SUNUCU: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv ekranlarından sizlerle birlikteyiz ve aynı zamanda Tv Kayseri ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Yanımda birbirinden kıymetli konuklarımız var. Tüm dünyada kitapları ilgi ile takip edilen yazar Sayın Adnan Oktar, hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk. Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun. Sizler nasılsınız?
SUNUCU: Elhamdülillah bizler de iyiyiz Hocam. Hocam, izin verirseniz gelen sorulardan biri ile başlamak istiyorum.
ADNAN OKTAR: Tamam başlayalım, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. “Pek saygıdeğer Hocam, siz ve bütün inananlar için dua ediyorum inşaAllah. Kendimle ilgili olarak imanın gerçek olup olmadığını nasıl anlarım? Yani Cenab-ı Allah’tan istediği gibi olup olmadığını, Allah esirgesin, nasıl anlarım? Hürmet, muhabbet ve dualarla, Rabbim sizi esirgesin inşaAllah kıymetli Hocam.” Kuzey, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Kuzey’in en dikkat edeceği şey samimi olmaktır. Yani Allah “Samimi olan kullarım kurtulur” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. Candan olmak. İnsanların hep sorunu vicdansızlıktır. Vicdansızlıktan da hep canı yanar. Mesela gergin yaşar, huzursuz yaşar. İnsan tam vicdanına uymuş olsa yani vicdanını baskı altına almazsa, ne yaparsa yapsın o tamamdır. Yani zaten dinin gereklerini o yapar, samimi ise. Ama samimi değil ise namaz kılsa da ibadet yapsa da ne yaparsa yapsın zaten geçerli olmaz. En çok üzerinde duracağı şey samimiyet. Kuran’da da tek bir ayet var zaten, tek bir açıklama vardır, Allah başka detay vermiyor, “Samimi olan kullarım kurtulur” diyor, o kadar. İnşaAllah. Kuzey’in de dikkat edeceği samimiyet, candanlık. “Nasıl bulurum?” derse, bak iki türlü Allah bize güç vermiş. Bir şeytanın vahyi vardır bize, şeytan bize vahyeder her gün her an vahyeder. Mesela iyi bir şeye karşı bize kötü gibi gösterir, kötüyü iyi gibi gösterir. Dürüstü yalancı gibi gösterir, yalancıyı dürüst gibi gösterir. Bir de Allah’ın vahyi vardır, ona vicdan denir. Hani vicdansız derler ya insanlar, vicdanını kullanmazsan. Eğer kendimizi vicdanımıza tam bırakırsak, Allah sürekli vicdan kanalı ile vahyediyor zaten. Yani sürekli vahyin altındadır insan. Dolayısı ile en güzel hareketleri yapar, en güzel konuşmaları yapar. Vahye uymadığı için, Allah’ın kalbine yaptığı vahye uymadığı için sıkıntı oluyor. O yüzden eli yüzü meymenetsiz insanlar ortaya çıkıyor böyle. O yüzden kargaşa çıkıyor. Mesela güzel cevap verebilecekken, şeytanın etkisi ile pis cevap veriyor, kötü cevap veriyor, candan hareket yapacakken. Onun için vicdanı iyi takip etmek lazım. Samimiyet demek, vicdanı güzel takip etmeye derler. Vicdanın çok güzel bir sesi vardır. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah, Peygamber Efendimiz (sav) zamanından örnek vereyim. Peygamber (sav) ile mücadeleye çıkmasını söylüyor, Peygamber (sav) hep birlikte Allah’ın dinini yayalım, anlatalım diyor sahabelere. Onlardan bir kısım münafıklar diyorlar ki, “Bizim evimiz açık” diyorlar. Yani, “eşlerimiz var, çocuklarımız var, kardeşlerimiz var, biz onlarla ilgileneceğiz, işimiz, gücümüz var. Onları halledersek, ondan sonra yanına gelebiliriz. Ama şimdi onları bırakıp, böyle bir şeye gitmek yakışık almaz. Yani önce aile her şeyin üzerinde biliyorsun” diyorlar Peygamber (sav)’e -haşa- akıl veriyorlar. “Biz bunu bir önce halledelim, ondan sonra senin dediğini yaparız” diyorlar. Allah da Kuran ayeti indirdi işte bununla ilgili. “Mallarınız” diyor Allah, “oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, babalarınız, içinde oturduğunuz beğendiğiniz evler, aşiretiniz, arkadaş çevreniz”, yani kimleri tanıyorsanız, bakın, “Allah’tan, Resulü (sav)’den”, yani Allah’ın elçisi, Allah’ın dinini tebliğ eden lider kimse, ondan “ve Allah yolunda mücadele etmekten”, yani Allah’ın dinini yaymak, insanlara güzelliği anlatmaktan, “daha sevimli geliyorsa size” diyor Allah, “bekleyedurun” diyor, çünkü zaten hayat çok kısa. Ne kadar bekleyecek? En fazla 3-5-10 sene bekleyecek. “O zaman Ben size cevabınızı vereceğim” diyor Allah. Yani bu dünyada cevabını tam, çabuk vermiyor Allah. Verir ama aklın ihtiyarini kaldırmayacak şekilde verir. Asıl cevap Ahiret’tedir. “O zaman ben size karşılığını vereceğim, açıklayacağım” diyor, ne anlama geldiğini. Çünkü “Benim yarattıklarımı, bana tercih ediyorsunuz” diyor. Yani, “Benim size beyninizde gösterdiğim görüntüleri, Bana tercih ediyorsunuz. Ben de ona göre size karşılık vereceğim” diyor. “Onlar Beni unuttu” diyor Allah, “Ben de onları unuttum” diyor ayette. Mesela bu samimiyetsizliğin bir uygulamasıdır bu, insanlardaki. Yani Allah’ı bu dünya çıkarlarına tercih etmemek, Allah’ı, Resulü (sav)’i ve Allah yolunda mücadeleyi. Hep sorun buradan çıkmıştır. Yoksa namaz kılmaktan, oruç tutmaktan, ibadet yapmaktan sorun çıkmamıştır. Münafıkların hepsi namaz kılar. Bütün münafıklar namaz kılarlar. Bütün münafıklar oruç tutar, zekat verirler. Yani bu, dinin ölçüsü bu olmaz. Münafık zora geldiğinde ortaya çıkar. Yani çıkarları ile çatıştığında münafıklığını ortaya çıkartır. Mesela Peygamber Efendimiz (sav) zamanında Sahabeler döneminde Dırar Mescidi’ni kurdular. Çok samimiyetsiz, çok sahtekar adamlar. Ayrı bir mescid, Peygamberimiz (sav)’in mescidi burada, onun biraz daha ilerisinde ikinci bir mescid kurdu münafıklar, yeni bir mescid daha kurdular, yeni bir bina. Peygamberimiz (sav)’i de, Sahabeleri de oraya davet ettiler. Siz gelin, biz burada daha güzel ibadet yapıyoruz, daha güzel namazlarımızı kılıyoruz, orası o kadar bereketli, iyi bir yer değil diyorlar, siz gelin, burada kılalım. Yani Peygamber (sav)’in bulunduğu yerin iyi olmadığı kanaatindeler. Bu bir sahtekarlık örneğidir. Mesela bunlara gelin Allah yolunda mücadele edin dendiğinde de, bakın takva adına ortaya çıkıyor önce, Sahabeleri beğenmiyorlar, Peygamber (sav)’in bulunduğu yeri beğenmiyorlar, o mescidi beğenmiyorlar, “bizim mescidimiz daha temiz, daha iyi, daha kaliteli, daha hoş, daha güzel anlatıyoruz burada, daha iyi ibadet yapıyoruz, buraya gelin” diyorlar ama sıkıştıklarında, mallardan, oğullardan, kardeşlerinden, işte eşlerinden, eşleriniz de geçiyor ayette, içinde oturduğunuz evlerden, yarım kalmasından korktuğunuz ticaretten diyor ayette, bunlardan ayrılamıyorlar işte. Bundan taviz veremiyor. Taviz de demeyeyim de Allah affetsin, yani bunu Allah ile karşılaştırdıklarında, Allah’ın istekleri ile karşılaştırdıklarında, Allah’ın talebini kabul etmiyorlar. Kendi isteklerini kabul ediyorlar. Sahtekarlık burada ortaya çıkar. Yoksa yani ibadet ile namaz ile hiçbir şekilde ayırt edilemiyor. Hatta Allah, “Onların namazları ancak bir gösteriştir” diyor, ayet var. Yani onlar ölçü olmuyor. Samimiyetin ölçüsü, insanın zorda kalmasında olur. Mesela farzedelim evleniyor adam, eşi kanser oluyor, adam boşuyor. Bu mesela bir zulümdür, çünkü Allah sana onu emanet vermiş. Zaten insan kanser de olur, hasta da olur, ölür de, yani bu ahlaka sığacak bir şey değildir. Çok samimiyetsiz bir harekettir ve çirkin bir harekettir. Bunun Ahiret’te karşılığı Cehennem olur, yani zulümdür bu. Çünkü evlenirken iyi günde de, kötü günde de dayanışma için evlenilir, Allah rızası için evlenilir. Allah’ın mazlum bir kulu. Sana Allah emanet vermiş, sen onu aldığına göre vefatına kadar sen onu korumakla mükellefsin. Orada bir garanti yok, yani eli yüzü düzgün olacak, hoş olacak, her yönden mükemmel olacak, o şartla evli kalacaksın diye bir konu yok. Onun hastalığında da, zorda kaldığında da onu korumakla mükellefsin. Bunun gibi çok fazla samimiyetsizlik örnekleri vardır. Samimi insan, mesela eşi sakatlanabilir, hasta da olabilir, o vefat edinceye kadar saygı ile onu korur, kollar ve onun uzun ömürlü olması için gayret eder. Çünkü uzun ömürde, hayırlı bir bakışla baktığımızda, hayır vardır inşaAllah, çünkü daha çok ibadet edebilir. Özetle, tabii bu çok genişletilebilir bu konu, hayattan da örnekler veriyorum. Allah’ın vahyine, kalbe verdiği vahye ve samimiyete tam uymak gerekiyor, özetle bunu diyebilirim.
SUNUCU: İnşaAllah. Hocam bir soru daha yönelteyim size isterseniz.
ADNAN OKTAR: Tamam, soralım.
SUNUCU: “Sayın Adnan Hocam, Cinler geçmiş ile bilgi verdiklerine göre, Mehdi (as)’ın geldiğini de varsayarak, Cinler Mehdi (as)’ın kim olduğunu ve nerede olduğunu bilirler mi?” Hakan Köksal soruyor.
ADNAN OKTAR: Bakın ben geçenlerde söyledim. Gitsinler, sorsunlar dedim, değil mi? Konuşsunlar dedim. Birçok kişiye de bu konuda sordum. “Ne diyor Cinler?” dedim. Benim duyduğum söylerler. Yani açık açık söyler. Cinlerin öyle bir şeyi yoktur, temkini yoktur. Ama şöyle sorsunlar. “Siz kime hüsn-ü zan ediyorsunuz?” şeklinde sorabilirler. Ama bu tabii delil olmaz yalnız. Eğer bir bilgi edinmek istiyorlarsa diye söylüyorum, yoksa hani Cinler bunu söyledi, artık bu kesin böyledir. Bu olmaz, Kuran’a göre de olmaz, akla göre de olmaz, çok mantıksız olur. Mehdiyet’in tek alameti vardır. İslam ahlakı dünyaya hakim olur, Hz. İsa Mesih (as) Mehdi (as)’ı imam yapar, namaz kılarlar birlikte, o zaman Allah-u alem herhalde Mehdi (as)’dır diyeceğiz, o kadar. Yoksa kesin öyle bir teşhisimiz olmaz.
SUNUCU: Yine Mehdi (as) ile ilgili bir soru yönelteyim Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, sor bakalım.
SUNUCU: “Çocukluğumuzdan beri büyüklerimiz bize Hz. Mehdi (as)’ı anlatıyorlar. Biz ailece Hz. Mehdi (as) hayranıyız. Hz. Mehdi (as)’ın geleceğine dair inancımız tamdır. Hocama saygılarımla bir soru sormak istiyorum. Bildiğimize göre Hz. Mehdi (as) bile kendisinin Mehdi (as) olduğunu bilmediği bir gece, Allah onu salih kıldı ve büyük bir güçle donattı. Bu geceden sonra kendisi Mehdi (as) olduğunu öğrenecek. Ancak bunu insanlardan gizlediği bilgisi doğru mudur?” Sabahattin Bezanlı, İstanbul’dan soruyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır. Bediüzzaman diyor, bakın, “Kendisi dahi, kendisini bilmez” diyor. Yani imtihan dünyasında Allah çok samimi bir ortam olması için bunu bu şekilde yaratmıştır, yani Mehdi (as) açısından. “Kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. “Yakın talebeleri, belki imanın nuru ile o eşhası Ahir Zamanı tanırlar” diyor. Yani imanın nuru ile tanınır. Tanınıyor. Nasıl tanınıyor? Allah-u alem o diyorsun. Ama hüsn-ü zan ediyorsun. Yoksa bu insan Cennetliktir, kusursuzdur, evliyadır, bunu diyemeyiz yani. Her insan Cehenneme de gidebilir, Cennete de gidebilir ama hissedilir. Mesela ben Bediüzzaman’ı o zaman görseydim, ben derdim. Bu insan veli şahıs derdim, yani bu asrın müceddidi derdim ve hakikaten hizmetine de talip olurdum. Yani vicdan meselesidir bu, vicdanla anlaşılır. Mehdi (as) konusunda şöyle yapsın kardeşlerimiz. Mehdi (as)’ın karşıtı olan düşünceye karşı tavır alsınlar, bir kere samimiyetsizliğe karşı tavır almaları lazım, yani samimi olmayan düşünceye karşı. Sürekli samimi yaşayarak örnek olabilirler bir, yani fiili yaşama. İkincisi Darwinist, materyalist, ateist felsefeye karşı ilmi mücadele yaparak olur. Ona karşı akılcı bir çalışma yapmaları lazım. Bir de çok sevecen olmak, yani herkesi sevmek, Müslümanları da sevmek, Hıristiyanlara karşı da şefkatli olmak. Özellikle Museviler, mesela çok eziliyorlar o insanlar, onlara karşı da çok şefkatli davranmak ve ezilen her türlü Müslümana karşı sevgi göstermek. Mesela Filistin olsun, Afganistan olsun, Irak olsun, oradaki insanlara karşı desteğini, sevgisini bir şekilde belli etmek. Mesela bir internet mesajı olabilir, bir mektup bile yahut bir gazeteye gönderilen bir yazı, yani destek mesajları çok önemlidir. Bunlar çok güzel olur. Etrafında öyle konuşabilir, fısıltı gazetesi çok hayati bir şeydir. Mesela bir ev toplantısında bir şeyi anlattığınızda iyi, vurgulu anlatırsanız, gider o ona anlatır, başkasına anlatır. Yani kulaktan kulağa bilgi Mehdiyet’in en önemli silahlarından bir tanesidir, manevi silahlarından. O kulaktan kulağa herkese yayılır. Şimdi mesela biz Mehdiyet’i anlatıyoruz, ama halkın çok büyük bir bölümü, sağolsun Cübbeli’nin de çok büyük faydası oldu tabii, yani yüz misli denilecek derecede anladılar, fark ettiler. Eskiden böyle değildi. Bir de bu konudan korkuldukça, kaçıldıkça şahıslar, daha da gelişiyor. Mesela bakın Habertürk televizyonunda dün, Cübbeli çıkar çıkmaz hemen bu konudan başladı dikkat ederseniz, yani ana konusu bu. Dönüp dolaşıp bu noktaya geliyor. Yani bilinçaltındaki en güçlü duygu olduğu anlaşılıyor, Ahir Zaman ve Mehdiyet.
Mesela bak Cübbeli çok dikkatimi çeken bir konuşma yaptı. Dedi ki; “biz daha Ahir Zamana girmedik, daha bir şey yok dedi dünyada, yani bir fitne, fücur hiçbir şey yok” diyor. “Gayet güzel dünya” diyor. Çünkü o bulunduğu camide, hakikaten herkes sağlıklı. Cübbe ile namaz kılıyor, bir şey yok. Yani orada Fatih semtinde de bir şey yok gibi görüyor, yani dünyayı o kadar görüyor olabilir. Televizyon seyretmiyor çünkü. Gazete de okumuyor. Herkese de “okumayın” diyor zaten, “siz de televizyon seyretmeyin” diyor, “ben de seyretmeyeyim televizyon. İnternete de girmeyin, girerseniz sadece benim konuşmalarımı dinleyin” diyor. Böyle bir dünyada adam dünyada fitne var mı, dünya fesada gitmiş mi nereden bilsin? Yani nasıl farkına varsın? Yani dünyada kan gövdeyi götürüyor, mesela Afganistan işgal edilmiş, Irak işgal edilmiş, dünyanın her yerinde Müslümanlar ezim ezim eziliyor, Filistin’de, değil mi, Müslümanlara göz açtırmıyorlar bütün dünyada. Her yerde ızdırap çekiyorlar dünyanın dört bucağında. Bunlardan haberi olmadığı anlaşılıyor. Ayrıca Hıristiyan aleminde de ateistlik, dinsizlik almış başını gidiyor. Darwinist, materyalist felsefe bütün üniversitelere hakim. Yani halk tabanında eridi ama üniversitelerde hakim. Uyuşturucu, alkol ve her türlü sapkınlık dünyada çığ gibi yayılmış durumda. Ama Cübbeli’nin bunlardan haberi yok, yani olamaz da zaten, bu sistem ile nasıl olsun? Dolayısı ile teşhisi de yanlış. Yani görmediği, araştırmadığı bir şeyin hükmünü vermesi de yanlış. Çünkü kesin talimatı var, “televizyon seyretmeyeceksiniz” diyor. “Televizyonu da eve sokmayacaksınız” diyor, tamam, adam sokmuyor. “İnternete de girmeyin, girerseniz sadece benimle ilgili kısma gireceksiniz” diyor. Değil mi? Gazete de okunmayacağına göre, “başka kişilerle de görüşmeyin” dediğine göre, o zaman tek yanlı küçük bir dünya görünmüş oluyor. Evinin tavanını görüyor, evinin döşemesini görüyor, bir de karşısındaki insanları görüyor. Dolayısı ile teşhisi yersiz ve yanlış. Ahir zamanın en büyük fesadı dönemindeyiz biz. Yani kan gövdeyi götürüyor. Dünyanın her yerinde cinayetler işleniyor, insanlar ızdırap içerisinde, manevi çöküntü şiddetli, uyuşturucudan ve diğer alkol türü maddelerden ölen insanların haddi hesabı yok. Dolayısı ile bu sözü geçersiz. Ayrıca Mehdi (as) ile ilgili sözlerine de geniş geniş cevap verdiğimiz için, yani şu an isterseniz tekrar da edebilirim ama halk bunu biliyor. Fakat şimdi bana bir cevap hakkı doğdu. Bir ara tabii detaylı olarak cevap vermemiz gerekecek. Çünkü bir hayli konu var cevap vermemiz gereken. Bu konu bu kadar.
SUNUCU: Başka bir soruya geçmemi ister misiniz?
ADNAN OKTAR: Rica edeyim.
SUNUCU: “Sevgili Hocam selamlar.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “İnsanın yaratılışı fıtratı konusunda bilgi verebilir misiniz? “De ki: Herkes kendi yaratılışına, fıtrat tarzına göre davranır. Şu halde kimin daha doğru yolda olduğunu Rabbin daha iyi bilir.” İsra Suresi, 84. ayetin açıklamasını yapabilir misiniz? İnsanın kendi yaratılış fıtratını, imtihanı zorlaştırıp daha makbul kılan veya kolaylaştırıp makbuliyetini azaltan bir durum olabilir mi?” Gül Yılmaz, İstanbul’dan soruyor.
ADNAN OKTAR: Ben etrafımdaki insanlardan bakıyorum, mesela bak sizlerde de görüyorum. Mesela burun, kaş, göz, ağız herkeste çok farklı, hiçbir insan birbirine benzemiyor. Yani milimetrik hacim farklılıkları var yüz dokusunda, yüzdeki organlarda. Fakat olağanüstü farklılar. Bir de ruh farklılığı var, kişilik farklılığı var. Yani hiç alakası yok insanın birbiri ile o çok büyük mucize. Mesela senin kendine has bir fıtratın var, hiç kimseye benzemiyor, tamamen orijinal, sana mahsus. Mesela bak Burcu’nun kendine has bir fıtratı var, hiç kimseye benzemez. Efendim bu sevimlinin de öyle, kendine has bir fıtratı var, bir evin bir kızı. Annesi de çok seviyor, annesi çok hanım bir annemiz, bayağı güzel huylu. Ama buna sevgisi çok hoşuma gitti, acayip seviyor. Mesela ben arkadaş çevreme de bakıyorum, çok çok farklılar ve o müthiş bir zenginlik meydana getiriyor. Allah istese hepsini aynı yapabilirdi. Tipleri de aynı, mesela böcekler, hayvanlar hep birbirlerinin aynı oluyorlar. Mesela ne bileyim, Sibirya Kurdu var, tıpkısının aynısı, hepsi birbirinin aynı. Mesela aslanlar birbirinin aynı, kaplanlar birbirinin aynı, balıklar birbirinin aynı. Huyları da birbirine çok benziyor, aynı yani. Merakları, düşünceleri, mesela bütün aslanlar aynıdır, aynı kafadadırlar. İnsanda Allah zenginlik meydana getirmiş, o bizim sıkılmamamız için, hoşnut olmamız için yaratılmış bir nimet, bir güzellik. Çünkü biz zenginlik ararız. Yani insan monotonluktan hoşlanmaz, sabitlikten hoşlanmaz, değişiklik ister. Hatta hayatı da insan her gün zenginleştirir. Yani monoton hayatı, aklını kullanmayanlar devam ettirebilir ama aklını kullananlar hayatını da zenginleştirir. Mesela her gün hayatına bir renk katabilir. Yani hem kişiliği farklıdır oradan, mesela Cennet de öyle. Hiç monotonluk yoktur Cennet’te. Her gün bir sürpriz vardır Cennet’te, her gün bir yenilik. Mesela yüz de, insanın yüzü sürekli değişiyor Cennet’te, monotonluk olmaması için. Mesela insan beğendiği bir yüzle karşılaştığında Cennet’te, o anda diyor hadiste, hemen kendi yüzü de o şekle girer diyor, beğendiği yüz, dışarıda birisini gördüğünde. Yani bunun önü sonu gelmiyor tabii. O başka türlü olmasını istiyor, o başka türlü olmasını istiyor, bu sonsuza kadar devam edecek. Allah’ın gücünü gösterdiği bir sistemdir. Allah burada, dünyada da gücünü gösteriyor ama tabii sınırlı gösteriyor burada. Cennet’te ucu bucağı yoktur. Mesela kokular sürekli değişir. Mesela biz yedi renk biliyoruz, mesela 70 renkten bahsediliyor Cennet’te. Mesela hiç bilmediğimiz renkler göreceğiz. Yani kırmızı gibi, yeşil gibi böyle ana renkler ama şu an bilmiyoruz bu ana renkleri. Bizim bildiğimiz bu kadar yani, değil mi? Dünyada araştırsak da, ne yaparsak yapalım başka bir renk bulamıyoruz. Ama var mesela, çok fazla ana renk var. Mesela bizim müzik olarak bildiğimiz belirli işte müzik aletleri var. Onlarla sınırlı işte bizim müzik. Mesela Cennet’te bizim hiç bilmediğimiz müzikler var. Mesela tatlar var, hiç bilmediğimiz tat, mesela ekşi gibi, tatlı gibi. Bizim için ana tatlar, mesela acı, ekşi, tuzlu böyle ana tatlar, onun gibi ana tatlar var Cennet’te. İlk defa karşılaşacağız. Bilmiyoruz. Ama bu dünyada Allah işte bizim vicdanımızı kontrol ediyor. Yani nankör müyüz, değil miyiz? Çünkü beynimizin içinde ışıl ışıl bir dünya var. Beynimizin içinde şu an görüyoruz, pırıl pırıl bir dünya var. Mesela çay içmek istiyoruz, Allah bize çay içiriyor. Yemek yemek istiyoruz, beynimizin içinde yemek yediriyor. İstediğimiz hemen hemen her şeyi veriyor. Ama dünyada tabii Cehennem şartları da vardır, imtihan gereği olarak. Yani yarı yarıyadır aşağı yukarı. Cehenneme ait alametler de vardır. Mesela insanın aczi, zorluklar, insanın karşılaştığı ürkütücü olaylar, acılar da imtihanın bir bölümüdür. Biz onun için iyilerle, kötüleri görerek, onun içerisinde olgunlaşıp, en güzeli, en doğruyu bulmayı öğreniyoruz. O arada da kendimizi sevmeyi öğreniyoruz. Güzel ahlaklıysak biz kendi kendimize şahit oluyoruz. Allah diyor Ayette, Kuran’da, şeytandan Allah’a sığınırım, “her nefis kendisi için bir basirettir” diyor, “ne kadar mazeretini öne sürse de” diyor. Bakın, “her nefis kendi için,” yani bir insan kötüyse kendini mutlaka biliyor. Bakın ayet çok açık, “her nefis kendisi için bir basirettir” yani bilgi sahibidir diyor. “Ne kadar mazeretini öne sürse de” diyor. Mesela hırsızlık yapan diyor ki; “ihtiyacım vardı da ondan yaptım,” diyor. O mazeretin geçersiz olduğunu bilir hırsızlık yapan. Onun için o geçersizdir. Zaten “nefsi bilir” diyor Allah ayette. Veya yalan söylüyor, ama “zaruri olarak yalan söyledim,” diyor. Halbuki hiçbir gerekçesi olmamış oluyor yalan söylerken. Onu da Allah kabul etmiyor. Yani bizim alabildiğine dürüst olmamızı istiyor. Tam dürüst olanlar, salih kullar işte, onlar Cennete gidiyorlar. Orada özel bir terbiye almalarına gerek kalmıyor artık. Çünkü biz bu ruhla gideceğiz. Orada münasebetsizlik yapmıyor. Densiz hareketler yapmıyor. Güzel olgun hareketler yapıyor. Onun için Kuran’da, Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey mutmain olmuş nefis” diyor, bak itminana kavuşmuş, dengelenmiş, sakinleşmiş ve çatışması olmayan nefis, “Ben senden razı olarak, sen benden razı olarak Cennetime gir, salih kullarımın arasına gir” diyor. “Onların arasına karış” diyor Allah. Cennet’te herkes böyle kafa dengidir yani. Kafa dengi demeyeyim, Allah affetsin, o pek olmadı. Yani ruhu uygundur birbirlerine, kişilikleri çok uygundur. Çok kolay anlaşırlar. Mesela güzel ahlaklı insanla insan nasıl kolay arkadaş olur. Hiç sıkıntı çekmez. Mesela psikopatla arkadaş olamaz bir insan. Kasılır kalır, hatta yanında bile durmak istemez, çok bunalır. Ama mesela güzel ahlaklı olduğunu anladığında insan, bakar, “bu güzel ahlaklıya benziyor” der. Bir de konuşursun, bakarsın, hakikaten güzel ahlakı. Denersin, tavırlarına bakarsın, yine güzel ahlaklı, onunla samimi arkadaş olursun o zaman. İşte Cennet’te hiç buna ihtiyaç kalmıyor. Zaten çok şahane arkadaşlar. Selam, Aleyküm selam deyip sarılıyorsun. Çünkü hepsi eğitimden geçmiş, Allah’ın garantisi altında olan insanlar. Allah garanti veriyor yani. Çok mükemmel, onun için Cennet’e koymuş zaten Allah. Bir de diyor Allah; “kalplerinde kinden, hasetten ne varsa hepsini alacağım” diyor. Yani “kıskanma duygusunu da alacağım” diyor. Haset de yok. Kin de yok. Yani kalplerinde öyle bir şeytani gerilim de hissetmiyorlar, kafaları tam rahat. Herkes güzel ahlaklı. İlk hoşuna gidecek şey, bakacak ki uykusu gelmiyor. Bu çok hoşuna gidecek. Bir türlü gelmiyor uykusu. Bakıyor bir türlü kirlenmiyor. Yani yıkanmasına ihtiyaç yok. Bunları gördükçe müthiş zevk alacak, dünyayı hiçbir şekilde unutmaz insan. O gün gibi sürekli hatırlayacağız biz dünyayı. Mesela on milyonuncu senede olsa bile o gün gibi hatırlarız ki Cennet’ten zevk almamızı sağlayacak bir sistemdir o. Mesela hasta olmadığımızı görmek, yorulmadığımızı, mesela “onlara yorgunluk yoktur” diyor Allah Cennet’te. Adam koşuşturuyor, mesela geziyor falan, hiçbir şekilde yorulmuyor. Cennetin bağlarında, bahçelerinde akşamdan sabaha, sabahtan akşama sürekli geziyor. Koşturuyor. Hiçbir şekilde yorulmadığını görüyor. O onun tabii çok büyük zevk alıyor. İnsanlar şimdi mesela süratle koşsa veyahut çok fazla iş yapsa yoruluyor. Bitap düşüyor hatta baygın düşüyor böyle. Orada onun olmadığını görmek ona çok büyük zevk verecek. Mesela yine devam ediyor, yine yorulmuyor, yine devam ediyor, yine yorulmuyor. Dünyayla kıyasladıkça müthiş zevk alıyor. Dünyada da kıyaslayacağı o kadar çok şey oluyor ki bir tane, iki tane değil. Mesela her gün saçını taraması gerekiyor. Cennet’te saçını taramasına gerek yok. Her gün makyaj yapması gerekiyor mesela hanımların, makyaj yapmasına gerek yok, doğal makyajlı Cennet’te. Hiçbir şekilde bakım yapmaya ihtiyaçları yok. Mesela dişini yıkamasına ihtiyaç yok. Yani mesela ilaç kullanmasına ihtiyaç yok. Bu acze ait her şeyin eksildiğini gördükçe, yani olmadığını gördükçe onlardan ayrıca zevk alıyor mümin. Yani nimetten doğrudan zevk almanın dışında, daha önce karşılaştığı olaylarla karşılaşmamaktan çok zevk alıyor. Hz. Adem (as)’ın böyle bir durumu yoktu, o yüzden biraz biliyorsunuz oradaki tavrı uygun olmadı, yanlış yaptı. Ne Cehennem’i biliyordu o zaman, ne de dünyadaki aczi biliyordu. Daha şeytanın ilk ifasında hemen kabul etti. Fazla şey yapmadı mesela. Şeytanın psikopatlığı da orada ondan, şımarıklığının nedeni de o. Yani ne acıyla karşılaşmış, ne Cehennem’i biliyor, ne olaylarla karşılaşmış. Yani klasik züppe ve psikopat ruhunu temsil eder şeytan. Yani böyle densizlik ve romantizmin böyle delice karanlığını gösterir. Mesela çok romantik ve deli bir ruha sahip, psikopat bir ruha sahip. Mesela diyor ki Allah’a; “ben Sana inanıyorum” diyor, “Sana sevgim de var” diyor, “ama Sen hata yapıyorsun,” diyor Allah’a, “Beni Sen ateşten yarattığın, onu topraktan yarattığın halde ve onun kötü olduğunu bildiğin halde, insanların yanlış olduğunu bildiğin halde, benim ona secde etmemi istiyorsun,” diyor. “Ben sana ispat edeceğim” diyor. Bakın yani tam böyle züppe, psikopat ve karanlık ruhun bir yansıması. “Bana süre ver” diyor. “Bu insanların ne kadar anormal olduğunu sana göstereceğim,” diyor ve “Senin hata yaptığını sana göstereceğim” diyor Allah’a, -haşa- Allah da “sana süre verildi,” diyor. “Sana salih kullarıma karşı bir etkilenmeme özelliği meydana getirdim” diyor. “Sen salih kullarımı etkileyemezsin” diyor Allah. Ama “sana kim uyarsa seni ve sana uyanları Cehenneme koyacağım” diyor. Ama şunu da unutmamak lazım, tabii bunun bir de derinlik yönü var. Şeytanı yaratan da Allah’tır ve ona bütün gücü ve konuşmayı veren de Allah’tır. Bağımsız bir şeytan inancı çok yanlış olur, çok akılsızca olur. Şeytanın her kelimesini yaratan Allah’tır. Onu imtihan kastıyla, bir hikmetle yaratmıştır. Bunun da bilinmesi gerekir. Mesela şeytan en sonunda diyor, “ben sizi çağırdım, benim size bir etkim yoktu. Siz çağrıma uydunuz. Ben Allah’tan korkarım” diyor. Bir anda tavır değiştiriyor şeytan. Yani “siz kendiniz yaptınız” diyor ve onları ortada bırakıyor. Ama tabii bunu yapmış olması onu Cehennem’den kurtarmaz. Ama tabii Allah’ın bir batın ve derinlik yönü vardır. Ledüni yönü vardır. Ben şu kadarını söyleyeyim ki şeytana bütün gücünü veren Allah’tır ve imtihanda da mühim bir vesiledir şeytan. Mesela bizim nefsimiz de var. Nefsimiz devreye girdiğinde eğlenebilmek için insanlar hep vicdanını aniden baskılarlar. Mesela kötü bir şey yapacağı vakit, “yapayım gitsin ya ne olacak” der. “Sonra düşünürüz” der veya “tevbe ederim” der. Ve yapar orada yine öyle “sonra düşünürüm” der, “aklıma fazla takmayayım, hemen yapayım” der ve yapar. İşte bunların birikmesinde vicdansızlık oluşuyor. Allah diyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlar büyük günahlarda bile bile ısrar etmezler” diyor Allah. Mümin alametidir, hata yapsa bile mümin ısrar etmiyor. Yani Allah’tan korkar, çekinir ama çekinmemek tabii çok anormal bir hareket. Genişletebilirim ama bu kadar yeterli herhalde. Başka sorun varsa yine sorabilirsin.
SUNUCU: “Değerli Hocam, Yiğit Bulut’un programını izledim ve en çok ilgimi çeken şey Yiğit Bey’in sorduğu soruya Cübbeli’nin heyecanlı bir biçimde, “Mehdi (as) daha gelmedi, ahir zaman daha bu zaman değil ve çok ileride gelecek” gibi izahlarla cevap vermesiydi. Yani soru ne olursa olsun, Cübbeli’nin cevabı Mehdi (as) daha gelmedi olacaktı sanki. Bir de böyle bir soruya böyle bir cevap verilmesinin arkasında müthiş bir panik sezdim Hocam. Acaba sizce bu paniğin sebebi artık Cübbeli’nin Hz. Mehdi (as)’ın varlığından kesin emin olması mıdır?” Serdar Yavuz.
ADNAN OKTAR: Yani Serdar’ın sözü doğru, çünkü ben daha önce de söyledim. Bakın sırf İstanbul’da binlerce taraftarı olan, birçok Mehdilik iddiasında bulunan kişi var. Çok aleni, açık, net söylüyor. Televizyona da çıkıyor söylüyor yani adam. “Ben Mehdi (as)’ım” diyor ve “beni nasıl fark etmezsiniz siz” diyor. Hakikaten de çok fazla taraftarı var. Açık açık söylüyorlar. Mesela açıkça söyleyeyim, İskender Evrenesoğlu çıkıyor televizyonda, söylüyor adam. Belki bir cezbe halinde, belki Mehdiyet makamına girdi o tarikat sarhoşluğu içerisinde, manevi cezbe içerisinde diyelim, bunu söylüyor olabilir, o zaten sorumlu da olmaz, sarhoşluk hali varsa, manevi sarhoşluk hali varsa sorumlu olmaz. Ama etrafındaki insanlar sorumlu olurlar. Çünkü Mehdilik iddiasını kimse yapamaz. Alenen yapıyor ve yıllardan beri devam ediyor. Mesela Bediüzzaman Hazretleri hakkında da Mehdilik açık açık söyleniyor, biliyorsunuz. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri de talebeleri tarafından Mehdi (as) olarak bilinir. Ben saygı duyarım inançlarına karşı. Hemen hemen birçok cemaat de açıkça, aleni olarak dergilerinde, kitaplarında falanca kişi Mehdi (as)’dir der, anlatırlar. Ve Cübbeli de bunları çok iyi bilir. Bakın sırf Türkiye için söylüyorum. Arabistan’da ayrı var, Fas’ta var. Cezayir’de, Libya’da, her yerde var. Ve on binlerce, milyonlarca taraftarları var. Bunların hiçbirinden panik olmayıp da yani geceli gündüzlü adın ne desen, Mehdi (as) gelmeyecek demesi. Bence bilinçaltında Mehdi (a.s)’ın geldiğine samimi kanaati geldiğini gösteriyor. Ama yine benim düşüncem o çocuksu bir dünya kurmuş kendine daha önce, o çocuksu dünyasının yıkılmasından korkuyor ve itibarının sarsılacağından da endişe ediyor. Bir de böyle vakalarda biraz çocuksu bir düşünceyle ağrına gider. Ben niye ben Mehdi (as) değilim de bir başkası oldu gibisinden. Yani bu geçmişte de olmuştur. Hatta Peygamber Efendimiz (sav)’e de Peygamberlik geldiğinde, Cübbeli’yi tenzih ederim de, Mekke müşrikleri niye iki büyük şehrin büyüklerinden birisine gelmedi de işte Ebu-l Kasım’ın yetimine geldi diye, Peygamber Efendimiz (sav)’i öyle kendilerince hitapla karşılıyorlardı. Bir ihtimal oradan da ağrına gitmiş olabilir. Ama Cübbeli’de asıl şu oluyor. Sen iyi Hocasın denmesi için elinden gelen her şeyi yapıyor gibi görünüyor. Yani uslu Hoca, iyi Hoca, herkesle uyumlu Hoca, her tarafa eğilimlidir, işte su gibidir, bardakta su nasıl şekil alırsa o da hemen şekil alır gibisinden. Dikkat ederseniz yok yok Cübbeli’de. Yani ne derseniz her şekle giriyor aşağı yukarı. Mesela karşı olduğunu söylediği bir konu var. Açık açık söyledi. “Ben şöyle bir konuya karşıyım” dedi. Halbuki bakın, ben söylemeyeceğim o konunun ne olduğunu çünkü konuşması şu an kendi internet sitesinde duruyor. Bakın, kendi internet sitesinde duruyor şu an. O kadar çocuksu, öyle diyeyim ve bu kadar da düşünemiyor. Bakın çıktı televizyona dedi ki, “ben şu konuya şiddetle karşıyım” dedi. O konuyu şiddetle savunduğuna dair ve desteklediğine dair konuşması var ve duruyor şu an internette. Haberi yok. Ben indirttim internetten, kaldırır belki diyerek internetten. Çünkü farkına varırsa kaldırır dedim ki kaldırması da gerekir artık. Yani zannediyorum. Yani uzun uzun, ballandıra ballandıra savunuyor. Bakın şiddetle karşıyım dediği bir hususu ballandıra ballandıra, detaylar vererek, coşkuyla savunuyor. Desin ki; “yok öyle bir şey” desin. Bak ben milletin önünde onu mahcup etmek niyetinde değilim. Talebelerinden birini getirsin, dinleteyim. Yahut ona da gerek yok, linkini vereyim kendi sitesinin, ne gerek tabii. Eğer kaldırmazsa kendi sitesinin linkini vereyim, oradan dinlesin. Yani orada bir şirinlik gösteriyor böyle. Şirin işte mülayim, zararsız bir insan -tabii zararsızdır inşaAllah. Fakat ben birçok konuda samimi konuşmadığı kanaatindeyim. Yani mesela Mehdiyet konusunda da bu paniği ben hiç normal karşılamıyorum. Bir kere Mehdi (as)’ın eşgalini değiştirmeye kalkıyor artık paniğin şiddetinden. Mesela diyor ki, “koyu esmerdir,” diyor. Yani zenci gibidir diyor. Halbuki Peygamber Efendimiz (sav) de, Mehdi (as) da aynı soydan, Peygamberimiz (sav)’in torunu zaten. Her ikisi için de aynı ifade kullanılıyor. “Arabidir” diyor “rengi arabidir.” Peygamberimiz (sav) rengini Arabi açıklıyor, “kırmızıya çalar beyazdır” diyor. “Koyu esmerdir” demiyor. Niçin panik oluyorsun? Mesela Mehdi (as)’ın burnu küçük ve kalkık küçük bir burnu vardır, diyor. Klasik herkes bilir bunu, ünlüdür yani Mehdi (as) burnunun küçük olduğu. Mehdi (as)’ın burnunu uzattı aşağıya doğru böyle ve inceltti ve uzattı. Hayır, olabilir o da Allah’ın yarattığı öyle bir şey ama değil yani eşkal bozuyor. Mesela Mehdi (as)’ı böyle naif bir insan haline getirdi. Halbuki Mehdi (as) klasik özelliği Ben-i İsrail özelliğindedir. Çok fazla hadis var. “Heybetli ve acar” diyor. Omuzları, alnı bütün boydan boya geniştir Mehdi (as). “Karnı da geniştir,” diyor Peygamber Efendimiz (sav), “uylukları da geniştir,” diyor. Bakın detay var. Yani zaten oransız bir genişlikte olmaz. Bir insanın omuzları genişse, karnı genişse bütün vücudu geniştir, dolayısıyla da alnı da geniş. Zaten Hadisin akışından anlaşılıyor. Bütün vücudun boydan boya geniş olduğu. Yani bunun anlaşılmayacak bir yönü yok. Bir de bir tane, iki tane, on tane hadis yok bu konuda. Çok fazla hadis var. Mesela bak bunu anlamazlıktan geliyor ve “zayıf ve naif bir insandır” diyor, değil halbuki. Hz. Ali (r.a.) de çok iri ve yapılıydı, Peygamberimiz (sav) de çok iri ve yapılıydı. Mehdi (as) de iri ve yapılıdır. Hz. Musa (as) da iri ve yapılıydı. Sadece Hz. İsa (as) naiftir, yani kibar vücutludur. Yani atletik yapılıdır. O da yine normal yani. Atletik derken tabii çok zayıf anlamında değil yani, normal anlamda. Ama mesela Hz. Ali (r.a.) olsun, Peygamberimiz (sav) olsun, çok dolgun ve iri görünümlü. Yani güçlü, adaleli vücuda sahipler hepsi. Mesela bu dünyanın ömrüyle ilgili hadisi kapatması, çıktı Habertürk programında, “7000 yıllık dünyanın ömrüyle ilgili ne hadis vardır, ne ayet vardır” dedi. Net konuştu. “Böyle bir şey yoktur” dedi. Sonra ben çıktım, Suyuti’den ispat ettim. “Bak 8 tane hadis var, sen bunları reddediyorsun herhalde” dedim. Sonra bir dahaki programa çıktı dedi ki; “evet bir hadis var” dedi ve Arapçasıyla söyledi. Kardeşim yani ne gerek böyle yalan söylemeye? Belli ki ortaya çıkacak, yani niçin böyle şeyler yaparsın? Çocukça bir hareket bu, değil mi? “Hadis vardır fakat bu hadisten hesap çıkmaz” dedi. Peygamber (sav) bir rakamı niçin verir hesap çıkmayacaksa? “Dünyanın ömrü” diyor ki “7000 yıldır.” Yani muhtemelen Hz. İbrahim (as)’ın hicretinden itibaren bir tarih, takvim almış Müminler o devirde. Bu 7000 yıllık bir takvim. “Ben bu 7000 yıllık takvimin” diyor, “5600 senesi içerisindeyim.” Yani “5600 sene geçti” diyor. 7000’den 5600’ü çıkardığımızda kaç kalır? 1400 kalır, değil mi? Bu bir hesaptır. Mesela bak, bu da bir yalan olmuş oluyor o zaman. Yani 7000 ile 5600’ünden çıkmasından hesap olmaz olur mu? Oluyor. Çok net hesap olur. Ve bunu kim diyor, biliyor musunuz? İmam-ı Hanbel söylüyor, hem hadis imamı, hem mezhep imamı. Yani o kadar sağlam kaynak. Yani inkar edeceği gibi de değil. Dolayısıyla milletin gözünün içine baka baka doğru konuşmamak çok anormal bir hareket. Bir de nereye kadar götüreceksin sen bunu? Buna benzer mebzul izahları var. Sürekli düzeltiyorum. Bediüzzaman’ı önce böyle anormal bir insan göstermeye kalktı. Sebebi de şuydu, Habertürk’te de Bediüzzaman’ın üzerine gittiler o dönemde, yani onun aleyhinde bir program oldu. Bediüzzaman, Mehdi (as)’ı çok iyi savunan, bu devirde Mehdi (as)’ın geleceğini anlatan bir insan. “Benden bir yüz yıl sonra gelecek Mehdi (as)” diyor. Ve açıkça şunu da söylüyor; “Ben Mehdi (as)’ın pişdar, öncü bir neferiyim. Ona ortam hazırlıyorum” diyor. Onun hizmetindeyim ben diyor ve “benim geliş amacım” diyor, zaten kendi diyor, “anladık ki biz bu vazifemizle o kutsi çiçeklere zemin izhar ediyoruz.” Yani Mehdi (as) ve talebelerine zemin izhar ediyoruz diyor. “Benim faaliyetimin amacı bu” diyor. Şimdi amaç bu olunca bunun ekarte edilmesi gerekir tabii, böyle bir insanın ortadan bir nevi kaldırılması lazım. Habertürk’teki izahtan tabii halk o kadar etkilenmez. Daha etkili olacak düşünen, yani daha sözüne güvenilir olduğunu düşündükleri Cübbeli’yi çıkarttılar. 30 hususta diyor, aşağı yukarı yanlış aklımda kalmadıysa. Ehl-i Sünnete uymadığına dair bana bilgi geldi dedi. Kardeşim 30, zaten çok yüksek bir oran yani. 30 hususta uymuyorsa Bediüzzaman, bitmiş zaten öyle bir alim kalmamış oluyor. Öyle bir kişi kalmamış oluyor. Nitekim ben eleştirdikten sonra, yaptığı hataları ona anlattım televizyonda, birçok kere izah ettim. Sonra gitti özür diledi, Bediüzzaman büyük alim dedi, hata yaptım dedi. Bu programda da çıktı, yine Nur talebelerinden de özür diledi, herkesten özür diledi. Hata yaptığını kabul etti, güzel. Hatadan dönmek güzel bir şeydir. Ama ya itiraz etmeseydik, ya ispat etmeseydik. Bak o 7000 yıl da kalacaktı öyle. Bediüzzaman ile ilgili sözü de kalacaktı ki o iftirası, o da üstünde kalacaktı. Ve söylediği hemen hemen her yanlış kalmış olacaktı. Her ortaya koyduğu yanlış düşünceyi temizledik. Sürekli sözünü geri kalıyor, bir tane iki tane, on tane değil, yani çok fazla oldu. Mesela Alevilerle ilgili de artık güzel konuşmaya başladı. Önce daha değişik konuşuyordu, şimdi güzel konuşmaya başladı. Bu da güzel bir gelişme. Atatürk’ün dindarlığını da birçok dindar kardeşimize naçizane bizler öğrettik. Cübbeli de bu konuyu bizden öğrendi. Ondan sonra üslubuna çok güzel yerleşti. Güzel anlatıyor, bu yönü de çok güzel. Başka yönlerde de düzeleceğini umuyorum tabii, yani bizim amacımız tahrip etmek, işte aşağılamak kötülemek değil, iyi olmasını sağlamak, doğru olmasını sağlamak. O yönde gayretimiz devam ediyor.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. “Kosova’dan selamlar.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Adnan Hocam’a kucak dolusu sevgiler sunuyorum. Hocam Arnavutluk ve Kosova’da derin bir Darwinist ve komünist düşüncesine sahip insanlar var. Sizce geçmişteki Balkanlar’daki savaşların asıl nedeni, yine Darwinist, komünist sistemi olabilir mi?”
ADNAN OKTAR: Tabii ki orada, bir kere şunu söyleyeyim. Cübbeli’ye göre zaten öyle bir fitne yok. Balkanlar’da falan öyle bir kan da akmadı. Arnavutluk’ta böyle olaylar da olmadı. Darwinistler de yok, savaşlar da yok. Darwinist, materyalist sistem de yok zaten. “Darwinizm konusunda ne diyorsunuz” dediler. Sakalını kaşımaya başladı şöyle haşır haşır haşır başladı. “Evrim ne ki?” falan dedi böyle. Bayağı şaşırdı yani, “ne, nasıl, evrim mi var ki yani nereden çıktı” yani. Yani şimdi evrimden bile haberi yoksa dolayısıyla tabii o konulardan da haberi olmamış oluyor. Dolayısıyla da her yer süt liman sakin, “ne var ki” diyor. Ama bize göre çok büyük olaylar var ve dünyada ahir zaman bütün şiddetiyle yaşıyor. Ve dünyayı fitne kaplamış durumda ve ahir zamanın en büyük fesadı zamanındayız. Bunu kim söylüyor? Asrın müceddidi Bediüzzaman söylüyor. 13. yüzyılın müceddidir, o söylüyor. Dolayısıyla kardeşlerimiz, Kosova ve Arnavutluk, onlar bizim canımız, ruhumuz. Önce onu bir söyleyeyim. Hepsi yiğit ve delikanlıdır. Buradan hepsine selam ediyorum. Türk İslam Birliği’nde, Allah’ın izniyle Roma’ya kadar İslam’ın hakimiyeti vardır. Roma’ya, İtalya da dahil olacaktır inşaAllah. İtalyanlar da, hepsi Müslüman olacaktır, Hadis-i şerifte açıkça belirtilmiştir. Hatta soruyorlar: “Hırat’ın şehri” diyor Peygamber Efendimiz (sav), detay veriyor. Oranın ismi de Konstantiniyye, hangi Konstantiniyye diyorlar, “Hırat’ın şehri” diyor inşaAllah. Roma, inşaAllah. Oralar da inşaAllah Allah adı anılarak fethedilecek. Orada da mesela Vatikan’da Darwinist, materyalist sistem hakim. Darwinistleri topladılar, konferans yaptılar, biliyorsun. Gitti bizim Oktar, orayı darmekeşan etti, geldi. Adamların ciğerine oturtturdu. Dolayısıyla “nice azınlıklar vardır ki” diyor Allah Ayette “galip gelir yığın yığın çoğunluklara” diyor. Az olması hiç önemli değildir Müslümanların. Çok, çok, çok az olabilir. Mehdi (as)’ın talebeleri de çok az. Mesela 313 kişidir. Eze eze Allah hakim edecektir. Allah hep küçükten büyüğü yaratır. Mesela toplu iğne başı kadardır incir çekirdeği, toprağa düşer. 30 sene sonra bir gidersin, 30 metrelik ağaç olmuş. Dev ağaç böyle, binlerce meyve verir, yaprakları açmış, koskoca bir incir ağacı olur. Neden yapıyor? Toplu başı kadar bir incir çekirdeğinden yapıyor Allah. Bu Allah’ın gücünün bir yansımasıdır. Allah böyle güç gösterisinde bulunur. Allah istese kalabalıkla da hakim edebilirdi ama çok küçük bir grubu Allah bunlara musallat edecek ve İslam’ı dünyaya hakim edecek ve hiçbir şekilde direnemeyecekler ve hiçbir şekilde güçleri yetmeyecek. Bilmiyorum eğer dikkatlice bakıyorlarsa, dünyada geniş çapta bir çırpınma var şu an. Darwinist ve materyalistlerin çırpınması var. Bizim internet sitemize girsinler, en az 5000 gazete haberi vardır, en az 5000. Darwinist materyalistlerin paniğiyle ilgili. Yani bizim yaptığımız atakla ilgili, 5000’in üzerinde gazete haberi vardır. Yani oradan durumu anlasınlar. Bak biz Mehdi (as) öncüsü olarak biz bunu yapıyorsak, kim bilir Mehdi (as) neler yapıyordur? Oradan bir çıkartsınlar.
Ben çok seviyorum sizin gibi insanların yetişmesi, var olması çok güzel örnek oluyorsunuz. Sevecen, ılımlı, dengeli, tutarlı, makul değil mi? O, Allah esirgesin yani züppe, saldırgan, psikopat insan anlayışına karşı sizler çok büyük bir güçsünüz, elhamdülillah. Mesela sizi gören içine huzur kaplar. Değil mi? Rahatlar insanlar. Mesela 10 dakika konuşsanız mutmain olur. Yüzünüze bile baksalar bile mutmain olur insanlar. O çok önemlidir. Hal önemlidir, hal vermek. Mesela Peygamberimiz (sav) de öyleydi. Sohbetine gidiyorlar, yüzüne bakıyor adam bin ton yük kalkıyor üzerinden, o kadar. Bir kere göz göze geliyor, bütün dünyası değişiyor. Bütün üzerindeki negatif elektrik hepsi akıp gidiyor. Peygamber (sav)’in yüzünden yayılan o elektrik, onların ruhunu tamamen kaplıyor. Onun için iyi müminler bir yere gittiklerinde hep pozitif elektrik götürürler. Dolayısıyla ortama bereket getirirler yani ferahlık, huzur getirirler. Sizler de öylesiniz maşaAllah, inşaAllah. Çünkü dindarlık şekille değil, ruhla ilgilidir. Tamam, şekil de vardır ama asıl ruhtur. Dolayısıyla şekli kullanıp, ruhunu kullanamayanlar çok büyük hata yapıyorlar, yani bütün candanlığıyla insan, samimi yaşaması lazım, Allah’a tam teslim olması lazım. Allah’a tam teslim olursak, her şeyimizi Allah yapar. Yani elimizi kolumuzu Allah kaldırır. “Ya Rabbi” diyeceksiniz, “beni bana bırakma” diyeceksiniz, “beni bana bırakma. Her şeyimi sen yap Ya Rabbi” diyeceksiniz. “Beni konuştur, beni yedir, beni içir, beni hep hayırlı işlere yönlendir. Ben, bana vahyettiğin bilgiye tam uydum” diyeceksiniz, yani “vicdanıma tam uydum. Vicdansızlık yaptığımda Ya Rabbi beni bana bırakma, şeytanın etkisine beni bırakma, nefsin etkisine beni bırakma. Tam anlamıyla vicdanıma uyayım” diyeceksiniz. O zaman nur gibi olursunuz. Bayağı güzel olursunuz. Ama tabii nefsinizle çatışma olduğunda sakın ha yani, biraz baskı yapıp vicdana nefse uygun hareket olmaz. Çünkü vicdan bağırır, der ki: “sakın yapma” der. Vicdanın ağzını adam eliyle tutar, onun feryadını ve yapar yapacağını. Bu insandan bereketi, bolluğu, ferahlığı, sağlığı, sıhhati, sevinci alır ve yüzünü çirkinleştirir, bedenini bozar, aklını bozar, bereketini bozar, bir uğursuzluktur gider ama vicdanın sesini dinlerse zor da dahi olsa onu yaparsa Allah bereket, bolluk verir. Mesela Hz. Yusuf (as) hapisteydi ama hapiste oraya hakim olmuştu. Hapse de hakim olmuştu. Tevrat’ta geçiyor, müdür falan hepsini etkilemiş. Orayı yönetiyordu. Hapishaneyi yönetiyordu çok akıllı olduğu için, yani yine Allah orada da ferahlık veriyor.
SUNUCU 1: Kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız inşaAllah.
Evet sayın izleyicilerimiz, HarunYahya.Tv ekranlarından ve aynı zamanda Tv Kayseri ekranlarından tekrar sizlerle birlikteyiz inşaAllah.
“Hocam, Hz. Mehdi (as)’ın Hz. Hızır (as)’la görüştüğü, meclisteki kırklar, üçler, yediler kimdir? Onlar insan mı, Melek mi? Hz. Hızır (as) gibi özel ilimleri var mı? İmanlı sıradan bir insan onlarla sıradan bir bağlantıya geçebilirler mi? Hocam, biz Allah’a kalu belada söz verirken o esnada Allah’ın tecellisini görmüş olabilir miyiz?” Elmas.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, Cenab-ı Allah’ın zaten manevi huzurunda Allah’a söz verdiler. Allah’tan bizzat, bu söz sadır oldu. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi Allah. Bizzat Allah söyledi. Tabii tecelli olarak söylüyor. Müslümanlar, bütün insanlar da “evet” dediler. “Sen Rabbimizsin ve kabul ettik.” dediler. Ama biz onu şu an hatırlamamız mümkün değil. Ahiret’te hatırlayacağız. Üçler, yediler, kırklar da manevi varlıklardır. Bediüzzaman’ın da görüştüğü kişilerdir onlar. Her devirde olur onlar. Üçler, yediler, kırklar yani manevi sorumluları dünyanın. Yani bu insanlar ve Melekler dördüncü boyuttadır. Biz üçüncü boyuttayız. Bir dördüncü boyut var, onlar dördüncü boyuttadır. Dördüncü boyut nerede biliyor musunuz? Hemen burada. Yani iç içeyiz dördüncü boyutla. Onun için bir anda oluşabiliyorlar mesela Melekler geldiğinde. Bir anda mesela bir anda belirir. Dördüncü boyuttan geçiş yapar. Mesela Hz. İsa (as)’ın inişi de öyle olacaktır. Bulunduğu boyuttan bir anda dünyaya geliyor, aniden. Yani 1 saniyenin içerisinde gelir. Öyle şey sürmez. Kalkar, uykudan uyandığını zannedecek. Kalkar, “nedir burası, ben neyim, burası kim?” Yani kısa bir şeyden sonra, orada bulunan işte Hıristiyan cemaat ona, Hz. İsa (as)’a yardımcı olacaklar. İlk başta anlamayacaklar tabii. Şüphelenecekler ama anlamayacaklar. Fakat mucize göstermesi, aklının keskinliği, üslubundan onun Hz. İsa (as) olduğunu anlayacaklar. Daha ilk başta geçmişini hatırlayamayan, hafızasını kaybetmiş bir insan zannedecekler. Yani kimseyi tanımayacak. Çünkü dünyada hiç akrabası yok, kimse yok, tanıdığı kimse yoktur Hz. İsa (as)’ın. Yani annesi, babası, kardeşi, hiç kimsesi olmaz. Çünkü bütün geçmişi, babası zaten yok. Cenab-ı Allah’ın yaratması ile olmuştur. Bütün akrabaları 2000 yıl önce vefat etmiştir Hz. İsa (as)’nın. 2000 yıl geçmiştir. Ama o başka boyutta olduğu için, zaman ona işlemediği için, zamanın ve mekanın dışına çıktığı için etkili olmamıştır. Zamanın ve mekanın içine yeniden sokulacağı için, zaman o devreden itibaren devam etmeye başlıyor ki şu an devam ediyor Hz. İsa (as) da. Hz. İsa (as)’ın gelmesi konusunda da çok böyle reaksiyon gösteren tipler var. Hz. İsa (as) ile ilgili döneceğine dair ifadeler hiçbir Peygamber için kullanılmamıştır. Bir tek Hz. İsa (as)’da vardır, yani buradan da anlamaları lazım. Bakın birçok Peygamberden bahseder. Yani hiçbirinde döneceğine dair en ufak bir ima dahi yoktur. Yani ölene “öldü” diyor Allah. Şehit olana “şehit oldu” diyor. Ama bir tek Hz. İsa (as) için İncil’i tasdik eder mahiyette açıklamalar var. Çünkü İncil’in yanlış olan hükümlerini Kuran şiddetle reddediyor. Mesela teslis inancını Kuran şiddetle reddeder. Mesela namaz kılma konusunu ısrarla belirtir Kuran. Fakat Hz. İsa (as)’ın vefat ettiğine dair, yani bir daha gelmeyeceğine dair bir ifadeye hiçbir şekilde rastlamayız. Kuran’da tam aksine, bilakis geleceğine dair ifadeler görürüz. Mesela bakın; Nisa Suresi, 157; “Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük."” “Katelna” diyor, “demeleri nedeniyle katlettik, demeleri nedeniyle de onlara böyle bir ceza verdik.” Bakın Allah ne diyor; “Oysa onu öldürmediler” şimdi bunlar demek istiyor ki, “öldürmediler ama öldü”. Yani olur mu öyle şey. Şimdi adamlar gelmiş, Hz. İsa (as)’ı şehit etmeye kalkıyorlar, Allah diyecek ki; “onlar öldürmediler ama Ben öldürdüm.” Yine aynı şey olmuş olur o zaman. Zaten onlar öldürse de Allah öldürmeyecek mi zaten? Allah şehit edecek zaten onu. Mesela adam silahla Hz. İsa (as)’ya hamle yapmış olsa ve neticelendirmiş olsa, şehit etmiş olsa, canlandıracak yine Allah onu. “Yok” diyorlar, “onlar orada öldüremediler ama Allah öldürdü.” Böyle bir şey yok. Bak diyor ki Cenab-ı Allah, Allah orada canını almadığını belirtiyor. “Oysa onu öldürmediler”, makatelehu, “katletmediler” diyor Allah. Bir kere katl olayı yok. Öldürmediler. Bakın bir daha vurguluyor ayrıca Allah; “ve onu asmadılar”, ma’salebe diyor Allah. Yani asma olayı da olmadı. “Ama onlara onun benzeri gösterildi” diyor Allah, “şubbihe”, yani benzeri gösterildi, Hz. İsa (as) zannettiler. Allah onlara bir tuzak kuruyor. O zaman tuzağın amacı kalmaz ki yani. Hem Hz. İsa (as)’ı adamlar öldürmeye gidecekler, öldüremeyecekler ama Allah orada onu öldürecek, Hz. İsa (as) ve bu da tuzak olmuş olacak. Böyle tuzak olur mu? Allah böyle tuzak kurar mı? Allah onların tuzaklarını bozduğunu söylüyor ayette. Tuzaklarını başlarına geçirdiğini söylüyor. Çok büyük bir oyun bu. Allah onların oyunlarını bozdu. “…benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler” diyor. Şu anda da öyle zaten, şüphe içindeler. Hakikaten acaba öldürdüler mi, astılar mı? Veyahut işte bir süre sonra mı öldü gibi şüphe içindeler. “Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur.” Yani şehit edildiğine dair şüpheleri var. Bak o konuda ne diyor Allah; “Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur.” Çünkü Kuran’da buna ait bir ayet yok, bilgileri yoktur diyor Allah. Bak bir daha Allah vurguluyor; “onu kesin olarak öldürmediler”, makatelehu diyor Allah. Nisa Suresi, 157. “Hayır; Allah onu Kendine yükseltti.” Ref etti, kaldırdı. “Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” Nisa Suresi, 158. Bak “Allah üstün ve güçlüdür.” Güç gösterisinde bulunuyor Allah. “Hüküm ve hikmet sahibi, onu kendisine yükseltti” diyor. Ama Kendisine yükseltirken uyku halinde kaldırıyor. Uyku halindeki insan zaten ölüyor. Hepimiz ölüyoruz uyku halindeyken. O zaman büyün dünya, mesela Türkiye akşam uyuduğunda ölüyor mu yani? Değil mi? O anlamda ölmüyor. Ruhları geri veriliyor. Her gün ölür insanlar. Hz. İsa (as) derin uyku halinde göğe alınmıştır. Kuran ona dikkat çekiyor. “Hani Allah, İsa (as)'a demişti; "Ey İsa doğrusu seni Ben vefat ettireceğim”, müteveffiyke kelimesi bu. Uyku için de kullanılan bir açıklamadır Kuran’da. Yani vefat eder insan her akşam ve “seni Kendime yükselteceğim.” Yani seni uyku halinde “Kendime yükselteceğim, göğe alacağım seni, şahsını. Ruhen ve bedenen, seni” diyor Cenab-ı Allah. Ruhunu alacağım demiyor bak, “seni alacağım” diyor Allah. Seni demek ruhu ve bedeni, ikisi birlikte anlamına gelir. “Rafiuke” yani göğe alacağım. “Seni inkar edenlerden temizleyeceğim.” “Seni inkar edenlerden temizleyeceğim” ne demek? “Kurtaracağım” diyor Allah. Öldürerek seni kurtardım der mi Allah? Yani zaten adamın amacı o değil mi? “Onlar öldürmedi, Ben öldürdüm, onlardan seni kurtardım” der mi Allah? Böyle bir şey olur mu? Allah onu canlı aldığı için kurtarmış oluyor. Kurtarma denilen odur. Bak; “Seni inkar edenlerden temizleyeceğim.” Onlardan kurtaracağım. “Ve sana uyanları Kıyamete kadar,” bak; “ve sana uyanları,” kimler uyuyor? Müslümanlar ve Hıristiyanlar, “Kıyamete kadar” yani Ahir Zamanın son vaktine kadar, Mehdi (as) devrinde, “inkara sapanların,” Darwinistlerin, materyalistlerin, ateistlerin “üstüne geçireceğim.” Ekonomik, sosyal, siyasi, hukuki, her yönden üstün kılacağım, hakim edeceğim diyor, “üstüne geçireceğim.” Bu, dünya hakimiyeti ile ilgili bir ayet bu. “Sonra dönüşünüz yalnızca Banadır.” Bana döneceksiniz Allah diyor. Ama hepiniz birden bana döneceksiniz diyor. Hz. İsa (as) da, Mehdi (as) da, bütün insanlar, “Bana döneceksiniz” diyor Allah. Ama sonra diyor bak; “sonra dönüşünüz yalnızca Banadır.” En sonunda. “Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyde aranızda Ben hükmedeceğim.” Bu konuyu ben size Ahiret’te açıklayacağım diyor Allah, anlamazlıktan gelenlere. Al-i İmran Suresi, 55. Mesela bakın ona örnek olarak bir ayet veriyorum, Zümer Suresi, 42; “Allah, ölecekleri”, mevt, mevt ayrı bir şeydir, mevt, “ölecekleri zaman canlarını alır”, teveffa, vefat ettirir. “Ölmeyeni de uykusunda canını alır.” Demek ki bak, ölmeyenin de uykusunda canını alıyor, uykusunda. Bak burada canını alma var, lem temut kelimesi burada. “Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı”, el mevte, bak mevt kararı, “verilmiş olanı tutar,” yani onun canını geri bırakmıyor Allah, ölüyor. Yani sabah kalktığında ölü kalkıyor. “Öbürünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir.” Yeniden ona ruh veriyor, canlanıyor. İşte Hz. İsa (as)’ın konumu da budur. Aynı kelimelerdir. Arapça karşılığı kelimeler aynısıdır. “Şüphesiz Hz. İsa (as) Kıyamet saati için bir alamettir.” Hiçbir Peygamber için söylenmemiştir bu. Bakın bu ayetler hiçbir Peygambere söylenmemiştir. Yani niçin bunları söylesin Allah, bu ayetleri söylesin? Anlamı ne o zaman? “Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.” Bakın Nisa Suresi, 159’da, Allah diyor ki; “Andolsun” diyor, Allah yemin ediyor. “Kitap Ehlinden,” yani Musevi ve Hıristiyanlardan, “ölmeden önce ona, Hz. İsa (as)’a inanmayacak hiç kimse yoktur.” Ne anlama gelir bu? Herkes iman edecek diyor Allah, Ehl-i Kitap’tan. Bu nasıl olur? Ancak Mehdi (as) devrinde, İslam dünya hakim olduğunda olur. Herkes birden nasıl iman eder başka türlü?
SUNUCU: Onun bir sonucu olarak herkesin inanmasıyla, İslam Birliği’nin oluşmasıyla, Hz. İsa (as)’a inanmayan kimse kalmayacak.
ADNAN OKTAR: Tabii. Hz. İsa (as) da ineceği için, Hz. İsa (as), bak; “ölmeden önce ona inanmayacak hiç kimse yoktur” diyor Allah. Hepsi iman edecek diyor Kitap Ehli’nden. “Kıyamet günü, o da onların üzerine şahid olacaktır.” Ona yani şahınsa inanmayacak kimse yok. Hz. İsa (as) gelecek, insanlar onu görecek ve herkes ona iman edecek. Ehl-i Kitap’tan hiç kimse kalmıyor inanmayan. Maide Suresi, 110; “Allah şöyle diyecek: "Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla.” Allah hatırlatıyor. “Ben seni Ruhu'l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de,” “Mehdi (as)’da ile iken” de anlamına geliyor. Buradaki kelime Mehdi kelimesi. Bunu biliyor musun?
SUNUCU: Yok bilmiyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Beşik, Mehdi aynı kelimedir. Yani net Mehdi diye geçiyor zaten. Mehdi (as) ile iken de bak; Mehdi (as) ile iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun.” Kehlen diyor buradaki kelime. Kehlen, kır düşmüş, böyle 40-50 yaşında insana derler, kehlen kelimesi. Hz. İsa (as)’ın gelmesi gerekiyor o zaman bunun olması için. Yani o konuşmayı yapabilmesi için. Yaşlanmış oluyor yani. Olgunluk çağı ile yaşlanma arası, kehlen. Bakın; “Mehdi (as) ile iken de” yani “beşikte iken de” aynı kelime. Ama bu çok manidar, çok hayret edilecek bir şeydir. Tam “Mehdi” diye geçiyor, tam “Mehdi (as)”.
SUNUCU: Beşik kelimesinin?
ADNAN OKTAR: Tam Mehdi (as)’dır karşılığı, tam Mehdi (as). Biz Mehdi (as) den bahsediyoruz ya, beşik de aynı kelime. Hiç fark yok. Bak; “Mehdi (as) ile iken de, yetişkin iken de” yani kehlen, yaşlanmış, olgunlaşmış iken de “insanlarla konuşuyordun.” Halbuki 33 yaşında alındı Hz. İsa (as), değil mi? Kehlen olması için, yani o olgunluğa ulaşması için yaşının ilerlemiş olması lazım. 33 yaş için denmez o. İleri yaş için deniliyor. Çok gençti Hz. İsa (as). Yani kehlen konumuna gelmemişti. Bu da ayrıca Hz. İsa (as)’ın ineceğine dair delildir.
SUNUCU: O yaşını yaşayacak.
ADNAN OKTAR: Tabii inşaAllah. İslam alimleri arasında 35 yaş sonrası dönem olarak biliniyor, kehlen. 35 ile 50 yaş. İşte 50 küsuru geçen yaşlar oluyor yani. Genç yaş için söylenmiyor. Sahih-i Buhari’de Hadis; “Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki,” diyor. Peygamberimiz (sav) Allah’a yemin ediyor. “Meryem oğlu Mesih (as)'in adalet sahibi olarak inmesi yakındır.” Yeryüzüne inecek diyor Peygamber (sav). Müslim; “Vallahi” diyor Peygamberimiz (sav), yemin ediyor Allah Adına, “muhakkak ve muhakkak” diyor. Bak; “muhakkak ve muhakkak” sahih ve tevatürü manevi derecesinde bu hadis. Bakın hem sahih, hem tevatürü manevi derecesinde, yani reddi mümkün değil, “muhakkak ve muhakkak” iki kere muhakkak diyor Peygamberimiz (sav). “Meryem oğlu Mesih (as) inecek,” bitti. Kuran ayeti de açık, Hadisler de açık. “ Hem adil bir hakem, adaletli bir hükümdar olarak inecek.” Mehdi (as)’dan sonra da dünya hakimidir Hz. İsa (as). İmamlık önce Mehdi (as)’da. Ebu Davud, bak sahih hadis kitaplarından; “Onunla, Hz. İsa Mesih (as) ile benim aramda hiçbir Peygamber yoktur.” Başka Peygamber yoktur diyor Peygamberimiz (sav). “O şüphesiz inecektir. Onu gördüğünüz zaman tanıyın” diyor. Demek ki “gördüğünüz zaman tanıyın”, bakın, “gördüğünüz zaman tanıyın” biz demek ki bir eşkal bildirimi olduğunda, detay bildirildiğinde Müslüman olarak diyeceğiz, “çok benziyor. Allah-u alem herhalde bu o” diyeceğiz. “Onu gördüğünüz zaman tanıyın” niçin söylenir?
SUNUCU: Ön bir bilgi verilmiştir, ona göre.
ADNAN OKTAR: Jöleden değil. Yaratılıştan öyle oluyor.
ADNAN OKTAR: Islak görünümde evet, Musevilerde oluyor genellikle. Musevi bayanlarda bazen oluyor. Yani aynen ıslak gibi görünüyor. Hayret edilecek şey. Beylerde de oluyor bazen. “İnsanlarla İslam için mücadele edecektir”, İslamı yaymak için, “Deccali öldürecek, sonra yeryüzünde tam kırk sene kalacaktır” diyor. “Sonra ölecek, namazını Müslümanlar kılacaktır.” Peygamber Efendimiz (sav)’in de yanına gömülecek. İnşaAllah. Bak Peygamber (sav) mezarının yanında yer açtırmış. Oraya gömülecek. Nur talebesi ağabeyler ne diyorlar? “Geldi, biz gömdük.” Nereye gömdün? “İşte Isparta’da bir yere gömdük.” Kardeşim Peygamberimiz (sav) yanına niye yer açtırdı o zaman? Peygamberimiz (sav) “benim yanıma gömün” dediği halde, Isparta’da herhangi bir yere gömmek mümkün mü? Olur mu öyle şey? 3 kişi, 5 kişi bir araya geldik gömdük demek. Gelmiş, gelir gelmez de hemen ölmüş, hemen gömmüşler. Şu söze ne gerek var? Nedir bunun anlamı? Peygamberimiz (sav) yanında özel olarak yer açtırdı ve mezarı açık bekliyor. Peygamberimiz (sav) “yanıma gömün” diyor ve “biz beraber, birlikte kalkacağız” diyor. Peygamberimiz (sav) Isparta’ya gömün demedi Hz. İsa (as)’ı. Böyle sözlere gerek yok. Yani Peygamberin (sav) Hadislerine de uygun değil, akla mantığa da uygun değil, Kuran’a hiç uygun değil, garip sözler bunlar. Deccal ölecek, işte Darwinizm’in ve materyalizmin yok edilmesinde Mehdi (as)’a yardımcı olacak, 40 sene kalacak, sonra ölecek. Şu an zaten Allah-u alem gelmiş durumda. İnşaAllah. “İsa (as) onun omuzlarına”, Mehdi (as) Hz. İsa (as)’ı öne geçirmek için arkaya çekiliyor, geriye çekiliyor. “Meryem oğlu İsa (as) sabah vaktinde inecektir” diyor. “Mehdi (as), Hz. İsa (as)’ı namazda öne geçirmek için geriye çekiliyor.Hz. İsa (as) onun omuzlarına ellerini koyuyor ve ona der ki; "Geç öne namazı kıldır. Zira kamet senin için getirilmiştir" diyor. İmam Şarani, Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Bedir Yayınevi, s. 496. “İsa (as) ümmetim içinde, adil bir hakem, adaletli bir imam, hükümdar olarak bulunur. Hıristiyanların haçını kırar.” Yani put inancını kaldıracak. Yani Hz. İsa (as)’ın öldürülmesini veyahut şehit edilmesi iddiasını ortadan kaldıracak. “Domuzu öldürür.” Yani, domuza olan insanlardaki o istek zaten helal bilmelerinden kaynaklanıyor. Onun haram olduğunu Kuran’a uyduğu için onlara bildirecek. Dolayısıyla domuz eti yiyen kalmayacak. Domuz üretimi de kalmayacak. Dolayısıyla domuzlar da yok olmuş olacak. “Cizye vergisini kaldırır.” Vergilerin tamamı kalkıyor. İnsanlar vergi vermeyecekler devlete. Orada ayrı bir zenginlik sebebi olacak. İnşaAllah. “Bütün düşmanlıklar, buğzlaşmalar zail olur kalkar.” Yani anarşi, terör, kavga, gürültü hiçbir şey kalmıyor. Hepsi kalkıyor. “Yeryüzü gümüş tabak gibi olur.” Pırıl pırıl parlıyor yani, çok bakımlı, temiz, dinç ve güzel hale geliyor. Şu an dünya dökülüyor nereye gitseniz. Paris’e de gitsen dökülüyor, Londra’ya da gitsen dökülüyor, her yer eskimiş, eprimiş. Yani her yerde bir bitaplık var. Mehdi (as) devrinde gümüş tabak gibi diyor. Işıl ışıl parlayan, zinde, insanların gözünü alan bir güzelliğe kavuşacak dünya. Ona işaret ediyor. “Ve Hz. Adem (as) zamanındaki gibi bol bol dünya bitkilerini bitirir” diyor. Her yer yemyeşil olacak. Yani doğal haline kavuşacak dünya. Hz. Adem (as) devrinde nasıl doğaldı? Hayvanlar istedikleri gibi geziniyorlardı, kuşlar istedikleri gibi yaşıyordu, bitkiler en güzel haliyle arzı endam ediyorlardı. Yine o doğa, Allah’ın yarattığı bu güzellik tabi haline dönecek diyor hadiste. İbn-i Cevzi'nin Abdullah bin Ömer (r.a.)'dan merfu'an naklettiği bir rivayette şöyle buyrulmaktadır; "İsa Mesih (as) yeryüzüne inecek, evlenecek, çoluk çocuk sahibi olup kırk beş sene yaşayacak”, bu rivayetlerde 40-45 sene ortalama anlamında geliyor, o tip rakamlar olduğunda yaklaşık anlamındadır, “sonra ölecek, benimle aynı kabre gömülecek. Sonra ben ve Hz. İsa (as) aynı kabirden Ebu Bekir (r.a.) ile Ömer (r.a.) arasından kalkacağız.” İkisinin, Peygamber Efendimiz (sav) ile Hz. İsa (as)’ın mezarı yanyana, Hz. Ebu Bekir (r.a.) ile Hz. Ömer (r.a.)’in mezarları da şu şekilde oluyor. Ayrı olmuş oluyor. Onların arasından ikimiz birlikte kalkacağız diyor. Hz. Ömer (as), Hz. Ebu Bekir (as), Hz. İsa (as) ve Hz. Muhammed (sav) dördümüz birlikte kalkacağız diyor. İnşaAllah. Şimdi biz gömdük deyince bu hadis ne oluyor? Samimi olmaları lazım. Bir de İsa (as) geldiği vakit dünyaya İslam hakim olacak. Bütün insanlar onu görecekler, Hz. İsa (as)’a sarılacaklar. Ve onu görüp iman edecekler. “Sana iman etmedik hiçbir fert kalmayacak” diyor Allah. Herkes bilecek Hz. İsa (as)’ı. Televizyonlarda göreceğiz, internette göreceğiz, halk arasında göreceğiz Hz. İsa (as)’ı. Birlikte namaz kılacaklar, Mescid-i Aksa’da birlikte namaz kılacaklar. Ayasofya’da namaz kılacaklar. Yani bu öyle kapalı, örtülü bir şey değil. Mehdi (as) de alenen görülecektir, Hz. İsa (as) da alenen görülecektir. Fakat biz Mehdi (as)’ye Mehdi (as) demek durumunda değiliz. Yani onun söyleyeceği uygun bir hitapla ona hitap edeceğiz. Mesela Müslümanların imamı diyebiliriz veyahut artık ne dersek. Hocam da diyebiliriz. Bir şey diyeceğiz, güzel uygun bir hitapla hitap edeceğiz. Hz. İsa Mesih (as)’e de hüsn-ü zan edeceğiz inşaAllah. Zann-ı galiple inşaAllah Hz. İsa (as) diyeceğiz. Çünkü mucize gösteriyor başka bir açıklaması yok. İslamın dünyaya hakimiyetine vesile olmuş, Kuran’da da geleceği söylendiğine göre, Allah-u alem o diyeceğiz. Hz. İsa Mesih (as) diyeceğiz. Anlaşıldı mı?
SUNUCU: “Selamun aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “İncil’den bazı haberler okudunuz, muharref kitap olduğuna inandığımız bu kitaplardaki haberlere ahir zamanla ilgili nasıl inanabiliriz?” Teşekkür ederim, Serhen.
ADNAN OKTAR: Açarız İncil’i bakarız Kuran’la mutabıksa tamam, bozulmamış her yönü haktır, Kuran’a uygun olması şartıyla. Mesela biz kitaplar yaptık, hazırladık. Mesela “Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler” kitabı, hepsi kitaba uygun ve hak izahlar. Kuran’la çelişirse uymaz. Muharreftir deriz. Kuran’la çelişmiyorsa tamamdır. Yani hak olan her söz geçerlidir zaten.
SUNUCU: Doğrusuyla kıyas edildiği zaman.
ADNAN OKTAR: Tabii, İncil’de “Allah birdir” dediği zaman biz buna tahrif olmuş der miyiz? Doğru. Mehdi (as) gelecek diyorsa Peygamberimiz (sav)’in Hadisleriyle mutabık, Kuran’ın anlatımıyla da mutabık, kanaatimiz gelir. İnşaAllah. Mehdi (as) konusu İncil’de çok detaylı geçiyor. Ama Tevrat’ta çok çok daha detaylı geçiyor. Yani Tevrat’ta yüzlerce izah var. “Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler”, şimdi mesela bu kitap 428 sayfa, hep Kuran’a uygun Tevrat’taki izahlarla dolu. Biz nasıl buna hak demeyelim, yani bu izahlara. Değil mi? Mesela diyor ki; Mezmurlar 119:1, “Ne mutlu yolları temiz olanlara.” Şimdi bu doğru bir söz, demek ki hak. “Rabbin yasasına göre yaşayanlara”, değil mi, “Rabbin yasasına göre yaşayanlara ne mutlu” diyor. Şimdi Kuran’a göre yaşayanlara ne mutlu dersek bu hak söz olmaz mı bu?
SUNUCU: Olur Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Haktır bu. Mesela Cenab-ı Allah’a duası; “Tümüyle yıka beni suçumdan” diyor. Yani “suçlarımdan beni azad et, beni affet” diyor. “Arıt beni günahımdan”, Allah’a dua ediyor. Şimdi bu hak mı bu söz? Hak. Tamam, niye tahrif olsun? İşte Mezmurlar. Bak, “yüreğini kötülükten arındır ki kurtulasın”, Yüreğinde kötülük kalmasın “arındır ki kurtulasın” diyor, “eğer kalbin temiz olursa, samimi olursan kurtulursun” diyor, hak bu. Mesela diyor ki; “Artık putlarıyla iğrenç uygulamalarıyla”, bak “iğrenç uygulamalarıyla, isyanlarıyla kendilerini kirletmeyecekler.” Puta karşı olmak, iğrenç uygulamalara karşı olmak isyanlara karşı olmak ve kendisini insanın kirletmemesi, haktır. Dolayısıyla tahrif edilmemiştir. Güzel. İnşaAllah. Bu kitabımızı alırsalar, yani Tevrat’ın mesela bu kitabı alsınlar, Tevrat Kuran’da övülüyor. “Allah’tan bir nurdur” diyor Tevrat. Tahrif olmuş kısımlarını biz kabul etmeyiz. Yoksa Tevrat kalplere ferahlıktır, bir nurdur. Mesela bu kitabı alsın kardeşlerimiz, okusunlar. İnşaAllah. İncil de mesela tahrif olmamış kısımları kalbe ferahlık verir. İncil de bir nurdur. Allah Kuran’da övüyor İncil’i. MaşaAllah. Mesela bakın, bizim kitaplarımızdan bir tanesi daha, “Hz. İsa (as) Allah’ın Oğlu Değildir, Allah’ın Peygamberidir”. Mesela bu kitapta Hıristiyanların yanlış inançlarını uzun uzun anlatıyoruz. Hz. İsa (as) Allah’ın oğlu değildir, Allah’ın Peygamberidir. Yani teslis inancının yanlışlığı anlatıyoruz. Neyle anlatıyoruz? Kuran’la ve İncil’le. Değil mi? Çünkü İncil de zaten reddediyor. İnşaAllah. İncil ile anlatmamızın faydası ne oluyor? Hıristiyanlar da yanlış anlamamış oluyorlar. Yani Kuran’la anlatmış olsak yani Kuran’a yine inanmadıkları için kanaatleri gelmeyebilir. Ama İncil’le de anlatınca konu bitmiş oluyor. Ama Kuran’ın anlatımlarında gördüler mi, demek ki Kuran hakmış diyorlar. Bu da bir yöntemdir. İnşaAllah. Ben mesela Tevrat okurum. Tevrat mesela çok şahanedir. Kalbe ferahlık verir. Allah sevgisini, Allah aşkını çok güzel anlatır ama Tevrat’ın kendi, şu orijinal hali, olursa olmaz, çünkü tahrif edilmiş, değiştirilmiş kısımlar var. Tabii Musevi kardeşlerimiz bunu tabii, bu sözümden hoşlanmayacaktır ama bir gerçek çünkü biz Kuran’a göre yorumluyoruz. Kuran’la uyum halinde olmayınca, biz onun tahrif olduğuna inanırız. Kuran esastır. Buradaki aldıklarımız da hepsi Kuran’a uygun olanlardır. Tevrat okumak isteyen kardeşlerimiz, bu kitabı alsın okusunlar. 428 sayfalık bu “Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler” kitabı, yani bayağı güzeldir, Tevrat. Allah övüyor Kuran’da bakın. “Kalplere ferahlık verir” diyor. Mesela, Kuran’ı da adamlar bazen bu dünyanın bazı yerlerinde ilavelerle basıyorlar. Biz anlıyoruz. Diyoruz ki bunlar ilave yapmışlar diyoruz. Kuran’ın aslı budur. Değil mi? Orijinal Kuran elimizde mevcut, Oradan diyoruz ki, bu tahrifata biz müsaade etmeyiz diyoruz. Orijinalini okuyoruz Kuran’ın. Tevra’ta da ilave yapılan kısımları biz biliriz. Nasıl biliriz? Kuran’la karşılaştırıp anlarız. Dolayısıyla orijinal olan, değişmemiş olan kısımlar kalbe ferahlık verir ve çok güzeldir. Bakın mesela diyor ki, Mezmurlar 133:1. “Ne iyi ne güzeldir birlik içinde kardeşçe yaşamak.” Hak mı bu?
SUNUCU: Haktır, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bak, “ne iyi ne güzeldir, birlik içinde kardeşçe yaşamak”. Biz Musevilere nasihat ederken Kuran’dan nasihat edersek olmaz. Çünkü Kuran’a iman eden de var etmeyen de var. Ama Tevrat’a iman ediyorlar, o zaman ne diyoruz biz; “ne iyi ne güzeldir, birlik içinde kardeşçe yaşamak.” Dünyada birlik içinde kardeşçe yaşayalım. Mehdi (as) ne yapacak? Onlara işte Tevrat’la hüküm verecek. Tevrat’ın orijinaliyle onlara ne yapacak, anlatacak, tebliğ yapacak. Mesela ne diyecek? “Ne iyi ne güzeldir birlik içinde kardeşçe yaşamak” diyecek. “Birlik içinde kardeşçe yaşayalım” diyecek Musevilere. Mehdi (as)’ın bir vasfıdır. “Tevrat’ın orijinaliyle, gerçek Tevrat’la Musevilere hükmedecek” diyor Peygamberimiz (sav), yani onlara nasihat edecek. Hıristiyanlara da İncil’in aslıyla hükmedecek, nasihat edecek. Mesela Hz. Süleyman (as)’ın özdeyişlerinden; “kötülük tasarlayanın yüreği hileci”, bak, “kötülük tasarlıyorsa onun yüreği hilecidir” diyor, “barışı öğütleyenin yüreğiyse sevinçlidir.” Barışı kim öğütleyecek? Mehdi (as) ve talebeleri. “Yüreğiyse sevinçlidir” diyor. “Kötülükten sakının, iyilik yapın, esenliği amaçlayın, ardınca da gidin.” Bakın, “kötülükten sakının, iyilik yapın, esenliği amaçlayın, ardınca da gidin” yani, esenliğin, iyiliğin ardı sıra gidin. “Bizi yaratan aynı Allah değil mi?” diyor bakın, Maleki bölüm 2/10, “öyleyse neden atalarımızın yaptığı anlaşmayı bozarak herkes kardeşine ihanet ediyor? Niçin birbirinizle kavga ediyorsunuz?” diyor. Biz de Musevilere işte böyle hitap ediyoruz ve tebliğ yapıyoruz, yapacağız inşaAllah, Mehdi (as) öncüsü olarak, talebeleri olarak. İnşaAllah.
SUNUCU: Hocam, bir sorum var hazırlamıştım. İnşaAllah. Allah’ın her şeyi insanın ne yapacağını önceden biliyor olması insanı sorumluluktan kurtarır mı?
ADNAN OKTAR: Kurtarmaz tabii. Çünkü Allah zamansız, biz zamanlıyız. Zamanlılık içerisinde biz kendimiz yapıyoruz yaptıklarımızı, Allah yaratıyor ama tek bir an içinde yaratıldığı için, Allah zamansız olduğu için hepsini biliyor. Mesela biz diyoruz ki dinsize; “şu an seni zorlayan var mı?” diyoruz, “dinsiz olmak için”. “Yok” diyor. “Kendim yapıyorum” diyor. Müslümana da sorduğumuzda; “seni zorlayan var mı Müslüman olmak için?” diyoruz. O da; “yok” diyor. Sen şu an zorlandığını hissediyor musun?
SUNUCU: Hayır.
ADNAN OKTAR: Sen?
SUNUCU: Hayır.
ADNAN OKTAR: Ben de öyle üstümde bir baskı hissetmiyorum. Dolayısıyla Allah’ın adaleti tam. Ama biz bu konuşmayı ne zaman yaptık?
SUNUCU: Sonsuz öncede.
ADNAN OKTAR: Daha Hz. Adem (as)’in vücudu balçıktan heykel durumundayken. Daha o balçıktan heykele Ruh üfürülmemişken biz bu konuşmayı yapmıştık. Balçıktan heykeli güzellik olsun diye yapıyor Allah. Yani insanlar zannediyor ki o balçığa Allah’ın ihtiyacı var, balçıktan heykele ihtiyacı var, porselenden bir insan, var ya şu taş manken, şeyler var, onun gibi porselenden bir insan yapılmıştır. Allah tarafından yaratılmıştır ve Allah ona Ruhu’ndan üfürmüştür. O kalkmıştır bir anda. Amaç mucize olması. Mesela Hz. İsa (a.s)’ın çamurdan yaptığı kuş biçiminde bir şey var. Kuşa üfürüyor, kuş bir anda uçuyor, çamur bir anda uçuyor. Çamura ihtiyacı olduğundan değil, aklımızın ihtiyarının kalkmasını da engelleyen bir şey değil aslında bu, yani tam yanında olan bir insan için bu çok çok harikadır. Ama Allah onu uygun bir üsturubuyla yapıyor yaparken. Yani aklın ihtiyarının kalkmayacağı bir şekilde oluyor, çamurdan kuşun uçması. Yani o gün orada olanlar onu biliyorlardır ama biz bilmiyoruz fakat kökeninde aklın ihtiyarı kalkmayacak şekilde olur. Yani bütün mucizeler öyle olur, bir tek o değil, Peygamberlerin de aklının ihtiyarı kalkmayacağı gibi oluyor. Hz. İsa (as) çamurdan kuş biçiminde bir şey yaptığında mesela onu bir yere koyuyor farz edelim, çamurdan kuşu üfürüyor geriye çekiliyor aklının ihtiyarı kalkmaması için, bir süre sonra mesela oradan kuş uçup gidiyor. O aklın ihtiyarını kaldırtmaz. Anlaşıldı mı?
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Hocam bir sorum daha var izin verirseniz. Kuran’da Allah büyüklenenleri sevmediğini belirtiyor, Kuran’a göre büyüklenmek ne anlama geliyor?
ADNAN OKTAR: Şimdi halk arasında bir laf vardır, gerçi yanlış bir söz de, “insan kendini beğenmezse çatlar ölür” derler. Yani en kendini beğenmeyeceğini zannettiğin adam bile kendini acayip beğenir dünyada, öyledir, Allah’ın hikmeti ve müthiş bir enaniyet ruhunda vardır. Bu bir mucizedir. Yani bunca aczine, bunca zavallılığına rağmen, bunca güçsüzlüğüne rağmen muazzam bir azamet ve enaniyet vardır. Mesela televizyonlarda bakın bir kısım sunucuların, bir kısım insanların, röportaj yapılan kişilerin üsluplarına bir bakın. Azamet ve enaniyetten neredeyse çatlayacaklar ki süper zavallı insanlar, banyoya gidiyorlar, yemek yiyorlar, uyuyorlar, mesela kimi 50 yaşına dayanmış, kimi 60 yaşına dayanmış, kimi 40 yaşında, birkaç on sene yaşayacak belki de. Yani mesela 50 yaşındaysa 3 on sene, sonra 80 yaşında olmuş oluyor, 40 yaşındaysa 2 on senede 60 yaşına girer. Yani bir anda yaşlanır, 40 yaşında, 2 on senesi var, 60’a. Dolayısıyla Allah’ın hayret verecek büyük bir mucizesidir enaniyet. Bu birçok insanın, Müslümanların da başının belasıdır, küfrün de sürekli içinde olduğu bir durumdur. Buna karşı insanın aczini bilmesi, Allah’a karşı kul olduğunu sürekli hatırlaması gerekiyor. Kuran’ın sürekli hatırlatmasının nedenlerinden birisi de odur. Yani insanın kendini toparlaması için düşünerek ancak insan bundan kurtulabilir. Yoksa kendi haline bırakırsa bunca zavallığına rağmen enaniyet ve kibirden pek yakasını kurtaramaz. Kuran’dan bir sayfa açıp bakalım. Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım, Zuhruf Suresi, 33, “Eğer insanlar, Allah’a karşı isyanda birleşip tek bir ümmet olacak olmasaydı” Hepsinin dinsiz, imansız olacağını bilmeseydim diyor Allah yani böyle bir şey olmasaydı. “Rahman (Allah’ı) inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerlerine çıkıp yükselecekleri merdivenler yapardık. Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp dayanacakları koltuklar. Ve (daha nice) çekici süsler (de verirdik.) Bütün bunlar yalnız dünya hayatının metaıdır. Ahiret ise, Rabbinin katında muttakiler içindir. Kim Rahmanın zikrini görmezlikten gelirse, biz bir şeytana onun ‘üzerini kabukla bağlattırırız’; artık bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyanlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar.” Bayağı mümin, muttaki olduğunu sanıyor bakın, hidayette olduğunu zannederler diyor. Halbuki “Müslüman değillerdir” diyor Allah. Şeytan üstünü kaplıyor yani cinni şeytanlar, vücudunun üstünü kaplıyor bir elektrik gibi tamamen vücudunun üstünde duruyor. Onun haberi yok şeytanın komutasına girmiş mesela şeytan şunu yap diyor yapıyor, bunu yap diyor yapıyor. Ama kendini de hidayette zannediyor Allah ona işaret etmiş. “Şu halde biz seni alıp götürsek”, Peygamberimize (sav) hitap ediyor Cenab-ı Allah, “elbette onlardan intikam alacağız.” Yani seni vefat ettirirsek yine onlardan intikam alacağız diyor. “Şu halde Biz seni alıp-götürürsek, elbette onlardan intikam alacağız. Ya da kendilerine va’dettiğimiz şeyi onlara gösteririz ki, biz gerçekten onların üstünde güç yetirenleriz.” “Ya da kendilerine va’dettiğimiz şeyi onlara gösteririz ki”, bu hem Kıyamete bakıyor, aynı zaman da Mehdi (as) ve Hz. İsa (as)’a da bakıyor bu ayet. Çünkü “kendilerine va’dettiğimiz şeyi onlara gösteririz” bizzat gözleri ile görecekler bir şey. “Şu halde, sana vahyedilene sımsıkı tutun”, Allah’ın hükmüne sımsıkı bağlan, Kuran’a, “çünkü sen dosdoğru bir yol üzerindesin. Ve şüphesiz o (Kuran) senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.” Biz Ahiret’e gittiğimizde demek k, sadece Kuran’dan sorulacağız, Kuran’a uyduk mu, uymadık mı? Bak Allah ne diyor “Siz ondan sorulacaksınız” o kadar. “Ve şüphesiz o (Kuran) senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir.”
Evet, programımız herhalde bitmiş gördüğüm kadarıyla.
SUNUCU: Evet Hocam, kısa bir hatırlatma yapacağım. Bizi yarın 22:00’dan itibaren HarunYahya.Tv sitesinden ve Kahramanmaraş Aksu Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Hayırlı geceler.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...