SUNUCU: Hayırlı akşamlar sevgili izleyicilerimiz. HarunYahya.Tv ve Mavi Karadeniz Radyo’dan sizlerle birlikteyiz. Aynı zamanda Asu Tv ekranlarından size sesleniyoruz. Bugün yanımızda birbirinden değerli konuklarımız var. Bugün de sizden gelen soruları Hocamıza yönlendireceğiz. Hocam izin verirseniz ilk gelen sorudan başlamak istiyorum.
SUNUCU: “Hayırlı akşamlar Sayın Hocam.”
ADNAN OKTAR: Hayırlı akşamlar.
SUNUCU: “TRT El Türkiye açıldı maşaAllah. Türk İslam Birliği için verdiğiniz çabaların sonuçlarından biri de bu televizyon kanalının açılması diye düşünüyorum Hocam. Artık Arap Müslüman kardeşlerimizle bağımız daha da kuvvetlenir diye düşünüyorum. Saygılar.” Melisa Tan, Eskişehir.
ADNAN OKTAR: Evet, benim dün dikkatimi çekti. Bayağı güzel olmuş Arap kanalı. Bu, Türkiye’nin lider olduğunun bir başka göstergesi. Her dilde devletin resmi televizyon kanalı var. Araplarla çok güzel bağlantı kurabileceğiz. Efendim bütün İslam ülkeleriyle çok güzel bağlantı kurabileceğiz. Kültürümüzü onlara yansıtabileceğiz. Onların kültürünü biz alabileceğiz. Türk İslam Birliği’nin oluşması için mükemmel bir zemin, gayet güzel bir zemin. İnşaAllah çok hayra vesile olur. İnşaAllah.
Ben bir şey anlatayım. Geçen günler “Hızır Kıssası’nda size balığı anlatacağım” dedim, balığın ne anlama geldiğini. Bir yönünü anlatayım. O Hz. İsa (as)’ın bulunduğu dönemin burcu kova burcu değildir, balık burcudur. Şu an biz kova çağına girdik. Yani 2012’den itibaren başlayacak. Balığın kaçması ve kaybolması balık çağının bittiğine işaret ediyor. Yani balık çağının bitmesinden sonra Mehdi (as)’ın çıkacağına işaret etmiş oluyor. Bir yönüyle budur. Yusuf Suresi’nde kovadan bahsedilmesi de Mehdi (as)’ın kova burcu çağında göreve başlayacağı ve kova burcunda olacağına işaret ediyor. Bir tanesini söylemiş olayım. Ama diğerlerine de yine sonra devam edeceğiz inşaAllah.
Evet, şimdi sorularına yine devam edebiliriz.
SUNUCU: Peki, bununla ilgili bir soru var, hemen onu sormak istiyorum Hocam. “Hocam, hayırlı geceler. Balık çağından, kova çağından bahsettiniz. Bunlardan bahsederken balık çağında Hz. İsa (as)’a dikkat çekilen, kova çağını da Hz. Mehdi (as)’a dikkat çekilen bir zaman dilimi olarak tasvir ettiniz. Buradaki balık çağı Hızır kıssasında dikkat çekilen balık mı?Balığın canlanması ve suda kaybolmasıHz. Mehdi (as) döneminde Hz. İsa (as)’ın nüzul etmesine işaret ediyor olabilir mi? Yine Hz. Musa (as)’ın çok zamanlar geçireceğini ve bu “çok zamanlar”ın zaman boyutları olabileceğiniz söylemiştiniz. Bu zaman boyutlarından da yine kova ve balık çağlarına dikkat çekiliyor gibi. Bunları biraz daha açıklarsanız sevinirim.” Mustafa Çetin, Elazığ.
ADNAN OKTAR: Mustafa zaten bayağı güzel, kapsamlı anlatmış. Tabii bir yönüyle öyle düşünebiliriz. Hz. İsa (as)’ın zuhuruna ve nüzulüne işaret ediyor olarak görebiliriz. Çünkü Kuran’daki semboller bizim beynimizi açmak için, derin düşünmemiz için özel verilir. Biz onun üstünde saatlerce düşünürüz. O sembolleri çözmeye çalışırız. Oradaki işaretleri anlamaya çalışırız. Hem bu insanın aklının gelişmesine sebep olur, hem derinlik almasına sebep olur. Hem de Allah’ın gizlediği sırları insanların görmesi mümkün olur. Ama düşünüldüğünde Allah bu sırları açar. Mesela Kuran’ın birçok sırrı, birçok anlatımı daha çözülememiştir, bilinmiyor. Onlardan biri de budur. O yönüyle doğru.
SUNUCU: Peki, hemen diğer sorumla devam etmek istiyorum. “Değerli Hocam, Taha Akyol’un programında ısrarla Mehdiyet gerçeği gizlenmeye çalışıldı. “Bir kavim kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir.” (Enfal Suresi, 53) ayetini de kendilerince yanlış yorumlayarak Mehdi (as)’ın gelmeyeceğini söylediler. Mehdi (as)’ın kurtarıcı anlamında olduğunu, kurtarıcı bekleme düşüncesinde kişi ne yaparsa yapsın kurtarıcı geleceğini, oysa ayette Allah’ın bizim kendimizi değiştirmedikçe yeryüzüne müdahale etmeyeceğini bildirdiğini söylediler. Sizin de bu konuda yorumunuzu öğrenebilir miyim?” Zafer Yolçay, Trabzon.
ADNAN OKTAR: Zafer kardeş çok dikkatli bir izleyici demek ki, maşaAllah. “Biz kendimizi değiştirmedikçe”. Bizi değiştiren kim? Allah. Firavun zamanında insanların delalete düşmesini sağlayan kim? Allah’tır. Nemrut zamanında delalete düşmeyi sağlayan kimdir? Allah’tır. Onları kurtaran kimdir? Allah’tır. Allah dünyaya hakimiyeti dilediğinde insanlara hidayet veriyor. İnsanlar akın akın Allah’ın dinine giriyorlar ve Mehdi (as)’ı de vesile ediyor. Bunların hepsi bir bütündür. Yani insanların canı ister iman eder, canı ister iman etmez gibi görünmekle beraber iman etmelerini sağlayan Allah’tır. Dolayısıyla ahir zamanda insanlara Allah hidayet verecektir. O hidayetin başına da Mehdi (as)’ı getirecektir. O hidayet topluluğunun başına da Mehdi (as)’ı getirecektir. Dolayısıyla ayet doğru, anlamı da doğru, tahakkuk edişi şeklinde de zaten görüyorsunuz. Şu an mesela Türkiye’de insanların yüzde 90’ı dindar ve Darwinizm’e inanmıyor Türkiye’de insanlar, yani yüzde 90 oranında inanmıyorlar. Bu çok yüksek bir oran. Demek ki Mehdi (as) bu toplum içerisinden çıkacak demektir. O dedikleri ayet demek ki gerçekleşiyor. Bir toplum kendini değiştirmiş, dindar olmuş. Güzel huylu, güzel ahlaklı, yiğit, delikanlı bir millet, değil mi? Bu millet İslam’ın liderliğini hak ediyor. Türk İslam Birliği’ni hak ediyor inşaAllah. Allah da verecek bunu, bu nimetini, bu kadar açık. Doğru o ayet, yani Mehdiyet’i çok güzel vurguluyor bu yönüyle.
SUNUCU: Hemen diğer sorumla devam ediyorum. “Selamun aleyküm. Suriyeli ateist, spiker bir kadın İslam hakkında uygun olmayan şeyler söylemiş. Lütfen bir şeyler söyleyin.” Halit, Marmara Üniversitesi öğrencisi.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve rahmetullahu ve berakatuhu. Evet, öyle bir kadın varmış. Dün baktım, aradım, buldum. Çirkin, efendim, yaşı geçkin bir hanım. Dünyaya küsmüş, içinde öfke ve nefret gelişmiş bir bayan. Eğer o bayan inanın güzel bir insan olsaydı, böyle sevilen bir insan olsaydı, sevgiyi bilseydi, o kadar ruhu kin dolu olmazdı ve o kadar nefret dolu konuşmalar yapmazdı. Gördüm, çok coşmuş böyle. Bir de alkışlayanları da var, şakşakçıları da var. Onlar da ayarlanmış. Böyle kişileri maalesef bazı evanjelik kardeşlerimiz, mason evanjelik kardeşlerimiz veyahut arkadaşlarımız maddi manevi destekliyorlar. “Sen büyük yeteneksin işte çık İslam’a, dine, Peygamber’e bir şeyler söyle” diyorlar. “Biz zaten karşıyız ama bizim söylememiz etkili olmaz. Sen Müslüman kimliğiyle biliniyorsun. Sen bağırıp çağırırsan daha dikkat çeker” gibisinden zayıf olan insanları, ortada olan insanlara yahut araştırması olmayan insanları etkilemek amacıyla böyle tipleri bazen ortaya çıkarıyorlar. Kendince böyle yine en önemli silahı ele almış kendince, cinsellik. Yani cinsellikle dini İslam’ı vurmaya çalışıyor kendince. Hep tarih boyunca hep öyle olmuştur. Hz. İsa (as)’ya cinsellik iftirası atılmıştır; Hz. Yusuf (as)’a hep cinsellik iftirası, Hz. Meryem (as)’a yine cinsellik ile ilgili iftira atılmıştır. Hz. Meryem (as)’a gayrimeşru hanım görüntüsü verilmiştir. Hz. İsa (as)’a -haşa- gayrimeşru ilişkiden olan çocuk imajı verilmiştir. İşte diğer Peygamberana da aynı tarzda iftiralar atılmıştır. Hz. Yusuf (as)’ı biliyorsunuz tecavüz suçu ile 7 yıl tuttular. Böyle bir şey yapmadığı halde o devirdeki bir kadının iftirası sonucunda kendisine zorla tecavüz etti iddiasıyla, haksız bir iddiayla 7 yıl yattı biliyorsunuz, hapis yattı. Biz o yüzden Hz. Yusuf (as)’ı çok severiz. En sevdiğimiz sebeplerden, araştırdığımızda budur. Bu hanım da oradan yaklaşıyor. Peygamber Efendimiz (sav)’in evliliklerinden yaklaşıyor. Şimdi bir kere Arabistan’da, Arap Yarımadası’nda ve özellikle o devirde insan ömrü en fazla 30-40 yıldı o zamanlar. Mesela Peygamberimiz (sav) çok uzun yaşamıştır. 63 yaş çok uzun bir yaştır oraya göre. Yani çok erken ölür insan. O zamanlarda özellikle antibiyotik ve ilaçlar olmadığı için, başka şeyler olmadığı için çok genç ölümler oluyordu. Mesela Peygamberimiz (sav) sağ iken bütün çocuklarını kaybetti. Hemen hemen bütün hanımlarını kaybetti, çoğunu kaybetti. Hepsi vefat ediyorlardı. Hanımlar da erken olgunlaşıyorlar, sıcağın etkisiyle. Mesela 10 yaşında, 11 yaşında, 9 yaşında normal genç kız görünümü alıyorlar. Peygamber Efendimiz (sav) de 9 yaşındayken nişanlanmıştır yani bu son derece normal olan bir şey, yaşı biraz daha büyüyünce de evlenmiştir. Bunu en önemli silah olarak kendince anlatıyor ve büyük bir coşkuyla, çok samimiyetsiz bir anlatım, çok garip bir anlatım. İslam’da şiddetin olduğunu vurguluyor. Halbuki İslam’da savunma savaşları vardır. Yani atak savaşı yoktur, durduk yere bir fetih savaşı yoktur. Yani hadi gidelim şu düşman ülkesini alalım, şurayı alalım, böyle bir şey yoktu. Adam saldırır, can güvenliğin olarak kendini korursun, korumuştur. Peygamber Efendimiz (sav)’in zamanında yapılan savaşların tamamı savunma savaşıdır. Hendek adı üstünde, hendek kazıyorlar. Adamlar saldırmasın diye kazıyorlar. Bir insan kendisine hendek kazar mı çevresine? Amaç orada kendini korumak. O zamanki insanlar, Peygamberimiz (sav)’in karşısındaki insanlar, cahil insanlar ve psikopat ve gözünü kan bürümüş, eli kanlı katiller bunlar. Ve o zaman polis yok, hakim yok, savcı yok, adliye yok, bir şey yok. Adamların astığı astık, kestiği kestik. Ne yapsın Peygamber (sav). Nur gibi Müslüman genç kızlar var, çocuklar var, anneler var, bacılar var. Adamlar geliyor, “biz öldüreceğiz” diyorlar. Efendim “ırzına, haysiyetine, kişiliğine yönelik saldırıda bulunacağız” diyorlar ve nitekim de gelip vuruyor, öldürüyor. Ne yapsın? Savunacak tabii ki kendisini. Farzdır bu. “Niye kendini savundu?” diyor. Yani bu soru mu, şu. Şimdi kendisine birisi saldırsa, kendisini savunmayacak mı? O zaman bir psikopat ile karşılaştın mı bir bak bakalım ne yapıyor? İllaki savunacaktır. Bundan makul ne olabilir? Yani her ülke, her insan kendine saldırıldığında nefsi müdafaa vardır ve kendini savunur. Dolayısıyla böyle cahilce, halkın bir kısmının bilgisizliğinden istifade ederek İslam’a, Kuran’a, dine saldırmaya kalkması çok ilkel bir hareket. Bir de kompleksli bir hanım. Sorun oradan kaynaklanıyor. O bir güzel hanım olacaktı da, gösterişli bir hanım olacaktı da o lafları söyleyecekti. Söylemezdi. O, hayata küsüyor, öyle tipler. Hayattan intikam almak isterler, psikopat olurlar. Daha da olmazsa kendine zarar verir öyle tipler en sonunda. Yani çok bilinir bu, “ben niye böyleyim?” Halbuki insan der; “Cenab-ı Allah beni böyle yarattı. Bunda bir hayır var. Demek ki dünyaya olan benim ilgimi, isteğimi Allah yok etmek istiyor. Beni Kendisi’ne yakın kılmak istiyor. Dünyadan küstürmek istiyor beni” der ve hayra yorar, değil mi? Mesela kör olan insanlar vardır, topal olan insanlar vardır. Bu çok makbuldür, daha fazla sevap kazanmalarını sağlar bu onların. Dolayısıyla bu hanıma benim tavsiyem, Allah’a tevekkül etmesi, yani çirkinliğinden komplekse kapılmaması. Bir de böyle tipler, neyse o detaya girmeyeyim de. Yani normal birisi değil özetle.
SUNUCU: Diğer soruyla devam ediyorum o zaman. “Değerli Hocam, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden Mehdi (as) Hazretleri her yönüyle çok defa anlatılmış. Gelişinden önce dünyada meydana gelecek olaylar, geliş zamanı, gelişinden sonraki dönem, görünümünü çok detaylı anlatıyor. Tedirginlik içinde Mehdi (as) gelmeyecek diye programlar yapan kişiler Ehl-i Sünnet alimlerimizin ve Peygamberimiz (sav)’in hadisleri hakkında ne düşünüyor acaba?” Mustafa Murat Güçlü, Fatih’ten soruyor.
ADNAN OKTAR: Evet, dün Taha Akyol bir ekip toplamış ki içlerinde değerli insanlar da var aslında. Hepsi değerli tabii bizim için. Fakat halkımızı böyle 1940’ların, 50’lerin insanları gibi görüyorlar. Bu, kelebek bıyıklı bir zihniyet vardır. O bir türlü ondan ileriye gidemez. Hep Hitler dönemi, efendim Hasan Saka dönemi, o devirde kalmıştır. Halk o zaman hakikaten cahildi, milletimizin bir kısmı cahildi. Tiyatroyla yahut böyle aydınların topluluğa yaptığı konuşmayla onları aydınlatıyorlardı. Hatta o zamanki hikayelerde bile, hikaye aralarında halkın kültürünü artıracak bilgiler konurdu o yazıların arasına, bilgi artırılması için. Bizim milletimiz son derece kültürlü ve bilgili. Üstelik hepsi çok iyi interneti kullanıyorlar. Böyle bir ortamda böyle bir kelebek bıyık havasına girmeye, oturup milleti aydınlatmaya kalkmak biraz değişik duruyor. Yani onların vereceği bilgiye bizim halkımızın hiç ihtiyacı yok. Hepsini tenzih ederim tabii, bir kısmını söylüyorum. İnternete girdiklerinde zaten Mehdi (as) hakkında bilgi bulabiliyorlar. Yani Mehdi (as) karşıtı bilgi de bulabilirler, Mehdi (as) hakkında bilgi de bulabilirler. Dolayısıyla böyle, “işte Hızır (as) bir efsanedir, Mehdi (as) gelmeyecektir...” Tabii bunları söylesinler çünkü bu daha çok dikkati çekecektir. Mehdi (as) konusunun daha gündeme gelmesini sağlayacaktır. Mesela dünkü internet girişi rekordu bizde. Ben yani hiç böyle bir şeyle karşılaşmadım. İlk defa gördüm. Muazzam bir ilgi alaka oldu. Bundan sonra da olacaktır ki zaten o mağlubiyeti kabul edemedi. Bir daha bir program daha yapacağız dedi. Dün dümdüz oldu. Yani seyredenlerin gönderdikleri maillerden anladı. Çünkü yüzlerce binlerce mail geldi. Hepsi Mehdi (as) konusunda uzmanlaşmış kişiler, mail gönderen insanların kültürüyle kendi bilgisini karşılaştırdı, baktı ki kendisi hakikaten cahil. Ve dedi “bu konuda benim bilgim yok” dedi sonra. Önce bak, mürşit, öğretmen olarak çıktı, halkı aydınlatmak için çıktı. Sonra mailleri görünce cehaletini anladı. Gençlerin, halkımızın ne kadar kültürlü olduğunu, ne kadar bilgili olduğunu görünce, çünkü maillerden öğreniyor Mehdiyet’i, konuyu orada öğrendi, her şeyi oradan öğrenmeye başladı. Ve “ben bu konuda fazla bilgili değilim” dedi ve “bu konuyu daha fazla uzatmayalım” dedi. Tamam, güzel ama inşaAllah bir daha bir program daha yapar. Daha detaylı cevap veririz. Mehdiyet, Ehl-i Sünnet inancında reddedilecek bir konu değil. Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerinde haktır Mehdi (as)’ın gelişi. Şia’da haktır, Caferilik’te haktır, Alevilik’te, Bektaşilik’te, hepsinde haktır. Yani Mehdi (as)’ı bütün milletimiz bekler. Marjinal çok küçük gruplar beklemezler, onlara da saygı duyuyoruz, çok normal yani. Tevrat’ta müjdelenmiştir Mehdi (as), İncil’de müjdelenmiştir. “İsrailiyat” diyor ama Tevrat’ı Kuran övüyor. İsrailiyat diye yani kenara itilecek bir bilgi değildir, haşa. Yani Tevrat tamamı yanlış olan bir kitap değildir. İçinde yanlış olan kısımlar vardır onlar çıkarılır, ama Tevrat hak kitaptır. Yani tahrif olan kısımları ayrıdır, onları çıkarırsın. Nasıl anlarız? Kuran’la kıyaslayarak anlarız.
Devam edelim evet.
SUNUCU: Mehdi (as) ile alakalı başka bir sorumuz daha var. “Selamun aleyküm, Sevgili Seyyid Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Hz. Mehdi (as) heybetli görünüşüne rağmen ses tonu, hareketleri gayet doğal ve yumuşak mı olacak. Alnında parlak bir nokta olacak mı? Birçok kesime hitap edecek mi? Bizi aydınlatırsınız inşaAllah.” Bilal Yavuz.
ADNAN OKTAR: Bilal bizi sevenlerden biri herhalde, anladığım kadarıyla. Yine bir imalar var gibi geldi bana, hayırlısı. Bakayım şu Bilal’ın yazısına. Bir kere selamını almadığım herkese “Aleyküm selam” diyorum. Daha önce bazı kardeşlerimizin selamını almamışım, Allah affetsin, hepsine “aleyküm selam ve rahmetullahu ve berakatuhu” diyorum. Efendim Bilal kardeşimize de “aleyküm selam ve rahmetullahu ve berakatuhu” diyorum. “Sevgili Seyyid Adnan Hocam” diyor. Zaten onunla başladıysa bu konuyu çok iyi biliyor demektir. “Hz. Mehdi (as) heybetli görünüşüne rağmen ses tonu, hareketleri gayet doğal mı olacak?” diyor. Evet, bütün Peygamberler, bütün mürşitler hep güzeldir hitapları yani hitabetleri güzeldir. Mesela, Peygamberimiz (sav)’in çok güzeldi sesi, Mehdi (as)’ın da tabii sesi güzel olacaktır, üslubu hoş olacaktır. Yüzü parlaktır, sadece alnı değil. Yüzü yani bütün vücudunun tamamında bir nur vardır Mehdi (as)’da. Ama bu alametlerinden sadece bir tanesidir. Mesela yüzünde parlaklık birçok insanda olabilir. Bu belirleyici, net bir şey değildir. Belirleyici, net olan İslam’ın dünyaya hâkim olması durumunda, insanlar kim vesile oldu, yani “dikkatinizi nasıl bir insan çekti?” denildiğinde, diyecekler ki “falanca kişi bizim dikkatimizi çekti. O vesile olmuş görünüyor” diyecekler. “İsa (as) ile namaz kıldı mı?” diyeceğiz. “Evet” diyecekler, “imamlık yaptı, Hz. İsa (as) onu imamlığa sırtından iterek imamlığa geçirdi.” O zaman diyeceğiz, “herhalde o” diyeceğiz. “Allah-u alem” diyeceğiz ama “illa ki o” demeyeceğiz, yani zann-ı galiple. Mehdi (as)’ı duymuş muydun daha önce?
SUNUCU 2: Evet duymuştum.
ADNAN OKTAR: Duymuştun değil mi? Sen duymuş muydun?
SUNUCU 3: Duydum evet.
ADNAN OKTAR: Demek ki biliniyormuş bak.
SUNUCU 1: Hemen Mehdi (as) ile alakalı başka bir sorumuza geçiyorum Hocam. “Muhterem Hocam, biz daha önce Risalelerden dersler yaparken genelde ahir zamanla alakalı konulardan pek bahsetmezdik. Sizin açıklamalarınızdan sonra okuyup, üzerlerinde düşünmeye başlayınca sizin söylediklerinizin doğru olduğunu anladım. Fakat hala bazıları Risaleler’deki ahir zaman ve Mehdi (as) ile ilgili kısımları hemen geçiyorlar. Halbuki ahir zamanda yaşadığımıza göre en çok bu konular üzerinde durmak gerekmez mi? Sizce böyle yapanların amacı nedir? Ahir zamanda olduklarının farkında değiller mi? İslam aleminin içinde bulunduğu zorlukların farkında değiller mi?” Mustafa Yılmaz.
ADNAN OKTAR: Mustafa kardeşimiz doğru söylüyor. Yani bir kere Müslüman, özgür düşünen, samimi düşünen, Allah’a aşık, İslam’ın dünyaya hakim olması için can atan, böyle içi içine sığmayan bir insandır, yani miskin, bitkin, böyle içine kapalı bir insan değildir. Veyahut durumu muhafazacı değildir. Daima ilerlemecidir. Yani gelişmeyi sürekli ister, ben Nur talebesi kardeşlerimi daha önce görmüştüm. Onların içinde de bulundum. Bir stil, ekol oluşturulduğunda toplum ona uyuyor. Mesela bu, bazı partilerde de vardır. O partinin klasik özelliklerini alır şahıs. Yani hemen anlarsın. Bu, şu partidendir. Anlaşılır tipinden. Veyahut bir ekole bağlıdır. Hemen anlaşılır. Hatta meslek gruplarında bile anlaşılır, değil mi? Mesela kasap anlaşılıyor. Bakıyorsun tamam. Mesela doktor da anlaşılıyor. Ayrı oluyor simaları, bunun gibi yani. Orada bir kişilik katılaşması oluyor bazen. Halbuki çok elastiki düşünürüm. Ben mesela, ilk bana Şualar kitabını vermişlerdi Risale-i Nur Külliyatı’ndan. Ben merakla 5. Şua’yı açtım ve heyecanla okumuştum. Ve son derece özgür düşündüm. Anladım orada Mehdi (as)’ın geleceğini. Bir lise öğrencisiyken çok rahat anladım. Bana örtbas ettiklerini de anladım konuştuklarında, anlaşılmayacak gibi değil ki. Yani bu biraz samimiyeti zorlayan bir şey, samimiyetsiz bir hareket olmuş oluyor. Bediüzzaman bir şeyi anlatmak istediğinde çok net ve sarih, samimi anlatmıştır. Ledün-i bir tavır sergilememiştir, Müslümanları yanlış bilgilendiren bir üslubu yoktur. Yani tam doğru bir bilgi vermiştir. Ve delile dayandırmıştır bu bilgilerini verirken. Fakat mesela Allah esirgesin, birisi birini öldürmeye kalkarsa, Müslüman burada demez o kişi için, tabii, demin buradan çıktı dersin. Yani onu korumak için, meşru bir yalan olabilir çok mecbur olunursa ama burada bir yalan için bir sebep yok ki Bediüzzaman’ın yalan söylemesi için. Ve yüzlerce sayfa yalan söylenmez. “Ben Mehdi değilim” der, konu biter. Yani niçin genişletsin olayı? Mesela bir insana diyorlar ki; “sen Mehdi misin?” diyorlar, “bir iddian var mı?” “Hayır değilim” diyor, bizim kanaatimiz geliyor, o konu bitiyor. Yani “bunu ispat et, Mehdi (as) olmadığını ispat et” der miyiz biz birisine. “Delil göster” der miyiz? “Değilim” diyorsa, değildir bu kadar, inşaAllah.
SUNUCU: Diğer soruyla devam ediyorum. “Selamun aleyküm”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Hocamız röportajlarında İncil’in ve Tevrat’ın orijinal hallerinin bulunacağını söylemişti. Bulunduğu zaman Tevrat ve İncil’de yazanlardan sorumlu tutulacak mıyız?” İstanbul’dan Arif Aydınlı.
ADNAN OKTAR: Tevrat ve İncil’de yazanlardan (tahrif edilmemiş olan yerlerden) biz sorumluyuz. Çünkü Kuran’la aynı, mutabıktır. Yani mesela Tevrat’ta yazan bir ayeti Kuran net olarak açıklıyor. Mesela diyor ki “o tabletlerin birisinde şu yazıyordu” diyor Allah. Açıkça yazıyor. Şimdi biz Tevrat’tan sorumlu olmuş oluyoruz. Yani Tevrat’taki izahların aynısı Kuran’da var. Birçok Kuran ayeti Tevrat’ta aynen, yaklaşık yani hemen hemen aynı kelimelerle vardır. İncil’de de yaklaşık aynı kelimelerle vardır. Dolayısıyla yani Tevrat, İncil ve Kuran’ın bir farkı yoktur. Ama şeriat değişiklikleri vardır. Tabii bazı hükümlerde, helallerde, haramlarda değişiklikler vardır. O yönüyle değişir. Yoksa mesela İncil’de de namaz vardır. Tevrat’ta da namaz vardır. Kuran’da da namaz vardır. Hz. İbrahim (as) zamanında da vardı namaz. Hep aynıdır namaz. Şekli kılınış şekli, kıyam, rüku, secde hepsi aynıdır. Hatta bakın eski yazıtlara, kaya oymalarında namaz figürleri vardır. Mesela adam ayakta kıyam, rüku etmiş, secdeye kapanmış yani on binlerce yıllık eski olan bir ibadettir. İlk defa olan bir ibadet değildir. Hz. Adem (as)’den itibaren devam eden bir ibadettir. Dolayısıyla benzerlikler olur.
SUNUCU: Hemen yeni gelen sorumuzu yöneltiyorum. “Hocam bundan 10 yıl öncePakistan’da iç karışıklık çıkmak üzereydi. Ama bugünlerde Cumhurbaşkanı’nın ziyareti sırasında muhalifler ve iktidardakiler bir araya geldi. Pakistan’a aktif olarak Amerika bile müdahale edemezken Türkiye nasıl böyle faydalı olabiliyor, destek veriyor. Bu gelişmeleri gördüğümde aklıma ilk siz ve Türk İslam Birliği hakkındaki sözleriniz geliyor. Allah razı olsun. Siz deyince oluyor. Allah’ın izniyle çok şaşırıyorum bunları görünce ve çok seviniyorum.” Kartal.
ADNAN OKTAR: Kartal’a bakayım. “10 yıl öncePakistan’da iç karışıklık çıkmak üzereydi.” Doğru. “Ama bugünlerde Cumhurbaşkanı’nın ziyareti sırasında muhalifler ve iktidardakiler bir araya geldi. Pakistan’a aktif olarak Amerika bile müdahale edemezken Türkiye nasıl böyle faydalı oluyor, destek veriyor. Bu gelişmeleri gördüğümde aklıma ilk siz ve Türk İslam Birliği hakkındaki sözleriniz geliyor.” Pakistan’la Türkiye eskiden beri kol koladır. Pakistan’ın konumu sanki Türkiye’nin bir ili gibidir. Fakat bu bilinmiyor. Yani bütün devlet yöneticileri Türkiye’ye hayrandır. Ve Türkiye ile iç içedirler. Kurtuluş Savaşı döneminde de biliyorsunuz, Pakistan’ın bize çok büyük desteği olmuştu o dönemde. Pakistan’da müthiş bir Türkiye hayranlığı vardır. Afganistan’da da vardır. Yani bu sadece hayata geçirilecek. Yoksa Türk İslam Birliği zaten fiilen var dünyada. Mesela siz Kazakistan’a gitseniz deseniz ki; “Türkiye’yle birleşmek ister misiniz?” Yani içleri erir. Acayip hoşlarına gider ama buna öncülük yapacak yani buna aktif karar verecek bir mekanizma arıyorlar. Yani bu azim ve kararlılık gerektiren bir şeydir. Azim ve kararlılık olmadan olmaz.
SUNUCU: Hemen diğer bir soruyu yöneltiyorum. “İyi akşamlar Hocam, Allah’ın mekanı olmadığının delilleri nelerdir? ‘Melekler ve ruh Allah’a uzunluğu elli bin yıl olan bir günde yükselirler’ ayetini nasıl anlamalıyız?” Tahsin Tokat, Hatay.
ADNAN OKTAR: Elli bin yıl, mesela ışık hızıyla yol alıyorlar, belirli bir mekana geliyorlar, Allah onlara orada tecelli ediyor. Ama elli bin yıl aldıkları yol başka bir varlık için şu kadar oluyor. Elli bin ışık yılı yol alıyor. Başka bir varlık baktığında şu kadarcık bir şey olur. Evet. Dolayısıyla Allah için zaman ve mekan yoktur. Hatta bir başkası için toplu iğnenin ucu kadardır. O kadar yol. Yani bakın elli bin sene sürecek ışık hızıyla gidilecek bir yol. Allah orada ona tecelli ediyor, mesela Hz. Musa (as)’a bir çalıda, yanan bir çalıda tecelli ediyor Allah, tecelli yeri, oraya kadar geliyor, hatta diyor; “sen Kutsal vadi Tuva’dasın” diyor, “ayakkabılarını çıkart” diyor, Allah orada tecelli ediyor. Allah istese Hz. Musa (as)’a kendi evinde de tecelli edebilirdi. Bulunduğu mahallede de tecelli edebilirdi. Ama oraya geldiğindeki tecellisini esas alıyor. Mesela başka bir yerde de “Yarabbi,” diyor “ben Seni görmek istiyorum” diyor. “Ben” diyor “dağa tecelli edeceğim,” diyor Allah, “eğer dayanabilirsen Beni görürsün” diyor Allah. Dağa tecelli ettiğinde biliyorsunuz, çok şiddetli bir olay meydana geldi. Hz. Musa (as) dayanamadı. Paramparça oldu ortalık, Hz. Musa (as) bayıldı olayın şiddetinden. Zaten çok heyecanlı bir Peygamber, Hz. Musa (as). Bayıldı, anladı ki yani ancak Allah’ın tecellilerini görebiliyor. Tecellisine bile dayanamıyor çünkü orada tecelli ettiğinde. Ama tabii insanlarda da tecelli eder Allah, bitkilerde tecelli eder, her yerde tecelli eder. Dolayısıyla Allah mekandan münezzeh, zamandan münezzeh derken, bizim bilmeyeceğimiz şekilde mekanın ve zamanın dışında Allah. Yani yeni başka bir şey var. Mesela mekan ve zaman gibi bir şey daha var. Ve o bir şey daha dışında yine bir şey daha var. Yani biz bilmiyoruz. Mesela “Cennette” diyor Cenab-ı Allah “ben size 70 ayrı renk sunacağım” diyor, 7 rengin dışında 70 renk. Nüansları değil bak, renk nüansı değil, yani mavi gibi, kırmızı gibi ana renk farklılıkları. Şimdi mesela düşünsek aklımıza gelir mi renk? Bize göre 7 renk dışında, kafamızı zorluyoruz bulamıyoruz, ancak ara renkler olabiliyor. Ama “Ben yapacağım” diyor Allah. 70 tane. Ama Allah’ın sonsuz renk yapma gücü var ama sadece orada 70 tanesini gösteriyor. Allah ayette diyor, “Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler” diyor. Allah’ın büyüklüğü birçok insanın tahmininin çok çok üzerinde, yani kafalarında tasavvur edemeyecekleri büyük bir güce sahip. O yüzden yani mekanı ve zamanı insanlar her şey zannediyor. Allah için mekan ve zaman bizim için yaratılmış bir şey. O, onun dışında, inşaAllah.
SUNUCU: “Hocam konuşmalarınızda bazen Cübbeli Ahmet Hoca’dan bahsederken onun cemaatine de bazı çağrılarda bulunuyorsunuz. Cemaatinden size olumlu ya da olumsuz fikir belirten oluyor mu? Bu kişiler nasıl olup da Cübbeli Hoca’nın çelişkilerini göremiyorlar. Yoksa biliyorlar da gizliyorlar mı?”
ADNAN OKTAR: Şüphesiz aklı başında insanlar, internete giriyorlar, kitap okuyorlar yani mutlaka anormal olan bir şey olduğunda veyahut yanlış olan bir şey olduğunu görürler. Ama tabii şimdi insan kendi arkadaşı, kendi çevresi olduğunda daha bir tarafkar olabilir bazen. Mesela ben Mahmut Hoca’yı severim, çok saygı duyarım, çok lafını sözünü bilen, olgun bir insandır, çok nezaketlidir, böyle itici bir üslup kullanmaz, hiçbir zaman için de kullanmadı şu ana kadar, polemiğe de girmez, o tip bir şey yapmaz. Mesela büyük Hoca efendiler var yine o cemaate mensup, onları da tanırım ben bir kısmını, çok nezih insanlardır. Böyle olgun, dengeli, tutarlı, makul konuşan insanlardır. Olabilir yani böyle bir durumda olabilir. Onda da bir hayır var. Çünkü Mehdi (as) konusunda mesela gösterdiği reaksiyon Mehdiyet’in Türkiye’de çok iyi tanınmasını sağladı. Mesela Bediüzzaman’ın aleyhinde konuştu. Dedi ki; “Bediüzzaman’ın 30 hususta Ehl-i Sünnet’e muhalif olduğuna dair bir bilgi duydum” dedi. Bediüzzaman’ı çok daha iyi insanlar anlamış oldular. Sonra zaten çıktı özür diledi. Ama özür de şöyle, bakın; “biraz sıkıntı içime geldiği zaman bir meczup zat vardı, keşfe açık”, bak adam baktı mı görüyor, onun şeyine göre, sağlam bir kaynaktan bahsediyor. “Şimdi vefat etti. Allah rahmet eylesin. Ama her şeyi öleceğine kadar her şeyi önceden söylüyordu”, hep söyledikleri de çıkmış. “Dedi ki”, oradan sağlam bir delil veriyor, “Bediüzzaman Hazretleri rüyama girdi dedi, Ahmet’e selam söyle” Cübbeli’ye, Bediüzzaman’la bağlantıya geçmiş, Bediüzzaman ona selam söylüyor. “Ben, onu seviyorum.” Biz Nur talebesi olduğumuza göre, Bediüzzaman’ı da herkes sevdiğine göre, bütün cemaatler sevdiğine göre, Bediüzzaman’ın sevdiğini biz de sevmek durumunda olacağımıza göre, dolayısıyla onu ne eleştirebiliriz, Bediüzzaman’ın sevdiği bir insansa zaten kutsal bir şahıs, olağanüstü biri olmuş oluyor ve evliya olmuş oluyor, veli olmuş oluyor. Dolayısıyla bir zırha girmiş oluyor. Bakın çok kurnazca bir üslup. “Ahmet’e selam söyle. Ben, onu seviyorum. Ben, onların anladığı görüşlerde değilim.” Bediüzzaman kendini savunuyor Cübbeli’ye karşı. Yani kendini kabul ettirmek için gayret ediyor ama keramet göstererek Cübbeli’nin harika yönünü de vurgulamış oluyor. “Benim adıma böyle şeyler çıkartırlarsa, ben o görüşlerden uzağım, ben o kafada değilim.” Yani savunmada Bediüzzaman. “Ahmet’e söyle, şüphe etmesin benden.” Yani rica ediyor. Dolayısıyla Cübbeli de bu ricayı kırmıyor ve Bediüzzaman’ı aklıyor. Diyor; “iyi bir insandır” diyor, “artık güvenebilirsiniz” diyor. Ama bakın, “Ben, onu seviyorum.” Yani bir kere Bediüzzaman desteklediği bir insan ve rüyayla... Cahil bir insana bunu söylersen sen, Bediüzzaman gibi bir insan, veli bir insan hakikaten de öyledir. Bir başka veli kanalıyla, bak sağlama almış, kendine de gelmemiş rüya. “Ben rüyamda gördüm” demiyor, orada da kurnazlık yapıyor acayip kurnaz. Çünkü o zaman onun yalan söylediği düşünülebilir. Ama bir başka kişi söylediğine göre çok daha sağlam. Üstelik diyor ki; “meczup bir zat” yani dünyadan geçmiş, evliya ve keşfe açık, ne söylese doğru çıkıyor ve zaten delil veriyor. Diyor ki: “şimdi vefat etti” diyor, yani savunma imkanı da yok o şahsın şu an. “Ben bunu demedim” de diyemez artık. Çünkü vefat etmiş bir kere, her şeyi sağlama almış. “Ama her şeyi, öleceğine kadar, her şeyi önceden söylüyordu.” Yani bu kadar keşfe açıksa, zaten bu konu nettir, doğrudur. “Hep çıktı söyledikleri” bakın tamamı çıkmış. Ki ben bunu Bediüzzaman için söylüyorum genelde. Bu da o şahıs için söylüyor, inşaAllah öyledir ayrı mesele. O şahsı ben tanımam, Allah rahmet etsin, bir şey demiyorum. Bakın dedi ki, “Bediüzzaman Hazretleri rüyama girdi” dedi, “Ahmet’e selam söyle ben onu seviyorum.” Ve bunu duyan Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmı bayram ettiler, acayip sevindiler. Onu böyle getirdiler ağırladılar. Sen, Bediüzzaman’ı artık kabul ediyorsun, ne güzel, böyle heyecan içerisinde. Mesela ben olsam böyle bir açıklamayı yaptığında bunun ne anlama geldiğini anlardım ve oturup ben buna sevinmezdim. Çünkü Bediüzzaman’ı aklamak onun haddine değil, suçlamak da haddine değil. Bediüzzaman aklanacak bir insan değil ayrıca, çok çok çok büyük bir insan ve değerli bir insan. Dolayısıyla sevinilecek bir yönü de yok bunun ve onun yermesinin de geçerliliği de olamaz. Dolayısıyla bu evliyalığının, Cübbeli’nin evliyalığının tasdik edilmesi için söylenmiş bir rüyaya da ben itibar etmem. Dolayısıyla bu tip tekniklere karşı da insanların uyanık olması gerekir. Yani önce git saldır, sonra da onu kurtarıyor konumunda ol, bu olmaz. Bir kere Cübbeli eğer hakikaten alim bir insan olsa idi, bu asrın müceddidi olan, yani 13. yüzyılın müceddidi olan ki halen de geçerlidir müceddidliği, bu büyük insanı tanıyor olması gerekirdi. Mesela bir insan “ben İmamı Rabbani’yi tanımıyorum” diyorsa, “Müslim’i tanımıyorum” diyorsa veyahut “Buhari’yi bilmiyorum” diyorsa, Buhari-i Şerif’i okumadıysa, haberi yoksa biz bu insana alim diyemeyiz. Ama bu çok çok daha büyük bir olay, asrın müceddidini bilmiyor. Zaten hadisleri bilmesi gerekir. Buhari’yi, Müslim’i zaten bilmesi gerekir. Ama Bediüzzaman’ı bilmemesi akıl alacak gibi değil. Bir de bilmediği insan hakkında nasıl konuşur bir insan? “Duydum.” Biz de onun hakkında çok şey duyuyoruz, biz nakletmeye kalksak ortalık birbirine girer. Ama biz ona bir set koyuyoruz. Fakat Bediüzzaman hakkında duydum dediği şey zaten komple yanlış, kendi de inanmıyor. Bediüzzaman’ı güya aradan çıkartmak isteyen zihniyetin amacı şu, Bediüzzaman “bu yüzyılda Hz. Mehdi (as) gelecek” diyen bir insan ve Hz. Mehdi (as)’ı çok kapsamlı anlatan, “ben onun askeriyim” diyen bir insan. Ve bütün Nur talebeleri de Hz. Mehdi (as)’a zemin hazırlayan kişilerdir. İstesin veya istemesin. Her Nur talebesi isteyerek veya istemeyerek Hz. Mehdi (as)’a hizmet eder. Çünkü Bediüzzaman’ın vasfı bu. “Ben” diyor, “Hz. Mehdi (as)’ın pişdar, öncü bir askeriyim, ona ortam hazırlıyorum” diyor. O askere yardım eden askerler de, öncü kişiler de doğrudan Hz. Mehdi (as)’a yardımcı olan kişi konumuna gelirler. Tabii ki Buhari, Müslim gibi kitaplar daha önemli. Çünkü Peygamberimiz (sav)’in hadisleridir, çok çok önemlidir. Ama alimlerin eserleri de çok çok önemlidir. Çünkü onlar da Kuran’ın tefsiri. Mesela Said Nursi’nin eseri mühim bir Kuran tefsiridir, bilmesi gerekir. Bilmeden, etmeden ortaya çıkıp da sonradan bunu düzeltmiş görünümünde bir ortam meydana getirip kendisini de evliya gibi göstererek bu tip bir atak yapmasını ben yadırgadım, onu da söyleyeyim.
SUNUCU: Ben başka bir soru ile devam ediyorum.
“İyi akşamlar Adnan Hocam, Vatikan’daki skandalların ardı arkası kesilmiyor. Yakın zamanda ise bir papazın şeytanın Vatikan’ı ele geçirdiği yönündeki bir demecini basında okudum. Hocam şeytanın bu şekilde dini bir kurumu fiili olarak ele geçirmesi mümkün müdür?” Nagihan Tandoğan.
ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii, çünkü Darwinist-materyalist bir ekip gitti Vatikan’da, Vatikan’ın yönetiminde, onların organize etmesiyle, onların ağırlamasıyla ve onların teşvikiyle Darwinist-materyalist toplantı yaptılar. Ve propagandasını yaptılar. Bunun yanlışlığını anlatmaya giden arkadaşımızın da elinden mikrofonu alıp konuşturmadılar. Birkaç kere de yayınladık. Yine önümüzdeki günlerde bugün de belki yayınlayabiliriz, ikinci bölümde yayınlayabiliriz. Adam ünlü bir Darwinist, dünyanın en önemli Darwinistlerinden bir tanesi çıkmış orada konuşma yapıyor. Bizim arkadaşımız da çıktı; “ben, Adnan Oktar’ı temsilen buraya geldim” demesiyle beraber adamın suratı süt beyaz, böyle kirece dönüştü bir anda, bayılacak gibi oldu. Çünkü orada yenileceğini anladı. Mutlaka yenilir çünkü. Mümkün değil dayanması. Nitekim arkadaşımız, “ara fosil var mı?” diye sormaya başlayınca, kaçtı. Çünkü oradakiler dinliyorlar. Sadece dinliyorlar adamlar ama oradaki kişi olayı açıklığa kavuşturan insan konumunda. Kaçmaları, mikrofonu ellerinden almaları bir mağlubiyet. Ama şeytanın hakimiyeti hakikaten var. Yani ateist masonların eline düştüler, çok perişan durumdalar. Gazetelerdeki çıkan haberleri biliyorsunuz yani çok tiksindirici haberler çıkıyor. Ama inşaAllah Hz. İsa Mesih (as)’ın geliş alametidir bunlar da aynı zamanda. Yani şeytanın Vatikan’ı ele geçirmesi, orada etkin olması, tabii iyi insanlar da vardır şüphesiz orada, genel hepsini kapsamaz bu ama genel anlamda dersek, çatıyı ele geçirme anlamında ele geçirmiştir zaten. İsa Mesih (as) bunu ortadan kaldıracaktır işte. Yani zaten geliş amacı da budur. “Salibi kıracak” diyor, “haçı kıracak ve domuzu öldürecek.” Yani artık domuz helal olmayacak onlara, Kuran’a göre hareket edecekler. Haçı da kıracak, yani teslis inancını kaldıracak. Putperest bir inanç kalmayacak. Onu hadis-i şerifler açıklıyor. İnşaAllah bunları göreceğiz.
SUNUCU: İnşaAllah. Başka bir soruyla devam ediyorum. “Geçen sene Dawkins’in kitabını okudum, imanım güçlendi. Çünkü ateizmin saçmalığı kitapta çok açık. Kitabı okumamın nedeni aslında imanımın zayıflamasıydı. Ateizm saçma geliyordu ama deizme doğru kayıyordum ama sizin eserlerinize ulaşınca İslam’ın gerçek din olduğundan şüphem kalmadı. Hocam, İslam’ın sizin gibi Kuran ve bilimi iç içe anlatan insanlara ihtiyacı var. Şu anda sizin sayenizde güçlü bir imanım var. Allah sizden razı olsun Hocam.” Ali Naim.
ADNAN OKTAR: Ali Naim, maşaAllah, bak güzel. Samimi olarak da anlatmış. Bu tarz dönüş yapan kardeşlerimiz samimi olarak bizi bilgilendirirlerse, onları sitede isim vermeden yayınlarız. Diğer kişilere de örnek olur, güzel olur. Biz mesela Cübbeli gibi olmuş olsaydık, böyle bir netice olmazdı. Ama akılcı, mantıklı yaklaştığımız için, sevgiyle yaklaştığımız için ve her anlattığımızı ispatladığımız için, anlatımımızdaki makullük ve tutarlılık herkesçe de tasdik edildiği için en muannit dinsiz bile çok etkileniyor. Ya tartışmaktan kaçıyorlar hiç görüşmüyorlar. Görüşenler de etkileniyorlar. Bu, zaten aklın gereğidir, “aklın yolu birdir” derler. Değil mi? Yani mantıklı, tutarlı, doğru olanı herkes kabul eder. Yani aklın yolu 3-5 tane olmaz.
SUNUCU: Bu son sorumuzdu.
ADNAN OKTAR: Evet, o zaman Kuran’dan konuşalım. Şimdi bana ne soracaklar biliyor musunuz? Şimdi internete de birçok o tarz bir soru gelmiştir. “Hocam” diyecekler, “Ledün ilminden bahsediyordunuz”, anlatayım birkaç tane. Mesela Hz. İbrahim (as)’ın, yıldızlara bakması bir Ledün ilmidir. Yıldızlara inandığından bakmıyor o, yani nücüm ilmine inandığından değil, bu tarot, fal okları yahut ona benzer bir inancı olduğundan değil. Dolayısıyla burçlara yönelik böyle hani insanlara etki ettiğine dair inançları vardır. Mesela şu burçtaki insanla, şu zamanda, şu olur diye inanırlar. Veya yıldızlara bakar, adam hakkında kanaat bildirirler, “senin başına şu hastalıklar gelecek, şunlarla karşılaşacaksın” gibisinden. Hz. İbrahim (as) da bakıp, arkasından “ben hastayım” demiştir. Ne hastaydı, ne de o yıldızlara inanıyordu. Ama o bir yöntemdi. Ledün ilminin bir gereğidir bu. Yani oradaki cahil toplumu başından savmak için öyle bir yöntem kullandı. Baktı, “yıldızlardan ben bilgi aldım” dedi. “Bu yıldızlara göre ben hastayım şu an. Dolayısıyla benim hastalığım da tehlikeli, ona göre” dedi ve etrafından kaçıp gittiler, dağıldılar insanlar. Yani bakın, insanların yanında durmaması için özel bir ilim uyguladı. Bu Ledün ilmidir. Yani zahirinde garip görünen, yanlış görünen ama batınında hak olan bir uygulama yaptı. Bakın üç ayrı uygulama var. Bir, yıldızlara bakması yani normalde öyle bir şey olmaz, yani yıldızlardan bir bilgi alınmaz, insan kişiliğiyle ilgili. İkincisi, “ben hastayım” demesi, bu da bir yöntemdir. Üçüncüsü, etrafından insanların gitmesini istiyordu ve bunu elde etti. Bu mesela bir ledün ilmidir. İlm-i batın, Hızır (as)’da bu var. Hızır Kıssası’nda uzun uzun anlatılır. Mehdi (as) da ledün ilminin üstadıdır. Yani Hz. Hızır (as)’dan manevi alemde ders almıştır, manevi alemde. İnsan bazen mesela vahiy alır, bazen değil mesela sık sık vahiy alır fakat bilmez. Mesela insanın vicdanı sürekli vahiy almasıyla hareket eder. Mesela doğru karar vermek, vicdanını hareket ettirmek vahiyle olur. Şeytan da insana anormal şeyleri vahyeder. Kimi insan çıkarına uygun olduğu için şeytanın vahyine uyar, Allah’ın vahyine uymaz, yani vicdanına uymaz. Onlara da vicdansız derler. Halk arasında biliyorsunuz, vicdansız, belli olur, vicdansız. Üslubundan, konuşmasından hep böyle, kalleş, kahpe ve oyuncu olur, harcar insanları, çıkarı için, menfaati için gözü karadır, kalleştir. Ama dürüst bir insan Allah’ın vahyine uyar ve kendi menfaatine zıt da olsa hakkı savunur, doğruyu savunur. Korkmaz. Kuran’da birçok yerde vardır yine ledün ilmi. Mehdi (as)’ın uygulayacağı ledün ilmi de hadis-i şeriflerde bildirilmiştir. Hatta özel bir yönü vardır, özel bir ismi de vardır, nasıl uygulayacağı da belirtilmiştir hadislerde Mehdi (as)’ın ledün ilminin, yani batın ilminin. O batın-i ilmin sebebi de, talebelerinin sayısı mesela 313 kişi oluyor. Bu bir ledün ilmidir. Yani az sayıda talebe oluşması etrafında. Tavırlarında ve üslubunda yine ledün ilmi vardır. Ama insanlar bunun farkına varmazlar. Yani haktır söylediği ama dışarıda insanlar için bu anormaldir, yanlıştır. Ama Hz. Hızır (as)’daki gibi sorulduğunda, yani eğer o gerektiğinde anlatırsa, “hakikaten doğruymuş yaptığın” derler. Mesela biz Mehdi (as)’a soracağız inşaAllah. “Efendim” diyeceğiz, “siz bazı uygulamalar yaptınız, yani haddimize değil ama bu bizi şaşırtmıştı. Bunun hikmeti nedir?” diyeceğiz. Hatta o biz demeden der, diyecektir. “Ben şunları şunları şu sebeple yaptım” diyecektir Hızır (as) gibi. Mesela, “şunu şu sebepten, şunu şu sebepten, şunu şu sebepten”. “Hay maşaAllah” diyeceğiz. Değil mi? “Sana o ilmi veren Allah’a kurban olayım” diyeceğiz inşaAllah. İlm-i batın, ledün ilmi. Ledün ilmi Mehdi (as)’ın zırhıdır inşaAllah. Ve Kuran’da gizli ledün ilmine ait çok fazla örnek vardır. Benim verdiğim sadece bir tanesi bu. Hz. Yusuf (as)’da vardır mesela Yusuf Kıssası’nda vardır Ledün ilmine ait uygulamalar. Ama ledün ilmi de çok da fazla anlatılmaz. Yani ben de o yüzden fazla anlatmıyorum. Hızır (as) bile üç tane örnek vermiştir Hz. Musa (as)’a, çok da fazla vermemiştir örnek. Yani çünkü ferasetle bakanın, derin düşünenin görmesi içindir ledün ilmi. Yani böyle yoz bakanın görmesi için ledün ilmi anlatılmaz. Onun için az örnek daha iyidir. Yani o az örneğin içinde bulunması daha güzel olur. Çok örnek, ledün ilminin sınırını aşar. Mesela Hz. Musa (as)’a üç örnekten sonra “tamam” dedi Hz. Hızır (as). Yani “bundan sonra sana bilgi yok” dedi yani. Yani “ikimizin arasındaki görüşme şu andan itibaren bitmiştir” dedi. Ama hepsini acayip karşıladı biliyorsunuz Hz. Musa (as), yani hiçbirini makul görmedi yaptıklarının, üç uygulamasının üçünü de garip karşıladı. Halbuki üçü de doğruydu yaptıklarının ama bakın en sonunda açıklıyor. İşte Hz. Mehdi (as) da en sonunda açıklayacaktır neyi neden yaptığını, neyi neden yaptığını, neyi nereden yaptığını. O da müthiş bir sevgiye ve Allah’ın ilmini görmekten kaynaklanan müthiş bir heyecana sebep olacaktır inşaAllah. Ledün ilminin bilinmesi için Kuran’ın üzerine böyle eğilip saatlerce düşünülmesi gerekir. Mesela, bütün Rabbani bilginler, eski devirlerde de mesela, Hz. İbrahim (as) devrinde de Tevrat’ı inceleyen o zaman ki Müslümanlar, Hz. Musa (as) devrindeki Müslümanlar da öyle. Değil mi? Hatta ayakta onlar, onların dua örtüleri var, üzerlerine örtüyorlar. Tevrat’ı böyle uzun uzun okur ve incelerler, oradaki sembolleri çözerler, oradaki izahları çözerler. Kuran üzerine sürekli araştırma yapanların aklı müthiş gelişir, onu söyleyeyim. Akıl gelişsin diye Kuran okunmaz ama ibadet olarak Kuran’ı okuyanları ve oradaki Kuran’daki sembolleri ve derinlikleri çözenlerin aklı müthiş gelişir bir nimet olarak, onu belirteyim. Yani Kuran’ın şifa olma yönünde, işte bir yönü de budur. Beyne gıdadır Kuran. Müthiş bir perspektif, muazzam bir derinlik ve muazzam bir aklın gelişmesine sebep olur Kuran ama imansız da tabii “ben Kuran okuyayım da benim aklımı açsın” derse tabii onun aklı da gider onu söyleyeyim, yani bela olarak.
Ara vermemiz gerekiyormuş, tamam verelim, hadi bakalım. Bir beş dakika, on dakika ara vereceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra yeni sorularımızla sizlerle birlikteyiz. Hocam, devam etmek istiyorum izninizle sorularımıza. “Adnan Hocam, beni de sizin bir talebeniz olarak kabul edin inşaAllah. Her akşam sizin röportajlarınızı izliyorum. Okuldan eve geldiğimde de blog sayfaları yapıyorum inşaAllah. Hocam, dini yaşamanın hayatımızı nasıl kolaylaştıracağını ve güzelleştireceğini bize daha detaylı olarak anlatabilir misiniz?” Tülay Semerci, Kütahya’dan.
ADNAN OKTAR: Tülay’ı ben talebem olarak ve kardeşim olarak kabul ettim inşaAllah. Bütün Türkiye benim kardeşimdir. İftihar ederim inşaAllah. Bir kere iç dünyamızda samimiyetin zevkini yaşamamız lazım, samimiyet en büyük zevktir, çok büyük zevktir. İnsanın ruhunu en şiddetli dinlendiren, zevk veren, sevginin, sevincin, neşenin, her şeyin kapısını açan ana yapıdır. Dolayısıyla ilk önce samimiyeti elde etmek lazım yani ruhu rahatlatmak lazım, çünkü samimiyet elde edildiğinde vicdanın kapısı sonuna kadar açılır, artık sırf vicdanı dinleyeceksin demektir. Çünkü insanın hep vicdanına baskı yaparak vicdanını boğarak yaşarlar, birçok insan, dolayısıyla vicdan çok acayip bunalır, hani “vicdan azabı çekiyor” derler ya, insanlar hep vicdan azabından çirkinleşir. Böyle ağzı, burnu kayar, cildi bozulur, saçları gider, belinde fıtık olur, boynunda bilmem ne olur. Tabii normal hastalık olarak olur insanlarda ama genellikle psikolojiktir bunlar. Vicdanın üzerine gidildiğinde, vicdan kendini korumak için, o vücuda saldırır bu sefer. Yani çok bunalır vicdan yani vücut kendini parçalamaya başlar. Vücudun özelliğidir. Vicdana dokunulmamasını ister vücut. Vücuda dokunulduğunda yani vicdan tarafından vücut isyan eder, ızdırap çekmeye başlar. Vicdana karşı kıskançtır vücut. Vicdana bir kötülük yapılmasını istemez. Adeta intihar eder vücut, yani hücreler intihar eder adeta ve insanların konuşması bozulur, mantığı bozulur, sinirli hale gelir, gergin hale gelir, moralsiz olur, her şeyi kötüye yorumlar ama samimi olduğunda kafasında müthiş bir berraklık ve keskinlik gelir. Feraset, basiret ve akıl gelir. Her konuyu çok net anlamaya başlar. Mesela Allah’ın varlığını, biz çok kolay anlayacak şekilde yaratıldık. Yani su içmekten daha kolaydır Allah’ı anlamak. Allah’a iman etmek, su içmekten çok daha kolaydır, çok rahat yaşayacağımız gibi Allah bizi yaratmıştır ama vicdana baskı yapıldığında Allah’ı anlamak çok zor hale gelir. Yani Allah’a kul olmak o zaman çok zor hale gelir. Önce samimi olunması gerekiyor. Ama samimiyet dikkat gerektiren bir konudur yalnız. “Tamam, samimi oldum” diyor, olmaz öyle yani. Samimi olduğunda daha samimi olmamış oluyor. Yani samimiyet ucu sonu olmayan bir derinliktir, güzelliktir. Daha samimi, daha samimi, daha samimiyle insan samimiyetini devam ettirebilir. Yani “ben samimiyeti buldum, tamam” dedin mi o insanı boğar. Tehlikeli o. Sürekli gelişmesi gerekir samimiyetin. Gelişmediğinde samimiyette bir hastalık meydana gelebilir. O yüzden samimi olan insanın bir kere dikkatinin çok açık olması gerekiyor. Allah onun için Kuran’da söyler. Şeytandan Allah’a sığınırım “dikkat edin” der mesela ayette “dikkat edin”. Bu çok önemlidir. Ve “derin derin düşünürler” diyor Allah. Dikkat ve derin düşünme, bu ikisi çok önemlidir. Çünkü derin düşünme deyince ellerini saçlarının arasına sokup böyle masaya var ya bazı tipler olur böyle, saçını çeke çeke düşünür, o kastedilmiyor tabii. Orada kendini kasmadan, samimi ve candan bir üslupla düşünme kastediliyor. Bu olduğunda yani dışarıdaki olaylar, her şey mümine göre akmaya başlar. Biz dışarıdaki olaylara uymuyoruz, olaylar bize uyuyor. Mesela şu an dünyadaki olaylar Mehdi (as)’a göre şekilleniyor. Mehdi (as) dünyaya göre hareket etmiyor şu an. Mesela Hz. İsa (as)’ın mübarek varlığına göre dünyadaki olaylar gelişiyor. Ve Mehdi (as)’ın varlığına göre olaylar gelişiyor. Ve onun yapacağı faaliyetlere göre olaylar gelişiyor. Mesela Allah kuyruklu yıldız çıkarıyor, insanlar da diyor ki “kuyruklu yıldız geçti”. Birçok insan için kuyruklu yıldız alelade bir şeydir. Yani hiçbir anlamı yoktur gelir, geçer. İlginç bulurlar. O ilginç bulunsun diye olan şey değil ki o. Yani Mehdi (as)’ı müjdelemek için geliyor, özel yaratılıyor. Mesela koskoca bir yıldız meydana getiriyor Allah. Binlerce kilometre öteden alıp getiriyor ve dünyanın ufkunun üzerinden geçiriyor. Ve insanlara gösteriyor, iki uçlu olduğunu gösteriyor, parlak olduğunu gösteriyor, özellikle iki uçlu yaratıyor Allah. Mesela bir kuyruklu yıldızın iki uçlu olması bir mucizedir. Yani kuyruklu yıldızlar normal, şimdi bir ateş varsa gidiyorsa duman bırakarak arkadan gider. Değil mi? Önünde de duman varsa bir ateş korunun, önünde de ayrı bir duman gidiyorsa, arkasından duman gidiyorsa bu gariptir yani şaşırtıcıdır. Mesela bu kuyruklu yıldız da, hem önünde kuyruk var, hem arka tarafında kuyruk var. Görülmüş bir şey değil. Normalin çok üzerinde parlak. Bir de bütün kuyruklu yıldızların gittiği yönün tam tersine gidiyor. Mesela bu da bir mucize. Yani tam tersi yönde. Bu Allah tarafından özel yaratılıyor, mesela Mehdi (as)’ı tanıtmak için. Halbuki Allah onu da kuyruklu yıldızların akışında götürebilirdi. Aynı yönde gidebilirlerdi. İki tane de kuyruğu olmazdı. Tek kuyruklu olurdu. Ama Mehdi (as) için belirleyici olmuyor işte bu. Allah o zaman tersine götürüyor yıldızı. İki tane kuyruk yapıyor ve çok parlaktır diyor Peygamberimiz (sav) hadiste, normal kuyruklu yıldızdan çok daha parlak. Mesela bir kuyruklu yıldızın terse gitmesi, ters yöne gitmesi, çok parlak olması, iki uçlu olması birçok insanı hiç ilgilendirmemiştir. Yani ilginç bir gazete haberi olarak okuyup geçmişlerdir. Halbuki o Mehdiyet için çok anahtar bir olaydır, çok büyük bir olaydır. Mesela bakın dediler ki; “küresel ısınma var, ondan dolayı yağmurlar kesilecek” dediler. Evet, doğru küresel ısınma var, hakikaten de bu yağmurları kesecek bir sistemdir. Küresel ısınma daha da arttı, Allah yağmurları daha çoğalttı. Yani bilimi şoke etmiş oluyor Allah. Onların değişmez dedikleri kanunları değiştirip, onların aczini ve zavallılığını gösteriyor. Allah karşısındaki zavallılıklarını gösterdi. Bakın hepsi sus pus oldular. Bu sefer “küresel ısınma yalanmış” dediler. Halbuki var küresel ısınma, doğru. Ama Allah etkiyi ters yönde meydana getirdi, bilakis yağmura sebep kıldı. Onların dediğini, onlara geri aldırttı ve mahçup oldular. Yani Allah’ın ilminin ve gücünün hepsinin üzerinde olduğunu Allah onlara gösteriyor. Mesela CNN önemli bir televizyon kanalı, kitlelere hitap edişindeki genişlik açısından. Mesela Taha Akyol dün, kafasında kurmuş Mehdiyet’i, yani oradaki asıl amaç benim. Yani çok açık, dikkatlice bakan anlar. Fakat onu gazetecilik uyanıklığı ile işte Hızır Kıssası, Nevruz gibi konuların arasına hafifçe böyle, sarsmadan yerleştirmiş Mehdiyet’i. Konu konuyu açmış, konu konuyu açmış da Mehdiyet’e rastgelmiş gibi yaptı. Halbuki onun çok eskiden beri ana konusu, eski yazılarına da bakın, yani kafasının takıldığı noktadır o. Fatih Altaylı’nın, onun ve daha da kalabalık bir şükelaları var tabii onların, geniş bir ekipleri var. Şükela da demeyeyim çünkü anlamını bilmiyorum o kadar. Yani geniş bir ekibin saplantısı halinde. Fakat bana inanan insanların da bayağı saf olduklarını, yani öyle ufuklarının dar olduğunu, cahil ve çocuksu olduklarını, böyle duygusal hareket ettiklerini, dolayısı ile Mehdi (as) gelecek deyince, “öyle mi, Allah Allah, o zaman biz hemen peşinden gidelim” gibisinden ortaya çıktıklarını düşünüyor. Dolayısı ile vereceği sathi bilgilerle etrafındaki insanların aydınlanacağını ve gerçekleri görüp, “biz boş bir şeyin peşinden gitmişiz, Mehdiyet de yokmuş, Hızır (as) konusu daha değişikmiş, o zaman biz vazgeçelim bari” diyeceklerini umut edecek kadar çocuksu düşünüyor. Yani en nezaketli cümleleri seçiyorum tabii mümkün mertebe. Yani özelde olsa daha rahat konuşurum da, canlı yayın olduğu için. Bir kere benim arkadaşlarım, yani tabiri caiz ise kurt gibidirler, acayip zekidirler, böyle adamı sulu dereye götürürler, susuz getirirler, yani süper uyanıktırlar. Öyle kandırma, oyun, yalan, şuna buna asla gelmezler. Zaten onlar yalan avcısıdır, oyun avcısıdır, yani sahte olayları yakalamada çok ustadır onlar. Yani birkaç üniversite mezunu, kolej mezunu ve süper zeki bir insan, gece gündüz interneti araştıran, bilgisini sürekli arttıran bir insanı kandırmak o kadar kolay mıymış? Şimdi zaten oradaki sorun o, yani olayın vasfını anlayamıyorlar. Yani arkadaş çevremin derinliğini ve bizim milletimizin ne kadar zeki olduğunu, ne kadar akılcı ve ferasetli olduğunu o kadar kavrayamıyorlar. Dolayısı ile böyle sathi izahlarla konunun hallolacağını zannediyorlar. Mesela dün rekor bir talep oldu internette, bizim siteye, HarunYahya.Tv’ye. MaşaAllah çok da etkili olduk ve anlamayan da şu an daha çok anlamış oldu. O gün Taha Bey yenildi. Yani tahmin etmiyordu böyle bir şey olacağını, yani böyle bizim ona anında naklen karşılık vereceğimizi tahmin etmiyordu. Böyle tatlı tatlı ikna edeceğini düşünüyordu, böyle olmadı, tam tersine oldu ve bundan sonra da olacaktır. Mehdiyet, Ehl-i Sünnet inancında kesin hükümdür ve yani Müslüman aleminin yüzde 99’u Mehdi (as)’ı bekler. Öyle diyeyim de anlayın. Şii’si, Vahabi’si, Alevi’si, Bektaşi’si, hepsi bizim kardeşimizdir, hepsi Mehdi (as)’ı beklerler ve hepsi Hz. İsa (as)’ın inişini beklerler, Kuran’da açık hükümdür. Ama modernist bazı bilim adamları, modernist bazı din uleması diyelim, onlar ki genellikle Darwinist oluyorlar, Darwinist düşünceyi savunuyorlar, Hz. İsa (as)’ın gelişini, Mehdi (as)’ı reddederler. Olabilir, biz yani karşı fikirlere karşı da saygılıyız, nezakette kusur etmeyiz. Ama halkımızı cahil görmek yahut ufuklarını dar görmek pek yakışık almaz. Yani benim milletim dünyanın en uyanık milletidir, bayağı zekidir. Mesela Atatürk’ün bir sözü vardı değil mi? “Türk milleti zekidir” diyor. “Çalışkandır” diyor. Yani bayağı yamandırlar bizim insanlarımız. Hatta samimi olarak söylüyorum, dünyanın en zeki insanlarıdır, hakikaten doğru Atatürk’ün sözü. Yani bu bir milliyetçi düşünce ile söylenmiş bir söz değil. Yani teknik uygulamasını yapalım, gelsinler. Bakın mesela bir Alman ile mesela Alman gençlerini getirsinler, Türk gençleri ile bir zeka testi yapalım. Yani hakikaten üstünler, akıllılar. Allah vergisi, maşaAllah, cin gibidirler. Dolayısı ile bu tip üslupları Allah onlara ilham ediyor ve Mehdiyet’i Allah tırmandırıyor. Bakın CNN’de Taha Akyol Mehdi (as)’a zemin hazırlayan bir insan olarak görev aldı dün ve Mehdi (as)’ı insanlara tanıttı. Mesela bak 3 kişilik kadro ile Mehdi (as)’ı insanlara anlattı. “Mehdi (as) gelmeyecek” demek ne demektir biliyor musun? Mehdi (as) gelecek anlamına gelir. “Mehdi (as) yok” demek ne demektir biliyor musun? Mehdi (as) var demektir. “İsa (as) gelmeyecek” demek ne demek biliyor musunuz? İsa (as) gelecek demektir. Durduk yere bir insan niye telaşlansın? Yani ciddi olarak bir insanın kanaati gelmezse, biz mesela Darwinizm ile niye uğraşıyoruz? Ciddi bir tehlike de onun için uğraşıyoruz. Biz yani kale almamazlık ederdik. Yani insanların kabul etmeyeceği, insanların inanmadığı bir düşünce olsa, biz Darwinizm ile uğraşır mıyız? Niye uğraşıyoruz? Ciddiyeti vardır da onun için. Hakikaten onun için ben pestil gibi ezdim bunları. Şimdi bunlar da niçin Darwinizm’i savunurken, aynı anda Mehdiyet’e karşı tavır alıyorlar, değil mi? Mehdiyet’e tam kanaatleri geldiği için. Yani bayağı iyi anlamışlardır. O beylerden Alevi olan bir profesör, zannediyorum profesördü herhalde, bilmiyorum titrini de. Böyle havalı laf etmem de artık idare edin bugünlüğüne. Titr mitr falan onlara gıcık olurum öyle laflara. O değerli bir insan yani Alevi olan o kardeşimiz. Diğerleri de alim insanlardır fakat tabii bazı fikirlerine katılmıyorum, düşüncelerine katılmıyorum, onu söyleyeyim. Hani onlara karşı içimde bir öfke yok, onu da belirteyim. Çünkü hakikaten değerli insanlar. Ama bu konuda hatalılar, onu beyan etmekte fayda var.
SUNUCU: Farklı tarzda bir soru gelmiş Hocam dinleyicilerimizden. “Sevgili Hocam, bir ayette “onlar bollukta da darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlardaki haklarından bağışlama ile vazgeçenlerdir. Allah iyilik yapanları sever.” (Ali-İmran Suresi 134) diye Allah bildiriyor. Çevremde gördüğüm kadarı ile insanlar birbirlerinden en çok öfke, bencillik ve bağışlayıcı olmamalarından şikayet edip duruyorlar. Hocam sizce bu insanlar Kuran ahlakına uymadıkları için bu acıları yaşadıklarının farkında mıdır?” Cengiz Çarşılı, Bornova.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bakabilir miyim kardeşime? Çok öfke, bencillik ve bağışlayıcı olmamalarından şikayet edip duruyorlar Hocam. Ben birçok insanda bunu duydum, doğru kardeşimin söylediği. Mesela bazı genç kızlar ile görüşüyorum, “insanlar çok şey” diyor, “ben kimseyi sevemiyorum, tersler” diyor. “Egoistler, benciller” diyor. “Yalan söylüyorlar” diyor. Ama bakıyorum kerataya mesela biraz konuştuğumda, o da o stilde. Yani arada bir fark yok. Halbuki güzel ahlakta kararlı olmak gerekir, enayilik değildir güzel ahlaklı olmak. Ahlaksızlık da uyanıklık değildir. Yani dürüstlükte ve samimiyette dirençle, kararlılıkla devam edilmesi gerekir. Hep onda bereket, güzellik oluşur. Yani öbüründe Allah esirgesin bir kere insan hemen çirkinleşir zaten. Yani fizik olarak da çirkinleşir, sağlığı da bozulur, akıl sağlığına da zarar verir. Mesela kin dolu bir insanın normal konuşması mümkün değildir, yani nefret eden. Cümle kuramaz, dengesi gider adamın. Bir de elinde olmadan o konunun etrafında dönüp, dolaşır. Yani doğal davranmasını kaybettiğine göre demek ki sağlıksız bir şey. Ama şefkatin, merhametin, sevginin öğretmeni Mehdi (as)’dır. Yani bütün dünyanın bir mürşidi, bir ağabeyi olacaktır Mehdi (as). Yani onlara kısa sürede sevgiyi, arkadaşlığı, kardeşliği, şefkati, yardımlaşmayı, güzel ahlaklı olmayı, vicdanlı olmayı öğretecektir ama çok seri olarak. Yani çünkü bütün insanlar buna zaten susamıştır da bir öncü arıyorlar. Şimdi diyor ki adam; “ben tek başına güzel ahlaklı olursam, eziliyorum” diyor. Kendini çok özür dilerim enayi gibi görüyor. Onun için, “ben ahlaksızlara karşı ahlaksız oluyorum” diyor. Şimdi bu çok vahim bir şey oluyor. Öbürüne gittiğimde diyor ki; “karşımdaki ahlaksız olduğu için ben de o yüzden ahlaksızım” diyor. Şimdi bak bir kilitlenme oluyor. Yani büyük bir kitleyi tenzih ederim ama dünyanın epey bir bölümü bu belanın içine düşmüş durumda, açmaz. Yani bir kilitlenme var. Bu kilitlenmeye dur diyen insandır işte Mehdi (as). Yani iki tarafa da diyor ki; “sen şöyle sağa çekil, sen de sola çekil. Sen de güzel ahlaklı ol, sen de güzel ahlaklı ol, hadi bakalım birbirinize sarılın” diyor. “Oh” diyorlar, “elhamdülillah bak yüzyıllardan beri devam eden kavgayı bitirdin” diyorlar, konu bu kadar basit. Yoksa hangi insan, basit demeyeyim Allah affetsin, o biraz şey bir cümle, yani bu konularda pek gitmez. Pek değil, gitmez. O yüzden Allah affetsin. Hangi insan güzel ahlakı istemez, sevgiyi istemez, kardeşliği istemez, candanlığı, samimiyeti istemez? Mesela bütün genç kızlar, kadınlar sevgiye çok yatkın yaratılırlar. Ama epey bir bölümü sevgisizlikten perişan durumdalar. Yani sevgiyi yaşayamadıkları için. Asıl sevgi madeni kadınlardır aslında. Erkeklerden daha üstün yaratmıştır Allah o yönüyle. Yani şefkate ve sevgiye daha müştaktır kadınlar. Ama öyle bir dünyaya geldiler ki yazık o güzel varlıklar felç oldular adeta dünyanın her yerinde hemen hemen. Yani nereye gitseler ya kavgayı görüyor, ya laf sokmayı görüyor, ya dedikoduyu görüyor. Yani savunma refleksinden içlerine kapandılar. Mesela ben birçok genç kız ile konuşuyorum, ya bir tane arkadaşı var, ya iki tane arkadaşı var. Bu ne korkunç olaydır, nasıl olur böyle bir şey? “Peki, o arkadaşına güveniyor musun?” diyorum, “kısmen güveniyorum” diyor. O da yok, tek başına kalmış. Böyle hayat olur mu? Ne korkunç bir şey? Annesi, babası gibi güvendiği arkadaşları olması lazım müminin değil mi? Cennet gibi bir ortam olması lazım. Genç kızlar toplanır onu, onbeşi bir arada, eğlenirler, konuşurlar, içinden geldiği gibi her şeyi ifade eder, sevgiyi coşku ile yaşarlar. Hiçbiri birbirine kalleşlik yapmaması lazım, haset etmemesi lazım, dedikodu yapmaması lazım. Mesela genç kızlar dedikodudan korktukları için çocuklar, felç oluyorlar adeta. Ne bir şey konuşabilecek halleri kalıyor, ne neşeleri kalıyor, ne bir şeyi telif etme güçleri kalıyor. Çünkü bir yazı yazsa, risk. Mesela oradan bir kelimeden onun canını yakabilirler. Mesela konuşsa, o konuşmanın aleyhine mesela 3 sene sonra da olsa aleyhine kullanabiliyorlar. Veyahut güveniyor arkadaşına, bir sır veriyor ona, bakıyorsun adam psikopat çıkmış, herkese gidip anlatıyor. Ona da inandırmış onu. Onu da tecrübe edip görünce, birkaç kere görüyorlar genç kızlıklarında, ondan sonra herkese küsüyorlar. Ondan sonra çözebilene helal olsun. Artık yani çelik kapı gibi, mümkün değil. “Ben herkese gardımı koydum, benim tecrübelerim var, 3-5 kere, 2 kere gördük” diyor. “İnsanlar hakkında da kanaatim oluştu, bundan sonra artık kollasınlar kendilerini” diyor özetle. Bu çok acı bir şey. İşte Mehdi (as) bu kilitlenmeyi çözecek. Yani kadınların da Cennetidir, erkeklerin de Cennetidir Mehdiyet adeta, bir yönü ile. Yani dünya Cenneti gibidir. Çünkü onlara beyin ve ruh özgürlüğünü verecek Mehdi (as). Yani konuşma özgürlüğünü verecek. Dostluk, kardeşlik ve sevgi özgürlüğünü verecek. Kimse kimseye karşı dedikodu yapamayacak. Allah’tan korkacaklar ama dikkat edin Allah’tan korkmayan Mehdi (as)’dan korkacak. Bu çok önemli işte. Dünyanın neresinde olursa olsun, bakın Allah’tan korkmayan Mehdi (as)’dan tir tir titreyerek korkacak. Zulmünden mi? Yok. Çok şefkatli olacak. Gücünden ve maneviyatından. Kuran’da ona işaret var. “Sizden Allah’tan korkar gibi, hatta daha şiddetli korkarlar.” diyor Allah. Bu aynı zamanda Mehdi (as)’a işarettir, bu Kuran ayeti. Çünkü müthiş bir haber alması olacaktır Mehdi (as)’ın. Yani dünyanın en mükemmel haber alma sistemine sahip olacaktır. Hem metafizik varlıklar kanalı ile bakın, hem metafizik varlıklar kanalı ile hem fizik varlıklar kanalı ile. Dolayısı ile Mehdi (as)’dan gizli bir şey yapılması pek mümkün olmayacak. Onun sağlığında, Mehdi (as)’ın sağlığında ve Hz. İsa (as)’ın sağlığında dünyada en ufak bir asayişsizlik olmayacaktır. Polis gücü ile değil, asker gücü ile de değil. Çünkü bütün silahlar atılıyor. Bütün silahlar teknik aletlere çevrilecektir. Mesela radyo, buzdolabı, çamaşır makinesine çevrilecektir. Tanklar, toplar hepsi eritilecektir fabrikalarda, onların çeliği kullanılacaktır, malzemeleri kullanılacaktır. Askeri harcama da yok. Ama metafizik gücü ki onu daha önce de biraz anlattım. Yani Hz. Süleyman (as) gibi cinlere hakim olacaktır. Bu insanlar için müthiş bir caydırıcı güçtür. Çünkü cinin girmeyeceği bir yer yoktur. Yani kontrol edemeyeceği hiçbir yer yoktur. Defter sayfalarının aralarına kadar girer cin, yani tam kontrol sağlar ve birkaç saniyenin içinde dünyanın en uzak yerine kadar gidebilir, birkaç saniyenin içerisinde, bir saniye yeterlidir cin için. Hz. Süleyman (as) gibi olacaktır, aynen. Dolayısı ile fizik, mesela Peygamber Efendimiz (sav)’in de haber alması çok güçlüydü. Onun haber almasına karşı o zamanın münafıklar diyorlar; “O her şeyi dinleyen bir kulaktır” derler diyor Allah. “O sizin için bir hayır kulağıdır” diyor Allah. Yani “onun istihbaratı sizin lehinize, hayrınıza, toplumun mutluluğu için” diyor. “Size zarar vermek, acı vermek için değildir” diyor Allah. Dolayısı ile Mehdi (as)’ın istihbaratı, dünya tarihinin en mükemmel istihbaratı olacak. Fakat hemen vefatından sonra, Hz. İsa (as)’ın da vefatından sonra akıl almaz bir hız ile insanlık bozulmaya başlayacak. İşte o denge yeniden bozulacak. O karşısındakini ahlaksız zannedecek, o da onu ahlaksız zannedecek. O ondan daha ahlaksız olup onu yenebileceğini düşünecek. O da ondan daha ahlaksız olup onu yenebileceğini düşünecek. Çünkü bir güç savaşı olmuş oluyor o zaman. Orada takvada üstünlük yarışı olacaktır Mehdi (as) devrinde. O, ondan daha güzel ahlaklı, o, ondan daha güzel ahlaklı olmak için gayret edecekken, Mehdi (as) ve İsa (as)’ın vefatından sonra o, ondan daha ahlaksız, o, ondan daha ahlaksız olmak için uğraşacak. Yani savunma amaçlı yapacaklar bunu kendilerince ama bu toplumu mahvedecek. Çünkü genelde öyle oluyor. Mesela “bu çok azgındır” diyorlar, “ona karşı falanca var” diyorlar, “onun iflahını keser böyle” diyorlar böyle. Hakikaten daha it birini buluyorlar ondan. Mesela o it olandan daha it birisi daha çıkıyor bu sefer, yani gelişiyor. Kıyametin kopma nedeni de budur işte. Yani tam bir kilitlenmeye gidecek toplum. Biz, hesaplarımıza göre yani, Hicri tarih verelim de net olsun, 1545, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri söylüyor, Hicri 1545, Miladi’ye göre 2120 gibi oluyor ama bazen o hesaplar şey olabiliyor, kayma olabiliyor. Yani Miladi, Hicri hesaplamalarında sene kayması olabiliyor bir parça, onu bir daha bir hesap etmemiz lazım. Ama muhtemelen yani o yıllarda, 2120 gibi oluyor. Ama Hicri olarak 1545 inşaAllah. O tarihi görenler zaten ne demek istediğimizi anlayacaklar. Dediklerimin doğruluğunu zaten 10 yıl sonra veyahut 11 yıl sonra, şu ana kadar dediklerimin tamamı doğru çıktığı için, insanlarımız görecekler, inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Hemen bu konu ile alakalı bir soru var Hocam. “Hicri 2. yüzyılda yaşamış İslam alimi Kelde bin Zeyd, Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan Arapça eserinde, Hz. Mehdi (as)’ın Hicri 1420 ile 1430 yılları arasında çıkacağını şöyle belirtmiştir. “Hicret’ten 1400 sene sonraki akitlerden, 2 veya 3 akit say. 1 akit 10 senedir. Hicret’ten 1400 sene sonra 2 veya 3 akit sayıldığında, Hicri 1420 veya 1430 tarihleri çıkmaktadır. O vakit Mehdi Emin (as) çıkar” diyor. Hocam, Cenab-ı Allah’ın belirttiği gibi Kıyamet alametlerinin çoğu oluşmuştur. Hz. İsa (as)’ı da Hz. Mehdi (as)’ı da inşaAllah bu yüzyılda bekliyoruz. Saygılarımla. Aydan Mazhar, İzmir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bak, Taha Akyol’un tahmin ettiği vatandaşlarımızın konumu nerede, kardeşlerimizin konumu nerede? MaşaAllah bakın, ulaştıkları bilgilere bak, maşaAllah. “Hicri 2. yüzyılda yaşamış”, öyle mi? “İslam alimi Kelde bin Zeyd”, Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunuyor bu bak, orijinal eser. Hicri 2. yüzyıl, yani yaklaşık 1200 sene önce ve Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunması çok önemli, yani şu an el yazması, orijinal olarak var. “Arapça eserinde, Hz. Mehdi (as)’ın Hicri 1420 ile 1430 yılları arasında çıkacağını şöyle belirtmiştir.” Mesela çok acayip. “Hicret’ten 1400 sene sonraki akitlerden 2 veya 3 akit say. Bir akit 10 senedir. Hicret’ten 1400 sene sonra 2 veya 3 akit sayıldığında, Hicri 1420 veya 1430 tarihleri çıkmaktadır. O vakit Mehdi Emin (as) çıkar.” Yani Mehdi (as) kesin gelmiştir o zaman bu açıklamaya göre ve Bediüzzaman’ın açıklamalarına göre ve Peygamberimiz (sav)’in hadislerine göre ki alametlerin tamamı çıktı. Evet, Aydan Mazhar. MaşaAllah. İzmir. Bütün İzmirlilere selam. Çok güzel huylu oluyor İzmirliler. Niye böyle oluyor acaba? Değil mi anne, öyle değil mi? MaşaAllah. Yani böyle Anadolu’daki insanlarımızın o tatlı sıcaklığı onlarda da var maşaAllah. Havasından, suyundan diyorlar, ne zaman sorduysam hep aynı cevabı aldım. Bundan sonra sormayacağım. Net cevap bu inşaAllah. Allah vesile ediyor demek ki bir şeyleri inşaAllah. Var mı başka sorun?
SUNUCU: Var. “Selamlar Adnan Bey”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: ”Sizi sonuna kadar destekliyorum. Konulara yaklaşımlarınızı çok samimi buluyorum. Size bir sorum olacak, Kuran’da geçen Harut ve Marut Meleklerinden bahseder misiniz? Bakara Suresi, 102” Giresun’dan Ecrin.
ADNAN OKTAR: Ecrin, güzel bir isim. Karadeniz’e de selam boydan boya inşaAllah, Karadeniz’in aslanlarına ve bütün Anadolu’ya. Ecrin, sen zor bir soru sormuşsun maşaAllah. Harut ve Marut, karı ve kocanın birbirinden ayrılmasının gizli ilmini bilen, yani olumsuz bilgiyi bilen iki Melek. Ama bunu öğretirken “sakın bunu uygulama, sakın buna inanma, bu sisteme girme” tarzında uyarı yaptıktan sonra insanlara bu bilgiyi veriyorlar. Fakat imtihan kastıyla bu, yoksa tabii bütün güç tabii Allah’ın elindedir. Kuran’da bu kıssayı Allah, bizim büyüye yanaşmamamız için ve bütün gücün Allah’ın elinde olduğunu bilmemiz için bize aktarmıştır. Yani büyü öğretiliyorsa, onun ilmini de Ben öğrettim tarzında, Allah’ın gösterdiği bilgi bu. Ama “yanaşmayın” diyor, mesela uyuşturucu da vardır, Allah, uyuşturucuyu Allah yaratır. Mesela Hint kenevirinde Allah bitkinin üzerinde yaratıyor mesela veyahut afyon yaratıyor Allah, mesela esrarı yaratıyor, ama Allah, “kullanmayın” diyor. Yani bunu kullanmayacağız. Yani Allah’ın yaratması onun kullanılmasını gerektirmez. Mesela Allah domuzu da yaratıyor, ama “yemeyeceksiniz” diyor. Adam gidip büyük bir iştahla yiyor. Bunun gibi. Oradaki kıssanın hikmeti de böyle batıl inançlara yaklaşmamamız için Allah’ın bize bir uyarısı.
SUNUCU: Hemen diğer soruyla devam ediyorum. “Hocam siz geçenlerde ateistlerin de aslında Allah’ın varlığının farkında olduğunu fakat kibirleri nedeniyle böyle göründüklerini söylemiştiniz. Dikkatimi çekti İsra Suresi 102. ayette, Hz. Musa (as) da Firavun’a, “"Andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum" diyor. Hz. Musa (as) da aslında Firavun’un her şeyi Allah’ın yarattığını apaçık bildiğini biliyordu. Bu düşüncem doğru mudur Hocam? Değerli açıklamalarınızı heyecanla bekliyoruz.” Reha Baydemir, İstanbul.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, maşaAllah. Bak hepsi Kuran talebesi maşaAllah, bak neler dikkatini çekiyor Kuran’da. MaşaAllah Reha’ya aferin. Şeytandan Allah’a sığınırım, "bunlara görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin”, kesin iman ediyorsun, biliyorsun diyor, çok güzel. “Gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum" yani manen yıkılmış, çökmüş. Demek ki üslubuna da sinmiş. Mesela Kuran’ın bildirdiği bir bilgi, biz bunu bilmiyoruz. Firavun’un manen yıkıldığını ve harap olduğunu bilmiyoruz. Adam demek ki perişanmış orada. Bu neden? Vicdan çöküntüsünden, çünkü vicdanıyla savaşıyor. Zaten üslubundan da anlaşılıyor, Hz. Musa (as) onlara hitap ediyor, “duyuyor musunuz?” diyor adamlara. Niye duymasınlar, tabii ki duyuyorlar. Ama ortakçı arıyor, kendine destekçi arıyor psikolojik olarak. Küfrün ruhunda bu vardır, mesela bir dinsiz yalnız olmaktan sıkılır. Kendisi gibi dinsizlerin olduğunu anladığında rahat edebilir. Mesela onun için ateist siteler kurarlar, ateist kitaplar okurlar, kulüpler kurarlar ki birbirlerine moral destek verebilmek için. Çünkü sürekli Allah’ın varlığının onlara yaptığı vicdani baskı vardır, ondan sürekli kurtulmak isterler. Mesela ateist sitelere dikkat ederseniz, sürekli Allah’tan bahseder ve Allah’ın yokluğundan bahseder. Halbuki eğer ateist isen sen inanmıyorsundur, işinde gücünde olman lazım. Yani niye onu, bu konuyu sürekli gündemde tutarsın? Değil mi? Mesela bir insan inanmıyorsa inanmıyordur. Mesela ben, satanizme karşıyım ama gece gündüz satanizm ile uğraşmıyorum. Yani gerekli bilgiyi veriyorum, bitiyor. Yani sitemizde biz bu konuyu ana konu haline getirmiyoruz. Ama bunlarda ana konu. Sürekli dine, İslam’a karşı bir şeyler, yazılarında, mesela kitaplarında da öyle, toplantılarında bu konu işleniyor. Demek ki bilinçaltından atamıyorlar. İnsan inanmadığı bir şey varsa işine gücüne bakar, keyfine, rahatına bakması lazım. Gece gündüz bunu kendisine konu edinmesi, buna masraf yapması, emek vermesi, o vicdani baskıdan kurtulamadığının açık delilidir. Buradaki izahta da açıkça bunu görüyoruz. İnşaAllah.
SUNUCU: Sorularımızın sonuna geldik.
ADNAN OKTAR: Evet, bir hayli sorun olmuş senin maşaAllah. Bak, “geçen sene Dawkins’in kitabını okudum imanım güçlendi” diyor. Hakikaten öyledir. Mümin, mesela biz Firavun’un kıssasını okuduğumuzda imanımız daha güçleniyor, imanımız zayıflamıyor. Onun için batılın varlığı da insanların imanını güçlendirir. Mesela bir ahlaksızı görmek insanın İslam’a olan sevgisini arttırır. Mesela bir zulüm görüyor insanlar, değil mi, acımasızlık görüyor, nahak yere işlenmiş cinayetler görüyor, insanlara egoistçe, bencilce yaklaşan kişileri görüyor, İslam’a, hakka ve doğruya karşı sevgisi artıyor insanların. Hikmet yönü var, hatta onlara birçok şeyden çok daha etkili oluyor. Hani vardır ya insanlar arasında, “bin nasihattansa, bir musibet insan için daha etkilidir” derler. Mesela birçok musibet görüyor, insanlara müthiş nasihat etkisi yapıyor ve dolayısıyla onların İslam’a, Kuran’a dönmelerine sebep oluyor. Tabii İslam’a, Kuran’a dönme deyince insanların aklına, klasik Cübbeli zihniyeti geliyor veyahut daha değişik böyle karikatürdeki tipler, daha değişik insanlar geliyor. Veyahut işte başka ülkelerdeki böyle zulüm yapan insanlar akla geliyor. Akla gelecek olan şey Kuran dediğimizde, nur, ışık, sevgi, sevecenlik, affetmek, koruyup kollamak, vefa yani insan aklının alabileceği en güzel duyguları anlatır Kuran. Bütün varlığımızla, bütün benliğimizle Allah’ı severiz ve sevmeliyiz ve seviyoruz inşaAllah. Onu bize öğretir Kuran. Ve saygı dolu, sevgi dolu bir korkuyu bize öğretir Kuran. Yani Allah’tan korkma da bilinmiyor. Allah’tan korkma mesela bir insanın silahtan korkması gibi yahut yangında kalan bir insanın korkması gibi bir korku zannediliyor. Böyle değil, aşk dolu, tutku dolu bir korkudur Allah korkusu. Yani aşığın sevdiğini darıltmamasının hakim olduğu bir korkudur. Yani darıltmamak için insan çırpınır sevdiğini, Müslüman da öyle olacak. Allah’ı darıltmamak için gayret edecek. Yani sırf ateşten çekindiği için değildir müminin korkusu, Allah’ı darıltmamaktır. Onun için bir aşık korkusu vardır müminde. Allah’ı seven bir korkudur bu, yani alışılmış bilinen korkuların dışındadır.
SUNUCU: Hemen bir soru daha yönelteyim ben size. “Kanal D’de yayınlanan “Haneler” programının 41. bölümünde hava durumu ile ilgili skeçte Allah hakkında hoş olmayan konuşmalar yapılmaktadır. Bu konuda ben vicdanen rahatsız oldum. RTÜK başta olmak üzere, Yeni Asya, Zaman ve İslami haber kanallarını arayarak, Doğan Medya kurumunun bu Kuran ahlakına aykırı tavırlarına son vermeleri için haber yapmalarını istememe rağmen maalesef hiçbir protesto eylemi yapmadılar ki onların güçleri tek başına olan benden daha fazla olmalıydı. Hocam, daha başka neler yapabiliriz bu durumlarda? Arkadaşlarıma haber verdim, linki gönderdim. Ama Hocam sanırım bahar geldiği için arkadaşlar piknikten, etten, mangaldan İslam’a pek vakit ayıramıyorlar. Nasıl bir üslupla bu insanları harekete geçirebiliriz? Saygılar Hocam.”
ADNAN OKTAR: İsmi yok mu?
SUNUCU: İsim yazmamış.
ADNAN OKTAR: Bir şey olmaz, sadece ismini verebilirler böyle şeylerde bilmiyorum niçin çekindi. Veyahut unutmuş da olabilir veyahut biz almamış olabiliriz. İnternet çıkışında hata olmuş olabilir. MaşaAllah çok güzel, ben çünkü tebrik edecektim onu, maşaAllah diyecektim. Şimdi ne yapsın biliyor musun? Burada aslan gibi ağabeyi var, bana haber versin. İnşaAllah, evvelAllah yani kanun hukuk ölçüleri içerisinde, insancıl ve sevecen çizgi içerisinde, yani böyle gereğini yaparız. İnşaAllah. Yeter ki haberim olsun inşaAllah.
SUNUCU: Linkini de yollamış zaten.
ADNAN OKTAR: Bakabilir miyim?
SUNUCU: Tabii buyurun. Diğer soruyla devam edelim. “Hocam uzun süredir kafama takılan bir soru var. Lütfen cevaplarsanız çok sevinirim. Konuyla alakası yok ama Allah her şeyi kusursuz yaratmış ve her şeyin bir sebebi var muhakkak, fakat yine de bu soru aklımdan gitmiyor. Çok üzülüyorum, neden bazı insanlar çok çirkin? Bu bir imtihan mıdır? Ahiret’te de bu yüzle mi, bu bedenle mi yaratılıp, yaşayacağız? Ben çirkin bir insanım, yakışıklı birini görünce ister istemez çok üzülüyorum. Zenginlik ya da başka şeyler elde edilebilir ama bu çok farklı. Cevaplarsanız çok sevinirim. Teşekkür ederim, bu durum bende mutsuzluk yaratmaya başladı.” Cem Gören, İstanbul.
ADNAN OKTAR: Cem, Cem sen çok yakışıklısındır da kendin farkında değilsindir. İnsan kişilikle ve karakterle çok etkileyici olur. Onu bilmiyor olabilir Cem. Yani kadında da, erkekte de bu vardır. Güzelliğin çok üstündedir bu, karakter ve kişilik, şahsiyet. Mesela bir kadının tabii meşru helali ise, yüreğinde şiddetli fırtına meydana getiren şey akıldır, bir erkekteki kişilik, karakter ve derinliktir, tutku gücüdür. Yani sığır gibi herifler vardır, böyle akılsız, ahmak bön bön bakar. Adamın eni boyu belli değil, çok iri yarı falan, ağzı burnu hokka gibi hepsi düzgün. Ama öküz, çok özür dilerim yani. Etkilenmez, ama mesela normal çirkindir hakikaten, çok karakterli ve kişiliklidir, şahsiyetlidir, bu çok çok etkileyici olur. Yani bu da Allah vergisidir, derin iman ve akılda Allah böyle bir güç yaratır. Mesela kadında da bu böyledir. Çok çok güzel kadınlar vardır ama etkileyici olmaz, helali olarak. Yani kuş gibi bakar, böyle serçe gibi boş boş bakar, tavuk gibi yani. Mesela çirkindir ama çok şahsiyetli ve müthiş bir derinliği vardır, yani fırtına meydana getirebilir bir insanın ruhunda. Çok şiddetli etki meydana getirebilir. Aklını ve vicdanını kullanır ve Allah’ın verdiği diğer imkanları da kullanır, mesela ne bileyim bakımına dikkat edebilir, giyimine dikkat edebilir, temizliğine dikkat eder, bütün bunların toplamında insan güzel olur. Ama bütün bunlara rağmen gerçekten çok çok çirkin yaratılan insanlar olabilir, ne mutlu onlara, kısacık hayatta onlar da ölecek, biz de öleceğiz, ama bizim 50 senede elde ettiğimizi o 50 dakikada elde edecek. 50 dakikalık bir ibadetle elde edecek. Ne şahane. En güzel göz bile mezarda erir. Mesela Hz. Yusuf (as)’a o yaklaşmak isteyen hanım, biliyorsunuz Hz. Yusuf (as)’ın hapsedilmesine vesile oldu. Hz. Yusuf (as)’ın özelliğini de belirteyim de oradan da anlasınlar kardeşlerimiz konu geçmişken. Hz. Yusuf (as)’ı ilk gördüklerinde, kuyudan çıkarttıklarında, kovayı sarkıtıyorlar ki, kova burcuna işaret ediyor zaten Mehdiyet’e işaret var, “hey müjde bir çocuk” diyorlar. Ama diyor ki Allah; “onu pek önemsemediler, sayısı bir kaç dirheme onu sattılar” diyor. Birkaç dirhem, önemsemediler normal bir insan olarak görüyorlar. Ama kuyudaki çilesi, hapisteki çilesi ve saraydaki kişiliği ve derinliği, onda muazzam bir güzellik meydana getirmiştir. Hz. Yusuf (as)’ın etkileyiciliği mesela kadınların nefesi kesilmiştir Hz. Yusuf (as)’ı görünce. Bu bir sadece fizik güzelliğinden kaynaklanan bir şey değildir. Bakışlarındaki, ruhundaki ve vücudundaki elektriğin gücüdür o. Yani tarif edilmez bir güç bu. Ve kadınlar “Allah’a sığınırız, bu ancak bir melektir” diyorlar. Kadınlara meyve kesmesi için bıçak veriyor, kadınlar elini doğruyor heyecandan. Onlara dayanacakları bir ortam da meydana getiriyor, koltuklara oturtturuyor kadınları. “Çık” diyor Yusuf (as)’a, böyle nefesleri kesiliyor Hz. Yusuf (as)’ı gördüklerinde. Güzel insan olmadığından mı Mısır’da? Birbirinden güzel birçok insan vardır. Bu teknik güzelliğin üzerinde bir şey. Ondaki heybet, derinlik ve etkileme gücü garip bir elektrik tarif edilemez o. Yani özel bir mucizedir. Kadınlar da mesela, bazen akıllı bir kadının olağanüstü bir elektriği oluyor helaline karşı. İşte kastedilen budur. Bu olmadıktan sonra etin-kemiğin hiçbir etkisi olmaz. Et ve kemik, mezarda hepimiz eşit hale geleceğiz. O kardeşimiz diyor ya; “üzülüyorum”, o kadar süratli geçiyor ki vakit, 40 yaşında bir adam, 40, 50, 60, 70. 20 yaşında bir genç kız, 30, 40, iki on senede 40 yaşında bir hanım olur. Biliyorsun 40 yaşında bir insan ne hale gelir. 50, 60, iki on sene sonra da ömrü bitiyor neredeyse. Allah tabii ömürlerini uzun etsin insanların. Dolayısıyla mezarda çirkin ve herkes aynı yakışıklılıktadır. Yani herkesin kemik yapısı kafatası aynıdır. Düzgün bir kemik şeklinde görülür. Benim mezarda kemiğim düzgün olmaz derse bu da mantıksız olur. O da dağılıyor çünkü, o da tamamen toprak oluyor. Kısa bir süre için böyle bir şeye üzülmek yersiz, bilakis onun son derece onun lehine olan bir nimet vermiş Allah ona, bu nimeti iyi kullansın. Mesela Allah, Hz. Eyüp (as)’a rahatsızlık verdi, “Yarabbi şeytandan bana bir azap dokundu” dedi en sonunda ızdıraptan, “benden bu azabı kaldır” dedi, Allah “ayağını depret” dedi, ayağını hareket ettir, yani spor yap, canlan, o anlama geliyor olabilir. “Yıkan” diyor, o suyla yıkan ve iç diyor o soğuk sudan da. Ve Allah onu vesile etmiştir, bir anda zinde hale gelmiştir, canlanmıştır ve tabii Kuran’ın da bir açıklamasıdır, gizli bir remzidir. İnsanların su içmemesi durumunda sinirlerinin zayıflayacağına işaret ediyor. Hakikaten su içmeyen insanlar gergin ve sinirli olurlar, yani az su içenler. Mesela soğuk su insanı hakikaten dinçleştirir, ama sıcak havada tabii iyi olur. Ve hareketsizlik, hakikaten insanların sinirlerini zayıflatır hareketsizlik. Sinirli olur hareketsiz olan insanlar. Spor yapan insanlar daha canlıdırlar, daha neşeli olurlar. Kuran buna işaret ediyor. Ama sabretmiştir, yani o da sabredecek inşaAllah. En güzel dediğin insan bile toprak oluyor. Mesela diyorlar Hz. Yusuf (as)’a o kadın, sözüm yarım kaldı, “gözlerin ne kadar güzel” diyor, “toprağa akacak güzel gözlerim” diyor. “Yüzün ne kadar güzel” diyor, “toprak olacak” diyor. Hz. Yusuf (as) bunu söylüyorsa, artık kardeşimiz buradan bir hisse çıkartsın, hayat çok kısadır, bütün benliğimizle biz Allah’a yöneleceğiz inşaAllah. Ve onun nimet olduğunu da Ahiret’te anlamış olacak. En güzel insan bile kısa süre sonra ölecek ona söyleyeyim. O da çok kısa bir süre sonra ölecek. Yani güzel olan hiç kimse kalmadı dünyada şu ana kadar. Mesela ben bazen o yabancı kanalları seyrediyorum, çok güzel kızlar oluyor bu manken kızlar falan, Fashion Tv’de falan. Bir noktadan geliyor kızlar, bir noktadan gidiyorlar. Ben diyorum, topraktan çıkıyorlar, geliyorlar topraktan, bir perspektif var, topraktan çıkıyorlar geri dönüyorlar toprağa gidiyorlar. Bakın ne kadar güzel, küçücük bir spermden ne kadar çok güzel insan yaratıyor Allah. Ama hepsi geliyor, geldiği gibi de gidiyorlar. Mesela 60 sene sonra, 70 sene sonra o güzellerden bir tanesi kalmayacak. En yakışıklı delikanlıların hepsi gidecek. Dolayısıyla o kardeşimiz de gidecek. Ve herkes Cennet’te olağanüstü güzel yaratılıyor ama nefes kesici oluyor. Yani kıyası kabil değil bu halleriyle Cennet’teki görünümleri. Ve sürekli değişiyor yüzleri, istediği an. Binlerce beden şeklinde tezahür ediyor, bir tane bedeni yoktur insanın. Binlerce birbirinden güzel beden şeklinde, ama tek bir ruh hakim oluyor.
SUNUCU: Son bir sorumuz var, ama zamanımız...
ADNAN OKTAR: Kalmamış ama biraz sonra zaten HarunYahya.Tv’den devam edeceğiz, HarunYahya.Tv’den, orada konuşmamız devam eder ama televizyon yayınımız bitti.
SUNUCU: Ayrıca bu gece de saat 01:00’de sizin 106.7 WRHC Radio Harbor Country ile bir röportajınız olacak. Şimdi bağlanacakmışsınız.
ADNAN OKTAR: Röportajımı ben burada canlı yapacağım, beni izlemek isteyenler internetten izleyebilirler. Yabancılarla konuşmamı, mesela tercüme edilecek o anda, iyi olur inşaAllah.
SUNUCU: O zaman bu günlük bu kadar. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Gaziantep Olay Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Hayırlı akşamlar.
İlanlar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...