SUNUCU: İyi akşamlar sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Harunyahya.Tv sitesinden yayınlanan canlı programımıza hoş geldiniz. Bu akşam da her akşam olduğu gibi birbirinden değerli konuklarım var inşaAllah. Sayın Oktar Babuna ve tüm dünyada kitapları büyük ilgiyle takip edilen, okunan, büyük yankılar uyandıran Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz efendim.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk. Hocam nasıl başlayalım?
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam devam ediyordu. Ne anlatıyordun sen Oktar?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Cihatlar anlatmıştı Hocam. Hayal, maddenin gerçeğinden bahsettiler, DNA’dan bahsettiler, genetik, Allah’ın yaratma mucizelerinden bahsettiler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Materyalistleri siz ülser yapacaksınız bu gidişle böyle.
Kardeşim binlerce mesaj geliyor içinden böyle ilginç olanlar var. “Selamün aleyküm çok saygıdeğer Hocam. Geçen gece yurtdışından gelecek dindar, mason misafirlerden bahsetmiştiniz. Şimdi Hak Teala’nın izniyle size sormak istediğimiz bir husus var”. Sormak istediğimiz derken herhalde birkaç kişi adına soruyor Selim Hocamız, sorsun inşaAllah. “1: Yüksek mevkiye ulaşmış dindar masonlar ne yönden dindarlar? Şeytani hizmet dindarı mı yoksa kendi öz dininin dindarı mı?” Yani herhalde mason dindar anlamında mı, yoksa kendi öz dininin dindarı mı? Müslüman mı anlamında olabilir veyahut Hıristiyansa kendi Hıristiyanlığının dindarı anlamında, o anlamda demiş olabilir. “Çünkü bu şahıslar bilmem kaçıncı dereceden kovulmuş olan şeytanla bir takım ilişkiye girip talimat aldıklarına göre, bu şahıslar nasıl kendi dinlerinde dindar olabilirler? Burada çelişki var inşaAllah” diyor. Doğru. “Bu tip insanlar bu locada kovulmuş olan şeytana hizmet ettikleri halde nasıl diğer yönden dindar oluyorlar?” İşte biz de bunu anlayacağız, kendilerine soracağız. “Bize kalırsa onların sizi ziyaretlerinde amaçladıkları husus; dünyada bozulmuş olan masonlar hakkındaki”, herhalde masonluk demek istedi kardeşimiz, “hakkındaki düşünceleri, imajları bir nebze düzeltmek, havayı yumuşatmak içindir inşaAllah”. E diyordur adam tabii, Adnan Hoca masonların bir numaralı karşıtı olduğuna göre dünyada, biz gidersek ondan sonra bize de saygıyla, nezaketle davranırsa değil mi ondan sonra masonluk risksiz olduğu anlaşılmış olacak. Dolayısıyla böylece bu sorun da ortadan kalkmış olacak gibi düşünüyorlar diyor kardeşimiz. Doğru söylüyor Selim Hocam. “Bu arada şimdi hatırıma geldi sizin yorumlarınıza ek olarak inşaAllah Hz. Hızır (a.s.) duvar ustası değildi, o duvar ustası işi onun yaptığı bazı işlerden biriydi”. Doğru. “O Allah-u Telala’nın izniyle bir gün duvar ustalığı yapar, bir gün başka görev, işler alır. Yani ona sadece duvarcı ustası diyemeyiz inşaAllah”. Doğru. “Cümlemiz Hak Teala’ya emanet olunuz inşaAllah”. Sende Allah’a emanet ol Selim kardeş. Hz. Hızır (a.s.) duvar ustasıydı dedim, doğru. Ben başka bir şey yapıyordu demedim ki. O zaman olur, sadece duvarcı ustasıydı ama hiçbir şey yapmıyordu dersem tamam. Ama ben Hz. Hızır (a.s.)’ın diğer yaptığı görevleri ve dünya çapında faaliyette dedim, kol geziyor şu anda dedim değil mi? Ve her zaman söylüyorum. İsrail’de de görev alıyor, Türkiye’de de görev alıyor, Türk İslam Birliği için şu an görevde dedim değil mi? Ondan sonra Hz. İsa (a.s.)’a yardım ediyor dedim, Hz. Mehdi (a.s.)’a yardım ediyor dedim. Devlet kuruluşlarında, devlet yıkılışlarında görev alır dedim, her insanın şekline girer dedim. Bir özelliği de duvarcı ustası olması. Şimdi Hz. Hızır (a.s.) duvarcı ustası deyince; duvarcı ustasıdır. Ben diyorum ki mesela; İstanbul’da kol geziyor diyorum. Şimdi deseki birisi; yanlış söylüyorsun Kudüs’te de geziyor, efendim, Mekke’ye, Medine’ye de gidiyor derse oldu mu şimdi bu değil mi? Oradaki görevi ayrı, o görevi ayrı, o görevi ayrı inşaAllah. Şimdi İslam dünyaya hakim olurken Selim kardeş, bakın kimler Müslüman olacak sayayım o zaman anlasın. Komünistler, bütün cümle alem komünistlerin hepsi Müslüman olacak, 1. Masonlar, ateist Siyonistler hepsi iman edecek. Bunu kim söylüyor?
OKTAR BABUNA: Hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor.
ADNAN OKTAR: Allah söylüyor. Allah söylüyor.
OKTAR BABUNA: Allah söylüyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah söylüyor Kuran’da var. Bak: “ehl-i Kitaptan sana iman etmedik hiçbir fert kalmayacak” diyor. Hıristiyan ve Musevi kökenli kim varsa hepsi Müslüman olacaklar diyor. Komünisti, masonu, dinsizi, imansızı hepsi imana gelecek anlaşıldı mı? Dünya hakimiyeti bütün her yeri kaplayacak. Tebliğde Peygamberimiz (s.a.v.) müşriklere, “bunlar müşrik ben bunlara tebliğ yapmayayım” dedi mi? Demedi. Hz. Musa (a.s.) “bu Firavun”, Firavun da masondu, “ben buna tebliğ yapmayayım” dedi mi? Ne yaptı? Gitti tebliğ yaptı. Nemrut; o da masondu, o devrin masonuydu. Amblemlerden, bütün işaretlerden, her şeyden anlıyoruz. Mason mabedi gibi adamın mezarı zaten. “Bu Firavun ben buna tebliğ yapmayayım” dedi mi? Demedi. Hz. Mehdi (a.s.) deccalle karşılaştığında; “bu deccal”, ki masonlarında başı olacaktır “ben buna tebliğ yapmayayım” diyecek mi? Tebliğ yapacak, anlamayacak anlamadığı için de helak olacak. Ama tebliğ yapacak, anlatacak konuşmamazlık yapmayacak değil mi? Şeytan Ahir zamanda öldürülüyor mu?
OKTAR BABUNA: Öldürülüyor evet.
ADNAN OKTAR: Katlolacak şeytan değil mi? Kim yapıyor.
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s.) inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O zaman Hz. Mehdi (a.s.)’ın elinin uzanmadığı hiçbir yer kalmayacak. Biz de naciz talebeleri olarak, Hz. Mehdi (a.s.)’ın öncüleri olarak; müsade etsinler de masonları da darmakeşan edelim. Osmanlı Ordusu gibiyiz evvelAllah, evvelAllah. Değil mi? Nasıl Viyana kapılarına dayandılarsa, biz de mason localarının dayandık.
OKTAR BABUNA: Zaten o zayıflamalarına da siz vesile oldunuz Hocam. Darwinizmi ellerinden alınca onlar o duruma düştüler.
ADNAN OKTAR: Kardeşim masonluğun dizini yere kim değdirdi? Biz. Alnını kim yere değdirdi? Biz. Toprakta burnunu kim sürttü? Biz. Sonra ne dediler? “Localar açık, saydam buyurun gelin kardeşim” dediler. Türkiye’de yerle bir ettik. Ve bütün dünyada masonluk; biz dedi artık götüremiyoruz. Her yerde felç. Fakat sadece iman edenler var, “Allah birdir, La ilahe illallah” diyorlar. Biz de bunlara Muhammedun Resulullah dedirteceğiz. Müslümanın görevi bu değil mi? O zaman Selim kardeşimizin sözlerine cevap vermiş oluyoruz. Değil mi? Hıristiyanlara, herkese tebliğ yapıyoruz. Musevi’ye de tebliğ yapıyoruz. Hıristiyan’a da tebliğ yapıyoruz. Emri bil maruf nehyi anil münker. Zaten Müslüman olmayana yapılır mücadele, değil mi? Müslümana da yaparsın ama; emri bil maruf nehyi anil münker. Asıl mücadele müşriklere, imansızlara, tuğyan ve delalete karşıdır. “Onlara karşı Kuran’la büyük bir mücadele ver” diyor Allah. Cihad-ı ekber. Müslüman Ahir zamanda cihad-ı ekberin içerisinde olacaktır değil mi? Mesela denir ki, Hz. Musa (a.s.) çobandı. Şimdi doğru bu, Hz. Musa (a.s.) çobandı ama Peygamberdi. Başka birçok iş de yapıyordu değil mi? Evin düzenlenmesini de yapıyordu, faydalı birçok şey de yapıyordu ama aynı zamanda çobandı. Şimdi çobandır deyince bir yanlışlık olmaz, “bu söz yanlıştır” denmez. Ama sen dersen ki; “Hz. Hızır (a.s.)’ın dünyaya geliş amacı duvarcı ustası olmaktı, sadece onun için yaşadı ve onun için öldü” dersen, tamam bu yanlış. Ama Hz. Hızır (a.s.) duvarcı ustasıydı dedin mi, mühim bir hususu açıklamış oluyorsun.
OKTAR BABUNA: Siz öyle bir şey de demediniz ayrıca. Demediniz kesinlikle, yani sadece duvarcı ustası diye bir ifadeniz hiç olmadıki.
ADNAN OKTAR: Evet tabii, anlatıyoruz zaten görevlerini anlatıyorum. İstanbul’da kol geziyor diyorum. İstanbul’da herkesin evinin duvarlarını yapıyor demedim ki ben. İmani hizmet yapıyor değil mi? Hz. İsa (a.s.)’a yardım ederken, Hz. İsa (a.s.)’ın evini yapıyor demedim ki ben, evinin duvarlarını yapıyor demedim. Manevi yardım yapıyor, İslam’ın hakimiyeti için uğraşıyor değil mi? İsrail’de, Kudüs’te her yerde böyledir. Devletlerin yıkılışında, devlet kuruluşunda görev alır. Bunu defalarca söyledim ve Kuran ayetiyle de ispat ettim, anlattım değil mi? Devlet yıkılışlarında, Kehf Suresi’nden açıkladım. Hızır Kıssası’nın başlangıcındaki ilk ayette anlatılır. Ondan sonra, ledün ilminin üstadı olduğunu söyledim. İlmi ledün, ilmi batının üstadıdır. Bunu defalarca, defaatle anlattım. Öğretmendir, mürşittir, ledün ilminin mürşididir inşaAllah. Ama duvarcı ustasıdır. Onun için benim sözlerimi dikkatlice değerlendirecekler. Bir de ben öyle kolay kolay oyuna gelmem onu söyleyeyim inşaAllah. Selim Hocam için demiyorum haşa, orada kardeşimiz samimi, iyi niyetle anlatıyor ona bir şey demem. “Merhabalar Hocam” -bir kısmını tabii sansürleyeceğim mecburen- “bir gün birileriyle görüştüm bana şunları söylediler; Adnan Hocamız muhterem birisi. Fakat programında veya başka ortamlarda bayanlarla konuşuyor”. Doğru, benim saklım gizlim yok. “Ve karşılıklı sohbet ediyor”. Ne güzel. “Bende dedim ki; Hz. İsa (a.s.) da bayanlarla konuşuyordu diyor. Hakikaten de öyle Hz. İsa (a.s.) İncil’de de vardır. “Evet dediler fakat bu 2000 yıl önceydi”. Olmadı, Hz. Nuh(a.s.) daha önce, daha 5000 yıl önce, Hz. İbrahim(a.s.) 7000 yıl önce, olur mu? Muharref hale gelmez peygamberler bir şey yaptıysa doğru yapmışlardır. Hz. İsa (a.s.) o zaman yanlış yaptı da şimdi bu değişti diye bir konu yok inşaAllah. Peygamberin yaptığı bir şey hiçbir zaman için değişmez inşaAllah. Mesela hiçbir peygamber şarap içmez, hiçbir peygambere helal olmamıştır şarap. Mesela Hıristiyanlara helaldir, ama Hz. İsa (a.s.) içmemiştir inşaAllah. “Hz. Muhammed (s.a.v.) ile bu kalktı ve yerine hanımları gerekeni yaptılar”. Yani hanımlara Nisa Suresi indi diyor vs. vs. Hanımları hanımlara tebliğ yaptı dolayısıyla Peygamber(s.a.v.) hanımlarla görüşmedi diyor. Yapmasınlar, sahabe hanımlar önde tef çalarak beraber mücadelea gidiyorlardı. Nereden nereye gidiyorsunuz, neyi anlatıyorsunuz bana siz? Sahabe hanımlarla beraber, tef değil mi? Onlar böyle güzel marşlar söyleyerek ümmeti coşturuyorlardı ve askerlerle içiçeydiler tabii, bir. İkincisi hacda hep beraber hanımlarla nasıl namaz kılıyorlar değil mi? Tebliğde kadın erkek olmaz. Çünkü adam on dakika sonra Allah esirgesin Cehenneme gidebilir. Emri bil maruf nehyi anil münkerde bu olmaz. Çünkü insanların yarısı kadındır. Anne olacak insanlar, onların yetişmesi çok önemlidir. Eğer anneleri kurtaramazsak çocukları da kurtaramayız. Annelere tebliğ yapılacak. O bir ümmeti içerden çökertme planının bir parçası. Kadınları ibadetten uzak tutacak çok fazla formül bulmuşlar. Kuran’dan, namazdan, oruçtan uzak tutacak çok fazla formülleri var. O formüllerden bir tanesi de budur. Ben mesela şimdi televizyonda konuşuyorum, bayanlar beni seyrediyorlar. Cismi mi seyretmeyle bunun ne fakrı var değil mi? Aynısı, yüz yüze görüşüyoruz değil mi? Beyninde görüntü olarak oluşmuyor muyum ben bir insanın? Beyninde görüntü olarak oluşuyorum değil mi? Televizyondan seyrediyor insan zaten beni beyninde. Evindeki televizyondan da beni seyrediyor. O zaman kapatsınlar Cübbeli Ahmet gibi televizyonu. Olur mu öyle şey? Olmaz. “Bu düşünce beni çok düşündürdü” diyor. Düşündürmesin, gönlün rahat olsun. “Bu düşüncede çok fazla insan olduğuna inanıyorum”. Maalesef öyle, ümmeti de bu hale getirdiler onun sonucunda tabii. Biz olmasak Allah-u alem bitireceklerdi, yani 99’lar da bitireceklerdi. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kanalıyla önce Türkiye’yi bitireceklerdi, sonra bütün İslam alemini bitireceklerdi. Biz bunların o sapkın ibadethanelerini tepelerine geçirdik. Puthanelerini yıktık. Darwinizmi, materyalizmi tepelerine geçirince adamlar iyot gibi ortada kaldılar. Devlette bunları teker teker topladı.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, Allah razı olsun Hocam.
ADNAN OKTAR: Cesetlerini topladı yani. Bu tutuklu olanları falan bunları tenzih ederim ben bunları demiyorum. Onlar gariban yani, onlarla bizim bir alıp veremediğimiz yok. Allah hidayet versin onlara, Allah doğru yolu göstersin. “Bu düşünceler beni çok düşündürdü. Bu düşüncede çok fazla insan olduğuna inanıyorum. Ve eminim onlar da benim gibi aynı sıkıntılı düşünceye sahipler”. İsim yok. Biz ona Mustafa ismini verelim. İnşaAllah Mustafa kardeş diyelim. Veyahut vardır da, Allah’ın sevgili kulu diyor mesajı gönderen. Hay maşaAllah. İyi güzel bir isim maşaAllah. “Bir ikincisi Hz. Mehdi (a.s.)’nin gizli olacağını, herhalde medyatik olmayacağını demek istediler”. Yani “sen ne biçim Mehdi’sin” demek istiyorlar hani, “televizyonlara çıkıyorsun, bayanlarla konuşuyorsun. Böyle Mehdi mi olur” diyorlar. “Sen Mehdi olmak istiyorsan, televizyonlardan geri çekil, evine kapan, hanımlara da tebliğ yapma, biz de sana Mehdi diyelim” diyorlar herhalde anladığım kadarıyla. Benim böyle bir niyetim yok. Yemin ettim defalarca lanetleştim. Değil mi? Doğru mu, hatırlıyor musunuz?
OKTAR BABUNA: Evet tabii ki Hocam. Çok söylediniz yani defalarca.
ADNAN OKTAR: Benim öyle bir iddiam yok. “Ve Nur cemaatinin içinde olacağını söylediler”. Ben Sungur Ağabeye sordum. Sungur Ağabey bak, sır katibi onun. Yalan olsa Sungur Ağabey çıkar yalan söylüyor der. Kaç seneden beri söylüyorum. Efendim, Kılıç Ali Paşa Cami, yıl 1984’ler, ondan sonra. Mübarek camiye geldi, bizim çocuklar sarıklarla oturmuşlardı böyle. O zaman herkes sarık takıyordu, saç sünnete uygun belinin ortasından aşağıya doğru sarkıtıyorduk sarığı. Tülbent sarıp başlarına. Klasik sarık yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki gibi aynı şekilde sarık. Böyle genişçe bir daire oluşturuyorduk, öyle sohbet ediyorduk. Sungur Ağabey gelince ben ayağa kalktım, ondan sonra elini öpmek istedim. O elini öptürmez her zaman, elini geri çekti. Bana orada ismimi sordu. “İsmin ne senin kardeş” dedi onun böyle üslup vardır. “Kardeş” diye hitap eder. “İsmim Adnan, Hocam” dedim. “Soyadın ne” dedi, “Oktar” dedim. Ondan sonra çıkarttı cebinden ufak bir bloknot gibi, bir de kalem çıkarttı. Adımı soyadımı eski Türkçe yazdı, eskimez Türkçe. Yani Kurani harflerle yazdı. Sonra bir ebced hesabı yaptı. Bizim çocuklar da o zamanlar yeni geliyorlar, tabii cahil ve adabı edebi o kadar bilmiyorlardı. Daha 10 günlük, 1 aylık, işte 1 yıllık çocuklar. Ne kasıtla yaptığını anladılar. Yani Mehdi mi değil mi gibi baktığını düşünmüş olabilir bir ihtimal yani çocukların aklından öyle geçmiş olabilir. Heyecanlandılar, bazen insan heyecanlanınca gülerler ya. Güldüler fakat çok saygıya uygun olmadı, yakışık kalmadı. Ben de Sungur Ağabey’in koluna girdim nezaketen onu uzaklaştırdım ayıp olmasın diye. Yani başka acayip bir şey olmasın diye. “Hocam” dedim, “Bediüzzaman Hazretleri” dedim, “Mehdi (a.s.) hakkında ne dedi” dedim. “Yani Mehdi (a.s.) Nur talebesi mi olacak” dedim. “Bambaşka olacak” dedi böyle, net söyledi. “Bambaşka olacak” dedi. Ondan sonra “Nur talebesi olmayacaktır” dedi. Zaten Risale-i Nur’un diyor gerçek sahibi diyor Said Nursi. Bak Risale-i Nur bana yazdırıldı, ilhamla yazdırıldı, Allah yazdırdı diyor ilhamla. Ben de Nur talebesiyim diyor, yani Risale-i Nur Külliyatı’nın talebesiyim, herhangi bir talebesiyim diyor. Bunu tevazu olarak söylemiyor, doğru söylüyor. Çünkü hakikaten bir noktaya bakarak yazdırıyor. Tek bir noktaya bakarak, sürekli nefes almadan gibi hani konuşurlar ya insanlar sürekli yazdırıyor. Bazen sabaha kadar devam ediyor. Nokta koyduruyor “buraya kadar” diyor, sonra konuşmasına işine gücüne devam ediyor. Sonra “yine başlayın” diyor, tam kaldığı yerden muntazam devam ediyor. Tam kaldığı yerden ama. Ve nefis bir üslup, nefis bir anlatım, nefis vurgular. Tamamen Kuran ayetlerine dayalı, sahih hadislere dayalı mükemmel bir eser. Yani hakikaten normal bir insanın takatinin üzerinde. Yani makul bir görünüm yok. Bir harika. “Bu bana ilhamla özel yazdırıldı” diyor, Risale-i Nur Külliyatı. “Asıl sahibi” diyor “Mehdi (a.s.)’dir” diyor. “Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir”. “Ben” diyor “Mehdi’nin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim”. Asker yani, önden giden askeri. Ordusu, bak subayı da değilim diyor. Herhangi bir askeriyim diyor, önden giden bir askeriyim, “pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim” diyor. “Biz” diyor “kışta geldik, onlar” diyor “bahar da gelecekler” diyor. “Biz de” diyor, “onları kabrimizden seyredip Allah’a şükredeceğiz” diyor, Mehdi (a.s.) için. “Hiç bir cihette” diyor, “Ahir zamanın o acib şahsı gibi olamam” diyor. Bakın “hiç bir cihette” diyor, “Ahir zamanın o acib şahsı gibi olamam”. Kardeşim Risale-i Nur’da söylüyor bunu. Yani Nur talebesi olsa böyle söyler mi Said Nursi? Ama “benim eserlerimden istifade edecek” diyor, buradan da anladık ki diyor, “ileride gelecek o acib şahıs” bakın, “ileride gelecek o acib şahıs Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Yani sadece Risale-i Nur okuyacak demiyor, çünkü başka eserde de diyor ki; “Darwinizm ve materyalizmle karşı da mücadele ederken” diyor, “bir kısım kişilerin hazırladıkları eserleri hazır bir programı olarak” diyor hazırlayacak. “Onunla” diyor “o birinci vazifeyi yapmaya çalışacak” diyor. “Birinci vazifeyi yapacak” diyor. Yani Darwinist, materyalist çalışma yapan bilim adamlarının eserlerinden toplayacak diyor, kitaplar hazırlayacak, onunla birinci vazifeyi yapacak diyor. Ama “ayrıca Risale-i Nur’u diyor hazır bir program neşr ve tatbik edecek” diyor. Mehdi (a.s.) Kuran talebesidir. Yani Kuran’a göre hareket eder, sahabe dönemindeki gibi insandır. “Ve mutlak müctehidtir, mutlak müceddittir” bunu Bediüzzaman söylüyor ve Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Dolayısıyla Nur cemaatinin içinde olacağını söylemeleri yersiz. Nur talebesi, o bambaşkadır onu Sungur Ağabey de söylüyor Risale-i Nur da söylüyor, Bediüzzaman da söylüyor. Fakat Risale-i Nur’dan istifade etmek ayrıdır, Nur talebesi olmak ayrıdır. Nur talebesi oldu mu başka şey okumaz adam yani oraya göre hareket eder. Ama Bediüzzaman, apayrı bir çığır açacağını söylüyor Mehdi (a.s.)’nin. Bambaşka bir alem yani inşaAllah. “Bu sorularımıza cevap verirseniz çok memnun olurum”. Mesajı gönderen Allah’ın sevgili kulu. Allah’ın sevgili kuluna selamlar, saygılar.
Bilmem anlatabildim mi? Ondan sonra, bir de hanımlarla görüşülmez diyorlar gidiyorlar bakkalda insanlarla konuşuyorlar. Okulda görüşüyorlar, otobüslerde görüşüyorlar, sokakta görüşüyorlar. İş bana gelince, takva olmadı şeklinde böyle bir üslup takınıyorlar. Yani bunu diyen insanların bayanlarla hiç görüşmemeleri lazım. Cübbeli bize bunları anlatıyordu bir de baktık ki Malta Adası’nda beraber bayanlarla yüzüyor denizde. Değil mi mayolu hanımlar, şunlar bunlar o da böyle kulaç atıyor falan. Yani gittiği başka yerler de var, şimdi tek tek saymayayım da yani olabilir. Ondan sonra yapmıştır. Ama biz gidip plajlarda falan yüzmüyoruz. Ama yani bunu diyen insanlara bakıyoruz biz. Okullarda herkesle iç içeler, otobüslerde iç içeler, sokakta herkesle iç içeler, bakkalda, kasapta iç içeler. Efendim, süper markette iç içeler. Ee, Allah’ın dini anlatılırken, “yok o zaman görüşemezsin” diyorlar. Şimdi olmadı bu. Olmuyorsa, herkes evine kapanır hiç kimse görüşmez. Ben de görüşmem o zaman tamam. Yok yoksa herkes görüşüyorsa ben de görüşürüm. Yani değil mi? Çünkü Allah’ın dinini anlatıyoruz, tebliğ ediyoruz. O zaman televizyonda da dinleyemezler. Değil mi? Televizyon haberlerini de dinleyemezler kimseye bakamazlar. Gazeteye de bakmaması lazım. Kalbini doğru tutacak o kadar. Niye konuşmasın? Niye dinlemesin? Değil mi? Genişletebilirim de fakat bak, sahabe döneminden örnek veriyorum. Sahabe hanımlar beraber tef çalarak, marş söyleyerek önden yürüyorlar. Yani marş derken anlayın marş derken yani ilahi şeyler, güzel sözler. Mücadeleye, tebliğe yönelik böyle gönül açıcı iç açıcı güzel sözlerle ilerliyorlar ve yardım ediyorlar. Sahabelerle iç içeydiler inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bahsettiğiniz ayette de Allah; “iyiliği emreder, kötülükten sakındırır” derken yalnızca erkekler erkeklere ya da hanımlar hanımlara demiyor Allah orada inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Anlamıştır kardeşimiz inşaAllah.“Selamun aleykum gözümüzün nuru Hocam”, hay maşaAllah ne güzel ifade, onlar da bizim gözümüzün nuru. “Allah’ın rahmeti, bereketi Ehl-i Beyt’in üzerine olsun”, bakın şöyle diyelim; Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi Ehl-i Beyt’in, bütün Peygamberanın ve bütün Müslümanların üzerine olsun. Şimdi sırf Ehl-i Beyt, belki ben Ehl-i Beyt’tenim diye yani nezaketen, bana hitaben belki söylemiş olabilir ama olmaz. Selam genel şumullü olsa burada daha güzel olur. Çünkü değil mi Ehl-i Beyt, Müslümanlar, Ehl-i Beyt’in ve bütün Müslümanların üzerine olsun demesi lazımdı, neyse iyi niyetle ve halisane söylendiği için bir şey diyemeyiz. “Hocam Nur talebesi kardeşlerimizin Mehdi konusunda çok sıkıldıklarını gözlüyorum”. Ben de gözlüyorum, sıkılacaklar ama sonunda ferahlayacak, açılacaklar. “Facebookta” diyor, “Nur talebesi gruplarında yöneticiler Mehdi konusunun dile getirilmemesini istiyorlar. “Facebookta Nur talebesi gruplarında, bu grupların yöneticileri, facebookta Mehdi konusunun dile getirilmemesini istiyorlar”; yani Mehdi (a.s.)’dan bahsetmeyin diyorlarmış. “Aramızda ihtilaf oluşur diyorlar”, niye oluşsun, bir tane açıklama var zaten Said Nursi’nin. Yani sırf Risale-i Nur’u okusunlar yorumlamasın, yorumlaması şart değil zaten açık anlatıyor Bediüzzaman, kapalı anlatmıyor ki “Mehdi gelecek” diyor, ilave yorum, şerh yapılacak gibi değil ki. “İleride gelecek o acib şahsın” diyor, “bir hizmetkârı, onun bir pişdar neferi, öncü bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor, okumayı bilen zaten anlar onu anlaşılmayacak bir şey yok, yani yoruma gerek yok. Ama Risale-i Nur okumayın diyorlarsa; e o zaman artık iş çığırından çıktı demektir, o zaman dua edeceğiz. “Aramızda ihtilaf oluşur” diyorlar, ihtilaf zaten oluşmuş, bu ihtilafı ortadan kaldırır. Nur talebeleri zaten paramparça olmuşlar, bölünmüşler. Bu, Mehdiyet, ihtilafı kaldıran bir konudur, birleştirici bir konudur. “Ben yazıyorum, Mehdiyet Üstadın yüzlerce bahsettiği bir konu iken”, yüzlerce sayfa bahsettiği bir konu iken, “bu yüzyıldan başka bir zamanda çıkamayacağı kesin iken” evet Bediüzzaman’ın ifadelerine göre ve hadislere göre böyle hakikaten bu yüzyılın dışında çıkması mümkün değil. “Bu konunun dile getirilmesi gayet normal diyorum”. Mehdiyet’in gündeme getirilmesi çok normaldir diyor, tabii ki getireceğiz diyor çünkü bu yüzyılda çıkacağına göre diyor. “Bu tür anlatımlarım sonucunda Mehdi geçen mesajlarım siliniyor.” Mehdi konusunu duymayacağız diyorlarmış, siliyorlarmış, inanırım Allah-u alem doğrudur. Çünkü çok tecrübem var ben de biliyorum. Hepsini tenzih ederim de, bir kısmı da bu doğrudur. “Nur talebesi arkadaşlar beni arkadaşlıktan siliyorlar, uzaklaştırıyorlar”, şereftir şereftir bayağı güzel. Demek ki onlar da Mehdi (a.s.)’in geldiğini anlamışlar. Yani bir insan bir fikirden korkuyorsa, o gerçektir. “Şunu iyi biliyorum ki akıllarındaki perde kalktığında çok mahcup olacaklar, Allah sizden ve arkadaşlarınızdan razı olsun”. Hepimizden razı olsun, Kemal Zengin, Gaziantep. Bütün Gaziantep’e selam, hepsine, kardeşlerimize ve bütün Anadolu’ya, bütün sevenlerimize.
OKTAR BABUNA: Hocam çok garip bir durum, Üstad’ın bu kadar önem verdiği bir konunun, Nur talebesi olup da ondan korkmaları bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Niye garip canım güzel, bundan ala Mehdi’nin çıktığına alamet olur mu? Kitabı okumayıp, Risale-i Nur Külliyatı’nda da Mehdi (a.s.)’yle ilgili kelimeler çıkarılmaya başlandıysa, Cübbeli panik olup kitap bastırıp, “aman bu yüzyılda Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyorsa; Mehdi (a.s.) gelmiştir. inşaAllah. Kardeşim, dün bana internette bir vatandaşı gösterdiler, böyle değirmi çehreli falan, sakallı, başında sarık olan bir şahıs. Risale-i Nur Külliyatı’nda Mehdi (a.s.)’den bahsediyor; ders bir, ders iki, ders üç diye, biz de Hocamıza ittiba edelim ne anlatıyor dinleyelim dedik; “Mehdi (a.s.) bir gerçektir” dedi, “Nur talebeleri onu çarpıtıyorlar, Mehdi (a.s.)’nin geleceği açık” dedi. “Bediüzzaman’dır denmesi çok büyük hatadır, ben bunu açık açık ispat ederim” dedi, Risale-i Nur’dan deliller vererek anlattı. “İsa (a.s.)’a da şahs-ı manevi denmesi çok büyük bir hatadır bu da çok yanlıştır” dedi. “İsa (a.s.) da gelecektir, bu da çok açık bir gerçektir” dedi. “Yani bunu dedirtmeleri gariptir” dedi Risale-i Nur’un açıklamalarıda. Ya ne güzel dedim maşaAllah böyle talebeler, böyle insanlar gelişiyor. “Yalnız bilmedikleri bir husus var” diyor zaten girenler de görürler gerekirse adresini de verelim. “Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) Dabbetü’l-Arz’ın içine girerek birlikte mücadele yapacaklar”, Dabbetü’l- Arz’la birlikte mücadele yapacaklar diyor. Acaba, televizyonları, interneti kastediyor mu dedim Mehdi (a.s.) de televizyonu kullanacak, efendim yani çıkacak televizyonda konuşacak, Hz. İsa (a.s.)’ın talebeleri de yabancı ülke televizyonlarında sezdirmeden acaba tebliğ yapacaklar bunu mu kastediyor diye düşündüm. Yahut siyaset âleminde faaliyet yapacaklar televizyonlarda, radyolarda onu mu kastediyor acaba dedim. Önce hüsnüzan ettim iyi maşaAllah dedim bu anlamda diyor zannettim sonra baktık hazret, aman bambaşka bir şey anlatıyormuş. Şimdi hazır ol anlatıyorum, “Mehdi (a.s.) öldü” diyor, “geldi öldü” diyor, “ruhu Dabbetü’l-Arz’ın içine girdi” diyor bir. “Onunla kalmadı” diyor “Hz. İsa (a.s.)’da göğe çekildi, gökte bedeni kaldı” diyor, “ruhu indi, onun ruhu da Dabbetü’l-Arz’ın içine girdi” diyor. Dolayısıyla şu an Dabbetü’l-Arz’ın bedeninde ikisi birden görev yapıyorlar diyor. Bilin bakalım bu Dabbetü’l-Arz kim? Kim sence? Yani bunu bu kadar, bu buluşu yapan kim olabilir? Allah-u alem Hazret, onun bedenine, mübarek bedenine hulul etmişler ikisi birden. Hem onun ruhu duruyor bak, hem Mehdi (a.s.)’nin ruhu onun içinde, hem Hz. İsa (a.s.)’nın ruhu onun içinde, kafaya da sarığı koymuş Dabbetü’l-Arz zuhur etmiş hadi hayırlı olsun hepimize, alın bir çeşit daha. Yani Ahir zamanın bakın dehşetini ve hayret vericiliğini görün bakın. Şahs-ı manevi diyenler bir, öldü diyenler iki, Mehdiyet bir ruhtur görünmez diyenler üç, Mehdi (a.s.) Risale-i Nur Külliyatı’dır, kitaplardır diyenler dört, Mehdi (a.s.), Bediüzzaman şiddetle karşı çıkıp açıklayıp ispat ettiği halde, “ben seyyid değilim”, onun Mehdi (a.s) olduğunu diyenler beş, Dabbetü’l-Arz efendi altı. Yani, daha da sayarız. Şimdi hiç gelmeyecek diyenler var biliyorsunuz, beş yüz yetmiş sene sonra gelecek diyenler var. Yani sekiz, dokuz, ona doğru gidiyor. Kardeşim hiçbir devirde böyle bir Mehdi (a.s.) korkusu olmamıştır. Ümmet hep Mehdi (a.s.)’yi iştiyakla ve sevinçle beklemiştir, kimse böyle bir şey dememiştir. Hepsi şahıs olarak beklemiştir, şahıs olarak ve talebeleri olarak beklemişlerdir ve etkili olacağını söylemişlerdir. Her yüz yılda; Osmanlı meclislerinde, Selçuklular’da da efendim bütün Osmanlı boylarında da, Müslüman Osmanlı boylarında, Afrika’da efendim, Asya’nın içlerinde, her yerde Müslümanlar hep Mehdi (a.s.)’yi açıkça alenen beklemişlerdir. Hiçbir devirde bu tarz böyle akıl almaz değişik çarpıtmalar olmamıştır. Bu çok büyük bir harikadır, çok heyecan verici bir şey, Mehdi (a.s.)’ın zuhurunun en açık alametlerindendir. Yahu şu çırpınmaya bak, şu ürkmeye bak yani. Yer yerinden oynuyor. MaşaAllah. Şimdi böyle bir ortamda boş durulur mu? MaşaAllah, evvelAllah Seyyid Battal Gazi gibi başından girip sonundan çıkacağız inşaAllah, bütün şeytanın ordusunu kılıçtan geçireceğim evvelAllah, tamamını, “ilim kılıncı”yla. Bir tane bırakırsam, yani Allah ömür verirse inşaAllah, Allah güç kuvvet versin, yani bana gücüm nispetinde, imkânım nispetinde artık bir yemin edecektim ama etmeyeyim. Yani Allah’a söz veriyorum inşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, zaten tarihiniz hep dolu inşaAllah, Hocam çok örneği var maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne harika durumdur Allah Allah, “Mehdi (a.s.)’den bahsetmeyin.” Bir Hoca Efendi de çıktı bakın; 78’de, 77’de, 76’larda Hz. Mehdi (a.s.)’yi göklere çıkarıyordu. Hz. Mehdi (a.s.) gelecek, Hz. Mehdi (a.s.) gelecek, Hz. Mehdi (a.s.) gelecek. 79 olduğu yine Hz. Mehdi (a.s.) gelecek diyordu. 80 olduğunda “Hz. Mehdi (a.s.) fitnesi” dediler, “aman Hz. Mehdiliği ağzınıza almayın” dediler, 80, 81, 82 gibi. Ve 83’te kitap yazmaya kalktılar Mehdiyetle, ayrı bir cemaat oldular, bakın Hz. Mehdi (a.s.) fitnesi. Hz. Mehdi (a.s.) her an gelecek diyen insanlar 85, 86 gibi Hz. Mehdi (a.s.) fitnesi demeye başladılar. Yani ne gördünüz kardeşim, ne dikkatinizi çekti? Söyleyin de biz de bakalım, biz de öğrenelim. Sizi bu kadar ürküten kim bu? Birileri bunun farkına vardı biz farkına varamadık yani. Birilerini hissettiler ama biz hissedemedik daha. Bize de söyleseler de biz de bir; gerçi ürkmeyiz biz, kaçmayız. Daha da ayaklarına kapanırız Hz. Mehdi (a.s.)’nin, hizmet ederiz Allah’ın izniyle yeter ki haberimiz olsun. Ama bunlar sezmiş inşaAllah.
OKTAR BABUNA: O dönemde dediğiniz gibi çıkan yazılarda vardı ben de okumuştum Hocam, siz bahsetmiştiniz.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah maşaAllah. “Allah’ın aciz kulu Bilal Yavuz”, maşaAllah ne güzel isim. “Esselamü aleyküm sevgili dava arslanı Adnan Hocam”. Ne güzel hitabet. “Aslında internet doğru kullanıldığı vakit gerçekten kıldan ince kılıçtan keskin olabiliyor. Müslüman olmayan bir kesime ya da birkaç kişiye dininin güzellerini anlatabilir, hayırlara vesile olabiliriz inşaAllah. Özellikle İngilizce dil bilen kardeşlerimiz bu konuda daha samimi bir niyetten sonra daha tecrübeli olabilirler. İnternet ve dil öğrenmek de Allah rızası için olmalıdır. Kuran’da cehd böylesine önemliyken bazılarının aklı hala eşinde, işinde, çocuğunda, böyle olmamalı. Hocam takvanın güçlenebilmesi için bildiklerinizi bizimle paylaşabilir misiniz inşaAllah? Allah’ın aciz kulu Bilal Yavuz”. Bak Bilal senin gibi böyle Resulullah (s.a.v.) zamanının Bilalleri bak ne kadar çoğaldılar maşaAllah. Genel anlatımımız, genel üslubumuz şu ana kadar anlattıklarımız buna bir cevap zaten. Ama yine de anlatırım inşaAllah.
“Selam Hocam”, ve aleyna aleyküm selam. Bir de bana selam verip de unuttuklarımın hepsine aleyküm selam diyorum. Ve rahmetullahi ve berakatuhu. Ben kasten selam vermemezlik etmem. Değil mi? İnşaAllah.
“Selam Hocam”, ve aleyküm selam. “Bu akşam Kuran okurken Rad Suresi 33. ayetinde: “Deki: bunları adlandırın bakalım. Yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi O’na haber mi veriyorsunuz?” şeklinde bildirilmiştir. Darwinistçi zihniyetin,” Darwinist zihniyetin desek daha iyi olur değil mi? Darwinistçi değil de Darwinist zihniyetin. “Çarpık anlayışını anlatan ve bu düşüncenin aslında hiç olamayacağını düşündüğüm bu ayet hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek isterim”. “De ki: bunları adlandırın bakalım. Yoksa siz yeryüzünde” şeytandan Allah’a sığınırım, “yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi O’na haber mi veriyorsunuz?” Figen Kaya, aslan Figen çok güzel anlatmışsın maşaAllah. Doğru tabii ki. “Yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi O’na haber mi veriyorsunuz?” Allah’a kendilerince şirk koşarak, haşa akıl verir gibi bir üslupları oluyor. Kardeşim bakın Darwinistlere diyorum; çantayla parayı bekletiyoruz, bankada. Eğer bakın şu kadarcık samimiyetleri varsa, şu kadarcık samimiyetleri varsa, madem böyle ara fosilden bahsediyorlar değil mi? Hocam desinler, telefon etsinler, şu bizim internet sitesinden haber versinler; falanca yerde fosil var. Bakın resmine de razıyım dedim artık insaf yani. Bana internetle göndersinler resmini “bak Hocam” desinler “buyur sana ara fosil bulduk” desinler. Bakın söz veriyorum, yemin ediyorum, bakın söz veriyorum. 10 trilyon böyle sayacağım masaya koyacağım. Yok ara fosil diye bir şey yok. Dolayısıyla Darwinizm diye de bir şey yok. Darwinizm baştan sona kadar muntazam yalana dayalı bir sistemdir. Yani yüzlerce, binlerce yalandan oluşmuş dev bir büyü sistemidir ve alayı yalandır. Hepsini ispat ederim ve ediyorum ve ettim. EvvelAllah. Kardeşim şu cevap mı? Sen diyorsun ki, proteinler nasıl oldu? Kromozomlar nasıl oldu? Biz ilmi cevap bekliyoruz. “Hemen açıklayalım” diyorlar, nasıl oldu. “Uzaya bak” diyorlar, “baktık” diyoruz. “Görüyor musun uçan daireleri” diyorlar, “göremiyorum”. “Bir gün gelecek işte onlar” diyorlar. “Onlar biliyor, onlar yaptı” diyorlar. Yani şimdi ne diyeyim ben bu adamlara? “Biz” diyorlar, “bayağı bilimsel adamlarız, bilimden hiç ayrılmayız” diyorlar. Sevsinler sizin bilimselliğinizi diyecektim ama, diyemem çünkü bilimsellikle alakaları yok.
Ne kadar oldu biz konuşalı?
OKTAR BABUNA: Hocam öyle vakit çabuk geçiyor ki siz konuşurken anlayamıyoruz maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Söyle canım ne var?
SUNUCU: 40 dk.
ADNAN OKTAR: Kaç? 40.
OKTAR BABUNA: Bitsin istemiyor ama kimse program Hocam inşaAllah. Kimse program bitsin istemiyor, ara da istemiyor.
ADNAN OKTAR: Ara olsun canım. Arada bir şey yok. Ne olur 10 dk. İnşaAllah. Aslında gece böyle muhabbet ehli kalsın arkadaşlar, işe gidenler vursun kafayı yatsınlar. Öğrenciler yatsın, yorgun olanlar yatsın. Biz onlara izin veriyoruz, eğer bana hak geçmesi konusunda bir şey diyorlarsa, hak geçmez. Ne yapacaklar? En fazla 11-12 saat sonra biz onu zaten internete koyuyoruz. Ertesi gün uyandığında bassın internetin düğmesine açsın. Hem mutfakta yemeğini yesin, hem de Hocasını oradan dinlesin. Ama “sıcağı sıcağına ben Hocamı dinlemek” istiyorum, “canlı dinlemek istiyorum, dinlemem ben arkadaş” diyen de varsa, ona da eyvAllah güzel, bir şey diyemez. Ama vakti olan için.
OKTAR BABUNA: Yarın da Pazar ama Hocam tatil günü.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi yani yine de ne olur ne olmaz diyorum. Yorulanlar olur, bir şey olur. İnşaAllah. Bir 10 dk ara verelim.
SUNUCU: Evet sayın izleyenlerimiz, sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Hocam uygun görürseniz konuşan hayvanlarla ilgili bir videomuz var, onu seyredebiliriz.
ADNAN OKTAR: Evet, ne o? Yalnız çok kalın bir ses, pek olayın estetiğine uygun değil.
Ne anlatayım Hocam? Ne diyor gazetede; “BAV’a şantaj yapan çeteye operasyon”, BAV-Bilim Araştırma Vakfı değil mi? Vakit’te bir haber. Yarınki Vakit Gazetesi mi bu? Sayfa 17. Ne diyor? Bir soruşturmada BAV mensupları aleyhinde, yani ben ve arkadaşlarım ve diğerleri aleyhinde gizli tanıklar oluşturarak, daha sonra bu tanıkların vermiş oldukları ifadelerin geri alınması karşılığında BAV mensuplarından 1 milyon TL talep ettiği iddia edilen 3 kişi, tehdit ve şantaj suçlarından gözaltına alındılar. Ne zaman, dün mü alındılar?
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dün? Ne oldu? Devam ediyor. “Tehdit ve şantaj suçunu işledikleri iddia edilen N.Y, T.U.M ve C.M. isimli kişilerin Emniyet tarafından ifadeleri alındı. Çete üyelerini yönlendirdiği iddiasıyla aranan İ.U. isimli kişinin İstanbul’dan ayrılmış olduğu ve diğer şüpheli K.Y.’nin ise yurtdışına çıktığı bildirildi. Emniyet birimlerinden alınan bilgiye göre, İ.U.’nun daha önceden uyuşturucu kullanma, uyuşturucu madde kullanma ve adam yaralama suçlarından sabıkası olduğu belirtildi. Ayrıca şüphelilerden İ.U. ve C.M.’nin BAV aleyhine ifade veren iki gizli tanığın ifadelerini geri aldırmaları için, her gizli tanık için 200 bin lira talep ettikleri, bu isteklerinin gerçekleştirilmemesi halinde, başka gizli tanıklar da bulacaklarını söyleyerek BAV mensuplarını tehdit ettikleri ifade edildi. İddialar üzerine hareteke geçen Emniyet birimleri önceki gün Kartal, Üsküdar ve Yakacık’ta üç farklı noktada, eş zamanlı operasyon yaparak N.Y, T.U.M ve C.M.’yi gözaltına aldılar. Soruşturma kapsamında İ.U. ve K.Y.’nin arandığı belirtilirken”, yakalama emri çıktı bunlar için, “operasyonda zanlıların evlerinde yapılan aramalarda bilgisayarlara ise incelenmek üzere el konulduğu öğrenildi”. Bu doğru, yani bu kişiler bize yönelik bir davada, gizli tanık oluşturarak, daha sonra da bu gizli tanıkların ifadelerini geri alması karşılığında BAV mensuplarından 1 milyon lira talep etmeleri konusu. Eğer iki gizli tanığın ifadelerini geri aldırmaları için, her gizli tanık için 200 bin lira talep ettikleri, bu isteklerinin gerçekleştirilmemesi halinde, başka gizli tanıklar da bulacaklarını, yani yeni uydurma gizli tanıklar bulacaklarını söyleyerek BAV mensuplarını tehdit ettikleri ifade edilmiş. Bunun üzerine polis 3 noktada operasyon yapmış, ikisi bunlardan araziler bu kişilerin, ki yakalama emri çıktı bunlarla ilgili. Diğerleri de göz altına alınmışlar. Bununla ilgili bir haber, gazete haberi. Yani tebliğ yapıyoruz ama, bakın bir de böyle işlerle uğraşmak da mevzubahis.
CİHAT GÜNDOĞDU: Evet uzun süredir bu şekilde gizli tanıklarla, bu şekilde dava açtırmaya çalışıyorlardı zaten inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet,Allah hidayet versin, Allah akıllarını, fikirlerini arttırsın.
“Selamun aleyküm Hocam ve onun kıymetli arkadaşları, Hocam ellerinizden öperim” diyor. Ve aleykümselam. “Ben Ankara’dan Ali”, hemşerimsin yani, “sorum şu, Neml Suresi’nin 40. ayetinde Kitabın bilgisine sahip diye birisinden bahsediliyor. Bu kimse ve bu Kitap nedir Hocam? Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi sizlerin ve tüm din kardeşlerimizin üzerine olsun.” O zamanki işte hak olan Kitap ne ise o. Mesala Kuran’da da birçok şeyin sırrı vardır. Birçok olayın, birçok şaşırtıcı vakanın sırları vardır. Bunların, bu sırların çözümü de hurufu mukatta denen harflerde gizlidir ve birçok şifre sistemi vardır Kuran’ın içerisinde, insanların hayret edeceği bilgiler vardır. Bunların bir kısmının zuhurunu önümüzdeki yıllarda, özellikle Hz. İsa (a.s.)’nın ve Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiği, tamamen belli olduğu yıllarda göreceğiz inşaAllah. Yahu maşaAllah kardeşlerimiz anlattığımız her şey akıllarında çok iyi kalıyor. Çok ustaca sorular soruyorlar. Kuran’da Hz. Hızır (a.s.)’a çok işaret eden yer vardır, onlar dikkatlerini çekmiş. Onlardan soru sormuşlar. Ama şimdi çok uzun bir konu o.
ADNAN OKTAR: Serdar Yavuz, İskoçya’dan yazmış. Çok sevimliler maşaAllah. Bak nelere dikkat ediyorlar. “Değerli Hocam” diyor, “Hz. İsa (a.s.)’nın iki eliyle Hz. Mehdi (a.s.)’yi sırtından iterek namaz kıldırmaya yönlendirmesi, bize Hz. Mehdi (a.s.)’nin vücut yapısı ile ilgili bir ip ucu vermez mi?” Yani hani omuzu geniş ya hadislerde, Mehdi (a.s.)’nin iki omuzuna ellerini koyuyor Hz. İsa (a.s.) her halde onu anlatıyor. “Ve dahası Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in anlattığı, Hz. Mehdi (a.s.)’nin fiziksel özellikleri ile yukarıdaki hadiste anlatılan Hz. İsa (a.s.)’nın Hz. Mehdi (a.s.)’yi iki eli ile itmek zorunda kalması tam uyum sağlamıyor mu? MaşaAllah” diyor. MaşaAllah. “Said Nursi Hazretleri’nin Hz. Mehdi (a.s.)’yi işaret ederek ‘acip şahıs’ demiş olması çok ilgimi çekti. Sizce acip şahıs tevsiri, tasfiri bir şifre olabilir mi” diyor. Tabii ki. “Acip” diyor “ve hiç bir cihette onun gibi olamam” diyor Bediüzzaman. Bak, şahs-ı manevici kardeşlerimize ithaf olur. “Hiç bir cihette Ahir Zaman’ın o acip şahsı gibi olamam” diyor.
“Sevgili Hocam. Uzayda devasa gök ada kümelerinin Güneş Sistemi’mizden başlayıp, bir hat boyunca hareket halinde olduğunu bilim adamları tespit etmişler”. Doğru, hepsi hareket halinde ve devamlı gittikçe açılıyorlar. Yani bir E5’te nasıl arabalar peşpeşe, kamyonlar falan böyle sıra ile gidiyorsa bir istikamete doğru, gökteki uzay cisimleri de öyle peşpeşe, birbirlerinin peşine takılmış uzay boşluğuna doğru yayılıyorlar, gidiyor. Bu doğru. “Kuran’da okuduğum bir ayette Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, ‘geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor’”. Tabii bu Kuran’ın bir mucizesi. Mesela her biri ayrı bir yörüngede, her yöne doğru, yani bir kürenin merkezinden etrafa yayılma nasıl olur? Mesela bir top, balon şişmeye başladığında nasıl şişiyor? Gittikçe genişliyor, genişliyor, uzayda öyle. Gök cisimleri de öyle. Balon gibi her yönde genişliyor. Bak şeytandan Allah’a sığınırım. “Her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor”. Her biri kendi yörüngesinde, o 360 derece açı içerisinde, her biri bir yörüngeye doğru gidiyorlar. Mesela biri bu tarafa doğru, biri o tarafa doğru, biri yukarıya doğru, biri aşağıya doğru, biri sağa, biri sola gidiyorlar. “Enbiya Suresi, 33, Hocam Allah ayetlerini görmemiz için yerde ve gökte birçok delil yaratmakta, bu da biz samimi Müslümanlar’ın imanını arttırmaktadır. Saygı ve sevgilerimle” Arzu Koçak. MaşaAllah Arzu kardeşimize.
Büşra Kahraman. MaşaAllah Büşra’ya. “Selamlar Sayın Hocam” diyor. Ve aleyna aleyküm selam ve Rahmetullah-ü ve Berekatü sevimli Büşra. “Allah sizlerden razı olsun”. Hepimizden Cenab-ı Allah razı olsun. “Sizi başarıya ulaştırsın”. Bütün Müslümanlar’ı başarıya ulaştırsın inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) için nasıl dua edelim Hocam” diyor. “Sizi gerçekten çok seviyoruz. Mübarek nurlu ellerinizden öperim”. Allah razı olsun, Allah sevgini arttırsın. Şöyle desinler, “Yarabbi Hz. Mehdi (a.s.)’ye bizi talebe et, ona asker kıl” desinler. “Hz. (İsa (a.s.) ile bizi karşılaştır. Onun güzel eli ile bizim yüzlerimizi meshetmesini bizlere nasip et” değil mi? Ta başından başlayacak mesh edecek inşaAllah Müslümanlar’ın yüzlerini diye dua edecekler. “İslam’ı dünyaya en kısa zamanda hakim et”. Ondan sonra “hayırlısı ile ömrümüzü uzun et. Bereket, bolluk ver. Türk İslam Birliği’nin en kısa sürede Yarabbi oluştur” diyecekler. “Müslümanlar arasındaki bölünmeyi, adaveti kaldır. Kuran’a tam tabi olmayı nasip et” diyecekler. “Kuran’ı hakkı ile anlamayı ve hakkı ile yaşamayı bize nasip et Yarabbi” diyecekler. “Hakkı ile iman etmeyi nasip et” diyecekler ve Allah’tan hidayet talep edecekler, “Yarabbi bize hidayet nasip et” diyecekler. İnşaAllah. Ve “derin, samimi sevgi kalbimize koy Yarabbi” diyecekler. “Allah aşkını, Allah tutkusunu kalbimize çok derin yerleştir Yarabbi” diyecekler, değil mi? Mümin Allah aşkı ile divane gezecek. İnşaAllah. Mecnun olacak yani değil mi? İnşaAllah. Evet. Bana, aslında bir telefon numarası da verelim de bundan sonra, doğrudan telefon etsinler.
ADNAN OKTAR: Ama şöyle olsun. Telefon etsinler, telefon yani canlı değil de, o anda banda alınsın, kısa bir süre sonra da bana bildirsinler. Öyle yapabiliriz. Yani mesela 2 dakika, 3 dakika sonra bana bildirsinler. Banttan, değil mi, nasıl olur?
ADNAN OKTAR: Olabilir, evet. BAV’a şantaj yapan çeteye operasyon. Evet, yarınki Vakit Gazetesi’nde. BAV mensuplarına şantaj yapan çeteye operasyon. Nelerle uğraşıyoruz görüyorsunuz.
CİHAT GÜNDOĞDU: İnşaAllah ayet-i kerime’de Allah şöyle buyuruyor Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler, oysa Biz onları alçaltılmışlar kıldık” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Onlar bir tuzak hazırladı diyor. Allah’ın tuzağı daha çetindir diyor Allah. Allah daha büyük bir tuzak hazırladı diyor. Allah, Müslümanlar ile uğraşanların oyunlarını ayaklarına dolasın. Allah, şeytana esir olanlara hidayet nasip etsin. Allah akıllarını başlarına almalarını nasip etsin. Hidayet vermediklerini de Allah, eğer zalimseler, ki hidayet ehli değil zaten, öyle demeyeyim Allah affetsin olmadı o. Hidayet vermediklerini de Allah Müslümanlardan uzak tutsun, inşaAllah. Ve gereği ne ise onu yapsın Cenab-ı Allah. Uygunu ne ise onu yapsın, inşaAllah.
Bugün maşaAllah giriş çok iyi. Site girişleri çok güzel olmuş. MaşaAllah böyle güzel. 91.000 neredeyse 100.000 bin demektir. Tabii en az böyle olması lazım. Herkesin birbirini değil mi, bilgilendirmesi, yakınlarını, akrabalarını bilgilendirmesi güzel olur. İnşaAllah böyle olsun. Cihat’ım bu gün bu kadar olsun.
SUNUCU: Sayın izleyenlerimiz yarın akşam Harun Yahya TV sitesinde yayınlanan Gece Sohbetleri programımızda görüşmek üzere iyi geceler diliyoruz.
ADNAN OKTAR: Hangi televizon kanalındayız yarın? Kanal 35. Evet yarın akşam 21:30’dan 23.30’a kadar. Tamam Kanal 35’teyiz. İzmir Kanal 35. Evet bütün İzmirliler’e selam ayrıca. Sonra da Harun Yahya TV’de devam edeceğiz. EvvelAllah, inşaAllah. Haydi bakalım.
Web siteleri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adil Yargı
Devamı ...Makaleler
Devamı ...