SUNUCU 1: Hayırlı geceler değerli izleyenler, sizleri Allah’ın selamıyla selamlıyoruz. Bu gece HarunYahya.tv ekranlarından ve Kanal 35 ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Bugün de sizlerden gelen soruları Hocamızla birlikte cevaplayacağız. Sohbetimize geçmeden önce Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebileceğinizi hatırlatmak isterim. Soru ve görüşlerinizi bizlere ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Değerli Hocam ve Kübra arkadaşımızla beraber sohbetimize başlayacağız. İyisiniz inşaAllah Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun, siz nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Eskiden bunlar benim için sırdı ama artık bakıyorum. “Selamün aleyküm sevgili Hocam” diyor. “Altın oranı dünyaya uyarladığınız zaman Mekke’nin altın oran noktası olduğu bu konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?” Fatih Andaç.
“Çok kıymetli Hocam size Hak Teala’nın izniyle bir sual sormak isteriz.” İnşaAllah. “Son birkaç yıldır dünya sinemalarında Hollywood’da uygulanan süper güçlere sahip bazı insanlarla ilgili filmler yapılıyor. Ayrıca ufolarla ilgili filmlerin fazlasıyla yayınlandığını görüyoruz. Sizce acaba bu tip yayınların yapılmasının bir maksadı var mı?”
Yok, öyle ufuklarını genişleten filmler şahısların, öyle özel bir anormal şeyi yoktur.
SUNUCU 2: Hocam böylebazı filmlerde çok ilginç yaratıklar ortaya çıkarmaya çalışmışlar, işte insanla hayvan arası sanki böyle ara geçiş canlısı gibi, orada bir Darwinist düşünce olabilir mi acaba?
ADNAN OKTAR: Yani tabii çok flu işaretler olur ama o anlamda ciddi bir mantığı yok yani. Ciddi bir işareti yok.Mesela böyle garip varlıkları, garip cinler, periler, efendim büyü yapan adamlar, onların hayal dünyası geniş. İnsanların da hoşuna gittiği için o tip filmler yapıyor olabilirler. Ama altında özel bir yönlendirme nadir oluyor, olsa görürüm. O kadar şüphe edecek bir şey yok.
“Hocam anlattığınız Agarta konusu benim çok ilgimi çekti. Bir araştırma yaptım. Agarta insanları için, yeryüzünde insanlık mahvolduğu, ölüm ve karanlık hüküm sürdüğü zaman bu ülkenin insanları yani Agarta’nın insanları yeryüzüne çıkacak ve sayesinde insanoğlu yeryüzünde yaşamını devam ettirebilecek. Agarta’da yerin gerçek sahipleri yaşıyor diyor gibi ifadeler vardı. Hocam Agarta ehli sizin bahsettiğiniz Mehdi (a.s) ve talebeleri olabilir mi?” Elmas.
Agarta mensupları Mehdi (a.s) ve talebelerini destekleyecekler. Yani Hızır (a.s) ve onun taifesi, üçler, yediler, kırklar İslam’da bilinir, değil mi? Onların toplantı yeridir, yer altında kilometrelerce mağaralar, büyük boşluklar vardır. Allah oraları onlara kullandırıyor. Yani demek ki bir hikmeti varmış, onların da kullanmasında bir hayır var. Ecini takımı da oraları kullanır. Cinler. Yani ev olarak kullanırlar. Hoşlarına gidiyor, ilginç buldukları için oradan oraya, oradan oraya giderler. Şambala; şeytanın takımı, eskiden beri bilinir. Ahir zamanda Hızır (a.s) Mehdi (a.s)’ı sürekli kollar. Mehdi (a.s)’a zemin hazırlar, ortam hazırlar. Aslındaki Şia’daki hadisler, Şiilik’teki hadisler açıklandığında, Şii kardeşlerimiz de tam bu konuyu anlayacaklar. Ama müteşabih olan bu hadisleri açmadıkları için zahir anlamlarına göre hüküm verdikleri için biraz garip bir görünüm oluyor. Mesela diyorlar ki “Mehdi (a.s) da Hz. Adem (a.s) devrinden beri var” diyorlar. Doğru, Mehdiyete Hz. Adem (a.s) devrinden beri bir zemin hazırlanmıştır. Allah zemin hazırlamıştır. Ve ruhaniyeti sürekli vardır. Ama ahir zamanda ortaya çıkıyor asıl ruhaniyeti yani “zıl ve gölgesi” ahir zamanda ortaya çıkıyor. Çünkü mesela biz şu an konuşuyoruz. Biz sonsuz evvelde de böyle konuşmuştuk, sonsuz sonrada da konuşmuştuk. Dolayısıyla biz Hz. Adem (a.s) devrinde de vardık. Yani Hz. Adem (a.s) de bu devirde var. Yani zaman olmadığı için, tek bir an olduğu için bu anlamda söylenmiş bir sözdür bu. Ama tabii zaman ve mekanı bilmeyen bir insana bunlar biraz ecayipten ve garaipten gelebilir.
SUNUCU 1: İnşaAllah Hocam.Said Bey, “Sayın Hocam, Hz. Yusuf (a.s)’da olduğu gibi Hz. Mehdi (a.s)’ın da kıymetinin bilinmesi için insanların kıtlığa ve felakete mi uğraması gerekiyor?” demiş Said Bey.
ADNAN OKTAR: Kuran’da ayet var Biz diyor Cenab-ı Allah, nereye bir elçi gönderdiysek oranın insanları yalvarıp yakarsınlar diye ekonomik kriz meydana getirdik diyor Allah. Hayat pahalılığı meydana getirdik diyor, açık Kuran ayeti var. Her elçi gelmesinden önce Allah’ın yaptığı bir kanun bu. Mehdi (a.s) devrinde de aynı bu kanun işliyor. Şu anda da var görüyorsunuz.
SUNUCU 1: “Saygılar” demiş Kartal Doğan Samsun’dan. “Hocam selamun aleyküm,” aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Hz. Mehdi(a.s) vesilesiyle İslam’ın bir gecede hakim olmasından kastedilen nedir Hocam? Yani o bir gecede olacak olan olaylardan biraz bahsedebilir misiniz?”
ADNAN OKTAR: Biat kastediliyor tabii. Hz. Mehdi (a.s)’a biat edilmesi. Yani ulemanın, Müslümanların ileri gelenlerinin. Gece olacağı anlaşılıyor. Yani işarette o. Gece yapılacak bir biat, inşaAllah. Dolayısıyla da İslam hakim olmuş oluyor o gece, inşaAllah.
SUNUCU 1: Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. Enam Suresi 148. Ayet “Şirk koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık." De ki: "Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak "zan ve tahminle yalan söylersiniz." Darwinist ve materyalistlerin yanında hiçbir ilim bulunmadığını ne güzel bildirmiş Yüce Rabbimiz. Değerli kardeşlerim Allah’ın bahşettiği ilimle bize aktardıkları için sonsuz dualarım sizinledir” demiş. Avukat Gülcan Karakaş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. İlim, feyz akıyor maşaAllah kardeşlerimizden. “Şirk koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık." De ki: "Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var?”” Var diyorlar. Bakalım diyoruz, bakıyoruz ki boşluk çıkıyor. Yalan söylediklerini anlıyoruz. “Ara fosil var mı?” diyoruz, “yok”. “Proteinlerin tesadüfen meydana geleceğine dair bilimsel bir delil var mı?” diyoruz, “yok.” Peki bizim delillerimize sizin verebileceğiniz bir cevap var mı?” diyoruz. “O da yok” diyor. O zaman hiçbir şey yok. O zaman ne yapmışsın? Yalan söylemişsin.
ADNAN OKTAR: Tabii, bak “siz ancak zanna uymaktasınız” tahmin ediyor, ya böyle olduysa? Zaten diyorlar ya, geçenlerde geldiklerinde de; “bir gün Darwinizm ya ispatı olursa, delili çıkarsa.” Ben de dedim yani “bir gün Ay gelir, masanın üzerine konursa” dedim. Mantıksızlığa gidersen, her türlü mantıksızlığın iddia edilmesi mümkün, laf mı şu yani. “Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak zan ve tahminle yalan söylersiniz" diyor. Bak “zan ve tahmin.” Ya olursa, olabilir mi acaba diye “yalan söylersiniz.” Yalan söylediklerini de biliyorlar zaten. Kuran’da Cenab-ı Allah bu konuyu çok açık, net anlatmış.
SUNUCU 2: Hocam hiç vicdani noktaları kalmadı mı acaba? Onu ben merak ediyorum. Hani yalan söylediklerinin de farkındalar, ama.
ADNAN OKTAR: Bak ben size daha önce söylemiştim. Gerçek anlamda Allah’ı inkar eden tek bir kişi bulamazsınız. Mesela bak Dawkins, adam sıkıştı dedi ki; “kromozomları uzaylılar yapıyor” dedi. Bu ne demek? Demek kafasında bir yaratılış inancı var. Bir büyük irade, büyük akıl inancı var. Bitmiş işte. Ona uzaylı diyor, belli ki Allah’ı kastediyor ama onu söyleyemiyor. Biraz da böyle tipleri şımartıyorlar. Toplum, televizyon, orası burası falan şımartıyor, çevresi de şımartıyor. Bir de Hıristiyanlık bunlara çok ilkel ve çok yaşanması imkansız sunuluyor. Mesela Hz. İsa (a.s)’a Allah diyor, şimdi orada olay bitiyor. Yani adama hiç olmayacak bir şey söylüyorsun sen. “Hz. İsa (a.s) uyuyor muydu?” diyor, uyuyordu. “Yemek yiyor muydu?” Yiyordu. “Doğal ihtiyaçları var mı?” Vardı diyor. “Allah’a dua ediyor muydu?” Ediyordu diyor. “Allah’ın birliğinden bahsediyor muydu?” Ediyordu diyor. “Peki nasıl Allah oluyor diyor?” Oluyor diyor. İşte o zaman olan aklı gidiyor adamın. O zaman İslamiyet’i tanımadıkları için, İslamiyet’i de tanıma şekilleri işte meşhur tipler akla geliyor, bilinen, böyle asan, kesen, döken, dağıtan tipler. Onlarla da zaten konuştuğunda akıl almaz böyle dini konuları tenzih ederim, zırvalama tarzında izahlar yapıyorlar ki Hıristiyanları kat kat geçiyor onların zırvalaması. Yani daha da anormal şirk ve daha da anormal garip böyle fantezi izahlar yapıyorlar.
SUNUCU 2: Hocam onların acaba Ahiret’teki konumları ne olabilir? Yani dini çok iyi yaşadıklarını düşünüyorlar ama aynı zamanda böyle bir şeye sebep oluyorlar. İnsanları biraz dinden uzaklaştırmaya da sebep oluyorlar. Acaba bu Ahiret’te nasıl değerlendirilir?
ADNAN OKTAR: Allah onların vicdanen anormallik yaptıklarını kendilerinin bildiğini söylüyor. Yani mesela adam anlatıyor, zırvaladığını biliyor, zaten diyor ki “siz buna inanmakta zorlanıyorsunuzdur, ama böyle inanmak lazım,” diyor. Yani bunlar kendi iç hayatlarında zaten, çok özür dilerim, piç oluyorlar, böyle çakal tıynetli oluyorlar. Tahmin edildiği gibi olmuyor. Kendi aralarında bambaşka oluyorlar. Benim bu konudaki bilgim hem görgüye de dayanıyor, görerek de bunu tespit ettim, sağlam duyuma da dayanıyor. Böyle bir ruh halleri var. Yani inandığı için bunu anlatmıyor zaten. Özel buna çok çok yakınlarına sorsanız bambaşka alemde oluyor onlar. Mesela diyor ki adam; “özelde bir görüşelim” diyor. Bir gidiyor adam, özelde görüştüğünde bambaşka bir adam çıkıyor karşısına. Yani o kadar da aptal değil bunlar tabii. Bunlar cahiliye fırlaması. Ama kendilerini öyle tanıtmışlar. Dine bilinçaltlarında bunlarda nefret oluyor.
SUNUCU 1: İnançsızlaşma gibi bir hedefleri var Hocam değil mi? Gayretleri var.
ADNAN OKTAR: Ama yani o öfkesini, yani kendisinin de inanmamaktan kaynaklanan öfkesini insanlara da yansıtıyor. Yani “ben böyle anormal inançlarla yetiştim” diyor. “Ben buna inanamadım. Ben size de anlatacağım, sizi de inançsız hale getireceğim. Ben nasıl bu hale geldiysem, siz de bu hale gelin” diyor ve hakikaten karşısındakileri de bu hale getiriyor.
SUNUCU 2: Ama tabii ki kendisini inanmış gibi göstererek yapıyor bunu.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Yoksa o anlattıklarının yani mantıksızlığını, anormalliğini Kuran’la çelişmesini çok açık görüyordur. Görmemesi için deli olması lazım. Bilmemesi mümkün değil. Yalnız Müslüman kardeşlerimizin hatası; kalabalıklara inanıyorlar. Mesela bir yere çok büyük bir kalabalık toplanabilir. Mesela 50 bin kişi toplanıyor. Ama bakıyorsun ilkokul düzeyinde veyahut ilkokul okumamış insanlar, hakikaten cahil kitleler yani çok çok cahil insanlar. Konuştuğunda yani görgüsü, bilgisi, her şeyi çok çok düşük. Yani her şeye inanmaya müsait. Ama inanma derken mesela diyor ki adam; “falanca ağaca çaput bağlarsan çocuğun olur” diyor. Şimdi bu ona inanmıyor tabii, bu inanıyor-inanmıyor arası bir şey, garip bir şey bu, büyü gibi bir şey. Bu tarzdaki insanlardan oluşan kalabalıklara Müslümanların güvenmesi çok büyük hata olur. Çünkü bunlardan bir sonraki nesil çok uyanık oluyor. Mesela onun çocuğu internete girebiliyor, liseye gidiyor, üniversiteye gidiyor. Dolayısıyla her türlü insanla karşılaşıyor, o insanın anormalliğini bütün şiddetiyle görüyor. Onun için bazı, bu tarz dindar olan ailelerin çocukları, çok fırlama olur tabiri caizse, yani küfre çok daha şiddetli yatkın olurlar. Yani bilinir. Mesela babası imamdır veyahut başka bir şeydir, halk arasında bilinir, bakarsın çok azılı ateist olmuş. Yani çocukluktan kaynaklanan o nefret, dine karşı müthiş hınç duymasına sebep olur. Çünkü baştan sona kadar -dini konuları tenzih ederim- mantıksızlık içerisinde yaşıyor. Anormal düşünceler içerisinde yaşıyor. Biraz da tabii internete giriyor, biraz okuyor, araştırıyor. Bakıyor ki çok büyük bir oyuna gelmiş imajı oluşuyor onda. Ondan sonra da tavır alıyor Müslümanlara karşı ve İslam’a karşı. Bazen de ailelerine karşı saygılı oluyorlar, ses çıkartmıyorlar ama içten içe çok rezil bir çizgi içerisinde oluyorlar. Bu tahmin edilenin çok çok üstünde yaygın. Onun için mesela muhafazakar aileler bayağı seviniyorlar işte diyorlar, biz muhafazakarız, yaşıyoruz. Ama çocukları ve ondan sonraki torunlarının ne olacağını hesap etmiyorlar. Kendisi o eğitimle öyle olmuş olması mümkün. Yani bir eğitim türüyle bir kereliğine mahsus bir nesil yetişmiş veya neslin bir kısmını kastediyorum tabii. Ama ikinci neslin uyanacağını ve üçüncü neslin tamamen çizgiden çıkacağını düşünemiyorlar. Onun için kalabalıklara güvenip, yani böyle kalabalık insanlar var, işte rahat olalım, düşüncesi olmaz. Çok büyük hata olur. Çünkü bakın ben örnek vereyim mi? Verelim veyahut bir büyük alim diyeyim de, isim vermeyelim. Çok etkileyici yani büyük kalabalıkları topluyor, Türkiye’yi sallıyordu böyle, çok önemli bir alimdi. Bu kişiyi tutukladılar. Çok kısa hapis yattı, çıktı. Kendisi, bir kere vazgeçti faaliyetten, anında vazgeçti. Dediler “bir selam ver topluluğa,” “yok vermeyeceğim” dedi. “Bir şey konuşun Hocam, birkaç kelime” dediler “yok onu da yapamayacağım” dedi. Bakın, dikkat edin, etrafındaki herkes dağıldı gitti. Yani 40 bin 50 bin kişi toplayan bir insandı bu. Yani burada geçici bir heyecan oluyor, buna aldanmamak lazım. Sağlam zemin çok önemlidir. Mesela Bediüzzaman Hazretleri’nin zamanında çok az etrafında talebe toplanmış, normalde öyle değerli bir insanın etrafında çok büyük bir topluluk toplanması gerekirdi. Mesela bu çok şaşırtıcı. Yani çünkü samimiyeti ortada, aklı ortada, kalitesi ortada, anlatımdaki harika ortada ve gösterdiği harikalar ortada. Yani herkes bunu yaşıyor. Ama buna rağmen kıymetini değerini bilmediler. O devirdeki talebe sayısı çok çok düşük. Mesela kalan talebelerinin yani şu an mevcut talebelerinin sayısının azlığı da çok acayip bir şey. Yani en az mesela 80-90 yaşında, 100 yaşında çok fazla o devirden kalma insan var. Hiçbiri tanımıyor Bediüzzaman’ı. Halbuki tanıyor olmaları lazım. Mesela ben kendimden alıyorum, yani vicdanen acayip rahatsız olurum ben. Böyle değerli alim olacak, benim haberim olmayacak muhatap olmayacağım. Veyahut cephe alacağım. Bakın o dönemde din, Allah adına ona cephe alan alimler oldu, büyük alimler.
SUNUCU 2: Neden Hocam öyle oldu?
ADNAN OKTAR: Hasetlik yani kıskançlık. Yani başka bir amacı yok. Mesela kendi zor durumda olduğu halde, bak kendisi zor durumda, onu ihbar ediyor. Tutuklanması için uğraşıyor. Yani sapkın olduğuna dair fetva veriyor, anormal olduğuna dair fetva veriyor, o devir biliniyor. Yani ben isim vermeyeyim büyük birçok alim uğraştı Bediüzzaman’la. Epey bir Müslüman kitlesi de uğraştı. Dini bozuyor, İslam’a zarar veriyor inancıyla. Yani etkili olduğunu da açıkça görüyorlardı. Sonradan Bediüzzaman’ın stili ve yöntemi hemen hemen bütün cemaatler tarafından benimsendi. Yani tamamı, yani onun modernlik anlayışı, akılcılığı, teröre ve anarşiye karşı olması, devleti muhafaza etme düşüncesi, fitneden kaçınması, böyle Kuran şuurunu, Kuran derinliğini savunması ve özellikle bu klasik stildeki anlatımların dışında bir yapı meydana getirmesi, hemen hemen bütün cemaatler tarafından benimsendi. Yani tek tek saymayayım, aynısıdır bakın, kılığına kıyafetine bakın. Konuşma üsluplarına, yöntemlerine bakın aynısıdır. Ama bu güzel bir şey, iyi bir şeyin taklit edilmesi güzel bir şey.
SUNUCU 2: Ama zamanında kıymeti bilinemedi mi diyoruz Hocam yani?
ADNAN OKTAR: Hem nasıl yani. Bir de zulüm yaptılar. Mesela Bediüzzaman o devirde, kendisiyle uğraşan Müslümanları güzel sözlerle yatıştırmaya çalışıyor. Çok şefkatli bir üslubu var. Mesela ihbar ediyorlar, ezmeye çalışıyorlar, hakkında orada burada çok çirkin sözler yayıyorlar ve çok şiddetli karşılık vermeye çalışıyorlar. Hatta fiili saldırmaya da kalkanlar var. Buna rağmen o çok güzel, çok saygılı bir üslup gösteriyor. Ama diyor ki; “şimdi bu kişilerin bu tarz hareketler yapması Ahir Zamanda daha da şiddetli tavırlar göstereceklerini gösteriyor” diyor, bir yazısında. Yani ileriki dönemde daha şiddetli şey yapacaklar diyor. Ama artık o gelip geçmiş. Ama bakın insan fıtratı açısından bu çok önemli. Mesela diyorlar ki; “Mehdi (a.s)’ı nasıl biz farkedebiliriz?” Bediüzzaman’ı o zamanlar farkedebildi mi insanlar?
SUNUCU 2: Kıymetini bilemediler.
ADNAN OKTAR: Kıymetini bilebildiler mi? Bilemediler, farkedemediler. Bediüzaman’la bizzat yüz yüze görüşen insanlar farkedemedi. Yani iyiliğini, güzelliğini, kalitesini. Artık mesela gelecek olayı Allah’ın dilemesiyle Kuran’dan işari manadan çıkarıp söylüyor ve aynısı çıkıyor. Her söylediği doğru çıkıyor. Her hareketi isabetli, Kuran’ı mükemmel tefsir ediyor, hadisleri mükemmel tefsir ediyor. Yani her halinden belli mükemmel bir insan olduğu. Buna rağmen dikkati çekmedi. O nasıl dikkati çekmediyse, Mehdi (a.s) da dikkati çekmeyecektir.
SUNUCU 2: Ve daha zor bir dönemle karşılaşacağını bildiriyor kendisi. Değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Şiddetli karşılık görecek. Ki Mehdi (a.s) için de “vakti çok dardır” diyor, Mehdi (a.s) için. Ama bakın “benim geliş amacım” diyor. Nur talebesi kardeşlerimizin ben bu konudaki bakış açısını biraz hayret ediyorum. “Benim amacım” diyor yani herhangi bir alim Hoca değilim diyor. Herhangi bir kişi değilim diyor. “Ben Mehdi (a.s)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona zemin hazırlıyorum” diyor. “Anladık ki diyor, biz bu görevimizle bu çalışmalarımızla bu kudsi çiçeklere zemin hazırlıyoruz, izhar ediyoruz” diyor. Benim görevim bu diyor. Şimdi bu görevi yapan bir insanın talebeleri, bu görevi nasıl anlamazlıktan gelir? Yani görev, benim amacım bu diyor. Çalışma yapmamın amacı bu diyor. Ve Risale-i Nur Külliyatı diyor, Mehdi (a.s)’a aittir diyor. Çok sarih ifadesi var. “Mehdi (a.s) ve talebelerine aittir” diyor. “Gerçek sahipleri onlardır” diyor. Peki, Risale-i Nur’un gerçek sahibi olan Mehdi (a.s)’ı ve talebelerini aramak gerekmez mi? Madem Bediüzzaman Mehdi (a.s) için zemin hazırladığını söylüyor, “piştar bir neferi, öncü bir askeri” olduğunu söylüyor ki, Nur talebeleri de doğal olarak öyle olmuş oluyorlar, değil mi? Zemin hazırlamış oluyorlar. Onlar da merak edip bu Mehdi (a.s) kimdir? Yani Bediüzzaman Mehdi (a.s)’dan kastettiği kimdir? Yani amaç nedir? Hadisler de bu konu nasıl anlatılıyor? Kuran’ın kastettiği İslam hakimiyeti nedir diye araştırmaları gerekir. Ama bak, mesela bak gördük, akşam bir anneyle de görüştük. Nur talebesi bir anneyle, isim vermiyorum. “Biz Nur derslerine gittiğimizde bize Risale-i Nur Külliyatı’nın, kitabın Mehdi olduğu söylenir” diyor. Bakın yeni bir görüş daha, ben bunu o kadar şey yapmıyordum. Risale-i Nur Külliyatı yani kitabın kendisinin Mehdi (a.s) olduğunu söylüyor. Mesela Bediüzzaman kaç cilt eseri varsa yani mesela bu kitap diyor Mehdi (a.s)’dır diyorlar. İlk defa oluyor bakın, 1400 seneden beri gelen müceddidler insan olarak geliyor. İlk defa kitap olarak bir müceddid gelmiş oluyor.
SUNUCU 2: Hocam Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsederken, “o zat” diyor kendisi sürekli, değil mi?
ADNAN OKTAR: “O zat,” yani o kadar açık vurguluyor ki. Bakın diyor ki, “İslam’ı dünyaya hakim edecek” diyor. “Bütün ulema ve evliya onunla ittifak edecek, ona yardım edecekler” diyor. Hatta “Hıristiyanlarla ittifak edecek” diyor. “Hz. İsa (a.s) ile birleşecek, birlikte mücadele edecekler” diyor. “Ve İttihad-ı İslam olacak” diyor, “en büyük hakimdir” diyor. Yani dünyaya hakim, adalet getirecek diyor. Hakim. Hakimin özelliği nedir? Adalet getirmesidir. “En büyük kumandan”, yani bütün İslam aleminin askeri güçlerinin kumandanı oluyor. Manevi kumandanı. “Ve bütün ulema ve evliyanın iltihaklarıyla, muavenetleriyle ve bilhassa milyonlar fedakar olan seyyidlerin iltihaklarıyla, bu vazifeyi uzmayı yapmaya çalışır” diyor. Ve bu konudaki ifadeleri o kadar sarih ve açık ki. Ama bakın gördün anneyle konuştuğumda, diyor ki; “biz bu konuya geldiğimizde geçeriz” diyor. “Mehdi (a.s) konusuyla ilgili sayfalara geldiğimizde biz bu konuyu işlemeyiz ve bu konuda değerlendirme yapmayız” diyor. “Tek bildiğimiz sorulduğunda,” yani kime sorarsanız sorun,” Risale-i Nur Külliyatı Mehdi (a.s)’dir denir ve konu kapatılır” diyor. Böyle bir inanç nasıl olabilir?
SUNUCU 1: Hocam bir de, sima anlatılıyor Mehdi (a.s) ile ilgili. Bir sima var. Ondan sonra bir sürü hadis var, kendisinin özellikleriyle ilgili bir kitaba atfedilmesi çok...
ADNAN OKTAR: Bakın Bediüzzaman; “İstanbul’da zuhur eder” diyor. Peki şahs-ı manevi İstanbul’da zuhur ediyorsa Anadolu’da nasıl oluyor? Bütün İslam aleminde Mehdi (a.s)’ın vazife yapması mevzu bahis. Ama bakın, şahsı olduğu için “İstanbul’da zuhur” eder diyor. “Vakti dardır” diyor, şahs-ı manevinin vakti niye dar olsun? Ve “seyyiddir” diyor, “Peygamberimiz (sav)’in neslinden ve seyiddir” diyor. Şahs-ı manevi seyyid olur mu? Bakın “ben seyyid değilim” diyor. “Ben kendimi seyyid bilemiyorum” diyor. “Bu zamanda nesiller bilinmiyor” diyor. “Ama o Ahir zamanın eşhası seyyid olacak” diyor. Ki mahkeme savunmasında da bunu söylüyor, her yerde de söylüyor. Şahs-ı manevi seyyid olur mu? Şahs-ı manevi hakim olur mu? Kardeşim diyorum, bak hepsini kabul ettim diyorum, tamam Mehdi (a.s)’ı da kabul etmiyorsunuz, İsa (a.s)’ı da kabul etmiyorsunuz. Peki İslam dünyaya hiç hakim olmayacak mı? Yani mümkünü, imkanı yok mudur bunun diyorum. Bir zoraki, evet olabilir dedirtiyorum uğraşıp. Peki herkesin bir başı var. Masonların başı var, Hıristiyanların başı var, değil mi? Karıncaların bile bir başı oluyor, bir lideri oluyor yani, değil mi? Kuşların falan hepsinin bir lideri oluyor başında. Müslümanların bir lideri olamaz mı diyorum? “Yok” diyorlar, yani “buna gerek yok” diyorlar.
SUNUCU 2: Kaldı ki Hocam gerçekten bir Müslümanın daha fazla isteyebileceği bir şey olamaz. İslam’ın hakimiyetinden başka. Bunu niye kabullenmek bu kadar zor oluyor? Ben anlamıyorum.
ADNAN OKTAR: En çok istediği şeylerden birisidir. Hidayet bulması, imanının artması, İslam’ın dünyaya hakimiyeti, Kuran’ın tam yaşanması. O kadar çok Kuran ayeti var ki dünya hakimiyetiyle ilgili. Mesela o ayetleri de anlamazlıktan geliyorlar. Hz. İsa (a.s)’ın inişiyle ilgili Ayetler var, onları da örtbas etmeye çalışıyorlar. Ben size anlatmıştım daha önce, Hz. İsa (a.s) konusunu bana pek sordurmamışlardı Nur talebesi ağabeyler. En sonunda bir öğretmen ağabey vardı o dedi. “Ben sana anlatayım” dedi. “Ama kısaca anlatacağım” dedi. “Geldi, ağabeyler namazını kıldılar, gömdüler” dedi. Yani 3-5 tane Nur talebesi ağabey görmüş, bir yere gelmiş Hz. İsa (a.s) kısaca, hemen sonra vefat etmiş gelir gelmez , hemen orada gömmüşler. Kardeşim bundan sonra bu insanlar da nasıl bir iman gelişir? Yani düşünülemiyor mu bu? Anlaşılamayacak bir durum mu bu? Yani bunun son derece yapmacık ve zorlama bir izah olduğu anlaşılmıyor mu bunun?
SUNUCU 2: Yani Hocam söz konusu kişi Hz. İsa (a.s). Böyle bir iddiada nasıl bulunabiliyorlar?
SUNUCU 1: 3-5 tane Müslümana gelebilecek biri değil. Peygamber yani. 3-5 Müslümana görünüp, orada defnedebilecek bir şahıs değil. Peygamber yani.
ADNAN OKTAR: Hayır Allah dünyaya hakim olacağından bahsediyor. Bak “Sana ehl-i kitaptan inanmadık hiçbir fert kalmayacak” diyor Allah. “Sana inananları Kıyamete kadar hakim kılacağım” diyor Allah. Çok açık, “O Kıyamet için bir alamettir.” diyor. 3-5 tane Nur talebesini görmesi demek, gömülmesi demek, yani buradaki Kuran ayetleriyle çok çelişiyor. Çok açık. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud. Bütün hadis kitaplarıyla çelişiyor ve Bediüzzaman izahlarıyla tam anlamıyla çelişiyor. Bediüzzaman kendisi, “bizzat şahıs olarak gelecek” diyor “cesediyle, bedeniyle gökyüzündedir” diyor ve “hakikaten ölse dahi gelecek” diyor. Böyle yalanlamasınlar diye.“Gerçekten ölse ve Ahiret’in en uzak köşesine dahi gitse” diyor. Bakın bütün itirazları kırmak için bunu yapıyor.” Gerçekten ölse ve Ahiret’in en uzak köşesine gitse, yine gelecek” diyor. “Böyle bir, mühim bir hüsnü hateme için” diyor. “Bir Kadir-i Külli Şey’in vaadine dayanarak, Cenab-ı Allah’ın hükmü ve bir Muhbir-i Sadık’ın, (Peygamberimiz (sav)’in) ihbar etmesine dayanarak vaad etmiştir, elbette vaadini yerine getirecektir” diyor. “Hz. İsa (a.s) geldiği vakit herkes” diyor “onu bedahatle Hz. İsa (a.s)olduğunu bilmek lazım değildir” diyor. “Yakın talebeleri onu imanın nuruyla tanırlar” diyor. İlk geldiğinde. İlk faaliyete başladığında. Nitekim bak biz görmedik. Hatta Müslüman bir topluluk içinde de gelmeyecek” diyor Said Nursi bakın. “Müslümanlığı andıran bir Hıristiyan topluluk içerisinde gelecek” diyor. Müslümanlığı andıran bir Hıristiyan topluluk. Onları Kuran’a davet edecek. Onları Kuran ahlakıyla yaşatacak. Onlar da Hz. İsa (a.s)’a tabi oldukları için, Peygamber bildikleri için, o Kuran’a tabi olduğu için, ona tabi olanlar da doğal olarak Müslüman olmuş olacaklar. Kuran’a tabi olmuş olacaklar. Bu tarzda yani.
SUNUCU 2: İlk olarak göreve Hıristiyanlardan başlayacak yani Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, Hıristiyanlardan başlayacak. Onun için yani Müslümanlarla bir kontağı yok Hz. İsa (a.s)’ın. Bağlantısı yok başlangıçta.
SUNUCU 2: Sonradan herkes tanıyacak.
ADNAN OKTAR: Tabii sonradan ortaya çıkacak, sonra bilinecek.
SUNUCU 1: Hocam seyircimizin bir sorusu var Şamil Bey.”Sayın Adnan Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın en geniş anlamda insanlar tarafından anlaşılmasına vesile olacak olay nedir?” Yani tam anlamıyla anlayabileceğimiz olay nedir?
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman geldiğinde, asrın müceddidi olduğunu herkes anlamıştı. Ulema, alimler de anlamışlardı. Anlamazdan geldiler bakın söyleyeyim. Yani büyük ulema, büyük alimler de anladılar. Hatta hiç tahmin etmediğiniz insanlar bile anlamıştı onun ne olduğunu. Yani büyük bir müceddid, büyük bir alim, asrın müceddidi olduğunu anlamışlardı. Bence, Mehdi (a.s)’ı da anlayacak halk. İnsanlar anlayacaklar. Bir süre, nasıl mesela Bediüzzaman’ı anlamazlıktan gelindiyse, o da anlamazlıktan gelinecektir. Yani epey bir süre öyle gelinecektir. Zaten Allah buna da uygun bir zemin hazırlamış, zaten bu böyle olacaktır diyor Peygamberimiz (sav). Yani insanlar anlamazlıktan gelecekler anlamı çıkıyor. Mesela az talebeyle çıkıyor. Çünkü ben bu tariflere göre ben anlarım. Görsem anlarım. Anlaşılmayacak bir yönü yok. Fakat kardeşimizin sözünün cevabı şöyle: Şimdi gittikçe İslamiyet’te bir tırmanma olacak. Ama çok sakin. Yani kimsenin sezemeyeceği gibi. Yani halk müthiş bilinçlenecek. Hakikaten ben mesela internete giriyorum, mesela simaen dersin mesela bu adamın hiç İslam’la alakası yoktur dersin. Yani bayağı takva, dindar Müslüman.
SUNUCU 2: Şu anda o bilinçlenme dönemindeyiz.
ADNAN OKTAR: Muazzam sayıda hem de. Bir tane, iki tane, üç tane değil. Mesela 20.000’lik gruplar oluşturmuşlar, 30.000 kişilik gruplar oluşturmuşlar. MaşaAllah. Bir de, zeki ve toplumu sürükleyecek insanlar çok önemlidir. Yani kültürlü, bilgili. Bir de tabi olan insanlar vardır. Yani doğruyu, güzeli gördü mü gider ama lider ruhlu değildir. Şimdi lider ruhlu insanlar yetişiyor bütün İslam aleminde. Yani Müslümanları böyle sürükleyecek, güzel yola getirecek, faydalı çizgiye götürecek insanlar yetişiyor. Ve aydın, aklı başında mesela konuştuğunda tartıştığında çok net netice alabilen, karşısındakini etkileyen, karşısındakinin direnme gücünü kıran ve vurdu mu oturtan diye tabir ediyoruz.
SUNUCU 1: Akılcılığıyla ikna eden değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela daha önceleri de ben 71’de biliyorum; Müslümanlar tartışırlardı benim yanımda. Yani camide Hocalarla da görüşürdüm ben bazen. Bazı dindar arkadaşlarım olurdu, görüşürlerdi. Hep mağlup olurlardı. Yani bir mücadele olurdu, çırpınma olurdu ama mağlup olurlardı. Ama şu an bakın ateistler, dinsizler ve Darwinistler fellik fellik kaçıyorlar. Eskiden onlar tartışmak için adam ararlardı. Gelin konuşalım derlerdi böyle davet ederlerdi. Müslümanlar çekinirlerdi onlarla tartışmaya benim zamanımda. 71’lerde. Yani bir Darwinistle tartışması mümkün değildi zaten bir Müslümanın. Mutlaka yenerlerdi. Mutlaka ama. Yani bu, tahayyül dahi edilebilecek bir konu değil. Yani bunun düşünülmesi bile mümkün değildi. Yani tartışma diye zaten bir olayı yok da. Zaten yenilmiş olarak geliyorlardı, büyük bir bölümü böyleydi. Baştan yenilmiş. Zaten kabul ediyordu Darwinizm’i ama Müslümanım diyordu. Tabii bu nasıl oluyor diyorlardı o zaman? Kısa sürede neticeyi alıyorlardı. Onun için Müslümanlar genellikle Darwinizm’i hiç okumaz, uzak dururlardı ve bunu herkes bilir. Hatta sorduğunda, ben imanımı kaybetmek istemediğim için o kitapları okumuyorum derlerdi. Yani Darwinizm’le ilgili kitapları, materyalizmle ilgili kitapları hatta komünizmle ilgili kitapları okumazlardı. Müslümanların epey bir bölümü. Ama şimdi böyle ehil akreple oynar gibi yılanla oynar gibi oynuyorlar. Değil mi? Böyle adeta çenelerinin altını okşuyorlar böyle. Akrebin çenesinin altını okşar gibi. Zavallı hale geldiler, tam teslim. Yani tam perişanlık var. Fakat bu tabii birden bire olmadı. Gördünüz bir gelişme olarak oldu. Şimdi önümüzdeki 10 yıl içerisinde daha keskin, daha akılcı, daha net bakan bir gençlik yetişecek inşaAllah ve yenilmesi mümkün olmayan bir gençlik. Bakın bu çok önemli. Eskiden adam tartışırdı, ortada kalırdı konular. Ama şu an mesela Harun Yahya sitesine giren bir insanın herhangi bir tartışmada mağlup olması imkansız.
SUNUCU 1: Her şeye verilecek cevaplar açık Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani imkansız. Mutlaka yenecek şekilde. Ama yani böyle kanırta kanırta, söke söke yenecek tarzda.
SUNUCU 2: Hocam Darwinizm ile mücadelede artık son noktaya geldik sayenizde. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Ama mesela bizim internet sitemize girildiğinde biz deseydik ki; işte 300 metrelik bir eşşek çıkacak, anırarak göklerde uçacak. İşte deccal tepesinde olacak. Deccal’in de bir ayağı Atlas Okyanusu’nun dibinde, başı bulutlarda, bir ayağı başka yerde. Bir adımda mesela yüzlerce kilometre yol alacak desek, arkasından da gelin sizinle tartışalım desek, adam tartışalım der zaten. Rakıyı da doldurur, anlat der, dinleyeyim der adam. Çünkü burada sanki bir kabus anlatıyormuşsun gibi bir üslup var. Bir kere bunu anlatanın kendisinin inanması mümkün değil. Adam zaten onun için gözlerinin içine baksa yani inanmadığını anlar onun. Hayır, inanan bir insanın üslubuyla inanmayan bir adamın üslubu çok ayrıdır. Mesela dini konuları anlatan insanlara dikkat edin. Bakın, samimi inananın inanma alameti olur. İnanmanın klasik bir akıl özelliği vardır. Ben bir şeye kesin inanıyorsam, farz edelim bir şeyi gördüm, farz edelim diyorum ki; gittim, annemle görüştüm geldim. Ben bunu anlatırken kendimden eminliğim vardır değil mi? Bir de annemle görüşmeden gelip annemi gördüm desem, benim her yerimden belli olur o. Şimdi işte böyle bir tarz oluyor. O zaman işi yapmacıklığa döküyorlar. Birçok Hocada görüyorsunuz. Akıl almaz mimikler, akıl almaz böyle garip tavırlar, garip seslerle, yapmacık tavırlarla dini anlatmaya kalkıyorlar. Adeta kendilerince böyle bir büyü tarzı bir şey meydana getirdiklerini zannediyorlar. Ki çünkü anlattıkları akla uygun değil, Kuran’a da uygun olmuyor. Kuran dışı anlatım yapıyorlar. Dolayısıyla kendisi de inanmadığı için bir çırpınma hali oluyor. Onu dinleyenler de inanmıyor. Fakat o animasyonları, o anormal hareketleri falan ilginç buluyor insanlar. Bu sefer ona kendini kaptırıyor. Diyor ki; çok güzel konuştu diyor. Onun hikaye kısmı onu ilgilendiriyor. Mesela Peygamber Efendimiz (sav) nerelerde gezdi, nerelere gitti, tarih kısmıyla ilgileniyor o. O, onu heyecanlandırıyor. Onun yüzündeki mimikler, mesela onun ağlar gibi konuşmaları, sesini bazen tizleştiriyor, bazen başını göğe kaldırıyor. Bazen hareketli gösteriyor, ayağa kalkıyor böyle olayı anlatıyor.
SUNUCU 1: Drama gibi.
ADNAN OKTAR: Evet böyle garip hareketler. Onu seyreden insanlar da tabii kültür düzeyine göre heyecanlanıyor. Çok aklı başında bir insan acır ona yani. Çok itici bulur onun tavrını.
SUNUCU 2: Tanımayan, dini bilmeyen bir insan çok farklı karşılar.
ADNAN OKTAR: Evet. Ama kültür düzeyine göre. Bazıları mesela ilginç buluyor hakikaten. Kaptırıyor, böyle bir tiyatro sanatçısı seyreder gibi onu seyrediyor, heyecanla onu takip ediyor ve böyle mebzul adam var biliyorsunuz. Kaval sesiyle konuşanlar mı dersiniz, arkada hazin hazin kaval sesi böyle. Başı gökte ayrıca arkada da bulutları gösteriyorlar zaten. Onun kafası da bulutların üstünde uçuyor. Öyle mizansen de meydana getiriyorlar. Ses titreterek böyle, böyle masal anlatır gibi. Fon müziği genellikle kaval veya ona benzer bir şey oluyor. Acıklı bir ses veyahut bazen de bu Çağrı filminin müziğini de kullanıyorlar. Ney sesi, ona benzer sesler. Halbuki Allah’ın varlığı, birliği, Cennet, Cehennem tam akla göredir. Allah diyor; “Onlar akletmezler mi” diyor. “Derin derin düşünmezler mi?” diyor. Yani bu son derece ciddi ve aklı gerektiren bir konudur. Böyle bir konuda böyle bir yapmacıklık mümkün mü? Yani Allah korkusunu bilen bir insanın öyle bir yapmacıklığa girmesi mümkün mü?
SUNUCU 2: Bir de Hocam bu konulara inandırmak için fon müziğine niye ihtiyaç duyuyorlar? Zaten son derece gerçek bu anlatılanlar ve inandırmaya yeterlidir yani. Allah-u Teala’nın bizlere vermiş olduğu bilgiler, ayetler.
ADNAN OKTAR: Kardeşim sen ölümden, Cennet’ten, Cehennem’den, Allah korkusundan, Allah’ın varlığından bahsediyorsun yani bu, öyle bir üslubu gerektiren bir konu mu bu? Yani olabilecek en akılcı, en derin, en tutarlı konuşmayı gerektiren bir üsluptur bu.
SUNUCU 1: Ekstra süslemeye ihtiyaç duyuyorlar Hocam yani mucizesi yetmiyormuş gibi haşa.
SUNUCU 2: Haşa yeterli olmuyormuş gibi. Orada hataya düştüklerine inanıyorum evet.
ADNAN OKTAR: İşte bu kendilerinin de inanamamasından kaynaklanıyor. Karşı tarafı inandırmak için bu sefer debelenmeye başlıyorlar. Çünkü zaten anlattığı şeyler yani olacak gibi değil. Yani çok çok anormal şeyler. Diyorum ya, mesela diyor ki; “Mehdi (a.s) her evde aynı anda oluşacak.” Hiçbir Peygamber döneminde böyle bir şey oluşmamış. Bunun aklın ihtiyarını kaldırması açık değil mi? Adamlar mesela yemek yerken birden herkesin evinde aynı insan oluşuyor. Bütün dünyada. Bu çok büyük olay olur dünyada. Bundan sonra bu konunun tartışması olur mu? Bu kişi Mehdi (a.s) midir? Üstelik de başının üstünde bulut var ve başının üstünde de Melek var. Tek de gelmiyor geldiği vakit. Yani Melek ile beraber evin içine giriyor. Sorulduğunda da ben Mehdi (a.s) değilim diyor. Yani sen kimsin? Ben Mehdi (a.s) değilim diyor. Yani bunu aklı başında bir insana anlatırsan ne olur bu insan?
SUNUCU 1: Mümkün değil inanmaz. Çok uzaklaştırır Hocam.
SUNUCU 2: İnançsızlaştırır Hocam yani uzaklaşır.
ADNAN OKTAR: E tabii. Bak öbürü çıkıyor diyor ki işte bu malum şahıs, Atlas Okyanus’unda şu an adada, George Bush falan hiçbirinin haberi yok diyor. Bak görmüş gibi anlatıyor. Atlas Okyanus’unda duruyor şu an diyor, zincirlere bağlı olarak. Kardeşim gökyüzünde başı diyorsun, Atlas Okyanusu’nun altında da ayağı. Bu cesamette bir adam nasıl görünmez? Yani değil mi? Uçaklar çarpar, bilmem ne falan. Adam yani çok kazulet bir varlıktan bahsediyorsun sen. Eni boyu belli olmayan, kilometrelerce genişlikte bir adamdan bahsediyorsun sen. Yani bastığı yerde deprem oluşur zaten yani adam yeri göğü birbirine kadar öyle bir şey. Bir de bunu eşeğin üstüne bindiriyorsun sen. Eşeğin üstünde uçuyor bu. Anırarak falan uçacak eşeği diyor. Deccal onun üstünde. Malum şahıs da üstüne çıkıp, bu hazrette deccal ile orada boğuşacakmış eşekle, nasıl yapacaksa gökyüzünde. Yani bunu anlatırken içten içe gülüyor. Mesela böyle tiplerin gerçek dünyası bambaşka oluyor. Böyle insanların. Bilinmiyor bunlar insanlar tarafından.
SUNUCU 1: Hayal dünyaları çok geniş herhalde Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Dolayısıyla Bediüzzaman böyle “avam Müminlere zarar verirler” diyor. Zarar veriyorlar diyor. Osmanlı’nın yıkılış sebebi buydu işte. Osmanlı’yı ben açıkça söyleyeyim bakın; ne siyonistler yıktı, ne masonlar yıktı, ne komünistler yıktı, ne şu, ne bu yani alakası yok. Akılcı olarak Bediüzzaman’ın çizgisinde olaya bakmış olsalardı o dönemde, mesela Abdülhamit döneminde bakılmış olsaydı hiçbir şey olmazdı. Yani o devirde değeri bilinmiş olsaydı.
SUNUCU 1: Düştükleri hata ne peki Hocam? O dönemde düştükleri hata ne?
ADNAN OKTAR: Geleneksel hatayı tekrarlıyorlar. Yani Allah’ın bela getirdiği hatayı yine yapıyorlar. Bu anlattığım akla, Kuran’a tamamen aykırı olan üslubu ve mantığı işlemeye devam ediyorlar.
SUNUCU 2: Hocam peki Osmanlı devrinin yükseliş dönemini neye bağlıyorsunuz? Bir yükseliş dönemi olmuştu.
ADNAN OKTAR: O zamanlar yine samimiydiler. Yani hurafelere pek o kadar yer vermiyorlardı. Yani Kuran hakimdi. Kuran ahlakı ve dürüstlük ve efendilik hakimdi. Yani hurafelerle boğuşma yoktu o zamanlar. Yani halk sade imana sahipti, samimi iman. Mesela dürüstler. Bir yere fethe gidiyorlar, oradan diyorum ya mesela üzüm alıyor, aldığında parasını oraya bağlıyor. Yani dürüstlük ve güzel ahlak üzerinde olay hakim. Ama bir de tabii hakimiyet sadece imanı da göstermez. Mesela Müslümanları tenzih ederim, o dönemi de tenzih ederim de, mesela Firavun da hakim oluyor. Nemrut da dünyaya hakim olmuştur, Firavun da hakim olmuştur. Ama Süleyman (a.s) ve Zülkarneyn de dünyaya hakim olmuştur. Zaten hadiste Peygamberimiz (sav) belirtiyor. Buhtunnasr ve bir de Nemrut. İki kişidir diyor dünyaya hakim olan. Bir de Hz. Süleyman (a.s) ve Zülkarneyn (a.s) vardır, ikisi de Mümindir diyor, Süleyman (a.s) ve Zülkarneyn (a.s). “Beşinci olarak evlatlarımdan Mehdi (a.s) arza hakim olur” diyor. Ama bu dünya hakimiyeti işin doğrusu yani kıyası kabil değil. Ne Süleyman (a.s) dönemiyle kıyaslanacak gibi ne Zülkarneyn (a.s) ile ne de dünyadaki herhangi bir, yani çok büyük bir hakimiyet, bütün dünyayı kaplayan bir hakimiyet. Dünyanın hüsn-ü hatemesidir. Dünya bu güne hazırlandı aslında. Bugünlere hazırlandı. Onun için çok şaşırtıcı bir döneme geçiyoruz. Çok şaşırtıcı. Bakın Mehdi (a.s) gelecek diye Allah önceden bir müceddid gönderiyor. Onu müjdelemek için Bediüzzaman gibi değerli bir alimi gönderiyor ve ona zemin hazırlıyor. Diyor ki; “bu Risale-i Nur Külliyatı Mehdi (a.s)’a aittir” diyor. Mehdi (a.s)’ındir diyor. Yani ona aittir diyor ve “onun talebelerine aittir” diyor. “Ben onun için görev yapıyorum” diyor. Yani “ona zemin hazırlamak için görev yapıyorum” diyor. Bakın en değişik olaylara bakıyoruz, en hayret verici olaylara bakıyoruz, hepsinde Mehdiyet ile bir bağlantı görüyoruz. Mesela diyor ki; “Darwinizm ile materyalizmi ortadan kaldıracak” diyor Said Nursi. Şimdi onu ortadan kaldırması için Darwinizm’e, materyalizme ihtiyaç var önce. Allah Darwinizm’i, mateyalizmi yaratıyor önce.
SUNUCU 2: O da dünyanın yaratılışından beri neredeyse vardı değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii. Önce I. Dünya Harbi’ni ve II. Dünya Harbi’ni yaratıyor Allah ve 350 milyon insanın Allah canını aldı. Dinsizliğin ve ateizmin ne olduğunu insanlara gösterdi Allah ve insanların elinden mutluluğu, sevinci aldı, neşeyi aldı. Şimdi çözümün çağındayız işte, ki ona Kova burcuna giriş de deniliyor. İncil’de de buna işaret edilmiştir. Geçenlerde de biliyorsunuz Yusuf Suresi’nde de söylemiştim, değil mi? Kovayı sarkıtıyor, “hey müjde bir çocuk” diyor. Hey müjde bir çocuk nerede olur? Doğumda olur, değil mi? Mesela bir çocuk doğduğunda müjde dersin, bir çocuk dersin. Ve kova çağına da orada dikkat çekilmiş oluyor. Mesela bak İncil’de diyor ki; “ve sonra kovayı taşıyan adam” yani kova burcunda olan adam, “bir Cennet arkının altından geçecek.” Yani dünyayı Cennet haline getirecek. “İnsanoğlunun sembolü ve mührü doğu göğünde yükselecek.” Bakın “insanoğlunun sembolü ve mührü” Peygamber Efendimiz (sav)’in mührü, Allah, Muhammed, Resul denilen mühür, ona işaret ediyor ki hadislerde de var bu, yani Mehdi (a.s) devrindeki mühür. Hz. İsa (a.s)’ın da aynı mührü kullanacağı var hadislerde. Bak; “doğu göğünde yükselecek.” Doğu Türkiye oluyor. Bütün İslam aleminin doğusu Türkiye. Yani Avrupa’ya göre doğu olmuş oluyor. “Doğu göğünde yükselecek. O zaman bilge olanlar başlarını kaldıracak” yani alim olanlar, büyük insanlar, değerli insanlar, Allah yolunda olan insanlar, başlarını kaldıracak, “ve dünyanın kurtarılışının yaklaştığını bilecek.” Yani dünya hakimiyetinin yaklaştığını bilecekler diyor. Bakın açıkça, alenen Mehdi (a.s)’dan bahsediyor. Ve sonra “kovayı taşıyan adam” diyor. “Öğrencilerinin ikisini şu sözlerle önden gönderdi” diyor. Evet buradaki şu yeterli. Biliyorsunuz "kova burcu her zaman testiden su döken bir adam, su taşıyıcısı, şiddetli yağmurları getiren kişi olarak tasvir edilmiştir” diyor. inşaAllah. Yani imanı, Kuran’ı, yani su gibi insanlara o hayatı sağlayan.
SUNUCU 2: Bunlar İncil’deki bilgiler mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet bu İncil’de. “Faraklit” olarak geçer Mehdi (a.s). “Benim gitmem lazım. Ben gitmezsem Faraklit gelmez” diyor Hz. İsa (a.s) ve onu da müjdeliyor. Mesela Peygamber Efendimiz (sav)’e bakan bir ayet vardır. “İsmi Ahmed olan bir kişinin de müjdecisiyim” diyor. Aynı zamanda bu ayet Hz. Mehdi (a.s)’a da bakıyor. Mehdi (a.s)’ın da müjdecisi olmuş oluyor. Çünkü Mehdi (a.s)’ın da Peygamber Efendimiz (sav)’in ona koyduğu isimlerden bir tanesi Ahmed’dir, Ahmed Muhammed’dir. İnşaAllah. “İsa sizinle dünyanın sonuna kadar birlikte olacağım der” diyor. İşte Hz. İsa (a.s)’nın dünyaya geleceğinin açıklaması. Ki Kuran Hıristiyanlıkta yanlış olan her şeyi çok detaylı açıklıyor. Ama mesela Hz. İsa (a.s)’ın inişi konusunda hayır öyle değildir demiyor Kuran. Bilakis onun geleceği yönünde açıklama yapıyor. Ki İncil’de bak hakimdir Hz. İsa (a.s)’ın gelişi, sürekli işlenir. Yanlış olanları mutlaka Kuran düzeltmiştir. Mesela Tevrat’ta ve İncil’de yanlış olanları düzeltiyor Kuran. Ama o konuyu düzeltmemiştir Allah Kuran’da. Aksini söylememiştir bilakis geleceğine yönelik söylüyor Allah; “o Kıyamet için bir alamettir” diyor Hz. İsa (a.s) için. “Ehl-i kitaptan ona inanmadık hiçbir fert kalmayacak” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Bir de “seni sevenleri, sana bağlananları Kıyamete kadar küfrün üstüne geçireceğim.” Sizi hakim edeceğim diyor Allah. Bunlar açık dünya hakimiyeti ayetleri işte.
SUNUCU 1: Kıymetli izleyenler sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir kardeşimizin yazısı var. “Adnan Hoca’ya bir sorum var” diyor. Zaten üsluptan biraz sinirlendiği anlaşılıyor kardeşimizin. “Acaba ümmet bu durumda iken Müslümanların uyanışı, dirilişine vesile olacak sohbetler, konferanslar düzenlenmiyor da niçin sürekli Mehdi (a.s)’dan başka çaremiz kalmamışçasına ondan bahsediyor. Nedir bu yani?” diyor, sinirlenmiş. “Ümmet bu durumda iken, birlik, beraberliği kurmamız gerekirken Hocaları kötülemenin ne manası var? İnsanlar dinden, camiden, Hocadan zaten soğumuş. Şimdi bu Hocaları kötülemekle nereye varmayı hedefliyorsunuz?” diyor. Hocamız böyle bize güzel bir eleştiride bulunmuş. “Adnan Hoca’ya bir sorum var. Acaba ümmet bu durumda iken Müslümanların uyanışı, dirilişine vesile olacak sohbetler, konferanslar düzenlenmiyor da,” bizim binlerce konferansımız var, halen şu anda da devam ediyor, yurt dışında da, yurt içinde de. Yani bu konuda üstümüze yok Allah’ın izniyle, onu söyleyeyim. Bayağı mükemmel yapıyoruz.Bütün Türkiye’de, adım adım, karış karış, hatta kasaba kasaba geziyoruz. Binlerce yerde yapıldı, toplam 5000 bulmuştur. Evet. “Niçin sürekli Mehdi (a.s)’dan başka çaremiz kalmamışçasına ondan bahsediyor” diyor. Peygamber (sav) öyle söylüyor, biz onun için yapıyoruz. Ben Peygamber (sav)’e tabiyim, ben onun askeriyim. Onun emir eriyim. Ben onun değil mi? Kapısındaki kölesiyim. Peygamber (sav) diyor ki; “benden sonraki olayları size anlatacağım” diyor. Bütün Sahabeler toplanıyorlar ve” benden sonra bu dediğim olaylar gerçekleştiğinde, şunları, şunları yapacaksınız. Sonra çıkacak olan deccale karşıda şöyle, şöyle tavır koyacaksınız.” “Benim evlatlarımdan Mehdi (a.s) çıkacak, sonra Hz. İsa (a.s) inecek” diyor. Hz. İsa (a.s)’ın ineceğini Kuran söylüyor bize, Allah söylüyor. Dünya hakimiyetini yine Allah söylüyor ve Müslümanlara lider seçilmesi gerektiğini de Allah söylüyor bize. Farzdır Müslümanların liderinin olması, bir manevi lider, bir mürşid. Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, Peygamber (sav) bütün detayları ile bunu bildirdi ve bütün Peygamber (sav)’in dedikleri çıktı ise, tamamı çıkıyor ise, Peygamber (sav)’in hadislerine karşı biz nasıl duyarsız kalalım? 150’ye yakın hadis ve 150’ye yakın ihbar milimi milimine aynısı ile çıktı ve “Peygamber (sav) benim sözümü dinleyeceksiniz, benim kumandam altındasınız” diyor. Ben de onun askeri olduğuma göre, “Mehdi (a.s) ile müjdelenin” dediğine göre Peygamber (sav) ve emrettiğine göre ben nasıl aksini yapayım. Bediüzzaman gibi büyük bir alim, Mehdi (a.s) ile müjdelenmemizi istiyor ise ve ona uymamızı istiyorsa, oda Mehdi (a.s)’ı müjdeliyorsa, “ben onun öncü bir askeriyim” diyorsa, Risale-i Nur Külliyatı da yüzlerce sayfa Mehdi (a.s)’ı anlatıyorsa, Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerinde hepsinde Mehdi (a.s)’ın gelişi hak ise, değil mi? Buhari, Muslim, Tırmızi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Süneni Davud bütün hadis-i şerifleri havi olan bu sahih hadis kitapları Mehdi (a.s)’ı müjdeliyorsa, biz buna nasıl duyarsız kalalım? Ve üstelik çıkmış, alametler çıkmış ve Ahir Zaman’ı buram buram yaşıyoruz. Peygamber (sav) de diyor; “karda yürüyerek de olsa, sürünerek de olsa Mehdi (a.s)’ı bulun ve ona tabi olun” diyor. Bunlar bizi ilgilendirmez diyorsa adam, o zaman onu din ilgilendirmiyordur zaten.
SUNUCU 1: Hocam herhalde arkadaş da kendisi bir şeyler yapmak istiyor ama ne yapacağını bilmiyor gibi.
ADNAN OKTAR: Evet, yani Ehl-i Sünnet anlamında din onu ilgilendirmiyor demektir. O zaman saygı duyarız, bir şey demeyiz. “Nedir bu yani” diyor? Açıklıyoruz işte o kadar, sinirlenmesine gerek yok. “Ümmet bu durumdayken;” ümmetin bu durumda olacağını zaten Kuran’da bize işaret ediyor. Çünkü her elçi çıkışından önce, Mehdi (a.s)’ın çıkışından önce, çok büyük olaylar oluyor ve ümmet fesada gidiyor. Bakın, “her bir fesad-ı ümmet zamanında diyor, bir müslih, bir Mehdi, bir mürşid çıkmış ve fesadı izale edip, ümmeti saliha kavuşturmuştur” diyor. “Öyleyse ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem Kutb-u Azam olarak bir Zat-ı Nuraniyi gönderecek, o da Ehl-i Beyt’i Nebevi’den olacaktır,” Seyyid olacaktır diyor. Şimdi ben bunları nasıl anlamazlıktan geleyim? Peygamber (sav)’i, Kuran’ı, hiçbir şeyi anlamazlıktan gelmem gerekiyor o zaman. Olmaz. “Ümmet bu durumdayken;” bunu zaten Peygamber (sav) bildiriyor. “Birlik ve beraberlik kurmamız gerekirken;” zaten Mehdiyet’in amacı birlik ve beraberliktir. Hz. İsa (a.s)’nın inişinin amacı odur zaten. “Hocaları kötülemenin ne manası var;” Hocaları eleştiriyoruz. Eğer eleştirmezsek Osmanlı’yı yıkan zihniyet devam eder. O zaman ümmetin bu parçalanmışlığı devam eder.
ADNAN OKTAR: Hatalar tekerrür eder. Nitekim ahir zamanda gelecek olan Mehdi (a.s)’ın özelliği zaten ahir zaman’daki o hatalı Hocaları pasifize etmek, etkisiz hale getirmektir. Mehdi (a.s)’ın önemli görevlerinden biridir bu. Ahir zamandaki hatalı Hocalara karşı mücadele verecektir, onlar da ona karşı mücadele verecektir. Yani iki tarafın bir mücadelesi, bir fikri savaşı olacaktır. Ben Mehdi (a.s) safhındayım, onun talebesiyim. Dolayısı ile onun çizgisinde mücadele veriyorum ve dolayısı ile bana da hücum oluyor karşı taraftan, değil mi? İnşaAllah. Bunu İmam-ı Rabbani de ayrıca çok detaylı bildiriyor. “Ahir zamanda bir kısım fukuha Mehdi (a.s)’ın en büyük düşmanıdır” diyor. “En büyük düşmanı fukuha olacak” diyor. Neden? O fukuhaya karşı mücadele verdiği için. Yani fukuhaya hiçbir şey yapmasa, fukuha ona karşı onu yapar mı? “Çünkü imtiyazları kalmayacak” diyor. “Onların etkisini ortadan kaldıracak” diyor Mehdi (a.s).
SUNUCU 2: Mezhepleri de ortadan kaldıracak.
ADNAN OKTAR: Mezhepleri ortadan kaldıracak. “Bakacaklar ki kendi düşüncelerine, kendi yerleşik inançlarına zıt tavır içerisinde Mehdi (a.s), ona karşı mücadele verecekler” diyor. “Hatta onu öldürmeye kalkacaklar” diyor. Mehdi (a.s)’ın zaten en önemli görevlerinden biridir, ahir zamanda sapkın, yanlış din adamlarına karşı mücadele vermek. Hz. İsa (a.s)’ın da görevi budur. Geldiğinde kardinallere, papazlara karşı mücadele verecektir, onların yanlışlığını ortaya koyacaktır ki doğru ortaya çıksın. Ben de Mehdi (a.s)’ın talebesiyim ve benim de bu yönde görevim olması gerekir.
SUNUCU 2: Allah razı olsun. Hocam şu ana kadarki verilmiş mücadelelerin en büyüğü ahir zamanda mı verilmiş olacak Hz. Mehdi (a.s)’a?
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Gelmiş, geçmiş en büyük olay. Bak “en büyük fesadı zamanı” diyor. Bak ahir zamanın en büyük fesadı zamanı,” yani dünya böyle fesat görmemiş, ilk defa oluyor.
SUNUCU 1: Evet, yine öyle huzur da görmeyecek değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii bak, fitne büyük olunca, karşıtı da çok büyük oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela Firavun geldiğinde, karşısına Musa (a.s) geliyor. Nemrut geldiğinde, İbrahim (a.s) geliyor. Mesela Nemrut varken İbrahim (a.s)’a ne gerek var denmez. Yani niye İbrahim (a.s)’dan bahsediyorsun denmez. Çünkü İbrahim (a.s) topluyor zaten ortalığı. İbrahim (a.s) görevli oluyor orada. Yani merkez bir insan oluyor daima. Müslümanları derleyip, toparlayan bir insan. “İnsanlar dinden, camiden, Hocadan zaten soğumuş.” Materyalist, Darwinist eğitimin sonucunda ve ham yobaz, kaba softaların da faaliyetiyle ki büyük bölümü iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün emrindedir bu ham yobaz, kaba softa Hocaların epey bir bölümü bu örgütün kontrolündedir. Çünkü dini yanlış, çirkin göstermek için (haşa) böyle itici tiplere ihtiyaç var. Yani konuşmalarıyla, tavrıyla itici, böyle şaklaban, haysiyetsiz, akılsız, zırvalayan tiplere ihtiyaç var ki dinden insanlar soğusun. Başka türlü insanlar soğuyamaz, yani akıllı bir anlatım, makul bir anlatım ile adam dinden soğur mu? Yani tutarlı bir anlatım ile dinden niye soğusun? Bir kaba softa, ham yobaz çıkacak, itici olacak, böyle yani gıcık olacak tabiri caiz ise, münasebetsizliğiyle, şaklabanlığıyla, adiliğiyle insanlarda bir iticilik meydana getirecek, üslubuyla, anlatımıyla -dini konuları tenzih ederim- ve insanları dinden böylece soğutacak. Nitekim iddia edilen Ergenekon Örgütü bu konuda çok başarılı oldu, kendi kafalarına göre. Biz işte bu başarılarını kırdık. Boyunlarını kırdık bunların. Evet, “insanlar dinden, camiden, Hocadan zaten soğumuş.” O soğumayı biz kaldırdık, şu an ısındırdık. Milletimiz dini de seviyor şu an, camii de seviyor, alim olan, gerçek samimi olan Hocaları da seviyor, ki eskiden beri dindardı milletimiz. Ama bir ara hakikaten bir fetret devrine girmişti, o devirde yıkıldı gitti. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Bir de Hocam artık milletimiz soru sormaktan ürkmüyor.Yani önüne verilmiş bazı gerçekler var, hani kalıplar var. Bugüne kadar hep onlarla idare etmiş milletimiz. Ama bugünden sonra inşaAllah soru sormaktan ürkmüyor. Yani envai çeşit soru var şu anda önümde, merak ettikleri her şeyi soruyorlar inşaAllah. Akıllıca cevap geleceğini bildikleri için.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Elhamdülillah. Mesela bir şaklaban, soytarı, sahtekar bir Hocayı çıkartıp, bütün milletin önünde rezil rüsvay ederek eğlenen adamlara karşı bizim tavrımız nasıl oldu? Biz ortaya çıkınca, bunların eğlenecek, gülecek halleri kaldı mı? Onların sırıtmasını, soytarılığını boğazlarına tıkamadık mı? Eğer biz olmasaydık, bunlar bazı zavallıları ortaya çıkartıp rezil rüsva edeceklerdi. Milletin karşısında bunları üç paralık soytarı konumuna düşürüp, iyice aşağılayacaklardı. Bizim olaya el koymamızla bu durdu. Yani bunu da düşünmesi lazım kardeşlerimizin. Düşünmüyorlarsa bile bundan sonra en azından görmeleri lazım. Yani o tarz soytarılarla Müslümanlığı ve Müslümanları güya küçük düşüreceklerdi ve böyle büyük bir oyun hazırlamışlardı. Darwinist Hocalar bir yandan, şaklaban Hocalar bir yandan. Ama bak gölgemiz yetti Allah’ın izni ile. Nefesimiz yetti. Daha olay yerine yaklaşmadan eriyorlar, adeta tuzun suda erimesi gibi. Bu bir emektir ve dikkat gerektiren bir konudur.
SUNUCU 2: Hocam bu Hocalar oyuna geldiklerinin farkında değiller mi acaba?
ADNAN OKTAR: Bence mümkün değil. Yani mutlaka özel görüşme oluyordur önden. Durduk yere de böyle bu kadar ilgi alaka olmaz. Mutlaka bir bildikleri vardır.
ADNAN OKTAR: Tabii, mutlaka bir bildikleri vardır. Yani onların özel görüşmelerini biz bilmiyoruz; nasıl bir zeminde geçiyor, nasıl oluyor. Bir de böyle tiplerin etrafında çok kriminal insanlar oluyor. İnsanlar bu kişilerin gerçek yönünü görmüyor, bilmiyorlar nasıl olduklarını, gerçek dünyasını bilmiyorlar. Sadece zahiri. Ama samimi, mesela safi kalpler, Osmanlı’dan gelen o geleneksel din anlayışı ile inanma eğiliminde oluyor. Adama mesela akıl almaz içinden gülüyor, akıl almaz zırvalarla milleti aldatıyor ama o anda o onu anlamıyor. İyi niyetli olduğu için safi kalple, yani zaten birazda düşünmeden iman eden bazı insanlar, bu kişilerin etkisinde kalıyorlar düşünmeden. Onun sonucunda da şuursuz kitleler oluşuyor. Onları da mesela biraz okumuş, biraz kültürü, bilgisi olan bir insan çok rahat ezebiliyor bu sefer, bir materyalist, Darwinist. Yani böyle çok görmüşsünüzdür ne kadar zavallı konumlara düştüklerini, her yerde görür insanlar. Yani cahilce konuşur, böyle ilkel üslupla, ilkel mantıkla konuşur, adeta adam perişan eder onu. Değil mi böyle artık hakikaten sinirleri de bozuluyor bazen öyle tiplerin, morarıyor sıkıntıdan. Ama hakikaten eziyor adam onu. Anlatımındaki ilkellik ve akılsızlık ve mantıklı, bilimsel delillere dayandıramaması ve Kuran’ın güzel akılcı üslubuna dayandıramaması ve hadis-i şeriflerin mucize yönlerine dayandıramaması onun mağlup olmasına sebep oluyor. Dolayısı ile böyle gelenek ile gelen kalabalıklara güvenerek İslam ne kadar güzel gidiyor demedik, vargücümüz ile gayret ettik, şuurlu ve etkili bir nesil meydana gelmeye başladı. Bunu Bediüzzaman da sağlamıştı. Bak diyor ki, kendisinin bir tohum meydana getirdiğini söylüyor. “O tohumlar sümbüllenecek. Biz de kabrimizden bakıp Allah’a şükredeceğiz” diyor. Mehdiyet çağı olduğu için şu an o tohumlar sümbüllendi artık ve “o daireyi genişlendirir” diyor bakın. “O daireyi genişlendirir” diyor. Yani mevcut daireyi genişlendirir Mehdi (a.s). Biz de Mehdi (a.s) talebesiyiz, onun öncüsüyüz. Ben de Mehdi (a.s) talebesiyim ve o daireyi genişlendiriyoruz şu an ve o tohumlar sümbüllendi şu an. Said Nursi’nin sözlerinin bire bir karşıtıdır bunlar. Mesela benimle şu an tartışmaya kimse gelemiyor. Ama mesela bir geleneksel anlayıştaki, mesela dediğim o şaklaban tarzı bir Hoca ile mesela Dawkins’i karşı karşıya getirdiğinizi düşünün. Adam perişan eder onu ve tam bir soytarı konumuna düşer, ki zaten eğilimli. Bunlar şaklabanlıklarına güveniyorlar. Yani şaklabanlık ile sempatik olacaklarını, soytarılık yaparak insanları kendilerine bağlayacaklarını düşünüyorlar. Halbuki insanlar sadece o yönü ile gülerler ona, ama dinden soğurlar. Yani böyle şahsiyetsiz bir şaklaban ile insanlar zevk almaz. Bir de din ile eğlence olmaz. Haramdır. Kuran ayetlerinde bu çok açık hüküm ile vurgulanmıştır. Allah diyor, “Allah ile, Resulü ile, Allah’ın Ayetleri ile mi alay ediyorlar diyor” Allah. Dini konular ile espri, alay olmaz. Allah, bakın “derin bir korku ile Allah’a karşı saygılıdırlar” diyor. Bakın “derin bir korku ile.” “Allah’a karşı derin saygı duyarlar” diyor. Derin saygı ve Allah’tan şiddetli korkmak, ikisi bir arada olacak. Hem Allah’tan şiddetli korkacaksın, derin saygı ile Allah’a bağlanacaksın, fakat Allah’a, dine, Kuran’a yönelik konularda pervasızca haşa şaklabanlık yapacaksın. Bu ikisi birlikte mümkün mü? Ve böyle soytarılara biz desek ki, Cehennem’in kenarında bu soytarılığı yapabilir misin sen? Yapabilir mi bunları sence?
ADNAN OKTAR: Değil mi? Nutku tutulur. Cehennem’i uzak gördüğü için onu yapıyor. Dolayısı ile kardeşimizin eğer sorularına biraz cevap verebildiysek inşaAllah bizlere bir güzellik.
ADNAN OKTAR: İncil’de yine Hz. Mehdi (a.s)’a işaret eden kısımları açıklıyorum yine. Bakın yeniden vurguluyorum şu kısmı. “Kova burcu her zaman testiden su döken bir adam, su taşıyıcısı, şiddetli yağmurları getiren kişi,” yani bereket getiren, güzellik getiren kişi olarak tasvir edilmiştir. “Havariler İsa (a.s)’a, nerede hazırlık yapmamızı istersin ey İsa (a.s)” diyorlar, “diye sordular. İsa (a.s) onlara bakın dedi, kente girdiğinizde, şehre geldiğinizde,” Mehdi (a.s)’ın bulunduğu şehre geldiğinizde, “karşınıza su testisi taşıyan bir adam çıkacak. Kova burcunda bir adam çıkacak. “Adamı gideceği eve kadar izleyin.” Yani onun evine bağlanın, onun yolunda olun. Bak “evine kadar izleyin.” Peygamber (sav) de diyor ya; “kar da bile olsa, yer de sürünerek de olsa onun yanına gidin” diyor. Onun evine gidin diyor. Yani onun yanına gidin, izleyin. (Luka 9:11)’de bu. “Öğrencilerinden ikisini şu sözlerle önden gönderdi.” Bakın “öğrencilerinden ikisini şu sözlerle önden gönderdi. Kente gidin. Orada su testisi taşıyan bir adam çıkacak karşınıza, onu izleyin.” (Markos 13). “Ve sonra kovayı taşıyan adam bir Cennet arkının altından geçecek,” demin okuduğum. Yani Altın Çağ’ı getirmesini anlatıyor burada. “İnsanoğlunun sembolü ve mührü doğu göğünde yükselecek.” Yani doğu tarafında dünyanın. Avrupa’ya göre burası doğu oluyor Türkiye. Doğu göğünde yükselecek. İnsanoğlunun sembolü ve mührü nedir? Peygamberimiz (sav)’in mührü. Daha önce bununla ilgili çok fazla hadis vardı anlatmıştım. “O zaman bilge olanlar başlarını kaldıracak.” Diyor ya; “bütün alimler, ulemalar ve Seyyidler’in iltihakları ile” diyor. Bak “o zaman bilge olanlar,” yani alimler “başlarını kaldıracak ve dünyanın kurtarılışının yaklaştığını bilecek.” Yine aynı şekilde 157:29-30.
SUNUCU 2: Hocam İncil’deki bu ifadelerin günümüze kadar, yani ahir zamana kadar kalmış olması da Allah’ın bir hikmeti herhalde Hocam değil mi?
ADNAN OKTAR: Tevrat’ta da Mehdi (a.s) o kadar kapsamlı anlatılıyor ki, görünümü aynı hadislerdeki gibi. Üslubu, barış getireceği, silahların ortadan kalkacağı, işte it, kopuk takımının ona karşı mücadele edeceği, onun barışçıl olacağı, sevgi ile hareket edeceği. Ama bayağı övülüyor, yani çok şeydir, çok önemlidir Tevrat’ta Mehdi (a.s)’ın gelişi.
SUNUCU 2: Mesela birçok şey değiştirilmiş o kitaplarda ama Mehdi (a.s) ile ilgili olan kısım Hz. Mehdi (a.s) dönemine kadar gelmiş.
ADNAN OKTAR: Mesela o çok acayip. Hadislerde de mesela birçok hadis değiştirilmiş Mehdi (a.s)’ı değiştirememişler, mesela Mehdi (a.s) ile ilgili olan kısımlarını.
ADNAN OKTAR: Yani çok az, çok çok az tahrifat var. Mesela Şii kaynaklarda da, yani lafzı doğru fakat yorumları yanlış yapıyorlar. Mesela “Mehdi (a.s) her evde görülecek,” doğru. Ama televizyon ile görülecek. İnternet ile görülecek. Her eve girecek.
SUNUCU 2: Yani bunu da bu çağda yaşayan bir insan zaten düşünebilir Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Zaten o çağda bilineceği için söylüyor Peygamber (sav) onu söylerken. O devirde çıkaramıyorlar. Zaten bak geleneksel anlayışta çıkaramamışlar, halende devam etmiş bakın. Şu ana kadar devam etmiş. Diyor ki; “avucunun içine bakacak, görecek Mehdi (a.s)’ı” diyor. Halbuki avucunun içindeki laptop veyahut bilgisayar veyahut telefon. Tabii, onlara bakacak ve görecek, o kastediliyor. Mesela diyor ki; “kişi kamçısının ucu ile konuşacak.” Mesela o kulağa takıyorlar ya o telefon şeyini. Onunda kablosu oluyor ağzına, hem konuşuyor, değil mi? Arabada falan da öyle oluyor, evet. Kablo tarzında. Yani o tarzda kablo ve sesi duyan, duyulmasını sağlayan mikrofon ve işte kulaklık kısımları. Bunlara işaret edilmiş oluyor. Yani kablosu da olduğu için kamçı şeklinde olmuş oluyor, değil mi? Kişi kamçısı ile konuşacak demek budur yani inşaAllah. Kablonun ucundaki mikrofon ile konuşmuş oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Kamçıya da benzediği açık kablonun. İnşaAllah. Evet, 30 dakikamız var. Ne yapalım, ne yapalım? Böyle kardeşlerimizden aslında eleştiri yazıları gelse çok güzel oluyor, daha da net oluyor. Ben böyle konuları anlatmak istiyorum. Yani sadece bizi öven yazılar gelsin istemiyoruz, eleştiren yazılar da gelsin. Ondan sonra, tabii nezaketi ile. Gerçi kardeşimiz de nezaketli yazmış ama hafif sinirlenmiş gibi geldi bana bir parça. Ama inşaAllah aydınlanmıştır. İnşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Zümer Suresi, 27. Allah yemin ediyor, “Andolsun,” diyor. “Biz bu Kuran’da,” Allah’ın kitabında, “belki öğüt-alıp düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik.” Her türlü örneği verdim diyor Allah. Örnek alıp düşünsünler diye diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım, Zümer Suresi, 33. “Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince;” aynı zamanda Hz. İsa (a.s)’a da bakıyor. 33. ayet olması da, 33. yaşında gelecek ya o güzeller güzeli. “Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince;” O da Kuran’ın nuruyla gelecek biliyorsunuz ve doğrulayan, Kuran’ı doğrulayan olacak inşaAllah. “İşte onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır.” Aynı zamanda Mehdi (a.s)’a da bakıyor. “Rableri Katında dileyecekleri her şey onlarındır.” İslam’ın dünya hakimiyeti, refah, bolluk, güzellik. Ahiret’te Cennet inşaAllah. Allah’ın rahmeti, rızası, Cenneti. Tabii mümin sadece Allah’ın rızasının üstünde duruyor. Yani tek istediği budur müminin. Ama Cennetini de Allah’tan rica eder, ister tabii. “İşte bu, ihsanda bulunanların ödülüdür.” İhsanda bulunan, insanlara iyilik yapan, güzellik yapan. “Çünkü Allah onların (dünyada) yaptıklarının en kötüsünü temizleyip-giderecek,” yani hataları, kusurları varsa Allah onları yok edecek, gizleyecek, günahlarını örtecek “ve yaptıklarının en güzeliyle ecirlerini verecektir”. Mesela bir şey yaptıysa, iyi bir şey, en güzeliyle sevabını alacaklar diyor Allah.
36, “Allah kuluna yeterli değil mi? Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar.” Bunu ben cezaevindeyken, daha önce de söylemiştim, her yerden üstüme saldırı geliyordu. İşte avukat gelmiyor, bilmem ne, bizim çocuklar zaten tecrübesiz oldukları için bilmiyorlar nasıl geleceklerini. Çok yoğun bir baskı dönemi vardı. Yani birçok baskı vardı. Bir tane, iki tane, on tane değil. Ben de Kuran’ı açtım. Allah’tan bir işaret, bir şey olsun gibi açınca bu Zümer Suresi’nin bu ayeti geldi. Yani gözümün tam karşısına geldi birden. “Allah kuluna kafi değil mi?” Evet. “Seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.” Mehdi (a.s)’ı nasıl korkutacaklar? O devrin her türlü imkanıyla korkutmaya çalışacaklar. Yıldırmaya çalışacaklar. İşte seni asarız, keseriz, hapsederiz, hapse attırırız, komplo yaparız, oyun oynarız, işkence ederiz, her şeyi yaparız diyecekler. Bak “seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar” diyor, şeytandan Allah'a sığınırım. “Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur.” Bu deccaliyete bakıyor. “Allah, kimi hidayete erdirirse,” bu da Mehdi (a.s)’a bakıyor 37, çünkü Hadi, Mehdi aynı kelime kökenidir biliyorsunuz. “Onun için bir saptırıcı yoktur.” Yani bütün dünya bir araya gelse, Darwinisti, materyalisti, ateisti, saptıramaz. Yani Mehdi (a.s)’ı hidayetten geriye alacak hiç kimse yok. Yani imanından geriye çeviremesin. En önemli özelliğidir Mehdi (a.s)’ın. “İmanın kuvveti” diyor Bediüzzaman. İmanlı olması, metanet ve sadakati ve hamiyet-i İslamiyesi. Mehdi (a.s)’ın özellikleri olarak Bediüzzaman’ın belirttikleri. Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?” Mehdi (a.s) ile uğraşanların mutlaka Allah belasını verecek. Hadislerde bunu görüyoruz. İnşaAllah. Kuran da buna işaret ediyor. “Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?” Dolayısıyla Müslüman’a komplo yapıldığında, oyun yapıldığında, hiç tedirgin olmayacaklar. Allah’a tevekkül edecekler. Allah mutlaka intikam alır, mutlaka adaleti sağlar. Gönlü rahat olacak.
SUNUCU 2: Biz de Hocam çoğu zaman rastlıyoruz muhakkak haksızlıklara, bu durumda yalnızca Allah’a bırakmalıyız o zaman Hocam, değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi, Allah’a, sebebe sarılırız. Çünkü diyor, Allah diyor, Peygamber (sav) için de diyor; “seni onlara musallat ederim” diyor Allah. Bak git sen onlara musallat ol demiyor. “Seni onlara musallat ederim” diyor Allah. Mehdi (a.s) da Darwinistlere, materyalistlere ve ateistlere karşı çok güçlü bir mücadele verecektir. Tabi sebebe sarılacaktır. Oyun oynayanlara karşı da, kendine komplo yapanlara karşı da tabii kendini Allah’ın dilemesiyle savunacaktır inşaAllah.
Senin elindeki o kitaba bakayım.
SUNUCU 2: Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Kübra Hocam dedi ki, Hocam dedi “Çok şahane bir kitap var elimde” dedi. “Hayırdır” dedim inşaAllah şu kitabı gösterdi. “Yaşanan Ahir Zaman -Derlemeler” altında da Vakit Gazetesi’nin logosu var. Zamanında Allah razı olsun Vakit Gazetesi, benim bu kitabımdan, “Yaşanan Ahir Zaman” isimli bu kitabımı -ki bütün Mehdiyeti çok detaylı anlatan, Ehl-i Sünnet kaynaklarından derlenmiş, Risale-i Nur’dan derlenmiş kimsenin itiraz edemeyeceği gibi çok net, sarih bilgilerle donatılmış bir eser. Bu kapsamlı güzel eseri hatırladığım kadarıyla 150 bin adet kadar, Vakit Gazetesi ücretsiz dağıtmıştı. Allah onlardan razı olsun. Bütün Anadolu’da yayılmıştı. Şimdi Kübra’da getirince teyidi olmuş oldu.
SUNUCU 2: Allah razı olsun Hocam inşaAllah. Okuyacağım bundan sonra da.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Şu açtığım yerden oku. “Üçüncü vazifesi” diyor, “üçüncü vazifesi” diyor Bediüzzaman, oradan devam edebilirsin. İnşaAllah.
SUNUCU 2: “Üçüncü vazifesi, O zat bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevi yardımlarıyla ve İttihad-ı İslam'ın (İslam Birliği'nin yardımlaşmasıyla) ve bütün ulema ve evliyanın (alimlerin ve velilerin) ve bilhassa al-i beyt'in neslinden (Peygamberimiz Efendimiz (sav)'in soyundan) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla…”
ADNAN OKTAR: Kübra Hocam şöyle yapalım. Sende böyle bir şey yapmamıştık ama yapalım, olur inşaAllah. Bir cümleyi oku, onu bir şerh et, açıkla. Olmazsa ben sana yardım edeceğim. Cümle cümle devam edelim. Hiç acele etme. Bak şöyle. Getir bana. Şöyle yapacaksın. “Üçüncü vazifesi, O zat bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla,” mesela bu bir cümle. Bunu bir açıkla. Öyle, öyle. O şekilde. O zaman zaten bu tamamı bir cümle. Öyle olmaz. Yani kısa kısa açıklayacaksın.
SUNUCU 2: “Bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevi yardımlarıyla,” yani tüm iman edenlerden destek göreceğini Hz. Mehdi (a.s)’ın söylüyor “ve İttihad-ı İslam'ın (İslam Birliği'nin yardımlaşmasıyla)” yani bütün Müslümanların birlik olması.
ADNAN OKTAR: Evet, bütün İslam aleminin birleşmesi. İttihad-i İslam demek, İslam Birliği demektir. Bütün İslam aleminin birleşmesi.
SUNUCU 2: “Ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa al-i beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla,” yani Peygamber (sav) soyundan gelen, fedakar kimselerin katılımlarıyla.
ADNAN OKTAR: Bir evvelki cümle neydi, onun üstü?
SUNUCU 2: “Bütün ulema ve evliyanın.”
ADNAN OKTAR: Tamam. Bundan ne anlıyorsun?
SUNUCU 2: O zamanın alimleri.
ADNAN OKTAR: Evet, evliya derken mesela tarikat büyükleri, alimleri, ulemaları, tasavvuf heyetini kastediyor Bediüzzaman ve bütün fukuha, ünlü bütün bilinen din önderleri, Müslüman alimleri. Evet.
SUNUCU 2: Evet, hepsinin yardımlarıyla.
ADNAN OKTAR: Hepsinin yardımı ve desteğiyle.
SUNUCU 2: “Büyük görevi yapmaya çalışır” diyor.
ADNAN OKTAR: Büyük görev ne?
SUNUCU 2: İslam ahlakının hakimiyeti.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 2: Devam ediyor. Burada zaten açıklamasını yaptığımız için, açıklamasını geçiyorum inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 2: O zat üzerinde durmuş. “Bediüzzaman, Hz. Mehdi (a.s) için Risale-i Nur’un birçok yerinde olduğu gibi bu sözlerinde de Hz. Mehdi (a.s) için o zat ifadesini kullanmıştır.” Yani şahs-ı manevi olmadığını vurgulamak istemiş kendisi.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 2: “Bediüzzaman hem “o” kelimesiyle, hem de “zat” ifadesiyle Hz. Mehdi (a.s)’ın bir topluluk veya manevi bir kişi değil, bir şahıs olduğunu açıkça belirtmiştir.” Burada da zat kelimesini açıklamak istemiş. Ve burada da üçüncü kez, hatta üç, dört kez kullandığından bahsediyor.
ADNAN OKTAR: Evet, tekrarları söylüyor. Mesela “yirminci kez” diyor mesela “o zat söyledi” diyor. “Yirmi birinci kez “o zat” demiştir” diyor. Ki biraz da aksini söyleyenler utansınlar diye de aslında onu öyle vurguladık.
SUNUCU 2: Bu kadar zat ile ilgili açıklamaları. Devam edelim o zaman. “Bütün Ehl-i imanın, yani iman edenlerin manevi yardımlarıyla.” Evet Hocam bizim açıkladığımız gibi burada her cümleyi ayrı ayrı açıklamış. Geçiyorum o zaman. İsterseniz siz açın Hocam. Nasıl yapalım?
ADNAN OKTAR: Hadi bakalım. İnşaAllah. Barla Lahikası, sayfa 162. Bakın, “o ileride gelecek acip şahsın,” şaşılacak, hayret uyandıracak şahsın, “bir hizmetkarı”, bak bir kere o ileride gelecek diyor, “ileride gelecek acip şahıs,” garip insan, şaşırtıcı insan, “şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dündarı, yardımcı kuvveti,” bak; “hizmetkarıyım Mehdi(a.s)’ın, ona yer hazır eden yardımcı kuvvetiyim” diyor. “Ve o büyük kumandanın” Şahs-ı manevi var mı burada? O büyük kumandan denilince sen ne anlarsın?
SUNUCU 2: O diyor, yani kumandan bir kişi olacağına göre.
ADNAN OKTAR: Kumandan bir tane olur. Şahs-ı manevi bir kumandan olur mu? “Pişdar bir neferi, önden giden bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor. Bunu mesela anlamazdan geliyorlar, ne diyelim? Şimdi “bu konuyu açma” diyorlar, Bediüzzaman’ın bu konusunu söyleme, hadisleri de söyleme, Ahir Zaman’ı da söyleme, Mehdi(a.s)’dan da bahsetme, İsa(a.s)’ın geleceğinden de bahsetme, İslam’ın dünyaya hakimiyetinden bahsetme, deccaliyetten de bahsetme, Darwinizme hiç girme zaten diyorlar. Kardeşim ne istiyorsunuz yani? Din ne o zaman? Yani Müslümanlar birlik olmuyorsa, Müslümanların bir lideri olmuyorsa, İslam dünyanın en büyük inancı olmuyorsa haşa, ne olmuş oluyor din o zaman?
SUNUCU 2: Yani Hocam her dönemde, bir mücadele dönemi yaşanmış zaten. Her Peygamber döneminde, her yüzyılda. Belki de Allah-u Teala’nın her yüzyılda bir müceddid göndermesinin sebebi de buydu. Mücadelenin bir baş şahsını ortaya çıkarması belki buydu.
ADNAN OKTAR: Hayır istiyorlar ki, eve gitsin, namazını kılsın, camiye gitsin, “karıştırma bunları” diyorlar. “Mehdi (a.s) gelecek, İslam ahlakı dünyaya hakim olacak, lidere ne gerek var, İslam ahlakının dünyaya hakim olmasına ne gerek var, İsa (a.s)’nın gelmesine ne gerek var, Mehdi (a.s)’ın çıkmasına ne gerek var?” Yani haşa Allah’a bir şeyler öğretmek ister gibi bir üslup bu. Allah’ın kaderine karşı bir üslup. Allah, “Ben bunu beğeniyorum. Ben sizin için bunu söylüyorum” diyor. Allah’ın Peygamber (sav)’i bu şekilde hareket edeceksin diyor. Allah diyor ki, “Peygamberime uyun, ona itaat edin, o sizin kumandanınız” diyor. Peygamber (s.a.v) de bize bunları söylüyor. Biz buna uyduğumuzda da, niye uyuyorsun derse bir insan, buna katılamayız. Bu anormal bir şey olmuş oluyor.
SUNUCU 1: Hocam bulunduğumuz dönemdeki mücadele çeşidi ne olmalıdır? Onu öğrenmek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Bir kere Müslümanların arasındaki o gerginliğin kalkması lazım. Yani, inançsızlar, materyalistler birbirini sevmeyebilir, Darwinistler birbirini sevmeyebilir, normal ona ben bir şey demiyorum. Ama Müslüman olan bir insan, mesela Nur talebeleri kendi aralarında çeşitli gruplara ayrılmışlar. Hepsinin birbirini bağrına basması lazım. Yani bir kere Nur talebelerinin bölünmüş olması bile, Mehdi(a.s)’ın çıkmasının gerektirdiğini gösteriyor. Eğer Mehdi (a.s) olmuş olsaydı zaten, Nur talebeleri bölünmezdi. Yani Mehdi (a.s) zaten birleştirici. Nur talebeleri nasıl bölünüyor? Olacak iş mi? Birleştirici vasfı olan bir kişidir Mehdi (a.s). Mesela Süleyman Efendi’nin talebeleri çok değerli insanlar, gidip birbirlerini bağrına basması lazım, yemekli toplantılar olması lazım. Ve ayrıca herkesle iç içe, böyle insanları hep kurtarmaya çalışan, sevecen bir üslupla olaya yaklaşmaları lazım. Türk Milleti, Kuran’da da işaret edilmiş mübarek bir millet, bunu bütün ulema kabul ediyor. Hadislerde de işaret edilmiş bir millettir ve lider bir millet. Türk-İslam aleminin lideridir. Mesela diyorlar ki; “niye Türk’ten bahsediyorsun?” Bu da çok mantıksız, liderden nasıl bahsetmeyelim? Lider Türkiye olacağına göre, Türk alemi olacağına göre, tabii ki Türk-İslam Birliği diyeceğiz burada. Ben ırk üstünlüğünden bahsediyor muyum? Genetik üstünlükten bahsediyor muyum? Bir ahlak üstünlüğü var. Yani kişilikleri, karakterleri, cesurlulukları, yiğitlikleri ile Türkler Allah tarafından hep lider halde muhafaza edilmiş. Osmanlı döneminde de böyle olmuş, tarihte bunu bize göstermiş. Yani bunda şaşacak hayret edilecek bir şey yok. Lider olmak, zaten çiledir lider olmak. Liderin bir çıkarı yok ki bunda. Yani zordur lider olmak. Osmanlı mesela lider olmuştur ama, hep Osmanlı’nın kanı akmıştır. Hep Osmanlı çile çekmiştir. Yani kolay bir şey değildir. Dolayısıyla Türk-İslam Birliği’ne böyle tam anlamıyla gönül vermeleri lazım. Gece-gündüz bunun için gayret etmeleri lazım. Oluşacak sistem de, tam anlamıyla demokrasinin oluşacağı bir sistemdir. Yani öyle tutucu, bağnaz bir sistemi tamamen ortadan kaldıracak bir sistemdir Mehdiyet. Onun için bir kısım fukuha Mehdi(a.s)’a o yüzden de karşı çıkacaklar. Yani onun özgürlük anlayışına, demokrasi anlayışına, sevgi anlayışına, merhamet anlayışına, temizlik, insancıllık anlayışına adapte olamayacaklar, şaşıracaklar. Onların kafasında hep asıp, kesme, doğrama, baskı olduğu için Mehdi(a.s)’ın hürriyet anlayışı onlara garip gelecek. O yüzden onu sapkın görecekler zaten, anormal görecekler. İmam Rabbani, en önemli konulardan biri olarak o konuyu işliyor. O zaman ki fukuha, yani tutucu bağnaz olan bir kısım insanlar, tutucu bağnaz sistemin devam etmesini isteyecekler. Mehdi (a.s)’da da bunu göremeyince, ona karşı tavır alacaklar. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında da müşrikler çok tutucu ve muhafazakardılar. Yani zannediyor ki halk onlar böyle çok rahat, veyahut kendine has özellikleri olan, dejenere olsa bile hürriyeti isteyen insanlar zannediyorlar. Öyle bir şey yok. Müşrikler hürriyete şiddetle karşı olan, çok katı kuralları olan insanlardır. Peygamberimiz (sav) geldiğinde, onun o hürriyet anlayışı, onları acayip şaşırttı. “Üstünüzdeki zincirleri kırar, ağır teklif zincirlerini kaldırır” diyor Peygamberimiz (sav) için, Cenab-ı Allah ayette. Zincirleri kırdı üstlerinden ve o ağır teklif zincirlerini kaldırdı ve insanlara hürriyet verdi. Müthiş bir özgürlük meydana geldi Peygamberimiz (sav) gelince. Yani toplumdaki ağır baskı, o yoğun insanları ezen baskı tamamen ortadan kalktı. Mehdi (a.s) geldiğinde de yine, insanları ezen yoğun olan baskı tamamen kalkacaktır.
SUNUCU 2: O zincirler yine oluştu yani Hocam ahir zamanda.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani insanlara güven üstüne kurulu değil şu an sistem dünyada. İnsana şüphe üzerine kurulu. O zaman insana güven üzerine, insana sevgi üzerine kurulacaktır sistem. Yani insana göre ayar olacaktır sistem. Şu an dünyada devletlere göre ayarlı sistemler. Devletin çıkarına göre ayarlı. O zaman sadece insan merkezli olacak, insanın çıkarı esas alınacak.
SUNUCU 1: Hocam Peygamberimiz (sav) aslında o zamanlar cehaletle mücadele etti değil mi?
ADNAN OKTAR: O zaman müşriklerin, Kuran uzun uzun anlatıyor, o kadar ipsiz sapsız tutucu inançları, o kadar anormal gelenekleri vardı ki. Onlar da namaz kılıyorlardı aslında, onların da oruçları vardı kendilerine has. Ve putlara taparken de, “biz Allah’a inanıyoruz, putu sadece vesile ediyoruz, böyle bir şey yok” diyorlar. Tabii, şirk koşuyorlardı. Ama gelenekleri mesela yenmeyeceklerin listesi var, say say bitmez. Yeneceklerin listesi var, ama şartlı yenecekler. Nasıl yeneceklerine dair tutucu sistem içinde geliştirmişler. “Şunlar şunlar şöyle yenecek, şu insanlarla görüşülür, şunlarla görüşülmez, şununla görüştüğünde şöyle yaparsın, bununla görüştüğünde bunu böyle yaparsın.” Akıl almaz kurallar. Ama binlerce, on binlerce kural vardı ve gelenekler vardı. Peygamberimiz (sav) tamamını kaldırdı. Onun için mesela Hz. Ali (r.a.), Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.) çok neşeli ve dışa dönüktüler, hayat doluydular. Acayip haset ettiler o zamanın müşrikleri. Onları şehit eden kahpelerin özelliği müşrik olmaları. Müslüman, fakat müşrik, yani münafık. Yani onları şehit edenler, beş vakit namazında, misvak kullanıyor, sarık cübbe var, hepsi var. Dırar mescidini kurmuşlar, “bu mescitte biz daha güzel ibadet ediyoruz, gelin buraya” diyorlar. Peygamberin (s.a.v) olduğu mescidi de, orayı da beğenmiyorlar. “Bakın bizim burada namaz kılmamız çok daha mükemmel, birlikte namaz kılalım burada” diyorlar. Yani Allah adına hareket ederken çok takva olduklarını iddia ederek hareket ediyor bunlar. Ve Hz. Hasan (r.a.)’ı, Hüseyin (r.a.)’ı bunlar beğenmiyorlar, sapkın buluyorlar Hz. Ali (r.a.)’ı falan, falan demeyeyim Allah affetsin. Hz. Ömer (r.a.)’ı, Osman (r.a.)’ı hep sapkın buluyorlar. Yani “böyle din olur mu?” diyor adamlar. “Din dediğin bağnaz olacak, tutucu olacak, gelenek olacak, böyle olmaz” diyor. Mesela Hz. Hüseyin (r.a.), o benim aslanımı, dedemi, katleden o zamanki münafık, müşrik, kendilerine Müslüman diyen kahpelerdi. Ve bunlar beş vakit namazında olan adamlardı. Allah’ın adını anarak şehit ettiler. Bilmiyorum, biliyor musunuz? Tabii Allah Allah diyerek şehit ettiler. Yani böyle kahpe bunlar. Hz. Ali (r.a.)’ı de öyle şehit edenler, o şekilde şehit ettiler. Allah adına şehit ettiler ve kör gelenekler ve müşrik tutuculuğu ile hareket ettiler. Peygamberimiz (sav)’in o hürriyetçi anlayışını hazmedemediler. Peygamberimiz (sav)’den de haşa nefret ettikleri için ayrı bir mescit oluşturdular, Dırar mescidini oluşturdular. Peygamberimiz (sav)’i aşırı özgürlükçü buluyorlardı onlar, beğenmiyorlardı.
SUNUCU 1: Niçin rahatsız oldular peki Hocam, insanı özgürlükler cezbetmez mi?
ADNAN OKTAR: Gelenek istiyor işte, tutuculuk istiyor. Adam doluşacak bir eve girecek böyle, az yiyecek, az giyecek, yani leş gibi olacak üstü başı, karanlık bir evde oturacak, kimseye bakmayacak, gülmeyecek, neşelenmeyecek, öldürecek kendini yani, onu istiyorlar. Müşrik kafasında bu var. Mesela birçok gelecek şeyi yemeyecek. Mesela hayvanların kulaklarını kesiyorlar. Kadınlara ayrı özel hükümler koymuşlar o devirde müşrikler. Müslüman olunca o müşrikliği bırakamadı adamlar. Peygamberimiz (sav) onların üstünden kaldırmaya çalıştı, fakat kalkmadı. Baktılar Hz. Ali (r.a.) şakacı, neşeli, dışa dönük, hayat dolu, hemen onu şehit ettiler. Hz. Hüseyin (r.a.)’a baktılar, hemen şehit ettiler. Ömer (r.a.) aynı şekilde, Osman (r.a.) aynı şekilde. Baktılar ki Peygamber (sav)’in hakikaten bunlar varisi, bu kişiler. En sonunda yavaş, yavaş, yavaş, yavaş kendi çizgilerine, uzun dönem içerisinde bir kısım Müslümanları kendi çizgilerine getirdiler. Ondan sonra İslamiyet mahvoldu.
SUNUCU 2: Kendilerince bir din mi ortaya çıkarmaya çalıştılar Hocam?
ADNAN OKTAR: Kendilerince tabii. Ehl-i sünnet inancından tamamen saptılar, Peygamberimizin (sav) sünnetini bıraktılar. Bambaşka bir şey. Akıl almaz sapkın mezhepler oluşturdular, akıl almaz inançlar oluşturdular. Ehl-i sünnet alimleri direndi bunlara karşı, ama buraya kadar direndiler işte. En son işte artık görev Mehdi (a.s)’da şu an.
SUNUCU 2: O zaman ki olaylar yine ahir zamanda tekerrür ediyor o zaman.
ADNAN OKTAR: Tabii, İmam Rabbani mesela, o zamanlar müthiş uğraştı onların yaptığı tahribatı, rezilliği temizlemek için. İmam Rabbani Hazretleri var gücüyle gayret etti.
SUNUCU 1: Hocam şimdi de din doğmadır diyenler aslında o cehalete geri dönmek isteyenler. Din akılcıdır demek yerine, din dogmalardan oluşur demeleri demek ki...
ADNAN OKTAR: Onlar atom forvet tipler, onlar gariban takımı. Onları sen getir buraya, 10 dakikada böyle Kayseri pestiline dönerler. Dogma mesela, o kelime bile onların hoşuna gidiyor. Böyle, çelişki, dogma, bilmem ne falan, yani Türkçesini de kullanmıyorlar kelimelerin. Biz işte, o sanayi devrimi, bilmem ne, o kelimeler çok hoşlarına gidiyor. Heyecan duyuyor. Bazı tipler vardır bak dikkat edin -seni tenzih ederim- sürekli onları kullanır. Çelişki, sanayi devrimi, ondan sonra, tez, antitez, sentez, kurtulamaz ondan. Ama mecbur olduğumuz için bazen tabii onların kafasına uygun anlatıyoruz. Fakat şu an onlar tam gariban durumdalar. Kendilerinin o dogma olayını oluşturduklarını gördüler. Darwinizm’in bir pagan dini olduğunu, daha yeni anladı bunlar. Eski Mısır’dan kalma bir din olduğunu, Sümerler’den ve Eski Yunan’dan kalma bir putperest din olduğunu daha yeni anladılar. Ve o yüzden suspuslar şu an, garibanlaştılar. Biz öğrettik bunları ve dinin gerçek olduğunu daha yeni anladılar. En fazla 5-6 yıl oluyordur tam kavramaya başladıkları, en fazla.
Son olarak bir Kuran ayeti okuyayım, gidelim. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım 11. ayet: “Hayır, onlar Kıyamet saatini yalanladılar; Biz Kıyamet-saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık” diyor Allah. Ahiret’te müthiş azap çekeceklerini belirtiyor Allah. “Ve elçi dedi ki,”şeytandan Allah’a sığınırım, "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş (bir Kitap) olarak bıraktılar." Bu ayetin doğrudan Mehdi (a.s)’a baktığı da söyleniyor. Çünkü Peygamberimiz (sav) zamanında Kuran’a tam tabiydi Müslümanlar. Bütün sahabeler, herkes tam tabiydi. İkinci işari anlamı olarak biz yine de ele alıyoruz bu ayeti “Ve elçi dedi ki:” o tebliğci, yani Mehdi (a.s), "Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terk edilmiş (bir Kitap) olarak bıraktılar İşte böyle; Biz, her Peygambere suçlu-günahkarlardan bir düşman” bir deccal, “kıldık.” Her Peygamber’in bir deccali vardır. Mehdi(a.s)’nin de deccali dünya tarihinin en büyük deccalidir. Gelmiş geçmiş en büyük deccalle karşılaşacaktır Mehdi (a.s). “Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.”
SUNUCU 2: Hocam Mehdi (a.s)’ın mücadelesi, önceki Peygamberlerin mücadelesinden daha zorludur gibi bir sonuç çıkarabilir miyiz buradan?
ADNAN OKTAR: Allah bilir. Ama Peygamberlerin özeti olarak geçiyor rivayetlerde. Mesela “birçok Ben-i İsrail Peygamberinden daha üstündür” diyor Peygamberimiz (sav) hadislerde. Hz. Ömer (r.a.), Hz. Ebubekir (r.a.) ona üstün olamaz diyor Peygamberimiz (sav). Çünkü diyor, “Peygamberimiz (sav)’in halifesi olarak tesmih edilir onlar” diyor. Yani halifeti Resulullah. Ama “o Allah’ın halifesidir diyor,” Mehdi (a.s). “Ahkamda masumdur,” yani o çok olağanüstü bir insan Mehdi (a.s). Hz. Adem (a.s)’dan itibaren bütün Peygamberlerin suhuflarında var. Mesela Tevrat’ta yüzlerce sayfa anlatılmıştır Mehdi (a.s). İncil’de çok detaylı anlatılmıştır, Faraklit olarak geçer inşaAllah.
Evet bugün de programımız bitti.
SUNUCU 1: İnşaAllah Hocam. Bizi bugün izleyicilerimiz Kanal 35 ekranlarından izlediler inşaAllah. Programımızdan sonra da HarunYahya.tv sitemizden yeni bir programımıza devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Yarın nerede var?
SUNUCU 1: Yarın saat 22:00’den itibaren bizi Adıyaman Asu ve tabii ki yine HarunYahya.tv sitemizden takip edebilecekler.
ADNAN OKTAR: Adıyaman Asu evet.
SUNUCU 1: İnşaAllah, Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirler değerli izleyenler. Soru ve görüşlerini ise, ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine gönderebilirler. Değerli dinleyenler yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.tv sitemizden ve Adıyaman Asu Tv’den bizi takip edebilirsiniz. Yarın görüşmek ümidiyle. Allah’a emanet olun inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Harun Yahya Etkiler
Devamı ...