SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrardan birlikteyiz sevgili izleyicilerimiz. Sayın Adnan Oktar da bizlere katıldı. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Hoş bulduk. Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun. Sizler nasılsınız?
SUNUCU: Hamdolsun bizler de iyiyiz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam da çakı gibi maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, evrimcileri yamulttun herhalde ben yokken?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Bir-iki yeni uyduruk şey çizmişler hayali çizimler. Birinde fosil bile yok, öbüründe serçe parmağı. Siz bunları çok sıkıştırdınız Hocam. Bunlar böyle hayali şeylerle şey etmeye çalışıyorlar ama özür dileyecekler Allah-u alem. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi inananlarla inanmayanların mücadelesinde, inanmayanlar illegal birçok unsur kullanıyorlar. İllegal ve çok samimiyetsiz birçok yönteme başvuruyorlar. Yani gözü kara bir mücadele var. Baktığında da diyorsun “adamlar bilim adamı, bilimsel delil sunuyor” diyorlar. Öyle bir şey olmuyor. Bunlar bir klan şeklinde, böyle birbiriyle tam bir dayanışma içindeler. Ve batıl bir din yani katı böyle, bağnaz bir din şeklindedir ateizm. Taraftarları da birbirlerini çok iyi desteklerler yani çok güçlü desteklerler. Bu tavırlarına karşı tabii Müslümanların çok akılcı faaliyette bulunması gerekiyor.
Nedir o, parmak mı dedin sen?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, iki tane resim çizmişler. Bunlar işte güya insanın atası bulundu gibi böyle. Bu bir tane fosili bile detayı yok Hocam inşaAllah, ana kaynaklarında bile, sizin cevap verdiğiniz. Böyle bir hayali çizimle güya insanın atası bulundu diye ortaya çıktılar; birincisi bu. Bir tane daha var Hocam, onda da sadece bir serçe parmağı var. Serçe parmağından da bu çizimi yapmışlar Hocam böyle. Birkaç gündür bir-iki gazetede haber yapmışlar bunları.
ADNAN OKTAR: Bu nedir böyle?
OKTAR BABUNA: Serçe parmağından böyle bir şey çizmişler.
ADNAN OKTAR: Serçe parmağından ne, bu mu olmuş diyorlar?
OKTAR BABUNA: Evet serçe parmağından, bir kere hem metodları hem hikayeleri de uydurma. Bir de mitokondriyel DNA’dan bahsediyorlar. O da sadece, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, mitokondri hakkında bilgi veriyor. Dolayısıyla insanın yapısıyla ilgili hiçbir bilgi yok. Halbuki ona güya dayandığını iddia ederek, güya bilimselmiş gibi gösterip.
ADNAN OKTAR: Parmağındaki mitokondriyi tespit mi etmişler, ne diyor?
OKTAR BABUNA: Evet onu söylüyorlar. Mitokondriyel DNA’yı tespit ettik diyorlar.
ADNAN OKTAR: Kaç milyon yıllık kemik?
OKTAR BABUNA: 40 milyon yıllık kemik.
ADNAN OKTAR: Orada ne bulmuşlar?
OKTAR BABUNA: Güya üçüncü bir tür gibi böyle ortaya çıkardılar. Yani bu kendi iddialarına biraz farklı görünmüş onlara güya. Ondan da bu çizimi yapıyorlar ki, bir parmak kemik parçasından yapmışlar bu çizimi.
ADNAN OKTAR: Yani kromozom duruyor muymuş hayvanın?
OKTAR BABUNA: Sadece mitokondriyel DNA’sının durduğunu iddia ediyorlar.
ADNAN OKTAR: DNA’sı bulunuyor. Tamam. Peki, mitokondri ve DNA’nın nasıl evrimleştiğini iddia ediyorlar? Nasıl söylüyorlar?
OKTAR BABUNA: O tamamen uydurma, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mitokondri ve DNA’nın uydurma olduğu, tamam. Uydurma olup olmadığı ayrı adamlar nasıl şey yaptıysa, uydurmadır tabii mecburen uydurma olacak da. Benim aradığım cevap o değil. Yani benim istediğim cevap o değil. Mitokondri ve DNA’nın nasıl meydana geldiğini iddia ediyorlar? Nasıl evrimleştiğini iddia ediyorlar?
OKTAR BABUNA: Onunla ilgili bir bilgi yok. Sadece diyorlar ki; bu mitokondri DNA’ya göre diyorlar, bu diyorlar farklı bir tür. Dolayısıyla bu görüntüyle yeni bir tür elde ettik, gördük gibi.
ADNAN OKTAR: Senin genel kültürün yerinde ama bu nasıl dikkatinden kaçmış? Sen yani mitokondri ile DNA’nın nasıl meydana geldiğini onlar açıklıyor. Sen “açıklamıyorlar” diyorsun. Açıklayamaz olur mu, açıklarlar. Evrimle açıklamıyor.
OKTAR BABUNA: Anneden gelen bir şey var diyorlar, takip edilen bir silsile var.
ADNAN OKTAR: Bak şimdi orada sen unutmuşsun onların dediğini. Mitokondri ve DNA’nın nasıl oluştuğunu onlar açıklıyorlar. Nasıl açıklıyorlar?
OKTAR BABUNA: Evet. Bakteri bakteriyi yuttu diyorlar. O bakteri içerisinde yuttuğu bakteri, daha sonra mitokondriye dönüştü. Endosimbiyosis diyorlar buna bilimsel dildeki adıyla.
ADNAN OKTAR: Peki, bakterinin içindeyken kromozomların nasıl oluştuğunu söylüyorlar?
OKTAR BABUNA: Yutulan bakteri içindeki mi?
ADNAN OKTAR: Hayır. Bakterilerin kromozomlarının nasıl oluştuğunu söylüyorlar?
OKTAR BABUNA: Onunla ilgili bir açıklamaları yok. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Niye yok? Uzaylılar yaptı diyorlar ya işte.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim adamlara sorduğunda sen, protein nasıl oldu dediğinde, kromozom nasıl oldu dediğinde açıklık getiriyor. Sen “açıklık getirmiyorlar” diyorsun. Adamlar açıklık getiriyor, hepsi ittifak halinde söylüyor “uzaylılar yaptı” diyor.
OKTAR BABUNA: En son bu noktaya geldiler, evet.
ADNAN OKTAR: Hayır, noktası virgülü yok, olay bu yani. Böyle diyorlar. “Uzaylılar yaptı” diyor. Çünkü baktılar proteinin meydana gelmesi mümkün değil. Çünkü bir proteinin oluşması için başka proteine ihtiyaç var. Şimdi orada da hata var. Diyorlar ki, 1’in yanına 950 tane sıfır koyun. O kadar sayıda bir ihtimaldir diyorlar. Bu, yanlış bilgi. Şimdi bak bir proteinin oluşması için bir başka proteine ihtiyaç varsa, sonsuza kadar sıfır koysan gene oluşmaz. Yani bu tam bir kör açmazdır. Bir proteinin oluşması için, bir proteine ihtiyaç varsa hiç imkanı yoktur. Mümkün değil demektir. Anlaşıldı mı? Onun için 950 sıfırı saymaya gerek yok. Şimdi adamlar işin içinden çıkamadıkları için zaten uzaylıları devreye soktular. Şimdi onların sadece üzerinde duracakları şey, uzaylıların kromozomlarının nasıl olduğu? Onu araştırmaları lazım. Onları da bir başka uzaylının yaptığına inanıyorlardır muhtemelen. Yani değişik bir konumları var. Onun için şimdi uzaylıların marifeti olarak görüyorlar bunları da, bu olayları da. Şimdi bir kromozomu, kofulu, mitokondriyi asıl sorman gerekirken sen oturmuşsun parmakla falan uğraşıyorsun. Adam orada zaten bir konuyu bitiriyor. “Bunu uzaylılar yaptı” diyor, değil mi? Yani uzaylı niye böyle bir şey yapsın? Yakın çekim yap bir göster bakalım. Uzaylı bu kadar teknik çalışıyorsa, böyle bir mahluku niye yapsın? Ne işine yarar? Değil mi? Uzaylı alasını yapar adam yani, yanlış anlamıyorsam onların tarif ettiğine göre. Yani değil mi? Mitokondri, koful yapabilecek yetenekteyse adam, niye böyle bir mahluk yapsın? Dehşetli bir şey yapar. En az kendi gibi bir şey yapar. Niye bunu yapsın?
OKTAR BABUNA: Ağzı burnu yamulmuş, garip bir şey olmuş.
ADNAN OKTAR: Bunun fosili var mı ellerinde?
OKTAR BABUNA: Bu Hocam serçe parmağı kemiği var.
ADNAN OKTAR: Serçe parmağı. Şimdi bunlar ortamı boş bulmuşlar demek ki ara ara böyle at oynatmaya kalkıyorlar. Bir kere bu hayvanın bütünü bulunduğunda kofulun ve mitokondrisinin nefes kesecek bir teknolojiyle mükemmel yapıldığını görüyorlar. Ve adamlar bunun içinden çıkamıyorlar. Bilimsel olarak hiçbir açıklaması yok. “Uzaylılar yapmış” diyorlar değil mi? Şimdi böyle bir yapıda, böyle bir anlatımda zaten olay kökünden bitmiş oluyor. Bunların elinde tek bir tane ara fosil yok. Mesela bu dedikleri canlılar bulunduğunda, bu tip varlıklar bulunduğunda çok mükemmel bir çatıyla karşılaşıyoruz. Çok mükemmel bir yapıyla karşılaşıyoruz. Altın oranla yaratıldığını ve kusursuz bir simetri olduğunu görüyoruz. Mesela bak bunu bile farz edelim hayali yapmışlar şunu. Bakın dikkat edin, bunu da hayali yapmışlar, hayali bir çizim bu. Hayali çizimde gene simetri var. Yani mutasyon simetri yapmaz. Abuk subuk bir şey yapar. Böyle gulyabani gibi bir şey yapar. Bir tarafı eciş bir tarafı bücüş olur, yani karmakarışık olur. Gene böyle simetri olmaz. Gene atıyorlar. Ve adamın gözü var. Yaptıkları adamın gözü var. Anladın mı? Gözü zaten Darwin diyor ki; “gözün yapısı beni teorimden soğuttu” diyor, gözün yapısını görünce. Çünkü en az 40 özellik, 50 özellik, 60 özellik gerekiyor ki aynı anda çalışsın ki göz aktif olarak vazifesini yapabilsin. Bunlardan herhangi biri eksik olduğunda göz tamamen yatar. Hiçbir işe de yaramaz. Yani onların iddiasına göre de bu böyle. Kulağı var diyor, peki kulağındaki sesi kim duyuyor? Bunu açıklayabiliyor musun? Yok. Gelen görüntüyü kim görüyor? Bunu açıklayabiliyor musun? Bu da yok. Uzaylılar yapınca böyle sağlam iş yapar, böyle iş yapmaz. Uzaylıları işin içine sokmasınlar. Değil mi? Uzaylı böyle işle uğraşmaz. Adamlar mesela iddia ediyorlar; alet edevatı geldi mi diyorlar, işte tencere gibi uçan daireler geliyor ya dünyaya güya, bir anda iyonize oluyor, dağılıyor diyor. İnsanların en ince şeylerine kadar biliyorlar diyor. Ve kromozom yapma kabiliyetine sahip diyor adam. Adam böyle şeylerle niye uğraşsın, değil mi? Mesela Dawkins’in daha sağlamını yapar adam, eğer yapacaksa, yapabiliyorsa. Böyle bir şeyin asla olmayacağını biliyor onlar da, yani yerlerse belki, hani inanırlarsa, kabul ederlerse, ne olur ne olmaz gibisinden gitmeye çalışıyorlar. Çırpınmalarına gerek yok. Ayrıca ben Aydın Bey’e de buradan istirham ediyorum, gazetesindeki arkadaşlara da, gazetedeki arkadaşlara da rica etsin; bu tip gayri bilimsel, akla mantığa aykırı izahlarla insanları meşgul etmeye kalkmasınlar. Bu bir gurur savaşına çevirdiler. Ben dedim ki, “bunlar yenildi, artık bir daha evrimle ilgili haber çıkaramazlar” dedim. Yani “hani çıkartırız” gibisinden. Yani tamam çıkarırsın da, doğru olmaz. Yarın da çıkarabilirsin. Öbür gün de çıkarabilirsin. Ve doğru olmayan haberler olacaktır. Değil mi? Ne gerek bunlara, her seferinde de zaten doğru olmadığını ispat ediyorum, açıklıyorum. Bakın dikkat ederseniz hiçbir şekilde gene ara fosil gösteremediler. Bu da bir ara fosil değil. Farz edelim böyle bir hayvan bile olmuş olsa, böyle bir varlık bile olmuş olsa gene mükemmel bir varlık olmuş oluyor. Tepeden tırnağa, her yönden, simetrik, düzgün mükemmel bir varlık olmuş oluyor. Çünkü madem hayal dünyaları geniş, bunu bir bütün olarak çizsinler. Değil mi? Hayali değil. Ressamlarına söylesinler; bu resmin tamamını yapsın. Bakın eciş bücüş yapamaz o resmi, gene düzgün yapacak mecburen. Bakın onu bile akledemiyorlar. Eciş bücüş yapalım da bunları belki oradan kandırırız da diyemiyorlar. Gene düzgün yapıyor. Çünkü yalan olacağı kanaatindeler yani kimsenin inanmayacağı kanaatindeler herhalde. Mesela bak bunu yaparken kafasının bir tarafını daha iri yapabilirdi. Daha gelişmiş yapabilirdi, bozuk yapabilirdi. Bir gözünü küçük bir gözünü büyük yapabilirdi. Veyahut 3-4 gözlü yapabilirdi. Değil mi? Burnunu ensesinde yapabilirdi ressam arkadaş. Ama bakın ona cesaret edemiyor. Edemiyor yani “mutasyon böyle olur arkadaş” diyemiyor. Bakın o yapan ressam arkadaşa benim tavsiyem, eğer yetiyorsa gücü -başka bir şey diyecektim ama demeyeyim- böyle bir resim yapsın, böyle simetriye uygun resim yapmasın da, asimetrik ve mutasyona uygun yani mutasyonun gerçekten tahrip ettiği bir mahlukun resmini yapsın, eğer sıkıysa. Ama yapamaz. Çok önemli bu. Onun için benim Aydın Bey’den ricam; gazetesindeki ressamlardan rica etsin, eğer yapabiliyorlarsa o tip bir resim yapabilirlerse biz konuya daha kapsamlı ele alacağız, inşaAllah. Daha detaylandıracağız inşaAllah. Ve bakın biz diyoruz, 350 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil var. Bunun dışında tek bir tane ara fosil yok. Eğer mesela ara fosil olsaydı bu adamlar gelir bana; “Hocam 10 trilyonu rica ediyoruz” derlerdi. Diyemiyorlar. Çünkü uzaylıların imalatı olduğuna inanıyorlar bunlar onun. Değil mi? Ve uzaylılar da yaptıkları vakit böyle anormal bir şey şeklinde yapmazlar. Düzgün yaparlar, yani onu söyleyeyim. Bir gene tavsiyem, gene tekrar ediyorum, eğer samimi inanmamızı istiyorlarsa yani eğer bizim ikna olmamızı istiyorlarsa -ki olmayız zaten de ama- asimetrik yapmaları gerekiyor resmi. Uydurma resim yapacaklarsa asimetrik olması lazım. Mesela burnu ensesinde olması lazım, değil mi? Kulağı kolunun üzerinde olması lazım. Mutasyon böyle şeyler yapar. Böyle düzgün şeyler yaptığı müddetçe gene bizi ikna etmek için doğru olmayan bir çizim çizmiş olmazlar. Ama hani yalan çizim de yapsınlar demiyorum ama yapacaklarsa böyle yapmaları lazım ama gene mat ederim. Yapsınlar demeyiz tabii. Ama yapacak olurlarsa öyle bir şey yapmaları gerekiyordu. Uydurma resim öyle olur. Ama onu da hemen ispat ederim, inşaAllah.
Hangi kanaldayız bugün?
SUNUCU: Hocam bugün Gaziantep Olay TV ekranlarındayız.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bütün Antepliler’e selam.
SUNUCU: Ve aynı zamanda Mavi Karadeniz Radyo’dan da canlı olarak yayın yapıyoruz.
ADNAN OKTAR: Canlı olarak yayınlıyoruz. Bak Antep değil, Gaziantep. Niye? Delikanlı oldukları için. Bütün Türkiye gibi hepsi delikanlı maşaAllah.
Bu Burak Özdemir’in kitabıyla ilgili dava mı açıldı, nedir? Var mı öyle bir şey?
OKTAR BABUNA: Açılmıştı Hocam inşaAllah. Diyanet şey vermiş.
ADNAN OKTAR: Nedir, var mı onunla ilgili bir şey?
OKTAR BABUNA: Evet, Diyanet’in verdiği rapor var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Habervaktim’de çıkmış böyle bir yazı, doğru mu? Habervaktim’de var mı öyle bir şey?
OKTAR BABUNA: Bakıyorum şu an Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Herhalde yoktur. Var mı? “Diyanet’ten inkarcı Burak Özdemir’e ders niteliğinde açıklama: Müslüman olmayan Kuran tefsiri yapamaz” diye bir haber çıkmış. Bu hangi gazete bu?
OKTAR BABUNA: Vakit Hocam inşaAllah. Bir de sitede de bu çıkmış Hocam inşaAllah. “Rezil kitaba Diyanet’ten sert tepki” diye.
ADNAN OKTAR: Burak Özdemir kaç yıl kalmıştı bizim arkadaş grubumuzun içerisinde, görüşmüştük? 18 yaşında falan gelmişti o. 28, on yıl falan kalmıştır. En az bir on yıl.
OKTAR BABUNA: Kız kardeşi de hatta.
ADNAN OKTAR: Kız kardeşi de evet. Banu Özdemir. Kız kardeşini çok iyi tanırım ben. O da hatta 15 yıl bizimle görüşmüştü, en az 15 yıldır. 15 yıllık arkadaşımdı. Burak biraz çocuksu bir öfkeyle Allah-u alem böyle şeyler yapıyor. Çünkü bizim aramızdayken anti-Darwinist’ti ve namazlarını kılan, mümin, muttaki, bir insandı ve hakikaten anti-Darwinist çok yoğun faaliyet yapardı. Darwinizm’in geçersizliğini, ara fosillerin olmadığını, bir proteinin tesadüfen olamayacağını herkese anlatırdı. Bayağı da bilgiliydi, okurdu, araştırırdı ve çok detaylı anlatırdı. Dini de, İslam’ı da çok iyi savunurdu. Kız kardeşi de öyle. O da çok bilgilidir. O da öyle imanı, Kuran’ı çok kararlılıkla savunan insanlardı. Sonra bizden ayrıldıktan sonra, arkadaş grupları arasında herhalde uyum sorunu çıktı anladığım kadarıyla. “Siz Müslümansınız, biz sizin görüşünüze katılmıyoruz” diyen kişiler olabilir. Onlara uyum sağlamak için bütün üslubunu, tavrını değiştirdi ve böyle daha değişik görüşte insanlarla, daha marjinal bazı insanlarla görüşmeye başladı. Onlara uyum sağlamak için benim gördüğüm Kuran’a, dine sanki böyle ehl-i sünnet inancında bakmıyormuş gibi, değişik bir görüşe sahipmiş gibi veyahut kabul etmiyormuş gibi bir üslupla onların yanına yanaştı ve onların kabulünü aldı, o marjinal grupların kabulünü aldı. Sırf onların desteklemesi için bunu yapıyor gibi görünüyor. Sırf onların etrafında yer edinebilmek için. Yoksa ben, samimi olarak ben bu yazdıklarına inandığına inanmıyorum. Çünkü anti-Darwinist’tir, Darwin’e hiçbir şekilde inanmaz. Ama sorsan şu an “inanıyorum” der. Ama mühim olan beynindeki inançtır. Beynindeki inançta kesin inanmaz. Çünkü su gibi biliyor. Bizim kitaplarımızda anlatılan konuları su gibi bilir. Kız kardeşi de çok iyi bilir. Mükemmel anlatır, yıllarca görüştüğüm insan. 15 yıl, en az 15 yıl görüştüğüm bir insandır. Dolayısıyla yaptıkları, Kuran’ı ve İslam’ı daha iyi insanların tanımasına vesile olur. Çünkü böyle bir kitabı okuyan insanlar, buna karşı hamiyet-i İslamiye ile dolarlar. Yani İslam’a karşı daha koruma hissi, daha heyecan meydana gelir. Dolayısıyla bu bizde bir kızma veyahut öfke meydana getirmez. Müslümanlarda bir rahatsızlık meydana getirmez. Onların şevkini artırır. Biraz reaksiyon kitabı bunlar. Bilmem tam anlatabiliyor muyum? Yani içte meydana gelen bazı duyguların yansıtılması, yoksa Burak Özdemir istese birçok konuda kitap yazabilir. Yani niye dini hedefleyen bir kitap yazsın, değil mi? Neden dini hedefleyen bir kitap yazsın? Neden Mehdiyeti hedefleyen kitaplar yazsın? Dönüp dolaşıp bu konunun etrafında dönüp dolaşması bir uyumla ilgili faaliyet, yani garip bir uyum faaliyeti. Yani bazı marjinal çevrelere uymak için yaptığı atraksiyonlar diyebilirim inşaAllah. Onlar da inanmazlar buna, bunu yaptıklarına. Hiç kimse buna inanmaz. Boşa gayret ediyor ve bundan dolayı da İslam’a, dine herhangi bir halel gelmez, bu tip yazılardan dolayı. Çünkü doğrusunu biz internet sitelerimizde çok detaylı anlatıyoruz. Çok kapsamlı herkes duyuyor, biliyor. Dolayısıyla böyle şeylerle olumsuz bir etki pek meydana gelmez. Pek değil, hiç meydana gelmez. Ne diyor haberde?
OKTAR BABUNA: “Rezil kitaba Diyanet’ten sert tepki. ‘Bin yılın Kuran tefsiri: Levhi Mahfuz’ adlı kitabında yüce dinimiz İslam ve Allah (c.c.) ile dalga geçen (haşa) inkarcı Burak Özdemir’e Diyanet İşleri Başkanlığı ve İlahiyatçılardan tepki gecikmedi. Dinişleri Yüksek Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hamza Aktan ‘Kur'an'ı tefsir edecek kişi de bazı ilimleri bilmesinin yanında ilk aranan şart, sağlam bir inanç sahibi olmasıdır’ dedi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayrani Altıntaş ise ‘Böyle bir kitap yazma cüreti nasıl bulunuyor, doğrusu hayret ettim’ ifadelerini kullandı” diyor Hocam ve devam ediyor. “Kimsenin Müslümanları rencide etmeye hakkı yok. Toplumların barış ve huzur içinde yaşayabilmeleri için din ve vicdan özgürlüğünün vazgeçilmez unsurlar olduğunu kaydeden Prof. Dr. Aktan, açıklamasında şu görüşlere yer verdi: ‘Bütün inançlara ve dinî değerlere saygı göstermek, din ve vicdan özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak yazıda yer alan inkarcı ve alaycı üslûbu düşünce ve ifade özgürlüğü olarak kabul etmek mümkün değildir. Din, vicdan ve ifade özgürlüğü kişiye hiçbir zaman başka inançlara hakaret etmeyi, kutsallarına saldırma ve ona inananları rencide etme hakkı vermez’.
Öte yandan kitaptaki alaycı ifadeler akademik çevrelerin de tepkisini çekti. Prof. Dr. Ali Özek, Özdemir'in ifadeleri için ‘ibret verici' nitelemesinde bulunarak ‘Kitabın yasaklanması ve yazarın mevcut yasalara göre cezalandırılması uygun olacaktır’ dedi. İlahiyatçı-yazar Prof. İlhami Güler ise Özdemir'in kitabında kullandığı ifadelerin düşünce özgürlüğüyle açıklanamayacağını belirterek ‘Kitapta geçen ifadeler ‘Düşünceyi açıklama özgürlüğü' hakkını aşarak Müslümanlarca kutsal sayılan Allah, Hz. Muhammed (s.a.v) ve Kur'an'ın yani ‘İslam' dininin ontolojik özü olan değerlerin alaya alınması, aşağılanması ve küçümsenmesidir. Bu ifadelerin, bu muhtevaları ile ‘dini düşünceyi' eleştirme statüsünden çıkarak dini değerlere hakaret etme kapsamına girdikleri kanaatindeyim’ dedi.
İnkarcı-yazar Burak Özdemir, ‘Bin yılın Kur'an Tefsiri: Levh-i Mahfuz’ kitabında, ‘Dona' adını verdiği (haşa) Tanrıyla sanal alemde yaptığı hayali msn muhabbetlerine yer vererek Müslümanların “Allah”, “Peygamber”, “Kur'an”, “hac” gibi kutsallarına hakaret etmişti.
Bu cüreti nereden buluyorlar?
‘Böyle bir kitap yazma cüreti nasıl bulunuyor, doğrusu hayret ettim’ diyen Ankara Üniversitesi İlahiyat fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Hayrani Altıntaş ‘Din, inanç ve Müslümanlar aşağılanıyor. Kabe gibi Müslümanların en kutsal değerleri aşağılanıyor ve Müslümanlar akılsızlıkla suçlanıyor’ ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Altıntaş, şu ifadeleri kullandı: ‘Yüce Allah basitleştirilerek (haşa) inananların inançlarına sadece hakaret edilmiyor, aynı zamanda ad verilmeden tek tek kişilere ahmak muamelesi yapılıyor’” demişler.
ADNAN OKTAR: Evet. Tabii ki kötü bir söz varsa o sahibinindir. Dolayısı ile kim çirkin bir söz söylerse Kuran’a, mukaddesata, o söz doğrudan kendisine ait olur. Kuran’a, mukaddesata bir söz ilişmez, gelmez. O havada kalır. Yani bir çirkinliği birisinin üzerine fırlattığında, o havaya kalkar, bir ters takla atar, onun kafasının içine girer, ağzına, burnuna dolar. Dolayısı ile o ilgili yere gitmez, Allah’ın öyle bir kanunu vardır. Şimdi Burak denen kişinin de, attığı ne varsa malzeme, hepsi ağzına, burnuna dolmuştur yani. İslam’a, Kuran’a öyle bir şey gelmez, inşaAllah. Ama tabii cahilce hareket ediyor, yaptığı hareketler biraz mantık dışı, çok acayip hareketler yapıyor. Biraz da tabii bilinçaltında 15 yıl hizmet etmiş olmanın pişmanlığı var. Onu geri almak istiyor, yani yaptığı hizmeti geri almak istiyor. Halbuki milyonlarca insanın hakikaten imanına vesile oldu, sebep oldu. Şimdi de o yaptığını geri alacağını düşünüyor, geri alamaz artık. Geri almak istedikçe daha da artar İslam’ın gücü, öyle bir şey olmaz. Allah onu, istese de istemese de İslam’a hizmet ettirdi. 15 yıl kız kardeşini de, kendisini de hizmet ettirdi. Muazzam bir hizmet verdiler. İmani, Kurani çok büyük çalışmalar yaptılar. Şimdi “bundan pişman oldum” deyip, “ben bunları geri almak istiyorum” dediğinde, bu mümkün değildir. Yani verilen hizmet artık o Müslümanların saffına geçer, onların kaydına geçer, o sabit kalır. Almak istediği kadar yaptığı faaliyetler de, olduğu gibi gene İslam’a faydalı olarak gene döner. Mesela bu kitabı okuyan insan, İslam’a karşı mesafeli ise bile İslam’ı korur hale gelir. Hamiyet hislerini artırır, koruma hislerini artırır. Dolayısı ile bizim insanlarımız o kadar sıradan düşünen, yüzeysel düşünen fikirlere itibar etmez. Bu tip çırpınmalara da gerek yok, bunlara gerek yok. Yani bizden bazen ayrılan arkadaşlarımız, çeşit çeşit bu İslam’a hizmetlerinden kaynaklanan pişmanlığı dile getirmek istiyorlar. Mesela kimi silahlı saldırı düzenliyor değil mi? Kimi hakaret ediyor, kimi mahkemeler açıyor bize. Yani o nasıl oluyorsa oluyor, Allah’ın hikmeti. Mesela 15 yıl, 20 yıl hizmet ediyorlar, yani muazzam hizmet ediyorlar hakikaten İslam’a, Kuran’a; bir gün Allah-u alem şeytanın etkisinde kalıyorlar, tepe takla dönüyorlar, bambaşka bir insan oluyorlar. Yani bambaşka bir varlığa dönüşüyorlar. Bu sefer yaptıkları hizmeti geri alma istekleri oluyor. Mesela bak üzerinde durduğu konu ne? Allah, Muhammed (s.a.v.), din, Mehdiyet. Yani hakikaten çok hizmet etti, Allah’a, Peygamber (s.a.v.)’e, İslam’a, Mehdiyet’e çok hizmet etti. Ama bugün onun pişmanlığını yaşıyor benim gördüğüm. Halbuki onu hizmet ettiren Allah’tı. O hizmetini durduran da Allah, o faaliyetini durduran da Allah, buna o kitabı yazdıran da Allah’tır. Çünkü bu atağı yapacak ki, Müslümanlar daha çok coşacak, daha birbirine bağlanacak, daha şevkleri artacak. Eğer Müslümanlara bu tarz bir atak olmazsa, Müslümanlara biraz meskenet ve bitkinlik gelir. Mesela Aydın Bey fosilleri çıkaracak ki yayın organlarında, biz de cevap verelim değil mi? Şimdi orada bu konuyu anlatmasa, gazetelerinde çıkmasa, biz nasıl cevap verelim? Ama tabii ben de biraz alnını kaşıyorum; diyorum ki artık bunlar bitti, bir daha böyle yayın yapamazlar diyorum. Küçük çocuk gibi buna kanıp gene haber çıkarıyorlar, gene biz Darwinizm’in geçersizliğini bütün kitlelere, milyonlarca insana gene anlatma imkanına sahip oluyoruz. Çünkü durduk yere anlatınca biraz insanlar şaşırır, yani “ne var ki” derler. Ama saldırı olup yahut işte bir atak olup da cevap verildi mi, tabii çok makul olmuş oluyor, bilmem anlatabiliyor muyum? Şimdi Burak denen kişi gibi bizden ayrılıp da, bize öfke duyan ve bu öfkesinden de adeta şiddetli bunalan kişilerin, deşarj olmak için kullandıkları birçok metot var. Bir tanesi bu tarz kitaplar yazmaları. Bir kısmı internette saldırıyorlar, dine, mukaddesata, İslam’a hakaretler yağdırıyorlar. Defalarca bizim evimizin önünde de suikast yapmaya kalktılar. En çekindikleri konu da, ya ben Mehdi (a.s.) olursam gibisinden bir şüpheleri var. Eğer ben öldürülürsem, Mehdi (a.s.) olmadığım kesinleşmiş olacak onların kafasında. Benim öyle bir iddiam yok ki, niye oturup panik oluyorsunuz? Panik olan olana kardeşim, anlayamıyorum ben bunu. Yemin ettim daha ne? Müslüman olarak yemin ediyorum, “benim böyle bir iddiam olmaz” diyorum. Bir böyle faaliyet yapanı var. Mesela bir halk arasında konuşma yapanlar var. Mahkemelerde gizli şahit olarak karşımıza çıkanlar var. Mesela hizmet etmiş yıllarca, ağırına gitmiş, onun pişmanlığını bize dava açarak göstermeye çalışıyor. Veyahut mesela bak gizli şahit var, bir de açık, aleni şahit olarak da var. Bu faaliyetler var. Yahut yurtdışındaki kişileri kışkırtmaya çalışıyorlar, yurtdışındaki internet sitelerinde faaliyet yapıyorlar. Yani çeşitler çok çok fazla. Bunlar bizim heyecanımızı artırmak için zaten çok önemli unsurlar. Ben bu kadar coşkulu oluyorsam, bu tip olaylarla tabii coşkulu oluyorum aynı zamanda, yani onlar da beni hareketlendiriyor. Çünkü ben Müslümanlara yapılan her ataktan heyecanlanıyorum. Mesela ayette diyor ya, “Kadınlara, çocuklara, yaşlılara, mustazaflara yapılan eziyetler ve saldırılar sizi şevklendirmiyor mu? Mücadele için azim vermiyor mu?” diyor Allah. Ben de diyorum ki, “elhamdülillah bana azim veriyor Yarabbi” diyorum, şevkim artıyor.
SUNUCU: “Hocam Selamünaleyküm. Kader konusu çok kompleks bir konu gibi geliyor, ama aslında Allah’a tam inanan insanlar hemen kavrar. Ama günümüz insanı tüm inançsızlıklarını ve yanlışlıklarını kadere bağlarlar. Biraz izah etmeniz mümkün mü Hocam?” Lüleburgaz’dan Mustafa Sayın soruyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kader, Mustafa kardeş, işte mesela örnek. Şu an konuşmalarımız, ben demin anlattım. Mesela Aydın Bey’in gazetelerinde böyle yazıların çıkması gerekir, yani Mehdiyet’in durduk yere boş bir alana mücadele vermesi mümkün değildir. Mesela biz Mehdi (a.s.) talebesiyiz, ben Mehdi (a.s.) öncüsüyüm. Şimdi boş bir alan var, mesela hiç kimse Darwinizm’den bahsetmezken, hiç böyle bir konu yokken “ben Darwinizm’e karşı mücadele ediyorum” dersem, şimdi bu biraz ilginç olmaz mı? Garip olur. Allah mücadele edeceğimiz bir şeyler yaratır kaderde ve Mehdiyet’in önüne koyar, “al bunu parçala” der. Yani aslanın karşısına küçük bir varlık getirmek gibi oluyor. Aslan ne yapar? Paramparça eder. İşte bizim yaptığımız da bu, inşaAllah. Paramparça ediyoruz. Yani o fikrin beynini dağıtıyoruz. Allah, “Hakkı batılın üzerine atarız, o da onun beynini parçalar, dağıtır” diyor. Yani bak Kuran’ın anlatmak istediği, fikir sisteminin dağıtılması, yani şahsı ile bir ilgilimiz yok bizim. Fikrini etkisiz hale getirmek. Şimdi mesela Burak denen kişi. 15 yıl bize hizmet etti, İslam’a hizmet etti, Kuran’a hizmet etti, Mehdiyet’e hizmet etti, 15 yıl. Yani hayatının en önemli bölümü. 10 yıl da, 15 yılı bulmuştur. Çünkü 18 yaşında falan gelmişti. Kardeşi ile aynı şeyde geldiler, ikisi de 15 yıl oldu, evet. Ama kız kardeşi daha önce gelmişti, onunki daha da eski aslında. Yani 15’ten daha eski o. Şimdi bakın, kaderinde önce 15 yıl İslam’a hizmet ediyor. Darwinizm’e, materyalizme karşı hizmet ettiriyor. Ama Allah bir gün o görevi onlardan alıyor, karşı görev veriyor Allah, ama şeytanı vesile eder. Şimdi eğer böyle bir karşı atak olmazsa, karşı tavır olmazsa, gene Müslümanlara meskenet gelir, yani sakinlik gelir. Yani ne ile mücadele ediyoruz o zaman değil mi? Onun için kaderde bu da yaratılıyor. Mesela şu an konuşuyoruz, bu da bizim kaderimizde olan bir şey. Şimdi Ahiret’te Allah karşılaştıracak. Diyecek ki Cenab-ı Allah, “siz aynı ortamda, mesela sen 15 yıl hakkı ve doğruyu gördün. Müslümanlar da gördü, sen de hepiniz gördünüz. Ama sen ayrıldın ve karşı atağa geçtin değil mi? Müslümanlar canhıraş büyük bir aşk ile, şevk ile İslam’ı, Kuran’ı anlatmaya devam ettiler. Aradaki farkı anlat” diyecek Allah değil mi? O zaman diyecek; “onlar gerçekten hakkı gördüler, vicdanlarına uydular, ben vicdanıma uymadım” diyecek değil mi? “Ben hakkı gördüğüm halde, gerçeği gördüğüm halde, bütün bilimsel delillerle biliyordum ben Darwinizm’in geçersizliğini, materyalizmin geçersizliğini biliyordum. Ama dünya hayatı beni aldattı” diyecek değil mi? Marjinal gruplara uyduğunu söyleyecek ve bu hale düştüğünü söyleyecek, özetle. Şimdi kıyas ile Müslüman’ın değeri artmış oluyor. O zaman Müslümanlara da, inşaAllah, bir hayranlık olacak, hak yolda giden Müslümanlara karşı Ahiret’te. Bakın bir kısmı hem geri dönüyor, vazgeçiyor. Ayrıca ters atağa geçiyor, yani aksi yönde faaliyet yapıyor, Müslümanlar da böyle bir ataktan etkilenmek şöyle dursun, iki misli daha atağa geçip, daha canlanıp, hakkı savunmaya devam ediyorlar. O zaman alınan sevabın değeri çok artmış oluyor. Şimdi Darwinistler yazı çıkartmazsa bizim sevabımız düşer, çok çok düşer. Burak denen kişi böyle bir yazı yazmazsa, bizim sevabımız çok düşer. Bizim sevabımızın artması için, Allah’ın bizden razı olmasının artması için, Müslümanca gücümüzün iyice belirginleşmesi için böyle bir zemine ihtiyaç vardır. Allah kaderde bunları yaratır ve de biz de bu zeminde onlara karşı mücadele veririz. Böylece İslam’ın bereketini, güzelliğini ve zenginliğini insanlar görmüş olur. Yani Allah mücadeleyi zenginleştiriyor böyle. Şimdi hayali bir varlık ile mücadele ettirmiyor bizi. Yani hayatın içinde yaşanan olaylarla bizi mücadele ettiriyor. Mesela Aydın Bey’in gazetelerinde evrim ile ilgili konuların çıkması ve cevaplarını veriyoruz; mesela bir mücadele, haklı mücadele. Farz edelim bu kişi böyle bir kitap yazıyor, buna cevap veriyoruz, bu da bir canlılık meydana getirmiş oluyor. Öbür türlü boşlukla mücadele etmiş oluruz, olmaz. Allah boşlukla hiç mücadele ettirmez. Yani Mehdiyet var ise, mutlaka zıttı ve karşı tavırlar vardır ve Mehidyet o düşünceleri düzeltmek için yahut önlemek için veyahut tamamen etkisiz hale getirmek için ilmi, akılcı ve vicdani mücadele yapar. Bunlar tarihi olaylar, yani tarihi günler yaşıyoruz, tabii. Mesela evimize saldıranlar mı dersin, olay çıkartmaya çalışanlar mı dersin, iftira edenler, çete kurup bize gizli şahit oluşturup aleyhimizde faaliyet yapanlar mı dersin, akıl almaz olaylarla karşılaşıyoruz. Bütün bunlar bizim şevkimizi ve heyecanımızı artırır. Mesela internet sitelerine bir giriyoruz, akıl almaz iftiralar. Her yerde bizi övseler, “bu insan çok iyidir, çok mükemmeldir” deseler ve kime gitsek bize yardımcı olsa, destekçi olsa, bu nasıl bir mücadele olmuş oluyor değil mi? O zaman adama çay, kahve de getir, otursun oturduğu yerde. E ne yaptın? “Ben Mehdi (a.s.) öncüsüydüm, mücadele yaptım” diyorsun, yani bu o kadar inandırıcı olmaz ve doyurucu olmaz. Doyurucu olması için zıt hareketlerin, karşı hareketlerin çok şiddetli olması lazım. Mehdiyet’in gücü, karşı gücün şiddetiyle orantılıdır. Karşı güç ne kadar şiddetliyse, Mehdiyet o kadar güçlüdür. Karşı güç ne kadar zayıfsa, Mehdiyet de o kadar zayıf olur. Yani şimdi bir bina yapıyorsun, 9 şiddetinde depreme dayalı. Bazısı 7 şiddetinde depreme dayalı. Bazısı da ne yaparsan yap yıkılmaz. Ancak kıyamette devrilecek gibidir yani inşaAllah. İşte Müslüman da ancak kıyamette devrilecek gibi oluyor inşaAllah. Yani o kadar yaman oluyor, o kadar güçlü oluyor. Dolayısıyla biz Mehdiyet’in öncüsü olduğumuz için olayların şiddeti de akıl almaz boyutta oluyor. Mesela bakın, bizden ayrılanın normalde işine gücüne, hayatına bakması lazım değil mi? Yani gider, iş güç sahibi olur, eğlenir, gazinoya gider, pavyona gider. Neyse artık kendi inancına göre eğlenir adam veyahut diskoya gider. Yani normal beklenen budur. Adam öyle yapmıyor. Adam eve kapanıyor; Allah, din ve mukaddesatı karşısına alan veyahut işte kendince haşa alay ettiğini düşündüğü yazılar yazıyor. Ona para veriyor, bastırıyor o kitabı. Ömrünü ona vakfediyor. Bu da mucizedir. Yani adam kendi hayatını yaşaması gerekirken mesela mahkeme koridorlarında bizle uğraşıyor. Yani çok zordur. Avukat tutuyor adam. Yani milyonlarca lira para veriyor, avukat tutuyor bizle uğraşmak için. Bak bizle uğraşmak için, yani dine saldırdığında benim rahatsız olacağımı düşünüp dinin aleyhinde adamlar kitaplar yazıyorlar. Dini karşına alan kitaplar yazıyorlar. Mesela Burak denen kişi de, kendince dini böyle biraz hafife alan bir üslupla kitaplar yazıyor. Dolayısıyla beni biraz kızdıracağını düşünüyor. Yani burada hedef, aslında ben oluyorum. Yani hani “ben sana hizmet ettim ama 15 yıl, bak böyle geri alıyorum” diyecek gibi oluyor. Ben hiç kızmam yani iyi bir huyum vardır, çok şefkatliyim; şevklenirim o doğru, heyecanım artar, mücadele azmim artar ama kızmam inşaAllah. Böyle reaksiyon yönünde binlerce eser Avrupa’da da var. Mesela yabancı dergilerde var. Yani amaç kendince beni kızdıracak, tedirgin edecek, rahatsız edecek veyahut öfkelendirip itidalsiz hareketler yapacağımı düşünüyorlar veyahut daha da ilginci vazgeçeceğimi düşünüyor olabilirler. Ben acayip bir adamım, siz beni tanımamışsınız. Bu ne demektir biliyor musun? Yanan ateşe saf oksijen veriyorsun sen. Yani metali eritirim ben o zaman, delerim, yani dağları delerim değil mi? Hodri meydan diyoruz yani ellerinden geleni ardına koymasınlar inşaAllah. Her zaman diyoruz beşer beşer, ellişerli gruplar halinde gelsinler. Darmakeşan ederim hepsini Allah’ın izniyle; ilimle, fenle, mantıkla, kültürle, bilgiyle, şefkatle, merhametle ve sevgiyle. Nezaketten de asla ayrılmam ama göğüs göğse bir mücadele olduğunu görüyoruz. Bir tek bu değil arkadaşın kitapları, başka da var. Arkadaş demeyeyim bazen dil sürçüyor, kişi diyelim. Çünkü böyle kişi bizim arkadaş olarak kabul edeceğimiz gibi değil. Fakat bu bilinen yani şu an ortaya çıktığı için, böyle çok fazla vaka var. Yani reaksiyon olarak ortaya çıkan çok kişi var. Gücüyle orantılı olması Mehdiyet’in bana çok heyecan veriyor. Yani Mehdiyet, dünyada görülmemiş derecede şiddetli olaylarla karşılaşacaktır. Yani dünya tarihinde hiç görülmemiş olaylarla karşılaşacaktır. Çünkü mesela eskiden Peygamberlerin zamanında, bir bölgede mesela yüz binlik bir şehirde fitne çıkarıyorlar, 50 bin kişilik yahut bir milyon topluluk içinde fitne çıkarıyorlar; şuan 7 milyar insanın içinde fitne çıkarılıyor. Mehdiyet’in karşısında milyarlarca sapkın insan var. Çok az yani Müslümanların bulunduğu toplumun içerisinde, Hıristiyanların ve Musevilerin bulunduğu toplum içerisinde Mehdiyet’i destekleyen bir grup vardır. Yani Müslümanların tamamını tenzih ederim, dindar Hıristiyanları ve dindar Musevileri tenzih ederim ama büyük bir kitle şu an deccaliyetin emrindedir. Dolayısıyla deccaliyet dünya tarihinin en büyük olayıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor: “Hiçbir Peygamber deccaliyeti anlatmamazlık etmemiştir, hepsi anlatmıştır. Gelmiş-geçmiş en büyük fitnedir” diyor. Yani dünya tarihinde gelmiş-geçmiş en büyük fitnedir deccaliyet. Mehdiyet, deccaliyete karşı mücadele veriyor şu an. Bizler de onun öncü, naçiz talebeleri olarak, hademeleri olarak zeminde bir mücadele veriyoruz inşaAllah. Bize düşen görevleri yerine getireceğiz bütün gücümüzle yerine getireceğiz. Tabii, bizim aleyhimize kamuoyu oluşturulması da dünya çapında çok büyük bir zeminde oluşturuldu. Yani bu çok makbul işte, bu çok küçük olabilirdi mesela on bin kişi karşımızda olabilirdi, yirmi bin kişi olabilirdi ama milyonlarca ateist, dinsiz, komünist, faşist, ateist mason karşımızda; ne büyük nimet elhamdülillah, ne büyük nimet. Çıtır çıtır hepsini ezeceğim teker teker, Allah adına söz veriyorum inşaAllah. Yani bir tanesini bırakmayacağım inşaAllah. Allah sağlık-sıhhat versin, ömür versin yani ezmedik adam bırakmayacağım, teker teker. Ekipler halinde de olabilirler, gruplaşabilirler de, zaten davet ediyoruz adamları hatta bir kısmına düz gidiyorum. Gene olay anlaşılmıyor herhalde değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani mesela bugün daha bir heyecanlandım. Yani böyle atak olduğunda daha canlanıyorum, genelde böyle bir özelliğim var inşaAllah. “Ne kadar çok aleyhinizde adam var” diyorlar. Sen bir bilsen onun ne kadar makbul olduğunu ve ne kadar onur verici olduğunu, ne kadar büyük bir şeref olduğunu sonra anlayacaklar. Kısmen anlamışlardır belki ama anlamayanlar da oluyor tabii, şaşırıyorlar, “bir insanın bu kadar karşısında insan olur mu?” diyorlar. Az adam olsaydı çok utanırdım yani gerçekten çok utanırdım. Ne kadar çoksa ve ne kadar şiddetliyse o kadar güzel, o kadar makbul inşaAllah. Yağmur gibi yağması lazım ve ilerleyeceksin değil mi? Dosttan bir şey gelirse insan rahatsız olur; sevdiğinden, dostundan bir şey olursa. Yoksa yağmur gibi yağacak, ne diyor şair: “yağsın yağmur gibi taşlar” değil mi? Yağmur gibi diyor. “Dostun attığı bir gül yaralar beni” diyor inşaAllah. Bak “Yağsın başımdan taşlar yağmur gibi” diyor. Bizim de mantığımız bu, dostun attığı bir gül bizi yaralar inşaAllah. Yani onun dışında bir sorun yok. Yaralar derken; ona karşı şefkatimizden, merhametimizden tabii bir teyakkuza geçeriz yani onun üzülmesini, rencide olmasını, tedirgin olmasını istemeyiz. Onu en kısa zamanda izale etmeye çalışırız, ondan tedirgin oluruz yoksa biz o tip olaylardan tedirgin olmayız.
OKTAR BABUNA: Tarihiniz de bunun en büyük delili Hocam zaten.
ADNAN OKTAR: Beni tanımıyorlar, yani daha Türkçesi tam Allah’ın delisiyim yani tam, yani hiç baş edemeyecekleri bir adamla karşı karşıyalar söyleyeyim yani.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım, Taha Suresi: “De ki: ‘Herkes gözetlemektedir; siz de gözleyip durun. Sonunda –en sonunda-, dümdüz (dosdoğru) yolun sahipleri kimlermiş –bu dünyanın sahibi kimlermiş- ve doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında öğreneceksiniz.’" diyor. Ebcedi de 2023, dünya hakimiyeti, değil mi? Bakın bir daha ayeti söylüyorum, şeytandan Allah’a sığınırım, “De ki: ‘Herkes gözetlemektedir, -yani bütün dünya gözetlemektedir, 7 milyar- siz de gözleyip durun -muhalifler, Müslümanlarla mücadele edenler, Mehdi düşmanları, anti-Mehdi hareket- sonunda -en sonunda, mücadelenin sonunda- dümdüz, dosdoğru yolun sahipleri -İslam’ın, Kuran’ın sahipleri, sahib-i zaman- kimlermiş -Mehdi cemaati kimmiş, bu topluluk kimlermiş- ve doğru yola ulaşan kimlermiş” çünkü Müslümanları doğru yolda olmamakla suçlayacaklar, doğru yolun sahibinin Müslümanlar olduğunu, hakkın ve doğrunun Müslümanlar olduğunu sonunda öğrenecekler. Allah bak söz veriyor; “doğru yola ulaşan kimlermiş, pek yakında” diyor Allah, uzakta demiyor “pek yakında öğreneceksiniz.” Ayete bir bakıyoruz ebcedine, 2023 tarihini veriyor.
Evet, yarın hangi kanallardayız inşaAllah?
SUNUCU: Bizi yarın 22:00’dan itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz radyodan, aynı zamanda TV Kayseri ve Samsun AKS TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Hayırlı geceler sayın izleyicilerimiz.
ADNAN OKTAR: Birazdan da ikinci yayınımıza başlıyoruz, harunyahya.tv’den. EvvelAllah, evvelAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...