SUNUCU: Hayırlı akşamlar sevgili izleyenler. Bir gece sohbetimizde daha yine beraberiz. Harunyahya.tv ekranlarından, aynı zamanda Gaziantep Olay TV ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Bugün de sizden gelen soruları Hocamızla beraber cevaplayacağız. Altuğ Berker Bey de bizimle beraber olacak. Hocam hoş geldiniz önce.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim.
SUNUCU: İyisiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah çok iyiyiz.
SUNUCU: Bize harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip ederek ulaşabilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv sitemizden ve Kahramanmaraş Aksu Tv erkanlarından takip edebilirsiniz. Programımıza başlıyoruz buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet,ne anlatayım? Cübbeli dün ortalığı birbirine kattı. Ama bu Mehdiyetin anlaşılmasında ve Mehdi (a.s.)’ın geleceğinin bilinmesinde çok büyük hizmeti oldu. Tabii isteyerek olmamıştır o, kaderde Allah sevk etti. Çünkü Mehdilik şimdi bir biliniyorsa, şu an bin biliniyor. Yani muazzam hizmet oldu. Çünkü o abartılı tedirginliği de çok merak uyandırdı. Çünkü Mehdilik iddia eden çok fazla insan olduğunu herkes biliyor. İsim isim de saydım. Hiç kimse tedirgin olmaz Mehdilik iddiasından, gayet normal karşılarlar. Ama buradaki olağanüstü karşılamanın ve bu heyecanın, bunun için “ben kitap yazdım” deyip canlı yayında kitabını gösteriyor. Kitap doğrudan bana yönelik hazırlanmış bir kitap kendince. Bu panik bir fevkaladelik olduğunu gösteriyor. Demek ki vicdanen bir kanaat oluşmuş, bir şeyler oluşmuş. Daha da hizmet edecek o, istese de istemese de eder yani, edecektir. Kıyas imkanı meydana gelmiş oluyor. Bak ne kadar şirin görünürse görünsün, ki üslubu değişmiş. Bakın eleştirilerimin faydasını gördük. Demek ki insanların üzerinde ısrarla durulursa, ikna etmek için anlatılırsa faydası oluyormuş. Bakın ben dedim ki, programa çıktığında dinle ilgili konularda espri olmaz dedim. Kuran ayetleriyle ben bunu açıkladım. Şimdi onu hemen hemen hiçe getirmiş yani. Mesela o yönde düzelmiş bu güzel, oradan bir netice aldık. Bediüzzaman konusunda ağzını toparlaması için uyarmıştık, o konuda da ağzını düzeltti. Üslubunu düzgün hale getirdi, Bediüzzaman’a karşı saygılı bir üsluba dönüştü. Onu da hallettik. Alevilerin konusunda da tam benim dediğim paralelde konuşmaya başladı. O yönde de görüşü düzelmiş, o da sıhhatli hale gelmiş. Atatürk konusunu zaten bir tek ona değil de, birçok kişiye ben öğrettim. Yani kenarda kalır o. Birçok kişi Atatürk’ü yanlış tanıyorlardı, doğrusunu anlatmış olduk. Ama daha da faydalı faaliyetlerimiz olacak tabii. Yiğit Bulut’u da olayın içine karıştırmaya çalışıyor, onu da kendisine şahit etmeye çalışıyor. Yiğit Bulut pek buna yüz vermedi dikkat edersen. Konunun içine çekmeye çalıştı ama, onu da şahit kılmaya çalıştı kendince. O ona pek yüz vermeyince orada sustu. O dabbet-ül arz’ı yine gökyüzüne kafası değen, ayakları işte çok geniş, adım attığında 600-700 km adım atabilen bir varlık olarak düşünüyor. Hadislerin açıklamasına göre öyle görüyor. İşte her türlü hayvana benzeyen, ondan sonra torağın altından birden çıkacak ve toprağın altından çıktıkça bir türlü çıkması da bitmeyecek, kuyruğu yüzlerce km olacak, sırf kuyruğu bile. Yani binlerce km uzunlukta bir hayvan olarak çıkıyor, başı gökyüzünde. Ve herkesin evine de tek tek giriyor ve herkesi tek tek alnından damgalıyor. Şimdi biz dedik ki bu bilgisayardır. Sürati bilgisayara işaret ediyor. Yerden mamul olması silisyum, magnezyum işte çeşitli maddelerden oluşması, bilgisayarın ana maddeleri özellikle silisyum kullanılıyor. Alüminyum, demir, bakır hepsi kullanılıyor. Mesela ne diyor rivayetlerde, “o hayvanda her türlü renk mevcuttur”, bilgisayarda her türlü renk mevcut. Allah diyor ki, “Biz canlı olan her şeyi sudan yarattık”. Ama sadece buna has olarak, sadece dabbet-ül arz’a mahsus olarak da Allah ona yerden mamul, topraktan mamul diyor. Bir tek ona mahsus. Bilgisayar neden mamul? Topraktan mamul. Ve bu “debbe” denildiğinde mesela, alkolün vücutta dağılması için de aynı kelime kullanılıyor. Elmanın çürüğünün elmanın içinde yayılması için de aynı kelime kullanılıyor. Tank veya benzer cisimlerin hareketi içinde dabbe kullanılıyor. Tanka da dabbe diyorlar, yani hareketli olduğu için. “Debib” debelenen, hakeket eden anlamında. Ayrıca bak “hiç kimse ona yetişemeyecek, kaçan da kurtulamayacak”, her yere girmesi. Mutlaka internet her eve girecek. Yoksa böyle bir hayvanın yeryüzünde gezinmesi durumunda zaten, bir kere göle girse göl taşar, heryeri sel basar. Denize girse denizde bir haller olur. Muazzam olaylar meydana gelir. Şehre girmiş olsa zaten şehri yerle bir eder öyle bir hayvan. Evin penceresinden içeriye elini sokmaya kalksa zaten bina çöker. Olmayacak bir şey, bir de adamı orada bulacak ayrıca alnından damgalayacak, cılığı çıkar adamın perişan olur. Öyle bir şey olmayacağı belli. Mesela “gözü hınzır gözü gibidir” diyor. Domuz gözü gibidir. Mesela her bilgisayarın birtane gözü var, küçük bir gözü oluyor, kamerası oluyor. Ona bakıyor. “Müminin yüzünü damgaladığında yüzü pırıl pırıl olacak”. Yani mümine hitap ettiğinde onun imanını arttıracak, onu güçlendirecek. “Kafiri damgalayınca simsiyah kesilecek”, kafiri damgalayınca kızdıracak. Simsiyah kesilecek demek ne demek? “Adam morardı” falan derler değil mi? Kızdırdığı için etkili olduğu için, onda da bir çöküntüye sebep olacak, onun moralini bozacak, ona bakıyor. Bak “yeryüzünde yıldız gibi seyredecek” yani akıl almaz bir süratte olacak. Bu internetin hızıdır. Yani öyle bir hayvanın o süratle yeryüzünde gezdiğini düşünün, bir adımda 300-500 km yol alan bir hayvan tek bir adımda ne yapar şehri o cüsseyle? Bak “doğuya yönelip haykıracak, bütün doğulular sesini duyacak, Şam’a yönelecek bütün Yemen’liler sesini duyacak”. Yani internetle hitap edildiğinde herkes duyuyor. Ama öyle bir hayvanın bağıracak 3000 km sesi gidecek, 4000 km ses gidecek böyle bir hayvanın sesi yer gök inler yani birbirine karışır. Bir de gökgürültüsü bile o kadar gitmiyor, nasıl gitsin onun sesi? Bayağı şiddetli oluyor gökgürültüsünün sesi. O da bile çok kısa oluyor menzili, fazla gitmiyor. Yani 2000-3000 km gidecek bir ses ne demektir bu? Bu ancak bilgisayar olabilir. İnternette olabilecek bir sestir. Yani elektronik nakle işaret ediyor oradaki hadis. Mesela “şeytanı öldüreceği” diyor. Şeytaniyet, deccaliyet internet kanalıyla öldürüldü. Bilgisayarla yani, ama öldüren Mehdi (a.s.)’dır. Mehdi (a.s.) dabbet-ül arz’ı kullanarak deccaliyeti manen öldürmüş oluyor. Şeytanı öldüreceği, şeytan Ahir zamanda öldürülüyor, geçenlerde de söylemiştim. Mehdi (a.s.) devrinin özelliğidir şeytanın öldürülmesi. Dolayısıyla şeytanı Mehdi (a.s.) öldürürken demek ki dabbet-ül arz’ı manevi kılıncı gibi kullanacak. Dabbet-ül arz Mehdi (a.s.) devrinde çıkacak bir harikadır. Bütün dünyayı ağ gibi sarmıştır. Çünkü her eve girer diyor dabbetül arz. Her eve nasıl girsin? Bak Mehdi (a.s.) de her eve girer diyor. Bakın hem Mehdi (a.s.) giriyor, hem dabbet-ül arz giriyor. Bu ne demektir? Demek ki Mehdi (a.s.) dabbet-ül arzla, bilgisayar kanalıyla, internet kanalıyla evlere girecek. Bilgisini etrafa yayacak. Müteşabih olduğu çok açık belli. Yoksa bir insanın bir tane bedeni olur. Binlerce yerde birden olduğunda bu zaten mucize olur, aklın ihtiyarını kaldırır bu. Mesela “bir adım atışta üç günlük mesafeyi katedecek” diyor. Bu elektronik sürate dikkat çekiyor rivayet. Yoksa gerçekten yani böyle başı bulutlarda olan, yüzlerce km bedeni olan bir varlığın bu hızla gitmeyeceğini herkes bilir. Onun için Cübbeli bunları anlatırken aklını bir kenara koyuyor benim gördüğüm. Öyle olmaz. Kuran’ın mantığını bir kenara koyuyor en başta. Kuran’ın anlatım metodunu, Kuran’daki ruhu bir kenara koymuş oluyor. Hiç görülmemiş, hiçbir Peygamber döneminde görülmemiş olaylardan bahsediyor. Müteşabih hadisi çözmeyi bilmiyor, yani teşbihi yorumlamayı bilmiyor. Mucize olarak meydana geliyor fakat farkına varmıyor, bambaşka yorumlar yapıyor. Buna da kimse inanmaz tabii, böyle bir şeye de. Yani hangi insan buna inanır. Anlattığım tarzda bir varlığın bu süratle dünyada gezip, insanları tek tek alnından damgalaması mümkün mü böyle bir şey? Tabii ki aklın ihtiyarını alır böyle bir şey.
Misafirim var. İkinci yarıda inşaAllah kısa süre bir konuşmamız olacak. Bir 10-15 dakika görüşürüz. İki tane misafirim var, birisi Kudüs Müftüsü. Kudüs’teki olaylarla ilgili olarak tabii onlar da bir rahatsızlık duyuyorlar. Biliyorsunuz Müslümanlarla Museviler arasında bir çekişme ve gerilim gibi bir şey, bir ortam var. Kudüs Müftüsü de lütfetti, şeref verdi, gelmek istediğini söyledi. Biz de şerefle kabul ettik. Yanında da yine değerli bir misafir daha var bu konularla ilgilenen. İnşaAllah onun da görüşlerini alırız. İnşaAllah. O da bizler gibi Mehdi (a.s.)’ı bekliyor, Kudüs Müftüsü de maşaAllah. İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini istiyor. Ama tabii bizim istediğimiz İslam ahlakının dünya hakimiyetinde Musevilere de, Müslümanlara da, Hıristiyanlara da Cennet gibi bir dünya sunmak var. Yani böyle Musevileri tek tek, çoluk çocuk, kadın erkek, hepsini katletmeyi düşünen bir mantığa karşıyız biz. Çünkü ehl-i Kitap olan insanların hükmü açıktır. Peygamberin (s.a.v.)’in sünneti bellidir. Sallallahu aleyhi ve sellem zamanında nasıl şefkat görüp korunup kollandılarsa, nasıl Osmanlı Dönemi’nde şefkat görüp korunup kollandılarsa, yine bu dönemde de korunup kollanacaklardır. Dolayısıyla öyle vahşet senaryolarına karşıyız. O tip seneryolara karşı bir faaliyet içinde olacağız. Onlardan bir tanesi de insanlarımızı bilgilendirmek fert fert inşaAllah. Kudüs Müftüsü daha önce de gelmişti şereflendirmişti, bu ikinci gelişi. O da maşaAllah heyecanlı, şevkli bir insan. Ama inşaAllah Museviler de barışı, Müslümanlar da barışı Mehdi (a.s.)’a bırakmaları gerekiyor. Mehdi (a.s.)’ın kanalıyla olacaktır. Yoksa, işte “biz gider efendim istediğimiz gibi Mescid-i Aksa’yı da kapsayacak şekilde veyahut o bölgede canımızın istediği gibi Hz. Süleyman’ın mescidi tarzında bir mescit kurarız” derlerse, bu olmaz. Mescidi Mehdi (a.s.)’ın yapacağı rivayetlerde açıkca belirtilmiştir. Ayrıca Musevi inancında da o şekildedir, Mehdi (a.s.)’ın yapacağı belirtilir. Bunun dışında yapılmaya kalkılışırsa kargaşa, acı, azap başka bir şey getirmez. Musevilerin de, Müslümanların da kurtuluşunda Mehdi (a.s.)’a tam tabi olma var inşaAllah. Bak Kuran’a tam tabi olup Mehdi (a.s.)’ı da bir önder kabul etmek çok önemli. Onun dışında biz deneriz, yapmaya çalışırız, olursa olur, olmazsa olmaz mantığıyla şu ana kadar yapılan her harekette kan aktı, acı çekildi. Her iki tarafın da canı yandı, her iki taraf da azap çekti. Museviler de ezildiler, Müslümanlar da ezildiler. Başka da bir şey olmadı, sadece dinsizlerin işine yaradı. İnşaAllah. Şu an buradalar zaten Kudüs Müftüsü de burada, o muhterem misafirimiz de buradalar. Biraz dinlensinler dedim, zannediyorum ikinci yarıda bir 10-15 dakika kadar görüşürüz. İnşaAllah.
Bakın Tevrat’ta konular, “Mehdi sadece sedirinden hükümdarlık edecek” diyor Tevrat’ta. Bak “sadece sedirinden”, oturduğu yerden, evinde. Fikri ile, düşüncesi ile. Demek ki siyasetin içinde değil, manevi önder. “Onun adı harika öğütçü olacak” Tevrat Yaşeya 9/6. Öğütçü, öğüt veren insan. “Mehdi (a.s.) unutulduğu, beklenmediği bir anda gelecek” Talmut, Sanhedrin 97/A. “Mehdi unutulduğu, beklenmediği bir anda gelecek”. Yani diyecekler ki “gelmeyecek, zaten konu başka türlü”, işte “şahs-ı manevidir”. İşte “Risale-i Nur’dur” diyecekler. Veyahut “gelmiş geçmiştir” diyecekler. Veyahut “570 sene sonra gelecek” diyecekler. Bir kısmı “ruhtur zaten görünmez” diyecek. Bir kısmı “hiç gelmeyecek” diyecek. Bakın ne diyor Tevrat’ta bu konuya, “Mehdi (a.s.) unutulduğu, beklenmediği bir anda gelecek”. Hadislerde de aynısı var mı, yok mu? Aynısı var tabii. “Halk Mehdi (a.s.)’ı bütün güzelliği ile görecek”. Bütün halk görecek diyor, Yeşeya-33/17. Mezmurlarda, “sen insanların en güzelisin, kral için söylüyorum sen insanların en güzelisin. Lütuf saçılmış, doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin” Tevrat, Mezmurlar, 45/17. “Mehdi, uluslara barışı duyuracak” Zekeriya 9/10. “O adil, kurtarıcı ve alçak gönüllüdür”. Bak “adil, kurtarıcı”, adaletli kurtarıcı “ve alçak gönüllü, mütevazidir” diyor, Zekeriya 9/9. “Adaleti sadakatle ulaştıracak”. Yani adaleti çok üstün olacak diyor. “Yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek”. “O baskı görüp eziyet çektiyse de” bakın Mehdi (a.s.) için; “o baskı görüp eziyet çektiyse de, eziyet çekecek” diyor. Hem baskı görecek hem eziyet çekecek. Tevrat söylüyor bunu. “Ağzını açmadı”. Yani bir şey demiyor. “Kesime götürülen bir kuzu gibi” diyor Mehdi (a.s.) için. Bak “kesime götürülen bir kuzu gibi” hiç sesini çıkartmaz diyor. “Güçle kuvvetle değil, ancak benim ruhumla başaracaksın” diyor Tevrat’ta Cenab-ı Allah ona hitaben. Mesih, Kral Mesih, Mehdi (a.s.) için. Bakın “güçle kuvvetle değil”, kırarak, yıkarak, savaşla değil diyor. “Ancak Benim ruhumla başaracaksın”, yani Kuran’ın hakikatleri ile, iman hakikatleri ile başaracaksın. “Zevki Rabbin şeriatındendir”. Yani Kuran’dır onun zevki diyor. Kuran’dır zevki. “O gece gündüz O’nun şeriatını derin derin düşünür”. Gece gündüz, bakın “gece de gündüz de” sürekli Kuran’ı düşünür, Allah’ın hükümlerini düşünür, Mezmurlar 1/2. “Mehdi uluslara barışı duyuracak”. Bütün insanlığa barışı duyuracak, Zekeriya 9/10. “Bağırmayacak ve sesini yükseltmeyecek”. Yani var ya insanlar kızar, sinirlenir, bağırır çağırır, kendisini kaybeder, öyle bir şey olmayacak diyor. Son derece şuurlu bir insan olacak, Yeşeya 42/2. Bakın burada yaklaşık 15 sayfa kadar yazı var. Tamamı Mehdi (a.s.) ile ilgili Tevrat’taki. Okusak saatlerimizi alır yani tahmin ediyorum. O kadar kapsamlı anlatılmış. Hadislerde de öyle, yüzlerce sayfa hadis olarak belirtilmiştir Mehdi (a.s.).
Mehmet Ali Bulut Hocam ben dedim ya, Bediüzzaman “belaüzzaman” demişlerdi, doğru dedim ben. Küfrün başına beladır dedim. Onların Cehenneme gitmesine vesile olur, o anlamda belaüzzamandır dedim. Mehmet Ali Bulut da aynı o tarzda bir yazı yazmış benim konuşmamın arkasından. Benim konuşmamı tam tasdik eder tarzda bir yazısı olmuş, güzel olmuş. Hocamızı tebrik ediyoruz o yönüyle. Yine yazar Hüseyin Yılmaz da benim konuşmamın aynısı olan bir yazı hazırlamış aşağı yukarı, o da yayınlamış. Tasdik eder mahiyette, o da çok güzel olmuş.
ALTUĞ BERKER: Başka haberler de vardı Hocam basında son birkaç gün içinde çıkan. Arzu ederseniz onları da göstereyim.
ADNAN OKTAR: Bir göreyim.
ALTUĞ BERKER: Biraz evvel bahsettiğiniz konuda, İran’ın atom bombası kullanamayacağını Sayın Cumhurbaşkanımız da üç gün evvel ifade etmiş Hocam. Sizin daha evvel 13 Mart’ta Başkent TV’deki ropörtajınızda ifadeleriniz var Hocam. Bir kere “Müslüman bir ülke, dinen haramdır, atom bombası kullanamaz.Çünkü atom bombasında haklıyı haksızı ayırt etmek mümkün değildir. Mesela bir şehre bombayı attın mı sen, orada Müslümanı da öldürürsün, muttakiyi de öldürürsün, kim varsa öldürürsün. İslam’da böyle bir şey yoktur”.
ADNAN OKTAR: Evet devam et, benim konuşmama bakayım.
ALTUĞ BERKER: “Küfür ayrılır, Müslümanlar da ayrılır. Süre verilir. Ondan sonra zaruri olarak savunma savaşı yapılır. Dolayısıyla atom bombasının kullanılması Müslüman için zaten haramdır. İran inancında da, yani Caferi inançta da haramdır. Atom bombası zaten kullanamaz onlar. Adam enerji elde etmek istiyor, nükleer enerji elde eder. Yani ne karışıyorsun? Ne mahsuru var? Uranyum mesela, ağırlaştırılmış uranyum elde eder. Kullanacakları gibi uranyum elde eder. İşlenmiş uranyum elde eder. Kullanır. Yani bunu kullanmayacaksın demek çok garip bir şey. İslam’a göre atom bombası haramdır. Yani kullanılamaz. Bunun üzerine bir şeye gerek yok. Bunlar takva insanlar. Niçin atom bombası kullansın?”
ADNAN OKTAR:Ayrıca başka bir konuşmamda da Mescid-i Aksa’nın, Kubbet-üs Sahra’nın bulunduğu, değil mi, çok kutsal mekanın bulunduğu bir yer olduğunu, Hz. İbrahim’in mezarının orada olduğunu, diğer Peygamber mezarlarının da orada olduğunu, dolayısıyla kutsal bir şehir olduğunu Kudüs’ün, dolayısıyla oraya atom bombası atılmasının mümkün olmadığını öyle bir şey olduğunda oradaki bütün kutsal mabedlerin, camilerin hepsinin yerle bir olacağını bunun da haram olduğunu belirtmiştim. Evet.
ALTUĞ BERKER:Bununla ilgili bir çok konuşmanız olmuştu, evet Hocam. Sayın Cumhurbaşkanımız da üç gün evvel, ifade etmişler. “İsrail korkmasın çünkü” demiş Hocam. Aşağıda, “İran nükleer bombaya sahip olsa bile bunu kullanması Filistinlilere ve El Aksa Camii’ne zarar verir. Bu yüzden kullanmaktan kaçınır”. Aynı ifadeleri kullanmış Sayın Cumhurbaşkanımız da. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben de o zaman o daha önceki konuşmamda, orada Müslümanlar var dedim, Hıristiyanlar var, değil mi, Museviler var dedim. Ama bunu 3-5 kere ayrı ayrı anlatmıştım ben. Bir kere değil.
ALTUĞ BERKER:Bir başka haber de yeni gördüğüm Hocam benim. “İttifak her derdin devasıdır” demiş Sayın Başbakanımız, üç gün evvel. Sizin de bu konuda bir kaç seneden beri, uzun senelerden beri söylediğiniz Türk İslam Birliği, zaten kitap, dergi ve röportajlarınızda sürekli söylediğiniz mantık Hocam Türk İslam Birliği’nin birleşmesi. “Türk İslam Birliği’ni oluşturalım” sizin sözleriniz Hocam, geçen sene. “Millet asılıp, kesilmesin, zulüm de olmasın. Onlara da ihtiyaç olmasın. Böyle bir kahramanlık anlayışı var bir kısım insanlarda. Niye oraya bol bol doktor gönderelim? Niye doktor gönderiyorsun? Türk İslam Birliği’ni savunacak insanlar gönderelim, Türk İslam Birliği’ni oluşturalım. Hayır zaten olduysa olay, o ayrı mesele tabii. Kan akıtıldıysa tabii doktor göndeririz. İlaç da, her şeyi göndereceğiz. Ama bunu engellemek varken, bunu engellemeyle ilgili hiçbir çalışma yapmayıp da sadece o konuya hazırlık yapmak.”
ADNAN OKTAR:Bunu engellemeyle ilgili hiçbir çalışma yapmayıp da sadece bu konuyla ilgili hazırlık yapmak yani bunu engelleyecek çalışma nedir? Türk İslam Birliği’dir.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah. Sayın Başbakanımız da Arap Birliği Zirvesi’nde şu konuşmaları yapmış. “Türkler ve Arapların, sadece ortak bir coğrafyayı paylaşmakla kalmadığını, ortak bir tarihi, ortak bir kültürü, ortak bir medeniyeti ve ortak bir inancı da paylaştıklarını ifade eden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: ‘Şunu bütün kalbimle ifade etmek isterim, İstanbul’un kaderi Sirte’nin kaderinden, Trablus’un kaderinden, Kahire’nin, Şam’ın, Bağdat’ın, Sana’nın, Mekke ile Medine’nin ve elbette Kudüs’ün kaderinden ayrı değildir.Tarih ve inançlarımız bizi, birbirimize dost değil, altını çizerek ifade ediyorum, birbirimize kardeş yapmıştır. Biz bu bölgenin büyük ve müreffeh tarihini hep birlikte yazdık.Bu bölgenin aydınlık geleceğini de hep birlikte yazacağımızdan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Evet, zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Özellikle son yüzyılda, ne yazık ki kanla gözyaşıyla, acıyla çatışma ve işgallerle yoğrulmuş bir coğrafyada bulunuyoruz. Ama bu durum, bizi asla ve asla umutsuzluğa sevk edemez.İttifak her derdin devasıdır. Bir olmak, iri olmaktır, diri olmaktır”.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Yani o, burada da bir Türk İslam Birliği’ne açıkça ima var. Değil mi? Ona yönelik bir teşvik var. İnşaAllah o şekilde olur. Tamam. Genelinde Allah’a çok şükür. Bakın iki yıldan beri ne söylediysem, aynısıyla çıkıyor. Ve tek tek de ispat ediyoruz. Yani ben konuşup da ispatlamadığım bir konu oluyor mu? Yani son derece akılcı, mantıklı, Kuran’a uygun, hadise uygun, bilime uygun. Yani Kuran, hadis ve bilim içiçe görüyorsunuz. İspatlar yine içiçe. Olayların tahakkuku zaten gözle görülüyor. İnşaAllah bu şekilde devam edecek Allah’ın izniyle.
ALTUĞ BERKER:Geçen gün bir yıldızdan bahsetmiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Bu dünyaya taş atan. Göstereyim mi?
ADNAN OKTAR:Göster.
ALTUĞ BERKER:“Ölüm yıldızı araştırılıyor” diye. “Dünyayı yok etmeye hazırlanan bir yıldız kümesi mercek altında. Nemesis adlı psikopat yıldız fırlatıcısı dinozorları da yok etmişti”.
ADNAN OKTAR:Evet, aniden bir kuyruklu yıldız fırlatıyor. Nereye çarpacağı da belli olmuyor. Dünyaya yakın olarak bekliyor. Kıyametin başlamasına vesile olacağını tahmin ediyorum bu yıldızın. Yani bir ani yıldız fırlatmasıyla, Kıyametin başlamasına vesile olacağını daha önce de anlatmıştım.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Öyle görünüyor inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Nemesis’in kelime anlamına bakmıştım ansiklopediden Hocam. “Kibirlileri cezalandıran” anlamındaymış.
ADNAN OKTAR:“Kibirlileri cezalandıran”. Nemesis. Eski bir isim herhalde.
ALTUĞ BERKER:Evet, eski çağda, o batıl inançlarda kullanılan bir isim.
ADNAN OKTAR:Eski bir isim, evet. Demek ki Ahir zamanda da yine enaniyetli, kibirlileri cezalandırmada Allah vesile edecek inşaAllah. Öyle gibi görünüyor.
SUNUCU:Hocam Kuran’a göre cömertliğin, şefkatin, bu gibi duyguların Kuran’daki ayetlerle bize anlatımını, ufacık ama tek bir duyguyu bize anlatabilir misiniz şimdi?
ADNAN OKTAR:Bir daha sorunu söyle, net.
SUNUCU:Bizim günlük olarak yaşadığımız duygular, işte karşımıza gelen olaylarla ilgili, şefkatdi, merhametdi. Kuran-ı Kerim’de bunlara örnek olacak bir çok kıssa var, bir çok olay var. Bu duygulardan birini bizimle paylaşır mısınız?
ADNAN OKTAR:Evet. Kuran bir kere sevginin samimi zeminini yapar. Çünkü seviyorum demekle gerçek sevginin oluşmadığını dünyada herkes görüyor. Herkes birbirini aldatıyor, tersliyor. Maddi çıkarlarıyla karşılaştığında çirkefleşiyor insanlar. Çok ters olabiliyor, böyle ahlaksızlaşabiliyor. Özellikle zenginlik hırsı insanlarda karakteri ve ruhu çok ciddi şekilde sarsıyor. Önce Kuran doğrudan sevgiyi tarif etmeden önce, onun sağlam temelini oluşturuyor. Yani Kuran’ın özelliğidir bu. Önce bir Allah korkusu lazım. Yoksa insan egoist olur, bencil olur. Yani çıkarıyla çatıştığı yerde hemen sevdiğini harcar. Sevgide en önemli şey ya da en önemli şeylerden bir tanesi yahut en üstününden başlayalım. Bir kere sevgi sadece Allah rızası için olması lazım. Allah’ın tecellisi olarak bir varlık sevilebilir. Onun dışında o mutlaka uğursuz, bereketsiz ve terstir. Allah öyle bir güç vermez. Yani “ben severim” dediğinde yani kokuşmuş bir ete dönüşür o ve hiçbir işine de yaramaz onun. Sevemez, istese de sevemez. Allah’ın tecellisi olarak sevildiğinde o temiz ve tahir ve güzeldir. O zaman nur gibi tecelli eder Cenab-ı Allah orada. Öbür türlü Allah onun bereketeni, feyzini, etkisini, ruhaniyetini alır, onu alelade bir et yığını haline getirir. Güven gerekir. Güven için Allah korkusu gerekir. Şimdi diyor ki mesela bir insan diyor ki “bana güven” diyor. “Sana niye güvensin söyle bakalım” diyorsun. “Güven” diyor, “ben” diyor “ömrümde hiç kimseye bir şey yapmadım” diyor. Ne malum? Güven dediğinde, delili takva olması gerekir. Allah’tan korktuğuna dair, yoğun delil. Çok güçlü deliller gerekir Allah’tan korktuğuna dair. Eğer kişi Allah’tan korkuyorsa, hiçbir zarar gelmez ondan. Çünkü hem akıllıdır, hem derin düşünür, hem tutkuyu bilir, hem aşkı bilir, hem derinliği bilir, hepsini bilir. Hakkıyla Allah’tan korkuyorsa. Ben “Allah’tan korkmuyorum” diyor mesela haşa, “ama çok seviyorum” diyor. Yalan söylüyor. Mümkün değil. Allah’ı fark edemeyen, seni nasıl fark etsin? Mesela adam diyor ki “benim dinle alakam yok ama seni çok seviyorum” diyor. Bu çok büyük bir yalandır. Allah’a nankörlük eden, Allah’ı farkedemeyen, Allah’ın onca sanatını, güzelliğini, iyiliğini farkedemeyen bir insan; karşısındakinin iyiliğini, güzelliğini, güzel ahlakını nasıl fark etsin? Allah’tan haberi yok. Yani onu Yaratanı farkedemiyor. O kadar şuuru kapalı. Dolayısıyla insanı farkedemez. Dolayısıyla da takliden yalan söyler. Onun için, sevginin ilk zemini önemlidir. Allah korkusu oluştuktan sonra, zaten aşk ve tutku da arkasından mutlaka oluşur. Yani o onun zaten tabi akışıdır yani mecburen olur. Mecburen demeyeyim de Allah’ın Adetullahı olarak olur. Mesela Kuran’da Allah Hz. Musa (a.s.) için “ona”diyor “Katımızdan bir sevgi kıldık.” Niçin veriyor o sevgiyi onlara? Mesela küfüre veriyor, sevgi veriyor. Allah’ın dinini yayması için. Allah’ın dininde etkili olması için ve ona zarar vermemeleri için veriyor Allah. Bakın sevgi tamamen Allah’ın kontrolünde olduğunu Allah orada gösteriyor. Allah mesela Hz. Musa (a.s.)’a karşı sevgi vermese, Hz. Musa (a.s.)’ı da orada Allah vermesin şehit edebilirlerdi o çocukken. Çünkü zaten her tuttukları çocuğu şehit etmiyorlar mı? Onu da şehit ederlerdi. Değil mi? Fakat işte Allah orada onun kalbinde bir sevgi kılıyor. Bir muhabbet meydana getiriyor. Mesela Allah diyor, Kuran ayeti bu. Peygamberimiz (s.a.v.)’in diliyle söylüyor Cenab-ı Allah: “Ben bu hizmetlerime karşı” diyor “yakınlıkla, sevgiden başka bir şey istemiyorum” diyor. Sadece sevgiyi istiyorum diyor. Yani samimi olarak sevmeleri. Ama bunun oluşması için, yani bir dinsiz adama sev demek veya bir fasığa sev demek, Allah’ı sevmeyene sev demek yani çok aldatıcı olur. Yani mutlaka onun bir eğlendirici bir yönü vardır, o yüzden ilgilenir. Ya parası onu ilgilendiriyordur, ya ona bakacaktır. Mesela kadınların, aşık oldum, ölüyorum, bayılıyorum dediği kişilere bakıyoruz, mesela birini seçiyor. Kriterler neler? Genç olması, zengin olması, mesleğinin para getirmeye müsait olması, devam ediyor olması, ailesinin zengin olması. Gittikçe artıyor tabii kriterler. Evi olması, arabası olması, yazlığı olması, ekstradan bir evinin daha olması, işte fiili sakatlıkların da olmaması. Bunlar çok çok etkili onlar için. Ama burada asıl, temel düşünce, temel içgüdüleri, gelecek korkusu oluyor. En güçlü içgüdü. En güçlü içgüdülerden bir tanesidir. Mesela hayvanlarda da vardır. Mesela sincap fındık fıstık buluyor, hayvan gömüyor onu. İçgüdü olarak açlık korkusundan dolayı onu ileride yemek için saklıyor. Mesela köpek de gider kemiği saklar, gizler sonra da onu yemek ister. Şimdi, asil olmayan, eğitim almayan bir insan da veya cahil olan bir insan da içgüdüyle kendisine bakacak bir adam arıyor ilerisi için. “Aşık oldum” sözleri falan, o adamı bağlamak için kullanılan büyü kelimeleridir. Yani o telkine onun ihtiyacı olduğunu o bilir. Mesela ondan daha yakışıklısını görmediğini söyler, ilk defa böyle bir vakayla karşılaştığını söyler. İlk defa bu duyguları yaşadığını söyler. Halbuki alelade Allah’ın herhangi bir kuludur. Öyle bir şey olması mümkün değildir ama o kazcık da ona inanır. Yani hakikaten ilk defa keşfedildiğine, ilk defa kendisindeki o muhteşem özelliklerin fark edildiğine şahit olmakla müthiş bir heyecan duyar. Yani “sen beni nasıl fark edebildin” diyor mesela, müthiş hoşuna gidiyor. Halbuki o hazırlanan ince geleceğe yönelik bir tuzaktır. Çünkü kadın içgüdüyle kendisine baktırmak istediği için uzun vadede, çünkü hastalanabilir, yaşlanabilir, paraya ihtiyacı var, yiyeceğe ihtiyacı var, sürekli giyime ihtiyacı var. Ona sürekli para akıtacak ve mülk malzeme akıtacak bir menfez, bir delik gibi görür onu. Onun başında, ama onun arada sırada sıvazlanması gerektiğine inanır o. Yani gönlünün alınması gerektiğine inanır. “Sen ne iyisin, ne hoş adamsın” dedikçe oradan akar mallar. Yani onun belirli, büyülü kelimeleri vardır. Birkaç animasyon, birkaç hareketle onu yönlendirir. Ve kendisine ömür boyu baktırır. Mesela çocuk olunca, daha da iyi bağlanacağı bilir. Bir an önce çocuk yapmak ister ki boşanma ihtimali olmasın. Mesela bir çocukta daha kolay boşanacağı için ikinci bir çocuk daha yaptırır. Daha sağlama bağlar. Adam da tabii o çocuk yaptıkça kadın yıpranıyor daha da ondan soğuyor. Ama onun da kaçacak bir yeri kalmıyor bir anlamda. Yani o da bütün malını mülkünü oraya harcadığı için, imkanını oraya harcadığı için mecburen birbirlerine tahammül eder bir konuma gelmiş oluyorlar. Onun için gazeteler de falan görürsünüz yani, evliliği mutluluğu devam ettirmek için neler yapmak lazım. İşte “akşamları onu yemeğe götürün”. İşte “arada sırada yüzük alın”. Yani bakın hiç ne Allah’ın rızasından bahseder, ne Allah korkusundan bahsederler, ne cihadın heyecanından bahsederler. Ne Ahiret kardeşliğinin güzelliğinden. Değil mi? Ve bu gücü Allah’ın vermesinden hiç bahsetmezler. Bayağı bir kısmında böyledir. Dolayısıyla bu sahte tedbirler de olayı daha da beter hale getirir. Mesela adam, samimi ruhani sevgiyi sağlayamayınca onu yemekle iknaya çalışıyor. Şimdi, yemekle ikna olmaz. Yani çok ilkel bir yöntem bu. Yani saflığından, cahilliğinden yapanları tenzih ederim ama köpeklere falan yapılır bu. Hayvana yemek verirsin, alıştırırsın, köpek sahibine sadık olur. Sürekli yiyeceği o sağladığı için, ona karşı bir muhabbet gelişir köpekte. Ama o yemeğe karşılık gelişir o köpekteki sevgi. Şimdi o da orada adeta bir köpek terbiye eder gibi, ona yemek verdikçe kendisine daha sadık olduğunu görmüş oluyor. Bunu insan için için bilince bir kadın, erkek de bildiği için, bilinçaltında bildiklerinde, temelde samimi bir nefret oluşuyor ve samimiyetsiz de bir sevgi oluşuyor üstte. İşte deliler gibi birbirlerini sevdiklerini, çılgınlar gibi eğlendiklerini falan söylüyorlar yakınlarına, milletin yanında birbirlerine ikide bir sarılıyorlar, sarmaş dolaş. Görüyorsunuzdur öyle. Yuvarlanırlar falan bir şey, kumlarda hoplamalar, zıplamalar falan, tamamen artistik gösterilerdir. Yani film sahnelerinde ne görülerse onları yapıp, kumlarda koşuştururlar el ele. Bir şeyler yaparlar falan. Ama kadın menfaatine uygun başka birini gördüğünde de anında harcar. O kumlarda koşan adam mesela yarın bir gün bir kanser, ülser bir şey olmuş olsa, bir hastalık falan, kısa dönem içerisinde onu harcıyor. Ama öldüğünde malı kalacaksa o zaman tabii çok şefkatli oluyor. O zaman çok şefkatli, anormal bir heyecan oluyor. Yani sevinç dolu, fakat acıyan bir heyecan. Yani tarif edemiyorum o tipleri. Ben gördüm öyle tipleri. Yani delice bir sevinç. Her an öleceği için ve hakikaten güç de geliyor o tip kadınlara, daha da heyecanlanıyorlar. Ne hikmetse yani. Her an ölmesi mevzubahis olduğu için. Sonra da çok seviniyor. “Çok malı kaldı” diyor, heyecan duyuyor, onu anlatıyor. Çok görmüşsünüzdür yani eşi kanser oldu mesela, amansız bir hastalığa yakalandığında, ölümü yaklaştığında, sevincini gizleyemeyen insanlar görmüşsünüzdür. Ağlar, fakat sevinç ağlaması tarzında yapar. Böyle üslubundan, konuşmasından o anlaşılır. Şimdi bu sistemi bilenler de tabii bu sefer hayata küsüyorlar. Yani insanlara küsüyorlar, içine kapanıyorlar. Herkes herkesten nefret eder hale geliyor. Yahut epey bir insan o şekle geliyor, birçok insan. Dolayısıyla bir karamsarlık ve bitaplık meydana geliyor. İman neşesi olmadığında vücut buna dayanamaz, çöker. Mesela gözünün feri olmaz. Bakışları donuklaşır, cildi donuklaşır. Zekasına donukluk gelir. Hafızasına zarar gelir. Bütün vücut hücreleri hastalanır. Kansere ve tümöre yatkın hale gelir vücut. Vücut artık kendisini koruyamaz artık, divane olur vücut. Hücreler de divane olur. Çünkü bütün hücreler Allah aşkına göre yaratılmıştır, Allah’a tutkuya göre. Allah aşkını göremedi mi hücre intihar eder, yani canı yanar. Onun için bir nursuzluktur gider suratlarında. Bir garipliktir yani, elektrikleri olmaz. Heyecan verici yönü olmaz. Ama mümin ve muttaki ise Allah ona özel bir elektrik ve özel bir güç verir. Fakat mümin müminden etkilenecek şekilde yaratılmıştır. Mesela fasık müminden etkilenmez. Kafir de müminden etkilenmez. Onun için Allah onu özellikle ayırmış. Bak “mümin erkekler mümin kadınlara, mümin kadınlar mümin erkeklere” diyor, değil mi? “Münafikun ve münafikat”, münafık kadınlar ve münafık erkekler, onlar da birbirlerine göre oluyorlar. Kafirlerde de aynı şekilde; “müşrikin ve müşrikat”. Müşrik kadınlar ve müşrik erkekler. Onlar da birbirlerine göredir inşaAllah. Yani böyle bir şey gibi mesela; köpek kediden hoşlanmaz. Ama köpekten hoşlanır. Allah onu öyle yaratmıştır, değil mi? Mesela ne bileyim başka varlıklar, mesela aynı tür olan varlıklar birbirlerinden hoşlanıyorlar. Allah öyle yaratmıştır. Ama tabii müşriklerin ve küfrün birlikteliğinde bir karanlık vardır. Allah onu ayette belirtiyor. “Bir dalga kaplamıştır” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “onun üzerini bir dalga daha kaplamıştır ve karanlıklar içindedirler” diyor Allah. Yani tam bir kabus yaşarlar. Bizim kavrayabileceğimiz, anlayabileceğimiz gibi bir kabus değil. Her günleri karamsardır. Her gürültüyü aleyhlerine görürler. Her konuşmayı. Mesela ufacık bir leke olsa, “kanser mi başladı?” Dışarıda mesela bir ses olsa, “beni öldürmeye mi geliyorlar” der. Bir şey olsa, mesela biraz gecikse ailesi “acaba trafik kazası oldu da bir şey mi oldu? Öldü mü, kaldı mı?” Yani hiçbir şekilde huzurlu olmaz. Hatta akşam uyurken bile rahatsız olur, “acaba sabaha sağ çıkacak mıyım, ölecek miyim?” Mesela alt katta annesi oluyor, “acaba orada öldü mü” diyor. Panik halde. Yani tevekkül etmiş olsa, Allah’a tam bağlanmış olsa huzur içinde yaşayacak. Hayatları çok karmaşık ve zor olur. Onun için Kuran’ın asıl hedefi; sevginin ana zeminini oluşturmaktır. Hepsini oluşturduktan sonra zaten bakın tohumu, nemli toprağı hazırlıyorsun, tohumu koyuyorsun, suluyorsun, güneşi de veriyorsun. Hava da çok güzel. Yavaş yavaş artık o filizlerini açarak gelişir, değil mi? Ama toprak kuru, tohumu içine atmışsın, güneş de yok. Sen istediğin kadar orada sevgiden, muhabbetten bahset, o gelişmez artık. Ölür o tohum orada. Yani kavrulur. Toprağın altında biraz gelişir gibi olur ama bir ucu çıkar, bilmem ne yapar ama zoraki bir hayat olmuş olur. Onun için sevginin zemini çok önemlidir. Yani onu oluşturmak önemlidir. Oluştuktan sonra kendinden gider o zaten. Mesela İncil’de sevgiden sürekli bahseder ama zeminini tam açıklamıyor. Zemini çok önemlidir. Çünkü, önce Allah korkusunun çok üzerinde durulması lazım. Yani en başı budur Allah korkusudur. Çünkü, Allah’ı sevip de günaha giren çok fazla insan vardır. “Ben Allah’ımı çok seviyorum” der. Yani fuhuş yapar, efendim gayrimeşru ilişkiye girer, kumar oynar, her şeyi yapar. Yani hiç çekinmez. Allah sevgisiyle. Ama Allah korkusuyla bunları yapamaz. Çünkü, “Allah’ı seviyorum” der, Allah’ın onu cezalandırmayacağını düşünür ve her türlü şeyde Allah’a asi gelebilir. Ama Allah korkusunda egoistlik yapamaz, bencillik yapamaz, yalan söyleyemez. Mesela sevgide yalan zehirdir. Yalan söyledin mi sevgiyi bu yıkar. Çok olumsuz etki yapar. Sevgiyi arayan bir insan, bir kere yalan söylememesi lazım. Güvenilir olması lazım. Bu Allah korkusu ile oluyor. Başka, cömert olması lazım. Ama cömert derken tabii yetimin malını alıp harcamak, yahut Müslüman’ın malını alıp harcamak, Allah yolunda harcanabilecek bir şeyi oturup, bir adamın keyfine, zevkine, modasına, süsüne, eğlencesine vermek olmaz. Mesela Allah için olan bir para Allah yolunda harcanması lazım. Mesela zenginlik o yönüyle bir fitnedir, çok zordur. Zenginin düşmanı çok olur. Yani hep zenginden bir şey bekler insanlar. Yani herkes zengini bitmez tükenmez para hazinesi gibi görür ve ondan para isteyen, hepsini tenzih ederim, bir kısmı için söylüyorum tabii bunu, para isteyen, sadece para isteyen sadece kendisini zanneder. Zengin nereye gitse para isteyenle karşılaşır genelde. Mesela bir yere gider, birisinin ya eve ihtiyacı vardır, ya parasına ihtiyacı vardır. Yani insanlar kendisini tutamaz birisini zengin olarak gördüğünde. Ama bakın hepsini tenzih ederim bir kısmı için bu böyledir. Yani bitip tükenmez bir talep vardır. Bunu göremediğinde de hep öfkelenir ve nefretlenir ve düşman olurlar. Bu çok büyük bir tehlikedir işte. Halbuki onu normal yahut fakir bilseler kimse öyle bir şey içerisine girmez. Zenginin avantajı da vardır. Zengin olunca seveni sayanı çok olur zenginin. Yani o yönden iyidir, güya. Çünkü Allah rızası için sevmek çok önemlidir. Ama düşmanı da çok olur. Çünkü sürekli herkes bir şeyler umar, birçok insan.
SUNUCU: Bulamayınca da düşman olur.
ADNAN OKTAR:Bulamayınca da kinlenir. Yani “niye vermiyor zaten var, vermiyor”, der. Halbuki 10 dakika önce bir başkası daha istemiştir. 20 dakika önce bir başkası daha istemiştir. Yani bütün zenginler bilirler bunu. Yani önü sonu yoktur. Onlar da zenginliğinin sırrını hiç kimseye vermemekte olduğunu da bazen söylerler. Bir kısmı bu tip ifadeler kullanır. Parayı harcamak lazım ama Kuran’ın ölçüsü içerisinde harcamak lazım ve Allah yolunda, Allah’ın rızasına uygun olarak harcamak lazım. Yani sırf İslam’a faydaya göre düşünülmesi gerekiyor. Yani şahısların menfaatine göre olmaz. İnsan menfaatine göre olmaz. Mesela “yazlığa gideceğim, eğlenmek istiyorum üst baş alacağım, süslü giyinmek istiyorum para ver” bu olmaz. Hakikaten üşüyordur, donuyordur. Hastalanacaktır. O adama kıyafet olur. Yani bu Allah’ın rızasına uyar. Ama süslenmek içinse adama başka kitap alır, Allah rızası için kitap dağıtırsın. Niye onun süslenmesine para veresin. “Daha iyi şartlarda yaşamak istiyorum, daha gösterişli bir evde yaşamak istiyorum” diyor. “İyi bir ev tutmak istiyorum bana para ver”, olmaz o. Çünkü çok zor durumda yaşayan Müslümanlar var. Çok perişan durumda olan Müslümanlar var. Acil olan nedir? Onların imani bilgilenmesidir. En hayati olan budur. Dolayısıyla bu mantık da insanları içten içe zorlayan fitnelerden de bir tanesidir. Bilinmeyen gizli fitnelerden bir tanesidir.
Mesela zengin ben rahmetli Vehbi Koç Molla Camii’ne gelmişti. Namaz kıldık, namazdan sonra herkes aşağı yukarı orada sıraya girdiler. Elini öpüyorlar tek tek. Yani niçin diye sorsam benim kanaatim ağırlıklı olarak zenginliğidir. Yani takvasından dolayı, efendim, ilminden dolayı veyahut fıkhi, veyahut başka imani konulardaki derin bilgisinden kaynaklanan bir olay olduğunu tahmin edemiyorum. Yani bütün camii sıraya girdi. Elini öpmek için. Yani bana ilginç gelmişti o zaman. Yani bir de el ayak ovuşturanlar da vardı. El pençe duranlar falan. Hayır mesela Türkiye’ye vatana millete faydalı olan, tesisleri olan bir insan olarak sevebilirim. Ama bana pek öyle gibi gelmedi. Çünkü mesela alim kişiler geliyor, büyük alimler geliyor. Onlarda öyle sıraya girme olayı olmuyordu. Değerli insanlar da geliyordu. Takva insanlar da geliyor ama öyle bir şey olmuyor. Yani fakirse pek olmuyor. Mesela Vehbi Koç aynı şekilde maddi varlığı gitmiş olsaydı, efendim malını mülkünü tamamen kaybetmiş, iflas etmiş olsaydı; aynı sıraya girer miydi o kişiler, o bana biraz kuşkulu geliyor. Girer miydi sence? Yani bana biraz kuşkulu geliyor.Çünkü fakir ne kadar alim olursa olsun, ne kadar bilgili olursa olsun, o kadar bir teveccüh pek olmayabiliyor. Yani duruma göre şekil alma biraz yaygın. Ama inşaAllah biz yine hüsnüzan edelim. Memlekete faydası için hizmetlerinden dolayı o şekilde bir tavır göstermişlerdir diyelim. Ama bu durumu insanlar çok görüyorlardır. Ben biraz uç örnek olarak onu verdim. Bilinen bir şey orada hani daha derin düşünüp daha samimi karar vermeleri açısından bir kısım insanların, faydalı olacağını da düşünüyorum.
SUNUCU: Kısa bir aranın ardından yeniden beraberiz değerli izleyenler.
OKTAR BABUNA: Evet sayın izleyiciler. Konuklarımız ile birlikteyiz inşaAllah. Kudüs’ten, İsrail’den teşrif ettiler. Hocamızı ziyaret etmek için. Buyurun.
SUNUCU:Misafirlerimiz Doktor Tesir Temimi, Doktor Tesir Temimi Filistin Adalet Bakanlığı Baş Yargıcı ve aynı zamanda Hz. İbrahim (a.s.) Camii’sinin Baş Tabibi. Bir de Hamil Tamimi Hocamız var. Hamil Temimi Hocamız Filistin Dinler Arası Diyalog Kurma Başkanı kendileri. Bir de Baş Yargıcın Müsteşarı aynı zamanda.
ADNAN OKTAR:Evet. Hoş geldiniz, sefa geldiniz. Ehlen ve Sehlen. MaşaAllah bizlere güzellik, hayır getirdiniz. MaşaAllah. Bütün Filistinli kardeşlerimizin güzel bizlere birer hediyesisiniz. Filistin bizim canımız, ruhumuz. İnşaAllah çok güzel bir kurtuluş dönemi, çok güzel dönemin başlangıcı içerisindeyiz. Bu dönemi hep birlikte göreceğiz inşaAllah. Allah’a çok güvenmek lazım. Tam teslim olmak lazım. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetlerine tam inanmak ve teslim olmak lazım. Peygamberimiz (s.a.v.) bu dönemi bildirmiş, bütün detayları ile açıklamıştı. Müslümanlar parçalanacak diyor Ahir Zaman’da, fitne büyük olacak, deccal çıkacak, diyor ki, Darwinizm ve materyalizmdir. İnsanlar dinsizliği gidecek, ateizme gidecek demiştir, aynısı ile olmuştur. Şimdi inşaAllah kurtuluş dönemine girdik. Bütün Müslümanlar birleşecekler inşaAllah. Ama bu inşaAllah Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin öncülüğünde olacak inşaAllah. Işık İstanbul’dan çıkacak inşaAllah. Çünkü bunu Resulullah (s.a.v.) söylüyor, Kostantiniye. Kostantiniye olarak söylemiştir ki, sonradan ismi İstanbul olmuştur. Bütün Ahir Zaman olaylarının geçeceği yerdir Kostantiniye. Yani İstanbul, evet. Ben hadise göre Kostantiniye diyorum, ama zamanımıza gore de İstanbul, inşaAllah. Bütün Filistinli kardeşlerimiz bana güvensin. Resulullah (s.a.v.)’a zaten güveniyorlar, Allah’a güveniyorlar. Allah’ın vaadi var, bizler din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden tamamen kalkıncaya kadar, Allah’ın dinini yaşamak, yaşatmakla ve yaymakla mükellefiz. “Allah nurunu tamamlayacaktır” diyor Cenab-ı Allah. Bu siyasi, sosyal, askeri, politik, ekonomik, sanatsal, her yöndendir. Her yönden Allah nurunu tamamlayacaktır. Türk İslam Birliği çığ gibi gelişiyor. En fazla Allah’ın izni ile 10 yılı var. 10 yıl içerisinde hep beraber Türk İslam Birliği’nin oluştuğunu göreceğiz inşaAllah. Ben kendi düşünceme göre söylemiyorum. Resulullah (s.a.v.) bizim Başkumandanımız. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ahir Zaman’daki bütün olayları bize bildirmiş. “Fırat’ın suyu kesilecek” dedi, kesildi. “15 gün ara ile ay ve güneş tutulmaları olacak üst üste iki kere Ramazan’da” dedi, bu da oldu. O devirde “Afganistan işgal olacak” dedi, bu da oldu. “Irak işgal olacak o dönemde” diyor, bu da oldu. “İki kuyruklu yıldız çıkacak” diyor, biri Halley, biri Lulin. Bu iki kuyurklu Yıldız da çıktılar. Bu kuyruklu yıldızların bir tanesinin diğer kuyruklu yıldızlara göre ters yönde gideceğini söylüyordu Peygamberimiz (s.a.v.), bu da oluştu. Ve “iki uçlu olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) ve “çok parlak olacak” diyor bu kuyruklu yıldız, bu da oldu. Buna benzer 150 hadis, 150 olay oluştu. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki “bu alametleri gördüğünüzde bilin ki birlik olacaksınız, kurtuluşa ereceksiniz, fitne fücur kalkacak. Hz. Mesih (a.s.)’ın, Hz. İsa (a.s.)’ın inişinin vaktine girmiş olacaksınız. Mehdi (a.s.)’ın zuhur vaktine girmiş olacaksınız. Bunları gördüğünüzde artık Mehdi (a.s.) gelmiştir, Hz. İsa (a.s.)’ın da gelmesi an meselesidir” tarzından rivayetler var Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Bunların biz hepsini gördük şu an. Bediüzzaman Said Nursi net tarih veriyor, “1400 yıl sonra çıkacak” diyor. “Benden bir yüzyıl sonra çıkacak” diyor. Kendisi Hicri 1300’de gelmiş bir insan, bir yüzyıl sonra Hicri 1400 ediyor. “Geldiği vakit” diyor, “herkes onun Mehdi (a.s.) olduğunu bilmez, yakın talebeleri onu imanın nuru ile tanıyacaklar” diyor. “Vakti olmaz, vakti çok dar olur, hazır olan eserlerden istifade ederek mücadelesine devam edecek” diyor. Türk İslam Birliği olduğunda, Müslümanlar tarihte görülmemiş bir mutluluk, sevinç, refah içinde olacaklar, kardeş olacaklar, kucaklaşacaklar. Bir ucu Çin’e dayanacak, bir ucu İtalya’ya dayanacak, bir ucu İspanya’ya kadar dayanacak dev bir Türk İslam Birliği oluşacak inşaAllah. Tam Resulullah (s.a.v.) zamanında olduğu gibi, Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Museviler son derece rahat yaşayacaklar, yani görülmemiş bir refah ve bolluk içinde olacak. Hıristiyanlar son derece refah içinde yaşayacaklar. Görülmemiş bolluk içinde yaşayacaklar. Ermeniler son derece rahat içinde yaşayacaklar. Ve Müslümanlar’ın şefkatini, merhametini, muhabbetini görmüş olacaklar. Bu mutluluk ortamında onlar da, Müslümanlar da son derece saadet ve sevinç içinde yaşayacaklar inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, “Mehdi (a.s.) kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz, hatta damla dahi kan akıtmaz, insanların burnu dahi kanamaz” diyor. “Burnu dahi kanamaz ve damla kan akmaz. Tekbir ile, Allah’ı anarak İstanbul’u feth edecektir, manen alacaktır” diyor inşaAllah. Hz. Süleyman (a.s.)’ın Mescidi’ni, Hz. İbrahim (a.s.)’ın Mescidi’ni, Hz. Yakub (a.s.)’ın Mescidi’ni, diğer Peygamberlerin mescidlerini yeniden yapacaktır Hz. Mehdi (a.s.) inşaAllah. Sadece ona mahsustur bu görev. Bu mutluluk ortamında bütün dünya ferahlığa kavuşacaktır. Bu birliğin getirdiği saadet, dünya tarihinde görülmemiş bir saadet olacak. İsa Mesih (a.s.)’ın inişi ile de İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olacak, yani iman etmemiş, Müslüman olmamış hiç kimse kalmayacak. Hepsi bu yüzyılda olup bitecek inşaAllah. Buyurun Hocam.
SUNUCU (Tesir Temimi’nin konuşmasının tercümesi): Hocamız ilk başta sizlere teşekkür ediyor. Diyor ki, “beni davet ettiğiniz için şükranlarımı sunmak istiyorum ve sizinle görüşmek benim için bir şereftir, teşekkür ediyorum. Sizin söylemiş olduğunuz bütün gerçekler doğrudur ve söylemiş olduğunuz bilgiler, hadislere göre çok doğrudur gerçekten. Biz inanıyoruz ki Türkiye geçmişte oynadığı rolü bir daha oynayacak Allah’ın izni ile. Ve İslam milletinin birliğinin sembolü olacak Türkiye ve Türkiye Müslümanlar’ı birleştircek. Aslında bizim dinimizde birlik bir ibadettir. Bir arada bulunmak birlik gerçekten ibadetlerden en önemlisi, en önemlilerinden biri. Bu yüzden bizim yapmamız gereken kesinlikle birleşmek, ayrılmamak. Kendi aramızda anlaşmazlık çıkarmamamız gerekiyor. Çünkü birlik bir farzdır ve ayırımcılık haramdır. Türkiye Müslümanlar’ın başı olacak ve gerçekten böyle bir potansiyel görüyoruz Türkiye’de. Hem ruhi bakımdan, ekonomik bakımından, siyaset bakımından Türkiye gerçekten böyle bir özelliğe sahiptir. Türkiye, Müslümanların öncülüğünü yapabilecek ve biz geçen Sayın Başbakan, Arap liderlerinin zirvesinde yaptığı konuşmada bunu çok iyi anladık. Çünkü Sayın Başbakanınız, Sayın Başkan Recep Tayyip Erdoğan o zaman Arapların Türkler ile arasındaki ilişkiden bahsetti ve tarihi, dini ve kültürel münasebetlerden bahsetti. Biz de ona kesinlikle katılıyoruz. Türkler ile Araplar, Filistin’liler ile Türkler arasında çok ciddi ve çok güçlü bir bağ vardır. İstanbul ile Kudüs arasında gerçekten çok güçlü bir bağ vardır. Osmanlı sultanlar, halifeler gerçekten Mescid-i Aksa’ya karşı çok büyük ilgisi vardı. Çok iyi bakıyorlardı. Özellikle özellikle Mescid-i Aksa’ya ilgisi vardı onların. 1. Sultan Selim’in inşa ettiği bir tekke var Mescid-i Aksa’da ve bu tekkede yardımlar dağıtılıyor. Fakirlere yemek veriliyor ve şimdiye kadar hizmete devam ediliyor bu tekkede. Gerçekten şimdi Müslümanlar oraya gidiyorlar, yemek alıyorlar, oradan faydalanıyorlar. Osmanlılar aynı zamanda Beytlehem’i, Beyt Caliya, Beyt Sahur’u vakıf olarak Mescid-i Aksa’ya hizmet vermek için vakfetmişler, vakıf olarak ilan etmişler o yerleri. Osmanlı sultanları aynı zamanda Yahudilere iyi bakıyorlardı. Hıristiyanlara da iyi bakıyorlardı. Gerçekten onların haklarını veriyorlardı. Osmanlı sultanlarının hoşgörüsünün somut örnekleri var. Mesela şöyle bir örnek vermek istiyorum. 2. Sultan Abdülhamid Alman İmparatoru’na bir dağ verdi. Bu dağın üzerinde bir hastane yapıldı. Hıristiyanlara özel bir hastane yapıldı. Bir de bir kilise yapıldı. Bu hastane, bu imparatorun hanımının tedavi görmesi için bina edildi. Demek ki Sultan Abdülhamid bunlara karşı çok hoşgürülü bir şekilde davranıyordu. Şimdi tabii ki bu hastaneyi de görebiliriz. Bu hastane, bu hoşgörünün bir göstergesi olarak duruyor karşımızda. Sultan Abdülhamid barışı yaymak için elinden geleni yaptı ve Türkiye’de bu zamanda barışı yaymak için elinden geleni yapacak”.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah, maşaAllah, elhamdülillah. Hocam buyrun, siz de bir şeyler söyleyin.
SUNUCU (Hamil Temimi’nin konuşmasının tercümesi):Diyorlar ki, “Hocam ben size katılıyorum. İnsanlığın tek kurtuluş yolu İslam’dır. Yani şimdi İslam insanlığa gerçekten çözümler sunmaktadır. Ve biz bunu tarihten öğrendik. Tarihe baktığımız zaman, bakıyoruz İslam nasıl tarihte çözümler üretti ise, çözümler sundu ise, bizim zamanımızda da tek çözümümüz İslam’dır, tek kurtuluş yolumuz İslam’dır. Allahü Tebârekeve Teâlâ Kuran’da Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitaben şöyle buyurdu; “Biz seni ancak merhamet olarak gönderdik” .Ve bizim dinimiz merhamet üzerine kuruludur.”
ADNAN OKTAR:Filistin’deki koçyiğitlerimize siz inşaAllah benim bu sözlerimi iletin. Birbirlerini çok sevsinler, sakın bölünmesinler. Çok az bir zaman kaldı, hem Mehdi (a.s.)’ı görecekler, hem Mesih (a.s.)’ı görecekler. Filistin de kurtulacak, İsrail de kurtulacak, oradaki Hıristiyanlar da kurtulacak, herkes çok rahat edecekler inşaAllah. Bu dediklerim aynen tahakkuk ettiğinde elhamdülillah diyecekler inşaAllah.
SUNUCU (Hamil Temimi’nin konuşmasının tercümesi):Diyor ki “Hocam, biz Temimi aşiretine bağlıyız. Temimi aşireti, Temim Ad Dari diye bir sahabe var. Temimi Dari’nin torunlarıyız” diyor. “Temimi Dari’nin rivayet ettiği bir hadis var. Bu hadiste deccalden bahsediliyor ve o zaman deccal ile Mehdi (a.s.) savaşacak ve deccalin -ben size katılıyorum; Deccal Darwinizm demek, deccal ateizm demek. Ben size gerçekten katılıyorum ve son zamanlarda sizin dediğiniz gibi Ahir Zaman’ın alametleri görülecek ve bu Mehdi (a.s.)’ın gelmesinin yakın olması anlamına gelmektedir-”.
ADNAN OKTAR:Hocam ben bir müjde vereyim size, güzel bir müjde. Rivayetlerde “Temimi bir şahıs çıkar, Mehdi (a.s.)’a yardım eder” diyor. MaşaAllah. İnşaAllah Temimi Aşireti de Mehdi (a.s.)’ın yardımcısı olacaklar inşaAllah.
SUNUCU (Tesir Temimi’nin konuşmasının tercümesi): Diyor ki, “Hz. Mesih (a.s.) gelecek ve deccali Led şehrinde öldürecek ve İslam’a çağıracak insanları ve insanlar grup grup şeklinde İslam’a girecekler”.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Deccaliyet öldüğünde Müslümanlar bayram yapacak, Hıristiyanlar bayram yapacak, Museviler bayram yapacaklar. Museviler görülmemiş bir bereket bolluk içinde olacak. Hıristiyanlar görülmemiş bir bereket bolluk içinde olacak. Müslümanlar da görülmemiş bir bereket bolluk ve adalet içinde olacaklar inşaAllah. Çok güzel günler olacak. Bu günlerin hemen arifesindeyiz inşaAllah.
Bu kadar konuşmamız şimdilik yeterli inşaAllah. Biraz ara verelim. Hocalarımız da hem biraz dinlensinler, onlar da yorgunlar inşaAllah. Siz de biraz dinlenin inşaAllah.
SUNUCU:Kıymetli izleyenler yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Misafirlerimizi uğurladık Hocam, buyrun.
ADNAN OKTAR:Evet, misafirlerimiz çok güzel şeyler konuştular. “Hocam” dedi, “ben daha da konuşmak istiyorum”. Bu Musevilere Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında nasıl güzel muamele yapılmıştır değil mi? Medine Vesikası’nda onlarla ilgili maddeler nasıldır? “Hocam genel olarak güzel anlattık ama bir dahaki sefere inşaAllah daha detaylı anlatırız dedim”. Hocam dolu maşaAllah. Mehdi (a.s.)’ın geleceğinden emin, bu yüzyılda, Hocamız. İnşaAllah. Mesih (a.s.)’in geleceğinden de emin. İstanbul’un Ahir zaman şahısları açısından da önemli olduğunu zaten görüyorsunuz, ikrar ediyor. Efendim Türkiye’nin öncü olacağını, Türk Milleti’nin öncü olacağını zaten kendisi söylüyor. Türkiye’nin görevli olduğunu kendisi söylüyor. Bakın 2 yıldan beri ben anlatıyorum. 2 değil, 20 yıldan, 30 yıldan beri anlatıyoruz biz de. Fakat bu gerçekler ortaya çıkmaya başladı. Ama ben Temimi Kabilesi’nden olduklarını bilmiyordum ben. Hakikaten şimdi konuşunca anladım. Rivayetlerde var diyor, “Temimi bir şahıs çıkar, Mehdi (a.s.)’a yardımcı olur” diyor. İnşaAllah, yani hadis. Temimi bak, ben hep duyardım Temimi, Temimi. Ben zannettim ki sadece bir benzetme olarak, ama hakikaten demek ki bak Ahir Zamanda Temimi Kabilesi Mehdiyete hizmet edecektir. Onlar bir işaret inşaAllah.
Necip Demirci Turhal’dan göndermiş. Bir yazı var onu ilginç buldum. “Ahir Zaman alametleri bir bütündür” diyor. Eğer Ahir Zaman alametleri çıktıysa, yani bu işte Fırat’ın suyunun kesilmesi, 15 gün ara ile ay ve güneş tutulması ve diğer alametler. O zaman Mehdi (a.s.) da çıkmış demektir. Aynı şekilde Mehdi (a.s.) da çıktı ise, Ahir Zaman alametlerinin çıkmış olması gerekiyor” diyor. Yani ikisi de birbirinden kopmaz bir bütündür diyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı ile Ahir Zaman alametlerinin çıkışı bir bütündür. Ahir Zaman’da Mehdi (a.s.)’ın çıkışını belirten 12 büyük alametin hepsi çıkmıştır. Fırat’ın suyunun kesilmesi, Afganistan’ın işgali, Ramazan’da güneş ve ay tutulmaları, Kabe’de kan akıtılması, Halley Kuyruklu Yıldızı’nın çıkışı, Lulin Kuyruklu Yıldızı’nın çıkışı, İran-Irak savaşı, Doğu tarafından bir ateş görülmesi, güneşten bir alametin belirmesi, tozlu dumanlı bir fitne, vesaire. Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.)’in dünyanın yaşı ile ilgili verdiği tarihler var. Dünyanın yaşının 7000 yıl olması ve bunun son yüzyılında olmamız ile ilgili. Hz. İbrahim (a.s.)’dan sonra biliyorsun bir takvim vermiş gibi Peygamberimiz (s.a.v.), yani 7000 yıllık bir takvim vermiş. Muhtemelen Hz. İbrahim (a.s.)’ın doğumu veyahut Hicreti ile ilgili olabilir, bir takvim vermiş 7000 yıllık. 5600 yılı geçti diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Hicri 1400 kalıyor. Yani o zaman Hicri 1431’de olduğumuza göre, bu yüzyıldan başka da Mehdi (a.s.)’ın çıkış yüzyılı yok. 8 tane hadis var Suyuti’de, dünyanın ömrünün 7000 yıl olması ile ilgili. 5600 yılının geçtiğini de İmam-ı Hanbel bildiriyor hadis olarak. Onun için reddedilecek gibi değil. “Bununla birlikte Bediüzzaman Said Nursi’nin belirttiği Hz. Mehdi (a.s.)’ın kendisinden bir asır sonra geleceği ve Hicri 1400’de çıkacağı ile ilgili sözde mevcut” diyor. Doğru, demin de söyledik. Dolayısıyla Cübbeli’nin bu yüzyılda Mehdi (a.s.) çıkmayacaktır demesinin hiçbir ehemmiyeti yoktur. Biz Müslümanlar inşaAllah bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağına ve İslam ahlakının dünyaya hakim olacağına inanıyoruz ve umuyoruz inşaAllah. Allah’tan bekliyoruz. Ancak Hocam tüm bu alametlere rağmen Cübbeli hala nasıl Mehdi (a.s.) çıkmayacak diyebiliyor?” Diyebilir yani, çok normal. Her türlü düşünce serbest. “Hiç Mehdi yok” diyen de var. Ona bir şey diyor muyuz, değil mi? “Şahs-ı Manevidir” diyenlere bir şey diyor muyuz? Sadece eleştiririz, açıklarız, doğrusunu söyleriz. Ama yani şaşıracak bir şey yok. Çünkü bu zaten Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” demek, Mehdi (a.s.)’dan ümit kesmek, Mehdi (a.s.)’ı biz bir şekilde zamanındaki bütün alametlerini reddetmek zaten hadislerin işareti ile bize bildirilmiş. Çünkü Mehdi (a.s.)’ın alametlerini reddetmekle Mehdi (a.s.)’ın çıkışını reddetmek arasında bir fark yok. Mehdi (a.s.)’ın çünkü alametleri, 150’ye yakın alamet, 150’sini birden reddediyor. Adam orada bir tanesini, bir hadisi reddediyor, bir tanesini hadislerden, yani bir konuyu reddediyor. Mehdi (a.s.)’ın çıkışını reddediyor. “150 alamet birden çıkmış, Mehdi (a.s.) çıkmadı ama” diyor, “alametleri çıktı” diyorsa bir insan, zaten Mehdi (a.s.) da çıkmıştır. Bir bütün, blok olduğuna göre değil mi? Bir insanın yüzü göründü ise, bedeni de vardır artık o insanın, değil mi? Bedeni göründü ise, yüzüde vardır. Bunu birbirinden ayırt edemezsin ki. Ben diyor ki mesela, “kolunu, bacağını gördüm, vücudunu da gördüm, ama daha gözlerini görmedim” değil mi? “Burnunu görmedim” diyorsa, bunun bir anlamı olmaz. Beden ortaya geldi ise, yüzde ortaya gelecek demektir, değil mi? Örtü, yavaş yavaş kaldırıyor çünkü Allah örtüyü. Mehdi (a.s.)’ın üzerinde bir örtü var. Adım adım, adım adım o kalkıyor. Boynuna kadar geldi örtü şu an. Boynundan da kalktı mı yukarı, yüzünü de görceğiz inşaAllah. Bak Hocam da katılıyor. Ta Kudüs-ü Şerif’ten geldi, değil mi? Kudüs’ün ünlü müftüsü yani, inşaAllah. Kardeşi de çok ünlü bir şahıs. Orada büyük alim yani çok değerli, güzel hizmetler yapan bir insan. Zaten başlangıçta da tanıttık, anlattık, o arkadaşımız da anlattı. Özetle Ahir Zamanda olduğumuz çok açık, sarih. Yani bunun reddedilmesi mümkün değil. Bediüzzaman da aynı şeyi söylüyor, diğer alimler de, efendim Muhiddin Arabi’nin eserlerine baktığımızda da aynı şeyi görüyoruz. Berzenci’ye gore de aynı. İstiklal Marşı’mızda bile değil mi? Mehdi (a.s.)’dan dolaylı olarak bahsedilir. Nasıl geçiyor orada biliyor musun?
ALTUĞ BERKER:“Doğacaktır vaad ettiği günler Hakkın”.
ADNAN OKTAR: “Belki yarın” diyor, “belki yarından da yakın”. Yani ne demektir? Bu yüzyılda. “Belki yarın, belki yarından da yakın”. Uzakta olan bir şey için o söylenmez. “Belki yarın” demek, “belki yarından da yakın”, hemen bu yüzyılda çıkacak anlamında inşaAllah.
Evet, Filistin’de inşaAllah ayrılan grupları birleştireceğiz Allah’ın izni ile. O bölünme olayı Müslüman’a yakışmaz. İnşaAllah kucaklaşacaklar, birbirlerini çok sevecekler, birbirleri ile dost olacaklar, inşaAllah, o bir. İkincisi Museviler bize Allah’ın emaneti, Hıristiyanlar Allah’ın bize emaneti. Onları en güzel şartlarda yaşatmak, güvenliklerini sağlamak, onların huzurunu sağlamak da bir ibadettir. Rasulullah (s.a.v.) zamanında, onlar son derece huzurlu yaşadılar. Güven içinde, güvenlik içinde yaşadılar, değil mi? Hatta Sahabiler ehl-i Kitap’tan hanımlar aldılar. Hıristiyanlardan hanımlar aldılar, Musevilerden hanımlar aldılar, evlendiler, onlardan çocukları oldu. İnşaAllah yine bu döneme doğru gidiyoruz, inşaAllah. Ne onların canını yaktırırız, Filistinlilerin, ne İsrail’in canını yaktırırız, ne orada kan akıttırırız, ne onların hürriyetini ortadan kaldırttırırız inşaAllah. Türk İslam Birliği orada muazzam bir adalet, huzur ve güven sağlayacak. Bak hahamlar geldiler, hepsi istiyor Türk İslam Birliği’nin oluşmasını. Bak Kudüs Müftüsü geldi, o da, “biz de istiyoruz” diyor. Fas’tan gelenlere soruyoruz, Tunus’tan gelenlere, Cezayir’den gelenlere, Libya’dan gelenlere soruyoruz, Kaddafi bile, o da istiyor Türk İslam Birliği’ni, ki şiddetle karşıydı daha önce. Demek ki bir şeyler oldu, demek ki güzel bir şeyler var. Demek ki büyük alametler var. Ahir zamanın en büyük fesadı zamanındayız. Darwinizm’in, materyalizm’in çıktığı, 350 milyon insanın katledildiği bir dönemden geçtik. Ahir Zamanın en büyük fesadı. Şimdi internet ortamı da, işte televizyonlar, radyolar da fesadı körükleyen bir sisteme dönüştü. Müslümanlar esir konumunda dünyanın birçok yerinde. Bediüzzaman’ın söylediği, “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında” dediği, kendisinden bir yüzyıl sonrası için söylemiştir bunu. “Benim zamanımda çıkmayacak Mehdi (a.s.)” diyor. Yani mümkün değildir zaten şu an çıkması diyor. Uzun uzun anlatıyor. “Ancak Ahir Zaman’da, yani benden bir yüzyıl sonra, hayatın geniş dairesinde, Mehdi (a.s.) ve şakirdleri gelir, bu tohumlar sümbüllenir, bu daire genişler, biz de mezarımızdan bakıp, Allah’a şükrederiz” diyor. Şimdi biz bu devirdeyiz. Nur talebesi tanıdıkları olan kardeşlerime tavsiyem, benim anlattığım, Bediüzzaman’ın anlattığı izahları onlara bir sorsunlar. Ne anlıyorlar, onlara ne anlatıyorlar, gelip bize de anlatsınlar bunu. Yani bu açık, sarih ifadeleri samimi olarak anlayanlar var mı? Anlamazlıktan gelenler var mı, bize anlatsınlar ki, onlarda bu Bediüzzaman’ın müjdesini, o Bediüzzaman’ın da üzerinde Resulullah (s.a.v.)’in müjdesini, daha güzel kavrasınlar. O sevinç çağına, güzellik çağına daha büyük hizmetleri olsun. Bir kısmının üzerinde çünkü meskenet ve durgunluk var. Böyle heyecanlı, böyle güzel bir çağda bu meskenet ve durgunluk Müslümana yakışmaz. Onun heyecanı içerisinde olacaklar inşaAllah.
SUNUCU: Hocam şimdi kadın ile erkeğin tartışıldığı ortamlar var. Eşitliklerinin ya da farklılıklarının tartışıldığı ortamlar. Bu tip ortamlarda, işte kadınların erkeklere karşı suizan ile söylediği cümleler var. Erkeklerin kadınlara karşı söylediği cümleler var ama, erkeklerin suizan ile söylediği o cümlelere, Allah’ın adaletine dayandırmaları, yanlış bir şekilde dayandırmaları aynı zamanda yanlışları da beraberinde getiriyor. Şöyle söylüyorlar, “annen de olsa, hiçbir kadına güvenme, çünkü onlar Cennet’ten kovulmamıza vesiledirler, sebeptirler”. Buna nasıl bakıyorsunuz Hocam? “Kadınların şerrinden” diye başlayan cümlelerde genelde sonu buraya dayanıyor.
ADNAN OKTAR: Allah korkusu olmadı mı, Allah’ın tecellisine olan sevgi de olmaz. Yani o coşku, o heyecan da olmaz. Bir adamda Allah korkusu yoksa, yani zaten Allah’ı da sevmiyordur o. Allah’tan korkan, zaten Allah’a aşıktır. Allah’ın yarattıklarına da aşıktır. Allah’ın yarattığına aşık olan da, Allah’ın en güzel tecellisi olan kadına karşı derin bir hayranlık, derin bir saygı, derin bir muhabbet duyar ve onu koruyup, kollamada kendi kardeşi gibi, kendi çocuğu gibi, kendi eşi gibi çok titiz olur. Ruhunda insan sevgisi olmayınca, Allah’ın tecellisi olarak bakmayınca, Kuran’dan, hadisten kendince kinini ve nefretini, öfkesini tatmin edecek deliller aramaya kalkıyor adam. Bunu bulamaz. Ne Kuran’da bulabilir, ne hadiste bulabilir. Ancak hurafelerde ve uydurmalarda bulabilir, şeytanın hurafelerinde, şeytani izahlarda bulabilir. Bunlara İslam’ın kapısı tamamen kapalıdır. İslam aşkı, tutkuyu ve muhabbeti bize öğretir. Cennet aşk ve tutkunun, muhabbetin yeridir. Allah müminlere Cennet’i müjdeliyor. Cennet’te ne var? Allah aşkı var. Her şeye aşık olursun. Cennet’in evlerine, Cennet’in çocuklarına, hurilere değil mi? Vildanlara, Allah’ın bütün tecellilerine aşık olursun. Muhabbet yeridir orası. Dünya da böyledir. Aşkı, muhabbeti, tutkuyu yaşayacağımız yerdir. Dolayısı ile burada güvensizlik, yalan, vefasızlık, sadakatsizlik oluyorsa, yapıyorsa insanlar, Allah korkusunun eksikliğinden oluyor. Dolayısyla bu tipte izahlar genellikle zayıf imanın, Allah korkusunun azlığının bir alameti olarak tezahür ediyor genelinde. Dolayısıyla böyle laubali çatışmalar, laubali tartışmalar şeklinde, çirkin bir eğlence ortamı gibi insanlara bunlar sunuluyor. Doğrusu benim anlattığım tarzdadır. Ben Kuran ile bunu ispat ediyorum, hadislerle de bunu açıkça ispat ederim. Ama bunu anlamazdan gelenlere karşı, yani konuları tek tek ikna etmek değil de, Allah’tan korkularını arttırmak çok önemlidir. Baktın adam sapıtmış, abuk subuk konuşuyor, o abuk subuk konuştuğunu tamire çalışmak doğru olmaz. Doğrudan Allah’tan korkusunu arttırmanın üzerinde durmak lazım. Çünkü öyle zırvalamanın kökeninde Allah korkusunun olmaması yatıyor. Allah’tan korkan niçin öyle bir şeye gerek duysun? Yani Allah’tan korkan zaten ruhu coşku ile doludur, sevgi ile doludur. Yani sevgiden öyle bir şeye vakit ayıramaz ki, öyle bir zırva ile uğraşmaya vakti olmaz. Müminin kalbi sadece sevgiye açıktır, tutkuya açıktır. Başka şeylere kapalıdır. Mümin’in canını yakar negatif şeyler. Rahatsız olur negatiflikten. Yani kötülük, çirkinlik onu iter Müslüman’ı. Dolayısıyla da öyle bir şeyde yeri olmaz. Ama adamın ruhunda karanlık olunca, hurafeler denizinde kendisine buluyor bir şeyler, bulur yani. Hurafeler denizinde yüzüyor adam adeta. Onunla bizim uğraşmamız boşa vakit olur. Dikkat edersen ben o tip tartışmalara hiç girmiyorum. Yani yok hükmünde kabul ediyorum, çünkü yok, uydurma. Ben var olanlar ile ilgilenirim, doğru olanlar ile. Yani pozitif, doğru, gerçek olanlar ile ve özlü ve kısa. Adam mesela sabaha kadar konuşuyor, ama anlatılanlardan sadece insanların imanında bir zaaf, İslam’a karşı muhabbetlerinde bir azalma oluşuyor. Halbuki sabaha kadar bir insan konuştuğunda, iman coşkusu, Allah sevgisi değil mi, Müslümanlar’a karşı muhabbet oluşması lazım. Adamın kafası karmakarışık kalkıyor sabahleyin. Hasta ediyor. Mesela normal bir insanı hasta ediyor. Mesela bir kısım avanaklar da seviniyorlar, diyor ne kadar güzel hizmet ettim, ne güzel anlattım diyor. Halbuki o yüzbinlerce insanın imanının kaybolmasına sebep oluyor. Yüzbinlercesinin imanını hasta hale getiriyor. Müminlere rahatsızlık vermiş oluyor. Ama ona sorsan, çok büyük hizmet yapmış durumda. “Ne yaptın” diyorsun? İşte “hizmet ettim” diyor. Allah korkusu az olunca, insanın aklı da az olur. Aklı az olunca, yaptığı münasebetsizliği fark etmez. Densizlikleri fark edemez. Yaptığı mesela soytarılığın, anlattığı hurafelerin meydana getirdiği tahribatın gücünü göremez. Beyni kapanıyor çünkü onların, Allah perdeliyor aklını. Onun için böyle avanakları, çok özür diliyorum, alır alır ortaya getirirler ki böyle ibret olsun, veyahut bazen de insanlar farkında olmadan, iyi niyet ile böyle tipler ortaya getiriyorlar. Fakat yaptığı tahribatı tam göremiyorlar. Yani bir soytarıyı alıp ortaya getiriyorsun ama, yaptığı tahribatı da düşünmen lazım. Çünkü faaliyet yapıyorum derken çok büyük zarar vermiş oluyorsun. Yani ilginç konu bulunabilir, ilginç insan da bulunabilir ama tahribat meydana getirecek adamı ilginç adam diye ortaya getirirsen, bu milletin imanına zarar vermiş olursun. Yani gençler var, çocuklar var, birçok insanlar var. Tahribat meydana getirir. Nitekim onların yaptığı tahribatı da düzeltmeye çalışıyoruz, bir kısmının yaptığı tahribatı. Yani ben tabi bir kısmı safiyane, iyi niyetle yapıyor. Yani bu gelsin tahribat yapsın diye getirmiyorlar ama, belli yani. Şimdi zifti getirir de, beyaz örtünün üzerine dökersen, belliki simsiyah edecektir, değil mi? Kirletecektir. Yani bunu da düşünmek lazım. İnşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah Hocam. Programımız sona erdi.
ADNAN OKTAR: Ne güzel, hayır vardır. Yarın inşaAllah görüşürüz. Ben zaten biraz sonra gene başlayacağız, devam edeceğiz internetten.
SUNUCU:İnşaAllah Hocam. Harunyahya.TV sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv sitemizden ve Kahraman Maraş AKSU ekranlarından takip edebilirsiniz bizleri efendim. Hayırlı geceler diliyoruz. Harunyahya.tv’den devam edeceğiz inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...