SUNUCU 1: Hayırlı geceler değerli izleyenler, yayınına HarunYahya.Tv’den devam ettiğimiz Gece Sohbetleri’ne başlayacağız. Daha önce hatırlatmak isterim, soru ve görüşlerinizi iletmek isterseniz ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden sorularınız cevap bulacaktır inşaAllah, Hocamız değerlendirecek. Buyurun Hocam, sohbetimize devam edelim inşaAllah.
Hocam, bugün not aldım. Sizinle beraber değerlendiririz inşaAllah diye. ”Hz. Mehdi (a.s.), 12. imamdır ve gaybet-i kübra dönemi sona erdikten sonra tekrar zuhur edecektir” diyen Şia Mezhebi’nin bunu söyleme delilleri nelerdir? Yani bunu söylerken nelere dayanıyorlar? Onu merak ediyorum Hocam?
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “12 tane imam gelecektir” diyor. “Sonuncusu Mehdi (a.s.)’dir” diyor, rivayet. Şimdi birçok imamlar gelmiş şu ana kadar. Fakat Cenab-ı Allah’ın Katında imam olarak kabul edilen bir 12 kişi var. Ve 12.’si de Mehdi (a.s.), son gelen kişi 12. olarak İmam Mehdi (a.s.) olmuş oluyor. Ama aradaki imamlar kimlerdir, o Allah Katında, o hadiste o detaylar verilmemiş, şu kişidir şu kişidir şu kişidir denmiyor. O yüzden biz bunu müceddidler olarak da alabiliriz. Yani şu ana kadar gelmiş müceddidler, büyük müceddidler, büyük alimler olarak da alabiliriz. Ama mesela İmam Caferi Sadık büyük bir müceddiddir, büyük bir alimdir. Son olarak da Mehdi (a.s.) gelecektir. Gaybeti de zaten açıklanmış, hapis tarzında olacağını belirtiyor Peygamberimiz (s.a.v.). Çünkü bütün peygamberlere benzer diyor, Hz. Yusuf (a.s.)’ye benziyor, Hz. Musa (a.s.)’ye benziyor. Musa (a.s.)’ın özelliği zaten gizlenmesi, uzun süre gizlenmiştir, kaybolmuştur yani 9 yıl yaklaşık, 8 yıl. Bu mesela bir gaybettir. Hz. Yusuf (a.s.)’ın hapse girmesi var, bu da bir gaybettir. Her ikisine benzetilmiş zaten gaybet yönüyle. Demek ki Hz. Mehdi (a.s.) insanların gözünden 2 kere kaybolacak. Gaybet-ül kübra, gaybet-ül suğra diye geçiyor hadislerde. Ama Caferi ve Şii kardeşlerimizin söylediği Mehdi (a.s.) anlayışı Cübbeli’nin tarif ettiği Mehdi (a.s.) anlayışından çok çok çok daha girift daha akıldan uzak daha Kuran’a uygun olmayan bir üslup içerisinde yani hiç olacak gibi değil. Asla gelmeyecek bir Mehdi (a.s.)’yi bekliyorlar. 1400 seneden beri, değil mi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in irtihali üstünden aşağı yukarı 1400 yıl geçti, Hz. Mehdi (a.s.)’nin yüzyıllarca bir mağarada kaybolduğuna inanıyorlar ve ruh olarak yaşadığına inanıyorlar. Mesela şu an Mehdi (a.s.)’ın burada olduğuna inançları var ama ruh olarak sokakta da -haşa- Allah gibi, her yerde ve “Hz. Adem (a.s.) devrinden beri vardı o zaten” diyorlar. Ve hiçbir zaman içinde görünemiyor ama göründüğünde de zaten top tüfek hiçbir şey etki etmiyor, aynı Cübbeli’nin izahları gibi. Duvarlardan geçiyor, ondan sonra eline hakikaten baktığında elinde görüyor talebelerini. Biz cep telefonlarına bakıyor diyoruz ya, orada öyle görmüyorlar, orada direkt hakikaten görüyor diyor. Yani bütün müteşabih hadisleri direkt zahir üstüne alıyorlar, zahir hükmünde alıyorlar. Tabii hepsi değil, bir kısmı için söylüyorum ben bunu, hepsini tenzih ederim. Mesela yine tekbir getiriyor, bir tekbirle kaleleri yıkıyor. Ama en önemli özelliği istediği an, istediği yerde olabiliyor. Mesela bütün Müslümanların evinde aynı anda olabiliyor. Halbuki bu televizyondur ama Şii ve Caferi kardeşlerimizin bir kısmı bunu bu şekilde almıyor. “Doğrudan doğruya bizzat kendisi o şekilde tezahür ediyor” diyorlar. Yani bir velayet kerameti olarak, harika olarak oluştuğuna inanıyorlar. Dolayısıyla böyle bir Mehdi (a.s.)’ın gelmesi mümkün değil. Daha önce de söylenen mesela Ahmedinejad’ın bir açıklaması var; “bir ışık hissettim” diyor, “bir ışık gördüm” diyor, o Mehdi (a.s.)’ı kastediyor ve “yanımdaydı” diyor. Şimdi ben bunu, aynı şeyi Hıristiyanlarda da görüyorum. “Hz. İsa (a.s.)’ı hissettim” diyor,” üstüme bir sıcaklık olarak geldi” diyor, “üstüme geldi”. “Ve şu an burada Hz. İsa (a.s.)” diyor yani ona çok benziyor, oradaki izaha. Dolayısıyla asla gelmeyecek Mehdi (a.s.) izahlarından bir çeşittir o. Yani gerek şahs-ı manevi denen izahta da yani Mehdiyet hiçbir şekilde tezahür etmeyecektir onda. Yani İslam’ın hakimiyeti yoktur o izahta, şahs-ı manevide. Bir lider yok ortada, bir kişi yok, hadislerde belirtilen kişi yok ortada yani öyle bir insan yok. Şiilik’teki izahta da zaten bir ruh ve istediğinde de görüntü hallerine girebilen bir insan. Bakın şu anda ruh halinde ama bir anda mesela dünyanın 50-100 yerinde, 10 bin yerinde birden veyahut milyonlarca yerinde birden aniden beden şeklini alabiliyor ve birden görünüyor. Kuran’da böyle bir insan yok zaten, böyle bir anlatım yok, hiçbir Peygamber böyle bir olayla karşılaşmamıştır. Dolayısıyla hiçbir şekilde gelmeyecek Mehdi (a.s.) anlatımlarından bir tanesi de budur. Öbürü Cübbeli’nin anlattığıdır. Mesela Cübbeli’nin anlattığı Mehdi (a.s.)de öyle, hiçbir zaman için gelmez öyle bir Mehdi. O da aşağı yukarı Şii izahlarının daha değişik bir şeklidir. Onda da yine tank top etki etmiyor. Mesela İtalya’ya geliyor, biliyorsunuz Mehdi (a.s.). Bir anda deniz kuruyor, Adriyatik Denizi kuruyor, Akdeniz bir anda donuyor, cam gibi donuyor. Mehdi (a.s.)’ın askerleri gökyüzünde uçarak gidiyorlar. Atları var, kanatlı atlar var ki uçaktan bahsedilen bir şeydir mesela ama onlara göre gerçekten at var. Ve ufuktan ufuğa o atlıyor. Ağır uyuşturucu almış bir insanın halüsinasyon görmesi gibi bir anlatım tarzıyla anlatıyorlar bazı konuları. Böyle bir Mehdi (a.s.)’ın, yani öyle gökten atlarıyla uçan, talebeleri de atlarla havalarda uçan, bir anda dünyanın her yerine gidebilen, gökyüzünü Melekler dolduruyor, bütün Melekler bağırıyorlar yüksek sesle, “bu Mehdi (a.s.)’dır“ diyorlar, böyle bir olayın olması mümkün değil. Kuran’a göre de mümkün değil, çünkü aklın ihtiyarini kaldırır. Bakın bütün kardeşlerim, bütün Müslümanlardan ben rica ediyorum. Müslümanlığa karşı çok büyük bir şeytanın oyunu var. Ve bu büyük bir felakettir. Herkesin burada samimi ve doğru olanı anlamaya çalışması lazım. O kadar anormal bir durum var ki bunu anlamamak için, 5 yaşında bir çocuk bile bunu anlar, çok sarih bu. Buradaki garipliği mutlaka görmesi lazım Müslüman kardeşlerimizin ve bu tip sistemleri savunmak Müslümanlığa çok büyük bir zarar verir. Yani imanını kaybetmiş kitleler gelişir böylece, gizlice imanını kaybetmiş insanlar oluşur. Ve Müslümanların yenilmişliğinin kökeninde de bu var şu an. Müslümanların böyle paramparça olması ve acı çekmelerinin kökeninde de bu var. Peygamberimiz (s.a.v.) bu kadar karmaşık anlatmamıştır, çok nettir, Kuran’ın üslubu da çok nettir, Mehdi (a.s.) anlayışı da çok nettir. Mehdi (a.s.) son derece aklı başında bir insandır. Olaylar da son derece akıllı gelişecektir, akla ve mantığa uygun gelişecektir. Bakın, ben size söylüyorum, ay ve güneş tutulmaları oldu diyorum, ispat ediyorum. Takvim yapraklarıyla ispat ediyorum. Kabe baskını oldu diyorum, bunu da ispat ediyorum. Hepsi tek tek ispatlı. İspatlı olacağı için Peygamber (s.a.v.) bunları söylüyor zaten. Ama müteşabihi anlamazlıktan gelmek İslam’a çok büyük bir zarar verir.
SUNUCU 2: Zorlaştırır diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Neyi, İslam’ın hakimiyetini mi?
SUNUCU 2: Anlamayı.
ADNAN OKTAR: Bakın, zorlaştırmaz imkansız hale getirir. O zihniyet mümkün mü? Nasıl olsun böyle bir şey? Yerden, bütün her yerden altın sütunlar fışkırıyor, gökyüzü tamamı Meleklerle dolu ve her biri kendi ayrı ayrı yabancı dillerde, herkese ayrı, kendi dilinde hitap ediyorlar. Mehdi (a.s.)’ın başının üzerinde bir bulut var, onun üstünde bir Melek duruyor. Melek sürekli; “bu Mehdi (a.s.)’dır” diyor, Mehdi (a.s.) da; “ben Mehdi (a.s.) değilim, bu Melek yalan söylüyor” diyor. Bu olacak iş mi şunlar? Mehdi (a.s.) Meleği yalanlar mı? Allah’ın Meleğini nasıl yalanlasın? Meleğin bir sözü varsa o vahiy olmuş olur zaten, Allah’ın sözü olmuş olur. Onu nasıl yalanlasın? Melek Allah’a asi gelemediğe göre, yalan söyleyemeyeceğine göre Allah’ın sözü olmuş oluyor, doğru olan bir söz olmuş oluyor. Onun için özellikle üniversite tahsili yapmış, lise tahsili yapmış aklı başında insanlar, bilgisi kültürü yerinde olanlar, makul düşünebilen insanlar bu büyük tehlikeyi görmemezlikten gelirlerse bu çok büyük bir sorumluluk getirir. Mesela Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.)’la ilgili açıklamalarının örtbas edilmesi, ilgili cümlelerin çıkarılmaya başlanması, Mehdi (a.s.)’ı alenen şahıs olduğunu, yüzlerce yerde ayrı ayrı net kelimelerle vurguladığı halde, “hayır şahs-ı manevidir, görünmez bir varlıktır” denmesi çok vahimdir. Ama bütün bunlar Mehdiyet’in ne kadar harika bir ortamda geliştiğini gösteriyor, bakın, Ahir Zaman ne kadar mucizevi ve ne kadar sarsıcı ve ne kadar hayret verici. İşte bu bulutların, bu dumanların arasından Mehdi (a.s.) ortaya çıkacak. Mehdi (a.s.)’ın işinin zorluğu da açıkça görülüyor. Bakın, görüyor musunuz anlatımlardaki akıl almaz çelişkileri ve akıl almaz anlatımları? Ve buna rağmen Mehdiyet’in bunun içinde gelişecek olması. Bir de Mehdi (a.s.)’ı ayrıca bir kısım zahir ulema da yalanlamaya kalkacak. Peygamber (s.a.v.) hadisle belirtiyor. Mehdi (a.s.)’a münafıklar ayrı saldırıyor, cahil Müslümanlar ayrı saldırıyorlar, küfür ayrı saldıracak, şeytanın orduları ayrı saldıracak. Bütün bunlara rağmen Allah taraftarları galip oluyorlar, ufacık bir grupla. Fakat tabii biz, Şiiliğin yine de Mehdiyet’i anlatmada, Mehdiyet’e sevgi duymada çok önemli görevler aldığına inanıyoruz. Çünkü Mehdi (a.s.) taraftarlığı Şii inançta, Caferi, Alevi inançta çok güçlüdür, çok çok güçlüdür. Yani Mehdi (a.s.)’a aşıktırlar. Mehdi (a.s.) dedin mi gözyaşı dökerler, çok şiddetli severler. Ama Allah onların gözünden böyle gizlemiş işte Mehdi (a.s.)’ı. Mehdi (a.s.)’ın perdelerinden bir perdedir bu. Eğer Mehdi (a.s.)’ın zamanını tam anlamış olsalardı, bu hadislerden tam çıkartmış olsalardı, alametlerinden tam çıkartmış olsalardı zaten Mehdi (a.s.)’ın işi çok çok kolay olurdu. Yani sırf Şiiler bile destek vermiş olsaydı Mehdi (a.s.)’a tereyağından kıl çeker gibi hallederdi meseleleri Mehdi (a.s.). Çile çekmezdi. Zorluk olmazdı. Ama bakın, mesela Şia bu kadar sevdiği halde, mesela Mehdi (a.s.) buradan gelecekse, Şia buradan gelecek zannediyor, öbür taraf da buradan gelecek zannediyor yani yolunu göremediler. Allah bambaşka şekillere getirdi onları, bu da Mehdiyet’in harika yönlerinden bir tanesidir. Yani olayın ne kadar geniş çaplı ve büyük olduğunu gösteriyor. Aynı anda da küfürde de yahut materyalist kesimde, Darwinist kesimde akıl almaz, mantıksız bir izah da onlardan çıktı. Onlar da bütün kainatı tesadüflerle anlatmaya kalkıyorlar. Yani Allah zıtlığı Mehdi (a.s.) devrinde o kadar güçlü yapıyor ki. Mesela Cübbeli’nin anlatımlarını o kadar mantıksız yapıyor ki Allah, o kadar akıldan uzak ve Kuran’a o kadar aykırı ki anlattıkları dozu çok yüksek oluyor. Halbuki Allah mesela çok küçük nüans, farklarla ayrılacak şekilde yaratabilirdi. Mesela küfrü de çok güçlü delillere dayandırabilirdi Allah, bayağı güçlü olabilirlerdi. Mehdi (a.s.) o küçük detaylarla onlarla savaşabilirdi. Ama Mehdi (a.s.)’ye Allah olağanüstü bir imkan vermiş. Mesela Darwinizmi dünyadaki en akılsız, en mantıksız felsefe olarak yaratmış Allah. Yani tesadüfe dayandırılıyor artık, tesadüf, kullandığı malzemesi tek bir tane malzemesi var, tesadüf. Bunu yıkmak son derece kolay fakat gücü son derece büyük Darwinizmin. Mesela Şia’nın anlatımı, Şia içerisindeki Mehdi (a.s.) inancı hiç olmayacak, hiçbir Şii’nin kabul etmeyeceği gibi normalde. Samimi olarak hiçbir Şii inanmaz ona, oradaki izaha. Yani inanılacak gibi değil. Kuran’ın içerisinde hiç olmayan bir ruh çünkü, Kuran’la hiç bağlantısı olmayan bir ruh. Ama gelenek olarak inanılmış yani nasıl şöyle diyeyim, mesela türbeye bez bağlar kadın, gider, aslında onu bilir, bilinçaltında mantıksız olduğunu, olmayacağını bilir ama inanır. Yani o bir kahve falına inanmak gibidir yani öyle hafif bir inançtır o, çok flu bir inanç. Bazıları der ya mesela “kapıya elimi sürerek geçersem bana uğur getiriyor” der. Mesela bir hastalık gibidir, gider elini kapıya sürer geçer. Ona uğur getirdiğine inanır ama inanmıyordur aslında. Bu da böyledir Şii inancında, ben bunu gördüm. Ben zannettim ki hakikaten güçlü samimi delillere dayalı bir Mehdiyet inancı var. Bir de baktım ki bir efsaneye inanıyorlar. Efsane tarzına getirmişler, onun içerisinde Mehdiyet gizlenmiş. Ama buna rağmen büyük bir coşkuyla Mehdi (a.s.) aşkıyla devam etmiştir bu yıllara kadar. Allah, büyük bir Mehdi (a.s.) sevgilisi ordusu meydana getirmiş. Sadece Mehdi (a.s.)’ın yapacağı, bu anormal inançları biraz düzenlemek. Mesela diyecek ki bu gaybet gerçekten oldu. Ama hakikaten oldu bu gaybet yani öyle uzun yıllar süren bir gaybet değildi. Melekler ona yardım edecek ama bu Melekler gizli olacak görmeyecek, denizin üstünden geçecek ama köprünün üstünden geçecek. Kuru yoldan geçecek ama köprüden geçecek. Tabii, mesela Mehdi (a.s.), tabii avucuna bakacak görecek ama telefona bakıp görecek veyahut I-pod’a bakıp görecek, Fırat’ın suyu kesilecek ama onların açıklamasına göre nehir sebepsiz kuruyor. Yani Fırat Nehri mesela sabah bir kalkıyorsun, kurumuş. Takır takır. Suyu çekilmiş nedeni belli değil. Halbuki barajla kesildiği için, barajla kapatıldığı için nehir yatağı kuruyor. Mesela 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları oluyor. Bunun tam doğrusunu anlatmış oluyor Mehdi (a.s.). Mesela kuyruklu yıldızın gelişi, mesela bunların hepsi doğru zaten, onlar açısından da doğru. Mehdi (a.s.) en akılcı, en doğru şeklini onlara sunmuş olacak. Dolayısıyla var olan inanç düzgün hale getirildiğinde gerçeğe dönüşmüş olacak. Yani o inançları kaybolmuş olmuyor o zaman. Hazır olan o efsanevi inanç bir anda gerçeğe dönüşmüş olacak. Belki de Allah efsaneye zaten ruhları yatkın olduğu için belki, öyle daha kolay gelmesini de sağlamış olabilir Allah, onu da vesile etmiş de olabilir.
SUNUCU 1: Ama içi dolu bir inanç değil Hocam, yani gözü kapalı bir... Evet belki kalpten bağlı olduklarına inanıyorlar kendilerini ama içi de çok dolu bir inançmış gibi gelmedi bana gerçekliği çok yok hani anlattığınız şekliyle.
ADNAN OKTAR: Din akıl üstünedir. Allah diyor ki, Rabbimiz; “Beni” diyor “alametlerimden görün dışarıda”. Tamam, elhamdülillah. Tamam demeyeyim de Allah affetsin, Allah’ın emridir. Elektron mikroskobunu yapıyoruz. Allah’ın dediği hükmü yerine getiriyoruz. Hücreyi koyuyoruz, kromozomları bir öğreniyoruz, nefesimiz kesiliyor. Ama bak gözümüzle görüp, kulağımızla işitiyoruz. Hakikaten Allah’ın dediği doğru, net, aklımız tasdik ediyor. Mesela Cenab-ı Allah diyor ki “zaman yok” diyor. Ama zamanın olmadığını bizim aklımız da tasdik ediyor. Yani bir inanç olduğunu biz beynimizde anlıyoruz. Çünkü bakın mesela bunu vurdum, bir daha vurdum. İkisini birbirine kıyasladım, iki sesi. Beynimde oluştu. Yani bu kavranmayacak bir şey değil ki. Bu beyinde bir inanç olduğu belli bunun. Dolayısıyla zamanın izafi olduğunu da anlıyorum ben. Dindeki her olayı, Kuran’ı akıl zaten tasdik eder, yani Kuran’ın her anlattığını.
SUNUCU 1: Evet, akıl üstü bir şey yok.
ADNAN OKTAR: Ama aklın tasdik etmediği bir şeye olan inanç, halk arasında mesela efsaneler vardır. Halk efsanelere inanır ama inanmaz. Mesela Türklerde de Şamanlarda da efsaneler vardır. Mesela “bu dağlar” derler “büyülü dağdır. Buradan geçmemek lazım” der. Adam “boşver ya” der geçer, hiç bir şeyde olmaz bilir. Ama bir kısmında hakikaten flu bir inançtan geçmek istemez ama boş olduğunu bilir onun yani, inandırıcı olmadığını bilir. Mesela kayanın deliğinden geçtiğinde işlerinin rast gideceğine inanırlar. Biliyorsun kayanın oradan girer, oradan geçer. İnandığından mı? Değil. İşte o tarz bir inanca oturtturulmuş Mehdiyet Şii inançta. Ama bir de baktılar ki hakikaten doğruymuş. Şimdi benim anlatımımdaki paniğin nedeni bu. Ben efsanenin gerçek olduğunu ispat ettim. Bir de baktılar ki yani bütün bu anlatılan hikaye gibi olan şey, efsane gibi anlatılan şey hakikaten doğruymuş. Bakın ben bunu mesela bir arkadaşımın annesi var belki şu an seyrediyordur. “Ben Mehdiyet’i bilirdim, duyardım ama hakikaten doğruymuş” demiş kadın. Bak, demek istediği şu; “ben buna inanırdım ama yani efsane gibi inanırdım, herkesin bildiği klasik. Ama hakikaten, gerçekten doğruymuş” demiş yani yüzde 100 inanmış. Yani üslubundan anladım ben, “çok kesin kanaatim geldi” diyor kadın. Ben şeytanın oyununu bozdum. Yani efsanenin gerçek olduğuna gösterdim insanlara. Mesela Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi de öyle. Hikaye gibi anlatır insanlar. “İsa (a.s.) gelecekmiş.” Hep kafalarında fluydu. Gerçekten gelecek İsa (a.s.). Bakın diyorum geldiğinde kendisini bilmiyor İsa (a.s.) diyorum. Ve aynısıyla bunu görecek insanlar. “Yakın talebeleri” diyor Üstad, “imanın nuruyla onu tanır” diyor. Bu da gerçek olan bir şeydir. Mehdi (a.s.) için de aynı şekildedir, mesela yakın talebeleri imanın nuruyla zann-ı galible anlarlar Mehdi (a.s.)’yi, bakın, zann-ı galible. Yani yüzde 100 kanaat değildir, zann-ı galib. Yani anlarsın. Zann-ı galib, insanın vicdani kanaatinin galip gelmesidir. “Allah-u alem bu, o” diyorsun. Ama tabii çıkıp demezler, yani “Mehdi (a.s.)’dir” demezler. Mesela Kuran’ı da öyle, efsane gibi biliyorlardı Kuran’ı. Kuran’ın da gerçek olduğunu gösterdim ben insanlara. Mesela bak, herhangi bir sayfasını açıyorum, her anlattığım hayatla iç içe, doğru, kesin, net, son derece de akılcı ve tam oturuyor. Hatta ebcedleriyle bile tam oturuyor. Rakam yapısı açısından da oturuyor, her yönden oturuyor. Bir anda Kuran’ı efsane gibi görenler de Kuran’ın gerçek olduğunu gördüler. Mesela evrimi yüzde 100 mutlak gerçek zannedenler evrimin tam efsane olduğunu anladılar. Onun bir hikaye ve masal olduğunu ve bir pagan dini olduğunu, bir sapkın inanç olduğunu, hatta komiklik derecesinde böyle çok ilkel bir efsane olduğunu anladılar. Çok çok ilkel bir efsane olduğunu anladılar. Bakın, nasıl sistemler tersine döndü görüyor musunuz?
SUNUCU 2: Hocam, bundan bir 30 yıl sonra acaba Darwinizm nasıl anlatılacak ben çok merak ediyorum. Herhalde Darwin’in fıkraları şeklinde falan anlatılır diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Yani şu anda bile çocuklar, 3-4 kanaldan bana geldi. Bir Fransa’da, bir Türkiye’de birkaç ülkede, “çocuklar, derste gözümün içine dikkatlice bakıyorlar” diyor. Çocukların gözlerinin içi gülüyormuş böyle Hocalar Darwinizmi anlatırken.” Hafif, bıyık altından gülüyorlar bana” diyor. “Bu, benim çok sinirimi bozuyor” diyor. İnanmıyor çocuklar tabii. Soruyor; “Hocam, ara fosil var mı” diyor? “Bir tane var mı?” diyor. Adam, koskoca adam kıvırıyor tabii, yok. Ara fosil var mı? Yok. “Peki, kaç tane Hocam yaratılışı ispat eden fosil var?” “Hiç yok yavrum” diyor. Halbuki 350 milyon tane var. Çocuk şimdi ne desin buna? Koskoca adam yani, sakallı bıyıklı adam, koskoca adam, acıyor, ne desin yani? Gülüyor, çocuk olarak başka tepkisi ne olabilir? Gülüyor. Kromozomların tesadüfen olamayacağını kendileri de biliyorlar. Proteinlerin olamayacağını biliyorlar. Uzaylılardan bahsediyor koskoca adam. 50-60 yaşına gelmiş adam, profesör adam. “Kim yaptı?” dediğinde, sanki uzaylılarla gece gündüz kahve içip tavla atıyor, oynuyormuş gibi, beraber bir muhabbetleri varmış gibi “uzaylılar yaptı” diyor. Uzaylıların proteinlerini kim yaptı? Bundan hiç bahis yok tabii. Bakın, ben bunların efsanelerini gerçeğe çevirdim, gerçeklerini de efsaneye çevirdim. Dikkat ederseniz. O yüzden şu an Avrupa’daki şokun nedeni. Benimle ilgili en az 6.000’in üstünde yazı var Avrupa’da çıkmış. Ben Allah’ın gariban herhangi bir kuluyum, İstanbul’da yaşayan bir insanım, halktan bir insanım ben. Fakat Allah’ın, böyle ayaklarını dolandıracağını hiç tahmin etmediler boş buldular araziyi. Mesela bak, Şii inançta da Ahmedinejat’ın hakikaten kanaati geldi Mehdi (a.s.)’ın geldiğine. Ama tabii halkını şu an, bir anda inandıramaz. Nasıl desin? Mehdi (a.s.) sizin beklediğiniz gibi değil. Gerçekten bu şekilde gelecek ve gerçekten Mehdi (a.s.) var. Diyemez şu an. Yani bu alametlerin gerçek yorumu budur, tevili budur diyemez. Bunu biz yapabiliriz işte. Şii kardeşlerimize, bizi izleyen kardeşlerimiz internetten, şu an izleyenler de öyle, televizyondan izleyenler de, Şii kardeşlerimiz öyle inatçı, itiraz eden insanlar değil, makul insanlar. Özellikle üniversitedeki insanlarla akılcı konuşulursa kabul ederler, yalnız şimdi şöyle. Önce bir reddederler. Reddi siz esas almayın. Yani Mehdiyet’i anlattığınızda, “olmaz öyle şey benim dediğim, inancım doğru” diyecektir. Bana inanın, kesin inanır. Yani o anlatmayla o konu biter. Bir kere anlatsanız biter. Yani ikinci bir ihtimal yoktur. Yüzde 100 kanaatleri geliyor. Yani insanlar o kadar da şey değildir yani inatçı muhalif değildir, makuldür insan aklı. Anlatıldığında gayet güzel kanaatleri geliyor. Mesela Darwinizmle ilgili de öyle. Bir kere anlatın, kanaati gelir. “Anlattım, inanmadılar” diyor. Kardeşim diline sen ne bakıyorsun sen? Yani, “ben inanmadım”ın anlamı “ben inandım”dır. Yani bazen de ben “inandım”ın anlamı, “ben inanmadım” anlamına da gelir. İmani konular anlatıldığında red insanların genel fıtratında vardır. Ona hiç itibar etmemek lazım. Beynin, ruhun, bilinçaltının tasdiki çok önemlidir. O tasdik etti mi, beyin, bilinçaltı konu bitmiştir. Onunla ilgili artık kafa takılacak yani orada tedirgin olacak hiçbir şey yoktur. İnşaAllah.
SUNUCU 2: Hocam, ben o Şii kardeşlerimizin o imkansızlıklara rağmen Hz. Mehdi (a.s.)’nin geleceğini inanmalarını çok beğendim açıkçası, en azından onu bekliyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, hem de aşkla muhabbetle. Yani mesela Ahmedinejad uçaktan indiğinde burada Cuma günü, özellikle Cuma günü gelmişti. Küçük bir çocuk Mehdi (a.s.)’la ilgili bir şiir söyleyerek karşıladı, bak, Mehdi (a.s.)'la ilgili, hüngür hüngür ağladı koskoca insan Mehdi (a.s.) sevgisinden. Daha Mehdi (a.s.)’dan bahsedildiği zaman gözleri yaşarıyor. Ama bunun gerçek olduğunu görünce, yüz misli bin misli daha çok sevinecekler.
SUNUCU 2: Ona inanmaları bence çok muhtemel.
ADNAN OKTAR: Tabii, çünkü tamam, insanlar bazen böyle katı olur ama makul insanlar. Yani, Bediüzzaman’dan Allah razı olsun. Bediüzzaman bu konunun işte tam doğrusunu anlama imkanını insanlara verdi. “Mehdi (a.s.)’ın” diyor, “ben pişdar bir neferiyim öncü bir askeriyim” diyor. Eğer hakikaten Bediüzzaman böyle pişdar bir nefer, öncü bir asker olmasaydı bu Mehdiyet’in kavranması Allah-u alem imkansız hale gelebilirdi. Yani bu müteşabih hadislerin aslının nasıl olduğunun sırrını Bediüzzaman vermiştir. Bak, Allah nasıl plan yapmış bakın. Nur talebelerine dünyada, benim gördüğüm en büyük ekoldür, en etkin ekoldür, en büyük demeyeyim ama en etkin ekoldür, bilim adamlarına, üniversitelere, aydın kesime yönelik en büyük ekoldür. İspat ederim ben, çünkü ben öyle hayali konuşmam. Biliyorum, yani tahkik ettiğimiz, araştırdığımız bir konu. Bakın, Allah Mehdi (a.s.)’a hazır, entelektüel, aydın büyük bir Müslüman kitle hazırlamış durumda. Anlattıklarını hemen kabul edip anlayabilecek bir kitle meydana getirmiş. Bu çok önemli, Şiileri de ikna edebilecek güçteler, Caferileri de, herkesi ikna edebilecek güçteler. Ama bakın Bediüzzaman’a Allah bu gücü veriyor, Bediüzzaman’a Allah böyle büyük bir talebe topluluğu meydana getiriyor. İstese Cenab-ı Allah Bediüzzaman çıktığında suikastle şehit eder bitirirdi. Nur talebesi olma imkanı da kalmazdı. Veyahut olsa bile talebelerini ezerlerdi, mesela 50-100 tane talebesi varsa onlar da korkar çekinir ve konu biterdi. Allah bir muvaffakiyet vermiş bakın kaderinde. Bu Mehdiyet için hazırlanan planın bir parçasıdır, Nur talebeleri. Yani Allah’ın Mehdiyet için hazırladığı sistemin bir bölümüdür. Mehdiyet’e yardım için hazırlanmış bir zemindir. “Zaten o tohumlar sümbüllenecek” diyor. Bediüzzaman mevcut sistemi tohumlar olarak görüyor. “Mehdi (a.s.) zamanında sümbüllenip açacaklar” diyor. Yani asıl o zaman bu gelişme olacak diyor. Onun için Allah’ın dev bir -anlamanız için söylüyorum Allah’ın plana ihtiyacı yoktur da- Allah’ın planıdır bu. Bakın onu da bir daha belirtiyorum, plana ihtiyacı yoktur anlaşılması açısından önemli bu.
ADNAN OKTAR: Ben bir bakayım şu sorulara.
SUNUCU 1: Tabii Hocam, buyurun.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. “Hocam elimizden geldiği kadar kardeşleri aydınlatmaya çalışıyoruz. Bendeniz insanlarda acayip bir korku sezinliyorum inşaAllah. Hemencecik konuşmanın değişmesi sağlanıyor inşaAllah.” Senin isminde birisi yazmış Kübra. Bir adaşın var. “Selamlar saygıdeğer Hocam” diyor. “Tasavvufçuların sahip olduğu Allah’ın bilinmek için yaratıldığı inancının doğru olmadığını belirttiniz. Öyleyse neden zamansızlık içinde insanı var etti?” İlk neden neydi? Bak ilk, önce, sonra yine zamana takılmış. Kübra, sevimli Kübra sana söylüyorum. Bakın, ilk neden derken sen burada yine zamanı kullanmışsın. Allah zamansız. Bak, zamansız olunca ilk olmaz. Bakın an ne demektir, biliyor musun? Saniyenin, saniyenin milyonda biri olmuyor, trilyonda biri değil, katrilyonda biri de değil, sonsuz küçük parçasıdır, yani bir saniyenin sonsuz küçük parçası. Sonsuz küçük parça ne olur? O an içerisinde hepsini Allah yaratıp bitirmiştir. Hepsi olup bitmiştir.
Evet, yani Allah, bakın diyorlar ki, şurada bir şey var; “Allah yalnızdı. Ve bekliyordu bir gün.” Yani bu Allah’a izafe edilecek bir söz mü bu? “Allah yalnız ve bekliyor.” Ve haşa Allah’ın daha önce aklına gelmiyor bu, aniden aklına geliyor ve bilinmek istiyor ve karar veriyor insanları yaratıyor. Böyle değil. Burada bak zaman içine sokuyorlar Cenab-ı Allah’ı, haşa. Böyle bir şey yok. Allah zamanı, Kendi yaratıyor. Mekanı, Kendi yaratmış. Bakın, zaman ve mekanın üstünde, yani apayrı bir alem. O zaman ilk sonra, yukarıda, aşağıda kelimelerinin hiçbir şeyi kalmıyor, Allah’ın büyüklüğünü iyi kavramak lazım. Bakın zamanı yaratıyor, belki zaman gibi, mekan gibi başka neler yarattı Allah, onları da biz bilmiyoruz. Biz zamanı mesela zamanı ve mekanı iki büyük olay olarak görüyoruz ama Allah için belki zaman ve mekan gibi sonsuz olaylar var, başka konular var. Yani başka özellikler var böyle. Mesela biz yedi renk biliyoruz, bak geçen günler de dedim yetmiş ayrı renkten bahsediyor mesela Hadislerde yahut daha fazla renk yahut daha az renkten bahsediliyor.
“Esselamun aleyküm Adnan Hocam, hanımefendi kardeşlerimiz” diyor sizlere de hitap ediyor. Ve aleyküm selam. Siz de aleyküm selam deyin. “Güzel sohbetlerinizden elimizden geldiği kadar kardeşlerimizle aydınlanmaya çalışıyoruz. Bendeniz anlatırken insanlar da acayip korku sezinliyorum. Ama neden olduğunu anlatmamış kardeşimiz. İnşaAllah, hemencecik konunun değişmesi sağlanıyor inşaAllah.” Herhalde ölümden, Cehennemden bahsediyordur İsmail kardeşimiz. Millet de daralıyordur. Önce iman hakikatlerinden bahsedecek yani Allah’ın varlığı ve birliğinin delilleri. Mesela balığın harika yönünden bahsetsin, karıncanın, örümceğin. Böyle insanın hoşuna gidecek yönden yaklaşabilir, Allah’ın verdiği nimetleri anlatsın. Hiçbir sorusu olmaz. Önce bir Allah’ı sevdirsinler. Allah’a inanmayı sağlasınlar.
“Selamun Aleyküm sevgili Hocam”, ve aleyna aleyküm selam Hakan kardeşim. “Bugün de maşaAllah çok şık ve zindesiniz”. Her zamanki halimiz, maşaAllah. “Yine nezih üslubunuzla lezzet katıyor ve bilgilerinizle inşaAllah yolumuzu aydınlatıyorsunuz”. Allah vesile ediyor. “Ben imanımın artmasını çok istiyorum ama imanın artınca imtihanımın ağırlaşacağında korkuyorum”. Tabii ki ağırlaşır. Ama korkulmaz. “Çünkü Allah’ın bildirmesiyle hamdolsun Allah var. Bence bunu görmeyen gözler mucize eseri görmüyor. Ama benim gözlerim görüyor doğrusunu Allah bilir. Ama yine de bir gaflet var Hocam. Bu beni korkutuyor. Bazen Allah rızası için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Onu yaptıktan sonra içime şüphe düşüyor. Nefsim için mi yaptın diye? Hocam bana dua eder misiniz?” Tamam, dua ederim. Hakan bu kadar vesveseli olma bir şey olmaz inşaAllah. Sen halisane, samimi düşüneceksin. Allah’a kendini teslim edeceksin, zaten çok az bir ömrün var. Ya Rabbi diyeceksin bana her şeyin hayırlısını nasip et. “Beni samimi kıl Ya Rabbi” diyeceksin. Samimi. “Bana samimi iman ver” diyeceksin. Ona dua edebilirsin ayrıca. “Ya Rabbi beni zor imtihanla imtihan etme diyebilirsin”. Tabii. “Zor imtihanla beni imtihan etme” diyebilirsin. Ama zaten bu mümkün değil. Allah diyor; “Biz dayanamayacağı hiçbir şeyi nefislere yüklemeyiz” diyor. Ben mesela yıllardan beri imtihan oluyorum. Ben mesela hiçbir zorlukla karşılaşmadım şu ana kadar. 54 yaşındayım. Bilmiyorum, mesela tımarhanede, akıl hastanesinde acayip keyfim yerindeydi. Öyle hiç rahatsız olmadım. En azılıların içine atmışlardı. Cinayet işleyip de gidenler var. Bir de tımarhanede cinayet işleyenler var yani. Orada da devam ediyor adam öldürmeye. Onların içine atmışlardı beni. Yani artık daha şiddetli deli mi gördüler bizi artık nasıl, anlamıyorum yani. Herhalde en azılı deli beni gördüler o dönemde benim anladığım kadarıyla. Bakın cinayet işlemişlerin yeri ayrı, tekrar cinayet işleyenlerin yerine koymaları çok acayip bir şey. Onların yanına koydular. Ben orada da çok rahattım. Adamların kimi kafasını duvara vuruyor, kimi bağırıyor, kimi yerde debeleniyor. Şimdi bunun imtihan olduğu açık belli. Niye rahatsız olayım ben oradan? Yani 7 yaşında olsam yine anlarım ben onun imtihan olduğunu. Yani Allah tarafından bana bir mizansen olarak gösteriliyor. Hatta ben hoşuma gidip gülmüştüm cezaevinde. Anlatmıştım. Bir geldim şeyden, Adli Tıp’ta zincire vurmuşlardı ayağımdan. 45 gün zincirler ayağımızda. Neyse o? O da orijinal bir şey. Niye zincirlendiğimi de hala bilmiyorum. Yani akıl alacak gibi değil. Geldim, benim koğuşum, küçük bir hücrem vardı. Oradaki yatakları dağıtmışlar. Adamlar yatakların samanlarını parçalamışlar. Şeylerin içi saman dolu, yastıkların içi, öyle orijinal yastıklar, kuş tüyü yastık yok veyahut sünger falan değil, orijinaldi, saman, talaş falan o tarz. Adamlar pejmürde, perişan. Bir de benim bulunduğum yere ayrıca akıl hastalarını da koymuşlar. Bağırıyorlar, bas bas bağırıyorlar. Cezaevinde yani akıl hastanesine gönderilecek akıl hastalarını koymuşlar. Her yer sigara dumanı. Bir de çok eski bir bina yani. Her yeri dökülüyor böyle, küçük hücre. Gördüm, güldüm. Yani tam bir film sahnesi gibi, kasten, özel yapıldığı çok açık belli, imtihan için yapıldığını 7 yaşında olsa anlarım. Hemen belli oluyor. Ama bu imtihanı eğer insan sevinçle geçerse o sevinci sonsuza kadar yaşar. Çünkü insan sevdiği için bir zorluğa katlanmanın bir aşk sevinci vardır. Bir tutku sevinci vardır. Yani şimdi sevdiğin için mesela farz edelim bir eşim var farz edelim, evli olduğumu farz edelim. En ufak bir zorluk var ve tersliyorum ve yapmıyorum. Bu çok ters etki yapar, çok anormal bir hareket olur bu. Hatta normal hayatta da bu böyledir. Herkes bilir bunu. İnsan sevdiği için çile çekerse o karşıdaki insanın sevgisi ona müthiş artar. Değil mi? Yani aşkın, tutkunun kökeninde bu yok mu? Bunun için insan seviyor zaten. İşte Allah’ın sevmesinin nedeni de budur. Kendisi için çile çekilmesidir, zorluk. Ama yani beni rahatça orada öldürebilirlerdi, şehit edebilirlerdi. Hiçbir şey olmadı. Cinayet işlemiş artık adam yani deli yani an meselesi beni orada onların öldürmeleri, sürekli adam öldürüyorlar alışmışlar zaten. Bir de deli yani adam mesela niye buraya geldin der adamı öldürür, bu kadar basit. Yani mantığa gerek yok ki. Cezaevinde de öyle, hepsi her şey olabilirdi, sokakta da öyle, rahatça şehit edebilirlerdi. Hiçbir şey olmadı Allah’a çok şükür. Yani Allah istemedi mi hiçbir şey olmaz ama istedi mi olur.
SUNUCU 2: Hocam, belki de Allah-u Teala’nın bu hoşuna gitti, hani sizin O’nun için zorluk çekmeniz ve bu şekilde hayatınız son bulmadı çok şükür Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, Allah beğeniyor, hoşnut oluyor bundan, hoşa gitme demeyelim de, hoşnut olma, evet hoşnut olma. Beğeniyor Allah bunu ve hakikaten güzel yani. İnsan da bunu beğeniyor. Yani Allah’ın aklını insan hissediyor, biliyor ve bunun güzel olduğunu görüyor insan. Mesela ne bileyim, siz bile gece vakti burada uykusuz, benimle beraber konuşuyorsunuz, bu benim size olan sevgimi artırıyor. Mesela deseler ki ah işte başım ağrıdı, işte sırtım ağrıyor falan işte babam, dedem bekliyor, işte gitmem gerekiyor falan. İsterseniz yapabilirsiniz. Bu nedir? Bu Allah rızası için bir azimdir, bir gayrettir bu, şevktir. Bu, sevgiyi artırır, güveni artırır. Bunun aksinde nefret oluşmuyor mu insanlarda. İşte Allah da bu ahlakı bizim yaşadığımızı Allah biliyor yani Allah da beğenmiyor. Mesela egoistliği Allah beğenmez, bencilliği beğenmez, cimriliği beğenmez, fedakar olmamayı beğenmez, korkaklığı beğenmez Allah. Bunların hiçbiri olmasaydı ne olurdu? Ne olurdu? Dümdüz duvar olurdu, hiçbir şey olmazdı. Yani bütün güzellikler yok olurdu Allah esirgesin, çok az bir şey kalırdı, çok az bir güzellik kalırdı. Yani güzelliğin zeminini oluşturuyor, Allah’ın en beğendiği, en güzel şeyler oluşuyor. Biz yoksa proteinden, kemikten falan hoşlanmazdık Allah sevdiriyor bize, imanla sevdiriyor, akılla sevdiriyor, güzel ahlakla sevdiriyor. Onlar olmasa yapamayız, inşaAllah. Yalnız Hakan senin başındaki bu sorun bütün insanlarda olur genelde. Çünkü insanların hepsi veli tıynetli olmazlar. Bütün insanlar imtihan oluyorlar, insanların epey bir bölümü vesveseler içerisindedirler. Bazen hatta Ahir Zamanda insanların imanı gelir gider. Peygamberimiz (s.a.v.) belirtiyor; “ateşten kor gibidir” diyor, “avuçta tutarsan avucu yakar, bırakırsan da imandan çıkar kişi” diyor. Bu tarzda olaylar olur, Allah’a bütün gücüyle samimi sarılacak, bağlanacak. İnsan sevgilisi için neler yapmaz? Hakan, sana yakıştıramadım ben. Yapmayacaksın bunları, delikanlı ruhlu olacak Müslüman, belayı arayacak böyle, değil mi, bela ona gelecek ayrı, o da belayı da arayacak, Müslümanın özelliği budur. Çileyi arayacak ve bunların hepsinde çok büyük bir zevk vardır.
SUNUCU 2: Hocam sahabe döneminde de sahabeler başlarına bir sorun gelmediklerinde gidip Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e sorarlarmış, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e derlermiş ki; “işte bugün bizim başımıza bir şey gelmedi, Allah-u Teala bizi artık sevmiyor mu?” diye böyle endişe ederlermiş o zaman.
ADNAN OKTAR: Şimdi, benim yaptığım faaliyetlerde zaten bela için ben bir talebim olmuş olmuyor mu zaten? Yani sen şimdi en tehlikeli unsurlarla var gücünle mücadele ediyorsun, en uç noktalara en uç sinirlere vuruyorsun, değil mi? Adamın en canının yandığı yere basıyorsun sen. Şimdi refleks olarak birisinin nasırına bastın mıydı, var gücüyle yumruğuyla vurmaz mı? Adam vuracak tabii ki sana, yumrukla vuracak ama sen de o yumruğu havada yakalamasını bileceksin inşaAllah, bizim yaptığımız da bu. Yoksa ben ne yaptığımın farkındayım, ben belayı aradığımı görüyorum. Yani bunun karşılığı budur normalde, bu adetullah içerisinde budur. İşte o bela, yağan yağmur gibi olan olay, bunlar bir rahmettir ve bu bununla bir güzellik oluyor. Mesela diyor ki, “Hocam” diyor, ne diyor? Efendim, işte “iyisiniz” diyor daha Türkçesi, her yönden. Benim iyiliğimin sebebi işte imanımdır. Yoksa kim bilir ben ne olurdum, Allah esirgesin şu ana kadar. Yaşamazdım belki de, Allah imanın vesilesiyle beni yaşattı belki de inşaAllah. Davaya hizmet, kim bilir neden dolayı giderdim belki de hiçbir sebepsiz başka bir şeyden de gidebilirdim. Yani ölümün o kadar çok içinde gezdim ki hiçbir yerde Allah bana bir şey yaklaştırmadı. Mesela Akedemideyken de ben, komünistlerle ben göğüs göğüseydim. Her gün adam öldürülüyordu benim bulunduğum yerde, komşularımızı öldürdüler. Bana da bir hoşgeldin karşılaması yapmışlardı, yedi kurşun sıktılar, hiçbiri isabet etmedi Allah’a çok şükür. Hiçbir şey de olmaz Müslümana. Hatta ben onun üstüne, inadına yalnız başına sabah namazına, daha evvel de anlatmıştım, Ortaköy Camii’ne gece karanlıkta ara sokaklardan giderek gidiyordum. Yani gelin, vurun gibisinden. Olmaz, yani kaderde yoksa olmaz. Yani her zaman diyorum, benim bir görevim var, ben bu görevimi yapmadan kimse bana bir şey yapamaz. Benim görevim bugün biterse bugün ölürüm o ayrı mesele ama ne zaman biterse o zaman benim canım da biter inşaAllah. Bir insanın görevi bitmeden, Allah canını almaz. Bir başka kişi de bir başka kişinin canını asla alamaz. Şimdi akıl hastanesine girdi, akıl hastanesini Allah benim beynime getirdi ve bana gösterdi. Akıl hastanesini Allah yarattı. Oradaki akıl hastalarını da Allah yarattı. Oraya girişle ilgili imzayı, yazıyı, Allah imzalattı, çıkış için olan imzayı da, Allah imzalattı ikisini de. Bu ne zaman vardı, biliyor musunuz? Sonsuz öncede vardı daha, sonsuz öncede. Ve sonsuz sonrada da vardı. Sadece Allah’ın kastettiği kader tahakkuk etmiş oldu, o kadar, yani ben gördüm. Zaten Allah biliyordu. Bu değişmez. Mesela Hakan’ın mektubu, Hakan bunu yazacağını, bunu yazması, daha o annesinden doğmadan bu yazılmıştı bu yazı, kelimesi kelimesine. Mesela diyor ki; “onu yaptıktan sonra içime şüphe düşüyor.” Mesela şuradaki harfler bile tek tek daha o anasından doğmadan yazılmıştı. O bana, Allah’ın kaderde yazdığı yazıyı gönderdi. Zayıf insanı Allah yaratır, korkanı Allah yaratır, cesuru Allah yaratır. Mehdi (a.s.)’ı Allah yaratır, İsa (a.s.)’ı Allah yaratır. Mesela İsa (a.s.)’ın talebeleri, bakın diyor ki;“evinizde bir şey varsa” diyor, mesela bir yiyeceğini saklayan, “bana sorun, size söyleyeyim” diyor. Mesela pirinç var dolapta. “Ne var evimde Ya Resulullah?” diyor. “Evinde pirinç var, şunlar var şurada dolapta duruyor” diyor. Mucize gösteriyor. Mesela adam; “20 yıldan beri benim çocuğum kör”, normal getiriyor. “Efendim, bir dua edin düzelsin” diyor. Elini meshediyor yüzüne sürüyor o anda gözü açılıyor. Adam; “Allah razı olsun, bana müsaade” diyor çekip gidiyor. Öyle bir insan bırakılır mı? “Ben Allah’ın Peygamberiyim” diyor Hz. İsa (a.s.), “bana uy” diyor, “ya işimiz, gücümüz var”, ya demiyor tabii, Allah affetsin, ya denmez Peygambere de yahut diyordur da o zaman, o devirde ne dediklerini de bilemiyoruz da, “bana müsaade” diyor, gidiyor. Bak 12 kişi var etrafında hepsi bırakıp gitmiş. Binlerce insana hitap etti Hz. İsa (a.s.), alenen ölüyor adam, 3 günlük ölü mesela ölmüş adam mezarda duruyor. “Allah’ın izniyle kalk gel” diyor. Adam mezardan çıkıp geliyor, işine devam ediyor. Yani, iman etmiyor adamlar. Bakın ayette diyor ki; “onlardaki inkarı sezince” diyor Hz. İsa (a.s.), “onlardaki inkarı sezince”, çok acayip. Mesela diyorlar ki; “Allah’a söyle bize bir sofra indirsin” diyorlar Hz. İsa (a.s.)’a. “İnanmıyor musunuz?” Allah diyor; “Onlara sofrayı indiririm ama hiç kimseye yapmadığım azabı yaparım” diyor. Yani, “eğer ters bir tavra girerseniz, bozulursanız, alemlerden hiç kimseye yapmadığım azabı yaparım” diyor. Halbuki artık bak, ölü diriltiyor, kör gözleri açıyor, mesela baras hastası, adamın cildi bozuk, elini sürmesiyle beraber cildi dümdüz oluyor. Hayır, elinden yüzünden nur akıyor, hiçbirini göstermese belli Peygamber belli üslubundan konuşmasından. İnanmıyorlar.
SUNUCU 2: Tıpkı şimdiki Darwinistler gibi değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Katı, işte evet.
SUNUCU 2: Bütün gerçekleri önlerine serdiniz.
ADNAN OKTAR: Mesela biz Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün hadisleri çıktı diyoruz, ispat ediyoruz. İlgilenen çok az insan var İslam aleminin geneline göre, yani, bu böyle. Ama mesela şimdi zamanı gelecek, 10 yıl sonra yeri göğü birbirine katarlar. Çok büyük bir kitle bir anda iman edecek göreceksiniz kitleler halinde iman edecekler. Ve muazzam bir Mehdiyet heyecanı dünyayı saracak. Kontrol edilemez bir güç haline gelecekler. Mesela bu da Allah’ın takdiri. Sonra da sanki hiç bunlar olmamış gibi bütün dünya imansız oluyor ondan sonra da arkası devamında da Mehdi (a.s.)’ın ve Hz. İsa (a.s.)’ın vefatından sonra. Allah böyle yaratmış insanları yani Allah’ın hikmeti. Mesela başında biri olmadığında dengeleri bozuluyor. Ondan sonra da 1545 gibi inşaAllah, o gün Allah’ın izniyle o yıllarda kıyameti bekliyoruz.
SUNUCU 2: Bir de Hocam, sarı bir ırka işaret var hadislerde bildiğim kadarıyla Müslüman olacaklarına dair.
ADNAN OKTAR: Bütün dünya Müslüman olacak zaten. Çinliler de olacak. Sarı ırk Çinliler olarak bilinir. Ye’cüc ve Me’cüc, aslında Ye’cüc ve Me’cüc’ü biraz kardeşlerimiz, “Hocam” diyorlar, “bir ara Mançur ve Moğol kavimleri demiştiniz” diyorlar, “bir ara başka şey demiştiniz” diyorlar. Şimdi bakın Kuran’da kastedilen Ye’cüc, Me’cüc, 1. Dünya Harbi ve 2. Dünya Harbi’dir. Bu net, ben söyleyeyim. Çünkü olayın çapı, tahrip gücü, dağlardan akıp gelmeleri açısından, büyük kalabalıklar oluşturmaları, şehirleri yıkmaları, tahribat yapmaları açısından dünya tarihinde görülmüş bir tahribat değil bu. En yüksek tahribatı yapmışlar. Onun için Ye’cüc, Me’cüc’ün bu olduğu anlaşılıyor. Ama kıyamete yakın yine Ye’cüc, Me’cüc ayaklanması var. Mançur ve Moğol kavimlerinin Kamboçya, Loğus, Çin veyahut ona benzer ülkelerdeki insanlar vahşileşecekler ve insanlara saldıracaklar, kan dökecekler, böyle bir yapı da olacak. Bu da bir Ye’cüc, Me’cüc hurucudur. Ye’cüc, Me’cüc, Zülkarneyn zamanında da huruç etmiş bunlar. Cengiz, Hülagü fitnesi zamanında da yine Ye’cüc, Me’cüc hurucudur bu. Ama asıl en büyük olan işte budur. Yani, 1. Dünya Harbi’ndeki ve 2. Dünya Harbi’ndeki olaydır. Ama son olarak bir daha bir Ye’cüc, Me’cüc hurucu var, bir daha, yine olacak Hz. İsa (a.s.)’nın vefatından sonra. Ama Hz. İsa (a.s.)’nın vefatından sonra bir şey yok, 70 yıl sonra falan ortalık bayağı bozulacak, bozulmaya başlayacak yani. Çünkü Bediüzzaman diyor; “açık, galibane, belki gizli” diyor, “vazife-i tenvir devam edeceklerine remzen işaret eder” diyor, 1506 çok yakın bir tarih 1506, biz 1431’deyiz. “Üç büyük inkılab-ı azime işaret eder” diyor. Biri de işte 1543. En vahim dönem orası işte 1543 ile 1545 arasındaki dönem, yani Allah vermesin. O dönemde Allahualem hiç Müslüman kalmayacak. Hiç Müslüman kalmıyor. “Allah güzel bir rüzgar gönderir, hepsinin canını alır” diyor. Azrail (a.s.) kastediliyor inşaAllah. Hepsinin çeşitli nedenlerle, sebeplerle canlarını alacak, kıyametin dehşetini ve şiddetini görmemeleri için.
Evet, bugün bu kadarla bitirelim.
SUNUCU 1: Değerli izleyenler, bugün de sohbetimizin sonuna geldik. Yarın bizi 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv sitesinden ve Aksu Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Yarın da tekrar bu ekranlardan görüşmek üzere Allah’ın selamıyla kalın inşaAllah, hoşçakalın.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...