SUNUCU 1:İyi akşamlar sevgili izleyenlerimiz yine bir Gece Sohbetleri programıyla daha sizlerleyiz inşaAllah. Bugün bizleri Tv Kayseri ekranlarından izlemektesiniz ve yine harun yahya.tv internet sitesinden yayınımızı takip edebilirsiniz. Efendim soru ve görüşlerinizi bizlere ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden ulaştırabilirsiniz. Ve harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden de Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bugün yine çok kıymetli Hocamız, yazarımız Sayın Adnan Oktar’la birlikteyiz. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk efendim. Sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU 1: Hoş bulduk.
Şeytandan Allah’a sığınırım: “De ki ‘göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez. Gaybın anahtarları O’nun katındadır. O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez” Enam Suresi 59. Öbür okuduğum ayet de Neml 65. Fakat şimdi bakın tek taraflı bilgi veriyorlar diyorlar ki; “gayb bilgisi Allah’ın Katındadır, gayb bilinmez”. Tamam doğru. Ama bir detay var Kuran’ın belirttiği bir detay daha var. Cin Suresi 26 ve 27, Cenab-ı Allah için bak ayette diyor ki; “O, gaybı bilendir”. Yani Allah gaybı bilendir. “Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz) Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı oldukları (seçtikleri kimseler) başka”. Demek ki gaybı Allah elçilerine bildiriyor, değil mi? O zaman bunu böyle katı hale getirip böyle “gayb bilinmez” deme olayını kaldıracaklar. Gayb biliniyor, nasıl biliniyor? Elçilerine Allah bildiriyor, onlar da bize bildirirse biliyoruz. “Allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir”. Yani gaybı size bildirecek değildir. “Ama Allah elçilerinden dilediğini seçer ve ona gaybı bildirir”. “Öyleyse siz de Allah’a ve elçisine iman edin, eğer iman eder ve sakınırsanız sizin için büyük bir ecir vardır” Al-i İmran Suresi 179. “Bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sana vahy ediyoruz” diyor ayette yine, Al-i İmran Suresi 44’de. Hud Suresi 49, “bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir” bak sürekli Allah gaybı bildirdiğini bildiriyor, görüyor musunuz? “Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun”. “Ben sana gaybı bildiriyorum” diyor Cenab-ı Allah. Mesela Yusuf Suresi 102; “bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir”. Bak mesela gaybden bilgi veriyor Cenab-ı Allah. Saff Suresi 6; “benden sonra” diyor Hz. İsa (a.s.), “ismi ‘Ahmed’ olan bir elçinin de müjdecisiyim". Bu gayb haberi değil mi? Bak gelecekten haber veriyor. Mesela Hz. İsa (a.s.) diyor ki; “yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm”. Bak evinde yediği adamın ve biriktirdiklerini, gizli olan şeyleri size haber veririm diyor. Vahiyle haber veririm diyor. Mesela Yusuf (a.s.) diyor ki Yusuf Suresi 37’de, "size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm”. Yani “yemeğin ne olduğunu bilirim ben” diyor. Yani “daha yanına gitmeden görmeden söylerim” diyor, Allah’ın bildirmesiyle. Ne anladık buradan, demek ki gayb Allah bildirince biliniyormuş tabii, şey bir durum yok. Yani bilinmez diye bir kesin hüküm yok.
SUNUCU 2:Hocam peki sadece Peygamberlerine mi bildiriyor? Yani mesela Ahir zamanda bilmesini istediği veli zatlara ya da sıradan bir kula dahi Allah istese bildirebilir mi gaybı? İstese bildirir her şartta ama.
ADNAN OKTAR:Bakın ayette şöyle geçiyor yine okuyalım ayeti. “O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) Ancak” diyor Allah. İstisna meydana getiriyor; “elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka”. Allah elçi olarak gördükleri kim varsa onlara bildiriyor. Yani bizim bilmediğimiz kişiler de olabilir daha önce, mesela geçmiş peygamberler var, o elçidir biz bilmiyoruzdur Allah ona da bildiriyor. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) elçi olduğu nettir, açıktır ve ona Ahir zamanda olacak bütün olayları detaylarıyla bildirmiş.
SUNUCU 1:Mesela Hocam Hızır (a.s.), o da zaman kavramından münezzeh bir özellik vermiş ona Allah-u Teala değil mi ona da?
ADNAN OKTAR:Evet, o da biliyor. Yani elçi dediği Allah’ın Katında, Allah’ın elçi olarak gördüğü kim varsa. Mesela Hızır (a.s.) veli, ama Allah onu elçi olarak görüyor demek ki yani elçi olarak değerlendiriyor ve ona bildiriyor gaybı. Yani onun sınırı geniş demek ki oradaki ifadenin sınırı inşaAllah. Mesela Hz. Musa (a.s.)’ın annesine vahyediyor Allah, mesela o bir Peygamber değil inşaAllah.
SUNUCU 1:Faruk Semerci Kayseri’den. “Hocam siz anlatmıştınız, bilgisayarı, televizyonu ve diğer tüm teknik aletlerle birlikte her şeyi Allah’ın yarattığını bilmek, Allah’ın gücünü çok iyi takdir etmeme vesile oldu. Allah’ın detaylı yaratmasıyla ilgili derin düşünme gücümüzü nasıl arttırabiliriz Hocam?”
ADNAN OKTAR:Güzel bir soru sormuş kardeşimiz, maşaAllah. Şimdi mesela bu pamuktan yapılmış bir nesne bu, pamuk bitkisinin bütün özellikleri yani dokusu nasıl olacak, o yumuşaklığı nasıl olacak, boyu ne kadar olacak, köklerinin yapısı, ne kadar süre uzadığında duracak, hangi kalitede pamuk meydana getirecek, buradaki şu ufacık pamuk ipliklerinde kodlu. Yani şuradaki incecik gözle görünmüyor çok ince, bunun içinde kodlu. Yani bu nefes kesecek bir şey, bu çok acayip. Mesela ayakkabımızın köselesinde sığırın bütün özellikleri kodlu oluyor köselede. Tabii veyahut yün halı mesela yerdeki halı, eğer koyun yününden yapıldıysa koyunun bütün özellikleri kodlu, karışık koyunlardan yapıldıysa bütün o karışık koyunların da özellikleri kodlu olmuş oluyor. Biz üzerinde geziyoruz ama o koyun ve ondan sonraki silsilelerin de nasıl olacağına dair bütün detaylı bilgiler halının üzerinden geçiyoruz orada kodlu. Ayrıca halının içerisinde virüsler oluyor, her yerde, mesela başka canlılar oluyor göremiyoruz küçük küçük canlılar oluyor. Kendi üzerimizde de oluyor. Bütün insanlarda da vardır, suyun içinde var canlılar. Ama mesela bilgisayarı yaratan da Allah’tır. İnsanı yaratan da Allah’tır. Mesela kromozomu o kadar karışık yapan Allah bilgisayarı da çok karışık yapıyor. Yani çok girift, çok detaylı yapıyor. Ama kromozom çok daha detaylı bilgisayardan. Mesela bilgisayar diyoruz biz ne kadar harika yaratmış Allah diyoruz Allah, ama kromozom daha harika. Yani tek bir kromozom çok daha harikadır, bilgisayardan. Mesela beyin Türkiye’de satılan bütün bilgisayarları toplasan bir insan beyni kadar etmez. Bir insan beyninin giriftliğini, o detaylı yapısını oluşturmaz.
SUNUCU 2:Ne kadar teknolojik olursa olsun, Allah’ın yarattığı kadar kompleks bir yapı olmuyor Hocam. Ne kadar ilerlerse ilerlesinler.
ADNAN OKTAR:Her ikisini de yaratan Allah. Yani bu ekranda gördüğümüz ne görüyorsak, beynimizin içinde ne görüyorsak, tamamını Allah yaratır. Bunun tabii unutulmaması lazım. Allah kendi varlığını aslında çok şiddetli delillerle hissettiriyor. Çok müthiş delillerle. Her yer Allah’ın ayetleriyle doludur. Kuran’da ayetler vardır ama dışarıdaki ayetler çok daha fazladır. Yani Kuran ayetleri belirli sayıdadır. Ama dışarıdaki ayetler yani katrilyon olarak saysan yine bitmez, Allah’ın ayetlerini. Çok fazla delil var, Allah onu ayet olarak belirtiyor. Yani varlığının delilleri, asıl onların üzerinde çok durmamızı istiyor Allah. Onu görüp iman etmemizi ve Allah’ı anlamamızı istiyor. En önemli şey dünyadan geçmek. Yani dünyaya insanlar çok hırslı bağlılar, o bir mucize. Ben televizyon kanallarını sürekli açık tutarım böyle görüntüsüyle ilgilenmem ama zaman zaman gözüm çarpar bakarım. Yani çalışma yaparken falan da öyle açıktır sürekli. Ben insanlara bakıyorum mesela bir olay yerini gösteriyor, bir toplantıyı gösteriyor, bir şey gösteriyor. Mesela yaşlı amcalar var, yaşlı teyzeler var, gençler var, hemen hemen hiçbirisinin Allah’la bağlantısı görünmüyor. Yani mesela derler ya, iki ayağı mezara sallanmış, tirit yani piri fani daha hala orada mesela moda defilesinde olayı değerlendiriyor, işte elegant bilmem ne falan. Senin iki ayağın birden mezara gitmiş şimdi elegantla falan uğraşacak senin halin var mı? Efendim işte “very bilmem ne” falan, olay değerlendirmesi yapıyor. Halbuki orada Allah’ın varlığını görüp, Allah’tan korkup Ahireti düşünmesi gerekir. Allah’ı çok sevmesi gerekir, Allah’a teksif olması gerekir. Makul ve mantıklı olan bu. Allah’ı unutmaları ve korkmamaları bir mucize. Yani Allah’tan korkmak akıllarına gelmemesi bir mucize çok şaşırtıcı. Hayır, kardeşim Allah’tan korkmuyorsa bile ölümden korkması lazım. Yani hiç tınmıyorlar, ölümden de etkilenmiyorlar. Mesela “sonsuz yok olacağım” diyor yani bu çok feci bir insan için, yani olabilecek en feci olaylardan bir tanesidir. Öyle bir inanca sahip olması bir insanın. Son derece umursuz. Mesela bak her gün cenaze töreni gösteriyor televizyon haberlerinde ama istisnasız her gün. Yani tek bir gün yok. Her gün birisinin, bir kişinin ölüm haberi oluyor. Ve ölen kişi de süratle unutuluyor. Yerine yeni yeni insanlar getiriyorlar, daha yeni ünlü insanlar getiriyorlar. Ünlü hale getiriyorlar daha dikkat çeken, onlar da ölüyor. Yine ünlü, daha dikkati çeken insanlar getiriyorlar. Bu böyle sürekli çalışıyor gibi görünüyor. Burada en önemli dikkat çekecek şey insanların dindar da olsa, birçok dindarın da öyle Allah’tan uzak kalmayı, Allah’ı düşünmemeyi çok rahat elde edebilmeleri. Ve yani böyle olağanüstü bir dünyada, olağanüstü bir yapıda bu kadar pervasız insan nasıl yaşar? Bu bir mucize? Bakın diyoruz ki adama “kardeşim” diyoruz “şu kadarcık bir yerde yaşıyorsun” diyoruz, “doğru söylüyorsun” diyor, “hakikaten öyle” diyor, “biz beynimizin içinde görüntü ile muhatap oluyoruz” diyor. “Ama” diyor, “yarın” diyor “bizim bir düğün var” diyor, “oraya bir gelseniz Hocam” diyor, “şereflendirseniz” diyor. Yani sanki o konuşmayı yapan ben değilmişim gibi. Yani tek kelime Allah’tan bahseden bir üslubu olmuyor. Halbuki böyle bir durumda insan, çok ciddi sarsılır. Çok önemli bu. Yani hayatın bütün yönlerinden vazgeçilecek kadar önemli. Çok müthiş bir olay var burada. Yani Allah’ın varlığı çok büyük bir olaydır. Hayatın kısalığını da herkes görüyor. Yani ne kadar süratli geçtiğini. Hayır geçmese bile, yani uzun bile olmuş olsa süre, yani dünyada ne var ayrıca yani. Bütün insanlar zoraki ayakta duruyorlar.
SUNUCU 1:Hocam, hepimiz dünyaya aslında çok düşkünüz bir yerde. O zaman dünyaya olan düşkünlüğümüzü tefekkürle yararlı bir hale getirmiş de olabiliriz inşaAllah. Değil mi? Tefekkür ederek, Allah’ı hatırlayarak, yarattıklarını.
ADNAN OKTAR:Dünyaya düşkünlüğü, onu biraz açarsan sana daha detaylı bilgi verebilirim. Yani orada kastettiğini tam vurgularsan.
SUNUCU 1:Hani az önce anlattığınız gibi. Hani ölüm var, işte Ahiret var. Dünya geçici bir yer. Ama yine de işte biz bu dünyaya kanıyoruz bir şekilde. Bu oyuna geliyoruz. Yani Müslüman da olsak, işte az önce düğünden bahsettiniz. Yine de dünyaya bir şekilde kendimizi kaptırıyoruz. Bu düşkünlüğü Allah’ı tefekkür ederek, yani O’nu anarak ve O’nun yarattıklarından, Allah’ı sürekli hatırlayarak bu düşkünlüğü yararlı bir hale getirebiliriz diye düşünüyorum inşaAllah Hocam. Ben bu çıkarımı yaptım.
ADNAN OKTAR:Şöyle, hayır yine düğün olur, ama Allah rızası için olur. Bunu diyorsun değil mi sen? Tabii. Yani Allah ile sürekli girift olarak içiçe yaşanması gerekir. Yani düşünün, Allah yaratıyor, bütün imkanları veriyor. Adam şu kadarcık yerde yaşadığından da emin. Böyle bir durumda bir insanın Allah ile muhatap olmaması vicdanen insanı çok geriyor yani. Yani çok acayip bir hareket bu. Çok kızdırıcı bir hareket. Bayağı kızdırıcı bir durum bu. Allah’ın da gazabını çeken bir durum bu. Yani böyle bir şeyde insan düşünür, şu kadarcık bir yerde yaşayan bir varlık olduğunu düşün. Ve koskoca alem gösteriliyor. Ona o görüntüyü gösterenle ile hiç muhatap olmazsa ve kendi alemine dalıp onu sadece keyifle seyrediyorsa. Bu kızdırıcı değil midir bu? Bu anormal bir hareket değil midir bu? Çok şaşırtacak bir şey değil mi? Kıcacık ömür verildiği halde. Ve her gün görüyor mesela, hastalananları görüyor, ölenleri görüyor, yaralananları görüyor. Ki Allah dünyadan soğusunlar diye çok fazla tedbir almış Cenab-ı Allah. Çok fazla. Mesela baş ağrısı bile bir tedbirdir. Mesela dünyadan soğutacak bir tedbirdir. Hafta 8 mesela gün 9 Allah insana bir çoğunu mesela grip yapıyor, nezle yapıyor. Sürekli onlara acziyetlerini gösteriyor. Mesela yemek yiyor, yemek yedikten sonra hemen dişini yıkaması gerekiyor. Veyahut gidip uyuması gerekiyor, uyudu mu gidip elini yüzünü yıkaması gerekiyor. Yani ucu ucuna ve zor hayatta kalacakları şekilde Allah yaratmış. Yani dünyaya hırsla bağlanacakları gibi bir durum yok. “Kıyafetlerinizi de Ben yarattım” diyor Allah. Mesela kıyafetlerini kendi yaptıklarını zannediyorlar. “Giyimlikler, barınaklarını, gemileri hepsini Ben yapıyorum. Denizde Ben yüzdürüyorum diyor” Allah. “Kuşları havada tutan Benim” diyor. Bütün teknik aletlerin hepsini yapanın Allah olduğunu Kuran bize anlatıyor. Böyle bir şeyde yani, insanların ilgisizliği çok büyük mucizedir yani. Çok şaşırtıcıdır. Normalde en azından dinsiz bile olsa feci şekilde korkup ne yapacağını bilemeyecek hale gelmesi lazım. Yani en ortalı olanı bu olabilir. Yani hadi dinsiz olduğunu düşünelim, Allah’a inanmadığını düşünelim. Şu kadarcık yerde yaşayan bir adam, nasıl aleme dalabilir? Yani bu kadar acz içinde olan ve ölüm bu kadar yakın olan bir varlık, bu kadar pervasız nasıl keyif, zevk içinde yaşayabilir? Ki yaşamıyor zaten keyif ve zevk içinde de, öyle bir olay da yok. Mesela bazen televizyonda görüyorum diskoların içinde falan gösteriyorlar böyle karanlık, ışıklı falan böyle. Genç kızlar, delikanlılar dans ediyor gibi bir şey yapıyor. Oturduğu yerde eğleniyor gibi. Mesela bağırıyor gibi. Eğlenen bir insan gözünden belli olur, yüzünden üslubundan belli olur. Hiçbirinin mutlu olmadığı belli. Ortam da müsait değil, ayrıca öyle bir şeyin eğlendirmesi için de bir sebep yok. Birbirlerine eğleniyor taklidi yapıyorlar. Tiyatro gibi. Yani tiyatro sahnesi düşün, herkes diyeceksin burada eğleniyor taklidi yapsın, “tiyatro başla” diyorsun perdeyi açıyorsun. “Haydi” diyorlar herkes yerinde başlıyor eğleniyor havasına. O onun yaptığı oyunu seyrediyor, tiyatro oyuncusu gibi. Yani birbirlerinin yaptığı rolü ve oyunu seyretmeye gidiyorlar. O da eğlenme rolü yapıyor, o da onu seyrediyor. Yani karşılıklı tiyatro bu. Halbuki gerçek eğlenme, gerçek neşe açık açık bilinir. Yani insan bunu sezer. Yani sebebi de vardır, mantığı da vardır. Makul bir zemine oturur. Müslümansa Allah’a tam inanıyorsa, Allah’a kendisini tam bağlamışsa, bir kere vicdanen çok rahattır. Vicdanının rahat olduğunu hakikaten inanabiliriz böyle bir insanın. Allah için güzel bir şey yapıyor da, müminleri de düşünerek sevdiklerini de düşünerek bir şey yapıyorsa bu da onu eğlendirir. Mesela Müslümanlara bir yemek vermek, sevinç vericidir bu. Yani çünkü ibadet bu ve güzel bir şey. Yani Müslümanların lehine olan bir şey. Allah’ın razı olacağı bir hareket. Bu hoşnutluk verir. Veyahut onların hoşuna gidecek herhangi bir şey, yani bir çok şey olabilir. Ama orada tanımadığın, bilmediğin insanlar, Allah’tan tek kelime bahsedilmiyor. Çok gergin bir ortam var. İti kopuğu da orada, mafyası da orada. Sapığı da orada, her türlü anormal insan var. Yani bu kadar pervasız ve bu kadar umursuz orada eğlenilemeyeceği açık belli. O zaman oyun oynandığı akla geliyor. Allah’ın çok ciddiye alınması lazım. İnancın çok ciddiye alınması lazım. Hayatın asıl konusudur bu. Bir insan dünyaya geldiğinde, asıl konusu, sadece tek asıl konusu budur. Ondan gerisi tamamen tali, Allah için olan konulardır. Ve buna biz mecbur yaratılıyoruz. Allah’ı unutan insanların yaratılması zaten bir mucize yani. Ona iman gözüyle ve mucize gözüyle bakılması lazım.
SUNUCU 2:Evet Hocam, söylemiştiniz zaten. Küfür çok büyük bir mucize yani.
ADNAN OKTAR:Çok şaşırtıcıdır yani buna güç, kuvvet yetmez normalde. Yani, normal bir akıl ve normal insan iradesiyle yapılacak gibi değil. Yani düşünüyorum, olacak gibi değil, imkansız. Yani deli cesareti de olsa yapamaz bir insan. Yani şu kadarcık yerde yaşadığını bilecek, bütün görüntünün Allah’tan olduğunu bilecek, aczini bilecek, kısa süre sonra öleceğini bilecek ama bu kadar pervasız olacak. Bu olacak iş değil.
SUNUCU 2:Hocam yani, dünyanın içinde bu düzenin içinde yaratılmış bir parça olarak belki de insan kendisini gördüğü için, etrafındaki güzellikleri mesela öyle bir insana gösterdiğiniz zaman; “ee ne yapayım? Ben ne yapayım?” diye çıkışlar yapan insanlar var mesela. “Şuradaki güzelliği de mi görmüyorsun” diye gösterdiğin zaman. “ben onu görsem de o orada, görmesem de o orada” diyor. Ama işte kendi şerefine yaratıldığını kainatın bilmiş olsa, o idrakle baksa, benim için yaratıldı. Onun benim görmem için ve ondaki işte detayları görüp, Allah’ın birliğini, kudretini tasdiklemem için. Her gördüğüm şeyde kainatta, her baktığım şeyde. Allah’ın kudretini bir kez daha tasdiklemem için yaratıldı. “Bilinmek istedim ve sizleri yarattım” diyor ya. O her gördüğü, mesela en ufak bir çiçekte bile gördüğü zaman, onun Allah’ın kudretinden olduğunu bilmesi lazım. Onu gösterdiğiniz zaman, “O orada, ben görsem de görmesem de o orada” diyen zihniyetin, sadece bu dünya düzenin bir parçası olarak gördüğünü ve bir gün yok olacağını düşündüğü için öyle gördüğünü düşünüyorum. Kendi şerefine yaratıldığını idrak etse, öyle kani olsa baksa belki daha detaylı bakacak. Ondaki kudreti de görecek.
ADNAN OKTAR:Siz konuşurken ara ara aklıma geliyor. Onları da arada düzeltmek istiyorum. Bir söz vardır, işte tasavvufta bir söz vardır. Allah, “Ben bilinmez bir hazineydim, bilinmeyi istedim”. “Allah yalnızdı diyorlar bir gün, hiçlik aynasına baktı Kendisini gördü”. Yalnızdı önce. “Önce yalnızdı”, bak önce ve sonra. Bu, aklı başında bir insanın Kuran’ı, İslamı tam anlayan bir insanın iyi düşünmesiyle yanlışlığı anlaşılacak bir sözdür. Çünkü bak, önce ve sonradan bahsediyorsun. Allah zamanlı olmadığına göre, önce ve sonradan nasıl bahsedebiliyorsun? Demek ki yanlış. Yani bu söz yanlış. Öyle bir şey yok. Biz sonsuz öncede de Allah tarafından biliniyorduk. Biz vardık. Yaratmıştı Allah bizi. Sonsuz sonrada da vardık. Yani bizi Allah an içerisinde yarattı. Dolayısıyla böyle bir söz olmaz. Yani o söz yanlıştır. İnşaAllah.
SUNUCU 1:Hocam, çoğu insan Allah’ın Baki sıfatını anlayamaz. Gerçekten onu hiçbirimiz aslında anlayamıyoruz. Yani sonsuzluk sıfatını. Aslında ben onu daha iyi kavrıyorum sanırım, diğer insanlarımızdan diye düşünüyorum. Çünkü, bu dünyada bile hep yaşayacağımızı düşünüyoruz. Hani diyoruz ya gaflet vardır insanlarda unuturuz çoğu zaman.
ADNAN OKTAR:“Bazı” insanlardan daha iyi biliyoruz diyorsun evet.
SUNUCU 1:Onu şuradan anlıyorum, bu dünyada bile biz hep yaşayacağımızı düşünüyoruz. Hiç ölümü aklımıza getirmek istemiyoruz ve getirmiyoruz da. Sanki hep yaşayacakmışız gibi geliyor. O yüzden Allah-u Teala’nın Baki sıfatını bu şekilde düşünerek daha iyi anlayabiliriz. Hani diyorlar ya, “Cennet sonsuz olacak. İşte orada sıkılmaz mıyız? İşte nasıl sonsuz olacak yani? Aklımız ermiyor”. Benim ona aklım bu şekilde erebiliyor. Birazcık tabii ki. Ama başının olmaması, o hiç aklımın ermediği bir konu. Aslında onu size sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR:Evet. O ilk başı dediğin şey, sonsuz evvelde yaratılmış olandır. Ama tam anlamıyla kavramak istiyorum diyorsan, yani Allah’ı tam, Allah’ın Kendi bildiği gibi tam kavramak istiyorum diyorsan. Bu, sonsuza kadar olmayacak bir şeydir.
SUNUCU 2:Çok güzel açıkladınız Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani sonsuza kadar olmayacaktır. Biz, kul olmanın rahatlığı ve sevinci içindeyiz. Yani bizim, Allah’ın koyduğu sınırların üzerinde bir talebimiz yok Allah’tan. Zaten olamaz da. Olsa da zaten Allah vermez onu. Öyle bir olay olmaz. Bizden, “Beni tanıyın” diyor Allah, “anlayın”. Bakar bakmaz anlıyoruz zaten öyle bir konu yok. Yani anlayamayacağımız bir şey yok. “Ben size Kitap gönderdim” diyor. Bakıyoruz, her evde bir Kitap var zaten. Yani dediği Kitapla biz karşılaşıyoruz zaten. Yani bu görüntü içerisinde her açtığımızda bir Kitap var. “Ben size bu Kitap’tan”, “tamam” diyoruz biz, “Allah’ın bize hitap ettiği bu demek ki” diyoruz. Bak o bir Kitapla beraber yaratmış bizi. Kitaptan ayrı yaratılmamışız. “Bir de eski dinler var” diyor Allah. Onlara da bakıyoruz, hakikaten tahrif olduklarını görüyoruz. Doğru. Yani, böyle bir tarafgirlik, katı bir bakış içerisinde değiliz. Yani, samimi bakıyoruz. Samimi baktığımızda hakikaten İncil’in değiştirildiğini görüyoruz. Yani bir insanın Allah olmayacağı belli. Değil mi? Değiştirilmiş. Mesela Tevrat’ta da Ahiret inancının çok fazla çıkarıldığını görüyoruz. Yani Cennet ve Cehennemle ile ilgili kısımların çıkarıldığını görüyoruz. Yan mümkün değil olmaması. Hak bir Kitap, buna rağmen ben 10’un üzerinde Tevrat’ta izah gördüm. Ahireti anlatan, bakın çıkarılmasına rağmen. Demek ki samimi olarak baktığımızda Kuran’ın hak olduğunu anlıyoruz. Allah diyor ki, “size az bir ömür verdim” diyor. Fiilen de görüyoruz zaten, televizyonlardan, radyodan, ölen insanlar da falan az bir hayat olduğu anlaşılıyor. Yani ortalama 60, 70, 80 yaş gibi bir hayat yaşanıyor. Hastalıklar, dertler var, acz var. Mesela anlıyoruz ki hakikaten törpüleyen, frenleyen bir sistem. Ki zaten o ahım şahım da bir şey yok. “Ben” diyor Cenab-ı Allah, “sebebi kaldıracağım bir alem yarattım” diyor. Biz bunu da çok iyi anlıyoruz. Yani sebebin ne olduğunu da görüyoruz. Sebep kalktığında Cennetin nasıl mükemmel olacağını çok iyi anlıyoruz. Yani öyle karmaşık, zorlanacağımız gibi değil. Ama, Allah’a alabildiğine daha yakın olmak isteyince daha çok bilgi geldiğini görüyoruz. Yani daha zihnimiz açılıyor. Daha yaklaşıyoruz. Zaten sevgi bunu gerektirir. Yani, mesela insan bir insanı bile sevdiğinde mesela bir erkek helali olan eşini sevdiğinde; isterse ona çok yoğunlaşabilir. Mesela çok daha fazla sevebilir, bu gücü dahilindedir. Güzel yönlerini görür, hatta güzel de değilse düzeltir güzel yönlerini iyi hale getirir. Daha mükemmel hale getirir ve daha çok sever. Yani bu azmetmekle ilgili bir şeydir. Ve, Allah da ona onu sevdirir. Ama, Allah sevdirir onun gayretiyle olmaz o. Yani gayret edersin sevemezsin yani hatta gittikçe soğuyabilirsin.
SUNUCU 1:Yani sevgiyi ancak Allah-u Teala kalplere yerleştirebilir.
ADNAN OKTAR:Mümkün değil başka türlü olmaz. Yani “hadi seveyim”, yani mesela gidiyor hediye alıyor, şaklabanlıklar yapıyor karısını eğlendirmek için. Kadın daha da itici buluyor, daha da kızdırıyor onu. Mesela gidiyor sarılıyor falan kadın kan terle çıkıyor sinirden yani iyice itici buluyor. Mesela kibarlaşıyor, daha da kızdırıyor.
SUNUCU 1:Yapmacık duruyor.
ADNAN OKTAR:Yapmacık duruyor, yani samimiyetsiz olduğu için kızdırıyor. Allah yaratır kalplerde ve son derece samimi olması lazım. Veyahut hakikaten iyi bir insandır da ama kadın kafir ruhlu olur sevemez. Yani Allah ona onu sevdirmez. Her ikisininde de Mümin ruhlu olması lazım, her ikisinin de muttaki olması lazım. O zaman Allah sevdirir. Allah’ın sevilmesinde de yani insanda müthiş bir hırs olması lazım, Allah’ı sevme konusunda. Bu bana yeter diyemez. Cübbeli diyordu ya mesela o çok önemli o. “Kocakarı imanı ile iman etmek lazım yani fazla düşünmeye gerek yok” diyor. Onda ne derinlik olur, ne Allah’a tutkuyla bağlanabilir insan, ne aşkla bağlanabilir yani çok acayip bir şey olur o. Yani düşünmeden tefekkür olmadan. Birçok Allah’ın ayeti var zaten “düşünün” diyor Allah. “Derin derin düşünürler” diyor Allah ayette.
SUNUCU 2:“Hiç düşünmez misiniz ki” diye başlıyor ayet.
ADNAN OKTAR:Tabii, “düşünmez misiniz?” diyor, “derin derin düşünürler” diyor, “dikkat et” diyor Allah ayette. Bakın “derin derin düşünürler” diyor. Düşüneceğiz tabii ki ve düşündükçe yaklaşıyoruz. Burda çok samimi olmak gerekiyor. Samimi olan kul Allah’a gittikçe yaklaşır. Onun dışındaki hayat son derece anlamsız, mantıksız ve boş. Yani ama tabii biz onu da ibretle izliyoruz. Ama bütün bu anlatımlarımıza rağmen tabii yine insanlar dünyaya dönecektir. “Çünkü insanların çoğu iman etmez” diyor Allah ayatte. “İman edenlerin de çoğu Allah’a şirk koşmadan” yani çıkar peşinde olmadan, asıl amaçları başka bir şey olmadan Allah’a iman etmez. Yani din durur kenarda, duruyor. Din onun hayatı için bir araç olmuş oluyor. Asıl hayat önemli oluyor. Mesela, ticaretinde dindar bir çevre onun daha iyi ticaret yapmasını sağlıyor. Mesela evliliğinde, mesela dindar bir kadınla evlenirse daha gönlü rahat oluyor. Yani kendi o tutucu ruhu açısından daha rahat oluyor. Din onu ilgilendirmiyor. Mesela, bilmiyor insanlar bir çok kişi muhafazakar deniliyor, tutucu deniliyor, ama dinsiz oluyor adam. Ama öyle yaşamak istiyor yani muhafazakar yaşamak istiyor. Dine karşı sevgisinden değil, mecbur olduğu için dindar bir kadınla evlenmek istiyor. Yani o tutucu kafanın bir gereği olarak onu yapıyor. Karşı taraf da onu dindar zennediyor, halbuki değil.
SUNUCU 2:Sadece şeklen öyle.
ADNAN OKTAR:Tabii, tutuculuk ayrı bir şeydir, muhafazakarlık. Yani putperestler de mesela, muhafazakar ve tutucuydular, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında, muazzam tutucuydular. Ve gelenek ve örflerine çok bağlıydı müşrikler. Yani acayip bağlı olurlar ve müthiş kuralları olur onların. Kuran’da da belirtiyor ya yani akıl almaz karışık kuralları var. Gelenekleri olur, örfleri olur, dolayısıyla bu geçerli olmaz. Tam halishane, samimi Allah’a kul olmaya niyet etmek lazım. Böyle insanların sayısını Allah az yaratıyor, Kuran’da bunu görüyoruz. Ahir zamanda da az olacaktır. Ama tabii bizim görevimiz anlatmak, yani samimi olarak anlatacağız. İnsanların anlaması için uğraşacağız. Mesela biz Ahir zamandayız, metafizik bir dönem var. Mehdiyet dönemindeyiz, Hz. İsa (a.s.)’ın indiği bir dönemdeyiz ve Mehdi (a.s.)’ın çıktığı bir dönemdeyiz. Diyorlar ki; “eski dönemlerde nasıl oluyordu yahu” diyorlar. Mesela Peygamber geliyormuş, olağanüstü olaylar oluyormuş, Peygamberler mucize gösteriyormuş ama insanlar yine iman etmiyormuş, hayret” diyor. Yani “ben Peygamberin(s.a.v.) zamanında olacağım, canı gönülden bir sahabe olurdum. Bütün gücümle Peygamber (s.a.v.)’e yardım ederdim” diyor. Yani sorun, dışarıda böyle olur, hayal aleminde.
SUNUCU 1:Hatta ağlıyorlar dinlerken.
ADNAN OKTAR:Tabii tabii, “ahh” diyor, “ben o dönemde olacaktım” diyor. Halbuki aynı şartlar şu anda da var. Allah her dönemde bu şartları oluşturur. Şu anda da var ki, en mükemmel şekliyle var şu an. Mesela bakın Mehdi (a.s.), Hz. Adem (a.s.)’dan beri müjdelenen, Tevrat, İncil ve Zebur’da da müjdelenen çok mühim bir vakadır, olaydır Mehdiyet’in oluşması. Yani Dünya tarihinin en büyük olayıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor yani “deccaliyet ve Mehdiyet gelmiş-geçmiş en büyük olaydır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Yani daha büyük bir olay yok” diyor, mesela “deccaliyetten daha büyük olay yoktur” diyor. Böyle daha büyük olaya karşı da en büyük karşıt olay meydana getirilmiş oluyor. Yani onun büyüklüğüne göre yine aynı büyüklükte ve onu ezecek bir olay, Mehdiyet vardır, Hz. İsa (a.s.)’ın inişi vardır. Ama tabii bakın bütün insanların gözü önünde gelişiyor bu.
SUNUCU 1:Ama yine inanmayanlar var.
ADNAN OKTAR:Bir şey görüyor musunuz? Gayet sakin gelişiyor. Mesela Türkiye adım adım ilerledi 71’lerden sonra, Türkiye çok muhafazakar oldu ve dindar oldu. Dindar, muhafazakar olanları tenzih ederim, mesela onu karıştırmayalım yani. Tutucu, muhafazakardır ama hakikaten de dindardır. Dindarlığı öyle görünebilir daha doğrusu, dindardır yani doğrudan dindardır. Bu çizgi bu şekliyle devam ederken kendi halinde yaşayan insanlar, olayın heyecanını fark etmeyen insanlar var. Ama Türkiye hayret edilecek bir çizgiye geldi yavaş yavaş. Mesela Türkiye’de sol yok oldu. Mesela hiçbir ülkede sol yok olmaz, her ülkede sol güçlüdür. Türkiye’de sol yok oldu, Darwinizm yok oldu. Her yer dindarların ve İslam’ın ruhuyla doldu. Yani açık açık görülüyor, her yer görülüyor. Ama daha bu bir safha, şimdi böyle gelişmeler genellikle 2, 4, 8, 16 şeklinde gelişir. Yani katlamalı gelişir. Yani Kuran’da da buna işaret vardır. Fetih Suresi’nde de vardır; “insanların, bölük bölük, grup grup Allah’ın dinine girdiğini gördüğün vakit” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Böyle bir ani ivme ve ani yükselme dönemleri olur. Yani dinin birden geliştiği dönemler olur. Bediüzzaman da ona dikkat çekmiş; “bazen” diyor “kışta birden bahar meydana getirir Allah” diyor. “Aniden meydana getirir” diyor. “Aynı onun gibidir” diyor “Mehdiyet” de. “Kış mevsiminde ani bir bahar meydana gelecektir” diyor. Tabii, “ani bir gelişme olacaktır” diyor. Ama o gelişmenin tabii şartlarını, zeminlerini Allah oluşturuyor. Mesela bakın, saatin akrep-yelkovanı gibi gelişti Türkiye. Yani muazzam muhafazakar ve dindar oldu Türkiye. 71’lerle bir kıyaslayın, 71’lerde yaşayanlar vardır değil mi? Şimdi bir kıyaslasınlar, yani hiç alakası yok Türkiye’nin o dönemle. Yani müthiş dindar oldu Türkiye.
SUNUCU 1:Bunu değiştiren ne oldu Hocam sizce?
ADNAN OKTAR:Mehdiyet, Mehdiyet’in gölgesi. Yani hadislere göre böyle, Tevrat’a göre böyle.
SUNUCU 2:Zemin hazırlanıyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, yani Cenab-ı Allah ona göre kaydırıyor ve o zemine doğru götürüyor ve yavaş yavaş geliştiriyor. Allah intikamını da yavaş yavaş alıyor. Hakimiyeti de yavaş yavaş yapıyor. Bakın diyor ki; “ve hiç bilmedikleri yönden “diyor Allah. Bakın bilmedikleri, tahmin etmedikleri yönden. Kuran, ayet vardır, bakın diyor; “onları hiç bilmedikleri yönden yavaş yavaş” diyor, “helake yaklaştırırız” diyor. Yavaş yavaş. Yavaş yavaş ama hiç bilmedikleri bir yönden. Mesela Mehdiyet de hiç bilmedikleri bir yönden gelişiyor şu an, tahmin etmedikleri bir yönden gelişiyor. Mesela Mesihiyet de öyle. O da hiç bilmedikleri, tahmin etmedikleri bir zeminde gelişiyor. Yani halka şimdi sorsan, “farkında mısınız” desen, kimse farkında değil. Ama bütün Hıristiyan aleminde İslam’a karşı yavaş yavaş bir sevgi oluşmaya başladı. Mesela, Müslüman ruhuna karşı, İslamiyet’e karşı bir sevgi gelişmeye başladı. Bu da Mesihiyet’in ruhundan oluşuyor.
SUNUCU 1:Hocam afedersiniz, farkında olmamalarının sebebi acaba hala hadislerde anlatıldığı gibi olağanüstü durumları beklemeleri mi? Yani işte mesela deccal için olağanüstü durumlar var hadislerde, isterseniz okuyayım.
ADNAN OKTAR:Evet.
SUNUCU 1:“Deccal bulutları sağ eliyle tutacak, güneşi battığı yere kadar kavrayacak, denizde yürüyecek fakat su topuğuna kadar gelecek. Önünde duman, arkasında yeşil dağ bulunacak. Öyle bir nara atacak ki yer ile gök arasındakilerin hepsi duyacak”. Şimdi gerçekten böyle bir şey bekliyorlar belki de Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakın şimdi Cübbeli diyor ki; “hadis” diyor “açık ve aleni olur” diyor. “Ve nettir” diyor. “Bunun tevili olmaz” diyor, “böyle bir hadisin” diyor “ahir zaman hadisinin” diyor. “Burda ne yazıyorsa tam anlamıyla bu şekildedir” diyor. “Dolayısıyla bakın adam şu anda Atlas Okyanusu’nda bir adada duruyor” diyor “Deccal” diyor. Onu da nereden aldı o bilgiyi onu da bilmiyoruz. Görmüş de olabilir, belki o dediği deccalin eşeği Cübbeli’yi aldı götürdü gezdirdi oraya götürdü, adamla mücadele de etmiş olabilir Cübbeli, bilmiyoruz. Yani öyle olağanüstü özellikleri de var gibi zaten anlattığı kadarıyla. Çünkü Bediüzzaman bile değil mi, bir arkadaşının rüyasına girip onun veli olduğunu söylüyor baksana son zamanlarda. Yani veli bir kişi olduğunu söylüyor ve kendisini kabul etmesini söylüyor Bediüzzaman. Ve lütfenlikle de Cübbeli kabul etti zaten Bediüzzaman’ı ve bir çok Nur talebesi de buna bayağı sevindiler. Çok mutlu oldular böyle yani büyük bir onur gibi lanse ettiler. Ben tabii anlayamadım yani ne anlama geldiğini de daha anlayabilmiş değilim. Şimdi bakın, “deccalin ayağı denizin dibindedir” diyor, bak “topuğuna bile gelmez” diyor deniz. Atlas Okyanusu topuğuna bile gelmiyor, düşün. Ve başı da bulutlarda, bir bağırıyor Chicago’daki adam mesela duyuyor, bir bağırıyor İstanbul’daki adam duyuyor. “Bunun tevili olmaz” diyor Cübbeli. “Bu neyse odur” diyor ve benim bu konuda hatalı olduğum kanaatinde. Yani “yanlış yapıyor” diyor, “öyle tevili falan yok” diyor. “Bu bu şekildedir” diyor. Mesela deccalin benim anladığım kadarıyla tarif edilen 300 metre kadar falan bir eşeği var, genişliği. Ondan sonra işte kulakları da 30’ar metre yaklaşık. İki tane kulağı var, bakırdan da kürsüsü var. Cübbeli gibi büyük alimler işte bu deccalle müccadele edecekler. Deccal, Atlas Okyanusu’na, işte bu eşek gidecek oraya anırarak, deccali oradan alacak o adadan üzerine oturturacak, Cübbeli gibi büyük bir alimde de gidip onunla mücadele edecek o eşeğin tepesinde, onu da nasıl yapacak onu da bilmiyorum tabii. Gökyüzünde öyle uçarak gelecekler buraya. Bakın tarifi bir daha okur musunuz?
SUNUCU 1:“Bulutları sağ eliyle tutacak, güneşi battığı yere kadar kavrayacak”.
ADNAN OKTAR:Bakın bulutu eliyle tutuyor ve güneşi de ufka kadar yani ufka kadar eliyle tutuyor, yani güneşi tutuyor artık yani o kadar uzun kolu. Yani Cübbeli tarif ediyor o daha da vahim olmuş oluyor. Yani güneşi tutacaksa o zaman yani kilometre olarak tarif edeceğimiz gibi de olmuyor. Haydi en incesini ufuk olarak düşünelim güneşin ufku olarak düşünelim yine o da çok uzun bir mesafe olmuş oluyor, evet.
SUNUCU 1:Devam edeyim mi?
ADNAN OKTAR:Evet.
SUNUCU 1:“Deccal yıkılmaya yüz tutmuş bir harabenin yanından geçerken, ‘haydi altında saklı olan defineni çıkar’ diye emir verecek, anında define meydana çıkacak”.
ADNAN OKTAR:Canım, Cübbeliye göre bu çok normal zaten diyor, “herkesin evinin önünden 5 metre çapında veyahut işte 7 metre çapında som altından, bak 24 ayar altın böyle sütun kütleler 100-150 metre kadar göğe doğru çıkacaklar” diyor. “Her Müslümanın bahçesinden çıkacak” diyor. Hindistan, Pakistan, Mısır, Fas, Tunus, Cezayir düşün. Milletin bahçesi de zaten geniş biliyorsun. Birçok yer boş. Mısır çölleri falan, her yer bahçe hükmünde, geniş oralar. “Her yerden fışkıracak altınlar” diyor. “O arada da Mehdi (a.s.) çıkmış olacak” diyor. “Adamlar altınla meşgul olacağı için, Mehdi (a.s.)’ın yanına gitmeyecekler” diyor. Şimdi bu adama ne diyeyim ben? Yani bir de kardeşim o altınların o şehirleri ne hale getireceğini düşünemiyor musun? Yani hayat kalır mı orada? Bütün binalar falan hepsi yıkılır. Hayat felç olur öyle bir şeyde. Bir de o altınlar ne işe yarar yani? Hiçbir işe yaramaz, baş belası olur yani. Adam onunla uğraşır mı, öyle bir şeyle?
SUNUCU 1:Hocam, önceki Peygamberlerin zamanlarında böyle olağanüstü durumlar olmuş muydu?
ADNAN OKTAR:Yani Kuran’da biz böyle bir şeyle karşılaşmıyoruz. Böyle bir olay yok.
SUNUCU 1:Belki de şimdi böyle bir olağanüstü durumu beklemelerinin sebebi belki de o şekilde düşünmeleridir.
ADNAN OKTAR:Daha önceki Peygamberlerin gösterdikleri mucizelerde biz böyle bir şeye rastlamıyoruz. Böyle bir olay yok. Yani masallarda da yok bu.
SUNUCU 2:Çocukları gülümsetecek şekilde diyecektim Hocam.
ADNAN OKTAR:“Ve bu direk böyledir” diyor ve “buna böyle inanın” diyor. “Belki içinizden gelmiyor olabilir iman etmek” diyor “fakat böyle, bu şekildedir” diyor. “Adnan Hoca değiştiriyor” diyor, “tahrif ediyor, yanlış söylüyor” diyor benim için de. “Çok büyük hata yapıyor” diyor. Kardeşim bir eşek, havada uçan bir eşek, otuz metre kulağı olan dediğinde, yerle konuşabiliyorsa, dünyanın her noktasıyla konuşabiliyorsa gökten, bu nedir? İlk akla gelen uçaktır. Yani otuz metrelik kanatları olmuş oluyor. Bakır kullanıyor, metal kullanıldığına göre. Ve yer ile de bağlantı kurabildiğine göre, yerde de herkesle konuşabildiğine göre. Görüşme yapabildiğine göre. Ve çok süratli gittiğine göre. “Güneşten hızlı seyredecek” diyor mesela. Müthiş süratli gittiğine göre, uçak süratli gider. Herhangi bir gıda da almadığına göre, yiyecek de almadığına göre. Kendinden uçtuğuna göre. Değil mi, yani yiyip içen bir hayvan da değil bu. O zaman, uçak olduğu anlaşılıyor bunun. Kanat açıklığı da uygun oluyor. O devrin insanlarının anlaması için Peygamberimiz (s.a.v.) teşbih ile bu şekilde anlatıyor. Müteşabih Kuran’da da çok fazla ayet var. Mesela hadislerde de çok fazla var. Yani Kuran’da çok çok fazladır müteşabih ayet. Mesela diyor ki Allah; “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” diyor Allah. İp, bildiğiniz ip. Adam şimdi herhangi bir ip aramaz Müslüman, Allah’ın ipi nedir, Kuran’dır. Kuran’a sıkı sarılın anlamına geliyor. Müteşabih bu, çocuk olsa bunu anlar. Bunu anlamazdan gelip, dini çarpıtıp garip bir görünüm verip, insanlara “buna iman edin” demek, dine çok büyük zarar verir. Bu durumda bir adamın dini imanı benim gördüğüm kalmaz Allah-u alem. Yani buna inanamaz bir insan.
SUNUCU 2:Hocam acaba her mütaşabih hadisi mi kendisi böyle yorumluyor. Yani gündelik bir şeyi anlatırken, cemaatine hadis anlatırken de mi bunu direkt müteşabih olmadan açıklıyor?
ADNAN OKTAR:Tabii tabii. Öyle diyor yani “bu direk düz anlamı üzerindedir” diyor. “Bu o zaman çok acayip bir şey olur o zaman” diyor.
SUNUCU 2:Yoksa sadece işte şeyi sormak istiyorum; sadece Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerde mi diye, böyle olduğu gibi görmek istiyor ki onun imkansızlığını da aslında kendisini inandırmış, öyle inanmak istiyor, öyle görmek istediği için mi öyle açıklıyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi Mehdi konusunda bir tek bu değil; birçok kişi, kurum ve cemaat çok tedirginler. Bakın Risale-i Nur Külliyatı’ndan Mehdi (a.s.) ile ilgili Bediüzzaman’ın açıklamalarından aleni büyük, blok cümleler çıkarmaya başladılar. Yeni baskıda çıkarmış adam, yok. Bütün eski baskılarda var, Osmanlıca orijinalinde var, fakat yeni baskıda çıkarmışlar. Yani bir paniktir gidiyor. Ve bu bir tek Cübbeli’de değil, mesela HaberTürk’te de görüyorsunuz, HaberTürk Televizyonu değil mi? Yani HaberTürk de bunu tabii kendi başına yapmıyordur. Adamlar kendi başlarına buna karar vermez. Onun o kararı alması için de istirham edenler oluyordur. Yani daha önemli yerlerden istirham edenler oluyordur. Yani yoksa adamlar niye bu konuyu bu kadar gündemde tutsunlar. Veya bu paniği niye yaşasınlar?
SUNUCU 2:Evet bir panik var, dediğiniz gibi. Yani o panik kelimesi tam olaya, konuya uygn düşüyor. Çünkü yani mesela kendisinden bir hadisi açıklamasını istesek, ilk şu an aklıma şey geliyor; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “mümin, müminin aynasıdır” diyor. Bunu bize açıklamasını istesek acaba gerçekten mümin mümine baktığında kendisini mi görecek, “ayna” diyor çünkü orada da. Yani öyle bir şekilde mi açıklar. Yoksa sadece Mehdi (a.s.) ile, Mehdiyetle alakalı hadislerde bunu görüyorum ben kendisinde. Ya da dediğiniz gibi panik yaşayan insanların, diğerlerinin de.
ADNAN OKTAR:Allah-u alem dediğin gibi, bunda öyle görünüyor, evet. Ama zaten ben aslında Cübbeli’nin diğer anlatımlarını anlatsam, yani akıl sır alacak gibi, anlatılacak gibi değil. Yani uygun da düşmez. Yani sabaha kadar da bitmez. Çok büyük bir mucize. Yani nasıl farkedemiyor insanlar ve nasıl makul görüyor, çok büyük bir mucize bu. Yani kanım donuyor, hayretler içinde kalıyorum. Yani böyle bir durumu nasıl farkedemez bir insan? Böyle bir üslubu insan nasıl göremez? Ve dine verdiği zararı nasıl göremez, farkedemez?
SUNUCU 2:Göreni rahatsız ediyor zaten Hocam, yani mesela televizyonda gördüğümüz o programa katıldığı zaman hepimizin gördüğü şey; işte kimisine “a ne kadar sempatik anlatıyor” diye yorumlatıyor. Ama bilerek, yani söylediklerini derinlemesine düşündüğün zaman o insanın da hayret verici şekilde mi insan bir şey anlatır. Yani mesela “düşünmeyin” diyor. Yani düşünmeyin demek, müminlere karşı konuşuyorsun ve düşünmeyin diyorsun. O kadar düşünmeyin, işte derin düşünmeyin kafayı üşütürsünüz gibi bir tabir mesela. Yani “düşünün” diye başlayan Allah’ın ayetinin karşısında düşünmeyin demek ne cesaret.
ADNAN OKTAR: Bak; “derin derin düşünürler” diyor, o da diyor “düşünmemek lazım o kadar” diyor. Zaten “bozarsın” diyor, bir şeyler anlattı o gün, aleti mi bozarsın diyor. İnsanın kafası gider gibi anlatıyor. Allah da “derin derin düşünürler” diyor. Şimdi biz Kuran’a göre hareket ederiz, biz Cübbeli’nin aklına göre hareket etmeyiz ama, Kuran’la alenen çeliştiğini gördükleri halde ben anlayamıyorum. Bir şey oldu o zaman, bir mucize meydana geliyor. Yani Müslümanın vasfı zaten derin düşünmesidir, derin düşündüğü için Allah’a yaklaşır. Derin derin düşünür. Hakkel yakin iman vardır, aynel yakin iman vardır. Bu, ancak okuyarak, düşünerek, derin tefekkürle elde edilir. Yani Müminin vasfıdır bu.
SUNUCU 2:Hocam Fetih Suresi’ni bulabilir miyiz acaba? 1 ile 3. ayetlerini okusak.
ADNAN OKTAR: Fetih Suresi’nin 1 ve 3. ayetleri.
SUNUCU 1:Özel istediler Hocam.
Sevgili izleyenlerimiz kısa bir aranın ardından devam edeceğiz inşaAllah. Sevgili izleyenlerimiz, Gece Sohbetleri programımız değerli Hocamız ADNAN OKTAR ile devam ediyor inşaAllah. Evet Hocam, nasıl devam etmek istersiniz, burada çok güzel şeyler anlatılıyor.
ADNAN OKTAR: Sorular var diyorsun, ama Hocam bana Fetih Suresi’nden okumamı söylemişti. Şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla; “Şüphesiz Biz sana apaçık bir fetih verdik”. Şimdi apaçık ayrı bir şeydir. Bir fetih vardır ama, flu olur yani netleşmez. Yani sistem oturmamıştır sosyal, siyasi, iktisadi her yönden oluşmamıştır ama bir fetihtir. Ama apaçık fetih, net fetih anlamına gelen bir kelime. “Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin”. Şimdi bu ayetin ebcedi 1979 tarihini veriyor. Hicri 1400 nedir hatırlatıyorum sana.
SUNUCU 2:Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Bak “mü'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-arttırsınlar” bak demek ki imanı var iman katıp arttırıyor. Demek ki imanı artabiliyor müminin aynı kalmıyor. “Arttırsınlar diye, 'güven duygusu ve huzur' indiren O'dur”. Müminin neye ihtiyacı varmış demek ki, en çok güven duygusuna ihtiyacı var. Güven, bulunduğu ortam, mesela bulunduğu şehir güvenli olacak, devlet güvenli olacak, devletin kurumları güvenli olacak, bölge güvenli olacak, dünya güvenli olacak. Mesela şimdi bir yabancı ülkeye gitmeye insan çekinir. Çünkü güven yok ne yapacaklarını bilmiyoruz. Güven duygusu ve huzur, şimdi güven vardır da bir de insanın içinde huzur olması gerekir. Yani güvenli olması bir şey değil ki. Adamın içinde huzur yoksa güven de etki etmez ona. Güven ile huzurun ikisinin bir arada olması gerekiyor. Kuran buna işaret ediyor. Bak “’güven duygusu ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır”. Göklerin yani bütün melekler ve cinler göklerin ordusunu oluşturuyor. “Ve yerin orduları” yani “bütün dünyadaki askeri ordular tamamı Benim” diyor Allah. “Benim kontrolümde”. Yani “dünyanın hangi ordusu olursa olsun Bana ait” diyor Allah. “Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir”. Burada tabii ayet Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e bakmakla beraber birinci anlamı, alenen ve açıkca Mehdi (a.s.)’a baktığını görüyoruz. “Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın”, çünkü bir nimetin tamamlanması, mesela İslam ahlakı dünyaya tam hakim olmadıysa nimet tamamlanmamıştır. Tam hakim olduğunda nimet tamamlanmış olur. “Ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin”. Yani Allah sana hidayet versin en doğru yola yöneltsin. “Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin”. Şimdi üstün bir zafer, onurlu bir zafer, mesela zafer vardır da, onurlu olmayabilir, üstün olmayabilir. Yani vasattır, ama üstün ve onurlu bir zafer ancak dünya hakimiyetiyle oluşur tam anlamıyla. Ki bu da Hz. İsa (a.s.)’a ve Hz. Mehdi (a.s.)’a bakıyor ama özellikle Hz. Mehdi (a.s.)’a baktığını görüyoruz. Zaten ebcedi de 1979 tarihini veriyor, bu çok manidar. Hicri 1400 tarihini veriyor.
Mesela bak yine Fetih Suresi’nde 10. ayet; “şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah'a biat etmişlerdir” 2025 tarihini veriyor, yani bu dünya hakimiyeti dönemi inşaAllah.
SUNUCU 1:Evet Hocam Hatice Güçlüsoy İstanbul’dan şöyle diyor; “Adnan Hocam siz çıktığınızda televizyona kilitleniyorum. Sizin programınız bitiyor, fakat ben hala sizin anlattıklarınızı düşünüyor, tefekkür ediyor, dua ediyor, Müslümanlar için”. Allah razı olsun. “Hocam bazı arkadaşlarım da benim gibi Allah rızası için sürekli çabalarken evlendikten sonra tamamen bu konuya odaklanıyorlar. Ve Allah rızası için yaptığımız çalışmalara son veriyorlar. Ben onlar için de dua ediyorum. Sizce onlarla bu konuda konuşmalı mıyım?”
ADNAN OKTAR: Evlendi mi huyu suyu da değişiyor. Tavırları da değişiyor. Mesela normal genç kız tavrı iken, birden 40 yaşında kadın gibi haraketler yapmaya başlıyor. Yürüyüşü değişiyor, oturup kalkması, hitap şekilleri değişiyor. Çok komik bir durum oluyor. Yani bilmiyorum siz gördünüz mü öyle?
SUNUCU 2:Gördük Hocam.
SUNUCU 1:Gelin modu var herhalde Hocam. Öyle bir mod.
ADNAN OKTAR: Bak şimdi o, yani şaşırtıcı onu biliyor olman, yaşın da küçük. Bir de vurgulaman çok güzel yani “gelin modu”. Çok komik yani alenen adam bambaşka bir adam oluyor gelin modunda. Zaten dini yaşamaması veyahut dinden uzak kalması, eski faaliyetlerini yapmaması çok makul geliyor ona. “Niye diyorsun”, “evlendim çünkü” diyor. Hayır ne oldu kim bilir. Mesela bize yardımcı olan kişiler vardı, bir çocuk vardı. Evlendi her şeyi bıraktı. Yani ne oluyor, nihayet o da senin gibi bir insan, o da bir Allah’ın kulu, o da mezarda kemik olacak, iskelet haline gelecek, sen de mezarda kemik, iskelet haline geleceksin. Ve bu kısa süre sonra olacak. İki tane Allah’ın zavallı kulu. Yani bu dini, imanı, İslam’ı bırakıp, Allah yolunda mücadeleyi bırakıp böyle bir tavra girmek akıl alacak gibi değil, çok şaşırtıcı. Ama ya düşünmediklerinden ya cahilliklerinden, Allah hidayet versin.
SUNUCU 1:Evliliği çirkinleştiriyor bence Hocam. Evliliği çirkinleştirmek bu yani.
ADNAN OKTAR: İnsan evlenirse Allah rızası için evlenir ve daha iyi mücadele yapmak için, daha çok gayret etmek kastıyla olabilir bu. Allah’ın dinine daha fazla hizmeti olacaksa insan evlenir. Eğer Allah’ın dininden daha geri bırakacaksa bu olmaz. Yani o zaman hiç gereği yok. Yani niçin acil bir ihtiyaç olsun böyle bir şey? Bunu bile bile yapmak çok anormal bir hareket olur. Çok yanlış bir hareket olur. Yani imanlıysa, normal Müslümansa benim sözüm.
SUNUCU 1:Devam ediyorum Hocam. “Kıymetli gözümüzün nuru Hocam selam”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1:“Dedem çok sevdiklerine gözümün nuru derdi, siz de benim için öylesiniz. Çünkü alemlere rahmet ve nur olarak indirilen Kuran-ı Kerim bu denli akılcı anlatılmamıştı. Duvarlara adeta ve haşa bir süs gibi asılan, sadece biri öldüğünde okunması akla gelen, bazılarının uyukladığı kutsal Kitabımızın hayatın anlamı olduğu ve her türlü sorunun cevabını ve ilmini içinde barındırdığını sizinle öğrendim. Sizin yaşadıklarınız karşısında sabırlı, tevekküllü, anlayışlı ve hoşgörülü tutumunuz Kuran’da da örnek gösterilmektedir. Ben sizden sabır ve hoşgörü konusunda özellikle de bir taarruz olduğunda nefsimin ve insanlık onurumuzun arasındaki ayrımı nasıl yapmamız gerektiğini öğrenmek istiyorum. Zira biliyorum ki, nefis insana sürekli kötülüğü emretmektedir”, Gülcan Karakaş.
ADNAN OKTAR: Evet. Allah Müminler için Kuran’da, “kafirlere ve münafıklara karşı sert ve caydırıcı davran” diyor Allah ayette. Kuran’ın hükmüdür bu. Kafirlere, münafıklara. Ama ne yaparsa, bir atağa geçerse. Yani Müslümanlara zarar vermeye kalkarsa. Allah’ın hükmüdür bu bak, “sert ve caydırıcı davran”. Yani orada alttan almak olmaz. Ama tabii bu küfretmek, bağırıp çağırmak, saldırmak, yaralamak, öldürmek anlamında değil. Makul, akılcı onu tam mat edecek şekilde, onun kötü yönünü tam vurgulayacak ve onun çirkin faaliyetlerini felç edecek şekilde bir üslup ve konuşma. Mesela dün öyle bir vatandaşla ilgili konuşma yaptım, “Hocam” demiş bir tanesi “biraz sert bir üslup kullandınız” diyor. Bir kere adamın üslubu tam münafıkane, benim karşımdaki bu bahsettiğim kişinin. Yani tam klasik münafık üslubu. Yani çünkü filmini gördüm başka bir iki kişiyle konuşuyor, böyle bu medyanın ekabirlerinden iki kişi bunu karşısına almış, küçük köpek yavrusu gibi ezilmiş karşılarında böyle, iki büklüm ve tam zavallı. Lafını sözünü bile çıkaramayacak hale gelmiş. Yani böyle ifade edemeyecek hale gelmiş. Onların karşısında tam teslimiyet, acz ve zavallılık içerisinde. Demek ki bunun dişi mazlum Müslümanlara yetiyor. Bir de böyle bilmiş ve çok ukala bir üslubu var. Güya hani usta kalem havasında. Usta kalem Kuran’a uygun olan kalemdir. Züppe kalem usta kalem olmaz. Züppelik ayrıdır o. Onu şeytan yazdırır ona. Şeytani bir üsluptur o. Rahmani üslupta Cenab-ı Allah’ın özel yardımı vardır, Allah yazdırır. Gerçi şeytana da Allah yardım eder, şeytan kendi başına o gücü bulamaz. Bütün güç Allah’ındır. Ama anlaşılması için söylüyorum. Yani züppe üslubun giriftliği, karmaşıklığı, böyle ince alçaklıklar taşıması, ince kahpelikler taşıması, bir yetenek değildir bu. Bu sadece alçaklıktır başka bir şey değildir. Dolayısıyla Müslüman konuşuyorsa, Müslümanca ve Kuran’a uygun bir üslup içerisinde konuşacaktır. İnşaAllah. Ayrıca ağır da konuşmuş da değilim. Mesela kripto dedim, kripto diplomaside benim bildiğim özel bir dil yani. Anlaşılmaması için, konuşmaların anlaşılmaması için kullanılan bir şifre sistemidir. Dolayısıyla bir hakaret falan değil. Birkaç kelime ettim ama yani, onun konuşmalarına göre milyonda bir bile değil. Yani onun üslubuna göre. Ama gereken mantıki izahları da yapmış oluyorum. Mesela “odun gibi” diyorum, “niye odun gibi dediniz” diyor. Allah diyor “odun gibidirler” diyor, “kof kütük gibidirler” diyor. Aynı üslupla ben de söylüyorum işte. “Adam sığır gibi” diyorum, Allah “hayvanlar gibi hatta hayvanlardan daha aşağıdırlar” diyor. Ben de sığır diyorum, yani en uygunu olmuş oluyor. En uygunlarından biri olmuş oluyor genel ortam için. En güzel üslup tabii Allah’ın kullandığı üsluptur inşaAllah. Allah “yaban eşekleri gibidirler” diyor, aslandan ürkmüş kaçan yaban eşeklerine benzetiyor. Müslümanlardan mesela kaçar. Mesela küfür oldu mu, adam gidip burunlarının dibine, onların karşısında iki büklüm, el pençe zavallı konuma giriyor. Ama Müslümanlarla konuşurken son derece küstah, ekabir, kindar, tepeden bakan güya, bunu da beceremiyor. Yapmaya çalışıyor ama aşağılık kompleksinden böyle büyüklük kompleksi varmış gibi göstermeye çalışıyor onu da beceremiyor, çok berbat böyle alt yapısı bozuk bir görünüm oluyor. Ben onu eleştiriyorum.
Evet, sorulara devam edelim.
SUNUCU 1:Devam edelim Hocam inşaAllah. Kemal Bey’den bu sefer. “Muhterem Hocam, Kıyametin vaktiyle ile ilgili yaptığınız açıklamaları zevkle ve merakla takip ediyorum. Hocam Araf Suresi 187. ayette Allah şöyle bildiriyor, siz yorumlar mısınız? ‘Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Rabbimin Katındadır. Onu vaktini de ancak O ortaya çıkaracaktır. O, göklere de, yere de ağır basmıştır. O size ancak ansızın gelecektir’. Araf Suresi, 187”. Vereyim isterseniz Hocam şöyle.
ADNAN OKTAR:Evet, bak “Kıyameti vaktinde ancak O, Allah ortaya çıkaracaktır. O göklere de yeride ağır basmıştır”. Demek ki alametleri başlamış. Yani göklerde ve yerde ağır basma budur. Alametlerin başlaması demektir. “Onun bilgisi ancak Rabbinin katındadır”. Gayb bilgisi de Allah’ın katındadır ama bakın ayette demin okuduk. “Allah dilediği elçilerine gaybı bildirir” diyor Allah. Gaybı bildirir ve gaybı bildiklerine dair de çok fazla delil vermiş Allah Kuran’da. Peygamberlere Allah gaybı bildirmiş, onlar da gayb hakkında bilgi vermişler, bunlar da Kuran’da çok fazla ayette geçiyor. Demek ki gaybın bilinmezliği, Allah bildirirse ortadan kalkıyor. Yani Allah bildirdiğinde artık o, meşru bilgi haline gelmiş oluyor. Onun dışında “ben gaybı bilirim” diyorsa adam küfre girer tabii ki. İnşaAllah.
SUNUCU 1:Zaten gaybı gerçekten sadece Allah bilir ama O’nun bildirmesiyle insanlar, Peygamberler bilebilirler.
“Hayırlı akşamlar, ben Ceren. Hocam öncelikle İslam için yaptığınız hizmetlerden dolayı Allah razı olsun. Kıyamet Suresi’nden bazı ayetler sormak istiyorum inşaAllah. Hocam bu ayetlerde Ahir Zaman ve Hazreti Mehdi (a.s.)’a işaretler var mı? Kıyamet Suresi, 6: "Kıyamet günü ne zamanmış diye sorar. Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,' Ay karardığı, Güneş ve ay birleştirildiği zaman; insan o gün: ‘Kaçış nereye?’ der”.
ADNAN OKTAR:"Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorarlar. Kıyamet Suresi, evet. “Ama göz 'kamaşıp da kaydığı”, işari manâ olarak, tabii ikinci, üçüncü anlamı olarak var tabii olabilir. Mesela göz 'kamaşıp da kaydığı, Ay karardığı”, mesela Ay tutulması olacaktır Mehdi (a.s.)’ın çıkışından önce Ay ve Güneş tutulmaları olacak. Mesela Ay kararması nasıl olur? Ayın tutulmasıyla olur. Ve dolayısıyla Ay kararır. “Güneş ve Ay birleştirildiği zaman”, yine aynı şekilde Güneş ve Ay tutulmalarındaki olaya bakıyor olabilir bu. “Güneş ve Ay birleştirildiği zaman”, iki kere üst üste Güneş ve Ay tutulmaları olmuştu biliyorsunuz. İkisi birleşiyorlar, aynı noktaya geliyorlar zaten. Orada oluyor Güneş ve Ay tutulmaları. Yani iki kere üst üste olmasına işaret ediyor olabilir. Yani şu iki ayet özellikle Ay ve Güneş tutulmalarına baktığı izlenimini veriyor. “Ay karardığı, Güneş ve Ay birleştirildiği zaman”. Değil mi, Ay ve Güneş tutulmalarında ikisi aynı hizaya geliyor. O şekilde oluyor. Tamam birleştirme olmuş oluyor o da. Dolayısıyla o gözle baktığımızda işaret etmiş oluyor. Mesela “göz kamaşıp da kaydığı”. Diyor ya “Mehdi (a.s.)’ın çıkışında büyük bir ateş zuhur edecek ve insanlar gündüz mü oldu zannedecekler” diyor. Muazzam bir aydınlık, göz kamaştıran bir aydınlık meydana gelecek diyor. Mesela “göz kamaşıp da kaydığı” ifadesi de Kuran’ın bu ayet o olaya bakıyor olarak değerlendirebiliriz. Ama birinci anlamı olarak değil tabii. Birinci anlamı doğrudan Kıyametin alametleri olarak, net olaylar olarak bunlar bu şekilde belirtiliyor. Yani bunlar açık hükümdür. Mesela Ay gerçekten kararacaktır. Güneş ve Ay birleştirilecektir, birbirlerine çarpacaklardır. Bunu anlatıyor ayette inşaAllah.
SUNUCU 1:Sakarya, Akyazı. Celal Özbektaş. “Selamun aleyküm Hocam. Sizi Allah için, çok ama çok seviyorum”.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1:“Hocam Cübbeli, ‘Mehdi bu yüzyılda gelmeyecek’ diyor. O zaman kürsülere çıkıp; ‘ben bu konularda bilgili alimim’ diyorsa şu ayetin yorumunu yapsın. Al-i İmran, 81: ‘Allah nebilerden şöyle söz almıştı: Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı tasdik eden bir Resul (elçi) geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu ağır ahdimi üzerinize aldınız mı? demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler’. Bu ayette geçen Nebilerden sonra gelecek elçinin hangi Resul, elçi olduğunu açıklasın. Ve ben de diyorum ki Hz. Mehdi (a.s.) hadislere göre “Ben Mehdiyim” demeyecek, Hz. Mehdi’ye “Sen Mehdisin” denilmesini de kabul etmeyecek o zaman biz hadislerden öğrenip, gerçekleşen alametlerinden tanımaya çalışacağız. Rabbim beni Hocamla görüşmeyi, Hocamın söylediklerini yapmayı ve hidayet, sağlık, rahmet ve bereket dualarına nail eylesin inşaAllah” demiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. O kadar titiz okuyorlar ki siteleri, maşaAllah konuları sordukları sorulardan onu anlıyorum. Çok çok şuurlu oluyor. Ve çok kapsamlı bilgi taşıyor. O yönüyle tebrik ediyorum maşaAllah. Bir de üslupta da mesela Allah’ın ismini yazarken “a” harfini büyük yazmadan tutun da, diğer konulara kadar çok çok titizler. Mesela hiç kimseye direkt Mehdi denemeyeceği tam oturdu bu. Hakikaten denemez. Bu küfürdür. Bir insana direkt “sen Mehdisin” denmez. Kişi de diyemez “ben Mehdiyim” diye. Allah bilir. Ama alametlerinden hüsnüzan ederiz. Allah-u alem o” deriz. “Benziyor” deriz. Mesela biz Bediüzzaman için ne deriz? “Allah-u alem veli insan” diyoruz, velidir. “İnşaAllah cennete gidecek” diyoruz. Allah’ın izniyle. Ama katidir demeyiz. Bilmiyoruz. Mehdi (a.s.) için de öyle biz bilemeyiz yani.
SUNUCU 1:Ama alametlerini hadislerden öğrenebiliriz.
ADNAN OKTAR:Tabii ki. Yani zaten anlaşılır yani. Bu o kadar karmaşık değildir. Yani her şeyi anlamayı Allah kolay hale getirmiştir. Mehdisi’ni de çok rahat insanların anlayacağı gibi insanlara sunacak Allah Mehdi’yi. Ayette diyor ya Cenab-ı Allah; “vicdanları kabul ettiği halde zulüm ve büyüklenme dolayısıyla reddettiler” diyor Allah ayette. Yoksa ucu ucuna zoraki anlaşılacak bir Mehdi yok zaten. Yani Allah Mehdiyeti çok sağlama bağlamıştır. Çok sağlam hale getirmiştir yani. Mehdiyi öyle tarif etmiştir ki yani mümkün değil bir insanın anlamaması Allah’ın izniyle. Ve öyle alametler ve öyle olaylar meydana getirmiştir ki bir tane, iki tane değil. Mesela Allah isterse iki tane alamet verebilirdi Mehdi (a.s.) için. Mesela İncil’de çok azdır alametler. Çok çok azdır. Birinci Dünya Harbi ve İkinci Dünya Harbi’nden sonra Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı belirtilir, İsa(a.s.)’ın ineceği belirtilir. Mesela hayat pahalılığı olacağı belirtilir. İşte insanların kötü olacağı belirtilir. Ama bunlar yani genel alametlerdir. Fakat tabii mühim alametler. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) o kadar girift ve detay alametler vermiş ki yani, imkansız reddedilmesi. Bu ay ve güneş tutulmaları, Ramazan Ayı’nda, üstelik üst üste iki kere oluyor. Yani hiç görülmemiş bir olay. Bakın Ramazan Ayı’nda 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları üst üste. Ve aynı dönemde büyük bir ateş çıkıyor ve aynı dönemde Kabe’ye baskın oluyor. 1400 yıldan beri hiç olmadı, ilk defa oldu. “Kan akıtılacak” diyor, kan akıtılıyor. “Hac engellenecek” diyor, hac engellendi. Aynısıyla. “Irak işgal olacak” diyor, “yabancı ordular işgal edecek” diyor. Yani “birçok sancakla işgal edecekler” diyor. “Irak’ın para birimi kalkacak” diyor. Bakın detaylara bakın. “Ordu bir anda kaybolacak” diyor. Gazeteler yazdı, “Irak ordusu çölde kayboldu” dediler. Bir anda kayboldu. Mesela Irak’ın üçe bölüneceği. Yani aynı dönemde “Afganistan işgal olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) ve “Azerbaycan’da işgal olacak” diyor o dönemlerde. “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor ve iki tane kuyrukluyıldız peş peşe, yani bir kere bakın Lulin Kuyrukluyıldızı’nı şu an daha öncekini bilmiyor bilim adamları ne zaman çıktığını. Fakat diyorlar ki “en az bin yıl sonra çıkar” diyorlar Lulin Kuyrukluyıldızı için bilmiyorlar. Bakın dev bir olay ilk defa oluyor. İki uçlu kuyrukluyıldız. Peygamberimiz (s.a.v.) net tarif ediyor. İki ucu da olan bir kuyrukluyıldız olacak, “çok parlak olacak” diyor bakın, çok parlak olacak ve “diğer kuyrukluyıldızların aksi istikamete gidecek” diyor. Yani bu normal bir bilgi mi bu? Bilim adamları dünyadaki şu anki bilim adamları bunu bilmiyor yani, şaşırdı adamlar. Diyorlar ki; “normal istikametin tam tersi gidiyor” diyorlar “ve iki tane ucu var” diyor. Mesela ona da şaşırıyorlar ve aşırı parlak. Mesela o da çok şaşırtıcı. Normalin çok üzerinde parlak ve tam Peygamberimizin (s.a.v.) dediği gibi. Aynı dönemde de Peygamber (s.a.v.) “yağmurlar kesilecek” diyor. Yağmurlar kesildi. “Birkaç yıl” diyor. Kesildi. “Sonra yağmurlar çok fazla olacak” diyor. “İnsanlar yağmurdan şikayet edecekler” diyor. O da aynen oldu. Gazetelerde gördünüz. Şimdi bu detaylar normal detay mı bunlar?
SUNUCU 1:Hocam, bu kadar çok alametin ardarda çıkması zaten O hadisler üzerindeki şüpheyi kaldırmalı. Kaldırması gerekiyor.
ADNAN OKTAR:Hayır, zaten sahih olmuş oluyor hadisler yani. Tam sahih olmuş oluyor hem de. Yani sahih hadisten bile sahih hadis olmuş oluyor. Çünkü ispat edilmiş oluyor. Ama buna rağmen mesela Peygamberimizin (s.a.v.) gelecekle ilgili bildirdiği bir çok mucizesi vardır.
Mesela bakın: “Ebu Sufyan mescidin bir kenarında oturuyordu. Bir gün Resulullah (s.a.v.) elbisesine bürünerek evden çıktı. Ebu Sufyan oturduğu yerden: ‘Acaba bu ne ile mağlup etti dedi’. Resulullah (s.a.v.) Ebu Sufyan’ın yanına gelip eliyle onun sırtına vurdu ve ‘seni Allah ile mağlup ettim’ dedi” diyor”. Bak adam içinden geçiriyor kendi kendine. Peygamber bunu söylüyor ona (s.a.v.). “Ebu Sufyan: ‘Senin Allah’ın resulü olduğuna şahitlik ederim’ dedi” diyor. Mesela bak bu bir mucizedir bu. Mesela gayb bilgisi bu. Tabii, içinden geçirdiğini anında söylüyor. “Resulullah (s.a.v.)’e geldim. Niyetim iyilik ve günahtan ona sormadık hiçbir şey bırakmamaktı. Etrafını Müslümanlardan bir cemaat çevirmişti”. Peygamberimizi (s.a.v.) sahabeleri çevirmiş. “Durmadan ona sorup fetva istiyorlardı”. Sürekli bir konu öğreniyorlarmış sahabeler. “Onları yara yara ilerlemek istedim. ‘Allah’ın resulündan uzak dur ey Vebisa’ dediler. Şöyle cevap verdim; ‘bırakın beni de ona iyice yaklaşayım. Kendine yakın olmak istediğim insanların en sevimlisidir o’. Peygamberimiz (s.a.v.) dedi ki: ‘Bırakın Vebisa’yı diyor. İki veya üç kere bana hitaben ‘Ey Vebisa’ yaklaş dedi. Nihayet ona yaklaşıp önüne oturdum. Bana şöyle buyurdu: ‘Ey Vabisa. Sana ben mi haber vereyim? Yoksa ben mi bana sorarsın’ dedi” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) maşaAllah. “‘Bilakis sen bana haber ver’ dedim. Şöyle buyurdu: ‘İyilik ve günah hakkında sormak için geldin değil mi?’” demiş. “Evet dedim” diyor. Bak içinden geçeni biliyor yani. “Bunun üzerine parmaklarının uçlarını bir araya getirip onlarla göğsüme vurarak öyle buyurdu”, yani şöyle yaparak şaka şeklinde göğsüne vurarak, “ey Vebisa, kalbine danış, kendine danış”. Yani vicdanına danış diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “İyilik insanlar sana fetva verseler, fetva vermeseler de kendi kalbinin yatıştığı şeydir”. Yani mutlaka kendi vicdanına göre hareket et diyor. En doğrusunu Allah sana ilham eder diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Günah da kalbi kazıyan, rahatsız eden, göğüste dolaşıp duran şeydir”. diyor günah. Yani vicdanında zaten onun bunalımını, acısını yaşarsın sen diyor Peygamberimiz (s.a.v.) günahın acısını.
Mesela bak Allah gayb bildiriyor. Gayb bilgisi Kuran’da: “Rum (orduları) yenilgiye uğradı”. Kuran ayeti bu. Rum Suresi 2’ye 5. 2 ve 5. "Dünyanın en alçak yerinde", "Edna el ard". “Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. (Birkaç yıl) Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir. Allah'ın yardımıyla”. Bu ayetler, Hıristiyan olan Bizanslılar'ın, Persler karşısında ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra, M.S. 620 civarında indirilmişti. O sırada Bizans çok büyük kayıplar vermişti. Bu dönemde Bizans’ın 9 yl geçmeden yeniden galip geleceği ayetlerde haber veriliyor. Bak “Bizans yenilecek” diyor “yeniden” Cenab-ı Allah. 622 yılında, yani mağlubiyetlerinden 9 yıl sonra Heraklius Ermenistan’ı işgal edip Persleri yenerek çeşitli zaferler kazandı diyor buradaki ayetin açıklamasında. Aynı şekilde Rum Suresi’nin 3. ayetinde Rumların dünyanın en alçak yerinde yenildikleri belirtilir. Arapçası "Edna el ard" olan bu ifade, dünyanın en alçak yeri olan ve tam Bizanslılar’ın yenilgiye uğradığı yer olan Lut Gölü havzasıdır. Bakın hem Allah “alçak bir yerde olacak” diyor, hem “3 veya 9 yıl arasında” belirtiyor. “O zaman içerisinde olacak” diyor “ve Bizans mutlaka yenecek” diyor. Bu gayb haberi işte. Diyorlar ki gayb nasıl bilinir? Bildiriyor, Allah bildirdi mi biliniyor. Gelecekten haber veriyor Peygamber. Nasıl bildiriyor? Allah ona vahiyle bildiriyor, Peygamber’e (s.a.v.) Kuran vahyi olarak geliyor. Allah’ın hükmü olarak.
SUNUCU 1:Allah’ın Peygamberinin (s.a.v.) gaybtan haber bildirmesi çok olağandışı bir durum değil zaten. Buna inanmak çok zor olmasa gerek Hocam.
ADNAN OKTAR:Biraz da şu genel konulardan konuşalım. Bu yargı reformu konusunda Hükümet doğru yapıyor. Çünkü ben yargıyla sürekli iç içe olan bir insanım. Sürekli yargılanan, böyle mahkemelerle uğraşan bir insanım. Halen de öyle. Yine var, hazırlıyorlar. Bir kaç tane daha var çete davası. Yine uğraşacağız onlarla da.
SUNUCU 1:Allah yardımcınız olsun.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah. Elhamdülillah. Bizim öyle bir sorunumuz olmaz inşaAllah. Bulmuşlar yine 3-5 kişi, yine bir çete davası daha var. Ucu bucağı yok. EvvelAllah yani. Yalnız bakın Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu çok hayati bir yerdir. Hakimlerin epey bir bölümü, veyahut bir kısmı, veyahut çok azı diyeyim, bakın şiddetli korkuyorlar. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’ndan çok çekiniyorlar. Niye çekiniyorlar? Çünkü küçük bir topluluk ve itiraz imkanın yok üzerine. Yani itiraz edilemez bir müessese. Genişletilmesi lazım bir, hükümet bu konuda doğru hareket ediyor. Sayısının çoğaltılması lazım. Çünkü sayı çoğalınca güvenilirlik daha artar. Sayının çoğalması çok önemli. Çünkü önemli bir yer. İkincisi itiraz edilebilir olmaları. Yani verdiği hüküm haşa böyle artık yani tartışılmaz anlamına gelirse bu çok ürkütücü olur ve tartışılır olması lazım. Yani ürkütücü olur derken belki bir kısım insanlar için ürkütücü olabilir. Herkes için değil ama bir kısım insanlar için ürkütücü olabilir. Çünkü kendini o kadar güvende hissetmez bu insanlar. O yönüyle özellikle Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’ndaki değişiklik çok önemli. Yargıda Avrupa normlarında bir değişiklik çok önemli. Bu konuda ben hükümetin desteklenmesinin isabetli olacağını düşünüyorum. Ama mesela daha iyisi şöyle olur diye bir düşünce geliştirenler varsa ayrı. Ama durumu muhafazaya çalışanların yanlış hareket ettiğini düşünüyorum. Yani durumu muhafaza doğru değil. Çünkü bundan herkes bir anlam çıkartıyor. Yani bir eksiklik hissediyorlar. Ben çünkü çok kişiyle konuştum. Eski Yargıtay üyeleriyle de görüştüm, eski hakimlerle de görüştüm, eski bakanlarla da görüştük. Herkesle görüştük, görüşüyoruz. Yani ben bu kişilerin içinde tek bir kişinin “hukuk sistemi mükemmeldir, yani düzenleme yapılmasına gerek yoktur” dediğini görmedim. Mutlaka düzenleme yapılması gerekiyor. Özellikle Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’ndaki düzenleme çok hayatidir. Bu konuda acele edilmesi gerekiyor. Ben o konudaki düzenleme için yani milletimizin desteğinin önemli olduğunu düşünüyorum. Yani samimi kanaatim bu ama söylediğim de çok önemli. Eğer daha faydalı, Avrupa normlarının da daha üzerinde bir fikri olan varsa bunu söyleyebilir. Ama en az Avrupa ayarında olmasında fayda var diyorum. Evet. Antiparantez, arada söylememizde fayda var. Sorularımıza devam edebiliriz.
SUNUCU 1:“Selamun aleyküm Hocam”.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1:“Hayırlı akşamlar. Hocam Hz. İsa (a.s.) geldiğinde herkesin Müslüman olacağını söylüyorsunuz. Tabii ki bunu her Müslüman istemeli. Fakat herkes Müslüman olursa dünyanın sınav ortamı olma özelliği kaybolmaz mı? Yani herkesin Cennetlik olması durumunda Müslümanların mücadelesi kimlere karşı olacak?” Fatih Çerçi, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR:Her halukarda münafık olur zaten. Yani herkes Müslümanım diyecek. Ekseriyet itibariyle herkes Müslüman olacak ama bu kısa sürecek. Yani uzun bir süre değildir. Yani mesela bir aile vardır, herkes müslümandır. Bir köy olur mesela bir kasaba, herkes Müslüman oluyor. Orada imtihan devam eder. Çünkü Müslümanın yapacağı çok şey var. Diğer kardeşlerine yardımcı olmak, Allah’ı çok anmak, etrafı mamur hale getirmek, değil mi? Temizliği, düzenliği sağlamak, bilgisini arttırmak, derinleşmek, yani imtahan bitmez ama imtihan kolaylaşmış olacaktır tabii. Yani şu anki sevap ile, o anki sevap aynı olmaz. Şu an bir milyon sevap alan, o an bir sevap alabilir. Yani dünya hakimiyeti oldu mu, sevapta çok ciddi bir düşme olur.
SUNUCU 1:O zaman bu anların kıymetini mi bilelim Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, onun özelliği odur. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da, o zamanlar mesela savaş zamanında Peygamberimiz (s.a.v.)’in cihad yaptığı zor dönemlerde verilen sadakanın değeri çok yüksekti, Peygamberimiz (s.a.v.) de bunu belirtmiştir. Ama sonradan İslam oraya hakim olup, Müslümanlar çok rahat ettiğinde yine sadaka verenler vardı ama değeri çok azalmış oluyor. Yani bir milyonken, bire düşer, azalır.
SUNUCU 1:Öztürk Kalem, Almanya’dan sormuş. “Hocam inşaAllah gelecek olan Hz. İsa (a.s.)’a detaylı olarak nasıl yardımcı olabiliriz ve kendisini nerede bulabiliriz?”
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s.)’a yanaşmamız pek mümkün olmaz çünkü o vahiy ile hareket ediyor, o kendisi seçer talebelerini. Mehdi (a.s.)’de rahatlık vardır, yani Mehdi (a.s.)’a istediğimiz gibi yaklaşabiliriz, istediğimiz gibi destek verebiliriz, anlamak kolaydır, hizmet kolaydır Mehdi (a.s.)’a. Mehdi (a.s.) alenidir, açıktır yani. Gizlendiği bir dönem vardır ama açık olduğu dönem vardır, açıkça destek verebiliriz. Ama Hz. İsa (a.s.)’ın yöntemi, stili tamamen değişiktir ve siyasete ağırlık verecektir Hz. İsa (a.s.), yani dünya siyasetine ağırlık verecektir. Onun için orada onun seçmesi önemli oluyor, yani bizim ona yanaşmamız çok güç. Kendisi gelir bulur, yani Mehdi (a.s.)’ı da kendisi bulacaktır. Ondan önce Mehdi (a.s.)’ın onun yerini tespit etmesi mümkün değil, yani çok titiz saklanacak, tabii titizlikle gizlenecektir Hz. İsa (a.s.).
SUNUCU 1:“Selamun aleyküm değerli kardeşlerim”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1:Mescid-i Aksa’yı yıkarlar mı, yıkarlarsa çok büyük bir kaos ve savaş çıkar. Bu konudaki düşünceleri nelerdir Hocamızın? Ersin Asru.
ADNAN OKTAR: Mescid-i Aksa’yı yıkmazlar, Mescid-i Aksa’ya hiçbir şey olmaz. Mehdi (a.s.) devrinde bilakis daha da mamur hale getirilecek. Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidi yeniden yapılacak, Mescid-i Aksa yeniden onarılacak, oralar daha düzenlenip, genişletilecek, güzel hale getirilecek. Hz. İbrahim (a.s.)’ın mezarının olduğu yerde yine mescidler yapacağız, oraları da genişleteceğiz. Fakat İsrail ile gereksiz gerilime gerek yok, yani İsrail’in kasabalarına, köylerine roket atışı yapılması, hiçbir amacı olmayan, Kuran’a da uygun olmayan hareketlerdir. Çünkü İsrail’e füzeyi atıyor, kime atıyorsun? Orada çocuk da var, kadın da var, Müslüman da var, Hıristiyan da var, dindar Musevi de var. Yani kimi hedefliyorsun sen orada? Yani gözü kapalı roket atılır mı? Nitekim hiç alakasız insanlar gidip orada değil mi, o insanları tahrip etmiş oluyorlar. İslam’da savaşın hukuku vardır. Adama açıkça dersin, “arkadaş ben sana savaş ilan ettim” dersin, söylersin, devlet olarak açıklarsın. “Yiğitsen, delikanlı isen çık dersin karşıma”. Adam da senin karşına çıkar, sille tokat birbirine girersin, artık ne ise artık, var gücünle savaşırsın. Bir taraf yener, bir taraf yenilir ve anlaşma şartları vardır, barış ilan edersiniz anlaşma ile ve anlaşmanın şartlarına da uyarsın. Savaş budur. Yoksa çoluğu, çocuğu gidip öldürmek, kadınları öldürmek. “İsrail de yapıyor”, iyi İsrail de yapıyorsa o da hata yapıyor, anormal hareket ediyor.
SUNUCU 1:Ama Müslümanın yapması anormal oluyor.
ADNAN OKTAR: Müslüman yapmayacak yani. Yani bu kadar açık. Kim yapıyorsa, anormal hareket etmiş olur. Yani şimdi bir kasaba var, gözü kapalı oraya roket at. Oranın, mesela herhangi bir evi seçiyor roket, vuruyor orayı ve yıkıyor, patlatıyor. Nedir bu yani, ne kazanılıyor bununla? Orada yaşlı mesela bir Müslüman aile ölüyor veyahut bir Hıristiyan aile ölüyor, veyahut dindar Museviler, ibadet ederlerken adamlar ölüyorlar. Bu nedir bu, yani neyi kazandırmış oluyor bu? Çünkü onun orada mücadele edeceği, eğer savaş varsa, İsrail askerleridir.
SUNUCU 2: Ordular çarpışacaktır.
ADNAN OKTAR: Tabii, ordu çarpışır ve Filistin Ordusu olur, onların varsa ordusu, yani bir düzenli ordusu oluşturdukları, vardır herhalde orduları da onun dışında. Veyahut ne ise, milis askeri de olabilir, kendi askeri varsa. İki tarafın askeri derler, “arkadaşlar biz savaş ilan” ediyoruz, bütün dünyaya da ilan ederler. Tam anlamıyla bir savaş olur ve bunda da kadınlara, çocuklara dokunulmaz, esirlere eziyet edilmez, çok fazla hukuku vardır. Karşı tarafın önce saldırması gerekir, karşı tarafın yani Müslümanlar’a saldırması gerekir. Buna savaş denir, yani Peygamberimiz (s.a.v.) zamanındaki stil buydu ve savunma savaşıydı, bunların hepsi savunmaydı. Adamlar saldırıyordu, onlar da savunuyordu, yani direkt saldırı savaşı hiç yoktur Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında, hep savunma vardır. Bu şekilde olur, ama bunun dışında durduk yere hem barış anlaşması imzalayacaksın, “barış yaptık” diyeceksin, sen bana kesinlikle dokunmayacaksın. Adam sana zaten dokunmuyor, o zaman geziniyorsun, o da geziniyor, o da rahat geziniyor. Ama “ben sana şimdi roket atacağım” diyorsun, o da sana bir roket atar. Bu ne bu, ne olmuş oluyor bu? Yani savaş olmayan savaş gibi bir şey olmuş oluyor. Garip bir şey olmuş olur bu. Yani Kuran’a uygun hareket edilmesi lazım.
SUNUCU 1:Hocam son yıllarda nükleer silahlanma sebebi ile zaten savaş hukuku diye bir şey kalmadı yani neredeyse.
ADNAN OKTAR: Nükleer silah kimse kullanamaz. Bir kere onun, yani İsrail’in böyle bir tedirginliği olması gereksiz yani. İsrail’de nükleer silah kullanılmayacak. İsrail’e karşı nükleer silah kullanılmayacak. İsrail de herhangi bir ülkeye karşı nükleer silah kullanmayacak, böyle bir olay yok. Hiçkimse bundan sonra nükleer silah kullanamaz. Böyle bir olay yok. Mehdiyet çağındayız, çok azdır yani Kral Mesih (a.s.)’ın, Tevrat’ta belirtilen “Shiloh”un çıkışı, Shiloh, Kral Mesih (a.s.)’in çıkışı, yani Mehdi (a.s.)’ın çıkışı an meselesidir. Hz. Süleyman (a.s.)’ın Mescidi’ni, Kral Shiloh, Kral Mesih (a.s.) yani Mehdi (a.s.) yapacaktır. Başkası yapmaya kalkarsa, gökkubbe başına çöker. Yani başını çok büyük belanın içine sokar. Felaketin içine girer. Böyle bir şey yok. Mehdi (a.s.) sabırla beklenecektir ve Mehdi (a.s.)’ın bu görevi yaptığını herkes görecektir. O bununla vazifelidir. Bunun dışında yapmaya kalkan olursa, karşılığını alır. Allah’tan bir felaket sarar. Buna kimse yanaşmayacak ama İsrail ile Filistinliler’in arasındaki gerginliğin giderilmesi için de tabii gayret edilmesi lazım. Çünkü her ikisi de Hz. İbrahim (a.s.) nesli. Her ikisi de tek Allah’a inanan insanlar. Aralarındaki bu gerilim, son derece hatalı ve yanlış. Bir de böyle bir savaş hukuku olmaz. Yani mutlaka Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki tarzdaki, Kuran’a uygun, sünnete uygun savaş hukuku olabilir, yani Filistin ile İsrail arasında. Onun dışında böyle sürpriz çıkışlar, intihar bombacılığı efendim roketler. Kardeşim o zaman İsrailliler de şimdi, adam da ona bombayı sarar gider, Filistin’de ilkokulun içerisine girer, patlatır çocukların içerisinde. Şimdi bu iş mi şu? Bu nereye vardırır, yani bu, bununla netice alınır mı bununla? Yapılacak şey, her iki tarafın da Allah’a dua etmesidir. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı için Allah’a yalvarmalarıdır. Mehdi (a.s.)’ın kumandanlığında dünyanın huzura ve barışa kavuşması için her iki tarafın da yalvarıp yakararak ve samimi güzel ahlak geliştirerek, kardeşlik duygularını pekiştirerek beklemeleridir. Böyle bir konumda Allah’ın vaadi var. Yani bu sevgi anlayışında, bu Allah’tan yardım anlayışında güzel bir netice olacağı da açık belli oluyor. O zaman o topraklar uçsuz bucaksızdır, bir avuç orada İsrailli var, yani çok az sayıda. Filistinli kardeşlerimiz de bir avuç. Allah hepsine kurtuluş ve ferahlık verecektir. Yani bütün Filistinliler inşaAllah kurtulacaklardır, yani hapishaneler boşalacaktır. İsrail’de de tutuklu kimse kalmayacak, Filistin’de de kimse kalmayacak tutuklu. Çok rahat olacaklar inşaAllah. Huzurlu ve güzel bir hayata kavuşacaklar ama bu Allah’a bağlanmakla olur. Böyle siyasi kavgalarla, bağırtı çağırtılarla, gerilimlerle, huzursuzlukla olmaz. Allah’ın çok anılması, Allah’a çok ibadet edilmesi ve sevginin ruhlara yerleşmesi ile olur. Doğrusu budur.
SUNUCU 1:Hocam ben bir şey daha sormak istiyorum. Dün Yusuf Suresi’ni okumuştuk. Bizi izleyen sevgili Serdar Yavuz, İskoçya’dan, bir şey fark etmiş, diyor ki, “86. ve 87. ayetleri okudunuz. 86’da üzüntü ve dert, 87’de ise sevinç var dediniz”. Bu dikkatini çekmiş herhalde kendisinin. Acaba 1986’da ve 1987’de sizin başınızdan hangi önemli olaylar geçtiğini bize anlatabilir misiniz? Sevgiler ve saygılar” demiş.
ADNAN OKTAR: Ne kadar sevimli. Hep beni odaklıyorlar. 86’da benim dışımda o kadar çok olay oldu ki, o kadar çok vaka var ki. Ama benimle ilgili olan, işt 86’da ben tutuklandım, 87’de de bırakıldım. Ama 86’da açsınlar baksınlar, çok fazla olay ile karşılaşacaklardır. İnşaAllah.
SUNUCU 1:Programımızın sonuna mı geldik o zaman Hocam.
ADNAN OKTAR: Kayserili kardeşlerimizi de, dünyanın her tarafından, uydudan seyreden kardeşlerimizi bırakmayız. Onlara son bir ayet daha söyleyeyim inşaAllah. “Biz ancak Rabbiniz emri ile ineriz. Önümüzde ve ardımızda ve bunların arasında olan her şey O’nundur. Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir”. “Biz elçiler, ancak Rabbinizin emri ile ineriz”. Bu vahyin kesilişinden sonra tekrar gelişinde, Cebrail (a.s.)’ın Hz. Peygamber (s.a.v.)’e söylediği söz olarak yorumlanır, şeklinde açıklanmış. Bak, ““Biz ancak Rabbiniz emri ile ineriz”. Yani “Allah demeden biz inemeyiz” diyor. “Önümüzde ve ardımızda ve bunların arasında olan her şey O’nundur. “Önümüzde ve ardımızda ve bunların arasında olan her şey O’nundur”. Allah’ındır. “Senin Rabbin kesinlikle unutkan değildir”. Belirli bir vakti var, o zaman biz geliriz diyorlar inşaAllah.
SUNUCU 1:Ağzınıza sağlık Hocam. Çok güzel bir program oldu gene. Evet sevgili izleyenlerimiz, bir Gece Sohbeti’nin daha sonuna geldik. Yarın bizleri gene 22.00’den itibaren Harun Yahya TV internet sitemizden ve Aksu TV ekranlarından takip edebilirsiniz. İnşaAllah, görüşmek üzere.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Dergiler
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...