SUNUCU: Tekrar merhaba sayın izleyicilerimiz. Bu sefer yanımda Sayın Adnan Oktar ve Altuğ Berker var. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim sizler de hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Berker’im neler konuşalım?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam siz nasıl uygun görürseniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benden önce ne anlattı Hocalarım?
SUNUCU: Atomdan bahsettiler, bu hassas dengeden, düzenden bahsettiler.
ADNAN OKTAR: Kainattaki. Aslında atom yavaş yavaş, teker teker en küçük parçasından itibaren ele alınması gereken bir konu. Yani bir programda atomu bitirmek doğru olmaz. Atomun bir bölümünü, mesela onda birlik bölümünü ya da yirmide birlik bir bölümünü işlemek lazım. Çok şiddetli harikadır atom. Yani hücreden daha karmaşık, daha akıllıdır. Mesela bilgisayar gibi akıllıdır atom. Çünkü hız çok yüksek, saniyede 50 bin km hız yapıyor parçacıklar dönerken elektronlar. Veyahut işte nötronlar, şunlar bunlar yani hareketli parçacıklarda bir yüksek hız var. Bunun birbirleriyle çarpışmaması, birbirine dokunmaması bir kere başlı başına bir olay. Çünkü o kadar sürat içerisinde mutlaka çarpışma olması lazım. O kadar hızla giden bir arabayı düşünün, bir de şöförü olsa mutlaka bir yerlere bindirir. Bir de bu intizamsız hareketlerle dönüyor ayrıca, intizamsız hareketlere rağmen çarpmıyor. Yani çekirdek etrafında dönerken. Bunun mesela tek başına ayrı bir incelenmesi gerekiyor bu konunun. Tam neler anlattıklarından bana biraz örnek verebilir misin? Aklında kalanlardan.
SUNUCU: Bu bahsettiğiniz gibi elektronların dönmesinden ve çarpışmamasından bahsettiler. Dünya mesela Ay’a göre çok fazla büyük ama, Dünya’ya göre çok fazla daha da büyük olan başka yıldızlar, gezegenler var bunlardan bahsettiler.
ADNAN OKTAR: Evet mesela uzay tek başına ayrı ele alınması lazım. Mesela büyük yıldızların konumu insanlar tarafından tam değerlendirilmiyor. Bir kısım insanlar tarafından. Uzayın iyi kavratılması gerekiyor. Ama tabii asıl beynimizin içindeki uzay çok önemlidir. Çünkü dış uzay ayrıdır, bir de iç uzay vardır. İnsanın beyninin içindeki uzay vardır. Asıl beyninin içindeki uzay asıldır. Dış uzayla insan hiç muhatap olmaz. İç beynindeki uzayla muhatap olur. Beyninin içindeki atomlarla muhatap olur, dışındaki atomlarla muhatap olmaz. Mesela biz dışarıdaki güneşle hiç muhatap olmayız. Dışarıdaki güneşe göre hareket etse insanlar, dışarıda güneş simsiyah. Ona zaten güneş demezler ve ısısı da yok. Isı bir algı biçimi. Mesela “ne kadar güzel güneş bizi ısıttı” diyoruz ama, algıdan dolayı öyle ısıttı diyoruz. Yani atomların titreşimini vücut o şekilde algılıyor. Yoksa dışarıda ısı diye de bir şey yok. Yani soğuk-sıcak kavramları bize göre oluyor. Biz algılıyoruz öyle. Algılanmadığında dışarıda normalde soğuk-sıcak diye bir şey yok. Güneş nötr hiçbir şey hissedemezsin. Mesela güneşin parlaklığı, çok şiddetli bir parlaklığı var gözü kör eder. O kadar şiddetli parlaklığı var. Ama bizim beynimizdeki yapısı öyle, bizim beynimiz öyle görüyor, gözü kör edecek parlaklık olarak. Beynimizin içindeki kör olan göz, yani ışıktan dolayı kör olan göz beynimizin içinde. Yani burada bir acayiplik, hayret edilecek bir durum var. Çünkü güneşe baktığımızda bilim adamlarının hepsi ittifakla söylüyorlar güneş zifiri karanlık, tamamen karanlık. Sadece dalga yayıyor güneş biliyorsunuz. Biz onu ışık olarak algılıyoruz. Mesela güneşte muazzam patlamalar oluyor, müthiş sesler çıkıyor deniliyor. O da bir algı biçimi. Normalde güneşte çıt yok, hiç ses yoktur. Biz onu o şekilde algılarız. Güneş gökyüzünde tüy gibi uçuyor. Yani kaç ton olduğunu, ne kadar ağırlıkta olduğunu falan herkes bilir, tahmin eder yani güneşin. Mesala aya bakan, “ne kadar hoş ışığı var” diyorlar, o da bizim beynimizde oluşuyor. Mesela “limon ne kadar hoş bir tadı var, kokusu var” diyoruz, öyle bir şey yok. Limonun hiçbir tadı, kokusu olmaz. Beynimiz onu o şekilde algılıyor. Yani vücut o şekilde algılar. Dolayısıyla bütün bu algıları alan ruh. Allah ruhta bunları meydana getiriyor. O zaman biz ruha döneceğiz. Yani çünkü asıl yaşadığımız hayat o olduğuna göre, asıl beynimizin içinde yaşadığımıza göre, o zaman ruhumuzla asıl muhatap olmamız gerekiyor. Hayır onu da anlatırız yani, ruh dışındaki dünyayı da anlatırız da insanlara pek bir şey ifade etmez o kadar. Çünkü saydam maddeden bahsedeceğiz, simsiyah karanlık güneşten bahsedeceğiz, simsiyah aydan bahsedeceğiz değil mi? Mesela Kuran’da da güneşin ve ayın kararmasından bahseder. Yani buna da bir telmih, bir işaret var, yani bu konuya da bir işaret var. Normal dışarıda karanlık zaten inşaAllah. Biz öyle görüyoruz. Yanlız bunun tabii bilinme oranı çok çok düşük. İnsanlar bir de bunu fazla düşünmek istemiyor. İnsanlar ertesi gün yapacağı işler, işte okulu varsa dersleri, evlenmek istiyorsa işte adamı nasıl ikna eder veyahut bayanı nasıl ikna eder, ev nasıl kurmaya çalışır onlar, öbürü gümrükte mal sıkıştıysa onu nasıl çektirebilir o, öbürü mesela hastalığı varsa onu nasıl tedavi ettirebilir. Allah herkesi bir şeyle meşgul ediyor. Halbuki asıl dikkat edilecek şey Allah’tır. Yani çok kısa süre kalacağız biz, gümrükten malları çeksek bile, kısa süre sonra ölüyor gümrükten malı çeken insan. Evlenen de kısa süre sonra ölüyor. Tedavi olan da kısa süre sonra ölüyor, yine ölüyor. Mesela diyor ki, “ne güzel tedavi oldum, zımba gibiyim” diyor, kısa bir süre sonra yine ölüyorsun. İnşaAllah öyle bir konu olmuyor yani. Onun için ölüme göre, sonsuz hayata göre hazırlanmanın en akıllı hareket olduğu açık belli. Çünkü Allah kendisiyle ilgilenilmediğinde, “Ben de onlarla ilgilenmem o zaman” diyor Allah. “Onlar Beni unuturlarsa Ben de onları unuturum” diyor. Ama tabii haşa “Allah beni –haşa- unutursa unutsun” diyorsa adam, işte o zaman cehennemin ortamı oluşmuş oluyor o şahıs için. Cehennemden Kuran çok detaylı bahsediyor. Oradaki acılardan, oradaki ızdıraptan çok açık bahsediyor Allah. Fakat Ahirette tam karşılığıdır ceza. Yani adam mesela birini yaktı ise Allah da onu yakar. Haşlayarak öldürdüyse, Allah onu haşlayarak öldürür. Canını yakar yani. Veya mesela döverek öldürdü ise, onu da orada döverler, Ahirette döverler. Yani mutlaka kısas vardır, karşılığı vardır. Ahiretin özelliği budur, tam karşılığı. Ama sevap da Allah “on misli veririm” diyor. İnşaAllah. Cehennem deyince tabii her yeri ateş, her yeri kaynayan su tarzında değil. Yer yerdir. Yani oradaki hakeden insanların durumuna göredir o. Yoksa Cehennemin genelinde iç sıkıntısı olan, karanlık, rahatsız edici ve Cennete göre kıyaslandığında canını çok yakan bir sistemdir aslında. Yani sürekli Cenneti görebiliyorlar çünkü. Cennetin rahatını, huzurunu, zevklerini, muhteşemliğini görüyorlar. Kendi hayatlarının berbatlığını da görüyorlar. Yani o Cehennem mahallelerini, karanlıklığını, kirini, kötülüğünü, pisliğini, insanların çirkinliğini görüyorlar. Ve zamanın uzun olması da o sıkıntıyı meydana getiriyor. Ama buna rağmen yine dik başlılar. Allah’a karşı yine iman etmiyorlar. Yine tavırları ters. Fakat bu Cehennem en ziyade Müminlere yarar. Onlara pek yaramaz. Yani küfrün pek muhatap olduğu bir şey değildir Cehennem. Müminler için çok önemlidir Cehennem. Yani en büyük etkiyi Müminlere yapar. Küfür zaten onu kabul ediyor Cehennemi ve azabı da. Allah, “azaba da ne kadar dayanıklıdırlar” diyor Allah ayette. Çok dayanıklılar. Yani etkilenmiyorlar. Yine aynı züppelikleri, aynı terslikleri. Fakat Mümin çok şiddetli etkileniyor Cehennemden. Mümin için Cehennem, Cennette çok büyük bir nimettir. Yani en büyük nimetlerdendir. Çünkü Cehennemle kıyaslar Cenneti. Cennet onun için mesela birse, o zaman milyon olmuş oluyor Cehennemle kıyasladığında. Müthiş zevk alıyor o zaman Cennetten, kıyasla. Onların o pis hayatını, onların berbatlığını falan gördükçe sonsuza kadar Cennete doyamıyor. Sürekli bir muhabbeti artıyor. Yani zevkini arttıran Cennete karşı iştiyakını, muhabbetini, Allah’a hamdini arttıran çok mühim bir sebeptir. Yani küfür zaten açıklanıyor, Allah “hayvanlar gibidir, hatta hayvanlardan da aşağıdırlar” diyor. Şimdi böyle bir mahluk ne anlayacak Cehennemden yani? Anlıyor da işte kendisine göre anlıyor tabii. Mesela “gözü görmez” diyor Allah, “kulakları da işitmez, kalp gözleri de kördür” diyor. Garip bir mahluk. Ama Müminin gözü de görüyor, kulağı da işitiyor, kalp gözü de açık, Allah’ı da çok seviyor. Allah’ı da demeyeyim, Allah’ı çok seviyor. Allah affetsin. Şimdi onu gördüğünde insan nasıl etkilenir? Mesela hastaneye giden insanla sağlıklı bir insan haline şükrederek çıkar hep hastaneden. Değil mi, mesela böyle yaralıları gördükçe, kendisini de sağlıklı görünce bütün dertlerini unutur. “Aman Allah’a hamdolsun, Allah bana böyle bir dert vermedi” der. Fakir fukarayı, böyle perişan insanları gören bir insan orta halli ise “Allah’a hamdolsun, Allah böyle de beni yapabilirdi” der. Haline şükreder. Yani kıyasla olur bu, kıyas çok önemlidir. Mesela insanlar arasında da, insan birisini severken diğer kişilere kıyasladığı için seviyor. Kıyas olmazsa çok acayip bir şey olmaz yani, vasat görürsün, sıradan görürsün. Mesela bir insan -helali olarak- güzel bir kadınla karşılaşıyor, neye göre? Güzel olmayan kadınlara göre güzel olmuş oluyor. Yoksa normalde yine güzel değil o. Yani o anlamda, Cennete göre güzel değil. Cennet kadınlarına göre. Mesela Cennet kadınlarının yanına koysan acayip görünür, çok çok acayip görünür. Onun için mesela Peygamberlere, birçok kişiye Cennet gösterildiğinde nefesleri kesiliyor. Yani muazzam farkı görmüş oluyorlar. Onun için mesela, onu tarif ederken müthiş tarifler oluyor. Mesela “bir kadının saç teli bile gelse Cennetten dünyayı aydınlatır”. Yani o aradaki muazzam farkı vurgulamak için. Teşbih suretinde söylenmiş bir sözdür bu. Dolayısıyla Cehennemin asıl görevi Müminlerin mutluluğunu arttırmaktır. Mesela, azabı insanların azabını da gördükçe, ahlaksızların ezildiğini gördükçe, hem Allah’a hamdedecekler, bir de “ya ben böyle olsaydım, Allah beni korudu” diye, Allah’a karşı sevgisi, Allah’a karşı muhabbeti artacaktır. Buradaki sırrı ben açıkladım. Bakın diyorum, Cehennem Müminler için en büyük nimetlerdendir. Cennet en büyük nimettir onlar için, en büyük nimetlerdendir. Allah’ın tecellisi en büyük nimetlerdendir. Ama Cehennem de Müminler için özel yaratılmış, kıyas için yaratılmış bir yapıdır. İnşaAllah. Yani Allah “Allah size azap yapıp da ne yapsın?” diyor Allah ayette. Yani Allah azabın “Ben azabın taliplisi değilim” diyor. “Ben azaptan hoşnut olan, ona karşı bir eğilimi olan değilim Ben” diyor Allah özetle. Anlamanız için söylüyorum yani Allah tabii ki böyle bir üslup kullanmaz. Fakat insanların anlaması için böyle bir üslup kullanmam gerekiyor. “Allah insanlara zulmetmez” diyor mesela ayette Allah. Mesela bunlarda hep sır var. Bak “Allah insanlara zulmetmez” kesin net ifade. “Ancak insanlar kendilerine zulmediyorlar” diyor Allah. Değil mi, çok net bu ifade. Bak “Allah sizin azabınızla ne yapsın” diyor Allah. Bak burada da bir sır var. Onun için biraz düşünenlere, ehl-i tefekküre, derin düşünenlere ben anlayacakları şekilde sır olarak bilgileri veriyorum. İnşaAllah. Küfür tam karşılığını alır ve Mümin de bundan çok hoşnut olur. Mesela kızını adam yakarak öldürmüş, Cehennemde onu görüyor. Onun yandığını görüyor gönlü tam rahatlamış olur. Yani Allah’ın intikamını aldığını gördüğü için gönlü rahatlar. Yoksa zaten o içinde bir uhde olarak kalmış oluyor. Allah’ın adaleti tam tahakkuk edince içi rahatlamış oluyor. İnşaAllah. Ama tabii bakın eğer sır yönüne gidersek, biraz daha ileri gidersek, her şeyi yaratan Allah’tır. Yani tamamını yaratan Allah’tır. İnşaAllah. Hep hikmetle yaratılır, hayırla yaratılır. Ama ledüni yönünü insanlar o kadar göremezler. Mesela trafik kazası olur, hemen trafik kazası yapan şöföre saldırır insanlar. Halbuki trafik kazasıyla alakası yok onun. Yani Azrail (a.s.) alır canı. Halk ikinci aşamada Azrail (a.s.)’ın can aldığını söyler, Azrail(a.s.)’a karşı saygılıdırlar. Ama Azrail(a.s.) de değildir canı alan. Allah alır canı. Fakat perde perdedir. İnşaAllah.
Ben Hızır (a.s.)’ı gündeme getirdikten sonra Hızır (a.s.) her yerde gündem olmaya başladı. Herkes Hz. Hızır(a.s.)’dan bahsetmeye başladı. Özellikle Habertürk’te bahsettiler ve bahsediyorlar. Fatih Altaylı Mehdi(a.s.)’a bayağı bir merak sarmış. Bayağı merak ediyor Mehdi(a.s.)’ı. Yani demek ki yakından ilgileniyor. Oradaki vatandaş kimdi konuştuğu kişi? Bir yazar vardı, sarışın bir vatandaş. İsmini bilmiyorum. Sen biliyor musun?
ALTUĞ BERKER: İzlemedim Hocam ben.
ADNAN OKTAR: Ona bazı sorular soruyor ama, arada sırada da o Fatih Altaylı’yı uyarıyor böyle üslubunu daha iyi düzgün yapması için. Ki haklı da yani. Ama Mehdi(a.s.)’ın geleceğini o arkadaş da açık açık ifade ediyor. Ve 2012’nin kova çağının başlangıcı olduğunu, yani kova burcunun etkisine gireceğini dünyanın, kova çağına gireceğini ve dolayısıyla müsbet bir çağ olduğunu, olumlu bir çağ olduğunu, altınçağ olduğunu ve İslam’ın dünyaya hakim olacağını dolaylı yoldan anlatmış oldu orada, izah etti. Agarta’dan bahsetti.
ADNAN OKTAR: Hz. Hızır(a.s.)’ı tabii çözmeye çalışıyorlar, ben o zaman bir parça daha bilgi vereyim.
ALTUĞ BERKER: Çok iyi olur, çok merak edenler oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Hz. Hızır(a.s.)’ın özelliği İslam’a ileride zarar vereceğini gördüğü, düşündüğü, kişileri veyahut cisimleri, mesela bu bina olabilir veyahut bir bölge olabilir, bir arazi olabilir. Etkisiz hale getirmekle mükelleftir Hızır(a.s.). Bir de Hızır (a.s.) bir işi yaparken sürekli zamanın içine girip çıktığı için Hızır (a.s.)’ın bulunması, tespit edilmesi de mümkün değildir. Mesela burada bir vazifeyi yapar, birden zamanın ve mekanın dışına çıkar yok olur. Normal vatandaş görünümündedir, insan görünümündedir, sen anlayamazsın. Vazifesini yapar gider. Onun için dinsiz masonlar Hz. Hızır (a.s.)’dan yani haşa Allah’tan korkar gibi, hatta daha şiddetli korkarlar. Yani Hz. Hızır (a.s.)’dan çok canları yanmıştır onların. İman da edemedikleri için, yani bir mana de veremedikleri için Hz. Hızır (a.s.)’a, yani ne olduğuna bir mana veremedikleri için, onlar çünkü şeytanla bağlantıdalar. Yani şeytanı ezen bu gücün ne olduğunu anlayamıyorlar. Sadece korkuyorlar, panik haldeler. Mesela bak 99’da Türkiye’de şeytan tam anlamıyla dehşete düştü ve şeytan taraftarları yenildiler 99’da. Ne olduğunu onlar biliyorlar. Yani zamanı gelince kendileri anlatacaklar. Yani gördükleri harikaları, akıl almaz olayları, onların açısından akıl almaz, bizim açımızdan akıl alacak olayları biliyorlar. O kadarını söyleyeyim. Bir daha söylüyorum bakın Hızır (a.s.), Kuran’daki ifadede de bunu görüyoruz cismi isterse kullanılmaz hale getirebilir. Mesela farzedelim bir gemi; kullanılmaz hale getirir. Veyahut bir bina; kullanılmaz hale getirir. Veyahut bir insan, insanı da işlevsiz hale getirebilir, yani o şekilde söyleyeyim. Ama İslam’a ve dine ileride zarar vereceğini düşünüyorsa. Yani öyle bir şeyi onda gördüyse, yapıyı gördüyse, vahiy ile hareket eder ve yapar. Onun için, yani mesela Mehdi (a.s.) karşıtlarına karşı bir güçtür Hz. Hızır (a.s.). Yani Mehdi (a.s.) düşmanlarını durduran bir güçtür. Ve görünüp kaybolan bir güçtür. Yani Mehdi (a.s.)’ın bu kadar başarılı olmasının nedenlerinden biri de budur, yani Mehdi (a.s.)’a yardım eden bir varlıktır Hz. Hızır (a.s.). Hz. İsa (a.s.) da yardım eden bir varlıktır. Devlet kuruluşlarında görev alıyor, devlet yıkılışlarında görev alır. Zaten Hızır (a.s.) Kıssası’na bakan bunu görür. Yani “Biz bir ülkenin yıkımına karar verdiğimizde, bir buluşma vakti tayin ettik” diyor Allah. Bu buluşma Hz. Hızır (a.s.)’ın ve o devrin vekillerinin; üçlerin, yedilerin, kırkların yaptığı toplantı. Agarta dedikleri de, tabii bizim bildiğimiz binalarda toplantı yapmıyorlar yaptıkları vakit. Yani onlar için yerin katmanları, yerin altı da mekan olmuş oluyor. Yer altındaki mağaralar da onlar için mekan olmuş oluyor. Çünkü yani maddenin içine hulul etme özellikleri var, maddenin içine girip çıkabiliyorlar, duvardan girip çıkabiliyor. Cin gibi aynı, cinlerde de vardır o. Mesela cinler de yer altı mağaralarında gezerler. Agarta denilen olay budur; yani yeraltı mağaralarındaki hayattır, oradaki yapılan toplantılar. Bir de onların Şambalaları var, yani onların karşılığı şeytan. Şeytanın güruhu. İşte deccaliyet budur, Şambala ekibi. Aslında ölen deccal denilen olay, şeytandır. İnsan şeklinde zuhur ediyor, insan zannediyorlar, öldürülen o olmuş oluyor. Yani onun fikir sistemi tamamen öldürülmüş oluyor. O normalde kör, perişan, böyle biçimsiz bir insan şeklinde tezahür ediyor. Mesela bak, Lucifer mi ne, ona bir şeyler diyorlar o dedelerine? Ateist masonlar, Darwin’in bütün öğretilerini Lucifer’den öğrendiğini söylüyorlar, getireyim kaynağını, göstereyim. Bütün detayları ile onu yönlendiren Lucifer’dir diyor. Darwinizm’i ona anlatan, onun bu konularda çalışmalar yapmasını sağlayan buydu diyor. Dedesi de, Erasmus Darwin’de masondu, bu da mason, ikisinin de belgesi var bende. Ateist masonlar. Dolayısıyla bunların en başı şeytan oluyor. Şeytan insan şekline bürünüyor, deccal denilen varlık budur işte. Bir de bunun ekibi oluyor işte, yer altı ekibi oluyor, buna şambala deniyor, ekibi var bunun. Bu, bu yüzyılda yenildi işte, garibanlaştılar. Yani Agarta denilen şey Hz. Hızır (a.s.)’ın ekibidir. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’ın ekibi. Yenilmiş oldular. Şimdi bu yenilme 2012’den itibaren açık ve aleni görülecek, bu arkadaş da aynısını söyledi. “2013’te ani bir gelişme görülecek” dedi. Benim dediklerimin aynısını tekrar ediyor. Aynı üslup. Fatih Altaylı da büyük bir hayranlık ile dinliyordu. Etkilenmiyor gibi yapıyor ama, ana konusu bu, müthiş etkileniyor Fatih Altaylı. Gece-gündüz düşündüğü konu bu. Dolayısıyla deccal takımı, yani Şambala takımı, yahut işte şeytanın takımı, şu an iki büklüm vaziyetteler. Böyle bir ani vuruş olacağını bilmiyorlardı. Mesela bak Hz. İsa (a.s.) da göğsünü gere gere faaliyet yapıyor, durduramıyorlar. Mehdi (a.s.) de görevini yapıyor, onu da durduramıyorlar. Yani bu, mağlubiyetin adıdır işte. Ve İslam ve Müslümanlar muazzam bir atağa geçtiler şu an. Agarta iddia edilen Egenekon Örgütü’nün en çekindiği yapıdır. Onların, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yapılanmasının adı “Şambala”dır asıl. Yani yer altında bunlar yapılanıyorlardı. Yani yeraltı mağaralarında bunların şeytanları. Onları çağırıyorlar, onlardan bilgi alıp, ona göre hareket ediyorlardı. Mesela bak 3 milyon Müslümanı katletme emrini almışlardı şeytandan. Liste hazırladılar, bakın listeyi, o listeyi yer yuttu. Bak o kadar söyleyeyim, o listeyi yer yuttu, yani yok şu an. Ve bundan dehşet düştüler. Yerin altında kaldı. Bunu kendileri bilirler. Eğer onların ağababalarına sorarsanız bilirler. İnşaAllah. Anladılar ki bir olağanüstü olay ile karşı karşıyalar. Şu anki garibanlıklarının, zavallılıklarının nedeni de o. Tam anlamı ile panik havasındalar. Yani şeytan bunlara ihanet etti adeta. Şeytan kendi derdine düştü, o kaçacak delik arıyor şu an. Ahir zamanda ilk defa şeytanın ölümü vardır. İşte hadislere bakın görürsünüz, şeytanın ölümünden bahseder, Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde, bu olay gerçekleşti. Baş edemiyor şu an şeytan. Bütün milleti adamlık dininin içine sokmuştu, insanları egoist, bencil yapmıştı, sevgiden arındırmıştı yani sevgiden uzaklaştırmıştı, arındırmıştı demeyeyim Allah affetsin. İnsanlara birbirini öldürme hissi vermişti. Anarşi ve terörü zemin olarak tam geliştirmişti. İnsanlarda birbirine karşı nefreti geliştirmişti. Şeytanın görevi sonuçlanmak üzereydi, bir anda tepe taklak oldu. Bak 1. Dünya Harbi’ni, 2. Dünya Harbi’ni yaptırdı. 350 milyon insan kanı akıttırdı, şeytanın en çok istediği şey insan kanıdır. Su gibi, yani insanın nasıl suya ihtiyacı varsa, şeytanın da kana ihtiyacı vardır. Yani kan ile Allah’a kendisini ispat etmeye çalışıyor. Dedi ya ilk başta Allah’a “ben ateşten yaratıldım, Sen onları topraktan yarattın” dedi. Haşa böyle Allah’a karşı böyle dik başlı bir üslup ile konuştu. Şeytan klasik züppedir, tam psikopattır klasik. İnsanlarda da bu tecelli eder, aynısı tecelli eder. Mesela züppe bir insanda, çakal bir insanda şeytan tecelli ediyordur, aynısıdır. Yani o şeytanın bir küçük şubesidir. Şeytanın etkisi ile onu yapar. Mesela cinayet işleyenler, kan dökenler, gasp yapanlar, ahlaksızlık yapanlar, insanların canını yakanların hepsi şeytanın etkisindedirler ve onun bir askeri olurlar. Yani bütün zulüm yapan sistemde biz bunu görürüz. Mesela Hitler’de de bu vardı, Mussolini’de de bu vardı, satanistlerde bu vardır, it-kopuk takımında bu vardır. Mesela züppe, çakal dediğimiz tiplerde vardır. Satanistlerde özellikle bu zulüm ruhu, bu insanlık dışı sevgisiz ruh vardır. Bu şeytanın etkisi ile oluryor. Şeytan onların beynine etki eder, onların haberi bile olmaz bazen. Yani şeytan onun beynine ilka ediyor, ilham ediyor, vahyediyor şeytan, o şeytanın vahyi ile hareket ediyor. Mesela şeytan onu aptallaştırır haberi olmaz. Bitkinleştirir şeytan, haberi olmaz. Mesela unutkan hale getirebilir şeytan. Beynine etki eder, unutkanlaştırır. Veyahut onu saldırganlaştırır, bir anda vahşileşebilir. O kendi de şaşırıyor sonra. “Bilmiyorum, ben bunu nasıl yaptım bilmiyorum” diyor Mesela cinayetlerde birçok kişi söyler. “Ben sadece ilk başta bu sözü hatırlıyorum”, yani onu cinayete iten sözü hatırlıyorum diyor. En son “şu an karşınızdayım, yani karakolda ben kendime geldim, haberim yok” diyor. “O aşamaları, ara aşamaların hiçbirini hatırlamıyorum” diyor, şeytanın kontrolüne girdiği için. Yani bütün vücudu şeytanın kontrolüne giriyor, hakikaten de hatırlamıyor. Ama bünyesini şeytana müsait hale getirmiş, şeytan ile içiçe yaşayacak hale gelmiş. Çok kolay teslim oluyor şeytana. Allah Kuran’da diyor ki şeytan için, “onun, Benim samimi kullarım üzerine etkisi yoktur” diyor. Ancak Allah’tan korkmayanlara onun etkisi var ve tam adamı oluyorlar, askeri oluyorlar. Şeytan taraftarları da kendilerini çok uyanık zanederler, çok akıllı zanederler. Mesela bir Faşist kendisini çok akıllı zaneder. Mesela bir kominist zulüm yaptığı vakit, kan döktüğü vakit çok akıllı olduğunu zanneder. Veyahut mesela bir fahişe kendisinin çok doğru yolda olduğunu, akıllı ve uyanık hareket ettiğini zaneder. Yahut bir hırsız, hırsızlıklık yaparken şeytanın etkisi ile yapar, çok doğru hareket ettiğini düşünerek, kendisinin çok kurnaz olduğunu, zeki olduğunu, üstün olduğu için bunu yaptığını, insanlarında saf olduğunu, o yüzden bunu beceremediklerini düşünür. Halbuki doğrudan şeytanın ilkası ile hareket ediyor. Şeytanın ilhamı ile hareket eder. Beynindeki merkezleri kontrol altına alıyor şeytan. Mesela hafif bir etki yapıyor, bir parça etki yapıyor, vahyediyor, “ben çağırdım” diyor zaten şeytan Kuran’da, “siz de geldiniz” diyor. “Ben sizi mecbur etmedim” diyor. “Sadece tavsiye ettim, ben size yap dedim, sen de yaptın” diyor. Vahyedildiğinden haberi olmaz. Mesela Allah da insanlara vahyeder, Müslümanlar’a vahyeder, onun da insan farkına varmaz. Vicdan denilen his, Allah’ın vahyidir. Mesela doğru bir şeyi hissettiğinde insan, doğruyu yapması için Allah ona vahyeder. Ama şeytan da vahyeder, nefsi ve aklı zayıf olan şeytanın vahyine uyuyor, ona göre hareket ediyor. Mesela kadına evlilik teklif ediyor, kadın red ediyor. Şeytan diyor ki, “git satırla doğra” diyor. Adam son derece makul görüyor bu fikri, gidiyor hakikaten satır ile gidip doğruyor ve senelerce mesela ömür boyu da hapis yatıyor. Ama şuuru tamamen kapanmış yani, şeytanın etkisinde olduğu için. Mesela bu tip vakalarda bakın, bütün hepsinin ifadesi aynıdır. Belirli bir vakte kadar olayı hatırlar, belirli bir olaydan sonrasını hatırlamaz. Yani yüzde 99’u böyledir, şeytan beynine hükmettiği için, şeytanın etkisine girdiği için. Mesela ani kavgalarda, arabadan birden atlıyor adam, ağzını, burnunu kırıyor, cam, çerçeve kırıyorlar. Birbirlerini işte ya kurşunluyorlar, yahut bıçaklıyorlar, bir şeyler yapıyorlar, kan gövdeyi götürüyor. Ne var diyorsun ortada? “Hiçbir şey yok” diyor. “Niye yaptın” diyorsun, “yaptık işte, bilmiyoruz” diyorlar, şeytanın etkisi ile. Mesela gazetelerde çıkar, “sudan yere” der, değil mi böyle? Mesela “kan aktı”. Mesela bir köyü gidiyorlar tarıyorlar, 70 kişiyi birden öldürüyorlar köyde. “Niçin” diyorsun, “falanca köydeki kızı biz istedik, adamlar vermeyeceğiz dediler” diyor. Şeytan vahyediyor onlara, “gidin hepsini öldürün” diyor ve bunu yapıyor adamlar. Halbuki gayet makul bir şey, o nihayeti insan, istemiyorsa istemiyordur yani. Bir Müslüman düşünür bunu aklı ile, yani sevgiye dayalı bir şey olacağına göre adam seviyorsa zaten bunu gösterir. Demek ki sevmiyormuş yahut kalbi ısınmamış, kabul etmiyordur, tamam gayet makul bu konu biter. Ama şeytan öyle söylemiyor. “Seni adam yerine koymadı” diyor. “Senin haysiyetini, şerefini beş para etti, gururunu yok etti, seni öldürdü bu, sen de git onu öldür” diyor. Anlaşıldı mı? “Bu konuda düşünme” diyor. Mesela adam düşündü mü, “düşünecek bir şey yok” diyor. “Yap sen gerisine karışma” diyor. Onun için milyonlarca psikopat oluşmuştur dünyada şeytanın etkisi ile. Yani bu klasik psikopat, manyak dediğimiz gibi yahut işte marjinal tipler dediğimiz tipler hep şeytanın etkisinde olan tiplerdir. Mesela neo-naziler, dazlaklar hep böyle şeytanın figürlerini vücutlarına işletirler değil mi? Mesela geçenlerde de bir bizimle uğraşan o satanist kılıklı bir kız var, kılıklı değil adam zaten satanist. Bir de Müslümanım diyor. Satanist şapkası gibi bir şey geçirmiş kafasına. Baktım Baron buna apar topar sahip çıktı, hemen anında. O gün ben onu eleştirdim ya, Baron’dan talimat, “hemen bunu kurtarın. Hoca eleştirdi, işte ne yapıyorsanız yapın”. Kibarcığın karşısına çıkarttılar bunu, görenlerin kanı iliği çekildi. Dediler “hakikaten öyleymiş” dediler. Yani böyle sanki Şambalanın takımından gelmiş gibi, insanın kanı iliği çekiliyor, Allah elinden, yüzünden nuru almış. At hırsızı gibi bir tip. Ve dönüp dolaşıp bakıyorum: “sen niye Darwinizm ile uğraşıyorsun?” Yani bana çattığı konu bu, dönüp dolaşıp bunu anlatıyor. Darwinizm aşağı, Darwinizm yukarı. Kendisi barlardan çıkmıyormuş, övünerek anlatıyorlar. Bana ders veriyor. İşte ima ederek falan feşmekan. Kendisi oturmuş, o tarz bir şeyler hazırlamış, yani detay vereceğiz ama şimdi yakışık almayacak böyle. İyi ama buradaki işte saplantısının Darwinizm olması çok hayati. Demek ki şeytanın en bunaldığı konu Darwinizm. Ben de ne yaparım o zaman? Şeytanın değil mi, beynine beynine balyoz gibi indireceğiz demektir.
Bu gün yine bir atış vardı, serbest atış, yine Darwinizm ile ilgili. “Bir tane daha bulduk fosil” bilmem ne falan. Yine baktım, yine mükemmel bir hayvan. Yine altın oran ile yaratılmış, yine simetrik, soyu tükenmiş bir maymun türü bulmuşlar. Havalara hopluyorlar insanın atası bulduk diye. Bu kaçıncı insanın atası iddianız sizin? 150 yıldan beri ata buluyorsunuz, fakat ata ata ata, bir türlü atmaktan vazgeçmiyorlar. Sürekli bir atış var. “Ata bulduk, ata bulduk”, bırakın şimdi bunları. Bir kere proteini açıklayamıyorsunuz siz en başta. “Proteini uzaylılar yaptı” diyorsun. Kardeşim bundan sonra sen nasıl devam ediyorsun sen daha yani? Ara fosil var mı diyoruz, yok diyorsun. Türü tükenmiş hayvan bulmak, bu yaratılışı ispat eden bir delildir bu. Çünkü 100 hayvan türünden 99 tür kaybolmuş, canlı türünden. Mesela 100 kedi türü varsa, 99’u gitmiş, bir kedi türü kalmış. Mesela 99 kurbağa türü gitmiş, bir kurbağa türü kalmış. Mesela farz edelim 150 kurbağa türü varsa, bunun efendim, 99 kısmından biri olmuş oluyor bu. Şimdi bunları birbirine sıraladığında iri kurbağalar var, uzun kurbağalar var, ne bileyim kafatası büyük olan kurbağalar var, yassı olan kurbağalar var. Şimdi sen bunu bir dizersen, kendi kafana göre envai çeşit evrim masalı meydana getirebilirsin. Ama bunların hepsinde ortak özellik ne? Simetrik olmaları, altın oran ile yaratılmaları, kusursuz kemik yapısına, kusursuz bir kas yapısına sahip olmaları. Çünkü diyorlar ki “yumuşak doku olmaz, yumuşak dokular yok”. “Asıl yumuşak dokularda evrim oldu” diyorladı, bakın kuşluklarına bir kısmının, amberleri ortaya koyunca konu bitti.
Nedir, bitiyor mu televizyon programımız? Bitti? Tamam bittiyse biz de bitirdik o zaman. Haydi bakalım.
Yarın neredeyiz? Gaziantep Olay TV’de var. Yarın evet 22:00’de var. İnternetten tabii biraz sonra başlayacağız. İnşaAllah gece programına başlayacağız.
Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...