ADNAN OKTAR: Niye sürekli evrim teorisinden bahsediyorsunuz?
OKTAR BABUNA: Hocam fitne kalmayıncaya kadar diye siz de açıklamıştınız inşaAllah. Bu en büyük fitnesi insanlık tarihinin. Tamamıyla kalkması gerekiyor inşaAllah. Hatta siz ahtapota benzetmiştiniz, “bir kolunu kesersin bir tarafta başka kolu çıkar” diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben gelirken, bana bu internet sitelerindeki yazıların fotokopilerini getirdiler. Bakıyordum birçoğuna. Baktık. Diyorlar: “Bu evrim teorisiyle falan niye uğraşıyorsunuz?” Yani gerek var mı gibi yazılar vardı. Ne diyorsun sen?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam Allah razı olsun bu bütün fitnelerin kaynağı zaten evrim teorisi çok açık.
ADNAN OKTAR: Onların içinde bir tanesi var, hanım kız başörtülü. Ama google’a baktık, başka resimleri var mı diye. Ya kardeşim böyle moda defilesi gibi çeşit çeşit pozlar vermiş, envai çeşit. Bir böyle poz, bir de başörtüsü de var. Yani klasik özenti derler ya, o tarz.
SUNUCU: İçine sindiremeden belki taktığı için başörtüyü.
ADNAN OKTAR: Bize de kendince böyle kapalı yollu... Benimle bir hayli görüşmek istedi o, röportaj yapmak istedi. Yani bizim de pek vaktimiz olmadı yani. Özel olarak görüşmemezlik etmedik de, vaktimiz olmadı. Geçenlerde öyle bir kendince eleştirel mahiyette bir şeyler yazmıştı. Eleştirel diyorum da bulaşıyor daha doğrusu. Ben nezaketle öyle söylüyorum. Şimdi işin kökenin de, bizim onunla muhatap olmamamız var, yani ilgilenmememiz var. Şimdi bu entel olmaya çalışan, biraz da sosyeteye girmeye çalışan, dikkat çekmeye çalışan ama bunu beceremeyen bir tip anladığım kadarıyla. Güzel olmaya çalışıyor ama yaratılıştan -tabii Allah’ın yarattığına kusur bulmam ama- çok çirkin bir insan. Boyanmış, süslenmiş, bir şeyler giymiş ama olmuyor tabii ne yaparsa yapsın. Bir de bir ayakkabı giyerken resim çektirmiş son olarak baktım yüksek topuklu bir ayakkabı onu yakından çektirmiş. Orangutan ayağı gibi kocaman ayakları var böyle. Bir de kirli, leş gibi de böyle. El-ayak falan simsiyah. Acayip kirli suratı. Öyle çok nadir yıkanıyor olabilir. Beni eleştirmiş kendince bir şeyler diyor ama kapalı yolla eleştiriyor aklınca. Ama en çok üzerinde durduğu konu Darwinizm ya diyor: “Niye bu Darwinizm ile uğraşıyorsun?” Asıl onun üzerinde durmuş. Yani Darwinizm’e ne gerek var? Niçin üzerine gidiyorsunuz? Bunun iki sebebi var. Bir, bunlar genellikle biraz PKK eğilimli oluyorlar, sol eğilimli oluyorlar. Hakikaten Doğu’da ayrı bir devlet oluşmasını istiyorlar bunlar, bir kısmı böyle tiplerin. Geçenlerde de vardı öyle bir sakalı göbeğine gelen bir tip. O da PKK’lı. O da Darwin’le kafayı bozmuş yani niye Darwin’i elliyorsun gibi. Çünkü PKK’nın ve komünist düşüncenin kökeni Darwinizm. Biz bunu yıkarsak PKK’nın fikir sistemi de gitmiş oluyor, komünizmin fikir sistemi de gitmiş oluyor. Çözüm ne? Dokunulmaması. Baktım ikisi de aynı ağzı kullanıyorlar, aynı fabrikanın ürünü ikisi de. Öbürü entelliğe pek özenmiyor. O, daha değişik. Ayrı bir stili var onun. “Malikanede oturuyor” diyor, “malikane” diyor. Yani nasıl bir yerde olmamız gerekiyorsa bilmiyorum. “Masonlarla alakası vardır da diyebilirim, yok da diyemiyorum” diyor. “Bu konuda tam bir şey söyleyemem” diyor. “Ama olabilir de” diyor. “Ama tek bildiğim şey, karanlıktır yani karanlık”. Ulan ben senin kafandaki karanlığı aydınlatıyorum hergele. Nerenin karanlığı yani? Biz pırıl pırıl aydınlığı, nuru temsil ediyoruz. O kızcağızın da baktım aşağılık kompleksi sorunu o. Yani böyle beğenilememek, işte dikkat çekememek. Şimdi uğraşıyor. Okumuş ama komünist kitaplar okumuş, entel kitaplar okumuş o da bir işine yaramıyor. Dikkat de çekemiyor. Bayağı çırpınıyor, mesela hem namaz kılarım, hem işte klasik batı müziği dinlerim, hem şunu giyerim, çeşitli markalar saymış şunları giyerim. Kendince böyle stil ve tarz yapıp belirli çevrelerde beğenilmeye çalışıyor. Halbuki Müslümanın böyle acizliği olmaz, yani böyle bir şeye ihtiyacımız yok bizim.
SUNUCU: Başörtüsü ile dikkat çekmeye çalışması benim biraz tuhafıma gitti Hocam.
ADNAN OKTAR: Başörtüsünü kullanıyor. Böyle satanist başörtüsü gibi de başörtü yapmış. Var ya satanistler şöyle arkadan kafalarına geçiriyor. Siyah böyle pelerin gibi bir şey giyiyorlar. Elbisesine bağlı oluyor kafasındaki kukeletası böyle satanist gibi, onu giymiş. Bu tipler genelde Taksim’de, Beyoğlu’nda falan geziyorlar akşamları bizim aldığımız bilgiye göre. Oralardaki tiplerle daha çok teşriki mesaileri oluyor. Şimdi bunların madem rahatsız oldukları konu Darwinizm, biz bunun üzerine tabii ısrarla gideceğiz. Çünkü dönüp-dolaşıp aynı noktaya geliyorlar. Kendini beğendirmek için şekilden şekile girmiş bir görsen, moda defilesi gibi. Bir de acayip kötü olmuş, çok çok kötü. Görünüş rezalet yani. Aşağılık kompleksinde olan bir kısım Müslümanlar bundan kurtulmak için debeleniyorlar, debelendikçe daha da batıyorlar. Halbuki Müslüman zaten imanıyla ne aşağılık kompleksi yaşar, ne büyüklük kompleksi yaşar. Allah’ın zavallı bir kuludur, gariban bir kuludur. Yani öyle bir konusu hiçbir şekilde olmaz Müslümanın. Yani iki günlük dünyada imtihan olup gidecek. Değil mi? Yani züppelik böyle entellik, efendim kendini beğendirmeye çalışmak, komünist özentisi olmak, anti-Darwinist görünüp, işte PKK yanlısı görünüp sempatik olmaya çalışmak güya kendi kafasınca; bunlar çok akılsızca hareketler, çok çirkin yanlış hareketler. Bir kısım safatorikler de bunları adam yerine koyuyorlar, böyle onların o entelliğinden etkileniyorlar. Şimdi aşağılık kompleksi olan aileler de mesela kızı züppe olursa o züppeliğinden gurur duyuyor veyahut oğlu züppe olursa ondan gurur duyuyor. Yani o aşağılık kompleksini biraz hafifletmiş oluyor onların. Bir kısım Müslümanlar da mesela bir şirket veyahut herhangi bir yer, bir yayın kuruluşu farzedelim. Böyle züppeleri bulduğunda onlar kendi bünyelerinde çalıştığında, diğer böyle Marksistlere karşı olsun, entellere karşı, solculara karşı iyi bir koz elde ettiklerini düşünüyorlar. Yani çok etkileyici olduğunu düşünüyorlar. Halbuki çok itici duruyor ve çok aşağılayıcı duruyor, bayağı da kötü yani. Müslüman bir kimliği vardır, direk Müslüman kimliğini gösterir. Hem züppe, hem entel, hem komünist, hem Müslüman karışık herkese uygun hale gelmeye çalışmak, gulyabani gibi bir şey oluyor. Mesela bak resimlerini bir getireyim de bir gör, çıkartın da bir bakayım dedim internette, rezalet.
Allah hidayet versin inşaAllah. Bir de bize olan teveccühe bunalmış Allahu alem. Bu internet girişlerinin yüksekliği, ona bunalmış olabilir, sıkılmış. Çünkü bunları kimse kaale almıyor böyle tipleri, adam yerine de koymuyorlar. Çok dikkat çekmeye çalışıyor, olay çıkarıyor ama kimse muhatap olmuyor. Öyle olunca benim üzerimden bir prim yapmaya çalışıyor yani böyle benimle gündeme geleceğini düşünüyor. Yani biz böyle bir oyuna gelmeyiz. Muhatap olacağımı zannediyor, onunla oturup yani böyle polemik meydana getireceğimi zannediyor. Adını dahi anmaya gerek duymuyorum hiç. Adam yerine koymadığım, garibanın teki. Sadece hidayetine dua ederiz tabii. Daha iyi olması için dua ederiz inşaAllah.
SUNUCU: Sorularımız var Hocam. “Allah’ın rahmeti üzerinize olsun inşaAllah. Aşağıdaki ayeti kerime Mehdi (a.s) hazretlerine bakıyor olabilir mi? Hürmetler, muhabbet ve dualarla.” Kendisi bir çıkarım yapmış herhalde izleyicimiz. “Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan, onu yine ondan bir şahit izleyen ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak, Musa’nın kitabı kendisini doğrulamakta bulunan kimse artık onlar gibi midir? İşte onlar buna (Kuran’a) inanırlar, gruplardan biri onu inkar ederse ateş ona vaadedilen yerdir. Öyleyse bundan kuşkuda olma çünkü o, Rabbinden olan bir haktır.Ancak insanların çoğunluğu inanmazlar.” (Hud Suresi).
ADNAN OKTAR: Bu Mehdi(a.s)’a mı bakabilir diyor, kim bunu yazan?
SUNUCU: Kuzey demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bizim kardeşlerimiz, çok yamanlar değil mi? Hep bu tarz güzel yazılar gönderiyorlar. Tabii baktığımızda, doğrusu işari olarak alenen baktığı görülüyor. “Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan” tabii birinci anlamı değil ikinci anlamı olarak diyoruz. Birinci anlamı tabii Peygamberimiz’e (sav) bakıyor. “...Apaçık bir delil üzerinde bulunan” Peygamberimiz’in (sav) alametleri, söyledikleri, Mehdi(a.s)’ın çıkış alametleri, bütün alametlerin tamamı ve Mehdi(a.s)’ın kullandığı bütün deliller, ilmi deliller. “Onu yine ondan bir şahid izleyen”, mesela Hz. İsa (a.s), “ve ondan önce bir önder ve rahmet olarak Musa'nın kitabı bulunan kimse, (artık onlar) gibi midir?” Hz. Musa (a.s)’ın kitabında Mehdi (a.s)’a yüzün üzerinde işaret eden hüküm var. Yüzün üzerinde. Yani alenen anlatıyor. Yani Kral Mesih olarak anlatıyor Mehdi (a.s)’ı. Bütün alametlerini anlatıyor ki, Musa (a.s)’ın kitabında Tevrat’ta var. “İşte onlar, buna (Kur'an'a) inanırlar.” Mesela müminler Kuran’a inanıyor. Mehdi (a.s) da tabii, cemaati de. “Gruplardan biri onu inkar ederse, ateş ona vaadedilen yerdir.” Yani Mehdi (a.s) karşıtı zıt gruplar, inkar ederse, ateş ona vaadedilen yerdir. Cehenneme giderler diyor Allah. “Öyleyse, bundan kuşkuda olma, çünkü o, Rabbinden olan bir haktır.” “Öyleyse, bundan kuşkuda olma” yani mümin imanda kuşku duymayacak. Kuşkuda olmamak önemli bir ibadet olduğu için Allah kuşkuda olmamayı hatırlatıyor. “Şüphesiz” diyor mesela Allah, sürekli onu söyler. Yani kuşkudan şüpheden kaçınmak lazım. “Çünkü o, Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların çoğunluğu inanmazlar.” Yani buna da şaşırmayacağız insanların çoğu inanmayacak şekilde yaratılmıştır. Bir imtihanın gereği olarak.
SUNUCU: Hocam biz şahit olarak Hz.İsa (a.s) dedik değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Yani Hz.Mehdi(a.s)’ın şahidi olacak Hz.İsa (a.s), ama faaliyet döneminde onlar birbirlerini tanımayacaklar, daha sonra tanıyacaklar.
ADNAN OKTAR: Yok Mehdi (a.s)’ı Hz. İsa (a.s) tanır. Gidip yanına tanışmaz. Onunla tanışmaz. Mehdi (a.s) İsa (a.s)’yı bilmez. İsa (a.s) Mehdi (a.s)’ı bilir, bilmez olur mu? Çok açık belli olur tabii. Mehdi (a.s) dünyada bakıldı mı anlaşılır. İsa (a.s) gizli faaliyetiyle bilinen Mehdi (a.s) açık, cehri, aleni faaliyetiyle bilinen bir insandır. “Açık galibane” diyor Said Nursi Hazretleri. “Açık galibane.”
Halime Dahcı hanımın bir ifadesi var. İstersen sen oku.
SUNUCU: Devamı da var sanırım. Evet Halime Dahcı “Selaymün aleyküm Hocam”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Hocam bazı İslam alimleri Hz. Mehdi(a.s)’ın çıkış alametlerini görmezden gelerek Ahirette Allah’a hesap vermekten nasıl korkmuyorlar? Bu imanlarının zayıf veya Allah korkusunun az olduğunu diyebilir miyiz? Biz Almanya’da camimizde Müslüman kadınlar olarak bunun için Kuranlar okuyup, dualar ediyoruz. Nasıl bazı Hocalar susuyor? Bunda da vardır bir hikmet.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah Almanya’dan yazmış öyle mi kardeşimiz?
SUNUCU: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani bu gizlenecek gibi değil. Bu konuda oyun oynayanlar gizleyenler şu an insanlar içinde utanç duymaya başladılar. Yani şu an mimli, bilinen, yanlış insan olarak değerlendirilen, yanlış düşüncede kişiler olarak bilinen yapıdalar şu an. Ve bu gittikçe dikkat çekmeye başladı. Yani Mehdiyeti örtmek için yapılan çalışmaları halkımız görmeye başladılar. Bu kulaktan kulağa yayılıyor. Yani benim gördüğüm sürati de gittikçe artıyor. İnşaAllah.
Oktar Hocam sen ne anlatıyordun ben gelmeden önce?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu Darwinizm’le ilgili bazı iman hakikatleri deliller var Hocam inşaAllah eğer uygun görürseniz. Bir de bu şeyi göstermiştik Hocam, Türkiye’de inananların kalmadığını, onla ilgili bir filmimiz vardı fikirlerini alan. Amerika’da da bir yazı çıkmış Hocam Associated Press’de. Amerika’da çocukları, bir buçuk milyon çocuğu evde eğiten ailelerin %83’ü artık Darwinizm’e inanmıyormuş.
ADNAN OKTAR: Associated Press?
OKTAR BABUNA: Evet. Burada da birbiri için yaratılan canlılardaki tasarımı gösteriyor. Allah, her ikisini de Allah’ın yarattığını. Dolayısıyla bir tek bu bile Darwinizm’i ortadan kaldıran bir delil olarak, bu şekilde bakılabilir inşaAllah. Batı Avustralya’da yaşayan bir orkide türüyle ilgili, mucizevi bir kandırmaca taktiği uyguluyor. Birçok yabanarısı bakın çıkıyor şimdi ilk defa topraktan bahar geldiğinde. Bu dişisi fakat kanatları yok bunun, çiçeğin üst noktasına geliyor yerleşiyor. Erkek arının gelmesi için bir koku salgılıyor, fenomen deniyor buna. Koku molekülü. Ve biraz sonra hakikaten geliyor onu alıp giderek bu şekilde döllenme meydana geliyor. Şimdi bunu bir çiçek üzerindeki bakın, bir orkide türü bu, aynı yabanarısına benzeyen bir şekli var üzerinde gördüğünüz gibi. Bu bir menteşe ile orkideye bağlı, bu tarafta da orkidenin polenleri var. Bakın nasıl polenlerinin yayılması için orkidenin bir tasarımı olduğunu gösterecek. Allah tarafından yaratılmış. Bakın aynı yabanarısına benziyor. Fakat menteşe ile tutturulmuş hareketli dolayısıyla. Bunu da çok özel bir sebebi var onun neden olduğunu gösterecek şimdi. Fakat bir özelliği daha var bunun; aynı fenomeni, dişinin salgıladığı aynı fenomeni salgılıyor ve dolayısıyla erkek arı geliyor üzerine. Onu dişi arı zannettiği için bakın, üzerine alıp götürmeye çalışıyor, üzerine çıkarak. Bu sırada bu menteşeden dolayı hareket ettiği için baş kısmı bu polenlerin olduğu bölüme sürtüyor ve bütün polenler üzerine yapışıyor. Bakın yabanarısı şeklinde, aynı kokuyu salgılıyor, menteşe gibi sistemi var. Bu şekilde diğer tarafa sürtünebiliyor ve alıyor polenleri. Bu Hocam yabanarısı gibi yapmışlar, menteşe ile tutturulmuş, aynı kokuyu salgılıyor dişi arı.
ADNAN OKTAR: Allah öyle yaratmış.
OKTAR BABUNA: Allah öyle yaratmış evet maşaAllah. Ve bu şekilde çiçek neslini devam ettirebiliyor. Bakın başı hep karşı tarafa vuruyor o sırada. O sırada bütün polenler yapışıyor üzerine erkek arının. Dolayısıyla başka çiçeğe gittiğinde bu şekilde bir döllenme meydana geliyor. MaşaAllah. Sırf bu her ikisinin de Allah tarafından yaratıldığını kanıtlayan Darwinizm’i ortadan kaldıran bir delil olmuş oluyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka neler var Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Topluca yaşamalarıyla ilgili. Bakın arılar binlerce arı bir dalgalanma hareketi yapıyor, bu şekilde bulunduğu kovanlarına kimseyi yaklaştırmıyorlar. Bakın çok büyük bir koordinasyon içerisinde, herkes sırasını bekliyor. Sıra kendisine geldiğinde kanatlarında hareketlenme oluyor. Ve bu şekilde bir dalgalanma hareketi yapıyorlar. Bunu biliyorsunuz insanlar stadyumda yaparlar. Fakat binlerce akıllı insanın yapabildiği bir hareketi arılar hiç eksiksiz, kusursuz bir şekilde yaparak bu şekilde kimsenin kovanlarına yaklaşmasını engelliyorlar. Bu şekilde toplu yaşamalarına da örnek. Hatta kovana kimseyi sokmamaları, kovana birisi girdiğinde ısıyı arttırarak veya azaltarak bu şekilde müdahele edebilmeleri ayrı bir özellikleri inşaAllah. Bir bitki daha var Hocam kanguru pençesi bitkisi. Bunda da çok büyük bir mucize var, Allah’ın yaratma sanatı. Çok özel bir biçimde yaratılmış Hocam maşaAllah. Batı Avustralya’da yaşayan fırça benzeri bir yapıda üretiyor böyle, çiçeğin şekli bu şekilde bakın burada gördüğünüz gibi. Çiçekler başak benzeri sivri bir uç üzerinde yükseliyorlar ve çiçeklerin derinliklerinde bulunan nektarı sunmak için amacıyla mükemmel bir tasarımla çiçek açıyorlar. Şimdi bunun neden olduğu anlaşılacak inşaAllah. Bir kuş gelip derinliklerine başını soktuğunda bakın mükemmek tasarımı sayesinde bütün kuşun kafasının arka kısmına polenler bulaşıyor. Bu fırçamsı yapıdan dolayı. Burada nektarı almak için başını sokuyor. Her nektarı almak için her başını sokuşunda doğrudan başına bulaşıyor ve bu şekilde o da polenleri başka bir çiçeğe konduğunda, polenleri bulaştırıyor oraya ve bu şekilde döllenme meydana geliyor, polenlenme sağlanmış oluyor.
ADNAN OKTAR: Şeker bir şey.
Şimdi bir ara verelim.
SUNUCU: Evet, bir ara veriyoruz sevgili izleyenler.
Değerli izleyenlerimiz programımız değerli Hocamız Adnan Oktar ve Sayın Altuğ Berker ile devam ediyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Berker, Bediüzzaman Hocamızın hayranıdır.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam, vesileniz ile inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bizim bütün kardeşler gibi, evet bakalım.
ALTUĞ BERKER: Benim görmediğim resimler vardı Hocam, o yüzden oraya getireyim inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam bakıyoruz, devam et. Bu arabasında çekilmiş resmi evet.
ALTUĞ BERKER: Genelde hep yaşlılık dönemi. MaşaAllah. Evet bu kadar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bizde onun az fotoğrafı var. Müsaade etmediği için de çekmemiş olabilirler ama.
ALTUĞ BERKER: Kabrinin gizli olması vazını vasiyet etmiş Hocam vefat etmeden 10-12 sene önce. Onu icra edenler, onu bilmeden yapmışlar tabii ama yine o kerametlerinden biri olarak öyle tecelli etmiş.
ADNAN OKTAR: Yok dedi zaten, mezarının yıkılacağını, mezarının da kaybolacağını, yerinin bilinmeyeceğini söylüyor. Bak mezarım yıkılacak diyor, çok önemli bu. Yani makul bir şey de değil mesela.
Demin Kübra’ya o kızın resimlerini gösterdim. Annesi de geldi Kübra’nın demin konuştuk, annesine de gösterdim. Hocam diyor hakikaten suratında meymenet yok diyor, suratında nur yok diyor, çok çirkin suratlı bir tip diyor. Çok ürkütücü görüntüsü diyor. Annesi söyledi demin. Bir de satanist kılıklı hakikaten dedi. Bak demek ki benim yani yanlı bir görüşüm değil, samimi olarak görüşüm. Annen ile ilk defa görüşüyorum ben, bir şey de demedim, yorum da yapmadım, ne diyorsun dedim bu resimlere. Tam klasik böyle entel dantel özentisi. Yalnız böyle züppelik özentisinde olan kişilere bazı kurumların, bazı kuruluşların, bazı Müslüman kesimden insanların hayranlık duyması, orada bulunan bazı kişilerin aşağılık kompleksinden oluyor. Çünkü normal, makul bir Müslüman’dan utanç duyuyorlar. Böyle züppe, entel, komünist özentisi, yarı dinsiz, yarı dindar, çakal, böyle din ile zaman zaman alay eden, İslamiyet ile alay eden, ondan sonra işte bir kısım züppe yazarlarla züppe züppe konuşmalar yapan kişiler olduğunda, psikolojik olarak daha kendilerini huzurlu hissediyorlar, daha güvende hissediyorlar. Çok yanlış, çok aşağılayıcı ve küçük düşürücüdür. Yani böyle züppelere, böyle özenti kişilere kapı açmak İslam’a zarar verir. İman zaafiyeti olduğu, hastalık olduğu imajını veren bu kişilere değil, gerçekten imanı takviye eden, imanı geliştiren, putları yıkan insanlara kapılarını açmaları gerekiyor. Çünkü mesela böyle züppeler iman hakikati anlatmaz, Kuran’ın mucizelerini anlatmaz. Hiç duyulmuş mudur böyle tiplerden? Darwinizm’in geçersizliğini anlatmaz, putlarla mücadele etmez. Varsa yoksa yaranmaya çalışsın, varsa yoksa işte böyle yalakalık yapsın, kendini şirin göstermeye çalışsın, ben Müslümanm ama işte aynı zamanda da modernim, bilmem ne. Müslüman zaten moderndir, sen ne alaka oturup böyle havalara giriyorsun? Bizden de yüz bulamayınca, bak hemen dilini sivrileştirmeye başladı. Yani illa biz herkes ile görüşeceğiz diye bir konu yok değil mi? Ama Allah hidayetini arttırsın, bilgisini arttırsın, aklını açsın. Aklının başında olmasını inşaAllah Allah nasip etsin. Bir de böyle bunları züppeliğe teşvik eden entel, dantel, komünist yazarlar oluyor bazen, onlar bunlara sahip çıkıyorlar. Bunları elinde öyle bir avuç böyle ekip oluyor komünist özentili şu bu falan ekip. Bir konu oldu mu hemen bunları çağırıyorlar. Gel diyorlar böyle bir konu vardı, bize bir anlatsana falan. Onları kendilerine daha yakın görüyorlar, çünkü kendilerinden bir ışık görüyorlar onlarda. Mesela kendisi züppe ise, onun da züppe olması... Ama züppe özentisi, yani züppe de değil, züppe özentisi yani, çok berbat bir durum. Tabii, entel özentisi, entel de değil, inşaAllah. Değil mi böyle? Çok insan yani utanıyor durumlarına bakmaya değil mi? İnsanlarda hicap meydana getiriyor. Böyle insanlar ile yola çıkmak çok hatalı olur, yani kılavuzu derler efendim ördek olanın derler, ayağı çamurdan çıkmazmış. Yani böyle adamlar ile yola çıkanlar, arkalarında sürekli imansız, aklı zayıf, züppeliğe yatkın nesilleri peşinden getirme ihtimalleri olabilir. Yani iyilik yapıyorum diye Müslümanların parası ile kurulmuş bir kuruluş, mesela bir yer, kadrosuna züppeleri doldurur da, yahut belirli sayıda, az da olsa, belirli züppeler doldurur da züppelik propagandası yaparsa, bu İslam’a faydalı değildir, çok büyük zarar verir. Yani Müslümanlara zaten çok büyük saldırı var. Ahir zamandayız, deccaliyet devrindeyiz ve Peygamberimiz (sav) diyor, “insanların imanı ateşten bir kor gibidir ahir zamanda” diyor.” Avucunda tuttuğu ateşten bir kor gibidir” diyor. “Avucuna aldığında yakar, avucundan bıraktığında da imansız olurlar” diyor. Yani imanı muhafaza ahir zamanda zordur diyor. Böyle bir ortamda, imansızlığa geçişte, mühim bir aralık olan, mühim paravan olan, mühim bir geçiş açısı olan bu kişileri böyle mikrop gibi aralarına sokmak çok büyük hata olur. Buradan dinsizliğe geçmek çok kolay oluyor, yani bu tip insanlarda. Saf dindar, samimi dindar insanlarla kendilerini güçlendirmeleri lazım. Çünkü mesela o züppe olunca, ona bakıyor bir başka genç kız, Allah esirgesin, o da daha da züppe olmak istiyor. Ondan çünkü bir ayar daha züppe olduğunda daha havalı, daha sükseli olacağını düşünüyor, daha etkileyici olacağını düşünüyor. Nitekim de öyle, gulyabani gibi tipler türemeye başladı son zamanlarda. Böyle satanist kılıklı, ne olduğu belli değil. Mesela dışarıda erkek arkadaşları da var, başka türlü faaliyetleri de var, komünistlerle de görüşüyor, PKK ‘lılarla da görüşüyor, Müslümanlarla da görüşüyor, Süleymaniye Camii’ne gidiyor, namaz kılmaya gidiyor. Yani akıl almayacak şeyler.
SUNUCU: Bir tür imani noktada bir zayıflık vardır büyük ihtimalle.
ADNAN OKTAR: Tabii, imani yönü tabii hoş güzel de... Ama iman safiyet, halislik ister. Yani karışım istemez. Bir de özenti, ne kadar aşağılayıcı bir şey bir Müslüman için. Mesela var yazarlarda, çok nadir oluyor. Mesela biraz züppelik yaptığında, zayıf insanlar onlara hemen hayranlık duyuyor. Mesela çakallık yapıyor çıkıyor televizyona. Onlar hem korku duyuyor ona karşı, hem hayran oluyor, hem onun gibi olmaya çalışıyor. Mesela bakıyoruz başka bir programda, aynı böyle züppe özentili başka bir mesela sunucu çıkıyor. Yani onun çok çok kötü bir modeli, çok çok kötü örneği. Bilmiyorum dikkat ediyor musun. Mesela televizyonlarda bazen görürsünüz. Mesela bir azılı züppe vardır, böyle çakal saldırgan, bir de onun çok kötü bir taklidi vardır. Yani dikkatlice bakın, televizyonlarda görürsünüz bazı kanallarda, değil mi? Mesela kadınlarda da oluyor. Mesela azılı züppe birisi oluyor kadın, onun yine züppe, çok kötü bir taklidi oluyor. Bir de bakıyorsun onlar zaten yanyana gelmişler sonunda, yani hayran olduğunun ve hayran olan. İkisi birlikte bakmışsın resim çektiriyorlar böyle şebek gibi sırıtarak falan. Bu imansızlığa insanlarda cesaret meydana getiriyor. İmansızlığa geçiş bir mümin için çok zordur, çok sarsılır, ama bunlar yumuşak geçiş sağlarlar böyle vakalar. Bu çok tehlikelidir. Züppe entel, komünist Müslüman modelinden güya Müslüman modelinden dinsizliğe geçiş son derece kolaydır. Ama dindarlığa geçiş o modelden çok çok zordur. Çünkü alışmış oluyor ve adım adım kötüye doğru gider öyle bir yapıda. Müslüman demek dünyanın en kaliteli, en üstün, en büyük gücü demektir. En muhteşem varlıktır, en akıllı varlıktır.
Yeni Şafak’ta mı yazıyordu Özcan Hocamız?
ALTUĞ BERKER: Mustafa Özcan. Vakit Gazetesi’nde.
ADNAN OKTAR: Vakit Gazetesi’nde. Bugünkü yazısı var mı sende ?
ALTUĞ BERKER: İnternetten bakabiliriz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O çok şuurlu bir insan maşaAllah, gerçek bir nur talebesi. Daha önce Yeni Asya’da yazıyordu o değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Son derece kültürlü genel bilgisi hakikaten bayağı fazla, güçlü bir kültüre sahip, güvenilir de, kaynak olarak da çok güvenilir bir insan. Ne yazıyor bugünkü yazısında?
ALTUĞ BERKER: Henüz daha bulamadım inşaAllah. Ahir zaman konularında çok …
ADNAN OKTAR: Çok dürüst yaklaşıyor evet o konulara da. Mesela İslam’ın dünya hakimiyetini samimiyetle istiyor. İttihad-ı İslam’ı samimiyetle istiyor. Bu tarz nur talebesine çok nadir rastlanır. Nadir rastlanan bir nur talebesidir. Kendisini buradan da tebrik ediyorum. Halis delikanlı bir insandır. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ahir zamanla ilgili her hangi bir yazı var mı? Yazının sonlarında var mı öyle bir şey?
ALTUĞ BERKER: Allah-u alem. Bediüzzaman hakkında gördüm, daha sonuna da bakayım. Göremedim Hocam ben şu anda. Okuyayım isterseniz biraz.
ADNAN OKTAR: Ben buraya gelirken yolda çocuklardan birisi söyledi. Bizim çocuklardan bir tanesi. Onu bana bir getirsenize eğer öğle bir yazı varsa, vardır zaten de kısa özet olarak bana getirin inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İttihad-i İslam diyor Hocam. Sonlarda aralarda geçiyor, daha evvel başka örnekler geçirmiş ama uzun bir yazı Hocam o yüzden...
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi tefrik etmek zor olur. Bize hazır gelirse daha iyi olur.
Bizim özelliğimiz, ben mesela dinden asla taviz vermem. Ahir zaman konusunda da samimiyetsiz böyle olayları çarpıdan üsluplar da kullanmam. Mesela ben bak Bediüzzaman’ın eserlerini okudum, hatta ben o zamanlar Yeni Asya’nın Cağaloğlu’ndaki binasına da gitmiştim. Kutlar Abi vardı orada diğer ağabeyler vardı, hepsi oradaydılar. O zaman daha dağılmamıştı Yeni Asya. Zannediyorum 87’ler olacak yanlış aklımda kalmadıysa, yok yok daha önce gitmiştim ben daha erken 87’den önce gittik tabii çok daha önce gittim. Bir Namık Abi vardı öğretmen, yaşıyordur zannediyorum bizim mahalledeydi. O da Nur talebesiydi onun kanalıyla gitmiştim. Ben orada dedim Kutlar Abi’ye o da vardı. “Hocam dedim Bediüzzaman açıkça Mehdi (a.s)’ın geleceğini söylüyor.1400 yıl sonra geleceğini söylüyor İslam dünyaya hakim olacak mı?” dedim. O zaman bana tabii ‘şahs-ı manevi’dir şeklinde izah etmişlerdi, kısaca, özetle ve o tarz bir olayın olmasının zor olduğunu anlatmışlardı. Daha ziyade şahs-ı manevidir gibi anlatmışlardı. Ama sonra ileriki dönemde kısa bir süre sonra Yeni Asya’da bir dağılma oldu o zamanlar, zannediyorum Mustafa Kaplan, Burhan Bozgeyik gibi ağabeyler diğer işte birçok kardeşler ayrılmışlardı. Tabii hepsinde bir hayır var. Ayrıldıklarında tabii yine onlar gayret ediyorlardı çalışma yapıyorlardı. Ama benim dikkatimi çeken ısrarla ve kesinlikle Bediüzzaman’ın o canlı, cesur, yiğit gözünü daldan budaktan esirgemeyen modelinin yerine; böyle ılımlı son derece sakin, arabasıyla iş yerine gidip gelen, işte steyşın vagon arabada, hanımı yanında, çocukları arabanın arkasında, haftada bir kere derslere gelen, çayını içen, derslerde bazen uyuklayan, çok sakin bir hayat modeli... Arkasından Bediüzzaman’ın kahramanlıklarını anlatan, “ne kadar yiğit adammış, ne kadar muhteşem adammış, hayret nasıl yapmış bunları maşaAllah, eline sağlık”, hep beraber salonda alkışlar arasında, işte bir sinevizyon gösterisi yapılıyor. Bakın diyorlar işte hapiste yatmış Allah Allah, Kastamonu’da, Manisa’ya gitmiş işte başka illere gitmiş yani böyle bir efsaneden bahseder gibi anlatıyorlar. Halbuki o efsanenin kesintisiz devam etmesini istiyordu Bediüzzaman. O hayatın kesintisiz herkesin, kendi modelinin devam etmesin istiyordu ve Mehdiyetin beklenmesini... “Ben Mehdi (a.s)’ın piştal bir neferiyim, öncü bir askeriyim ona zemin hazırlıyorum, benim görevim bu” diyor. Bu görevi unutuldu Bediüzzaman’ın. Ben bu amaçla faaliyet yapıyorum diyor. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlıyorum diyor. İttihad-ı İslam olacak diyor. İslam dünyaya hakim olacak diyor. Hz. İsa (a.s) inecek diyor. Bütün bunları sanki Bediüzzaman dememiş gibi bambaşka bir model meydana getirdiler, bir kısmı. Böyle halim selim, işinde gücünde, açtıkları şirketler var. İş yerleri var, etliye sütlüye dokunmayan, son derece halim selim. Peki Bediüzzaman bunu bilmiyor muydu? Haşa, kafası çalışmıyor muydu da haşa, hapishanelere girdi, 30 yıl hapiste yattı, bu kadar mücadele verdi? Yani şu anki daha akılcı bir düşüncemi ki, daha mı doğrusu? Bediüzzaman hata yaptı da talebeleri şu an doğrusunu mu yapıyor yani? Şu an yapılan yanlış. Bediüzzaman doğrusunu yaptı ve kafası en iyi çalışan insandı. Kuran’a en uygun hareketi yapan insandı. Ben gitsinler olay çıkarsınlar demiyorum. Ama Bediüzzaman’ın modeli bu değil. Mehdiyetin örtbas edildiği, Hz. İsa (a.s)’ın inişinin örtbas edildiği İttihad-ı İslam’ın örtbas edildiği, Türk İslam Birliği’nden hiç söz edilmediği ortam olduğunda, ben bunun Bediüzzaman’la bağlantısını kuramıyorum. Aç ‘Sözler’i mesela hiç kendilerine dokunmayacak bir konu oluyor. Mesela diyor ki “aziz hemşerilerim” 3. nüktede. Şeytandan Allah’a sığınırım. Kuran’da söylenir ama ben şu an genel olarak da söylüyorum. “Katiyen biliniz ki daire-i meşruanın haricindeki zevklerde lezzetlerde on derece onlardan ziyade elemler ve zahmetler bulunduğunu Risale-i Nur yüzer kuvvetli delillerle hadisatlarla ispat etmiştir. Uzun tevsiratı Risale-i Nur’da bulabilirsiniz.” Şimdi tamam buradaki sözü çok güzel. Fakat bu çalışmaların sonucunda, bütün bu faaliyetlerin sonucunda, Bediüzzaman diyor ki, “siz bir siz imanınızı kurtarın, imanlı olun, başkalarının da imanını kurtarın, İslam’ı dünyaya hakim edin, Mehdi (a.s) için zemin hazırlayın, Mehdi (a.s)’a talebe olun, Hz. İsa (a.s)’a talebe olun, ona zemin hazırlayın, İslam dünyaya hakim olsun ve Kıyamet yakın” diyor. “1506’tan itibaren bozulma olacak” diyor.
Mesela Mustafa Özcan Hocamızın konuşması. “Allah’tan dileğimiz” diyor “Bediüzzaman’ın projelerinin an karibizzaman”. Yani zamanın acayibi anlamında diyor. “Pek yakında hayata geçirildiğini görmektir.” Neydi onun amacı? İttihad-ı İslam’dı. Değil mi? Çok güzel yazıyor maşaAllah. Değil mi? Özcan Hocamız yaman maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Geçen gün yazar dostlarımızla birlikteyken Mustafa Ağabey de vardı. O da sizin ahir zamanla ilgili söylediklerinizin hepsine birebir katıldığını ifade etti inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Böyle yine ağabeylerle yemekli toplantılarda çok büyük fayda var. Müslümanların birbirleriyle tanışması, görüşmesi, konuşması çok iyi olur. Yine önümüzdeki günlerde öyle bir şey olsa iyi olur. Mesela diyor ki yazısında; “Söz gelimi” diyor, “Bediüzzaman’ın evrensel ve küresel barışın peşinde olduğu ifade edilmekle birlikte barışın siyasi birliğin dışında olacağı da söylenmektedir.” Mesela bu çok acayip bir şey. Halbuki siyaset aleminde de Mehdi (a.s) çıkacak diyor Said Nursi. Yani Mehdi (a.s)’ın siyasi alemde de faliyet yapacağını, ittihad-ı İslam’ı oluşturacağını söylüyor. “Ben burada bir tezat görüyorum. Pax Ottomane aslında Yavuz barışıdır ve bu barış siyasi birlikle temin edilmiştir. Bazıları bu tezadın farkında olmayarak Bediüzzaman’ın ittihad-ı İslam emel ve rüyasının siyasi birlik şeklinde teşekkül etmeyeceğini söylüyorlar.” diyor. Mesela bu çok ürkütücü bir ifade. Said Nursi bunu çok net bu anlamda söylüyor. “Halbuki, barış birliğin bir sonucudur ve barışı siyasi birlik doğurur. Yine aynı anlayışı terennüm edenler, AB siyasi birliğine itiraz etmiyor” mesela bak orada Avrupa Birliği’nde siyasi birlik olur diyor. Kardeşim sen Hıristiyan’la ittifak ediyorsun, onla siyasi birlik oluşturabiliyorsun da Müslüman’la nasıl siyasi birlik oluşturamazsın sen? Sosyal, siyasi, iktisadi, kültürel, imani... Değil mi? Her yönden birlik oluşturursun. Nasıl oluşturamazsın yani? “Ve bizim de orada yerimizi almamızı uygun buluyorlar.” Tamam, Avrupa Birliği’ne gireriz ama Türk İslam Birliği’nin gücü oluşur, değil mi? İttihad-ı İslam oluşur, ittihad-ı İslam’ın bir lideri olarak Avrupa Birliği’ne gireriz. “Dolayısıyla Bediüzzaman’ın bahsetmediği bir şey nurcular nezdinde muteber ve meşru olurken bahsettiği bir şey tevillerle bağlamından koparılıyor ve maksadının hilafına kullanılıyor.” Nurcular derken tabii hepsi değil. Bir kısmı için bunu söylüyor. Bakın: “meşru olurken” diyor, “bahsettiği bir şey tevillerle bağlamından koparılıyor”. Bak işte bu tevilcilik. Tevil. Çok açık mesela Mehdi (a.s) gelecek diyor, zat diyor. Zat’tan kasın şahs-ı manevidir diyor. Allah Allah. Bediüzzaman konuşmayı bilmiyor mu? Yani o zat diyeceğine şahs-ı manevi der. O zattan kasıt diyor şahs-ı manevidir diyor. Ne diyelim bu artık?
SUNUCU: Peygamber efendimizin (sav) soyundadır diye geçiyor yani.
ADNAN OKTAR: Seyyiddir diyor. Şahs-ı manevi seyyid olur mu? Değil mi? “Vakit ve hal müsaade etmez” diyor. Vakti dardır diyor Mehdi (a.s)’ın diyor. Değil mi? İstanbul’dan çıkacağını söylüyor. Şahs-ı manevi İstanbul’dan çıkar mı kardeşim? Değil mi? “O eşhas-ı ahir zaman İstanbul’da zuhur edecek” diyor. “En büyük hakim” diyor. “Hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam...” Hangi müceddid öyle şahs-ı manevi olarak geldi? Mevlana Halid, Abdülkadir Geylani, Şah-ı Nakşibend... Bunlar şahs-ı manevi olarak mı geldiler? Şahıs olarak geldiler. Nerede görülmüş böyle bir şey? Bak: “ bahsettiği bir şey tevillerle bağlamından koparılıyor ve maksadının hilafına kullanılıyor.” Bunlar üzücü gelişmelerdir diyor. Tabii, Müslüman üzülmez. Bilakis şevki artar. “Konjonktürün Risale-i Nur’un anlaşılmasını perdelediği durumlardan birisidir. Zamanla konjonktürel yorumlar metni gölgeliyor ve çığır haline geliyor. Ondan sonra da doğrusunu anlatmak deveyi hendekten atlatmaktan zor oluyor.” Bak çok önemli bir şey. Bak: “Ondan sonra da” diyor “doğrusunu anlatmak deveyi hendekten atlatmaktan zor oluyor.” Ondan sonra tabii etrafa bu kadar tevil yayıldıktan sonra açık, net ifadeyi anlamazlıktan geliyor adam o zaman. “Risale-i Nur bir Kur’an savunmasıdır.” Yani Kuran tefsiridir. “Lakin bugün maruz kaldığı en tehlikeli durum tevilatında” yani tevil edilmesinde en tehlikeli durum “tevilatında ve anlaşılmasında yaşanan konjonktürel inhiraflardır. Esasen Yavuz’a biat ederek Bediüzzaman, ikinci Mercidabık ve İslam birliği projesinin müjdecisi olmuştur ve gelecekteki mimarlarını da müjdelemiştir.” Yani Mehdi (a.s)’ı müjdelemiştir diyor. “Lihikmetin mezarı meçhul kaldığı gibi tefekkür ağacı olan Katran Ağacı da kesilmiştir. Burada bir hikmet ciheti de elbetteki var. Bilindiği gibi, Hudeybiye’nin hatırası olan Samure Ağacı da Hazreti Ömer tarafından Sahabelerin bu mekanı namazgah ve bayram yeri gibi yapmaları üzerine kesilmiştir. Hazreti Ömer’in ayrıca ‘Peygamberimiz tazim etmeseydi Hacerü’l Esved’i de barındırmazdım’ şeklinde ifadeleri vardır. Lakin Hazreti Ömer’in uygulaması Peygamberimizin eşya ile derin münasebetinin reddini gerektirmez. Gölgelemez. Hazreti Ömer’in ağacı kesmesi Halid Bin Velid’i görevinden alması gibidir. Zira, Müslümanlar bir süre sonra zaferleri Allah’dan değil de Halid İbni Velid’in varlığından ve şahsından bilmekte ve zaferleri ona bağlamaktadırlar. Dolayısıyla bu kararlarıyla Hazreti Ömer bir tashihte bulunmuştur. Lakin tashih aslını inkarı gerektirmez. Allah’dan dileğimiz Bediüzzaman’ın projelerinin an karibizzaman” yani ahir zaman acibi “pek yakında hayata geçirildiğini görmektir.” diyor. Çok güzel maşaAllah. Mustafa Özcan aslında çok titiz takip edilmesi gereken önemli bir yazar. Bayağı da samimi ve müthiş kültürü var. MaşaAllah. Onun için ben böyle züppe, entel özentili böyle yeni yetme, yeni türediler değil de, gerçekten samimi Müslümanların, aklı başında insanların izlenmesini doğru buluyorum. Tabii, böyle yüzlerce değerli yazarımız var. Mustafa Özcan ağabeyimiz de onlardan birisi kardeşimiz. Fakat samimiyetsizlik çok tehlikeli bir şey. Özellikle züppelere yüz vermek, bunlara yol açmak... Samimiyetsizliği açıkça elinden yüzünden akan böyle gudubet, ecanip tiplere değil mi? Kapı aralamak çok yanlış olur. Dürüst ve samimi Müslümanların desteklemesi gerekir.
SUNUCU: Hocam az önce dediğiniz bana çok mantıklı geldi. Yani bu zamana kadar gelen müceddidler hep şahıs olarak gelmişler. Hz. Mehdi (a.s) son müceddid olacak. Peki niye o şahıs olarak gelmesin?
ADNAN OKTAR: Bir tek onda şahs-ı manevi oluyor.
SUNUCU: Yani orası bana da çok saçma geldi gerçekten.
ADNAN OKTAR: Hayır, Hz. İsa (a.s) ilk geldiğinde şahıs olarak geldi diyorlar. Bu son gelişinde şahs-ı manevi olarak gelecek diyorlar. Kardeşim, yani iyi saatte olsunlar. Nedir bu havale geçiriyor gibi? Yani çok acayip bir şey bu. Nasıl bir üsluptur bu? Yani samimi olarak söyleyenler, cehaletinden söyleyenleri tenzih ederim de bu yani çok çok samimiyetsiz bir ifade. İlk geldiğinde şahıs olduğunu kabul ediyor ama son geldiğinde şahs-ı manevi olarak gelecek diyor. Bütün müceddiler, mehdiler şu ana kadar hepsi diyor şahıs olarak gelmiştir. Bir tek Mehdi (a.s) şahs-ı manevi olarak gelecektir diyor. Bu ne bu korku? Bu ne samimiyetsizlik? Yani bunu tevil etmenin, yani bunu kapatmaya çalışmanın alemi ne? Ve üstelik Said Nursi Hicri 1506’da artık İslamiyet’in son günlerini yaşayacağını, yani gittikçe gerileyeceğini söylüyor 1506’da. 1431’deyiz. Çok az bir süre var. Bu süre içerisinde İslam hakim olacak. İttihad-ı İslam olacak ve manevi kapılar sonuna kadar açık şu an. Hiçbir engel yok. Kültürel yönden, sosyal yönden, siyasi yönden... Her yönden müsait. Ayrıca Avrupa da istiyor İslam Birliği’ni. Amerika da istiyor. Herkes istiyor. İsrail de istiyor. Yani diyemezler ki karşısında şöyle bir güç var. Olsa da farketmez de ayrı mesele. Değil mi? Yani bilim teknoloji olağanüstü gelişti. Yani İslam’ın dünyaya hakimiyeti için şartlar son derece müsait şu an. Her şey müsait. Hiçbir engel yok. Sadee tembellik edilmeyecek, samimi davranılacak. Ehl-i tevilat kişilere itibar edilmeyecek. Bediüzzaman ne diyorsa, tam anlamıyla ne anlatıyorsa samimi olarak onu anlayacağız düz anlamı üstüne.
ALTUĞ BERKER: Hele o kelime çıkarmaları. Son şeyi duyduğumda çok şaşırdım.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi artık adamlar sıkıntıdan kelime, cümle çıkartmaya başladılar artık. Cümle çıkartıyor. Mesela o acip zat, şahıs diyor. Ahir zamanın o acip şahsı diyor. Onu çıkartmışlar. Bundan bir asır sonra gelecek o zat diyor mesela. Onu da çıkartmışlar. Yani kardeşim bu nereye gidiş bu? Yani ne yapmak istiyorsunuz? Bir de nereye çıkaracaksın yani? Orijinalleri duruyor. El yazmaları duruyor. Yani Risale-i Nur’un Anadolu’da orijinale yakın, yani o devirde basılmış çok fazla sayıda kopyaları var. Ama yine de tehlikeli tabii, çok dikkatli olmak lazım. Yani Risale-i Nur’u çok ciddi şekilde değiştirebilirlerdi. Yani hadisleri değiştirmeye kalkıyorlar. Kardeşim bu paniğe ne gerek? Yani bu paniğe rağmen, Mehdi (a.s.) her halükarda zuhur edecek. Yani bunun zaten olacağını Peygamberimiz (s.a.v.) bildirmiş. Bu engellenemez bu. Yani bu durdurulacak bir olay değil. Çünkü tahakkuk etmiş bir olay, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Allah ayette Hocam, şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah nurunu tamamlayacaktır, müşrikler istemesede.” diyor. Dinini bütün dinlerin üzerine kılacaktır ki, kafirler istemesede diyor. Yani istemeyenlere engel kader işliyor yani.
ADNAN OKTAR: Tabii, onlar dilleri ile engellemeye çalışacaklar, fakat Müslümanlar da vargüçleri ile gayret edip inşaAllah Hakkın hak olduğunu insanlara gösterecekler Allah’ın izni ile.
SUNUCU: Bir sorumuz daha var Hocam, isterseniz soralım. Ahmet Demir sormuş. “Böylece onu attı, bir de ne görsün? O hemen hızla koşan kocaman bir yılan oluvermiş.” Taha Suresi, bu herhalde Hz. İsa (a.s.)’ın asasını kastediyor Hocam. “Dedi ki: “Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz.” Yine Taha Suresi. Size sorum, üstteki ayetlerin yaşamakta olduğumuz ahir zamana nasıl yansır? Yorumlar mısınız? Şimdiden Allah razı olsun.”
ADNAN OKTAR: Bunlar ne sevimliler maşaAllah böyle. Kuran’ı böyle hemen açıp hazırlıksız anlatmam... Bir de benim anlatımlarım genellikle yeni anlatımlar oluyor, yani alışılmışın dışında, yani bilinenin dışında bilgiler veriyorum. O yüzden çok hoşlarına gidiyor olabilir. Bir de doğru ve ispatlı oluyor, net yani delilli. Ahmet Demir. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Böylece onu attı, bir de ne görsün? O hemen hızla koşan kocaman bir yılan oluvermiş.” Ben bunu aslında birkaç kere açıkladım bu ayeti. “Dedi ki: “Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz.” Tabii bu ayet tabaka tabaka, yani çok anlamları var. Biz genellikle ikinci anlamlarını anlatıyoruz. Ama zamanı geldiğinde üçüncü, dördüncü anlamlarını da anlatacağız inşaAllah, Allah’ın izni ile. Ama ilk anlamı Darwinizm’e, materyalizme karşı fosillerin, bilimsel hakikatlerin ve bilimin, onların üzerine Hz. Musa (a.s.)’ın asasını atması gibi atılması ve süratle, anında delilin oluşması ve delilin yani asanın yılana dönüşmesi ne kadar süratli ve ne kadar çabuk etkili olduysa, aynı etkinin de ahir zamanda oluşacağına işaret ediyor ayet. Çünkü hakikaten biz mesela evrim ile ilgili delil ortaya attığımızda, yani uzun bir süre geçmiyor. Normalde böyle şeyler mesela bir yıl, iki yıl alabilir, adam uzun araştırmalar yapar düşünür. Öyle olmuyor. Tek seansta anında düşüyor. Yani mesela birkaç kelime, birkaç cümle, birkaç fotoğraf ile konu bitiyor. Kuran ona işaret ediyor inşaAllah. “Dedi ki: “Onu al ve korkma, biz onu ilk durumuna çevireceğiz.” Allah’ın gücünü gösteriyor, Cenab-ı Allah’ın. Yani hayvanı da istese, Allah bir anda ağaca çevirebiliyor, yani tahta parçasına çevirebiliyor. Tahta parçasını bir anda yılana çevirebiliyor. Allah gücünü gösteriyor orada. “Onu al ve korkma,...” tabii bu, Hz. Musa (a.s.) çok heyecanlı ve işin doğrusu yani korkmaya çok açık bir Peygamber. Korkmaya, ürkmeye, tedirgin olmaya açık ruhu, bu çok makbuldür. Bazı insanlar hiç, yanında bomba patlasın, ilgilenmez, heyecenı yoktur. Bazı insanlar da korkuya, heyecena çok açıktır. Böyle irite olmaya çok açıktır. Yani ufacık bir şey onu çok irite edebilir, bu çok makbuldür. Yani böyle insanların korkmaması çok önemlidir. Yani adam mesela korkmayı bilmeyen birisini düşünün, bilmiyor, o zaten bilmez. Yani mesela bu şey de öyledir, mesela cinsel gücü olmayan bir insanın, gayrı meşru ilişkiye girmemesi. Mesela o isteği ve gücü olduğu halde, onu yapmaması çok önemlidir. Mesela Allah diyor Yusuf Suresi’nde, Yusuf da onu istemişti diyor Allah, ayette. Ama buna rağmen yapmıyor. Niçin yapmıyor? Allah korkusundan yapmıyor, Allah rızası için yapmıyor. Ama mesela gücü olmayan bir insan böyle bir şey yapmaz, zaten o ibadet olmaz o. Onun için korkuyu bilen bir insanın korkmaması makbuldür. Mesela mala sevgisi olanın, malını vermesi makbuldür, inşaAllah, yani malını dağıtması makbüldür. Mesela sıkılmaya, sıkılmaya açık bir insanın, zorlu işlere girmesi makbüldür. Mesela Hz. Musa (a.s.) kaçıyor ama saklanıyor, yani biz ayetten açık anlıyoruz. Göğsüm daralıyor, dilim tutuluyor diyor. Yani ajite olmaya çok açık bir Peygamber, onunla mücadele ediyor, çok makbüldür bu. Yani bir alıyorsa, bin sevap alır böyle bir durumda, çok çok daha makbuldür, inşaAllah. Bak, “Onu al ve korkma...” diyor Allah. Demek korkuyor, korkma diyor Allah. Allah’ın sözünden, Allah korkusundan, Allah’ın sözünü dinliyor, gidiyor yılanı direkt kuyruğundan tutuyor. Yani en yapmayacağı şey normalde, yani müthiş çekiniyor çünkü yılandan. Tutar tutmaz asaya dönüşüyor hemen. Yani Allah’ın ani yaratma gücünü Allah gösteriyor burada ayrıca. Üçüncü anlamı var ayetin, dördüncü bir anlamı da var ama şimdilik bu anlamı yeterli, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam her ayetin aslında müteşabih anlamları var mıdır?
ADNAN OKTAR: Tabii. Hemen hemen hepsini var. Ama muhkem ayetlerin sınırlı olabilir, muhkem ayetlerin. Ama böyle ibret kastıyla anlatılan böyle kıssalarda, çok fazla oluyor. Yani zaten amacı o oluyor ayetin. Ama mesela Allah diyor ki, namaz kılın, muhkem ayet, açıktır yani, ikinci bir anlamı olmaz, tek anlamı vardır. Ama işari anlamları ayrıca olabilir, yani onun anlatabiliriz, izah edilebilir. Ama asıl olan muhkem anlamıdır, yani birinci anlamıdır, yani onunla konu biter. Mesela kumar haram, bitti yani açık hüküm var. Yani onun tevili olmaz. Fakat ikinci anlamı tabii ki olur, yani ikinci, işari anlamları yani, terbiyeye yönelik, insanın ruhunu eğitmeye yönelik ikinci anlamaları olur. Ama onlardan hüküm çıkmaz. İlk muhkem anlamı, muhkem ayetin açık yönü çok önemlidir. Müslümanın sorumlu olduğu odur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle bir soru var Hocam. “Hocam geçen günlerde Harun Yahya.tv sitesinde eski bir röportajınızı seyrederken, Kuran’da bildirilen mümin kadın karakteri, bugün cahiliye toplumlarında yaygın olarak yaşanan kadın karakterinden çok farklıdır, şeklinde bir ifadeniz olmuştu. Aklıma hemen Kuran’da ahlakı ile örnek gösterilen Hz. Meryem (r.a.) geldi. Kendisinin Allah’ın dilemesi ile hiçbir insanın eli değmeden Hz. İsa (as.)’a hamile kalması, toplum tarafından dışlanması, toplumdan gördüğü eziyet aklıma geldi. Hocam, bize Hz. Meryem (r.a.) dönemindeki toplumu ve Hz. Meryem (r.a.)’in ahlakını anlatır mısınız?” demişler Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. Meryem (r.a.) kuzu gibiydi. Elinden, yüzünden nur akıyordu. Tertemiz, değerli annemizdi maşaAllah. Bütün alemlere örnektir, bütün alemlerin kadınlarından üstün yaratılmıştır. Çok mübarek bir varlıktır. Biliyorsun, bir perde çekti, tamamen kendini Allah’a teslim etti, öyle ne evlilik peşindeydi, ne koca arama peşindeydi, ne arabalar, ne evler, işte ne gelecek değil mi? Sadece bütün isteği, bütün amacı Allah’ın rızasını kazanmaktı, ona kilitlenmişti. Allah ona çok güzel bir görev verdi, çok mükemmel bir faydası oldu. Fakat onun üzerine Allah ona yine bir imtihan daha yükledi. Yani mesela hamileliği bir imtihan. Tabii. Fakat hamilelikten sonraki olay, çok daha büyük bir imtihan. En galiz iftira ve hakaretlere uğadı o devirde, yani cinsellikle ilgili hakaretler. Zaten insanların en meraklı olduğu, en vurucu gördüğü hakaret cinsi, cinsellikle ilgilidir. Yani her devirde hep o kullanılmıştır. Peygamberlere karşı da o kullanılmıştır. Ondan sonra diğer velilere karşı da o kullanılmıştır. Çünkü insanlar, ona niyeyse çok önem verirler, yani cinsellik çok hayatidir. Onunla ilgili sözler de çok hayatidir. Dolayısı ile toplum onunla, cinsellikle ilgili hakaretlerde, iftiralarda çok daha fazla etkileniyorlar. Dolayısı ile onun imtihanı daha zordur. Mesela Hz. Yusuf (a.s.)’a da tecavüz suçu ile iftira edildi. 7 yıl mütecaviz, yani cinsel suç işlemiş, gayrı resmi ilişkiye girmiş insan olarak suçlandı, 7 yıl, tertemiz insan. Hz. Meryem (r.a.)’a da öyle, gayri meşru ilişkiye girmiş bir kadın olarak suçlandı ve uzun süre. Hz. İsa (a.s.) da tabii o arada çok muztar bir durumda yaşadı. Ona da gayri meşru insan, gayrı meşru çocuk muamelesi yapıtılar ki, o dönemde en önem verdikleri konulardan bir tanesi idi. Dolayısı ile onların tabii mühim imtihanlarıydı bu ama çok çok daha çetin imtihanlardan geçti Hz. Musa (a.s.) tabii. Bediüzzaman gibi mübarek bir insana bile bulunduğu yere fahişe kadınları aldığı iddia edildi, Bediüzzaman’a. Bize yapılan iftiralarda da zaten hep cinsellik. Cinsellik aşağı, cinsellik yukarı.
Mesela şu atom forvet kripto yazar bayan da gene aynı o şekilde. Baktım gene cinsellik ile ilgili. Halbuki ben onun cemazi evvelini biliyorum, yani halihazırdaki durumu da biliniyor. Yani bunu en son söyleyecek bir adamken, oturmuş ahkam kesiyor. Halbuki Müslüman gözü ile görmedikten sonra, kulağı ile işitmedikten sonra bir Müslüman ile ilgili bir şey söylemez, konuşmaz. Ki kendisinin durumu şahitli ispatlı yani, çok açıkken bu kadar pervasız. Zaten ondan çekinmiyor da zaten, yani ne yolda olduğu anlaşılan bir tip, öyle o gizlemiyor da onu zaten. Ama bakıyorsun, cinsellikle ilgili iftiralardan kaçınmıyor. Aynı o daha önceki dönemdeki sistemin devamı, arkasını getirmeye çalışıyor. Oradan toplumu en etkili şekilde etkileyeceğini düşünüyor. Yaptığı suçlamalar bu bak, cinsellik, Darwinizm ile ilgili, neden anlatıyormuşuz, Darwinizm’i anlatmaya ne gerek varmış, işte ve bu, başka konusu yok. Halbuki Allah diyor ayette, “size bir fasık bir haber getirdiğinde, onu araştırın” diyor, değil mi? Gözü ile görüp, kulağı ile işitmesi lazım. Bu adam, bu bayan, zaten bu konuda yani yolu kapalı olan bir tip değil. Yani birçok kişi buna şahit, durumu ortada olan birisi. Ama biz buna rağmen böyle bir şeyi gündeme getirmiyoruz. Allah ıslah etsin diyoruz, Allah hidayet versin diyoruz. Ama bu tip züppelere bu kadar kadar özenmek yani bunlara hayran olmak çok büyük bir hata, çok büyük bir yanlışlık. İnsanlar, başarılı insanlara karşı bir hasetlik duyarlar yani. Şimdi ben bunu mesela tanımam, bilmem bu kriptoyu yani, haberim bile yok, yani kim olduğunu bile bilmem. Ama beni tanıyor ne hikmetse. Durup durup yazılar yazıyor. Kardeşim muhatap olmuyoruz, gene oturup yapıyor. Bir de bunu adam yerine koyuyorlar etrafındakiler de. Mecbur olduğum için muhatap olduk, cevap veriyorum, ismini bile kullanmıyorum dikkat ederseniz yani, inşaAllah. Fakat tabii bu, yani gelecek nesiller açısından bu tipler çok tehlikeli, risklidir. Yani buna özenen tipler türemeye başladı çünkü. Mantar gibi orada, burada bitmeye başladılar. Bu kötü bir model meydana getiriyor. Müslümanlık, sabit, temiz bir modeli vardır, arı bir modeli vardır, o uygulanır, o kadar. Sahabe modeli, başka yoktur yani.
ALTUĞ BERKER: Geçen günlerde izah etmiştiniz Hocam bu veya başka bir yazar için. Onları ağzından komünist veya PKK yanlılarının Darwinizm’den çok canı yandığı için sizin o fikri çökertmeden sonra, bunların ağzından bu konuyu kapattırmaya yönelik çabaları olduğunu ifade etmiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim zaten karşıma çıkamıyorlar. Bir tane böyle bayat, kokoş ablası var bunun, Baron’un takımından, böyle saçaklı tabir edilen tipten böyle, ondan sonra onun hampası bu, tam böyle yapışığı, o şekilde iç içeler. Yani öğretmeni o, Hocası o. Kardeşim bu Darwinist, Baron da Darwinist. Bizim anti- Darwinist olmamız, adamlara tabii ki rahatsızlık veriyor, huzursuzluk veriyor. Kendi çıksa zaten, silindir gibi ezerim. O zaman ne yapalım diyorlar? Müslüman görünümlü adamlar çıkaralım, hem Müslüman camia da tasdik etmiş olur, ya baksana Müslüman eleştiriyor, demek ki doğru deneceğini zannediyorlar. Halbuki bizim Müslümanlarımız Türkiye’de, özellikle Türkiye’de bayağı basiretli, ferasetlidir. Çok uyanık ve akıllıdırlar. Yani adam Darwinizm’i savunarak ortaya çıkıyorsa, bunda bir anormallik vardır, bu anlaşılmayacak gibi değil ki. Ayrıca adam, bakın çok önemli bu; iman hakikatleri anlatmaz, Kuran’ın mucizelerini anlatmaz, İslam’daki sevgiyi, muhabbeti, şefkati anlatmaz. Darwinizm ve buna benzer putların yanlışlığını anlatmaz. O zaman tabii ki züppe-i şükera olduğu gibi bunu destekliyor. Yani tabii ki adamları olmuş oluyor. Belirli de noktalara getirttiriyorlar. Sonra bu tipler onların başlarına çok büyük işler açar. Nitekim açıyor da. Zarar verir İslam’a, dine. Arı ve temiz, halis Müslümanların yolu yoldur, onların faaliyetleri faaliyettir. Dolayısı ile bu tiplere karşı çok uyanık ve dikkatli olmak gerekiyor. Mesela daha öncede bir yer öyle bir züppeyi yetiştirdi, o züppe başlarına çok büyük bela oldu sonra, gitti Baron’un adamı oldu, tabii. Emek emek onu yetiştirdiler, Müslümanların parası ile, Müslümanların imkanları ile. Müslümanlar tabii iyi niyet, sevinç ile adamlar bileziğini verdi, yüzüğünü verdi, Allah’ın rızası için yardımcı oldu, bir şey oluşturdular, oraya da bir entel züppeyi getirdiler sonradan gariban. Onunla denge kurmaya çalıştılar, zannettiler ki, dediler ki bunu yarısı Müslüman, yarısı züppedir, hani dolayısı ile biz bu alem ile bunun ile bağlantı kurabiliriz, bir geçiş aşaması gibi. Bak adam sonra Müslümanlığa dönmedi, sonra ne yaptı? Züppeliğe döndü ve Baron’un bir numaralı yalakası oldu ve Müslümanların başına bela oldu. Şimdi de bu efendim yeni yetmeyi...
ALTUĞ BERKER: Yine aynı bünye.
ADNAN OKTAR: Tabii aynı efendim tipi, efendim satanist görünümde olan bu vatandaşı, gene alttan alta yağlıyorlar, gene başlarına bela olur. Yarın bir gün Müslümanlara saldıran, böyle çirkin bir üslup ile Müslümanlara tavır alan, Müslümanların içinde de olduğu için onlara alabildiğine böyle saldırgan tutum izleyen bir kişiye dönüşecektir. Ondan sonra vay yandıma düşüyorlar. Halbuki mikrop gelişmeye başladığında, belli ki o bünyeyi bir süre sonra sarar. İlk başlangıcında o mikrobun zeminine adamın imkanı varken müsaade etmemesi lazım. Adam alıyor bünyesinin içine koyuyor, kendi eli ile o mikrobu alıyor, geliştiriyor, burnundan içeriye çekiyor o mikrobu. Ondan sonra o bünyesini sarmaya başlıyor, sonra da vay yandık, elimizden gitti diyorlar. Olmaz. Yani bakın aynı yer, yine aynı şeyi yetiştirmeye kalkıyor. Yani mikrop yetiştiren bir vasat olmaması lazım. Özellikle Müslümanların imkanlarıyla oluşan bir yerde, mikrop yetiştiren bir vasat oluşturursa, bu olmaz. Dinsizse samimi olarak dinsizdir, saygı duyarız biz yani oluyor. Mesela gazeteciler oluyor dinsiz, son derece normal. Yani vatandaşımızdır, kardeşimizdir. Dua ederiz, Allah hidayet versin deriz. Ama mert adam, dürüst. Açıkça söylüyor dinsiz olduğunu. Bunda bir şey yok. Ama böyle ikiyüzlü, münafık ve sahtekarlar çok tehlikeli oluyor. Mesela o hımbıl da öyle. Önce bize karşı ilk bunların ilk reaksiyonu bize karşıydı. Bize karşı saldırganlaştıktan sonra dişlerini bütün Müslümanlara yöneltti ondan sonra, önüne gelen Müslümanı ısırmaya başladı kendince. Ve baş belası oldu. Onun için böyle ucube şahıslara bel bağlamak çok büyük hata olur, çok büyük yanlış olur. Kuran ahlakıyla olaya yaklaşmak lazım. Samimi yaklaşmak lazım. Yani Müslüman aynı delikten 30 kere geçmez değil mi? Aynı hatadan beridir Müslüman. Yapılmış bir hata var daha önce yine aynısını deniyorlar. Adamın her yeri oynuyor belli ki bir şey olacak ileride, bir şey yapacak. Anlaşılmayacak gibi mi? Muttaki olanlara da kapıyı kapatıyorlar. Mesela çok dindar hanım kızlar oluyor, çok efendi, onlara hayat yolu olmuyor. Yani bambaşka bir şey. Mesela terbiyeliyse böyle, hakikaten samimi bir dindarsa aman kardeşim diyor, bizim şirket batar diyor sen gelirsen. Sakat olur diyor. Nasıl olması gerekir diyor. Ya diyor direk belirli bir modelde olacaksın diyor. Malum tipte olacaksın. Veyahut kırma, olacaksın ayni böyle. Acayip bir şey ne olduğu belli olmayan. Başına küçücük bir bez parçası, bez parçasına da benzemiyor. Bambaşka bir şey yapmış. Başörtüsü ayrıdır, bez parçası ayrıdır. Başörtüsüyse başörtüsü şeklinde olur. Başörtüsüz de benim kardeşimdir, ben saygı duyarım. Efendi, hanım bir sürü kız kardeşlerimiz var. Canımız ciğerimiz. Başımızın tacı hepsi. Samimi inancı olur tamamdır bizim için bir şey demeyiz saygı duyarız. Başörtüsünde de samimiyse başörtüsüne benzemesi lazım onun, altı kaval üstü şişhane bilmem ne falan böyle bunları bıraksınlar, böyle bir samimiyetsizlik olmaz. Özellikle böyle kişiler kilit noktalara getirip, Müslümanlara kudurmuş köpek gibi saldırtmaya kalkmak, çok büyük hata olur. Şimdi biz işimizi gücümüzü bırakıp böyle yeni yetme hımbıllarla mı uğraşacağız. Değil mi? Bunlara ne vakit ayırayım yani. PKK’nın yeni taktiği, yeni yöntemleri Müslümanların arasına böyle ne idüğü belirsiz tipleri soktular. Mesela adam göbeğine kadar sakalı bıraktırıyor, al diyor sana Müslüman getirdim diyor. Hakikaten biraz ilmihal bilgisi öğreniyor, biraz Kuran bilgisi öğreniyor adam, PKK’ın elemanı. Tek derdi Darwinizm’le uğraşmamız. Ona karşı mücadele etmemiz. Bir oradan başlıyor. Bakın alametlere hemen anlarsınız. Yazıda mutlaka oraya bir dokundurur. Yazılarda yani niye Darwinizmle uğraşıyorsunuz? Yani bizim aleyhimizde her yazıda görürsünüz bunu, en sonu onunla biter, Darwinizme niye dokundunuz? Yani konu döner dolaşır oraya gelir. En hayati noktada oraya gelir. Kardeşim Hz. İbrahim (a.s.) ilk yaptığı putları yok etmektir. Peygamber efendimiz (s.a.v.) gidip Kabe’nin içindeki putları yıktı, değil mi? Hz. Musa (a.s.) ne yaptı, gitti putu paramparça etti. Putları parçalamak Müslüman için farzdır. İlimle, fenle, sevgiyle, şefkatle, akılcılıkla inşaAllah. Bilimi Hz. Musa (a.s.)’nın asası gibi Darwinizm’in üstüne attık biz. Materyalizmi, Darwinizm’i yuttu. Bilimin altında kalacaklarını bunlar hiç tahmin etmiyorlardı. Bilseler bilimi hiç desteklemezlerdi. Yani tabii bilimin böyle başlarında iş çıkaracağını kendilerini yutacağını, yok edeceğini bunlar hiç bilmiyorlardı. Var güçleriyle bilimi desteklediler. Bilim de bunları aldığıyla sırt üstü yere vurdu. Bilime sığınıyorlardı. Yani bilimin içine içine yaklaştılar, bir de baktılar ki bilim onları yutmuş.
SUNUCU: Aslında Hocam açıp Kuran’ı bir araştırsalar belki de anlarlardı.
ADNAN OKTAR: Kuran’a önyargıyla bakıyorlar tabii, o kafa gitmiş vaziyette. Kafada öyle samimi bakış açısı olması lazım. Baksana Bediüzzaman’ı bile anlamazlıktan gelen bir zihniyet olunca, Kuran’ı anlamazlıktan gelen zihniyetin olmaması biraz zor. Bediüzzaman bu açık ifadeleri reddediliyorsa değil mi? Sarih ifadeleri reddediliyorsa bak Mustafa Özcan abimiz maşaAllah o samimi, yiğit mesela gözünü daldan budaktan esirgemiyor. Yani hani gazeteden beni atarlar mı, bir başka, işsiz mi kalırım, onun derdinde de değil. Nerede akşam orada sabah maşaAllah. Ama Vakit Gazetesi de delikanlı gazetedir, maşaAllah. Yerini de bulmuş. Orada istediği gibi konuşur. Kimse karışmaz ona inşaAllah. Yani tabiî ki Yeni Asya da samimi bir gazetedir, şeydir ama bu mehdiyet konusunda Bediüzzaman’ın açık ifadelerini neden örten bir üslup geliştiriyorlar ben bunu anlayamıyorum. Yani neden buna gerek var. Bir de ne mahsuru var, ben Mehdi (a.s)’ı bekliyorum. Ne kaybettim? Mesela 1979 yılında geldim ben İstanbul’a, halen faaliyet halindeyiz, o zamanda ben Mehdi (a.s.)’dan bahsediyorum, şimdi de bahsediyorum Mehdi (a.s.)’dan. Bana bunun ne kaybı oldu? Yani ne zararı oldu? Var mı size bir zararı oldu mu?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah, bilakis çok büyük faydaları oldu.
ADNAN OKTAR: Bu kadar korkacak ne var bunda. Mehdi (a.s.)’ı Peygamber (sav) niçin müjdeliyor peki o zaman? Değil mi? Ben şimdi biraz Bediüzzaman’ın ifadelerinden anlatayım.
ALTUĞ BERKER: Bir ayet okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Oku.
ALTUĞ BERKER: Enfal Suresi 29. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.”
ADNAN OKTAR: Ayet okuyayım mı olmaz. Çünkü Müslüman nasıl desin “ayet okuma”, yani ikinci bir şeyi var mı bunun? Zaten okuyacaktır. Onun için, ayet okuyorum diyeceksin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Peki inşaAllah. Allah korkusuna bağlamış Hocam, doğruyu yanlıştan ayırabilecek, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, o anlayışın olabilmesi için Allah korkusu olması gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Allah’tan mutlaka korkuyorlardır. Kardeşim mutlaka korkuyorlar ama gereksiz bir temkin gereksiz bir tutukluk var yani bu tedbirciliğin meydana getirdiği tahribat çok daha büyük oluyor. Yani heyecanları şevkleri yok oluyor bu sefer değil mi? Yani halbuki Bediüzzaman’ın birçok harikası meydana geldi. Ve birçok kerameti meydana geldi. Konuşulamıyor, bu çok acayip bir şey. Yani Peygamberimizin (s.a.v.)’in birçok mucizesi meydana geldi söylenemiyor. Cübbeli bir taraftan panik içerisinde, bir başkası başka panik içinde, bir kısmı Bediüzzaman’ın ifadelerini sözlerini çıkartıyor. Bir kısmı tevil yapıp kapatmaya çalışıyor. Bir kısmı şahs-ı manevidir diyor. Kardeşim ne oluyorsunuz? Allah Allah! Yani bir de Mehdi (a.s) paniği nedir yani?
Mesela baktım şu maymun kılıklı da öyle demin anlattığım. Onun da konusu yine o, korkusu o. Yalnız şimdi ben hani diyorum ya maymun kılıklı falan iftira mı atıyorum, hakikaten maymuna benziyor. Allah’ın yarattığına kusur bulunmaz ama Allah simasını kirletmiş. Allah yüzünden o nuru almış. Bak Kübra gösterdim aynı değil mi? Ben yönlendirmedim. Direk samimi kanaati. Şebek gibi. Bir de kendini süslemeye çalışıyor. Mesela züppe diyorum hakikaten züppe yani göstersem resmini hakikaten de birine göstersem ne anlarsın sen bundan desem. Adam der maymuna benziyor der. Bir de züppe der. Başka da bir şey demeyecektir.
SUNUCU: Yani Hocam başörtüyü kirletmesinler.
ADNAN OKTAR: Yani evet orada başörtüyü kullanıyor. Başörtüsü başörtüsüne benzemesi lazım ve yüzündeki o ifade de başörtüsüne benzemesi lazım. Hayır mesela serbest hayat yaşıyordur. Tamam biz ona bir şey dediğimiz yok, herkes kendi bildiğini yapar. Biz inancımız olarak tabii telin eder, eleştiririz o ayrı mesele. Ama başörtüsünü alenen kullanma var orada. Ve bunu da bir kısmı yemiş adamların. Bu çok acayip bir şey. Mesela bak daha önce de o hımbılın oyununu yediler. Ve sonra vay yandıma düştüler. Bak şimdi yine aynı oyuna geliyorlar. Bu da dönecek tabii. Ama tabii başörtüsü konusu biraz hassas bir konu. Burada başörtüsüz insanlara ters gözle bakıyormuşuz gibi izah var. Asla böyle bir şey yok. Yani hepsi benim kardeşim. Zaten programlarda falan da görüyorsunuz. Derin bir sevgi ve şefkat duyuyorum, saygı duyuyorum. Yani aklımın ucundan dahi öyle bir şey geçmez.
SUNUCU: Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Öyle bir şeyim yok inşaAllah. Burada Hz. İsa (a.s.)’dan bahsediyor.
ALTUĞ BERKER: Hem Mehdi (a.s.), hem İsa (a.s.) konusu.
ADNAN OKTAR: Bakın, “İstikbal-ı dünyeviyede (dünyanın geleceğinde) 1400 sene sonra gelecek bir hakikati (Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini) asırlarında karib (yakın) zannetmişler." 1400 sene sonra ne olacak? Mesela bunu bize söylemeleri lazım. Hadi şahs-ı manevi olduğunu düşünelim. Ne olacak 1400 sene sonra? Yani çok mühim bir olaydan bahsetmiş Bediüzzaman. Mehdi (a.s.)’ın geliş tarihi olarak veriyor. Bak “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek (iman edenlerin doğru yoldan sapmalarını engellemek) ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat (araştırma ve doğruyu ortaya çıkarma) ile meşguliyeti iktiza ettiğinden (çok zaman gerektireceğinden), Hazret-i Mehdi'nin o vazifesini bizzât kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez.” Bakın kardeşim yani etmeyin. Çatmayın bana bir tane bir insan gelsin burada bu mantığı bana bir açıklasın. Şimdi bak ne diyor buradaki izahta, “bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla” kardeşim şahs-ı manevi hem dünya, hem her şeyi nasıl bıraksın. Şahs-ı manevinin hem dünyayı hem her şeyi bırakması gerekiyor. “Tedkikat araştırma ve doğruyu ortaya çıkarma ile meşguliyeti iktiza ettiğinden” yani yoğun araştırma gerektiğinden yani şahsı manevi bir kere çok rahat araştırma yapar, şahs-ı manevi dediğin binlerce insan onbinlerce insan demektir. Profesörler şunlar bunlar nasıl vakti olmaz insanın, şahs-ı manevinin bol bol vakti de olur. Zamanı da olur, imkanı da olur. Araştırma da yapar zaten onun özelliğidir. Şahs-ı manevinin değil mi? Şahs-ı manevi yüzbinlerce insandan oluşmuyor mu? Milyonlarca insandan oluşmuyor mu? İçinde profesörleri de var, alimleri de var, vakti dar olanı olur, boş olanı olur, hepsi var. Dolayısıyla vakit sorunu olmaz şahsı manevinin değil mi? Olur mu? Araştırma sorunu olur mu? Olmaz çünkü büyük bir ekip. “O zaman bu vazife hem dünya hem her şeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat (araştırma ve doğruyu ortaya çıkarma) ile meşguliyeti iktiza ettiğinden Hazret-i Mehdi'nin o vazifesini bizzât kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez.” Kardeşim şimdi burada bu bir şahıs için söz mü, cümle son derece mantıklı oluyor. Bir şahsın vakti olmaz diyor. Vakit ve hal müsaade edemez diyor. bizzat kendisi araştırma yapmaya. Bak “Hazret-i Mehdi'nin o vazifesini bizzât kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade edemez.” Kardeşim bizzat kendisi. Bu cümlede nerede şahs-ı manevi var?
ALTUĞ BERKER: Hocam siz hatırlarsanız size gelen Nur talebesi ağabeyler bu konu bizde pek konuşulmaz dediler yani bunu tevil edemedikleri açıklayamadıkları ve yaptıkları açıklama çok mantıksız olacağı, kalplere de sinmeyeceği için hiç konuşmadıklarını söylüyorlar Allah-u alem. Yani konuyu açmıyorlar mecbur kalınca ancak böyle ifadeler…
ADNAN OKTAR: Yok canım ben böyle tarihte şapkalı bir amca var, ismini bilmiyorum da gayet güzel açıklıyor bunların hepsini tevil ediyor. Mesela diyor ki burada Hz. Mehdi (a.s.)’dan kasıt diyor şahs-ı manevidir diyor. O şahs-ı manevinin vazifesidir diyor, bizzat kendisi de kastettiği şahs-ı manevinin bizzat kendisidir diyor. Net anlatıyor adam yani öyle bir sorun yok. Hatta video filmi de var, istiyorsan getireyim. Öyle bir sorun yok. Diyor ki bak: “Elbette kuvvet-i azime’deki büyük kuvvette bir hamiyet-i âliye yüce bir gayret, feveran edecek, coşacak Hz. Mehdi tekrar başına geçip tariki hak ve hakikat yola sevk edecek.” Kardeşim bir topluluk var ve başına da Hz. Mehdi (a.s.) geçecek diyor. Şimdi adam diyor ki başına şahs-ı manevi geçecek Müslümanların diyor. Kardeşim, Müslümanlar bir topluluk değil mi? Topluluğun başına topluluk geçer mi? Yani iyi sıhhatte olsunlar, ne yapmak istiyorlar böyle? Yani topluluğun başına topluluk lider olacak diyor adam anlatıyor. Şahs-ı maneviye, şahs-ı manevi lider olacakmış. Bak diyor ki; “Hz. Mehdi tekrar başına geçip tariki hak ve hakikat yola sevk edecek.” Bir insan başa geçtiyse Başbakan başa geçtiyse nedir? Başa geçmiştir, bir lider vardır. Başta bir insan vardır değil mi? Cumhurbaşkanı ne yapar, Cumhur’un başına geçer değil mi? Mehdi (a.s.) da Müslümanların başına geçecek diyor. Bak “Bundan diyor bir asır sonra (kendindeb bir asır sonra) zulumatı karanlığı dağıtacak zatlar ise Hz. Mehdi (a.s.) şakirdleri talebeleri olabilir.” Bir asır sonra, bir asır ne demektir? Hicri 1300’de olduğuna göre Bediüzzaman, 1400’de dağıtacak diyor, Hz. Mehdi (a.s.) şakirdleri, bir asır sonra. Bak “O vazifeleri Onun cemiyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmeti ilahiyeden bekliyoruz” diyor. “O vazifeleri Onun cemiyeti” şimdi cemiyeti var, tamam topluluğu var, cemaati var, peki Onun dediği kim bu kişi? Bak cemaati tamam, cemaatinden bir şahs-ı manevi olur doğru cemaati. Ama “onun” denen kişi kim bu? O da şahs-ı manevidir, diyor. Yani insaf. “Ve seyyidler cemaati yapacağını rahmeti ilahiyeden bekliyoruz.”
SUNUCU: Anlaşılmayacak bir şey yok ki Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki; “Ta ahir zamanda” kendisinden sonra “hayatın geniş dairesinde” daha yeni oluştu bu. “Asıl sahipleri” Risale-i Nur Külliyatının asıl sahipleri” diyor “yani Mehdi ve şakirdleri”. Kardeşim, şimdi burada bir Mehdi (a.s) var ve şakirdleri talebeleri var. Şimdi burada şahs-ı manevi nerede?
ALTUĞ BERKER: Bunu mu çıkartmışlardı Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani “Mehdi ve şakirdleri” cümlesini çıkartmışlar. Yeni baskılarda yok. Yani ben kullanıyorum ya, kullanamayayım diye çıkartıyorlar adam kafasınca.
ALTUĞ BERKER: Bir de öyle bir yerdir ki çok özür dilerim. Nur talebelerinin ezbere bildiği bir yerdir. Yani bu o kadar meşhur bir pasajdır ayrıca.
ADNAN OKTAR: Hayır orijinal el yazmalarının hepsinde var. Yani bir şey oldu birilerine yani. “Cenab-ı Hak’ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sünbüllenir,” diyor. Bunda anlaşılmayacak ne var?
ALTUĞ BERKER: Çok açık Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak “Hem bu üç vezayifi (vazifeler)” üç vazife birden “bir şahısa” tek bir şahısa “veyahut cemaatte bu zamanda” Bediüzzaman diyor ki benim zamanımda, kendi zamanında “bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi (çürütmemesi) pek uzak adeta kabıl mümkün görünmüyor.” Benim zamanımda Mehdi (a.s.)’ın gelmesi mümkün değildir, imkansız diyor. Üç vazifeyi birden yapmak mümkün değil bu zamanda diyor. Cemaatte de olmaz diyor. Bak yahut “bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması, mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi (çürütmemesi) pek uzak, adeta kabil (mümkün) görünmüyor. Taa Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi’nin Peygamberimizin (s.a.v.) soyunun cemaat-i nuraniyesini” yani seyyidler cemaatini “temsil eden Hazret-i Mehdi de”. Kardeşim burada şahs-ı manevi var mı burada? Yani bak bir cemaatten bahsediyor, cemaati nuraniyesini temsil eden. Bizim Cumhur’u kim temsil ediyor Türkiye’de? Cumhurbaşkanı değil mi? Değil mi bir deneğin temsilcisi oluyor bak. Ne diyor? “Cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdi de ve cemaatindeki şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir (toplanabilir).” Bak, Hz. Mehdi (a.s) var diyor ve cemaati var. Ve cemaatindeki şahs-ı manevi var. Ancak bununla içtima edebilir diyor. Buradaki şahıs olmakla, cemaat olmak ayrı. Şahs-ı manevi ayrı. Bunlar ayrı ayrı ele almış Said Nursi Hazretleri. Yani bunun tamamı şahs-ı manevidir demiyor.
ALTUĞ BERKER: Hazreti diyor mesela bir kişi için söylüyor.
ADNAN OKTAR: Tabi. “Hz. Mehdi Al-i Resul’ün” Al-i Resul diyor Mehdi (a.s.)için. “temsil ettiği kudsi cemaatin” yani Mehdi cemaatini temsil eder diyor Mehdi (a.s). “şahsı manevisinin üç vazifesi var.” Demek ki bir Mehdi (a.s) var, cemaati var ve onun şahs-ı manevisi var. Kardeşim şimdi ben buradayım. Ben mesela Kübra Hocam bizim yöneticimiz.
SUNUCU: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Tabii programın yöneticisi sensin. Biz de Hocama tabiyiz. Şimdi o ne oluyor? Lider olmuş oluyor. Biz de talebesi olmuş oluyoruz. Burada bir şahs-ı manevi çıkıyor, konuşuyoruz bir fikir sistemi oluşuyor. Bu da şahs-ı manevidir. Değil mi?
ALTUĞ BERKER: Ama başında bir şahıs var. Üstad, Risaleler ve talebeler gibi. Sonuçta Üstadsız şahs-ı manevi olamayacağına göre.
SUNUCU: Şahs-ı maneviye sebep olan da bir şahıs var. Yani lider.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Bak her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi veya müceddid geliyor. Kardeşim bakın dikkat edin, “...her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş.” Kardeşim bakın dikkat edin “...her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş.” Bunların hangisi şahs-ı manevi olarak geldi? Bir tane örnek göstersinler. “fakat her biri” şahs-ı manevisi demiyor bak “her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle, ‘ahir zamanın Büyük Mehdi’si’ ünvanını alamamıştır.” Bak ne diyor? “her biri” diyor bu geçmiş müceddidler ve Mehdiler üç vazifede siyaset, saltanat, diyanet. Üç vazifelerden birisini sadece birisini bir cihette üstelikte, yani bak bir tanesini yapmışlar diyor. Üç görevi aynı anda yapan hiç Mehdi gelmemiştir diyor.
ALTUĞ BERKER: Yani İslam birliğinin kurulması, dünyaya hakim olması İslam’ın. Materyalizmin yok edilmesi.
ADNAN OKTAR: Yani, evet. Siyaset, diyanet ve saltanat aleminde üç görevi birden aynı anda yapan hiçbir müceddid gelmemiştir diyor. Bu gelenler de geldiklerinde bir görevi yapmışlardır diyor. Bu üç görevden sadece bir tanesini yapmışlardır. Ya diyanet, ya saltanat, ya siyaset aleminde gelmişlerdir. Bir cihette yani bir yönüyle yapmışlardır diyor. Tam anlamıyla yapmamışlardır diyor. Bu açıdan diyor, “ahir zamanın Büyük Mehdi’si ünvanını almamışlardır.” Diyor. Yani hiçbiri ahir zamanın Büyük Mehdi’si değildir diyor. Nedeni de budur diyor. Ahir zamanın Büyük Mehdi’sinin yapacağı nedir? Bu üç vazifeyi de sağken, üçünü birden tam mükemmel yapıyor. O yüzden ahir zamanın büyük Mehdi’si oluyor. “Büyük Mehdi'ninçok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi...” Bakın, diyanet, saltanat, cihat ve siyaset. Bakın bir siyaset, diyanet, saltanat ve cihat. Bütün bu alemlerin hepsinde diyor tam görevini yapacak diyor. “Ve onun üç büyük vazifesi olacak. Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutiyle (tesiriyle) ve maddiyun (maddecilik) ve tabiiyyun taunu (tabiatçılık inancının)” Materyalizm ve Darwinizm, ateizm salgını, Darwinist felsefe. Ateizm salgını, yani ateizmin dünya çapında yayılması. “beşer içine intisar (yayılmasıyla) etmesiyle”. Yani insanlık içinde gelişmesiyle. Üniversiteler de, okullar da, her yerde. “Her şeyden evvel” Mehdi (a.s)’ın birinci vazifesi her şeyden evvel diyor, “felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak Darwinizm ve materyalizmi tam susturmaktır” diyor. “Tam susturacak bir tarz da imanı kurtarmaktır.” diyor. Birinci görevi budur diyor. Bediüzzaman Darwinizm’e materyalizme karşı hiçbir çalışması olmamıştır. Yani var da, kapalı. Darwinizm’i mesela hiç ağzına almamıştır Bediüzzaman.
ALTUĞ BERKER: Hatta bir soru gelmişti Hocam bununla ilgili. Siz de hatırlıyor musunuz? Yine Nur talebesi ağabeylerden. “Madem bu kadar önemli Darwinizm, Bediüzzaman niye bu kadar üstünde durmadı?” demişlerdi. Siz de Mehdi (a.s)’a bırakmıştır, o yüzden demiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Önce bir sessizlik oldu hakikaten. “Ehl-i iman dalaletten (doğru yoldan sapmadan) muhafaza etmek”. Bak bir de iman edenleri de diyor, dalalete düşmesini engelleyecek. Yani o devrin Müslümanlarını nokta-ı istinadı olacak. Yani Müslümanlar ona sırtını dayayacaklar. Sevmeseler de, sevseler de. Aşkla muhabbetle bağlansalar da, nefret etseler de onun sayesinde imanlarını arttıracaklar. Ona sırtlarını dayayacaklar yani nokta-ı istinat olacak Mehdi (a.s). Onu söylüyor Said Nursi. Bakın, “ehli imana Ehl-i iman dalaletten (doğru yoldan sapmadan) muhafaza etmek iman edenleri sapıklıktan korumak. O zatın diyor ikinci vazifesi: şeriat icra ve tatbik etmektedir.” Yani İslam’ı tam anlamıyla uygulamaktır diyor. Bediüzzaman öyle bir şey yapmadı. Bunu yapacak diyor Mehdi (a.s.). “Birinci vazife, maddi kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad” Mehdi (a.s)’ın özelliklerini söylüyor, bak “kuvvetli itikad.” Demek ki Mehdi (a.s)’ın kuvvetli imanı bir, ikinci önemli özelliğini söylüyor Mehdi (a.s)’ın, ihlas. Çok samimi olacak diyor Mehdi (a.s). “Üç: sadakat.” Asla davasını bırakmayacak. Üç, Mehdi (a.s)’ın üç özelliğini “sadakatle olduğu halde diyor bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet bir hakimiyet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin uygulanabilsin.” Büyük ordular, büyük ittifaklar, büyük güçler oluşacak diyor Mehdi (a.s)’ın çevresinde. Onunla bu görevi yapacak Mehdi (a.s) diyor. Ama ilk görevi, 40 yıl sürüyor Mehdi (a.s)’ın. İman hakikatlerini anlatması. Ondan sonra bunlar yıldırım hızıyla gelişiyor bu son görevleri. Yani bu ikinci, üçüncü, dördüncü görevleri yıldırım hızıyla halloluyor inşaAllah. Rivayetlerde 18 yılda bitirir diyor. Bir rivayette 18 yıl. Yani, hatta bir rivayette 7 yıl. Anında bitiriyor. Ondan sonra da muhabbet yılları Allah’ın izniyle. “O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiye’yi ittihad- İslam'a bina ederek,” ittihad-ı İslam oldu mu bak Said Nursi diyor ki: ittihad-ı İslam’ı oluşturacak diyor. Avrupa Birliği’ni oluşturacak demiyor. İttihad-ı İslam, Müslüman Birliği’ni oluşturacak diyor. “Hilafet-i İslamiyeyi” yani İslam liderliğini “İttihad- İslam'a dayandıracak” yani ittihad-ı İslamın başı olacak diyor. Lideri olacak. “İsevi ruhanileriyle ittifak edip” Hıristiyanlarla ittifak edecek diyor. Hıristiyanlara saldırmayacak, onları öldürmeye kalkmayacak. Onları bilakis tek Allah inancına davet edip, muvahit hale gelip İslam’ın gelişmesinde müttefik haline getirecek onları. “Din-i İslam'a hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir.” Bak pek büyük bir saltanat, daha bu oluşmadı “kuvvet ve milyonlar fedakarlarla” Bütün fedakar Müslümanların ittifakıyla tatbik edilebilir, uygulanabilir. “Birinci vazife,” bu 40 yıllık vazifesi “o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymetdardır”. Bakın, “ilk yaptığı Darwinizm ve materyalizme karşı çalışması, imani çalışması 40 yıl süren o çalışması “o iki vazifeden üç-dört derece daha ziyade kıymettardır”. Daha kıymetlidir diyor. Yani bu son İslamın dünyaya hakimiyetiyle ilgili yaptığı Hilafet-i İslamiye’yi, ittihad-ı İslama dayandırarak yaptığı çalışmadan çok daha büyük çalışmadır diyor. Çok önemlidir diyor. Hatta, derecesini de belirtiyor “üç dört derece diyor, bakın üç dört derece daha ziyade kıymettardır.” Yani dört derece daha kıymetli. Mesela o 100 ise, bu 400’dür diyor. Değil mi? Kıymeti daha fazladır diyor. “Fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede” demek ki pek parlak olacak, çok geniş bir dairede olacak. Ve şaşaalı bir tarzda olacak. Bak, şaşalı diyor Bediüzzaman. “Ve şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında” Yani halkın ve bütün dünyanın nazarında daha ehemmiyetli görünüyorlar diyor. Yani onu Mehdi (a.s) çıktığında Cübbeli’nin yaptığı hata da bu işte. Mehdi (a.s) çıktığında, asıl bunları önemli gördüğü için, siyaset ve saltanat alemindeki yönünü gördüğü için, Mehdi (a.s) çıkmadı diyor. Yani iman yönüne önem vermiyor, oradaki çalışmaya. 40 yıllık çalışmaya önem vermiyor. Asıl önemli gördüğü buna önem veriyor. O yüzdende Mehdi (a.s)’ı göremiyor. Mehdiyetin gölgesini, ışığını göremiyor. Bak onun için Bediüzzaman ona dikkat etmiş: “şa'şaalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarenda daha ehemmiyetli görünüyorlar." diyor. O yüzden de Mehdi (a.s) dedi mi insanların aklına gelen şaşaalı, saltanatlı bir hayat akıllarına gelir diyor. Bu son aşamada olacak bir şeydir diyor Bediüzzaman, ama imani çalışması yaptığı üç dört derece daha kıymetli diyor. Ama bunları da yapacak diyor. Tamamını yapıp bitirecek diyor. “Ve İsevi ruhanilerle ittifak edecek” diyor. Bediüzzaman zamanında bunların hangisi oldu kardeşim?
ALTUĞ BERKER: Bir de bütün dünya şahit olacak, çok şaşaalı debdebeli, herkesin gördüğü bir şey.
ADNAN OKTAR: Gizli bir şey olmayacak diyor. Bak, “pek parlak” diyor parlak demiyor. “Pek parlak çok geniş bir dairede milyonlar fedakarlarla tatbik, milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla, milyonlar seyyidlerin iltihaklarıyla ve büyük ordular” diyor. Yani İslam ordularının da bir araya gelmesiyle oluşacak diyor. “Şa’şaalı bir tarzda olduğundan”diyor. Şa'şaalı. “Umumun ve avamın nazarenda daha ehemmiyetli görünüyorlar” diyor. Daha bu aşamalara doğru gidiyoruz. İşte bunlar, 2021’lerde oluşacaktır benim bu söylediğim. Yani Türk-İslam Birliği’nin oluşması.
ALTUĞ BERKER: 2014’lere de dikkat çekmiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. 2028’ler sonra da 2030’lar, 2035’ler, 2037’ler. Onlada dünyanın imarı var ondan sonra. Yani, İslam medeniyeti kuruluyor ondan sonra. Türk İslam medeniyeti. Camiler, yollar, kervansaraylar, bahçeler, bağlar, büyük tesisler, fabrikalar, teknoloji ve bilim ve araştırma yapılacak merkezler. Ama böyle soğuk, buz gibi binalar değil. Cayır cayır sanat akacak böyle her yerden.
SUNUCU: Hocam çok güzel müjdeliyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tabii. Böyle şey değil.
SUNUCU: Ağzınıza sağlık.
ADNAN OKTAR: Arkasından işte Mesih (a.s)’a evini hazırladıktan sonra, duaya çıkacağız. Ya Rabbi diyeceğiz, İslam dünyaya hakim oldu. Hıristiyanlarla ittifak ettik, her şey hazır, Sevgilimizi gönder bize diyeceğiz. Zaten var. Dua edeceğiz, o da gelecek. O kadar. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam. Bediüzzaman Hazretleri’nin vefatının tam 50. Yıldönümü günü bugündü. En güzel şekilde siz onu yad etmiş oldunuz. En güzel açıklamalarla.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. MaşaAllah. O benim canım ciğerim Üstad’ımız. O bizim aslanımız. Onun yolundayız inşaAllah Resullullah’ın (sav) yolundayız.
Evet bitirelim şimdi biraz ara verelim.
SUNUCU: Sevgili izleyenlerimiz, bu güzel gece sohbetimize inşaAllah devam ediyoruz. Evet Hocam nasıl devam etmek istersiniz?
ADNAN OKTAR: Evet. Ne yapalım Kuran’dan okuyalım. İnşaAllah. Yusuf Suresi. Manidar. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Ve onlardan yüz(ünü) çevirdi ve: "Ey Yusuf'a karşı (artan dayanılmaz) kahrım" dedi” Babası, müthiş seviyor Hz. Yusuf (a.s.)’ı. “ve gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı ki yutkundukça yutkunuyordu." Ne sevimli maşaAllah. Hani var ya insanlar üzüntüden böyle yutkunurlar, acayip üzülmüş. “Gözleri ağardıkça ağardı” demek ki üzüntü gözlere de zarar veriyor. Görme gücünü kırar. Gözlere rahatsızlık verir, yani gözlerin canlılığını berraklığını ortadan kaldırır. Sevgide göz güzelleşir, ama üzüntü de göz çöker. Nitekim bak diyor ki ayette: “gözleri üzüntüsünden ağardıkça ağardı ve yutkundukça yutkunuyordu.” Bu mesela çok tehlikeli hastalık meydana getirebilir. "Allah adına, hayret" dediler. "Hala Yusuf'u anıp duruyorsun. Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın” Kuran buna dikkat çekiyor bakın Cenab-ı Allah, yani üzüntünün hastalığa sebep olabileceğini “ya da helake uğrayanlardan olacaksın." Yani tamamen ölebilirsin diyorlar. “Dedi ki:” 86’da. “Dedi ki: "Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah’a şikayet ediyorum.” Demek ki 86’da bir şey var. Bak “ben dayanılmaz kahrımı” demek ki çok şiddetli üzülmüş. Dayanılmaz dediğine göre. “ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum.” Müslümanın yapacağı budur, Ya Rabbi diyecek, Allah’tan güç kuvvet isteyecek. İnsanlara olmaz. Kendisi de üzülmeyecek. Üzülmek haramdır. Müslümanlar bundan şiddetle kaçınacak. 87’de de “Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden bir haber getirin” 87’de de bir ferahlık var. 87. ayette “Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden etraflı bir araştırma yapıp bir haber getirin” Biz ne yapıyoruz? Hz. Mehdi (a.s)’dan ve Hz. İsa (a.s.)’dan araştırıp haber getiriyoruz. Burada ne diyor ayette? “Gidin de Yusuf ile kardeşinden etraflı bir araştırma yapıp bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin.” Yani dünyaya İslam’ın hakimiyetinden, Mehdi (a.s.)’ın zuhurundan, Hz. İsa (a.s.)’ın inişinden ona da işaret ediyor ayet. Çünkü diyor Allah, ayette böyle belirtiliyor “kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez." Bak, kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.” Demek ki ancak kafirler topluluğu ümit kesiyor. Biz, İslam’ın dünyaya hakim olacağından, Mehdi (a.s.)’ın çıkacağından, Hz. İsa (a.s.)’ın ineceğinden inşaAllah ümitvar olacağız. İnanacağız. İnanmasak da gelirler, inanmasak da gelirler o ayrı mesele. Biz inansak da İslam hakim olacak, inanmasak da hakim olacak. Ama ibadet olarak doğrusu budur. “Böylece onun (Yusuf'un) huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: "Ey Vezir, bize ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu.” Bir ekonomik kriz, değil mi? “Önemi olmayan bir sermaye ile geldik. Bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir bağışla bağışta bulun.” Böyle bol bol dağıtan, ihsan eden, bağışta bulunan kimdir hadislere göre?
ALTUĞ BERKER: Mehdi (a.s).
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’dır değil mi? Kuran buna işaret ediyor. “Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara karşılığını verir." Daha fazla sevap alır, daha hatta dünyada da karşılığını alırlar. “(Yusuf) Dedi ki: "Sizler, cahiller iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?" "Sizler, cahiller iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?" Şimdi de mesela cahil Müslümanların Mehdi (a.s.) hakkında, Hz. İsa (a.s.) hakkında aleyhte birçok ifadeleri oluyor. Kapatıcı, dağıtıcı, dikkati ortadan kaldırmaya yönelik, insanları ümitsizliğe sevk eden ifadeleri oluyor. Kuran buna da işaret ediyor. “Cahiller iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?" 90’da. “Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?" dediler. "Ben Yusuf'um" dedi. "Ve bu da kardeşimdir. Doğrusu Allah bize lütufta bulundu.” Allah lütuf ettiği için onlar o mertebeye geliyorlar. Kendi kabiliyetlerinden değil, kendi güçlerinden değil. Allah veriyor. “Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse,” yani helale, harama dikkat eder ve sabredecek. Neye sabredecek? Zorluklara, çileye, acıya, zamana. Zamana karşı insan iradesinin kullanılmasına sabır deniliyor. Sabır eşittir zaman. “Şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz.” İyilikte bulunanların karşılığı asla boşa çıkmaz. “Dediler ki: "Allah adına, hayret, Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir.” Mehdi (a.s.)’de de şaşacaklar. Allah seni niye seçti diyecekler insanlar. Yani falanca alim varken, falanca kişi varken, hatta diyorlar ya Peygamberimiz (s.a.v.)’e, iki büyük şehrin ileri gelenlerinden biri varken, orada kişiler varken, seni niye Allah Peygamber olarak seçti diyorlar, şaşırıyorlar. Mehdi (a.s.)’da da şaşıracaklar. Yusuf (a.s.)’da da şaşırıyorlar. “Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir ve biz de gerçekten hataya düşenler idik.” Demek ki sonradan hatalarını anlayacaklar. “Dedi ki: "Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur.” Bak, intikam yok. Sorgulama, kınama da yok. Müslümanlara karşı şefkatli Hz. Yusuf (a.s.) “Sizi Allah bağışlasın.” Dua ediyor onlara. “Allah bağışlasın.” Çünkü kulun bağışlaması o kadar önemli değil. Kul bağışlar da, Allah diyor; “sen” diyor, “70 kere bağışlanma dilesen de Allah onları bağışlamaz” diyor. Onun için insanlardan af diledi mi kurtulduğunu zannetmeyecek insan. Allah’ın affetmesi çok önemlidir. “O, merhametlilerin (en) merhametlisidir.” Hiçbir insanda, hiçbir varlıkta olmayacak şekilde merhametlidir Allah. Çünkü merhameti bize öğreten zaten Allah. Biz bilmiyorduk merhameti, bize öğreten Allah. Onun gösterdiği kadar biz merhameti biliyoruz. “Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin.” Demek ki bütün İslam alemi bir araya gelecek inşaAllah. Bak, “bütün ailenizi de bana getirin” diyor Allah. Bütün İslam aleminin toplanmasına işaret var burada inşaAllah. Mehdi (a.s.)’ın gömleği, Peygamber Efendimiz (a.s.)’ın gömleği, bunlarda, hepsinde bir hikmet, hayır vardır. “Babamın yüzüne sürün.” Demek ki Peygamber Efendimiz (sav)’in mübarek gömleğini Mehdi (a.s.) yüzüne sürecek inşaAllah, teberrüken. Bunda da bir işaret var inşaAllah ve bereket meydana getirecek o. Bir güzellik meydana getirecek. El sürecek, yüzüne sürecek inşaAllah. “Gözü görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin.” Orada bir işaret var tabii. “Gözü görür hale.” Kuran söylüyorsa mutlaka bir hikmeti vardır. Belki manevi gözü açılacak Mehdi (a.s.)’ın, Peygamber Efendimiz (sav)’in hırkasını yüzüne sürdüğünde. Belki bir harikulade hale girecek. Yani birçok hikmeti olabilir. Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: "Eğer beni bunamış saymıyorsanız,” ki Peygamberler asla bunamazlar. Kuran buna da işaret ediyor. Peygamberler de bunama, insanların itici bulacakları bir şey oluşmaz. Yani hiçbir şekilde oluşmaz. Ne kadar yaşlı olursa olsun. Mesela Hz. Yusuf (a.s.) 110 yaşındaydı, aslan gibiydi. Pırıl pırıldı. Hiçbir Peygamberde yok. Mesela Hz. Musa (a.s.) 130 yaşında vefat etmiştir. Aslanlarına aslanı, dağ gibiydi böyle gayet sağlıklıydı. "Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum.” Demek ki bir işareti de Mehdi (a.s.)’ın güzel bir kokusu olacak. Hatta gömleğine, eşyasına da sinecek. Hatta naklolacak bir yerden bir yere. Mesela onun eşyasıyla gidecek mesela onun el sürdüğü koku devam edecek. Peygamberimiz (sav)’de de vardı o. Mesela elini sürerdi. Onun güzel kokusunu insanlar hissederdi. Gitse, ayrılsa bile evinde yine hissederdi onun kokusunu, duyarlardı. Buna da işaret ediyor. “Allah adına, hayret" dediler. "Sen hala geçmişteki yanlışlığındasın." Bir kere hüsnü zan olmadı mı, adamın, insanın kafası yan baktı mı, bak gidiyor. Daha hala düzelmiş değiller. Bakın bunca gelişmeye rağmen daha hala, ki Peygamber babaları. Buna rağmen üsluba bak. “Allah adına, hayret" Bir de Allah’ı şahit tutarak konuşuyorlar, hasta yani. “Sen hala geçmişteki yanlışlığındasın.” Değil mi? Nezaketli bir üslup değil, üslupları. “Müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: "Ben, size bilmediğinizi Allah'tan gerçekten biliyorum demedim mi?" Demek ki müjdeciler olacak, Mehdi (a.s.)’ı müjdeleyenler olacak. Ahir zamanı müjdeleyenler olacak. Müjdecilik demek güzel bir şey. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hırka-i şerifi, değil mi? Mehdi (a.s.)’ın yüzüne sürülecek, Mehdi (a.s.) yüzüne sürecek inşaAllah, teberrüken. Giyecektir, üstüne de giyecektir. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in hırkasını üstüne giyecektir. Sancağını eline alacaktır. Kılıcını teberrüken beline takacaktır. Teberrüken inşaAllah. “Gözü görür olarak dönüverdi.” Demek ki bir şeyler olacak. Kuran buna işaret ediyor. “(Çocukları da:) "Ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hataya düşenler idik" dediler” diyor. Hele şükür, maşaAllah bak şimdi burada düzelmişler, üslup düzgün. "Ey babamız, bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile.” Peygamberlerden, velilerden, güzel insanlardan sevdikleri insanlar günahlarının bağışlanması için dua istemeleri güzel olur. Kuran buna işaret ediyor. “Biz gerçekten hataya düşenler idik” bak güzel, ikrarda bulunan insan hatasını açıkça kabul edecek. Hata yapan insanın düzeldiğinde bunu ayrıca diliyle söylemesi önemli bir ahlaktır, güzeldir. Mesela hep yalan söyleyen bir adam bir bakıyorsun hiç yalan söylememeye başlıyor. Ama diyecek ki ben daha önce çok yalan söylüyordum. Allah beni kurtardı, Allah beni affetsin diyecek. İkrar güzeldir. Sessiz, sedasız düzelmek de güzeldir ama ikrarla düzelmek daha ala güzeldir. Kuran buna işaret ediyor. Diyor ki, “Biz gerçekten hataya düşenler idik” hata yaptık biz diyor. Bu nefsini kınamaktır. İkrar ediyor. Nefis kınamak nefsi ezer ve insanın beynini açar, ruhunu açar, aklına ferahlık verir. “ ‘İlerde sizin için Rabbimden bağışlanma dilerim. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir’ dedi” diyor. Peygamber olduğu için Hz. Yakup (a.s.) maşaAllah yaman. Bak ileride diyor. Hemen dua etmiyor. “İlerde sizin için Rabbimden bağışlanma dilerim.” Biraz daha bakacak tavırlarına, samimiler mi? Bir düzeldim demeyle inanılmaz. İyice kanaatim gelsin diyor. O anlama geliyor. “Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir" dedi. Böylece onlar (gelip) Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı.” Muhabbet, insan sevgisi, Allah aşkıyla seviyor. Allah’ın tecellisi olarak seviyor annesini, babasını, bağrına basıyor. Demek ki bir sevgi ifadesi alıp bağrına bastırmak. “…ve dedi ki: "Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik içinde giriniz."” Güvenlik, bütün İslam alemine güvenlik hakim olacak. Ne diyor hadislerde? “Bir kadın tek başına Şam’a gidebilecek” diyor. Tek başına. Mehdi (a.s.) devrinin özelliği bu. Hz. Yusuf (a.s.) döneminde de bunu sağlamış Hz. Yusuf (a.s.) maşaAllah. Güvenliği de mükemmel hale getirmiş. Bak; “güvenlik içinde giriniz.”
ALTUĞ BERKER: Nur 55’te de Hocam, siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Nasıldı o?
ALTUĞ BERKER: Sizi güvenliğe kavuştursun diyor. Dünya hakimiyeti.
ADNAN OKTAR: Dünya hakimiyeti. Dünya hakimiyeti ayetinde en önemli güvenlik. Bütün İslam aleminde güvenlik sağlandı mı İslam hakim olmuştur. Olay budur yani. Konu bu. Olay demeyeyim, konu. Allah affetsin. “Babasını ve annesini tahta çıkartıp oturttu;” Kendi iniyor tahtan, annesini babasını oturtuyor. Bu nedir? Nezaket, efendilik, bir güzellik. Bak peş peşe güzellikler yapıyor. Önce kardeşlerini affediyor, onlara güzellikler yapıyor. Hep hayatı güzelliklerle dolu, dikkat ediyor musun Yusuf (a.s.)’un. Küçük kardeşini yanına getirtiyor. Kardeşlerine bol bol yiyecek dağıttırıyor. Mısır halkına faydalı oluyor. Dinsiz oldukları halde onlara da faydalı oluyor. İlk dönemde şeyler, dinle alakaları yok adamların.
ALTUĞ BERKER: Hiç intikam hissi yok Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR: İntikam hissi yok.
ALTUĞ BERKER: Yeni ceza şeyinden çıkmış olmasına rağmen.
ADNAN OKTAR: Dini başka olsa da adamın, onlara da faydalı oluyor. Onları da koruyup, kolluyor. Onlara da düşman olmuyor. “Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu;” bak onlar da bir nezaket, onlar da secdeye kapanıyorlar. Yani müthiş bir sevgi gösterisinde bulunuyorlar. Yere kadar kapanıyorlar. Tabii Allah’a secde edilir de, o devirde sevgi ifadesi, saygı ifadesi o şekildeymiş. “Dedi ki: "Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur.” Demek ki Mehdi (a.s.)’ın dedikleri aynısıyla çıkacak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dedikleri aynısıyla çıkacak. Ona işaret ediyor inşaAllah. “Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı.” Değil mi? O hadislerin gerçek olduğunu bize gösterecek Cenab-ı Allah. “Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı.” Mehdi (a.s.)’ı da Allah zindandan çıkaracak. Hapse girecek Mehdi (a.s.), zindandan çıkaracak. “Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra,” Mehdi (a.s.) ile de Müslümanların arasını açacaktır şeytan. Müslümanların birçoğu Mehdi (a.s.)’a düşman olacaktır. “…Arasını açtıktan sonra, (O,) çölden sizi getirdi.” Mehdi (a.s.)’a da çöllerden, oradan, buradan Müslümanlar gelecektir. Ta çöllerden, uzak yerlerden inşaAllah. “Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi.” Her şeyi diyor Allah böyle milimetrenin milyarda biri kadar bile olsa, en ince şeye kadar hepsini Allah tedbir eder diyor. Bütün bu meydana gelen olayların hepsini Allah meydana getirdi ve ince ince düzenledi diyor Allah. “…Tedbir edendi. Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur.” Yani ben bir şey bilmiyorum diyor. Bilenim ben diyor ama Allah biliyor. Bana bu bildiğini benim ağzımdan söyletiyor. Benim ağzımı kullanıyor. Allah benim ağzımda tecelli ediyor. Bilen Allah’tır diyor değil mi? “Hüküm ve hikmet sahibi O'dur.” Ben hüküm vermiyorum, Allah hüküm veriyor diyor. Mesela orada hükümdar değil mi orada? Hükümdar ben değilim diyor. Allah beni kullanıyor, vesile oluyorum ben diyor. Hüküm sahibi odur diyor. Bir hüküm benim ağzımdan çıktığında o Allah’ın hükmüdür diyor yani Allah tecelli ediyor diyor ağzımdan. “Ve hikmet sahibi O'dur.” Hikmeti de O yarattı diyor, ben yapmadım diyor hikmeti. Tabii ağızdan her söz hak çıkmayabilir. Bazı sözler şeytani çıkar fakat onu da Allah yaratır. Onda da bir hayır vardır. O da bir imtihan vesilesidir. Mesela kafirin ağzından da küfür söz çıkarttırır Allah. Onun için Cehennem’i ihtiyar etmiştir Allah. Oraya gider. O onun sebebi olur inşaAllah. "Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin,” bana iktidar verdin, mülk verdin. Mal, mülk değil mi? O zamanın en büyük mülki amiri. Artık devletin başına geçmiş. “Sözlerin yorumundan öğrettin.” Yani Kuran’ı yorumlamayı, veyahut hadisleri yorumları yahut o devirdeki Allah’ın indirdiği kitabı yorumlamayı öğrettin. Veyahut herhangi, Allah’ın gösterdiği bir rüyayı yorumlamayı öğrettin. “Göklerin ve yerin Yaratıcısı,” bak yaratılışı anlatıyor. “Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve Ahirette benim velim Sensin. Dünyada beni sen koruyorsun diyor. Hep, cezaevinde de beni Sen korudun diyor, hapiste de, kuyuda da Sen beni korudun. Her yerde benim koruyucumsun. Ahirette de benim velim Sen’sin diyor. Her yerde benim velim Sen’sin. Bakın, istediğine bakın; “Müslüman olarak benim hayatıma son ver” sadece bunu istiyor. Bak, mülk edinmiş bak, her şeye hakim. Devletin başına geçmiş, saltanatın başına geçmiş, ne istiyor? “Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat.” Sadece ben bunun istiyorum diyor. O kadar. Bak Mısır’a sultan olmuş, istediğini görüyor musun Müslüman olarak? “Müslüman olarak benim hayatıma son ver.” Sadece Müslüman olarak vefat edeyim ben diyor ve beni Salihlerin arasına kat. Müslüman Salihlerin arasına yani Cennet’e gönder beni diyor. Tek istediğim bu diyor. Amacı bu işte, o kadar. Mehdi (a.s.)’ın da amacı bu olacaktır. Ne diyecektir Mehdi (a.s.): “Müslüman olarak benim hayatıma son ver” Ya Rabbi diyecek “ve beni salihlerin arasına kat” diyecektir. Tek istediğim bu diyecek. Mülk değildir Mehdi (a.s.)’ın amacı. Hz. İsa (a.s.)’ın amacı da mülk değildir. O da mesela Mehdi (a.s.)’dan sonra bütün İslam aleminin başına Hz. İsa (a.s.) geçecek. Mehdi (a.s.) onu halife tayin edecek, halef tayin edecek ve bütün İslam aleminin başına geçecek. O güzeller güzeli, dünyadan bir isteği yok onun. Onun da amacı Ahiret, Allah’ın rızası. “Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir.” Bak gaybı demek ki Allah Peygamberine bildiriyormuş. Hani bildirmiyordu? Hani bilinemezdi gayb? Demek ki istediğinde Allah Peygamberine bildiriyor. Gayb haberlerindendir. Hani diyorlar ya Kıyamet vakti bilinmez. Peygambere bildirirse Allah, Peygamber bilir. Ama belki saatini bildirmemiştir Allah, gününü bildirmemiştir, yılını bildirmemiştir ama genel olarak o yüzyılı bildirmiş olduğunu anlıyoruz hadislerden. “Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarken, yapacakları işe birlikte karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin.” Kim vardı yanlarında? Allah vardı. O hileli düzenin kurulmasında onlara kim verdi o gücü, kim yarattı? Allah yarattı ve bütün bilgi bende diyor Allah. Ben de sana bildiriyorum diyor. “Sen şiddetle arzu etsen bile,” diyor Allah, “insanların çoğu iman edecek değildir.” Bu benim kararım diyor Allah. “Çoğu iman edecek değildir” diyor. Ben öyle yarattım diyor. “Oysa ki sen buna karşı onlardan bir ücret de istemiyorsun.” Para da istemiyorsun diyor, Allah rızası için yapıyorsun diyor. Mehdi (a.s.)’ın de bir özelliğidir bu. “O, alemler için yalnızca bir 'öğüt ve hatırlatmadır.'” Sadece öğüt ve hatırlatma, yalnızca. “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki,” bakın, dikkat edin, “üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.” Yerdeki fosillerin, yerdeki alametlerin değil mi? Bakın diyor ki; “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki,” Mesela göklere bakıyor adam nefesi kesiliyor. Gökteki sistemi gördüğünde. “Yerde nice ayetler vardır ki,” mesela atomun yapısına bakıyoruz, hücreye bakıyoruz değil mi? Ama diyor ki Allah; “üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.” Haberleri bile yok diyor, ilgilenmezler diyor. Bakın işte bilimi farz kılan bir ayet bu. Allah kınıyor. Ne yapacağız? Gökleri ve yeri ve nice ayetleri, oradaki çok fazla sayıdaki ayetleri üzerinden geçmeden, sırtımızı dönmeden araştırıp, inceleyip ortaya koyacağız ve bilimin bütün imkanları ile bunu yapacağız. “Onların çoğu Allah'a iman etmezler de ancak şirk katıp-dururlar” diyor. Şirk içindedirler diyor Allah. “Şimdi bunlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelivermesinden” mesela ekonomik krizden, 107. Ayet. 2007’de başladı değil mi ekonomik kriz? Bakın “azabından kapsamlı bir bürüme” kapsamlı bürüme, ekonomik kriz tam karşılığıdır aynı zamanda. Tabii diğer azaplarda ama ekonomik kriz bunun içinde. “…Veya onların hiç haberleri yokken Kıyamet’in onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?” Her an Kıyamet kopabilir diyor Allah, her an. Mesela Üstad 1545 diyor ama aynı zamanda her an da kopabilir de. Bu konuda bir garanti yok. Ama 1545’te demiştir.
SUNUCU: İslam hakim olacaktır Hocam o zaman?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Önce İslam hakim olacak inşaAllah. Hz. Mesih (a.s.) inecek, İslam hakim olacak inşaAllah. “De ki: "Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim."” Müslüman şirkten kaçınacak ve basiret üzere Allah’a davet edecek. “Ben ve bana uyanlar da.” Mehdi (a.s.) ve Mehdi (a.s.)’a uyanlar da inşaAllah.
Bugün bu kadar ile bitirelim hadi bakalım inşaAllah.
SUNUCU: Evet sevgili izleyenlerimiz. Yine bu güzel gece sohbetimizin sonuna geldik efendim. Yarın yine bizleri HarunYahya.tv internet adresinden izleyebilirsiniz. Allah’a emanet olun.
ADNAN OKTAR: Yarın Tv Kayseri’de saat 10’da. Niye televizyonlarda konuşmak diyoruz? Çünkü mesela bugün en fazla 65 bine falan çıkmıştır. Çok az 65 bin kişi. Türkiye 70 milyon. 65 bin kişi nedir? Çok az. 65 bin kişi şöyle düşünelim. Bir bilgisayarı 3 kişinin izlediğini düşünelim. Yine az. Yine az.
SUNUCU: İnşaAllah artacaktır Hocam, öyle umuyoruz. İyi akşamlar.
Sokak Röportajları
Devamı ...
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...