SUNUCU1: Merhabalar sevgili izleyenlerimiz, yine bir gece sohbetleri programı ile daha ekranlarınızdayız. Bu akşam bizleri Gaziantep Olay Tv ekranlarından izlemektesiniz ve yine Harunyahya.tv sitemizden yayınımızı takip edebilirsiniz inşaAllah. ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden soru ve görüşlerinizi bizlere iletebilirsiniz ve Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerimizden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz inşaAllah. Evet bugün yine çok kıymetli Hocamız Sayın Adnan Oktar ile birlikteyiz. Hoş geldiniz Hocam programımıza.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Bir de Merve isimli çok sevimli bir misafirimiz var. Evet. Sorular hazırlamışsın sen gördüğüm kadarıyla bir hayli.
SUNUCU2: Hazırladım evet.
ADNAN OKTAR: Bakabilir miyim?
SUNUCU1: Tabii ki Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. “Hocam geçen gün televizyonda Türkiye’de kadınlar üzerinde yapılan bir araştırmadan bahsediliyordu. Araştırma sonucu Türk kadınlarının yüzde 75 oranında dindar oldukları ortaya çıkmış”. Ne yüzde 75’i en az yüzde 95’tir maşaAllah. “Hocam benim sorum şu: kadınlarımızın dindarlığını arttırmak için neler yapmalı?” Gülşen Sönmez, Bolu’dan.
Canım kadın, çocuk, ihtiyar, yaşlı, erkek herkes dindar olması lazım. Çünkü din zaten açık bir gerçek. Allah’ın varlığı çok ortada olan bir durum. Bir de Allah bizden sadece şükretmemizi istiyor. Güzel huylu olmamızı istiyor, güzel ahlaklı olmamızı istiyor. Yani olabilecek en pozitif, en iyi, en hoş şeyleri bizim için istiyor. Dolayısıyla dindarlıkta insan bir fedakarlık yapmış olmuyor ki, dindarlıkta bilakis insanın her türlü lehine olan, menfaatine olan, iyiliğine olan güzellikler üzerine gelmiş oluyor. Çünkü hayatı disiplinli oluyor. Mesela müşkülattan kaçınıyor, uyuşturucu kullanmaz, zararlı içkiler kullanmaz, kimseye kötülük yapmaz, iftira atmaz, oyun oynamaz. Mesela bak, şimdi kadınlarımızla ilgili, dindarlıkla ilgili sormuşlar. Mesela kadınların en çekindiği şeylerden birisi kendilerine iftira atılmasıdır. Çünkü bir kadını Allah esirgesin mahveder bir iftira. Mesela gayet güzel giderken, namusu ve haysiyeti ile yaşarken, mahallede bir çakal çıkıyor, diyor ki; “o şunları şunları yaptı, ben eminim, gözümle gördüm” diyor ve kızcağızı mahvediyor, etrafa yayıyor. Kuran buna çok kesin, sert bir tedbir almıştır Cenab-ı Allah. Allah diyor; “dört tane adil şahit olmadıktan sonra bir kadının aleyhine bir şey söylenemez” diyor Allah ayette, dört. Ve gözüyle görecek, fiili bir durumu görecek yani fiili. Onun dışında zaten bir şey diyemiyorsun. Ancak fiili ilişki halindeyken görürse söyleyebiliyor. Onda da kişilerin salih, samimi, hiç yalan söylememiş insanlar olması gerekiyor. Yani yalancılığı ile tanınan adam yine olmuyor. Candan insan olacak, doğru insan, samimi insan olacak ve yalan söylememiş insan olacak. Aksine Cenab-ı Allah; “eğer böyle bir sözü etrafa yayarsa bir kişi, ona seksen sopa atın” diyor. Bu dünyadaki cezası, düşünün. Kuran işte kadınlara koruyucu bir perde oluşturmuş oluyor, Cenab-ı Allah, değil mi? Onlara bir söz söylenmesin, onlar psikolojik bir baskı altına alınmasın, manevi tahribata tabi tutulmasınlar, üzülmesinler diye Cenab-ı Allah böyle bir tedbir almış. Erkekler içinde aynı şekilde hepsi, kadın, erkek. Mesela iftirayı Allah; “güzel bir zanda bulunup”, hüsn-ü zanda bulunup “bu apaçık bir iftiradır demeleri gerekmez miydi?” diyor Allah, bir Müslüman’a bir laf söylendiğinde. Hatta Cenab-ı Allah diyor; “bir fasık”, bak, Allah direk fasık olarak söylüyor, “size bir haber getirdiğinde onu etraflıca araştırın”. Sakın inanmayın diyor Allah, yani onun getirdiği habere inanmayın. Çünkü neden fasık oluyor? Daha delili yok, delili yokken söylemiş oluyor. Bunu söylemesiyle zaten fasık olmuş oluyor o. Çünkü neye göre söylüyorsun sen? Dört tane salih Mümin olması lazım, şahit olması lazım gözüyle gören. Böyle bir şey yok. “Ben duydum” diyor. Zaten fasık olduğu için, Allah “etraflıca araştırın ve sakın inanmayın sözüne” diyor. Tahkik edin, yani gözünüzle görün, kulağınızla işitin ondan sonra Müslüman’ın hakkında bir laf söyleyin diyor. O, işte güvenli bir ortam demektir. Mesela Hz. Mehdi (a.s.) devrinde kadınlar “Şam’a kadar, Mekke’ye, Medine’ye tek başına giderler” diyor hadiste. Bu ne demektir? Demek ki; Allah güvenliğin üzerinde duruyor, huzurlu ortamın üzerinde duruyor. Bizim rahat etmemizi, güvenlik içinde olmamızı istiyor. Cennet’e girenler için Allah diyor; ilk şey “selam, güvenlik içinde girin, esenlik içinde girin”. Bak ilk söylenen bu. Hemen ilk verilen garanti ne? Bizim burada yiyip içireceksiniz, eğleneceksiniz, neşe bulacaksınız demiyor Cenab-ı Allah. İlk güvenlik içindesiniz diyor, güvenlik. Yani öldürülmezsiniz, saldırılma olmaz, hakarete uğramazsınız, korkutulmazsınız, tedirgin edilmezsiniz, bir kötü girişimde kimse bulunamaz. İnsanların en çok aradığı şey budur. Onun için mesela biz dışarı çıktığımızda, öyle bir ortam meydana geldiki Darwinizmin etkisiyle; yani bu çok vahimdir. Geçende de bir devlet büyüğü de açıkladı; “en büyük terör budur” dedi. Bakın “en büyük terör,” yani insanların birbirine güvenememesi, “en büyük terör budur”. Muazzam çekiniyor insanlar. “Acaba ne yapacak, saldıracak mı, tacizde mi bulunacak?” Mesela birbirlerine bir ikramda bulunuyorlar, ikramdan bile tedirgin oluyorlar. Halini hatırını soruyor. “Acaba niye halimi, hatırımı sordu?” diyor, değil mi? Güler yüz gösteriyor. “Ne oldu acaba, bir şey mi oldu?” diyor.
SUNUCU1: Hocam bu Ahir Zaman’da da çok artmış durumda gerçekten.
ADNAN OKTAR: Ama haklılar da, haklılar yani benim gördüğüm dünyada yüzde 99’una güvenilecek gibi değil. Bir tek bizim milletimiz güzel huylu, sevecen, hoş insan. Mısır’a gidiyor insanlar, korku içindeler, yani hiçbir şekilde insanlara güvenilmiyor kimin nerede, ne olacağı belli değil. Mesela Pakistan’a gitsen, orada da güven içinde değilsin, değişik ortam. Müslüman bir ülke ama güvence yok, rahat edemiyorsun.
SUNUCU1: Evet bu güvenceyi de inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.) sağlayacak inşaAllah, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii, bütün İslam aleminde inşaAllah sağlayacak. Ama tabii onun gelişinden önce de bütün gücümüzle samimi olarak gayret etmemiz gerekiyor, ortamı rahatlatmak için inşaAllah. Uzun soru sormuş kardeşimiz. Ben dedim ki; uzun soru sormayın, rica ediyorum dedim, kısa olursa daha iyi olur. “Hayırlı geceler Sayın Adnan Hocam. Adon veya Adonay isimleri beklenen kişinin ismi” Ama şimdi bunu söylersek biraz acayip olur. Onu söylemeyelim en iyisi. Çünkü uzun uzun bunun savunmasını yapacağım o zaman, olmaz. “Değerli Hocam, Economist Dergisi Türkiye’nin Afrika kıtasına yönelik son yıllarda yaptığı açılımları överek, ilk kez Türk Cumhurbaşkanı’nın Kamerun ve Kongo’yu ziyaret ettiğini yazdı. Economist’te Türkiye İslam dünyasının liderliğini tekrar sahiplenmeli sözleri yer aldı.” Zaten öyle. “Hocam, Türkiye’nin öncülüğünde kurulacak olan Türk-İslam Birliği dünya çapında dikkat çekiyor. Sizin anlattıklarınızla oluşan bu fikir için yapılan her çalışma bizi çok mutlu ediyor, saygılar”. Benim anlattıklarımla oluşan bir fikir değildir bu, çok eskidir. Ta Atatürk’e dayanır, efendim ta Abdülhamit’e dayanır. Yani Türk-İslam Birliği fikri ilk benim ortaya koyduğum bir fikir değildir. Rahmetli Alparslan Türkeş bunun için bütün ömrünü vermiştir. Muhsin Yazıcıoğlu bütün ömrünü vermiştir, rahmetli, onu rahmetle anıyoruz.
SUNUCU1: Evet Allah rahmet eylesin.
ADNAN OKTAR: Dolayısıyla ama biz hakikaten böyle deli dolu olayın içine girdik işin doğrusu bu. Bir kısım insanlar belki belirli siyaset anlayışından dolayı temkinli bir üslup kullanıyor. Ama ben siyasetçi olmadığım için çok rahat bir üslup kullanıyorum ve hırslıyım yani çok hırslıyım, belki bu fark olur. Ama yoksa bütün partiler bu görüştedir, büyük bölümü bu görüştedir. Mesela Saadet Partisi de öyledir, Türk İslam Birliği’ni savunur. Büyük Birlik Partisi aynı şekilde, MHP aynı şekilde, AK Parti de aynı şekildedir, aksi yoktur. CHP de aynı şekilde içten içe savunur işin doğrusu.
SUNUCU1: Türk-İslam Birliği’ni mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, hayır demez. Özellikle Türk Birliği’ni ister. Ama açık, resmi politika olarak istemiyor olabilir ama için için isterler. En azından Deniz Baykal ister onu biliyorum, ona garanti verebilirim. Yani niye oldu demez, öyle bir teklif gelse rahatsız olmazlar, direnç göstermezler.
SUNUCU1: Türk Birliği için mi, Türk-İslam Birliği için mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Türk-İslam Birliği için. Direnç göstereceklerini sanmıyorum. Yani eğer o güç oluşuyorsa, Türkiye’de genel olarak o güç oluşursa buna karşı mücadele veririz demezler. Müspet bir şey çünkü, olumlu bir şey. Tam da amacı açıklanırsa, faydası, hayrı açıklanırsa bir sorun çıkmaz. Şimdi şöyle Deniz Baykal samimi açılımlar yapıyor, partinin içerisinde bazı sivri tipler ona karşı tavır alıyorlar. Ama Deniz Baykal’a bırakmış olsalar çok olumlu tavırlar gösterebilir onu söyleyeyim. Yoksa tabii ki Marksist eğilimli insanlar var, Darwinistler var, materyalistler var CHP’nin içinde. Onlar direnirler ama CHP’nin tabanı dindardır. Mesela Anadolu’ya gidin, CHP’li hacı dedeler vardır çok fazla, camiden çıkmazlar ama CHP’lidir, yani zemini dindardır. Parti yönetiminde belki böyle materyalist, Darwinist insanlar, ondan dolayı biraz bu kuşkulu bir görünüm veriyor. Fakat parti tabanına sorsanız CHP’nin parti tabanı ezici olarak en az yüzde 70’i Türk-İslam Birliği’ni ister.
SUNUCU 1: İnşaAllah, bu çok mutlu etti Hocam bizi.
ADNAN OKTAR: Evet, parti tabanı ister. Yönetimin üzerindeki bazı tipler önemli değil, o kadar önemli değil, parti tabanı önemlidir. Girin siz camiye çok fazla CHP’li çıkar, çok çok fazla. Anadolu’da köyler vardır böyle, tabii hep dindardır. Sana iyi bir örnek vereyim. Mesela benim babam da CHP’liydi fakat dindardı, dine eğilimliydi. Yani tam anlamıyla yaşamasa da dine eğilimliydi. CHP üyesiydi. En başlangıç dönemlerinden üyeydi, CHP’ye üyeydi. Dedem de mesela böyle CHP’ye karşı çok ciddi eğilimi vardı dedemin, ama çok dindardı, beş vakit namazındaydı. Onun için tabanı esas almak lazım. Fakat tabii partinin tavanındaki, yönetimindeki materyalist, Darwinist kesimin de gittikçe eridiğini görüyoruz, bu da bir gerçek. Bak geçenlerde açıklama yaptılar. Dediler ki; “Türkiye’de sol kalmadı. CHP artık sol bir parti değil” dediler. Bu, ne demek bu? Türkiye’deki solu kim ortadan kaldırdı bunu herkes bilir. Darwinist, materyalist sistemi kim yıktı, herkes bilir. Söyleyeyim mi? Söylememe gerek yok.
“İyi akşamlar Hocam, geçen akşamki sohbetinizde Hz. Hızır (a.s.)’ın duvarcı ustası olduğundan bahsetmiştiniz. Hocam, benim sormak istediğim acaba sırları hala çözülmeyen Mısır Piramitleri’nin yapımında Hz. Hızır (a.s.) görev yapmış mıdır? Hürmetlerimi sunarım” Kerem Cantaş. Fakat şunu söyleyeyim; böyle demeyeyim de Hz. Hızır (a.s.), Hz. Süleyman (a.s.) zamanında da görevdeydi. Hz. Süleyman (a.s.)’ın zamanında mühim görevler almış bir insandır Hz. Hızır (a.s.). Süleyman (a.s.)’ın mühründe iç içe geçmiş iki üçgen vardır. İsrail de şu an onu bayrak olarak kullanır ama Osmanlı’da da bu amblem olarak kullanılan bir işarettir. Hz. Davud (a.s.)’un mührü olarak bilinir, Hz. Süleyman (a.s.)’ın mührü olarak bilinir. İç içe geçmiş iki üçgen. Bir üçgenin ucu yukarı doğrudur, bir üçgen aşağı doğrudur. Bunu aynı şekilde Hz. Hızır (a.s.) da kullanır. Hz. Hızır (a.s.)’ın da mührüdür bu. Tabii, Hz. Süleyman (a.s.)’ın mührüdür, Hz. Hızır (a.s.)’ın da mührüdür. Tabii sembolik anlamları da var. Mesela yukarı doğru üçgenin anlamı ayrıdır, aşağı doğru olan üçgenin anlamı ayrıdır. İki zıt düşünce vardır biliyorsun, biri şeytanın taraftarları, biri Rahman’ın taraftarları. Onların üslubuyla Agarta taraftarları, bir de şambala taraftarları, yani şeytanın taraftarları. Agarta, Hz. Hızır (a.s.)’ın taraftarları için söylenir. Hatta iddia edilen Ergenekon Örgütü de kendilerinin Agarta taraftarı olduğunu iddia ediyorlar, biliyorsunuz. Yazışmalarından o çıkıyor. O bir aldatmaca, direkt şambala taraftarı onlar. Fakat bir aldatmaca olarak onu kullanıyorlar. Hatta bayraklarında da o altı köşeli yıldızı kullanıyorlar. O da bir aldatmacadır. Yani Hz. Hızır (a.s.)’ın mührünü kullanıyorlar kendi kafalarınca. Aldatmaca için mesela masonik semboller de kullanıyorlar, pergel ve iletkiyi de kullanıyorlar. Hatta Türk milliyetçilerini de kandırmak için kendilerince, kurt başlığını kullanıyorlar bayraklarında. Bunların hepsi bir aldatmacadır. Direkt bunlar Şambala taraftarı, şeytanın taraftarıdırlar ve mağlup olmuşlardır. Yani ateist, materyalist, Darwinist düşüncedeydiler ve mağlup oldular.
SUNUCU 1: Hocam, peki Yahudilik’teki simgesi nedir, anlatmak istediği şey?
ADNAN OKTAR: Aşağı doğru üçgen muhtemelen kötülüğü remz ediyor, kötülüğün yıkılışını temsil ediyor, tepetaklak olmasını. Yukarı doğru olan üçgen de başarıyı temsil ediyor. Ama piramitlerin yapımında tabii ki olağanüstü bir bilgi kullanıldığı açık görülüyor. Fakat Hz. Hızır (a.s.)’ın asıl görevi, Hz. Musa (a.s.)’nın döneminde de saray içinde de görevliydi, Hz. Hızır (a.s.). Mesela diyor ki; “koşarak bir insan geldi” diyor, Hz. Musa (a.s.)’a haber veriyor. Mesela bu kişinin kimliği belirtilmiyor. Kuran’da söyler, sadece o kadar belirtiliyor, “koşarak bir şahıs geldi” Hz. Hızır (a.s.)’a bilgi veriyor.
SUNUCU 1: Kuran’da kim olduğu belirli olmayan çok şahıs geçiyor, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Mesela koşarak gelir, bir bilgi verir, söyler. Mesela Kehf Suresi’nde de vardır bu. Orada da bir şahıs “içlerinden birisi” der. Ben şimdilik çok çok çok kapalı anlatayım. Sonra eğer ileride icap ederse daha detaylı, geniş anlatırız inşaAllah. Ama o devirde masonluk da görevdeydi. Hz. Süleyman (a.s.) devrinde de, Hz. Musa (a.s.)’nın devrinde de görevdeydiler. Fakat negatif gücü temsil ediyorlardı, yani negatif gücü temsil ediyorlardı. Bunlara karşı inşaAllah bu sistemi tamamen ortadan kaldıracak tek bir sistem vardır, Mehdiyet’tir. Yani Mehdi (a.s.)’nin sistemidir. İlk defa tarihte şeytan mağlup oluyor. Hadislerde bu açık açık belirtilir. Son zamanda, Ahir Zaman’da ilk defa şeytan mağlup olmuş olacak, inşaAllah.
“Selamün aleyküm, sevgili Seyyid Adnan Hocam, Darwinistlerin sesi kısıldı artık. Allah’ın izniyle Darwinizmin tamamen başını ezip yok etme zamanı. Elimizde internet gibi bir nimet varken Hocam, Darwinizm gibi akımlarla Allah yolunda mücadelede bize ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz? Allah bizleri yolundan ayırmasın”, Bilal Yavuz. Yavuz Sultan Selim gibi demek ki, Hz. Bilal gibi, maşaAllah. En önemli şeylerden birisi benim internet sitelerimin bir kopyasını alıp internet sitelerinde oluşturmaları. Benim siteme gönderme yapmaları değil, yarın öbür gün ne olur, ne olmaz, benim sitem kapanabilir, kapatabilirler, bir şey yapabilirler ama diğer siteleri kapatmaları mümkün olmaz. Tamamen olmasa da kısmen o sitelerden oluşturmalarında çok büyük fayda var. Küçük küçük, büyük büyük de olabilir. Yahut tam aynısını, birebir benim sitemin aynısını da yapabilir. Ben ondan bir telif hakkı istemiyorum zaten, biliyorsunuz öyle bir şey yok. İzinsiz, tamamen izinsiz yapabilirler. En güzel bu olur ama acele etseler de etmeseler de bir on yıl bekleyecekler, en az bir on yıl bekleyecekler. Allah’ın zamanı kullanması vardır, bunu görecekler inşaAllah. Mesela altı köşeli yıldız Osmanlı bayraklarında da daha önce vardı, Osmanlı bayraklarında vardı, yani denizci Osmanlı kuvvetlerinin bayraklarında vardı daha önce, Hz. Hızır (a.s.)’ın, Hz. Süleyman (a.s.)’ın mührü olarak. Dolayısıyla onu sadece İsrail’e has bir alamet olarak görmek doğru değil, sırf onlara mahsus bir şey değildir aslında. Mesela Mescid-i Aksa’nın bulunduğu bölge Musevilerce de kutsal ama bizim için de kutsal. Mesela Hz. İbrahim (a.s.)’in mezarı var. Museviler için de kutsal ama bizim için de kutsal. Dolayısıyla Hz. İbrahim (a.s.)’e Musevi Peygamberidir diye bir şey almak isteyen tavırlar oluyor, garip hareketler oluyor. Bunlar çok çok yanlıştır. Mesela hatta geçenlerde diyor ki, ilginç bir tip var, televizyon programlarında bazen görüyorsunuz internette; “bakın Harun ve Yahya isimlerini almış” diyor, “Harun ne?” diyor, “Yahudilerin Peygamberi” diyor, süper akılsız, “Yahya, Hıristiyanların” diyor. H
Oradan şüphelenmiş, yani bunun çirkin bir hareket olduğunu söylüyor. “Niye Harun ve Yahya ismini aldı?” diyor.
SUNUCU 1: Sadece kendi akıllıymış gibi böyle bir izlenimi var.
ADNAN OKTAR: Süper ahmak, klasik ahmak, halbuki İslam peygamberidir, her ikisi de İslam Peygamberidir.
ADNAN OKTAR: “Bast-ı zaman, tayy-ı mekan nedir?” diyor. “Maddeciler maddenin ezeli olduğunu savunuyor, bu iddiaya nasıl cevap verebiliriz? Cansız, şuursuz, iradesiz varlıklara uluhiyet izhar etmelerine nasıl cevap verebiliriz?”
Maddenin ezeli olduğunu söylüyorlardı ama bu Bing Bang Teorisi’nden sonra onların o iddiası ortadan kalktı. Modern fizik onların iddiasını tamamen çürüttü biliyorsunuz. Şu an ayakları yere basmış durumda. Yani Darwinizme, materyalizme biz darbe vurduk ama daha önce en büyük darbeyi oradan aldılar. Yani maddenin sonsuzdan gelip sonsuza gittiğine inanıyorlardı, maddenin başlangıcı olduğunu gördüler. Orada güçleri tamamen kırılmış oldu.
SUNUCU 1: Evrenin giderek genişlemesi bu da bir kanıtı olmuştu.
ADNAN OKTAR: Onu geçen gün bizim çocuklar anlattılar, ayrı özel bir konu olarak anlattılar. Ama bugün günümüzde kimse inkar etmiyor maddenin başlangıcı olduğunu. Materyalistler de ağlaya ağlaya kabul ediyorlar. Yani mesela Karl Marks’ın falan zamanında maddenin sonsuzdan gelip sonsuza gittiği iddiası vardı. O zamanın bilimsel gelişmesi zayıf ve güçsüzdü. Çok ilkel şartlarda bilim yapıyorlardı. O kafayla öyle iddialarda bulundular. Ama sonra bilim gelişti. Gerçekleri çok iyi gördüler, bir kere maddenin başlangıcının olması, Allah’ın varlığının dışında açıklaması mümkün değildir. Çünkü yokluktan birden evren oluşuyor. Nasıl açıklanabilir bu?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Yok, yani hiçbir şey yok daha önce, yani zaman da yok, mekan da yok daha önce. Sıfır hacimdeki bir şeyden oldu diyor. Sıfır hacim ne demektir? Yokluk demektir.
SUNUCU 1: İnatla da sıfır hacimi kullanıyor Hocam sanırım.
ADNAN OKTAR: Evet onu da artık herhalde gururlarından kullanıyorlar. Çünkü sıfır demek sıfır anlamına gelir, yani yokluk anlamına gelir.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Neml Suresi 48. “Şehirde dokuzlu bir çete vardı,” iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün de yönetimi dokuz kişiden oluşuyor ve en büyük, Türkiye tarihindeki en büyük çete yapılanmasıdır. “Yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı”. Onlar da yani hem Türkiye’de, hem İslam aleminde ve diğer yerlerde de bozgunculuk çıkarıyorlar, dirlik, düzenlik bırakmıyorlar hakikaten. Yani anarşi ve teröre sebep oluyorlar. Bak “aralarında Allah adına and içerek, dediler ki:” iddia edilen Ergenekon Örgütü de, kendisini aynı zamanda Müslümanmış gibi de gösteriyor, Allah’tan da bahsediyorlar. Ama aynı zamanda ateist olduklarını söylüyorlar, Darwinist olduklarını söylüyorlar. Hem milliyetçi olduklarını söylüyorlar karmakarışık bir yapıları var.
Bakın, "gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim”, bak kahpelik yapmak için bir sistem bu, gece. Gecenin özelliği ne? Delil bırakmamak, görgü şahidi bırakmamak. “Mutlaka ona ve ailesine,” ailesine yani çevresine. Ona derken bir şahıstan bahsediliyor. Yani o devrin Mehdi’sine, o devirdeki kutup kimse ona. Yani şeytani güçlerin bir eylemini Allah burada anlatıyor. “Bir baskın düzenleyelim, “Sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık”. Demek ki yalancı şahitlik yapmak, iftira atmak, oyun oynamak küfrün bir özelliği. “Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söylüyoruz diyelim”. Bir de gerçekten doğruyu söyleyelim, bir de yalancı oldukları ortaya çıkıyor. Kuran buna işaret ediyor. “Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) farkında olmadığı bir düzen kurduk”. Şimdi mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü hakikaten hileli bir düzen kurdu. 3 bin Müslüman’ı fişlediler, onları katletmek üzere bir oyun hazırladılar. “Biz de (onların hilesine karşı) farkında olmadığı bir düzen kurduk”. Mesela onlarda Hızır (a.s.)’ı tahmin edemediler. Hızır (a.s.)’ın görevde olduğunu tahmin edemediler. Bakın halen bilgi akıyor, halen neden kaynaklandığını bilemiyorlar.
SUNUCU 1: Hocam Hızır (a.s.) dünyanın başlangıcından itibaren var mıydı?
ADNAN OKTAR: Var tabii ki. Yani Hızır (a.s.) insan, fakat aynı zamanda Melek gibi yani çok acayip. Yani bir anda ruh halini alabiliyor. Bir anda insan olabiliyor. Ve onun istemesine bağlı oluyor. Mesela Hz. İsa (a.s.)’nın kendi talebi değildir o. Allah onu almıştır göğe. Mesela aniden ruh haline gelmiştir Hz. İsa (a.s.). Yani ruh derken başka bir aleme geçtiği için söylüyorum, yoksa aynı cismiyle geçmiştir. Yani üzerindeki kıyafetleriyle, ayakkabısıyla, kendi bedeniyle başka bir aleme geçmiştir. Ve şu an canlı, yaşıyor, şu an hayatta. Ve o boyuttan Allah tarafından bir anda dünya boyutuna getiriliyor. Hz. Hızır (a.s.) da öyledir, mesela aniden dünya boyutundan çıkar, aniden dünya boyutuna giriyor. Mesela Melekler de öyledir. İster, bir anda dünya boyutuna. Mesela sen gidersin Adliye’de gezersin. Orada oturan bir polis kılığında olabilir, polis görünümünde olur, sana selam verir, haberin bile olmaz. Melek’tir orada oturur. Veyahut orada bir avukat görünümünde çantasıyla iner, “merhaba nasılsınız” der, haberin bile olmaz yani. Bilmezsin.
SUNUCU 1: Hocam şehitler de mi bu konumdadırlar?
ADNAN OKTAR: Şehitlerin bir daha gelmesi yok. Onlar gidiyorlar. Onlar canlı ama bu yapı olarak tabii ki ölmüyor, çünkü Allah “ölmezler” diyor. Ama Hz. İsa (a.s.)’daki gibi değil, onlar ruh olarak gidiyorlar şehitler. Biliyorsun onlar vefat ediyorlar. Mesela Hz. İsa (a.s)’nın bedeni de gitti, bedeni de yok oldu. O boyuta geçti, ama şehitlerin bedeni kalıyor. Onların ruhu gider. Fakat imtihana devam ediyor yani ruhları imtihana devam ediyor. Yeni bir ceset giydiriliyor onlara, yeni bir beden veriliyor. Onunla imtihan oluyorlar. O imtihandan sonra yine o bedenden alınıp, ondan sonra Cennet’e geçiyorlar.
SUNUCU 1: Hocam peki ben böyle çok soru soruyorum, Hocam bir sorun olmuyor inşaAllah?
SUNUCU 1: Hz. İsa (a.s.)’nın diğer boyuttaki haliyle ilgili bir bilgimiz yok değil mi? Yani uyku modunda mıydı, ne durumda olduğuyla ilgili?
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) ile görüşüyor, görüştü mesela Miraç’ta, görüştü Peygamberimiz (s.a.v.) ile. Ama hatırlamaz. Mesela şu an geldiğinde hatırlamaz. Yani geçtiği boyutu da hatırlamaz. Bilmez. Mesela Kalu Bela’da Allah’a biz söz verdik, biz de hatırlamıyoruz. Hatta akşam rüya görüyor insanlar, eğer uyanmadan mesela geç uyanırsan, o an rüya görürken hemen uyanırsan hatırlarsın. Ama bir süre sonra, yani rüyadan bir süre sonra uyanırsan, hiçbir şekilde hatırlayamazsın. Halbuki görmüşsün işte biliyorsun işte uzun uzun da yaşıyor. Bütün detaylarını biliyor, ama külliyen hatırlayamaz. Hiçbir şekilde aklına gelmez. Kalu bela da öyledir, hiçbir şekilde aklına gelmez ilk Allah’a söz verdiğimiz. Hızır (a.s.)’la, Hz. İsa (a.s.) da, her ikisinin de normal insani bedeni var, duruyor yani. Sadece boyut değiştiriyor Hz. Hızır (a.s.). Yani bir boyuta geçiyor yine dünyaya geliyor mesela Melekler de öyle. Melekler birden beden halini alıyor, dünya bedenine girer, bir anda dünya boyutundan çıkarlar. Ama halkın içinde mesela cinler öyle değil. Cinler ruh halindeler. İstediğinde beden haline geliyor. Cinin beden haline gelmesinde ektoplazma mı diyorlar, bir şey diyorlar. Bunu daha önce anlatmadım ama anlatayım. Bu sıvı azot var ya, bu şeyler de gösterilerde falan kullanılıyor, duman oluşuyor. Şarkıcılar falan sis yapıyorlar. Önce, ektoplazma denilen hiçbir şeye benzemeyen beyaz bir duman oluşur. Cinin oluşmasından önce. Normal ortada duman halinde oluşur. Sonra o toparlanıp görüntü şeklini alır. Ama insanlar korkacağı için böyle bir şeyden, katiyetle bunu yapmıyorlar cinler.
SUNUCU 1: Şahit oldunuz o zaman Hocam?
ADNAN OKTAR: Ben olmadım. Beni şahit yapma. Suda görünür. En çok göründüğü şekil sudadır yani. Tas olur mesela bakır bir tas olur, su koyarlar içine. Anadolu’da falan da bilinir bu. Yani çok yaygındır. Suyun içerisinde görünür. Küçük bir görüntü olarak görünür. Yani dikkatlice bakıldığında görünür suyun içinde. Zaten suyu da sever cinler. Bu nispeten daha az insanları ürküten bir şeydir. Ama direkt görüntü olarak çok ürpertecekleri için, Allah göstermiyor. Görüntü olarak görünmezler. Ahir Zaman’da Mehdi (a.s.) devrinde görev yapacaklardır. Hz. Süleyman (a.s.) zamanında açıkça görünüyorlardı. Halk alışmıştı çok normal karşılıyorlardı. Tabii alenen görünüyorlar cinler. Yani normal insan gibi, alışmaya bağlı. Alıştırırsan hiçbir şey olmaz. Eğer alışmazsan sen insanda da ürkebilirsin. Mesela yalnız başına yaşasa bir insan, bir adada, hiçbir insan olmasa birden mesela 150 kişilik insan karşısına geçse, ürker insan. Alışmamış çünkü.
SUNUCU 1: Peki Hocam şu anda onlar istedikleri zaman bizlere kendilerini gösterebilirler mi? Her istediklerinde?
ADNAN OKTAR: Cinler mi? Hayır olmaz. İzinle hareket ediyorlar. Bak diyor ki: “iznimizle iş gören, elinin altında cinler vardı” diyor Hz. Süleyman (a.s.) için. Ama bak Allah’ın koyduğu şarta dikkat et: “iznimizle,” “iznimizle iş gören cinler vardı elinin altında” diyor. Bazen insanlara ses olarak da gelir. Mesela benim bir akrabam vardı. Mülki görevi vardı, mülki görevi vardı, öyle söyleyeyim. Sol eğilimliydi ama dine karşı da şeydi yani eğilimi ciddi olarak vardı. Yani Mülkiye ile ilgili bir bölümden de mezundu. Bayağı aklı başında bir insan, mülki görev de yapan bir insan. Onu Anadolu’da bir cin çağıran adamın yanına götürmüşler. “Ben inanmıyordum” dedi. Adam, bir kütük parçası şöyle, kesilmiş kütük parçası. Şöyle yan kesilmiş bir tanesi de. “Üstünde cam parçaları, kütüğün içine yerleştirmişler” diyor. İşte, Abdulhadi, Abdulhay, Abdulgani isimler de böyle, altına da yazmış, Arapça harflerle yazmışlar böyle kütüğün üstüne. “Bana evimin adresini sordu, adresi söyledim” diyor. Gerçi bana sır olarak söyledi ama çok gizli ve ismini de vermediğim için bir mahsuru yok. “Öğrenin de gelin dedi” diyor. “Cüzdanımdaki paranın tamamını bana detaylı olarak söyledi” diyor. Yani kuruşu kuruşuna söylemiş. “Bir de sakladığım bir yazı vardı evde, rafların arasında” diyor. Yani “rafların altına örtü koydum, örtünün altına saklamıştım” diyor. “Oradaki mektubu bana söyledi” diyor. Cinler kanalıyla öğrenmiş. “Yani akıl almaz detaylar verdi” diyor. “Aklım durdu, yani müthiş hayret ettim” diyor.
SUNUCU 1: Hocam, o anki zamanı ya da geçmiş zamanı bilebilirler değil mi? Gaybten haberleri olmaz?
ADNAN OKTAR: Yok, gaybı bilmezler. Atıyorlar yani, kesinlikle inanmayın öyle bir şeye.
Ama beni seviyorlar cinler.
SUNUCU 1: MaşaAllah Hocam, sizi herkes çok seviyor.
ADNAN OKTAR: Yani, bu işle ilgilenenleri bak söylüyorum. Çağırsınlar, sorsunlar beni. Çok ciddi hüsnü zanları da var, müthiş de seviyorlar. Yani aksini söyleyen olursa bana haber versinler.
SUNUCU 1: Hocam, cinlerin varlığını inkar etmek kafirlik sebebidir herhalde değil mi?
ADNAN OKTAR: Cin Suresi var, açık Kuran’ın hükmü var. Tabii. Olur mu öyle şey. Yani net, çok detaylı anlatılmıştır Kuran’da cinler. Peygamberimizin de (s.a.v.) yanına geliyorlar. Ama bazı bayanlar çok ürküyor bu cinlerden. Niye ürküyor ben anlamıyorum? İnsandan insan ürkmüyorsa, o da Allah’ın bir kulu yani. Onlar da bizim kardeşimiz. Niye tedirgin oluyorlar ben anlamıyorum.
SUNUCU 1: Hocam siz duman falan deyince belki.
ADNAN OKTAR: Yani dumanın kimseye bir zararı olmaz. Onlar garibandır onlar, bir şey yapmazlar. Ama ben değil de yani tanıdıklarımdan duydum. Huruf-u mukatta bazı harfler söylendiğinde hakikaten, cin çağırdığında, duman haline geliyorlarmış. Yani duman halinde, ilk önce bir duman halinde geliyorlarmış, duydum ben, görmedim. Biraz daha üstelense sonra derlenip, toplanıp bir şekil, şemal alıyorlarmış. Ama tabii böyle bir şeyle uğraşın demiyorum da, ama bu işin içinde olanlara sadece onu söyleyebilirim. Beni sorsunlar, sorabilirler inşaAllah. Hepsinin hüsnü zanı var bu konuda ittifak halindeler. Çünkü aksi olsa bir kişi derdi: “ben çağırdım, aksini söyledi” derdi. Ama şu ana kadar, çok oldu söyleyeli, kimse yok öyle bir şey demediler demedi şu ana kadar. Çünkü ispat ederim eğer yalan söylerlerse, ondan çekiniyor olabilirler. İnşaAllah.
Hz. Hızır (a.s.), Türk-İslam Birliği’nin kurulmasında görev alan bir insandır. Çok büyük emeği geçiyor, şu anda da görev başında zaten. Sosyal olayları yönlendirir, büyük olayları yönlendirir, Müslümanların önündeki büyük engelleri kaldırır, Müslümanların yardımcısı, Hz. Mehdi (a.s.)’ın yardımcısıdır, Hz. İsa (a.s.)’ın yardımcısıdır. Onun için Mehdi (a.s.) ile uğraşmaya gelmez, Hz. İsa (a.s.) ile uğraşmaya gelmez. Her ikisinde de çok büyük felaket vardır, söyleyeyim, şimdiden hatırlatıyorum. Çok, çok büyük felaket vardır Allah esirgesin. Çünkü bak Hz. Mehdi (a.s.)’ın olduğu yerde deprem olmuyor. Allah onun vesilesiyle deprem oluşturmuyor. Hadis var, Peygamber (s.a.v.) söylüyor, ben söylemiyorum. Ben kendi aklımdan söylemiyorum, bunlar vahye dayalı Peygamber (s.a.v.) sözleri. Onun bulunduğu yerde deprem olmuyor, onun sebebiyle ve Kıyamet onun sebebiyle bekletiliyor, bak Kıyameti erteliyor Allah Hz. Mehdi (a.s.) sebebiyle. Son derecek önemli konu, çok hayati bu sözler. Bunu sahih hadis kitaplarında bulabilirler, Peygamber (s.a.v.) bunu vahiyle söylüyor. “Ben kendimden konuşmuyorum” diyor Peygamber (s.a.v.). Ayette var; “onun bütün sözleri, size anlattıkları vahiyledir, kendinden söylemez” diyor. Bir bilgi verdiyse, gaybden haber verdiyse mutlaka vahiydir inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, “işte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri”. Bak bir toplum zulmettiğinde Allah topluca enkaza çeviririm diyor, o bölgeyi olduğu gibi. Allah da delil olarak veriyor, bakın diyor enkaza dönüştürdüm evlerini diyor. “Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır”. Yani eğer aklınız, kafanız çalışıyorsa diyor Allah bunda sizin için bir delil var bunu düşünün diyor. “İman edenleri ve sakınanları da kurtardık”. İman edenleri, sakınanları mutlaka kurtarırım diyor Allah. Ama şöyle, mesela bir olay olur, orada Müslüman ölür fakat şehit olur. O onun için bir kurtuluştur inşaAllah. “Andolsun, Biz Semud (kavmine de) kardeşleri Salih’i”, salih biliyorsunuz samimi anlamına geliyor, “ ‘Yalnızca Allah’a kulluk edin’ demek üzere gönderdik. Bir de ne görsün, onlar birbirine düşman kesilmiş iki gruptur”. Bölünmüşler, bölünme olmuş, birbirleri ile uğraşıyorlar, yani kardeş kardeşe düşman olmuş. “Ey kavmim, neden iyilikten önce kötülük konusunda acele davranıyorsunuz? Allah’tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz”. Bu anarşiyi bırakın diyor, birbirinizle uğraşmayı bırakın, Allah’a dönün diyor. “Dediler ki: ‘senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık.’” Bakın o hayra çağırıyor, güzelliği çağırıyor onlar Müslümanların yüzünden biz bu hale geldik diyor. Mesela şimdi birçok münasebetsiz de böyledir. Mesela Türkiye Müslümanlar yüzünden bu hale geldi diyor. Halbuki senin dinsizliğin yüzünden, ateistliğinin yüzünden, Darwinistliğinin yüzünden bu hale geliyor, sevgisizliğinin yüzünden bu hale geliyor. Müslümanların yüzünden olmuyor. Bak: “Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık. Dedi ki: ‘Sizin uğursuzluğunuz (başınıza gelenler) Allah Katında (yazılı)dır.’” Yani kaderinizde olduğu için bu uğursuzluğunuz var başınızda diyor. “Hayır, siz denenmekte olan bir kavimsiniz”. Yani topluca Allah hepinizi deniyor, diyor, imtihan oluyorsunuz diyor.
SUNUCU: Hocam, bu zamana kadar, yani önceki Peygamberlerin zamanlarında hep inkarcı tarafı, Allah-u Teala helak etmiştir. Ama Ahir Zaman’da helak etmeyeceğine dair Allah-u Teala’nın sözü var benim bildiğim kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Evet, Peygamberimiz (s.a.v.) yani Müslümanlar için topluca, Müslüman ümmetinin helakı yok inşaAllah.
SUNUCU: Evet, hani depremler vs. bunlar aslında bir hatırlatıcı olabilir, diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Zaten her deprem tabii ki bize Allah’ı hatırlatıyor. Depremde Müminler ölen Müslümanlar şehit olurlar, biliyorsun. Malları da yok olan malları da sadaka hükmündedir. Ama tabii ki hatırlatıcı yönü vardır. Bütün dünya çapında bu böyledir. Her olay insanı düşündürür. Seller insanı düşündürür, yıldırım insanı düşündürür, ölüm insanı düşündürür, deprem düşündürür, yani birçok şey düşündürür. Hatta bir hayvanın ölüsü bile insanı düşündürür, yani ölümü aklına getirir. Çünkü biz ölümlü varlıklarız. Hayy ve Diri olan ve sonsuza kadar ölmeyecek olan Allah’tır. Bütün varlıkların hepsi sonludur ama Allah hepsini sonradan yeniden diriltiyor. Biliyorsun, en son Azrail (a.s.) kalıyor. Allah; “Başka kim kaldı?” diyor. İşte bir tek Azrail (a.s.) kalıyor, Allah onun da canını alıyor. Ondan sonra bütün varlıklar yeniden diriltilecektir.
SUNUCU: Azrail (a.s.) kendi canını, kendi alıyor, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah alır tabii ki, inşaAllah. Dünyada aslında harika bir sistem var ama insanların alışacağı ve makul göreceği gibi yaratıyor Allah. Yani, mesela millet cinden korkuyor ama kendinden daha çok korkması lazım normalde. Çünkü, şu kadarcık yerde dünya oluşuyor eğer korkacaksa, ürkecekse bu çok, çok daha olağanüstü bir olay. Yani şu kadarcık bir yerde sonsuz alemin oluşması, bu ne bu? Yüzlerce insan görünmesi, yüzlerce varlık görünmesi ne?
SUNUCU: Mucize olabilir.
ADNAN OKTAR: Cin, görüntü olarak görünüyor da ondan korkuyorum diyor. Sen nesin? Sen de görüntüsün. Sen de görüntü olarak, beyninde görüntü olarak oluşmuyor mu insan? O zaman o garibimden ne istiyorsun? Cin de insanları çok ilginç görüyor, onlar da insanları çok ilginç görüyorlar. Şehirleri çok acayip görüyorlar. Yani neden kurulduğunu da anlayamıyorlar, çünkü neden ihtiyaç var? Onların öyle bir sorunu yok biliyorsun, sadece onlar suyla beslenirler. Su, onların tek şeyi odur. Bütün cin çağıranlar falan bilirler, tek dertleri sudur.
SUNUCU: Öyle mi Hocam? Evleri vs. yok?
ADNAN OKTAR: Yok, normal evlerde yaşıyorlar zaten. Ailece, cümbür cemaat, hemen hemen her evde vardırlar, yerleşirler. Ama onların kimseye bir zararları olmaz.
SUNUCU: Yani belki de bizim evlerimizde de mi vardır?
ADNAN OKTAR: Hemen hemen her evde vardır, otururlar, kimseye de bir zararları olmaz. Yani insanlar kendi kafasında onu kuruyor. Melekler de vardır. Mesela şu anda var bizim iki tarafımızda, sağımızda solumuzda da Melekler var. Gayet mutluyuz biz, çok güzel Meleklerle elhamdülillah, bir nimet, koruyucu Melekler vardır. Bak, önünde cepheden de var, sırt tarafında da vardır, koruyucular. Bakın, iki tarafında da vardır, ön tarafında da vardır ve arka tarafında da yani sırt tarafında da vardır insanların. Koruyucu Melekler vardır ve onlar Allah’ın izniyle korurlar, Allah’ın dilemesiyle. Ama biz haberimiz bile yok. Var, bilgi olarak haberimiz var da ama görmüyoruz, göremiyoruz.
SUNUCU: Koruyucu Meleklerin sadece çocukların yanında olduğu zannedilir, hatta bir çocuğun başına bir şey geldiğinde ve bu önlendiğinde; “Melekler korudu” derler.
ADNAN OKTAR: Hayır, herkeste vardır, istisnasız. Sadece Allah emir verirse yaparlar koruma görevini. Yani yoksa, Allah emir vermezse yapmazlar. Biliyorsun, onlar tamamen Allah’a bağlıdırlar. Bunlardan kasıt, Ahirette bunları göreceğiz yani bu bize zevk verecek, hoşumuza gidecek. Hayatımız yani biz şu hayatımızda yaşarken, şu an sohbet ediyoruz. Burası dolu normalde şu an, ama göremiyoruz. Mesela Ahirette bu sohbet ortamını bize Allah gösterecek. O zaman bu bizim çok hoşumuza gidecek, zevk alacağız, nimet olacak bize. Çünkü Allah, mutlak doğru söyleyen, biz bu hayatı gördüğümüzde Ahirette; “biz kimlerle berabermişiz, kimlerle birlikte sohbet etmişiz, haberimiz yokmuş” diyeceğiz.
SUNUCU: Hocam, Ahirette de cinler bizi göremeyecekler diye ben biliyorum. Biz onları göreceğiz orada da, onlar bizi göremeyecekler diye biliyorum.
ADNAN OKTAR: Cinlerle, yani insanlar, cinler Cennetteler, benim bildiğim o kadar. Yani daha fazla bilgim yok.
SUNUCU 2: Birlikte haşredilecek değil mi Hocam insanlarla?
ADNAN OKTAR: Yani öyle biliyorum ben.
SUNUCU 2: Çünkü “insanları ve cinleri ibadet etsinler diye yarattım,” denildiğine göre, onlar da hesap görülecek yani onların da hesabı var, değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet. Ama çok garip varlıklar. Yani böyle o kadar boş işlerle... mesela anormal yalan söylüyorlar. Normalde insanlar o kadar yalan söylemez. Kudurmuş gibi yalan söylüyorlar, yüzde doksan dokuzu yalancı böyle. Akıl alacak gibi değil, ilgilenen arkadaşlardan duyuyorum, akıl almaz yalancılar. Ancak Mümin olanlar doğru söylüyorlar. Onlar da çok zor konsantre olarak doğru söylüyorlar. Mesela, fakat hayrettir mühim bir şeyde, mutlaka doğru söylüyorlar. Ama böyle havadan, sudan konudan sonra çok uğraştıran bir yapıları var. Ama hayati bir konuysa, gerçekten önemliyse, şak hemen anında doğusunu söylüyor, ne ise. Onlar da tamamen Allah’ın emrindedirler. Allah dediğinde gereğini yaparlar. Bir gün bir rica edeceğim de o arkadaşlarımdan ben, halk sorsun mesela, bir şeyi gizlesinler, onların gözü önünde o da söylesin. Öyle de olabilir, bir gün onu düşünüyorum ben, canlı yayında. Yani mesela telefon etsinler, desinler ama şimdi telefon tabii hangi telefonu seçeceğiz o da belli değil. Yani bir materyalist, Darwinist birisinin olması yani toplumda öyle bilinen birisi olması çok iyi olur. O daha inandırıcı olur. Ünlü bir materyalistin, ünlü bir ateistin, bilinen bir ateistin mesela o anda bir yazı yazmasını söyleyebiliriz, bir deftere, bir kitaba. Nereye isterse, açsın bir sayfayı söylesin, o da olabilir. Veyahut bir not defterine, gizlice bir yazı yazsın ama yanında bizden insanlar olacak tabii yani, doğru söylediğimizi görmesi için. Çünkü orada da canlı yayın olacak, yani canlı yayında şey yapacağız. Orada da bir naklen yayın olması gerekiyor. O anda biz soracağız, o cine arkadaşlarımız soracaklar, o da yazacak bir şey ve aynısıyla söyleyecek inşaAllah. Böyle bir şey yapabiliriz, inşaAllah. Yani isterlerse tabii.
SUNUCU 1: Biz de olacak mıyız? Ben onu merak ediyorum Hocam. Biz de olacak mıyız?
ADNAN OKTAR: Yani, hayır ben de bir proje olarak, ben daha kesin karar vermiş değilim, olabilir de. Geçenlerde düşündüm, iyi olur inşaAllah. Mehdi (a.s.) devrinde, cinler mutlu olacak, insanlar mutlu olacak, Melekler sevinç içerisinde olacaklar, zaten hep sürekli sevinç içindedirler. Şu anki korkularınızın tamamı ortadan kalkmış olacak. Yani, insanların eline, yüzüne kan gelecek. Mutsuz bir tane insan görmeyeceksiniz. Mesela bak ben, genç kızlara dışarıda falan bakıyorum, hep mutsuzlar. Yani ben neşeli falan çok çok nadir insan görüyorum. Sevgiyle bakan çok nadir insan görüyorum. Kimse birbirinin yüzüne bakamıyor, güven ortamı yok. Yani halbuki Mehdi (a.s.) devrinde herkes herkesle dost olacak, herkes herkesle selamlaşacak sokakta. Büyük bir neşe ve sevinç ortamı olacak. Herkes birbirini kardeş ve dost bilecek. Müthiş güven olacak, evlerde kilit koymayacaklar, anahtarları olmayacak, insanlar istediği gibi hür ve güzel yaşayacaklar. Yani ne iftira atan olur, ne yalan söyleyen olur, ne oyun oynayan olur, Hz. Mehdi (a.s.)’nin terbiyesi altında, onun manevi liderliğinde çok huzurlu ve güzel yaşayacak insanlar, inşaAllah. Ekonomik refah tam anlamıyla oluşuyor, savaşların tamamı kalkacak, hiçbir şekilde savaş olmayacak, hiçbir silaha para yatırım yapmayacak, yani hiçbir devlet silah için, silahlanmaya para ayırmayacak. Şimdi biliyorsunuz devletlerin mali yapılarında silahlanmaya ayrılan para en büyük para oraya ayrılır. En çok para oraya ayrılır. Hiç para ayrılmayacak. Silahlanmaya ayrılan ara olduğu gibi fakire, fukaraya ev yapılmasında, yiyecek temininde, giyecek temininde, onlarda kullanılacak. O da insanların başından taşar. Yani çok çok fazla mal birikecek. Onun için hadiste diyor, mal birikmesinden dolayı insanlar, hediye verilen onlara, lütuf olarak verilen şeyleri geri vemek istiyorlar. Yani utanıyorlar. Çok fazl mal var diyorlar, çok fazla. Hatta bir tane adam, Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği hadiste, aç gözlülüğünden o kadar çok mal alıyor ki, ama gözlerine inanamıyor, o fakirliğin verdiği sıkıntıyla, yine almak istiyor, yine alıyor. Yine almak istiyor, yine alıyor. En sonunda utanıyor artık aldığından, “geri vermek istiyorum” diyor. “Çok fazla aldım” diyor. “Biz verdiğimiz malı geri almayız” diyor, almıyorlar geri. Yani o kadar bereket ve bolluk olacaktır.
SUNUCU 1: Çok müjdeleyicisiniz Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Hayır göreceksiniz, ben de buradayım, siz de göreceksiniz. Benim söylediğim tek bir tane konu ispat edilmemiş olarak kalmadı. Bakın ne dediysem tamamı oldu. En büyük delillerden bir tanesini söylüyorum. Bakın yakın delillerden, vizelerin hepsi kalkacak dedim, Türk-İslam Birliği için, bakın hepsi kalkıyor, 60 ülkeye geldi. Durduk yere niye kalksın vizeler? Yani niye bu dönemde olsun? Dediler ki; “küresel ısınma var” dediler. Ben dedim öyle bir şey yok, bilakis bol yağmur yağacak dedim ve benim dediğim doğru çıktı ve bütün bilim adamlarının dediği yanlış çıktı, dünya çapında. Bakın ekonomik kriz ben 7 yıl sürecek dedim, 7 yıl. Yok dediler, 1 yıl bile sürmez, bitecek dediler, bütün ekonomistler şunlar, bunlar. Sonunda bütün dünya benim dediğime geldi, evet 7 yıl sürecek dediler. IMF resmi açıklama yaptı, 7 yıl sürecek dedi, ekonomik kriz. Alametleri ben daha önce, 20 yıl önce yazdım kitaplarımda. Aynısının tamamı çıktı, tek tek. Söylediğim tek bir tane sözümü geri almadım ki, onu geri alayım inşaAllah. Bak 10 yıla kadar diyorum bütün bu dediklerimi göreceksiniz, ben buradayım, siz de buradasınız, aynen göreceksiniz.
SUNUCU 1: Hocam aslında vizelerin kalkması da bir güven ortamının oluştuğunu gösteriyor bir yerde değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, kardeşlik ortamının, dostluk ortamının oluştuğunu gösteriyor.
Bitmiş mi? Ara verelim, tamam.
SUNUCU 1: Sevgili izleyenlerimiz, bu güzel gece sohbetlerimize inşaAllah devam ediyoruz kaldığımız yerden.
ADNAN OKTAR: Büşra bana o arada dedi ki; Hocam cinler çarpmaz mı, dedi. Yok, öyle bir şey yok. O genellikle ruhi bir rahatsızlığı oluyor, psikolojik bir hastalığı oluyor, onunla ilgilidir. Halüsinasyon görüyor, yani sinir zayıflığında olur. Mesela olmadık sesler duyar, olmadık görüntüler görür, öyle bir şey olmaz. Cinler Allah’ın kontrolündedir, öyle kontrolsüz bir hareket asla yapmazlar, öyle bir şey yapamazlar. Yani insanları korkutacak bir şey, Müslüman’a yönelik özellikle, asla öyle bir şey yapamazlar. Böyle bir şey olmaz.
SUNUCU 1: Kötü cinler yok mudur Hocam?
ADNAN OKTAR: Var da, öyle bir güçleri yok. Allah onlara öyle bir izin vermiyor, öyle bir şey yok, inşaAllah. Yani Müslüman’a özellikle öyle bir şey vermezler, rahatsızlık vermezler inşaAllah. Yani görülmüş bir şey değildir. Müslüman’a zarar verdikleri görülmemiştir.
SUNUCU 2: Peki inanmayanlara verebilirler mi?
ADNAN OKTAR: O konuda bir garanti veremem tabii. Yani o vakaları bilemiyorum. Ama ben Müslümanlar’da duymadım, inşaAllah. Allah’a inanan, Allah’a sığınan bir insana böyle bir tavırları olmaz cinlerin.
Efendim, Necm Suresi. Rahman Rahim olan Allah’ın Adıyla. “Battığı zaman yıldıza andolsun; Sahibiniz (arkadaşınız olan peygamber) sapmadı ve azmadı.” Bakın Peygamberimiz (s.a.v.)’i sapkınlıkla ve azgınlıkla suçluyorlar, Peygamber (s.a.v.)’i bakın. Aynı şekilde Mehdi (a.s.)’yi de öyle suçlayacaklar. Bakın, sapkınlıkla ve azgınlıkla suçlayacaklardır. Bak, “sapmadı ve azmadı.” “O, hevadan konuşmaz.” Yani mutlaka, demin söylemiştim ya, vahye göre konuşur. Kendi kafasına göre, kendi mantığına göre konuşmaz. “O, söyledikleri, yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir.” Yani Allah ona vahy eder diyor. Günlük konuşmaları değil tabii, sohbetleri kastetmiyorum. Hüküm bildirdiğinde, gaybden haber verdiğinde. “Ona bu Kuran’ı üstün oldukça çetin bir güç sahibi olan Cibril öğretmiştir.” Cebrail (a.s.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in üzerine gelip, böyle adeta kaplıyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i. Peygamberimiz (s.a.v.)’in üzerine vahiy geldiğinde, Peygamberimiz (s.a.v.) derin uykuyu andıran bir görüntü veriyordu. Yani derin nefes alıp, vermeye başlıyordu ve gözünü kapatıyordu. Peygamberimiz (s.a.v.)’in üzerini tülbent ile örtüyorlardı sahabeler, vahiy geldiğinde ve hepimiz, tamamımız ağırlık hissediyoruz diyorlardı. Yani müthiş bir basınç oluşuyor Cibril (a.s.) geldiğinde. Hatta deve üzerinde iken geldiğinde, deve çöküyor hayvan, basıncın etkisi ile, yere doğru, yere basıyor hayvan. “Ona bu Kuran’ı üstün, oldukça çetin bir güç sahibi olan Cibril öğretmiştir. Ki O, görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir”. Yani nefes kesecek şekilde güzeldir Cebrail (a.s.). Yani böyle Cennet ehli gibi, acayip güzeldir. “Ve hemen doğruldu. O en yüksek bir ufuktaydı. Sonra yaklaştı” ufukta görünüyor, “sonra yaklaştı, derken sarkıverdi”. Aşağı doğru iniyor Cebrail (a.s.). “Nitekim ikisi arasındaki uzaklık iki yay kadar oldu veya daha yaklaştı.” İyice yakınlaştı diyor. Yani yüz yüze artık görüşüyorlar, Cebrail (a.s.)’ fiilen görüyor. “Böylece O’nun kuluna vahyettiğini vahyetti.” Alenen söylüyor, yani görüntü olarak görünüp konuşuyor. “Onun gördüğünü gönül yalanlamadı.” Yani vicdanen de tam kanaati geliyor Cebrail (a.s.) olduğuna dair. Yani acaba cin mi görüyorum, acaba halüsinasyon mu görüyorum demiyor. Bak ne diyor Cenab-ı Allah; “onun gördüğünü gönül yalanlamadı.” Vicdani kanaati tam geliyor çünkü Cebrail (a.s.) mesela bir şey oluyor, alıyor bir kenara, bir yere koyuyor. Şimdi görüntüde Cebrail (a.s.) gittikten sonra aldığı şey oradan yer değiştirmiş. Bu görüntüde olur mu? Halüsinasyonda olur mu bu? Yani mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in masasında bir şey varsa onu alıp başka bir yere koyuyor. O gittikten sonra nasıl olsun o? Demek ki hakikaten gelmiş, inşaAllah. “Yine de siz gördüğünüz şey üzerinde onunla tartışacak mısınız?” Diyorlar ki, sen şey görmüş olabilirsin, halüsinasyon görmüş olabilirsin diyorlar. Bir kısmı da diyor ki, sen cin görmüşsündür, cinlenmiş diyorlar. Cünun diyorlar, mecnun diyorlar Peygamberimiz (s.a.v)‘e ve sen (haşa) akıl hastasısın diyorlar. Yani aklında bir bozukluk var, ondan dolayı halüsinasyon görüyorsun, gördüğün Cibril (a.s.) değil diyorlar. Allah da onların yalan söylediğini söylüyor, doğrusunu anlatıyor. Çünkü Cibril (a.s.) geldiğinde, dediğim tarzda alamet bırakıyor. Yani bir ayak izi kalıyor mesela. Nasıl olsun o, değil mi? Kumda yürümesi ayak izi kalıyor yani, tabii. “Yine de siz gördüğü şey üzerinde onunla tartışacak mısınız?” Yani bunu Allah tel’in ediyor. “Andolsun, onu diğer bir inişte görmüştü. Sidretü'l-Münteha'nın yanında”. Yine görmüştü, Sidretü'l-Münteha'da da görmüştü diyor. “Ki Cennetü’l-Me’va onun yanındadır”. Bakın Peygamberimiz (s.a.v.)’in Miraç’daki gördüğü görüntüyü Allah anlatıyor. “Sidreyi örten örtmekte iken, göz kayıp-şaşmadı ve sınırını aşmadı”. Peygamberimiz (s.a.v.) bakmıyor. “Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanını gördü. Gördünüz mü-haber verin; Lat ve Uzza'yı” diyor. O putlardan bahsediyor Cenab-ı Allah. “Ve üçüncü (put) olan Menat'ı(n herhangi bir güçleri var mı)?” Ki bu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün, yine onların da putları var. Şaman inancında oldukları için putperesttirler. “Erkek (evlat) sizin, dişi O'nun mu? Eğer böyleyse, bu, çarpık bir paylaşıma” diyor. Başka bir konuya geçiyor Kuran. Eğer, 44. ayet. “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile: ‘Üst üste yığılmış bir buluttur’ derler”. Şimdi Kıyamet’ten önce, bir gök cismi var, büyük bir gök cismi var. Onunla ilgili bilgiyi ben yarın getireyim. Sürekli gök taşı atıyor dışarıya. Gök cismi atıyor. Yani Kıyamet’in onun kanalı ile olabileceğinden şüphe ediyorlar, tedirginler ondan. Birden bire fırlatıyor. Bakın diyor ki: “Eğer gökten bir parçanın düşmekte olduğunu görseler bile, ‘üst üste yığılmış bir buluttur’ derler”. Kıyamet öncesinde de gelen büyük gök taşını bambaşka yorumlayacaklar. Yani bir toz bulutu bu, bu bir kitle değil, böyle bir şey yok, çok rahat olun falan diyecek olabilirler, onu söyleyeyim. Yani toz bulutu gibi bir şey, bundan bir şey çıkmaz gibisinden. Hani var ya öyle sırf buluttan oluşmuş yıldızlar var. Onun gibi bir şeye benzetebilirler. “Öyleyse sen onları (o dayanılmaz azapla) çarpılacakları günlerine”, yani o çarpışmanın olacağı güne, “kavuşuncaya kadar bırak”. Yani Kıyamet’in ilk başlangıcına, ilk vuruşa kadar bırak. 45. ayet, ne anlıyorsun? Hicri 1545, Kıyamet’in kopuş tarihi olarak veriyor mu Said Nursi? Daha önce söylemiştik, Hicri 1545. Bakın 1545 tarihini verilmesi buradan çıkmış oluyor, evet. “O gün, ne hileli-düzenleri kendilerine herhangi bir şeyle yarar sağlayacak, ne yardım görecekler”. Yani hiçbir hileli düzen ile bundan kurtulamazlar diyor Cenab-ı Allah. “Şüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azap vardır; ancak onların çoğu bilmiyorlar.” Daha önce de bir felaket daha meydana getireceğim diyor Allah, Kıyamet’ten önce. Yani büyük bir felaket daha olacak.
SUNUCU 2: Ne gibi?
ADNAN OKTAR: Muhtemelen gene böyle bir göktaşı çarpması gibi. Yani 2000, 1543 gibi. “Hiç Müslüman kalmaz” diyor Said Nursi, 1545’ten sonra. 43, 44, 45. Yani 44’te olabilir. 44 veya 45 öncesi olabilir. Önden büyük bir felaket ile karşılaşacaklar, buna işaret ediyor Kuran.
SUNUCU 1: Yine Müslümanlar’ın hiç olmadığı bir dönem mi?
ADNAN OKTAR: Evet. Allah-u Alem, evet. Bak, “Şüphesiz zulmedenler,” Çünkü zulmedenlere diyor. Müslümanlar zulmetmez. “Bundan önce de bir azap vardı.” Bir azap daha gelecek diyor. “Ancak onların çoğu bilmiyorlar.” Farkına varmazlar bunun diyor Allah. “Artık, Rabbinin hükmüne sabret”, sen sadece Allah’a bırak ve sabret, yani zamana bırak, acele etme diyor. Çünkü zamanla olan şeylerdir bunlar. “Çünkü gerçekten sen, Bizim gözlerimizin önündesin.” Ben seni görüyorum diyor Allah. “Ve her kalkışında Rabbini hamd ile tesbih et.” Bu bilinemiyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e söylenmiş. Yani bir yerden kalktığında mı hamd etmesi, mesela elhamdülillah, mesela biz buradan sandalyeden kalkıyoruz, elhamdülillah diyerek kalkıyor olabilir Peygamber (s.a.v.). Veyahut secdeden kalktığında veyahut rükûdan kalktığında hamd ediyor olabilir. Peygamber (s.a.v.)’e has bir şey olduğu için bilmiyoruz. Hamd ama Peygamber (s.a.v.) bunu uyguladı, yani her seferinde hamd etti. Her kalkışında. Ama araştırdım ben, bilmiyorlar şeyler de, yani ihtilaflı, namazda da olabilir diyorlar, namazdan kalkışında da olabilir. Aslında biraz daha araştırılsa bulunabilir. Ama sadece Peygamberimiz (s.a.v.)’e has bir şey. “Gecenin bir bölümünde ve yıldızların batışının ardından da O’nu tesbih et.” Tabii Müslüman sabahtan akşama kadar her zaman Allah’ı tesbih edecek inşaAllah.
Evet. Hz. Hızır (a.s.)’ın duvarcı ustası olmasında bazı sorular sormuşlar. Hz. Hızır (a.s.) Süleyman (a.s.)’ın mabedi yapılırken görev alacaktır. Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olacaktır Hz. Hızır (a.s.). İnşaAllah. Bakın hiçbir Müslüman şu ana kadar Süleyman Mabedi’nin yapılması için bir girişimde bulunmadı diyor, Sanhedrin Hahamları ile ben görüştüm. İlk defa sen söyledin diyorlar. Onun için müthiş heyecanlandılar, yani bunda bir harikalık var dediler. Yani tarihte görülmedi, ilk defa görüyoruz dediler. Yani bir Süleyman Mabedi’ni yapalım diye ortaya çıkan, bunda kararlı olan bir kişi ile biz karşılaşmadık dediler, ki yani inşaAllah yapacağız Allah’ın izni ile. İnşaAllah. Yine biz kendimiz soru buluruz. Bu sorular genellikle çok uzun, kısa ve ilginç soru soracaklar. İnşaAllah. Şimdi ben ne yapacağım biliyormusun? Nerede şu kitap? Bunu Kübra’ya vereceğim bu kitaptan herhangi bir sayfa ve Kübra sen bunu anlatacaksın. Mahmut Alpaslan, Karabük’ten.
SUNUCU 1: “Bediüzzaman Hazretleri Sözler adlı büyük eserinin 344. sayfasında şöyle demiştir. ‘Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas (yani Ahir Zamanın mühim şahısları; Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)) hatta o müthiş deccal dahi çıktığı zaman çokları, hatta kendisi de açıkça deccal olduğunu bilmez. Belki imanın ışığı dikkatiyle, (yani ahir zamanın mühim şahısları Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)) tanınabilir’. Allah dünyada olayları aklın ihtiyarını kaldırmayacak şekilde yaratıyor. Cübbeli Ahmet'in, Bediüzzaman (k.s.) Hazretlerinin bu sözüne çok dikkat etmesi gerekir. Hz. Mehdi (a.s.) ilk çıktığında, ancak imanın nuruyla, belirli kişiler tarafından tanınacak. Mücadelesinin ilk dönemlerinde kendisine tabi olanların sayısının 313 kişiyi geçmemesi de bu durumun bir delilidir. Daha sonra bütün İslam alemi Hz. Mehdi (a.s.)' yi tanıyacaktır”.
ADNAN OKTAR: Şimdi bana bunu sakince anlat, ne anladın buradan?
SUNUCU 1: Yani Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) direk olarak tanınmayacaklar, imanın nuru ile tanınacaklar diyor. Hatta ilk başta Hz. Mehdi (a.s.)’nin yanında yalnızca 313 kişi olacaktır diyor. Hani bu bunun bir kanıtıdır. Daha sonra inşaAllah 313 kişi ile yaptığı mücadelesi sonucunda bütün İslam alemi Hz. Mehdi (a.s.)’yi tanıyacaktır.
ADNAN OKTAR: Evet, doğru. Şimdi ben sana bir sayfa daha vereyim. Ama o sayfadan itibaren sen dört sayfa daha oku ama, yavaş yavaş ve sakin sakin oku. Biraz acele okuyorsun. Ali Müfit Sungur’dan başlayabilirsin. İstanbul. Böyle duyulur bir ses ile fakat sakin, yavaş yavaş oku. Ben açıklayacağım sonra.
SUNUCU 1: “Ümmetimden bir taife” fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi yani cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri 1542 yani 2117 ederek varlığının sonuna îma eder. “Hak üzerinde olacaktır”, Şedde sayılır fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 yani 2082, bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane (açık ve ortada), belki galibane; sonra tâ 1542 (2117)’ye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine işarete yakın îma eder. “Allah'ın emri gelinceye kadar” (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında Kıyamet Kopmasına îma eder” Kastamonu Lahikası, s. 33.
ADNAN OKTAR: Şimdi sen bana onu ver. Demin anlattığım konuyu Bediüzzaman’ın anlatımı değil mi? Bakın, “ümmetimden bir taife” şeklinde bir hadis-i şerif var. Yani o şekilde başlayan. O hadis-i şerifi Bediüzzaman parçalara ayırarak, bölümlere ayırarak ebcedine bakıyor. Ebcedlerinden 1542, 1506, 1542’yi yeniden vurgulamış. Yani 2117 tarihini veriyor. “2117’ye kadar gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın işaret eder” diyor, 1542. “1545 yılında kafirin başına Kıyamet kopmasına îma eder” diyor. “Bir kısım sosyete kokonaları Kıyametin 1545 yılında kopacağını belirten Bediüzzaman Said Nursi'nin (k.s) bu sözünden ve sahih Hadis-i şeriflerden paniğe kapılıp kapı kapı gezerek bunun böyle olmadığını, daha dünyanın 10 binlerce, 100 binlerce, milyonlarca yıl ömrü olduğunu söyleyecek din alimleri arıyorlar. Yani böyle bir şey yok, gönlünüz rahat olsun diyecek alimler arıyorlar. Arayınca da buluyorlar. Onlar da güya bu kişilerin yüreklerine su serpiyorlar. Hatta Nur talebesi olduğunu söyleyen bir profesör bile çıkıp,” Bir Nur talebesi olduğunu iddia eden bir profesör, “Üstad Bediüzzaman'ın bu sözlerini, çok fazla sahih hadis-i şerife rağmen, kendi kafasınca çürütmeye çalışıyor. "Bir kısım sözler" diyor, halbuki bunlar Suyuti (k.s.)’nin yani hadis imamı olan Suyuti’nin naklettiği Hadis-i şeriflerdir.” Ki tabii ünlü, en büyük hadis alimlerindendir Suyuti. “Bunları reddetmesinin hiçbir ilmi, dini, İslami geçerliliği yoktur.” Yani bu adamın reddetmesi geçerli değildir diyor. “Mühim olan hadis-i şeriflerin, Ehli sünnet alimlerinin, Bediüzzaman’ın söylediği sözlerdir. Bu sosyete kokanaları Cübbeli Ahmet Hoca’nın mekanına da gitmişlerdir. O da istedikleri tarzda onların yüreğine su serpmiştir. Hatta Hz. Mehdi (a.s.) bu yüzyılda çıkmayacak, Kıyamet o kadar yakın değil daha yüzlerce, binlerce yıl var, rahat olun mantığında konuşmuştur. Bediüzzaman (k.s.) gelecek yönelik haber verdiği bütün sözleri şu ana kadar çıkmıştır.”
Bu doğru, dünde öyle yine bir profesör vardı. Herhalde Ülke Tv, Kanal 7’nin devamı değil mi o? Oradaydı Bediüzzaman’ın 1971’deki olayları, 30-40 yıl öncesinden bildirmesini anlatıyordu. Yani harika olduğunu, çünkü Kuran ayetinden çıkarıyor. “Eğer şimdi ki tohumların mahsülü islah olmazsa,” işte şu kadar yıl sonra diyor, “tokatlar şiddetli olacak” diyor. Benim bildiğim 20 yıl öncesinden bildirdi. 20 yıl öncesinden. “Tokatları dehşetli olacak” diyor. Ve hakikaten aynı onun dediği gibi ki, kendisi 60’da öldü, 71’de anarşi başladı. Tam dediği gibi çıktı. “Bediüzzaman’ın geleceğe yönelik haber verdiği bütün sözler şu ana kadar çıkmıştır. Verdiği bütün tarihlerin tek birinde aksama olmamıştır.” Hakikaten 28 Şubat’ı da bildiriyor, 1997 tarihi olarak 28 Şubat’ı bildiriyor. O da aynısı ile dediği gibi çıkmıştır. Yani detay olarak, detaylarını veriyor hatta.
SUNUCU 3: Detaylarla çıkmış yani.
ADNAN OKTAR: Evet aynısı ile çıkmış. “1545 tarihi geldiğin de eğer o devri gören olursa, doğru muymuş, yanlış mıymış anlayacaklar” diyor. Yani Bediüzzaman yalan mı söylemiş, doğru mu söylemiş tam kanaatleri gelecek diyor tabii orada artık tartışması yok. O zaman diye bilirler yani hakikaten 46’ya çıkarlarsa desinler yani, diyebilirler.
Ayhan Karaca, hemşerimmiş annemin tarafından hemşerim oluyor, Tokat’tan “Fethullah Gülen Hoca efendiden bir alıntı yapmak istiyorum. Hz. Mehdi (a.s.) ile alakalı hadis-i şeriflere de iki örnek vermek yerinde olsa gerektir” bunu Fethullah Hoca söylüyor. “Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili hadis-i şeriflerde iki örnek vermek yerinde olsa gerektir” diyor. Bu onun yazısı “Mehdi (a.s.) bizden ehli beyt’tendir” seyyiddir Mehdi (a.s.). “Allah onu bir gecede zafere erdirecektir.” Yani o şekilde yorumlamış o da. Yani İslam’ın bir gecede hakim olacağını da gösteriyor, ona da işaret var. “Mehdi (a.s.) Fatıma evladındandır, İbn-i Mace’de. “Dünya hayatının sona ermesine bir gün bile kalsa” bakın Kıyamete bir gün bile kalsa “Allah zulümle dolu olan dünyayı,” şu an zulümle dolu dünyayı, “adaletle dolduracak Ehl-i Beyt’ten birini gönderecektir”. Kıyameti durduracak diyor Allah, bakın Mehdi (a.s) vesilesine Kıyamet durduruluyor. Ahmet bin Hanbel bildiriyor. Hanbeli mezhebinin kurucusu ve hadis imamıdır aynı zamanda. “Cenab-ı Hakk; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyetin edebiyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında” yani ümmetin fesada gittiği şu anda da Müslümanlar perişan durumda, bölünmüş, kavga ediyorlar, anarşi, terör her şey var. Müslüman topluluklarının bozulmaya uğradığı dönemlerde, “bir muhlis (ıslah edici), bir müceddid, bir halife-i zişan, bir kutb-u azam, bir yol gösterici, bir nevi Mehdi (a.s.) hükmünde mübarek zatları göndermiş; fesadı izale edip milleti ıslah etmiş;” yani büyük alimler hep gelmiş diyor, büyük müceddidler, büyük dine faydalı olan alimler gelmişlerdir diyor. “Din-i Ahmediyi muhafaza buyurmuşlardır” yani mesela Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani gibi büyük alimler. “Bu hususu (konuyu) nazara veren (ilgilere sunan) ve siyaset sahasında Mehdî-i Abbâsî, diyanet âleminde Gavs-ı Âzam, Şâh-ı Nakşibend, aktâb-ı Erbaa” yani dört ünlü ehli sünnet alimi olan kişiler; İmam-ı Hanefi, İmam-ı Hambeli, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi, “ve oniki imam (Hz. Ali’nin soyundan gelen oniki halife “gibi zatları misal gösteren Bediüzzaman der ki; “Madem O’nun âdeti öyle cereyan ediyor, Ahir Zamanın en büyük fesadı zamanında,” bak Fethullah Hoca, Mehdi (a.s.)’ın nasıl geleceğini anlatıyor, “Ahir Zamanın en büyük fesadı zamanında elbette en büyük bir müçtehid,” en büyük müçtehid diyor, “hem en büyük bir müceddid (din yenileyicisi) hem hakim,” yani bütün dünyada adaleti savunan kişi, “hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam” yani en büyük kutup, devrin en büyük kutb-u olarak, “bir zat-i nuraniyi (Mehdi (a.s.) yi) gönderecek, o zat da ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır.” Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Bediüzzaman Hazretlerinden aktardığı bu yazılarının devamında, Bediüzzaman Hazretlerinin Mehdi (a.s.)’nin gelişi ile ilgili tarih vermiştir. Bediüzzaman tarih vermiştir Mehdi (a.s.)’nin gelişi ile ilgili diyor. Şu an Bediüzzaman’ın verdiği o zaman diliminin içersindeyiz. Bediüzzaman Hicri 1400’de diyor, o zaman da gelmiş durumda, o da Nur talebesi olduğuna göre.
SUNUCU 2: Peki Hocam sizin yorumunuz nedir?
ADNAN OKTAR: Bence geldi tabii, Bediüzzaman’ın sözü de doğru, hadislere göre de doğru, yani ikinci bir ihtimal sıfır yani şu an. Yani mutlaka gelmiş olması gerekiyor.
SUNUCU 1: Kaldı ki alametlerde oldu zaten değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Yani bir tane iki tane değil, bir de metafizik alametler yani mesela “iki uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bilim adamlarımız biz ilk defa rastladık diyorlar. Daha önce bilmiyorduk diyorlar bunu, ‘Lulin’i’ yeni isim verdiler buna ve ne kadar önce geldiğini de bilmiyorlar. Yani daha önceki tarihi geçiş hakkında bilgi yok. Ama en az bin yıl sonra gelir bir daha diyorlar gelirse, en az bin yıl sonra yeni tespit etmişler. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)1400 sene önce bilmiş. Biliyor o kuyruklu yıldızı, “iki uçludur” diyor doğru iki uçlu, “çok parlaktır” diyor doğru, mühim bir detay daha veriyor, çok mühim bu, “bütün kuyruklu yıldızların gittiği yönün tam tersine gidecek” diyor. Bu tam tersine gidiyor bütün kuyruklu yıldızların. Bu Mehdi (a.s.) çıkış alametleridir diyor. “Bunu gördüğünüzde Mehdi (a.s.)’nin çıktığını bilin” diyor. Fakat detaylar veriyor “bundan önce yağmurlar kesilecek” diyor. Bu kuyruklu yıldızdan önce de bu kuyrukluyıldızın çıkışından sonda da “yağmurlar çoğalacak ve insanlar yağmurdan şikayetçi olacaklar” diyor. Yağmurlar azaldığın da biliyorsun ne dediler? “Küresel ısınma oldu” dediler. Bu sefer bak bütün dünyada ki bilim adamları mucize oldu bakın, dünyayı sarsacak bir olay bütün bilim adamları koro halinde “küresel ısınma var, yağmurlar azalacak, bilimsel gerçek, bütün dünya ayaklansın” dediler. Hatta birçok kriterler falan meydana getirdiler. Bu sefer dediler ki, toptan birden “biz hata yapmışız, biz yanlış söylemişiz” dediler.” Küresel ısınma yokmuş” dediler. Kardeşim küresel ısınma var Allah kanunu değiştirdi, Allah güç gösteriyor. Küresel ısınma var, normalde de öyle olması gerekiyordu ama Allah tersine çevirdi mucize meydana getiriyor. Cayır cayır yağmur yağıyor ve yağmurdan dolayı da insanlar şikayet ediyor, aynı hadisteki gibi. Allah sözlerini yutturdu onlara ve garibanlaştılar. Kendi teorilerinin geçersizliğini gördüler. Bakın Allah’ın dediği doğru çıkıyor, Peygamber (s.a.v.)’in dediği doğru çıkıyor.
SUNUCU 1: Bir zamanlar Hocam gerçekten küresel ısınma çok fazla gündeme getiriliyordu, şu anda artık hiç duymuyoruz.
ADNAN OKTAR: Mucize bir de ne desin adam? Yağmur yani zibil gibi yağmur yağıyor artık sel basıyor etrafı. Onların teorisine göre yağmaması gerekiyordu, muazzam kuraklık olması gerekiyordu.
SUNUCU 3: Bir ara kuraklık oldu.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 2: Hocam bu iki uçlu yıldızdan sonra neler olacak?
ADNAN OKTAR: Bundan sonraki alametleri söyleyeyim, hadislere göre söyleyelim tabii, ben bilmem Allah bilir. Müslümanları İslam Birliği’ne zorlayacak büyük olaylar var. Çok büyük olaylar olacak. Yani Müslümanların daha mağdur olacağı, daha zorlanacakları ortam olacak ki arkasından diyor. Bediüzzaman da söylüyor: “Hamiyet-i İslamiye feveran edecek artık” diyor. Yani bunaldıklarından, yani bir şeye çok fazla basınç yaparsan ne olur? Patlar değil mi? “Feveran edecek” diyor ve “Hz. Mehdi (a.s.)’yi başlarına geçirecekler” diyor. Bütün yollar ve bütün sistemler geçersiz olacak diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hepsi denenecek, bütün siyasi sistemler denenecek diyor. Bütün liderler denenecek, hiçbiri başarılı olamayacak diyor. Mesela bu çok büyük mucize, hiçbir siyasi lider başarılı olamayacak diyor. Bütün İslam dünyası için söylüyor. Hiçbiri başarılı olamayacak ve Mehdi (a.s.)’ye mecbur kalacaklar diyor. Bütün sistemler denenecek diyor. Mehdi (a.s.)’nin bir özelliğidir bu. Mesela gelecekle ilgili bunlar var. Ama mesela ekonomik kriz kalkacak dediğim tarihte. Allah onları çok mahcup da ediyor. Normalde devam etmesi lazım kriz başladıysa, komaya girdi çünkü dünya şu an. Yani yeniden kalkması için bir sebep yok, gittikçe daha kötüye gitmesi gerekiyor. Ama 2014’te yeniden dirilecekler. Bakın 2010 tarihinde söylüyorum. Bak Allah karşısındaki zavallılıklarını görmeleri açısından söylüyorum. Nasıl zavallı olduklarını görsünler. Yani bu ekonomistiz, Darwinistiz işte bilmem ne diyenler var güçleriyle çabalasınlar, 2014’e kadar hiçbir şey değişmez ekonomide ve değişmeyecek. Ama 2014’ten itibaren ekonomi tırmanışa geçecek, bu da onları mahcup edecek bir gerçektir. Çünkü bunu açıklayacak gibi bir konu yok. Bilimsel açıklaması da yok bunun. Yani şu nedenle ekonomik kriz canlandı diyemezler. Sebepsiz canlanacak o kadar.
SUNUCU 3: 4 seneleri kaldı yani.
ADNAN OKTAR: Evet 4 sene sonra görecekler. Tabii mesela yağmurlar sebepsiz yağmaya başladı. Yani adam açıklayamıyor küresel ısınma hakikaten var. Ama yağıyor yağmur, adamın teorisinin tersine. Allah sistemlerini değiştirdi.
SUNUCU 1: Hocam gerçekten inanılmaz korkunç tablolar çizilmişti o zaman küresel ısınma dolayısıyla. Filmler de yapıldı, işte dünyanın ne hale geleceğine dair inanılmaz korkunç filmler yapıldı.
ADNAN OKTAR: Bilakis dünya yeşillik, güzellik olacak, böyle güzelliklerle dolacak. Ama Hicri 1506’dan sonra işte o kuraklıklar, dedikleri küresel ısınma o zaman başlıyor işte. 1506’dan sonra müthiş bir bereketsizlik ve uğursuzluk dünyanın üstüne çökmeye başlayacak. 1506’dan sonra. Yani yağmurların kesilmesi de var, bereketsizlik de başlayacak. Yağmur yağsa da ürün alamayacaklar, müthiş bir uğursuzluk dünyayı kaplayacak 1543’e kadar devam edecek. Yine de Müslümanların yüzü suyu hürmetine Allah bir bereket, hafif bir rahatlık olacak. Ama 43’ten sonra muazzam felaketler dünyayı saracak. Bakın kaç yaşındasın sen?
SUNUCU 2: 18.
ADNAN OKTAR: 18. Bak sana çok önemli bir şey söyleyeceğim, beynine iyice bunu yerleştir. Allah ömrünü uzun etsin. En az 90 sene, 100 sene seni yaşatsın inşaAllah. Hocamız demişti diyeceksin, bizzat gözünle göreceksin. Hem İslam’ın hakimiyetini göreceksin, hem Mesih(a.s.)’in gelişini göreceksin, İslam’ın gerileme dönemini de göreceksin. Ama tam çöktüğü değil, gerileme dönemini göreceksin. İyice zayıfladığı dönemi göreceksin. Var gücünle gayret et o dönemde. Ama bak gayretine rağmen, gayretine rağmen netice alamayacaksın o dönemde. O dönemde netice alamazsın.
SUNUCU 1: Allah’ın dediği olacak.
ADNAN OKTAR: Tabii Allah’ın dediği olacak. Senden sonraki nesil Kıyamet’i görecek. Bir nesil sonra ki Kıyamet’i görecek. Sen 90 yaşındayken genç olanlar, mesela 18 yaşında olan, 19 yaşında olanlar Kıyamet’i görecekler.
SUNUCU 2: O zaman Kıyamet çok yakın diyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Zaten bilinen bir gerçek bu yani bütün alametleri çıktı ve bu sözümün doğruluğunu İslam’ın hakimiyetiyle anlayacaksınız. Bu sözüm doğruysa hepsi doğrudur, bunu da anlayacaksınız. Çünkü şu ana kadar 150’ye yakın alamet söyledim, hepsi çıktı. Yani bir tanesi çıkmamış değil. Diyorlardı ki; “Peygamber (s.a.v.) gaybı bilmez.” Gaybı Allah bilir. Tamam Allah bilir gaybı ama ayette, ben açıkladım değil mi? Gaybı Allah Peygamberlerine bildiriyor. Yani Peygamber olarak gördüğü kim varsa, elçi olarak gördüğü. Mesela diyor ki; Peygamberimiz (s.a.v.)’i biz Peygamber olarak, ama önce de Peygamberler vardı. Bizim bilmediğimiz Peygamberler var. Onlara da gaybı bildiriyor Allah. Sadece Peygamberimiz (s.a.v.) son Peygamberdir. Mehdi (a.s.) de son velidir, hateme velidir. Hateme Resul Peygamberimiz(s.a.v), Mehdi (a.s.) de hateme velidir. Son hatemdir artık. Yani mühür çekiliyor inşaAllah. Ama Hz. Mesih İsa (a.s.)’yı gördüğünüzde zannettiğiniz gibi olmaz yani, halk bayağı samimi olur Hz. İsa (a.s.) ile. Yani çabuk alışırlar, insanlar o kadar şaşırmıyorlar. Ülfet denen bir şey vardır, insanlar çabuk alışırlar. Mehdi (a.s.) konusunda zaten hiç göreceksiniz, hiç heyecanlanmazlar gayet normal karşılayacaklar. Sadece biat anında çok heyecanlanabilirler. Onda çok Bütün İslam alemi çapında bir heyecan olacak. Ama sonrasında çok alışacaklar gayet normal karşılarlar. İnşaAllah. Bir de bu, bu yönünü söylemek istemem ama, yine de söyleyeyim bir de sosyal gerçektir, sosyoloji biliminin de kabul ettiği bir gerçektir. Büyük toplumsal heyecan, büyük manevi heyecan toplumları çağ atlattırıyor. Ekonomide, bilimde, siyasette muazzam bir atılım meydana geliyor.
SUNUCU 2: Ne gibi heyecanlar Hocam?
ADNAN OKTAR: Milli heyecan, mesela bir manevi heyecan. Yani toplumu müthiş dinamize ediyor. Müthiş heyecanlandırır. Tabii bunun örneklemesi var ama, sosyolojiyi bilenler bilir. Sosyoloji bilimiyle ilgilenenlere sorun, toplumsal heyecan, manevi heyecan toplumu müthiş hareketlendirir ve canlandırır. Yani çağ atlattırır adeta. İşte Mehdi (a.s.) ile de Allah topluma muazzam bir heyecan yaşatacak. Bilimsel yönünü açıklamak istemiyorum, beni biraz kızdırıyor bu tip şeyler ama mecburen anlasınlar diye. Yani bir sosyal patlamaya neden oluyor, müthiş bir heyecan meydana geliyor. Mesela kafası çalışmayan adam çalışır hale geliyor. Mesela tembel adam hareketli hale geliyor. Öbür türlü toplumda manevi heyecan olmadığında toplum çökmeye başlıyor. Yani psikolojik etken insanlar çok önemli olduğu için, mesela morali bozulan bir öğrenci ders çalışabiliyor mu? Anlamıyor, okusa da anlamıyor. Ama neşesi yerinde ise kafası çok iyi çalışıyor, çok iyi anlıyor. Onun gibi anlayabilirsin. Şimdi toplum da öyle, manevi heyecanını kaybettiğinde çökmeye başlıyor. Yıkılışa doğru geçiyor. Ama manevi heyecanda muazzam bir gelişme olur, müthiş bir güçlenme olur. Mehdi (a.s.) işte bunu sağlayacak. Yani toplumda sosyal patlamaya, muazzam bir gelişmeye sebep olacak. Sanatta, bilimde, estetikte, kültürde, adalet anlayışında, hukukta müthiş bir düzelme ve güzelleşme olacak. Toplum birbirine kardeş gözüyle bakacak. Yani küs olanlar barışacaklar, düşman olanlar dost olacaklar, hadiste de bu belirtilmiştir. Mehdiyet devrinin özelliğidir.
SUNUCU 2: Hocam şimdi Türkiye için konuşursak mesela hangi dönem?
ADNAN OKTAR: Mehdiyet’in son dönemindeyiz. Ben 2010, 2021’de biz yine böyle karşılıklı konuşacağız ama, 2021’de de daha güzel şartlarda konuşacağız. Böyle küçük bir stüdyo olmaz, zannetmiyorum. Yani daha büyük şartlarda görüşeceğiz inşaAllah. Daha geniş imkanlarla görüşeceğiz. “Hocam yani hayret Allah razı olsun sizden, çok hoşumuza gitti” diyeceksiniz. “Kelimesi kelimesine aynısı çıktı” diyeceksiniz. Yalnız Hz. Mesih (a.s.)’den kuşku duyanlar da olabilir. O normal yani olabilir, bir şey değil o. Yani kafir diyemeyiz adama, kuşku duyana. Ama vicdanında bir anormallik vardır, çünkü anlaşılmayacak gibi değil. Yüzüne baksan anlaşılır Hz. Mesih (a.s.)’in anlaşılmaması için bir neden yok. Çünkü “imanın nuruyla anlaşılır” diyor Bediüzzaman. Mehdi (a.s) de anlaşılır aslında imanın nuruyla. Yani “imanın nuruyla bakan anlar” diyor Bediüzzaman. Fakat anlamayana da biz kafir demeyiz. Kanaati gelmeyebilir, şüphe içinde olabilir. Yani öyle bir şey de olabilir, ama genelinde bütün insanlık iman edecekler Hz. İsa (a.s.)’ya. Hz. Mesih (a.s.)’in gelişine iman edecekler inşaAllah.
SUNUCU 1: Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ye inanmayıp o anda inanmayıp daha sonra kurtuluşa erenler yine olacak mı?
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.)’ye inanmak yani şahsına inanmak farz değil öyle bir şey olmaz, zaten öyle bir iddiası da olmayacak Mehdi (a.s.)’nin. Yani asla öyle bir şey dedirttirmez. Ben Mehdi (a.s.)’yim demez, kimseye de dedirtmez. Yani onu kesinlikle istemez. Ama için için anlarız yani, hissederiz. Yani nasıl mesela iyi bir insanı biz yüzünden anlıyoruz, bir yere gittiğimizde elinden yüzünden nur akıyor, çok efendi bu insan, kimseye zararı olmaz bunun diyorsun. Bazı genç kızlar olur hemen anlarsın hanım hanımcık çok terbiyeli bu, kimseye bunun zararı olmaz, kuzu gibi bir şey bu dersin, teşhis koyarsın. Nitekim de doğru çıkar yani yüzde 99 doğru çıkar yani çok nadir aksi çıktığı olur. Mesela yaşlı bir dede vardır, nurani gibi bilirsin. Ama mesela it kopuk dedeler de oluyor değimli? Her tarafı oynuyor yani adamın, sahtekar belli yüzünden, melanet akıyor suratından. Nitekim soruyorsun, adam diyor işte esrar kaçakçılığı yapmış, bilmem ne, her yol var adamda. O tarzda yani. Her şey var. Aynen teşhis ettiği gibi koyuyor. Zaten polis bile dışarıda diyorlar. Eşkale göre anlar. Bakar mesela şüphelenir polis yani tipini beğenmiyor, şüpheli buluyor, arama yapıyorlar. Mesela öyle tiplerde sürekli arama yapılır. Mesela normal adam bakıyor polis mesela geçin diyor. Yüzünden yani bu bir şey yapmaz, yani temiz yüzü. Ama kuşkulu bulduğunda aman diyor durun bakalım diyor. Herkes bir aşağıya insin, ne varsa tepeden tırnağa.
SUNUCU 3: Bir şekilde zaten kendini belli ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii. Ama tabi bakın şimdi burada yanlış anlaşılma olmasın. Polis tabii herkesi arar. Yani herkesi arayacaktır. Ama yani normal insanları da arar bazen. Ama bazen de hakikaten böyle bıraktıkları oluyor. Ama bazen güvense de arar. Yani onu da söyleyeyim. Tabii yakışık almadan da. Tedbir almadan da. Yani orada bir kişi vardır. Bir olay vardır. Veyahut onun güvenliği için de yapabilir. Mesela o kişinin güvenliğini için mesela ona bir komplo hazırlanmıştır. Kuşku duyar. Onu üstlenebilir. Mesela onun üstüne bir suç aleti bırakabilir. Bir şey yapabilir. Oyun oynamışlardır. Onu önceden çıkartmak için yapabilir. Yani Allah vesile eder. Ama hepsinin üstünde genel saygı olarak arar. Yani genel olarak yani. Çünkü herkese eşit muamele yapması gerektiği için arar. Ama bazı vakalarda da, bu ender vakalar için söylüyorum bunu. Adamı bırakır, yani şüpheli olanı bırakır. Fakat, kuşkulu olanı tutar. Ama çoğu vakalarda ben biliyorum mesela çok güvenilir insanı da ararlar. Hatta güvenilir insanlar, hatta kendi amiri, kendi arkadaşı oluyor, onu bile arar. Yani çok güvenmese bile arar. Bu da çok makul zaten onun vazifesine düşkünlüğünü ve disiplinini gösterir bu. Ona güven verici bir şeydir bu. Saygı duyulacak bir şey. Çünkü ayırım yapmaması lazım. Çünkü kendi kanaatine göre olmaz. Ama ender vakalar olduğu için. Beğendiğim için demiyorum ben bu yöntemi. Delil olması için söyledim. Yoksa bunu yapan iyi yapıyor demiyorum yani yanlıştır. Doğru olan anlattıklarım.
SUNUCU 1: Aslında Hocam burada bahsettiğimiz konu vicdan.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 1: Yani vicdanımıza sorarsak. Yani ben aslında bunu size sormak istiyordum. Doğrular, yanlışlar hep gözümüzün önünde olabiliyor ama insan bazen doğru ve yanlış arasında kararsız kalabiliyor. İşte bu noktada vicdanımız her zaman devreye girer. Peki vicdanımız bizi doğruya ileten bir alarm görevi görür mü her zaman Hocam?
ADNAN OKTAR: Vicdandaki bilgiyi Allah verir. Yani vahiyle bildirilir her insana vicdan vahiyle bildirilir. Yani vicdanının sesi denilen vahiydir. İnsanlar ona uymazlar, şeytanın vahyine uyarlar bazen. Bazen de vicdanın sesine, vahyin sesine uyarlar. Allah diyor, Cenab- Hak, “Biz İki yolu da gösterdik” diyor. Yani birisi şeytanın yoludur. Biri Rahman’ın yoludur. İsteyen vahye uyar. Allah’ın vahyine uyar. İsteyen de şeytanın vahyine uyar. Ama vicdan genellikle hep insanın çıkarıyla çatışır. Her zaman örnek verir. Mesela araba çarpıyor, adam yolun kenarında, tenha yolda kalıyor, can çekişiyor. Şimdi ikinci araba duruyor, adamı alıp hastaneye götürüyor. Hemen tutuklarlar adamı, götüreni. Yani nerede oldu, neden oldu, yani tam sorumlusu odur. Yahut mesela düşer adam, inşaattan düşer değil mi? Allah vermesin ölür. Yahut yolda ölebilir. Götüren kişi tutuklanır. Bilmez adam orada onu. Yüksek vicdan sahibi onu kabul edecek. Tutuklamayı kabul edecek. Hapse de girse onu da kabul edecek. Yani o hapisten kurtulmak için adamın canını kurtarma imkanı varken bundan vazgeçirse gerçekten katil olur.
SUNUCU 2: Bu Hocam haksız yere girmesi haksızlığa girmiyor mu?
ADNAN OKTAR: İşte yüksek vicdanda onu kabul edeceksin.
SUNUCU 3: Vicdan azabı çekme durumu var daha sonradan.
ADNAN OKTAR: O çok yani çok rezalet o. Orada sen şerefinle yatarsın ama öbür türlü de şerefsiz konumuna düşersin.
SUNUCU: Hocam vicdan Allah’ın vahyi diğeri de şeytanın vahyidir dedik. Şeytanın vahyine uydukça aslında vicdan da bir yerde köreliyor değil mi? Bir süre sonra yani son derece vicdansız olabiliyor insanlar.
ADNAN OKTAR: İşte alışıyor vicdansızlığı kemikleşiyor. Zaten onların yüzünde simasına çöküyor. Mesela sürekli vicdanını kullanan yüzünde bir temizlik olur. Sürekli şeytanın vahyine uyanda da bir şeytani görünüm oluşmaya başlıyor. Sürekli vicdanını sesini dinlemesi lazım insanın. Vicdanın sesi dinlerken mesela bunu Kuran’da o kadar çok görürüz ki, vicdanın sesini dinlemekle ilgili örnekleri. Hz. Yusuf (a.s.)’a bakın çok güzel bir kadın, ilişkiye girmek için teklifte bulunuyor ve kapıyı üzerine kapatıyor ve kabul etse, hem sarayda yani çok iyi bir makamda, hem kadının desteğini de almış olacak hem de hoşuna gidecek . Bakın Allah’a sığınıyor. Diğer kadınlar da ona karşı istekli Hz. Yusuf (a.s.)’a karşı istekliler. “Ya Rabbi beni kurtar” diyor. Ben hapse girmeyi istiyorum diyor yani hapse gireyim ben kurtulayım ben bunu yapmayayım diyor. Yani beni hapset, ben bunu yapmayayım diyor. Bakın 7 yıl o devrin zindanlarını düşünün. Samanın üstünde yatıyorlar, saman. Taştan yapılmış, yer altında yapılıyor. Bilmiyorum filmlerde falan görmüşsünüzdür zindanları. Zindan da kalıyor, meşaleyle falan aydınlatıyor, zifiri karanlık. 7 yıl orada kalıyor. Ona karşı kabul ediyor onu ve iftiharla, göğsünü gere gere yani. İşte vicdanın özelliği budur. Ama Allah sonra onu Peygamber yapar. Hz. Yusuf (a.s.) dedin mi bizim aklımıza Hz. Yusuf (a.s.) gelir. 7 yıl hapiste yatması gelir. İlk aklımıza gelen hapsidir, biz ondan dolayı severiz onu. Yani sevmememizin nedenlerinden biridir o. Ondan dolayı demeyeyim Allah affetsin. Sevmemizin nedenlerinden biridir, çektiği çiledir yani. Orada gösterdiği iffettir. Mesela iffetine de düşkün. Öbür türlü yapabilirdi ama mahvolurdu. Yani dünyasını da, Ahiretini de yakardı. Ama yapmadı. Bu yüksek bir vicdanını gereğidir.
Bitmiş mi program?
SUNUCU 1: Çok teşekkür ederiz Hocam. Çok güzel bir program oldu ağzınıza sağlık inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben teşekkür ederim.
SUNUCU 1: Sevgili izleyenler bugün bizleri Gaziantep Olay Tv ve Harunyahya.tv internet sitemizden izlediniz. Yarın da 21:30’dan itibaren, Harunyahya.Tv sitemizden ve Kanal 35 ekranlarından izleyebilirsiniz. İyi akşamlar.
Evrimcilerin Sahtekarlıkları
Devamı ...
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...