SUNUCU: İyi akşamlar sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Harunyahya.tv ekranlarında sizlerle birlikteyiz. Aynı zamanda Kocaeli Tv ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Bugün de sizden gelen sorularımızı Hocamıza yönlendireceğiz inşaAllah. Aynı zamanda 106.4 Mavi Karadeniz radyosundan canlı olarak dinleyebilirsiniz ve soru görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden de gönderebilirsiniz.
Hocam nasıl başlamak istersiniz? Sorularımız var.
SUNUCU: “Değerli Hocam, selamun aleyküm” demiş dinleyicimiz.
SUNUCU: “Mehdi (as)’ın gelişini şimdi örtbas etmeye çalışanlar, ona karşı mücadele edenler ve münafıklar Mehdi (as) ortaya çıktıktan sonra ne yapacaklar? Onlar da ıslah olacaklar mı?” Sakine Terzi, İstanbul.
ADNAN OKTAR: Sakine Hanım maşaAllah bir mücahit demek ki. Hamiyet-i İslamiyesi de yerinde. Sorun değil Mehdi (as)’ı insanların beklemiyor olması veyahut karşı olması, şu, bu falan. Allah’ın kaderi işler. Bizim Mehdiyet’teki asıl istediğimiz şey İslam’ın dünyaya hakim olmasıdır. Yani Türk-İslam Birliği’dir. Dolayısıyla insanların mutlu olması. Kuran ayetlerine göre İslam dünyaya hakim olacak. Bu Allah’ın emri. Bunun hiç aksini savunmak mümkün değil. Bütün Müslümanların birleşmesi farz. Ayrılmaları da haramdır. Mehdiyet budur. Müslümanların birlikteliğini sağlamak yani İslam Birliği’nin diğer adıdır. Ama tabii bir lider olacaktır. Allah bir vesile meydana getirir. Ama bütün güç Allah’ın emrindedir. İslam’ın dünyaya hakimiyetini sağlayan da Allah’tır, Mehdi (as)’ı yaratan da Allah’tır. Ama diyorum; bu yüzyılda, bu önümüzdeki on yıl içerisinde, hayret edecekleri, şaşıracakları şekilde İslam gelişip, dünyaya hakim olacak. Şu anda bile bakın, karşımıza geçip tartışabilecek, konuşabilecek adam yok. Ayrı, mesela arada sırada oradan buradan garibanlar oluyor. Şimdi iki tür Müslüman türü kullanmaya başladılar çözüm olarak. Biri modernist. İşte İslam’da kader yoktur, cin yoktur diyen. İşte Melekler yoktur diyen. Melekler enerjidir diyor, cin mikroplardır diyor. Kader diye de bir şey yoktur diyor. Evrim vardır diyor. Evrim olmuştur diyor ve modernist bir görüş var. Bununla bir çarpıtmaya çalışıyorlar, bununla başaramazlar. Biz varız evvelAllah. Bir de kaba, softa, ham yobaz böyle millete soytarılık yaban, şaklaban takımından zavallıları çıkartıp böyle sünepe, perişan insanları çıkarıp onlarla İslam’a halal getirmeye çalışıyorlar. Müslüman böyle olur işte. Komik, aciz, zavallı, ezik, yaranmaya çalışan, yalaka, aşağılık kompleksi içinde olan insandır gibi göstermeye çalışıyorlar. EvvelAllah yani bir kükrememiz yeter. Bıraksınlar bu oyunları. Hiçbir şekilde bunlardan netice alamazlar. Ayet ayet Kuran, adım adım İslam dünyaya hakim olacak inşaAllah. Hiçbir kuvvet, hiçbir güç bunların aksini meydana getiremez. Ama nasıl olacak? Şefkatle, akılla, itidalle. Müslüman itidalli olacak, sakin. Mülayim olacak, mülayimiyet. Halim olacak, halim, selim. Affedici olacak, şefkatli olacak, akılcı ve derin düşünecek. Mesela bakın Kuran’da Hz. Yusuf (as)’a bakıyoruz. Çok keskin bir zeka gösteriyor Hz. Yusuf (as). Böyle bizim alıştığımız, gördüğümüz bazı garibanlardan çok farklıdır. Hz. Süleyman (as)’a bakıyoruz, muazzam bir ihtişam ortaya koymuş Allah onun vesilesiyle. Müthiş bir sanat, estetik ve güzellik var ve müthiş bir cesaret ve azim, kararlılık var. Yani Süleyman (as) kıssasını bir okusunlar, bir de bizim gördüğümüz bazı sünepelere bir baksınlar. Arada dağlar kadar fark olduğunu göreceklerdir. Hz. Yusuf kıssasını okusunlar, Zülkarneyn kıssasını okusunlar. Bir de bu klasik sünepe, soytarılara bir baksınlar. Bazı sünepe, soytarılara. Arada dağlar kadar fark olduğunu göreceklerdir. Herkesin evinde bir Kuran vardır. Yani çok rahat elde edebilirler bir Kuran. Türkçe meali açsın, okusunlar. Oradaki ruh, oradaki kişilik, oradaki zeka, oradaki kendinden eminlik, Allah’ın izniyle, değil mi? Kalite, büyüklük, Allah’ın verdiği, Müslümanlara verdiği azamet hemen hissedilir. Müslüman acizdir Allah Katı’nda, bir hiçtir. Ama küfre karşı çok azametlidir, pek cesimdir, pek heybetlidir. Bunu Hz. Süleyman (as)’da da görüyoruz, Zülkarneyn (as)’da da görüyoruz, Hz. Davud (as)’da da görüyoruz. Bütün Peygamber aleminde görüyoruz ve özellikle bizim Peygamberimiz (sav)’de. Tam bir şefkat ve sevgi insanı. Müslümanlar bu devirde ne yapacaklar? Bir kere oyuna gelmeyecekler. Müslümanlara mutlaka oyun oynanacaktır. Yani bunu bir kanun olarak beklesinler. Müslümanlara yapılan oyuna inanmak oyunun bir parçası olmak olur. Yani onları da oynatmış olurlar o zaman. Oyunun içinde onları oynatmış olurlar. Hatta parmağına takıp oynatmış olurlar ve çok aşağılayıcı ve küçük düşürücüdür Müslümanlara karşı yapılmış bir oyunu fark edememek. Bir hileyi fark edememek. Aptalca küfrün, ateistlerin, bir kısım ateistlerin, bir kısım küfür ehlinin, ehl-i tuğyanın, ehl-i delaletin oyununa inanmak tam bir zavallılıktır ve acizliktir ve küçük düşmektir. Çünkü aklı başında adam çok güzel analiz eder, yani ne eğridir, ne doğrudur, baktı mı insana anlar. Anlayamıyorsa zavallıdır. Özellikle evlerinden, köşklerinden Müslümanları seyredenler bu konuda çok titiz olacaklar. Hiç olmazsa Baron’un uşağı konumuna düşmekten kaçınacaklar. Yani Baron’un şakşakçısı, tasdikçisi olmayacaklar. Tamam evinde saklansın, otursun, ne yapıyorsa yapsın, ayrı, onun hesabını verecektir de. Fakat günahını artırmasın. Onun için Allah yolunda mücadele eden her Müslüman’a destek olmaları lazım. Belirli bir cemaat, belirli bir topluluk, belirli bir kişiyi kastetmiyorum. Her kim olursa olsun, ben her Müslüman’a sahip çıkarım. Hepsine şefkatle yaklaşırım. Yani mesela farz edelim Şeyh Nazım Hocamız ben çok severim onu, bizim çocuklar gitmişler, konuşmuşlar. Onu da internete koymuş Hocamız. Anormal sevimli yani, anormal demeyeyim de Allah affetsin de müthiş sevimli. Mesela hiçbir şekilde laf söyletmem. Yahut herhangi başka bir Müslüman da olsa, yanlış dahi görsem ben “kol kırılır yen içinde kalır” derler. Nezaketiyle düzeltmeye çalışırım. Ama Müslüman’a laf söyletmem. Yani onların üstüne gelmesini kimsenin müsaade edemeyiz. Yalnız tabii mücadelede en hayati şey çok iyi iman etmektir. Yani iyice iman etmeden oturup savaşa çıkan o kadar başarılı olamaz. Önce bir Allah’a aşık olacak. Kendinden emin olduğu gibi Allah’tan emin olacak, kendi varlığından emin olduğu gibi. Kendiyle kıyaslanmayacak şekilde Allah’ı sevecek, Allah için yaşayacak. O zaman çok güzel konuşmaya başlar. Allah ona yol gösterir, yol açar. Ve kaderindeki cihadı yapmış olur. Kendi bir şey yapamaz. Bilmişlik yapmayacak Müslüman tebliğ yaparken. Ukalalık çok kötüdür. İnatlaşmak çok kötüdür. Cedel derler cedel, Kuran’da da vardır o cedel. Yani insanın ruhunda vardır cedel, tartışma isteği vardır. Çirkin bir şehvetidir insanın. Dedikodu yapmak ister, dedikoduya çok yatkındır. Allah diyor, “Mümin kardeşlerinizin etini yemek, ölü eti yemek ister misiniz?” diyor Allah. “Tiksindiniz değil mi ondan” diyor inşaAllah. O zaman işte Cenab-ı Allah yapmayın diyor. Dedikodu, arkasından cedel, tartışma. Mesela evde çay bardağı var. Çay bardağını ben ucuza aldım, diyor. Ben daha ucuza alırdım, diyor, öbürü diyor ki; pazardan alsaydık daha ucuza alırdık, diyor. Pazarın şurasında daha ucuz olanlar var, diyor. Sırf tartışma, muhabbet olsun. Kavgaya götürünceye kadar tartışırlar. Bakarsın birinin tansiyonu çıkar, birinin şekeri fırlar. Sonunda saç saça, baş başa birbirlerine girip kavga, kepazelik çıkarırlar. Müthiş cedel eğilimi vardır insanın. Ondan kaçınacaklar yani mesela bunlar gizli hastalıklardır. Bir de dedikodu, yani Müslümanlarda da bu çok yaygındır. Bir araya geldiklerinde Allah’ı anacaklarına -bir kısım Müslümanları tabii, hepsini tenzih ederim- ilk bir dedikoduya başlarlar. Falanca şöyle, falanca böyle. Allah bunu bildiği için Kuran’da bu fıtratı bildiği için diyor: “ Ölü eti yer misiniz” diyor Allah. “Ölü eti yemekten hoşlanır mısınız, tiksindiniz değil mi” diyor Allah. O zaman yapmayacaksınız diyor Allah. İnşaAllah.
SUNUCU: “Hocam siz açıklamıştınız. Hazreti Mehdi (as)’ın farklı ilmi olacağı ve Hz. Mehdi (as) ve arkadaşlarını tehlikeli görecekleri, bu yüzden insanların onlardan uzak duracaklarını söylemiştiniz. Hocam Hz. Mehdi (as)’ın görevde olduğunu hatta şu an İstanbul’da olduğunu açıkladınız. Biz eğer vicdanen birinin Hz. Mehdi (as) olabileceğini düşünüyorsak ve gerçekten söylediğiniz gibi, tehlikeli birileri gibi göründüğünü hissetsek bizim Hz. Mehdi(as)’ın ilimlerini ve uygulamalarını tam anlamı ile anlamamız mümkün mü? Nasıl davranmamız düşünmemiz gerekir Hocam? Hayırlı akşamlar” demiş İzmir’den Mustafa.
ADNAN OKTAR: Halk şöyle zannediyor Mehdi (as) deyince; işte dünyadan elini eteğini çekmiş, asosyal yani bizim çocukluğumuzdan beri tarif edilen odur, anladığımız. İşte sarıklı, cübbeli böyle sürekli harikalar gösterten, ona tabi olanların da her türlü ihtiyacını karşılayan, tabii olanlara da çok iyi kol kanat gerip onların hiçbir zora girmeyeceği şekilde onları yaşatan... Mesela Mehdi talebesi oldun mu sana kimse dokunamaz artık. Ne tutuklanırsın, ne göz altına alınırsın, ne hakarete uğrarsın, ne dövülür, ne sövülürsün, ne ekonomik yönden bir zorluğun olur. Mehdi’den sürekli çıkar sağlanır. Fakat Mehdi’ye yardım edilmesi, destek olunması diye bir konu yoktur. Zaten O olağanüstü bir kişi olduğu için böyle bir şeyden münezzehtir. Öyle bir şey olmaz inancı vardır. Onun için harika bir Mehdi beklentisi var her insanda. Ben üsluptan anlıyorum. Mehdi (as) halktan birisi gibidir. Herhangi bir insan gibidir. İnsanların üstündeki zincirleri, ağır teklif zincirlerini kaldıracak. Peygamberimiz (sav)’in yaptığı gibi. Kuran ayeti var. “Üstünüzdeki ağır teklif zincirlerini kaldırır” diyor. Bağnazlığın, tutuculuğun insanlara getirdiği ağır teklifleri kaldıracak. Talebesi olanların başı dertten kurtulmaz, söyleyeyim. Yani Mehdi talebesi olacak adam belayı başına almış demektir. Yani o onunla gider. Mehdiyet’te kimse harika beklemesin. Yani böyle olağanüstü nimetler, olağanüstü olaylar beklemesin. Belasını arayan gelir Mehdi (as)’ın yanına. İnşaAllah. Odur. Arkadaşım der, ben belamı arıyorum der, gelir. Mehdi talebesinin özelliği budur. Yağmur gibi bela yağar Mehdi talebesine ve Mehdi (as)’a da. Bunun özelliği budur. Allah aşığıdır adam. İster öldür, ister as, kes, hapset ne yaparsan yap, de, ben hepsinden razıyım der. Budur Mehdi talebeliği.
Bediüzzaman’ın talebeleri vardı. O asrın Mehdi’siydi Bediüzzaman, kendi asrının 13. yüzyılın. Etrafına gelenler oluyordu. Yani onu besleyip, geliştireceğini zannediyor veyahut onu koruyacağını, keramet göstereceğini zannediyor. Bediüzzaman ile bir kere görüşüp çıkıyor. Koluna girip alıp tutukluyorlar. Yani ilk bir hoş geldin onunla oluyor. Mesela en az bir 3 ay yatıyor beraber Bediüzzaman ile. Önce bir hücre hapsi. Poliste bir fasıl üstünden geçiyorlar o zamanlar. Artık sopa mı işkence mi ne oluyorsa oluyor o devirlerde. Bediüzzaman’ın bir torba yoğurdu var. Torba yoğurdu klasik. Pirinç torbası var asılı. Bir tane tavuğu var. Her gün yumurtluyor işte bir tane tavuk. O tavuğun yumurtasını pişiriyorlar yiyorlar. Biraz şehriye var. Yıldız şehriye. Onu yiyorlar. Herhangi bir somya veya bir otel odasında. Herhangi bir evin, alelade bir evin alelade bir odasında yerde bir kilim; münzevi yaşlı bir alim kişi. Tabii harikaları oluyor ama zor konuşan bir insan. Şimdi oraya çıkar için gelen bir adam veya harikalar bekleyen bir adam harikalar ile karşılaşmaz. Bela ile karşılaşır. Geçenlerde ilginç birisi çıktı. Dedi ki; “Üstad bir belaüzzamandır” dedi. Doğru. Yani hem küfrü için beladır. Hem de sürekli üstüne bela gelir. Talebelerin de başına belalar gelir. Onlar bela ile nurlanıyorlar ve bela ile güzelleşiyorlar. Aşığın vasfıdır zaten yağmur gibi bela yağar maşaAllah. O yüzden aşıktır. Yoksa bambaşka bir şey olur o. Mesela filler ile sığırlar farkına varmaz aşkın. İnsan aşkın farkına varır, bilir. Allah’ın en beğendiği nimetlerdendir, aşk. Yani dünyanın kanunudur, temel kanunlarındandır. Yani dünyada Allah’ın süsüdür aşk. Onun için çile gerekir, zorluk gerekir. Keyif zevk içerisinde bunlar olmaz. Dolayısıyla Mehdi (as)’ı arayanlar belayı arayarak Mehdi (as)’ı bulacaklardır. O şekilde bulabilirler.
Hz. İsa (as)’ı arayanlar da belayı arayarak Hz. İsa (as)’ı bulabilirler. Öyle Hz.İsa (as)’ın karşısına geçecekler. Sürekli ölüleri diriltecek, böyle rüya alemi gibi olacak. Öyle değildir. Hz. Yahya (as) yardım ediyordu Hz. İsa (as)’a, feci şekilde şehit ettiler Hz. Yahya (as)’ı. Başını kestiler ve feci şekilde şehit ettiler. Talebelerini de perişan ettiler. Bayağı çile çektiler. Defalarca hapis edildi talebeleri. Zaten Hz. İsa (as) diyor İncil’de “benim ismimden dolayı sürekli başınız belaya girecek” diyor “benim adımı ağzınıza aldığınız müddetçe” diyor, “belaya gireceksiniz ”diyor. O yüzden zaten havari oluyor onlar. Mehdi talebelerinin de 313 kişi olmalarının nedeni odur. Yoksa adam babasının ayrı keyfinin peşinde, anasının ayrı çıkarının peşinde, kardeşlerini düşünüyor; işini düşünüyor, yarım kalmasından korktuğu ticaretini düşünüyor; ağabeyini, dayısını, amcasını düşünüyor; aşiretini bütün mensuplarını düşünüyor; evliliğini düşünüyor. Bütün bunların arasından Mehdi (as)’ı arıyor. Olmadı o zaman yani. Sahabe devrinde Peygamberimizin (sav) aşıkları 16-17 yaşında çocuklar vardı. Peygamber aşığı idi. Ya Resulullah (sav) dedi, Biz seni seviyoruz. Biz senin yanına gelmek istiyoruz. Biz Allah’a tabi olduk dediler. Müşrik ailelerine bunu söylediler. Ağızlarını burunlarını darmakeşan etti aileleri. Darmadağın ettiler. Yani komaya sokma tarzında dövdüler. Yani öldüresiye dövdüler. Buna rağmen o çocuklar evden ayrıldı. Hz. Resulullah (sav)’ın peşinde ta Etiyopya’ya kadar gittiler. Bakın yürüyerek. Mekke Medine neresi, Etiyopya neresi. Yürüyerek gidiyorlar. Yolda it kopuk oluyor. Çete oluyor. Vahşi hayvanlar var. Akla hayale gelmedik olaylar var. Geceli gündüzlü. Ona ne derece dayanabilir bir insanın ayağı? Bünyesi ne derece dayanabilir ama Allah o kuvveti veriyor. Onunla beraber oraya gittiler. Bir süre sonra da geri döndüler. Onunla beraber gerisin geri yeniden geldiler Mekke’ye. Mesela çekinip orada kalıp yaşamadılar. Mesela Peygamberimiz (sav) “tamam ben burada Peygamberliğimi yayayım” demedi. Gerisin geri geldiler bütün putları paramparça edip oraya girdiler. Böyle yiğitlik gerektiren bir sistemdir. Allah bunu beğeniyor. Dolayısıyla Mehdiyet böyle bir sistemdir. İlk “selamun aleyküm” dediğinde ilk bela ile karşılaşırsın daha kapıdan girer girmez. Yağmur gibi yağacaktır. Senin hiçbir zorluk ile karşılaşmayacağın bir ortam değil, bilakis son derece zorluklar ile karşılaşacağın bir ortamdır. Dolayısıyla Mehdi (as)’ı arayanlar eğer o yiğitlikte değil ise, eğer o gücü bulamıyorlarsa bol bol kitap okusunlar. Bilgilerini kültürlerini artırsınlar. Etraflarındaki insanlara yardımcı olsunlar ama ben tam anlamı ile delikanlıyım, Allah’ın aşığıyım, deli aşığım diyorsa Mehdi (a.s.’)ı Allah onlara böyle gün gibi gösterir. Yani en görmeyen göz bile görür. Görünmez diye bir şey yok. İsa Mesih (as) da şu an faaliyet halinde. Yeter ki onun tam talibi olsun şahıs. Yani tam anlamı ile istesin. Resulullah (sav)’ı Veysel Karani aşkla muhabbetle istedi. Allah ona o aşkı, o muhabbeti nasip etti, çöllerde gezdi, bir hırkasıyla, üzerinde tek parça kıyafetiyle yüzlerce kilometre yol aldı, Veysel Karani. İsteyen bulur. Ama Allah rızası için yapacak, aşkla yapacak. Ama ona da gücü yetmezse diyecek ki; “Ya Rabbi, ben gıyabında Mehdi (as)’a kalben bağlandım.” Ben mesela, hep öyle diyorum. “Ya Rabbi, ben Mehdi (as)’a kalben bağlandım. Onun talebesiyim, biat ettim, kalben, manen. Onu ben kendime mürşid belledim ve Kuran’dan, hadisten anladığım kadarıyla var gücümle ona ortam hazırlıyorum, geceli, gündüzlü.” Bak, şimdi gece sohbet ediyorum, anlatıyorum. Sabaha kadar yine anlatıyorum. Eve gidince yatmıyorum ben, sabaha kadar yine faaliyet halinde, yine devam ediyoruz, yine konuşuyoruz, yine konuşuyoruz. Dolayısıyla, “her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyor Allah, “her zorlukla beraber bir kolaylık vardır”, iki kere Allah tekrar ediyor. Genel kültürü arttırmak, bilgiyi arttırmak, bir de yanlış Müslüman lider anlayışının bozukluğunu, yani o yapının bozukluğunu anlamak. Çünkü çok kaliteli, aklı başında çok fazla Müslüman var. Fakat yanlış Müslümanların yönetiminde oluyorlar. Sorun burada, bakın diyorum iki tür gelişmeye başladı şu an, bir, modernist tipler, bir de kaba softa ham yobaz cahil tipler. Çok ihlaslı, samimi Müslümanlar bunların arasında paylaşılıyor. Halbuki bunlar ehil insanlarla beraber olmuş olsalar zaten konu kökünden hallolur, 24 saatte İslam dünyaya hakim olur. Yanlış, şeytani liderlerin etrafında toplandıkları için Müslümanların bir kısmı, hepsini tenzih ederim, bu konu uzuyor böyle. Mesela bak, biz Türk İslam Birliği’ni istiyoruz, birçok kişi diyemiyor. “Allah İttihad-ı İslam’ı versin, Müslümanlar birleşsin” diyemiyor. Halbuki Türkiye’nin liderliğinde bir Türk İslam Birliği’nin dünyayı kurtaracağı belli. “Niye Türkler’i işin içine katıyorsun?” diyor. Sen yap da bir görelim. Bakalım kim yapıyormuş başka? Talibi Türkler’dir. Eskiden beri budur. Allah; “Emaneti, ehline veriniz” diyor. “Var mı başka emanet ehli?” diyoruz, “yok” diyor. O zaman tabii ki Türkler yapacak. Kim yapacak başka? Değil mi? “Emaneti, ehline veriniz” diyor Allah. Bunun erbabı kimdir yüzyıllardan beri, ustası kimdir? Türkler. Allah bu emaneti yüzyıllarca Türkler’e verdiğine göre bundan sonra da onların devam etmesinden daha normal ne olabilir? Bunda şaşılacak bir şey yok. Neyse bu konuyu bu kadarla bitirelim.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Başka sorularımız var. Devam edelim isterseniz.
ADNAN OKTAR: Edelim inşaAllah.
SUNUCU: “Mehdi (as)’ın çıkışından sonra bulunacak olan Kutsal Emanetler Sandığının maddi olmadığı, manevi anlamda ahlaka sahip olunacağı Sıradışı programında dile getirildi. Konuyla ilgili bilgi alabilir miyim?” diye sormuş bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Ne? “Bulunmayacak” mı diyor Kutsal Sandık?
SUNUCU: ”Kutsal Emanetler Sandığ’ının maddi olmadığı, manevi anlamda ahlaka sahip olunacağı Sıradışı programında dile getirildi” diyor. “Konuyla ilgili bilgi alabilir miyim?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Şimdi Sıradışı programı, sıradışı bir açıklama yapmış. Sıradışı değil de biz sıradan, düzgün bir cevap verelim. Bir kere Kutsal Emanetler Topkapı’da var. Orada bir manevi yönü olmakla beraber maddi yönü olan, elle tutulur gözle görülür cisimlerden oluşan Kutsal Emanetler var. Peygamberimiz (sav)’in kılıcı var metalden yapılmış duruyor; hırkası var yünden yapılmış duruyor; bayrak var softan yapılmış Peygamber Efendimiz (sav)’in duruyor. Kutsal Sandık da öyle. Kutsal Sandık, Hz. Musa (as)’ın Kutsal sandığı som altından yapılmış, büyükçe bir sandık. İçinde de Kutsal Emanetler var. Açtın mı kapağı, içi dolu, Kutsal Emanetlerle dolu. Tevrat’ın orjinali de var manevi yönü olduğu kadar, maddi yönü de olan bir gerçektir. Ben tam anlayamadım derse gelip eliyle dokunur anlar, zamanı gelince acele etmesine gerek yok ama var hepsi var tek tek bunların hepsi çıkacaktır. Kabe’nin altında Kutsal Hazine Peygamberimiz (sav) belirtmiştir, Kabenin altında saklanan yüzyıllardan beri saklı duruyor. Efendim Hatay’da var mağarada Kutsal Emanetler var, Teberiye gölünün dibinde var çamurların altında, bunların hepsi çıkacak. Ayrıca ayrıca Nemrut dağında, Nemrut harabeleri biliyorsun taş yığması mezar vardır, Nemrut’un mezarı onun altı dolu, Hz. İbrahim (as) dönemine ait her türlü belge var, bunlar ortaya çıkacak. Firavun’a ait piramitlerde Tevrat’ın orjinali var, o geçenlerde bir dörtgen bir açıklık buldular piramitlerde, içine alet edevat yerleştirdiler, bir delik daha açıldı o tıkanan kapanan yerden, baktılar bir yere daha açılıyor, bir kanala daha açılıyor ama teknik yetersizlikten devam edemediler. Biz ederiz teknik yetersizlik olmaz bizde hepsini açacağız. Tevrat’ın orjinali, Hz. Musa (as) dönemine ait birçok bilgi, Hz. Hızır (as) tarafından o piramitler bina edilirken orada bulunulan Hz. Hızır (as) tarafından orada muhafaza edilmek üzere saklanmıştır. Piramitlerin altı dolu, biz öyle nezaket göstermeyeceğiz piramitlere aman zarar gelmesin, Mısır’ın turizmine zarar gelmesin diye bir şey yok. Gerekirse tünel makineleri ile alttan gireceğiz onu söyleyeyim ve oraları didik didik arıyacağız, Firavun’un mezarı beni ilgilendirmez, adamın cesedinin ne olduğu da beni ilgilendirmez. Biz o Kutsal emanetleri bulacağız inşaAllah. Dolu çaka çaka dolu. Çaka çaka demeyeyim Allah affetsin öyle olmaz, bayağı fazla ki o zaman Firavun’un işine gelmediği için Hz. Musa (as) ile ilgili fazla bir açıklama hiç yazmamıştır, o şeyler de yazılar da hep kahramanlıkları güya sahte kahramanlıkları yazılıdır. İşte şöyle astık, böyle kestik, şöyle kovaladık, denizde boğulmalarını da anlatıyor da Mısır papirüslerinden bir tanesinde usülen geçmiş. Halbuki çok büyük olay, işte diyor ülkenin diyor, prensini diyor, sular bir anda yuttu diyor, büyük bir felaket sardı diyor, Yahudi alimi diyor çok büyük bir oyun oynadı diyor, Hz. Musa (as)’ı kasdediyor Yahudi alimi, bir şey diyor Mısır dilinde bir şey diyorlar ona, büyücü anlamında bir kelime kullanıyor. Bit belasından ondan sonra, çekirge afatı onları söylüyor. Papirüslere yazmışlar onu, çok az ama halbuki duvarlara yazmaları gerekiyordu onu çok önemli bir konuydu, şimdi onları da bulacağız o detaylı bilgileri de bulacağız. Tarih yeniden yazılacak, hiç dokunulmamış tarihe. Yani bütün bilgiler oralarda saklı piramitlerin içindeki birçok odaya dehlize girilemedi, çok az girilen yerler çok sınırlıdır. Onun için hayret edilecek bilgiler ve belgelere ulaşılacak dolayısıyla hem manevi, hem maddi yönü olan belgelere ve bilgiler ulaşılacağız inşaAllah.
SUNUCU: “Selamun aleyküm bir insanın kalbinin mühürlenmiş olmasına rağmen hiç dini güzelliklerin farkına varabilir mi? Farkına varabiliyorsa eğer kalbinin mühürlenmesi acaba Allah’ın kalbini mühürlediği bir kişiye bir kısmet daha mı veriyor kurtuluşa ermesi için?” Mahfuz Önal Batman. Böyle bir sorumuz var Hocam.
ADNAN OKTAR: Batman’ın yiğidi kardeşimiz maşaAllah. Mahfuz kardeşimiz, hıfz edilmiş anlamında inşaAllah Mahfuz. Senin sorularına en iyisi ben bir bakayım şöyle. Mahfuz Önal’ın.Selamını daha uzun alalım. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu inşaAllah. “Bir insanın kalbinin mühürlenmiş olmasına rağmen hiç dini güzelliklerin farkına varabilir mi?” Küfür güzelliğin farkına varır da yani; çok özür dilerim mesela öküz de otu gördüğünde çok ilginç görür gider yer yani. Değil mi? Bir şeker, bir yiyecek görsün gider bakar. Onun için ruhu, kalbi tamamen ölmüş, fesada gitmiş bir insan zaten insan olmaktan çıkıyor ölü oluyor onlar. Filmlerde bilmiyorum görmüşsünüzdür; zombiler vardır. Yaşar gibi görünür ama ölüdür normalde. Yalnız ben bunu usülen söylemiyorum gerçekten öyle. Mezardakiyle aynı, fakat tek farkı üçüncü benle hareket etmesi. Üçüncü ben nasıl olur? Herkese tavsiye etmem de rüyada insanlar bazen konuşur, çoktur konuşanlar rüyada. İşte ‘şuraya gittim, buraya gittim’ konuşur. Dersin ‘senin bir yere gittiğin yok uyu sen uyu rahat et’, ‘tamam teşekkür ederim’ der gider uyur yine. Sorsan sabahleyin; ‘sen teşekkür ettin haberin var mı?’ Hiç haberi yoktur, bilmez. Yani şuuru tamamen kapalıdır, ruhu alınmıştır, üçüncü beninde ona cevap verir. Daha belirgin bir delil vereyim; hipnozda, hipnoz seanslarında, hipnoz yapılan insan ölür, yani tamamen ölür, normal ölür. Vefat eder, derin uyku haline geçer, şuuru tamamen kapanır. Hipnozda daha da derinleştirilir şahıs, daha derin, en derin uykuya sokulur. Sonra dersin; gel karşıma otur dersin, gelir karşına oturur. “Ben senin arkadaşınım” dersin. “Nasılsın, iyi misin?” dersin. “Çok iyiyim teşekkür ederim” der. Kitap okuttur, konuştur; mesela bana bir kahve yap der, gider kahveyi yapar gelir. Ama şuuru tam anlamıyla kapalıdır. Hiçbir şekilde ne yaptığının farkında değildir ama hepsini yapar. İşte bu tarzdadır insanlar, bu zombi dediğim insanlar. Şuuru tamamen kapalıdır, üçüncü bende yaşıyorlar. Allah onlara ayette diyor bakın; “siz onları diri zannedersiniz” diyor, bunun bir yanılma olduğunu söylüyor. “Onlar diri değildir, ölüdürler fakat siz farkına varmıyorsunuz” diyor. Gözlerini görür görürsünüz ama aslında gözleri görmüyor onların diyor, yani ölü oldukları için. Kulakları duyar zannedersiniz oysa duymaz diyor, çünkü ölü oldukları için. Kalpleri de, şuurları da tamamen kapalıdır, kalp gözleri de kapalıdır diyor Allah. Dolayısıyla tam anlamıyla şuuru kapalı bir varlıktan bahsediliyor, bir ölüden bahsediliyor. Bunlar ne kadar anlatırsan anlat anlamazlar. Neredeyse diyor Peygamberimiz(sav)’e Cenab-ı Allah “neredeyse kendini helak edeceksin iman etmiyorlar diye”. Peygamberimiz(sav) üzülüyor, acayip üzülüyor. Halbuki şuuru kapalı özel yaratılmış bir varlık adam, anlamıyor. Bu konuda hipnozla ilgili kitap okuyanlar da görebilirler. Olağanüstü özellikler kazanıyor insanlar, kazanabilirler. Mesela; bir insanın başını sandalyenin bir tarafına koyuyorlar, ayaklarının ucunu bir tarafına koyuyorlar kaskatı kasılıyor. Tavsiye etmem ama; üstüne ağırlık versen, mesela 50-60 kilo, 70 kilo ağırlık konuyor taş gibi duruyor hiçbir şey olmuyor. Hangi insan bunu yapabilir? Yani sırtüstü yatıp böyle ensesini sandalyenin kenarına başını koyup, ayağının ucunu da bir yere koyup, ayak parmaklarını bir yere koyup, o şekilde durabilir mi bir insan? Kesin duramaz, hiçbir şekilde. Bu olduğu gibi üstüne ağırlık konuyor buna rağmen duruyor hipnozun etkisiyle. Mesela çocukluğunda 7 yaşa döndürülüyor, ölü halindeyken bakın ölü halindeyken, üçüncü bendeyken çocukluğuna döndürülüyor. Mesela sen şu an 7 yaşındasın, 1971 yılının Ekim ayının 12’sindesin deniyor. Saat diyor 1, öğleden sonra 1’desin şu anda, anlat diyor. Şu an babam içeriye girdi, elinde paketler var diyor. Ondan sonra şunları almış diyor. Bütün detaylarına kadar, en ince detaylarına kadar, getirdiği malın markasına kadar, masanın neresine koyuyor, ne yapıyor falan, geçmişte olan olayları böyle milimetrik olarak anlatıyor. İşte insanların Ahiret’te şaşırdığı bilgi bu. Diyorlar ki insanlar imtihan olurken; ‘bu nasıl bir kitap ki her şeyi sayıp dökmüş, bütün detayları anlatıyor nasıl oluyor bu?’ diyorlar. Kendi vücudu söylüyor, kendi vücudu konuşuyor. İnsan vücudunda işte bu bilgi kodlu, Kuran buna işaret ediyor. Ve bunu sadece anlatmıyoruz, fiilen ispatı mümkün. Yani hipnoz yapan herkes bunu bilir. Mesela 5 yaşına döndürmek de mümkün insanı. 5 yaşında balkonda bisikletle gezdiğini zannediyor koskoca adam. Mesela 60 yaşında adam çocuk sesleri çıkartmaya başlıyor, çocuk gibi konuşuyor. Yani bilinir, bakın internete göreceksiniz. Bu usülen anlatılmış bir şey değil. Nereden biliyorsun diyeceksin belki, ben emin olmadığım bir şeyi anlatmam. Ben ne anlatıyorsam eminimdir inşaAllah, durduk yere anlatmam. Çünkü emin olmasam, sonra aksi çıkmış olsa ben mahçup olurum. Şu ana kadar ben hiç hatırlamıyorum mahçup olduğumu. Değil mi? Bak 700-800’ü buldu benim, ne söylediysem tamamı çıkmıştır. Tek bir sözümü geri almadım ben şu ana kadar inşaAllah. “Farkına varabiliyorsa eğer kalbinin mühürlenmesi acaba Allah’ın kalbini mühürlediği kişiye bir kısmet daha mı veriyor? Kurtuluşa ermemiz için” Kalbi mühürlü adam, dünyada da kalbi mühürlüdür, Ahiret’te de kalbi mühürlüdür. Neden biliyor musunuz? Kalbi mühürlü adamların nereden geldiğine bir baksınlar, Cehennem’den geliyor onlar. Buradan Cehennem’e gider ama, Cehennem’den de buraya gelmiştir. İki türlü zaman vardır, bir düzden terse gider ama bir de tersten düze gider. Onun için geçmişte gaybtır. Peygamberimiz (sav) geçmişten bilgi veriyor. Geçmişle gelecek aynıdır bilgi verme bakımından. Mesela geçmişte bilinmeyen bir konuyu bir insanın bilmesi mucizedir, Allah’ın bildirmesiyle bilinir. Gelecekle ilgili bir olayda öyle, mesela biz şu an yaşıyoruz başkaları için biz şu an geleceğiz. Şu an aynı zamanda Fransız İhtilali yapılıyor, şu an. 2. Dünya Harbi şu an devam ediyor. Mesela başka bir şuura göre şu an 2. Dünya Harbi yeni başladı daha. Çanakkale Savaşı şu an devam ediyor bir başka şuura göre. Zaman algılamasına göre değişir. Hangi zamanı insan, hangi şuur nerede alıyorsa onu görür. Ama tabii detaylandırırsak çok uzun bir konu olur. Özetle Mahfuz kardeşimize onu söyleyeyim. Bütün Batman’lılara da selam ediyorum, bütün Güneydoğulu kardeşlerimize, bütün Anadolu’ya da. İşin doğrusu kafir olan kafir olarak kalır. Ama kafirken düzelenler var onlar zaten Cennet’ten gelmiş oluyorlar. Geçici olarak kalbi öyle hasta olmuş oluyor onun. Yani zaten Mümin o, son nefesinde Mümin gitti diyorlar ya zaten onlar öyle. İmtihan için ona o hastalığı vermiş oluyor, kalbinde bir hastalık olmuş oluyor.
ALTUĞ BERKER: Bu konuda Hocam sizin son eseriniz olan ‘Sonsuzluk Başlamış Durumda’ kitabınız bahsettiğiniz konuyu çok güzel anlatıyor. Harunyahya.org sitesine giren kardeşlerimiz kitaplar bölümünden ona ulaşabilirler.
ADNAN OKTAR: ‘Sonsuzluk Başlamış Durumda’ değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet. İnşaAllah.
SUNUCU: “Zaman kavramının bir algılama olduğunu söylemiştiniz Hocam, aslında kaderimizi biliyoruz, dejavu da bundan kaynaklı bir hissediştir. Ama bildiğimiz kadar bize unutturulmuştur. İmtihan olalım diye bazen hatırlar gibi oluruz. Bu hususta fikriniz nedir Hocam?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR: Dejavu nedir? Dejavu tabii bu da; Türkçesi yok mu onun?
SUNUCU: Geçmişi tekrar yaşamak gibi bir şey Hocam.
ADNAN OKTAR: Öyle desinler o zaman. Geçmişi tekrar yaşamak, daha kısa bir kelime bulalım ona. Ne olabilir? Dejavu olmadı, Fransızca mı nedir o? Olmaz. Türkçe olacak. Türk Dil Kurumu’ndan rica edelim belki vardır da bizim haberimiz yoktur. Ona bir Türkçe karşılık bulsunlar, olmadı. Dejavu mejavu falan olmaz. Bu konu bana birkaç kere soruldu, bu dejavu konusu. 3-4 kere soruldu. 3-4 kere de cevapladım ama yine de cevaplayayım. Ben bizzat yaşadığım olaylar var. Ortaköy’deyken bizim evin üst tarafında böyle merdivenlerle yukarıya çıkan bir yer var. Ben oraya hiç gitmemiştim daha önce. Camiden arkadaşlarımız vardı Hocam dediler, bir komşu cami var dediler, yakın cami. Oraya gidelim dediler orada da güzel meclis oluyor, sohbet oluyor dediler. Tamam gidelim dedim. Merdivenlerden çıkmaya başladım yahu dedim ben burayı hatırlıyorum dedim. Sonra bir meydan bir yere çıktık zaten çok net hatırladım. Yani çok bayağı net hatırladım. Sütunlar mütunlar hepsini. Fakat orada konuştuğum adam bir aksi bir konuşma yapmıştı. Aksi bir konuşma olmuştu. Ya dedim aksi bir konuşma olmuştu orada dedim. Nitekim adam, birkaç kişinin yanına gittik. Daha gelir gelmez adam aksi bir konuşma yaptı. Dedim tamam. Bak o kadar detayına kadar çok çok net. Ama en keskin yaşadığım budur. Ama zaman zaman olur. Bazen, ama en sık rastladığımız mesela diyorum ki kova çağı diyorum. O anda arkadaşımız kitap okurken mesela kova çağını okumuş oluyor. Kova çağı kelimesini okuyor. Veyahut bir şey söylüyorum, televizyonda aynı anda o kelime çıkıyor. Mesela çok nadir kullanılan kelimeler. Normalde mesela hayatımda bir kere kullandığım kelimeler oluyor yahut iki kere kullandığım kelimeler olur. Değil mi? Çok nadir kullanılan kelime. Aynı anda ya bir yazıda rastlıyorum aynı anda. Veyahut aynı anda televizyonda yahut radyoda duyuyorum. Mesela bu kaderin vurgulanması açısından çok harikadır. Bununla çok fazla insan karşılaşır, bu anlattığımla. Buna da dejavu diyelim o zaman. Madem öyle isim veriliyor. Değil mi? Veyahut Türk Dil Kurumu isim bulsun ben bilmiyorum başka türlü olmayacak. Bu da kaderin bir ispatıdır. Yani çok fazla olur. Aynı anda hemen aynı kelimeleri söylerler. Fakat tabii kaderi anlamak için asıl zamanı kavramak gerekiyor. Zaman da her zaman anlattık, bir öncekiyle bir sonrakini kıyaslamakla kafamızda oluşan bir inançtır zaman. Zaman diye bir şey yoktur. Zaman beynin bir algısıdır. Bizim beynimizde oluşan inanç sisteminin adına biz zaman diyoruz. Bir algıdır. Dolayısıyla mekan da bir algıdır. Dışarıda mekan vardır ama Allah bize istediğini gösteriyor beynimizde. Yani Allah’ın istediği gibi görüyoruz biz. Dışarıdakinin aynısını görmemiz, olsa bambaşka bir şey olurdu yani. Saydam bir şey görecektik dışarıda. Siyah ve saydam. Işıklanmış bile olsa siyah bir şey görecektik saydam olarak. Her yeri cam gibi görürdük. Dolayısıyla Allah bize lütfuyla renk ihsan ediyor, cisim görünümü ihsan ediyor, ses ihsan ediyor. Dışarıda ses de yok. Aslında insanlar böyle derin düşünseler yani konu biter. Derin düşünmemekten. Mesela çalışma hayatında olsun, sokakta olsun. Mesela dolmuşa biniyor, dolmuşta hadi beyler ilerleyelim diyor birisi. Ya oradan rüzgar esiyor. Dış uyarılar çok güçlü olduğu için, insan beynine gelen dış uyarılar, ister istemez hakikaten beynindeki görüntüye insanlar kapılıyor. Yani onun güçlü bir hayat şekli olduğunu zannediyor. Halbuki görüntüden ibaret. Dışarıda aslı var ama görüntüdür. Dolayısıyla o görüntünün içinde insanlar boğuluyorlar. Ama sonradan da Kuran’ın da birçok ayetinde görüldüğü gibi “gözlerden kaybolup gitmiştir.” diyor Allah ayette. Değil mi? Taptıkları put haline getirdikleri şeyler, gözlerden kaybolup gidiyor.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Devam ediyorum. “Cümleten selamun aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berakatuhu.
SUNUCU: “Sayın Hocam, Hz. İsa (as) geldiğinde mucizeleri olacak mı? Ona verilen mucizeler var. Ölüyü diriltmesi, doğuştan körü iyileştirmesi gibi mucizeleri var mı? Ya da başka mucizeleri nedir? Saygılarımla, Mehmet.”
ADNAN OKTAR: Mehmet kardeş, Muhammed kardeş maşaAllah. Hz. İsa (as)’ın mucizelerini yakınında olanlar, birçok insan görecektir. Bazen de aleni çok büyük kalabalıklara mucize gösterecektir. Fakat kendi istemesiyle değil de, Allah’ın o anda oluşturmasıyla. Yani Allah’ın emretmesiyle oluşacaktır. İnşaAllah ona da rastgelir, inşaAllah bize de rast gelir. Ama bu mesela 1 yıl, 2 yıl mucize göstermez. Ama 2. yılın ortasında aniden bir gün mucize gösterebilir Hz. İsa (as). Mesela ölüyü diriltmesi zaten Kuran onun için anlatıyor onu. Ölüyü diriltecek inşaAllah. Bunu göreceğiz. Yani normal ölmüş adam, mezardaki adamı diriltecek inşaAllah. Baras hastalığına yakalanmış adamı, cildi mesela bir kere elini sürmekle geçirecek. Bunları da görecek insanlar. İnsanların sakladıkları, evlerinde sakladıklarını zaten söyleyecek onlara. Mesela insanlar ona, bir istirham olarak rica olarak, Allah’a karşı yakinlerinin daha artması için Allah’tan bir ikram, güzel bir hatıra olması için soracaklar. Ya Resulullah diyecek benim evimde şu an bazı yiyecekler var, onu söyler misin diyecekler. Hepsini söylerim diyor Hz. İsa (as). Mesela bütün sakladıklarını, evde gizli olan şeyleri söylüyor. Hz. Yusuf (as)’ın da özelliği var. Yemek size gelecek yemek gelmeden size söylerim diyor, ne olduğunu diyor. Hz. İsa (as)’nın da bu tip harika yönleri vardır. Bir tane iki tane değil. Çok fazla mucize gösterecektir. Mehdi (as)’ın kerametleri vardır. Ama keramette istendiğinde olmaz. Yani aklın ihtiyarını kaldırmayacak şekilde olur. Yani hayatı boydan boya keramettir aslında Mehdi (as)’nin. Yani bir kere o Peygamberimiz (sav)’in söyledikleri olayların tamamının oluşması Mehdi (as)’ın kerameti Peygamberimiz (sav)’in de mucizesidir. Yani bütün denilenlerin aynısının çıkması. Mesela vücudunun tam tarif edildiği gibi olması Mehdi (as)’ın kerametidir. Peygamberimiz (sav)’inde mucizesidir. Yani çünkü yaşayan bir keramet var yani. Harika var. Aynısıyla, Peygamberin (sav) tarif ettiği gibi aynı denilen yerde çıkması, aynı denilen tarihte ortaya çıkması, aynı şekilde faaliyet yapması... Mesela yenilememesi mutlaka yenmesi. İslam’ı dünyaya hakim etmesi bir kerametidir mesela. Hz. İsa (as)’ın Ulul azim bir Peygamberdir, onun arkasında namaz kılması harikadır. Değil mi? Olağanüstü bir olaydır. Mesela o kadar tuzak ve oyunun hiçbirinin etkili olmaması Mehdi (as)’ın kerametidir. Ama bunun dışında, dikkatlice olan yakınında izleyenler de çeşitli kerametlerini görecektir Mehdi (as)’ın. Ama aklın ihtiyarını kaldıracak bir keramet hiçbir şekilde olmaz. Diyecekler ki şimdi belki, Hz. İsa (as) ölüyü diriltecek. Bu aklın ihtiyarını kaldırır mı kaldırmaz mı? Açıkça söylüyorum, aklın ihtiyarını kaldırmayacak. Hiçbir şekilde aklın ihtiyarını kaldırmaz. Hatta Hz. İsa (as)’ın da aklın ihtiyarını kaldırmaz. Mesela üç günlük ölü oluyor, mezarda. “Allah’ın izniyle kalk” diyor, mezarın taşını itip çıkıyor dışarıya. Ama bu aklın ihtiyarını kaldırmaz. Adam ölmüş, doktorlar tabipler diyor bu ölmüş diyorlar. Normal defin yapılıyor, üç gün sonra dirilip kalkıyor geliyor. Böyle çok vakası var ama görecekler yani inşaAllah o devir geldiğinde kardeşlerimiz de görecekler. Hiçbirinin aklın ihtiyarını kaldırmadığını anlayacaklar. O zaman tarihteki olan mucizelerin hiçbirini aklın ihtiyarını kaldırmadığını anlamış olacaklar. Hz. Adem (as)’dan itibaren hiçbir şekilde aklın ihtiyarını kaldıracak bir olay olmamıştır. Asla olmaz.
SUNUCU: “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berekatuhu.
SUNUCU: “Hocam, Allah’ı anma ve hatırlatma konusundaki kararlılığınızdan dolayı Allah razı olsun. Sizin ücret istemeden sürekli olarak anlatmanız aklıma Kuran’daki şu iki ayeti getiriyor: “Rabbinin nimetini durmaksızın anlat.” “Sizden ücret istemeyenlere uyun.” Allah sizden razı olsun.” demiş Antalya’dan Senem hanım.
ADNAN OKTAR: Senem kardeş doğru söylüyor. Ben de ücret istemeyenlerdenim değil mi? Allah razı olsun inşaAllah bizlerden yeter diyoruz. Allah rızası için anlatıyoruz. Ama ne şahane ki Mehdi (as) devrinde bizim milletimiz. Ne şahane ki Hz. İsa (as) devrinde. Bakın kaç tane mucize var. Mehdi (as)’ı görecekler, Hz. İsa (as) görecekler. Hz. Hızır (as) kol geziyor şu an Allah’ın izniyle. Ama bakın Dabbetül arz zuhur etti, hiç tahmin ettikleri gibi olmadı. Gayet makul bir varlık. Yani insan kafasında nasıl zannetti, ne şekilde oldu. Mesela Mehdi (as) da çıkacak, hakim de olduğunda zaten bakın eğer bir şaşırma olursa gelin bana söyleyin. Halk hiçbir şekilde şaşırmayacaktır. Mehdiyet o kadar tabi bir gelişme gösterecek ki. Yalnız son derece makul görecek millet. Yani Hz. İsa (as)’da şaşırma olacak ama Mehdi (as)’da olmaz. Çok makul görecekler. Hatta bir kısmı diyecek, çok yaman insanmış. İşte bir kısmı diyecek, herhalde diyecek bunu Yahudiler masonlar da destekledi. İşte Amerika destekledi, Rusya destekledi gizlice. Dünyada da başka da ideoloji kalmadığı için sırf İslam kaldığı için mecburen işte İslam gelişti. Başka da bir çıkar yol yoktu. Doğal olarak İslam’ın hakim olması mevzubahis oldu. Bir de ekonomik kriz vardı diyecekler belki. İşte Avrupa Birliği de oluşmuştu, mecburen Türk-İslam Birliği oluştu ona karşı. Ekonomik zorluklar bunu mecbur etti. Başa geçmesi gerekende birisi vardı. Çok şevkli birini buldular diyecekler. Çok bu konuda hırslı birisini buldular, onu da başa geçirdiler diyecekler. Yahudiler, masonlar sağ olsun derler. Ondan sonra Amerika, Rusya hepsi devreye girdi, Avrupa falan ittifak ettiler, toplantı yaptılar, başa getirdiler diyecekler. Yani buna benzer birçok söz gelecektir, ama bu olacak sonunda. Hz. İsa (as) için de, Amerika işte ne yapsın, Amerika sıkıştı, Hz. İsa (as) olması gereken birisi vardı. Hatta Hz. İsa (as)’ın neslinden birini buldular, ondan bir hücre aldılar değil mi? Bir anneye naklettiler, kromozomlarını nakledip o şekilde de elde etmiş olabilirler diyecekler. Annesiz, babasız bir çocuk elde ettiler, onu da yetiştirdiler, buyrun size Hz. İsa (as) geldi diyecekler. Yani onu bir şeyine uydurur insanlar, şeytani düşünecekleri için. Ama Ahiret’te de tabii ki bu delilikleri devam ediyor.
SUNUCU: Evet sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, kısa bir aradan sonra sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaAllah.
Evet sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz, sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah. Hocam sorularımızla devam edelim mi? Sizin anlatmak istediğiniz bir şeyler var mı Hocam?
ADNAN OKTAR: İnsanlar çok şüphecidir, aşırı derecede şüphecidir. Bediüzzaman diyor, “İnsanların çabuk iğfal olunabilen akılları ta ki bu büyük, güzel hizmet başka maksatlara alet olmadığı iyice tahakkuk etsin” diyor, Mehdi (as)’ın hizmetinde. Hep şüphecidir insanlar. Hatta, “Ahir Zaman’da ondan değil, yirmiden bire dahi güven olmaz, bu acip halata karşı fevkalede bir Hamiyet-i İslami, metanet ve sadakat gerekir” diyor. Şimdi mesela İsa (as)’dan sonra bozulma başlayacak inşaAllah. Kıyameti de derler ki, işte Müslümanlar anladılar artık dinin hakim olmayacağını, bir karar aldılar kendi aralarında. Atom bombası patlatıp yerin altında, işte yıldızların da yörüngesini değiştirip, kuyruklu yıldızın yörüngesini değiştirip, herhalde oraya da bir roket atmışlardır derler, değil mi? Normal gidecekken yörüngesi, buraya doğru saptırdılar. Atom bombası da kullanıp, bir şeyler kullanıp yani daha yüksek megatonda bombalar kullanıp, dünyayı darmadağın edecekler. Ettiler diyecekler Allah-u alem. Dirildiklerinde de yine kapitalistlerin intikamı olarak görecekler Allah-u alem. Yani delilik devam ediyor, çünkü Kuran’da açık var. Adamlar yine deliliğe devam ediyor, Ahiret’tede devam ediyor deliliğine, yani tam yol delilik yapıyorlar. Yine inanmıyor, Ahiret’te de Allah’a inanmıyor. Allah (haşa) diyor ki, “Allah’ınıza söyleyin de bize nimet versin” diyor mesela. Yine orada da deli. Onun nedeni de işte insanların, kapitalistlerin, neyse onların kafasına göre veyahut Müslümanların teknolojide çok ileriye gittiklerini ve insan beynini hakimiyet altına aldıklarını, beyinlerini onların, yani ölen insanların beyinlerini dondurup, ondan sonra onları belirli bir mekanda canlandırıp, onlara eziyet ettiklerini gibi düşünürler. Yani akla hayale gelmeyecek delilikler düşünürler ve bu sonsuza kadarda devam ediyor bu delilikleri ve şüphecilikleri. Müminin Cennet’te imanı yine devam ediyor. İman sürekli devam eder. Yani aklın ihtiyari kalkar, ama iman gene devam eder. Mümin yine Allah’a iman edecek Ahiret’te. Çünkü Allah’ın kendini bildiği gibi, biz Allah’ı hiçbir zaman için bilemeyeceğiz, sonsuza kadar bilemeyeceğiz. İman ile devam edeceğiz yine orada da. Yani Allah’a güvenerek, Allah’ı severek devam edeceğiz. Ama bu şüpheciliğin, yani envai çeşidini insanlar görecekler, bunu göreceksiniz siz inşaAllah. Yani sözümüz bu.
SUNUCU: “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Ve Aleykum Selam ve Rahmatullahi ve Berekatü.
SUNUCU: “Hayırlı geceler. Rüyaların nasıl ve ne olduğu hakkında bilginiz var mı? Rüyanın hikmeti bence, dünya Ahiret ilişkisine örnek olması için yaratılmış gibi geliyor. Rüya kimi zaman gerçek gibi, korkuyu, heyecanı, sevgiyi hatta başka şeyleri gerçekmiş gibi hissederken, uyanınca aslında gerçek olmadığını anlarız. Dünya da aslında bir çeşit ruhun rüyası diyebilir miyiz? Ölüm anında aslında uyanış olduğu vakit işte o zaman gerçek hayata başlamış olacağız.” demiş Hüseyin Akyürek.
ADNAN OKTAR: Hüseyin kardeş maşaAllah ufku geniş. Tabii, dünya bir rüya. Ama rüya derken tabii dışarıda cisim vardır, yani madde var dışarıda, daimada olacaktır. Cennet’te de daima vardır. Ama bizde daima onun görüntüsünü göreceğiz, yani bu şaşmaz bir kanundur. Fakat gölge varlık olarak olur tabii, mutlak varlık Allah’tır. Zaman da bizim için sürekli olacaktır. Allah katında sonsuz kısa zamanda oluşan an, bizim için sonsuz zaman olarak tecelli edecektir. Katrilyon çarpı katrilyon, katrilyon çarpı katrilyon diye insan katrilyonlarca sene bunu söylese yine sonsuzluğu açıklayamaz. Yok sonu. Bir başlangıcı olacaktır, sonu olmayacaktır inşaAllah.
SUNUCU: “Hayırlı geceler. Mehdi (as) ve Hz. İsa (as) aynı devirde mi yaşayacaklar?” demiş. “Hz. İsa (as), Mehdi (as) zuhur ettiği gibi mi inecek, yoksa daha sonraki yıllarda mı inecek? Deccali zuhur ettiği gibi mi öldürecek Hz. İsa (as) yoksa, hani inşaAllah 40 yıl hayatta kalacak son yılları mı? Bu konu ile ilgili bilgiler var mı, hadisler ya da ayetler de var mı?” diye soruyor Zeynep.
ADNAN OKTAR: Zeynep kardeşimiz, deccalin öldürülüşü aslında sembolik olacak. Deccal gerçekten var, yani şeytanın insan şekline girmiş bir halidir. Yani insan şeklinde görünecektir şeytan ve bunu öldürecek, hakikaten bu görülecek. Yani bunun öldüğünü göreceğiz, bu şahsın öldüğünü göreceğiz. Ama hadislerden anladığım kadar, yani Bediüzzaman’ın açıklamalarından daha doğrusu anladığımız kadarı ile, “Onun şahsını bir mikrop, bir nezle dahi öldürür” diyor. Muhtemelen grip veya nezle tarzı ağır bir hastalıktan ölecek deccal. Bediüzzaman bunu böyle diyorsa, o öyledir. “Faka fikir sistemi pek cesimdir” diyor. Yani Darwinist materyalist sistem. Onların, yani bu sistemi yöneten şeytani gücün lideri, yani derin dünya devletinin, dinsiz, masonik, derin dünya devletinin lideridir bu adam. Yani şeytan, normal klasik şeytan, ama insi şeytan. Yani insan görünümünde şeytandır. Bu ölecek, yani bunu etkisiz hale getirecek, fikir sistemini yok edecek. Ama genel anlamda, Bediüzzaman’ın açıklamalarından da, hadislerden de anladığımız Mehdi (as) bütün işi bitiriyor, her şeyi halletmiş oluyor. Yani dünyayı adeta bir kasırga gibi saracaktır Mehdiyet. Hazır olan ortama Hz. İsa (as) gelecektir. Onun için zaten imamlığı Mehdi (as)’a veriyor. Bu kamet senin için getirilmiştir diyor ama Mehdi (as) onu tanıdığı için, yani bakar bakmaz anlayacaktır İsa (as) olduğunu, mesela bu da çok manidardır. Yani normalde bir Peygamberi anlamak için mucize istenebilir değil mi? Biraz konuşmak istenebilir. Ama Mehdi (as) birkaç saniyelik bakışla anlayacaktır Hz. İsa (as) olduğunu. Yani derhal anlıyor. O çok manidar. Normalde de böyle olması lazım. Mesela Peygamber Efendimiz (sav)’i de görenler, birçok kişi bakar bakmaz bu Peygamber diyorlar. Yani olağanüstü, hiçbir insana benzemiyor çünkü. Yani yüzünde insanlarda şiddetli heyecan meydana getiren bir heybet ve nur var. Ama alışılmışın çok çok üstünde, yani tarif edilemeyecek gibi. Peygamberimiz (sav)’i görüp de dili tutulan çok fazla insan var. Bayılanlar oluyor, mesela bir bakıyor, bayılıyor dayanamadığı için. Yani o nübüvvetin fevzi yıldırım çarpması gibi oluyor. Mesela tek bir bakışla hidayete eriyor, Peygamber Efendimiz (sav)’in tek bir bakışı ile. Mesela bir kere göz göze geliyor, tamam. Bu Peygamberimiz (sav)’e verilmiş bir harika özelliktir. Yani hemen hemen bütün Peygamberlerde vardır. Hemen hemen demeyeyim, bütün Peygamberlerde vardır, Allah affetsin öyle demeyeyim. Yani nazar ederler. Onun için bu mürşidlerde de vardır. Mesela mürşid nazarı önemlidir, bir kere bakar ona hidayet ve feyz akar gözlerinden. Ömrü boyunca da unutamaz bir daha şahıs. Mehdi (as)’ın da böyle bir özelliği vardır, Hz. İsa (as)’ın da var. O da öyle mesela, bir kere nazar etmesi yeterlidir Hz. İsa (as)’ın. Mesela bir kere sohbetinde bulunmak yeterlidir. Ama Hz. İsa (as)’ınki çok çok açık bellidir Peygamber olduğu. Yani yüzündeki olağanüstülükten çok açık bellidir. Mehdi (as) gibi o da imanın nuru ile fark ediliyor yanlız. Yani mesela Hz. İsa (as) halkın arasına girse fark edemezler, yani birçok insan fark edemez. Yani çünkü koyun gibi aval aval giden insanlar oluyor. Bomboş, adamın cam gibi suratındaki ifade, dikkat yok. Ama mesela keskin nazarlı, keskin dikkatli bir insan mesela bin kişinin içinde bile olsa Hz. İsa (as)’ı çok rahat anlar. Hemen anlaşılır. Ama böyle ebleh insanlar, boş insanlar çok fazladır.
SUNUCU: Herkes anlayamaz değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Birçok kişi öyledir. Bakar boş boş, hayır bakışından anlaşılıyor zaten kesilmeye giden koyun gibi bakıyor adam, yani gözünde en ufak bir anlam yok, bomboş bakıyor. Yani çiçeğe bakıyor bomboş, çocuğa bakıyor bomboş, bir güzelliğe bakıyor bomboş. Çok fazla insan var öyle. O şimdi Hz. İsa (as) ile karşılaştığında ne yapacak adam, yine bomboş bakar yani, anlamaz. Bediüzzaman diyor ki bak, “keskin nazarlı Sahabeler” diyor. Bakın Sahabeler, şimdi kullandığı ifadeye bak, keskin nazarlı, keskin bakışlı. Yani baktı mı, ferasetle anlıyor. Yani akıl alametidir o. Ama adamın bön bön bakmasının bir açıklaması yok zaten. Konuşması da ona eşlik ediyor, olmuyor o zaman.
SUNUCU: Hayırlı akşamlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Hayırlı akşamlar.
SUNUCU: “Ben Amerika Alaska’dan Murat Türkeş. Benim sorum Hocama; günümüz dünyasında Ebu Cehil’ler, Firavun’lar var mıdır? Allah’ın selameti üzerinize olsun. Murat Türkeş.”
ADNAN OKTAR: Murat Türkeş, ne güzel soyadı maşaAllah. Başbuğun soyadı değil mi? Murat kardeş, Firavunlar var mı, Nemrutlar var mı? Kuran’ın hak olduğunu bilip, Kuran’a karşı mücadele eden yüzlerce Nemrut var. Hz. İbrahim (as) zamanında bir tane Nemrut vardı. Şimdi yüzlerce Nemrut var. Yüzlece Firavun var. Fakat hepsinin başında da deccal var. Deccal hepsinden daha büyüktür, küfür bakımından, azamet bakımından. En azılıları odur. “Bir şeytan-ı dessastır” diyor, “şeytan-ı ahmaktır” diyor deccal için. “İnsan suretine girmiş, bir şeytan-ı dessastır” diyor. Desise veren bir şeytan. Yani nihayet işte benim anladığım ateist masonların lideri. Bir de dindar masonlar var. Bakın onları ben destekliyorum. MaşaAllah onlar Müslüman masonlar var, dindar masonlar var. Bunlar inşaAllah tam hidayet ehli olacaklar. Onların hidayeti için, imanları için gayret ediyorum, faaliyet ediyorum, faaliyetlerimiz yoğun. İnşaAllah onları kazanacağız. İnşaAllah İslam’a, Kuran’a hizmetkar hale getireceğiz, faydalı hale getireceğiz Allah’ın izni ile. Ateist masonlara karşı da onları bir güç olarak, bir tebliğ gücü olarak inşaAllah, Allah’ın izni ile vazifelendireceğiz. Çünkü en büyük tehlikeyi onlar oluşturuyorlar, yani ateist masonlar oluşturuyorlar. Dindar masonluk, Allah’a, dine, Kuran’a inanıyorsa başımızın üzerinde yeri var. Çok saygı duyarız, değer veririrz. Çok kaliteli, klas insanlar. İnşaAllah, ama daha şuurlu, daha bilgili, daha derinleşmeleri için, İslam’a, Kuran’a daha faydalı olmaları için gayret edeceğiz inşaAllah, ediyoruzda. Önümüzdeki günlerde bekliyoruz inşaAllah, gelecekler dünyanın çeşitli yerlerinden, 33. dereceli masonlar. Allah’a inanan, Allah’ın birliğine, varlığına inanan dindar masonlar. Ateist masonlara karşı da kesin tavır almış kişiler bunlar, ki Meşrik-i Azam derecesinde bunlar ve dünyada da çok etkililer, çok çok etkililer. Biraz da kalabalık bir ekip olarak gelecekler inşaAllah. Bunların sayısının artmasını isteriz tabii. Allah hidayetlerini arttırsın, derin iman versin. Bir bir kenara bırakmayız yani. Ne yapıyorsa yapsınlar demeyiz. Hidayete eğilimi varsa İslam’a, Kuran’a eğilimi varsa isterse Firavun’un oğlu olsun. Kim olursa olsun kurtarmak için gayret ederiz. Aman işte bu dinsizdir, imansızdır, kafirdir yahut masondur diye kenara bırakmayız. Hele iman ettim diyorsa bir mason, bitti. Bizim başımızın tacıdır o inşaAllah. Onun için böyle bir katılık yok, katılık yok. Özellikle Ehl-i Kitap’a karşı hiç yok. Onları da şevkatle, merhametle, sevecenlikle karşılıyoruz. Onlara var gücümüz ile faydalı olmaya çalışacağız. Kuran’ın hakikatlerini anlatacağız. Resulullah (sav)’ın hayatını anlatacağız. Resulullah (sav)’ı daha çok sevdireceğiz, tanımıyorlar Resulullah (sav)’ı, tam bilmiyorlar. Bu kadar dünya tatlısı, bu kadar güzel huylu olduğunu, bu kadar sevimli, bu kadar iyi bir insan olduğunu öğrendiklerinde aşık oluyorlar Peygamber (sav)’e. Zaten yani hangi vicdan dayanır Resulullah (sav)’ın güzel ahlakına, güzel sevgisine, yüksek seciyesine. Tam tanıyan zaten Müslüman olur. Onun için sevencenlikle anlatılması lazım. Tabii böyle ham yobaz, kaba softa kafası da olmaz. Modernist, sahte Müslüman havası da olmaz. Sahabe döneminin gerçek Müslümanları gibi davranmak lazım.
SUNUCU: “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmatullahü ve Berekatü.
SUNUCU: “Allah’a olan aşkımı nasıl attırabilirim? Çelik gibi bir iman sahibi nasıl olabilirim? Hocam zaman öyle bir zamanki, gerçekten imanı kalpte tutmak, kor ateşi elde tutmak gibi. Bir de insanın aklı hiç sabit kalmıyorki. Bir gün başka, bir gün başka düşünebiliyor insan. Bir de benim bulunduğum yerde çok zor. Herkes sadece para peşinde. Allah razı olsun Zülfikar Aksu, Avusturya.”
ADNAN OKTAR: Zülfikar, Hz. Ali (ra)’ın kılıcının ismi, inşaAllah. Zülfikar kardeş, sen dünyanın en güzel nimetini istiyorsun. En büyük nimeti istiyorsun. En büyük nimet derin bir imandır. Yani derin imana, gerçek imana kavuşmuş adam, dünyadaki en büyük güçtür. Amerika, Rusya, Fransa, Rusya’nın alayı gelsin hepsinin üzerinde çok büyük bir güçtür ve kimse yenemez onu. Gerçekten iman etmiş bir insanı hiç kimse yenemez. Ayet var ya, şeytandan Allah’a sığınırım. “Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer inanıyorsanız, mutlak galip gelecek sizsiniz” diyor Allah. İnşaAllah. Allah ismi daima galiptir. Hizbu’l Ğalibun inşaAllah. Allah Hizbu’l Galip inşaAllah. Derin iman. Derin iman için deli olmak gerekir. Allah’ın delisi olacaksın, deli aşık olacaksın, dünyadan geçeceksin. Bütün eski alışkanlıkları bir kere bırakmak lazım. Çocuktan, geçmişten gelen bütün olumsuz bilgilerin beyinden temizlenmesi gerekiyor. Çocuklukta korkaklık öğretilir, kalleşlik öğretilir insanlara, vefasızlık öğretilir, şüphecilik öğretilir, duygusallık öğretilir, dünya hırsı öğretilir değil mi? Çıkarcılık yani. Bunların hepsinin bir kenara atılması gerekiyor. Böyle saf, arı bir ruh ile Allah’a tam teslim olunması gerekiyor ve Allah’ın imtihan sırrını iyi anlamak gerekiyor. Bakın bütün kilit nokta oradadır. Allah’ın imtihan sırrındadır. İmtihan sırrı nedir biliyor musun? Çilenin ve acının arkasında hikmeti görebilmek. Bunu görenler ile göremeyenlerin mücadelesi var dünyada işte. Yani Allah bu sırrın arkasına saklamıştır büyüklüğü, derinliği. Evet.
“Selamun Aleyküm sevgili Hocam.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmatullah-ü ve Berekatü. “Dikkatimi çektiği için soruyorum inşaAllah. Zatıaliniz bazı selamları alıyorsunuz, bazılarına karşılık vermiyorsunuz. Bunu hikmeti var mıdır? Eğer var ise açıklayabilir misiniz inşaAllah? Ama belki ben yanlış da görmüş olabilirim. Yanlış yapmaktan Allah-u Teala’ya sığınırım. Hürmet ve muhabbet ile mübarek ellerinizden öperim. Hakan Eryılmaz.”
Ah yiğit Hakan ah. Eğer biz selam almadıysak unutmuşuzdur. Allah unuttuklarımızdan, yanıldıklarımızdan dolayı bizi bağışlasın, ama bir kasıt olmaz çünkü selam almak farzdır. Yani zaten tanımıyorum ben bana yazı gönderen kardeşlerimi. Ben bunların hepsine hüsnü zan ediyorum, Müslüman olarak görüyorum. Velevki yani başka bir düşüncede olan bir insan bile olsa lailaheillallah diyorsa, selam veriyorsa zaten Müslüman demektir. Müslümanlık alametidir, selamunaleyküm niçin desin, Müslüman olduğu için. Dolayısıyla selamları almamazlık etmem, unutmuşumdur. Unutup yanılıp selam vermediğim bütün kardeşlerime, ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühühü diyorum. Allah’ın Selam’ı, bereketi, rahmeti hepsinin üzerine olsun. Unutup selamını almadığım bütün kardeşlerime söylüyorum. İnşaAllah. Hakan Eryılmaz’a cevabımızı vermiş olduk.
Eğer öyle bir şey olursa, unutursam haber verin siz.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah, bugün bütün selamları rahmet ve bereketle aldınız Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet vardır bir hikmeti inşaAllah.
SUNUCU: “Hocam selamun aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Ve aleyne aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühühü.
SUNUCU: “Arkadaşlarımızla konuştuk, farklı yorumlar oldu, ben size sormaya karar verdim. Bir röportajınızda münafığın gösteriş için namaz kıldığını söylemiştiniz. Münafık olan bir kişi tek başına kaldığı, yaptıklarını kimsenin görmeyeceği bir evde tek başına sabah namazına kalkar mı? Allah sizden razı olsun.” Zeyyat Sarıcalı, İstanbul.
ADNAN OKTAR: Zeyyat kardeş münafık sabah bir kere evde kimse yoksa uyumaya devam eder, kalkmaz. Ama herhangi bir şekilde hissedileceğini anlarsa kalkar. Hiç kimsenin duymayacağından eminse hiçbir şekilde kalkmaz. Eğer sezilmeyeceğini anlarsa münafık abdestsiz kılar namazı. Namaz kıldığını gören olacaksa kılar, gösterir ama abdest alındığı farkedilmiyorsa, edilmeyecekse, abdest almaz. Yani münafığın ana özelliklerindendir, merak ediyorsa kardeşimiz söyleyeyim.
SUNUCU: Evet bitti Hocam sorularımız.
ADNAN OKTAR: Bazı kardeşlerimiz var, şimdi ben sana bana Kuran’dan aç bir sayfa ver diyecektim, diyorlar ki işte falanca bayanların ojesi var, abdesti yoktur nasıl Kuran’ı tutar? Kardeşim niye hüsnü zan etmiyorsun? Ne biliyorsun yani abdestini alır, üstüne de ojeyi sürmüş olabilir. Nereden biliyorsun? Hüsnü zan sahibi olmaları lazım. Sui zan olmaz. İnşaAllah. Ayrıca bir bildiğim var ki o şekilde hareket ediyorum. Ben o kadar detayı bilemeyecek, göremeyecek durumda değilim, bilirim. Bilmiyor gibi davranırım ama, hiç tahmin etmedikleri şeyleri de bilirim ayrıca. İnşaAllah. Allah’ın dilemesiyle inşaAllah. Onun için bana güvenebilirler.
Hadi bakalım bir sayfa aç ver bakalım bana inşaAllah. Bismillah, hay maşaAllah, maşaAllah yiğitler yiğidi Hz. Musa (as)’dan bahsediyor. İbrahim Suresi 5. ayet. “Andolsun Musa'yı: ‘Kavmini karanlıklardan nura çıkar’” zulümatlardan nura, zülumaten nur “ ‘ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat’ diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.” Bakın bir sabredilecek, bak imanın sırrı demin sordu ya kardeşimiz, sabredecek ve şükredecek. İnsan neye sabreder? Yani ben meyve suyu içerken sabretmiyorum, efendim koltukta dinlerken de sabretmiyorum, ne de sabredilir? Zorlukta sabredilir değil mi? “Sabredenler Cennete girecek” diyor Allah. Güzel ahlak sabrın arkasına gizlenmiştir. Aşk, tutku, derinlik, aşkın bütün güzellikleri, bütün detayları sabrın arkasına ve çilenin arkasına gizlenmiştir. Sabrı ve çileyi bilmeyen adamlar, çok afedersiniz özür dilerim öküz gibidirler. Ve hatta öküzden de aşağıdırlar çok çok akılsız olurlar. Dolayısıyla ne aşkı bilir, ne tutkuyu bilir, ne derinliği bilir. Otu bilir o ve suyu bilir, başka bir şey bilmez. Geviş getirir, yer, yan gelir yatar. Başka da bir özelliği yoktur ve boş boş öküz gibi de bakar. Ve öküz gibi de kafasının içi boştur, hatta daha da kötüdür. Çile ile insan güzelleşir, derinleşir, aşk ehlinin özelliğidir çile. “Sabreden ve şükreden” bak ayrıca şükredecek mümin. Yani haline şükredecek, her haline şükredecek. Şükürsüzlük de çok büyük uğursuzlur getirir. İnşaAllah. Sabredenler, şükredenler o ilahi aşka kavuşabiliyorlar. Şimdi Allah, haşa düz bir varlık değil. Allah çok sonsuz zengin bir varlık. Sonsuz zenginliğin en güzel yanlarından biri nedir biliyor musun? Aşktır. Allah aşkı yaratmıştır. Çile olmadan da aşk olur mu düşünsünler bakalım? Yani bir kafasında kurmaya çalışsınlar. Sabır yoksa, vefa yoksa, sadakat yoksa, şefkat yoksa, tuzakları bozmak için gayret yoksa, mücadele yoksa, cehd yoksa, fedakarlık yoksa ne kalmış oluyor geriye? Çok az şey kalır geriye. Allah bunu beğenmiyor işte. Allah aşkı beğeniyor, aşk Allah’ın bir güzelliğidir. Allah güzel bir varlıktır, sonsuz güzeldir, sonsuz güzelliğin içerisinde bir süstür, bir güzelliktir. Anlaşıldı mı? Bütün güzellikler Allah’a aittir. Bütün süsler Allah’a aittir, Allah yaratır hepsini. Allah’ın en büyük güzelliklerinden bir tanesidir aşk. İnşaAllah. Bu da çile ile oluyor. Yani mesela bu kadar uğraşıyoruz, gayret ediyoruz, İslam’ın hakimiyeti için, çok zor ve çileli dönemlerden geçtik. Son derece rahat bir dönem olsaydı, İslam zaten hakim olmuş olsaydı, Müslümanlar da refah ve zenginlik içerisinde olsaydı ve Mehdi (as) çıksaydı, bir haber olurdu; Mehdi (as) çıkmış derlerdi, iyi Allah razı olsun derlerdi, herkes işine gücüne bakardı. Ama bak bu çilenin ve acının arkasından Mehdi (as) çıkınca yeri göğü yıkarlar işte. Dünya hop oturup hop kalkacak. Çok büyük olay olacak. Neden? Çileden geçtikleri için. Acıdan ani kurtulmanın şoku vardır, çok büyük bir lezzettir. Sevgisizlikten aşka geçmenin bir zevki vardır, çok büyük bir olaydır bu. Tuktuyu bilmeyen toplum, büyük bir topluluk bir anda tutkuyu öğrenecek. Aşkı bilmeyen büyük bir topluluk aşkı öğrenecek. Adaletsizlik içinde yaşayan insanlar, büyük bir insan kitlesi birden adaletin içine girecek. Sanattan, estetikten, güzellikten mahrum yaşayan insanlar, bir anda sanatın, estetiğin, güzelliğin içine girecek. Baskı içinde yaşayan, acı ve zulüm içerisinde yaşayan, korku içinde yaşayan insanlar bir anda güvenliğe, huzura, berekete, bolluğa kavuşacak. Bunun vereceği heyecanı düşünebiliyor musun? Bir de adamı düşün sen, Cennet gibi bir ortamda olsa, yer, içer, yatar, oturur. Bakın işte zaten bunu Allah örnek olsun diye Hz. Adem (as)’ı tenzih ederim. Fakat Hz.Adem (as)’da görüyoruz. Cennet’te daha şeytanın ilk ifasında hemen kabul ediyor. Yani Allah “sabırlı bulmadık onu” diyor. “Azimli bulmadık” diyor. Allah’ın hükümlerinde kararlı olması gerekiyordu. Niye? İşte rahatlık ortamı, Cehennem olmayınca, çile olmayınca, acı olmayınca, imtihan olmayınca, bu böyle bir yapı oluyor işte. Hz. Adem(as) gibi ulül-azm bir Peygamber böyle bir konuma geliyor. İşte niye çile gerekiyor diyenler burada bu sırrı görecekler. Mehdi(as)’ı biz çileden dolayı seveceğiz. Niye Cennet’in “tavus kuşudur” diyor Peygamberimiz (as) Mehdi(as) için? Mesela acayip seviyor Peygamberimiz (sav). Allah’ın çok sevdiği bir insan Mehdi(as). Neden? Çileye katlandığı için, Allah aşığı olduğu için, zora girdiği için, azimli olduğu için, bütün gençliğini hayatını Allah’a verdiği için. Aşkın en açık alameti işte, tam aşk alameti. Değil mi? Herkesin döndüğü, birçok kişinin döndüğü yoldan asla dönmeyecektir. Birçok kişinin dayanamadığı, belinin büküldüğü yerde o dimdik yürüyecektir. Birçok kişinin ayağının kırıldığı yerde, o koşacaktır. O zaman Allah da seviyor, kulu da seviyor ve sevginin de bir anlamı oluyor. Mehdi(as) da niye sevildiğini o zaman anlamış olacak. Durduk yere insan sevilir mi? Durduk yere birisi dese ki, ben seni çok seviyorum, insan nedenlerini biliyor da o yüzden seviliyor. Bir insan bir kadını sevdiğinde, helali olarak, bakıyor sadık, güzel ahlaklı, akıllı, derin, çileye yatkın, tutkulu, haysiyetine düşkün, ince düşünceli, temiz, o kadar çok detay var ki. Bunların toplamından dolayı, bir de Allah onda tecelli ediyor güzellik olarak, bunun toplamından dolayı onu çok seviyor. Vefa yok, sadakat yok, kaba, küt, kinli, kavgacı, ters, aksi. Nasıl sevsin? Sevilir mi o? Bak işte sevginin kökenini Allah gösteriyor bize. Bak ikisi de mucizedir, kötü ahlak da mucizedir, normalde yapamaması lazım küfrün. Yani müthiş korkmaları lazım. Çünkü kötü ahlak çok detaylı bir akıl kullanılması, zeka kullanılması akıl değil, akılda olmaz o, zeka kullanılması gereken, çok emek verilmesi gereken bir şey. Mesela kindarlık çok zordur. Deve kini gibi kin güdüyorlar, unutmaması lazım, emek vermesi lazım. Mesela pintilik zordur, çok yıpratıcıdır ama oluyor. Mesela dedikoduculuk çok zordur, adamın 4 saatini alıyor, 3 saatini alıyor, 2 saat milletin dedikodusunu yapıyor. Başı ağrıyor dedikodu yapacağım diye, çok zordur ama yapıyor. Mesela hırsızlık, adam çıkıyor 4. kattan yere düşüyor adam, betona çakılıyor, karakollarda dövüyorlar, sövüyorlar falan, sürünüyor bütün ömrü hırsız başlıyor, hırsız olarak emekli oluyor adam. Ama bir sor bakalım ona, nasıl bu yaptığı, dünyanın en uyanık adamı benim diyor, en akıllısı benim diyor. Yani bütün insanlar saf, ben çok zekiyim diyor. Kurta da sorsan, hayvanların en akıllısı olduğunu söyler, ama sürünür ömrü boyunca. Her kötü iş yapan, mesela bir ganstere sorsan en zeki kendisi olduğunu düşünür. En akıllı kendisi olduğunu düşünür. Halbuki en akılsız odur ama kendini en akıllı o zanneder. Onlar da çok büyük mucizedir yani, ahlak bozukluğu da mucizedir. Çünkü normalde Allah’a inanamayan bir adamın korkudan, yani Allah’a inanmadığı, boşlukta kaldığı için, ne olduğunu bilmediği için felç olması gerekir korkudan. Ama bilakis çok organize olarak ahlaksızlık yapıyor detay detay. Para kazanıyor Müslümanlarla mücadele için onu harcıyor. Mesela Müslümanlara az bir zarar verebileceğini düşünüyor, onun için bayağı masraf yapıyor, emek veriyor, küçük bir zarar vermek bile onun için çok büyük bir heyecan vesilesi oluyor. Halbuki verdiği her zarar Müslüman için kat kat sevap ve kat kat gelişmesi demektir. Mesela Hz. Musa(as)’ı geliştiren Firavun’dur. Yani onun sevap almasını, Allah katında katının yükselmesine sebep olan Firavun’dur. Ve adım adım Hz. Musa(as)’ın gelişmesine vesile olmuştur. Yani merdiven gibidir Firavun, her basamağında daha yükselmiştir Hz. Musa(as) Firavun’un sayesinde. Mesela Nemrut Hz. İbrahim(as)’ın yükselmesine vesile olmuştur. Deccaliyet de Mehdi(as)’n yükselmesine vesile olur. Deccal olmazsa Mehdilik nasıl yapsın? Mücadele yapacağı bir şey yok yani. Zıtların mücadelesini Allah yaratır, dünyanın özelliğidir bu.
SUNUCU: Hocam aklıma bir şey geldi, söyleyebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Hadi söyle bakalım.
SUNUCU: Geçen gün internette bir haber okudum Hz. İsa (as) ile ilgili, kefeninden kan izlerini bulup Hz. İsa (as)’ın yüzünü çizmişler. Böyle bir şey mümkün müdür Hocam? Yani yüz şeklini, nasıl olabileceğini çıkarmışlar, nasıl oluyorsa tam olarak öyle bir haberdi.
ADNAN OKTAR: Bir atasözü vardır, İstanbul’un derler denizi ile, işte başka şeyi tükenmez derler. Dünyanın da tükenmez böyle, dünyanın denizi de tükenmez affedersin çok özür dilerim o tip varlığı da tükenmez. Bu tip şeylere inanacak safatorikler de her zaman olur. İnşaAllah. Yani bilgisizliğinden inananları tenzih ederim. Hz. İsa (as) göğe alınmıştır. O kan izi olan gösterdikleri şey o zaman ki rahiplerin bir oyunu, bir taktiktir. O devirde yapılmış çeşitli kurnazlıklar vardır. Bir de çok tipsiz bir mahluk resmi yapmışlar ayrıca. Hayır şöyle olabilirdi hakikaten Yuda Uzaryut’un şeyi de olabilir ayrıca. Veyahut o devirdeki bir it kopuğun görüntüsü de olabilir. Hz. Mesih (as) nefes kesecek şekilde yakışıklıydı ve ellerini dahi süremediler. “Seni onların içerisinden tertemiz aldım” diyor Allah. “O kirin içerisinden seni aldım” diyor Allah. Ve tertemiz olarak Allah Katına almıştır. Aynı şekli ile de yine gelmiştir Hz. İsa(as). Bu tip şeyler işte kutsal kase, efendim kefen, şu bu hiçbirine inanmasınlar, Kuran’ın dediği doğrudur, net doğru. Bediüzzaman’ın anlattıkları doğrudur. Müceddid olarak Bediüzzaman’ın sözleri nettir, güvenebilirler. Kuran’ın hükmü zaten hiç tartışmasız kesin net. Saf vahiydir çünkü Kuran. Kuran’a göre de olayları değerlendirirlerse, ne o yanlış düşüncelere girerler, ne de öyle yanlış haberlerden etkilenirler.
“İsimlerin en güzeli Allah’ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin.” (Araf Suresi, 180). Mesela diyor ki, ben ondan isterim diyor. Neyi kastediyorsun diyorum? Elini göğe kaldırıyor; yani bunlar çok laubali hareketler. Çok anormal hareketler. Allah’tan korksunlar bak ne diyor Cenabı Allah, “İsimlerin en güzeli Allah’ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin” bunlarla dua edin. Yarabbi diyecek, yüceler yücesi Rabbim diyecek. Yarabbi mesela çok güzel bir hitaptır. Veyahut Allahım diyecek. İnşaAllah. Allah’a o şekilde dua edecek.
Güldeniz Oktar, Allah Allah. “Merhaba iyi yayınlar ben Güldeniz Hocam. Size bir şey sormak istiyorum. Siz Çerkez misiniz, aslen nerelisiniz?” Güldeniz Oktar. Allah Allah, bir yerden akrabam mı acaba Güldeniz? Kafkas kökenliyim, Seyidim, Beyaslan, Aslaniko dedem. Onun soy devamı da ta Medine’ye kadar gidiyor. Mekke’ye Medine’ye kadar gidiyor. 33 kuşak şeceremi çıkarttırdım. Birde ayrıca o şecere içerisinde de aileye katılan bayan Seyittler var. Şerif ve Seyit bayanlar var. O şekilde şecere devam etti şu ana kadar. Ama zaten o bölge, bizim ecdadın bulunduğu bölgede Seyitler yoğundur. Güldeniz Hocamızın merakını bu şekilde gidermiş oluyoruz.
“Hayırlı geceler Hocam, sizi çok seviyorum” diyor. MaşaAllah. “Bu kararlı duruşunuz ve İslam’a olan hizmetiniz size hayran bırakıyor inşaAllah. Allah’ın işlerinizi kolaylaştırmanızı diliyorum. Hocam, Pompei sapkınlarından biraz bahsedebilir misiniz? Taş şeklinde donarak kalmalarını nasıl yorumluyorsunuz? İstanbul’dan Esra.” Aslında bu adamlar taş şeklinde donmadılar da, oraya onların üzerine çöken lavlar onları boğar haline getirdi. Fakat onların vücudunun şeklini aldı lav. Fakat içleri boşaldı yani çok kızgın olduğu için yani içleri yandı gaz olarak dışarı çıktı onlar. Fakat vücudlarının genel kalıbında lav donup onları muhafaza etti o şekli. İçine alçı dolduruldu boş yerlerin içerisine alçı dolduruldu yani sıvı alçı verildi. Alçı donduktan sonra lavlar kaldırıldı. Lavlar kaldırıldığında, onlar kalıp gibi çıkmış oldu adamların görüntüleri. Yoksa onlar alçıdır, yani ama birebir aynısı olarak çıkmıştır.
“Selamun aleyküm çok değerli Hocam”. Ve aleyna aleyküm Selam ve Rahmetullahi Ve Berekatühü. “Hazreti İsa (as) Hıristiyan bir topluluktan çıkacağını söylemiştiniz” evet Müslümanlığı andıran bir Hıristiyan topluluk. “Daha önceki röportajlarınızda peki Hazreti İsa (as)’ın hangi şehirden çıkacağı belli midir? Hazreti Mehdi (as)’ın İstanbul’dan çıkışı gibi Belçika’dan Feyza Sağlam.” Hazreti İsa (as) Bediüzzaman’ın da orada böyle bir ifadesi var Avrupa’da veya Amerika’da faaliyet yapıyor olması gerekiyor. Yani hem Avrupa’da, hem Amerika’da zaman zaman İsrail’e de gidiyor olabilir inşaAllah. Ama talebeleri onu çok titiz saklıyorlar şu an. Bunun için biz istesek de görmemiz pek mümkün olmaz.
“Selamun aleyküm. Ben Oktay 11 yaşındayım.” Minik Oktay sen sen ne sevimli şeysin sen. “Çanakkale’de yaşıyorum Adnan Hocamı çok seviyorum.” Ben de seni çok seviyorum. “Her gün izliyorum, bir sorum olacak Türk-İslam Birliği’nin kurulması için bize düşen görev nedir? Kitaplarınızı okuyorum Allah sizin yardımcısı olsun.” İnşaAllah amin. Kitaplarımı okuman çok güzel bilgini, kültürünü arttır değil mi? Özellikle Darwinizm konusunda çok ustalaş. İyi put kırıcısıdır Müslüman. Bir kere putu nasıl kıracağını öğrenecek, bir de vurdu mu da tam kıracak putu. Hazreti Musa (as) ne yapıyordu? Toz duman etti böyle. Müslüman da toz duman edecek şekilde olacak. O zaman ne yapacak? Darwinizm konusunda uzman olacak, acayip bir bilgisi olacak yani tabiri caizse koydu mu oturtturacak. Bir daha kalkamayacak inşaAllah. Aynı ağabeyi gibi olacak yani, Adnan ağabeyi gibi inşaAllah. Veyahut işte Oktar ağabeyi gibi yahut zatıaliniz gibi.
Olmadı bak “S-L-M A-L-K-M Hocam”. Çok yanlış, çok yanlış internet dili, değil mi bu? Aman aman aman aman. “Selam” Ne kadar güzel o kelimeyi duyacağız, yazılacak. Sakın ha sakın “Selamün aleyküm” olarak kabul ediyorum. Ve Aleyna aleyküm Selam ve Rahmetullahi Ve Berekatühü. Ama sakın bir daha böyle selam olmaz. Allah esirgesin yarın bir gün dini ibarelere de Allah’ın ismine de aynı şekilde böyle bir üslup kullanmaya kalkabilirler çok vahim olur bu. Çok çok yanlış. Ne kadar güzel bir kelime; “Selam” bir kere duyar duymaz ruhta ferahlık getiren özel bir kelimedir, yani insan ruhu Selam’a duyarlı yaratılmıştır. Cennet’te de ilk duyacağımız söz ‘Selam’dır. Duyduk mu böyle beynimizde böyle elektrik çakacak. Müthiş ferahlık getiren bir kelimedir, bereket getiren bir sözdür sakın ha. “Hocam diyor sizi çok seviyoruz diyor sizi ne zaman görürsem cihattan başka bir şey aklıma gelmiyor.” Böyle genel cümlelerden de kaçınmak lazım. Tamam Allah razı olsun derin bir sevgisi olduğu belli oluyor kardeşimizin Allah sevgisini kat kat arttırsın ama mesela bak diyor ki ‘cihattan başka bir şey aklıma gelmiyor’... “Cihat aklıma geliyor” denebilir. Ama başka bir şey aklıma gelmiyor dedim mi o zaman ne akla gelir Allah aklıma gelmiyor gelir, değil mi? Peygamber (sav) aklıma gelmiyor anlamına gelir. Genellemelerden kaçınmak lazım. “Hocam sizi görsem cihat aklıma geliyor” dersin. “Cihat da aklıma geliyor” denir. Yani tabiî ki cihattan kastı Allah, Peygamber (sav), Kuran hepsini havi şekilde söylüyor ama bu böyle anlaşılmayabilir bundan kaçınmak lazım. “Bana öyle bir ilim kazandırdınız ki” vesile oluyorum Allah vesile ediyor, Allah’ın vesile ettiğini de söylemek lazım. Mesela siz yaptınız olmaz, Allah yaptı, Allah sizi vesile etti denilecek. “İlim kazandırdınız ki dünyada derdim kalmadı. Dua edin ve Mehdi (as)’ın gerçek talebesi olayım Allah’a emanet olun. Hakan Ardıç.” Aslan Hakan, bu sözlerim sakın bir sevgisizlik olarak almasın sert bir üslupla anlatıyorum. Benim simam biraz sert, beni öyle millet haşin zannediyor. Halbuki ben çok mazlum bir insanım, çok mülayim bir insanım, kardeşlerim falan bilir, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Tabii ki Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: En şiddetli sinirlendiğimde bile mutlaka Kuran’a göre hareket ederim yani çok titiz hatta Kuran ayetlerini de okuyarak dikkatli bir açıklama yaparım. Öyle öfkeye kapılıp bir üslubum olmaz. Ama simayen sert görünüyorum, onun bir anlamı yok, onu yanlış anlamasınlar. Çok insancıl, munis bir insanım, doğru mu?
ALTUĞ BERKER: Tabii ki inşaAllah.
SUNUCU: Doğru Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi, herkes bilir.
ALTUĞ BERKER: Merhametten ve adaletten ayrıldığınızı hiç görmedim Hocam.
SUNUCU: Programımız bitti evet.
ADNAN OKTAR: Bitti mi? Tamam hadi bitsin bakalım inşaAllah.
SUNUCU: Evet sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz bizi yarın 20.00 den itibaren Harun Yahya. tv sitesinden ve Gaziantep Olay TV ekranlarından takip edebilirsiniz hayırlı akşamlar diliyoruz.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...