SUNUCU: Hayırlı akşamlar değerli izleyenler, bugün sizlere Harunyahya.tv ve Mavi Karadeniz Radyo’dan sesleniyoruz. Aynı zamanda Kahramanmaraş Aksu TV ekranlarından da sizlere sesleniyoruz. Bugün de sizden gelen soruları yine Hocamıza yönelteceğiz ve cevaplarınızı dinleyeceksiniz inşaAllah. Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine gönderirseniz Hocamız inşaAllah sorularınızı yanıtlayacak. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamıza ait tüm eserleri ücretsiz edinebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Kocaeli TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Oktar Bey ve değerli Hocam Adnan Oktar’la beraberiz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ne konuşalım?
OKTAR BABUNA: Hocam sizin bu güncel konularla anlattıklarınız çok etkili oluyor, inşaAllah. Dün de bayağı öyle bir o yönde haberler aldım. Çok etkilenenler olmuş, özellikle Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını anlattınız, inşaAllah. Onun hayatından örnekler vererek, o şekilde maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.)’e düşmanlık edenler yahut ona kin duyanlar, öfke duyanlar yahut haset edenler veyahut cahilliğinden söz söyleyenler, hep kafalarına taktıkları tek nokta var; Peygamberimiz (s.a.v.)’in evlilikleri. En büyük kozları o oluyor. Ben de onun cevabını verdim, inşaAllah.
Şimdi sen şu konuyu bir oku. Abdülkadir Geylani’nin Hz. Mehdi (a.s.) hakkındaki açıklaması. Abdülkadir Geylani gibi Kadiri tarikatının şahı, bakın şeyhi değil şahı, tarikat kurucusu. Ne diyor anlat bakalım?
OKTAR BABUNA: Hatem-i Veli, Mehdi (a.s.) Hazretleri ve siyah bayraklılar. Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin mühim ifşaatları. “Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in hadisi şeriflerinde hiç kimsenin yapamadığı cihadı yaptıklarını haber verdiği cihadı, bu mücahitlerin nasıl yaptıklarını, dünyaya bu nuru nasıl yaydıklarını Mehdi (a.s.) kaiminin cihat durumunu, Seyit Abdülkadir Geylani Hazretleri Fethu’r Rabbani eserinin 60. meclisinde şöyle buyuruyorlar: ‘Her kim ki bu zata erişirse artık Aziz ve Celil olan Allah’ın kapısından onu hiçbir engel alıkoyamaz. Mehdi (a.s.)’ın bayrağı indirilemez. Askeri mağlup edilemez, hakkı haykıran sesi susturulamaz. Tevhit kılıcı için bir hudut çizilemez,’ maşaAllah. ‘İhlâs adımları yürümekle yorulmaz. Hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı, önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır. O, Hakk Teâlâ’nın huzuruna varıncaya kadar hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez.’”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Görüyor musun benim koçyiğidimi, benim arslanımı. Abdülkadir Geylani gibi bir mübareğin ağzından, tam onun konuşmalarını bir daha anlat. Çünkü bayağı bir coştum duyunca.
OKTAR BABUNA: Son bölümü tekrar okuyayım mı Hocam? “Hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez” diyor.
ADNAN OKTAR: Sen bak şuradan itibaren, bir kısmı onun yorum. Abdülkadir Geylani’nin direkt açıklaması var, sen o kısmı oku. Seyit Abdülkadir Geylani, neymiş seyit. Ceddim değil mi? O da seyittir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden. Abdülkadir Geylani Hazretleri Fethu’r Rabbani adlı eserinin 60. meclisinde, yani 60. bölümünde şöyle buyuruyor, diyor. “Her kim ki bu zata erişirse” ki biz eriştik. Mehdi (a.s.) devrindeyiz, bize söylüyor. İnşaAllah, oku şimdi.
OKTAR BABUNA: “Her kim ki bu zata erişirse artık Aziz ve Celil olan Allah’ın kapısından onu hiçbir engel alıkoyamaz.”
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, evvelAllah.
OKTAR BABUNA: “Mehdi (a.s.)’ın bayrağı indirilemez. Askeri mağlup edilemez”
ADNAN OKTAR: Tartışmalarda yenmek mümkün mü mübareği?
OKTAR BABUNA: Mümkün değil.
ADNAN OKTAR: İlmi mücahedede.
OKTAR BABUNA: Hep üstün geliyor maşaAllah.
OKTAR BABUNA: EvvelAllah, Allah’ın dilemesiyle.
ADNAN OKTAR: Biz de öncüsüyüz. Evet devam et.
OKTAR BABUNA: “Hakkı haykıran sesi susturulamaz. Tevhit kılıcı için bir hudut çizilemez” maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tevhit kılıcı nedir? Allah’ın birliğini savunuyor.
OKTAR BABUNA: “İhlâs adımları yürümekle yorulmaz.”
ADNAN OKTAR: İhlas adımları nedir? Samimiyet adımları, samimiyetle yaptığı mücadelesi. Yürümekle yorulmaz. Asla yorulmuyor Allah’ın izniyle, devam, geceli gündüzlü, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Hiçbir iş ona güç gelmez.”
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, “dağları geçer” diyor değil mi hadiste, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Hiçbir kapı, önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz.”
ADNAN OKTAR: Söke söke açıyor demek ki. Hangi kapıyı kırmıştı Hz. Ali?
OKTAR BABUNA: Kalenin kapısını Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hangi kale? Hayber.
OKTAR BABUNA: Hayber Kalesi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O da öyle Hayber kapısını kırar gibi kapıları kıracak. Hangi kapıları? Delalet kapılarını. Cehalet kapılarını. Darwinizm’in, materyalizmin, faşizmin, komünizmin kapılarını söküp atacak, açtığında da bir daha kapatamayacaklar bak, bir daha kapatamayacaklar. Böyle yolgeçen hanına çevirecek Allah’ın izniyle, dümdüz edecek diyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır.”
ADNAN OKTAR: Hepsini darmakeşan edecek diyor. MaşaAllah, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: “O, Hakk Teâlâ’nın huzuruna varıncaya kadar, hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez.”
ADNAN OKTAR: “Mübarek fec’eten” diyor, “ani bir ölümle ölür” diyor. “Atının üzerinde” diyor, “arabasının, vasıtasının üzerinde, taşıtının üzerinde ölür” diyor. Şehit olacak inşaAllah. “Velilerin sonu şehittir” diyor. “O vakte kadar kimse onu durduramaz” diyor. MaşaAllah. Ondan sonra halefi kim? Hz. İsa (a.s.) Ona tevdi edecek halifeliği, diyecek; “sensin manevi lider” inşaAllah. “Sen beni halef tayin etmiştin, ben de seni halef tayin ediyorum,” diyecek inşaAllah, değil mi?
OKTAR BABUNA: Ne kadar bir süre olur Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’den sonra Hz. İsa (a.s.) dönemi?
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s.) vazifede şu an, o da. Şöyle hesap et. 2002’de geldiğini düşün, 33 yaşında; şimdi kaç yaşında oluyor?
OKTAR BABUNA: 41 yaşında inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 41 yaşında, EvelAllah filinta gibidir. 41, 51, 61, 71 daha var var inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam,1506 onların bitiş dönemi mi? Yoksa?
ADNAN OKTAR: Onların bitiş dönemi. Yani onun vefatının hemen akabinde başlıyor bozulma. Hz. Mehdi (a.s.) de uzun ömürlü olacak mübarek. Biz öncüsüyüz, biz bilemeyiz ne kadar yaşayacağımızı ama bak ne diyor Hz. Mehdi (a.s.) için: “Benim evlatlarımdan olan Kaim Hz. Mehdi (a.s.) İbrahim Halil (a.s.) bir Peygamberin -bizim Peygamberimizdi biliyorsun, bütün ümmetin Peygamberidir- İbrahim Halil’in ömrü olan 120 yıl yaşayacaktır” diyor MaşaAllah. Demek ki iyi bakacaklar mübareğe inşaAllah. Vesile olacak inşaAllah. Devam et.
OKTAR BABUNA: “Rabbi’nin huzuruna vardığı an, O da ona lütfeder, ikramlarda bulunur.”
ADNAN OKTAR: Tabii Cennetin tavusudur Mehdi (a.s.). “Ben, Hamza, Hasan, Hüseyin, Mehdi Cennet ehlinin seyitleriyiz” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Cennette en çok sevilen insanlardan olacak, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Onu Kendi hücresinde uyutur. Lütuf ve fazlından yedirir, ülfet bâdesinden içirir.”
ADNAN OKTAR: Cennette ikram olacak demek ki mübareğe, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Bunları bulduktan sonra, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına gelmeyen harikuladelikleri görür.”
ADNAN OKTAR: Yani onları zaten şu an oluşuyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Hakk Teâlâ’nın fazlını, keremini bulduktan sonra, o büyük insan halk arasına tekrar katılır.”
ADNAN OKTAR: Mübarek önce bir gizleniyor; Gaybet-ül Kübra ve Gaybet-ül Suğra, sonra halkın arasına karışıyor. Açık aleniyet kesbediyor, herkes görmeye başlıyor. Ne diyorsun Mine Hocam Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin böyle Mehdi (a.s.)’yi övmesine?
SUNUCU: MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, biz de Abdülkadir Geylani’nin naçizane talebelerindeniz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin de dedeniz olmuş oluyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. BahauddinNakşibendi Hazretleri de manevi mürşidimizdir kalben. Abdülkadir Geylani de manen, kalben mürşidimizdir, inşaAllah. Buyurun.
OKTAR BABUNA: “Sebebi; onlara hidayet yolunu göstermesi ve mülk sahibi kılmasıdır. Çünkü o kul, sonsuz mânevî bir mülke sahiptir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah yağdıracak inşaAllah. Yağmur gibi yağdıracak inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Çünkü o kul, mânevî bir mülke sahiptir. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayetöncülüğü eder.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Oöyle bir kuldur ki, Hakk’a vâsıl olmuş, O’nu görmüş ve mâsiva denen Hakk’ın Zâtından gayrı şeyleri bilmiştir. Artık işi halkla uğraşmaktır. Yerine göre halkın tepesine bir tokmak olur. Hak olanla bâtıl olanı birbirinden ayırt eder. Onları Azîz ve Celîl olan Allah’ın Katına göndermek için bir elçi, bir kılavuz olur.”
Darwinizmi, materyalizmi değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.Küfrün başına tokmak, inşaAllah. Her vurduğunda hoplayacaklar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tam onu söylemiş, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah bak tokmak diyor dedem, maşaAllah, ne güzel söylemiş. Değil mi? Tokmak, değil mi, vurdun mu hoplatır. Tepelerine tepelerine.
OKTAR BABUNA: “Hak ile batılı birbirinden ayırt eder” diyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, beynine beynine, ilimle, fenle, kültürle, sanatla. Ne diyor Bediüzzaman; “düşmanlarımız; cehalet, zaruret ve ihtilaf” diyor. Cahillik, zır cahillik veyahut cahillik. İhtilaf, Müslümanların birbirine düşmesi ve zaruret, fakirlik. “Buna karşı sanat, marifet ve ittifakla karşılık vereceğiz” diyor. Hz. Mehdi (a.s.) sanatın sultanıdır. Yani sanatta üstüne yoktur. Dünyaya sanatı o öğretecek. Tabii sanatın üstad-ı azamı odur, üstattır o konuda. Marifetin de üstadıdır. Yani çok marifetli bir insan olacak, inşaAllah. Sanat, marifet ve ittifak. Bütün dünyada ittifakın tam adını koyacak; “ittifak böyle olur” diyecek değil mi? Bütün dünyayı birleştirecek, tam ittifak, herkesi Allah’a kul yapacak. Dünyada, LailaheillAllah’ın dışında başka bir şey duymayacağız. LailaheillAllah Muhammeden Resulullah, sadece bunu duyacağız. Son kısmı bir daha oku.
OKTAR BABUNA: “Oöyle bir kuldur ki, Hakk’a vâsıl olmuş, O’nu görmüş ve mâsiva denen Hakk’ın zâtından gayrı şeyleri bilmiştir. Artık işi halkla uğraşmaktır. Yerine göre halkın tepesine bir tokmak olur. Hak olanla bâtıl olanı birbirinden ayırt eder. Müminleri Azîz ve Celîl olan Allah’ın katına göndermek için bir elçi, bir kılavuz olur”. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak elçiymiş demek ki, “nasıl elçi dersin?” diyorlar. Abdulkadir Geylani söylüyor, ben söylemiyorum ki. Ve kılavuz, mürşit ve hak ve batılı ayırt eder diyor değil mi? Darwinizm’i, materyalizmi eziyor. Hakk galip geliyor, batıl zail oluyor. Bak, “Hakk geldi, batıl zail oldu” diyor, değil mi Cenab-ı Allah ayette? Bu ayetin tam hakkıyla tahakkuk etmesini sağlayacak, ahir zamanda. Tabii, Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında Kuran, İslam indi, Hakk geldi ama batıl zail olmadı tamamen. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında tamamen zail olacak, yani tam bihakkın. Yani batılı manen kaldırdı Kuran o devirde ama fizik olarak kaldıracak Hz. Mehdi (a.s.) aynı zamanda inşaAllah. O günlere doğru gidiyoruz Mine Hocam, inşaAllah, evvelAllah.
OKTAR BABUNA: Bir son bölüm daha var Hocam. “Bu zâta melekût âleminde Azîm ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun gölgesinde gölgelenir. Bu hâlleri işitip heyecana kapılma” (Fethu’r-Rabbânî, 60. Meclis). MaşaAllah, 60. Meclis.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, heyecana kapılmamak mümkün mü? Ama gene de dedemizin sözüne uyalım inşaAllah. Heyecana kapılmamadan kastı; ölenler, bayılanlar oluyor tabii Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhurunda, ona işaret ediyor.
OKTAR BABUNA: Siz bu şeyi tarif etmiştiniz Hocam inşaAllah. O, teberrüken kılıcı alıp, hırkasını giydiği zaman Peygamberimiz (s.a.v.)’in.
ADNAN OKTAR: Onu kaldıramazlar işte, o çok büyük tehlikedir, hakikaten önceden uyarılması lazım. Yani yüzlerce insan bayılabilir. Hatta binlerce. Tehlikeli bir şeydir, onun için önceden onun hazırlığı yapılacak. Kaldıramaz manevi o kadar heyecanı. Tabii, Allah vermesin, canını verenler oluyor, dayanamaz. Ver bakayım, dedem neler söylemiş bakayım, maşaAllah. Bak, “bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur”. Yani zıl ve gölgesi bütün dünyayı kaplar diyor. Kastettiği bak, “bütün halk onun kalbinin -yani onun manevi elektriğinin, manevi gücünün, manevi tasavvurunun, Allah’ın vesile etmesiyle- ayakları altında durur”. Yani hepsi, bütün insanlık onun manevi feyz ve bereketinden istifade ediyor. Biliyorsun, kıyametin gelmesini engelleyen bir vesile olarak gösteriyor Allah. “Kıyameti onun vesilesiyle durduracağım” diyor Allah, Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle. Bir ara, fasıl veriliyor, Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle. “Bu halleri işitip heyecana kapılma” diyor, maşaAllah, 60. Meclis’te. Seyit Abdulkadir Geylani de biliyorsunuz, neden bunu söylüyorum biliyor musun? Seyit Abdulkadir Geylani meclisinde büyük bir camiide sohbet ederken peş peşe kerametler gösterdi. Bunu kaldıramayıp vefat edenler oldu, bayılanlar oldu onun için söylüyorum. Yani böyle manevi halleri bazen kaldıramaz insanlar. Şiddetli heyecandan canını verenler oldu. Kalp krizi geçiriyor heyecandan veyahut bayılanlar oluyor, inşaAllah. Önceden tedbir alınması lazım inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Olabilecek en büyük coşku olacak maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onun için “heyecana kapılmayın” diyor, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Çok büyük müjdeler Hocam elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Evet, evvelAllah evvelAllah. Bak dedem ne diyor? Canım benim, Hz. Ali (a.s.) şöyle buyurdu: “Allah’a yemin olsun ki ben ve bu iki oğlum Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.) şehit edileceğiz” diyor. Sağlığında, Allah’a yemin ediyor. Peygamber (s.a.v.) söylüyor; sen de, sen de, sen de üçünüz de şehit olacaksınız diyor hayattayken. Vahiyle bildirildiği için o da yemin ederek bildiriyor. Bakın Hz. Ali Keremallahü Veche Esedullah (a.s.) şöyle buyurdu: “Allah’a and olsun, Allah’a yemin ediyorum ki ben ve bu iki oğlum şehit olacağız” diyor. “Ve benim evlatlarımdan birini gönderecek” Hz. Mehdi (a.s.) diyor. “Kanımızı talep edecek, bizim intikamımızı alacak” diyor. EvvelAllah evvelAllah. Nasıl? Dünya hakimiyeti ile intikamını alıyor, değil mi? Hani soyu kesikti Peygamber (s.a.v.)’in değil mi? İşte o tahakkuk edecek, Peygamber (s.a.v.) neslinin dünya hakimiyeti tahakkuk edecek inşaAllah. Milyonlarca seyit ayaklanacak inşaAllah manen. Kanımızı talep edecek diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın alnına sürülmüştür Hasan (r.a.)’ın, Hüseyin’in (r.a.)’ın ve Ali (r.a.)’ın kanı. Onların intikamını alacak. İntikam nedir? Dünya hakimiyetidir, küfrün yeryüzünden silinmesidir. Tabii, üç çizgi olarak alnına sürüldü inşaAllah, inşaAllah. “O, bir süre onlardan uzaklaşacak”, bak “o, bir süre onlardan uzaklaşacak”; Hz. Mehdi (a.s.) gizlenecek diyor. “Böylece delalet ehli ayrılacaktır” yani münafıklar da ondan ayrılacaklar diyor. Münafık cemaatler, münafık toplum onun içinde bulunan, yani cemaat içinde bulunan münafıklar onlardan ayrılacak diyor. Hz. Mehdi (a.s.) cemaati 313 ama bu gelenler gidenler olarak 313 oluyor. Sürekli gelen olur, sürekli giden olur. Bakın “delalet ehli -yani münafıklar- onlardan ayrılacaktır” diyor. “Öyle ki cahil şöyle diyecek; Allah’a ulaşma konusunda artık Al-i Muhammed’e ihtiyaç yoktur.” Yani Hz. Mehdi (a.s.)’a ihtiyaç yoktur, ehl-i Beyt sevgisine ihtiyaç yoktur, böyle şeylere ihtiyaç yok diyecekler, anlaşıldı mı? Halbuki mürşit her zaman ihtiyaçtır. Her zaman mürşitler gelir, mehdiler gelir değil mi? Önderler gelir ve insanlara hakkı ve doğruyu irşat ederek anlatırlar. Mesela Kuran geldi ama Kuran’ı fiilen uygulatan Peygamber (s.a.v.)’di değil mi? Mesela Abdulkadir Geylani geldi, milyonlarca insanların imanına vesile oldu. O olmasa olmuyorlar. Kuran var ama okumuyor. O, Kuranları okutturuyor ve anlaşılmasını sağlıyor, vesile oluyor Seyit Abdulkadir Geylani Hazretleri. Yani ismini bile anmak insanı coşturuyor maşaAllah. Şah-ı Nakşibend de öyledir maşaAllah. Onlar şeyh değildir bakın, şahtır. Abdulkadir Geylani de şahtır inşaAllah. Bak ‘saldırdığında asla geri çekilmez’ diyor Hz. Mehdi (a.s.) için hadis. Görüyor musun aslanımı, koç yiğidimi? Nasıl bir aslan saldırdığında geri çekiliyor mu? O da aslan gibi saldırdığında asla geri çekilmez diyor. Fakat Hz. Mehdi (a.s.)’ın saldırısı hep ilmi, fenni saldırılardır. Sanat, bilim, sevgi, şefkat, akıl, fikir, fenle inşaAllah. “Saldırdığında asla geri çekilmez, tecrübelidir.” Bediüzzaman da diyor tecrübeli olduğunu, onu okuyacağım sonra Hz. Mehdi (a.s.)’ın tecrübeli olduğunu söylüyor. “Galiptir” mutlaka galip olur, “muzafferdir” aslandır diyor, “sağlamdır” aslan gibi sağlam “kavminin direğidir”. Türk Milleti’nin inşaAllah manevi direği olacak inşaAllah. Yani İslam aleminin de tabii ama Türklerden çıkacağı için söylüyorum. Türklerin içerisinden çıkacaktır. “Allah’ın kılıçlarından bir kılıçtır” diyor, Allah’ın kılıcıdır diyor. Seyfullah; Allah’ın kılıcı. “Reistir, herkesi etrafına toplar, yücelik ve şerefin kaynağı olan evde büyümüştür. Onun yüceliği en asil yücelikten kaynaklanır. Hiçbir şey seni ona biat etmekten alıkoymasın.” Şeytan seni alıkoymasın diyor. “Seni engelleyenler her zaman fitneye sığınanlardır.” Bak seni engellemesinler sakın, ona yaklaşma konusunda diyor. Demek ki şeytanlar diyecekler ki; “kesin yanına gitme, aman tehlikeli adam, uzak dur” diyecekler. Bak ne diyor rivayette: “seni engelleyenler her zaman fitneye sığınanlardır, eğer konuşurlarsa onlar şer konuşurlar” diyor. Pislik akar ağızlarından diyor. Yani aşağılık insanlardır değil mi? Baron ve takımı gibi falan, farz edelim. “Eğer susarlarsa fasid ve fasıktırlar.” O zaman da gene pislik yapar, susunca da pislik yaparlar diyor. Her halükarda mikropturlar diyor. “Sonra Hz. Mehdi (a.s.)’ın sıfatlarını sayarak buyurdu ki;” Hz. Ali (r.a.) anlatıyor bunları söyleyeyim. Orjinal kaynak, dedem. “İçinizdeki en geniş sığınaktır Mehdi (a.s.)” diyor. Yani insanlar ona sığınacaktır. “İçinizde ilmi en çok olandır.” Vehbi ilme sahip, Allah’tan alacak ilmi. Çünkü Mehdi (a.s.) biliyorsunuz ümmidir, inşaAllah. Ve “onun zuhurunu, hüzünlerin giderilmesine vesile kıl” diyor. Bak dua ediyor Hz. Ali (r.a.). Hüzünler gidecek. İnsanlardaki üzüntüyü kaldıracak. “Ümmetin dağınıklığını onunla topla.” Paramparça olmuş ümmeti bir araya getir diyor, dua. “Eğer Allah seni muvaffak kılarsa, onun biatına koş ve ondan asla vazgeçme.” Yanına gidersen diyor, seni ondan vazgeçirmek isteyeceklerdir, fitne yapacaklardır, iftira edeceklerdir. Asla ondan vazgeçme diyor. “Eğer muvaffak olur da, ona ulaşır, hidayet olursan.” Yani Mehdi (a.s.)’nin yanına gider de, Allah sana hidayet verirse “Ondan asla vazgeçme” diyor. “Ve eliyle göğsünü göstererek, onu ne de çok görmek isterdim” diyor Hz. Ali (r.a.). Eliyle göğsünü gösteriyor, “onu da çok görmek isterdim” diyor, bir de ah çekiyor. “Ah” diyor, “onu ne de çok görmek isterdim” diyor. Eliyle göğsünü gösteriyor, onu bir zorluk olarak, bir manevi zorluk olarak gösteriyor, bir imtihanıdır Hz. Ali (r.a.)’nin değil mi? Tabii, eliyle göğsünü tutuyor, “onu ne de çok görmek isterdim” diyor. İnşaAllah. Ehl-i Beyt düşmanlığı şeytani bir düşmanlıktır. 1400 seneden beri şeytani bir cereyan olarak devam eder. Yani birçok alçak, birçok kahpe, gizlice Ehl-i Beyt düşmanıdır. Bir kısmı da açıkça Ehl-i Beyt düşmanıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) de bu hususa dikkat çekiyor. Kuran, Enbiya Suresi; “Biz bunu Levh-i Mahfuz’da” yani kaderde -şeytandan Allah’a sığınırım- “yazdıktan sonra kasem olsun diyor, Allah yemin ediyor Biz zikirden sonra Zebur'da da yazmıştık, muhakkak Arz'a –dünyaya- salih kullarım varis olur.” Mehdi (a.s.) ve talebeleri. Muhammed Bakır ve Cafer-i Sadık her ikisi de dedemdir maşaAllah Hazretleri; “Bu ayette zikredenler, Kuran’ın bu ayetinde zikredilenler Mehdi (a.s.) ve ashabıdır” buyurdular. Zaten çok açık. Ne diyor ayette; “Biz bunu Levh-i Mahfuz’da yazdıktan sonra,” kaderde yazdık diyor Mehdi (a.s.)’nin çıkışını inşaAllah, sonra yemin ediyor Allah, sonra kasem olsun diyor, kasem etmek; yemin etmek yani “kasem olsun. Zebur’da da yazmıştık.” Ta en eski kitaplarda var. Zebur’da, İncil’de, Tevrat’ta. Diyorlar ki; “Mehdi (a.s.) en eski efsanelerde var”. Efsane olarak görüyor tabii Zebur’u. Hak Kitap halbuki, Allah’ın vahiyle yazdırdığı bir kitap. Doğru, kaya yazmalarında da var, her yerde var Mehdi (a.s.)’nin çıkacağı. Hindu dininde de vardır, hak bir dinin bozulmuş şeklidir, onlarda da vardır. Mehdi (a.s.)’yi aynen Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde tarif ettiği gibi detaylı tarif ediyor Mehdi (a.s.) çıkışını. Bakın “Biz bunu Levh-i Mahfuz’da, kaderde yazdıktan sonra” Allah yemin ediyor diyor “kasem olsun Zebur’da da yazmıştık. Muhakkak” diyor Allah, “muhakkak Arz’a, -dünyaya- salih, samimi kullarım varis olacaktır.” Nur Suresi’nde zaten açıklanıyor 55. ayette dünya hakimiyeti ama tek şart koymuş Allah; “samimi olacaklar” diyor. Mehdi (a.s.)’nin de vasfıdır zaten samimi olması, inşaAllah. Muhammed Bakır ve Cafer-i Sadık Hazretleri, “bu ayette zikredilenler kaim ve ashabıdır” buyurdular. Yani Mehdi (a.s.) ve ashabıdır.
Evet. Şimdi Oktar Hocam biraz şu materyalistleri, Darwinistleri hafiften bir silkele, anlat bakalım bir şeyler.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu geçen günlerde yaptığı şamatayı anlatmıştık serçe parmağından çizilen resimleriyle.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi serçe parmağından adamın bütününü yapıyor. Domuz dişinden ailesini de yapmıştı hatta değil mi? Geçenlerde anlatmıştınız domuz dişini. Nedir onun hikayesi?
OKTAR BABUNA: Nebraska adamı, yıllar önce bir tane diş buluyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Tek bir diş.
OKTAR BABUNA: Tek bir diş. Ondan bütün ailesini çiziyorlar. Hatta resmini bile gösterebilirim böyle akrabalarıyla birlikte neredeyse. Ve bunu yıllarca böyle insanın atası diye yutturuyorlar. Sonra fosilin geri kalanını buluyorlar. Onda da şu ortaya çıkıyor, fosilin bir domuz dişine ait olduğu ortaya çıkıyor. Şurada resmini de göstereyim. Tek bir dişten, bu bütün ailece çizim. Ama sonra da bunun domuz dişine ait olduğu ve özür diliyorlar tabii her zamanki gibi. Şimdi aynı şeyi yaptılar. Bir küçücük serçe parmağı fosili bulup, yine böyle hayali çizimlerle kandırmaya çalışıyorlar. Halbuki normal bir insana ait ve insanların da hiçbir, zaten o çizim yapılamaz tek serçe parmağından.
ADNAN OKTAR: Serçe parmağı deyince gorile de ait olabilir, bir gibon cinsi olabilir. Yani bir kere maymun cinslerinin yüzde 90’ı yok oldu yeryüzünde. Yani o kadar çok var ki. Binlerce maymun, gibon, goril cinsi var. Şempanze cinsi var. Bunların bir kısmı insana acayip benziyor keratalar hakikaten, yani çok komik adamlar zaten. Değil mi kaşınmaları falan, üslup, tavır, oturma, kalkma tam tipik maymun yani, haşırt haşırt kaşınıyorlar. Öfkeleri de benziyor, değil mi bakışlar. Çocuklarını sevme, kucağına alıp gezdiriyor adam. Millete kızıyor, gülüyor mesela komik bir şey olduğunda parmağını göstererek gülüyor falan böyle. Ama ruh sahibi değil. Yani benziyor olması önemli değildir. İnsan ayrı bir şeydir ve çok fazla maymun türü vardır. Ve ama bak dikkat et, en başında ne ise şempanzeyse en sonunda da şempanze. Başında gorilse en sonunda gene goril. Yani şempanzeden gorile, gorilden timsaha, timsahtan kuşa, kuştan güvercine, güvercinden file bilmem ne böyle abuk subuk değişiklikler olmuyor. Bunlar Simbat gibi böyle acayip bir şeyler anlatıyorlar. Torbaya bir giriyor, içinden bir çıkıyor fil oluyor. Fil bir torbaya giriyor, yeniden timsaha dönüşüyor. Bu, mucize olarak Allah tarafından yaratılır. Mesela Allah bunu ispat etmiş, göstermiştir. Firavun’un kavminin, binlerce insanın gözünün önünde yaptı Hz. Musa (a.s.), gizli saklı yapmadı ki. O devirdeki herkes şahit ve bu kitap olarak Kitap’a geçti. Tevrat aynı zamanda en güvenilir tarih kitaplarından birisidir. Yani tarihçilerin istifade ettiği bir kitaptır. Bu on binlerce insanın önünde, yüz binlerce insanın önünde yapıldı asayı atma olayı. Ve Firavun, kimse buna itiraz etmedi. Hiç kimse buna yalan demedi o dönemde. “Olmadı” demediler. Öyle olsa yazardı adamlar değil mi? Bir kişi çıkar; “öyle bir şey olmadı” derdi. Dinsiz Museviler de bunu kabul ettiler, herkes kabul etti, “bu oldu” dediler. Ama “büyü olarak yaptı” dediler. Yani kimse olmadı demiyor. “Oldu” diyorlar, ama “bizim gözümüze öyle göründü” diyorlar, “büyü yaptı” diyorlar. Yani şimdi bir şey diyecektim adamlara da demeyeyim, nezaketimi muhafaza edeyim. Şimdi sen değneklerini, sopalarını atmış adam. Hayvan gidip yutuyor bunları. Yok senin değneğin, sopan. Nereye gitti bunlar peki? Yutuyor. Normal canlı hayvan, yumurtluyor falan normal hayvan. Yahut neyse artık doğuruyor falan, ne yapıyorsa yapıyor. Anlaşıldı mı? Mesela kuş oluşturuyor Hz. İsa (a.s.), normal yumurtlayan kuş oluyor. Bildiğin kuş. Yani şey değil, mesela yılan da öyle. Normal yavrusu falan olan bir hayvana dönüşüyor. Peki, oradaki sopalar nereye gitti? Madem hayaldi öyle, büyü meydana getirdi değil mi? Adamlar aradı bulamadılar sopalarını, yerde yok. Attıkları o zımbırtılar neyse değil mi? Bir kişi, iki kişi de atmadı yani, çok fazla adam attı. Değil mi ortada kaynamaya başlar böyle şey gibi. Muhtemelen işte deri içerisine civa koyarak elde ettikleri şeyler. Yani civa attın mı o hareket ediyor tabii yılan gibi. Var ya öyle tipler, bilmiyorum şimdi de satılıyor İstinye Park’ta da geçenlerde gördüm ona benzer bir şeyler. Yılan gibi böyle. Muhtemelen ince ince dokunmuş emek emek, içine de civa doldurmuşlar, attın mı civanın etkisiyle yokuş üzerindeyse mesela kıvrılarak gidiyor. Ama Hz. Musa (a.s.)’nın attığı asa, bir kere o asa olarak atıyor. Asa anında yılana dönüyor. Ve yılan orada bir tane bir şey bırakmadı, tamamını yuttu hayvan. Peki, bu hipnozla olacak bir şey mi bu? Çünkü hipnoz olsa onlar gene orada duruyor olması lazım. Yani o parçaların durması lazım. Onlar nereye gitti?
OKTAR BABUNA: Hatta siz daha iyi bilirsiniz, hemen iman ediyor, büyücüler kendileri iman ediyorlar hemen zaten inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu evrimcilerin nasıl attığına dair bir film var, gösterelim mi Hocam onu? Uygun görürseniz böyle, çok komik bir şekilde. Şimdi güya uçuşun kökenini böyle bakın şimdi bir kartal uçuyor burada. Bu da bir kertenkele cinsi. Bir tehlike anında böyle yelesi gibi bir yapısı var, böyle kabartıyor onu ondan sonra. Eğer onunla korkutamazsa bu sefer tası tarağı toplayıp kaçmaya başlıyor iki ayağı üzerinde.
ADNAN OKTAR: Komedi filmi gibi yani.
OKTAR BABUNA: Kaçıyor. Fakat işin komik tarafı, bunu böyle güya işte bu kertenkele kuş olmuş da uçmuş gibi, bakın çizimle hayali çizimle güya “kanatlandı, uçtu” diye yutturarak film yapıyorlar bunu. Halbuki orada uçan zaten kartal mükemmel bir uçucu. Bu da apayrı bir cins yani böyle, hiç alakası yok normalde.
ADNAN OKTAR: Uçan balık var, milyonlarca seneden beri uçan balık, hiç değişmemiştir. Yani bir süre sonra serçeye, güvercine dönüşmedi. Değil mi, olduğu gibi duruyor hayvanlar. Gene aynı şekilde. Bunlar da milyonlarca seneden beri aynı hayvanlar. Hiçbir değişikliğe uğramamışlar. Bu evrimciler inanılır gibi değil. Geçenlerde o bir dede vardı, beyaz sakallı dede. Neydi onun ismi?
OKTAR BABUNA: Ali Demirsoy.
ADNAN OKTAR: Ali Demirsoy. Üniversiteli gençleri toplamış bir salona, çocuklar da esniyorlar artık sıkıntıdan. Bağıra bağıra bir şeyler anlatıyor. Herkes videoya alıyor böyle konuşmalarını, kalabalık bir salon. Bizim çocuklardan biri de oraya gitmişti, o da videoya aldı konuşmayı, getirdiler. Hoca evrimi bırakmış, konu Mehdiyet. Mehdi, Mehdi, Mehdi. Konu benim aynı zamanda. Kardeşim bu nedir? Bir de milliyetçi kesilmiş bir anda. Kardeşim sen madem milliyetçisin, Türk milliyetçisisin sen göster şu Darwin denilen adamın Türklerle ilgili sözünü. Bize bir açıklasın bakayım.
OKTAR BABUNA: Hepsini eğitiyorsunuz Hocam maşaAllah, yavaş yavaş demek ki geliyorlar olmaları gereken yere inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Şimdi dedeme ben soruyorum. “Ben Türk milliyetçisiyim” diyor, bir görelim bakalım nasıl Türk milliyetçisi? Ve “Darwin de benim mürşidimdir” diyor. Yani “ben ona toz kondurmam, bütün dedikleri doğru, güzel konuşuyor” diyor. Şimdi oku bakayım dedesi ne diyor? Dedesi mi artık ne ise, irşad eden kişi diyelim onu.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa’nın Türkler tarafından işgali, bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir.” Haşa Türk milletine.
ADNAN OKTAR: Sen oku, sen devam et. Evet.
OKTAR BABUNA: “Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini yani (yok edileceğini) görüyorum.”
ADNAN OKTAR: Bu aşağı ırk dediği kim oluyor?
ADNAN OKTAR: Ali Demirsoy; “ben Türk milliyetçisiyim” diyor. “Darwin’i de seviyorum, o benim mürşidim” diyor. “Ben o ne diyorsa kabul ediyorum” diyor. Şimdi kılavuzu derler güvercin olanın başı kumdan çıkmazmış. Şimdi kılavuzu Darwin olduğuna göre. Kılavuzu da bunu söylediğine göre, ne diyor bak “Bu tür aşağı ırkların” haşa Türk milletini söylüyor. Yani dünyaya nizam vermiş, üç kıtaya hakim olmuş, sanatı, temizliği, bilimi dünyaya öğreten Türk milletinden bahsediyor. “Irkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar” yani Avrupa tarafından bakın dikkat edin “yok edileceğini, elimine edileceğini” Yani kitle katliamıyla tamamen yok edileceğini “görüyorum”. Yani “perspektif bu” diyor, yani plan bu. Elimine ne demek biliyor musun? Ben bir tane Türk bırakmayacağım diyor. Bıraktırmayacağız diyor. Azmettik, kararımız bu diyor. Yani kökünü kazıyacağız diyor, ne varsa. Çoluk, çocuk, kadın, genç, yaşlı kim varsa Türk milletinden kimseyi bırakmayacağız diyor adam. Ve bu Darwinizmin bir gereğidir diyor. Bilimin bir gereğidir diyor. Hazret de çıkmış göğsünü gere gere dede, üniversiteli gençlere “ben Türk milliyetçisiyim” diyor. Şimdi ikisini bir araya getirince bu ne oluyor? Niye gençlere bunu anlatmıyor orada? Değil mi? Darwinizmin ateizme, komünizme ve faşizme kapı açtığını niye anlatmıyor? Değil mi? 350 milyon fosilin varlığından niye bahsetmiyor Yaratılışı ispat eden? Tek bir tane ara fosil olmadığını niye anlatmıyor da oturuyor da Mehdiliği ve dünya hakimiyetini ve benimle ilgili konuları sürekli gündemde tutuyor? Ve niye gocundu yani bu Mehdilik konusunda? Cübbeli’yi anladık da şimdi Ali Demirsoy da Mehdiliğe kafasını bağladı. Cübbeli bir yandan, Ali Demirsoy bir yandan, başkası bir yandan; biraz ilginç geldi bana. Bir de benimle bağlantısı, ne alakası var ben onu anlamıyorum yani. Yemin billah ediyorum ben, “Mehdilik iddiam yok” diyorum. Değil mi? Şimdi onun filmini hazırlatayım da bak, yani başka konu yok aşağı yukarı. Aralarda gezinerek böyle. Efendim, ne diyordu neyse şimdi onları hazırlayalım, o zaman gösteririz. Yani Ali baba bizimle baş edemez fikren. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesini uzaylılara bağlayan bir fikrin, bir ekolün temsilcisi. Orada gençlere niye diyemiyor; bir proteinin mümkün değildir oluşması, değil mi? Bir kromozomun oluşması mümkün değildir. Kendi mürşidi olan Dawkins ne diyor? Göğe bakıyor şöyle “ne bileyim ben, uzaylılar yapmıştır” diyor adam. Kardeşim bu ne demektir? Ben tuş oldum, bittim demektir değil mi? Bunun üstüne daha yok. Haklı mıyım?
SUNUCU: İnşaAllah Hocam haklısınız.
OKTAR BABUNA: Hatta Demirsoy kendisi de söylüyor; “bir proteinin oluşma ihtimali maymunun daktilonun başına geçip, insanlık tarihini yazıp, hiç hata yapmaması gibi bir ihtimaldir, ama ben öbür ihtimali kabul edemem” diyor.
ADNAN OKTAR: İmkansız diyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, imkansız diyor.
ADNAN OKTAR: İmkansız, mutlaka yaratılmış olması gerekir ama yaratılmayı da ben kabul edemiyorum diyor. Ahirette gene anlatacak bunu. Gençleri çevresine toplarken de, kafasında mantığında kişiler olduğunda orada da anlatacak, Ahirette inşaAllah. Artık bol vakti olacak orada inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam, siz olmasanız meydanı boş buluyorlardı, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah evvelAllah en ücra köşelere gitseler gene gider bulurum.
OKTAR BABUNA: Aslandan kaçar gibi de kaçıyorlar, fellik fellik maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet doğru maşaAllah, elhamdülillah.
Efendim 13 dakikamız varmış. Hangi televizyon kanalındaydık bugün biz?
OKTAR BABUNA: Aksu TV Hocam inşaAllah.
SUNUCU: Aksu’dayız. Kahramanmaraş Aksu TV.
ADNAN OKTAR: Aslanım, koçlarım Kahramanmaraş. Maraş değil bak Kahramanmaraş. Antep değil Gaziantep. Bak her yer delikanlılık alametleridir bunlar değil mi? Yani hepsi böyle güzel bir lakapla anılıyor maşaAllah, elhamdülillah. Benim memleketimin neresine gitsen delikanlı kaynar maşaAllah.
Bakın yani diyor: “onun mesleğini ve deccaliyetin yırtıcı rejimini bozacak”. Deccaliyetin yırtıcı rejimi vardır, diyor Bediüzzaman. Nedir? Mesela komünizm, faşizm, vahşi kapitalizm. “Onun –deccalin- şahsı bir mikrop, biz nezle ile öldürülebilir” diyor. Akıl fikir sistemi yok olacaktır, diyor. “Darwinist ve materyalist felsefeler manevi taundur”, bulaşıcı veba hastalığıdır diyor Bediüzzaman. “Beşere şu müthiş sıtmayı tutturdu” yani beşeri titretiyor diyor olumsuz yönde. “Ve gazabı ilahiyeye çarptırdı” çok fazla bela gelmesine sebep oldu, 350 milyon insanın ölümüne sebep oldu veyahut şehit olmalarına. “Telkin ve tenkit kabiliyeti tevessü ettikçe” yani telkin gücü, yani mesela basın radyo, gazetelerle telkin ve tenkit yani Müslümanları, İslam’ı tenkit gücü geliştikçe “bu taun da tevessü eder, gelişir”. Yani bunların yöntemi budur, diyor; telkin, sürekli telkin ve tenkit yani olumsuz propaganda. İslam’a, dine karşı olumsuz propaganda. Darwinist, materyalist konuda da olumlu propaganda gelişir, diyor. Buna karşı ne yapacağız biz de? Telkin ve tenkit kabiliyetini geliştirip karşı atağa geçiyoruz. Ve karşı atağa geçince Isparta halısı gibi dümdüz oldular değil mi?
OKTAR BABUNA: Bu Kırgızistan’da da bir ayaklanma olmuş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kırgızistan, işte Mehdi (a.s.)’nin olmaması ortamında,Türkler birbirine düşüyor, Müslümanlar birbirine düşüyor ve bir kargaşadır gidiyor. Mehdi (a.s.) olsa böyle bir olay olur mu? Mehdi (a.s.)’nin çıkışından önce bu tip fitneler, kan dökülmeler, büyük olaylar olacak. Bak söyledim, “büyük olaylar peş peşe devam edecek” dedim. Onu söyledikten sonra iki büyük deprem oldu ve bu tip olaylar oldu ve olmaya devam ediyor ve olacak da. Ta ki “evlatlarımdan Mehdi (a.s.) zuhur edinceye kadar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). 56. ayet; “gerçek şu ki, sen sevdiğini hidayete erdiremezsin” yani insan sevdiğini doğru yola götürmek için ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bu olmaz. Allah’ın hidayet vermesi lazım. “Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir.” Mesela insanın karısıdır, sevdiğidir, çocuğudur, hidayete erdirmek ne kadar isterse istesin, Allah vermezse olmaz. “Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir.” 50. ayet, Kasas Suresi bu, şeytandan Allah’a sığınırım: “Buna rağmen sana icabet etmeyecek olurlarsa, artık bil ki, onlar, gerçekten kendi heva (istek ve tutku)larına uymaktadırlar. Oysa Allah'tan bir kılavuz (doğru yol gösterici) olmaksızın, kendi istek ve tutkularına (hevasına) uyandan daha sapık kimdir?” Yani Kuran’ın hükümlerine uymadan, kendi kafasına göre hüküm vermenin haramlığını Allah anlatıyor. “Kendi kafasına göre hüküm veremezler” diyor Allah ve “sapıktırlar” diyor Allah onlar için. “Şüphesiz Allah, zulmeden bir kavme hidayet vermez.” Yani “zalim bir kavme hidayet vermez” diyor Allah.
SUNUCU: Kuran’daki bir şefkat örneğini anlatabilir misiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Kuran’da şefkat örneği, Kuran baştan sona kadar zaten şefkattir. Allah’ın şefkatli olduğu, merhametli olduğu asıl yönüyle vurgulanır. Çünkü Müslümanların asıl Allah’ın şefkatine ihtiyaçları vardır. İnsanda meydana gelen şefkat, Allah’ın şefkatidir. Mesela şefkatli bir insan dediğimizde bunu görürüz. Mesela Hz. Musa (a.s.)’ın annesi oğlundan ayrıldığında çok rahatsız olmuştur. Ona o hissi veren, Allah’tır. Oğluna kavuştuğunda da -biliyorsun emzirmek için annesine geri gönderildi- bu da bir şefkat örneğidir ve müthiş sevinç duymuştur. Yani kız kardeşi de sevinmiştir, kendi de çok sevinmiştir geri çocuğuna döndüğü için. Ama onu çocuğundan ayıran da, birleştiren de Allah’tır. Ona o şefkat hissini veren de Allah’tır. Şefkat mesela hayvanlara da veriyor Allah, kedilere, köpeklere. Mesela kedi yavrusunu yalıyor, küçük yavrusunu değil mi? Dişiyle taşıyor, gizliyor, kıskanıyor, kimseye dokundurtmuyor. Hatta canını veriyor hayvan yavrusunu korumak için. Mesela tavuk, köpeğin üstüne atlıyor hayvan. Normalde çok korkar köpekten. Acayip kaçınır köpekten tavuk, kovalar normalde köpek tavuğu. Ama hayvan akıl almaz bir cesaret buluyor yavruları olduğunda. Üstüne atlıyor köpeğin, köpek kaçıyor. Korkar köpek yani yavrusunun tehlikeye maruz kalacağını düşündüğünde hayvan, Allah tarafından ona o güç veriliyor, vahy ediliyor ve muazzam bir güce dönüşmüş oluyor. Şefkat örnekleri olarak Kuran’da mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in; “Allah’ın rahmetiyle sen onlara karşı son derece şefkatli, merhametli, sevgi dolu davrandın” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer katı kalpli olsaydın, sert davransaydın, etrafından dağılır giderlerdi” diyor. Bütün sahabeleri kastediyor. Peygamberimiz (s.a.v.) affedici ve şefkatli olduğu için ve merhametli olduğu için o birlik devam etmiş oluyor. Ama bak; “katı ve sert davransaydın etrafından dağılıp giderlerdi” diyor. Bu da Kuran’daki bir şefkat örneğidir.
SUNUCU: Hocam ben en çok şeyden etkileniyorum. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Hz. Vahşi (r.a.)’ye olan şefkati. O kadar zarar görmesine rağmen ondan.
ADNAN OKTAR: Tabii yani artık insanın beynini çatlatacak bir şey. Hz. Hamza (r.a.), yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in aşkla sevdiği, Allah’ın aslanı Hz. Hamza (r.a.), gözünün önünde onu şehit ediyor, yarıyor, parçalıyor, ciğerini çıkarıyor ve ısırıyor ciğerini. Fakat “ben pişman oldum” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) hemen affediyor, hemen bağrına basıyor. Vahşi demiyoruz bak, Hz. Vahşi diyoruz. Hz. Vahşi (r.a.) diyoruz. Cinayet artık yani, değil mi? Artık şehit etmiş yani. Bu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Peygamber olduğunun da bir delilidir. Çünkü yani normalde böyle bir şeye bir insan kolay kolay tahammül edemez birçok insan, değil mi? Ama işte o Peygamberliğinin alameti o. Buna benzer çok fazla vaka var. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) sırtını dönmüş, yerde çömelmiş bir iş yapıyor. Arkasından suikast için bir şahsı gönderiyorlar. Adam kılıcı çekiyor, kılıcı havaya kaldırıyor. “Ya Ebu’l Kasım, seni şimdi benim elimden kim kurtaracak?” diyor. O da hiç şeklini bozmadan, “Allah kurtaracak” diyor. “Allah” diyor sadece. Adam felç oluyor böyle, yani kanı donuyor. Mesela bu, çok büyük bir mucizedir. Bu şekilde birçok insanın hidayetine vesile olmuştur. Hakikaten de adam kolunu kıpırdatamayacak hale gelmiş yani. İmanının gücüne bak maşaAllah. Son derece sakin, son derece sakin. “Allah kurtaracak” diyor ve işine devam ediyor. MaşaAllah.
SUNUCU: Hz. Yakup (a.s.)’ın Hz. Yusuf (a.s.)’a olan şefkati de öyle Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama tabii o derecede görmemek lazım yani. Çünkü “neredeyse kendini helak edeceksin” diyorlar. Yani ölecek neredeyse Allah vermesin. Böyle olmaması lazım. O bir Peygamber zellesidir. Zelledir o. Müslüman tevekkül edecek. Ama tabii çok şiddetli sevgisini de Kuran ona bir tecelli olarak sunuyor, Cenab-ı Allah sunuyor. Fakat doğru olan, tevekkülle karşılamak. Nitekim tevekkül ettiğini -şeytandan Allah’a sığınırım-, “ben kahrımı ve şikayetimi ancak Allah’a söylerim” diyor. Mesela makbul olan budur. “Benim bir şeyim yok” diyor ama üzüntüden gözleri artık kapanıyor. “Ağardıkça, ağardı” diyor, değil mi? “Yutkundukça, yutkunuyordu” diyor. O derece kendisini üzmeyecek, tevekküllü olacak inşaAllah. Yani her kim olursa olsun, müminler, o da mutlaka tevekkül etmiştir ama Allah onda öyle tecelli etmiş inşaAllah. Fakat “üzüntü makbuldür” anlamı çıkmayacak oradan. Hani “Peygamber üzülüyor, gözleri kapanmıştır, çok ızdırap, acı çekmiştir. Ben de evladım için üzülürüm” diyemez Müslüman. Allah çünkü “bu iyidir, siz de böyle yapın” demiyor. Allah bakın; “üzülmeyin, gevşemeyin, güçlüyseniz mutlaka hakim olan sizsiniz” diyor Allah. Üzülme haramdır. Kuran’ın açık hükmü; haramdır. Telaş da haramdır, tevekkülsüzlük haramdır. Ama orada Peygamber insani bir özellik göstermiştir, Allah Katında necip olan insanlardır, Cennete gitmiştir inşaAllah. Ama o bir Peygamber zellesidir inşaAllah. Çünkü Allah esirgesin, üzüntüye delil arayanlar olabilir. Mesela ağlamak, bir cenazede, bir şeyde ağlamak, tevekkülsüzlüktür. Çok yanlıştır. Üzülmek çok yanlıştır. Çünkü bir insan vefat edince ya Cennete gider, ya Cehenneme gider. Her ikisinde de hayır var. Kafir ise gitsin Cehenneme zaten. Mümin ise Cennete gitmiştir, daha ne istiyorsun? Ve sonsuz yaşayacak, ne güzel. Dolayısıyla ağlamak, isyan anlamına gelir, yakışık almaz. Ama “Allah aşkından ağlıyorum” diyorsa, ağlasın. “Allah korkusundan ağlıyorum” diyorsa, ağlasın. Sabaha kadar ağlarsın, fark etmez. O onlarda bir kayıp meydana getirmez. Allah korkusuyla ağlamak, şifadır. Allah aşkıyla ağlamak şifadır. Coşar ağlarsın, o da şifadır, değil mi? İnşaAllah. Mesela Mehdi (a.s.)’nin zuhurunda hüngür hüngür ağlar insanlar. Niye? Aşktan ağlıyor, heyecandan. Bu, güzel bu. Niye ağlıyorsun? Üzüntüden ağlamıyor ki, sevinçten ağlıyor. İslam dünyaya hakim olduğunda ağlayacak insanlar, değil mi? Sevinçten olacak. Bu güzeldir. Mesela Allah korkusuna kapılır insan, ağlar. Hüngür hüngür ağlar. Bu güzel. Ama sulu göz olmak Müslüman’a yakışmaz tabii. Havada bulut var, hadi ağlama. “Nasılsın?” diyorsun, ağlıyor, “iyiyim” diyor, ağlıyor. Allah Allah. Bu, biraz acayip durur tabii. Mesela imtihanı kaybediyor, ağlıyor; üniversite imtihanına giremiyor, ağlıyor; sınıfta kalıyor, ağlıyor. Hepsinde hayır var, bir şey yok. Veyahut çocuk hastalanıyor, ona da ağlıyor. Hayır var, bir şey yok inşaAllah. Çünkü Allah diyor ki, küfür için söylüyor Allah; “çok ağlasınlar, az gülsünler” diyor. Demek ki küfrün ağlamasını istiyor Allah, müminin ağlamasını istemiyor. “Az gülsünler” diyor. Küfür az gülecek, çok ağlayacak. Mümin neşeli olacak, Allah aşkıyla ağlayacak inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aramız var. Daha sonra yeniden beraberiz inşaAllah.
Kıymetli izleyenler, sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın açtığım sayfadan ne çıkmış? Zuhruf Suresi: “Şüphesiz o -Hz. İsa (a.s.)- kıyamet-saati için bir alamettir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.” 2026 ebcedi, inşaAllah. İncil’den, Luka 21’den bir bölüm. Oku bakalım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Luka 21: “Peki, öğretmenimiz, bu dediklerin ne zaman olacak? Bunların gerçekleşmek üzere olduğunu gösteren belirti ne olacak?” diye sordular. “Sakın sizi saptırmasınlar” dedi. “Birçokları, ‘Ben O'yum' ve ‘Zaman yaklaştı' diyerek benim adımla gelecekler. Onların ardından gitmeyin” diyor Hz. İsa (a.s.).
ADNAN OKTAR: Evet, ben İsa (a.s.)’ım diye gelecekler değil mi? İsa Mesih (a.s.)’ım diye gelecekler.
OKTAR BABUNA: “Ve isyan haberleri duyunca telaşlanmayın. Önce bunların olması gerek. Ama son, hemen gelmeyecek.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: “İsyan haberleri duyunca telaşlanmayın.” Demek ki isyanlar olacak. Hükümetler yıkılacak, olaylar olacak. Mesela bak şu, Kırgızistan’daki son olay buna bir delil, inşaAllah. “Önce bunların olması gerek” diyor. Bunlar olmadı mı olmaz, diyor. “Ama son, hemen gelmeyecek.” Yani Kıyamete daha var diyor Hz. İsa (a.s.). Ne zaman diyor? 2000 yıl önce söylüyor inşaAllah. “Sakın sizi saptırmasınlar” diyor. “Birçokları, ‘Ben İsa Mesih’im ve ‘Zaman yaklaştı' diyerek benim adımla gelecekler” diyor. Şu anda da hakikaten var. Çok fazla vaka var.
Şimdi başka neler var Oktar? Göster.
OKTAR BABUNA: Kırgızistan’ı gösterelim mi Hocam? Onunla ilgili haberler vardı. Kırgızistan’daki halk darbesi ile ilgili haberler. “100 ölü, 400 yaralı” diyor. Yolsuzluk gerekçesiyle, hakikaten çok büyük olaylar. Siz demiştiniz Hocam, büyük olaylar olacak diye. Akabinde hep büyük olaylar oluyor, depremler, bu tarz olaylar böyle. “Türkler yatırımları etten duvarla koruyor” diye bir haber Vatan Gazetesi’nden. “Ayaklanma ile sarsılan Kırgızistan’da 400 milyon dolarlık yatırımı olan Türk işadamları yağmadan endişeli.” Yüzlerce ölünün olduğu büyük bir ayaklanma. “Bişkek’te iç savaş” diye başka bir haber. “Kırgızistan’da sivil isyan.” Türkiye Gazetesi’nin. Yine Türkiye Gazetesi’nde, “Kırgızistan’da sivil isyan.”
ADNAN OKTAR: Bak kurcalasınlar, eğer bunun altından iddia edilen Ergenekon Örgütü çıkmazsa, yani. Çok büyük bir ihtimalle onların marifeti. Çünkü Kırgızlar mazlum, kendi halinde insanlar. Böyle bir şeyi organize edemezler, etmezler. Onun bir araştırılması gerekir.
OKTAR BABUNA: Tam o tarz değil mi Hocam, onların tarzı?
ADNAN OKTAR: Tabii. Azerbaycan’da da yapmışlardı bu tip olayları inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bosna-Hersek ile ilgili bir haberimiz vardı Hocam. Onu gösterelim mi?
OKTAR BABUNA: “Tarihte olduğu gibi gönül birliğimiz var” demiş Başbakan Erdoğan. “Bosna Hersek Parlamentosu'nda barış ve hoşgörü mesajı veren Erdoğan, ‘gelecek nesillerle birlikte yaşamanın mümkün olduğunu ispatlamalıyız’ dedi.”
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: HepTürk-İslam Birliği’ne yönelik haberler sürekli olarak geliyor bu şekilde. Bir de siz Hocam, ziraat ve hayvancılığa ağırlık verilmesini söylemiştiniz. “Ziraat ve hayvancılığı teşvik ediyoruz”. Büyükşehir Belediyesi'nin "Köylerimize Ziraat Mühendisi ve Veteriner Hekim Desteği" projesi start aldı. Avrupa'da dahi yapılmayan bir projeyi hayata geçirdiklerini söyleyen Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu, "Köylerimizde ziraat ve hayvancılığı teşvik ediyoruz." dedi. Tam sizin söylediğiniz gibi Hocam inşaAllah. Bu yönde çalışmalar var maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: Bu depremlerle ilgili haberlerimiz vardı Hocam inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Büyük depremler oluyor inşaAllah. Mesela Meksika’da 7.2 şiddetinde, aynı zamanda Amerika’dan da hissedilmiş. Amerika’nın California bölgesinde. “Meksika 7.2 ile sallandı” diyor. 2 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce yaralı var ve milyonlarca insanın hissettiğini söylüyor bunu. “Meksika’da korkutan deprem.” “2 ölü, yüzlerce yaralı var.” 7.2 hakikaten çok büyük deprem. Aynı zamanda Endonezya’da bakın; “Açe’de deprem paniği” diye. 7.8 şiddetinde bir deprem oldu. Yine Endonezya’da. “Meksika sınırında güçlü deprem” diye haber.
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda depremlerin sıklaşacağını söylemiştik.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Onunla ilgili de bir görüntümüz var eğer uygun görürseniz.
OKTAR BABUNA: Bu Hocam, depremlerin yıllara göre dağılımını gösteriyor. Bakın 1900 yıllarından itibaren çok düşük seyrediyor depremlerin sayısı. Hemen hemen de birbirine yakın aşağı yukarı. Fakat birdenbire 1900’lü yıllarda, bakın 1980, 90’lara kadar geliyor, 95, 95 ve 2000’li yıllarda muazzam bir yükselişle yükseliyor, içinde yaşadığımız yıllarda.
ADNAN OKTAR: İncil’de diyor; “depremler artıyor” diyor bak. 2000 yılında başlıyor birdenbire. Hz. İsa (a.s.)’ın geliş alametidir. Bakın tam 2000’i geçmeyle beraber birden depremler artmaya başlıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. Hz. İsa (a.s.)’ın da zuhur alametidir. İncil’de bu konu özelikle belirtilmiştir, depremlerin artacağı. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Hatta şöyle bir şey de var, bilim adamlarının açıklamaları. Amerikan Ulusal Enformasyon Merkezi’nin açıklaması: “1999 yılında yeryüzünde küçük veya büyük şiddette 20.832 deprem meydana gelmiştir. Bu depremlerde resmi açıklamalara göre tahminen 22.711 insan ölmüştür. Geçmişe baktığımızda ise deprem sayısının çok az olduğu görülmektedir” diyor. Bakın 1556 ile 1975 arasındaki yaklaşık 400 yıl içerisinde meydana gelen 5 ve daha büyük şiddetindeki depremlerin sayısı sadece 110. Devam ediyoruz. 1900 ve 1949 arası her 10 senede ortalama 3 büyük deprem oluyor. Bakın 1950’lerde 9 büyük deprem. 60’larda 13 büyük deprem. Geliyoruz 70’lere, 56-74. Son 30 yılda ise büyük depremlerde önceki yıllara göre %47 artış görülüyor. Burada yine sayıları verilerek böyle, muazzam bir artış var yani Ahir zamanda.
ADNAN OKTAR: Evet. O çizelgeyi, deminki çizelgeyi getir. Evet, burada çok net görülüyor zaten. Başka, devam et, anlat.
OKTAR BABUNA: Evren ile ilgili bir filmimiz vardı Hocam, eğer uygun görürseniz.
Bu İtalya’da bir yerden başlayarak uzaklaşıyor görüntü. Bakın görülüyor böyle, dünyadan uzaklaşarak. İyice küçüldü. Avrupa Kıtası’nı görüyoruz. Dünya, en sonunda. Güneş sistemi, uzaklaşıyor ve bir bulut halinde gibi Samanyolu Galaksisi’nden uzaklaşıyor. Hakikaten Dünya’mız evrende çok küçük bir noktayı temsil ediyor ve bir elma kabuğu kadar ince olan bir tabakanın üzerinde böyle bir magmanın üzerinde yaşıyoruz, inşaAllah. Siz buna çok dikkat çekmiştiniz. Son derece ince bir tabaka, yani elmanın kabuğu gibi düşünülebilir demiştiniz Hocam siz inşaAllah. Altımızda böyle bir magma tabakası var ve uzayda saatte 950 bin kilometre hızla da hareket ediyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Saatte?
OKTAR BABUNA: 950 bin kilometre hızla hareket ediyoruz. Samanyolu Galaksisi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani halının üzerinde oturmuyoruz, değil mi? Altı magmanın üzerinde oturuyoruz. Halının altı magma. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bilim adamları evrendeki yıldız sayısından bahsediyorlar burada. Şunu söylüyorlar, yaklaşık 150-200 milyar galaksi var. Her birinde 200 küsur milyar yıldız var bunların ve bu yıldızların toplam sayısı, yeryüzündeki bütün plajlardaki, kumsallardaki kum tanelerinden daha fazlaymış Hocam, evrendeki yıldız sayısı. MaşaAllah. Bunu anlatan bir filmimiz bu da.
ADNAN OKTAR: Sende çok güzel filmler var, devam et.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam. Bir böceğin şeyi var Hocam inşaAllah. Kumsallarda yaşayan kabarcık böceği, kabarık böcek. Bunun, şimdi birazdan gösterecek. Çok da sıcak bir ortam tabii, çöl ortamı olduğu için, Arizona’nın çöllerinde yaşayan bir böcek bu. Bakın burada geliyor. Dişisi şimdi gelip yumurtalarını bırakacak bunun ve bu yumurtadan da larvaları çıkacak. Şimdi o larvaların nasıl bir sistem ile kendilerine baktırdığını gösteriyor film. Burada larvalarını bırakıyor şimdi ve uzaklaşacak. Evet, uzaklaştı. Aradan bir zaman geçiyor, o zamandan sonra yavruları çıkacak şimdi onun. Evet, nitekim çıktılar burada. Teker teker çıkıyorlar. Minik minik böyle.
ADNAN OKTAR: Verniklenmiş gibiler.
OKTAR BABUNA: Fakat çok zorlu bir ortam. Şimdi bunun için özel sistemleri var. Hepsi birlikte bu çok yakınlarında olan bitkinin üzerine çıkıyorlar ve bir top gibi bir şekil meydana getiriyorlar. Hızlandırılmış çekimle gösteriyor bunu. Fakat bunun çok özel bir sebebi var. Bakın burada bir araya toplandılar. Bu güneşin altında beklemeye başlıyorlar. Bunun sebebi de, oraya bir tane yaban arısının erkeğinin geleceğini hesaplayarak yapıyorlar bunu. Bu da çok iman hakikati. Hatta yaban arısının şekline de benziyor, böyle bu şekildeki kümelenmeleri. Özel bir feromen, yani koku salgılıyorlar. O koku da tam yaban arısının dişisinin kokusunu salgılıyorlar. Bu şekilde bakın, minnacık bir şekli var böyle. Salgıladıkları bu koku, yaban arasının dişisinin salgıladığı kokunun tıpatıp aynısı, bu da erkeği kendisine çekiyor bu yapıya, bakın şimdi gösterecek onu. Erkek de bunu dişi zannederek gelip, üzerlerine geldiğinde bunları alıp götürecek, onun üzerine yapışmaları neticesinde. Böylece bu sıcak ortamda, bakın şimdi geliyor nitekim. Bu dişisi, çiçeklere gidiyor. Yuvası için polenleri topluyor ve geri dönecek onunla yuvasına. Bu yaban arısının dişisi. Evet, yuvaya geri götürüyor. Şimdi bu da erkeği. Evet, yuvada bakıyor tabii bu polenleri, o da kendi yuvasında evet. Şimdi erkeği geliyor. Erkeği bu kabarık böceği, bakın yavrularına doğru geliyor. Çünkü onu dişisi zannediyor önce ve o salgıladığı kokudan dolayı da aynı zamanda dişisi zannederek oraya geliyor. Onu dişi zannettiği için böyle üzerine çıkarak çiftleşmeye çalışıyor fakat bu sırada o böceklerin birçoğu, hepsi değil ama bir kısmı, sadece kaldırabileceği kadar bir kısmı bu da çok önemli, üzerine yapışıyor. Önce bir sendeledi biraz böyle, bakın görüyorsunuz üzerinde larvaları, böcekler, yavruları. O da onları alıp götürüyor böylece. Herkes mutlu, herkes faydalanıyor bu durumdan.
ADNAN OKTAR: Hava yolları gibi. Orada uçağın gelişini bekliyorlar değil mi? Geldiğinde hemen doluşuyorlar uçağa. Dolmuş-uçak tarzında.
OKTAR BABUNA: Tam o, zaten bu lafı kullanıyorlar, dolmuş lafını kullanıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Öyle mi? MaşaAllah. Oktar Hocam başka?
OKTAR BABUNA: Bu da tohumlar ile ilgili Hocam böyle. Yağmur damlaları birden bire bitkinin açılmasına vesile oluyor. Yağmuru görünce birden bire açılıyorlar. Fakat çok özel bir yapıları var bunun. Yağmur damlaları üzerine geldiğinde, şimdi gösterecek onu. Tıpkı trambolin etkisi yapıyor böyle birdenbire. Damlaları bakın patlatıyor, onunla birlikte tohumları etrafa saçılıyor bu özel yapıdan dolayı ve böylece etrafa göndermiş oluyor tohumlarını. Bu da çiçekteki bir frekans ile ilgili, bakın şimdi gösterecek. Çiçekte arının faydalanabileceği polenler var. Fakat bunlara ulaşmak için çok özel bakın bir teknoloji, bir iman hakikati inşaAllah gösteriyor. Bakın arı geldi. Konuyor çiçeklerin üzerine. Birazdan nasıl olduğunu gösterecek. Bakın bu çok özel yapıları var bunların. Polenler biraz aldatıcı, dış kısmında değil, iç kısmında yerleşmiş. Fakat buna ulaşmak için çok özel bir şey gerekiyor, o da ses dalgaları. Bakın şimdi, bakın herkes ulaşamıyor buna, burada görüldüğü gibi. Sadece yaban arısının bir şekli, özel bir titreşim meydana getirdiği için, o ses dalgası onun içinin açılmasını sağlıyor. Sadece o ses dalgasında açılıyor, o vibrasyon ile açılıyor.
ADNAN OKTAR: Gösterecek misin onu?
OKTAR BABUNA: Evet, onu gösterecek şimdi Hocam inşaAllah. Evet geldi. Bakın o vibrasyon olduğu zaman, o titreşim meydana geldiği zaman, bakın açıldı, etrafa saçıldı. Şimdi hatta bunu bir alet ile deneyerek gösterecek. Sadece bu titreşim ile açılabiliyor, o zaman ulaşabiliyor o arı da. O tür arı ulaşabiliyor inşaAllah. Onu bakın şimdi bir alet ile, aleti titreştirecek. Belli bir düzeye ulaştığı zaman vibrasyon, onları açıyor. Bu şekilde herkes alamıyor bunu.
ADNAN OKTAR: Evet, başka ne var Oktar Hocam anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Çekişmek ile ilgili hadisler ve ayetler vardı Hocam inşaAllah, çekişme konusunda.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnkarcılar Allah ve din hakkında çekişip tartışmaya giriyorlar. Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra parçalanıp ayrılan, anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” Al-i İmran Suresi.
ADNAN OKTAR: Hadislerden söyle. Var mı hadis?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah, söylüyorum. Evet. Ebu Said Hudri’den. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu. “Sizlere Mehdi (a.s.)’yi müjdeliyorum. Halkın ihtilaf ve çekişme zamanında ümmetime gönderilecek ve yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.”
ADNAN OKTAR: İhtilaf ve çekişme. İnsanların birbiri ile tartıştığı, ihtilaf ettiği, tartışmanın yoğun olduğu bir dönemde gelecek değil mi?
OKTAR BABUNA: Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. “Kim haklı olduğu halde tartışmayı terk ederse, Allah ona Cennet’in en yücesinde bir ev bina eder.”
ADNAN OKTAR: Bak çok manidar. Sen şu Sait Rıza Bulut, Isparta onu oku. Bu sayfadakilerin hepsini bir oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Sait Rıza Bulut Isparta: Bediüzzaman Hazretleri şöyle diyor; Eskiden Hıristiyan devletleri bu ittihad-ı İslam'a (İslam Birliğine) taraftar değildirler. Fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için, hem Amerika, hem Avrupa devletleri Kuran'a ve ittihad-ı İslama (İslam Birliğine) taraftar olmaya mecburdurlar. (Emirdağ Lahikası-2, sayfa 54) Bediüzzaman Hazretleri bu sözüyle bu yüzyılda İslamiyet'in hakim olacağını, bunun Amerikalılar ve Avrupalılar için de bir mecburiyet ve ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Komünizm’den ve diğer sapkın felsefelerden dolayı inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Anarşi ve terörden daha çok inşaAllah, evet.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. Galip Güler, Giresun: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir: "Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır. Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır." (Saffat Suresi, 171-173) Siz bunu açıklarken Hocam, şu sözümüz geçmiştir, bunun olup-bittiğini Allah bu şekilde söylüyor demiştiniz inşaAllah. Bu Ayet-i Kerime aynı zamanda Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerine bakıyor ve işaret ediyor. Hiç şüphesiz Hz. Mehdi (a.s.) ve cemaati üstün gelecek olanlar onlardır. Allah'ın izniyle bu yüzyılda nusret ve yardım bulacaklardır (inşaAllah).
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Mehmet Mustafa Ayhan, Samsun, “Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.) zamanında gökyüzünün meleklerle dolacağını ve meleklerin insanlara görünerek, her kişiye kendi lisanında hitap edeceklerini, yerden de şeytanın homurtu şeklinde bağıracağını, bütün dünyanın da bunu duyacağını söylüyor. Bu kişi, bu hadislerin müteşabih olduğunu nasıl farkedemiyor ben buna çok şaşırıyorum”, demiş.
ADNAN OKTAR: Tabii şeytan yerden homurdanırsa millet ne olur, değil mi? Gökyüzü de bütün Meleklerle dolarsa. Gerçi dün de Dabbet-ül Arz, beklediği Dabbet-ül Arz’ı gösterdik. Bir daha göster.
OKTAR BABUNA: Göstereyim Hocam inşaAllah. Yani aklın ihtiyarini alacak, siz daha iyi bilirsiniz, şekilde yorumluyor.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi 7000 kilometre bir kere. Bir ayağından diğer ayağına 7000 kilometre. Dolayısı ile bir adımda 7000 kilometre almış oluyor. 7000 kilometre bir hayli bir mesafe. İki boynuzunun arası da yaklaşık 5 kilometre, 12 kilometre de boyu var. Cübbeli de onun sırtına oturacak, ondan sonra dünyayı gezecekler. Öyle görünüyor yani. Bu mümkün mü? Mine Hocam geçen gün sana sormuştum ama bir daha sorayım, nasıl yorumluyorsun?
SUNUCU: Bunu düşünenlerin hayal gücüne veriyorum Hocam. Hayal gücüne hayran oldum aslında, gerçekten.
ADNAN OKTAR: Buna inanmaları çok acayip bir şey değil mi?
SUNUCU: Yani bilimkurgu filmi gibi demiştim ama onu da geri alıyorum. Onda bile en azından bir mantık var.
ADNAN OKTAR: Kardeşim böyle bir ayağın, yani bu genişlikteki bir ayağın, bir şehre basması durumunda, İstanbul’a geldiğini düşünelim, maazallah zaten İstanbul gider. Ev bulamaz ki Dabbet-ül Arz tek tek milletin evine, oradan milleti tek tek yakalayıp, evlerine girip alınlarını tek tek damgalasın değil mi? Ama bilgisayar her eve giriyor değil mi? Tam karşılığıdır inşaAlalh. Nasıl anlatmıştım ben, bir daha anlat.
OKTAR BABUNA: Bu hesaplar var, onu söyleyelim mi Hocam, rivayetlerde geçtiği şekli ile?
OKTAR BABUNA: Onları nasıl yani yanlış yorumluyor o anlamda. Rivayetlerde Dabbe’nin ayakları Arabistan’da, kuyruğu kutuplardadır diye bildiriliyor. Bu onun yorumlaması tarzı ile tabii, arada 7.215 kilometre var. O da böyle bir şey yorumladığı için böyle bir hesap çıkıyor. Yani normalde tabii.
ADNAN OKTAR: Hayır hayır, iki adımı arası bu, kuyruğu ayrı. Kuyruğu 10 binlerce kilometre, çok uzun. Evet. Daha hala da kuyruğu çıkmaz diyor zaten. Halbuki burada açıkça bilgisayara dikkat çekiliyor. Çünkü bir anda, dünyanın istediği herhangi bir yerine bir anda gitmesi, sesinin her yerde bir anda duyulması, her eve girmesi bilgisayardır, inşaAllah, internet sistemi.
OKTAR BABUNA: Gözü, kamerası, kulak gibi olması ondan sonra, siz söylemiştiniz, yerden mamul olduğu için bütün elementler zaten topraktan olan elementler ile yapılıyor. Hepsi dediğiniz gibi tam mutabık bilgisayar ile.
ADNAN OKTAR: Zaten Kuran yürümesinden bahsetmiyor. Sadece konuşmasından, “Tükellimihum” diyor, insanlara hitap eder. Böyle bir hayvan ve ahir zamanda. Fakat topraktan mamul meydana getirilmiş bir hayvan. Allah, diğer bütün hayvanları sudan yarattım, diyor, bir tek bu topraktan mamul. Yani bu zaten olayı çok açık ortaya koyuyor. Bir gözü vardır diyor, gözü domuz gözü gibidir diyor. Bunun da kamerası var, herkesi görüyor. İnsanlara hitap etmesi, her eve girmesi, insanlarla konuşması.
ADNAN OKTAR: Tabii, duyması, mikrofonu olması ve en önemlisi de sürati. Bakın bir anda dünyanın istediği noktasında olması. Bu, ancak bilgisayar ile olur, internet ile olur. Her rengi üzerinde barındırması, her renk oluşuyor değil mi bu ekranda?
OKTAR BABUNA: Oluşuyor, milyonlarca renk oluşuyor Hocam inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Her yönü ile mutabık tam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Dolayısı ile Peygamberimiz (s.a.v.) çok güzel bir müteşabihat ile interneti, bilgisayarı çok güzel anlatmıştır ve ahiz zamanda da bu zuhur etmiştir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Siz başka örnekler de vermiştiniz. Mesela eline bakarak konuşur diyor. Bu, cep telefonları zaten bu şekilde Hocam. Ele bakıldığı zaman görünen görüntüler.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Ipod da öyle inşaAllah. El kadar bir şey zaten. Mine Hocam daha önce sen bu tarzda mı düşünüyordun?
ADNAN OKTAR: Nasıl, Dabbet-ül Arz deyince aklına ne geliyordu senin?
SUNUCU: Yani geldiği zaman hayret uyandıracağını biliyordum.
SUNUCU: Ama daha önce hiç böyle dinlememiştim.
ADNAN OKTAR: Peki benim bu bilgisayar, internet yorumumu nasıl buluyorsun?
SUNUCU: Ben bir de şey duymuştum Hocam. İnsanlara pencerelerden seslenir.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Yani evlere girer diyor. Tek tek evlere girer diyor.
SUNUCU: Onu da hatta birinden şöyle yorumu, yani şöyle yorumlandı öyle dinledim. O pencerenin Windows işletim sistemi olduğunu, hani ‘windows’un İngilizce pencere olduğunu, böyle yorumlanmıştı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Tam karşılığı tabii. Değil mi? Üzeri titanyum kaplı, silikon kullanılıyor.
OKTAR BABUNA: Evet, aluminyum, bakır hepsi var Hocam.
ADNAN OKTAR: Titanyum zaten değil mi? Yerden mamul. Yani bak kaç cihetten mutabık. Bir de bak “Müslümanların yüzünü parlatır” diyor ve Müslümanlara sevinç veriyor okuduğunda, içi açılıyor, “Müslüman’ın anlını damgalar” diyor. Mümin olarak damgalar. Peygamberin (s.a.v.) Allah, Muhammed, Resul Peygamber (s.a.v.)’in mührü var ya, mesela elinde o mühür var. Buna işaret ediliyor, yani Allah’ın, Peygamber (s.a.v.)’in, tevhidin anlatıldığı yazılarla insanları irşad edecek. Ne zaman? Mehdiyet çağında. Yani Mehdi (a.s.)’nin adeta kılıcı oluyor Dabbet-ül Arz, tabii. Mehdi (a.s.)’nin manevi kılıcı. Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olarak çıkıyor. Hz. İsa (a.s.), Dabbet-ül Arz ve Mehdi (a.s.); üçü birlikte zaten. Aynı anda çıkıyorlar. Ama Dabbet-ül Arz, bir kılıç hükmünde. Çünkü Mehdi (a.s.) gerçek kılıç kullanmıyor, teberrüken kılıç kullanacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcını biat anında takacaktır sadece, teberrüken. Ama o, hep ilim kılıcı ile yeniyor, hadislerde de bunu görüyoruz. Hep Allah’ı anarak yener diyor Mehdi (a.s.). Kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz, hatta damla kan akıtmaz diyor hadiste. İnsanların burnu dahi kanamaz diyor ve sadece ilim ile, fen ile, sevgi ile, şefkat ile, merhamet ile, akıl ile, Kuran ile, Kuran’ın hükümleri ile ve sünnete uymakla İslam’ı dünyaya hakim ediyor Mehdi (a.s.). Dabbet-ül Arz da onun kılıcı oluyor inşaAllah. Deccal de hasmıdır. Ezeceği, Allah tarafından ezeceği bir varlık yaratılmıştır. Onu böyle paspas gibi çiğneyecek Hz. Mehdi (a.s.) inşaAllah. İnşaAllah Hz. İsa (a.s.)’ın önüne getirip koyacak, Hz. İsa (a.s.) da son darbeyi indirecek. İnşaAllah. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz “ortamı hazırlayacak” demiştiniz, “hazır ortama gelecek” demiştiniz Hz. İsa (a.s.) inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Hz. İsa (a.s.) son olarak işte, teberrüken indiriyor son darbeyi. Yani hüküm yerine gelsin diye, yoksa Mehdi (a.s.) tamamen bitirmiş olacak, inşaAllah. Bediüzzaman, “tam Hıristiyanlık ile Müslümanlık birleşme istidadında iken” diyor. Tam yani, tereddüt var artık, birleşelim mi birleşmeyelim mi? “Tam bu istidatta iken, cismi beşerisi ile, Semavatta bulunan Hz. İsa (a.s.), gerçekten ölseydi diyor -bakın yalan söyleyenleri durdurmak için- ve Ahiret’in en uzak köşesine gitseydi, mutlaka gelecek” diyor. “Gene Allah ona bir ceset giydirip, gene gönderecek” diyor. “Ama Allah vaad etmiştir, vaad ettiği şey haktır, cismi beşerisi ile kendisi gelecek” diyor. Yani yalan söyleyenleri susturmak için iyice köşeye sıkıştırıyor Bediüzzaman. Öldü diyorlar, ölse de gelecek diyor Bediüzzaman. Yani “gene o bedeniyle gene gelecek, ölse de gelecek” diyor. “Ama ölmedi” diyor. “Çünkü muhbiri sadıktan, -Peygamberin (s.a.v.) açık hadisi var - Kadiri külli şeyhin Cenab-ı Allah’ın vaadine dayanarak ben bunu söylüyorum” diyor. Kadiri külli şeyh vaadiyle. “Hem ayette, hem hadiste açık hükümdür” diyor. Ama öyle saptıranlara cevap veriyor, yalan söyleyenlere; “öyle de olsa, her halükarda gelecek” diyor. O zaman tam tıkanmış oluyorlar. “Geldiği vakit kendisi dahi kendisini bilmez, yakın talebeleri onu imanın nuruyla tanıyacaklar. Bir Müslümanlığı andıran Hıristiyan cemaati içerisine gelecek” diyor. Müslümanlığı andıran. Bence geldi İsa (a.s.). Mehdi (a.s.) de geldi, İsa (a.s.) da geldi, Dabbet-ül Arz da çıktı inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hz. İsa (a.s.)’ın geldiğini geçtiğimiz günlerdeki Amerika’daki bir radyo konuşmasında müjdelediniz Hocam inşaAllah. Çok hoşlarına gitti, uzun uzun onun detaylarını sordu. Nerede olabilir, nasıl olabilir diye. İnşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şehir olarak söylemem, mahalle olarak, sokak olarak söylemem. Ama hem Amerika’da, hem Avrupa’da vazife yapıyor. Bir yerden bir yere giderken de talebeleri onu gizleyerek, özel olarak götürüp getiriyorlar. O kadar söyleyeyim. İnşaAllah. Yani şu ana kadar hiç kimse farkına varmadı, varamazlar da. Zaten tahmin edemiyorlar, görenler de “o değil” diye düşünüyor olabilirler, anlayamazlar. Halbuki bak orijinal haliyle olduğu halde gene çıkaramıyorlar. Gene saçı uzun, çilli, yani dünyanın en sevimlisi diyebilirim. Ama gene fark edemezler, Allah’ın koruması altında. Onu da aynı şekilde melekler koruyorlar inşaAllah. Mehdi (a.s.)’yi de öyle, ama Mehdi (a.s.) aşikardır, halk içindedir Mehdi (a.s.). “O halkı görür diyor, Hz.Yusuf (a.s.)’ta olduğu gibi, hani diyor ya, kardeşlerini o tanımıştı Hz. Yusuf (a.s.), kardeşleri onu tanıyamadılar. “Sen Yusuf musun?” dediler sonra. “Evet, ben Yusuf’um” dedi. Çok sonra tanıdılar, halbuki kardeşi, tanımıyor. “Mehdi (a.s.) de halk içindedir, o halkı tanır, herkesi bilir, ama halk onu tanımaz. Gezer, hatta pazarlarda gezecek, halkın arasında gezip dolaşacak ama halk onu tanıyamayacak” diyor. Mehdi (a.s.) İsa (a.s.) gibi değil. O anlamda gizlenmiyor. Onun da iki kere gizlenmesi var ama sürekli gizlenmiyor. Onun bir zuhur vakti var. Yani ilk önce gizlendiği vakit var, gizlendiği vakit de bilinmiyor. Yani az insan biliyor. Hatta “öldüğü rivayeti dolaşır” diyor. Bir kısmı öldü mü, yok oldu mu, bir kısmı hapiste olduğunu düşünüyor. “O hapisteydi” diyorlar bir kısmı. “Çıktı mı hapisten, duruyor mu?” diyorlar. Bir kısmı “öldü mü” diyor. Bir kısmı “zaten hiç yok öyle birisi” diyorlar. Ama buna rağmen Mehdi (a.s.)’nin zuhur edeceği bir dönem vardır. Çünkü, “her evde görünecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Müslümanların evlerinde görünecek” diyor yani “temessül edecek” diyor. Ama o Şiiler de gerçekten bedenen, keramet olarak gidip evlerde görünecek zannediyor, öyle değil. Televizyon ve internete dikkat çekiliyor. Bunu çocuk olsa anlar, bu açık değil mi? Yani avucunun içinde bakıp Mehdi (a.s.) bütün talebelerini görüyorsa, bu bilgisayar değil mi işte, ipod değil mi bu? Hayır, diyorlar onlar, o anlamda değil, avucundaki cildine bakacak, cildinin üzerinde görünecek diyorlar. Öyle bir şey yok. Çok ince bir teknoloji uygulanır, o çıkabilir ekran tarzında olur, o olur ayrı mesele. Ama gene teknolojiye işaret ediyor. Yoksa ince bir satıhta, derinin üstünde bir ekran oluşabilir. İkinci bir cihaz konulur, derinin üzerinde oluşur, çok makul o. Ama o devirdeki yüksek teknolojiye dikkat çekiliyor. Yani bir kere sürat, bir anda bir yerden bir yere gitmek mümkün oluyor. Bakın ahir zaman hadislerinin hepsinde ittifak vardır. Mesela, deccal bir anda bir yerden bir yere gider. Mehdi (a.s.) bir anda bir yerden bir yere gidiyor. Hz. İsa (a.s.) bir anda bir yerden bir yere gidiyor. Dabbet-ül Arz’da da bu var. Yani müthiş bir süratten bahsediliyor, uçak süratinden, jet süratinden ve elektrik süratinden bahsediliyor. Yani bir anda görüntü Amerika’da oluşuyor. Mesela o Hz. Süleyman (a.s.)’ın tahtının olayında da bir anda oluşuyor. O sürat işte, Ahir zamandaki olaylara dikkat çekilmiş oluyor Kuran’da. Mesela sesin her yerde duyulması, deccal bir bağırıyor; dünyanın her yerinde duyuluyor sesi. Radyoda konuşuyor, televizyonlarda konuşacak. Mehdi (a.s.) konuşuyor “dünyanın her yerinde duyulur” diyor rivayette. Hz. İsa (a.s.)’ın sesi de her yerde duyulacaktır. Ama Hz. İsa (a.s.) dünyayı ayrıca gezecek tek tek. Yani ülke ülke gezecektir, her yeri gezecek. Yani Türkiye’ye uğrayacak, Moğolistan’a, İsrail, Çin, her yere uğrayacak, yani sürekli gezecektir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ortaya çıkıp insanların onu tanıması ne zaman?
ADNAN OKTAR: Daha dur bakalım, çok büyük olaylar olacak, daha çok olaylar inşaAllah. Bak bu depremler artıyor ya, onun gibi olaylar da artacak daha. İnşaAllah. Ben söyledim bak geçenlerde, aynı dediğim gibi gelişiyor görüyorsunuz. Ama bak “biri bitti derken biri başlayacak” diyor rivayette. Yani durma yok. “Ta ki evlatlarımdan Mehdi (a.s.) zuhur edinceye kadar” diyor. İnşaAllah. Allah birçok felaketi, “Allah’ın gadab-ı ilahisini durduracak” diyor Mehdi (a.s.)’nin zuhuru. Yani Allah’ın gadabını durduracak” diyor. Çünkü insanların ilgisizliği, dünya çapında lakaytlığı, tebliğ yapmamaları, Allah’ın dinini yaymamaları, kendi dertlerine düşmeleri, işte kimi evlenmenin peşinde, kimi tahsilin peşinde, kimi ticaretin peşinde, kimi senetlerinin peşinde, kimi sefa aleminde, kimi plajdaki eğlencesinin peşinde, bu gadab-ı ilahiyi çeken bir husustur. Allah kendisiyle ilgilenilmesini istiyor. Kendisiyle ilgilenenler çok az olacağı için ahir zamanda Mehdi (a.s.)’yi gönderiyor Allah. Yani kendisiyle ilgilenenlerin çokluğunu sağlayacak Mehdi (a.s.). Bu da, gadab-ı ilahiyi durduran bir olaydır. Yoksa Allah kıyameti hemen koparacaktı normalde. Ama “Mehdi (a.s.) vesilesiyle erteleyeceğim” diyor Allah, hadis var.“Süresini uzatacağım” diyor, evet. Bir süre uzatılıyor. Hicri 1400’den 1500-1545’e kadar. İnşaAllah o kadar. Yani “evlatlarımdan Mehdi (a.s.)’nin dünyaya hakimiyeti kadar, hakim olduğunu göreceğim” diyor Cenab-ı Allah. Yarattım zaten bitirdim, diyor. Bu sözüm oluşacak, ondan sonra kıyamet, sonra bozulma, yani bozulmanın arkasından kıyamet. Ama bozulma şart önce, bozulma olmadan kıyamet olmuyor. Tam bozulma var, kimse tebliğ yapmıyor. Ama bak mesela kıyamet öncesinde bir kişi tebliğ yapsa kıyamet durur, bir kişi. Ama yapan olmayacak. Bir kişi mesela Kuran okusa, İslam’ı anlatmaya kalksa, kıyamet durur onun vesilesiyle. Ama olmayacağı için kıyamet kopacak inşaAllah. Mehdi (a.s.) vesilesiyle mesela ertelendi ve uzatıldı. O kadar çok hadis var ki buna ait. Ama depremlerle Allah kıyametin yaklaştığını hatırlatıyor insanlara inşaAllah.
Evet Oktar Hocam, devam et.
OKTAR BABUNA: Bir örümcek var Hocam, onunla ilgili bir film var, gösterelim mi?
OKTAR BABUNA: Çok güzel bir teknik kullanıyor, bakın iki yüzey arasında iplikçiklerini geriyor böyle ve burada avlanacak şimdi. Çok özel bir sistem kullanıyor. Şimdi bu örümceği görüyoruz. Şimdi iplikçiklerini yapıp bunları yere yapıştırıyor Hocam inşaAllah. Bak geliyor yere, yere özel bir yapışkanla bakın ipliği tutturuyor burada görüldüğü gibi. Bakın tutturdu ve bunu yukarı doğru tekrar açmaya başlıyor. İplik yapıyor yeniden, yukarı. Böylece düzinelerle doğrusal hatlar üzerinde iplikçikler yapıştırıyor yere ve bunları da yukarıda bir hatta bağlıyor böyle titreşimlerini alabilmek için. Şimdi onunla nasıl avlandığını gösterecek. Bakın gidiyor tekrar yeni bir hat yapıyor böyle, bir süre bu şekilde bir düzenek yerleştiriyor. Şimdi yine geldi, bakın yere yapıştırıyor. Yapışkanla tutturdu, yine aynı şekilde yukarı çıkıyor. Böyle bu şekilde Hocam doğrusal hatlarla yere yapıştırdı, şimdi beklemeye başladı. Bakın burada görülüyor. Karınca geldi, hiçbir şeyden habersiz geziyor bunların arasında, bakın dolaşırken hop birine geldi. Bu iplikçikte üzerinde yapışkan olduğu için, bakın yapıştı ve kurtaramıyor ondan. Fakat bu kadarla kalmıyor, şimdi o kurtaramadığı için debelenmeye başlıyor, debelenirken işte o yerden de kurtuluyor yapışkandan, havaya asılı kalıyor. Bakın şu anda havaya asılı kaldılar. O da tepede Hocam bu titreşimleri algılayınca geldiler diyor, çok sakin bir şekilde bekliyor, birkaç tanesinin olmasını, ondan sonra sakin sakin gelip bunları toplayacak hepsini.
ADNAN OKTAR: Ben böyle uyanığını ilk defa görüyorum. Hepsi uyanık da, bu daha da uyanık.
OKTAR BABUNA: Onları da yukarıdan çekerek topluyor Hocam böyle, işine bakıyor ondan sonra.
ADNAN OKTAR: Hayır her biri ayrı bir kurt. Bu örümcek takımı bambaşka bir şey bunlar. Her birinin ayrı bir teknolojisi var.
OKTAR BABUNA: Kimi kement atıyor, kimi böyle teknikler kullanıyor. Bambaşka böyle dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: İşte Allah bunların sayesinde de bir düzen meydana getiriyor. Böceklerin sayısının artmasını engellemiş oluyor Allah inşaAllah. Ama bu kadar hayret avlanma teknolojilerinin olması, her tür ayrı, her kavim ayrı avlanıyor. Mesela bunun kavmi böyle avlanıyor, öbür kavim başka türlü avlanıyor ve hiç şaşmıyor. Hayır, birbirlerini nerede bulur, evlenirler bunlar, çoluk çocuğa karışırlar. O da çok acayip. Mesela yabancı bir örümcek olduğunda onunla evlenmiyor. İlla kendi türünden olacak. Önce bir arkadaşlık dönemleri oluyor, sonra evleniyor, mutlu bir yuva kuruyorlar, çocukları oluyor falan. Onlar da kendilerine böyle bir tezgah açıyor.
OKTAR BABUNA: Böyle çok sayıda dediğiniz gibi Hocam çeşit var, örümcek çeşidi. MaşaAllah. Hocamızın da Örümcek Mucizesi kitabını harunyahya.org sitesinden de inşaAllah okuyabilirler, indirebilirler.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: harunyahya.org sitesinden Örümcekteki Mucize kitabınızı inşaAllah okuyarak daha detaylı bilgi edinebilirler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kitabı indirsinler bilgisayarlarına. Bilgisayardan çok kitap indirsinler bak helal, hepsi fisebilillah, bir de internet girişleri için arkadaşlarını teşvik etsinler. Birbirine göstersinler, teşvik etsinler. Bak 52 bin çok iyi giriş, ama çok az. Ama geçen gün dehşetti maşaAllah. Tartışma ortamında demek ki acayip artıyor. O zaman biz de tartışma ortamları meydana getirelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, siz zaten çağırıyorsunuz da, kaçıyorlar Hocam sizden. Bulsak birini, ama fellik fellik kaçıyorlar. Elhamdülillah. Bu Roma’da “ben Harun Yahya’yı temsil ediyorum” deyince baygınlık geçirdi Douglas Futuyma inşaAllah.
SUNUCU: Müminin fedakarlıktaki derecesi ne olmalı Hocam, sınırı?
ADNAN OKTAR: Çok şiddetli olması lazım. İnsanlar Allah aşkına yakışmayacak bir fedakarlık anlayışında. İnsan sevdiği için kendini parçalar, yani ne yapılmaz yani? Fedakarlık çok güzel bir duygu. Aşkı çok güzel ifade eden bir duygudur. Allah için insan her şeyi yapar. Nefsini düşünmesi çok utanç verici, çok kötü, çok acı yani. Bir de onu Allah adına yapıyor gibi göstermek daha da kötü. Nefsi için yaptığı bir şeyi Allah için yapıyor gibi göstermesi. Mesela kavga istiyor, cedel istiyor; “ben bunu Allah için yapıyorum” diyor. Olmaz. Mesela başörtüsü örtüyor farz edelim, bir kusuru oluyor, onu örtmek için örtüyor, ama bunu Allah için yaptığını söylüyor; o da olmaz, samimi olması lazım. Ne amaçla yapıyorsa o şekilde olması lazım. Yani din konusunda alabildiğine samimi olmak, Allah’ın en üstünde durduğu konudur. Mümin samimi olacak her konuda. Salih diyor Allah, ihlas sahibi, salih hep aynı kelimeler inşaAllah. Yani artık insan canını veriyor, can azizdir değil mi? Allah için canını veriyor. Kollarını bacaklarını doğratıyor Allah için savaşta. Sahabeler değil mi? Burunlarını doğruyorlardı, ellerini yüzünü doğruyorlardı. Mesela çoktur sahabe, altından burun yaptırıp takıyorlar burnuna. Ben onların alnından öperim, aslanım onlar benim. MaşaAllah. Bu, fedakarlıktır Allah için, bir aşk alametidir bu. Allah için insan elini kolunu doğrattıysa, ağzını burnunu doğrattıysa bu bir aşktır. Evini terk edip Peygamber (s.a.v.) ile beraber ta Habeşistan’a gidiyorsa bu bir aşktır. Mesela kocalarından ayrıldılar kadınlar, mümin olmadıkları için kocaları, putperesttiler, ayrıldılar, Peygamberimiz (s.a.v.) ile beraber hicret etti hanımlar. Mesela çocuklar 12-13 yaşında, 14 yaşında delikanlılar feci şekilde dövdü aileleri, hapsettiler, gene ne yapıp yapıp ailelerinden kurtuldular, kaçtılar Peygamberin (s.a.v.) peşi sıra ta Habeşistan’a kadar hicret ettiler. Çocuk ya, 11 yaşında, 12 yaşında çocuk yani daha. Hz. Ali de öyleydi.
OKTAR BABUNA: Örnekleri vardı Hocam, okuyalım mı onlardan savaştaki?
Hz. Ebu Bekir ve Hz. Osman’ın ardından Peygamberimiz (s.a.v.)’e tabi olarak ilk Müslümanlardan olma şerefini erişen ve bundan dolayı işkenceye uğratılan Talha bin İbeydullah da, Uhud Savaşı’nda Resulullah (s.a.v.)’ı koruyabilmek için büyük kahramanlıklar gösteren sahabelerdendir. Malik bin Zübeyr adındaki çok keskin bir nişancının Peygamberimize (s.a.v.) attığı oklara karşı koyabilmek için, oklara elini tutan Talha bin İbeydullah’ın eli parçalanmış ve parmakları bu yüzden çolak kalmıştır.
ADNAN OKTAR: Hay benim aslanım. Ben onun çolak elini öperim maşaAllah. Tam aslan maşaAllah. Ne yiğitlik o elini gördükçe o muhabbet nasıl artar insanda. MaşaAllah. Böyle elini tutuyor, ok eline geliyor. Peygamberimizin (s.a.v.) kafasına gelecek iken, tutuyor elini, eline geliyor. Ne kadar güzel maşaAllah. Ve bir de parçalamış elini tabii maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Yaşı küçük olanlar da var Hocam, savaşa giren sahabelerden.
ADNAN OKTAR: Say, bir kaç tanesini söyle.
OKTAR BABUNA: Sahabe-i Kiram’da görülen üstün fedakarlık örneklerinden bir diğeri de henüz çocuk yaşta olmaları ya da yaşlılık nedeniyle son derece güçsüz olan sahabelerin dahi Peygamberimiz (s.a.v.) ile birlikte savaşa çıkmak istemiş olmalarıdır. Yaşının küçük olması nedeni ile Bedir Savaşı’na katılamamış olan Ebu Said el Hudri, Uhud Savaşı’na gidebilmek için Peygamberimizden (s.a.v.) izin istemiş, ancak Resulullahın (s.a.v.) talimatı üzerine kendisi gibi yaşça küçük olanlarla birlikte Medine’de kalmıştır.
ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun delikanlılığı, küçük yaşta aslan yani, ufacık daha 11-12 yaşında, o da mücadele etmek istiyor, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Abdullah bin Zübeyr ise henüz 12 yaşlarında iken Yermük Savaşı’na, bundan 4 sene sonra ise Mısır’ın fethine katılarak küçük yaşta gösterdiği şevk ve cesaretiyle tüm Müslümanlara örnek olmuştur. Aynı şekilde hem yaşça çok ileri hem de ayağı sakat olan Amr bin Cemuh da imanın coşkusu ve Allah’ın rızasını kazanma arzusuyla Peygamberimizden (s.a.v.) Uhud Savaşı’na katılmak için izin istemiş ve bu savaşta şehit düşmüştür. Ebu Talha ise ilerleyen yaşına rağmen Müslümanlarla birlikte bir kez daha savaşa çıkmakta ısrar etmiş ve çıktığı bu savaşta denizde iken şehit düşmüştür. MaşaAllah. Çocuklar ve yaşlıların yanı sıra Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde ihlas, cesaret ve fedakarlıklarıyla öne çıkan bir diğer kesim ise saliha mümin kadınlar olmuştur.
ADNAN OKTAR: Onu bir dahaki sefere anlatalım. İnşaAllah.
SUNUCU: Programımızın sonuna geldik. Kıymetli izleyenler ve kıymetli dinleyenler bizler bugün sizlere harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kahramanmaraş Aksu TV ekranlarından seslendik. İnşaAllah yarın yine bu ekranlarda olacağız. Harunyahya.tv sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Kocaeli TV’den sizlere sesleneceğiz. Hocamızın tüm eserlerini harunyahya.org ve harunyahya.net sitelerimizden indirebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize iletirseniz inşaAllah kendisi cevaplayacak, ahirzamansohbetleri@hotmail adresine gönderebilirsiniz. Harunyahya.tv sitemizden de 24 saat yayınlarımıza ulaşabilirsiniz. Yarın yine görüşmek üzere hoşçakalın.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...