SUNUCU: Hayırlı akşamlar değerli izleyenler. Harunyahya.tv ekranlarından sizlerle birlikteyiz. Aynı zamanda bugün Kahramanmaraş Aksu ekranlarından da sizlerle beraberiz. Bugün sizden gelen soruları yine Hocamızla beraber cevaplandıracağız. Hocam hoş geldiniz. Çok şıksınız maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sizler de hoş geldiniz.Teşekkür ederim.
SUNUCU: İyisiniz inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, elhamdülillah.
SUNUCU: Değerli izleyenler, bize harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip ederek ulaşabilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren Harunyahya.tv sitemizden ve Kocaeli Tv ekranlarından takip edebilirsiniz.
Hoş geldiniz Hocam yeniden. Sorularımızla başlayalım isterseniz. Aycan Zeren yazmış bizlere. “Hocam çok sevdiğim bir arkadaş grubum var. Birbirimizi çok seviyoruz ama arkadaşlarımdan bazıları zaman zaman birkaç arkadaşıma ve bana karşı alay eder gibi davranıyorlar. Aslında onların alay etmek istemediklerini biliyorum. Ama sözleri ve gülüşleri yaralayıcı oluyor. Onlara nasıl bir tavır göstermek gerekir? Teşekkür ederim” demiş.
ADNAN OKTAR: Alay çok yaygındır. Ama genellikle yetişme çağında o görülür. Böyle 10 yaş 25 yaş arasında falan gençlerde görülen bir şeydir. Olgunlaştığında -hepsini tenzih ederim de- ama olgunlaştığında bir insan o tavra girmez. Yani alaycılık bir kere çok sıradan bir harekettir, basit bir harekettir. Ruh olgunluğunun olmadığını gösterir. Ama mesela 10-25 yaş arasında da çok olgun kardeşlerimiz var. Ama rastlanma sıklığı o yaşlarda görülür genellikle. Kalitesizlik alametidir, kişiliksizlik alametidir. Tedirgin olmaya gerek yok. Bence öyle kişilerin içerisine girdiğinde, zaten onu göze alarak girmiş oluyor insan. Ya öyle bir topluluk içine girmeyecek, öyle insanların içine girmeyece veyahut girdiğinde kişiliğiyle onları etkilemesi lazım. Yani zayıf bir kişilikte veya orta bir kişilikte veyahut ses çıkartılmadığında o tip kişiler aktif olarak ortaya çıkarlar. O tip tavırları gösterebilirler. Ama sonra da üzülecek bir şey de yok. En son düşündüğümüzde sevap aldığını görürüz. Kişi yani alay edilen kişi sevap alır. Ama geniş zeminde büyük alay Peygamberlere yapılır, velilere yapılır. Mesela Peygamberlere büyücü deniyor biliyorsunuz, akıl hastası deniyor, yalancı deniyor, birçok şey deniyor ve alay çok yoğun olur. İbadet olduğu için ona karşı gösterilecek sabır güzel olur ama alay edenler genellikle akılsız olduğu için onları mat etmek çok kolaydır. Yani çok kişiliksiz olur onlar. Kompleksli insan olurlar, dengesiz olurlar genellikle. Akılcı bir üslupla bir anda olay normale getirilebilir.
SUNUCU: İnşaAllah.Fatih Erdoğan Bey yazmış bizlere. “Değerli Hocam, Cübbeli Ahmet’in Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili yazdığı kitapta, Hz. Mehdi (a.s.)’nin önemli çıkış alametleri yok. Fırat’ın suyunun kesilmesi, Hz. Mehdi (a.s.)’nin soyunun nereden çıkacağı gibi şeyler yok. Sizce Cübbeli bu önemli alametleri neden kitabında yazmamış?”
ADNAN OKTAR: Cübbeli’nin kitabı değil de bu konuda daha çok El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar vardır, İbn-i Hacer El Mekki Hazretleri’nin ve Suyuti’nin eserleri vardır. Ehl-i sünnet alimlerinin çok fazla eseri vardır. Mesela Berzenci Hazretleri’nin bir kitabı vardır, Kıyamet Alametleri isimli. Asıl muteber eserler bunlardır. Cübbeli onlardan naklen almış fakat eksik almış ve biraz da yorumlarıyla da bozmuş. Mesela koyu esmer hale getirmiş Mehdi (a.s.)’yi, burnunu uzatmış, zayıf hale getirmiş falan, değiştirmiş, bir şeyler yapmış ve birçok hadisi de almamış. Çok çok fazla hadisi de almamış. En iyi kaynak ehl-i sünnet kaynakları olduğuna göre, Buhari, Müslim, Tırmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud gibi sahih hadis kitaplarından da istifade edebilirler. Ama bu eserler temel eserlerdir. Yahut İmam-ı Şarani’nin mesela Ölüm, Kıyamet, Ahiret isimli eseri vardır. Çok muteber bir eser, çok kapsamlıdır. Veyahut Ramuz El-Ehadis vardır. Orada çok Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisler vardır. Onlardan istifade edebilirler. Ama Cübbeli’nin kitabı çıkartması, reaksiyon kitap o. Yani normal bir kitap çıkartmak ayrıdır. Fakat bir konuya reaksiyon olarak kitap çıkarmak ayrıdır. Reaksiyon olarak hazırladığı için eksik yönleri çok tabii. Sorun değil. Ehl-i sünnet eserleri olduktan sonra ortada.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Raşit Tandoğan Beyefendi; “Hocam dağları, denizleri, hayvanları, gezegenleri, hücreleri, kısacası var olan her şeyi atomlar oluşturuyor. Bir bardağa tuttuğumuzda atomlara dokunuyoruz. Bir manzaraya baktığımızda büyük bir atom yığınına bakıyoruz. Saniyede 1000 km gibi olağanüstü bir hızla dönen elektronlar birbirleriyle bir kez bile çarpışmıyorlar. Hocam Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyuruyor; ‘Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah’tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?’ Enam Suresi, 95. ayet. Hocam atomdaki mucizeyi insanlar yeteri kadar kavrayabiliyorlar mı?” demiş.
ADNAN OKTAR: Atom tabii apayrı bir alem. Ama orada kardeşimiz atoma dokunuyoruz demiş, değil mi, yanlış duymadıysam. Hiçkimse atoma dokunamaz. Atomlar birbirini ittiği için. Zaten dokunma hissi de oradan oluşuyor. O bilinmiyor olabilir. Yani mesela hiçbir araba asfalta dokunamaz. Atomların itme gücünden dolayı. Mesela biz masaya dokunduğumuzda mümkün değildir. Birbirlerini ittikleri için temas meydana gelmez. O his de oradan kaynaklanıyor. Yoksa elimiz yapışır kalır zaten, öyle bir şey olmaz. Atom mucizeler denizidir. Atomun çok iyi incelenmesi lazım. Onu önümüzdeki günlerde çok detaylı ele alabiliriz. Bölüm, bölüm, bölüm, bölüm ele alabiliriz. Mesela bir gün sırf nötronları, bir gün protonları, bir gün elektronları, bir gün çekirdeği çok kapsamlı, yörüngelerini ayrı ayrı değerlendirebiliriz ve çok daha iyi olur. Sıkıştırılmış anlatımda boğulur konular, ondan çok kaçınmak lazım.
SUNUCU: İnşaAllah. Fevzi Uğur Beyefendi Manisa’dan yazmış. “’Hz. Mehdi (a.s.) Cennet’in tavus kuşu, süsüdür’ hadisiyle Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadis-i şerifinde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin Ahiret’te inşaAllah kıymetli bir makamda olacağı ve Cennet’in güzel bir süsü olacağını Mümin’lere müjdelemiştir maşaAllah. Ayrıca tanınmış şair Seyid Hasan, Mehdi (a.s.) Hazretleri’nin dünyadaki güzelliğinden de şöyle söz etmiştir; ‘güzelliği temiz yüzünden yükselir, sabah meltemi huzur veren çehresinden yayılır’. Hocam Allah bizlere Hz. Mehdi (a.s.)’nin o güzel yüzünü gösterir inşaAllah” demiş Fevzi Bey.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) konusu doğru yani. Gerçekten görecekler Mehdi (a.s.)’yi. Genellikle ben çocukluğumda hep duyardım; Mehdi (a.s.) çıkacak, İsa inecek. Ama hep insanlar, işin doğrusu efsane gibi bilinirdi, değil mi? Deccal çıkacak dedin mi çok çok çok çok uzak bir ihtimal olarak görülürdü. Yani efsane ile karışık gibi bilinir birçok insan tarafından. Mehdi (a.s.) konusu gerçekten doğru yani. Hakikaten bu yüzyılda Mehdi (a.s.)’yi görecekler. Yani 10 yıl içerisinde görürler. Yani net söylüyorum. İsa (a.s.)’nın inişi de kesin doğru, onu da görecekler. Deccal de Darwinizm, bu da doğru. Bu bir saptırma veyahut yorumlama, mecburi bir akış değil. Çünkü böyle bir din, böyle bir felsefe, böyle bir inançsızlık cereyanı Hz. Adem (a.s.)’den beri hiç görülmemiş. İlk defa görülüyor. Çapı, gücü, etkisi açısından ve meydana getirdiği tahribat açısından benzeri yok. Zaten hadislerin genel anlatımı da bunu anlatıyor. Dünya çapında bir etkiyi açıklıyor. Darwinizm de bunu tam görüyoruz. Ama yani hakikaten ortalı bir şey olaydı, ben yani muğlak bir konu olsaydı, onu ortalı anlatırdım. Yani “olabilir, bekleriz, inşaAllah” derdim. Zaten üslubumdan anlaşılırdı. Ama Mehdi (a.s.) konusu yüzde 100 doğru ve İsa (a.s.) konusu da yüzde 100 doğru. Her ikisi de bu yüzyılda, önümüzdeki 10 yıl içerisinde görülecek inşaAllah.
SUNUCU: Muammer Uslu, “sayın Hocam. Said Nursi Hazretleri’nin; ‘Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ilk çıktıklarında tanınmazlar. Sonradan faaliyetlerinin sonunda dikkat çekip, anlaşılacaklar’ şeklinde bir açıklaması var. Bu da yıllar alacak bir durum değil mi Hocam? Çünkü Bediüzzaman Hazretleri 2011’den 2021’e kadar bir tarih vermiş. Sözler kitabında da ‘Hz. Mehdi (a.s.) 1400’te çıkacak’ şeklinde bir açıklaması var” diyor.
ADNAN OKTAR: Bir tanesi de geçen gün, 1400, Miladi 1400’te çıkacak diye açıklamış. Yani artık sıkışmanın artık saptırmanın en şiddetlilerini yapmaya başladılar. Bunalmanın gücünü gösteriyor. Bu tip olaylar olur. Bundan sonra da olacaktır. Onlara pek ehemniyet vermek gereksiz, önemsiz. Ama eğer dikkatlice inceleyecek olursak bütün alametleri görüyoruz. Bütün gelişmeleri görüyoruz. Fakat şimdi mesela 2010’dayız. 2011, 12, 13, 14’ler mesela, bir yıl uzun bir süredir. Az bir süre değil. Bakın Mehdiliği sürekli duyacaklar. Ama tırmanarak duyacaklar. Sürekli delillerinin güçlendiğini, geliştiğini görerek duyacaklar. Gittikçe gelişecek. Bir de Mehdiyet’in sevgi olduğunu, dostluk, kardeşlik, barış, adalet olduğunu, huzur olduğunu, güvenlik olduğunu, modernlik olduğunu, kalite olduğunu, iyilik ve güzellik olduğunu görmeye başlayacaklar. Mesela eskiden benim çocukluğumda Mehdiyet anlatılınca, işte kılıçlı adamlar atların üzerine çıkarlar, kan revan içinde kalır insanlar. Sürekli harikalar olur. Yani Mehdi (a.s.) böyle filmlerdeki gibidir. Harika filmler oluyor böyle, akıl üstü olaylar meydana gelen filmler. Ona benzer olaylar olur. Öyle değil yani gayet akılcı, ılımlı bir akış içerisinde Mehdiyet tırmanacaktır. Bu şöyle olacak; yani İslam’ın makullüğü, güzelliği, sevgi anlayışı bütün dünyaca kabul edilmeye başlanacak aynı zamanda. Yani İslam ile terörün bağdaştırılması olayı yavaş yavaş kalkacak. Ama bu arada terör de tırmanacak, tırmanır, onu söyleyeyim. Sürekli olur. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar da devam eder. Çünkü terörün çözümü Mehdi (a.s.)’dir. Mehdi (a.s.) çıkmadan İslami terör dedikleri adamların -ki yoktur yani İslam’da, Kuran’da öyle bir şey yoktur, Marksist düşünceden kaynaklanan bir terör anlayışı vardır- bunun tamamen ortadan kalktığını görecekler. Ama bu sadece Mehdi (a.s.) ile hallolacaktır. Yani bunun dışında ne Amerika, ne Rusya, ne Avrupa, ne diğer İslam ülkeleri teröre hiçbir şekilde çözüm bulamazlar. Muntazam devam edecektir ve gelişerek devam edecektir. Yani biri bitti derken bir yerde başlar. Ama Mehdiyet devrinde net ve kesin çözüm olacaktır. Konu kökünden hallolacaktır. Çünkü zaten Mehdi (a.s.)’ye ittiba etmek, ona saygı göstermek, itaat etmek İslam ahlakının bir gereğidir. Dolayısıyla öyle bir kargaşa, fitne-fücur olmaz. Ama işte “biz yaparız” diyecekler, göreceksiniz, “toplantılar yapacağız, konuşmalar yapacağız”. Mesela diyor ki Putin; “ben çözümü bulacağım ve terörün kökünü kazıyacağım” diyor. Ne demek istiyor? Muhtemelen askeri operasyonlar kastediliyor. Askeri operasyon; yapılan terörün, yahut yapılan eylemlerin, kan dökme olaylarının kat kat artması demektir. Yani şiddet şiddeti doğurur. Terör terörü doğurur. Kan kanı getirir. Bunun çözümü bu değildir. Çözümü akıldır, imandır ve sevgi ve şefkattir. Ama tabii gönlümüz istiyor ki bu tip olaylar hiç olmasın. Çünkü ben Rus kardeşlerimize de çok acıyorum. Güzel insanlardır Ruslar. Türklerin eskiden beri dostu olan bir millettir. Ama Çeçenler de bizim canımız, ciğerimiz. Oradaki genç kızlarımız, çocuklarımız, Müslüman kardeşlerimiz çok mağdurlar. Yıllardan beri perişan durumdalar. Bir uzlaşma yolunu bulmak lazım. Ama şu an, ara aşamada uzlaşma gerçekten çok zor. Yani ancak Mehdi (a.s.)’nin çözeceği bir olaydır bu. Mehdi (a.s.) böyle bir anda bitirir konuyu. Hemen halledecektir. Ama bu mantıkta çok zordur. Çünkü muhtemelen işte orada Çeçenler’e yönelik yine bir operasyon yapılacaktır. Karşı operasyon. O operasyonun sonucunda daha büyük bir eylem meydana gelecektir. Yani bir kör açmaz şeklinde devam eder. En güzel çözüm bütün Müslümanların Allah’tan birlik ve beraberlik istemeleridir. Türk-İslam Birliği’nin oluşması için dua etmeleridir. Türkiye’nin liderliğinde, Türklük aleminin liderliğinde, Türk-İslam Birliği net çözümdür. Konuyu kökünden bitirir, halleder. Bunu herkes anlıyor. Anlaşılmayacak bir yönü de yok. Ama anlamazlıktan gelirlerse zannediyorum uzar konu.
SUNUCU: Hocam Doruk Bey şöyle söylemiş; “Hocam İmam Rabbani diyor ki; ‘küfür her yanı istila edip hükmü cemiyet içinde aşikare işlenmedikçe, Mehdi (a.s.) zuhur etmez’. İmam Rabbani zamanında küfrün böyle bir gücü yoktu. İlk defa bu zamanda küfür, deccaliyet bu kadar şiddetli oldu. Dolayısıyla bu yüzyılda Mehdi (a.s.)’nin gelmesi gerektiği de anlaşılmaktadır, değil mi Hocam?” demiş.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman da bunu açıkça söylüyor. “Ahir Zamanın en büyük fesadı zamanında” diyor, “elbette en büyük bir müceddid, en büyük bir müctehid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak Cenab-ı Allah bir zat-i nuraniyi gönderecek, o da ehl-i Beyt-i Nebeviden olacak” diyor. Yani seyyid olacak diyor. Ama Cübbeli Efendi’ye göre de ortalık süt liman hiçbir şey yok zaten. Yani Ahir Zaman fitnesi diye bir konu da yok. Ta çok ileride o, 570 yıl sonra olabilir, o zamanlar Mehdi (a.s.) çıkacaktır. Şu an çok huzurlu, güvenli, rahat bir ortam var gibi anlatıyor. Dün de anlattım, eğer bulunduğu mekandan, evinden bir dışarıya çıkarsa, gazete okursa, televizyon seyrederse, yahut gitsin bir Irak’a, gitsin oradaki insanlarla bir görüşsün. Yahut Doğu Türkistan’a bir gitsin, değil mi? Doğu Türkistan’a gidebilir. Gidip bir uçak bileti alsın. Neydi o gittiği yer? Malta Adası’na gidip oralarda jet-ski ile gezeceğine, gitsin Doğu Türkistan’a. Bir sorsun bakalım orada nasıl Müslümanlar? Rahatlar mı? Yani o dediği gibi huzur içinde yaşıyorlar mı? Veyahut Afganistan’a bir gitsin bakalım. Değil mi? O dediği gibi böyle fitne fücur ortadan kalkmış, huzurlu, rahat bir hayat var mı? Bir görsün. Veyahut gitsin üniversitelere değil mi, sakalını sıvazlayarak bir gitsin Amerika’da, Rusya’da veya Türkiye’de değil mi evrim teorisi ne derece etkili. Evrimi soruyorlar haşır haşır sakallarını kaşımaya başlıyor. “Evrim ne ki” diyor. Evrimin ne olduğunu bilmiyor daha onu soruyor, “açıkla nedir evrim” diyor. Bir yandan da kaşıntı basıyor. Şimdi o durumda, tabii ki böyle bir insan için hiçbir şey yoktur yani. Kendi çevresinde o, sadece Fatih’te, mutlu bir hayat yaşıyor herhalde anladığım kadarıyla. Halbuki Müslüman alemi hercümerç içerisinde. Dünyadaki fitne, dünya tarihinde görülmemiş derecededir. Yani ilk defa böyle bir fitne oldu. Bütün ortalık kan revan içinde. Her yerde cinayetler işleniyor, gasplar yapılıyor. Değil mi? Gayri meşru her türlü eylem yapılıyor dünyada. Uyuşturucu aynı şekilde yaygın. Dine, İslam’a, mukaddesata yoğun bir saldırı var. Müslümanlar çok mağdur durumdalar. Değil mi? Okullarda, başka yerlerde, dünyanın her yerinde Müslümanların konumu ortada. Her yerde eziliyorlar ve acı çekiyorlar. Bunu görmemek, bunu anlamamak için bilmiyorum yani çok dar bakış açısına sahip olmak gerekiyor. Benim tavsiyem bol bol gazete okuması, televizyon seyretmesi, internete girip bir bakarsa, dediğim yerlere gidip bir gezinirse. Mesela gitsin bir Cezayir’e değil mi? Bir Fas’a gitsin, Müslümanların durumuna bir baksın. O zaman konuyu tam anlayacaktır. Onun için İmam-ı Rabbani bu devre dikkat çekmiştir. Bediüzzaman’ın da söylediği bu devirdir. Dolayısıyla bunu anlamazlıktan gelmek yakışık alacak bir hareket değildir. Ama o anlamazlıktan gelse de deccaliyet çıkmıştır. Buna karşı da Mehdiyet görev başındadır şu an. O uyandığında, yani İslam hakim olduğunda o da uyanacak belki farkına varacak. O zaman şaşıracak belki. Ama tabii biz Cübbeli böyle diyor diye faaliyetten vazgeçecek değiliz yani. “Ortalık süt liman hiçbir şey yok, sakin olun” diyorsa biz buna tabi olmayız. Biz var gücümüzle dünyada İslam’ın hakimiyeti için uğraşıyoruz. Türk-İslam Birliği’nin oluşması için uğraşıyoruz. Mesela Cübbeli’nin ağzından kimse şu sözü duyamıyor; “Türk-İslam Birliği kurulsun, İslam dünyaya hakim olsun, bütün Müslümanlar birleşsin. Bu yüz yılda İslam’ın hakimiyeti için var gücümüzle gayret edelim” sözünü söyleyemiyor. Veyahut desin ki mesela “bu yüzyılda Allah İslam’ı hakim etsin” desin inşaAllah, bütün dünyaya. Diyemiyor. Veya “bunun için gayret edelim hemen İslam hakim olsun, bu fitne ortadan kalksın” diyemiyor. Diyemez gibi görünüyor çünkü bunu dediğinde Mehdiyete yardım etmiş olacak. Çünkü İslam dünyaya hakim olduğunda Mehdi (a.s.) de ortaya çıkmış olacak. Bu da Mehdi (a.s.) gelmeyecek dediğine göre, 570 yıl sonra gelecek dediğine göre. Bir de o gün konuşmasında bir şey dikkatimi çekti. Önce dedi ki, “bana cezaevinde bulunduğum dönemde Baş Haham geldi yanıma” dedi. İşte, uzun bir hikaye anlattı, buna birçok vaatte bulunmuş. Sadece bundan isteği, Kuran’da Musevilerle ilgili hükümleri okumamasıymış. Sadece bunu istemiş. Para da teklif etmiş, ev teklif etmiş, İsrail’e davet etmiş, Türkiye’de büyük görev teklifinde bulunmuş. Baş Haham. Tek istediği, bizim her zaman okuyabildiğimiz, Kuran’da biz açtığımızda okuyabiliyoruz değil mi? Herkes okuyor bakın. Mesela bu Ali Bulaç’ın Kuran meali. Yüz binlerce satılmıştır, bütün yani satılmış demeyeyim de hediye edilmiştir. Allah affetsin öyle demeyeyim. Hediye edilmiştir diyelim Kuran için. Bütün halk, insanlar okuyor. İnternetten de okuyoruz Musevilerle ilgili hükümleri okuyoruz değil mi Kuran’daki ayetleri okuyoruz. Sadece Cübbeli’nin okumaması rica edilmiş. Yani zaten herkes okuyor zaten Cübbeli okumamasıyla okuması, okursa tamam insanlar duyar. Ama okumamasıyla değişen nedir yani? Bütün İslam alemi zaten Kuran’ı gece gündüz okuyor. Televizyonlarda da okunuyor. Dolayısıyla Musevilerle ilgili bütün konuları herkes duyuyor. Yani onun bir tek şahsının Kuran’ı okumaması için bu kadar fedakarlıkta bulunmaları Musevilerin mantıklı değil. Pek inandırıcı da değil. Sonra da dedi ki “ben cezaevinde tektim hiç kimseyle görüşmedim” dedi. Daha önce hahamla görüştüm diyordun. Değil mi? “Bana teklifte bulundu” diyordun. Onun filmi var onu göster bakayım.
(Cübbeli Vtr)
SUNUCU: Enteresan Hocam. Yani iki beyanatında da kendisinin bulunması çok enteresan.
ADNAN OKTAR: Yani ben etrafındaki insanların nasıl bu konuları fark edemediklerine inanın çok çok şaşıyorum. Bakın birisinde alenen söylüyor ve işte “Eresin Otel’de buluşalım dedi” diyor. Ne yapacaklarsa otelde buluşup yani ne ise konusu onu da anlamadım. Tel Aviv’e götürecekmiş, yani ne işine yarayacak Tel Aviv’e götürüp bunu onu da anlamadım. Devletin verebileceği bir görevi, Baş Haham buna veriyor.
SUNUCU: Baş vaiz.
ADNAN OKTAR: Baş vaiz yapacak bunu. Baş vaiz olarak atayacak. Yani devlet atama yapabilir Türkiye’de değil mi? Yani hükümetin yapabileceği, hükümete bağlı birimlerin yapabileceği bir görevi Baş Haham’ın yapacağını söylüyor. Böyle bir yetkisi olduğu ve bu şekilde bir talepte bulunduğunu söylüyor. Bir de o zaman hatırlıyorsam David Asseo’ydu Baş Haham. Adamcağız yaşlı başlı bir adam yani hiç alakası da yok. O zaman da vefat etmişti hatırladığım kadarıyla, yani şeye de girmedi cezaevine girmedi o adam. Yani sonra da vefat etti. Ama o dönemde görevde miydi o, David Asseo? Ama cezaevine girmedi onu biliyorum yani öyle bir konusu olmadı. Bu konuda niçin böyle bir şeye girdi. Bak arkasından da “ben böyle bir şey söylemedim” diyor. Sen daha önce görüştüm diyorsun, şimdi de görüşmedim diyorsun. Önce dedi ki “7000 yıl ile ilgili hadis yoktur” dedi. Sonra çıktı “7000 yıl ile ilgili hadis var” dedi, dünyanın ömrüyle ilgili. Ve ezbere söyledi. Yani bir dediği bir dediğini tutmuyor çok garip. Aslında dikkatlice izlemediklerinden oluyor. Mesela dikkatlice izleyen çok çelişik konuştuğunu görür. Çok hayret verecek şekilde, mesela bir gün başka türlü söylüyor, bir gün başka türlü söylüyor. Mesela dün de söyledim bir konuda çıktı, “ben” dedi “kesin böyle bir konuya karşıyım” dedi. Anlatıyor işte bir şeyler anlatıyor. Halbuki o anlattığı konuyu çok kapsamlı savunuyor. Yani kendi açıklaması var, videoya alınmış konuşması var ve kendi internet sitesinde de duruyor. Şimdi iki konuşmasını karşılaştırayım dedim fakat müşkül durumda kalır diye onu da yapmak istemiyorum. Yani garip. Allah aklını arttırsın ne diyeyim yani.
SUNUCU 1: Amin inşaAllah. Şey de çok aklı almamış öyle söylemişti dün akşamki programda Hocam. Sizin deccali bilgisayar olarak yorumlamanızı, nasıl olur diye hani pek inananamamış.
ADNAN OKTAR: Dabbet-ül arz olarak. Şimdi televizyona deccal diyenler var ama biz öyle bir şey demedik. Televizyon niye deccal olsun? Televizyonda Kuran eğitimi oluyor, İslam eğitimi. Şu an mesela biz dini anlatıyoruz. Cübbeli de çıkıyor dini anlatıyor. Bütün Hocalar alimler dini anlatıyor. Televizyon deccal olması mevzu bahis olamaz. Yani bir vasıtadır o, bir imkan. İnternet de öyle. Fakat internetin dabbet-ül arz olması konusunu anlattım, bu konuda delilleri de daha önce çok kapsamlı sundum. Bir kere onun anlattığı tarzda olması mümkün değil. Yani, bir adımda yüzlerce kilometre adım atabilen, boyu yaklaşık 2000-3000 km kadar, anlatıldığı kadarıyla. Rivayetlere göre 3000 km kadar boyu olmuş oluyor. Ve kuyruğu da daha hala yerin altında oluyor. Yani böyle bir hayvan, başı bulutlarda olan bir hayvan ve şehirlere gidecek diyor. Her insanı teker teker damgalayacak. Yani İstanbul yerle bir olur öyle bir şey olsa, İstanbul’a gelse, boğaz falan da taşar yani. Değil mi? Boğazın suyu yani. Mahvolur İstanbul değil mi? Londra’ya falan da gitse, İngiltere’ye nereye gitse yerle bir olur. Olmayacağı belli bunun. Bir de evlere tek tek girecek diyor, pencereden öyle bir varlığın elini soktuğunu düşünün, zaten binaya dahi elini yanaştırsa bina yıkılır. Apartmanlar yerle bir olur. Burada kast edilen internet olduğu anlaşılıyor. Çünkü bakın, “yerden mamul” diyor. “Bütün canlıları Biz” diyor Cenab-ı Allah “sudan yarattık”. Yani bünyelerinde su vardır. Yüksek oranda su vardır. Ona dikkat çekiyor Kuran. Fakat bir tek bu varlık için, “onu topraktan mamul yarattık” diyor. Topraktan yapılmış. Bir de “debbe”, “debbabe” debelenen, hareket eden bir varlık için söyleniyor. Orada da sürekli bir hareketlenme var. Mesela meyvenin içindeki çürümenin gelişmesine de aynı kelime kullanılıyor. Kelime kökü olarak. Mesela içkinin bedende yayılması için de aynı kelime kullanılıyor. Mesela tank gibi, yahut ona benzer araçların hareket etmesi için de kullanılıyor. Dolayısıyla hareketli olması. Bilgisayarın içinde müthiş bir hareket var. Parçacık hareketlenmesi var değil mi? Onun sonucunda zaten görüntü oluşuyor. Ve her türlü renk vardır diyor Allah üzerinde hayvanın. Mesela domuz gözü gibi gözü vardır. Gözü var görüyor bilgisayar. Ve konuşabiliyor. Yani zaten bakın özellik olarak bu hayvanın sadece konuşmasından bahsediliyor zaten. “Tükelli mihum” herhalde hatırladığım kadarıyla. Yani “nas’a, insanlara hitap eder” diyor. Yani insanlara hitap ettiğini de görüyoruz. Açtı mı bilgisayarı değil mi, bütün konuşmaları duyabiliyor insanlar her gün. “Her eve girecek” diyor, bakın dünyadaki her eve, Müslüman olsun, Hıristiyan olsun veyahut dinsiz olsun. Kim olursa olsun diyor, “her eve girecek,” diyor. Bu ancak internetle olacağı belli. Her eve girmesi değil mi? “Müminleri damgalar, onların yüzlerini parlatır” diyor. Yani mümine neşe verir, sevinç verir. İmanını artırır. “Kafirinse yüzünü simsiyah kesilir” diyor, yani onun moralini bozar. Onu rahatsız eder, oradaki bilgi. Ne zaman olur diyor? “O söz başlarına geldiği vakit” yani Ahir zamana girildiğinde yani “Mehdi (a.s.)’nin çıkış vaktinde, Hz. İsa (a.s.)’nın nuzülü vaktinde ve şeytanı öldürür,” diyor. Şeytanı kim öldürecek, deccali kim öldürecek? Mehdi (a.s.) öldürecek. Mehdi (a.s.) deccali öldürürken kullandığı bir vasıta işte dabbet-ül arz. Yani Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olan bir varlık. Hz. İsa (a.s.) nasıl yardımcıdır, değil mi? Veziri değil mi, yardımcısı, deccale karşı mücadelesinde, aynı şekilde deccale karşı mücadelesinde bir yardımcısı da dabbet-ül arzdır, Mehdi (a.s.)’nin. Ve “üzerinde” diyor, “her türlü renk mevcuttur” diyor, değil mi? Bilgisayara baktığımızda her türlü renk mevcut. Ve birçok hayvana da benzetiyor. Mesela “kulağı fil kulağı gibidir”, diyor. Bilgisayarı açtığımızda fil kulağı gibi açılıp kapanma şekli ve hakikaten de duyma mikrofonu var, değil mi? Söylenen sözü alabiliyor. Yani naklediyor, başka bir yere naklediyor. Bilgisayar kanalıyla konuşuyor insanlar birbirleriyle. Bunlara burada dikkat çekilmiş. Ama burada en belirgin sürati, bir adımda mesela yüzlerce kilometre yol alacağı söyleniyor hadiste. Öyle dev bir varlık, üç bin kilometrelik bir varlık yani bir saniyede yüzlerce kilometre hızla yürürse dünyada, dünyada zaten ülke diye bir şey kalmaz ki, her yer dümdüz olur. Değil mi? Ne yapar o geçtiği yerleri, akıl almaz bir tahribat olur. Bu yüksek sürat, olağanüstü sürat ancak internet süratidir. Ve bu da açıkça belli oluyor. İnternete baktığı bu açıklamanın. Dolayısıyla bunu Cübbeli’nin anlamaması makuldü ama bizim halkımız anlar. Çünkü Cübbeli biraz dar bakıyor, inşaAllah.
SUNUCU 1: Ayşe Sönmez kardeşimiz yazmış bizlere; “Cenab-ı Allah Saff Suresi’nin 13. Ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor: ‘Ve seveceğiniz bir başka (nimet) daha var: Allah'tan 'yardım ve zafer (nusret)' ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele’ buyuruyor. İnşaAllah ayet-i kerimenin işaret ettiği gibi İslam ahlakı yakında bütün dünyayı fethedecek. Allah Hz. Mehdi (a.s.)’yi ve Hz. İsa (a.s.)’yı bu manevi fetihe vesile edecektir. Hocam siz Resulullah (s.a.v.)’in Ahir zamanda olacağını bildirdiği dünya hakimiyeti müjdesini herkese anlatıyorsunuz. Her Müslüman’ın da bu müjdeyi duyurması gerekmez mi?” demiş.
ADNAN OKTAR: Yalnız ben sanki iki türlü anlaşılabilir, ben böyle ümitvar bir insanım, insanları şevklendiriyorum. Hani “ümitsiz olmayın. Zaten İslam hakim olacak. Gayret edin”. Tamam bu yönü var da, ama bakın benim anlattığım başka bir şey var. Yani Mehdi (a.s.) gerçekten zuhur etti. Ve İsa (a.s.) gerçekten indi. Ve İslam gerçekten hakim olacak. Yani bu net olan bir şey. Ben biliyorsun hurafeyle falan hiç hareket etmem. Ben hurafeyle uğraşanlara karşı mücadele ediyorum. Yani ben ortalı bir konu olsa, ortalı bir üslupla anlatırım onu. Yani mesela bir konu oluyor ortalıysa, ben ortalı üslupla anlatıyorum. Ama net olanı net üslupla anlatıyorum, bu net konudur. Yani İslam’ın dünyaya hakimiyeti. Ama bakın 10 yıl alacağı için yani bu 10 yıla dayanan herkes dayanamaz bunu söyleyeyim. Yani mesela şimdi 20 yaşında olan, o zaman 30 yaşında olacak. 30 yaşında olan 40 yaşında olacak. Kimi insanlar ölür, kimi insanlar kalır. İnşaAllah Allah bize de ömür verir. Mehdi (a.s.)’ye talebe olmayı nasip eder. Ama benim çok dirençli ve kararlı bir mücadelemi görecekler. Onu söyleyeyim. Yani her yıl artan ve kararlı. Çünkü ben 79’dan beri benim çizgimde hiçbir sapma olmamıştır. Sürekli bir tırmanış olmuştur, 90 derecelik. Tabii bakın ben o dönemde ne fikir ekolleri, ne düşünceler, ne gruplar dağıldı, 79’da, değil mi? Heyecanla ortaya çıkıp hareket eden ne insanlar vardı. Bak şu an esamesi yok bu insanlardan, veyahut enkaz halindeler, veyahut bambaşka bir şekle girmişler. İşte fikriyatları değişti. Düşünceleri değişti. Yani her şeyleri değişti. Ve dolayısıyla ideallerinden vazgeçtiler, birçoğu. Ama bakın benim çizgimde muntazam bir tırmanış olmuştur. Bana baskı da muntazam artmıştır ayrıca. Yani 2, 4, 8, 16 tarzında bana baskı artmıştır. 2, 4, 8, 16 tarzında da benim faaliyetlerim artmıştır. Ve her yıl çok azimli ve yırtıcı, kararlı ve hedefinden asla şaşmayan bir mücadeleyle karşılaşacaklar, bunu görecekler. Benimle ilgili merak ediyorlarsa bir şey ben bunu söyleyeyim. Ama 2021’lerde daha başka bir mekanda olacağız inşaAllah göreceksiniz. “Hocam” diyecekler, “yüzlerce binlerce kez söylediniz hakim olacak diye. Ve dediğiniz hakikaten oldu” diyecekler. “Hay MaşaAllah, Allah razı olsun” diyecekler. Çünkü bak bir iki kere söylesem flu olabilir. Mesela Bediüzzaman Risale-i Nur Küllüyatı’nda diyor, “ittihat-ı İslam olacak, İslam hakim olacak” diyor. 100 sayfa kadar yazmış. Bakın o yetmiyor görüyor musunuz insanlara, 100 sayfa. Onu bile değiştirmeye kalkıyorlar. Ben o kadar çok anlatacağım ki; güçleri yetmeyecek değiştirmeye. Yani on bin kere de olsa anlatacağım. Ve bakın Marksistler ne diyorlardı; “din bir afyondur ve doğal olarak yavaş yavaş din kaybolur, erir”, değil mi? Yeryüzünden kalkar. “Hiç dinle uğraşmayın” diyorlardı hatta Lenin’de söylüyordu. “Dinle bir fiziki mücadeleye girmeye gerek yoktu” diyorlar, “dindarlara saldırmanıza da gerek yok. Din kendi kendine zaten elimine olur, zamanla yok olur o. Doğal bir süreç bu” diyordu. Hani doğal süreciniz bakayım. Tam tersine döndü. Değil mi? Doğal süreçte Marksist, Leninist düşünce paramparça oldu. Darwinist düşünce paramparça oldu. Din süratle yükseliyor. İslam süratle gelişiyor. İşte bu da Mehdiyet’in bir delilidir. Bu konuda bütün dünya ittifak halindeydi, bütün bilim adamları. Dinin tabi olarak ortadan kalkacağına dair. 71’leri yaşayanlara bir gidip sorun yani gayet normal karşılıyorlardır. Yani tabii modern çağa giriyoruz yavaş yavaş artık dinlerin modası geçmiştir. Moda olarak alıyorlardı haşa. Bitecek bu konu diyorlardı. Ama şu an bakın küçük küçük böyle deliklere kaçmış durumdalar, birçok materyalist, Darwinist onları oradan çıkartmaya çalışıyoruz. Küçük küçük. Çağırıyoruz karanlık deliklerinden “gelin” diyoruz, “bakın hiçbir şey yapmayacağız. Sadece bir yarım saatinizi, on dakikanızı alacağız, tartışacağız, bir şey yok” diyoruz. “Aman” diyorlar “gelmeyelim” diyorlar. Bak en büyük dedelerinden Dawkins, İngiltere’de. Yiğit Bulut onu aramış, buraya gel demiş. Bizimle tartışması için, ben ve bizim çocuklarla tartışması için. İşte herhalde ağırlayacağını uygun bir dille anlatmış. “Sakın sakın” demiş, “gelmem”. “Para vereyim”, demiş. Paradan anlar ya onlar. Etkilenirler yani. Gönlünü almak için. “Para da versen, ne yaparsan yap gelmem” demiş. Çünkü her şey silinecek burada yani kendi orada kandırmaca efsane meydana getirmeye kalktı. Biz onu taa buradan sildik. Şimdi geriye kalan kırıntısı da gidecek çünkü. Hiç kimseye karşı yüzü kalmayacak o yüzden gelemiyor. Ben bu utansın diye ayrıca İngiliz gazetelerine ilan verdim. “Gelsin Dawkins’le tartışalım” diye. Yani hani duymadım, etmedim olmasın, haberim yok falan demesin diye. İngiliz gazetelerine koskoca ilan verdim. “Gel Dawkins burada tartışacağız” diye. Biz gelelim diyoruz. Bak o da kabul, veyahut onun tayin edeceği bir ülkeye oraya da gidebiliriz. Ağababalarını da çağırsın ayrıca bir tek kendi de şart değil. Değil mi? Nezaketimizde de, saygımızda da en ufak bir kusur olmaz. Türkiye’ye de gelirse en güzel şekilde ağırlarız. Bir şey değil ya bize 15-20 dakika vakit verecek. Başka bir şey yok. Süratle kabul etmiyor. Bak mesela o Vatikan’daki toplantı da Oktar’ı gönderdik. Kardeşleri gönderdiler. Adamlar coşkuyla Vatikan’daki o papazları ve rahipleri kandıracakken tam, Oktar bir ortaya çıktı. “Ara fosil var mı” gibisinden. Konuşacaktı, konuştu zaten. Ama Oktar’ın hatası şu oldu, önce benden bahsetti. “Ben” dedi, “Adnan Oktar’ı temsilen geldim” dedi. Onu demekle beraber adamın parasempatik sistemi herhalde devreye girdi, ne oldu bilmiyorum. Ne oldu? Yüzünde adamın kan man kalmadı böyle bembeyaz yani kireç gibi surat, bayılacak adam neredeyse. Allah-u alem bayılmamak için kürsüden kaçtı. Paldır küldür kaçıyor böyle. İlginç bir varlık gibi diyelim yani. Kaçıyor. Arkasından da söyledi Oktar, ara fosil konusunu falan. Dermakeşan oldular. Ve boğazlarına düğümlendi. Bakın ne kadar sürüyor. 10 dakika sürüyor. Kardeşim ara fosil var deyince göğsünü gere gere desene, “var ara fosil işte getirdim” deyip, tak masanın üzerine koy. Yok. Öbür arkadaşlar da yine Haberturk’e gelmişlerdi biliyorsunuz. Yiğit Bulut’un programına “kardeşim” dedik, “bize bir ara fosil gösterin, canım ciğerim” dedik, bir tane gösterin. “Tamam” dedi, “getirdik” dedi. Bir tane kağıda fotokopi çektirmiş, normal gelişmiş bir hayvan. Böyle gösterip gösterip çekiyor kameraya. Tut bir görelim ne var yani. Böyle şimdi bir şeye benzetecektim ama yakışık almaz söylemeyeyim. Yani böyle tutup tutup geri çekiyor, tutup tutup geri çekiyor öyle olur mu? Tut kameraya şöyle en azından bir 10 saniye bakalım yani panik olacağın bir şey yok. Çünkü biliyor ara fosil olmadığını. Ne gerek şu olaylara yani niye bu kadar kendinizi mahcup ediyorsunuz? Çünkü tam mütekamil bir hayvan gösterdiği. Simetrisi mükemmel. Altın oranla yaratılmış. Kusursuz kemik yapısına sahip. Baştan sona kadar yaratılışı ispat eden bir varlık. Dolayısıyla şu anki suskunlukları, garibanlıklarının sebebi Allah’ın izniyle benim. Hiç ummuyorlardı ama işte böyle büyük taşlar bazen büyük baş yarar, derler inşaAllah. Ve daha yeni başlıyoruz. Bunlar yani araya adamlar da koyup anlaşmaya çalışıyorlar, işte Müslümanlıkta da var. Alimler getirmeye kalktılar bize. O bir televizyon kanalı, böyle devrik gözlü bir vatandaş var böyle piranha balığına benziyor. Şu korku filmlerinde falan tipler var onlara benziyor. Tam anlamıyla anlaşmışlar önceden. Yani bir mizansen hazırlanmış “o sende haklısın”, diyor. “O da haklıyım” diyor. İkisi de birbirini haklı gösteriyor ve özetle Darwinizmi Müslümanlıkta vardır gibi anlatmaya kalktı. Bir tabii ne oluyor dedik. Bir dakika dedik. Ve hepsi sus pus oldu, orada kandırmaya kalktıkları gençleri çağırdık, getirdik, konuştuk. Konu bitti. Ve bir daha da yapamadılar. Bakın dikkat ederseniz. Yani çıkıp bir kandırmaca yapamıyorlar. Birkaç tane dede var öyle arada sırada işte gazetelerde böyle yancılık yapan diyelim. Onlar kendince hafta sekiz, gün dokuz atak yapıyorlardı. Onların da gücü kalmadı. Bakın “dedem” dedim. Yani “kıymetli dedem” dedim. Hz. Musa (a.s.) asasını attığında bir anda normalde yılana dönüşüyor, değil mi? Yavru yapan yılan oluyor. Oradaki binlerce adamda gördüler. Yani artık Firavun’un adamları da görüyor. Onların kanaati geliyor. Yani en muhalif adamlar, onların kanaati geliyor. Burada evrim oldu mu? Yok, kaç saniyede oldu, bir saniyenin içerisinde oldu değil mi? Bir anda oldu, atar atmaz oldu. Bu yaratma mı? Yaratma. Hani evrim vardı Kuran’da değil mi? Mesela Hz. İsa (a.s.) çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor. Onu bir kardeşimiz güzel yorumlamış. Geçen gün bana gönderdi. Diyor ki; “Hocam uçakların diyor yapısında topraktaki her türlü mineral kullanılıyor”, diyor. “Acaba Kuran ona mı işaret ediyor”. Bir de uçakların uçuş tekniğinin tespitinde kuşların uçuş tekniği esas alınıyor. Yani bütün planlar onlara göre yapılıyor. Kanat yapısında, uçuş tekniğinde hepsinde onların genel özellikleri tespit ediliyor, ona göre bir çalışma yapılıyor. Kuran buna mı işaret ediyor, diyor. Tabii ki çok güzel bir tespit. Böyle güzel, ufku derin güzel kardeşlerimiz oluyor, tebrik ediyorum ismini şu an hatırlamıyorum kardeşimin de. O yazmış, Kuran tabii ki buna işaret etmiş oluyor aynı zamanda. Çamur biçiminde bir şey yapıyor. Bir üfürüyor. Bildiğin kuş. Yani gidiyor hayvan yumurtluyor yaşıyor. Kaç saniye sürüyor, iki saniye veya üç saniye. Nerede burada evrim? Artık Cenneti de düşünmüyorlar tabii ki. Ben dedim ki; Cennetteki insanlar, huriler, gılmanlar, vildanlar var. Cennet evleri, köşkleri var. Cennet elbiseleri var. Cennet vasıtaları var. “Bunlar da mı evrimle oldu” dedik. Baktılar baş edilecek gibi değil, bakın dikkat edin vazgeçtiler. Yani “Kuran’da evrim var” diyemiyorlar şu an ve diyemezler. Ama tabii yine kendilerince çırpınacaklardır. Ama biz de müsaade etmeyeceğiz inşaAllah.
SUNUCU : Hocam benim bir sorum var. İzin verirseniz ara vermeden önce onu sormak istiyorum. “Hocam inkarcılar bu dünyada bu kadar yaptıklarına rağmen neden hemen cezalandırılmıyorlar?”
ADNAN OKTAR: İnkarcılar hemen cezalandırılırlar. Yani cezalandırıldıklarını sen fark edememiş olursun. İlk inkarcıya gelinen ceza, kalbinden sevgi alınır. Sevgi alındı mı, insan boş bir kütüğe döner. Yani en büyük cezalardan birisidir. Bütün hayatın heyecanı, elektriği, ruhu hepsi kesilir. Yani bir cihaz düşünün, şehir elektriği kesildiğinde nasıl oluyor. Hiçbir işe yaramıyor, ölür değil mi? Sevgi de kesildiğinde bir insan ölür, hiçbir şey kalmaz. Organizmaya dönüşür. Arkasından Allah endişeler verir. Endişeyle sen onu fark edemezsin. Sürekli kafasında kurar, tedirgindir. Kuran onu belirtiyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Üzerine bir dalga gelir” diyor. “Onun üzerine bir dalga daha gelir” diyor. “Karanlıklar içindedir” diyor. Yani sen onun iç dünyasını bilemezsin, iç dünyasında çok çok rahatsızdır. Ama sezdirmez, o güler. Mesela diskoda gider, hoplar, bağırır çağırır. Mesela ben bakıyorum o televizyon kanallarına falan mesela kameraya bakıp el sallıyorlar. Neşeleniyor gibi yapıyorlar. Mesela çok özür dilerim, bazen hissediliyor, gayri meşru kadınlar, orada kullanılıyor. Ama çok neşeli gibi gösteriyor kendisini. Halbuki onların aleminde muazzam bir ızdırap olduğu yüzlerinden anlaşılıyor. Ve acı çektikleri anlaşılıyor. Neşeli taklidi yapmak da çok acıdır. Yani o da ayrı bir beladır. Bakın neşesizlik, iç neşesinin gitmesi ayrı bir beladır. Neşesi olmayanın neşeli ve eğleniyor taklidi yapması da ayrı bir beladır. Fakat insanlar onların eğleniyor taklidi yapmasına aldanıyorlar. Diyorlar ki; “ne kadar güzel eğleniyor adam” diyor. Ne kadar güzel oyun oynuyor. Eğlenme olmaz. Nasıl anlayabilirsin biliyor musun? Çok samimi olması için konuşabilirsin. Yani “hakikaten eğlendin mi” desen, gerçekten. Hiç eğlenmediğini söyler. Ve rahatsızlıklarını söyler. Yani onlar bir de kaçınmazlar o tip şeylerden. Yani geneli açısından diyorum. Ama çok istisnai vakalar olabilir. Ama geneli böyledir. Bir de yani ölüm korkusu ve yok olma korkusu içerisindedirler. Yani bu bir insan için tahayyül edilemeyecek bir ızdıraptır. Yani yok olma. Bakın bütün etrafındaki insanlar her şeyi bırakıp tamamen mutlak yok olacağına inanıyor. En büyük belalardan bir tanesidir bu ve acılardan bir tanesidir. O acıyı sezdirmeme sanatı var onlarda. O güçleri vardır. O yüzden fark edemiyorsun.
SUNUCU: Ama kendi içlerinde acı çekiyorlar ve rahatsızlar da bunlardan.
ADNAN OKTAR: Tabii, ama desen ki, Allah bunlara bela verse o zaman da imtihan kalkar. Yani açık aleni beladan imtihan kalkar. Yani Müslümana ve dinsize aynı hayat şartları varmış gibi görünmesi lazım. İmtihanın olması için. O zaman yani yüksek kişilikli insanların, vicdanlı derin insanların ortaya çıkması, seçilmesi mümkün olmaz. Bir de yüksek vicdanı orada harcanmış olur. Yani yüksek vicdanın anlamı kalmaz. Yani yüksek ahlaka sahip olmasının, yüksek ruha sahip olmasının anlamı kalmaz. İkisi de aynı hükümde olur. Yani kömürle elmas aynı hükümde kalır. Biri kömürdür, biri elmastır, hiç fark etmez. Ve bütün yeteneği ölmüş olur yani Müslüman’ın yeteneğinin ortaya çıkması için, yüksek vicdanının, derinliğinin, Allah korkusunun, vicdanının bütün güzel yönlerinin ortaya çıkması için böyle bir ortama mutlaka ihtiyaç vardır. Yani akılcı düşündüğünde başka hiçbir yolun olmadığını anlarsın. Ancak bu ortamda insan kendisini gösterebilir.
SUNUCU: Peki Hocam şöyle bir denge var mıdır? İnkarcılar bu dünyada rahat yaşayacaklar. İşte inananlar da Ahiret yurdunda saadete erecekler. Öyleyse dünya Müslüman’ın Cehennem’idir. Böyle bir diyalektik kuruyorlar, var mıdır böyle bir şey Hocam?
ADNAN OKTAR: Hz. Süleyman (a.s.) muhteşem bir sarayda yaşıyordu ve müthiş bir estetik zevki vardı. Yani mesela köşk zeminini kristal camdan yaptırmış, bakan kesin su zannediyor. Anlayamıyorsun. Şu anda bile öyle teknolojiye ulaşılamadı. Yani bakıyorsun anlıyorsun, su olmadığını. Mesela bak kadın yüzde 100 su olduğu kanaatinde, ayaklarını sıyırıyor. Yani muazzam bir teknoloji o. Bütün güzellikleri, bütün ihtişamı sarayında toplamıştı. Mesela Tevrat’ta da uzun uzun anlatılıyor. Yani nefis bir estetik uygulamıştı. Kendisi de çok şık ve güzel giyiniyordu. Hz. Süleyman (a.s.) güzel, çok güzel bir insandı. Ve her şeyin de güzeline eğilimliydi. Eşyanın güzeli, atın güzeli, efendim binanın güzeli ve insanların güzeli. Hz. Süleyman (a.s.) çok evliydi, biliyorsun. Gerçi birçok kişi rahatsız olur bundan ama amacı sadece güzellikti. O güzelliği görebilmek, Allah’ın tecellisini görebilmekti. Çok çok fazla hanımı vardı. Ünlüdür Hz. Süleyman (a.s.)’ın o yönü. Yani bu saf cinselliğe dayalı bir şey değildi. Yani derin Allah sevgisine dayalı ve Allah’a karşı tutkuya dayalı, Allah’ın insandaki tecellisini görmek içindi. Zaten söylüyor, “Ya Rabbi” diyor, “bu güzelliğe, bu Senin yarattıklarına karşı eğilimim Senin rızan için” diyor. Kuran’da ayet var. Mesela atları da gördüğünde gidiyor boyunlarını okşuyor, ayet Kuran ayeti. Bacaklarını okşuyordu, diyor. Yani içi sevgiyle dopdolu. Ve her yer pırıl pırıl ve son derece güzeldi. Allah model olarak belirtiyor bunu. Mesela Zülkarneyn son derece güçlü, çok akıllı ve dünyaya hakim olan bir insandı. O’nun bulunduğu yerde de muazzam bir teknoloji, güzellik ve estetik hakimdi. O dediğin stili yapanlar İslamı içten vurmak için bir model geliştirdiler, hakikaten de başarılı oldular. Yani şeytanın bir modeliydi o, şeytanın oluşturduğu modeldi. Koskoca İslam alemini esir ettiler o modelle, o teknikle. Yani şeytanın uyguladığı akıl almaz bir tekniktir o ve başarılı olan bir tekniktir. Biz bu tekniği kırmak için görevliyiz işte inşaAllah, başlarına geçireceğiz.
SUNUCU: Yani İslamı daha böyle siyah beyaz bir ortam, işte inkar edenlere daha renkli bir hayat sanki Allah vaadetmiş burada gibi.
ADNAN OKTAR: Müslümanların hayatı pırıl pırıldır. Müslüman; müzikten zevk alan odur, güzellikten zevk alan odur, renklerden, ışıklardan, her şeyden, insandan, hayvandan, hepsinden Allah’ın tecellilerini gören Müslümandır ve dünya sadece Müslümanlar içindir. Allah “Ahirette sadece sizin için” diyor. Bak “dünyada sizin için” Kuran’da ayet var “dünyada sizindir” diyor, yalnız “Ahirette sadece sizindir” diyor.
SUNUCU: Rahman ve Rahim isminin ayrılmasının tecellisi.
ADNAN OKTAR: Tecellisidir tabii.
SUNUCU: MaşaAllah.Hocam kısa bir ara verelim inşaAllah, daha sonra tekrar devam edeceğiz.
Kıymetli izleyenler sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam soruyla devam edeyim mi? Bir seyircimizin sorusunu sormak istiyorum size. Zafer Bey yazmış bizlere, “Şeyh Nazım Hazretleri ‘en şerefli asırların içerisinde Efendimizin (s.a.v) asrıdır. Ne için? Efendimizin (s.a.v.) içinde bulunduğu, yaşadığı zaman olduğu için. Bütün şeytanların, deccallerin, Allah’a yol kesicilerin, kafirlerin, müşriklerin asrı bitip, tüm şerefsizliklerin sona erip, Hz. Mehdi (a.s.) 2000’li yıllarda hazır olsun ve Hz. İsa (a.s.) 21. asrın içinde gökyüzünden inip yeryüzünde hazır eylesin, inancımız budur şimdi. Asrın yarısından fazlası bu suretle Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin mevcudiyetiyle şeref kazanacak, uyanık ol’ demektedir. Şeyh Nazım Hazretleri bu sözüyle Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın bu yüzyıl içerisinde ortaya çıkacağını belli etmektedir. Cübbeli Ahmet gibi gelecek yüzyıllardan bahsetmemekte ve sadece bu yüzyıldan sözetmektedir. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” demiş Zafer Bey.
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Hocamız dünyadaki en sevimli insan olabilir. MaşaAllah. Çok muhterem, bayağı ilmi derin olan, olağanüstü samimi, güzel huylu bir insan. Geçenlerde kardeşlerimizden birisi ziyaretine gitti. Yine o tatlı üslubuyla güzel konuşmalar yapmış. Bakın orada ne diyor Şeyh Nazım Hazretleri:
SUNUCU: En şerefli asrın Peygamberimizin (s.a.v.) olduğunu, yaşadığı asrın.
ADNAN OKTAR: Öyledir diyor ve ikinci olarak da Mehdi (a.s.) devri, değil mi? Ve bu yüzyılın yarısında diyor değil mi?
SUNUCU: Evet Hocam, 2000’li yıllarda hazır olsunlar.
ADNAN OKTAR: Evet. 2000’li yıllarda hazır olsun. Biz ikinci bin yıldayız değil mi şu an? “Ve Hz. İsa (a.s.) 21. asrın içinde gökyüzünden inip yeryüzünde hazır eylesin.” 2001’e girdiğimizde, 21. asra da girmiş olduk. İnşaAllah. Yani Şeyh Nazım Hazretleri’nin demek istediği şu; 2000 yılından önce Mehdi (a.s.) geldi. Mehdi (a.s.) geldi. 2003 gibi de 2003-2004 gibi de, ben de söylüyorum -veyahut 2002-2003 de olabilir- o zaman da Hz. İsa (a.s.) geldi inşaAllah. O da diyor ki bakın, “2000’li yıllarda hazır olsun”, Mehdi (a.s.) zaten geldi, hazır şu an ve “Hz. İsa (a.s.) 21. asrın içinde gökyüzünden inip, yeryüzünde hazır eylesin”. 2002’ye girdiğimizde de, zaten 21. asıra da girmiştik. Onun da şu an hazır olduğunu söylüyor, Hz. İsa (a.s.)’ın da. İnancımız budur şimdi asrın yarısından fazlası bu suretle Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın mevcudiyetiyle şeref kazanacak. Yani şimdi 1431’deyiz, yarısına yaklaştık neredeyse, işte o diğer yarısının arasındaki bölüm ki yarısı kadar bir vakit oluyor, 40-50 yıl. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın tam hakim olduğu yıllar olacak. İnşaAllah. Ona dikkat çekmiş inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız ahlakı da, tavrı da çok hoş olan, güzel ideal olan bir insan. Allah ömrünü uzun etsin. Bütün Müslümanlar dua etsinler mübarek Hocamıza ömrü uzun olsun. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunda inşaAllah vazife başında olsun. İnşaAllah.
SUNUCU: Aziz İçli Beyefendi sormuş, “selam sayın Hocam ve talebeleri”.
SUNUCU: Aleyküm selam. “Hocam her insanın yanında bir şeytan bulunur mu?”demiş.
ADNAN OKTAR: Tabiki, her insanın şeytanı vardır, olmadan olmaz. İmtihan olamaz o zaman, gücü gelişmez, yeteneğini gösteremez. Mesela resim kabiliyeti olan bir insanın, kalemi kağıdı olmazsa resim yapamaz değil mi? Şeytanı da olmazsa imtihan olamaz. Yeteneğini gösteremez, kalitesini gösteremez, vicdan derinliğini gösteremez. Onun için nefsin ve şeytanın olması gerekiyor.
SUNUCU: Peki Hocam bizim imtihanımızın kalitesini arttırır değil mi, şeytanın karşısındaki duruşumuz?
ADNAN OKTAR: Tabii ki onunla orantılı olmuş oluyor. Yoksa vasat halde olur insan.
SUNUCU: “Selamün aleyküm” demiş izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: Aleyküm selam. “Başarılarınızın devamını Yüce Allah’tan diliyorum. Daha önceden hep şunu düşünürdüm, bazı peygamberlerin çok az inananı olmuş, önceleri buna çok şaşırırdım, neden insanlar bu kadar mükemmel insanları tanımaz ve inanmaz diye. Hatta bazı peygamberlerin eşleri ve çocukları bile iman etmemiş. Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.) geleceğiyle ilgili bu kadar işari anlamda ayet-i kerimeler varken, 300’ye yakın hadis-i şerif, 300’e yakın alamet ve Said Nursi Hazretleri’nin de izahlarına rağmen, insanların gerçekleri görmemesi gerçeğini görünce, insanların önceki peygamberlere neden inanmadığını çok iyi anladım. Çevremizdeki insanları bu durumdan kurtarmak için ne yapabiliriz ”demiş Atilla Polat Beyefendi.
ADNAN OKTAR: Atilla Polat tam benim anlattığım tarzda, yaman olan, çok derin düşünen kardeşlerimizden demek ki. O kadar çoğaldılar ki sayıları, eskiden bu şuur yoktu. Eskiden, işte Medine’ye giderken Peygamberimiz (s.a.v.) hangi yolları seçerdi? İşte deveyle mi giderdi, atla mı giderdi? Yani o konulara girerlerdi. Şimdi öze ait bilgilerin peşindeler, mesela bu çok önemli. Doğrudan İslam’ın dünya hakimiyeti, doğrudan deccaliyetin tepelenmesi, Darwinizmin, materyalizmin ortadan kaldırılması, ana hayati konulara giriyorlar. Yani çok çok tali konulara girmiyorlar. Özü kapsayan bilginin üstündeler, ki Mehdiyet devrinin özelliğidir bu. Demek ki Mehdiyet terbiyesi, Mehdiyetin gölgesi bütün dünyayı sarmış. Bu da bir alamettir. Bakın hep özün peşinde insanlar. Ve en hayati konuların peşindeler, bu çok güzel. Mehdi (a.s.)’yi tanınmaz halde yaratan Allah’tır. Yani insanlar 10 yıl kadar Mehdi (a.s.)’yi tanımazdan gelecekler. Bakın 10 yıl. Bunun tabii birçok hikmeti var. Bir Mehdi (a.s.)’nin makamını yükseltmek içindir bu. İnsanlarda da mahcubiyet ve pişmanlık hissini çok güçlendirmek içindir. Bir de peygamberlerin döneminin nasıl olduğunu görmeleri içindir. Ki eskiden peygamberler mesela, topluluk içerisinde çok nadir mucize gösteriyorlar, fazla mucize göstermiyorlardı. Zannedildiği gibi değil. Yani her önüne gelene mucize göstermiyor peygamberler, nadir gösteriliyor. Ancak kulaktan kulağa geliyor. Yani “şöyle bir mucize gösterdi” diyor, adamların çoğu da inanmıyorlar. Ama şimdi Peygamber Efendimizin (s.a.v.) söylediği sözler, mucizeler, 150 mucize net gözle görülür şekilde yani teknik anlamda, delil olarak gözler önünde. Hepsi oluşmuş, aleniyet var yani, çok net. Bağıra bağıra anlatıyoruz. Bakın diyoruz, “15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor Peygamber (s.a.v.) ve “Ramazan Ayı’nda olacak” diyor. Hiç görülmemiş bir olay ve bu oluyor. Bak çift uçlu kuyruklu yıldız, bilim adamları daha öncesini hatırlamıyor, bilmiyorlar, bilimde şu an tespit yok. Fakat Peygamber (s.a.v.) biliyor. Peygamber (s.a.v.) böyle bir yıldız var diyor, fakat bilim adamlarının haberi yok. Ve Peygamberin (s.a.v.) dediği bu kuyruklu yıldız, tam vakti gelince çıkıyor ve tam tarihinde ve hiç şaşmıyor. Tam tarihinde de yağmurlar kesiliyor, kuyruklu yıldızdan önce, kuyruklu yıldızın çıkışıyla beraber de bol yağmur yağmaya başlıyor. Aynen Peygamberin (s.a.v.)’in dediği gibi. Böyle olaylar kaç tane? Say say bitmez. Mesela Afganistan’ın işgali var, Kabe’nin işgal olması var, Fırat’ın suyunun kesilmesi var. Hepsi birbirinden harika mucizeler, peşpeşe olmuş. Anlatıldığında daha birçok Müslümanın bundan haberi yok şu an. Bakın defalarca anlatmamıza rağmen. Mesela Cübbeli diyor ki, “15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor, olmuş olay, olan olaydan haberi yok. Anlatmıyor. Mesela Fırat’ın suyu kesilmiş, bundan haberi yok. Anlattığımız halde haberi yok. İşte bu geçmiş dönemlerde de aynı bu tarzda oluyordu. Yani insanlar merak ediyorlarsa buna benzerdi. Peygamberler mucize gösteriyordu, insanlar görmezden geliyordu. Anlamazdan geliyorlardı. Şu anda da görmezden, anlamazdan geliyorlar. Bakın Bediüzzaman gibi bir alim, keramet gösteriyor, diyor ki, “Mehdi (a.s.) benden 1 yüzyıl sonra gelecek, İstanbul’da çıkacak” diyor. “Vakti dar olacak Darwinizme ve materyalizme karşı mücadele edecek” diyor, “siyasete girmeyecek” diyor, yani bütün detaylarıyla anlatıyor Mehdi (a.s.)’yi. “Yok onu demek istemedi” diyorlar. “Yani şahs-ı maneviyi kastetti o” diyorlar. Bir kısmı diyor ki, “yok şahs-ı maneviyi kastetmedi, öyle değil diyor” diyorlar, “yani Risale-i Nur Külliyatı’nı kastediyor” diyorlar. Bir kısmı da diyor ki, “ikisini de kastetmedi olur mu” diyorlar, “kendisi zaten Mehdi (a.s.)’dı gizledi” diyorlar. “Yani bütün söyledikleri yalan” diyorlar. “Yani 100 sayfa kadar yalan söyledi size, aslında hem seyyid hem şeriftir, ben seyyid değilim demesi yalan, bütün Müslümanları kandırmıştır oradaki ifadelerin de hepsi yalan. Doğrusunu bize gizlice söyledi ve Mehdilik ile ilgili sözleri de yalan yani baştan sona aldatmaca oradakiler” diyorlar. “Doğrusunu bir kaç tane ağabeye söylemişti, onlardan öğrenin” diyorlar ve “dolayısıyla o Mehdi (a.s.)’dır” diyorlar. Bakın bir Bediüzzaman’ı bu şekilde savunma var, bir “şahsi- manevidir” diyorlar, hiç görünmez bir güç, fikir sistemi olarak alıyorlar. Bir kısmı “Risale-i Nur Külliyatı’dır” diyor, bir kısmı da “tamam gelecektir de” diyorlar, yani “Bediüzaman’la tabii” diyorlar “kıyas olmaz, bir siyasi lider olarak gelecektir” diyorlar. Bir siyaset lideri. Bir siyaset Mehdisi. Bir diyanet, bir saltanat Mehdi’si gelecek. “Çok ileriki yıllarda gelecek onlar” diyorlar. Safha safha. “Ama onlar da o kadar önemli bir insan değil yani niye onu soruyorsunuz ki” diyorlar. Yani diyanet Mehdi’si saltanat Mehdi’si, siyaset Mehdisi çıkabilir. “Fazla üzerinde durmamak lazım” diyor, bir kısmı da diyor ki “siz işinize bakın” diyor, “gelirse gelir zaten işini görevini yapar sizin ilgilenmenize gerek yok” diyorlar. Yani akıl almaz izahlar bunlar. Yani Allah vaad edecek Peygamberiyle, Bediüzzaman bildirecek, fakat bizi ilgilendirmeyecek. “Yaparsa yapsın görevini bize ne” diyeceğiz. Olacak iş mi bu, Müslüman bunu nasıl desin. Peygamber “müjdelenin” diyor ve dünyanın en büyük olayı meydana geliyor, dünya tarihinin en büyük olayıdır. Yani “deccalden daha büyük olay yok” diyor Peygamberimiz. Dünayanın en büyük olayına karşılık da en büyük karşılık veriliyor. Mehdiyet. Yani olay açısından. Tabii manevi yönden Peygamberler tabii, ilk sıradadır. Peygamberimiz(s.a.v.) en büyük peyamberdir. Fakat Mehdiyet çok büyük bir olaydır. Bakın. Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki, “birçok ben-i İsrail Peygamberinden daha üstündür” diyor. “Ebu-Bekir ve Ömer ona üstün olamaz” diyor Mehdi için ve “Allah’ın halifesidir o” diyor, Peygamberimiz(s.a.v.) Ve dünyaya hakim ve Hz. İsa gibi ulul azim bir Peygamber 2000 yıl sonra başka boyuttan Allah tarafından dünyaya gönderiliyor ona vezir olmak üzere ve ulul azim bir Peygamber. Yani dünyadaki en büyük dindir Hıristiyanlık, Müslümanlıktan daha büyüktür insan sayısı açısından. Böyle bir dinin Peygamberi geliyor ve Mehdi’ye vezir oluyor. Böyle bir insan Mehdi (a.s.). “Önemli değildir” diyor adam. “Yani gelirse yapar bize ne falan” diyorlar yani yahut “gelmiş geçmiştir” diyorlar. “Daha önce de gelmiş geçmiş olabilir” diyorlar. “Hz. İsa (a.s) peki” diyoruz, “o da şahs-ı manevi’dir” diyorlar. “O da görünmez bir güçtür”, daha da üzerine gidersen, “geldi” diyorlar, “Isparta’da gömdü ağabeyler” diyorlar. 2-3 tane abi gömmüş Hz. İsa (a.s)’ı. Peygamberimiz (s.a.v.) kendi yanına yer açtırıyor, okudum biliyorsunuz hadisi. Yani Hz. İsa (a.s) geldiğinde dünyaya hakim oluyor. İslam. Ve bütün Hıristiyanlar ona tabi olacaklar. Dünya hakimi oluyor İslamiyet. Nasıl oluyor da 2-3 kişi orada Isparta’da gömüyorlar kimse görmüyor ve bütün şiddetiyle küfür ve delalet ve deccaliyet devam ediyor. Hz. İsa (a.s) geldi mi deccaliyet tamamen bitmiş olacak. Darwinizm, materyalizm hiçbir şey kalmamış olacak. Yani din zıttı hiçbir düşünce kalmayacak, haçların hepsi kalkacak, haç inancı kalmayacak. Üçleme, teslis kalkacak. Domuza rağbet kalkacak. Domuz eti yemeyecekler. Adamlar domuzu yiyorlar şu an. Teslise de inanıyorlar. Dolayısıyla Hz. İsa (a.s)’ın gelmediği belli. Yani bu büyük gerçeklerin örtbas edilmeye çalışılması da yine Ahir zaman alametidir. Yani fitnenin ve kargaşanın ne kadar şiddetli olduğunu gösteriyor. Mehdi’nin zuhurunun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Şuara Suresi, 4; bakın diyor Cenab-ı Allah, “dilersek onların üzerlerine gökten bir ayet indiririz de ona boyun eğilmiş kalıverirler”. “Dilersek onların üzerlerine gökten bir ayet indiririz” bunun ebcedi 2022’yi veriyor. Gökten inecek ayet nedir? Hz. İsa (a.s )inşaAllah, değil mi? Allah bir bela da indirebilir gökten, rahmet de indirir, küfre beladır zaten Hz. İsa (a.s), müminlere de rahmettir. Yani küfür mahvolacaktır Hz. İsa (a.s) vesilesiyle. Allah onlara bela getirecektir. Hz. İsa’yı vesile edecektir. Mehdi de öyle; yani milyonlarca insanın Cehennemine vesile olacaktır. Ama milyonlarca insanın da Cennetine vesile olacaktır. İnşaAllah. Bakın şeytandan Allah’a sığınırım: “Onlara Rahman olan Allah’tan yeni bir uyarı gelmeyi versin. Hiç tartışmasız, ondan yüz çevirirler”. Yani ne kadar harika görürlerse görsün. Mutlaka tevil edip, bir şekle şemale getirip kendi kafalarınca vazgeçerler. Yapmazlar diyor Allah. Bak “onlara Rahman olan Allah”, şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah’tan yeni bir uyarı gelmeyiversin”. Yani ne kadar harika çıkarsa çıksın, ne kadar Peygamberimizin mucizesi oluşursa oluşsun değişen bir şey olmuyor bazı insanlar için. Gerçekten yalanladılar. “Fakat alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir”. Mesela. Mehdi (a.s.)’yi de alay konusu yapıyorlar. Hz. İsa (a.s) da alay konusu yapıyorlar bakın diyor Allah ne diyor; “gerçekten yalanladılar”. Ki Mehdi (a.s.) çıkmayacak diyecekler biliyorsunuz. Kimi başka türlü diyecek, kimi başka türlü diyecek. Bir şekilde Mehdiyeti reddedecektir ve İsa (a.s)’ın inişini de reddedecekler bir şekilde. “Gerçekten yalanladılar. Fakat alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendileride pek yakında gelecektir”. 5 ve 6. ayetlerde buna dikkat çekilmiş. Ki 56’yı veriyor. 1956’ya işaret var. Burada da yine “münafıkane sistemin yıkılış tarihini verir” diyor Bediüzzaman. Ta 1930’larda 1920’ler de. Kuran’dan ebcedle çıkartıyor bunu, söylüyor. “1956 tarihi” diyor, “münafıkane sistemin yıkılışının başlangıç tarihidir” diyor. Ve yine talebelerinin çıkarttığı ebcedlerde de aynı Bediüzzaman vaktinde, Bediüzzaman vefatından önce, 1956’dan önce yine aynı mealde Kuran’dan ebcedle çıkartılmış, rakamlar var. 1956 tarihini veren.
Evet sorularımıza devam edebiliriz.
SUNUCU: İnşaAllah. Meral Yıldırım Hanımefendi sormuşlar; “hayırlı akşamlar Hocam. Sohbetlerinizi zevkle dinliyorum. Teşekkür ederim. Sorum şudur. Allah neden şeytanı harekete geçirecek olan bir yaratılış gerçekleştirmiştir? Şeytanı da O yaratmıştır. Şeytanın buna vereceği tepkiyi, sonsuz ilmiyle bunu bilmektedir Allah. Adem’i yaratmakla neyi amaçlamıştır. Benim bildiğim Allah’ın insanın kendisine kulluk etmesine ihtiyacı yoktur. Dünya hayatını yaratmasındaki sır sadece kullarını denemek midir?”
ADNAN OKTAR: Tabii Allah’ın ihtiyacı yoktur. Fakat Allah sonsuz güzeldir. Şimdi güzellik detaylardan oluşur. Detayda insan vardır ve insanın imtihanı vardır. Allah’ın en beğendiği varlık da insandır. Yani diğer bütün varlıklar çok rahattırlar. Melekler mesela; katrilyon çarpı katrilyon çarpı katrilyon desek meleklerin sayısı bitmez. O kadar çoktur melekler. Ama bu Allah’ın güzellik anlayışı için yeterli değil işte. Allah insanı da istiyor. Yani kötüyü iyiyi ayırt etme özelliğini ona veriyor. Allah onda tecelli ettiriyor, böyle bir varlık yaratıyor ve ona doğru yolu, eğri yolu da gösteriyor ve şeytana onu musallat ediyor. Nefsi ona musallat ediyor. O aşkla şevkle Allah’tan yana oluyor. Ne yaparlarsa yapsınlar Allah’tan yana oluyor. Şimdi bir mecburen, yani düz olarak bir bilginin aktarılması vardır. Bir de görmediği halde aşkla tutkuyla alametlerinden Allah’ı sevip Allah’a bağlanmak vardır. Hangisi güzel?
SUNUCU: Tabii ki de aşkla bağlanmak.
ADNAN OKTAR: Çünkü acının içinden, zorlukların içinden gerçek aşk çıkmış oluyor. Bakın gerçek aşk çıkmış oluyor, gerçek aşkta mutlaka çile vardır, acı vardır, zorluklar ve fedakarlıklar vardır. O zaman ona biz aşk diyoruz değil mi? Değerli oluyor, öbür türlü mesela adam insanlardaki yapısını bilmek insanları doyurmaz. Mesela bir kadınla evleniyor adamda zibil gibi para var ama adam çok gıcık bir tip belli. Mesela çok güzel bir kadın kültürlü, bilgili gidip onunla evleniyor ve çok sevdiğini söylüyor. Şimdi orada insanın ruhunu doyuracak bir sevgi oluşabilir mi? Yani 5 yaşında ki çocuk olsa anlar, belli ki onun parasına gelmiş. Değil mi? nitekim dese ki, “ben iflas ettim, param gitti” dese, bavulunu-bohçasını alır gider o kadın. Ve gerçek aşk oluşmaz, gerçek aşkta sadece Allah’ın rızası gerekir. Bütün acıya ve çileye katlanarak o sevgiyi yaşamak gerekir. İşte Allah güzelliğinin ana özelliklerinden bir tanesi olarak aşkı ve tutkuyu yaratmıştır ve Kendisinin sevilmesini yaratmıştır. Yani Kendisi için Allah için şehitliği isteyen insanlar yaratmıştır. Bakın aşkın en yüksek noktalarından bir tanesidir. Yani sevdiğin için şehit oluyorsun, Allah yolunda. Mesela Allah bunu çok beğeniyor. Mesela gazi oluyor yahut bütün ömrünü veriyor mesela 30 yıl 40 yıl çile çekiyor Allah için. O aşkı yaşıyor ama o varlığı da Allah sonsuza kadar yaşatıp onun o hatırası ile o aşkın güzelliğini hem o kula yaşatıyor, hem Kendi yaşamış oluyor Allah, hem Kendi görüyor. Yani Allah sevilmeyi seviyor, sevmeyi ve sevilmeyi seviyor Allah. Allah kullarını sever yani bunu seviyor Allah. Ama sevilmeyi de seviyor Allah. Allah’ın güzelliğinin bir parçası. Allah dümdüz bir varlık değil ki Allah detaylardan oluşan bir varlık. Mesela sonsuz yaratma gücü var, renk yaratıyor. Mesela renk yaratması bir özelliği Allah’ın, değil mi? Mesela cisim yaratıyor, bina yaratıyor, nehirler, ırmaklar yaratıyor, affediyor, koruyup-kolluyor, unutmuyor, sonsuz hafızaya sahip. Yani mesela haşa acze yönelik hiçbir özelliği yok Cenab-ı Allah’ın. Bu O’nun güzelliği işte, hiçbiri olmayınca da Allah olur. Ama Allah bunu beğenmiyor işte, yani güzelliğine bunu uygun bulmamış. Güzelliğini bu şekilde yaratmış. Yani bu şekilde var Allah, güzelliğinin içinde bu var. Yalnız tabii yaratmış derken zaten var, yani Allah ile beraber var. Yani sonradan yaratmıyor, yani mesela bizler zaten sonsuz öncede vardık, sonsuz sonrada da varız. Yani Allah hani diyorlar ya; “Allah düşündü, Tek’ti yalnızdı”, haşa sanki Allah sıkıldı, bunaldı yalnızlıktan, hareketli, renkli bir ortam olsun dedi ve insanı yarattı gibi konuşuyorlar. Bu zamana bağlı olan bir şey, böyle değil. Sonsuz evvelde bizi yaratmıştır Allah, sonsuz sonrada da biz varız. Yani Allah’ın beklemeye, denemeye bir şeyden rahatsız olmaya buna ihtiyacı yok yani Allah’ın büyüklüğünü insanlar kavrayamıyor bir kısmı. Zaten Allah ayette de bunu belirtiyor. Şeytan’dan Allah’a sığınırım; “Allah’ın kadrini (büyüklüğünü, yüceliğini, gücünü) hakkıyla takdir edemediler” diyor Allah. Şimdi olsa olsa Samanyolu Galaksisi var, mesela bizim evrenimiz var, o kadardır diye düşünüyor insanlar. Halbuki bizim evrenimiz gibi mesela sonsuz evren var. Sonsuz dünyalar var, sonsuz insan yaratmış olabilir Allah. Dolayısıyla gücünün biz çok küçük bir bölümünü görebiliyoruz biz Allah’ın. Çok çok küçük bir bölümünü görüyoruz. Onun için tasavvuftaki o yanlış bazı inançlar ortaya çıkıyor öyle. Yani hiçlik aynasına baktı Kendisini gördü, Allah öyle acz içinde olmaz Allah, daima güç içindedir Allah.
SUNUCU 2: Hocam Allah biz kullarını Rabbim deniyor, imtihan ediyor, peki insanların kendi aralarında birbirlerini denemeleri ne kadar doğru Hocam? İyiyi kötüyü ayırt etmekte faydalı olabilir mi böyle bir durum?
ADNAN OKTAR: Eğer gerçekten seviyorsa insan bunu anlamak ister zaten, yani sevginin kökeninde bu vardır. Yani dener insanlar birbirlerini ama tabii böyle tuzağa düşürme tarzında yakışık almaz. Yani sevgide akılcı bir deneme vardır. Yani mutlaka insan anlar. Mesela ne bileyim onun tepkisine bakıyor, davranışına bakıyor oradan onlıyor zaten onun sevip sevmediğini başka türlü nasıl anlayabilir? Yani yaptığı her iyi tavra onun gösterdiği tepkiye bakıyor, o tepkinin gücüne göre onun sevgisini anlamış oluyor. Öbür türlü anlaması mümkün olmazki. Mesela kadının tavrı da bu yönde bellidir, erkeğin tavrı da bellidir. Ama tabii ana özellik Allah’ın rızasını aramaktır, mümin Allah’ın rızasını arar. En zevkli ve en güzel şey tam samimi davranmaktır ve tam anlamıyla Allah’ın rızası için yaşamaktır. Sevgiyi arayan eğer saf olarak Allah’ın rızasını aramazsa hiçbir şekilde sevgiyi bulamaz. Yani kirin ve pisliğin içinden bir türlü kurtulamaz. Yani mutlaka itici ve mutlaka kirli bir dünyanın içinde kalır. Ne yaparsa yapsın kurtulamaz. Allah’ın rızasında ortam nur gibi olur. Hemen ışıklı ve çok temiz, parlak, net, değerli, derin ve çok hoş olur ve tutkunun da kökeninde bu vardır. “Allah’ın rızasına gerek yok” derse adam, “ne olacak hiç olmazsa ben bu konuda yapmayayım” derse, hemen oraya bir kir akar, hemen oraya bir pislik akar ve o pisliğin içinde mutlaka boğulur o ve mutlaka ondan kurtulamaz. Yani Allah’tan kopuk her şey hemen kirlenir. Allah öyle yaratmıştır, yani Allah’ın kanunudur. Mesela kendisini kurnaz zanneden bir de bakar, kendisini pisliğin içinde bulur, kurtulamaz ondan. Çünkü Allah’a tuzak kurmuş olur, Allah da onun tuzağına zaten bozmuş olarak yaratıyor. “Allah’a kurulmuş her tuzak bozulmuştur” Kuran ayeti var. Allah’ın rızasına uygun olmayan her hareket, Allah’a karşı yapılmış bir tuzaktır ve mutlaka bozulmuş yaratılır. O tarzda hiçbir insan mutlu olmaz yani imkansızdır mutlu olması. Yani kurnaz olduğunu zanneden herkes dikkat edin sürünürler. Mesela köpekler kendini çok kurnaz zanneder, hep aç biilaç gezerler sokaklarda. Mesela kurtlar kendini çok uyanık zanneder, hayvanlar hep karnı karnına geçmiş yaşarlar dağlarda, kurtlar. Hep köpekler saldırır, başlarına bela gelir, ayılar parçalar yani ya bir hayvanın boynuz darbesiyle yıkılır gider. Ama Allah’a tam tevekkül edenler mesela çocuklar Allah’a tam tevekkül ederler küçük çocuklar. Annesi onu en güzel gıda ile besliyor, kendi kucağında tutuyor. Bediüzzaman’ın açıklamasıdır bu. Mesela ağaçlar da Allah’a tam tevekkül ediyor, ayağı yokki gitsin. Orada duruyor Allah onun her türlü gıdasını veriyor. Gayet sıhhatli oluyor ağaçlar dikkat ederseniz. Susuz ortamda bile toprağın altına giriyor kökleri ile, Allah’ın verdiği suyu, minerali hepsini çekiyor. Havada ki azotu, oksijeni, karbondioksidi de kullanıyor. Gayet gürbüz oluyorlar, gayet sıhhatliler. Yani ağacın aklı da çok yüksek bir akıldır. Yani insan aklından daha üstündür ağacın aklı. Mesela insanlar beğenmiyorlar ağacı ama bir kısım insanlar, ağaçtaki akıl insanın aklı ile kıyaslanmayacak derecede mükemmeldir. Yani çiçeğin ne zaman açacağını bilir, çiçeklerinin şeklini bilir. Değil mi, hangi renkte olacağını bilir, kokusunu bilir.
SUNUCU: Ki Hocam damarlarında su yer çekiminin aksine yukarıya çıkıyor.
ADNAN OKTAR: Mesela 30-40 metre, 50 metre, 60 metre yukarıya çıkarıyor, teknik olarak çıkaramıyorlar zaten normalde acayip zorlanır. Aletle edevatla çıkaramıyor adamlar. O, huzur içinde gayet sakin mesela suyun en güzelini en nadidesini, en temizini elde edip kendisi içiyor. Mesela ağaçlar hiçbir zaman için kirli su içmez. Köküne girer mesela koskoca filter sistemleri kullanıyor, onda bile kaliteli bir süzme elde edilemiyor, koskoca aletlerde. Onun filtresi incecik saç kılı kadar ince, daha da ince kökleri var. Onunla suyun en halesini çekiyor. Yani memba suyundan daha temizdir onun çektiği su. Gıcır gıcır suyu alıyor. Karanlık toprak, toprak zaten çok kirli yani içine gübre de konuyor başka şey de konuyor. Onların içerisinden ne bakteri sokuyor içeriye, ne başka yabancı bir madde sokuyor. Saf tertemiz suyu alıp çekiyor gayet güzel. Alıp alıp en yukarı noktalara kadar götürüyor, hep menba suyu içiriyor yapraklarına. Kötü su hiç içirmez. Çiçeklerini, meyvelerini hep menba suyu ile besler. Yani millet başka türlü bulmaya zorlanıyor menba suyunu, bedavadır onun yani inşaAllah. Halis menba suyu ile besler ve meyve, mesela elmayı yiyen halis ve menba suyundan gelen suyu almış olur elmada değil mi? Şekerin en hasını yapıyor. Hangi insan aklı o şekeri yapabilir? Oradaki o kokuyu kim elde edebilir? Mesela elmanın kokusunu. Mesela Amasya Elması’nın kokusunu kim elde edebilir? O parlaklığı, vernik ile parlatılmış gibi gıcır gıcır elmanın üzeri. Kim yapabilir o parlaklığı, değil mi? O kıvamı nasıl vereceksin değil mi? Haşırt diye diş geçirdin mi, gayet şahane bir tadı var.
ADNAN OKTAR: Tabii. Biçimi de tam uygun. Tam insanın yemesine göredir. Çöpü bir tahta parçası, incecik bir şey, yani 1,5 milim falan.
ADNAN OKTAR: Evet o, o kadar. Bir de bayağı kuvvetli de tutuyor.Tabii çok güçlü tutuyor onu orada. Orada hiçbir şey yok. Ne şeker var, ne şu var, ne bu var. Mesela yarım kiloluk elma, veyahut 300 gramlık, 200 gramlık elma, incecik bir çöp çaka çaka içine menba suyu doldurmuş, şekerin hası, vitaminlerin en güzelleri, A, B... A vitamini yok, Betakaroten olarak var, dolayısı ile A vitamini. B vitaminlerinin tamamı neredeyse, C vitamini ve diğer vitamin çeşitleri. Bir tek D vitamini olmaz, aşağı yukarı, bir de K vitamini olmuyor bildiğim kadarı ile. Bütün vitaminler var ve minareller tam oranlı ve en uygun şekilde. Mesela kalsiyum, magnezyum, potasyum vücudun bütün ihtiyaçları, ideal ölçülerde var değil mi? Mesela kokusu, esansı mükemmel, çok şahane, mesela odayı kaplıyor. Mesela çilek geliyor yeni çilek değil mi? Her yeri kaplıyor kokusu. Karpuz kesiyorlar, bütün odayı kaplıyor. Kavun kesiyorlar her yeri kaplıyor, çok şahane bir kokusu var. Çöpüne bakıyorsun, incecik bir şey, parmak kadar toprağa girmiş. O gariplerime su da vermiyorlar biliyorsunuz, sulanmazlar onlar. O kendi bulur toprağın altından. Dalar karanlık toprağın altından ve kökleri de yani saç kılından çok çok daha ince. Bakın o, çamurun ne kadar kirli olduğunu bilirsiniz değil mi? Onun içerisinden mis gibi menba suyu çeker, o kadar. Alır karpuzu bir de güzel de kokusunu ilave ediyor. Karpuza bıçağı vurdun mu insanlar değil mi? Karpuz bir anda haşırt diye yarılıyor ve müthiş lezzetli. Bir de Allah onun içine de çekirdeklerini koymuş, “siz bunları yiyin” diyor “çekirdeklerini de dökerseniz sokağa, dışarıya yani bahçeye, tarlaya bir dahaki seneye yeniden size dahada güzellerini veririm”, dahada kapsamlı. Dahada güzel derken yani daha çok. Çünkü bir karpuza karşılık yüzlerce karpuz olmuş oluyor onun içerisinden. İnsan aklından daha üstün olduğunu görüyoruz. Yani mesela o çekirdeğin içerisinde o karpuzun ve gelecek bütün karpuzların bütün özellikleri var. Yaprağı ne kadar olacak, çiçeği nasıl açacak, çiçeğinin güzelliği. Ondan sonra ondaki erkeklik organı var, dişilik organı var biliyorsunuz çiçeğin de. Suyu altından nasıl alacak ve ne kadar mineral alacak. Mineralleri oranlı alıyor, mesela kalsiyumu çok yüksek almıyor. Potasyumu çok yüksek almıyor. Mesela farz edelim cıva var ise, cıva almıyor. Tehlikeli mesela cıva, almıyor onu, cıvayı. Bakıyor bu yamuk metal, “bu tehlikeli ben bunu almıyorum” diyor. Yani sadece ilgili ve ihtiyacı olan metalleri topluyor ve tam oranı kadar topluyor. Mesela toprak ne kadar kireçli olursa olsun, ihtiyacı kadar kalsiyumu çekiyor ve tam insan için ideal olan oranda alıyor. Dolayısı ile insan aklından çok çok daha fazla akıla sahip olduğunu görüyoruz. Bir de küçücük, ufacık bir hücresinde bile var. Mesela karpuzun kabuğunda, yeşil kabuğu var biliyorsunuz. Onu jilet ile incecik bir şey soysak, o karpuzun kabuğundan mesela çok zar gibi bir şey kessek, binlerce karpuza ait özellik kodlu onun içerisinde. Bütün özellikleri kodlu, sırf çekirdeğinde değil. Her yeri canlıdır karpuzun. Onun için Cenab-ı Allah, “Allah’ın kadrini hakkı ile takdir edemediler” diyor. Yani düşündükçe, insanın ufku genişledikçe bu olur. Mesela sırf karpuz için sabaha kadar konuşabiliriz, sırf karpuzla. Tabii onun mesela hücre yapısına bir girsek, bitmez. Çünkü hücre bölünme sistemleri var değil mi? Hücre çekirdeği var. Efendim kromozomları var. Kromozomlarda bütün özellikleri kodlu karpuzun. Kromozomların nasıl bilgi alış verişi yaptıklarını anlatıyorlar bizim çocuklar burada. Oktar falan anlatmıştı, daha önceden konuşmuştuk. Şimdi o konuya girersek yani bir hafta vaktimizi alsa desek, yine yetmez yani.
SUNUCU: Evet. Hocam siz anlatırken şey çok dikkatimi çekti. Şimdi Allah’ın esması kullarında tecelli ediyor farklı farklı. Yarattığı, kainatta yarattığı başka şeylerde de tecelli ediyor. Mesela o ağacın bütün yapraklarının ağacın komutasında olması, mesela hiçbiri kendisine ait bir davranış sergilemiyor. Hepsi tek bir kontrol mekanizmasının içerisinde. Mesela Allah’ın orada bir isminin tecellisini görüyoruz. Başka bir şekilde yine başka bir bitkide ya da canlıda. İşte yaratılmış herhangi bir yaratıkta da öyle. Yani mesela bir dikende Allah’ın “Azim” sıfatı görülebilir mesela. Onlara da tecelli ediyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Mesela yapraklar birbirlerinin üzerine gelmemeye özen gösteriyorlar böyle. Yani güneşten istifade etmek için kardeşlerini koruyorlar. Mesela üst üste ise, yana çekiliyor ve mutlaka onun da güneşi göreceği gibi, hepsi öyle tepeden tırnağa. Mesela büyüdükten sonra yaprak bir patolojiye gitmiyor, anormalleşmiyor. Tam böyle kalıp kadar, onun bir klasik ölçüsü var, onu aldıktan sonra, o çıkıntıları da oluştuktan sonra orada kalıyor. Normalde hücre bu, şuursuz bir şey, yani sürekli bölünüp, parçalanıp ileriye doğru devam etmesi lazım. Ama belirli bir noktaya geldikten sonra “dur” diyor yaprak. Yani bütün hücreler için talimat veriyor, kendi hücreleri için. “Siz hareket etmeyin, tamam gelişme bitmiştir” diyor. Küçükse de “daha gelişmediniz, devam edin” diyor. Mesela 10 santime ulaştığında “tamam, hemen durun” diyor. Ama bütün ağacın tamamında talimat öyle. Mesela son bahar geliyor. “Haydi bakalım içerideki mineral ve faydalı maddeleri zayi etmiyelim, rica edelim ağacın gövdesi yeniden istiyor” diyor. Bütün içerideki mineral ve faydalı maddelerin tamamını ağaç geri çekiyor yapraktan. Onu aldıktan sonra yaprak düşüyor. Yani onu ilgilendiren bütün malzemeleri alıyor içerisinden. Kuru yaprak ondan sonra düşüyor aşağıya. Yani gösterdiği akıl, dünyadaki bütün profesörleri bir araya getirsen, bir ağacın aklı kadar olmaz yani. Hepsini bir araya getirsen.
SUNUCU 2: Hocam izninizle ben de bir şey söylemek istiyorum. Hocam Allah’ın bize sunduğu güzel nimetleri, müthiş nimetleri anlattığınız gibi, bunları zikretmenin de önemi çok büyük değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii, bu yaptığımız ibadet. Mesela geceli gündüzlü ibadet yapmış oluyoruz, bunu anlatıyoruz. Şimdi ben bunu anlatıyorum, bunu benim, ben konuşuyormuşum gibi oluyor ama, bunu Allah yaratıyor. Ben de bu konuşmayı dinliyorum. Yani şimdi normalde insanlar benim konuştuğumu zaneder, yani makul olarak böyle görünüyor. Ben nasıl konuşayım yani? Allah’ın beyinde yarattığı bir varlığım, bir görüntüyüm. Allah’ın zavallı bir varlığıyım yani. Hiçbir şekilde bir insanın bu gücü olmaz böyle bir şeye. Yani konuşmaya gücü olmaz. “Nutku yaratan Allah’tır” diyor Allah. Bak ayet var, Kuran ayeti. “Bütün konuşmaları Ben yaratırım” diyor. Bende Allah’ın yarattığı bu konuşmayı dinliyorum. Mesela sen konuşuyorsun, senin konuşmanı da Allah yaratıyor, onu da dinliyoruz.
SUNUCU: Ben de ilk defa o an dinliyorum aslında. Ben konuşturuluyorum o anda.
ADNAN OKTAR: Düşünce de öyledir, tabii. Fakat bazı böyle şirke alışmış tiplere bu acayip geliyor. “Olur mu ben konuştum” diyor. Sen konuştun zanediyorsun. Bütün gücü yaratan Allah’tır. Şirkte oldukları için de, Allah hakimiyet vermiyor. Allah’ın ilk şartı Kuran’da “Lailaheillallah” denmesidir. Yani “Allah’tan başka hiçbir varlık yoktur”, bunun denmesi. Adam kendisini de ilah olarak görüyor. “Ben de yaratırım” diyor. “Allah nerede” diyorsun, “gökte” diyor. “Bu odada var mı Allah”, “yok” diyor. “Yani Allah burada hiçbir yerde yok” diyor. “Nerede diyorsun”, “gökte duruyor” diyor. Gökte nerede, bir yerde diyor. Şimdi bu ne olmuş oluyor bu? “Burada yok” diyor Allah.
ADNAN OKTAR: İnkar olmuş oluyor. Allah “şah damarınızdan size daha yakınım” diyor. “Olsun, ayette öyle geçmesi önemli değil” diyor. Göğü de anlamıyorlardı, onu anlattıktan sonra akılları açıldı. Ben dedim ki, gökte olduğunu söylüyorsunuz dedim. Göğün herhangi bir yerinde olduğunu söylüyorsunuz. İnsanlar, Peygamberimiz (s.a.v.) işte insanlar elleri yukarıya açarak dua etmelerini örnek gösteriyorlar. Kuzey Kutbu’nda da açıyor, Güney Kutbu’nda da, Merih’te, Venüs’te, Uranüs’te, Plüton’da, bütün cinler, Melekler hepsi ellerini açıyorlar. Dolayısı ile bütün açılardan, her yerden bütün uzayı kaplayan bir görünüm olmuş oluyor bu. Yani o el açma dedi mi, Mekke dediyse, sadece Mekke’de el açılıyor zanediyor. Mekke’nin göğü var zannediyor. Neptün’ün de var, Plüton’un da var göğü. O zaman ne demektir? Bütün uzay demektir, her yerde Allah var demektir. Bunu söyledikten sonra vazgeçtiler. Bak bunu akıl edememişler. Bana delil olarak veriyorlardı bunu. Dünyanın birçok yerinden, birçok kişi bana karşı gelmişti. Bunu internete koyup, açıkladıktan sonra, ilk defa fark ediyorlar bak bu çok şaşırtıcı, hepsi birden tamam doğru dediler. Yani hayret edilecek şeyleri fark edemiyorlar, ben anlamıyorum. Cübbeli’de de yalnız unutkanlık var gibi geliyor bana. Birçok konusu var onun. Bir dahaki sefer yeniden işleyeceğim. Yanlız yani Cübbeli’nin üzerinde durmamın nedeni, bu bir zihniyet, bu zihniyette bayağı insan oluyor. Yani ben Mahmut Hoca’yı çok değerli bulurum ve çok severim yani şahsını. Oradaki insanları da çok değerli bulurum. Fakat Cübbeli’nin zihniyetinde Türkiye’de de, Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, Libya’da da, her yerde böyle insanlar var. Böyle unutkanlığı da yaygın diyelim. Yani bir önceki söylediğini unutup, başka söyleyen insanlar yani. Bu tip insanların topluma ve Müslümanlar’a manevi zararları oluyor ve İslam aleminin bu hale gelmesinin nedeni de bu tip kişiler. Fakat bunlar hep Osmanlı döneminde de hep alkışlamışlar, kendi felaketlerine sebep olmuşlar. Yani Osmanlı’nın yıkılışına sebep olmuşlar. İslam aleminin gerilemesine sebep olmuşlar, bu düşünce ve bu zihniyet ile. Ama hep alkışlanmıştır böyle insanlar. Ben bu tehlikeye dikkat çekiyorum ki, yine aynı şekilde hataya girmesinler diye. O da belki farkında değil, yani nasıl ki üslubundan anlaşılıyor farkında olmadığı.
SUNUCU 2: Etkilenen insanlar da olur Hocam, o düşünceye katılan.
ADNAN OKTAR: Aslında işin doğrusu ben incelediğimde, zahiren inanıyorlar. Yani Cübbeli’nin anlattıklarına gerçekten derinliğinde inanan bir kişi olmaz. Yani mesela farz edelim dabbet-ül Arz diyor ya mesela, 3000 kilometre vücudu vardır diyor farz edelim. Veyahut işte başı bulutlardadır diyor. Kimse buna inanmaz normalde. Belki inanmak istiyorlardır. Yani inanılabilir diye düşünüyor olabilirler veyahut beyninde donduruyor olabilir. Yani böyle bir varlığın evlere gireceğini söylemek, insanları tek tek damgalayacağını söylemek yani makul değil. Yani buna da normal kimse inanmaz, samimiyet açısından değerlendiriyorsak. Ama bakın ben gerçeğini açıkladım, izah ettim, doğrusu da odur.
SUNUCU: Değerli izleyenler bugün sizlere Kahramanmaraş AKSU ekranlarından seslendik. Yarın 22.00’den itibaren harunyahya.tv sitemizden ve Kocaeli TV’den yine sizlere sesleneceğiz. Yayınlarımızı 24 saat Harun Yahya TV’den takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine göndererek iletebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak edinebilirsiniz. Allah’ın selamı ile kalın, hoşçakalın efendim.
ADNAN OKTAR: Allah’ın selamı bütün müminlerin üzerine olsun inşaAllah. Kuran’dan bir ayet okuyayım. Bir dakikamız varmış. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Allah’tan geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden evvel, Rabbiniz’e icabet edin. O gün sizin için ne sığınacak bir yer var, ne sizin için inkar etmeye bir imkan”, evet.
SUNUCU: Yayınımıza devam edeceğiz inşaAllah Harunyahya.tv’den. Yarın da Kocaeli TV ekranlarından tekrar programımıza başlangıç yapacağız, hoşçakalın efendim.
Ses kasetleri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...