SUNUCU 1: Hayırlı akşamlar değerli izleyenler. Bugün Kahramanmaraş Aksu Tv ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Aynı zamanda yayınımızı HarunYahya.Tv sitemizden de takip edebilirsiniz.Bugün bizlere ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine gönderdiğiniz soruları yine Hocamızla beraber yanıtlayacağız. Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU 1: Teşekkür ederiz, nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, çok iyiyim. Sizleri de çok iyi görüyorum, maşaAllah. Sorularınız da hazır.
SUNUCU 1: Sorularımız hazır. Dilerseniz hemen bir seyirci sorusu ile başlayalım Hocam.
Ramazan Bey, “Hocam, ben internette bir videoda bir masonun itiraflarını izlemiştim. Videoda adam cinlerden, büyülerden ve son olarak da Charles Darwin’den bahsetmişti. Darwin’in Lucifer’den, yani şeytandan bizzat eğitim aldığını ve bildiği her şeyi, evrim teorisini ondan öğrendiğini söylemişti. Bu beni çok etkildi. Konu hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorum Hocam, açıklar mısınız?” demiş Ramazan Bey.
ADNAN OKTAR: Tam olayı açıklamış işte. “Şeytan öğretiyor” diyor, doğru. Yalnız “şeytanı çağırıyor” deyince insanlar böyle şaka yapıyoruz yahut usülen söylüyoruz zannediyorlar. Adamı oturtuyorlar sandalyeye, hipnoz yapıyorlar adama, derin transa geçiyor, böyle derin trans. Sonra şeytan ile adamın bağlantıya geçmesini sağlıyorlar. Bazen çok özür dilerim, adamın ağzı köpürüyor möpürüyor böyle sapıtıyor, öyle bir anormal görüntü oluyor ve şeytanın onun ağzından konuşmaya başladığını söylüyorlar ki hakikaten adam konuşuyor, zırvalamaya başlıyor abuk subuk ve bütün toplantılarda ateist masonlar bu tip faaliyetler yaparlar ve söylenen konu da doğru. Yani Darwin onu kendi kafasından çıkartmış değil. Yani tamamen şeytanın ilkası ile oluyor, çünkü Firavun devrinde de aynısı vardır. Eski Sümerler’de de aynısı var. Nemrut’un kafası da aynı kafadaydı. Eski Yunan’da da aynı inanç var. Yani bu çok antik, eski bir pagan dinidir, bir putperest dindir. Ama yani çok sapkın bir din tabii.
SUNUCU 1: Öyleyse şeytanın sözcülüğünü yapmış oluyorlar değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, çok açık. Ama bizim maşaAllah kardeşlerimiz, araştırmaları mükemmel oluyor, maşaAllah.
SUNUCU 1: MaşaAllah, Allah razı olsun. Devam edelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Devam mı edelim, sohbet mi edelim? Başka bir şeyler konuşalım.
SUNUCU 1: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir kardeşimiz yazmış, dün bana gösterdiler. “Hocam, kemerin tokasındaki resim, kabartma, put” diyor, “put olan bir varlığa ait” diyor, efendim şu Versace amblemi için diyor. “O masanın üzerindekinde de aynı şekilde o amblem var” diyor, “ne olacak bu durum?” gibisinden. Tabii çok nezaketli bir dille yazmış. Şimdi orada, put dahi olsa değer verilmiyor orada, mühim olan budur. Hürmet edilen bir konumu yok. Biz onu baş tacı yapmış değiliz, tavana asıp, böyle hani iftaharla bakıyor değiliz. Dolayısıyla değer verilmediği için, değer verilmediği açık görüldüğü için bir mahsuru yok. Ayrıca puta niyetle de değil orada, bir marka kastedilmiştir orada. Onu da ayrıca söyleyeyim. Yani o kadar vesvese etmesinler, rahat olsunlar.
SUNUCU 2: “Sayın Hocam, sizin röportajlarınızı Allah rızası için dinleyen aciz bir kulum ve benim en çok dikkatimi çeken konu, Kuran-ı Kerim’in mucizeleri, ‘Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun’, Fussilet Suresi. Zaten bu ayet bize her şeyi anlatıyor Allah’ın izni ile. Kuran-ı Kerim, Allah’ın vahyi olarak günümüze kadar hiç bozulmadan gelmiş tek hak Kitap’tır. Kuran’ın Allah’ın sözü olduğunu tasdik eden delillerden biri de, Kuran’daki bilimsel ve matematiksel mucizelerdir. Eğer bir insan Kuran-ı Kerim’e uyar ve onun gibi yaşarsa, zaten Cenneti Allah’tan umabilir. Allah ne kadar büyük Hocam, bizi sınava tabi ediyor ama bize yardımcı olarak Kuran-ı Kerim ile ve Peygamberlerle şereflendiriyor. Bu ne büyük bir merhamet kullarına karşı, Allah’ıma hamdolsun. Allah inşaAllah ölmeden bizi sizinle tanıştırır”.
ADNAN OKTAR: Bunu söyleyen kim?
SUNUCU 2: Mehmet Naci.
ADNAN OKTAR: Mehmet Naci, nerede Mehmet Naci, Türkiye’de mi, yurt dışında mı?
SUNUCU 2: Bir şey söylememiş. “Saygılarımla” demiş.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah görüşeceğiz, hep birlikte görüşeceğiz. Ayasofya’nın önünde görüşeceğiz, Kudüs’te görüşeceğiz, görüşeceğimiz çok yerler var inşaAllah, değil mi? Müslümanlar, kardeşlerimizle. Mehdi (a.s.)’a biat edeceğiz inşaAllah. Sevgimizi göstereceğiz. Ben de olay yerinde olurum nacizane. Biz de bir hizmet eden kul olarak, değil mi? İnşaAllah kardeşimiz ile orada görüşürüz.
SUNUCU 2: Kişi sevdiği ile beraberdir Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Allah’ın delilleri, insanın kendi içindeki deliller çok önemlidir. Allah diyor bak; “kendi nefislerinizde göstereceğim” diyor. İnsanlar kendi nefislerinde olan delilleri daha eski zamanlarda, mesela parmaklarına bakıyorlardı, eklemlerine, işte görüyor olması, duyuyor olması. Ama sonra bir de baktık ki, görme ve duyma beyinde şu kadarcık yerde oluyor. Yani mekanizmasını öğrendik, sistemi öğrendik. Bir de baktık ki olağanüstü bir sistem var, değil mi? Duymanın sistemi öğrendik. Dokunmanın sistemini öğrendik. Arkasından kromozomlara baktık, nefesimiz kesildi. Allah her bir hücrenin içerisine devlet kütüphanesinin kat kat fazlası bilgiyi koymuş, tek bir hücrenin içerisine. Şimdi, asıl bunlardan biz Allah’ı anlarız. Yani o kadar fazla delil veriyor ki Allah. Ama dikkat çok çabuk dağılır. Biraz dikkati sabırlı devam ettirmek gerekiyor, yani dikkatteki sabır, en hayati konulardandır. Mesela proteinin yapılışı. O konuda aceleci olmamak lazım. Mesela sakince, güzelce proteinin yapılışını tam bir öğrenmek lazım. Çünkü Allah orada büyük bir sanat meydana getirmiş. Yani o öyle geçilecek bir konu değil. Mesela proteini, protein yapıyor, değil mi? Mesela kromozom, böyle derin derin düşünülmesi gereken bir olaydır. Bir de, mesela diyor ki; “geçen ay ben kromozomları okumuştum” diyor. Biz her gün yüzümüze bakıyoruz aynada ve her gün insanların yüzüne bakıyoruz, her gün evimizin eşyalarına bakıyoruz, doymuyoruz. Sürekli bakıyoruz, bir daha bakmamazlık etmiyoruz. Allah’ın sanatı da öyle, bir kere bakılıp unutulacak bir konu değildir. Mesela kromozom nefes kesecek bir olaydır. Yani düşündükçe, insanın kafasında o açılır, yani derin düşündükçe. Yani yüzeysel bakıldığında o fark edilmeyebilir, yani iyi anlaşılmayabilir. Mesela bu görüntünün beynimizde oluşması, çok hayatidir. Sesin duyulması, sesi birisi duyuyor. Yani sırf şu tek başına, sesi birisinin duyuyor olması çok büyük bir olaydır. Bir de imtihanı Allah çok harika yaratmış. Böyle, hem ne yapacağımızı biliyor, yani zaten yapmışız, ama bir sanki kendimiz yapıyormuşuz gibi görünüyor. Yani bak, hem yapmışız bitirmişiz, ama hiç yapmamışız gibi sanki yeni yapıyormuşuz gibi bir his var içimizde, değil mi?
SUNUCU 1: Evet, kader dediğimiz bu değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Kader, evet.
SUNUCU 1: Hocam, tam da bu daire içerisinde bir soru sorabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Tabii, inşaAllah.
SUNUCU 1: Kader eksenli, cüzi ve külli iradeyi bize açıklar mısınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Cüzi irade de külli irade de, her ikisi de kader içindedir. İşte ata, kaza dedikleri cüzi irade, külli irade denen şeylerin tamamı, Allah’ın tek bir ana kaderi vardır, esas kaderi vardır, hepsi onun içindedir. Mesela “son anda kaderi değişti” diyor. O da kaderindedir. Yani asıl kaderindedir. Öyle bir şey olmaz yani. Çünkü bakın, tek bir an içersinde olup bitti diyoruz. Artık onun dışında yeni bir gelişme olmaz.
SUNUCU 2: Yani kaderi değiştirecek hiçbir güç yoktur, Allah-u Teala’nın dışında.
ADNAN OKTAR: Yok, hayır olup bitmiş yani, tek bir an diyoruz. Bak an, sonsuz kısa zamandır. Sonsuz kısa zamanda olup bitmiş, nasıl bu değişsin? Yani neden değişsin?
SUNUCU 2: Hocam geçmiş ve gelecek kavramı yanlızca bizler için var aslında değil mi? Allah-u Teala için aslında hepsi aynı, geçmiş gelecek.
ADNAN OKTAR: Tabii, hayır zamanı Allah yaratıyor zaten. Mekanı da yaratan Allah. Kendi de zamanın ve mekanın dışında, münezzeh yani. Bizim için zaman var. Bizim için var mekan. Yani insanlar Allah’ı, mutlaka zamanın ve mekanın içinde görmek istiyorlar. Öyle değildir Allah. Yani bizim için mesela olağanüstü ama Allah için olağanüstü değil zaman ve mekan. Yani O’nun yarattığı bir şey zaman ve mekan. İnsan son derece aciz yaratılmıştır, acz içinde yaratılmştır, ama Allah’ın ruhunu taşır. Biz müsbet bakacağız olaylara, sevgi gözü ile bakacağız, pozitif, olumlu bakacağız. Hayır gözü ile bakmak çok önemlidir. Negatif baktın mı şeytanın ülkesine doğru girmeye başlarsın. Yerin altına doğru girmeye başlarsın. Ayette var ya işte, “bir dalga gelir” diyor Allah, “onu bir dalga daha bürür” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Karanlıklar içindedir” diyor şahıs. İnsanlar hep karamsarlığa yatkındırlar. “Allah insanlara zulmetmez” diyor Allah onun için Ayette, “insanlar kendilerine zulmediyor diyor. Eğer aslında iman, samimiyet, akıl tam iç içe, güzel değerlendirilirse, insan son derece neşeli ve sağlıklı olur, güzel olur.
SUNUCU 2: Evet, Hocam, Yunus Suresi’nde de şöyle diyor, “De ki: ‘Ey insanlar, şüphesiz size Rabbinizden hak gelmiştir. Kim hidayet bulursa, o ancak kendi nefsi için hidayet bulmuştur. Kim saparsa, o da, kendi aleyhine sapmıştır. Ben sizin üzerinizde bir vekil değilim’” diyor.
ADNAN OKTAR: İlginçliği burada, hayret vericiliği burada. Mesela yaşanmış, bitmiş olduğu halde, biz sanki kendimiz yapıyormuşuz gibi oluyor. Mesela bu konuşmayı ben çoktan yaptım, daha annemden doğmadan yapmıştım. Ama şu an sanki yeni konuşuyormuşum gibi oluyor. Siz de sanki yeni dinliyormuşsunuz gibi oluyor. Halbuki çoktan konuştuk, bitti. Anı iyi anlamak lazım. Yani tek bir an anlaşılırsa, zaman olmadığı anlaşılırsa, bu konu da zaten çok net anlaşılır. Karmaşık bir konu yok aslında, çok net.
SUNUCU 1: Hocam bu bizim kaderimiz, yani konu olarak. Bir de dünyanın kaderi var. Mesela Allah-u Teala Mehdi (a.s.) için, dünyanın ömrünü uzatacağını söylüyor.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 1: Kader değişmez dedik ya, peki araya Allah-u Teala’nın kaderi işte değiştirebileceği, başka şeyler girer mi? Mesela sadaka belayı defeder.
ADNAN OKTAR: İşte o defetmesi kaderde olmuş oluyor.
SUNUCU 1: O da yine onun içinde oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, uzaması da, Mehdi (a.s.) vesilesi ile uzaması da dünyanın ömrünün, o da kaderde olmuş oluyor. Evet. Yani ana kader içerisinde hepsi bitmiş durumda. Mesela Mehdi (a.s.) çoktan çıktı. Şimdi mesela Mehdiyet şu an devam ediyor. Bütün insanların gözü önünde devam ediyor, fark edemeyecekler. Gayet sakin, böyle gayet latif, mülayim bir geçiş ile Mehdiyet son noktaya kadar çıkacak, Allah’ın Adetullahı. Mesela dünya kendi etrafında dönüyor, güneşin doğması oluşuyor, yavaş yavaş güneş doğuyor, yani takip etmek olağanüstü güç. Mesela saat, akrep, yelkovan dönerken değil mi? Takip etmek adeta mümkün değil. Mehdiyet de zuhur ederken takip etmek adeta mümkün değildir. Yani çok yavaş gelişir, sakin. Hiç bilmeyecekleri yönden diyor Cenab-ı Allah. Mesela Mesihiyet de öyle. Hz. Mesih (a.s.)’ın çalışması da öyle. O da çok yavaş yavaş gelişiyor. Mesela bazen ani hızlandırır Allah. Ama çok makul gelir insanlara. Yani zemini müsait olduğu için, ani hızlandırıyor Allah. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in dönüşü, mesela o Kabe’de putların temizlenmesi, mesela aniden oluşmuştur, ama zemini vardı, çok makul geldi insanlara. Mesela tek bir insan çıktı, etrafında genç çocuk, Hz. Ali (r.a.) var. Daha gençti, daha çocuk sayılırdı Hz. Ali (r.a.). Az insanla kısa sürede netice aldı. Kaderi öyle, Allah öyle yaratmış. Mesela İslam şimdi dünyaya hakim olacak, bunu çok makul görecek insanlar, hakim olmasını. Ama bozulmasını da çok makul görecekler. Yani, halbuki aynı nesil, yani devam eden nesil, çünkü zaten o nesil, yani bozulmayı gören nesil, hakimiyeti de görmüş olacaklar zaten, hakimiyetin son zamanlarını gören nesil. Hakimiyetin son zamanlarını gören nesil, bozulmayı da görmüş olacak. Bozulmayı, onlar kendi güçleri ile direnmeye çalışacaklar, ama dayanamayacaklar ve gittikçe bozulacak, gittikçe bozulacak, gittikçe bozulacak.
SUNUCU 2: Ve çok kısa bir sürede.
ADNAN OKTAR: Evet, çok kısa bir sürede. Bak hakimiyet de çok kısa sürede, bozulma da çok kısa sürede, dünyanın sonuna ait bir özel, orijinal durum yani.
SUNUCU 1: Hocam, oradaki sebeplere dayandığı için mi, hani normal gelecek insanlara?
ADNAN OKTAR: Orijinal de demeyeyim de Allah affetsin. Efendim?
SUNUCU 1: Sebeplere dayandığı için mi, dayanacağı için mi insanlar normal görecekler?
ADNAN OKTAR: Sürekli sebep var. İşte sebeplerden dolayı oluyor bu zaten.
SUNUCU 1: Bu süreçten dolayı.
ADNAN OKTAR: Tabii.
SUNUCU 1: Yani meyvenin dalda birden olgunlaşmaması gibi, tamamen.
ADNAN OKTAR: Hah çok güzel, mesela Cennet’te birden oluyor meyve, çok makul geliyor insanlara. Çünkü Cennet mantığında Cennet’teki olayların hiçbiri insanları şaşırtmaz. Yani mesela hiçbir yer kirlenmez. Hatta aksi insanı şaşırtır. Mesela toz olsa Cennet’te, ona şaşırır adam. Mesela yorgunluk duysa, ona şaşırır. Uykusu gelse, ona şaşırır, yani olağanüstü bir olay olmuş oluyor. Yani harika bir durum oluşmuş oluyor. Ama şimdi burada, aksi makul olmuş oluyor, Adetullah olduğu için, yani bütün mesele insanların alışmasında. Mesela Cehennem’e de alışıyor küfür. Kuran’daki ifadelerden bunu anlıyoruz. Adamlar benimsemiş Cehennem’i yani. Orada yani daha hala üç kağıtçılık yapmak peşindeler, sahtekarlık yapıyorlar. İnsanları kandırmaya çalışıyorlar. Daha kavga yapıyorlar, birbirlerini arıyorlar, birbirlerini dövmeye çalışıyorlar. Yani uyum sağlıyorlar kısa sürede, normalde uyum sağlayamamaları lazım. Yani panik olup, vazgeçmeleri lazım. Orada da kepazeliğe devam ediyorlar. Cehennem tabaka tabaka biliyorsunuz, değişiktir. Mesela çok şiddetli zulüm yapanlara, çok şiddetli karşılık vardır. Mesela az yaptıysa zulümü, fakat imansızdır, onlar daha sakin hayat yaşıyorlar Cehennemde, yani aynı olmuyor. Çünkü Allah misli ile karşılık vereceğiz diyor. Mesela bir adamı yaktıysa, yakarak öldürdüyse, o da yakılıyor. Mesela haşlayarak öldürdüyse, o da haşlanıyor orada.
SUNUCU 2: Tam bir adalet sistemi yani.
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela Müslümanları zincire vurduysa, o da orada zincire vuruluyor. Yani tam karşılığını almış oluyor. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Cennet’te peki Hocam?
SUNUCU 2: Evet, ben de onu diyecektim.
ADNAN OKTAR: Cennet’te 10 misli, kat kat fazlası. Cehennem’de tam misli. Cennet’te kat kat fazlası oluyor. Cennet zaten, Cennet’e giden herkes mutludur. Ama herkes kendi aklına, kendi gücüne göre oradan istifade edecek. Yani herkesin sevgiyi, şevkati, zevki alma gücü aynı olmaz.
SUNUCU 1: Yine ameline göre değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela bir manzara oluyor, bir insanı mesela çok çok etkiler. Ameline göre tabii. Allah’a yakınlığına, takvasına, samimiyetine göre. Kimine de çok şiddetli etki yapar ama anlayamazsın. Bazen de anlaşılır ama az zevk alan da bazen çok zevk alıyormuş gibi kendini gösterebilir. Mesela çiçeğe bakar, derin derin iç geçirir, dersin hakikaten ne kadar, halbuki hiç etkilenmiyordur, yani poz yapar. Ama kimi insan da sezdirmez ama çok şiddetli, derinden zevk alır. Anlayamazsın zevk aldığını yani içinde şiddetli zevk alır. Cennet’te de, orada bütün Müminler kendilerini aynı zevki aldıklarını zanedecekler. O Allah’ın adaletidir, bilmezler. Halbuki ayrı ayrı zevk alacaklar, yani takvasına ve derecesine göre ayrı ayrı zevk alacaklar. Fakat insanların en hoşuna giden şey yani en Müslümanlar’ın aklını açan şey yani mucize olması açısından hoşlarına gidecek demeyeyim de hatta coşturacak diyeyim; İslam’ın dünyaya hakimiyetidir, Mehdi (a.s.)’ın çıkışıdır ve Mesih (a.s.)’ın çıkışıdır, yani Mesih (a.s.)’ın görünmesidir, insanlarla bire bir konuşmasıdır. Çünkü Mesih (a.s.)’i gördüklerinde, Ahiret’i de çok iyi kavramış olacaklar. Bakın 2000 yıl önce bir insan yok oluyor, Allah Katı’na alınıyor, yani insanlar göremiyorlar, Allah Katı’na alınıyor. Fakat 2000 sene sonra aynı insan, kaldığı yerden devam ediyor. Yani Ahiret inancı ve yaratılış açısından insanlar için, çok kesin, net, somut bir delildir bu, yani kavrayabilmeleri için, inşaAllah.
SUNUCU 1: Ve mucize, biz göremedik diyenlere de aslında bir mucize.
ADNAN OKTAR: Evet, ben göremedim diyenler, tabii Peygamber görmedim diyen, Peygamber görmüş olacak. Mesela Mehdi (a.s.) için yalvarıyor ya Cübbeli, “ya Rabbim bize Mehdi (a.s.)’ı göster” diyor ama sonra da 570 yıl ileriye erteliyor, Mehdi (a.s.)’ı. Hem bu yüzyılda görüşmek istiyor, sonra da “570 yıl sonra gelecek” diyor. İlk önce ama kanaati var geleceğine. Fakat ne hikmetse, ne fark ettiyse, kimi gördüyse, ne anladıysa, o panik ile 570 yıl ileriye aldı. Bu sefer baktı ki çok fazla aldı, onda biraz daha azaltma yaptı bu sefer, yani fazla buldu 570 yılı, bu sefer 200 yıla indirdi. Yani buradaki panik de zaten Mehdi (a.s.)’nin çıktığının bir alameti olmuş oluyor. Yani Cübbeli gibi herhangi bir insan bunu söylüyorsa ve bu paniği yaşıyorsa, yani bir muhalif düşünce olarak, yani Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda çıkmasına karşı muhalif düşünce olarak bunu savunan bir kişi o, oradaki panikten bunu anlıyoruz. Diğer kanallarda, mesela bakın, evirip çevirip konuyu yine oraya getiriyorlar. Aslında ben bunun, Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametini söylememden dolayı pek üzerine gidemiyorlar. Fakat hep yine konu o, Kıyamet çok sonra kopacak diyorlar, o konu çok rahatsız ediyor. Bakın yine Habertürk’te konuşma yaptılar, bak durup durup aynı konu üzerinde duruyorlar. Bu çok şaşırtıcı. Yani bir konu bir kere söylenir, iki kere söylenir. Sürekli Kıyamet’e çok daha var, çok daha var, çok daha var. Fatih Altaylı şaşırdı, “’120 yıl var’ dedi”, dedi Cübbeli. Halbuki o benim söylediğimdi, benim söylediğim ile karıştırdı. Allah söyletiyor. Tabii, çünkü yani Cübbeli’nin söylediği bambaşka, o “570 yıl” diyor. Bunda da tabii bir hikmet, hayır var, demek ki bilinçaltında onu sürekli işledi. Yani benim söylediğim o 120 yıl aklından çıkmadı demek ki, asıl fikir olarak o oturdu ki, Cübbeli’nin diyor, 120 yıl söylediğini söylüyor. Hani derler ya “dervişin fikrinde neyse zikrinde de odur” derler. Yani demek ki bilinç altında tam oturmuş ve atamıyor onu bilinçaltından. Halbuki kıyamet çok çok yakın bakın bu neslin bir daha ki nesli görecek. Mesela şu an 20 yaşındaki gençler, 20 yaşında olan gençler ki Allah uzun ömür versin, eğer iyi bakarlarsa, ömürler uzuyor zaten, İslam’ın hem hakimiyetini hem de bozulma döneminin başlangıcını görecekler. Ama onların çocukları Kıyamet’i görecekler, yani bu kadar yakın.
SUNUCU 2: Onların çocukları kötü zamana denk geliyor yani.
ADNAN OKTAR: Ortam onları bozacak, yani ortama tabi olacaklar. İnsanlar birbirlerini çok etkiler, mesela Mehdi (a.s.) dünyadaki bu kasılmayı açacak. Yani bir iman kasılması oldu dünyada, Darwinist, materyalist düşüncenin kullanılması ile şeytan dünyaya hakim oldu. Mehdi (a.s.)’ın özelliği şeytanı yenmesidir, Ahir Zaman’da ilk defa Mehdi (a.s.) şeytanı yeniyor. Yani şeytanın ölümüdür bu Ahir Zaman’da, Hadislerde de vardır. Yani Ahir Zaman’da şeytan öldürülüyor. Bu şeytanın manen ölümü işte. İlk defa yeniliyor şeytan, Mehdi (a.s.) vesilesi ile gücü yetmeyecek Mehdi (a.s.)’a şeytanın, inşaAllah. Dünya çapında Mehdi (a.s.) bu şeytanın oluşturduğu kasılmayı çözüyor ve iman hakim oluyor dünyaya. İnsanların beynindeki kasılma, ruhlarında ki kasılma gidecek. Ama Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra, Hz. İsa (a.s.)’ın vefatından sonra yeniden kasılma başlıyor insanların beyninde, ruhunda. İnsan zayıf yaratılmıştır yani olumsuz telkine çok açıktır. Şeytan çok rahat kandıracak ondan sonra yani çok rahat ikna edebilecek insanları.
SUNUCU 2: Hocam, Ahir Zaman şeytanı deccal mıdır?
ADNAN OKTAR: Deccaliyet, evet, deccal. İlk defa Hz. Adem (a.s.)’dan bu yana dünyadaki en büyük deccal hareketi oldu, dünyada. Yani bu çapta bu büyüklükte bir deccal hareketi hiç olmamıştı. Peygamberler de, bütün peygamberler bu döneme karşı ümmetlerini uyarmışlar. Yani mesela 7 milyar dünyanın nüfusu, 7 milyar’ın en az 6 milyarı deccala teslim oldu, en az 6 milyarı. Yani bu hiç görülmemiş rakam. Yani geçmiş dünya nüfusunun tamamına eşit neredeyse, daha önceki. Yani muazzam bir manevi katliam meydana gelecek ve geldi. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.) diyor: “Hz. Adem (a.s.)’dan bu yana gelmiş geçmiş en büyük fitnedir” diyor, deccal fitnesi. Gözü kördür demesi yani adamın gözünün körlüğü falan onlar o kadar önemli değil, bunun yaptığı tahribat çok önemli. Manevi körlüğüne de işaret ediyor aynı zamanda ve aczine de, bir insan aciz olduğu halde kendini değil mi? İlah gibi görmesi. Ama asıl olan fikri “çok cesimdir” diyor “pek büyüktür” diyor. “Onun şahsını bir mikrop, bir nezle dahi öldürür” diyor deccalin. Ama deccalin yönü çok semboliktir onun pek bir gücü yok, şahıs olarak o kadar gücü yok. Onun fikir sistemi pek cesim. Mehdi (a.s.) bunların tamamını ortadan kaldıran yapıdır, kişidir. Yani Mehdi (a.s.) ve Mehdiyet. Mehdiyet’e karşı da tabii deccal çırpınacaktır var gücüyle, imkanlarıyla atak yapacaktır ama ne şeytani sistemle, ne kendi imkanlarıyla hiçbir şey yapamayacak. Yani kaderinde yok Mehdi (a.s.)’ın bu, Mehdi (a.s.)’a sayısız suikastlar yapılacak, sayısız oyunlar, komplolar yapılacak. Zaten deccaliyet oradan korkacak yani Mehdi (a.s.)’a hiçbir şey yapamamaktan korkacaklar. Yani burada bir acayiplik olduğunu anlayacaklar. Mesela tam öldüreceğini zannederken birden mesela oyunu bozuluyor. Tam mesela kurşunu sıkarken farz edelim koluna kramp giriyor yapamıyor. Şimdi bu bir olur, iki olur, üç olur, o zaman bir olağanüstülük olduğunu anlıyorlar. Yoksa mesela 99’larda aslında, 99 dinsiz masonluk için çok hayati bir konuydu, Türkiye üzerine de çok büyük projeleri vardı onların. 99’da bütün projelerinden vazgeçtiler ve ciddi şekilde geriye adım attılar. Yoksa onlar her şeyi hazırlamışlardı, yani Türkiye’yi ele geçirme planını da hazırlamışlardı bu iddia edilen ergenekon örgütü kanalıyla, Türkiye’yi mahvedeceklerdi, muazzam bir Müslüman katliamı yapılacaktı. Mesela 3 milyona yakın Müslüman’ı fişlemişlerdi, tam bir deccal hareketi oluşturulacaktı. Yani sel gibi Müslüman kanı akıtacaklardı. Ama 99’da onların kendi çok iyi bildiği bazı olaylar oldu, metafizik olaylar oldu. O zaman bunlar Allah’ın varlığından ciddi şekilde şüphe ettiler, yani var olduğu kanaati geldi üzerlerine ve müthiş korktular. Çünkü tam ilgili yerlerde bir şeyler oldu. Onların kendileri biliyor şimdi ne demek istediğimi de anlıyorlardır. Yani tam tarif edilen yerlerde bir şeyler oldu. Yani onlar tam şeytan çağırırlarken bir şeyler oldu. Ve bunlarda müthiş bir korku meydana geldi. Yani delicesine bir korku meydana geldi. Ondan sonra bunlar iplerini bıraktılar, yani kontrolü kaybettiler. Bunun tabii arka planını yıllar sonra insanlar görüp, duyup, bilecekler, ne harika olaylar olduğunu, ne kadar şaşırılacak olaylar olduğunu. Mesela Bediüzzaman’ı da anlamışlardı o dönemde, Bediüzzaman’ı Mehdi (a.s.) mukaddimesi olarak çok önemli görmüşlerdi. Bediüzzaman’ı da öldürmek için yani şehit etmek için, akıl almaz girişimlerde bulundular. Ve hiçbirinde başarılı olamadılar. Yani Bediüzzaman’dan hem korkuyorlardı hem de bir olağanüstülük olduğunu biliyorlardı. Mesela dün bir yazı gördüm Bediüzzaman ile ilgili, işte Bediüzzaman’a “Belaüzzaman” diyor. Belaüzzaman yani zamanın belası diyor. Doğru sözü doğru yani Belaüzzaman’dır. Kimin için biliyor musun? Kafirler için, çok büyük bir beladır. Yani Allah’ın kılıcıdır aynı zamanda Bediüzzaman ve çok büyük bir beladır. Ama bakın dikkat edin kafirler için, zalimler için, alçaklar için, it-kopuk takımı için, her türlü harami için ve sahtekar takımı için ve onları kırıp geçirmiştir manen ve hepsinin Cehennem’ine vesile olmuştur. Tabii ki bela. Müminler için ne? “rahmet-i zaman”dır zamanın rahmetidir, “bereket-i zaman”dır zamanın bereketidir ve zamanın bedisidir “Bediüzzaman”dır inşaAllah. Müminler için de nurdur, değil mi? Işıktır, Cennetlerine vesiledir, onun için adamın sözünde bir yanlışlık yok. Eleştirmeleri de yanlış ben onu düzeltiyorum orada inşaAllah, yalnız orada bir tashih yapmak lazım. Bediüzzaman’ın Kürtçü olduğunu söylüyor değil, Bediüzzaman Türk milletine hayran olan bir insandır. “Elmas kılıç” olarak görür Türk Milleti’ni, Türk Ordusu’nu. “Kahraman ordu ve imanlı millet” diyor, Türk Milleti’ni sevgi ile bağrına basan bir insandır. Kürtçü hareketlere, bölünmeye karış şiddetle tavır almış bir insandır. Bu tip ayaklanmada, bu tip olaylarda hep yatıştırıcı, fitneyi ortadan kaldıran tavır göstermiştir. Ve bölünmeyi yani Kürtçü bir hareketi her zaman fitne olarak görmüştür ve asla kabul etmemiştir Bediüzzaman. Ve Türk Milleti’ne karşı muhabbetini ifade eden çok çok fazla sözü vardır. Ve asrın nuru, asrın ışığıdır. Bediüzzaman’ın ne olduğunu 10 yıl 15 yıl sonra insanlar anlayacaklar. Mehdi (a.s.)’ın ağzından duyacaklar kim olduğunu ve görevini ve nasıl bir insan olduğunu ve harika yönlerini. Mesela Risale-i Nur şu an zahiren okundu yani mesela okunuyor ders yapılıyor, Risale-i Nur’un içerisinde yüzlerce sır var hala bilinmeyen, Bediüzzaman’ın şiirlerinin içerisinde gizlenmiştir. Bak yerlerini de söylüyorum. Sözler’in içerisine gizlenmiştir. Bunlar da ortaya çıkacak ve insanların nefesi kesilecek. Yani tahmin ettikleri gibi bir kişi değildir. O arkadaşlara tavsiyem Risale-i Nur Külliyatı’nı baştan sona okusun, o kişi. Yalnız o teşhisi doğru. Hakikaten ‘Belaüzzaman’dır ama bak tekrar söylüyorum, alçaklar için, şerefsiz köpekler için, dinsiz, imansız olanlar için. Yani dinsiz, imansız derken onların yani böyle karaktersiz ve oyuncu ve kahpe olanlarını kastediyorum, kimse onlar. Onlar için beladır tabii ki. Cehennem’lerine vesile oluyor yani. Değil mi? Mesela bir, Allah şey gönderiyor, ne bileyim, Türk Ordusu’nu küfrün üstüne gönderiyor. Onlar için Türk Ordusu nedir? Allah’tan gelmiş bir beladır onlara. Kılıçtır. Değil mi? Bizim için nedir? Onlar bir rahmettir, ışıktır ve güzelliktir. Çünkü onlar mesela küfrü Cehennem’e gönderiyor Türk Ordusu. Çanakkale’de ne yaptılar? Değil mi? Cehennem’lerine vesile oldular. Ne olmuş oldu yani? Onlara güzellik mi sundular onlara geldiğinde yani? Nimet mi sundular? Tabii ki bela sundular ona ve onların belasıydı tabii ki.
SUNUCU 1: Allah onların eliyle verdi onların belasını.
ADNAN OKTAR: Tabii, bak Allah; “bazen Kendi, bazen de senin elinle onları azaplandırsın” diyor. “Hor ve aşağılık kılsın” diyor. Allah, Türk Ordusu’nun kanalıyla onları hor ve aşağılık kıldı ve aşağıladı ve Cehennem’lerine vesile oldu. Anlaşıldı mı? Bu anlamda ben de bir belayım yani. Değil mi? Hem de ne bela yani. Birçok insanın Cehennem’ine vesile oluyorum ama Müminler’in de Cennet’ine vesile oluyorum. Tabii, mesela Ahir Zaman’da gelecek olan Mehdi (a.s.) de öyledir ki bizler onların talebesiyiz. Tam bir beladır Mehdi (a.s.) yani. Yani milyonlarca insanın Cehennem’ine vesile olacaktır ama milyarlarca insanın da imanına vesile olacaktır. Tabii. Yani özelliği odur o kişilerin. İnşaAllah.
SUNUCU 2: Hocam, Evliyaullah ile ilgili bir soru var. “Esselamun aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuhu, kıymetli Adnan Hocam”.
ADNAN OKTAR: Esselamun aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuhu.
SUNUCU 2: “Ve Allah’ın nurlu tecellisi olan hanım kardeşlerim”. Teşekkür ederiz. “Hocam size kısa ve öz bir sorum var. İnşaAllah bilgilerinizden istifade edelim. Sorum: Evliyaullah makamı nedir? Evliyaullah’tan olanlar hakkında kısa bilgi verebilir misiniz?”
ADNAN OKTAR: Evliya dediğinizde benim aklıma kim gelir? Muhammed Raşid Erol gelir, Mahmut Hoca’mız gelir, Esad Coşan gelir, Bediüzzaman gelir, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri gelir, Seyyid Abdülhakim-i Arvasi Hazretleri gelir, Sultan Baba gelir. Erzurumlu İbrahim Hakkı. Yani böyle değerli insanlar silsile olarak da devam da eder yani. Geriye doğru gidersek: Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani, efendim başka, Muhyiddin Arabi. Yani birçok değerli alimler. Biz bu kişilere veli gözüyle bakarız. Hüsn-ü zan ederiz. Yani evliya olarak görürüz. İnşaAllah Allah hüsn-ü zannımızı doğru çıkartır. Yani Allah yoluna insanların gelmesi için gayret eden, kendini Allah’a adamış, temiz, munis, şefkatli, merhametli, makul, mantıklı, tutarlı, Mehdi (a.s.) aşığı, Hz. İsa (a.s.) aşığı, Hz. Resulullah (s.a.v.)’ın deli aşığı, candan, iyi insanlar akla gelir.
SUNUCU 2: Hocam, Rabiatül Adeviyye’yi de ben eklemek istiyorum bir bayan olarak.
ADNAN OKTAR: Tabii.
SUNUCU 2: Mümkündür herhalde, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii, efendim, zaten Hz. Meryem, Cenab-ı Allah doğrudan övüyor biliyorsun. Alemlere örnek, kadınlara. “Alemlerin kadınlarına üstün kıldık” diyor Allah.
SUNUCU 1: Cennetle müjdeliyor Hocam, değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, o ifade o zaten inşaAllah.
SUNUCU 1: Peki Hocam kelime anlamıyla Allah’ın velisi anlamına geliyor evliyaullah. Allah’ın velisi nasıl olunur? Orayı biraz açıklarsak. Belki seyircimizin sormak istediği de o noktadır.
ADNAN OKTAR: Evet. Veli olmak işte Kuran’a tam tabi olan veli olur. Yani Kuran’ı tam yaşayan, Allah’ın emirlerine tam uyan, samimi olan kişi veli olmuş olur. Bakayım sorusuna.
SUNUCU 2: İshak Davud, Muğla’danmış Hocam.
ADNAN OKTAR: “Evliyaullah makamı nedir? Evliyaullah’tan olanlar hakkında kısa bilgi verebilir misiniz?” Evet, bu saydığımız kişiler evliyaullahtan olan kişiler. Evliyaullah makamı, bu Allah’ın bir insanı çok sevmesi, ondan razı olması, rızası. Allah’ın razı olduğu kişi olmak. Rıza makamı. Yani Allah razı olduysa bir insandan, Allah’ın velisi olur. Yani Allah artık onun velisidir. Allah onun iyiliği için, hayrı için her türlü imkanı meydana getirir. İnşaAllah.
SUNUCU 2: Hocam bir de böyle bazı sözler oluyor. İşte evliya olmak için kadınlar 40 gün, erkekler 40 yıl evine kapanıp sürekli ibadet ettiklerinde bu noktaya ulaşırlar gibi böyle hani halk arasında dolaşan bir takım sözler var.
ADNAN OKTAR: Böyle kısa anlarda değil de bütün ömre yayılarak, hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilerek, çıkarlarını ikinci plana atarak, mesela okulunu, işini, evliliğini, ticaretini ana konu edinmeyerek, asıl ana konu olarak İslam’ı, Kuran’ı, Allah’a hizmeti esas alan kişiler olduğunda veli karakteri o zaman gelişir. Mesela Bediüzzaman 30 yıl hapiste yattı. İstese girer bir çilehanede 40 gün kalır veli olurdu. Yani eğer öyle bir imkan varsa. Ama öyle değildir. Yani böyle kolay işlerin içerisinde veliliği aramak doğru değil. Çilenin içinde, zorlukların içerisinde, tehlikelerin içerisindedir velilik. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’le savaşıyor sahabeler. İki taraftan sıkıştırılıyorlar. Bu çok vahim bir durumdur iki taraftan sıkıştırılmak. Yani çünkü savaş taktiği açısından kırıp geçirirler iki taraftan. Orada müminler diyorlar: “Bu Allah’ın bize vaadettiğidir” diyorlar. “Onların imanlarını arttırdı”. diyor ama aklı, imanı zayıf olan insanlar mesela oluyor, onlar bambaşka bir kafada oluyorlar. Mesela “Allah hakkında çeşitli zanlara başladılar” diyor Allah ayette. Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında çeşitli zanlara başlıyorlar. Yani insanlar sıkıştığındaki karakter çok önemlidir. Veli insan ne kadar sıkıştırırsan sıkıştır, yüksek ahlaktadır. Yani adilik yapmaz, eğilmez, bükülmez, kırılmaz. Mesela 40 gün adam veyahut 40 ay da çilehanede kalır ama çıkarıyla çatıştığında bakarsın birden saldırganlaşır, bazen itleşir böyle hiç tahmin etmediğin karaktere giriverir. O zaman onun samimi olmadığını anlarız. Yani dürüst olmadığını anlarız. Mühim olan, yani karakteri iyi bir insan sıkıştığında, zor anda üzerine gidildiğinde, çıkarlarıyla çatışıldığında Kuran’dan, İslam’dan, güzel ahlaktan taviz vermeyip vicdanıyla hareket eden insandır. Mesela birçok insan vardır. İyi güzellerdir ama biraz üstüne gidersen çirkefleşir. Hemen gerçek yüzü çıkar. Yani tahmin etmediğin bir yüz. Hemen hırlamaya başlar. Yani garip bir mahluka dönüşür bir anda. Var ya hani, ay çıktı mı kurt olan tipler falan, böyle masallar. Onun gibi. Onun üstünde çok durmak lazım. Yani zorda veli karakteri göstermek çok önemlidir. Yoksa evin içerisinde “gel otur evladım” diyor böyle sakalı göbeğine kadar, başında takkesi, sarığı da var. Elinde tespihi, yani koltuk mücahidi. Oturmuş bir köşeye yüksek bir koltuğun üstüne, önüne insanlar geliyor. İşte diyorlar mübarek günde 10 bin zikir çeker, ondan sonra evden hiç dışarıya çıkmaz, yarım ekmek yer, ondan sonra bir testi suyla bir ay idare eder falan. Yani pekala bunun üzerine mesela diyor ki; “malını mülkünü istiyorsun mesela, evini ver Allah rızası için”. Orada birden veliliği gidiyor adamın. Yani bir anda böyle piyasa sahtekarına dönüşüyor. Gözlerinde adi ve arsız bir ifade oluşuyor.
SUNUCU 1: Çıkarına dokunuyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, çıkarına dokunuyor. Yani insanların zaten en büyük putu evlilik putudur. Yani onun üstünde çok dururlar, yani cinsellik ve evlilik. Yani o çok çok hayati bir konudur. Yani yüzde 90’ı bunun üstünedir putun. Ondan sonrası mal mülke gider, yani mal, mülk işte şu, bu falan, iş, güç, ticaret falan, mal, para. En hassas noktalarında insanlar kendilerini kaybederler. Mesela bakın dikkat edin, en dindar bilinen kişiler de bile, dindar ailelerde mesela evlenecekleri vakit bakıyorsun zengin, paralı, yaşıtı, gösterişli falan birisi varsa onu kabul ediyor ve onunla evleniyorlar. Ama Allah’ın rızasını aramıyorlar. Mesela Allah’ın rızasını ölçü edinmiyorlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarında bile bir kısmında bu görüldü. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) diyor “eğer dünya hayatının çekici süsünü istiyorsanız, gelin sizi güzellikle boşayayım”. Bakın “dünya hayatının çekici süsünü istiyorsanız,” çünkü dışarıda da put çıkarlar olmuş oluyor. İşte bakıyor mesela, öbürlerine bakıyor, gece gündüz sahabelerin hanımları, beyleri beraberler. Evde beraber oturuyorlar, ticarete gidiyorlar, işine gücüne bakıyorlar. Ama Peygamber (s.a.v.) sürekli savaşlarda, mücadelede, tebliğde. Eve bile zor uğruyor. Yaşı ilerlemiş. Gece yarısı kalkıyor namaz kılıyor. Tebliğ yapıyor, sohbet ediyor, biliyorsunuz onun için özel emir vardır Peygamber Efendimiz (s.a.v.) için, gece kalkar ayrıca. Şimdi böyle bir konumda bakıyorlar mal yok, para yok, imkanlar az, var gerçi Peygamberimiz (s.a.v.) zengindi, ayette de var da. Yani istedikleri bazı çıkarlar yoktu demek ki, yani en azından Peygamberimiz (s.a.v.)’in onlarla bol bol ilgilenmesi, bol vakit ayırması mümkün olmuyor. Bir sorun çıktığı anlaşılıyor. Bakın ayette, “eğer” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “dünya hayatının çekici süsünü istiyorsanız”, kim bilir neler istediler, “gelin sizi güzellikle boşayayım” diyor. Peygamber (s.a.v.) “gelin sizi boşayayım” diyor, yani bitti bir insan, bunu duydun mu Allah vermesin, yani çok büyük bir felakettir bu, yani bu söz. Değil mi? Ve ayet bu, Kuran’a geçmiş. Eğer diyor ki bakın; “Allah’ı, Resulünü, Allah yolunda mücadeleyi istiyorsanız”, bak, “Allah’ı, Resulü’nü ve Allah yolunda mücadeleyi”, yani bu ne demektir? Kuran’a tam uyarak Allah yolunda her türlü çileye ve zorluya katlanmayı kabul ediyorsanız. O zaman sabırlı olacaklar. Ve güzel neticeyi de bekleyecekler inşaAllah. Ki Tahrim Suresi’nde de Allah tehdit etmiştir. Yani dikkatlice incelenirse bu insanlardaki zaaf orada da çok açık görülüyor.
SUNUCU 2: Hocam Allah rızasını hedeflememiş evlilikler gibi günümüzde de aslında görülmeyen putlar vardır diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, hem de ne putlar. Ve o yüzden böyle mutlu olamıyorlar, o yüzden Allah sıkıntı veriyor, canlarını yakıyor. Kendilerini çok uyanık zannediyorlar. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, “Ey Peygamber”, şeytandan Allah'a sığınıyorum, “eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek Allah’ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun.” Bak Peygamber (s.a.v.) ne kadar sıkılmış ve zor durumda kalmış ki helal olan bir şeyden vazgeçiyor. Ve bak üstündeki tazyikin şiddetini gösteriyor bu. “Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. Allah, yeminlerinizin çözülmesini size farz kıldı.” Bak Peygamber (s.a.v.)’e yemin ettiriyor artık helal olan bir şeyden vazgeçirttiriyor. Hanımlarının, bir kısım hanımlarının baskısı sonucu. “Allah, sizin Mevlanızdır, O, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Hani Peygamber eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti”. Eşlerine diyor ki şu bir şey söylüyorum bunu gizli tutun diyor. “Derken o eşlerden biri bunu haber verip” gidip söylüyor. Yani sır olarak söylediği bir şeyi gidip başkasına söylüyor. “Allah da ona bunu açığa vurunca, o da bir kısmını açıklamış bir kısmını söylemekten vazgeçmişti.” Allah bildiriyor, şunları söyledi diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımının bildirdiği, açıkladığı konunun bir kısmını ona söylüyor. Bak diyor bunları söylemişsin diyor. Bir kısmını söylüyor, bir kısmını söylemiyor. Onu mahsurlu görmüş olabilir. “Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?"” Bakın Peygamber (s.a.v.)’e böyle bir üslup, değil mi? “O da “bana bilen, her şeyden haberdar olan (Allah) haber verdi” demiştir” diyor. Vahiyle zaten Cebrail (a.s.) söylüyor. Peygamber eşi olduğu halde görüyor musunuz durumu? “Eğer sizler, (Peygamberin iki eşi) Allah’a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi” diyor. “Yok, eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız,” yani kadınlarda öyle bir teşkilatlanma vardır, birbirlerini koruyup kollarlar. Ayette de var. “Kadınların fendi büyüktür” diyor, bir kısım kadınlarda bu vardır. Yani hepsini tenzih ederim.
Şimdi biraz da ara verelim.
SUNUCU 1: Tamam inşaAllah. Değerli izleyenler kısa bir aranın ardından yeniden beraber olacağız. Kıymetli izleyenler yayınımıza devam ediyoruz. Hocam sorumla devam edeyim mi inşaAllah.
İshak Davud Muğla’dan yazmış bizlere. “Selamun aleyküm,” aleyküm selam, “oradaki herkese ve Adnan Hocama. Efendim benim babam yatalak. Babamla sizin Mehdiyet’le alakalı bütün programlarınızı takip ederken babamdan söz aldım. Dedim ki baba eğer Mehdi (a.s.) nüzul ettiğinde senle beraber gider miyiz? Babam da evet dedi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisine binaen her şeye rağmen katılım göstereceğini söyledi. Ancak ömrü yetmediği zaman bu kararlılığını nasıl Allah’a yöneltir? Teşekkür ederim.” Tavşanlı’dan İbrahim Aktan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Samimi candan niyet ederse görmüş gibi olur. Gıyabında ona biat etmek olur, yani kalben. Mesela kalben biat ettim Mehdi (a.s.)’ye. Ona kalben bağlandım. İnşaAllah. Kardeşlerimizde bunu bu şekilde yaparlarsa çünkü hadis var. Zamanın İmamına tabi olmadan vefat eden cahiliye ölümüne ölür diyor hadiste. Yani bu Mehdi (a.s.) kastediliyor burada. İnsan Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğini biliyorsa, hissettiyse kalben ona muhabbeten bağlanması lazım. Yani onu kendi mürşidi olarak görmesi lazım. Yani onun feyzinden, bereketinden istifade etmek için güzel olur. Faydalı olur inşaAllah. Ahiret’te de inşaAllah Mehdi (a.s.)’nin sancağının yanında toplanır inşaAllah. O da Peygamberimiz (s.a.v.)’e tabi olacaktır biliyorsunuz Mehdi (a.s.) de. İnşaAllah.
Yalnız sorularda kardeşlerimiz şuna çok dikkat etsinler. Böyle muhabbet sorusu değil de gerçekten hayati konuları yani İslam alemi için hayati olan, kendi imanı için hayati olan konuların üstünde dursunlar. Yoksa yani mesela böyle bazen sohbetler olur ama zevk vermeye yöneliktir. Hoşnutluk olsun yani konuşma olsun diye yapılır. Birçok yerde vardır bu. Hatta bu tip dini sohbetlerden çok zevk alan insanlar vardır. Sürekli böyle ilginç şeyler sorar. İşte Kabe’nin taşları nereden gelmişti, o taşları kim yontmuştu falan böyle ilginç şeyler. Halbuki bunlar yani daha hayati konular vardır. Ben böyle konuları genellikle geçiyorum, nezaketiyle geçiyorum üzerinde durmuyorum. Ya da kısaca açıklıyorum. Yani detaylandırmayışımın nedeni bu. Yani konuyu eğer çok ehemmiyetli görürsem zaten ben çok detaylandırıyorum. Ama o derece kendim açısından ehemmiyetli görmezsem yani imani yönden hayati bir konu olarak görmezsem kısa açıklama yapıp geçiyorum. Yani bu genel olarak bilinmesinde fayda var.
SUNUCU 2: O zaman hayati bir soru sorayım mı Hocam, ister misiniz? Bana öyle geldi. Elif Yürekli, İstanbul’dan. “Sayın Hocam, bazı arkadaşlarımla İslam’ın yayılması için çok güzel faaliyetlerde bulunuyoruz. Fakat kimi arkadaşlarımın faaliyeti kısa süreli oluyor. Onların kararlılığına destek olmak için ne yapabilirim? Ne tavsiye edersiniz?”
ADNAN OKTAR: Evet, mesela bu çok önemli bir konu. Demin anlattığım konuyla da bağlantılı. Bazı insanlar böyle aniden bakarsın yakasız gömlek giyer, yahut mesela genç kız da birden başını kapatır. Kendini eve kapar, dışarı çıkmaz. Sürekli Kuran okur, Risale-i Nur okur. Ama bir anda da aniden vazgeçer hemen sokağa fırlar, bambaşka bir hayata girer. Ve bu çok rastlanan bir olaydır. Yani halbuki Allah “sabreden erkek ve sabreden kadınların” Cennet’e gideceğini söylüyor Allah. Davasında insanın sabırlı olması lazım. Sonuna kadar öyle gitmesi gerekiyor. Özellikle zorlukla karşılaştıklarında insanlar çok sapıtıyorlar. Yani çıkarlarıyla çatışmada. Yoksa çıkarıyla çatışmadığında çok iyi oluyorlar. Mesela farz edelim bir mürşidin yanına gidiyor, onun sohbetini dinliyor, hatta orada kalıyorlar, çorba dağıtılıyor, onlar içiliyor böyle huşu içerisinde. Ama kendine dokunmaması şartıyla. Yani çıkarıyla çatıştığında bütün karakteri ve kişiliği altüst oluyor. Orada da böyle bir şey olmuştur mutlaka onun bir çıkarıyla çatışmıştır. Böyle bir olay olmuştur, bir anda da altüst olur. Onun için Bediüzzaman diyor, “Ahir zamanda insanların 10’dan değil, 20’den birine dahi güven olmaz” diyor. “20’den birine dahi güven olmaz.” “Bu fevkalade halata karşı,” bu olağanüstü duruma karşı, “sabır, metanet ve hamiyet-i İslamiye gerekir” diyor. Son derece sabırlı, hamiyet-i İslamiye, İslam’ı koruma ruhu ve kararlılık gerekiyor. Metin olmak lazım olaylar karşısında sarsılmamak gerekiyor. Eğer o kardeşimiz samimi ve güçlü bir insan ise -ki öyle görünüyor inşaAllah- etrafında samimi ve güçlü insanlar toplanırlar. Ama aceleci olmaması lazım, o da sabırlı olacak. Ben mesela akademide tebliğ yaparken, Fındıklı’dayken, 83’e kadar sürekli faaliyet yaptım. Benim etrafımda iki kişi, üç kişi oluşuyordu, sonra onlar da gidiyorlardı. Sonra bir kişi geliyordu, o da gidiyordu. Yani bakın 3 yıl ısrarla devam ettim ve asla vazgeçmedim ve son derece kararlıydım. Tabii. Ki tehditler, baskılar falan. Benim nefsime uygun da bir ortam vardı, asla da nefsime de uymadım. Gelecek düşüncesine de kapılmadım. Evleneyim, çoluğa çocuğa kapılayım, işte çoluk çocuk oluşsun, işte gelişelim, ticaret yapayım veyahut işyeri açayım falan, öyle bir şeyim olmadı benim. Yani hemen hemen hayatın bütün sosyal yönlerinden çekildim. Bütün dikkatimi İslam’a ve İslam’ın yayılmasına verdim. Tabi bu çok insanın aleyhineymiş gibi görünür normalde, ama benim çok lehime olduğunu gördüm ben. Allah mucize meydana getirdi. Mesela Allah her şeyin en güzelini, en iyisini verdi bana ve hep de mutlu yaşadım. Yani, hani Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyor ya, “seni yetim bulup” değil mi? Ayette, güzel hayat yaşattığını söylüyor Allah, yetim bulduğunu fakat, delalet içinde, yanlışlık hatalar içinde iken Peygamber (s.a.v.). Delalette demeyeyim de Allah affetsin, yanlışlık içindeyken doğru yola kavuşturduğunu söylüyor Allah. Hidayete kavuşturduğunu söylüyor. “Fakir iken seni zengin etmedi mi?” diyor. Müslüman mücahitlerde de Allah yolunda çalışanlarda da böyle olur. Mesela ben de dinden, imandan habersizdim. Vardı haberim ama bilmiyordum, detaylarını bilmiyordum. Allah bana bunu öğretti. Yani her yönden güçlü olmamı sağladı Allah ve çok iyi imkanlar meydana getirdi. Mesela televizyonla, internetle çok güzel tebliğ yapma imkanı meydana getirdi. Mesela dün baktım 70 bini falan bulmuş internet, sırf internet yayını. Tabii çok müthiş yüksek sayı, bayağı güzel. Tabi biz bununla yetinemeyiz ayrı mesele. Özetle kardeşlerimiz bu gibi şeylerde sarsılmayacaklar. Yani çok normaldir, mesela Peygamberimiz (s.a.v) koskoca müşrik topluluk içerisinde tek başınaydı. Sarsıldı mı? Yok, gayet güzel tebliğine devam etti. Allah sonra onu çoğalttı. Hatta bazı peygamberlere hiç tabi olan olmuyor. Ama aynı sevabı alıyor peygamberlik sevabını almış oluyor. Mesela bazen de iki kişi tabi oluyor, mesela peygamber oluyor bir veya iki kişi tabi oluyor, aynı sevabı alır. Dünyaya hakim olur yine aynı sevabı alır. Yani değişen bir şey olmaz. Orada ki samimi tebliği önemlidir. Allah rızası için gayret edilmesi önemlidir. Çünkü nihayet beynini içindeki görüntüyle muhatap oluyor. Yani kabul etmeyen de, beyninin içindeki görüntüyü kabul etmemiş oluyor. O kabul ettirmemeyi de Allah yaratıyor. Yani her anlattığımız kabul etmiş olsa bu nefse kolay gelir. Kabul etmeyince kıymetlidir. Direndiğinde kıymetlidir. Uğraştırırsa kıymetlidir tabii, o zaman sevap kazanılır. Yoksa her anlattığında herkes seni takdir ediyorsa, herkes beğeniyorsa bu nefse çok kolay gelir. Ve sevabı düşer bunun. Direnmede çok sevap artar. Mesela Hz. İsa (a.s.) o zaman geldiğinde 12 kişi ona tabi oldu. Şimdi gelecek,1 bütün dünya tabi olacak. Allah-u alem aynı sevabı alır, alabilir yani. Bak bütün dünya tabi oluyor, orada 12 kişi tabi oluyor. Mühim olan orada çektiği çile, sabır, kararlılık ve metanettir. İnşaAllah.
SUNUCU 2: Hocam Hz. Nuh (a.s.) döneminde de herhalde çok az kişi ona tabi olmuştu.
ADNAN OKTAR: Tabii. Gemi halkı.
SUNUCU: Bir geminin alacağı kadar evet.
ADNAN OKTAR: Tabii çok azdı ve 950 sene yaşadı. Yani 950 sene doğru yalnız şey değil, o devirde insanlar öyle yaşıyorlardı. Yeni yeni ömürler kısaldı. Mesela Hz. Yusuf (a.s.) 110 yaşında, Hz. Musa (a.s.) 130 yaşında vefat etmişlerdi. Ki onlar bile ömürlerin kısaldığı dönem onlar, yani o dönemde öyle, Hz. Nuh (a.s.)’un döneminde. Ve çok makul görüyorlardı 950, 850 yaş, 750 yaş. Yani ortalama bir yaş olarak görüyorlardı.
SUNUCU 2: 750 genç falan mı oluyordu?
ADNAN OKTAR: Yani makul görünüyordu. Bir kısım müfessirler de onun şeriatının ömrü 950 yıldır diyorlar. Fakat bu bence doğru değil, doğrudan kendi yaşı inşaAllah.
SUNUCU 2: Cüsse olarak da daha büyük olurlarmış diye de biliyorum ben ama.
ADNAN OKTAR: Onu bilmiyorum da, ama Allah bir sebeple dünyada herhangi bir sebeple insanların ömrünü kısalttı. Ya bir yiyecek insanlara dokunuyor kısalmalara sebep oluyor, bir şey oluyor olabilir. Yani tabii sebep araştırmak şimdi olayı değiştirmez, konuyu değiştirmez. Çünkü uzun ömürden ziyade hayırlı uzun ömür çok önemlidir. Hayırlı olması çok önemli inşaAllah.
Başka sorun ne var?
SUNUCU 2: Var Hocam, Ömer Çakmak’tan gelmiş. “Sayın Hocam, siz bir çoğumuzun imanına vesile olmuş muhterem birisiniz. Allah dünyada ve Ahiret’te sizin dostunuz olsun inşaAllah. Benim sorum Hz. İsa (a.s.) Peygamber ile ilgili. Hz. İsa (a.s.) Peygamber şu an Mehdi (a.s.)’ın varlığından haberdar mı? Hz. Mehdi (a.s.)’ın yerini biliyor mu ve tanışmamış olsa da Hz. Mehdi (a.s.)’nin faaliyetlerini takip ediyor mu? Saygılarımı ve sevgilerimi sunarım”.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s.)’ın Mehdi (a.s.)’ı bilmemesi mümkün değil yani. Yani normal, “imanın nuruyla zaten bilinir” diyor Said Nursi. Yani imkansız diyebilirim bilmemesi. Tabi ki biliyordur. Fakat vahiyle hareket ettiği için Hz. Mehdi (a.s.) ile görüşmez. Yani Allah görüş dediğinde görüşecektir. Bütün hareketleri vahiyledir Hz. İsa (a.s.)’ın. Dolayısıyla bir hikmete binaen görüşmez yani. Ta neticeleninceye kadar Mehdi (a.s.)’ın mücadelesi görüşmeyecektir.
SUNUCU 2: Bir sorumuz daha var ama.
SUNUCU 1: Seyircimizin sorusundan önce kendimi biraz daha öne alıp benim bir sorum var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam sen sor.
SUNUCU: “Hocam Hz. Mehdi (a.s.) Hicri Kameri 255’te dünyaya gelmiş olup halen hayatta mı? Yoksa Ahir zaman’da mı dünyaya gelecek?”
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım Hicri?
SUNUCU: Hicri Kameri 255’te dünyaya gelmiş olup, hani nuzülünü mü bekliyor? Yoksa Ahir zamanda mı?
ADNAN OKTAR: Caferi kardeşlerimizin düşüncesi bu. Böyle bir şey yok tabii. “Mehdi mağarada kayboldu” dediklerinde o çocukken, yani Allah rahmet eylesin vefat etmiştir. Yani öyle bir kaybolma, öyle bir efsane, öyle bir olay yok. Ve buna ait bir hadis de yok. Mehdi (a.s.)’ın sadece iki kere kaybolmasıyla ilgili hadis vardır. Onu ona yormuşlardır. Yani ismi de benzediği için, Mehdi ismi, o da kaybolduğuna göre, ha demek ki bu Mehdi (a.s.) kayboldu, sonradan da ortaya çıkacak gibi yorumlamışlardır. Halbuki Mehdi (a.s.)’ın gizlenme nedenlerinden biri hapistir, biri de canını korumak için o zaman ki küfrün saldırganlığından kendini korumak için gizlenecektir. Ama bu yani yüzyıllarca süren, 500-600 yıl, 700-800 yıl süren bir gizlenme değil. Yani böyle bir şey yok. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) bir anneden, babadan olacaktır. “Babasının adı babamın adına benzer” diyor Peygamberimiz (s.a.v) artık insaf yani çok açık. Nerede doğacağı belli diyor, “Medine’de doğacak” diyor. Değil mi? “Bir şehirde doğacak” diyor. Gelip geçeceği yer belli. “Denizden geçer” diyor. “Kuru bir yoldan geçer” diyor. Köprüden geçeceği anlaşılıyor. “30-40 yaşları arasında zuhur edecek” diyor. Açık hadistir bunlar çok güvenilir hadisler. 30-40 yaş arasında. Oradaki demeye göre, yani yüzyıllarca yaşamış bir insandan bahsediyorlar. Böyle bir şey mümkün değil. Olmayacak Mehdi (a.s.) inancının değil de, gerçekten gelen Mehdi (a.s.)’nin üstünde durmaları lazım. Gerçekten gelecek olan Mehdi (a.s.)’nin üstünde durmak lazım. Çünkü bakın “30-40 yaş” diyor Peygamberimiz (s.a.v) bitiyor işte, “annesi, babası vardır” diyor. Değil mi? “Anneden, babadan doğacaktır” diyor. “Babasının adı babamın adına uygun olur” diyor. “Seyiddir” diyor, “benim neslimdendir” diyor. Yani bütün kaynaklarda bu açıkça vurgulanmışken, bu hadisi böyle anlamazlıktan gelip bambaşka bir şekle sokmak İslam’a zarar verir. Yazık yani, ümmete de yazık olur, insanlara da yazık olur. Öyle efsanevi bir şahsın gelmeyeceği de belli. Zaten bakın dünyanın ömrü kalmadı şu an. Hadis-i şeriflere göre bir yüzyıllık zaman var en fazla. Bu dönemde olacağına göre Mehdi (a.s.)’nin çoktan gelmiş olması gerekiyor. Bütün alametleri de çıktığına göre, demek ki bu kaynaklar doğruymuş, bu hadis kaynakları. O hadisleri yanlış yorumladılar sadece bu. Yani Şii kardeşlerimizin hatası o oldu. Yorumunu yanlış yapıyorlar. Yani “avucuna baktığında Mehdi (a.s.) görür” demek, biz onu söyledik, laptopa bakıyor veyahut telefona bakıyor veyahut bilgisayara bakıyor, görüyor, o anlamda. Yoksa avucunun içindeki ete bakıp, avucunun içindeki insanları görüyor anlamda değil. Böyle yorumlanırsa bu İslam’a zarar verirler. Dine zarar vermiş olurlar. “Mehdi (a.s.) her evde zuhur edecek” diyor. Bu televizyonda görülecek anlamında, bunu çocuk olsa bilir. Yoksa Mehdi (a.s.) herkesin evine tek tek, ayrı ayrı, aynı anda, yani mesela bir buçuk milyar Müslüman varsa, bir buçuk milyar Müslüman’ın evinde aynı anda oluşacak, görünecek anlamında değil. Böyle bir şey zaten aklın ihtiyarını kaldırır. Kuran’da hiç böyle bir olay yok. Hiçbir peygamberde böyle olaya rastlanmamış. Yani böyle bir durumda Mehdi (a.s.)’nin çile çekmesini, hapsedebilir misin sen? Bir buçuk milyar evde birden aynı anda tezahür eden bir insan “ben Mehdi (a.s.) değilim” diyebilir mi ondan sonra? Yani mümkün mü başının üstünde Melek duruyor ve her eve giriyor. Her evde de görünüyor, her evde de başının üstünde Melek ile girmiş olacak. Yani Allah rızası için böyle efsanevi anlatımlara girmesinler. Bu İslam’a zarar verir. Müslümanlara zarar verirler. Televizyon olduğunu hemen anlıyoruz. Bakın; “kişi yattığı yerden konuşur” diyor. Mehdi (a.s.) evine gelse adam yattığı yerden Mehdi (a.s.) ile konuşur mu? Ya olacak iş mi bu? Saygıya, nezakete uyar mı bu? Birden bire evinde adam zaten bir kere acayip ürker öyle bir şeyde. Yani birden bire evinde belirmiş olsa. Hadi ürkmediğini düşünelim, saygı ve nezaketinden öyle bir şey yapamaz zaten. Değil mi? Mesela bir dinsiz insan onu görse ürker. Gerçi Müslüman da böyle bir şey olmaz ama öbürlerinde çok acayip etki yapabilir. Yani değişik bir etki yapabilir. Bakın yattığı yerden sözü olayı tam açıklıyor. Mesela “koltuğunda otururken, yattığı yerden Mehdi (a.s.)’yi görür ve konuşur” diyor. Bu televizyona açık açık işaret değil mi bu? İnternete açık açık işaret değil mi? Ve “her evde görünür” diyor. Çok açık bu ya! Bunu Mehdi (a.s.) bizzat evlerde görünür, mucize olarak oluşacak demek insanları dinsizliğe zorlayan bir hareket olmuş olur. Nitekim bak İran gençliğinin bir kısmı dindar ama bir kısmı daha değişik. Yani samimi olamıyorlar. Böyle bir şeye bir insan kolay kolay iman edemez. Yani ben nezaketen söylüyorum aslında hiç iman edemez de. Ama ben iman etmekte zorlanır diyeyim yani en uygun üslupla. Yani “bulutlarda bir anda, bir adımda atıyla atlayıp ufuktan ufuğa giden” bir kişiden bahsediyorlar. Ya bu uçak, uçağı kastediyor burada açıkça belli. Yani “Mehdi (a.s.) çok süratli hareket eder,” yani “talebeleri çok süratli, bir anda gelir giderler” diyor. Başka da detay yok. Bu uçaktır, o zaman ki ulaşımın hızlanacağına işaret etmiş oluyor. Ama ufuklarda böyle atlarıyla ordular halinde atlayacaklar falan diye, böyle bir ifade de yok zaten. Yani dine en güçlü şekilde zarar verecek üslup olmuş olur bu.
SUNUCU 2: Yani Hocam her şeyin akla mantığa uygun olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Böyle şu ana kadar gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin hayatlarında da bu kadar bir olağan dışılık yaşanmamıştı. Hani niye insanlarımız bu kadar olağan dışı şeyler bekliyorlar? Bu herhalde bir samimiyetsizlik göstergesi diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Samimiyetsizlik de değil de, aslında onlara gelenek olarak öyle geliyor. Atalarından öyle gelmiş, mesela Kuran’da başından sonuna kadar her şey akla ve mantığa uygundur yani, çok tutarlıdır. Mesela Allah diyor, “başlangıçta madde yoktu” diyor, “hiçbir şey yoktu” diyor. Bu akla uygundur ve bilim de bunu tasdik etmiştir sonradan. Ama bilim önce bunu reddetti, ama Kuran’ın doğru söylediğini sonra kabul ettiler. Mesela zaman da yoktu diyor Allah, zaman izafi diyor. Zaman da sonradan oluşmuştur. Bunu da bilim ispat etti ve sonra herkes kabul etti. Şu anda bütün dünya kabul etti. Ama Kuran bunu 1400 sene önce söyledi.
SUNUCU: “ Selamün aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Ben sizi inşaAllah çok seviyorum. Rabbim bizi sizinle dünyada da, Ahiret’te de bir ve beraber eylesin inşaAllah. Hürmet ve saygılarla, ellerinizden öperim. Benim iki sorum olacaktı, bir Cenab-ı Hakk’ın bir mucizesi olarak Hz. İsa (a.s.)’nın doğumu Hz. Meryem annemizin tertemiz olmasına rağmen Cenab-ı Hakk’ın dilemesiyle hamileliği günümüzdeki tüp bebek yöntemlerine işaret ediyor olabilir mi? En doğrusunu Allah bilir.” Birde ikinci sorusu var. “Tasavvufta Mehdi (a.s.)’ın Resulullah (a.s.)’ın 202 sıfatının bulunması ve bu sıfatlar bulunduğu zaman bütün şemali Resulullah (s.a.v.)’a benzemesi konusunda biraz anlatabilir mi sevgili Hocamız” Selçuk Yalçın.
ADNAN OKTAR: Selçuk Yalçın. Tüp bebek pek alakası yok işin doğrusu. Çünkü yani sperm olmadan hamile kalmıştır Hz. Meryem. Bu çok büyük bir mucizedir. Tüp bebekte biliyorsunuz sperm var. Sperm kullanılıyor. “Tasavvufta Mehdi (a.s.)’ın Resulullah (s.a.v.)’ın 202 sıfatının bulunması ve bu sıfatlar bulunduğu zaman bütün şemali Resulullah (s.a.v.)’a benzemesi konusunda biraz anlatabilir mi sevgili Hocamız” diyor. Mehdi (a.s.), Peygamberimiz (s.a.v.) “ahlakı bana benzer” diyor. Yani onun gibi böyle şakacı, ılımlı, akıllı, tutarlı bir insan Mehdi (a.s.). Fakat dış görünüm olarak benzemez diyor. Fizik olarak benzemiyor. Yani çünkü hakikaten Peygamberimiz (s.a.v.)’in alametleri dış görünümü, şemali şerifede vardır. Mehdi (a.s.) mesela Peygamberimiz (s.a.v) de geniş omuzluydu. Benzer yönleri söyleyeyim o zaman ben. Peygamberimiz (s.a.v) geniş alınlıydı, başı büyüktü mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, Mehdi (a.s.)’ın da başı büyüktür, geniş alınlıdır, o yönden benzer. Sırtında ki ben benzer, sırtındaki mühür Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e benzer. Peygamberimiz (s.a.v) de orta boyluydu o yönüyle benzer. Aslında Peygamberimiz (s.a.v) de geniş vücut olarak. O’nun karnı geniş, tabi omuzları geniş, geniş yapılıydı, pehlivan yapılıydı Peygamberimiz (s.a.v). O yönüyle benziyor. Peygamberimiz (s.a.v) ama simsiyahtı gözleri, siyah gözlüydü. Diğer detaylar Mehdi (a.s.)’a mahsus, mesela alnının çatma çizgisi olması. Ama kaşı yüksekti Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, Mehdi (a.s.)’ın de kaşı yüksektir, o yönden de benziyor. Yani gürdü kaşları Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Beyaz yüzlüdür Peygamberimiz (s.a.v), pembe beyazdır. Mehdi (a.s.) de öyle kırmızıya çalar beyazdır. Yani ikisi de arabiydi renkleri, ikisi de aynı ifade kullanılmıştır zaten, renkleri benziyor Peygamberimiz (s.a.v.) ile. Mesela Cübbeli onu saptırmaya çalışıyor. Halbuki bak Peygamberimiz (s.a.v)’de ki ifadeye dikkat ediyoruz “arabiydi rengi” diyor. Mehdi (a.s.)’a bakıyoruz “rengi arabiydi”, aynı kelime. Nasıl oluyor koyu esmer Mehdi (a.s.)’de oluyor da Peygamberimiz (s.a.v.)’i sorduğumuzda mesela Cübbeli Peygamberimiz (s.a.v.)’in beyaz olduğunu, kırmızıya çalar beyaz olduğunu söylüyor. Ama Mehdi (a.s.)’a gelince koyu esmer yaptı bir anda aynı kelime olduğu halde. Yani telaşından anladığım kadarıyla, telaş etmesine gerek yok. Ama “huyu benzer” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Mehdi (a.s.)’nin huyu bana benzer” diyor. Fakat o tabi sen bir hikmet var Caferi ve Şii kardeşlerimizin Mehdi (a.s.) anlayışını gündeme getiriyorsun, onu daha çok gündeme getirelim aslında. Çünkü o mutlaka çözülmesi gereken bir konu. Gerçi ben anlatıyorum, doğrusunu anlatıyorum. Oradan Caferi kardeşlerimizin istifade etmesi gerekiyor ama. Caferilikte ve Şiilikte inanç çok oturmuştur ve çok müesseseleşmiştir. Tek tek detay detay anlatmamız gerekiyor. Detaylı anlatırsak eğer çok güzel olur, çok faydası olur çünkü Hz. Mehdi (a.s.) konusunda onlar tam anlamıyla deli aşıktır. Bütün Caferiler, Şiiler Hz. Mehdi (a.s.) zuhur etmiş olsa İran yıkılır ben söyleyeyim. Allah vermesin bir kısmı vefatta da edebilir heyecandan. Hakikaten de öyle olabilir göreceksiniz. Kaldıramazlar, çok şiddetli heyecanlanırlar. Ama bu yanlış inançlarını tabi mutlaka düzeltmek gerekiyor, tashih etmek gerekiyor. Çünkü bir tane iki tane değil çok fazla, hepsi doğru hadisler fakat yanlış yorumluyorlar. Hepsi doğru. Mesela gaybeti var Mehdi (a.s.)’nin ama yüzyıllar sürmüyor, nereden çıkartıyorsunuz inşaAllah.
SUNUCU: Hocam afedersiniz mesela bir hadisi de yanlış yorumlayıp, şöyle bir hadis var: İbn-i Mace Fiten, 34 diye belirtilmiş, hadis şöyle “Mehdi (a.s.) bizdendir, Ehl-i Beytten’dir. Allah onu bir gecede ıslah eder.” Buradaki ıslah kelimesini Caferi kardeşlerimiz “Hz. Mehdi (a.s.)’ı Allah bir gecede affedecek, o çok takva birisi değil, bir gecede İslam’a iman edecek” şeklinde yorumluyorlar. Ama buradaki ıslah kelimesinde asıl doğru olarak yorumlanması şöyle; Mehdilik görevini yapacağı kişiliğe bir gecede büründürüyor Allah, yani bir gecede iman ettirmiyor ya da bir gecede affetmiyor Allah. Zaten takva birisi inşaAllah ama o bir gecedeki ıslah eder cümlesinin anlamı Mehdilik görevini yapacağı kişiliğe bürümesi ve hidayet külçesi haline getirmesi bir gecede.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Başka bir rivayette de; “Allah ona özel gizli bir ilim verir” diyor. “İnsanların bilmediği bir ilme kılavuzlanmıştır, o yüzden ismi de Mehdi’dir” diyor. Allah Vehbi bir ilim verecektir, özel bir ilim verecektir. Mesela “Arapça pek bilmez” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste Hz. Mehdi (a.s.) için. Vehbi ilmi olduğunu buradan da anlıyoruz. Ümmi olduğu anlaşılıyor yani o yönüyle ümmi. Fakat Ledün ilmi’ne, Vehbi ilme sahip olduğunu ve özel bir ilimle donatılacağı o rivayetten anlaşılıyor, o hadisten anlaşılıyor. En iyisi tabi bunların tek tek üzerinde durarak açıklamak hatta bununla ilgili bir kitap da hazırlanabilir, öyle bir kitap hazırlığı yapayım. İyi olabilir. Tabii çünkü çok samimiler, çok sevgi dolular ama yazık boş yere orada kullanamıyorlar, vakit de bitmiş durumda, zaman da yok bu kadar sevgilerine rağmen bakın “Mehdi (a.s.) geldi” dediler, ben söyledim, burada İranlı kardeşlerimizle konuştuk. Ahmedinejad Beyefendi’ye söyleyin dedim, yüzüme bakın dedim, bir şey bilmiyor olsam ayrı ama bir şey biliyor ki söylüyorum dedim, eminim dedim, Mehdi (a.s.) geldi dedim. Bunu açıklasın dedim Ahmedinejad. O açıkladı, resmi olarak söyledi “Mehdi (a.s.) geldi” dedi. Hürriyet sür manşet haber yaptı gördünüz mü bilmiyorum.
SUNUCU: Dikkat etmedik Hocam.
ADNAN OKTAR: Sekiz sütuna manşet birinci haberdi Hürriyet’te, “Mehdi (a.s.) geliyor” diye. Hamaney de açıklama yaptı onun arkasından “Hz. Mehdi (a.s.) geldi” diye, ama bakın yazık burada tıkandılar ben diyor bir ışık şeklinde gördüm diyor. Öyle değil işte Hz. Mehdi (a.s.) geldi. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine bakın oradan anlayın. Bütün alametleri saydım tek tek, bu mucizedir, yani çok nettir. 150 tane alamet oluşmuş artık bir tane iki tane değil ve muntazam silsile olarak meydana geliyor. Gaybı Allah bildiriyor dün konuşmuştuk, gaybı Allah peygamberlerine bildiriyor. Seçtiklerine, Allah onu elçi olarak görüyorsa bir kişiyi, ona gaybı bildiriyor. Biz bilmeyebiliriz elçidir de biz bilmeye biliriz, Allah bildiriyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e bildirmiş bütün detaylarıyla ve aynen dediği gibi de çıkmıştır. Hatta Chavez bile, Hugo Chavez, o da çıktı, söyledi. “Mehdi (a.s.) geldi” dedi sevinç içerisinde, “Hz. İsa (a.s.)’ı da bekliyoruz” dedi. Fakat bu yanlış bilgilerle milyonlarca insanın günahına girerler. Bediüzzaman bu konunun tam doğrusunu anlatmıştır. Asrın müceddidi derken ben abartmıyorum, tarafgirlik içerisinde değilim ben, samimi düşüncem ve gerçekte (hicri) 13. yüzyılın müceddidir ve çok büyük bir alim ve dedikleri doğru, anlattıkları doğru. Ona bu kadar saldırılmasının sebebi de zaten bu nedenden. Mehdiyetin pişdar bir neferi olması, öncü bir askeri olması, Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlaması ve “ben bu görevle geldim” diyor “Bediüzzaman benim vazifem bu” diyor. “Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlayacağım ben” diyor. “Kutsi çiçekler baharda gelir. Ben kışta geldim. Onlar baharda gelecekler” diyor. “Biz anladık ki bu görevimizle bu kutsi çiçeklere zemin izhar ediyoruz” diyor. “O tohumlar sünbüllenecek ve açacaklar Mehdi (a.s.) zamanında” diyor ve “bu daireyi genişletecek” diyor. “Küçük olan daire o zaman çok büyük genişleyecek” diyor Bediüzzaman. Dolayısıyla Bediüzzaman benim görevim bu derken, bu görevi anlamazlıktan gelmek olmaz. Ama birçok kişi anlamış demek ki. Baksana saldırdıklarına göre. Mesela muhteşem bir ifade “Belaüzzaman” demeleri. Bütün Müslümanlar Belaüzzaman’dır, samimi Müslümanlar. Zamanın belasıdır yani. Kime karşı? Tekrar ediyorum, küfre karşı alçaklara karşı, şerefsizlere karşı, haysiyetsizlere karşı, değil mi? İt kopuk takımına karşı, onların hepsinin Cehennem’ine vesile olacaklardır. Beladır tabii ki bu, Allah’tan gelmiş bir bela.
SUNUCU 2: Allah hepimize öyle bela olmayı nasip etsin o zaman Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, o yönde beladır tabi Müslüman. Ama Mümin’lere karşı rahmet ve ışıktır. Türk Ordusu da mesela küfre karşı bela, iyilere karşı rahmet, ışık ve güzelliktir. Hep tarih boyunca da böyle olmuştur. Allah’ın kılıcıdır adı üstünde, “vali kasa kılıçtır” diyor Türk Ordusu için Üstad, küfre karşı kılıç Müslümanlara karşı ışık ve nurdur Türk Ordusu inşaAllah. Evet.
SUNUCU 1: Biraz kitap okuyalım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Hadi bakalım. Ben açayım bu sefer sayfayı, sen de oku. Evet Hüseyin Hilmi Polat, İstanbul.
SUNUCU 1: İnşaAllah, Hüseyin Bey. ““Keza (N.b. Hammad) Ebu Said’ül Hudri’den tahric etti. Peygamber (s.a.v.) buyurdu: Mehdi’nin adı Benim adımdır.” “Tirmizi, İbni Mes’ud’dan sahih diyerek tahric etti. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: Ehli Beytimden bir adam idareyi ele alır. Onun ismi ismime uyar.” Resulullah (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’nin adı Muhammed’tir, Ahmet’tir dememiştir. Onun ismi ismime uyar demiştir. Uyması ayrıdır, aynı olması ayrıdır, öyle bir durum olsaydı peygamberimiz s.a.v. doğrudan ismi Muhammed’tir ya da Ahmet’tir derdi, demek ki bu izahta bir sır var bu sırrı Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.) huzur ettiğinde anlayacağız. Fakat Muhammed Mehdi ya da diğer ismiyle Ahmet, Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ye verdiği bir isimdir. Babasının ailesinin verdiği isim değildir. Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında ismi Muhammed Mehdi ya da Ahmet Mehdi olacaktır. Anne babadan gelen ismi ise Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ismine uyacaktır. Bu sırrı anlayacağımız vakit yaklaşıyor inşaAllah” demiş Hüseyin Hilmi Bey.
ADNAN OKTAR: Denktir diyor hadiste.
SUNUCU 2: “”Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek (yani iman edenlerin doğru yoldan sapmalarını engellemek) ve bu vazife hem dünya, hem her şeyi bırakmakla, çok zaman araştırma ile meşguliyeti iktiza ettiğinden, Hz. Mehdi (a.s.)’nin o vazifesini bizzat kendisi görmeğe vakit ve hal müsaade etmez.” Hadis-i şeriflerden ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin bu izahlarından Hz. Mehdi (a.s.)'nin bir nevi ümmi olduğunu, medrese eğitimi almadığını, medrese Hocası olmadığını, özel vehbi ilme sahip olduğunu anlıyoruz. Hz. Ali (r.a.)'nin rivayetine göre, “Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: Hz. Mehdi (a.s.) bizden Ehl-i Beyttendir. Allah onu bir gecede ıslah eder (yani tevbesini kabul eder veya feyizler ve hikmetlerle donatır)” Sünen-i İbni Mace.
ADNAN OKTAR: Evet. Mehdi (a.s.) biliyorsunuz ahkamda masumdur. Yani hata yaptığı yerde, onu doğrultucu bir Melek vardır diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Cibril (a.s.), Mikail (a.s.) ve İsrafil (a.s.) sürekli yanında Hz. Mehdi (a.s.)’nin. Dolayısıyla ahkamda masum olmasının sebebi budur şeklinde rivayette de açıklanıyor. İnşaAllah.
SUNUCU 2: Nurşen Gündüz, İstanbul’dan. “Hadislerde belirtilen , ‘gökten bir elin uzanıp, Şu Mehdi (a.s.)’dır , ona uyun’ demesi, TV ve internette görünecek olan Hz. Mehdi (a.s.)’ın veya Hz. İsa (a.s.)’ın eli olacaktır. Hadis-i şeriflerde ayrıca, yine internet, televizyon radyo gibi iletişim kanalları yoluyla her toplumun, Hz. Mehdi (a.s.)'nin sesini ve görüntülerini, kendi konuştukları lisanda tercüme edilmiş olarak dünyanın her yanından dinleyebileceklerine de işaret edilmiştir. Günümüzde de aynı bu şekildedir. Bu durum büyük bir mucizedir. “İkdu'd-Durer'de der ki: Bu ses bütün yeryüzüne yayılacaktır, her kavim kendi dilinden duyacaktır.” “Semadan, arz ehline samil olan bir ses ki, herkes bunu kendi lisanında işitir”. “Semadan bir ses onu ismiyle çağıracak ve doğuda, batıda hatta uykuda olan bile bu sesi duyacak ve uyanacaktır”.
SUNUCU 2: Şimdi Hocam, bu dünyada aslında gördüklerimizin gerçek olmadığını ve sürekli hani onları beynimizde yaşadığımızı söylüyoruz, anlatıyoruz.
ADNAN OKTAR: Dışarıda aslı var ama biz beynimizde görüyoruz, evet.
SUNUCU 2: Yani bir dış dünya var, ama biz o dış dünyaya asla ulaşamayız bu dünyada.
SUNUCU 2: İnancımız var. Ahiret’te peki bu nasıl olacak, yani biz dış dünyaya sonsuza kadar hiçbir zaman ulaşamayacak mıyız, gerçeğe?
ADNAN OKTAR: Bakın, Allah’ın kendini bildiği gibi, Allah’ı bilmek için haşa Allah olmak lazım. Bu da asla olmayacağı için, sonsuza kadar biz Allah’ın kendini bildiği gibi, Allah’ı bilemeyiz, sonsuza kadar.
SUNUCU 2: Sonsuza kadar bir sır olarak kalacak bu gerçek yani.
ADNAN OKTAR: Evet. Biz, biz, kul olmak bize yetiyor, yani biz kul olmaktan çok mutluyuz, sevinç içindeyiz. Yani Allah’ın bize öğrettiği kadarına da biz razıyız. Bize de zaten çok fazla şey öğretiyor Allah, çok fazla bilgi veriyor. Zaten bizim kaderimizdeki bilgilerin dışında bir bilgiye ulaşmamız mümkün değil, bu soruyu bile senin sorman, senin kaderinde olduğu için sordun sen. Allah sorduruyor sana. Yani sen kendinden bunu soramazsın zaten. Yani sonsuz evvelde bu soruyu sormuştun sen.
SUNUCU 2: Evet, Saffat Suresi’nde de, “sizi de, yapmakta olduklarınızı da, Allah yaratmıştır” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Ama insan kendisi konuştuğunu zanneder. Kendi samimi, o anda aklından geçen beyanı olduğunu zanneder. Tabii ki samimidir, ama Allah yaratır. Dolayısı ile bu sistem sonsuza kadar böyle devam edecektir. Cennet’te de yine aynı şekilde, dışarıda Cennet olacaktır, fakat Cennet’in aslı ile değil, mutlaka onun görüntüsü ile muhatap olacağız. Ama bu gerçeği bilir miyiz, bilmez miyiz bilmiyorum. Yani bu dünyaya mahsus Allah’ın özel bildirdiği bir bilgi de olabilir bu, yani sırf dünya için, dünyadan vazgeçmemiz için olabilir. Çünkü bu, biz, bu bilgi bildirilmezse, insanlar bunu bilmiyordu. Yani mesela ben bu bilgiyi vermeseydim, insanlar bunu bilmiyorlardı bunu. Biliyor muydunuz daha önce? Bilmiyordunuz. Ben söyledikten sonra bildiniz. Dolayısı ile şimdi siz bunu unutmuş olarak Ahiret’e gideceksiniz, yani birçok şeyi bilmeyerek gideceksiniz. Allah isterse bunu hatırlatır, bu bilgiyi. Ama istemezse hatırlatmaz. Hatırlatmazsa sonsuza kadar bilemezsiniz. Ama hatırlatırsa bilirsiniz. Ama burada dünyanın hakikatini bilmek, yani dünyadan geçmek açısından önemli bir delil olduğu için Allah bu bilgiyi bizlere ulaştırmış olduğunu anlıyoruz inşaAllah.
SUNUCU 2: İnşaAllah Hocam, teşekkür ederiz.
ADNAN OKTAR: Yani hırsımızı kırmak için, dünya hırsını kırmak için Allah gerçeğini göstermiş oluyor. Çünkü et, kemikten oluşan bir varlık, müthiş bir enaniyet ve kibir içinde oluyor görüyorsunuz dünyada insanları. Yani muazzam bir hırs oluyor, bu da çok büyük mucizedir. Mesela normalde çok zavallı olması lazım. Beyninin içinde bir görüntü olan bir varlık, etten, kemikten oluşmuş bir varlık, her gün aczini gören zavallılığını gören bir varlık, normalde çok ezik olması lazım yani çok mazlum olması lazım. Ama buna rağmen ne kadar şiddetli bir büyüklük hissi içerisinde görüyorsunuz, değil mi? Ne kadar enaniyetli ne kadar kendini büyük hissediyor şu aczine rağmen. İşte bu Allah’ın yarattığı bir mucizedir. Mesela sırf buradan bile, Allah’ın varlığını anlamak mümkün. Yani Allah’a iman için bu bile yeterli. Çünkü küfür de, her kim olursa olsun, Müslümanlar’da da bu enaniyet insanların üzerine çöküyor. Veli olan, güzel ahlaklı olan insanlar bundan kurtulabiliyorlar, ama insanların büyük bir bölümü bu belanın içine girerler ve kurtulamazlar. Kendilerini büyük görürler. Hatta ayette de der Cenab-ı Allah değil mi? Ne kadar, “dağlara erişemezsiniz” gibi, Cenab-ı Allah bu konuları kullarına bu şekilde bildirmiştir, mealen, yaklaşık.
SUNUCU 2: Halbuki Hocam aciziyetini hissetmeyen bir insan yoktur bence.
ADNAN OKTAR: Zaten hissetmesi ne olur, zaten görüyor yani. Yani, hayır şuuru tamamen kapalıysa ayrı mesele ama nasıl hissetmesin? Yani, değil mi? Hepsinin kendine has acz halleri vardır. Bir de yinel acz hali vardır.
SUNUCU 1: Bir şekilde hissettiriliyor zaten.
ADNAN OKTAR: Tabii, Allah mecburen ona hissettiriyor. Ama buna rağmen meydana gelen azamet, enaniyet, büyüklük hissi, gelecek hırsı, gelecek kaygısı, dinin menfaatlerini bir kenara bırakıp, dünyaya kavuşma hırsı çok şaşırtıcıdır. Yani en zor şartlarda bile dünyaya delice sarılma hırsı ki alenen belli. Yani tamamen Allah için yaşanması gerektiğini insan alenen, açıkça gördüğü halde değil mi? Dünyaya nasıl tamah edip, nasıl böyle çıldırmış gibi dünyaya yapıştıklarını insanların görüyorsunuz. Hatta dindar insanların bile bu belanın içine girdiğini görüyoruz. Hem de ne girme yani.
Evet Tahrim Suresi’ne devam edelim biraz daha. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer sizler (Peygamberin iki eşi) Allah'a tevbe ederseniz (ne güzel); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi.” Bak, “kalpleriniz eğrilik gösterdi” diyor Allah. “Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız”, Peygamber (s.a.v.)’e karşı, mesela bu çok büyük bir suçtur. Ama işte bak, kadın karakterinde bu olabiliyor. Yani hepsini tenzih ederim ama bir kısmında oluyor. “Allah, onun Mevlasıdır” Peygamber (s.a.v.)’e bak Allah diyor ki, “Allah, onun Mevlasıdır;” Yani Allah onun koruyucusudur. “Cibril (Cebrail (a.s.)) ve mü'minlerin salih olan(lar)ı da”. Salih Müminler de Peygamber (s.a.v.)’i destekliyor diyor. Sahabeleri kastediyor Cenab-ı Allah. “Bunların arkasından melekler de” diyor. Bak Peygamber (s.a.v.)’in hanımlarına Allah kimlerin Peygamber (s.a.v.)’i desteklediğini söylüyor. Yani onun arkasında böyle büyük bir güç var diyor. Ben varım, Melekler var, Müslümanlar var, değil mi? Cibril var diyor Allah. Burada bir tehdit var. “Ve onun destekçisidirler. Belki onun Rabbi, -eğer o sizi boşayacak olursa-” Ki mazAllah yani, çok büyük bir bela olmuş olur o. “Ona yerinize sizlerden daha hayırlı,” mesela bu, yani bu sözü bir insan duydu mu, yani yaşayabiliyorsa yani eğer o karakter, o kişilikle yaşayabiliyorsa, olağanüstü bir şeydir o yani. İki büklüm olur insan bu sözlerden sonra. Ki inşaAllah düzelmişlerdir bu ayetlerden sonra. “Ona yerinize sizlerden daha hayırlı müslüman, mü'min, gönülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler' verir” diyor Allah. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı biraz üslup değişmiş yani orada anladığım kadarı ile hanımların bir kısmının. “Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun,” şeytandan Allah’a sığınıyorum, “ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır” bak Allah burada tehdit ediyor ayetle, “üzerinde oldukça sert, iri cüsseli, güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.” Yani al ateşin içine koy dediğinde, yapar yani, istediğin kadar yalvar. O, aksini bilmez Melek. Yani aksinden etkilenmez, yani acıma hissi bilmez. Yani çünkü Allah’ın emrine göre hareket ederler. Çünkü o şeytani acıma olur, Melek öyle bir şey yapmaz. Allah’a itaat ediyor. Aldığı gibi koyar içerisine. “Ey inkar edenler, bugün özür beyan etmeyin. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz.” Cehennem ehlinin özelliğini anlatıyor Allah. “Ey iman edenler, Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin”. Bakın bu ayetlerin hepsinde tehdit var. “Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar.” Bak, Allah kurtuluşu da gösteriyor. Tevbe edin, kurtulun diyor. “O gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar-parıldar.” Bak koşma ile, yani bir ışık, yanlarında ışık hareket ediyor. “Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz Sen, her şeye güç yetirensin. Ey Peygamber, kafirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı 'sert ve caydırıcı' davran.” Yani müthiş bir tehdit değil mi? “Onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir dönüş yeridir o. Allah, inkar edenlere, Nuh'un eşini ve Lut'un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı;” Peygamberler ile evli bu kişiler. “Ancak onlara ihanet ettiler.” Ahlaksızlık yapıyorlar. “Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar.” Yani peygamber ama eşi kadın ahlaksız. “İkisine de: "Ateşe diğer girenlerle birlikte girin" denildi.” Her ikisinin eşi de Cehennem’dedir. Lut (a.s.)’un da, Nuh (a.s.)’un hanımları da. İkisi de Cehennem’deler. “Allah, iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani demişti ki: "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar.” Mesela bak, Firavun çok gösterişli bir adam. Saray, binlerce hizmetçi, ne yapmak istiyorsa serbest kadına. Zaten yani sınırlı, çok az olan mal ve mülk içersinde, muazzam imkanları var. Bakın hepsinden vazgeçmiş kadın, mübarek. Ben diyor Hz. Musa (a.s.) ile çölde onunla gitmeye razıyım diyor ve “Cennet’te bir ev istiyorum Ya Rabbim Sen’den” diyor, başka bir şey istemiyorum, o kadar. "Rabbim bana Kendi Katında, cennette bir ev yap;.” Ki Hz. Musa (a.s.) yaşlı idi o zamanlar. 80 yaşında falandı hatırladığım kadarı ile, eğer yanlış bilmiyorsam. “Beni Firavun'dan ve onun yaptıklarından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar." Bakın, müzik, eğlence, cariyeler, köleler, yani muazzam bir ortamı kadın bırakıyor, Allah’ın rızası için. Mesela genç kocası da, 80 yaşında Hz. Musa (a.s.) ile beraber, çöle beraber gidiyorlar Allah rızası için. “İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz ona ruhumuzdan üfledik. O da Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O, (Rabbine) gönülden bağlı olanlardandı” diyor Allah. Aşk ile bağlı olanlardandı diyor Allah.
SUNUCU 2: Böyle şeyleri de ancak Allah’a olan aşk mümkün kılar zaten Hocam değil mi?
ADNAN OKTAR: Onun için, yani klasik kadın kafası değil, yani Müslüman kadın kafasının önemini Allah Kuran’da açıklıyor.
SUNUCU 1: Siz anlatırken bir ayrıntı da dikkatimi çekti. Az önce dedi ki Hocam arada, demek ki iman etmek genetik bir kod değil.
SUNUCU 1: Peygamber eşi iman etmeyebiliyor, Nemrut’un eşi. Firavun’un eşi iman edebiliyor.
ADNAN OKTAR: Ona kalırsa bütün Müslümanlar peygamber soyundan geliyor zaten, Hz. Adem (a.s.)’den geliyoruz.
SUNUCU 2: Evet, hepimiz peygamber çocuğuyuz bir yerde.
ADNAN OKTAR: Evet, bu günkü programımızda bitmiş gördüğüm kadarı ile. Yarın hangi kanaldayız?
SUNUCU 1: Yarın 22.00’den itibaren Harunyahya.tv internet sitemizden bizi izleyebilir izleyicilerimiz. Aynı zamanda Kocaeli TV ekranlarından da bizi takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Kocaeli TV’den de naklen canlı yayın var diyorsun. Tamam. Saat 10’da yarın akşam, inşaAllah.
SUNUCU 1: Programımızı bitirelim inşaAllah o zaman.
SUNUCU 1: Değerli izleyenler, bugün de programımızın sonuna geldik. Yalnız yarın yine bu ekranlarda olacağız. 22.00’den itibaren Harunyahya.tv internet sitemizden bizi takip edebilirsiniz. Aynı zamanda Kocaeli TV ekranlarından da takip edebilirsiniz.
Soru ve görüşlerinizi ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine yine gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden de Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz indirebilirsiniz. Sizleri selamların en güzeli olan Allah’ın selamı ile uğurluyoruz. İnşaAllah sohbetimiz devam edecek. Harunyahya.tv’de görüşmek üzere hoşça kalın.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...