SUNUCU 1: Merhabalar sevgili izleyenlerimiz, bir Gece Sohbetleri’yle daha inşaAllah ekranlarınızdayız bu akşam. Şu anda bizleri Adıyaman Asu Tv ekranlarından izlemektesiniz. Ve yine HarunYahya.Tv ekranlarından yayınımızı takip edebilirsiniz. Tabii ki dinleyicilerimiz için de Mavi Karadeniz Radyo 106.4’den bizleri dinleyebilirsiniz inşaAllah. Ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresimizden soru ve görüşlerinizi değerli Hocamıza iletebilirsiniz. HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net internet adreslerimizden de Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz inşaAllah. Evet, hemen tabii ki değerli Hocamıza geçmek istiyorum. Sayın Adnan Oktar bizlerle, hoş geldiniz, nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz. Allah’a hamdolsun, elhamdülillah. Çok iyiyiz. Sizler de bayağı sağlık ve selamettesiniz maşaAllah.
SUNUCU 1: Teşekkür ederiz, sağolun.
Sorularımız var, kendi sorularımız var. Siz bilirsiniz Hocam. Nasıl isterseniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi gelmeden önce hazırlanırken televizyona baktım. Bizim çocuklar “Hocam” dediler “Habertürk’e bir bakar mısınız?” dediler. Açtım, bizim meşhur Cübbeli, Yiğit Bulut’la konuşuyorlar. Benim açtığım bölümde daha önce de herhalde Bediüzzaman’ı övmüş, iyi. Orada bir düzelme var. O gereksiz espriler falan onları da bırakmış. Evet, onlarda bir düzelme var. Güzel onlar, iyi. Eskiden biliyorsunuz mağlum hareketler. Bediüzzaman’ı da, Hz. Bediüzzaman’ı bayağı överek anlatıyor. Hatta ondan örnekler vererek anlatıyor. O da iyi bir gelişme. Daha önce “Ehl-i Sünnete aykırı 30 yer tespit etmişler” falan diyordu, biliyorsun. Ama şu an tam bir Ehl-i Sünnet alimi olarak savunuyor. Şimdi adım adım iyiye doğru gidiyor. Ama yine tabii benim açtığım bölümde konu, meşhur konu Mehdilik, yine onu anlatıyordu. “Mehdi (a.s.)’nin başının üzerinde bir bulut bulunacak” diyor. Bir de “Medine’den çıkacak” diyor. Halbuki ben bunu iki kere açıkladım. Defalarca açıkladım hatta. Başında bulut, hiçbir Peygamberde böyle bir olay olmamıştır. Yani bir insanın başında bulutla zuhur etmesi durumunda, zaten o insanın kimliği hakkında o Melek bilgi veriyorsa ona inanmak zaten farz olur. Dolayısıyla o kişinin çile çekmesine, hapiste yatmasına veyahut kişilerin ona, Müslümanların inanmaması gibi bir konu olmaz. Yani 313 kişiyle kalması mümkün değil öyle bir konuda. Ayrıca Allah diyor; “Melekler geldiği vakit göz açtırılmaz artık” diyor. Kıyamet vakti görünecektir, görünür hale gelecektir ondan sonra “göz açtırılmaz” diyor Cenab-ı Allah. Dolayısıyla Kuran’a da muhalif bir şey. Yani mesela hiçbir Peygamberin yanında Melek de görülmemiştir. Yani “kanatlı bir Melek” diyor, “başının üzerinde havada duracak şekilde”, mesela bu Peygamberdir dememiştir. Ne Tevrat’ta var, ne İncil’de yani muharref Tevrat, İncil’de yok öyle bir şey, Kuran’da da. Dolayısıyla öyle bir hususa rastlamadık. Bu konular da tabii hatalı bunları da zamanla düzeltir inşaAllah.
SUNUCU 1: Peki Hocam diğer düzelmeleri neye yorabiliriz inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Çok yaman aslında böyle, duruma göre vaziyet, vaziyete göre durum oluyor gibi görünüyor. Nurcu kardeşlerimizin sayısı bir hayli çok. Herhalde her yerde eleştirdiler anladığım kadarıyla. Tepki aldı, ondan kurtulmak için böyle söylediğini düşünüyorum. Allah-u alem. Çünkü Hıristiyanlarla ilgili benim o görüşümü de teyit eder tarzda konuşmaya başlamış. Çünkü “bir tebliğ gelmediyse bir insana” diyor, “o kişi” diyor “ehl-i fetrettir. Dünyanın herhangi bir yerinde” diyor, “Kuran ona ulaşmadıysa” diyor, “ehl-i fetret olur” diyor. Mesela bak, o yönünü de düzeltmiş. Yani anlattıklarımın epey bir bölümünü düzeltti. Şu Mehdiliğe kafası biraz takıldı anladığım kadarıyla. O da zamanla düzelir inşaAllah.
SUNUCU 1: İyi olacak gibi inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah hayra yoruyoruz yani inşaAllah. Bak, mesela Cenab-ı Allah diyor ki ayette, 6. Sure’nin 8. ayetinde; “ve derler ki: ‘Ona bir melek indirilmeli değil miydi?’ Eğer bir melek indirilseydi”, bakın önce müşrikler diyor “başının üzerinde bir bulutla Melek olsun” diyorlar, “biz inanalım” diyorlar. Yani, “o söylesin, Melek, başının üstünde uçarak bu Peygamberdir desin, biz buna inanalım” diyorlar. Şimdi, Cübbeli de diyor ki; “başının üzerinde bir Melek görmesek biz inanmayız” diyor. Aynı bu şekilde söylüyor. Yani “bir Melek bulunacak, bu Mehdi (a.s.)’dir diyecek, biz o zaman inanırız, yoksa inanmayız” diyor. Halbuki Allah onu kınıyor ve anormal bir hareket olduğunu söylüyor. Bak diyor ki: “Ve derler ki: "Ona bir melek indirilmeli değil miydi?" Eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu ve sonra kendilerine göz açtırılmazdı.” Yani, “müthiş bir bela gelirdi” diyor Allah Ayette. “Onlar, kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün” ki Kıyamet günüdür, “daha önce iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı yarar sağlamaz. De ki: ‘Bekleyin, Biz de şüphesiz beklemekteyiz’.”
SUNUCU 1: Evet Hocam, olağanüstü olayların hepsi Kıyamet zamanında olacak. O zaman da çoktan her şey, iş işten geçmiş olacak değil mi?
ADNAN OKTAR: Mesela bakın, tabii ki, mesela şuradaki ayet, 11. surenin 12. ayetinde de; “şimdi onların,” yani müşriklerin “ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?” yani başının üzerinde bir Melek bulunsun diyorlar.
SUNUCU 3: Ama zaten mucizeleri yok mu, niye böyle bir beklentiye giriyorlar yani?
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) için mi?
SUNUCU 3: Hayır, yani şimdi hem Mehdi (a.s.) için de sonuçta bir mucize değil mi? Onun gelmesi veya onun da kendisini gösterdiği bir mucizesi olacaktır muhakkak ki yani.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’nin kerameti vardır, yani kerametleri vardır. Ama o tarz değil yani hani böyle, keramet çünkü Allah’ın o anda yaratmasıyla olur. Yani şahsın istemesiyle olmaz keramet. Mesela Ramazan Ayı’nda 15 gün arayla ay ve güneş tutulması olması ve bunun aynısıyla çıkması Mehdi (a.s.)’nin kerametidir. Allah’ın da mucizesidir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesidir. Ama bu Mehdi (a.s.)’nin kendi istemesiyle olan bir şey değildir. Mesela, başka ne bileyim; kuyruklu yıldızın çıkması, Halley Kuyruklu Yıldızı’nın çıkması veyahut öbür, ikinci kuyruklu yıldızın, Lulin’in çıkması, bu da aynı şekilde harikadır. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesidir o anda çıkması. Ve Mehdi (a.s.)’nin zamanında, Mehdi (a.s.)’ye işareten çıkması da Mehdi (a.s.)’nin kerameti olur. Ama bu, Mehdi (a.s.) “ben keramet istiyorum”, yapmak istediğinde yapamaz zaten. Peygamberler de mucize yapmak istediğinde yapamaz, Allah’ın istemesiyle olur. Nitekim müşrikler istiyorlardı, Peygamberimiz (s.a.v.) Allah’ın gücünde olduğunu, bunu belirtiyordu. Yani kendisi bir anda istemesiyle onu yapamaz. Bakın, “şimdi onların: "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?" demeleri dolayısıyla göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin?” yani Peygamber sıkılıyor bunların teklifinden dolayı. Yani “Melek gelsin” diyorlar, “başının üzerinde dursun, bu Peygamberdir desin” diyorlar. “Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah her şeye vekildir”. “Eğer doğruyu söylüyor isen”, müşrikler yine diyor 15’e 7. ayetinde, 15. sure 7. ayet; “bizlere Melekleri getirmeli değil miydin?" Bakın, hep Melek talebi var müşriklerin. “Bize göster Melekleri” diyorlar. “Gelsin başının üzerinde, olsun böyle bir harika” diyorlar, “biz de kabul edelim”. Bakın, yine Cübbeli ayrıca gökyüzünün de Melekler ile dolacağını söylüyor. Bugün yine söyledi ve herkese kendi lisanından Meleklere hitap edeceğini söylüyor. Gökyüzünün dolacağını söylüyor. Bakın müşrikler de aynı şeyi söylüyorlar; “eğer doğruyu söylüyor isen, bizlere melekleri getirmeli değil miydin?” Yani “gökyüzü Melekler ile dolsun, görelim” diyorlar.
SUNUCU 2: Onlar da Melekleri talep ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Aynısıyla tabii. Onun için Cübbeli bu konuda çok büyük hata yapıyor. “Hak olmaksızın Biz melekleri indirmeyiz. O zaman da onlara göz açtırılmaz.” Yani “bela olarak indiririz” diyor Allah, indirdiğimizde. “Bunun üzerine, kavminden inkara sapmış önde gelenler dediler ki”, yani o devrin alimleri, ileri gelenleri; “bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir”, alelade bir insandır, hiçbir özelliği yok diyorlar Peygamber (s.a.v.) için. “Size karşı üstünlük elde etmek istiyor”. Yani, “bu kişinin” diyorlar, “çıkar peşinde olduğu çok açık. Hükümran olmak istiyor, lider olmak istiyor, başa geçmek istiyor o kasıtla böyle bir şey yapıyor. Dolayısıyla sözlere inanmayın” diyorlar. “Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemiş olsaydı”, yani, onun iddialarını hakikaten kabul ediyor olsaydı, “muhakkak melekler indirirdi”. Yani, “Melek ordusu inerdi ve onu ispat ederlerdi” diyor o zamanki müşrikler. “Hem biz geçmiş atalarımızdan da bunu işitmiş değiliz”. Yani, “onun anlattıklarını da kabul etmiyoruz” diyor. “Biz atalarımızdan öyle bir şey duymadık” diyorlar. “Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır?"” Yani insani özelliklerine şaşırıyorlar. Yani mesela Mehdi (a.s.) beklendiğinde de olağanüstü bir Mehdi (a.s.) beklentisi var. Yani gelir gelmez hemen insanların tanıyacağı gibi Mehdi (a.s.) beklentisi var. Halbuki öyle olmuyor Bediüzzaman diyor; “geldiği vakit kendisi dahi kendisini bilmez. İmanın nuruyla tanınabilir” diyor Mehdi (a.s.) için. “Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?” Yani, halkı uyarıyor. İşte toplanın diyor halka, falanca kişi Peygamberdir diyor veya Ahir Zamanda gelen kişi, falanca kişi Mehdi (a.s.)’dir diyor mesela bağırıyor. Böyle bir kişinin beklentisi var. Ama bunu hep müşrikler söylüyorlar. Dolayısıyla Kuran’a zıt bir izahtır o. Mehdi (a.s.)’nin üzerinde Melek vardır. Fakat Melekler aleminde görünen bir Melek’tir. Nitekim bizim yanımızda Melekler var şimdi, sağımızda solumuzda da var.
SUNUCU 3: Evet, Kiramen Katibin Melekleri.
ADNAN OKTAR: Tabii, ayrıca koruyucu Melekler var. Hem yüz cephesinde, hem sırt cephesinde. İki tane de ayrı Melek var. Yani Müminlerin korumasını sağlıyor Allah’ın izniyle. Şimdi görüyor muyuz biz bunları? Görmüyoruz. Ama biz desek ki şu an yanımızda Melekler var desek, bu doğru. Ama görünmüyor. Mehdi (a.s.)’de de aynı şekildedir. Mesela Cebrail, Mikail ve İsrafil, Mehdi (a.s.)’nin yardımcılarıdır ama görünmezler. Görünmeden yardımcı olacaklar. Mesela 3000 Melek yardım eder Mehdi (a.s.)’ye. Ama kimse göremez. Bu özelliğidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ye de mesela binlerce Melek yardım ediyordu, alenen görünür halde olmaz inşaAllah.
SUNUCU 1: Bir Müslüman için Hocam buna inanması çok zor olmasa gerek. Yani o zaman müşrikler buna inanmakta zorlanmışlar ama şu anda buna inanmakta zorlananlar, Müslümanlar, bu çok garip.
ADNAN OKTAR: Yani, şimdi biz Mehdi (a.s.)’nin geleceğine inanırız. Ama biz, Mehdi (a.s.) için asıl tek aradığımız alamet şudur, bizi tam yani doyurucu olarak gördüğümüz alamet şudur; İslam’ın dünyaya hakimiyetine alenen sebep olur bu kişi. Hz. İsa (a.s.)’yle namaz kılarlar. Hz. İsa (a.s.) ona, Müslümanların imamı olması konusunda bir kanaat bildirir. Yani, kendinin de bu kanaatte olduğunu bildirir. Dolayısıyla Hıristiyan aleminin de, Müslüman olmuş Hıristiyan aleminin de lideri olduğunu söyleyecek Hz. İsa (a.s.). Bu durumda biz bu kişinin Mehdi (a.s.) olduğuna hüsn-ü zan ederiz. Yani zann-ı galib ile Allah-u alem deriz. Ama çıkıp da yine “bu kişi Mehdi (a.s.)’dir” demeyiz. O kişi de çıkıp “ben Mehdi (a.s.)’yim” demez. Hüsn-ü zan ederiz, ama deriz, Müslümanların lideri, Müslümanların manevi önderi diyebiliriz. Ama bu kişi günahsızdır, Cennete gidecektir demeyiz. Çünkü belli değil, vahiy gerekir öyle bir şey için. Ümit, ümidimiz olur hüsn-ü zan ederiz inşaAllah.
SUNUCU 3: İyi de bu devirde, şimdi bazı şeylere inanmak daha zor değil mi? Yani çünkü mesela yıllar önce Hasan Mezarcı ben Mehdiyim diye bir sürü şeyler söylemedi mi insanlara?
ADNAN OKTAR: Mesih İsa’yım diye.
SUNUCU 3: Mesihim diye pardon. Ondan sonra veya birileri çıkıyor ben işte çok önemli zatım, evliyayım veya bir şeyim. Yani sürekli bu tarz şeyler çıkıyor ve insanlara karşı inandırıcılık azalmış oluyor doğal olarak da. İnsanlar da önemli bir şeyler bekliyorlar karşındakinden. Yani bu sizin Allah’a, Kitap’a inanmamanızla alakalı bir şey değil bence.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan önce zaten sahte Mehdiler çıkacaktır. Hz. İsa (a.s.)’nin nüzulünden önce de sahte İsa’lar çıkacaktır. Bu İncil’de de var ayrıca. Hem sahih Hadislerde var, hem İncil’de var. Hz. İsa (a.s.)’nın inişi, üç Kuran ayetiyle net kesindir. Birincisi, Allah Hz. İsa (a.s.) için “onun varlığı, (Hz. İsa (a.s.)) kıyamet için bir alamettir” diyor. “Kıyametin bir alametidir” diyor. Şimdi, hiçbir Peygamber için bu söylenmemiştir. Bir tek Peygamber Efendimiz (s.a.v.) için söylenmiştir. İkincisi, Hz. İsa (a.s.)’ın inişiyle ilgili olarak “sana inananları, seni sevenleri Kıyamete kadar dünyaya hakim kılacağım” diyor Allah. Bu açık dünya hakimiyeti ayeti. Bunun için Hz. İsa (a.s.)’nin inmesinin şart olduğu belli. Üçüncü ayette de “Ehl-i Kitap’tan hiçbir fert yoktur ki sana inanmasın” diyor Allah. Hepsini iman ettireceğim diyor Allah. Tamamı sana iman edecek Ehl-i Kitap’tan, yani Hıristiyan ve Musevilerden tamamı. Böyle bir şey olmadı Hz. İsa (a.s.)’nin zamanında. 12 kişi iman ettiler. O zaman yeniden ineceği ve bütün dünyanın Müslüman olacağını anlıyoruz bu ayetten. Yani çok net ayetler. Bir de hiçbir Peygamber için Kuran bu tarzda bir hitapta bulunmuyor. Bir tek Hz. İsa (a.s.) için bulunuyor. Ve İncil’in yanlış olan hükümlerini zaten Kuran düzeltiyor. Hz. İsa (a.s.)’nın inişi konusu İncil’de çok hakim konulardan bir tanesidir. Yani ana inançlardan bir tanesidir. Kuran bu böyle değildir dememiştir. Yani o hükmü düzeltmemiştir. Hükmü düzeltmemesinden ve Kuran’ın tasdik etmesinden Hz. İsa (a.s.)’nın inişini kesin olarak anlıyoruz. Ayrıca, Buhari, Müslim, Tırmizi, İbni Mace, Sünen-i Nesih, Sünen-i Davud, bütün sahih Hadis kitaplarında, sahih ve mütevatir hadis olarak Hz. İsa (a.s.)’nin inişi zikrolunur, açıklanır. Yani Ehl-i Sünnet inancında aksini iddia etmek mümkün değildir. Şii inancında da, Caferilikte de, Vehabi inancında da, Alevi inancında da, hepsinde de ittifakla Hz. İsa (a.s.)’nın inişi haktır. Ama sahte İsa’ların çıkışı da zaten Hz. İsa (a.s.)’ın çıkış alametidir. Yani onları gördü mü, onlar sıklaştı mı zaten Hz. İsa (a.s.)’ın inişini bekleyeceğiz.
SUNUCU 1: Hz. Mehdi (a.s.) için de geçerli mi Hocam bunlar?
ADNAN OKTAR: Tabii, Hz. Mehdi (a.s.)’nin de sahteleri çıkacaktır zuhuru zamanında.
SUNUCU 1: Son zamanlarda onlara da şahit oluyoruz.
ADNAN OKTAR: Mesela yoğunlaştı, son zamanlarda alenen çıkıyor televizyona adam, “ben Mehdi (a.s.)’yim” diyor. Veyahut açıkça kitaplarda, dergilerde yazıyor. “Ben Mehdi (a.s.)’yim, falanca Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Ve delillendirerek anlatıyorlar. 1 tane, 2 tane, 3 tane, 5 tane, 10 tane değil. Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de değil, her yerde var Mehdiler.
SUNUCU 2: Peki Hocam, Hz. Mehdi (a.s.), ben “Mehdi (a.s.)’yim” demeyecek. Bu da onun delillerinden biri. Kendisini delillerle anlatıyorsa bu şahıs, bu delillerden birini bilmiyor mu? Yani gerçekten Mehdi (a.s.) olan o şahıs ben “Mehdi (a.s.)’yim” demeyecek.
ADNAN OKTAR: Şimdi adam yaşlı başlı perişan bir insan. Mesela bir tane daha var öyle yine. Mesela iki tane hadis kullanıyor. “Mehdi (a.s.), Ahir Zamanda çıkacak dedi” diyor. “Ahir Zamana geldiğimize göre,” diyor, “ben de çıktığıma göre” diyor. Yani bu tarzda, o diğer yüzlerce alameti almıyor.
SUNUCU 2: Seçiyor -haşa- değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii. Sadece iki tanesini alıyor. Hakikaten de doğru adam yani “Ahir Zamanda çıkmış” ve “tebliğ yapacak” diyor, “çıkacak Müslümanları uyaracak” diyor. “Ben de çıktım, uyarıyorum” diyor. “Dolayısıyla iki yönden açıkça benziyor” diyor. Ne dersen de. Zaten o tip vakalarda bir mantık olmuyor. Yani mantık iflas etmiş oluyor. Yani konuşacağın hiçbir şey yok. Yani ne yönden olduğunu sorduğunda, o kendine göre 3 veya 5 tane delil buluyor. 150 Hadisin içerisinde bulunur. Dedim ya mesela “Mehdi (a.s.), geniş alınlıdır” diyor. “Benim de alnım geniş” diyor, bitti. Ne diyeceksin? Mesela “orta boyludur” diyor. Zaten insanlar genellikle hep orta boylu, bir de izafi yani mesela 1.80 boyundaki bir insan bile orta boyluyum diyebilir, 1.90’a göre orta boylu olduğunu iddia eder. Ama tabii klasik bilinir orta boy. Ama anlamazdan gelirse bir insan, yani samimiyetsiz olursa tabii başka bir çizgiye çekebilir. Bambaşka bir bakışa olayı getirebilir. Ama tabii bizim bu konu bir tedirginliğimiz, bir hayretimiz yok. Ama bakın Mehdiliği Allah’ın sürekli gündemde tutması ve son bin yıl içerisinde bu kadar Mehdilik gündemde olmamıştır. Yani binlerce sene, bin küsur seneden beri bu kadar gündemde olmamıştır.
SUNUCU 3: Demek ki gerçeğinin gelmesi yakınlaştı. Değil mi?
ADNAN OKTAR: Allah-u alem. Yani bu kadar gündem hiç rastlanmamıştır. Ve bu kadar da Mehdi (a.s.) gelmeyecek sözü hiç olmamıştır. Bakın Osmanlı tarihine, İslam tarihine hiç duyulmamıştır. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerinden biridir çünkü bu.
SUNUCU 2: İkisi de aynı ölçüde fazlalaştı aslında Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani Mehdi (a.s.)’nin de reddedilmesi. Nereye gitsen televizyonlarda birkaç kanala daha baktım onlar da, bir Mehdi (a.s.) telaşı var. Mesela Hızır (a.s.)’yi ben gündeme getirdikten sonra birçok kanalda Hızır (a.s.) işleniyor şu an. Ondan bahsediyorlar. Yani demek ki takip ediyorlar. MaşaAllah.
SUNUCU 1: Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelmesini çok isteyip de bu konuda umutsuz olan bazı kesimler de var. Aslında çok istiyorlar İslam’ın hakimiyetini, Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini ama bu kadar çok iddiadan dolayı artık kendileri de umutsuzluğa düşmüş olan bazı kesimler var. Onlar için neler söylemek istersiniz?
ADNAN OKTAR: Umutsuzluğa düşecek olan kişilerin olacağını da Peygamberimiz (s.a.v.) ayrıca belirtiyor. “Mehdi (a.s.)’nin çıkışından ümit kesilecek” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin çıkışından ümit kesilecek” ve “artık insanların yeis ve ümitsizlik içinde olduğu dönemde ortaya çıkacaktır” diyor. Yeis artık yani adam gücünü kaybetmiş, iradesini kaybetmiş, tam aynen bu kelimeyle geçiyor, hadislerde.
SUNUCU 1: Onlar da bu alametlerin bir parçası olmuş oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii onlar da bu alametin parçası olmuş oluyor. Şimdi bakın Cübbeli dedi ki; “Mehdi (a.s.)” dedi, “Medine’den çıkacaktır. Bediüzzaman da çok büyük alim,” dedi. Şimdi artık dönüşü yok, Cübbeli için. “Büyük alim” dedi, rüyada da zaten bir bağlantı halinde olduğunu söyledi. Tabii kendisinin de evliya olduğunu söylüyor. Tamam, inşaAllah evliyadır, bir şey demiyoruz. Ama Bediüzzaman’ı kabul ettiğini, Ehl-i sünnet alimi olduğunu, söylediklerinin doğru olduğunu, yani birebir doğru olduğunu ve değerli bir kişi olduğunu açık açık anlattı bugün. Artık dönüşü yok, inşaAllah. Bunun üzerine bir daha dönerse bilmiyorum. “Şimdi” diyor Bediüzzaman, “Hz. Mehdi (a.s.) gibi eşhasın” yani bu şahısların, bak Mehdi (a.s.) gibi şahısların, “hakkındaki rivayetin” çeşitli rivayetlerin “ihtilafatı” yani aralarında ihtilaf varmış gibi sanki değişikmiş gibi olan Hadislerin “sırrı şudur ki; Hadisi tefsir edenler” hadisleri açıklayanlar, “metn-i ehadisi tefsirlerine” hadis metinlerindeki açıklamalarına, “ve istinbatlarına” gizli manaları meydana çıkarmalarına “tatbik etmişler”, uygulamışlar. Mesela neyse o andaki düşüncesi, tefsirdeki düşüncesini, tefsiri doğrudan hadis olarak almışlar diyor. Tefsirdeki kelimeleri sözlerini de hadis olarak nakletmişlerdi diyor. “Mesela Merkez-i Saltanat o vakit Şam’da veya Medine’de olduğundan” yani İslam aleminin merkezi mesela bazen Şam’da oluyor, bazen Medine’de oluyor. Bak “Medine’de olduğundan” medine kelimesi, Cübbeli’nin dediği medine kelimesi burada geçiyor. “Vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye’yi” Hz. Mehdi (a.s.) ve Süfyan ile ilgili olayları, Merkezi Saltanat civarında olan Basra, Küfe, Şam gibi yerlerde tasavvur” düşünerek, “ederek öyle tefsir etmişler” açıklamışlar. Yani bakın burada da belirtiyor; “Şam’da veya Medine’de olduğundan”, demek ki bakın “Şam, Medine, Basra, Küfe gibi yerler olduğunda bunların hepsi geçersizdir”, diyor Bediüzzaman. “Çünkü” diyor “Merkezi Saltanat hep taşınmıştır. İslam aleminin merkezi hep taşınmıştır. Dolayısıyla en son kalan yer kastedilmiştir” diyor. En son nerede kaldıysa o kastedilmiştir. Peygamber (s.a.v.) ne diyor; “Merkezi Saltanat’ta çıkacak, İslam aleminin merkezinde çıkacak,” diyor. “Medine’de”, medineden kastı bu, medine şehir anlamındadır. Şehir yani herhangi bir şehir, İslam aleminin merkezi olan şehir hangisiyse, o büyük şehir, o kastediliyor. Dolayısıyla bunların, “bu hadislerin tamamı geçersizdir,” diyor. Çünkü “Medine diyen de yanlış söylemiştir,” diyor. “Basra diyen de, Küfe diyen de, Şam diyen de” yani Medine derken Mekke’nin yanındaki Medine, Arabistan’daki “Medine diyen yanlış söylemiştir,” diyor. “Şehir anlamında söyleyen Medine’yi doğru söylemiştir” diyor. “Şehir anlamında ve İslam aleminin merkezi anlamında söyleyen doğru söylemiştir” diyor. Şimdi İslam aleminin son merkezi neresiydi? İstanbul’du. “O zaman hadis-i şerifin işaret ettiği şehir budur” diyor. “Kastedilen şehir budur” diyor. Yani “İstanbul’dur” diyor. Dolayısıyla “bunların hepsi geçersizdir” diyor. Çünkü Şam diyen alim de var, Basra diyen alim de var, Küfe diyen de var, hangisine inanacaksın. Bak “ihtilafat var,” diyor, ihtilafat dediği bu, hepsi ayrı ayrı açıklanmış. Doğrusu tefsirdeki açıklamaların kaldırılmasıdır, diyor. Yani hadis gibi gösterilen tefsir açıklamaları değil, hadisin orijinali esastır, diyor. Hadisin orijinalinde ne diyor? “Medine yani şehir, İslam aleminin merkezi olan şehirde çıkacak”. Eğer büyük alim olarak görüyorsa Said Nursi’nin anlattığı bu. Dolayısıyla “vukuat-ı Ahir Zaman-ı olacağı, eşhastan çıkacağı yer İstanbul’dur” diyor, Üstad Bediüzzaman. Nitekim kendisi de İstanbul’da görev almıştır. Çok önemli, tarihi bir şehirdir. Hem Hıristiyan aleminin, hem Müslüman aleminin başkentliğini yapmıştır. Şu an tabii Cumhuriyet döneminde kaldırılmıştır. Başkent Ankara’ya alınmıştır ama o manevi yönü, manevi başkentlik yönü yine İstanbul’da kalmıştır. Manevi yönüyle. Fiili yönüyle kalkmıştır tabii.
SUNUCU 1: Çok fazla evliya mezarının olduğu da söyleniyor Hocam, İstanbul için.
SUNUCU 3: Tabii, sahabeler, evliyalar çok fazla.
ADNAN OKTAR: Bakın mesela Şualar’da bu konuyu ayrıca şöyle açıklıyor. Bak Cübbeli bunu biraz sonra dinler, şu an heyecanla anlatıyor, efendime söyleyeyim, heyecanlanmış böyle. "Merkez-i Hilafet” İslam aleminin merkezi “eski zamanda Irak'ta, Şam'da ve Medine'de bulunduğundan raviler kendi içtihatlarıyla” kendi görüşleriyle, bakın “Irak'ta, Şam'da veya Medine'de”, Cübbeli ne diyor, “Medine’de çıkacak,” diyor, Medine’de bulunduğundan, Bediüzzaman bunu kabul etmiyor ve nedenini açıklıyor. “Raviler” yani hadisi nakleden “raviler kendi içtihatlarıyla” kendi görüşleriyle “daimi öyle kalacak gibi mana verip,” sanki sürekli Şam’da veyahut sürekli Basra’da kalacakmış gibi mana verip, “Merkez-i Hilafet-i İslamiye" yakınlarında tasvir etmişler, Halep ve Şam demişler” bakın burada daha da genişletiyor Bediüzzaman. “Böyle diyenler de vardır” diyor. “Hadisin mücmel haberini, hadisteki kısaltılmış öz anlatımı içtihatlarıyla kendi anlayışlarına göre açıklayıp yorumlamışlar” diyor Şualar’da. Buradan da yine Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’dan çıkacağını açıkça görüyoruz. Yani İslam aleminin merkezi olan medine olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla reddedebileceği gibi değil. Ama ayrıca hadisle de destekliyorum bakın; “Hz. Mehdi (a.s.) İstanbul’da saklanan kutsal emanetlerle çıkacaktır.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kılıcı, sancağı, diğer kutsal emanetleri, hırkası. “Abdullah bin Surefeden rivayet edildi ki: Hz. Mehdi (a.s.)'nin beraberinde, süslenmiş bir halde Peygamberimiz (sav)’in bayrağı olacaktır”, Topkapı’da (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman). Mehdi (a.s.)’nin bulunacağı yerde Peygamberimiz (s.a.v.)’in bayrağı bulunacağına göre, bayrak neredeyse Mehdi (a.s.) de orada demektir. Bayrak İstanbul’da olduğuna göre Mehdi (a.s.) de İstanbul’da demek ki.
SUNUCU 1: Ayrıca diğer kutsal emanetler de sanırım İstanbul’da değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii, peygamberlere diğer peygamberlere ait kutsal tabii, tabii çok fazla. Yine “Hz. İbni Amrdan (r.a.) rivayet edilmiştir: Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki: Ey Ümmet! Altı şey vardır ki onlar olmadan kıyamet kopmaz, (altıncısı) medinenin (şehrin) fethi.” Medinenin fethedilmesi. Sahabeler diyorlar ki; “Hangi medine? (Hangi şehir?)” demek ki bir tane medine yok. Değil mi? Hadis bunu gösteriyor. Medine deyince tek bir medinenin anlaşılmadığını bu hadisten anlıyoruz. Hangi medinenin olduğunun anlaşılması lazım. “Buyurdu ki Sallallahu Aleyhi Ve Sellem; Konstantiniyye.” Yani İstanbul. “Bu Konstantiniyye’nin Hz. Mehdi (a.s.) tarafından yapılacak manevi fethidir.” (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci,Kıyamet Alametleri, s. 204 - Ramuz-el Ehadis, s. 296) “Doğruyu, yanlışı ayırt eden, aldatmayan,” bak doğruyu ve yanlışı ayırt eden, doğruyu insanlara anlatıyor, yanlış olanı da bu yanlıştır diyor, yanlışı da bildiriyor. “Aldatmayan” tam doğru söyleyen “çalmayan ve dinine bağlı” takva olan “emiriniz” yani imamınız “(Hz. Mehdi (a.s.)) Konstantiniyye'yi (İstanbul’u) manen fethedecektir.” Hani Medine’de çıkacaktı. Nereden baksak bak Bediüzzaman’dan da bak, hadislerden de, her yerden İstanbul’dan çıkacağını anlıyoruz.
“Dünyada hiçbir zaman kalmayıp ancak tek bir gün kalsa bile” yani “Kıyamete bir gün bile kalsa” diyor, Allah. Biliyorsunuz hadiste; “Allah, o bir günü uzatacak” diyor. “O günde benim ailemden bir zatın (Hz. Mehdi (a.s.) ) Deylem dağına” yahut eyaletine, “ve Konstantiniyye şehrine”, İstanbul’a “sahip olması için Allah (c.c.) muhakkak o günü uzatacaktır”. Yani Kıyameti uzatacaktır. “İstanbul’u manen fethettirecektir” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman).
SUNUCU 1: Bu kadar önemli bir konu yani Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Mehdi, Rum'dan, Türklerden ayrılmayacaktır” diyor. Çünkü eskiden Türkiye'ye diyar-ı Rum deniliyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) o zaman Rum diyor, Rum ülkesi. Diyar-ı Rum deniyordu Anadolu’ya. Türkiye’ye diyar-ı Rum deniliyordu. “Mehdî Rum'dan, Türklerden ayrılmayacaktır” (İş'afü'r-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar Mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi, s. 212) Herhalde bu kadar delil yeterlidir. Tabii anlamak isteyene, öbür türlü yapabileceğimiz bir şey yok.
“Ölüm yıldızı araştırılıyor.” Bu geçen günler anlattığım yıldız. “Dünyayı yok etmeye hazırlanan bir yıldız kümesi mercek altında” diyor. “Nemesis adlı psikopat yıldız” bak psikopat diyorlar “psikopat yıldız fırlatıcısı dinazorları da yok etmişti,” diyor. O zaman bir göktaşı fırlatmış dünyaya ve dinazorları yok etmiş, yani çok büyük bir değişime sebep olmuş. NASA’da görevli bilim adamları fırlattığı kuyruklu yıldızların dünyaya çarpması halinde felaketle sonuçlanabilecek”, yani kıyametle sonuçlanabilecek, “ölüm yıldızını araştırıyor. Güneşi çevreleyen görünmez ölüm yıldızı Jüpiter’in yaklaşık olarak 5 katı büyüklüğünde”, dehşetli büyük, “ve Dünyanın Güneşe olan uzaklığından 25 bin kat daha uzakta bir konumda bulunuyor. Nemesis adı ile bilinen yıldızın 65 milyon yıl önce dinozorları yeryüzünden silen çarpışmanın sorumlusu olduğu da tahminler arasında.” Yani bir kuyrukluyıldız fırlattı diyorlar ve bu olay oldu diyorlar.
SUNUCU 1: Bir şey soracaktım Hocam. Hani Kıyamete sebep olabilir, gözü, nazarıyla baktık ama kıyamet yalnızca dünya için değil, bildiğim kadarıyla bütün evren için, bütün gezegenler için olacaktır. Değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: İlk başlangıcını kastediyor, zaten ayetteki anlatımda öyle. İlk dünyadan başlıyor Kıyamet. Ondan sonra zincirleme gelişiyor, ondan sonra bütün uzay cisimlerine dönüşüyor. Sonra zaten bütün insanlık yok ediliyor. Ve hiçbir canlı bırakılmıyor, Cinler, Melekler, Azrail, İsrafil, Mikail hepsinin canı alınıyor. Yani çapı gittikçe genişleyen bir olaydır kıyamet. Ama ilk başlangıcı böyle başlıyor. Yani o devirde olan insanlar görecekler. Şiddetli korkuya sebep olacaktır. Hatta diyor “çocukların bile saçları ağarır,” diyor. Genç olan kişilerin bile, korkudan beyazlaşır diyor. Normalde bu pek rastlanan bir şey değildir, mucize olarak oluşacak, korkunun şiddetinden, “sen onları sarhoş sanırsın” diyor Allah ayette, “oysaki sarhoş değillerdir” diyor. Sarhoştan kasıt, mesela “ne yapıyorsun?” diyorsun. Konuşamıyor. Yani cümle kurmaya çalışıyor. Kuramıyor. Pilokronik hareketler yani kontrolsüz, şuursuz hareketler korkunun şiddetinden, bir şeye dikkat vermesi mümkün değil, bir şeyi anlaması mümkün değil, yani sarhoş halde.
SUNUCU 3: Ama gerçek müminlere bir şey olmayacak, değil mi? Onların üzerine Kıyamet kopmayacak deniliyor ya hani onlar hissetmeyecekler bile.
SUNUCU 1: Zaten Müslüman kalmayacak bildiğim kadarıyla, o zamana.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah, o devirde Müslüman kalmıyor. Yani “Allah bir rüzgar gönderir” diyor, “hafif bir rüzgar, güzel bir rüzgar gönderir. Geri kalan müminlerin hepsinin canını alır,” diyor. Azrail (a.s.) kastediliyor. Tek tek hepsini gezer. Dünyanın mesela çeşitli bölgelerinde kalmış Müslümanlar var, onların hepsinin canını alır, diyor. Küfrün başına kopuyor kıyamet. Tamamı kafirlerden oluşuyor, inşaAllah.
SUNUCU 1: Aynı zamanda cinler için de geçerli, değil mi Hocam bu? Onlarda da Müslüman cinler kalmayacak.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, bütün ins ve cins alemi için, tamamı için. Fakat müminler için Allah Ayette çok sarih ifadede geçiyor. “Göreceksiniz” diyor. Bütün Müslümanların göreceğini söylüyor. Ama Bediüzzaman bunu şöyle açıklıyor; “Nasıl kışta, kıyamette sıcak bir evden, pencereden dışarıya baktığında insan” diyor, böyle hani huzur içinde, rahatlık içerisinde, kış kıyameti seyreder ya, yani çok fazla kar tipi olur. Mesela bir dağ evinde oluyor adam değil mi? Sıcak güzel bir evden pencereden seyrettiğinde zevkle seyredebiliyor. Ama dışarıda olan için öyle olmuyor, “öyle Allah’ın büyüklüğünü, Allah’ın haşyetini tasavvur ederek, imanı vecd içinde, imani heyecan içerisinde bütün müminler seyredeceklerdir.” Ama tabii ki güvenlik içerisinde çünkü Allah’ın Kuran’da açık vaadi vardır. Müminler ölüm başladığı andan itibaren sürekli güvendeler. Yani canlarının alınışı güzel oluyor. Onlara yapılan tavırlar çok güzel, konuşmalar güzel, korunmaları güzel, Ahirete gittiklerindeki durumları çok güzel. “Yanlarında onların sürücüleri vardır,” diyor Allah. Gidecekleri yerlere onları götüren, bir vasıtayla demek ki, ayetin ifadesine göre vasıtayla, “önlerinde ışıklar vardır” diyor, “sağ yanlarında da ışıklar vardır” yani, “nur” diyor, “ve parıldayıp durur” diyor, “önlerinden gider” diyor, “onların ışıkları” diyor. O karanlık ortamda müminlerin bulunduğu ortam aydınlatılıyor. Ve Allah müminlere hiçbir şekilde, ne acı çekecekleri, ne korku duyacakları, ne de üzülecekleri bir durum meydana getirmediğini Kuran’da çok fazla vurguluyor. Küfür için her aşama ızdıraplıdır. Mesela müminin canının alınışı da hoştur. Ahiretteki dirilmesi de hoştur. Mesela Cehennemin kenarına getiriliyor, orada da yine mutlu Mümin. Cehennemi görmeleri için getirilecekler.
SUNUCU 1: Hocam ne olursa olsun, kabrin dehşetini yine de her müminin yaşayacağı söyleniyor. Bu doğru mu?
ADNAN OKTAR: Kabrin dehşetini?
SUNUCU 1: Evet.
SUNUCU 3: Kabir azabı mı?
ADNAN OKTAR: Hayır olur mu öyle şey.
SUNUCU 1: Azap olarak değil, dehşet olarak, korku olarak.
ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey, Kuran’ın çok açık hükmü var. Ayetler var. Onlarla çelişir. Öyle bir iddiada bulunan, Kuran ayetiyle çelişmesini bize açıklayamaz.
SUNUCU 2: Hocam peki hayret makamında bakıyor olabilir mi mümin?
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani, hayret eder, Allah’ın haşyetini, Allah’ın büyüklüğünü tefekkür eder. Heyecan duyar, sevinç duyar. Müjde duyar. Ama sürekli mutludur mümin. Yani öyle korkuyu ve dehşeti yaşadığı bir bölüm yok. Hayır, müminin Allah’tan korkması ona ızdırap veren bir şey değildir. Mümin Ahirette Cehennemin kenarına getirildiğinde de yine Allah’tan korkuyor ama bu sevgi ve coşkuyla dolu bir korku. Bizim bildiğimiz klasik korku anlamında değil. Korkma mesela bir adamın suratına birisi silah doğrultur, adam korkar. Veyahut ateşin içinde kalır bir adam, korkar. Bu tarz bir korku değildir müminin korkusu. “Derin saygıyla” bakın, “derin bir saygıyla Allah’tan korkarlar” diyor, yani saygının yoğunluğu içerisindeki olan bir korku. Bu Allah’a itaat, Allah’ı sevmek ve Allah’a güvenmekle sarılı bir korkudur. Dolayısıyla dehşet meydana getiren, acı ve ızdırap meydana getiren bir korku değildir. Yani Allah korkusunda ızdırap ve acı yoktur. Yani öyle anlayan varsa bunu yanlış yapıyordur. Yani yanlış uyguluyor demektir. Hem Allah’ı sevecek, hem Allah’a güvenecek, hem de ızdırap duyacak şekilde korkacak. Öyle olmaz.
SUNUCU 2: Aslında çok anlaşılan bir şey değil Hocam, ayetlerde de “onlar Allah’tan korkarlar” kelimesinin yorumunu herkes böyle yapamıyor aslında, teşekkür ederiz. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Tabii, o anlamda olmuş olsa zaten insanların korkudan ölmesi lazım. Yani takva bir müminin o ızdıraptan, o gerilimden, o acıdan müthiş bir psikolojik gerilime düşüp acı içerisinde ölmesi gerekir. Bilakis mümin son derece neşeli, gürbüz, canlı, hayat dolu oluyor. Değil mi? Çok berrak oluyor, yapısı. Ruh hali. Dolayısıyla kastedilen bu değildir. Bakın Allah diyor ki; “derin bir saygıyla Allah’tan korkarlar.” Bir hayvanın –haşa- saldırmasından meydana gelen korku ayrıdır, ateşin içine düşen bir adamın korkusu ayrıdır. Bununla nasıl kıyaslanır? Allah korkusunun amacı Allah sevgisidir. Ve bütün Allah’ın yarattıklarına karşı aşk ve tutkuyu yaşatma amaçlıdır. Aşkın ve tutkunun kökeninde vardır, Allah korkusu. Yani bir insan birisine aşık oluyorsa Allah rızası için, Allah’ın tecellisi olarak, Allah’tan şiddetli korktuğu için bunu elde edebilir.
SUNUCU 1: O anlamda da hepimizin korkmalıyız, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii ki.
SUNUCU 2: Ona saygısızlık etmekten korkmak aslında o, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’ı darıltmaktan korkarsın, Allah’a karşı saygıda kusur etmekten korkarsın.
SUNUCU 3: Kendinden uzaklaşmasını istemezsin ilk başta. Sevdiği kulları arasında olmak istersin.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Çünkü korkunç bir ızdırap yani Allah’tan uzak kalmak. Yani o Cehennemde yansa adama tamam bir azap verir ama Allah’ın darılmasının meydana getirdiği azabı bir düşünün. Cehennemin ateşinin azabını bir düşünün. Değil mi? Allah’ın darılmasının verdiği azap, en büyük azaptır. Dolayısıyla mümin ondan çok çekinir. O Allah, her Müminin sevgilisidir. O’nu darıltmak, Allah’ın ona karşı bir olumsuz bakış açısı içerisinde olduğunu bilmek, yani alenen bilmek çok büyük bir azaptır, acıdır. Müslüman bundan kaçınır, yani korkunun kökeni budur. Yoksa öyle klasik korku, bizim anladığımız anlamda korkuda eğer hakikaten inançlı bir insansa bütün sağlığının bozulması gerektiği belli. Yani ne yemek yiyebilir, ne uyuyabilir öyle bir insan, ne konuşacak takati kalır.
SUNUCU 1: Hocam, kabirle ilgili bu tarz çok açıklamalar var. Ben o yüzden sormuştum. Mesela işte Münker Nekir’in kabre büyük bir gürültü ve işte elinde tokmakla gelmesi, işte her müminin de yine de bundan korkması gibi, bu tarz açıklamalar da vardı.
ADNAN OKTAR: İşte bu anlattıklarım içerisinde düşün.
SUNUCU 2: Efsane gibi geliyor.
ADNAN OKTAR: Evet, bunların ilave anlatımlar olduğu anlaşılır. Küfür için kabus vardır. Aklına gelebilecek her türlü korkacağı olay olur. Yani onu dehşete düşürecek, ona acı çektirecek her şey olur, durumuna göre tabii, küfürdeki şiddetine göre.
SUNUCU 2: Hocam dünyada bile aslında. Bir müminin başına bir şey geldiği zaman onda hikmet arıyor. Ama çok da Allah’tan haberdar olmayan birinin başına böyle bir şey geldiği zaman hemen bunalıyor. Dünyadan bir bıkkınlık, bir işte yani.
ADNAN OKTAR: İntihar etmeye kalkıyorlar, bilmem ne, tabii.
SUNUCU 2: Evet, evet. Yani bunalım oluşuyor. Orada da öyle demek ki. Bir de biz, Allah’tan korkmak dediğiniz zaman Allah’ın gazabından yine O’na sığınmayı anlıyoruz. Yani O’nun gazabını üzerimize çekmemek aslında bizim anladığımız, Allah korkusundan.
ADNAN OKTAR: İnsan aşkla tutkuyla sevdiğini kaybetmek istemez, değil mi? Onu kaybettiğinde bu onu çok rahatsız eder. Mümin de Allah’ın bir tecellisi olarak bir insanı sever, sevdiğinde. Allah’ı hiç darıltmak istemez mümin, değil mi? Yani eğer Allah ondan razıysa, Cehenneme girse zaten yanmaz o. O aşkla zaten yanmaz, o acıyı hissetmez. Ama Allah ondan razı değilse Cehennem ateşi ile kıyaslarsan hangisi daha şiddetli, o çok daha şiddetlidir inşaAllah Mümin için. Asıl bundan acı duyar mümin. Dolayısıyla müminler Cennete gittiklerinde inşaAllah, Cehennem ehlinin halini görüp, Allah’a hamdedecekler, şükredecekler ve nimetin kıymetini çok daha iyi bilecekler inşaAllah. Bakın, Allah orada aslında sır olarak birçok şeyi açıklamış Kuran’da da, insanlar pek onun üstünde düşünmüyorlar. “Allah size azap edip de ne yapsın” diyor Allah. Mesela mezarda azap niçin istesin Allah Müslümana, mümine, muttaki bir insana? Yani “ne yapsın” diyor Allah. Allah müminlerin daima iyiliğini ve güzelliğini ister. Fakat azabı gördüğünde, Cehennemi gördüğünde Mümin, Allah’a karşı bağlılığı, Cennete karşı sevgisi daha artıyor. Sevdiklerine karşı daha artıyor. Yani bıkma hissi olmaz. Daha coşkulu olur, daha derin olur. Mesela Hz. Adem (a.s.) o zamanlar Cehennemi bilmiyordu. Sırf Cennetteydi. Ama bak Cehennemi öğrendikten sonra üslup tamamen değişti, değil mi? Ve Peygamber oldu. Yani hiç Allah’a asi gelmedi. Ama Cennette iken üslubu öyle değil. Değil mi? Şeytan’ın ifası ile Allah’a verdiği sözü yerine getirmiyor.
SUNUCU 2: Hocam tam bu bağlamda bir soru sormak istiyorum. Böyle çok iyi bir insan gördüğü zaman insanlar Melek gibi derler. İnsanların Meleğe benzetilmesi bu anlamda bana yanlış geliyor. Çünkü onlar zaten günah işleyemiyorlar. Yani Allah kulu günah işleyip, işledikten sonra da tevbe etsin diye yaratmış. Yani o şekilde koymuş mayasını onun, Hz. Adem (a.s.)’den beri. Yani böyle çok temiz insanları Meleğe benzetmek bu anlamda bana çok doğru gelmiyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Meleğin güzel ahlakına biraz benziyorsa, benziyor diyebilir. Mesela bir insan, biz Peygamberimiz (s.a.v)’e benzemek istiyoruz, ondan tüm müminler Peygamber (s.a.v)’e benzerler, Peygamberimiz (s.a.v)’e, kısmen benzerler. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) namaz kılıyordu, biz de kılıyoruz, mesela o yönüyle benziyoruz. Sünnetlerini yerine getiriyoruz benziyoruz. Mesela affedici, merhametli olursak, onun sünnetine uymuş, Peygamber (s.a.v)’e tabi olmuş, Allah’ın hükmünü yerine getirmiş, Peygamber (s.a.v)’in sünnetine uymuş oluruz. Dolayısıyla Meleklerin güzel ahlakına benzersek tabii ki o yönüyle benzemiş oluruz.
SUNUCU 1: Hocam kaldı ki Meleklerden çok daha üstün olma şansımız da var.
SUNUCU 2: Evet o yüzden sordum.
ADNAN OKTAR: İmkanımız, şans kelimesini kullanamayalım. Evet.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, Meleklerden çok çok çok üstün olma gücü vardır insanın. Allah insanı daha üstün tutmuştur Melekten, o yönüyle. Ayrıca Melekler çok güzel oluyorlar, çok nurlu olurlar. Pek tabii ki bir insan güzelse ve nurluysa, güzel ahlaklıysa “Meleği andırıyor” diyebiliriz. Andırıyoruz, aynısı demiyoruz. O Meleklere karşı sevgimizi de gösteren bir söz olmuş olur. Dolayısıyla yanlış bir şey olmaz.
SUNUCU 1: Anlayış olarak daha ziyade sordum Hocam. Günah işlememeleri, zaten işleyemiyorlar. Koşulsuz olarak Allah’a bağlılar. Yani hata yapma şansları yok.
ADNAN OKTAR: İmkanları.
SUNUCU 1: Evet pardon. O kadar günlük hayatta Hocam takılmışız ki böyle kelimelere. Öyle bir durumu olmadığı için, zaten Allah’ı inkar edemediği için, yani işte o tam günahtan sonraki tevbe anındaki temizliği kulun, Melekten bile daha temiz.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Demin söylediğimiz konu. Yani insanın alabildiğine gelişme gücü var. Melek sabittir. Zaten günah işleyemiyor, zaten doğruları yapar, zaten helale, harama dikkat eder. Ama insan öyle değil. İnsan gaybe iman ediyor, aklının ihtiyarı kaldırılmamış. Meleklerin aklının ihtiyarı kalkmış. Allah’ı alenen, hakkel yakin görüyorlar, biliyorlar. Ama biz gaybe iman ederek hayatımızı yaşıyoruz ve imtihan oluyoruz. Eğer biz çok candan tavır gösterirsek, güzel tavır gösterirsek Meleklerden kat kat daha iyi oluyoruz. Daha sevilir hale geliyoruz. Allah o yüzden zaten insanları yaratıyor. Yani insan çok önemli bir varlıktır. İnsanlar içinde de Peygamberler çok önemli varlıklardır. Veliler çok önemli varlıklardır inşaAllah.
5 dakikamız kalmış. Şu yazıyı şuradan itibaren devam et. Nemesis’i tanıyalım diyor ya.
SUNUCU 2: “Nemesis’i tanıyalım. Güneş Sistemimiz buzlu kütlelerden oluşan kuyruklu yıldızlar kümesi ile çevrili. Oort bulutu adı verilen bu kümedeki yıldızlar buzlu dev çığları, tozları ve kayaları gezegenlere doğru püskürtüyor. Dünyayı yok edecek çapta bir felaket Nemesis’in elinden itina ile gelebilir. Merhum dinozorların cesedinde de ölüm yıldızının parmak izi var. Bazı bilim insanları ise bu bombardımanı yeryüzünün dengesinin bozulması ile açıklıyor. Ölüm yıldızındaki yer çekimi etkisi de bombardımana neden olan ihtimaller arasında. Ölüm yıldızının varlığının etkisinin kanıtı ise Güneş’in çevresindeki yörüngenin 12 bin yıl uzağında gözlenen Sedna adında gizemli cüce gezegen. 2003 yılında Sedna’yı keşfeden Mike Brown karşılaştığı bu şaşırtıcı durumu şu şekilde açıklıyor: “Sedna çok tuhaf bir cisim. Çünkü orada olmamalıydı. Bu küçüklükte bir cisim kesinlikle dev bir gezegenin yanına ya da Güneş’in yakınlarındaki bir yere gelemez. Ama Sedna orada işte. O inanılmaz, acayip yörüngede”.
ADNAN OKTAR: Yani ben şimdi mesela bunu bir bilgi olarak sunuyorum. Mesela Nemesis, Kıyameti her an başlatabilecek bir yıldız. Her an bir kuyruklu yıldız fırlatabiliyor ve sürpriz fırlatıyor ve kısa sürede Dünyaya ulaşır ve kısa sürede de Kıyamet’i başlatabilir.
SUNUCU 2: Peki niye başlatmıyor Hocam sizce?
ADNAN OKTAR: Allah’ın kontrolünde, Allah’ın emrinde, Nemesis dediğin varlık da, o da canlı. Yani o da Allah’ın emrine baş eğmiş durumda. Mesela dağlar, kuşlar, her şey Allah’a boyun eğmişse, o da Allah’a boyun eğmiş durumda. Allah’ın emrini bekliyor. Allah, başla dediğinde başlar.
SUNUCU 2: İslam ahlakının hakimiyeti bekleniyor olabilir mi?
ADNAN OKTAR: İslam ahlakının hakimiyeti önce olacak tabii. Onun uzunca, güzel bir dönemi olacak. Hz. Mesih (a.s.) inecek ki indi yani, inşaAllah göreceksiniz. Bozulma dönemi olacak. Ben şimdiden söylüyorum. Belki de bu yıldız görevli. Yani hiç ummadıkları anlarında, bak Allah diyor ki; “hiç bilmedikleri yerden” diyor. Önce bir ön çarpışma, ön bir vuruş var, küçük bir vuruş. Ayeti okumuştum geçen gün. Sonra onun arkasından büyük bir çarpma var. Sonra onun arkasından yine bir çarpma daha var. Yani muhtemelen, bizim arkadaşlarımız o gün izah etmişlerdi, Yıldız, Dünyaya vuruyor, delip geçiyor. Gücünden dolayı delip, geçiyor. Spin atıp, o çekim gücüyle yeniden bir daha vuruyor. Yani son kere vurmuş oluyor. Ondan sonra işte Dünyanın artık dağılacağını anlıyoruz.
SUNUCU 3: Peki Amerika’nın kendi kendini yok edeceği doğru mu peki? Amerika diye bir kıtanın varlığının yok olacağı?
ADNAN OKTAR: Şu an mı? Kıyamet anında mı, ne zaman?
SUNUCU 3: Yok Kıyamet anında değil. Kıyametten önce, Kıyametin alametlerinden hani, Amerika kendi kendini yok edecek. Hatta bununla ilgili birkaç film daha çekilmişti. Amerika Devleti kendi çekmişti.
ADNAN OKTAR: Amerika, Hz. İsa (a.s.)’yi karşılamaya hazırlanıyor. Amerika boydan boya Müslüman olacak. Onu da göreceksiniz. Amerika’ya hiçbir şey olmayacak.
ADNAN OKTAR: Tabii, bunu göreceksiniz. İnşaAllah. Bakın, bütün dünya liderlerinin hepsi İslam’ı övmeye başladılar. Yani Materyalist, Darwinist, Ateist olanlar hep iman edip Kuran’ı ve İslam’ı savunmaya başladılar. Bu Hz. Mesih (a.s.)’nin indiğini gösteriyor, görevde olduğunu gösteriyor. Bunlar öyle alışılmış, bilinen bir durum değil.
SUNUCU 1: Hocam müjdelerinizi dinlemeyi o kadar seviyoruz ki artık ara veremiyoruz ama mecburen bir ara vermemiz gerekiyor.
SUNUCU 1: Sevgili izleyenlerimiz kısa bir aranın ardından devam edeceğiz inşaAllah sohbetimize.
Evet, sevgili izleyenlerimiz. Adıyaman ASU TV. Ekranlarından ve Mavi Karadeniz radyo frekansımızdan Gece Sohbetleri programımıza devam ediyoruz inşaAllah. Evet değerli Hocamız Sayın Adnan Oktar ile tabii ki.
ADNAN OKTAR: Evet, o, Cübbeli’nin açıklamasına ilave olarak, bir de Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında Medine şehrinin ismi “Yesrib”. Hatta Ayette, “Ey Yesrib halkı,” şeklinde hitap ediliyor biliyorsunuz, “ey Yesrib halkı” değil mi? Sonradan Peygamber (s.a.v.) Medine’ye geldiğinde burasını Medine-i Münevver ediniyor. Yani buraya sonradan kısaca Medine denmiş, sonradan kısaca Medine deniyor. Yesrip’tir asıl ismi, o da ayrıca ekstra bir bilgi olarak bildiriyorum. Ekstra demeyeyim de, Allah affetsin, işte bilgi olarak veriyorum. İnşaAllah.
SUNUCU 1: “Allah, Furkan Suresi’nin 56. ayetinde şöyle buyuruyor: ‘Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik’”. Hocam, Furkan Suresi’nin sıra numarası 25’tir. Hocam şimdi bu surenin sıra numarasını ve ayetin sıra numarasını hesapladıktan sonra çok önemli bir rakam alıyoruz. 25x56=1400. Hocam, acaba Allah bizi bu ayetle de Mehdi (a.s.)’nin bir işaret verebilir mi?” Azerbaycan’dan Ergin Aliyev.
ADNAN OKTAR: Ergin, yamandır Ergin. MaşaAllah. Evet. “Furkan Suresi’nin 56. ayetinde, ‘Biz seni yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik’. Hocam Furkan Suresi’nin sıra numarası 25’tir. Hocam şimdi bu surenin sıra numarası ve ayetin sıra numarasını hesapladıktan sonra çok önemli bir rakam alıyoruz. 25x56, Hocam acaba Allah bize bu ayet ile Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihine bir işaret ediyor olabilir mi?” Eğer yanlış hatırlamıyorsam biz bu ayetin ebcedini de verdik. Ebcedi de Hicri 1400’ü veriyor. 1981 tarihini veriyor. 25x56=1400 yaptığını da yaklaşık 2 veya 3 kere açıklamıştık programlarımızda. Fakat ebcedinin de ayrıca uyuyor olması çok hayret vericidir. Ergin kardeşimize böyle bir müjdemiz de olsun. İnşaAllah. Evet.
SUNUCU 1: Hocam ben de bir araştırma yapmıştım, yine bu konuda. Okuyayım isterseniz.
SUNUCU 1: Hz. Ali (a.s.), zaman besmelenin harflerinin sonuna geldiğinde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkacağını söyler. Ramuz. Besmele 19 harftir ve Kehf Suresi, tabii ki Besmele Kefh Suresi’nde geçiyor Hocam. Kehf Suresi ise 111 ayetten ibarettir ve 18. Sure’dir. Burada da 111x18 sonucu olarak 1998’e denk geliyor. Bu da Hz. Mehdi (a.s.)’nin galibiyete başlaması olabilir mi diyecektim.
ADNAN OKTAR: Yani o anlamda tabii çok fazla işari anlamlar var, o yönde de düşünebiliriz tabii. Yani nereye baksak Kuran harikadır ve nereye baksak hep Ahir Zamana işaret eder. Hep Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihine, o döneme işaret eder. Kehf Suresi, 18. sureydi, değil mi?
Evet. Sen soruna devam edebilirsin, ben seni dinliyorum.
SUNUCU 1: Röportajlarınızı büyük bir beğeni ile izliyoruz. Size bir sorum var. Cennette hangi dil konuşulacak? Selam ve dua ile.
ADNAN OKTAR: Cennette biz her türlü dili konuşabiliriz, istememize bağlı. Çünkü Allah diyor, “İstedikleri her şey onlarındır.” diyor. İnsanın beyni, hafızası, bizim alıştığımız beyin gücünün çok çok üzerinde oluyor. Mesela insanın çok fazla bedeni oluyor, tek bir ruhu oluyor. Mesela yüzlerce bedeni var, tek bir ruhu var. Yani bütün kollarını aynı anda hissediyor. Mesela ben şimdi bu kolum buraya dokunuyor. Bu kolum da buraya dokunuyor ama ruhum ikisini de aynı anda hissediyor. Mesela hem bu kolumu hissediyorum, hem bu kolumu hissediyorum. İşte orada da hem bu bedenimi hem diğer bedenimi hissetmiş olacağım aynı anda. Mesela görüş keskin, çok uzak mesafeyi çok yakın görebiliyorsun. Hafıza çok güçlü, dolayısı ile bizim alıştığımız bedenin ve alıştığımız beyin yapısının çok dışında bir güce sahip olacağımız için her türlü harika olacaktır. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Hocam, bir izleyicimiz de değişik bir soru sormuş yine. “Kuran’ın tamamında çoğul bir dil var. Bunun sırrı nedir?” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: O bir ifadedir yani Arapçada, kullanış. Mesela insanlarda konuşurken söylerler. “Biz de biliyoruz” der mesela, “bizim de haberimiz var ama söylemedik” der adam. Bir kişi, bir şahıs tekil olarak da kullanır. Ama Cenab-ı Allah’ın hitap şekli olarak var o.
SUNUCU 1: Bu seferde burçlar hakkında fikirlerinizi sormuşlar Hocam. “Söyleyebileceğiniz şeyler var mı? Ayın, Güneşin, gezegenler veya yıldızların kişilik özellikleri üzerinde etkisi olabilir mi?” demiş Hüseyin Akyürek.
ADNAN OKTAR: Tabii ki olmaz. Öyle bir şey yok. Yani Kova Çağı derken, o çağın isminin belirlenmesi için söyleniyor. Yani burçların yapısına göre bir şekil alıyor Dünya ve Gezegenler. Burçlar var. Ama burçların insanların ruhuna, psikolojisine etki edip, şu burçta olan insan şu şöyledir, bu burçta olan insan böyledir, bu bir efsane. Bunun bir gerçekliği yok. Ama gökte burçlar olduğu ve zaman dilimlerini planlamada, zaman dilimlerini tespitte burçların kullanıldığı doğru. Mesela biz şimdi Kova Çağına girdik. Bu burçların zaman tesbitinde kullanılmasında elde edilen bir gerçek. Kova Çağındayız. Hayır, bir insan mesela şu şu tarihlerde doğanlar derler, mesela balık burcundandır, şunlar kova burcundandır derler. Tamam, bu da doğru ama o burcun bir özelliğinin olduğunu iddia etmek yersiz. Çünkü dikkat ederseniz burçlara pek bir mantık bulamazsınız. Der ki farzedelim; “bu burçta olanlar cömert olur.” Her insanın cömert yönü vardır, dolayısı ile her burca uyar o. Mesela “şu burçta olanlar lider ruhludur” derler. Mesela “kova burcu lider ruhludur” derler. Her burçtaki insanların lider olduğunu görüyoruz. Yani diğer burçlar lider olmuyor mu? Onlar da oluyorlar. Kova burcundan olup da lider olmayan insanlar oluyor mu? Oluyor. O zaman bu geçersiz.
SUNUCU 1: Ayrıca Hocam genetik yapıya da bağlı, insanların karakterleri, davranışları. Kimi zaman burcuna uymuyor ama genetik olarak bakıyoruz, almış o özelliği annesinden, babasından ama burcuna gerçekten uymuyor. Yani o da bunu.
SUNUCU 1: Sinirli yapıda olması en basit örneği bir insanın. Bazı mesela başak burçlarında, çok halim selim oldukları söylenir, ama başak burcu çoğu insanın sinirli olduğuna ben şahit oldum, yani genetik özelliklerden ötürü, yani bu da bunu yalanlayıcı bir durum.
ADNAN OKTAR: Evet, sinirli olmak iki türlü olabilir. Bir sinir bozukluğu vardır. Bu sinirli olmak değildir. O da mesela tevekküllü şey bir insandır ama sinirleri bozuktur, genetik bozuklukla da bu geçebilir. Ama bir de psikolojik sorunlardan kaynaklanan sinirleri bozuk olma vardır, bu ayrı. Adamın o tevekkülsüzlüğünden, eğitimsizliğinden kaynaklanır. Her şeye sinirleniyordur dolayısı ile başka bir çizgidedir, bu pek önemli bir şey değil. Yani o eğitim ile inanç ile iman ile geçer. Öbüründe işte tıbbi tedavisi olabilir, ama sinirli kavramı iki ayrı anlama geliyor, onu ayırdetmek lazım, biri teknik anlamda sinir bozukluğu, öbürü ruhi bozukluk. Yani ruhi bozukluk sinirlerine etki eder adamın. O, mesela içki içer, bilmem ne yapar, adam bağırır, çağırır falan, ama sinirlisin derler. Halbuki istese kendini eğitse, terbiye etse öyle bir özelliği olmaz. Daha halim, selim olabilir, daha makul bir insan olabilir. Bu gözle bakmak lazım.
SUNUCU 1: İnşaAllah, evet. Yani insanların kişisel özelliklerini burçlar ile sınırlamak çok saçma bir durum oluyor bu durumda.
ADNAN OKTAR: Burç zaten, öyle bir etkisi yok, yani o burç tamamen hurafe o, çok komik bir iddia yani. Onun bir gerçekliği yoktur onun. İnananlar da kendini kandırmış oluyor. Burçlara dikkatlice bakın, her insana uyar oradaki izahlar. Mesela birçok şey de uymaz. Mesela burçta izah eder, adam hakikaten kendisine uymuyordur o. Kendi burcunun özelliğidir ama uymuyordur. Tamamen bir safsata ve yani uydurma izahlara dayalı bir anlatım. Ama teknik yönü ile burçlar vardır. Yani o çağda doğan insanlara da mesela kova burcu insanı denebilir veyahut balık burcu yahut yengeç burcu insanı denebilir. Çünkü o dönemde doğmuştur. Yani doğum tarihinin belirlenmesi açısından olur bu, doğum tarihini vurgulamak açısından. Zaman belirlemek açısından da olur. Mesela Kova Çağı veyahut Balık Çağı, bunlar da olur. Ama insanların ruh halini, psikolojisini bildirir, anlatır anlamında olmaz, onun açıklaması yok. Mantıklı olmadığını zaten okuyup, araştırdığımızda da görüyoruz, her insan anlar.
SUNUCU 1: Yani yakın tarihlerde doğan insanların ortak kişisel özellikleri olması da bir tevafuktan ibarettir o zaman.
ADNAN OKTAR: Tabii ki her insan benzer. Her insanın cimri yönü olabilir, cömert yönü olabilir. Mesela lider yönü olabilir, lider olmayan yönü olabilir, yani onlar mantıklı değil. En güzeli işte baksınlar herhangi bir gazetede o burçlara, oradaki anlatımların hepsinin kısmen kendine uyduğunu ve kısmen de hepsinin kendisine uymadığını görecektir şahıs, her şahıs. Oradan çok net anlayabilirler.
SUNUCU 1: Hocam sinirli bir arkadaşımızın bir yazısı var şimdi önümde. Hakan Bey. “Selamun aleyküm sevgili Hocam, eleştirel bir soru istediniz inşaAllah. Ben de buyruğunuza uyarak bir eleştirel soru soracağım inşaAllah. Hocam, neden zalime bu kadar merhametlisiniz?”
SUNUCU 1: Sizin nezaketiniz ve derinliğiniz maşaAllah başlı başına bu sorunun cevabı ama ben siz buyurdunuz diye sordum.
ADNAN OKTAR: Çok sevimli, maşaAllah. Zulme karşı tabii biz, Kuran ile mücadele etmek durumundayız. Emr-i bil ma'ruf, nehy-i ani'l münker yaparız, yani yaptığının yanlış olduğunu anlatırız. Doğruyu anlatırız ama her halükarda şefkat esastır. Çünkü Allah diyor; “sana kötülük yapana,” şeytandan Allah’a sığınırım, “eğer iyilik yaparsan, sana bir süre sonra dost olduğunu görürsün”. diyor. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e de öyle diyor Cenab-ı Allah; “eğer sen onlara katı kalpli ve sert davransaydın, etrafından dağılır giderlerdi” diyor. Allah’ın rahmetiyle Peygamberimiz (s.a.v.) onlara karşı değil mi, şefkatli ve merhametli davranmıştır. Bunun bağlayıcı özelliği vardır, yani toplayıcı özelliği vardır, dolayısı ile İslam ahlakının bir gereğidir. Tabii ki Allah vermesin, mesela bir insan çok büyük bir zulüm yaptıysa tabii ki onun bir karşılığı vardır ama adalet ölçüleri içerisinde olması lazım. Fakat affedicilik en üstün, en iyisidir. Hatta Cenab-ı Allah Kuran’da, insan öldürmenin, eğer tevbe etmez ise, ebedi Cehennem olduğunu söylüyor. Ama normalde de İslam Hukuku’na göre de kısastır karşılığı. Yani adam öldürdü ise, o adam da öldürülür. Ama Cenab-ı Allah diyor ki: “Affederseniz sizin için daha hayırlıdır.” diyor, yani o cezadan vazgeçerseniz daha hayırlıdır. Şimdi takva bir Müslüman, “daha hayırlıdır”ı nasıl bırakabilsin, değil mi? Dolayısı ile affediyor. Ama samimi düzeldiğine kani ise yani hakikaten nadim olduğuna, pişman olduğuna kani ise iyi bir insan olacağına kani ise inşaAllah. Tabii o, o zamanki insanın yorumu kanaati olmuş oluyor. Yani candan nedamet getirdiyse, affediyor, inşaAllah.
SUNUCU 1: “Muhterem Adnan Hocam. Bazı insanlar aslında sizin söylediklerinizin çok doğru olduğunu biliyorlar ve için için destekliyorlar. Fakat tam ve açık bir şekilde sizi destekleyemiyorlar. Acaba bunun sebebi ne olabilir? Bir Müslümanın doğru olarak bildiği bir şeyi desteklerken çevresinin tepkisinden etkilenmesi doğru mudur? Bir Müslümanın diğer bir Müslümanı desteklerkenki ölçüsü ne olmalıdır?” Ömer Yılmaz.
ADNAN OKTAR: Ömer’in sözü doğru, yani hakikaten beni dinleyip, konuşmalarımı anlayıp da beni desteklemeyen, benim görüşüme düşünceme katılmayan bir insan düşünemiyorum. Ama birçok nedeni var desteklememeleri açısından. Bir kere toplumdaki tepkiden de çok çekiniyorlar. Yani sırf benim ismimi kullanarak desteklemek şart değil. Mesela İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini söylemiş olsalar, “sen nasıl bir sistem istiyorsun?” diyecek. O sistemi de o tarif edemiyor ve dolayısı ile ona cevap veremeyeceği için de onu savunamıyor. Halbuki savunabilse, anlatabilse, o soran insan da o düşüncenin içerisine zaten girecek. Veyahut herhangi bir noktada onu sıkıştırıyor. Mesela Darwinist oluyor adam, bu kişinin yeterli bilgisi olmuyor. Darwinizm’e karşı açıklama yaparken, yani bildiği klasik mantıklarla gidiyor ve baş edemiyor o zaman. Yani iyi bilinçlenilir, iyi bilgilenilirse, yani bizim sitelerimizi iyi takip eder de genel kültürünü tam oturtursa bence hiçbir sorun olmaz. Çok rahat ilerleyebilir ama tabii fedakar da olması lazım, yani yiğit ve cesur olması lazım. Herkes cesur olamaz, herkes fedakarlık yapamaz. Yani herkesin bir direnç noktası vardır, dayanma gücü vardır. Mesela bu Peygamberlerde çok yüksektir, velilerde çok yüksektir ama bir kısım avamda ve insanlarda kırılma noktası daha incedir. Mesela bina yapımlarında betonlar test edilir. Mesela kalın beton katmanlara basınç uygulanıyor. Mesela 10 tonu kaldırıyor, ama 11. tonda dayanamıyor, kırılıyor yahut 12. ton da dayanamıyor, kırılıyor. İşte Müslümanın, en yüksek baskıya dahi dayanacak derecede olması lazım, çok yüksek ahlak demektir bu, yani direncinin güçlü olması lazım. Özellikle nefsi ile çıkarları çatıştığında, asla dağılmaması lazım. En çok çıkarları ile çatıştığında insanlar dağılır. Ama Peygamberlerde hiç bu olmuyor. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.)’e biliyorsunuz, o dönemde Peygamberlikten vazgeçmesi için yönetim teklifi de verildi, aynı zamanda mal, mülk, her türlü imkan da teklif edildi Peygamberimiz (s.a.v.)’e, o da reddetti. Hatta ünlüdür, işte “Bir elime ayı verseniz, bir elime güneşi verseniz yine vazgeçmem” diyor, değil mi, Sallallahu Aleyhi Ve Sellem. Mesela avamdan bir insana ufacık bir menfaat bile söylemiş olsan, akıl almaz değişiklikler gösterebiliyor. Akılalmaz kişilik bozuklukları gösterebiliyor. Yani bunu birçok şeyde görüyoruz. Çok dürüst bir insana rüşvet teklif ediyorlar, eğer rüşvetin derecesi çok yüksek ise, miktarı çok yüksek ise dayanamıyor alıyor. Yani hakikaten de ihtiyacı da var ise bazen çözülüyorlar. Çok nadir insan direnebiliyor. Mesela dindar genç kızlar oluyor, işte “falanca Almanya’da eğitim yapmış, üniversite mezunu, iki üniversite mezunu, çok zengin çocuk, eli yüzü düzgün çok yakışıklı, güzel konuşuyor, işte şuraya gitmiş, iyi kayak yapar, işte iyi piyano çalar”, ama bir türlü dine geçemiyorlar. Yani “din adına, İslam adına ne yaptın?”, onu diyemiyorlar. Onu sorduğunda, “kılar” diyor. Mesela “namazlarını, Cumalarına gider aksatmaz, Allah’a inanır” diyor. “Tamamdır” diyor adam, yani ondan gerisi sorun değil. “Cuma’ya gidiyorsa ben onu zaten ondan gerisini düzeltirim” diyor bakın. Ama diğer yönlerinden tam kani olduğu için, yani asıl kısım ondan hallolduğu için, artık onu teferruat olarak görüyor o kısmı. Halbuki mümin kadın eğer takva ve dindar ise ve mücahit ise, öbür kısımları teferruat olarak görmesi lazım. Yani malının, mülkünün olmamasını, diğer yönlerini teferruat olarak görmesi lazım ama tersi olarak gördükleri için, onu dine uygun hale getiriyorlar. Mesela ben birçok biliyorum, insanda bunu görüyorum. Mesela dindar, takva ailenin bir kızı, hiç din ile alakası olmayan bir insan ile evlendiriyorlar. Hoca efendiler de destekliyorlar onu. “Adam kafir dahi olsa ayrılamazsın, onunla yaşaman gerekir, fasık da olsa fark etmez, sen çünkü evlisin” diyor. Hatta Kuran’dan da örnekler vermeye kalkıyorlar. Halbuki kafir ise, nikahı zaten düşer. Yani öyle şey olmaz. Fasıksa da ondan boşanması lazım, öyle bir insan ile beraber olamaz. Fısk içinde, bütün ömrünü onunla geçirecek ve Ahirette de onun arkadaşı olması için insan evlenir evlenirken. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile evlenen hanımlar, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 60 yaşındaydı, niçin evlenir bir kadın onunla? Ahiret için evleniyor, Allah’ın rızası için evleniyor, Ahirette onunla beraber olmak için. Çünkü Allah diyor ki: “Zevceleriniz ve zürriyetleriniz ile birlikte olacaksınız” diyor Allah, zürriyetleri yani çocukları ve eşleri. Ama mesela eğer zalim ise eşi ve onunla da o aynı kafada ise, aynı mantığı aldı ise, Allah ona örnek olarak verdiği, değil mi, kişi var. Ne diyor Ebu Leheb için Cenab-ı Allah? “İki elin kurusun” diyor. Peki, “kurudu ya” diyor değil mi? “Eşi de odun hamalı” diyor, yani karısı. Tabii, odun hamalı o yani. Onun Cehennemini daha da genişletecek birisi. Fakat ikisi birlikteler Cehennemde. Çünkü dünyada onu desteklediği için, belki kadın aynı kafada değil, aynı mantıkta değil, ama onun müttefiki ve onun adamı konumuna gelmiş ve ondan ayrılamıyor. Dolayısı ile Allah ikisini de aynı yerde haşrediyor ama ona odun taşıtıyor onun Cehennemini daha güçletecek tarzda, güçlendirecek tarzda. “Sana dünyada yardım etmiyor mu bu kadın” diyor Allah? Ediyor. “Sana Cehennemde de yardım ediyor işte” diyor Cenab-ı Allah. “Cehennemde de ateşe ihtiyacın var değil mi? Onu da sana o sağlayacak” diyor Allah. “Cehennemde de sizi yalnız bırakmayacağım, dolayısı ile senin ihtiyacını orada da gidermiş olacak, ateş ihtiyacını” diyor Allah. Bunu hayatın birçok yönünde göreceksin samimiyetsizliği. Ama mesela Mümin, muttaki olan kişilerde bu olmuyor. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında kadınlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’e kendilerini hibe ediyorlardı. Yani Peygamber (s.a.v.) alsın veya almasın, “ben sana kendimi hibe ediyorum” diyor Allah rızası için. Oradaki amacının sadece cihat olduğu ve Allah’ın rızası olduğu çok açık ama bir kısım insanlarda, mesela geçen günlerde de anlattım Tahrim Suresi’nde, Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarına uyarıda bulunuyor. Tahrim Suresi, tamamı aşağı yukarı bu konuyu işliyor. Ayette Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor onlara, “Eğer dünya hayatının çekici süsünü istiyorsanız, gelin sizi güzellikle boşayayım.” Demek ki orada bir samimiyetsizlik var. Çünkü Allah rızası için evlendiyse, bunu yapmaması lazım. Eğer diyor, “Allah’ı, Resulünü ve Allah yolunda mücadeleyi esas sayıyorsanız, o zaman güzellikle devam edin, güzel bir sabır ile devam edin” diyor Cenab-ı Allah, mealen söylüyorum. O zaman bakın, evlilikteki amacın ne olduğu anlaşılıyor. Allah, Resulü (s.a.v.) ve Allah yolunda mücadele. Müslümanın asıl amacının bu olması gerekiyor ve dolayısı ile takvayı hedeflemesi gerektiğini görüyoruz. Takvayı hedeflemedi ise, Allah’ın rızasını hedeflemedi ise, bakın şu an o devir ve Sahabe ve Tabe-i Tabini görebiliyor muyuz? Hepsi mezardalar. Oradaki seçimi yapanlar, o doğru seçimi yapanlar için ne mutlu ama Peygamberimiz (s.a.v.)’i üzenlerin konumu ben bilmiyorum Ahirette ne olacak. Yahut onu rencide edenlerin, onu yoranların, değil mi? Rahatını kaçıranların konumunun ne olacağını Ahirette göreceğiz. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; insan hanımı ise tam sırdaş olması lazım, hiçbir şekilde sırrını vermez. “Şunları söylemeyin” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Size bir sır veriyorum” diyor. Söylememeleri lazım. Götürüp söylüyor. Başka birisine söylüyor. Allah da Cebrail (a.s.) kanalı ile Peygamberimiz (s.a.v.)’e bildiriyor. “Sen bunu söylemişsin” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Sana bunu kim söyledi?” diyor. Şimdi mesela bu acayip bir soru. Peygambere böyle bir soru olur mu? Zaten belli, vahiy alıyor, tabii. Ona onun Allah’ın bildirdiğini söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Ama kalpleriniz eğrilik gösterdi” diyor, “eğer tevbe ederseniz, size ne mutlu” diyor, mesela ne iyi, iyilik ve güzellik ama tevbe etmezlerse ve devam ederlerse ki birbirlerine destek oluyorlar Peygamber (s.a.v.)’e karşı. Mesela bu çok acayip bir hareket.
SUNUCU 1: Hocam affedilmediler mi onlar Allah-u Teala tarafından?
ADNAN OKTAR: Ben bilmiyorum. Yani onunla ilgili ama muhtemelen affedilmişlerdir. İnşaAllah öyledir. Çünkü ayetin uyarması, demek ki söz dinleyecek insanlar ki Allah uyarıyor. Çünkü mümin uyarılır, yani mümin insanlar.
SUNUCU 2: Hocam Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in boşandığı rivayet edilmiyor bize.
ADNAN OKTAR: Zaten Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımları ebedi olarak ayrılamazlar Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den. Yani şöyle, velev ki mesela boşanmış olsa bile kimse almıyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarını. Çünkü “onlar sizin annelerinizdir” diyor Allah, “ondan sonra” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “ondan sonra sizin onları nikahlamanız olmaz” diyor Allah ayette, “onlar sizin annelerinizdir” diyor Cenab-ı Allah. Dolayısıyla bütün Müslümanlara haramdı annelerimiz. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Peki Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e kendisini hibe etmiş kadınlardan bahsettik. Onların Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in eşlerinden ne gibi farkları vardı? Yine eşleri mi oluyorlar?
ADNAN OKTAR: Aynı tabii, aynı, tabii, yani nikahlısı olmuş oluyor. İnşaAllah. Mesela rahibe hanımlar, biliyorsunuz evlenmezler, bu manastırlardaki genç rahibeler. Biliyorsunuz, değil mi? Evlenmezler. Onların evlenmeme nedenini biliyor musunuz?
SUNUCU 1: Hz. İsa (a.s.) ile Cennette evlenmek?
ADNAN OKTAR: Hayır, onlar zaten burada kendilerini hibe ediyorlar Hz. İsa (a.s.)’ye. Yani kendilerini eşleri olarak kabul ediyorlar. Yani nikahlıyorlar kendilerini Hz. İsa (a.s.) ile Cennette beraber olmak için. Mesela bu müthiş bir Peygamber sevgisi, yani müthiş bir olay. Tabii onların inancına göre. Yani bizim kendi inancımızda bu yok. O şekilde bir şey, inanç yok ama her halükarda çok sevdiklerini gösteren bir alamet inşaAllah. Müslüman hanımın bakış açısının böyle olması gerektiğini biz Kuran’dan anlıyoruz. Aksinde Allah mutluluk vermiyor ve bütün dünya bunu görüyor. Yani evleneceği vakit mutlaka Allah’ın rızasını, rahmetini araması lazım. Samimi olarak takvayı araması lazım. Bunu aramadıkları için mutlu olamıyorlar. Yoksa bir insan Allah’ın rızasını bulduğu bir insandan niçin soğusun? Nasıl rahatsız olsun? Nasıl boşanma hissine kapılabilsin? Ancak o takva yönünü kaybederse, Allah’ın rızasına uygun tavrını kaybederse bu mümkün olabilir. Takva yönü devam ettiği müddetçe, Allah’ın rızasına uygun tavrı devam ettiği müddetçe bir kadından da bir Müslümanın soğuması mümkün değildir. Mesela kadın doğum yapıyor, vücudu bozuluyor. Genellikle hep doğumdan sonra boşarlar. Çok yaygındır. Yani fizik olarak bozuldukları için yani yeni bir arayışa geçerler. Şimdi sen Allah rızası için öyle bir kadınla evlenmiş olsan, Allah’ın rızasını onda bulduğun için evlensen ve mümin olarak görsen nasıl kıyacaksın sen ona? Mümkün mü böyle bir şey? Yani bir kere çirkinleşirse insanın şefkati daha da artar ona karşı. Mesela sakatlanırsa daha da insanın sevgisi artar. Koruma hissi daha da artar ona karşı. Nasıl kıysın insan ona? Yani onu yapsa insanın kemikleri kırılır. Yani, değil mi? Ruhu parçalanır ızdıraptan. Bunu kaldıramaması lazım öyle bir şeyi. Çok büyük bir vicdani çöküntüye sebep olur böyle bir şey. Gönlü çok rahat oluyor adamın. Mesela adam kanser oluyor, ben çok görüyorum televizyonlarda. Daha önce şaşalı düğünlerle evlenmiş, heyecanlı. Eşi kanser olunca hemen boşanıyor anında. Halbuki kanser çok yaygın bir hastalık türü. Zaten sen evlenirken onu kabul ederek evleniyorsun. Yani eşi insanın trafik kazası da geçirebilir, sakatlanabilir de, ölebilir de, kanser de olur, ülser de olur. Her şey olabilir. Yani bakın görüyor musunuz fiziğe göre evlenmenin ne getirdiğini. Tipine göre evlenmenin ne getirdiğini.
SUNUCU 1: Allah rızası amaç edildiğinde bu tarz şeyler gözükmüyor tabii insanın gözünde.
ADNAN OKTAR: Tabii, Allah’ın rızasını insan amaç edinirse niye böyle bir şey olsun? Mesela kadın, biraz daha erken çökerler erkeklerden. Mesela 40 yaşında bir erkek daha dinç olabiliyor ama 40 yaşında bir kadın daha çöker genelde, fıtraten nedense Allah’ın hikmeti öyle. Mesela yaşlanması da yeterli oluyor kadının, boşaması için. Ya uzak, ayrı yaşıyorlar, tahammül dahi edemiyor. Evdeki varlığına tahammül edemiyor. Görmek dahi istemiyor. Birçoğu ayrı yaşıyorlar. İnsan acır yani. Sen 30 yıl 40 yıl, şefkat duyar, yani 30 yıl sana emek vermiş o insan ve sonunda yaşlanmış. Tabii ki çökecek, insanın kat kat sevgisi artar, muhabbeti artar. Sadakatinden, değil mi, Şefkatinden dolayı, terbiyesinden dolayı, güzel ahlakından dolayı kat kat sevgisi artar ama fizik olarak mesela veyahut maddi gücünün kaybolması da yeterli oluyor. Mesela beylerle ilgili konularda bu sorun oluyor. Adam fabrikatör, bilmem ne oluyor. Fabrikası bir batıyor, mallar gidiyor, eve haciz geliyor, ev araba falan gidiyor. Daha önce aşktan, muhabbetten bahseden adam birdenbire diyor Allah kalbinden nasıl olduysa sevgiyi almış oluyor. Yani onun anlattığı uygun anlatımlar oluyor. Bir de dine dayandırarak da onu söylüyor veyahut onda bir kusur arıyor. Kendini mesela aldattığını hissettiğini söylüyor. Yani karar verecek ya, bahane arıyor.
SUNUCU 2: Aslında muhabbeti karşısındaki kişiye değil, onun sahip olduklarına.
ADNAN OKTAR: Tabii, parasına puluna, birçok insanda öyle oluyor ama farkına varmıyor. Mesela arabaya bir bakıyor, ilk aşkının yüzde 50’si oluşmuş oluyor, evi bir görüyor, yüzde70’i oluşmuş oluyor, tipi de işte herhangi bir vücut sakatlığı yoksa zaten, asıl ona bakıyorlar. Eline yüzüne bakılabilecek gibi ise bitti. Zaten Allah’tan birkaç kere bile bahsetmiş olsa, o zaten Müslümanlığına da kanaat getirmiş oluyor, konu bitiyor. Ben nice takva hanımlar biliyorum ki, yani hiç dinle alakası olmayan adamlarla şu an gayet mutlu yaşıyorlar. Vicdanında da en ufak bir rahatsızlık yok.
SUNUCU 2: Kriterleri yanlış olduğundan değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Kriter Kuran işte. Kuran’a göre hareket etmek.
SUNUCU 2: Allah rızası olması gerekirken dünyevi şeyler, mal, mülk.
ADNAN OKTAR: Bakın Peygamber (s.a.v.)’in hanımlarında bile böyle bir eğrilme kayma oluyor. Bakın; diyorlar ki, Allah Peygamber (s.a.v.)’in ağzıyla onlara söyletiyor, vahiy; “Dünya hayatının çekici süsünü istiyorsanız, gelin sizi güzellikle boşayayım.” Peygamber (s.a.v.) bir insana, bir kadına bunu söylediğinde ne olmuş olur o insan artık? Yani çok büyük bir felaket bu dünyada onun için. Yani dünyada beraber olamayan Ahirette beraber olabilir mi? Peygamber (s.a.v.) onu boşuyorsa ki Allah’ın vahyi ile hareket eden bir insan. Ve Kuran ayeti, Allah söylüyor bunu, Allah söyletiyor vahiy ile. Bakın, “dünya hayatının çekici süsünü istiyorsanız, gelin sizi güzellikle boşayayım.” Demek ki bazı dünyevi çekici süsü bulamamışlar Peygamber (s.a.v.)’de. Mesela farzedelim gece gündüz evde olmasını istiyorlardır. Peygamber (s.a.v.) sürekli tebliğde, sürekli mücadelede, sürekli cihat aleminde. Veyahut eğlenmek istiyor, onu bulamıyor kendi düşüncesine göre. Dolayısıyla bir huzursuzluk çıkartmışlar. Ve Peygamber (s.a.v.)’i yoruyorlar ve tedirgin edip rahatsız ediyorlar. Peygamber (s.a.v.) de bir şey söyleyemiyor, çok utangaç bizim Peygamberimiz (s.a.v.). Biliyorsunuz değil mi? Çok utangaçtır, yani kıpkırmızı oluyor, söyleyemiyor. “Sen söyleyemiyordun, Allah çekinmez” diyor ayette, “Allah söyler” diyor. İçinde saklıyor bir şey olduğunda, mesela birisi bir münasebetsizlik yaptığında söyleyemiyor, utanıyor. Allah vahiy ile söylüyor, garip bir hal, tavırları olursa, yanlış bir şey olursa. Mesela seslerini yükseltiyorlar Peygamber (s.a.v.)’e karşı, Allah vahiy ile uyarıyor, Peygamberimiz (s.a.v.) söylemiyor utangaç olduğu için.
Tabii, mesela evine geliyorlar, ondan sonra işte perdeyle Peygamber hanımlarının ayrılması var, biliyorsunuz. Yemek yiyorlar, kalkmıyorlar, “yemek yiyince kalkın” diyor. Peygamber (s.a.v.)’i seviyorlar ama zor durumda bırakıyorlar. Peygamber (s.a.v.) zaten tebliğde olan bir insan, zaten evinin imkanları dar. Bazen onu derin düşünemeyen insanlar oluyor demek ki Allah onları uyarıyor Peygamber (s.a.v.) bir şey demiyor. Ama bu kadar nezaketli bir insana, son derece nezaketli ve sevgi dolu davranmaları gerekirken, onu hiçbir şekilde tedirgin etmemeleri gerekirken onu manen yorduklarını anlıyoruz. Ve kadın psikolojisi ile bu hareketleri yaptıklarını anlıyoruz, kadın felsefesiyle, kadınların birbirine yardım etmesi. Peygamber (s.a.v.)’e karşı kadınların birbirine yardım etmesi, olacak bir şey mi bu? Değil mi, haktan yana insan tavır koyar, doğrudan yana tavır koyar, ekip olmaz insan sevdiğine karşı. Sırdaş da olmaz, eşine sırdaş olması lazım, Peygamber (s.a.v.)’e sırdaş olması lazım. Dolayısıyla onun sır olarak söylediği bir şeyi de hiçbir şekilde söylememesi gerekir ama bunu yapabiliyorlar. Onun için de Allah dünyada insanlara bak huzur vermiyor. Yüzde 50 boşanma, korkunç yüksek bir rakam. Tabii muazzam bir orana çıkmış durumda. Güya kendilerini uyanık zannediyorlar bunu yapanlar. Hepsini tenzih ederim, bir kısmının tabii sebepleri vardır. Her boşanan yanlış kanaatle boşanıyor demem, vardır bir bildikleri. Ama benim kastettiklerim benim anlattıklarım. Allah iyi niyetli olunmadığında her an insanın mutluluğunu alır. Yani yemekte de rahatsız eder, okulunda da Allah canını yakar, yatarken de canını yakar. Yani sırf bu evlilik için değildir. Okul seçiminde de buna dikkat edilmesi gerekir, meslek seçiminde de buna dikkat edilmesi gerekir. Her şeyde Allah rızasının en çoğunun aranması lazım. Mesela bak ben buraya geliyorum, bu bize pahalıya mal oluyor, biz birçok imkanlarımızdan kısıtlayarak bunu yapabiliyoruz, bu sohbeti yapıyoruz. Mesela ben hasta olsam da geliyorum, yorgun olsam da geliyorum. Neden? Allah’ın rızasının en çoğunu bunda gördüğüm için yapıyorum. Mesela kitap dağıtımları çok pahalı bir şey, istesek biz yayınevinden onun ücretini alabiliriz. Kitapların ücretini alabiliriz. Kendimiz kullanmak üzere, kendi keyfimize, zevkimize yönelik isteyebiliriz. Ama son kuruşuna kadar Allah rızası için kullanılması için özen gösteriyoruz. Çünkü neden? Düşünüyorum, Allah’ın rızasının en çoğu nerede? Kitapların dağıtılmasında. Mesela akademide iken de düşündüm, ben can güvenliği nedeniyle okula gelmeyeyim mi dedim. Çünkü defalarca ölümle tehdit ettiler, komünistlerin kontrolünde okul. Hangisinde Allah’ın rızası var? Gelmemde Allah’ın rızası var. Peygamber Efendimiz(s.a.v.) bırakıp gitmemiş. Gitmiş ama yeniden dönmek üzere gitmiş. Ama en zor dönemlerde bile bırakmamış. Artık hayatına kastedilmesi netleştikten sonra, yani aleni saldırılar başladıktan sonra gitmiş Peygamberimiz (s.a.v.). Fiilen şehit etmeye yönelik eylemler başlamış aleni ondan sonra. Dolayısıyla gitmemin, yani okuldan ayrılmamın İslam’a ve dine zarar getireceğini çok açık gördüm. Bu yüzden ben bunu kabul etmedim. Her şey de ben bunu düşünüyordum. O zamanki param çok az oluyordu, kendi imkanlarıma kullanabilirim. Hatta okul kredisi veriyorlardı, çok az bir şey biliyorsunuz öğrenci kredisi, ben onu da kitap dağıtmak için kullanıyordum. Aldığımı toptan bankadan alıyordum, hepsini götürüp kitaba yatırıyordum, tamamını. Çünkü aksi nasıl olsun diyorum, mümkün değil yani. Hatta okuldan eve kadar yürüyerek geliyordum akademiden. İstersem mesela taksi tutar gelirim. Ama hiç masraf yapmamaya da çok özen gösteriyordum. Allah’ın rızasının sürekli en çoğunu düşündüğüm için. Bakın dikkat edin Allah benim, herhangi bir insanken, sürekli benim yolumu açtı. Yani hiçbir engel beni durdurmadı. Mesela önüme muazzam engeller çıktı. Bakan diyor ki, “bu iş bitti” diyor artık. Mesela defalarca 25 yılla yargılandım. Ama muntazam devam ettim. Mesela defalarca suikast yaptılar yine devam ettik. Yani bir heyula önümüze çıkıyor, bir kabus gibi bir şey çıkıyor ama bakıyoruz ki o da hayal, içinden geçip gidiyoruz.
SUNUCU 1: Amacınızın Allah rızası olması sizi koruyucu bir kalkan gibi korumuş her türlü zorluktan.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, yani aksi olsa kimbilir kaç defa Allah neler verirdi, ne karşılıklar verebilirdi.
SUNUCU 2: Öyle iseHocam kul Allah’ın rızasını gözettiği zaman, Allah da kulun yollarını açıyor.
ADNAN OKTAR: 54 yaşındayım ben, benden örnek alsınlar açık görülüyor. Yani nereye gitsem Allah yolumu açtı. Hatta annem derdi, tabii o biraz daha değişik cahiliye şeyiyle “çok şanslı bu, ne yapsa mutlaka şansı yaver gider bunun” derdi. Onun da dikkatini çekmişti okul yıllarından itibaren. Başka aksilikle karşılaşan insanlara hep beni örnek gösterirdi. Hakikaten öyle, yani ne olursa olsun Allah mutlaka yolumu açıyor. Hayır, önce önüme heyula gibi bir şey oluşuyor ama mutlaka açılıyor ve çok güzel netice alıyoruz. Mesela şimdi bakıyorum, eskiden beni seven, destekleyen çok çok az insan vardı. Şimdi internete bakıyorum, onbinlerce insandan oluşmuş gruplar oluşmuş. Binlerce insan var yani, gönderilen yazılardan, izahlardan anlıyoruz. Bir de indirilen kitap sayısından anlıyoruz. 110 milyonun üstünde kitap indirildi bu sene, sırf bu sene internetten. İnsan niçin ilgilensin ki, yani beğenmiyorsa fikren, düşüncelerini beğenmiyorsa bir insanın kitaplarını niçin indirsin ve ısrarla okusun. Ve etkisini de görüyoruz zaten savunuyorlar, anlatıyorlar. Yani gönderdikleri mektuplardan, yazılardan bunları anlıyoruz, görüyoruz.
SUNUCU 1: Hocam, bazen de insan, bir insanı Allah rızası için sevmek ister. Bu durumda Allah-u Teala sevgiyi onun kalbinde direk yaratır mı? Yoksa buna sebepler mi kılar?
ADNAN OKTAR: Bazen değil, sadece Allah rızası için sevmeye biz niyet edeceğiz. Zaten Allah rızası için sevdiğimizde, Allah onu sevilecek olarak yaratmıştır. Zaten ona göre yaratılır onlar. Yani Allah’ın rızasını isteyen insanın kaderinde zaten seveceği hoşlanacağı şeylerle birlikte o yaratılıyor. Yani biz rastgele, kum yığını gibi insanların içerisinde rastgele birisine rastlamayız. O insanla zaten cennette birlikte olmuş oluyoruz. Cennetten biz dünyaya gelmiş oluyoruz, onun haberi olmamış oluyor. Yani o, ona rastgele rastladığını zannediyor, yani kaderinde öyle aniden karşısına rastlantı olarak çıktığını. Rastlantı olarak çıkmıyor onun karşısına o. Cennette zaten beraberler onlar. Fakat o hatırlamıyor. Allah ince ince kaderde bir sistem meydana getiriyor, onun içerisinde, o sebeplerin içerisinde onu fark edemiyor o. Ama iman gözüyle bakılırsa, imanın nuruyla bakılırsa bu görülebilir. Ve normalde sevmek için uğraşılmaz, zaten Allah onu sevdirir. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i biz sevmek için uğraşmayız. Ahirete gittiğimizde böyle deli aşık olarak direk bağrımıza basacağız. Yani öyle bir şey yok, tanışalım da sonra sevelim, zamanla sevgimiz artar demeyeceğiz. Allah zaten bizi onu sevecek şekilde yaratmış. Görür görmez severiz. Gittiğimizde iki saniye bile sürmez. Bu peygamberdir diye tanıtıldığında hemen alır bağrımıza basarız. Bu hep böyledir. Mümin de mümini gördüğünde hemen sever zaten. Kaderinde öyledir zaten. O cahiliyede öyledir, zamanla bakayım, alışayım falan der. Hediye aldıkça biraz daha sevgisi artar. Hevesi artıyor, çıkarı arttıkça. “Sana ev aldım” diyor, evin anahtarını sallıyor, “sen dehşetsin, müthişsin” falan diyor, hopluyor, zıplıyor, beline sarılıyor böyle.
SUNUCU 1: Evet bazı insanlar her şey kendi elindeymiş gibi sebepler oluşturmaya çalışırlar ama aslında sevgiyi vermek de Allah’ın elindedir.
ADNAN OKTAR: Tamamen Allah’a mahsustur. Yoksa insan etten kemikten oluşmuş bir varlık, yani niye sevesin ki durduk yere. Mucize olarak yaratılıyor sevgi.
SUNUCU 2: Hocam aynı zamanda kalpleri evirip çeviren Allah diyoruz ya özet olarak, nefret de bu şekilde değil mi? Allah sevdiğini sevdiriyor, hoşnut olmadığı şeyden de diğer insanlara itici bulduruyor.
ADNAN OKTAR: Mesela bir elektrik verir onu hissettirir Allah, insan ondan kurtulamaz. Kurtulamaz demeyeyim de Allah affetsin. Yani sürekli onun etkisindedir, bilemediği bir şekilde onu itici bulur. Ama tabii bilemediği şekilde demeyeyim Allah affetsin, o yanlış oldu. O hissi duyar da, o hissin gücünü. Veya şöyle diyeyim o karışık olacak, onda zaten küfür alametlerini görür, anormallikleri görür, kalbi tasdik eder ve ruhen de bir buğz hisseder. Doğrusu bu. Allah affetsin o yanlış oldu.
SUNUCU 1: Bir de Hocam bazı insanları gördüğümüzde bir anda samimiyet hissederiz onlara, halk arasında şöyle bir söz vardır, “ruhlar aleminde belki de beraber olmuşsunuzdur, haberiniz yoktur” böyle bir söylem de vardır. Bunun da doğruluğu vardır o zaman değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Zaten mesela biz konuşuyoruz, Hz. Adem (s.a.v.)’in daha çamur halindeyken, bedeni daha oluşturulmadan biz zaten konuşmuştuk.
SUNUCU: Dün akşam da söylemiştik Hocam bunu. Sonsuz öncede de, sonsuz sonrada da var bu konuşmamız diye.
ADNAN OKTAR: Tabii ve asla kaybolmaz. Allah istemezse bize hatırlatmaz, ama Allah katında mümkün değil, Allah’ın varlığına aykırı bir şey olur. Yani mutlak yokluk olayı, imkansız öyle bir şey. Sürekli kalır Allah’ta, Allah’ın hafızasında. Ama Ahirette istediğini hatırlatıyor Allah. Mesela bizim için uygun olanların hepsini hatırlatıyor. Ama hoşumuza gitmeyenlerin hiçbirini hatırlayamayız bir lütuf olarak. Ama küfre Allah hepsini hatırlatıyor yaptıkları ahlaksızlıkların. Yani rezil rüsvay ediyor, bütün gizli yaptıklarını, bütün yaptıkları ahlaksızlıkların tamamını Allah gösteriyor. Mesela gizlice bir şey yapmış, gizli kalacağını zannediyor, o, gün gibi aşikar görülüyor görüntü olarak, net olarak.
SUNUCU: Hocam müminler de günahlarını izlemeyecek mi?
ADNAN OKTAR: Mümin diyorsun, günah diyorsun, mümin zaten Cennete gidiyor. Müminin sorgulamasının yapılması onu onore etmek içindir. Yani mesela “sen şuna sadaka verdin mi?” diyor, “verdim” diyor. Zaten Allah biliyor onun Cennete gideceğini. Onun zaten canı Mümin olarak alınıyor, alınırken zaten belli. Güzellikle alınıyor canı, sevgiyle karşılanıyor. Mesela Azrail (a.s.) ona sevgi, şefkat gösteriyor, muhabbet gösteriyor, zaten belli Mümin olduğu. Hiçbir safhada acı çekmez Mümin. Dolayısıyla sorgulamada da onu mahçup edecek hiçbir şey olmaz. Sadece onore edecek sorular soruluyor. “Kime ne kadar para verdin?” Şunu verdim. Mesela, “ters bir cevaba nasıl cevap verdin?” Mesela “güzel cevap verdin”. Bunların tamamını söyletiyor Allah ki, kendi de görsün güzel ahlakını, kendini sevsin diye. Ve Müminlerin de onu sevmesi için gösteriliyor.
SUNUCU 2: Zaten o kusurlarını örterek alıyor Allah yanına. Orada siz yeryüzünde şefkatli olun ki, Biz de sizin burada günahlarınızı örtelim. Mealen yani Hocam yaklaşık olarak. Orada da demek ki, oraya gelirken Mümin olarak canını aldığı için Allah, orada hiçbir şekilde rencide ile karşılaşmayacak mümin.
ADNAN OKTAR: Yani hiçbir safhada müminde bir rahatsızlık yoktur. Onu yanlış biliyorlar. Yani azap çekecekleri hiçbir safha yoktur. Allah’ın şanına ve Allah’ın vasfına yakışır bir durumdur bu zaten. Aksi Allah’ın adetullahına uygun değil. Küfrün her safhasında azap vardır. Canının alınmasından itibaren bütün safhaları azap içindedir. Ama mümin onu gördükçe haline şükrediyor. Yani Mümin için önemli olan kısım bu olmuş oluyor. Allah’a daha çok sevgi duyuyor, daha çok bağlanıyor. Cehennemin asıl amacı da müminlerin şevkini arttırmak, heyecanını arttırmak, Allah’a sevgisini arttırmak, Cehenneme karşı duydukları rahatsızlık, Cennete olan muhabbetlerinin kat kat artmasına sebep oluyor. Dolayısıyla nimete dönüşüyor.
SUNUCU 1: Hocam her müminin işlediği günahlar muhakkak vardır.
ADNAN OKTAR: Tabii ki vardır.
SUNUCU 1: Hepimizin vardır inşaAllah. Peki, o günahlar ne oluyor?
ADNAN OKTAR: Mümin ise o günahları bağışlanmış oluyor, zaten canının alınmasından anlaşılıyor. Allah onu sildiğini gösteriyor. O şekilde o günahları ortadan kaldırdığını anlıyoruz. Zaten “Allah affedicidir, Gaffur ve Rahimdir” şeklindeki Ayetlerin anlamı bu. Affetmek ne demektir? Affetti ise yok edildi demektir. Allah Katında devam eder o, Allah bilir fakat insanlara göstermez Allah onu. Sonsuza kadar Allah Katında durur kaybolmaz, mümkün değil o. Fakat Allah affeder.
SUNUCU 1: Allah-u Teala’nın affı olmasa zaten Hocam hiçbirimizin kurtuluşu olmazdı herhalde.
ADNAN OKTAR: Tabii, Kuran ayeti var biliyorsunuz.
SUNUCU 1: Bir gözümüzün bile orada karşılığını veremeyecektik.
ADNAN OKTAR: Evet, yoksa zaten açık Kuran ayeti var. “Canlı hiç kimse kalmazdı” diyor Allah. Eğer Allah’ın rahmeti, esirgeyiciliği, affediciliği olmasaydı diyor, “canlı olan” diyor, bak “canlı olan hiç kimse kalmazdı dünyada” diyor. Yani “herkes helak olurdu” diyor Allah. İnşaAllah. Fakat bu sözüm de yanlış anlaşılmasın, Peygamberler zaten mutlaka masumlar, mutlaka Cennetteler. Yani Kuran’a göre, yeryüzünde hiç kimse kalmazdı, helak olurdu sözümün anlaşılması açısından söylüyorum. Peygamberlerin zaten Cennette olduğunu, Cennetlik olduğunu Kuran hükmüyle açıkça biliyoruz.
SUNUCU 2: Hocam, dua ederken genelde sık sık duyuyoruz bunu, camide de mesela toplu olarak dua edildiği zaman imamlarımızın da ettiği bir dua bu arada, “Allah adaletiyle değil de, merhametiyle muamele etsin inşaAllah” diye duanın arasında böyle bir satır geçiyorlar, adaleti ve merhameti. Adil olması da aslında merhametinden değil mi? Ya da merhameti de, adaletinden değil mi? İkisi birbirinden gibi geliyor bana. Hani adil olunca sanki daha azap verici ifadesi içinde katılmış oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii ki o senin sözün doğru. Merhameti ile adaleti iç içedir, Allah’ın rahmeti iç içedir. Dolayısıyla o yanlış.
SUNUCU 1: Hocam, programımızın sonuna geldik. Çok teşekkür ediyoruz açıklamalarınız için. İçimizi ferahlattınız Allah razı olsun.
Sevgili izleyenler bir Gece Sohbetleri programının daha sonuna geldik inşaAllah. Yarın yine 22:00 ve 24:00 saatleri arasında Gaziantep Olay Tv ekranlarında olacağız inşaAllah. Ama yine HarunYahya.Tv sitesinden programımız devam edecek. Allah’a emanet olun, görüşmek üzere.
İlanlar
Devamı ...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...