SUNUCU: Hayırlı akşamlar sayın dinleyicilerimiz ve izleyicilerimiz. HarunYahya.tv ve Mavi Karadeniz radyosundan bizleri dinleyebilirsiniz. Bunun yanında Kocaeli TV ekranlarından da sizlerle beraberiz. Hocam yine sorularımız var, yine size bırakabilirim, nasıl isterseniz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam günün önemli konularından birini söyle oradan başlayalım.
OKTAR BABUNA:Bu Darwinizm’de can çekişme hareketleri var.
ADNAN OKTAR: Can çekişmiyorlar, şimdi bak milletimiz bu konuda bir kesin ölçü koysun. Bir kere Darwinistler eskiden insanları bir kandırma yöntemine benzer diyelim, bir yöntem kullanıyorlardı. Yani doğru olmayan üslup kullanıyorlardı. Yani doğru söylemiyorlardı diyelim. En iyisi o olur, onu söylemeyelim biraz ağır olur o. Bundan sonra, ne kadar ara fosil var derse desin hiçbiri doğru değildir. Yani çünkü bakın, ben 71’lerden beri biliyorum, bunları takip ediyorum; her hafta bir ara fosil bulduk derler, her hafta, her 15 günde bir. Ama en sonunda kendi profesörleri çıkıyor, kendi adamları toptan ama, bir tane eksik kalmaksızın, tek bir tane ara fosil yok diyorlar. Kardeşim bu ne bitmez zincirlermiş böyle. Bakın kendi adamları tamamı ama bak eksiksiz, tam kadro ara fosil yok diyorlar. En başta pirleri Darwin olmak üzere, Darwin’in bizzat kendisi söylüyor değil mi, ara fosil hiçbir şekilde yok diyor. Onun için onunla ilgili haberlerin hepsi mutlaka okur okumaz bilin ki geçersizdir. Çünkü hep mükemmel canlıları gösteriyorlar. Gelişmiş mükemmel canlılar, mesela primat cinsleri, yüzlerce primat cinsi var. Gibon cinsleri var. Şebek cinsleri var. Goril cinsleri var. Şimdi bunların yüzde 90’ı hatta yüzde 99’u, türleri tükendi, yok oldu. Yüzde biri kaldı bunların. Şimdi bunların fosilleri bulunduğunda, yani böyle sanki maymunla goril arası, gibonla işte maymun arası falan, bu tarz varlıkları rastlıyorlar. Bunlar da diyorlar ki bu da insan ara fosilidir diyor adamlar. Her buldukları mesela, goril de bulsalar diyorlar ki bu insan ara fosilidir. Gibon buluyorlar, bu da ara fosil diyorlar. Primat buluyorlar, bu da ara fosil diyorlar. Hani var ya, parmasan o küçük primatlar var ufak, onlar için de diyorlar. Yani ne bulurlarsa hepsine ara fosil diyorlar. Halbuki bakın ara fosil olması için, mutlaka patoloji olması lazım. Yani gen bozukluğu olması lazım. Bunların bulduğu hayvanların hepsi mükemmel, kusursuz, simetrik, yani iki tarafı birbirine eşit, sağı solu birbirine tam eşit, yani matematik düzgünlükte ve altın oranla yaratılmış varlıklar. Böyle ara fosil olmaz. Ara fosil için mutlaka patoloji gerekiyor. Dengesiz varlıklar olması lazım ve çok miktarda bulunması gerekiyor. Yani mükemmel bir tane ise, 10 bin tane de anormal olması lazım. Çünkü, birçok anormalin arasında normal oldu diyorlar. Bu ölçüyü bir kere net koymaları lazım. Bulunan ara fosil denilen her şey mutlaka doğru değil, mutlaka. Baksınlar eğer patoloji yoksa değildir. Normalde patolojik varlık da bulunması lazım, o da bulunamıyor. Yok. Genetik bozukluk olabilir, mesela çocuklar oluyor kafası dışarıda doğmuş falan. Öyle bir şeye de rastlamadılar, hep mükemmel canlılar buluyorlar. Onun için bunların ben her alnını kaşıdığımda böyle oturup bu haberleri çıkaracaklarsa bu olmaz. Ben bunların gururunu çok kırıyorum, yani gururlarını çok kırıyorum. O da çok ağırlarına gidiyor, ağırlarına gidince başlıyorlar ara fosil bulduk demeye. Hiç konuşamıyorlar, bu aralar sesleri kesildi diyorum, öyle deyince, sıradan havlunun, peştemalın altında ne varsa hepsini çıkartmaya başlıyorlar. Kardeşim ölçüsü belli. Bakın bir daha tekrar ediyorum, bütün takım-taklavat bunların ne kadar adamları varsa yani kim adamları varsa tamamı aynı fikirdeler, tek düşüncedeler, “ara fosil yok” diyorlar. Bakın en başta kim söylüyor biliyor musunuz? Darwin’in kendisi söylüyor. Binlerce kazı yapılmasına rağmen, hiçbir şekilde bulunamamıştır. İkincisi, buldukları mutlaka düzgün hayvanlar. Üçüncüsü de böyle bir kanunun olması için de bir sebep yok. Çünkü kromozom yapısından itibaren bir mükemmellik var. Yani her yerinde bir mükemmellik var. Yani ne kofulda bir bozukluk var, ne mitokondride bir bozukluk var, ne bir patoloji var. Her yerde simetri var. Mesela kromozomlara bakıyoruz, simetri var. Oradaki kofullara bakıyoruz, simetri var. Mitokondriye bakıyoruz, simetri var. Her yerde tam bir mükemmellik var. Bunların ana maddelerini açıklayıp, bu konunun kökten imkansız konu olduğunu göstermek önemli. İnşaAllah.
Senin anlatacağın ne?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, Darwin’in itirafı var dediğiniz gibi ve bütün hepsi de söylüyor zaten ara geçiş formu yok diye.
ADNAN OKTAR: Anlat. Darwin’in itirafını göster.
OKTAR BABUNA:Darwin çok net bir şekilde diyor ki, “eğer gerçekten türler öbür türlerden, yavaş gelişmelerle türemişse neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Sayısız geçiş formları olmalı, fakat neden yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz? Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır” diyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi zannediyorlar ki Darwin’in zamanında bu adamların bulduğu fosiller yoktu zannediyorlar. Buluyorlar ya bu gazetelere çıkıyor. Bunlardan binlerce vardı o zamanlar yani Darwin’in zamanında, aynısından. Yani bu maymun, primat fosillerinden şundan bundan binlerce vardı. Fakat bunlar ara fosil değildir. Yani halk bilmediği için, bir kısım insanlar bilmediği için insanlara bunu yanlış bilgi olarak sunuyorlar. Bunlar mükemmel hayvanlar. Yani normal hayvan fakat türü tükenmiş hayvanlar. Türü tükenmiş hayvan ara fosil olmaz, ara fosil olması için mutasyonun o hayvanı vurmuş olması lazım ve ciddi şekilde değiştirmiş olması lazım. Ama mutasyon vurduğunda da hayvanı öldürüyor. Yani yaşamıyor öyle hayvan, çok nadir yaşıyor, yaşadığında da sakat yaşıyor, zaten onu da diğer hayvanlar yok ediyorlar. Yani devam edemiyor öyle bir varlık, o yüzden de bulunamıyor fosil, yok. Teori kökten bitmiş durumda. Onun için bize, durup durup ikide bir maymun, primat fosilleri göstereceklerine, desinler ki, uzaylılar proteini yapmadı, cinler yaptı veya başka bir şey. Bize bir açıklama yapsınlar. Bakalım yeni, doğru olmayan beyanlarının nasıl olduğunu biz merak ediyoruz. Yani baştan kilitlenmiş bir teoriyi, arkasını devam etmek mümkün değildir. Temeli olmayan ev olur mu? Ev havada duruyor, biz yaptık evi diyorlar. Ev ama 100 metre havada duruyor, temeli yok evin. Bir kere sen proteinlerden bitmişsin, uzaylılar yaptı diyorsun sen, daha ne bundan sonra Darwinizm kalmış mı? Bak piriniz, başınız ne diyor: “ara fosil yok, sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz, sayısız olması lazım” diyor. Sayısız değil, bir tane bulamıyorsunuz. Madem bu ara geçiş formu bulmuşsunuz, gazetede çıkarıyorsunuz değil mi, son zinciri bulduk bilmem ne, kardeşim benim adresim belli, bütün milletin, halkın önünde söz verdim, bana getir, al 10 trilyonunu git. Bak resmine de razıyım, bu bana diyecek ki adam, ben ara fosil buldum diye bunu bana getirsin. Bu gazetede çıkan resim, arkadaş ara fosildir diyecek. Halkın önünde çıkacak, canlı yayında bana bu ara fosildir diyecek, yüzüme baka baka söyleyecek ama. Bunu desin, 10 trilyon vereceğim. Diyemez, biliyor onun ara fosil olmadığını. Yani normal canlı o.
OKTAR BABUNA:Bu kadar parayı almak için hemen gelirler.
ADNAN OKTAR: Onlar hoplar, uyanık adamlar. Bir tane bile yok. Onun için tamamı doğru olmayan bilgidir. Ne kadar gazetede çıkarırlarsa çıkarsınlar, halkımız hiçbirine inanmasın. Yani yüzde 100 doğru değil, mümkün değil. Çünkü bakın, 150 seneden beri buluyorlar aynı fosillerden, bu tarz fosillerden, hiçbir değişiklik yok teoride. Yani hepsinde mükemmel canlılar buluyorlar. Buldukları bu canlı da yaratılışın ispatıdır. Çünkü yine simetrisi düzgün, yine patalojik değil, yine altın oranla yaratılmış, yine son derece mükemmel. Yani sen daha kromozomlarını açıklayamazken, bunu uzaylılar yaptı derken, durup durup bana fosil çıkartırsan bu olmaz. Senin onu çıkartmana gerek yok, zaten 350 milyon adet var diyoruz biz sana. Biz fosil yok demedik ki. Var, 350 milyon adet var, daha rahatça üstü var. Ama, özelliği ne? Yaratılışı ispat ediyor. Bu da yaratılışı ispat ediyor. Onun için bundan sonra ne yaparlarsa yapsınlar, bu geçersizdir. Gurur yapmalarına gerek yok. Yani ne zaman alınlarını kaşısam, hemen akabinde fosiller yağmaya başlıyor.
OKTAR BABUNA:Bir de tam sahtekarlık yaparak da yaptılar Hocam inşaAllah. Fosili göstermediler, bugün ilk defa açtılar fosili, fosili göstermeden 3-4 gün önce bütün dünya basınında çizimler yayınlandı. Kimse fosili görmeden işte bulundu, şudur budur, hatta böyle abuk subuk çizimler de yaptılar. Bugün böyle utana sıkıla bir havlunun altından çıkartıyorlar fosili.
ADNAN OKTAR: Havlu mu?
OKTAR BABUNA:Evet üstünü örtmüşler örtüyle, şu kadar kemik parçaları var, maymun kemik parçaları.
ADNAN OKTAR: Resmi var mı sende?
OKTAR BABUNA:Filmi var Hocam inşaAllah. Tören yapmışlar böyle.
ADNAN OKTAR: Bakalım törenlerine, biz de alkışlayalım.
OKTAR BABUNA:Böyle bir törenle örtünün altından kemik parçaları çıkartıyorlar. Orjinal kaynaklarda zaten bunun maymun olduğunu kendileri itiraf ediyor. Diyorlar ki, küçük kafatası var bir kere, 1.27 metre boyunda, tam maymun yüksekliğinde. Bir tane yetişkin ile gence ait diyorlar iki tane fosilin parçaları. Artı uzun kolları vardı ve güçlü elleri vardı, maymunlarda olduğu gibi kısa bacakları var böyle. Kafatası küçücük ve tam maymun görünümünde. Zaten söylüyor, maymun ismi vermişler Australopithecus Sediba diye isim vermişler böyle.
ADNAN OKTAR: Kaç yıllık bu?
OKTAR BABUNA:Yaklaşık 2 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: 2 milyon yılda insana mı döndü diyorlar bunlar?
OKTAR BABUNA:Bu araydı işte aradan geçti falan filan böyle utana sıkıla.
ADNAN OKTAR: 2 milyon yılda insana döndü diyorlar.
OKTAR BABUNA:Hep çizimler, zaten tam yok iskeleti. Kemik parçaları var, her zaman olduğu gibi. Onları çizimlerle tamamlamışlar. Tam dediğiniz gibi. Bir de Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, günlerce sakladılar fosili, hemen vermediler. Önce bir propaganda yaptılar günlerce çizimlerle bütün medyada dünyada.
ADNAN OKTAR: Canım animasyonlu o tip şeyler yapabilirler, yani yasak değil. Onlar konu değil de bizim asıl üstünde durduğumuz; bunlar sürekli şebek, goril, gibon fosili bulacaktır. Her seferinde böyle şamata yapacaklardır. Ama ben toptan halkımızı tembihliyorum, tamamı doğru değil. Çünkü yer altında şu an yine en az en az 350 milyon fosil daha vardır, en az. Daha yarısı çıktı. Sürekli çıkıyor ve bunların hepsi kusursuz, mükemmel hayvanlara ait mutlaka. Mesela bu bulunan hayvan da öyle, normal bir maymun cinsi. Kardeşim şimdi sen bana 350 milyon adet fosili açıklayamıyorsun, ben yaratılışı ispat eden fosilleri önüne koyuyorum, diyorum ki, bak sana 100 milyon yıllık kurbağa diyorum, 100 milyon yılda hiçbir şekilde değişmemiş. 80 milyon yıllık kaplumbağa diyorum. Kaplumbağa, onların demesine göre, uçan daireye dönmüş şimdi havada uçması gerekiyordu. Hiçbiri değişmiyor da, seni maymunun nasıl değişsin? Hiçbiri değişmemiş bak. Ne kurbağa değişmiş, ne balık değişmiş, ne şu hayvan, ne bu hayvan, ne bitkiler, ne ağaçlar. Hepsinin fosilini bulduk, hepsi var. Hiçbirinde bir değişiklik yok. Bir tek insan değişiyor diyorlar ve iddia ettikleri bir kaç canlı. O da fosili eksikse ona atıyorlar, yani bakıyorlar fosil bulunamıyorsa onlarla ilgili, bu diyorlar tamam evrim geçiriyor diyorlar. İnsanda da bol miktarda maymun fosili olduğu için, alıp alıp maymunları ortaya koyuyorlar. Maymun, gibon işte goril. İsterlerse 1000 tane çıkarsınlar, tamamı doğru olmaz. Ara fosil getirecekler bize, ara fosil. Yani diyor ya, “neden sayısız geçiş formu yok?” Niye gösteremiyorsunuz? Niye gömülü olarak bulamıyorsunuz? Bakın “neden her jeolojik yapı, her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil?” diyor. Kardeşim bitti. Bunun üstüne daha bir şey var mı? Kendi zamanında bu fosillerin çok büyük bir bölümü bulundu. Fosil bulmak zor bir şey değil ki. 10 tane işçi bulacaksın, kazmayla kazacak adam. Kazıp buluyor yani bu özel teknoloji gerektiren bir şey değil. Her tabakayı aradılar, o devirde de aradılar, bulamadılar.
OKTAR BABUNA:Zaten siz daha iyi bilirsiniz, inanmadığı bir şeyi iddia etmiş oluyor bu şekilde. Zaten yok diyor. İnanmadığı halde evrim var diyor ondan sonra da.
ADNAN OKTAR: Evet Oktar Hocam başka ne var?
OKTAR BABUNA:Bütün hepsi zaten mutlaka sizin kitaplarınızda çıkartmıştınız onları Hocam inşaAllah, hepsi mutlaka ara geçiş formu olmadığını itiraf ediyor zaten. Bütün evrimciler istisnasız, bir kitap da bir paragraf da olsa söylüyor zaten inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Birkaç tane söyle de...
OKTAR BABUNA:Niles Eldredge var en ünlü evrimcilerden dünya çapında ve müze müdürü aynı zamanda. Bakın, “ayrı türlere ait fosillerin, fosil kayıtlarında bulundukları süre boyunca değişim göstermedikleri, Darwin'in Türlerin Kökeni'ni yayınlamasından önce bile paleontologlar tarafından bilinen bir gerçektir. Aradan geçen 120 yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda, fosil kayıtlarının, Darwin'in bu kehanetini doğrulamayacağı açıkça görülür hale gelmiştir. Bu, fosil kayıtlarının yetersizliğinden kaynaklanan bir sorun değildir. Fosil kayıtları açıkça söz konusu kehanetin yanlış olduğunu göstermektedir.”
Ali Demirsoy var Hocam, o da söylüyor, “Evrimde açıklanması en zor olan kademelerden biri de bu ilkel canlılardan, nasıl olup da organelli ve karmaşık hücrelerin meydana geldiğini bilimsel olarak açıklamaktır. Esasında bu iki form arasında gerçek bir geçiş formu da bulunamamıştır.”
Stanley var, Jason Stanley Hopkins Üniversitesinden, Amerika’dan, Stanley diyor ki, “bilinen fosil kayıtları kademeli evrim ile uyumlu değildir ve hiçbir zaman olmamıştır.”
En ünlü evrimci dergilerden Science dergisi, orada da diyor ki, “evrimsel biyoloji ve paleontoloji alanlarının dışında kalan çok sayıda iyi eğitimli bilim adamı, ne yazık ki fosil kayıtlarının Darwinizm’e çok uygun olduğu gibi çok yanlış bir fikre kapılmıştır. Darwin’den sonraki yıllarda onun taraftarları bu yönde, yani fosiller alanında gelişmeler elde etmeyi ummuşlardır. Bu gelişmeler elde edilememiş, ama yine de iyimser bir bekleyiş devam etmiş, bir kısım hayal ürünü fantaziler de ders kitaplarına kadar girmiştir” diyor Hocam Science dergisinde.
ADNAN OKTAR: Baştaki vatandaşı bir daha anlat. En baştakini.
OKTAR BABUNA:Niles Eldredge çok ünlü bir fosil bilimci, en ünlü evrimcilerden dünyada ve müze müdürü, “ayrı türlere ait fosillerin, fosil kayıtlarında bulundukları süre boyunca değişim göstermedikleri, Darwin'in Türlerin Kökeni'ni yayınlamasından önce bile paleontologlar tarafından bilinen bir gerçektir. Aradan geçen 120 yılı aşkın süre boyunca yürütülen tüm paleontolojik araştırmalar sonucunda, fosil kayıtlarının, Darwin'in bu kehanetini doğrulamayacağı açıkça görülür hale gelmiştir. Bu, fosil kayıtlarının yetersizliğinden kaynaklanan bir sorun değildir. Fosil kayıtları açıkça söz konusu kehanetin yanlış olduğunu göstermektedir.”
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim, gazetelerde fosil yayınlayan kişiler, haberlerinin başına şu açıklamayı bir koysunlar. Darwin’in açıklamasını da bir koysunlar. Ondan sonra buldukları her maymun kemiğini koyabilirler. Yani doğrusu budur. Doğru bilgi vermeme hatalı bir harekettir, yanlış bir harekettir, yakışır bir hareket değildir. Halkı doğru bilgilendirmek lazım, insanları. Yani apaçık gerçek var, bunu bütün bilim adamları da söylüyor, biz de görüyoruz. Zaten bir şey olsa ortada olur. Durup durup, şu bulundu, bu bulundu, ara bağlantılar var, topladık... Bunlar doğru değil. İsterse bir milyon tane getirsin, hepsi mükemmel ve bitmiş, kusursuz canlılara ait olacaktır. Dolayısıyla bu teori kökten bitmiştir. Boş yere çırpınmasınlar. Ara ara bunları hatırlatmakta fayda var. Çünkü bazı kişilerin hafızaları zayıf oluyor, unutuyorlar, hatırlatınca iyi olabilir.
OKTAR BABUNA:Siz buradan söylediniz Hocam, bugünlerde sesleri çıkmıyor diye, hemen akabinde...
ADNAN OKTAR: Çocuk gibiler kardeşim, en ufak böyle gururlarına bir şey yapınca hemen çocuk gibi yani. Hani “bana ne, bana ne” falan derler ya, “yapacam yapacam işte” falan, aynı o tarz. Yapma evladım dersin, yanlış yapıyorsun falan, “bana ne, yapacağım” falan der. Şimdi bunlar da öyle, na kadar anlatırsak anlatalım gururlarına ağır geliyor. Gurur olmaz, gerçekçi olacaklar. Yenildiler işte bu kadar basit. Çok açık, anlaşılmayacak bir yönü de yok.
Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Her zaman Ahir Zaman ile ilgili büyük müjdeler veriyorsunuz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın, Yuhanna’da, İncil’de ne diyor Hz. İsa (as): “Eğer beni seviyorsanız, emirlerimi gözetirsiniz.” Yani İncil’e uyun diyor. “Ben de Allah’a yalvaracağım ve O size başka bir Faraklit gönderecektir.” Mehdi (as) inşaAllah, (Yuhanna 14:15). “Faraklit (yani Mehdi (as)), öyle bir hakikat ruhudur ki, Rab onu benim ismimle gönderecektir.” Yani Hz. İbrahim (as) neslinden. “O size her şeyi öğretecek, benim size söylediklerimi de tekrar hatırlatacaktır.” Yani İncil’den de söylenen sözleri insanlara yeniden hatırlatacak. Mehdi (as) ile ilgili bölümleri, Mehdi (as) hatırlatacak diyor. Bak ne diyor? “Benim size söylediklerimi de, (İncil’de benim size söylediklerimi) tekrar size hatırlatacaktır” diyor. Bakın İsa (as) böyle demişti diye Mehdi (as) size hatırlatacak diyor. (Yuhanna bölümü 14:26). “Faraklit (Mehdi (as)) geldiğinde benim için şahitlik edecektir.” Benim geleceğimi söyleyecek. Ahir Zaman’da inişimi müjdeleyecek ve siz de bana şahitlik edersiniz.” Ben geldiğimde zaten şahit olacaksınız, göreceksiniz diyor inşaAllah, (Yuhanna 15:26-17). “Ben size hakkı söylüyorum” diyor İsa (as) “benim gitmem sizin için hayırlıdır.” Yani göğe çekilmem. Allah’ın katına çekilmem. “Çünkü ben gitmezsem, Faraklit (Mehdi (as)) size gelmez.” Çünkü Mehdi (as) gelecek, Hz. İsa (as) gökten nuzul edecek, Mehdi (as) ile beraber namaz kılacaklar. Bunun olması için İsa (as)’ın gitmesi, Cenab-ı Allah’ın katına çekilmesi gerekiyor. Ben gitmezsem, Mehdi (as) size gelmez diyor. Ama ben gidersem, onu gönderirim Cenab-ı Allah’ın izni ile diyor, inşaAllah. Ki beraber olmuş oluyorlar manevi makamda inşaAllah. “Faraklit geldiğinde, (Mehdi (as) geldiğinde), bütün alemi hataları sebebi ile kınar ve onları terbiye eder.” Yani bütün dünyayı eleştirir ve onları terbiye eder. Bütün dünyayı terbiye edecek diyor Mehdi (as) (16:8 Faraklit). “Fakat o hakikat ruhu gelince, size her hakikatte yol gösterecek.” Yani her doğru yolu size gösterecek. Doğru olan her şeyi gösterecek. “Zira kendiliğinden söylemeyecektir.” Yani Kuran’a göre hareket edecek. “Fakat her ne işitirse söyleyecek ve gelecek şeyleri de size bildirecektir.” Yani ileride olacak şeyleri hadislerden, Kuran’dan anlayarak, sizlere bildirecektir ilerde olacak olayları (Yuhanna 16:7-13). “Mesih İsa (as) şöyle dedi: “Artık ben sizinle çok söyleşmem.” Artık ben sizinle fazla konuşmayacağım diyor. Ben gideceğim, Allah’ın Katına, ref olacağım göğe. “Çünkü bu alemin (dünyanın) reisi geliyor.” Bütün dünyanın lideri geliyor diyor, Mehdi (as). “Ben de asla onun nesnesi yoktur.” Yani ona ben benzemiyorum, yani liderlik açısından onun gibi olamam diyor, inşaAllah, (Yuhanna 14:30). Çünkü lideri o zaten. Kendisi zaten onu namaza ve imamlığa geçiriyor. Yani göndermek, tabii Allah gönderiyor, o da uğurlamış oluyor, inşaAllah. Yani mesela ben, baba oğlunu nasıl gönderir yahut kardeşini nasıl gönderir değil mi? Hadi git der, ama Allah’ın izni ile gider, inşaAllah. “Havariler ona, nerede hazırlık yapmamızı istersin diye sordular. İsa (as) onlara bakın dedi: “Kente girdiğinizde, (Demek ki büyük bir şehir var), karşınıza su testisi taşıyan bir adam çıkacak.” Yani Kova burcundan bir insan, evet çıkacak. “Adamı gideceği eve kadar izleyin.” Yani onun yolunu izleyin, en son noktaya kadar onu takip edin diyor taraftarlarına, (Luka 9:11). “Öğrencilerden ikisini şu sözlerle önden gönderdi.” Bak öğrencilerinden ikisini önden gönderiyor şu sözler ile. “Şehre gidin, (O şehir hangi şehirse büyük şehir, ki İstanbul olduğu anlaşılıyor.) orada su testisi taşıyan bir adam çıkacak karşınıza.” Gene aynı anlamı, demin de söyledik, efendim Kova burcundan olan kişi. “Onu izleyin.” Onun peşinden gidin diyor. Bak bütün müridanına, bütün talebelerinin hepsine bunu tavsiye ediyor, bütün Hıristiyanlara. Emir veriyor, yani Hıristiyanların da Mehdi (as)’ye uymasının şart olduğunu buradan anlıyoruz, (Markos 13). “Ve sonra kovayı taşıyan adam, (Kova burcundan olan) bir Cennet arkının altından geçecek.” Yani Cennet gibi bir dünya meydana getirecek. “İnsanoğlunun sembolü ve mühürü Doğu göğünde yükselecek.” Yani Avrupa’ya göre doğu, Türkiye oluyor, İstanbul oluyor. Mühür, Peygamber Efendimiz (sav)’in mühürü Doğu göğünde yükselecek. Her yeri kaplayacak. Yani Allah, Muhammed Resul (sav). “O zaman bilge olanlar başlarını kaldıracak.” Yani kafası çalışan, alim olan, düşünen kişiler başlarını kaldıracak. “Ve dünyanın kurtarılışının yaklaştığını bilecek.” Yani dünyaya İslam’ın hakim olacağının yaklaştığını bilecek. Dünyanın kurtuluşu odur zaten. (157:29-30) Yani bakın Hz. İsa (as) bütün Hıristiyanlara talimat veriyor, Mehdi (as)’a uymaları için. Matta’da 28:20’de, “Sizinle çağın sonuna kadar birlikte olacağım” diyor. Yani bu yüzyılın sonuna kadar. Yüzyılın başında geliyor, sonuna kadar. Bak sonunda da bitecek diyor. Biz de onu diyoruz. Hicri 1400’de başlayacak, 1500’de bitecek. Hz. Mesih (as) da Miladi tarihte çıktı, inşaAllah, 2002’de. İnşaAllah vazifeye başladığını düşünürsek, çağın sonu yani 100 yıl sonrada bitmiş oluyor. İnşaAllah.
Mesela Tevrat’ta Talmut bölümü. “Mehdi (as) sadece sedirinden hükümdarlık edecek.” Evinde oturuyor, oradan yönetecek diyor. “Onun adı Harika Öğütçü olacak.” (Tevrat, Yeşaya 9:6). “Mehdi (as) unutulduğu, beklenmediği bir anda gelecek.” (Talmut Sanhedrin 97/a). “Halk Mehdi (as)’yi bütün güzelliği ile görecek.” Bütün insanlar görecek diyor Mehdi (as)’yi. (Yaşeya 33:17). Bak Mehdi (as) için nasıl geçiyor ifade bak, (Mezmurlar 45:2). “Sen insanların en güzelisin. Lütuf saçılmış konuşmalarına. Doğruluğu sever, kötülükten nefret edersin.” diyor, (Tevrat Mezmurlar 45:1-7). “Mehdi (as) bütün uluslara barışı duyuracak.” Herkesi barışa davet edecek. (Zekeriya 9:10). “O adil kurtarıcı ve alçak gönüllüdür.” Yani mütevazidir ve adaletlidir, (Zekeriya 9:9). Yani çok fazla olduğu için, yaklaşık 100 sayfa kadar var Tevrat’ta. Ben kısaca bu kadar söyleyeyim.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, bu geçen günkü televizyon programında, güya bunun, estağfurullah, işte bazı yazıtlarda geçtiğini, oradan geldiğini iddia etmişlerdi. Siz hem İncil’den, hem Tevrat’tan, hem Kuran’dan açıkladınız Hocam, hem hadislerle açıkladınız. Hem dediniz Budizm’de var, hem Maya Yazıtları’nda var dediniz. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayır kaya yazmalarında var kardeşim, doğru. Kaya yazmalarında var çünkü en kadim, en eski dinlerde, hepsinde vardır. Bütün Hak dinlerde vardır. Hz. Adem (as)’dan itibaren, deccale karşı insanlar uyarılmış ve Mehdi (as) ile müjdelenmiştir. Zebur’da da var, Tevrat’ta da var, İncil’de de var, bütün Hak Kitaplar’da vardır.
Mesela bölümlere ayırayım, her birinden birer örnek vereyim, yani çünkü çok fazla olduğu için. Mehdi (as) devrinde ateizmin yaygınlaşması ile ilgili Talmut’taki bölümü okuyorum. “Mehdi (as) geleceği nesilde, tüm devletler ateizmi kabul edecek”. Dünyanın her tarafına ateizm yayılacak diyor bak, Tevrat’ta. “Ve verilen öğütlerden yüz çevirecekler.” diyor. Yani Hak dine uymayacaklar diyor. Dindarların hor görülmesi Mehdi (as) devrinde, Ahir Zaman’da. “Davutoğlunun, (Hz. Mehdi (as)’ın geldiği nesilde) Allah’tan korkan kişiler hor görülecek.” Müslümanlar ezilecek diyor. Allah’a inananlar her yerde ezilecekler diyor. (Talmut Sanhedrin 97/a). Yani iftira edilecek, hakaret edilecek, dövülecek, sövülecekler, şehit edilecekler. “Mehdi (as)’ın geleceği nesilde, Hak’tan uzaklaşılacak.” Dinden insanlar uzaklaşacak diyor (Talmut 97/a). “Kral Mesih’in, (Hz. Mehdi (as)’ın), çağı gelmeden önceki sürede, devlet yönetimleri delalete düşecek.” Yani bütün devletler, hemen hemen büyük bir bölümü yahut, öyle diyelim, büyük bir bölümü delalete düşecek. “Dini inançlara ters düşecekler, (yani devlet yönetimleri dine karşı düşman olacak, dünyanın birçok yerinde) ve onları kınayacak kimse olmayacak.” Yani insanlar çekindiği için, siz ne yapıyorsunuz diyemeyecekler. “Davutoğlu, (Hz. Mehdi (as)), ceplerde para bitene dek gelmeyecek.” (Talmut Sanhedrin 97/a). Ekonomik kriz olmadan gelmez diyor, çıkmaz diyor. “Davutoğlu, (Hz. Mehdi (as)), geleceği nesilde, soyguncular ve soyguncuların soyguncuları olacak.” Mesela soyguncu, soyguncunun da soyguncusu olacak, onu da soyanlar olacak diyor. Hakikaten mesela böyle karanlık işler çevirenler, bir de onların haraççıları oluyor. Onlar da onlardan alıyor haraç. (Talmut 11:2/b). “Davutoğlu (Hz. Mehdi (as)), geleceği 7 yıllık sürecin sonunda, (Ben 7 yıl sürecek demiştim ya. Bakın Tevrat’ta da 7 yıl diyor, Kuran’da da 7 yıl.) açlık okları gönderilecek.” Ekonomik kriz olacak diyor. 2007’de başladı mı? Ne diyor burada Tevrat’ta? 7 yıllık sürenin sonunda. 2007’nin sonunda başlayacak diyor. 2007’de başlıyor diyor. “Açlık okları gönderilecek.” Ekonomik kriz başlayacak diyor. “ Büyük bir kıtlık olacak. Tarlalar harap oldu, toprak acılı, çünkü tahıl mahvoldu, arpa buğday için” diyor. Devam ediyor. Yani şeyde de, ürünlerde de azalma olacak diyor. “Davutoğlu (Hz. Mehdi (as)’ın) geldiği nesilde, sürekli yeni belalar ve şeytani kararların yürürlüğe konması olacak.” Yani ateist masonluk zaten şeytanla yönetiyor dünyayı. Onları kararları uygulamaya geçecek diyor. Bak, “şeytani kararların yürürlüğe konması olacak. Her yeni kötülük, bir diğeri bitmeden hızla gelecek.” Yani sürekli kan dökme, terör ve anarşi olacak diyor, (Talmut Sanhedrin 97/a). “Davutoğlu (Hz. Mehdi (as)’ın) geleceği nesilde, imtihan arkasından imtihan gelecek.” Yani insanlar sürekli imtahan olacaklar, peş peşe. “Tekrar kurtulacaklarına dair ümitlerini kaybetmedikçe, Hz. Mehdi (as) gelmeyecek.” Bakın, “tekrar kurtulacaklarına dair ümitlerini kaybetmedikçe” yani artık biz bitmişiz diyecekler, kurtarıcıları yok. Mehdi (as) da gelmeyecek. Mehdi (as) yahut 570 yıl sonra gelecek yahut şahs-ı manevidir diyecekler. Yani bu konu bitti, Mehdiyet diye bir şey yok diyecekler, (Talmut Sanhedrin 97/a). “Davutoğlunun (Hz. Mehdi (as)’ın geleceği nesilde, alimlerin toplanma meclislerinde, gayrı meşru evler olacak.” Yani Müslümanlar bozulacak, birçok alim bozulacak diyor. “Mesih, (Hz. Mehdi (as)’ın) geleceği nesilde, babası ayıplandığında, oğlu utanmayacak.” Utanma da kalkacak insanlarda. Hani yüzsüz diyoruz ya, yüzüne teneke çakılmış diyoruz, utanmaz insanlar oluşacak diyor. “Mesih (Hz. Mehdi (as)’ın) çağı gelmeden önceki sürede, oğul babasına küfredecek. Bir kız annesine, gelin kaynanasına karşı gelecek.” Yani herkes, herkes ile mücadele haline gelecek. Yani mesela dinsiz babalar, oğullarına saldıracaklar. Mesela genç kız, ensest ilişkiden çekinip ailesinden kaçacak, ailesine karşı mücadele verecek. “Mesih, (Hz. Mehdi (as)’ın) çağı gelmeden önceki sürede, bir adamın ailesi kendi düşmanı olacak.” Bakın, “bir adamın ailesi kendi düşmanı olacak” yani Müslüman gençlere mesela ailesi düşman oluyor. Birçok yerde görüyoruz, ailesi düşmanı. Tevrat ne diyor Talmut’ta? “Mesih (Hz. Mehdi (as)’ın) çağı gelmeden önceki sürede, yani Mehdiyet açıkça ilan edilmeden önceki sürede, Mehdi (as) gizli olduğu dönemde, bir adamın ailesi kendi düşmanı olacak. Annesi, babası düşmanı oluyor çocuğun. Çocuğunun düşmanı olacak. “Davutoğlu (Hz. Mehdi (as)’a) iman edenlere ihanet edenler artana kadar gelmeyecek.” Yani Mehdi (as)’a düşman olanlar, kendi cemaati içerisinde, kendi topluluğu içerisinde, münafıkların sayısı artana kadar Mehdi (as) zuhur etmez diyor. Çok fazla münafık çıkacak diyor Mehdi (as)’ın kendi cemaatinden. “Davutoğlu (Hz. Mehdi (as)’ın) geleceği 7 yıllık sürenin sonunda, 7’inci yılda savaşlar olacak ve 7 yıllık sürenin bitiminde Davutoğlu (Hz. Mehdi (as)) gelecek.” “Mesih (Hz. Mehdi (as)) ne zaman gelecek, bize bir işaret söyle... Paneas Mağrası’nın suları kana dönünce.” diyor Talmut. Ürdün nehri civarında, Kudüs’e 200 kilometre uzaklıktaki eski bir şehir. Ortadoğu’da kan döküleceğini söylüyor, Mehdi (as) çıkmadan önce. Yani Filistin bölgesi, Filistin’e yakın bölge. Orada kan aktıktan sonra Mehdi (as) çıkacak diyor. “Mesih (Hz. Mehdi (as)’ın) çağı gelmeden önceki sürede, Celile yıkıma uğrayacak.” Bak şu anda da orada savaşlar var değil mi? Muazzam olaylar çıkıyor. “Ve Gevlan bölgesi harap olacak.” Golan Tepeleri’ni kapsayan, Kuzeybatı kısmı, yani savaş olan bölge, savaş oldu oralarda. Bak, “Mesih (Mehdi (as)’ın) çağı gelmeden önceki sürede, Celile yıkıma uğrayacak ve Gevlan bölgesi harap olacak.” Yani Filistin’de, o bölgede muazzam bir tahribat ve savaş olacağını söylüyor. “Sevinçten eser kalmadı. Dünyanın coşkusu yol oldu” diyor, bak Mehdi (as) çıkmadan öncesi, insanlarda sevinç yok oluyor, dünyada coşku kalmıyor, yani sevgi kalmadığı için. Gece-gündüz anlattığımız bir konu değil mi? Bakın (Yeşaya 24:11). “Dünyanın temelleri sarsılacak. Sarsıldıkça sarsılacak.” Yani depremler sıklaşacak ve artacak diyor. “Dünya yalpalayacak. Bir kulübe gibi sallanacak.” Sürekli depremler olacak diyor. (Yeşaya 24, 18:20). “Orduların Rabbi tarafından gök gürlemesi ile ve zelzele ile, büyük gürültü ile, kasırga ile ve sağanak ile ve yiyip bitiren ateş alevi ile yoklama olacak.” Yani büyük tayfunlar, tufanlar olacak ve depremler olacak diyor. Hepsi de oldu. “Davutoğlu (Hz. Mehdi (as)’ın) geleceği 7 yıllık sürenin sonunda, ilk yılda bu ayet gerçekleşecek. Bir şehrin üzerine yağmur yağdırırken, diğerinin üzerinde yağmur yağdırmayacağım.” Mesela bol yağmur yağıyor hakikaten bir bölgeye, bir yerde de olduğu gibi göl kuruyor tamamen. Bakın Tevrat’taki aynı, bu izah olduğu gibi çıkmıştır. Hadislerde de vardır bu. Peygamberin (sav) hadislerinde de vardır, aynısı ile olmuştur. Bak, “Araçları ile (Mehdi (as) devrinde araçları ile) uzak bir ülkeden...” Bakın ataçları ile. Uçakları ile, tankları ile, uzak bir ülkede. Mesela ta Amerika’dan, Fransa’dan. “...Dünyanın öbür ucundan”, bak dünyanın öbür ucu neresi? Amerika oluyor. “Bütün ülkeyi yerle bir etmek üzere geliyor.” Yeşaya ’nın Babil ile ilgili bilgisi. Bak Babil. Irak işgal olacak diyor. Bak Yeşaya ’nın Babil ile ilgili bildirisi. “Araçları ile uzak ülkeden, dünyanın öbür ucundan, (ta Ameika’dan) bütün ülkeyi yerle bir etmek üzere geliyorlar” diyor, (Yeşaya 13, 1:5). Mehdi (as) devrinde. Yani yüzlerce var. Ben bu kadarını yeterli görüyorum.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Çok net ve Hocam siz daha iyi bilirsiniz, detaylı bir anlatım var. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Bak, Hindu inancında Mehdi (as). Hinduizm de, yani Hak dinin bir bozulmuş şeklidir. Onun için Mehdi (as) ile ilgili kısımlar kalmış onda da.
“Mansur ismini taşıyan, yani muzaffer olan, ismini taşıyan bir lider ortaya çıkacak. O bütün cihanı, dünyayı fethedip, bütün dünyayı alıp, kendi dinine sokacaktır.” İslam dinine sokacaktır. Bak Hindu yazmalarında bu. “O, mümin ve kafir herkesi tanıyacak ve onun Allah’tan istediği her şey olacaktır.” (Bişarat-ül Ahdeyn, sayfa 245.) Hindu kaynaklarına baksınlar. Hz. Mehdi (as) tabii o padişah diye geçiyor da, biz onu Mehdi (as) diye açıklıyoruz. “Dünyanın doğu ve batısında bulunan bütün dağlarında hüküm sürecek kimsedir.” Her yere hakim olacak diyor. “Allah’ın dini bir din olacak.” Bakın sadece İslam dini kalacak, Hindu dini anlatıyor bakın. “Allah’ın dini ihya edilecek.” İslam ihya edilecek. “Ve O’nun (Hz. Mehdi (as)’ın) ismi ayakta olan (Kaim) olacaktır.” Kaim, zaten sürekli okuyoruz hadislerde, duyuyorsunuz. Kaim, Mehdi (as)’ın lakabıdır değil mi? Ayakta durandır adı diyor. Kaim, Arapça karşılığı Kaim’dir, Mehdi (as)’ın ismidir. Kaim, hep bütün şeylerde, hadislerde hep Kaim diyerek geçiyor. Bakın “Allah’ın dini bir din olacak,” bak bir din olacak başka din kalmayacak. Allah’ın dinini ihya edecek. Ve O’nun (Hz. Mehdi (as)’ın) ismini ayakta olan (Kaim) olacaktır.” Ama tabii biz Mehdi (as) diye geçmiyor bunu burada şey yapıyoruz. Padişah diye geçiyor. Vedalarda ve Hindu inancında da aynı şekilde anlatılıyor. Onların kitaplarında da geçiyor bu. Mansur, Arapça karşılığı Mansur zafer sahibi anlamında bir kelime, Hindularda. Zafer sahibi bir kişi anlamında kullanılıyor. Anlamanız için söylüyorum onu, liderde. Zafer sahibi bir kişi, inşaAllah. Yine Hinduların Opanşad adlı kitaplarında, “Hz. Mehdi (as) son zamanda beyaz bir ata binmiş olarak kuyruklu bir yıldız gibi kötüleri tamamıyla fikren mağlup edecek, yaratılışı yeni baştan yenileyecek ve iyiliği tekrar getirecektir.” Bak, “beyaz bir ata binecek” diyor, belki de beyaz bir arabası olacak. Son zamanlarda diyor, dünyanın son zamanında. Yine Hinduların Bask kitabında da var. “Dünya hayatı ahir zamanda hâkim olacak adil bir padişahla sona erecektir.” Yani Hz. Mehdi (as). “O meleklerin ve insanların önderidir. Doğruluk ve hak onunla olacaktır. O, Hz. Mehdi (as) denizlerde, yerlerde ve dağlarda gizli olan her şeyi elde edecek” Hadislerde yok mu? “Bütün gizli hazineleri bulacak” diyor Mehdi (as). Aynısı bak. “Göklerde ve yerde olan her şeyden haber verecektir.” Müthiş bir istihbarat ağı olacaktır, diyor. “Ve O’ndan (Hz. Mehdi (as)’dan) başka büyük bir kimse dünyaya gelmeyecektir” diyor. Hakikaten son, hateme velidir, en son veli O’dur. Bişarat’ül-Ahdayn isimli kitabın 242. sayfasına bakabilirler. Kali, deccal olarak geçiyor onlarda. Kalki de, Mehdi (as) olarak geçiyor. Kelime karşılığı bu. Bakın kali deccaliyet, kalki de onun karşıtı Mehdi (as). Satya yuga döneminde doğruluk ve manevi saflık dönemi Altın Çağ, Mehdiyet’in dönemi olarak geçiyor. Anlatırsak sabaha kadar anlatmam gerekir. Çok detaylı bilgiler var. Bunda şaşıracak bir şeyler olmadığı için söylüyorum. Diyorlar ki, eski yazmalarda. Zaten bu Mehdiyet’i tam doğrulayan bir şey değil mi bu?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak saflıklarına bak. Kaya yazmalarında, her yerde varsa ve aynen doğru çıkıyorsa yüzde yüz doğru demektir. Ne diyoruz biz? Bütün hak dinlerde geçiyor diyoruz. Ve o dinlerinde hak dinlerinin bozulmuş şekli de olduğunu anlamış oluyoruz ayrıca.
Oktar Hocam sen ne anlatmak istiyorsun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir mürekkep balığı var. Hem hipnoz yapıyor hem de değişik bir avlanması var. Gösterelim mi onu?
ADNAN OKTAR: Hipnoz mu? Nasıl yapıyormuş görelim bakalım.
OKTAR BABUNA: Şimdi bir avlanma sistemi var bunun, onu gösterecek. Bu yengeç.
ADNAN OKTAR: Kimi hipnoz yapıyor, yengeci mi yapıyor?
OKTAR BABUNA: Daha onu biraz sonra gösterecek Hocam. Önce nasıl avlandığını gösterecek. Böyle tüp gibi bir uzantısı var, böyle dil gibi iki parçadan oluşuyor, onu şimdi gösterecek. Onu uzatıyor.
ADNAN OKTAR: Sen anlat canım bir şey olmaz, evet.
OKTAR BABUNA:Onu uzatıp yapıştırıyor Hocam, vantuz gibi böyle. Üzerinde minik dişler var, yakaladı onu. Bakın onu böyle o şekilde avlanıyor. Burada gösteriyor iyice, iki şeyi yapışıyor böyle yapışıp kendine doğru çekiyor. Dil gibi. Vantuza uzanıyor böyle bunu dil gibi de kullanıyor aynı zamanda. Duyargaları da var ucunda. Fakat yapıştığı anda muazzam bir hızla bakın, yakalıyor ve vakumla yapıştığı için çekiyor kendine doğru ve avlanıyor bu şekilde. Fakat aynı zamanda bir özelliği daha var, özel renk değişimleriyle bakın şimdi gösterecek onu, hipnoz yapıyor aynı zamanda onu. Hipnoz gibi bakın bu şeylerle üzerinde renk değişikleri meydana getiriyor. Karşısındaki canlılar buna dalıyorlar böyle ve o da o şekilde avlayabiliyor onları. Bu dalgalandırıyor renkleri, dalgalı renklerle tam ona bakın bakmaktan alamıyor gözlerini.
ADNAN OKTAR: O da şaşkaloz şaşkaloz bakıyor.
OKTAR BABUNA:O da o sırada avlıyor onu. Bakın bu şeylerle böyle. Açılıp kapanan renklerle gözlerini alamıyor ondan.
ADNAN OKTAR: Patiler de çok şahane.
OKTAR BABUNA:Bakın, kaldı öyle. Yaklaştı yaklaştı yaklaştı hop avladı. Kıpırdayamadı o öyle renk değişikliklerine daldığı için.
ADNAN OKTAR: Bu ıstakozlara falan hiçbir şeye para vermiyorlar değil mi bunlar? Normalde bayağı pahalı. Bunlar bedavacı takımı demek ki.
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah Hocam.
Hocam siz daha iyi bilirsiniz. Tevrat’tan okuyorsunuz hem İncil’den; Kuran’da da Tevrat ve İncil’in övüldüğü ayetler var. Onu da söylemiştiniz siz daha önce inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Var mı sende okuyabilir misin?
OKTAR BABUNA:Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. “O, sana Kitabı hak ve kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti. Bundan (Kur'an'dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler.Doğruyu yanlıştan ayıran (Furkan)ı da indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah güçlüdür, intikam alıcıdır.” “Ey kendilerine kitap verilenler birtakım yüzleri silip de arkalarına çevirmeden ya da cumartesi adamlarını (o gün yasağı çiğneyenleri) lanetlediğimiz gibi onları da lanetlemeden evvel, yanınızdakini (Tevrat ve İncil'i) doğrulayıcı olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Allah'ın emri yapılagelmiştir.”
ADNAN OKTAR: Bak, işte burada Cenab-ı Allah değil mi Ehl-i Kitap’ın İslam’a uymasını istiyor. Kuran’a uymasını istiyor. Oku ayeti bir daha.
OKTAR BABUNA: “Ey kendilerine kitap verilenler birtakım yüzleri silip de arkalarına çevirmeden ya da cumartesi adamlarını (o gün yasağı çiğneyenleri) lanetlediğimiz gibi onları da lanetlemeden evvel, yanınızdakini (Tevrat ve İncil'i) doğrulayıcı olarak indirdiğimize (Kur'an'a) iman edin. Allah'ın emri yapılagelmiştir.”
ADNAN OKTAR: Bak Ehl-i Kitap’tan kim olursa olsun, Hıristiyan veya Musevi mutlaka Kuran’a uymakla mükellef. Kuran’a iman etmekle mükellef. Değil mi? Bak açık Kuran’ın hükmü, inşaAllah. Tevrat’ın ve İncil’in hak kısımları, bozulmamış kısımları çok güzeldir. Kalbe şifadır. Ben her akşam okurum. Tevrat’tan da İncil’den de okuyorum. Ama bozulmamış yerlerini. Ama bir kısım insanlar ayırt edemiyorlar. Ayırt edemeyenler içinde bizim bak kitabımız var. Ver, okumak isteyenler, bak Tevrat’tan hikmetler ve güzel öğütler. Mesela hiç tahrip olmamış kısımları Tevrat’taki güzel sözleri bu kitapta topladık. Okuyanların içi ferahlar. “Bir nurdur” diyor Allah Tevrat için. Değil mi? İncil içinde Allah “bir nurdur” diyor. Ferahlatıcıdır, insanın kalbini açan değil mi? Derinlik veren, güzel kitaplardır. Cenab-ı Allah’ın bir lütfudur. Ama tahrip olmuş kısımlarını kabul edemeyiz. Onları Kuran düzeltiyor. Doğrusu budur, diyor. Onların da o yüzden Kuran’a tam tabi olup, tahrip olan kısımlarını ayırıp, hak olan kısımlara uymaları gerekiyor. İnşaAllah. Bak mesela biz diyor muyuz? Tevrat’a uymuyoruz diyor muyum? Ben bu kitaptaki bütün hükümleri aşkla şevkle okuyorum. Beğeniyorum. 428 sayfa. Ve uyguluyorum. Çünkü Kuran’la mutabık değil mi? Ben onlardan daha Musevi’yim, Hz. Musa (as)’a daha bağlıyım ben. Hıristiyanlardan daha İsevi’yim, tam İncil’in hakkını tam veriyorum yani, tam. Kuran’a uygun İncil’in bütün hükümlerini uyguluyorum ben. Kuran’a uygun bütün Tevrat hükümlerini uyguluyorum. Ve Kuran’ı tam uyguluyorum. Değil mi? Onların da öyle olması lazım işte. Kuran’a tam tabi olacaklar. Kuran’a uygun bütün Tevrat hükümlerini uygulayacaklar Museviler, efendim İseviler de Kuran’a uygun bütün İncil’deki hükümleri uygulayacaklar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce de açıklamıştınız Hocam, Hadislere dayanarak inşaAllah, Tevrat’ın ve İncil’in aslının bulunmasıyla da inşaAllah onların o şekilde yönetildiğini.
ADNAN OKTAR: Bir kere Kuran’a tabi olacaklar bir, ama ayrıca kitaplarındaki hak kısımlara da ona da tabi olacaklar. Onları da okuyacaklar, ben okuyorum. Bayağı içimi açıyor. Çok güzel çok şahane maşaAllah. Elhamdülillah. “Nur, Allah nur” diyor, Allah’ın sözüne biz tabi oluyoruz. İnşaAllah. Birbirinden hepsi güzel maşaAllah. Bak, “Allah'ımızın önünde alçakgönüllü davranmak,” bak ne kadar güzel “O'ndan kendimiz, çocuklarımız, mallarımız için güvenli bir yolculuk dilemek üzere orada... oruç ilan ettim.” (Ezra 8:21) Oruç bak orucu tavsiye ediyor. Tabii. “İnsanlar seni alçaltınca,” yani sana hakaret edince, iftira atınca “güvenini yitirme,” yani bundan sarsılma diyor Cenab-ı Allah, “Çünkü Allah alçakgönüllüleri kurtarır.” (Eyüp, 22:29) Yani mütevazi, mazlum olanları kurtarır. Hak. Ne güzel bir izah işte bak, (Eyüp, 22:29) Kuran’a uygun, ben buna tabi olurum, bu hükme. “Senin kabul ettiğin kurban alçakgönüllü bir ruhtur,” alçakgönüllü olunacak diyor, kurban sevabı gibi sevap alırsınız, diyor. “alçakgönüllü ve pişman bir yüreği hor görmezsin.” Hem bak mütevazi ve pişman, tevbe etmiş, bir yüreği hor görmez yani onu ayıplamazsın diyor. “Ey Allah” diyor Cenab-ı Allah’a hitap ediyor, “ey Allah’ım” diyor. Mesela diyor ki, Çölde Sayım bölümünde Tevrat’ta 12:3, “Hz. Musa yeryüzünde yaşayan herkesten daha alçakgönüllüydü.” Son derece mütevaziydi. Çok güzel. Hak. Doğru o devrin Peygamberi, onun en alçakgönüllü olmasından normal ne olur, değil mi? Ben niye reddedeyim onu? Bilakis nur, ışık, kalbimize ferahlık, inşaAllah.
En şahane kahve Osmanlı kahvesi ama herkese tavsiye etmem, tansiyonu olur bilmem ne olur falan. Kahve herkese gitmez. Özellikle hipertansiyonda tehlikeli. Hocam kahve içiyor ben de içeyim derse, olmaz. Hipertansiyonda çay da olmaz. Çay da risklidir. Çay da çok fazla içilmemesi gereken bir şeydir, böyle höpür höpür akşama kadar. Oksalat vardır çayda, oksalat da böbrekte birikir. Ve taş meydana getirir. Böbrek taşı oluşturur. Hiç su içmiyorlar, habire çay, koyu demli çay... Böbrek onu çok zor süzer ve sonra da böbrek taşı oluşabilir Allah esirgesin. Onun için çay içenlerin mutlaka su da içmesi gerekir. Ve sık çay içilmesi doğru değildir. Onu da söyleyeyim. Kahve de öyle hipertansiyonda yakışık almaz. Olmaz inşaAllah. Böyle ara ara bilgilendirelim. Çok fazla et yemesinler kardeşlerimiz. Eti az yiyecekler, sebze yemeklerine ağırlık versinler. Yiyeceklerse tavuk ve hindi eti özellikle hindi eti güzel olur. Kırmızı et yeseler bile az yemek çok önemli çünkü hakikaten yeter vücuda. Protein almak istiyorlarsa soyadan alsınlar, soya fasulyesi alsınlar, onun yemeğini yapsınlar, soyadan elde ettikleri protein o iyi olur. Biraz peynirden, başka şeylerden yani böyle çok yoğun protein almak buna ihtiyaç yok. Ama az protein de tehlikelidir, vücut hastalanır. Anlaşıldı mı? Yani vücuduna bünyesine göre kendi kilosuna göre onu en iyi şekilde ayarlayıp az bir şey alırsa yeterli olur inşaAllah. Yani mesela ne bileyim, 100 gramı aşmamalı et, bir kişinin yediği et. Değil mi? Diğer başka şeyler de yiyor, peynir yiyor, şu yiyor bilmem ne, olmaz. Kolesterollerini zaman zaman ölçtürsünler. Yüksek kolesterolden kaçınacaklar.
OKTAR BABUNA:Genelde hep hasta olduktan sonra baktırıyorlar, halbuki.
ADNAN OKTAR: Olmaz.
OKTAR BABUNA:Bir de tereyağ değil mi?
ADNAN OKTAR: Tereyağ da çok lezzetli bir şey maşaAllah. Çok çok çok az çay kaşığının kenarıyla yarım çay kaşığı kolesterolü düşük olanlar yiyebilirler. Onlara tavsiye ederim. Ama onun dışında yemesinler çünkü çok yüksek. Bir de “yumurtada da kolesterol yok” diyorlar. Var, nereden çıkarıyorlar geçenlerde bir doktor efendi çıktı, “hiçbir şey yok istediğiniz gibi yersiniz.” Olmaz olur mu? Çok yüksektir yumurtada. Sarısını yemeyecekler. Beyazını yiyebilirler. Ama sarısı olmaz. Kolesterolü yüksek olanlar için.
OKTAR BABUNA:Yemeklerinde zeytinyağıyla pişirmeyi tavsiye edilir mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Pişirme değil. Zeytinyağını çiğ yiyecekler. Salataya dökecekler veya yemekleri piştikten sonra yemeğin üzerine dökecek zeytinyağını. Zeytinyağı nazik bir yağdır. Öyle pişirmeye, haşlamaya falan gelmez.
OKTAR BABUNA:Yemeği hangi yağ ile?
ADNAN OKTAR: Kanola yağı, kanola yağı evet. Kanola evet. Çünkü doymamış yağ asitleri çok yüksek o yönden çok iyi, omega 3 çok yüksek o yönden de çok iyi. Bir de ısıya dayanıklı kızartma yapacaklarsa onunla yapmalarını tavsiye ederim. Kanolanın fabrikası herhalde benden çok memnun olacaklar. Zeytinyağını salatalarda bol bol yiyecekler. Çok iyi olur zeytinyağı, inşaAllah. Meyve sebze bol yiyecekler.
Birinci yarı bitmiş.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrardan devam ediyoruz.
Değerli izleyenler kısa bir aranın ardından yeniden beraberiz.
ADNAN OKTAR: Hoş geldiniz efendim. Berker Hocam siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. Sizler de Allah’a hamdolsun iyisiniz, iyi görünüyorsunuz, maşaAllah.
Ne yapalım Berkerim?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Mehdiyet. İnşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Mehdiyet’i anlattık. Evrimcilerin olayını da anlattık. Evrimcilere özetle şunu dedik; gazetede çıkan haberler bunların şimdi gururları kırıldığı için sürekli böyle ara fosil bulundu diye çıkacaklar. Hepsi doğru değil. Yani net olarak değil çünkü 150 yıldan beri hiçbirinin doğru olmadığını hepsi biliyor. Bütün bilim adamları gibi görünen bütün Darwinistler bunu söylüyor. Fosil değiller bunlar normal yaşamış türü tükenmiş canlılar. Yani onların sayısı zaten üç yüz elli milyonun üzerinde. Bu, yaratılışın ispatı olan delillerdir. Bunların, yaratılışın ispatı olanların evrime delil diye millete göstermeye kalkıyorlar. Doğru olmadığını demin anlattık.
SUNUCU: Seyirci sorularımız var, sorayım mı size?
ADNAN OKTAR: Sen bir soru sor.
SUNUCU: Ben, kendim soru sorayım. Peygamberlerin Ledün ilminden bahsetmiştiniz. Örnek verebilir misiniz, birkaç Peygamberden?
ADNAN OKTAR: En açık Hz. İbrahim (as)’ın uygulaması var, Hz. Yusuf (as)’ın uygulaması var. Mesela, Hz. İbrahim (as) diyor; göğe bakıyor yıldızlara. Nücüm ilmi haramdır, zaten öyle bir şey yapmaz. Sanki böyle yıldızlardan bir mana çıkarıyormuş gibi göstertiyor kendisini. İnandığı için değil, onları etkilemek için öyle yapıyor. “Ben deliyim” diyor arkasından, “yıldızlara baktım” diyor, “ben hastayım” diyor, “ben hastayım” diyor. Hastayım deyince etrafından kaçıyorlar. Yani tabii muhtemelen ona benzer, çünkü kaçmaları ya mikrobik bir hastalığı bahane ediyor veyahut işte o tarz bir şey de demiş olabilir ama etrafından kaçıyorlar. Mühim olan bu, yani yıldızlara bakıp arkasından diyor, “ben hastayım”. Mesela bu bir Ledün ilmidir, hasta da değil, sapasağlam. Bu bir Ledün ilmidir, kaçmaları. Mesela büyük putu kırmaması Ledün ilmidir, büyük putu tutuyor ve ona saygıda kusur etmiyor. Hatta diyor, “o güç sahibidir” diyor, o put. “Diğer putları kıracak güçte” diyor, “bak baltayı da boynuna asıyor, öyle bir put ki o, diğer şeyleri kırar” diyor, “kıracak güçte” diyor. Ona da inanmıyor, inandığı için söylemiyor. Mesela bu da bir Ledün ilmidir, inşaAllah. Hz. İbrahim (as)’ın yaptığı şeyler, Allah affetsin tabii ben onun adına bir şey, şu hastalık, bu hastalık dedi diyemem veyahut akıl hastalığı dedi diyemem, tabii onu bilmiyorum fakat bir hastalık söylüyor. Ama benim tahminim yani ona benzer bir şey demiş olabilir, bir şey söylemiş olabilir. Çünkü kaçmaları onu gösteriyor. Veba diyemez, çünkü alameti olur vebanın, muhtemelen ona benzer bir şey söylemiş olabilir. Cahil adamlar belliki, kaçıyorlar. Bunların uygulamalarını Peygamberimiz (sav)’de de görüyoruz. Peygamberimiz (sav)’de de var fakat en çok Allah uygular. Asıl uygulayıcısı Allah’tır. Allah, Peygamberlerinde tecelli etmiş oluyor. Mesela trafik kazasında araba çarptı öldürdü derler insan için, araba çarpıp öldürmez. Fakat en çok Allah uygular. Asıl uygulayıcısı Allah’tır. Allah Peygamberlerinde tecelli etmiş oluyor. Mesela trafik kazasında araba çarptı öldü derler insan için. Halbuki araba çarpıp öldürmez. Azrail (as) aldı canını diyorlar. Biz de öyle inanıyoruz. Zaten Allah diyor Azrail (as) aldı diyor. Azrail (as) da almaz. Mesela bu Ledün ilmidir. Allah alır. Allah kazayı sebep eder. İkinci aşamada da Azrail (as)’ı sebep eder. Halbuki canı alan doğrudan Kendisidir.
SUNUCU: Peki Hocam, Hz. Yusuf (as)’ın kardeşlerinin buğdaylarının içine altın tas koyması da buna benzeyebilir mi?
ADNAN OKTAR: Evet. Olabilir.
SUNUCU: Aklıma o geldi de şimdi.
ADNAN OKTAR: Evet o da Ledün ilmi. Hukukta bir teknik uyguluyor. Yani hukuki bir teknik uyguluyor.
SUNUCU: O zaman Ledün ilmi, alenen bir mucize değil de bir hikmet aranması gereken bir şey.
ADNAN OKTAR: Evet hikmet aranması gerekiyor. Akıl gerektiren. Tabii onu da Allah yaratıyor, vahiy ile hareket ediyor yine ama Müslümanların ne kadar zeki ne kadar yaman olduklarını gösteriyor. Saf Müslüman tipi yok Kuran’da. Çok yaman Müslüman görünümü var. Hz. Süleyman (as)’da da bunu görüyoruz. Hz. Yusuf (as)’da da bunu görüyoruz, Hz. İbrahim (as)’de de bunu görüyoruz. Bir hırka, bir lokma ekmek, köşesine çekilmiş, böyle gariban ezik bir Müslüman tipi yok. Son derece zeki, son derece akıllı, yaman tuttuğunu koparan güçlü Müslüman görünümü var.
ALTUĞ BERKER:Evet. MaşaAllah.
SUNUCU:Hocam zaman algısı ile hani geçenlerde de bir programımızda “biz mi odanın içindeyiz, oda mı bizim içimizde” gibilerinden. Bu benim bayağı bir kafamı karıştırdı. Onu biraz sizden dinleyebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Bu açıkça bir hakikat. İnsanlar dünya çapında, ben görüyorum, bunu anlamamazlıktan geliyorlar. Halbuki dünyanın bir numaralı konusu bu şu an. İslam’ın dünyaya hakimiyeti, iman ve fiziki anlamda bir numaralı konusu budur. Bakın, bir numaralı konuyu anlamazlıktan geliyorlar ve anlamazlıktan geldiklerine göre hakikaten de anlamasalar bari, çok güzel de anladılar... Fakat demek ki insanın beynini bir uyuşturma gücü var. İmkanı var. Onu kullanıyorlar. Düşünmüyor, konuyu bitiriyor kendi kafasınca. Halbuki Avrupa’da olsun Türkiye’de olsun biz kitaplarımızda her yerde bu konuyu anlattık ve dilden dile de bu yayıldı. Televizyonlarda da anlattık. Her düşünen de kavrıyor ama korktukları için düşünmek istemiyorlar. Çünkü bir anda okulu hiçe gitmiş oluyor. Mesela işyeri hiçe gitmiş oluyor bir anda. Paralarına bakıyor hayal, görüntü. Fabrikası görüntü. Teknesi görüntü. O zaman eski zevkini alamıyor. Maddeye olan hırsı kırılmış oluyor yani madde elinden gitmiş oluyor. Onun gitmemesi içinde düşünmek istemiyor. Ama ne kadar düşünmek istemese de aklına gelir. Yani bir kere duyan bundan kurtulamaz mutlaka aklında kalır. Yani bence sen de çok iyi anlamışsındır.
SUNUCU: Birine anlatacak kadar açıkçası anlamadım. Kendim ikna oldum ama birine bunu anlatacak kadar bilgi sahibi değilim şu an. O yüzden size sordum.
ADNAN OKTAR: En iyi anlama metodu ne olabilir Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Benim hangi kitaplarımın okunması daha iyi olur.
ALTUĞ BERKER:Kuledeki Küçük Adam, Maddenin Gerçeği. Madde kitabı.
ADNAN OKTAR: Hayalin Diğer Adı: Madde kitabı kalınca genişçe bir eser.
ALTUĞ BERKER:Evet. İnşaAllah. Matrix Felsefesi. İdealizm ve Matrix Felsefesi kitabı var. Sonsuzluk Başlamış Durumda var.
ADNAN OKTAR: Bence sen tasavvufa eğilimli bir insansın. Sen çok iyi kavramışsındır. Çok zekisin, bayağı da akıllısın, vicdanlısın da. Senin kavramaman diye bir konu olmaz. Bayağı da güzel anlatırsın bence ama karşındakilerin bir kısmının şiddetli anlamazlık havaları belki konsantrasyonunu bozuyor olabilir. Yoksa birkaç kelime ile bile anlatabilirsin.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şu an beni beyninde görüyorsun desen, adam hayır diyecek hali yok ya. Doğru söylüyorsun. Ondan sonrasını o çözer zaten.
SUNUCU: İnşaAllah çözer.
ADNAN OKTAR: Onu eğer, çok özür dilerim, seni tenzih ederim de şımarık bir ortam var ise orada onu anlayamaz o zaten. Konsantre olması için özel bir ortam olması lazım yani derinlik alabileceği bir ortam olması lazım. Ciddiyetli, derin düşünebilen. Ufku açık bir ruh halinde olması lazım. Yani senin onu önden bir teşhis etmen lazım. Bir derinlik vermen lazım. Tasavvufta bile önce bir çilehane vardır, tarikatlarda. Orada 40 gün veya daha uzun bir süre insan kalır. Olayın ciddiyetine, derinliğine vakıf olur. Bir kendine gelir. Manevi bir gerilim ve derinlik atmosferi alır, ondan sonra konular ona sunulur. Masonluk da bunu taklit etmiştir. Onlarda tefekkür hücresi yaparlar. İnsan kafatası koyarlar. Tuz koyarlar. Mum yakarlar. O odaya tek hücrenin içine sokarlar onu. Orada olayın ciddiyetini kavraması için sokarlar onu ama neyin hangi olayın ciddiyetini kavrayacak. Zaten dinsizliği anlatacaksın adama. Dinsiz adamın ciddiyeti olur mu? Dolayısı ile bozuk bir uygulama. Hak tarikatlardan aldıkları hak yöntemleri bozarak bambaşka kötü taklide, yanlış bir taklide çevirmişler. Şimdi önümüzdeki günlerde geçenlerde de söylemiştim. Dünyadaki masonların en ileri dereceli olanları buraya gelecekler. 33 derece masonlar. Haham olup mason olanlar da gelecekler. Onlara bu konuyu anlatacağım yani bu konuyu bir netleştireceğiz. Bir kere çok dinli olamaz bir insan. Bir kere hak dini savunacaklar, bir. Değil mi? Ben her dindenim denir mi? Hiçbir dinden değilim anlamına gelir o. İnşaAllah. Bir tane hak din vardır. İslam vardır. İnşaAllah. Kuran’ı kabul eder.
“Ben çok soru yolluyorum ama hiç sorularım sorulmuyor. Benim sorularımı yollar mısınız? Saygıdeğer Aslan Hocam.” Sen de aslansın. MaşaAllah. “Selamun aleyküm.” Ve Aleyna Aleyküm selam. “Müsaadenizle bir soru sormak istiyorum.” diyor. Estağfurullah. İnşaAllah. “Hocamın kerameti MaşaAllah.” “Hocam” diyor. “Masonlar doğrudan şeytan ile temasa geçebiliyorken ve o dünyevi sınırların ötesine ulaşabiliyorken niçin hala peşinden gidiyorlar? Anlamaları gerekmez mi Ahiretin varlığını?” Doğru söylüyorsun. Biz de bunu anlatacağız ona İnşaAllah. “Lakin masonlar Ahireti biliyorlar da dünyevi çıkarları için hala şeytanın feneri ışığında mı yürüyorlar?” Öyle görünüyor, tabii. “ Şeytan onları kandırıyor mu? Aslan Hocam ve yiğit arkadaşları Allah’a emanet olun. İnşaAllah dualarım sizinle. Kardeşiniz Eyüp.” Aslan Eyüp. Kardeşlerimiz soru gönderdiğinde acayip olur mutlaka bir şey yapsınlar. “Bu sorum sorulmadı” diye soruların üstüne not düşsünler, belirtsinler. Oradan dikkatimi çeker.
“Saygıdeğer Adnan Hocam. Selamun aleyküm.” Ve Aleyna Aleykümselam. “Müsaadeniz ile size bir sorum var. Dünyada birçok hadis-i şerif tahakkuk ediyor. 1400 sene önce söylenmiş vaatler, sözler yerini buluyor. Biz ise bu hakikatleri sizlerden öğrendiğimiz ve okuduğumuz kitaplar kadarıyla çevremizdeki insanlara ile nezaketi ile anlatıyoruz” diyor. “Lakin insanlar tahakkuk etmiş hadisleri duyuyor ama sıradan geliyor onlara. Mehdiyet konusunda ise şahs-ı manevi deyip geçiyorlar. İşte aslan Hocam siz de duyduğum kadarı ile üniversite yıllarınızda böyle durumlar ile karşılaştınız. Peki nasıl anlattınız bu hakikatleri insanlara?” İnşaAllah. “Siz söyleyin biz de o yöntem ile anlatalım. Hayırlı akşamlar. Allah size güç ve kuvvet versin inşaAllah. Kardeşiniz Eyüp.” Eyüp’ünmüş iki soru da. Eyüp yaman bir şeymiş demek ki maşaAllah. Eyüp’ün soruları bundan sonra bana direkt gelecek. Demek ki böyle gelmeyen sorular oluyor. İşin doğrusu çok fazla soru geliyor. İçinden seçiyorlardır doğru ama ısrarlı olanlar da söylersiniz. Ama cevaplamadıklarımız haklarını helal etsinler. Çünkü birbirine benzer sorular oluyor, o yüzden şey yapmıyoruz. Mine Hocam sen ne dersin Eyüp Hocamın sorusuna. Nasıl tebliğ yapayım diyor?
SUNUCU: Bana tavsiye ettiğiniz gibi yapsın inşaAllah. Kitabınızı okusun.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Evet, kitap okuyacak, bilgilenecek. Bir de Allah’ın onun karşısına çıkaracağı insanlar vardır. Bak şimdi bir anlayacak insan çıkarılır, bir de anlamayacak insan çıkarılır. Anlamayacak insan özel olarak çıkarılır. Ondan bir insan imtihan olur. Anlayacak insan da özel çıkarılır, onunla imtihan olur. Onları bakışlarıyla, konuşmasıyla, üslubuyla anlar insan. Mesela anlamayacak adamı hemen anlarsın. Biraz konuşunca anlaşılır. Yani şuuru kapalıdır. Fakat hükmen Allah rızası için anlatırsın. Anlamayacağı da bellidir. Anlamaz da zaten. Ama anlayacak insanla samimi derinlik ve bağlantı kurulması lazım. Bakın ayette diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım: “Bana tabi olun, size doğru yolu göstereyim” diyor. Önce Peygamber kendisine güven istiyor. Yani Peygambere güven olmazsa, onlara doğru yolu göstermez. Onun için önce, mesela Kuran’da da buna dikkat çekilmiştir. “Önce yakınlardan başlayın” diyor Allah ayette, tebliğe. Yakının özeliği nedir? Güvenir yakın. Yani tehlikeli görmez, riskli görmez. Akrabalık bağı ile onu daha rahat dinler. Onun için yakın arkadaşlara tebliğ daha önemlidir. Hiç bilmeyen birisine biraz daha zordur. Bir de insanların epey bir bölümü dengesiz ve anormaldirler. Yani normal konuşmaları da delil değildir. Mesela çok makul konuşurken birden bir delilik gösterebilir, anormal hareketler yapabilir. Mesela çok kalleş ve ters tavır koyabilir. Mesela sen Müslüman olarak güvenirsin. Çok samimi, candan Müslüman olduğunu, dindar olduğunu anlatırsın. Ama o bir anda sana bir dinsiz karakteri gösterebilir. Bediüzzaman da onun için diyor ki; “Ahir Zaman’da ondan değil, yirmiden birine dahi güven olmaz” diyor. “Bu duruma karşı son derece dikkat, hamiyet-i İslamiye gerekir” diyor. Müslümanlar da son derece dikkatli olacaklar. Hemen herkese, her şekilde anlatmak olmaz. Herkes hakkında bilgi verilmez. Her şey hakkında da bilgi verilmez. Bediüzzaman bunu çok güzel açıklıyor. Diyor ki: “Her dediğin doğru olsun. Ama her doğruyu, her yerde, herkese anlatma” diyor. Yani her doğru anlatılacak diye bir şey yoktur. Çünkü zehir etkisi yapabilir. Çok ters bir tavır gösterebilirler. Onun alacağı kadarıyla başlamak lazım. En akılcısı iman hakikatleri anlatmaktır, Allah’ı sevdirecek gerçekleri anlatmaktır. Kuran hakikatleri, Kuran mucizeleri anlatmaktır. Mesela bir balığın güzel yönleri, bir örümceğin harika yönleri, kuşun harika yönleri, bunlar, iman hakikatleri anlatılabilir. Bunlar çok etkili olur. Allah’ı çok sevdirirse kişiye o zaten helalleri, haramları kendi bulur. Yani doğruyu kendisi araştırır. Ama Cübbeli’deki gibi direkt “sakal bırak, sakal bırakmazsan harama girersin, cübbeyle gezmen gerekir, sarık takman gerekir, işte misvaksız namaz kılarsan şöyle olur” dersen, adam namaz kılacağı varsa da kılmaz, dine geleceği varsa da gelmez. Önce iman hakikatlerinin anlatılması lazım. Allah’ı sevdirmek ve Allah korkusunu geliştirmek gerekir. Ondan sonra o onları bulur, anlatır. Mesela ben hiç kimseye şunu yap, bunu yap anlatmam. Yani ilmihal tavsiye ederim, alır okur. Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini. Değil mi?
Şimdi sen anlat biraz da. Ne diyorsun bu anlattıklarıma?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Çok doğru inşaAllah. Yaklaşık ben 25 yıldır sizden hep bu örnekleri gördüğüm için çok şeyle dinliyorum. Önce Allah’ın takdir edilmesi önemli, her şeyin başında, dediğiniz gibi. Bu da onun yarattığı tecellilerdeki ilmini, letafetini, her türlü mükemmelliği görerek ona karşı sevgi ve korku duyarak, onu takdir ederek başlıyor iman Hocam, dediğiniz gibi. O yüzden iman hakikatlerini biz kendi nefsimizde de biliyoruz. Onlarla insan ancak gerçek bir imana kavuşabiliyor. Kuran’ın mucizeleri, dediğiniz gibi Hocam, onlarla Allah’a karşı sevgisi, saygısı gelişebiliyor.
ADNAN OKTAR: Ve önden bir put kırmak gerekiyor. Yani adamın putlarını kıracaksınız. Önce mesela Darwinizm’e inanıyorsa Darwinizm putunu kırmak gerekiyor. Asıl ana put bu çünkü. En büyük put budur. Bu putu kırdın mı ondan gerisi kolay. Ama putu kırmadan iman anlatma olmaz. Önce o dinini elinden almak lazım. Put dinini elinden alacaksın. O boşluğun üzerine hakikat bina edilir. İman hakikatleri anlatılarak Allah’ı sevdirmek, Kuran’a yaklaştırmak için de, Kuran’ı sevdirmek için de Kuran mucizelerinden bahsetmek gerekir. Mine Hocam sen tebliğ yaptığında, anlattığında nasıl karşılık alıyorsun, nasıl oluyor? İnsanlara anlattığında.
SUNUCU: Zaman zaman değişiyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Örnekler ver, biraz anlat.
SUNUCU: Yani kendine göre onu yorumlayan da oluyor başka bir şekilde. Evet onu biliyorum ama ben onu böyle anlıyorum, böyle uyguluyorum diyen de oluyor. Onun dışında yekünen inkar eden yok etrafımda, bir şey söylediğim zaman. Ama değişik, şeklini değiştiren var, evet.
ADNAN OKTAR: Evet her mezhep, her taife, her cemaat kendine göre görüşleri olur tabii. Hadisi kendine göre yorumlayanlar olur. Dini kendine göre yorumlayanlar olur. Ama en doğru yorumu, Kuran’ın en doğru yorumunu biz Mehdi (as)’den öğreneceğiz. Yani o devirde, Mehdi (as) devrinde bütün mezhepler ortadan kalkacak. Bütün mezhep çelişkileri, içtihat çelişkileri ortadan kalkacak. Hak olan Mehdi (as)’ın doğru görüşlerine tam tabi olacağız. Dolayısıyla Müslümanlar arasındaki bu ihtilaf, bu çekişme, bu kargaşa da tamamen ortadan kalkacak. Sahabe dönemi gibi olacak. Tek bir görüş hakim olmuş olacak inşaAllah. Ama şu an her kafadan ayrı bir mantık, ayrı bir düşünce çıkıyor. Birçok kişide öyle. Mesela mezhep mukadditi dahi olsa mezhep içinde kendisi de ayrıca mezhep imamı gibi oluyor. En cahilinde bile bazen biz bunu görüyoruz. Mezhep imamı gibi din hakkında hüküm veriyor, içtihat görüyor. Mesela “bu bana göre böyledir” diyor, “bana göre şu şöyledir” diyor. Mesela Hanefi mezhebinde, Sünni, normalde Hanefi’ye göre net hareket etmesi gerekiyor. Ama kendi içtihatına göre değiştiriyor. Bu da tabii ciddi kargaşaya sebep oluyor. Ama Mehdi (as) devrinde bu külliyen ortadan kalkmış olacak, tamamen. Tam netlik oluşmuş olacak, din konusunda. Tevhid dini tam ortaya konmuş olacak inşaAllah.
SUNUCU: Zaten Allah’ın varlığını kabul eden biri delillerini inkar etmiyor. Delillerinden birini inkar eden biri varsa karşımda mesela o Allah’ın varlığına da inanmıyor. Delillere inanmışsa, Allah’ın varlığına inanmışsa, delilleri belki değiştirebiliyor bazısı, işte kendine göre yorumlayabiliyor. Ama inkar eden varsa, o zaten Allah’ın varlığına da inanmayan biri olmuş oluyor.
ADNAN OKTAR: İnsanlarda en büyük hastalık dünya çapında mütemerrit olmalarıdır. Tereddüt içinde olmalarıdır. Yani karar verememeleridir. Ortada olmalarıdır. Elli elli olmalarıdır. Mesela iman ediyorum diyen insanların çoğu da iman etmez aslında. Yani tam net iman etmez. “Şirk koşmadan” diyor, “Allah’a şirk koşmadan iman etmezler” diyor Allah ayette. “İnsanların çoğu iman etmez” diyor, “iman edenlerin çoğu da Allah’a şirk koşmadan iman etmez.” Yani şirk insanlar arasında çok yaygındır. Şirkle iman edebiliyor. Şirki bırakmıyorlar. Ama Mehdi (as) devrinde şirk putları da ortadan kalkmış oluyor inşaAllah. Tertemiz, arı, net iman oluşmuş olacak dünyada. Ama biliyorsun kısa sürüyor.
SUNUCU: “Değerli Hocam, Allah’ın selamı sizin ve arkadaşlarınızın üzerinize olsun.”
ADNAN OKTAR: Ve aleyküm selam ve rahmetullahu ve berakatuhu.
SUNUCU: “6 Nisan programında size karşı yapılan suikastlar olduğundan söz ettiniz. Hocam size kaç defa ve ne tür suikast girişimleri oldu? Bize anlatır mısınız inşaAllah?” demiş. Serdar Yavuz İskoçya’dan.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, Serdar delikanlı demek ki. O da Hz. Ali (r.a.)’nin Hayber Fethi’ndeki olayların anlatılmasından zevk aldığı gibi, Hocasının yaptığı mücadelelerden de zevk alıyor olabilir. Benim saydığım 9 kere suikast yapıldı, bana karşı suikast uygulandı. Yani bir hoş geldin karşılaması olmuştu Ortaköy’e geldiğimde. 7 kurşun sıkmışlardı. Allah’a çok şükür hiçbiri de isabet etmedi. Ama o, kader içerisinde eğer insanın ömrü vazifesini yapmasıyla nihayetlenecekse, Allah o vazifeyi ona yaptırmadan canını almaz. Yoksa ben o suikastlardan herhangi bir tanesinde bile çok rahatça şehit olacak konumdaydım. Mesela bizim evimize de baskın yapmışlardı. Kapıyı da ben açıyordum eskiden, direkt, doğrudan. Kapı açık yatardık hatta. Ben açık yatıyordum, hava gelsin diye. Zaten itsen açılıyordu bizim evin kapısı. Kilidi de öyle uydurma bir kilitti. Öyle bir şeyi yoktu. Yani yaklaşık şu kadar falan hançerle geldiler. Direk öldürmek için gelmişlerdi, şehit edeceklerdi kendilerince. Kapıda yazıyor, soyadım yazıyor açıkça göremediler mesela Allah’ın hikmeti o. Mucize, gitti komşunun evine girdiler. Çok büyük arbede oldu ondan sonra. Komşular yaşıyor şu an onlar anlatabilirler. Tabii. Bir kere evin önünde olmuştu, adam esrar içmiş falan bekliyor beni silahla, 3 gün, 2. gün benim dikkatimi çekti arabada günlerdir bekliyor dedik nedir bu dedik. 155’e bildirdik, polis geldi ondan sonra peşpeşe polis arabaları geldi adamı alıp götürdüler. Biz seneler sonra suikast için oraya geldiğini öğrendik bir vesileyle. Ama çok bu tür vakalar.
ALTUĞ BERKER:Bir tanesine ben de şahidim. Sizden biraz önce gitmiştik, bir grup orada bekliyordu Ortaköy’de.
ADNAN OKTAR: Evet o köpeklerin şey yapması evet. Kapının önündeydiler, sonra telefon etti bana yukarıya. “Biz seni öldürecektik dedi, bu sefer kurtuldun” dediler çalıların içinde. Açık detay da verdiler bana yani nasıl yapacaklarına dair. Evin önünde geldim, sokak köpekleri bütün bizim evin girişini doldurmuşlar ve tur atıyorlar köpekler peşpeşe. Yani dönüyor böyle alenen dönüyorlar köpekler. Sen var mıydın arabada?
ALTUĞ BERKER:Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen de vardın değil mi? Gördün değil mi köpekleri sen?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam gördüm.
ADNAN OKTAR: Dönüyorlardı ben dedim fevkaladelik var dedim burada bir şey var dedim devam edelim dedim. Arabayla gittik, tur attık şöyle yukarıdan döndük. Ben hani o arada köpekler geri çekilir bir durum nedir ona bakalım dedim. Orada bir eskort polis arabası geçiyordu, hatırlıyorsun değil mi? Tam dedim vakti dedim, Allah’tan iyi oldu dedim Cenab-ı Allah imkan sağlıyor dedim. Siz hemen burada durdurun arabayı ben ineyim dedim. Eskiden tek inip çıkıyordum yanımda hiç kimse olmuyordu benim. Arabadan indim, yukarıya çıktım. Yukarıya çıktıktan sonra birkaç dakika sonra telefon çaldı. Tabii yani bayağı çirkin sözler, “biz” dedi “aşağıda bekliyorduk” dedi. “Seni öldürecektik ama bu sefer kurtuldun” dediler. Orada çalılık bir yer vardı onun içine saklanmışlar. Tek ineceğimi düşünmüşler herhalde oradan. Ki zaten tek iniyorduk da, yani sizin çekip gideceğinizi arabayla. Benim de orada yalnız kalacağımı düşündüler herhalde. İşte Cenab-ı Allah onlara imkan vermedi. Bak orada köpeklere Allah ilham etmiş hayvanlara, orada tur atmaya başladı köpekler. Sokağın köpekleri niye gelsin ki oraya? Ben ilk defa görüyorum köpeklerin tur attığını da. Daire şeklinde köpek dönmez. Bilmiyorum ben rastlamadım yani.
ALTUĞ BERKER:İlk defa gördüğümüz bir şeydi Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Bir garip yani, bir acayipti.
ALTUĞ BERKER:Başka seferinde yine bir grup vardı, onları yakaladılar Ortaköy’de.
ADNAN OKTAR: Evet gideceğim eve baskın yapmışlardı kar maskeleriyle. Kapıyı kırıp içeriye girmişler. Hatta gasp da yaptılar aslında, biz önce şikayetçi olduk polise. Sonra aracı oldular, dediler ki “gasp şimdi 25 sene yatacak” dediler. Yani “çok yazık olur” falan dediler. “Cahil bunlar” falan dediler, araya girdiler. Ben de şikayetimi geri aldım. Yani normal gasp yaptılar normalde. Silahlı girdiler içeriye, para aldılar arkadaşlarımızdan, beni içeride zannederek. O gün de Nuri vardı arabada, bizim Nuri.
ALTUĞ BERKER:Kullanan oydu evet.
ADNAN OKTAR: Nuri evet. Ama sen yoktun değil mi arabada?
ALTUĞ BERKER:Ben öbür evdeydim Hocam ama Nuri’nin anlattığını biliyorum.
ADNAN OKTAR: Sen hangi evdeydin?
ALTUĞ BERKER:O olan evdeydim.
ADNAN OKTAR: Olay olan evde. Değil mi kar maskeleriyle falan geldiler eve. Evet. Biz gidiyorduk bu birdenbire o yukarıya doğru saptırdı arabayı.
ALTUĞ BERKER:Akaretler’den yukarıya doğru.
ADNAN OKTAR: Akaretler’den evet oraya doğru saptırdı arabayı. “Nuri ne yapıyorsun” falan dedim ben. “Araba beni götürüyor” dedi, yani ben ilk defa duyuyorum böyle ifadeyi yani “araba beni götürüyor” diye. Tabii espri olarak kabul ettim “araba beni götürdü” dedi. Yani bir garip ifade. Biz yine neyse bir hayır vardır dedik, orada Nişantaşı’ndaki eve. Nişantaşı’ndaydı değil mi o ev?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR: Alt kattaydı aşağıya indik. İner inmez orada yani yine birkaç dakika sonra telefon çaldı. “Buraya baskın yaptılar Hocam” dediler eve dediler, “buraya gelmeyin” dediler. Ondan sonra kar maskeli falan ekip orada bekliyor bir kısmı da içeride. Kapıyı da kırıp girmişler. Bir de bize borcunuz var diye gidip para da almışlar. Halbuki bizim borç falan da yok. Yani bahane ederek. Bizim de arkadaşlar da şikayet ettiler karakola. Polis dedi ki “çok büyük olay bu” dedi yani, çok büyük olay dedi. Alenen gasp var” dedi. “En az 25 yıl yatarlar” dedi. Öyle deyince ben de acıdım yani, yazık dedim. Şikayetimizi geri aldık o zaman. Yani karakol tutanakları falan vardı o zamanlar yani hepsi duruyor, polis de gençti o zaman duruyor onlar. Karakoldaki insanlar da biliyorlar olayı.
ALTUĞ BERKER:Bir kere daha yine Ortaköy’de olmuştu. Bir kaç kişi yine sonra çevirmişti polis yakalamıştı Ortaköy civarında hatırlıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet arabayla bizi takip ettiler. Peşimizdeydi, biz karakolun önüne çektik arabayı, onlar süratle uzaklaştılar. Sonra biz ortalık yatıştı diye arabayla çıkınca baktık yine arabayla bizi takibe başladılar. Biz de polise bildirdik telefonla. Polis bütün yolları kesti. Onları yakaladılar yukarıda, Balmumcu’nun orada yakaladılar evet. Her yerden bütün polisler, her yerden şu polislerin lambaları yanıp sönüyordu. Hepsinin eli başında falan böyle o şekilde. Derdest yakaladılar. Onlardan da şikayetçi olmadık sonra, onları bıraktırdım. Acıdığım için.
ALTUĞ BERKER:Siz her seferinde af yolunu benimsediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani uğraşsa onlar da çok büyüktü zaten olaydı olay. Evet.
SUNUCU: “Esselamun aleyküm Hocam.” Aleyküm selam. “Bir gün halamın kızı okumayı sevdiği için bana bir kitabı hediye etti. Kitap sizin kitabınızdı. Kitapta Darwinizm ve beynimizin algılarıyla ilgili bazı konular vardı. Kitabı okuyunca beynimde şimşekler çaktı. Küçükken okuduğum babamın dini kitaplarının sanki şifreleri çözülmüş oldu. O kitap anahtar olmuştu ve beynimin kapılarını açtı. O günden sonra Allah’ın izniyle namazıma başladım. Eksik yaptığım ibadetleri artık huzurla yapıyorum. Allah sizin kitabınızı da sebep yapıp bana doğru yolu gösterdi. Medyada sizinle alakalı birçok haber çıktı. O iftiralara kalbim çarptı, parçalandı. Allah sizden razı olsun, hakkınızı helal edin” demiş Mehmet Tayfun Beyefendi Şanlıurfa’dan.
ADNAN OKTAR: Mehmet İslam’da üzülme yok. İnşaAllah değil mi? Yiğit olan diyor, döne döne dövüşür diyor. Değil mi? Hiçbir şey olmaz, Müslümana iftira da edilir, hakaret de edilir, saldırılır da, değil mi? Gazi de olur, şehit de olur Müslüman. Üzülme olmaz, sevinç olur. Biz de hiç öyle bir şey oldu mu şu ana kadar?
ALTUĞ BERKER:Yok Hocam. “İki güzellikten biri” diyor, ikisinden biri.
ADNAN OKTAR: Tabii. Her seferinde neşelenmişimdir. Mesela o kurşun sıkma olayında acayip neşem gelmişti o gün. Bayıldım yani. Çok severim ben öyle hareketli, heyecanlı ortamı. İnşaAllah. Çünkü sevap alıyoruz, çünkü Müslüman her yiğitlik gösterdiğinde daha çok sevap alır. Benim amaç, ortalıkta gezinmemem beni korkutacaklar. Bilakis gıcık olsunlar diye, sabahın 05.30’unda 04.30’unda erkenden kalkıyordum karanlıkta. Taa Ortaköy aşağıya camiye kadar gidiyordum ara sokaklardan. Gelip vurun nasıl yapacaksınız gibisinden. Tek başına, kafam da dimdik böyle. Göğsümü gere gere gidiyordum. Hiçbir şey de yapamadılar. Olmaz. Niye olmaz?
SUNUCU: Allah dilemedikçe olmaz.
ADNAN OKTAR: Olmaz. Çünkü benim için Allah’ın kastettiği bir ömür var, kastettiği bir görev var. Ben onu bitirmeden kimse benim canımı alamaz. Ve tedbir de takdiri engellemez. Yani ben gidip eve saklanayım mı yani? Orada bekleyeyim mi yani? Eğer mukadderse adam eve de gelir yani sorun mu o? İllaki bir gün insan dışarıya çıkar. Dolayısıyla onunla alakası olmadığı için bilakis üzerine üzerine o tip bir tavır gösteriyordum.
ALTUĞ BERKER:Marksistler bir kahve camına mı yazmışlardı Hocam? Anlatıyordunuz.
ADNAN OKTAR: Evet Ortaköy’de kahvenin camı böyle kirlenmiş çamurdan “Adnan Oktar 1956 Ankara” yazmışlar. Daha yeni gelmiştim, yani hani “mimlendin sıradasın” gibisinden falan. Ben de o kahvenin yakınında onların kitapçıları vardı komünistlerin, özellikle gidip oradan kitap alıyordum ben. Hani almaya gidiyordum, daha içine içine, ciğerine ciğerine gidiyordum böyle. Yani çekinmediğimi göstermek için. Herkes bilir o zamanları.
ALTUĞ BERKER:Bir de 79, her gün terörden kaç kişi öldürülüyordu o zamanlar.
ADNAN OKTAR: Evet. O zaman bir manada veremiyorlardı bana. Yani anlamda veremiyorlardı bu cesaretimi falan.
SUNUCU: Her ilişkinin bir kuralı var. Yani Allah ile kul ilişkisi de öyle, bizim insanlarla olan ilişkilerimizde öyle. Deistlerin peki hayatlarında inanmadıkları bir şey var. İnanmadıkları bir şeyin de bir kuralı var mıdır peki?
ADNAN OKTAR: Hepsinin kendine göre bir ahlak kuralı oluyor tabii. Hepsine göre kendinin bir inancı. Mesela bir komünistinde ahlak kuralı; dürüstlüğe çok meraklıdır komünistler, çoğu. Solcu komünistler bilinir. Mert olmaya dikkat eder, dürüst olmaya dikkat ederler. Hatta komünist kızların birçoğu makyaj da yapmaz böyle. Çok soğuk ve ciddi giyinirlerdi bizim zamanımızda şimdi bilmiyorum sonradan değişti. Kıyafetleri ayrı olurdu, tavırları daha değişik olurdu. Ama çok da değişik ahlak anlayışları da olurdu. Çok çarpık ahlak anlayışı içinde olanlar da oluyordu. Çok katı, çok tutucu olanlar da oluyordu. Kendi kafasına göre o anda neyse aklından geçen ona göre hareket ediyorlar. Bunun hiçbir kıymeti olmaz. Yani orada gösterilen ahlakın hiçbir anlamı olmaz. Çünkü onu Müslümanlardan öğrenmişler, ama geçersiz kabul ederek öğrenmişler. Aile, din, ahlak komünizmin zaten karşı olduğu sistem bunlar. Aileyi kabul etmiyor, ahlakı da kabul etmiyor. Komünizme karşı bir sistem olarak bunu kabul ediyor. O zaman kabul etmediğin bir sistemi neden uyguluyorsun, değil mi? Evlilik kurumu dinden kaynaklanır, komünist adam evleniyor. Kabul etmiyorsun sen, inanmıyorsun, inanmadığın şeyi niye uyguluyorsun o zaman değil mi? Garip bir durum vardı. Hepsini tenzih ederim de bir kısım için böyle bir durum vardı. Ama sonra işte komünizm Türkiye’de çok geriledi. Gerile, geriledi sonrada yok oldu, kayboldu, güç olarak kayboldu. Ama Darwinist sistem üniversitelerde hakimiyetini devam ettiriyor. Sırf üniversitelerde halk arasında değil, milletimizin arasında boğuldular. Fakat üniversitelerin büyük bir bölümünde devam ettiriyorlar. Şimdi hedef onun da ortadan kalkması. Ama bilimle, kültürle, akılla, delillerle yani müspet bilimle tamamen ortadan kalkacak inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet, onun zeminini Allah’ın izniyle siz yok ettiniz Hocam. Darwinizmi 30 yıl boyunca çökerterek bilimsel olarak komünizmin zeminini kaybettiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O malum zaten, malum olan bir konu.
SUNUCU: Hocam önümüz Kutlu Doğum Haftası inşaAllah, onunla alakalı bir şeyler duymak istiyorum sizden, uygun görürseniz eğer.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. İşte güzeller güzeli Peygamberimiz (sav)’in güzel ahlakı, şemaili en güzel şekilde insanlara anlatılması lazım. Ben daha önce Şemaili Şerif’ten kitaplar okurdum, Peygamberimiz (sav)’i anlatıyor. Ben yeterli aşkı, yeterli muhabbeti o kitaplarda o kadar görmedim, bir kısmında. Mesela diyor ki çok soğuk bir üslupla; “ne uzundu ne kısaydı boyu”, tamam. Peki bu kadar mı yani? Niye güzelliğini, niye coşkuyla, yakışıklılığını, üstünlüğünü coşkuyla anlatmıyorsunuz? Sonra ben Peygamberimiz (sav)’in hayatını anlatan bir kitap hazırladım, Hz. Peygamber (sav)’in hayatını anlatan. En beğenilen Şemaili Şerif o oldu. Herkes ittifak etti o konuda. Tam böyle aşkla, muhabbetle yazılmış bir kitap. Peygamberimiz (sav)’i en mükemmel şekilde anlatan bir kitap. Geçmiş sahabelerin anlatımlarını tenzih ederim, ben bunları kastetmiyorum. Sonradan yazılan eserleri kastediyorum. Anlatımlarda buz gibi bir soğukluk görmüştüm.
ALTUĞ BERKER: Şu an o kitap 17. baskısını yaptı Hocam maşaAllah. Siz daha önce zikrettiniz mi ben hatırlayamadım ama son baskısını gül kokulu yaptırdınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yapraklar, bütün gül kokuluydu.
ADNAN OKTAR: Evet. Geçen günler getirdiler, hakikaten mis gibi gül kokuyor. Bir de kokusu gidecek gibi değil maşaAllah.
Peygamber Efendimiz(sav)’i... Geçen günler böyle bir kokoş bir kadın bulmuşlar. Bir arkadaş mektup yazmış; “Hocam” demiş, böyle birisi var Peygamber (sav) hakkında ileri geri konuşuyor. Avrupa’da da ünlü olmuş böyle tanınan bir kadın. Kimdir dedim, internetten indirdi, getirdiler. Bir baktım böyle çirkin, kıl bir tip, yani yaşlı bir hanım. Ama kart bir sesle kudurmuş gibi bir üslupla Peygamberimiz (sav) hakkında konuşmalar yapıyor. Aklı fikri Peygamber Efendimiz (sav)’in cinsel hayatı, evlilikleri. Oradan vurmaya çalışıyor kendince. Hatta bunu ilk yüze de sokmuşlar, dünyadaki ilk yüz kişilikten. Dünyadaki ilk yüz en aşağılık kişiye sokmak konumu varken, dünyadaki ilk yüz kişiye sokmaları yanlış olmuş, en aşağılık yüz kişinin içine sokuyorum ben şu an dünyadaki. Geçen gün de bu konuyu anlattım ben. Peygamberimiz (sav)’in evliliklerinin hepsi çok güzeldi, çok isabetliydi, hayırlıydı, çok güzel yaptı. Allah ona bir nimet olarak sundu. Hem orada tebliğ amacı vardı, hem kadınlara karşı Peygamberimiz (sav)’in coşkun sevgisi de vardı. Hem kendisine hizmetin daha mükemmelleşmesi vardı, hem de birçok hikmet vardı. Ama Peygamberimiz (sav)’in bunu yaparken kadınlardan hoşnut olması da çok güzel bir nimettir onun için. Yani bundan utanmak, bazı Müslümanlar çok akılsızca bunu örtbas etmeyi ve bunu utanç vesilesiymiş gibi göstermeye çalışıyorlar. Bu çok kızdırıcı. Peki sen niye evleniyorsun o zaman? Yani sen niye cinselliğe giriyorsun, değil mi? Niçin evlilikten kendinin zevk aldığını düşünüyorsun veyahut iddia ediyorsun? Senin için iye nimet oluyor da Peygamber (sav) için olmuyor, değil mi? Sen o kıl canınla hoşlanıyorsun, ama Peygamber (sav) olduğunda ona olmaz diyorsun. Hatta Peygamber (sav)’e yemek yemeyi bile uygun görmüyor, yemek yemeyi. Taş bağlardı diyor sancıdan. Açlıktan Peygamber (sav) karnına taş bağlayıp öyle geziyormuş ve sahabelerde onu seyrediyorlarmış, Peygamber (sav)’in o açlığını. Bak sahabelere de hakaret var burada. Hangi sahabe buna dayanabilir? Peygamberine aç böyle, taş bağlatıp gezdirir mi sokakta sahabeler? Çok zengindi sahabeler, nasıl olsun böyle bir şey değil mi? Evlilikler de onun için bir nimetti. Hem tebliğ amaçlıydı, hem de kadınlardan hoşlanıyordu Peygamber Efendimiz (sav). Çok sağlıklı ve güçlü bir insandı ve çok yakışıklıydı. Gani gani helal olsun. Çok da güzel yaptı maşaAllah, elhamdülillah. Bundan utanç duyanlardan ben utanç duyuyorum yani böyle adamlardan. Uygun bir vasata gelirse bunlara ben diyeceğimi biliyorum. Bu örtbas edilecek bir konu mu bu? Cennette evlilik yok mu? Cennette huri kadınlar yok mu? Dünyada niye bu çirkin oluyor? Gayri meşru olursa çirkindir, fahşa olursa çirkindir. Allah onu bir nimet olarak vermiştir değil mi? Ve onlar bizim annelerimizdir, Peygamberimiz (sav)’in hanımları. Dolayısıyla böyle it kopuk takımına böyle pasif cevaplar vermek çok çok yanlış ve çirkin. Onlara malzeme vermiş oluyorlar. Yani utanıyor adam bundan, bunu örtbas etmeye çalışıyor. Diyor ki, “Peygamberimiz (sav) sadece onları korumak amacıyla, yani dışarıda kalmışlardı, aç kalmışlardı, susuz kalmışlardı, bir nevi korunma ortamı sağladı onlara, sadece onlara yiyecek, ev ve barınak sağlamak için evlendi onlarla, yoksa onlardan hoşnut olduğundan, kadınlardan etkilendiğinden yapmadı bunu” diyorlar. Bu çok kızdırıcı ve çok samimiyetsiz bir ifade. Peygamberimiz (sav)’in hanımlarının hepsi aşık olarak evlendiler Peygamber (sav)’le. Aşkla seviyorlardı, derin bir muhabbetle ve hayranlardı Peygamber (sav)’e ve zevk alıyorlardı onun güzelliğinden. O da hanımlarını beğeniyordu, annelerimizi. Bu da çok çok güzel bir şey, iftihar edilecek bir şey. Benim mesela evladım olsa, kızım olsa ilk başta hemen Peygamber (sav)’le evlenmesini isterdim orada. Başka bir şey de olamazdı yani zaten Allah’ın izniyle. Benim ilk isteyeceğim şey odur, değil mi? Falanca zengin diye giderse onu ben evlatlıktan reddederim. Falanca yakışıklı diye giderse onu da evlatlıktan reddederim. Falanca genç diye gider, onunla evlenirse onu da evlatlıktan reddederim. Mesela Peygamberimiz (sav) yaşlıydı, gencecik hanımlar evleniyorlardı Peygamber Efendimiz (sav) ile. 18 yaşında, 19 yaşında helal olsun annelerime. Çok güzel yaptılar, çok isabetli hareket ettiler. Peygamberimiz (sav) aşık olunacak bir insandı, ona derin bir aşkla aşık oldular. Hak yerini buldu, çok güzel tavır gösterdiler. Ben bununla iftihar ediyorum. Böyle çirkin, sevgiyi kaybetmiş, böyle artık bunlar erkek düşmanı derler hasta tipler yani manyak olmuş tipler, herkesten nefret eden tipler. Bunlar mesela hiçbir şekilde kabul etmez. En ideal insan bile olmuş olsa, evliliği asla kabul etmez. Yani artık sapık olmuş, insan düşmanı olmuş. Onun için Peygamberimiz (sav)’in hanımlarına olan sevgisine de hayret ediyor, şaşırıyor. Peygamberimiz (sav) Allah’ın yarattığı her şeye aşıktı, hanımlarına da aşıktı. Allah’ın tecellisi olarak onları seviyordu ve çok güzel bir ibadetti bu, çok güzel de yerinde oldu elhamdülillah.
SUNUCU: Hocam programımız bitti inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bitti evet.
SUNUCU: Değerli izleyenler bugün sizlere HarunYahya.tv, Mavi Karadeniz radyo ve Kocaeli Tv’den seslendik. Yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz radyo ve Aksu Tv ekranlarından yine beraber olacağız. HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı dinleyebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden de Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak edinebilirsiniz. Yarın yine görüşmek üzere hayırlı geceler diliyoruz efendim.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...