğiniz gibi yarın vefatının 50. yıldönümü. Bütün bir haftayı ona konferanslar, bilimsel etkinlikler, onu anmak, onu daha iyi anlamak için. Bugün basında haberler vardı.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ı öyle bir hale getirdiler ki, böyle işte “ilmi paneller yapılıyor. Ne kahraman insanmış, ne iyi insanmış. İşte çayımızı, kahvemizi içelim. Sohbet edelim, salon toplantısı yapalım”. Bediüzzaman’ın aktif, canlı, heyecanlı, böyle sökücü cihat anlayışı, tebliğ anlayışı, İslam’a sahip çıkma anlayışı nerede? Oradaki salon Müslümanı ruhu nerede? Arada dağlar kadar fark var. Adam Audi arabası ile geliyor, gayet sakin arabayı kilitliyor, grand tuvalet oturuyor. Said Nursi’nin sözlerini açıyor mesela, ona en az dokunacak yerleri açıyor, sakin sakin onları okuyor böyle, yavaş yavaş. Bir de duygusal bir üslup ile anlatıyor. Fakat Bediüzzaman’ın açıkça söylediği, bak diyor ki, “ben Mehdi (a.s.)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim ve ona zemin hazırlıyorum” diyor. Beni görevim bu dediği halde, Bediüzzaman’ın görevini anlamazlıktan geliyor adam, değil mi? Bak, “o kudsi çiçeklere zemin hazırlamak gerekir” diyor. “Biz anladık ki” diyor, “biz bu faaliyetimiz ile o kudsi çiçeklere zemin hazırlıyoruz” diyor, değil mi? Açık açık bunu söylüyor. İslam’ın dünyaya hakimiyeti çok hayati bir konudur. Adamı bu ilgilendirmiyorsa, “sadece sen” diyor “imanını kurtar, gerisine karışma”. Kardeşim imanını kurtar demek, ne demek biliyor musun? Kuran’ın bütününü savunmak demektir, imanını kurtarmak budur. Kuran’ın bütününde, İslam’ın dünyaya hakimiyeti var, Allah’ın emri bu. Şeytandan Allah’a sığınırım, “din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele edin” diyor Allah. Bunu yapmıyorsun sen. Nur Suresi’nde Allah dünya hakimiyetinden bahsediyor, bunu da yapmıyorsun, bunu da istemiyorsun. O yüzden yani pasif bir Nur talebesi anlayışı geliştirdiler. Birçok kişinin de bu işine geliyor. O yüzden de Nur talebelerinde ciddi bir gelişme olmuyor, yani beklenen gelişme olmuyor. Yoksa Risale-i Nur Külliyatı çok samimi, çok güçlü bir eserdir. Yani şu ana kadar, yani çok büyük bir zafer elde edilmesi lazımdı, çok büyük netice alınması gerekiyordu. Ama bu pasif ruhtan dolayı, insanlar olumlu etkilenmiyorlar. Şimdi gidip evlerde adam uyumak istemez. Heyecan insanı açar. Halbuki diyor bak Bediüzzaman, “her” diyor, “meyusiyet vakti”, her yani fitne devri, her İslam’a saldırı devri, “bir Mehdi manasına muhtaçtır” diyor. Bunun hikmetini uzun uzun anlatıyor. “Elbette” diyor, “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında” diyor, bakın “en büyük fesadı zamanında, en büyük bir müceddid, en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem Mehdi (a.s.), hem mürşid olarak bir Kutb-u Azam olarak” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)’ı gönderecek. O da Ehl-i Beyt-i Nebevi’den olacaktır diyor” değil mi? Bunu kapattıklarına göre, anlamazlıktan geldiklerine göre, söylenecek söz de pek yok. Yani halbuki Bediüzzaman’ın sözüne tam uymuş olsalardı, muazzam bir fırtına meydana gelirdi. Muazzam bir heyecan meydana gelirdi, hareket de müthiş gelişirdi, gelişebilirdi. Ama kader böyle, Mehdiyet’in sayısı az olacak. Bediüzzaman kendisi de diyor çünkü, “her ne kadar sayıları az da olsa” diyor, “manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Allah bu Ahir zamanda olacak vaadini yerine getirmiş oluyor. Sayıyı az tutacağını belirtmiş Cenab-ı Allah. O oluşuyor şu an. Ama tabii Bediüzzaman’ın etkinliğini kutlarken bu konuyu da, yani ölüm yıldönümünü kutlarken, bu konuyu da çok iyi gündeme getirmek gerekiyor. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hz. İsa (a.s.) ile ilgili soru soran bir kardeşimiz var Hocam, onu aktarmak istiyorum. “Ben Fransa’da yaşayan bir hayranınızım. Arkadaşlarımla hemen her gün sizin bir belgeselinizi seyrediyoruz ve kitabınızı okuyoruz. Geçen gün de “Hz. İsa (a.s.) Gelecek” isimli bir belgeselinizi izledim. Hocam aklıma bir şey takıldı. Hz. İsa (a.s.) dünyaya geldiğinde, insanlarla konuşmasına rağmen, mucizeler göstermesine rağmen, o zamanki insanlar Hz. İsa (a.s.)’a nasıl inanmadılar? İnkarlarında direndiler. Nasıl bir toplum vardı o zaman? Hocam Allah razı olsun sizden”, Fatih Kaya, Marsilya.
ADNAN OKTAR: Şimdi o toplumun bir benzeri yine var, yine aynı şekilde. Yani Hz. İsa (a.s.) gelse mesela bir topluluğun önünde o mucizeleri gösterse, inanmaz insanlar. Yani büyü yaptığını söylerler, yahut hipnoz meydana getirdiğini, yani gözlerinin aldandığını söylerler. Çünkü bakın, Peygamberimiz (s.a.v.) 1400 sene sonra olacak olayları bildirmiş, Ahir zamanda Mehdi (a.s.) ile ilgili. Bu olayların hepsi olmuş teker teker. Bu konu birçok kişiyi ilgilendirmiyor. Mucize oluşmuş durumda, ilgilendirmiyor, değil mi? Gaybten haber vermiş Peygamber (s.a.v.) Allah’ın dilemesiyle ve gayb aynen dediği gibi çıkmış. İlgilendirmediğine göre, Hz. İsa (a.s.)’ın göstereceği mucize de ilgilendirmez. Yani ilgilendirmeyebilir. Ama belirli bir akış içerisinde Allah yavaş yavaş insanların hidayetini arttırarak dünyaya İslam’ı hakim ediyor. Yani sırf dünyanın böyle anlı şanlı bitimi için, Allah Kendi şanını göstermek açısından bunu meydana getiriyor. Yoksa insanlar, Allah ayette belirtiyor “zalim ve cahildir” diyor Allah ayette. Zaluma ve cehula. Ayet var. Yani “vicdanları” diyor, “görüp bildiği halde, anladığı halde” diyor “zulüm ve büyüklenme dolayısıyla” diyor Allah şeytandan Allah’a sığınıyorum. Bakın “zulüm ve büyüklenme dolayısıyla inkar ettiler” diyor. Şu anda da mesela Bediüzzaman’ın kitabından açıkça cümleleri çıkarıyor adamlar yani. O kadar cesaretleri artmış durumda. Yani baskıdan çıkarıyor mesela Mehdi (a.s.)’ı açıkça söyleyen, bir yüz yıl sonra gelecek kelimesini çıkarıyor. Artık bu gözü dönmüşlüktür bir anlamda. Fakat bunlar Ahir zamanın kıymetini arttırır. Mesela adam onu bilakis daha teşvik etseydi, yüz yıl sonra geleceğini daha büyük harflerle yazsa, daha geliştirse bu Mehdiyet için sevap açısından dezavantaj olur. Yani sevabını düşürür. O onu oradan çıkaracak, Mehdiyet onu oraya ekleyecek. Diyecek ki, “sen bunu çıkarttın bak ben de bunu buraya ekliyorum” diyecek. Mehdiyet sevap kazanacak orada. Yani adam anlamazlıktan gelecek, Mehdiyet bunu sürekli anlatacak ve onların kaçmasına rağmen onları köşeye sıkıştırıp bu gerçeği onlara gösterecek. O zaman sevap kazanabilir. Yoksa, mesela bütün Nur talebeleri Mehdiyete yardımcı olsa, bütün tarikatlar, cemaatler herkes yardımcı olsa çıkar çıkmaz Mehdi (a.s.)’ın sevabı tahmin edemeyeceğiniz şekilde düşer. Mesela 1 milyar sevabı varsa, 1’e düşer. Gücü tamamen kırılır. Yani ne kadar inkar eden çok olursa, ne kadar Mehdiyet’i örtbas etmek isteyen olursa, ne kadar anlamazlıktan gelen olursa ve süre ne kadar uzarsa, ilgisiz insanların ilgisizliğinin şiddeti ve lakaytlığı ne kadar güçlü olursa, sevabın gücü de o kadar artar. Çünkü ona karşı direnç ve irade, dikkat göstermek çok daha zordur. Ama herkes teşvik ediyorsa, o ne kadar kolay bir şey. Yani aynı alametleri çıktı. Hakikaten bu bu kişidir, hepimiz yardım edelim, maddi yöndende yardım edelim. Zaten bunu herkes yapar aşağı yukarı bu çok kolay.
SUNUCU: Peki diyebilir miyiz ki bu da Mehdi (a.s.)’ın imtihanı?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Tabii ki. Mehdi (a.s.)’ın karşılaşacağı en mühim zorluklardan bir tanesi budur. Yani o yüzden bakın dünya tarihinin en büyük velisi olmuş oluyor. Yani Hz. Adem (a.s.)’dan kıyamete kadar gelmiş geçmiş en büyük velidir Mehdi (a.s.). Bu yüzdendir. Yani karşısında o kadar çok güç olacak ki, mesela en güvendiği görünen insanlar kahpelik edecekler, kalleşlik edecekler. İçeriden münafıklar ayrı saracak, dışarıdan kafirler. Mesela asrımıza uyarlarsak iddia edilen Ergenekon Örgütü ayrı saldıracak, masonların dinsiz takımı ayrı saldıracak. Değil mi? Komünistlerden saldıran olacak, PKK’sı ayrı saldıracak, cahil Müslümanlar ayrı saldıracaklar. Haset edenler ayrı saldıracak. Mesela iradesini aklını kaybetmiş insanların zaaflarını görecek. Bunları düzeltmeye, faydalı insanlar haline getirmeye çalışacak. O arada o işte gücünü kazanmaya çalışacak. Hatta Peygamberlerden, ayette var “Resul” diyor “Peygamber ve yanındakiler, Allah’ın yardımı ne zaman demeye başladılar” diyor. Yani o kadar zora girmişler. Ama bakın bu Mehdi (a.s.)’da bu yok. Hadislerden bunu görmüyoruz. Mehdi (a.s.) sonuna kadar sabırlı. Yani “Allah’ın yardımı ne zaman?” demiyor. Sürekli Allah’a sonuna kadar güveniyor. Ki, yani rivayetlerden anladığımız kadarıyla 40 yıllık bir çalışması var. Bunun nedenini de Bediüzzaman şöyle anlatıyor. Bu kadar uzun olmasını ve hayatının en büyük bölümünü buna ayırmasını; “avamın” diyor çabuk “iğfal olunabilen akılları” diyor, yani çok çabuk etkilenir insan olumsuz. Mesela adam; vefalıdır, sadıktır, cömerttir, güzel ahlaklıdır, anlayışlıdır. Her yönden iyidir. Birisi der ki, “ya” der, “o adam sizin zannettiğiniz gibi değil” der. “Bazı zaafları var” diyor. Bitti. Adam ağzında kuş tutsun yani onun bütün yapıp ettiklerini o götürür. Bütün yapıp ettiklerini götürüyor. Halkın, yani böyle bir özelliği vardır insanların. Hepsinin değil ama epey bir kısmının böyle bir özelliği vardır. Çabuk iğfal olunur aklı. Bak, “avamın” diyor “çabuk iğfal olan akıllarının” diyor, “olumlu yönde etkilenmesi için” diyor, “bu güzel hizmet hiçbir maksada alet olmadığı tam tahakkuk etsin” diyor. Yani hiçbir amacı olmadığı yani maddi çıkar peşinde olmadığı. O yüzden mesela Mehdi (a.s.) evlenmeyecek. Malı mülkü yok. 40 yılını vermiş ve hiçbir çıkarı yok. İnsanların tam kanaati gelecek. Diyecekler ki; “ya bu çoluğuna çocuğuna mal bırakmak derdinde değil. Belli. 40 yılını vermiş Allah rızası için. Burada da bir hizmeti de var. Hiçbir çıkarı da olmamış şu ana kadar. Muazzam çile çekmiş”. Oradan ruhu yatışacak insanların. Mesela Peygamberler bile geldiğinde eski Peygamberler geldiğinde Sanhedrin, bu Musevilerin Sanhedrin 70 kişilik topluluk, onlar halkı ikna ediyorlar. Diyorlar ki, “evet bizim de kanaatimiz, bu Peygamber” diyorlar. Yani, halkın ikna edilmesi üzerine kuruludur. Bir adetullah vardır. Yani halk ikna edilerek hakimiyet oluşuyor. Şimdi mesela bundan bahsetmemin nedeni, Sanhedrin de Mehdi (a.s.)’ı. Museviler. Yani, Müslümanlarla Museviler aynı kişiyi bekliyorlar. Onlar Kral Mesih olarak Shiloh’tur ismi Mehdi (a.s.)’ın bir ismi. Biliyor musun? Duymuş muydun?
ALTUĞ BERKER: Hayır Hocam ilk defa sizden duydum.
ADNAN OKTAR: Evet. İsimlerinden bir tanesi Shiloh’dur. Shiloh Mehdi (a.s.). Yani Kral Mesih. Kral Mesih’in zaten İsrail dışından geleceğine inanıyorlar. Ve hepsini toplayacağını, bir araya getireceğini, kutsal mabedi kuracağını yani Süleyman Mescidi’ni yeniden inşa edeceğini söylüyorlar. Ki zaten olması gerekendir. Mehdi (a.s.)’ın Süleyman Mescidi’ni kuracağı var hadisler de. Mehdi (a.s.) yapacaktır bunu. Dolayısıyla o günlere doğru gidiyoruz. Ama şimdi 2010, 11, 12, 13 biraz sabırlı olacaklar. 14, 15’te de biz onlarla konuşacağız kardeşlerle. 2016, 2017, 2021’lere kadar beraber gideceğiz. Ama bakın, şu an mesela Türkiye’nin 6 ay önceki iman gücüyle, şu anki iman gücü bir değildir. Şu an muazzam tırmanış var. Mesela Haber Türk’teki programlara bakın. HaberTürk eskiden, nasıl programlar yapardı bilirsiniz. Söylememe gerek yok. Bakın şimdi hep dini ve metafizik, hep Mehdiyet’le ilgili programlar yapıyor. Mesela bu son yaptıkları program yine Mehdiyet’le ilgili. Daha önce de Mehdiyet’le ilgiliydi yaptığı. “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” şeklinde yapıyor ama, halk onu “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” şekilde almaz. “Mehdi (a.s.) gelecek” şeklinde alır. Yani bir şeyin zıddı oluştu mu, bil ki o doğrudur. Yani, mesela Haber Türk Mehdi (a.s.) gelmeyecek diyor mu? Bil ki gelecek demektir. Yani onu öyle alacaksın. Mesajı öyle alacaksın. “Hz. İsa (a.s.) inmiyor” dedi mi, mutlaka “inecek” anlamına geliyor demektir. Nedenini anlat derseniz, anlatmayayım. Herkes bilir yani. Daima zıddını alacaksınız. Mesela Bediüzzaman hakkında Cübbeli’yi çıkarttılar. Aleyhte konuştu Bediüzzaman hakkında aleyhte konuştu. Bilin ki Bediüzzaman iyi bir insandır. Yani mutlaka iyi bir insandır. Buna kanaat getireceksiniz. Onlar birini övüyor mu, ben bazen onu düşünürüm işte. Mesela Cübbeli’yi oturup övüyorlarsa, ben biraz düşünürüm. Acaba derim, değil mi? Mesela özellikle Baron, birini övdü mü bir şey vardır. Mutlaka altında bir oyun vardır baronda. Birini de yeriyorsa aleyhine yazılar yazıyorsa, bilin ki o iyi insandır. Çok önemlidir bu. Çünkü Ahir zamanda iyi göstertilen insanlar, bazen kötü insan olabiliyor. Bazen de kötü insan gösterilenler de iyi insan olabiliyor. Bunu hadislerde görüyoruz. Mesela durduk yere Bediüzzaman’ın karşıtı bir haber yaptı Haber Türk. Fatih Altaylı ve o diğer vatandaş. Yani, niçin yaptı sence? Bediüzzaman niçin böyle birdenbire gündem yaptı? Yani, niye onun aleyhinde programlar yaptılar? Cübbeli’yi de neden bu konuda konuşturdular sence?
ALTUĞ BERKER: Mehdi (a.s.)’ı müjdelediği için Bediüzzaman Hazretleri.
ADNAN OKTAR: Konu bu başka bir şey yok. Suçu budur Bediüzzaman’ın. Yani konusu budur. Benimle neden uğraşır mesela Haber Türk? Veyahut Fatih Altaylı niye uğraşır? Onu da benim vatandaşlarımın takdirine bırakıyorum. Ama yani anlaşılmayacak gibi değil. Yani 5 yaşında çocuk olsa anlar. Ve şimdi mesela bak Agarta’dan bahsetmeye başladılar. Hz. Hızır (a.s.)’dan bahsetmeye başladılar, ki benim sürekli gündem yaptığım konular onlar da işlemeye başladılar. Ben gündem yaptıktan sonra, onlar da gündem yapmaya başladılar. Yani benim programımdan sonra onlar da aynı programı başka türlü işliyorlar. Benim gördüğüm kadarıyla. Hayır güzel, devam etsinler bir şey demiyorum. Mesela Agarta dedikleri, onu mesela bir türlü tarif edemediler. Agarta’nın sırrı da bizdedir. Bakın bir daha söylüyorum, Agarta’nın sırrı da bizde. İnşaAllah. Oraya adam çıkar, onlarla olmaz. Yani oradan o bilgi edinemezler. Dolayısıyla bir çırpınma olur. Yani sadece efsaneleri vardır. Bir Agarta’nın özü ve gerçeği vardır. Bu bilgi bizde. Hz. Hızır (a.s.)’ın mekanıdır Agarta. “Yeşiller” denen onun adamları vardır. Yeşiller. Hz. Hızır (a.s.)’ın da bir ismi Yeşil’dir, inşaAllah. Yani derin anlamları olan kelimelerdir bunlar. Mesela Cennet de yemyeşildir biliyorsun. İnşaAllah. Allah’ın sevdiği bir renktir inşaAllah. Tabii bunları kimileri olumsuz yönde kullananlar olabilir ama yani kötü kullananlar olabilir. O önemli değil. Özü ve aslı daha değişiktir.
Tamam biraz ara verelim.
SUNUCU: Sayın izleyicilerimiz, tekrar merhaba. Sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Elimde bir adet soru kaldı. İsterseniz onu sorayım? Ya da siz nasıl başlamak istersiniz, devam etmek istersiniz?
ADNAN OKTAR: Tamam. Sor haydi o soruyu sor.
SUNUCU: Kayseri’den Yunus Çayır. Lokman Suresi’nin 20 ve 21. ayetlerinin yorumunu istemiş sizden. Bunu yazmış da buraya. Ben mi okuyayım? Siz mi okuyup yorumlarsınız?
ADNAN OKTAR: Ben okuyayım daha kolay olur inşaAllah. Efendim. “Allah’ın selamı ve bereketi tüm Müslümanların ve sizin üzerinize olsun”. Ve aleyna aleyküm selam ve Rahmetullahi. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah’ın, göklerdeki ve yerdeki nice varlık ve imkanları sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de insanlar içinde, bilgisi, rehberi ve aydınlatıcı Kitabı yokken Allah hakkında tartışan kimseler vardır”. Mesela Darwinistler, materyalistler. Tamam. “Onlara; ‘Allah'ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’.” Erasmus Darwin’in, diğerlerinin kafası. “Ya şeytan onları alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse?”. Ya Allah onları, ateşin içine çağırıyorsa diyor. Yani şeytan diyor ama, tabii şeytanın gücünü meydana getiren de Allah’tır inşaAllah. “Ya şeytan onları alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse?” Tabii Allah onların Cennete gitmesini ister ama onlar zorla Cehennemi isterlerse Allah da onları Cehenneme alır. Efendim 20 ve 21. ayetleri toplamış arkadaşımız, 20 artı 21, 2021 çıkmış. “İnşaAllah açıklarsanız seviniriz Hocam. Ayet Hz. İsa (a.s.) ile mi, Mehdi (a.s.) ile mi ilgili inşaAllah? Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Ahir zamanın büyüklerinden eylesin”. Onu kırmızı işaretle yazmış. Yine Mehdi (a.s.) olmamı istiyor anladığım kadarıyla. Bunlar ne sevimli tipler, maşaAllah. “Bizler de neferiz inşaAllah”. Kayseri’den Yunus Çayır. Ahir zamanın büyüklerinden Allah seni de eylesin Yunus inşaAllah. Ahir zamanın büyükleri, hepimiz inşaAllah Ahir zamanın büyükleri oluruz. Tabii, bu tarzda da bakabiliriz. Dolayısıyla hem İsa (a.s.)’a hem Mehdi (a.s.)’a bakıyor inşaAllah. Bakın “Allah'ın, göklerde ve yerdeki sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?” Göklerde ve yerde. Göklerde Hz. İsa (a.s.) bir nimettir. Yerde de Hz. Mehdi (a.s.) bir nimettir inşaAllah. Ve müminlerin emrindedir ikisi de. Müslümanlara hizmet edeceklerdir inşaAllah ve nimet getireceklerdir. İnsanlara bereket, bolluk getirecektir. “Onlara; ‘Allah'ın indirdiğine uyun’ denildiğinde, ‘hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız’ derler.” Şimdi mesela biz bunu diyoruz. “Allah’ın indirdiğine uyun” diyoruz. Ama adamlar diyorlar, “biz babalarımızı bulduğumuz yola uyarız” diyorlar. “Ya şeytan, onları alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse?” diyor Cenab-ı Allah. Dolayısıyla Darwinistlere burada bir işaret var tabii. Kardeşimiz de güzel. Bizim izleyenlerimiz maşaAllah çok şuurlular, maşaAllah. Böyle yani mesela bazı yerlerde oluyor ben görüyorum. Soru soruyorlar. Neyse söylemeyeyim ama, ya cinsellikle ilgili ya yemek içmekle ilgili, ya işte evlenememiştir, bana büyü yaptılar, bu büyüyü nasıl çözebiliriz? Böyle garip garip sorular. Ama burada kardeşlerimiz direk cehde yönelik, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetine yönelik, Ahiretin gerçeklerine yönelik sorular soruyorlar. Mesela çok tahlil ederek, inceleyerek soruyorlar. Buna devam etsinler. Yani Kuran’ı bu gözle incelemeye devam etsinler. Çok güzel tespitler yapıyorlar, bana gönderiyorlar. Yani Kuran’ın sırları gittikçe onlara açılıyor maşaAllah. Kuran’da tahmin tahayyül edemeyecekleri derecede derin sırlar vardır. Mesela yani şimdi oturup tabii tam içine girsinler desek bile kolay bir şey değil. Ama şunu söyleyebilirim; huruf-u mukatta ile Kuran’ın ayetlerinin ebcedleriyle, harfleriyle uygun bir kullanım sisteminde dünyada olan her konuyu anlatabileceğimiz her türlü bilgiye ulaşmak mümkün. Huruf-u mukatta ile. Yani her türlü bilgiye ulaşılabilecek bir sırdır. Bunun aslını, gerçeğinin bir kısmını Hz. İsa (a.s.)’ın zamanında göreceğiz inşaAllah. Bir kısmını da Ahirette göreceğiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hz. İsa (a.s.) ile ilgili bir soru sorabilir miyim inşaAllah?
“Hocam sizin Hz. İsa (a.s.) ile anlattıklarınızı nefesimi tutarak dinliyorum. Hz. İsa (a.s.)’ın gelmesini hasretle bekliyorum. Hocam merak ettiğim bir konu var. Hz. İsa (a.s.) maşaAllah kendisine yapılanlara rağmen tebliğinden hiç vazgeçmemiş. O zamanki Yahudi din adamları nasıl bir tuzak kurmuşlar Hz. İsa (a.s.)’a ve Hz. İsa (a.s.)’ın yaşadıklarını bize anlatır mısınız? Sizden dinlemek çok hoşumuza gidiyor”, Mahmut Kaya.
ADNAN OKTAR: Diyen kim?
ALTUĞ BERKER: Mahmut Kaya.
ADNAN OKTAR: Mahmut Kaya. İsmi de güzelmiş maşaAllah Mahmut Kaya’nın. Hz. İsa (a.s.)’ın bulunduğu dönem acayip zorluydu yani çok çile çekti Hz. İsa (a.s.) ve çok uğraştı. Bir kere talebelerinin de.. diyor ki ayette; “onlardaki iman zaafını sezince” diyor. Bakın yakın talebeleri bile sorunlu -ki 12 kişiler. Bakın Ulu-l azim bir Peygamber anlatıyor anlatıyor, uğraşıyor; 12 kişi etrafına toplanıyor o kadar. Bak o kadar mucize göstermesine rağmen o kadar güzel ahlak göstermesine rağmen o kadar güzel insan olmasına rağmen o kadar temiz insan olmasına rağmen bu oluyor. Ama Ahir zamanda gelişinde Allah ona bir şölen hazırlamış. Kardeşi Mehdi (a.s.) ona zemini hazır hale getirecek yani evi hazırlayacak, Hz. İsa (a.s.) hazır eve gelecek. Yani bütün ağırlığı, yükü Mehdi (a.s.) yükleniyor inşaAllah. Hz. Mesih (a.s.) geldiğinde onu zaten karşılayacak, ona saygı duyacak, onu sevecek bir ruh zaten dünyaya yayılmış olacak. İnsanlarda öyle bir problem olmayacak. Hz. İsa (a.s.)’a karşı tavır alacak bir problem olmayacak. Ama Mesih (a.s.) de Mehdi (a.s.)’a karşı güzel bir tavır içerisinde olacak inşaAllah. Onun veziri olacak, yani Mehdi (a.s.)’ın veziri olacaktır inşaAllah. Hz. İsa (a.s.) hakkında kardeşlerimiz tabii bilinen bilgilerin dışında bilgiler istiyorlar benim anladığım. Çünkü benim özelliğim, bilinen bilgileri ben anlatmıyorum. Bilinen bilgiler zaten her yerden elde edilebiliyor. Yani bütün İslami internet sitelerinde yani herkesin bildiği malum bilgiler vardır. Bunlara ulaşmak hiç zor değildir. Alimler de Hocalar da çıktıklarında bilinen bilgileri anlatırlar genelde. Yani bir tekrardan ibarettir. Ama mesela benim dün anlattığım Mehdi (a.s.) ile ilgili anlattığım bilgiler hiç bilinmeyen bilgilerdir. Teknoloji ile ilgili, Mehdi (a.s.)’ın zamanındaki teknoloji ile ilgili hadis-i şerifler çünkü tam çıkmış, net. Hiç reddedilecek gibi değil. Açık gerçeklerdir. Mesela Mehdi (a.s.) ile ilgili bilgiyi benim gibi anlatan, bizim gibi anlatan başka dünyada yok şu an. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinin tahakkuk ettiğini dünyada anlatan sadece biziz. Bakın Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in 150’ye yakın hadisi tahakkuk etmiş, alenen görülüyor. Birçok kişi çekindiği için bu konuyu gündeme getiremiyor ve hiç reddedilemeyecek şekilde açık. Mesela bugünkü anlattıklarımız da, şu kardeşimizin anlattığı bilgi bile yeni bir bilgidir bu. Yani orijinal bir bilgidir. Onun için bizden genellikle hep yeni bilgi çıkar. Bizim özelliğimiz. Mesela Darwinizm ile ilgili, ben klasik anlatımla anlatmadım. İşte onlar diyorlar işte “madem insanlar maymundan geliyormuş, işte insana çok yakın maymunlar olması lazım. Konuşmaya başlamış maymunlar olması lazım. Nerede? Gösterin”. Bunlar ilkel anlatım metotları yani böyle. Vurucu bir anlatımı yok. Mesela bu Atlas’ın etkisi orijinal olduğu için bu kadar etkili oldu. Yoksa Yaratılışı anlatan çok fazla kitap var piyasada. Çok satılıyor. Hiçbiri etki etmedi. Yaratılışın çok eskidir anlatımı. Yani ta 30 yıllık iş. Hatta 30-40 yıldan beri anlatıyor adamlar. Ama bizim Yaratılış Atlası’nı çıkartmamızdan sonra yer-gök birbirine karıştı. Çünkü orada ilk defa orijinal bilgiye ulaştılar. Mesela hiç görülmemiş fosiller görüldü. Mesela hiç görülmemiş anlatımlarla insanlar karşılaştı. Maddenin hakikatini hiç görmedikleri şekilde gördüler. Bunlar çok önemli. İnternet girişine şimdi baktım, 42.155 gibi bir sayı, bu çok az. Ben kardeşlerimize söyledim. Mutlaka arkadaşlarını, kardeşlerini, herkes birbirini teşvik etsin. Sayıyı en az 100 bine çıkaralım. Değil mi? Bakın geçenlerde 60 bine çıktı. 60 bin ile 42 bin arasında değişiyor. Bu sayı az. 100 bin en düşüğü olması lazım inşaAllah. Eğer bir mücadele istiyorlarsa bakın mesela bu güzel bir mücadele metodu. Önümüzdeki günlerde yine televizyonlarda başlayacağız. Ama tabii tembellik etmesin kardeşlerimiz. Yani kolaylıkla ona geçmesinler. Bizim en makbul gördüğümüz internettir. İnternette izlemeleridir. Önemli gördüğümüz hususun bu olmasının nedeni çok fazla avantajı olmasıdır. Bir de göremedikleri, izleyemedikleri filmleri ertesi gün görme imkanları var biliyorsunuz inşaAllah.
Berker’im başka ne var soru?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Sorular genellikle Hz. İsa (a.s.) ile ilgili bugün geliyor. Arzu ederseniz bir Kuran mucizesi gösterebiliriz. Uygun görürseniz.
70 defa bağışlanma dilemekle ilgili ayette geçen mucize Hocam. Ayeti okuyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez”, Tevbe Suresi, 80. ayet. Ayette "Seb'ine merraten," yani yetmiş kere ifadesinden itibaren ayet sonuna kadar olan harf adedi 70. Yetmiş kere ifadesinden itibaren ibare sonuna kadar, yani Kuran okunurken kullanılan durak işaretleriyle veya ayet sonu, ayet başı ile ayrılan ifadelerin sonuna kadar kullanılan harf çeşitlerinin ebced değeri 70. En küçük ebced hesabıyla. Bu ayetteki noktasız harf adeti de 70 inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Kuran’da bu tarz çok fazla var. Ben o zaman Bediüzzaman’ın eserlerinden biraz bir şeyler anlatayım. Önce sen bana Kuran’dan bir sayfa aç ver. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Allah ahirette, insanlar Cehennemdeyken onlarla bir konuşması var. “Ayetlerim size okunuyorken, yalan sayanlar sizler değil miydiniz?” diyor Allah. “Allah’ın ayetleri okunuyordu, siz de yalan sayıyordunuz” diyor. “Onlar dediler ki: ‘Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz’." Yani bir türlü insanlar mutluluğu bulamıyor. Sürekli Allah inancıyla, Allah sevinciyle, iman sevinciyle mutlu olmaları gerekirken, mutsuz ve karamsar bir halde olup beyinlerini uyuşturuyorlar. Beynin fonksiyonları kayboluyor. Yani imana yatkın bir beynin sevinç içinde olması lazım. Üzüntü içinde olan bir beyin imana karşı daha kapalı oluyor. Daha anlayışı durur beynin. Bir kere imanla çelişir zaten neşesizlik. Yani sevinç yoksa heyecan yoksa imanda bir hastalık vardır. Rahatsızlık vardır. “Mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz. Rabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkara) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz". Yani sen bizi, Cenab-ı Allah’a diyorlar, “bir kere daha dene”. Allah “Der ki: ‘Onun içine sinin ve Benimle konuşmayın’.” Yani Cehennemin içine daha çok girin ve benimle konuşmayın. “Çünkü” diyor Allah, “gerçekten Benim kullarımdan bir grup: ‘Rabbimiz, iman ettik, Sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın’, derlerdi de, onları alay konusu edinmiştiniz”. Bakın kardeşimiz soruyor ya mesela 110 eğer mesela 2010’a bakıyor o yönüyle bak diyor ki “çünkü gerçekten benim kullarımdan bir grup”. Benim kullarım demiyor bak Cenab-ı Allah, onlardan bir grup. Belki Mehdi (a.s.) cemaati değil mi? Ne diyorlar? “Rabbimiz iman ettik, sen artık bizi bağışla, bize merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın derlerdi de siz onları” 110. ayette “alay konusu edinmiştiniz,” demek ki Mehdi (a.s.) ve talebeleriyle alay edilecek. “Öyle ki, size Benim zikrimi unutturdular” Yani bu onlara karşı alayları, dinle alay ediyorlar, Peygamberlerle alay ediyorlar, Ahiretle alay ediyorlar, değil mi? Mesela büyük televizyon kanallarına çıkıyorlar. Hatta “Hoca, alimim” diyen kişileri çıkarıyorlar onları da alay ettiriyorlar. “Size Benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp duruyordunuz." Mesela görüyoruz adam yerlere yatıyor uğunuyor, değil mi? Bilmiyorum televizyon kanallarında bazen görüyorsunuzdur. Müslümanım diyen adamları çıkarıyorlar, onlar dinle, İslam’la, Kuran’la ilgili konularda güya alay ederek güya espriler yaparak güya şaklabanlıklar yaparak onları eğlendiriyorlar. Allah ne diyor? “Siz onlara gülüp duruyordunuz”. Yerlere yatarak gülüyorlar yani Müslümanlara gülüyorlar. Müslümanların yaptıklarına, onların iyi tavırlarına, güzel ahlaklarına gülüyorlar. "Bugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim”. “Onların” diyor bak, “bu grubun” sabretmelerine bak demek ki sabretmeleri gerekiyor, zorluklara karşı, “karşılığını verdim”. “Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir”. “Onlar kurtuldular” diyor Allah ve “mutluluğa erdiler” diyor Allah. Cenab-ı Allah diyor ki: “Dedi ki: ‘Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?’ Dediler ki: ‘Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor’." Ne kadar süre kaldıklarını tahmin edemiyorlar. Bakın “Bir gün kadar kaldık” diyor. Onların bir kısmı da diyor ki “öğlenden akşama kadar az bir vakit kaldık” diyorlar. Zaman izafi olduğu için toparlayamıyor. “Dedi ki: ‘Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz’". Allah “az bir zaman kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz” diyor."Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" Mesela adamlar şimdi sokağa çıkıyoruz taksici taksicilik yapıyor. Sanki tek amacı taksicilik gibi. Ben bazen görüyorum, hepsini tenzih ederim de, bir kısmını görüyorum. Mesela iş yerine gidiyoruz, “mallar” diyor “gümrükten geldi mi?” diyor. “Çekler ne oldu?” diyor. “Senetler ne oldu?” diyor. Sanki hayatınıntek gayesi oymuş, Allah onu o çek senet için yaratmış gibi, sanki öbürünü de insanları taşısın diye yaratmış gibi. “Sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı”. Veyahut diskoteklerde vakit kaybediyorlar veyahut Facebook’ta oturup dedikodu ile vakit kaybediyorlar. “Gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” Yani epey bir insan da hakikaten öldükten sonra yok olacağını düşünüyor. Hiçbir şey olmayacak zannediyor. Yani Ahirete gitmeyeceğini, sorgulanmayacağını zannediyor. “Hak melik olan Allah pek Yücedir, O'ndan başka İlah yoktur; Kerim olan Arş'ın Rabbidir.Kim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir ilaha taparsa”, mesela Darwinistlere hitap var burada. Çünkü kesin bir kanıtı yok. Fakat atomun ilah olduğuna inanmış, atomu ilahlaştırıyor ve atoma tapıyor, atomlara yani. Ki sayısız yani katrilyon çarpı katrilyon ilaha inanıyor. “Artık onun hesabı Rabbinin Katındadır. Şüphesiz inkar edenler kurtuluşa eremezler.Ve de ki: ‘Rabbim, bağışla ve merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın’.” Allah’ın bağışlamasını istemek çok önemli Müslüman için, tevbe edilmesi Allah’ın büyüklüğünün söylenmesi çok önemlidir. Yani zikretmek. Allah-u Ekber demek. Allah’ın münezzeh olduğunu söylemek çok önemlidir, SubhanAllah yani “Ya Rabbi sen ölmezsin, yorulmazsın, unutmazsın” anlamındadır SubhanAllah. Güç sahibi yani acze düşmez asla. Münezzeh, eksik ve noksan sıfatlardan münezzehtir, SubhanAllah. Ve hamd etmek, Allah’a hamd etmek, bütün nimetleri için Allah’a şükretmek. Mesela diyor ki Allah “şükredin, nimetimi arttırayım” diyor, çok kısa bir açıklama var bakın. “Şükredin, nimetimi arttırayım”. Adam şükretmiyor, Allah nimetlerini alıyor yavaş yavaş. O da zannediyor ki hayatın doğal gerçekleri var, yani hayat bu, zaten böyle olur, zaman zaman gider. Halbuki şükretmediği için Allah azaltıyor. Bak “şükredin, arttırayım” diyor Allah. Burada bir mucize var. “Yap” diyor Allah, “samimi Kuran’a bağlan, samimi ol, şükret arttırırım” diyor. Ve bu mutlaka oluyor Müslümanlarda. Bir mucize olarak olur bu. Büyüklük yapıldığında, enaniyet yapıldığında, kendisini beğendiğinde şahıs. “Ben kendim yapıyorum ediyorum” dediğinde de Allah onun elinden alıyor onu o zaman. Ben mesela çok insanda gördüm. Çok iyi kazanırken Allah yolunda harcarken, bakıyorum büyüklük hissi geliyor. Kendisinin yaptığını, kendisinin bu işleri becerdiğini, usta olduğunu, yaman olduğunu düşünmeye başlıyor. Allah bir sebeple tepetaklak edip elinde ne varsa alıyor.
ALTUĞ BERKER: Kuran’ın Sırları isimli kitabınızda o sırlardan bahsetmiştiniz Hocam. “Kuran’ı Kerim Müzesi” kuruluyormuş Hocam. “Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’nin Kuran-ı Kerim Müzesi kuruluşunun startını verdi. Ünlü hafızların cd ve ses kayıtlarını topluyor.”
ADNAN OKTAR: Şimdi müze deyince insanların aklına yani hani hükmü geçti de tarihi bir şeymiş gibi aklına gelir. Müze değil de, Kuran-ı Kerim Sergisi demek daha iyi olur. Kuran-ı Kerim tanıtımı yapılması. Müze deyince akla değil mi, tarihi geçmiş böyle akla gelir. Şimdi Kuran eskiyecek bir şey değil. Yani hiçbir şekilde eskimez. Mesela bir hafızın konuşması da böyle eski olmaz. Eski Kuran da eski değildir. Yepyeni Kuran’dır o. İsmi daha uygun olabilirdi. Ama yine de bir mahsuru yok, tabii bu kadar sorun değil inşaAllah. Biz hüsn-ü zanla bakarsak sorun kalmaz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İsterseniz uygun görürseniz Hz. İsa (a.s.)’la ilgili. “Hocam Hz. İsa (a.s.) ikinci kez dünyaya geldiğinde onu fark etmemiz çok mu uzun sürecek? Dünyaya nasıl gelecek? Ve Hz. Mehdi (a.s.)’la nasıl görüşecek? Allah yaptığınız çalışmalarda yardımcınız olsun”, Mustafa Çelik.
ADNAN OKTAR: Ben açıkça söyleyeyim Hz. İsa (a.s.) şu an hayatta inşaAllah. Faaliyet halinde. Hz. Hızır (a.s.)’la birlikteler. Faaliyet yapıyorlar. Ama bu adetullaha uygun gelişiyor. Mehdi (a.s.) da faaliyet halinde. Yani alenen faaliyet yapıyor. Hz. İsa (a.s.)’ın da talebeleri var. Ama yani hiçbirinin aklının ihtiyarı kalkmıyor. Yani “Hz. İsa (a.s.) bu kişidir” diye, yani böyle olağanüstü bir mucize görmüş bir insanın ruh hali olmaz. Makul karşılayacaklardır. Mesela Hızır (a.s.)’la karşılaşan da makul karşılar. Mesela Abdulkadir Geylani sohbetinde camiye Hızır (a.s.) giriyor. “Gel şöyle otur” diyor “İsrailli” diyor. Bayağı da samimi bir üslupları var. Demek ki daha önce de bir görüşmüş ki, hitaptan anlaşılıyor bayağı samimi oldukları, inşaAllah. Dolayısıyla mesela şu anda Mehdi (a.s.) da alenen faaliyet halinde. İnsanlar da Allah-u alem gölgesini, etkisini açık açık hissediyorlar. Ama Allah zamana yaydığı için, ince ince zaman içerisine dağıldığı için öyle şok etki meydana gelmez. Mesela Mehdi (a.s.)’la iç içe olacaklar. Sokaklarda gezecek Mehdi (a.s.). Faaliyet yapacak, insanlarla konuşacak. Bir kısım insanlar onun yanında olacaklar. Sonra münafıklık yapacaklar ayrılacaklar. Ona karşı böyle kalleşçe oyunlar oynayanlar olacak ve bütün insanların gözünün önünde olacak bu olaylar. Sadece Hz. İsa (a.s.)’daki gizlidir. Çünkü Hz. İsa (a.s.) Peygamber olduğunu, İsa olduğunu açıkça söyleyecek. Ama Mehdi (a.s.) söylemeyecek. O yüzden Hz. İsa (a.s.)’ın gizlenmesi makul. Gizlenmesi gerekir. Ama Mehdi (a.s.)’ın öyle bir iddiası olmadığı için gizlenmesine de gerek yok. Yani bir gizlenmesi vardır ama o Allah onu icbar ederek yani mecburi olarak gizletecek. Yani hapisle veyahut ona benzer nedenlerle, can güvenliği nedeniyle veyahut başka nedenlerden gizlenecektir. Yani iki tane gizlenmesi var, hadislerde belirtilmiştir, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından. Gaybet-i Suğra, Gaybet-i Kübra. Bir uzun gaybeti vardır, uzun gizlenmesi. Bir de kısa gizlenmesi vardır. Yani bunların da hapis olduğunu anlıyoruz hadisten. Hz. Yusuf (a.s.)’a benzetiyor Peygamberimiz (s.a.v.). Gaybetini Hz. Musa (a.s.)’a benzetiyor. Hz. Mehdi (a.s.) bütün Peygamberlerin bir özetidir. Yani bütün Peygamberlerin Kuran’da anlatılan bütün özellikleri aşağı yukarı Mehdi (a.s.)’da vardır. Oradaki anlatılan kıssaların da hemen hemen tamamını yaşar Mehdi (a.s.). Çoğunu. Yani dolaylı veya dolaysız, rivayetlerden bunu anlıyoruz. Ama imtihan dünyasında Allah zamanı akıllı insanların dayanabileceği, akılsızların dayanamayacağı şekilde kullanıyor Allah. Akılsız zamana dayanamaz. Zaman çok güçlü bir şeydir. Çünkü zaman sabırla orantılıdır. Sabır eşittir zamandır. Yani sabırla zaman iç içedir. Mesela bir 40 yıllık bir mücadele. Birisine dersin ki 40 yıl İslam’ı yaymak için mücadele edeceksin, sonunda Allah İslam’ı hakim edecek. Bir insana bu söylense bile birçok insan buna güç, takat getiremez. Ki Mehdi (a.s.) Mehdiliğini bilmediği halde bunu Allah aşkıyla, Allah’ı görmediği halde gayba iman ederek bunu yapacaktır. O yüzden çok makbuldür. Vahiy almadığı halde bunu yapacaktır. Mucize görmediği halde bunu yapacaktır. İmam Rabbani Mektubatı’nda çok uzun Mehdi (a.s.)’ı övmüştür. Yani şimdiki bazı alimler gibi değil. Eski alimler Mehdi (a.s.)’ı göklere çıkarıyorlardı. Hemen hemen her sohbetlerinde her konuşmalarında Mehdi (a.s.)’dan bahsediyorlardı. 1980’lerden sonra Mehdi (a.s.)’dan bahsedilmeme olayı başladı. Yani yeni başlayan bir konudur. Yoksa eski alimler bundan 100 yıl önceki alimler cami sohbetleri, ev sohbetlerinde, her an her yerde halk kendi arasında bile Mehdi (a.s.)’dan bahsederdi. Deccal’den bahsedilirdi. Hep deccal korkusu olurdu insanlarda, tedirginliği olurdu. Ve hep bir Mehdi (a.s.) ümidi ve sevinci olurdu. Mehdi (a.s.) çıktı, çıkacak derlerdi. Köylerde, kasabalarda bile herkes bilirdi Mehdi (a.s.)’ı. Ama 1980’lerden sonra ne olduysa oldu kitaplardan Mehdi (a.s.)’ı çıkartmaya başladılar. Hatta ben biliyorum çok ünlü bir şeyh efendi vardı büyük bir tarikat alimi, Mehdi (a.s.) konusunu çok gündemde tutardı. Yani bayağı gündemde tutardı. Sonra Mehdi fitnesi diye bir yazı kaleme aldı. Mehdi fitnesi ne biliyor musun? Yani, Mehdiliği gündeme getirmeyin, Mehdi (a.s.)’dan bahsetmeyin tarzında. Bakın daha önce geceli gündüzlü Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor. Mürşidi de çok mübarek bir insandı. O da gece gündüz Mehdi (a.s.)’dan bahseden bir insan. Ama 1980’lerden sonra birden üslup değişti, külliyen fitnedir demeye başladılar. Mesela yine çok büyük bir alim, ki ben hayret ettim yazısını okuyunca geçenlerde de anlattım. Diyor ki, önce Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili izahını almış ve Hz. İsa (a.s.) ile ilgili izahlarını da almış. Bir kere Mehdiyet’i zaten şahs-ı manevi olarak alıyor, “şahsı manevidir” diyor. Hz. İsa (a.s.)’ın inişini de şahs-ı manevi olarak alıyor yani “Böyle bir şey yoktur” diyor. Fakat buna gerekçe olarak da şunu gösteriyor. “Bediüzzaman öyle nezaketli bir insan ki Müslümanların ümidini, şevkini kırmamak için ve alışkanlıklarını kırmamak için onların beklentilerini boşa çıkartmamak için nezaketen Hz. İsa (a.s.) şahıs olarak gelecek demiştir” diyor. “Fakat Hz İsa (a.s.) şahıs olarak gelmeyecektir. Şahs-ı manevidir” diyor. Bunu derken de Bediüzzaman’ın şu sözünü kullanıyor; Bediüzzaman diyor ki “bir muhbiri sadıktan” diyor. Yani “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den hadis var” diyor. “Kadiri Külli Şey’in de vadidir” diyor, “Allah da vaat etmiştir” diyor. Ayrıca “hakikaten ölse hakikaten uzak bir yere gitse” diyor, yani “Ahiretin en uzak yerine gitmiş olsa” diyor ve “gerçekten ölse Allah onu getirecek, döndürecek” diyor. “Dünyaya indirecek” diyor. Bunu da koymuş yazının üstüne. Buna rağmen diyor ki “Bunu usulen söylemiştir” diyor. Yahu mübarek yani Müslümanları niye kandırsın Bediüzzaman? Niye yalan söylesin? 70 yaşındaki insan, kendini Allah’a adamış bir insan, Kuran’a inanan, hadislere inanan bir insan, Kuran’ın açık hükmünü ortadan kaldırarak güya -Allah esirgesin haşa- hadislerin açık hükmünü ortadan kaldırarak böyle bir iddiada nasıl bulunsun? Böyle bir yalanı nasıl söylesin? Ve niye ihtiyaç duysun böyle bir yalana? Niçin ihtiyaç duysun? Bakın bunlar da hep 1980’den sonraya gelen olaylar. Demek ki 1980’lerde bir şeyler olmuş.
SUNUCU: Ne olmuş?
ADNAN OKTAR: Yani, bu insanları tedirgin edecek bir şey olmuş. Birinin farkına varmışlar. Birilerinin farkına varmışlar. Cübbeli Ahmet mesela Mehdiyet konusunda yeri göğü inletiyordu. Bilmiyorum onun filmi var mı? Onu gösterebiliyor muyuz? Burada gösterebiliyor musunuz? 2 dakika sonra, tamam. Yani büyük bir aşk ve coşkuyla Mehdi (a.s.)’ı istiyor Allah’tan. Mehdi (a.s.)’a talebe olmayı istiyor ve Mehdi (a.s.)’ın her an gelebileceğine inanıyor. Yani bu yüzyılda her an gelebileceğine Allah’tan yalvarıyor, diyor “Peygamberleri göremedik. Peygamberimiz (s.a.v.)’i göremedik. Bari Mehdi (a.s.)’ı görelim Yarabbi” diyor. “Bize Mehdi (a.s.)’ı gönder. Bizi Mehdi (a.s.)’a talebe et” diyor. Yani bu yüzyılda geleceğinden emin olamayan bir insan bunu söyleyebilir mi?
ALTUĞ BERKER: Kendi yaşamında geleceğini düşünüyor.
ADNAN OKTAR: Hayır, 570 yıl sonra geleceğinden eminse insan böyle dua edebilir mi?
ALTUĞ BERKER: Mümkün değil, tabii.
ADNAN OKTAR: Yani hadisleri değiştirir mi Müslüman? 570 yıl sonra ise 570 yıl sonradır. Ama bu yüzyılda geleceğinden emin. Zaten diyor başka bir konuşmada “Her an çıkabilir Mehdi (a.s.)” diyor. Ama ne olduysa oldu adamcağızın nevri döndü, bir anda çıktı bakın şöyle bir kitap yazdı, “Hz Mehdi (a.s.) muhakkak gelecek fakat” diyor koskoca harflerle “bu yüzyılda değil”. Kardeşim bu panik nereden? Bu panik nereden? Bakın diyor ki “15 yıl kadar önce bir külliye sohbetinde Hazreti Mehdi Aleyhi Rıdvan ile alakalı uzun bir konuşma yapmış ve bu konu ile ilgili bir risale telif edeceğime dair bir vaatte bulunmuştum”. 15 yıl önce. Bu kitap yeni çıktı bakın 15 yıl önce. Bak Hz. Mehdi Aleyhi Rıdvan ile alakalı uzun bir konuşma yapmış, Mehdi (a.s.)’ın çıkacağını, Mehdi (a.s.)’ın faziletlerini anlatıyor. Bu konu ile alakalı bir risale telif edeceğime dair bir vaatte bulunmuştum. Sonra bu sözün peşine düşüp bunu bana soranlar da olmuştu. Yani “Ne oldu risale? Niye basmıyorsun? Niye bu kitabı yazmıyorsun?” demişler. “Fakat” diyor “diğer kitap tekliflerimin yoğunluğu, hastalıklarımın çokluğu ve 28 Şubat sürecinde başıma gelen bunca felaket bu sözümde durmamı bugüne kadar geciktirdi”. Bu hiç inandırıcı değil işte. Mehdiyet son derece hayati bir konu. İslam’ın dünyaya hakimiyeti ile ilgili. Sen gidip bilmem ne adalarında gezecek vakit buluyorsun da. Neydi o gittiği yer?
ALTUĞ BERKER: Hatırlamıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Yunan adalarına mı bir yerlere gitmişti. Böyle cins tiplerin olduğu bir adaya. Cins tipler de var normal adamlar da gidiyor belki ama yani ada orijinal bir yer olarak biliniyor yani böyle hani normal bir yer olarak bilinmiyor. Malta Adası. Biraz değişik, aklı başında adamlar da gidiyor o ayrı mesele. Ama değişik adamlar da gidiyor. Oraya gidiyor, oralarda gezmeye vakit buluyor. İtalya’nın bilmem ne Apelin dağları mı oralarda gezmeye de vakit buluyorsun sen. Suriye’ye gidip oralarda geziyorsun. Akşama kadar her yerde geziniyor. Buna vakit bulan adam böyle hayati bir konuya nasıl vakit bulamaz? Çünkü 15 yıl önce o risaleyi yazacak ama, onu yazdığında ne olacak biliyor musun? Mehdi (a.s.)’a yardımcı olmuş olacak. Mehdi (a.s.)’ın hizmetine katkıda bulunmuş olacak. Asıl nedeni budur, benim kanaatim. Çünkü orada o kitap yazmış olması demek dolayısıyla biz de Mehdi (a.s.)’ı savunduğumuz için bize de yardımcı olmuş olacak. Bizi de desteklemiş olacak. Ve ayrıca Mehdi (a.s.)’a da yardımcı olmuş olacak. Çözüm ne, Mehdiyet’i hiç gündeme getirmemekti ve hiçbir şekilde gündeme getirmemeye başlamıştı o dönemde. Yani unuttu ondan sonra Mehdiyet’i. “Ama Rabbime hamdolsun ki” diyor “bugün bu sözü ifaya beni muvaffak kıldı”. Allah neden muvaffak kıldığını şimdi açıklıyor. Şimdi bak kitabı neden yazdığını yazıyor. “Harun Yahya” müstear isimli. Hay mübarek hay Allah konuşturuyor. “Adnan Oktar’ın”, yani beni kastediyor. “Hz. Mehdi Aleyhi Rıdvan hakkındaki hadis- i şerifleri tahrif ederek” yani hadisi değiştirerek konuyu kendine yönlendirmesi. Kardeşim ben hadisleri kelimesi kelimesine orijinal kitabın kendisinden alıyorum, birebir yayınlıyorum. Tahrif olması için kelime çıkarmak veya ilave olması lazım. Değil mi? Veyahut harflerini değiştirmek lazım. Kelimede harfte hiçbir şekilde değişiklik yapmayınca nasıl tahrif oluyor? Hadis olduğu gibi duruyor. “Konuyu kendisine yönlendirmesi”. Şimdi bu ayrı bir konu. Şimdi hadiste anlatılan konu benimle birebir mutabıksa, ben kendime yönlendirmiş olmam. Bu bir gerçek olmuş olur. Yani mesela diyor ki; “Mehdi (a.s.) geniş alınlıdır”. Benim de alnım geniş. “Mehdi (a.s.) mesela küçük burunludur” diyor. Kalkık küçük burunlu. Biliyor musun Mehdi (a.s.)’ın alametlerini?
SUNUCU: Çok fazla değil.
ADNAN OKTAR: Mesela diyor: “Mehdi (a.s.)’ın yanağında bir ben vardır” diyor. “Saçı siyahtır” diyor. “Saçının, sakalının nuru yüzüne doğru yükselir” diyor. Sen bilmediğin için sana anlatayım. Bilmeyenler de duysun. Kastettikleri bu bak. “Kendisine yönlendirmesi” diyor. “Alnının kaç çatması çizgisi tektir” diyor. “Bir tane ortadandır” diyor. Normalde insanların iki tane olur, çift olur. Çattığında iki taraflı oluşmuyor mu? “Onda alnında tektir” hadiste. “Burnunun şu orta kısmı hafif çıkıntılıdır” diyor. “Alnında da hafif iç bükeydir” diyor. “Hafif alnı içe doğru” diyor”. Ama hafif geçiyor bakın “Burnunda hafif bir bombemsi yapı vardır” diyor. Detay veriyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Burnu küçüktür” diyor. “Kibar küçük bir burnu vardır” diyor. “Yüzü parlaktır” diyor Mehdi (a.s.)’ın. “Canlı ve parlaktır” diyor. “Dişleri düzgündür” diyor. “Parlak dişleri düzgündür” diyor. “Sakallıdır” diyor. Hatta “sakalları yanlardan incedir (Arapça karşılığı da var o kelimenin) alt kısmında uzundur” diyor. “Sakallarının yan kısımları incedir” diyor ve “sakalı da hafiftir” diyor. Yani açık belirtiyor, ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de öyleydi. Sakalı hafifti Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Sakalı sıktı fakat hafifti inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Teni Arap rengidir.
ADNAN OKTAR: “Teni Arap rengidir” diyor. Mesela beyazla kırmızı arası, “Orta boyludur” diyor Mehdi (a.s.). “Omuzları geniştir” diyor Mehdi (a.s.)’ın. “Göğsü geniştir” diyor. “Alnı da geniştir” diyor. Yani boydan boya geniş bir insan olduğu anlaşılıyor. “Karnı geniştir” diyor. “Uylukları geniştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bu bütün vücuttur, hatta “bütün vücudunun bazı geniştir” diyor, Ben-i İsrail’e benzer, “Ben-i İsrail’den bir ‘recül’ gibidir” diyor. Çok fazla hadis var “Ben-i İsrailliler’e benzer” diyor, yani gösterişli ve acar, heybetlidir Mehdi diyor görünüşte ve Ben-i İsrail görünümündedir diyor. Yani Ben-i İsrail ırkını andırır diyor dış görünüm olarak, baktığında onlara benziyor gibi bir imaj oluşacaktır diyor. “Sırtında Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in mührü gibi kalp hizasında bir ben vardır” diyor. Benim var sırtımda, “bir de et beni vardır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Biraz üzerindedir” diyor. Bende de var öyle bir et beni, hatta ben şüphelendim onun için cildiyeciye gittim bu nedir acaba, olumsuz kötü bir habis bir şey de olabilir mi acaba diye, cildiyeciye gitmiştim bizim çocuklarla beraber gitmiştik. Bunun gibi çok fazla hadis var. “Yanağında bir ben vardır” diyor. Şimdi Cübbeli Mehdi’nin burnunu bir kere inceltmiş bu kitabında, uzun hale getirmiş, burnu uzundur diyor, rengi; Peygamberimiz diyor ki: “arabi” çünkü Peygamber Efendimizin (s.a.v.) rengi, “rengi arabidir” diyor. Arabi demek gerçek arap rengi zaten hepsi beyazlar araplar kırmızıya çalar yani arabi renk buna denir. O koyu esmerdir diyor, zenci gibi yaptı Mehdi’yi ve zayıftır diyor Mehdi. Halbuki Mehdi, geniş hadislerde detay detay veriyor, bakın alnı omuzları, gögsü, karnı ve uyrukları hepsi için ayrı hadis var. Tek tek geniştir diyor, nereden burada tahrif.
ALTUĞ BERKER: Kendisi tahrif etmiş.
ADNAN OKTAR: Tabii, “kendisine yönlendirmesi” şimdi ben bu hadisler anlatırken, şimdi ben bunları anlattım ve tıpatıp benzediğini de görecek insanlar. Birisi dese ki bana: “Hocam siz bunları anlattınız hadisler ama size benziyor, siz kendinizi mi ima ettiniz dese, bende desem ki haşa nereden çıkardın öyle bir şeyi, bana hiçbir şekilde benzemiyor bu hadisler yalan söyleme uzaktan yakından alakası yok desem.” Bu çok çirkin bir yalan olmaz mı? Benzediği halde, benzemesi anormal bir şey değil ki, birçok insan benzer Mehdi’ye benzeye bilir. Alnı geniş Türkiye’de insan mı yok? Orta boyludur diyor, mesela orta boylu birçok insan vardır. Ama ben desem ki, evet bu benzerlikler bende var ve ayrıca ben Mehdi’lik iddia ediyorum ve ben Mehdi’yim desem tamam dediği doğru. Ama ben ne dedim? “Allah’ın, Meleklerin bütün insanların laneti üzerime olsun ki” dedim, “ben vefatıma kadar-ölünceye kadar hiçbir şekilde Mehdi’lik iddiasında bulunmayacağım ve bulunmam” dedim değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Bitti, bunun üzerine daha söz olur mu? Benzemiyorum demem ben, bu yalan olur şimdi mesela sen orta boylu bir insansın, sen orta boylu değilim dersen yalan söylemiş olursun. Ya kısa boyluyum diyeceksin, ya uzun boyluyum diyeceksin. Alnım geniş dar mı diyeyim alnım benim, burnumda küçük yalan mı söyleyeyim? Mesela benim yanağımda ben var, sol yanağımda ben var yok mu diyeyim? Sırtımda da ben var, hakikaten omuzlarım geniş, sırtımda geniş, karnımda, uyruklarım da geniş, boydan boya genişim, hakikaten beni İsrail görünümü de var, doğru yani dışarıdan bakanda öyle bir imaj oluşuyor. Bu dürüst, samimi anlatımdır bu yalan söylemek hiç olmamaktır. Kendine yönlendirme değildir bu, çünkü ya ben bunu anlatmayacağım bunun çözümü budur ve yahutta soran olduğunda, “ya evet benziyorum” diyeceğim “yahut yalan söylüyorsun ben benzemiyorum nereden çıkardın” diyeceğim. Öbürü delice bir yalan olur yani ben orta boylu değilim, alnım geniş değil, burnum küçük değil, dişlerim düzgün değil, şimdi bu inandırıcı bir şey olur mu? Doğrusu nedir var olanı söylemektir, var ama benim iddiam yok. “Ve kendisine uyan hiçbir hadis-i şerif bulunmadığı halde diyor”. Bu paniğe ne gerek var, dedim geçen günler Türkiye’nin en az yarısı insanların, geniş alınlıdır. Yahut üçte biri geniş alınlıdır. Değil mi? Yani Türklerin genel olarak ortalaması hep orta boyludur zaten. Sırf oradan bile Türkiye’nin büyük bir bölümü orta boyludur. Bende orta boyluyum sırf oradan bile benziyorum yani, buna ne gerek var bak “hiçbir hadis-i şerif uymuyor” diyor. Şimdi doğru mu bu sözü? Mantıklı değil. “Yüz hadis bana uyuyor şeklinde hezeyan etmesi” yüz değil, yüz elli hadis-i şerif var olaylarla beraber biz Fırat’ın suyunun kesilmesini dahil ediyoruz, on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulması olduğu, Afganistan’ın işgali, Azerbaycan’ın işgali, Kabe baskını hepsi yani bütün alametler. Bunların tamamı yüz elliyi buluyor. Daha da beteri diyor, Kıyametin sene 1500 de kopacağı hususunda bir hadis olduğunu ortaya atarak, Resullah (s.a.v.)’e iftira etmesi bakın daha da beteri diyor görüyor musunuz, panige bakın. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, sekiz tane hadis var Suyuti’nin, Suyuti çok makbul bir hadis imamıdır yani Ehl-i sünnet inancında çok makbul bir insandır. Sekiz tane hadisin de aynı şeyi söylüyor, “dünyanın ömrü 7 bin yıldır” diyor. Yani 7 bin yıllık bir takvim vermiş, muhtemelen Hazreti İbrahim (a.s.)’ın ya hicretine uyan bir vakit ya doğumunu veren bir vakit, yani muhtemelen o devirden kalma bir takvim, yani 7 bin yıllık bir takvim. “Dünyanın ömrü 7 bin yıldır” diyor. “Bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor. 7000 den 5600 yılı çıkar ne kalır geriye?
SUNUCU: 1400.
ADNAN OKTAR: Biz kaçtayız? 1431 deyiz, şimdi bir insan, Hicri 1500’de, 1400 ile ilgili tarih bitmiş oluyor. 1499’a kadar 1400 dür, 1500 oldun mu artık 1400 bitmiş olur. Bediüzzaman ne diyor? Ümmetin icabet ömrü hicri 1506’ya kadardır diyor. Yani yaklaşık 1506’ya kadar. 1506’lara kadar her şey olup bitecek demektir. Yani Hicri 1400 ile 1500 arasında her şey olup bitecek. Nerede burada Peygamber (s.a.v.)’e iftira? Bunun aksi Peygamber (s.a.v.)’e iftira oluyor değil mi? Yani bunun aksini savunmak Peygambere (s.a.v.)’e iftira oluyor. O zaman kimin iftira ettiğini daha iyi görüyoruz. “Kendileri hakkında bir çalışma yaptığım diğer konular arasında bu konuyu öne almama sebep oldu”. Bu neden biliyor musun? Bunu öne almasının sebebi paniktir. Yani Mehdiyet konusunda duyduğu panik. Çünkü Mehdilik iddia eden, alenen açık açık iddia eden o kadar çok insan var ki. Yani çok fazla alim var, çok fazla Hoca var, çok fazla insan var. Yani bizzat Bediüzzaman Hazretleri’ne de Mehdi(a.s.) diyor talebeleri zaten. Yani biz de öyle biliyorduk, lise yıllarında o şekilde bilirdik. Mesela İskender Evrenesoğlu var, açıyor televizyonda açık açık “ben Mehdiyim” diyor çok net söylüyor. Etrafındakiler de Mehdi diyor. Bu tarzda, yani İskender Evrenesoğlu tarzında Türkiye'de de çok fazla insan olabilir. On binlerce, yüz binlerce taraftarı var bu insanların. Ey canım ciğerim bu kitabı yazma heyecanını niye o zamanlar sen duymadın da, benim 300 kişilik bir arkadaş grubum var, küçük mazlum bir arkadaş grubum var, niye sende paniğe sebep oldu bu? Ve 15 yıldan beri yazamadığın hadis kitabını bir gecenin içerisinde, birkaç gecenin içerisinde telaş içinde yazacak gücü nasıl buldun kendinde sen? Neyi hissettin de böyle panik oldun sen? Çünkü gerçekten Mehdilik iddialarından tedirginsen, çok fazla mehdilik iddiası var. Her yerde var. Ve yüz binlerce taraftarı var bu kişilerin. Ve kimsede tedirgin olduğu yok. Hiç kimsenin benden rahatsız olduğu yok. Bu da rahatsız olmuyor, Cübbeli de rahatsız olmuyor. Ama bakın olay bende olduğunda müthiş panik yaşamış ve “sırf bu nedenle çıkarttım ben bu kitabı” diyor. 15 yıl kitabı yazamamasının nedeni Mehdiyete destek olacağını bildiği için yazmamıştır. Dolayısıyla bize yardımcı olacağını bildiği için yazmamıştır. Son anına kadar direndi, gücü yettiği kadar direndi. Yoksa 28 Şubat, 30 Haziran bunun onunla alakası yok. Heryerde geziyordu baston elinde böyle oraya buraya, tatil köylerinde jet-ski’lerde falan geziyordu. Öyle bir konusu yoktu herkes de biliyor. Bol bol vakti vardı, onu bıraksın bir kere. Yani özetle kitabı bu yüzden yazdığını belirtiyor. Bu paniğin nedenini herkes çok iyi anlar. Yani etrafındakiler de çok iyi anlamıştır, biz de çok iyi anlıyoruz. Ve bir tek işte Cübbeli de yok bu panik. Ben bir tane örnek olarak gösteriyorum. Bu panik çok yaygın. Mesela Habertürk defalarca program yaptı bu konuyla ilgili. Mesela Cübbeli’ye soruyor, “Kıyamet ne zaman kopacak?” diyor. Cübbeli onların gönüllerini ferahlatıyor böyle, “yüzyıllar sonra” diyor. “570 yıl var” diyor mesela. Benimle ilgili de yine Habertürk’e çıktı, işte “Adnan Oktar Mehdi(a.s.) olamaz imkansızdır”, şu nedenle bu nedenle, ona benzer konuşmalar yaptı. Sanki onun beyanlarına göre olaylar yönleniyormuş gibi. Habertürk’ün Cübbeli’yi programa çıkarmasının tek nedeni vardır, sadece benim aleyhimde konuşmasını sağlamak içindir. Sırf bu nedenle çıkarılmıştır. Ama bu çok aleyhine oldu. Ve Mehdiyet bir iken tanınması şu an yüz bindir. Cübbeli’nin bir hizmetidir bu ve Habertürk’ün de bir hizmetidir. Arkasından baktılar ki ben Bediüzzaman’ı kaynak olarak gösteriyorum, bu sefer Bediüzzaman’ın aleyhinde bir program yaptılar. Onu da beceremediler. Bu sefer Cübbeli sözünü geri aldı. Ama şöyle geri aldı, Bediüzzaman’ın kendisini evliya ilan etmesi şartıyla. Güya bir rüya görmüş bir şahıs, Bediüzzaman Cübbeli’yi evliya konumuna getiriyor ve kendisini kabul etmesini söylüyor Bediüzzaman özetle. Ve lütfenlikle de Cübbeli kabul etmiş oluyor ve bunu da övüne övüne çıktı anlattı. Bazı Nur talebesi kardeşlerimiz de bunu sevinçle anlatıyorlar. İftiharla Cübbeli Bediüzzaman’ı artık kabul etti gibisinden. Ama evliya ilan edildi, Bediüzzaman’ın bizzat evliya ilan ettiği bir şahıs olmuş oldu. Yani kutsal bir kişi olmuş oldu yani güya kendince. Kurnaz da yani orada olayı da kaçırmıyor. Dolayısıyla burada oluşan paniği aklı başında olan herkes anlar. Neden böyle bir panik yaşandığını da çok iyi anlar. Kitabının her yerde okunmasını istiyor. Tamam, bu kitabı biz okuyalım, okuyoruz zaten. “Mehdi (a.s.) bizdendir” diyor, Ehl-i Beyt’ten, mesela ben Peygamberimizin(s.a.v.) soyundanım. Seyiddim ben. Tamam al bir benzerlik daha. İnşaAllah. “Allah onu bir gecede ıslah edecek” hadis, yani olağanüstü ilimle, bilgiyle donatacak. Vehbi ilme sahip olacak inşaAllah. Bakın Resulullah(s.a.v.)’ın sancağı, gömleği ve kılıcıyla birlikte zuhur edeceğini belirtiyor hadiste. Peygamberimizin(s.a.v.) kılıcı nerede, kılıçları?
ALTUĞ BERKER: Topkapı Sarayı’nda.
ADNAN OKTAR: Bayrağı nerede?
ALTUĞ BERKER: O da orada inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İşte Mehdi(a.s.)’nin çıkacağı yer olmuş oluyor.
Hazır mı o film? 2 dakika demiştiniz. Bulamamışlar hayırdır inşaAllah. Efendim? Cübbeli’yle ilgili başka konular var. Tamam onları görelim bakalım neymiş? Ne yapıyoruz? Bekliyor muyuz? 20 saniye.
ADNAN OKTAR: Ne diyorsun Berker’ im? Önce diyor ki, “hadis yok” diyor 7000 yılla ilgili, sonra “hadis var” diyor. Ne diyorsun?
ALTUĞ BERKER: Hocam işine geldiği zaman şey yapıp, ortaya çıkınca da mecbur kalıyor söylemeye.
ADNAN OKTAR: Bakın o 7000 yılla ilgili hadisin neden kapatmak istedi biliyor musun? Habertürk’e çıktı. Çünkü eğer onu kabul ederse, hadis var derse, 5600 yılı da geçtiğine göre, hicri 1431’de olduğumuza göre Mehdi (a.s.)’ın çıkışı için başka bir yıl kalmıyor. Başka yüzyıl kalmıyor. Onu engellemek için 7000 yılla ilgili hadisi reddetti önce. Ama ben sıkıştırıp üstüne gidince televizyonlarda, kitapta da gösterdim, Suyuti’nin kitaplarından 8 tane hadisi sürekli okudum. O zaman çıktı mecburen kabul etti. Hadis vardır dedi. Arkasından da bundan hesap çıkmaz diyor. Ya 7000’den 5600’ü çıkartmak hesap değil mi? Ne olmuş oluyor bu? Bundan hesap çıkmaz diyor. Çok iyi çıkar hesap, çok net çıkar. Ama işine gelmiyor. Yani kendince çocuk gibi bir şeyler yapmaya çalışıyor ve insanlara yanlış bilgiler veriyor. Vermeye kalkıyor, onu da beceremiyor. Birde karşısındakinin kim olduğunu da tam anlayamadı o. Yani beni rahatça kandırabileceğini ve yahut yanlış bilgilerle beni, kandıracak demeyeyim de, o kelime biraz ağır oldu. Yanlış bilgilerle bizleri yönlendirebileceğini düşünüyor. Çok büyük hata yapıyor. Her zaman karşısında ilmi ve akılcı olarak cevabı bulacaktır ve buluyor.
Tamam, şimdi yine biraz ara verelim.
SUNUCU: Sayın izleyicilerimiz tekrar merhaba.
ADNAN OKTAR: Evet devam ediyoruz Berker Hocam. Şimdi ben 2 tane ayet var onları söyleyeyim. Şeytandan Allah’a sığınırım. Hz. İsa (a.s.)’yı madem kardeşlerimiz çok seviyorlar, o da çok gündem oluyor maşaAllah. Onda da bir hayır var. Meryem Suresi, 31. ayet. Şeytandan Allah’a sığınıyorum: “Nerede olursam beni kutlu kıldı” yani göğe de alsa, yere de gelse, yere indirilse de Allah onu kutlu kıldı, “hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet etti”. Demek ki gerçek bir Hıristiyan namaz kılması lazım. Efendim zekat vermesi gerekiyor. Bu ayetin ebcedi 2003. Hz. İsa (a.s.)’ın bence nuzül ettiğini düşündüğüm 2002 ve 2003 tarihini vermesi çok manidar. 33. ayet ki, Hz. İsa (a.s.) biliyorsunuz 33 yaşında göğe alınmıştı. İnişi de inşaAllah 33 yaşında olacaktır yeryüzüne inişi. “Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün”,ama buradaki ölme rüyadaki ölme ile aynı. Yani ölü olarak gökyüzüne alacağı, uyur halde rüyadaki gibi gökyüzüne alacağı gün. “Ve diri olarak yeniden baas olacağım”yani göreve veriyor. Şeddeli olarak da 2057 tarihini veriyor. Ki Hz. İsa (a.s.)’ın en iyi yılları, en etkili yılları inşaAllah. Bak “selam üzerimedir, doğduğum gün, öleceğim gün”. Biz her gün rüyada ölürüz aynı ifadedir. Yani buradaki hadislerde de geçen kelime aynı kelime. Her insan uyuduğunda ölür. Ruhu alınır. Aynı tarzda gökyüzüne alınmasına işaret ediyor bu inşaAllah. “Diri olarak yeniden baas olacağım” yani göreve başlayacağım. Bu hem dirilme anlamına da geliyor, fakat göreve başlama anlamına da geliyor bu kelime. “Göreve başlayacağım gün de” inşaAllah 2057, 2007 tarihlerini vermesi çok manidar. 33. ayet olması. “Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut”. “Daha çocuk iken ona hikmet verdik”, bunun ebcedi de 2067. Yine İslam’ın en mükemmel hakim olduğu yıllar. Meryem Suresi’nde, şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, “kaf, he, ye, ayn, sad”.Çok önemli bir şifre var. İnşaAllah, huruf-u mukatta da. “Kaf, he, ye, ayn, sad”.Şimdi belki zamanı değil, biraz daha vakit geldiğinde ileri vakitte açıklayacağız inşaAllah. Fakat cinlerin bu huruf-u mukatta ile ilgisini ben hadislerde duymuştum. Yani hakikaten cin çağıranlar bu huruf-u mukattayı söylüyorlar. Fakat bize nakledilen, benim güvendiğim kişilerden nakledilen yani bu konuyla ilgilenen arkadaşlarımızdan nakledilen huruf-u mukatta, belirli bir huruf-u mukatta okunduğunda aleni bazı alametler olmuş. Yani şimdi tam söyleyemiyorum. İnşaAllah. Yani hayret edilecek şekilde alakalı. O şifreye karşı cinlerde bir hassasiyet var onu söyleyeyim.
Biz de programı bitirelim, gece programı için başlangıç yapalım. Şimdi bitirelim inşaAllah.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...