SUNUCU: Tekrar hayırlı akşamlar. Yayınımıza Hocamız ile birlikte devam ediyoruz. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.
Evet, “Evrime Bir de Buradan Bakın” diyor, gazetede bir haber. “Doğumunun 200. yıl dönümünde, Charles Darwin hakkında uluslar arası alanda pek çok etkinlik düzenleniyor.” İyi yapmışlar. “Tempo Dergisi Darwin’i Nisan sayısının kapağına taşıdı” diyor. “Filozofların Darwin ile ilgili makalelerine yer veren Tempo, Nil Karaibrahimgil ve Mazhar Alanson’un da görüşlerini aldı. Alanson ve Nil, evrim konusunda farklı görüşlere sahipler.” Nil Hanım ile bizim bir görüşmemiz lazım farklı görüşe sahip ise, değil mi? Ona biz kitap göndermemiz lazım, Yaratılış Atlası. Ne diyor Mazhar Alanson? “Darwin’i birçok kişi, maymundan geldiğimizi söyleyen adam olarak biliyor. Sorun edilen sadece maymun konusu olamasa gerek. Ben diyorum ki, insan haysiyetine maymundan gelmek mi yakışır, yoksa Adem (a.s.)’den gelmek mi? Darwin her şey kendi kendine oldu diyor. Bir tabloya bakıyoruz, örneğin onun bir yapanı var. Bu bir inanç, ama öteki de bir inanç. Bilim adamları söylüyor, evrimin ispatlanmış bir şey olmadığını. Darwin şimdi Nil’i görse tezini geri alırdı bence.” Doğru söylüyor tabii, inşaAllah. “Tanrı sizce nedir peki?” diyorlar. “Bir kere Tanrı dediğiniz şey, git Hindistan’a 12 bin tane var, biri de maymun hatta. Ben çekinmeden Allah diyorum” diyor. Helal olsun Mazhar Hocamız’a, aferin çok güzel. Yani bak, bir kısım enteller böyle lafı başka şekillere getiriyorlar. Ama o merdane, delikanlıca söylemiş, aferin maşaAllah. “Bu bir ahlak, bir dünya görüşü meselesi, tu kaka bir şey değil bana sorarsan. Hollywood’da da var bir sürü Tanrı. Örneğin Brad Pitt.” Tanrı mı biliniyor o da? (Haşa). Ne diyorlar, idol mü diyorlar, öyle bir şey. Öyle bir şey olarak görüyor olabilir. Bazı tipler öyle düşünüyor olabilir tabii. “Tanrı dediğin başka bir şeydir”. Yani Allah’ı kastediyor, Allah ayrıdır, diyor tabii. Bak ne kadar güzel, Mazhar Alanson Hocamız, bizim eserleri takip ettiğini hissediyoruz buradaki üslubundan. “Sürmekte olan ekonomik kriz, dünya çapında inanç trendlerini nasıl etkileyecek?” diyor. Bakın Tempo’da demek ki olayı takip etmiş. O da görüşümüzü takip ediyor. “İnsanın bir noktadan sonra işi Allah’a kaldı derler ya, öyle etkilenecek. Herkes müthiş inanacak”, bak ekonomik çöküşten dolayı. Ben bunu söyledim değil mi? Ne kadar oldu ben bunu söyleyeli? Aylar oluyor. İki yıl önce söyledim. “İmana gelecek bence. İster Hıristiyan, ister Müslüman, inanmayan kimse kalmayacak” diyor. Hatırlıyor musun bu sözleri sen? Söylemiştim değil mi daha önce? Tabii. “Bu çağda inanmak daha kolay olacak diyorsunuz. Manevi bir güç lazım. Adam para yoksa ne yapacak? Gerçi o işin şakası” diyor. Herhalde oradaki pek olmamış tabii. “Tanrıya inanma ihtiyacı hissetmeyenler hakkında ne düşünüyorsunuz?” “Biz zavallı, muhtaç kullarız”. Bak maşaAllah, çok güzel. “İhtiyaç hissediyoruz. Bize karışmasınlar diyorum. Onların her şeyleri var demek ki” diyor. Evet, Nil Karaibrahimgil. Reklamlarda falan bir hanım vardı, o mu? Evet. “İnsanlar Darwin’e inananlar ve inanmayanlar olarak ikiye ayrılıyor. Genellikle siz hangi taraftansınız?” diyor. “Bana sorarsanız Darwin’e inanmak gibi bir ifade kullanmak yanlış. Çünkü Darwin, inanç ile ilgili bir alanda değil.” Şimdi olmadı Nil Hocam. Tabii ki Darwinizm bir dindir, pagan dinidir. Yani tamamen inanca dayalıdır. Çünkü adamlar “protein nasıl oldu?” deyince, “uzaylılar yaptı” diyorsa, bunun bir açıklaması var mı? Çok net, inanç kalıyor geriye. Yani “biz bunu açıklayamıyoruz” diyor. “Bir metafizik bir güç bunu yaptı, uzaylılar yapmış olabilir” diyor, bu din işte. Bilim ile açıklayamıyor. “BBC’nin hazırladığı Charles Darwin ile ilgili, ‘Charles Darwin ve yaşam ağacı’ DVD’sini seyrettim ve ondan da etkilendim. Doğal seçilim yolu ile evrim teorisini büyüleyici buluyorum.” Şimdi büyüleyici bulmasının nedeni, onlar bir büyü yapıyorlar, o da büyüleniyor. Yani deccaliyetin özelliğidir zaten büyü yapmak, hadislerde de, deccal büyü yapacak insanlara, büyüleyecek insanları. Ne yapacak? Tekrarlarla ve sanki bilimselmiş gibi böyle ilginç sözlerle, bilimsel gibi görünen kelimeler ile onlara adeta bir hipnoz yapacak ve insanlar aklını, mantığını bir kenara bırakacaklar, o büyünün etkisi ile olaylara karar verecekler.
ADNAN OKTAR: Evet, tabii ki. Bilgiden, bilimden kimseye zarar gelmez. Bilgiden, bilimden herkese fayda gelir, Kuran’ın emridir zaten. Ama gerçek bilgi ve gerçek bilim, biz büyüden bahsetmiyoruz. Yani aldatmacadan bahsetmiyoruz, gerçek bilim. “Bilim ve inanç çelişmiyor yani” diyor. Çelişmek şurada dursun, zaten, din bilime yol gösterir. Bunu aynı zamanda Einstein da söylüyor, aynı onun sözdür ve Kuran’ın emridir, yüzlerce ayet var bilimi bizlere emreden. “Benim Darwin’i keşfim, içimde kendimi her gün keşfetmeme yardımcı olan güç ile çelişmedi. Tam tersi, ona olan hayranlığımı artırdı.” Darwin’e olan hayranlığını artırmış. “Her gün Tanrı’ya şükretmemin önüne set çekmedi. Tam tersi, bilimin onu taçlandırdığını gördüm. Tanrı’ya inanıyorum, Allah’a inanıyorum” diyor. “Bilim onu taçlandırdı” diyor. Yani taçlanan kim olmuş oluyor orada?
SUNUCU: İkisini nasıl birbiri ile aynı konuma getirmiş, o da garip.
ADNAN OKTAR: Evet, “ülkemizde sansürler hakkında ne düşünüyorsunuz?” diyor. “Bilim dergisi kapaklarının değiştirilmesi, youtube’un yasaklanması içimdeki aydınlığı kısıyor.” Doğru, biz de karşıyız. “Halbuki ben hep bilimi, sanatı, edebiyatı severek ve merak ederek büyüdüm.” Çok güzel. Bilim, sanat, edebiyat; bunlar Kuran’ın da bizi teşvik ettiği güzel dallar. “Bunlara hep açım. Umarım git gide küçülmem.” Bilakis, İslam’ın hakimiyetinde git gide daha büyüyecek, daha gelişecek ama Nil zaten Allah’a inanıyor, orada bir Darwinistler’den ayrıldığı bir nokta var. Darwinizm biliyorsunuz tamamen şuursuz bir gücün etkisi ile, şuursuz kör tesadüflerin etkisi ile bütün kainatın yaratıldığına inanıyor. Ama ”Allah yaratıyor” diyorsa, zaten onlardan temelden ayrılmış oluyor, yani o Darwinist felsefenin dışına çıkmış oluyor, başka bir şey o. Darwin’den etkilenmesinin nedeni de, Nil Hanım’ın samimiyetine ben inanıyorum, yani mazlum bir insan. Ben, yani böyle kasti, hani gıcıklığına bir inanç içerisinde olduğunu düşünmüyorum. Çünkü buradaki ifadeleri samimi görünüyor. Ne yapacak biliyor musunuz? Bir protein tesadüfen meydana gelebilir mi? Bir kere ona bakacak, bilimsel olarak. Ne diyor adamlar? “Bir protein tesadüfen meydana gelemez” diyor. Aksini söyleyen bilim adamı var mı? Yok. Bütün Darwinistler koro halinde diyorlar; “tesadüfen meydana gelemez”. “Bir güç yaptı” diyorlar. “Hangi güç?” diyorsun, “bilmiyoruz” diyorlar. Şimdi bu olmadı. Peki diyoruz, “ara fosiliniz var mı?” “Zibil gibi, çok fazla” diyorlar. “Nerede?” diyoruz, biraz düşünüyorlar tabii orada, “müzelerde” diyorlar. Müzelere gidiyoruz, “nerede?” diyoruz, “deposunda” diyorlar. “Depoya inebilir miyiz?” diyoruz, “depoda da yok” diyorlar. Şimdi bu ayıp olmuyor mu yani? Tek bir tane ara fosil yok. Yani bu demagojiyi bırakacaklar. Varsa zaten hemen, anında bana gelmeleri gerekir. Bakın 10 trilyon az para değil. Bakın söz veriyorum; bütün milletimin önünde, anında 10 trilyonu vereceğim. Bir tek bana ara fosil getirecekler. Artık fotoğrafına da razı oldum, bakın yeni bir değişiklik var. Bana fotoğrafını getirirlerse onu da kabul ediyorum. Yani net çekilmiş bir fotoğrafını getirilerse, onu da kabul ediyorum. Ama yok, getiremiyorlar. Ara fosil olmadıktan sonra Darwinizm diye bir şey yoktur. Bakın buna karşılık biz ne yapıyoruz biliyor musunuz? Nil Hanım’a da benim buradan istirhamım, 350 milyon adet yaratılışı ispat eden fosil var, 350 milyon tane. Bak 350 değil, 35 değil, 350 bin değil, 35 bin değil mi? Bunlar büyük rakamlar. Bunların çok çok üzerinde. 350 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil var. Peki, Nil kardeşimiz böyle hipnoza girerken, büyüye girerken bu bilimsel gerçeklerden niye etkilenmedi de, onların yalanları ile bu büyünün etkisinde kaldı, onu düşünmesi lazım. Eğer samimi bilimden yana ise, bilim, paleontoloji 350 milyon adet fosili onun önüne koyuyor, yaratılışı ispat eden. Gene paleontolojiye müracaat ettiğinde, tek bir tane ara fosil bulamıyor, bir tane yok. Şimdi işi biraz haşlamacılığa, pişkinciliğe verdiler, yani böyle pişkinliğe verdiler. Ara fosil olmadığı halde, normal hayvanları ara fosil olarak sunmaya başladılar. Hani “sandalye bulamadık, size kapı verelim bari” der gibi yani. Şimdi bu, çok anormal bir hareket. Ara fosil yokken, sen bana mükemmel, kusursuz, simetrik yaratılmış, altın oran ile yaratılmış, kromozomu, kofulu, mitokondrisi her şeyi mükemmel canlıları bana getirir de, “al sana ara fosil” dersen, ben buna inanmam, ayıp yapmış olursun. Yani çocuk kandırır gibi bizim karşımıza böyle çıkmayacaklar. Nil Hanım, bu gerçeklerden benim kanaatim habersiz. Sadece o kitapların bir üslubu vardır, getireyim yarın eğer mümkün ise, hakikaten büyü kitabı gibidir. Tam anlamı ile büyü kitabıdır. Yani o anlatım ile orta kültürde yahut alt kültürde olan bir insan; “adamlar neler biliyormuş, bütün dünyayı bunlar kavramış, biz neyiz ki” falan der, yani yüzeysel bakan. Halbuki akılcı baktığında, havada olan bir teori görürüz. Yani bir bina; yapılmış, temeli yok, ev havada. Yani hiçbir zemini olmayan, hiçbir delili olmayan, bolca demagojiye dayalı bir teori olduğunu görürüz. Nil Hanım’a yarın bu konuda çok kapsamlı bilgi verelim. Mazhar Hocamızı tebrik ediyorum, maşaAllah. O da bayağı güzel konuşmuş. Bakın, dünyanın metafizik noktasını da iyi keşfetmiş. Bakın diyor ki, “sürmekte olan ekonomik kriz, dünya çapında inanç trendlerini nasıl etkileyecek?” Bir kere bunu Tempo’nun biliyor olması, Tempo Dergisi’nin biliyor olması da harika, bak kavramışlar. “İnsanın bir noktadan sonra işi Allah’a kaldı derler ya, öyle etkilenecek. Herkes müthiş inanacak.” Çünkü Mehdi (a.s.) çıkacak, çünkü Hz. İsa (a.s.) inecek, çünkü Hızır (a.s.) kol geziyor dünyada. Demek ki Mazhar Hocam da bunun farkında. “İmana gelecek bence, ister Hıristiyan, ister Müslüman, inanmayan kimse kalmayacak” diyor. Bu ne zaman olacak? Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünde olacak, değil mi? Bunu bize Kuran ve hadis-i şerifler müjdeliyor. Şimdi ben, şu ana kadar, mahcup olacağım hiçbir şeyi söylemedim. Bakın 800’ün üzerindedir söylediğim sözler, tamamı doğru çıktı. Mesela bak, Bediüzzaman da bir şey söyledi miydi, mutlaka doğru çıkar. Dün gördünüz Hocamı değil mi? Bak diyor; “sen hiç hapsolmayacaksın” diyor Bediüzzaman, hapsolmuyor. Dosyası dolabın arkasına düşmüş. Binlerce yargılanan insanın dosyası kaybolmayıp da, bir kişinin dosyasının kaybolması normal bir şey mi bu, dolabın arkasına düşmesi? Tam anlamı ile harika, mucize. Çünkü mazlum insanlar bunlar, yani bu kişiler. Yani söyleyip de Bediüzzaman’ın, zuhur etmeyen hiçbir konusu yoktur. Ölüm tarihini söylemiştir, mezarının kaybolacağını söylemiştir, 71’deki olayları söylemiştir, 28 Şubat’ı söylemiştir, 81’deki, 91’deki gelişmeleri söylemiştir. Yani anlattığı her konu çıkmıştır şu ana kadar. Söyleyip de yarım kalan hiçbir konu yok, yani olmayan, çıkmayan hiçbir konu yok.
SUNUCU: Şimdi Kuran’ı Kerim’den bir şey sormak istiyorum. Mesela Kuran-ı Kerim’i okumadan önce yapacağımız bir hazırlık veya Kuran-ı Kerim’i okurken, okuma esnasında neye dikkat etmemiz gerekiyor?
ADNAN OKTAR: Kuran-ı Kerim’i okumadan önce tabii normal abdestli olacağız, Müslüman zaten abdestsiz pek gezmez. Besmele var zaten biliyorsun. Besmele yani, “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile” diyeceğiz ve şeytandan Allah’a sığınacağız, o kadar. Başka bir şey yok. Sonra da Kuran’ı okuyacağız.
Evet, bismillah. Şuara Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Ta, Sin, Mim.” Bunların ne anlama geldiğini, bu ayetlerin ne anlama geldiğini de 10 yıl sonra inşaAllah birçoğunu bileceksiniz. Şu ana kadar hala bilinemiyor. Yani ne amaçlı olduğu bilinemiyor. Birçok insan bilmiyor. Ama Hızır (a.s.) biliyor, yani onu söyleyeyim. “Bunlar, apaçık olan Kitab’ın ayetleridir.” Demek ki Kuran gizli, kapaklı bir Kitap değil. Çok açık, yani muhkem. “Onlar mümin olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin, öyle mi?” diyor Allah, Peygamberimiz (s.a.v.)’i uyarıyor. Anlattıklarına inanmıyorlar, Müslüman olmuyorlar birçoğu, Peygamberimiz (s.a.v.) de çok üzülüyor. Bak “kahredeceksin kendini”, yani artık perişan edecek derecede üzülüyor. Allah bunun doğru olmadığını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e, bunu yapma diyor. “Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet indiririz,” ebcedi 2022’yi veriyor. Ne olabilir Yasemin Hocam, sen ne anlıyorsun? Bak, “dilersek, onların üzerine gökten bir ayet,” Allah’ın bir mucizesini indiririz. Ne olabilir? Hz. İsa (a.s.)’ya bakıyor değil mi? Ebcedi de 2022 olduğuna göre, tam Hz. İsa (a.s.)’ın beklendiği vakit. “İndiririz de, ona boyunları eğilmiş kalıverir.” diyor Allah, yani hiçbir şey yapamazlar, inşaAllah. “Onlara Rahman olan Allah’tan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.” Yani mutlaka yapmazlar diyor, hüküm, ayet geldiğinde, vahiy. “Gerçekten yalanladılar; fakat, o alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir.” Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi ile ilgili alay edenler var değil mi? Gelmeyecek diyorlar, öldü diyorlar yahut başka türlü diyorlar. Zaten ayette de var, o devirde de, senin kavmin diyor Allah, Hz. İsa (a.s.)’dan bahis açılınca, kahkahalarla zevk ile gülüyorlar diyor, Kuran ayeti. O devirde eğleniyorlar kendi kafalarına göre. Tabii bu, Allah’ın intikam alacağı bir konudur. Çünkü gülenlerin, böyle kahredici bir azap ile ağladıklarını görecekler Ahiret’te, inşaAllah. Bak, “Gerçekten yalanladılar; fakat, o alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir” diyor, ebcedi de 2022. Hz. İsa (a.s.)’ın inişine dair bir delil inşaAllah. Dün bir delil verdim ben değil mi, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi ile ilgili? Sen var mıydın Yasemin, dinlemiş miydin? Dinledin ama hatırlamıyor olabilirsin. Bakın, “Melekler ve Mesih (a.s.), Allah’a ibadet etmekten çekinmezler.” Mesih (a.s.)’in ibadetleri nedir? Namaz, oruç değil mi ibadetleri? Allah’ı Katına alınmış. Allah’ın Katında namaz kıldığı anlaşılıyor. Cennet’te namaz yok. Cennet’te namaz kılmak yoktur. Ahirete gidenler de namaz kılmıyorlar. Namaz kılması için, Hz. İsa (a.s.)’nın boyutunda olması ve ölmemesi gerekir, yani kulluk görevinin devam ediyor olması lazım. Yani imtihanının bitmediğini anlıyoruz, bitmiyor imtihanı, bitmemiş. Bakın ibadetine devam ediyor. Gökte de devam ediyor, Allah’ın Katında ve Hz. İsa (a.s.)’nın vefat etmediğinin bir delili de budur, inşaAllah. Evet, şimdi Beril sen bir sayfa aç ver bana, inşaAllah. Hangi sureyi açtın?
ADNAN OKTAR: Kehf. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Derken, Katımız’dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular”. Kim bu Yasemin Hocam? Hızır (a.s.), tabii bak. “Derken, Katımız’dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim,” özel bir ilim, batın ilmi, ilmi ledün. “Bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.” Demek ki, Hz. Hızır (a.s.)’ın ilmine vakıf başka insanlar da var. Bak “kullarımızdan” diyor, bir kul. Hızır (a.s.) bu ilme vakıf, ama bir tek Hızır (a.s.) değil, bunu anlıyoruz. Buradan Mehdi (a.s.)’nin de, Hz. İsa (a.s.)’ın da ledün ilmini bildiğini anlamış oluyoruz, inşaAllah. Bu ayetin ebcedi 2010 tarihini veriyor Yasemin Hocam. Ne diyorsun buna? Yani harf toplamı, harflerinin rakam toplamı 2020 tarihini veriyor.
SUNUCU: Hızır (a.s.)’ın da Kuran’da geçmediğini de söylüyorlardı, bu arada o da buna bir örnek olmuş oluyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Yani şimdi Kuran’da birçok şeyin geçmediğini söyleyeceklerdi ama, ben varım. Beni aşamadılar. Yani böyle panter gibi bekliyorum. Yoksa ağızlarında böyle salyalar akmaya başlamıştı bunların. Bakın, en ağa babalarını da, çıkarttılar, bak diyor ki; “Melek denen şey bir enerjidir” diyor. “Cin de, mikroplardır” demeye başlamışlardı. “İnsan da işte, Allah’ın yarattı dediği; çamurun üzerine bir enerji tecelli etti, onun sonucunda, tesadüfler sonucu insan yaratıldı”. Yani zırvalama tarzında bir üslup kullanıyorlardı, buradan direk dinsizliğe geçeceklerdi. Bakın ben o programları size getireyim, yani yazılarını göstereyim, anlayacaksınız. Bir de işin daha da vahim tarafı, birçok Müslüman alimi de, Müslüman görünen alim ve onların da yine başka liderlerini etkilediler. Hatta Müslüman gazetelerde, dergilerde, bakın başlığa dikkat edin, “İnsan mı, maymun mu, belli değil” diye bir hayvan yayınladılar. Ne insan ne de maymun; sen Evrim Teorisi’ni savunmuş oluyorsun zaten bunu demekle değil mi? Yavaş yavaş ona geçeceklerdi. Biz birçok gazetede, birçok dergide sürekli engelledik bu tip haberleri çıkmasını. “Siz ne yapıyorsunuz, Darwinizm’e hizmet ediyorsunuz” dedik. Sonra bir Hocayı çıkarttılar; bu Fredy’nin kabusu gibi bir tip, öğrencileri ile beraber, onları kandırmaya kalktılar. Sonradan biz öğrencileri topladık; “Hocanız yalan söylüyor, işin doğrusu budur” dedik ve onu da kapattık ve ondan sonra bir daha cesaret edemediler. Yani ben ve arkadaşlarım durduğu müddetçe bunlar böyle mıhlanmış gibi, Allah’ın izni ile adım atamazlar. İslam Dünyası’nda da sahtekarlık yaptırmayız, orada da yapamıyorlar. Çünkü en ufak bir yalanlarında, hemen İslam dünyasında da bize müracaat ediyorlar. Yani yeni bir yalan söylediğinde Darwinistler, bir oyun oynadıklarında hemen bize. Mesela Al Jazeera, hemen bizi çağırıyor öyle bir şey olduğunda. Bütün İslam Alemi’ne olayın oyun olduğunu, yalan olduğunu ispatlamış oluyoruz ve bir daha da yapamıyorlar. Bir de samimiyetsiz böyle sahtekarca, hurafe mantığını da uygulayan kişileri de durdurduk. Çünkü hurafe anlatmak, zaten İslam’ı içten vurmak için en acımasız yoldur. Yani hurafe ile İslam’ı çökertmek, bir komünistin, bir Darwinist’in dışarıdan çökertmesinden, çökertmeye çalışmasından çok daha etkilidir, içeriden vuruş. Biz bunu da engelledik. Çünkü yobazın gücü daha yüksektir. Yani bir hurafecinin gücü çok daha yüksektir. Bu daha sinsi, yani kanser gibi içten yıkar, öbürü dıştan. Bunu da engellemiş olduk. Biliyorsunuz hurafecilerin nasıl iki paralık edildiklerini de gördünüz. Yani nasıl aşağılandıklarını da gördünüz, yapamıyorlar. Sayımız az ama tam bir nokta-i istinat oluşturduk elhamdülillah. Mesela bakın, Tempo Dergisi’ndeki soruları görüyor musunuz, bizim etkimizi? Yani ekonomik krizin İslam’ın hakimiyetine sebep olacağını Tempo nereden bilsin? Ve 7 yıl süreceğini nereden bilsinler? Ben söyledim 7 yıl süreceğini ve Kuran’dan ayet ile çıkarttım ve Tevrat’tan da delil gösterdim, 7 yıl, bilmiyorlardı. Mazhar Alanson nereden öğrensin değil mi? Ama yarın Nil Karaibrahimgil Hanım’a yönelik bir yoğun ders yapalım, sohbet edelim. Yani onun konuşmalarının daha derin alt analizlerini yapalım. Yani hangi psikoloji ile onu söyledi, o cümleleri neden kullandı, hangi etki altında, onları da daha geniş bir analiz edelim, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam şimdi işte 10 yıl içinde veya 2020 yılında Mehdi (a.s.)’nin geleceğini biliyoruz. Peki, bunu herkes bilecek mi veya kimler bilecek veya herkesin bilmesi gerekiyor mu?
ADNAN OKTAR: Mehdiyet, Allah’ın kahredici gücü ile tecellisidir. Yani Allah gücünü gösterecek. Eze eze, söke söke İslam hakim olacak ve hiç istemedikleri halde. Yani birçok kişi istemedikleri halde, hiç konduramadıkları halde Mehdi (a.s.)’nin ortaya çıktığını görecektir ve bakın bütün tedbirlere rağmen dünyadaki bütün şer güçler tedbir alacaklar. Mehdiyet şu an elini, kolunu sallayarak faaliyetini yapıyor dünyada, göz göre göre yapıyor. Bakın meydan okuyor Mehdiyet dünyaya, açıkça söylüyorum. Fakat Hz. İsa (a.s.)’ın konumu öyle değil. O, Peygamberlik iddiası ile ortaya çıktığı için, o çok tehlikeli olur onun söylemesi. Ama Mehdiyet’te iddia olmadığı için elini, kolunu sallayarak ve eze eze Mehdiyet ilerliyor ve bütün İslam Alemi şu an etkisi altında Mehdiyet’in. Ama sorsan, “ne alakası var canım?” diyecekler. Halbuki üslubuna baksan, konuşması tam anlamı ile Mehdiyet’in moduna girdiğini anlarsın. Yani bütün Avrupa, bütün dünya Mehdiyet’in moduna girdi şu an ve tam o çizgide hareket ediyorlar. Geleneksel, tutucu, bağnaz İslam anlayışını süratle terk ediyorlar. Yani Mehdiyet’in Kuran’a dayalı, sahabe modelindeki Kuran anlayışı hakim oldu, hakim oluyor ve tek görüş şu an, tek görüş olarak dünyada hakim ve hakim olmaya da devam ediyor. Ama İsa Mesih (a.s.) açıkça söylediği için İsa (a.s.) olduğunu, yani Allah muhafaza mesela hastaneye kaldırmaya kalkarlar, öldürmeye kalkarlar, yani şehit etmek isterler. Bütün basın üzerine gidebilir, şey yapabilir, yani çok acayip şeyler. Olağanüstü mucize göstermesi gerekiyor, o da mevcut olan adetullaha aykırı. Çünkü Kitap getiren bir Peygamber değil şu an. Kitab’a uyacak. Yani unvanı var, Peygamberlik unvanı var. Yoksa vahiy alıyor, mucize de gösterecek ama yeni bir Kitap, hüküm getirmiyor. Dolayısıyla böyle bir görevi olmadığı için gizlenmek durumunda. Şu an dünyada siyasi liderlere yönelik bir faaliyeti var. Mesela bak ben bunu bile söylemezdim, ama bak bunu söylüyorum. Mehdiyet’in, mesela Hz. İsa (a.s.) ve talebeleri farkında. Ama vahiy almadan Mehdi (a.s.) ile karşılaşmazlar onlar, yani Hz. İsa (a.s.) gelmez ve görüşmez. Faaliyetini bildiği halde karışmaz ve görüşmez. Ama Mehdi (a.s.) çok coşkun bir ırmaktır Mehdiyet ve durdurulamaz bir ırmaktır. Bak rivayetlerde de söylüyor; “meydan okuyacak” diyor rivayetlerde ve “hiçbir güç onu durduramayacak” diyor Allah. “Önüne dağlar çıkacak, dağlardan yol bulur gene geçer” diyor. Bir halktan insan gibi böyle, mazlum normal bir insan zannedeceğiz, herhangi bir insan zannedeceğiz. Ama onun vereceği iman gücü, iman şuuru dalga dalga bütün dünyaya yayılacak. Yani onu şöyle açıklıyor Said Nursi: “Her biriniz bir şehirde bir kutup gibisiniz” diyor o zamanın talebeleri için. “Sizi görmeseler de, tanımasalar da manen etkilenirler” diyor. Mehdiyet de aynen böyledir işte. Nokta-i istinad oluyor. Yani insanlar ona dayandırıyor imanını. Mesela böyle bir insan, bu kadar derin iman ediyorsa bir bildiği vardır diyor. Şimdi dinsizler de gene, onlarda da böyledir, onlarda da bir nokta-i istinad vardır. Mesela diyor ki, “Darwin gibi bir adam yahut Dawkins gibi bir adam Allah’a inanmıyorsa bir bildiği vardır, ben de onun kafasını kullanıyorum, onun beynini kullanıyorum, ona dayanarak büyüleniyorum” diyor, o büyünün etkisinde, “(haşa) Allah’ı inkar ediyorum” diyor. Yani dinsizler bir şey bildiğinden değildir. Dinsizlerin çok ilkel delilleri vardır. Yani mesela “babam niye öldü?” der, “ben o yüzden dinsiz oldum” der, yani çok ilkeldir izahları, yani öyle kapsamlı bir şey değil. Ama dayandırırken asıl ateist sitelere, ateist felsefecilere dayandırırlar. Onlar bir şey biliyor ki derler, oradan cesaret alır. Bir de onların tabii kendine has böyle kıro sükseleri vardır. Böyle kıro entel havaları vardır, onlara özenirler. Biraz yani kültür düzeyi düşük, zayıf insanlar. Tabii ben Nil’i veyahut diğer hanımları tenzih ederim, onları kastetmiyorum. Fakat böyle modernliği yeni tanıyan, kültürü yeni tanıyanlarda, modernliğe ve kültüre karşı böyle müthiş bir hayranlık ve eziklik olur. Bunlarda böyle kıro entel bir karakter gelişir. Yani her şeyleri özentidir. Onlara benzemeye çalışırlar. Üslubu ile, konuşması ile, düşüncesi ile, yemesi, içmesi ile, hatta onların gittiği yerlere giderler. Onların yediği gibi yerler. Onların güldüğü gibi güler. Yani tam anlamı ile onlara benzemeye çalışırlar. Mesela falancanın kitabını okuyorum, bilmem kaçıncı sayfasından çok etkilendim der. Ama bir de bakarsın ki, bu çok yaygındır, yani ortak dil kullanırlar. Kıro entel zeminde çok müthiş gelişir böyle sistemler, düşünceler. Onların anlayacağı şey de yine tabii bilimin ezici gücüdür. Yani bunlara vicdanla anlatılmaz. Bilimin ezici, net delilleri yıkıcı etki yapar. Mehdiyet de sürekli bilimi kullanacaktır. Sanat ve bilimi. Bediüzzaman bunu çok kapsamlı anlatıyor. Yani sanatı ve bilimi çok güzel kullanacağını belirtiyor. Çünkü bakın, “karşıtları cehalet, zaruret ve ihtilaftır” diyor. “Biz bunlara karşı sanat, marifet ve ittifak silahlarını kullanacağız” diyor. Bakın sanatın içerisine hepsi giriyor, bilim de giriyor, sanat da giriyor. Çünkü mesela bir radyonun yapılmasında da gene sanat kullanılıyor. Televizyonun yapılmasında da sanat kullanılır. Yani sırf bilim ile onu yapamaz, ikisi beraberdir. Yani mesela sanayi i nefise derler değil mi? Sanayi i nefise, nefis sanatlar. Aynı şekilde sanat, bilim iç içe olarak Mehdi (a.s.)’nin silahı oluyor. Bunu hiç tahmin etmedikleri için, yani daha önce materyalizm bilime sırtını dayandırdığı için, sırtını dayandırdığı koltuk elinden alınacak; dolayısı ile tepe taklak düşmüş olacak, düştü yani materyalizm. Mehdiyet de bilime tam anlamı ile sahip çıkacak bir düşüncedir. Yani gerçek sahiplerinin eline geçmiştir bilim. Paleontoloji de biyoloji de mikrobiyoloji de hepsi tamamı Allah’ın varlığını anlatacak şekilde Allah tarafından yaratılmıştır. Şu anda da İslam’a, Kuran’a hizmet edenler dikkat edersen hep bilimi kullanıyorlar.
Şimdi Beril Hocam sen bir soru sorman lazım. Ama ilk gelen aklına.
SUNUCU: Buradakilerden sorsam, gelince zaten soruyorum.
ADNAN OKTAR: Tamam, bir kaç satır okumana müsaade ediyorum. Şaka diyorum tabii, oku. Ben bazen şaka yapıyorum, onu ciddiye alıyorlar. Mesela bir kaç tane yazmışlar. Benim kahvem nerede falan dedim geçen günler. Ama o anda da çekim benim üzerimde değildi yani görüntü başkasının üzerindeydi. Benim o aralıkta sesimin duyulmadığını düşünerek onu söylediğimi düşünmüş, birisi yazmış. “Çok sinirlendiniz Hocam, size yakıştıramadım” diyor. Aman Allah’ım ya Rabbim, ben diyorum ki çok dikkatli olmam gerekiyor. Yani şakayı bile böyle alıyorlarsa, böyle bir espriyi, yani artık düşünemiyorum yani. Evet.
SUNUCU: Erol Sekim soruyor: “Biz sizi çok seviyoruz ve öğütlerinizi dinliyoruz. Biz gençleri çok iyi aydınlatıyorsunuz. Size izin verirseniz sorum şu: Hz. Mehdi (a.s.) döneminde okul ve çalışma sistemleri nasıl olacak, yani şimdiki hayattan ne gibi değişiklikler olacak Hocam? Bahsederseniz seviniriz, hayırlı yayınlar. Ellerinizden öperim inşaAllah.”
ADNAN OKTAR: Dün o soruları unutmuşlar burada demek ki, dün sorulmuştu o soru. Beril’in de bir suçu yok. Ama benim iyi bir özelliğim vardır, aynı cevabı vermem, daha değişik bir cevap verebilirim. Okullar nasıl olacak? Okullar neşenin, sevincin, sanatın kaleleri olacak. Yani insanlar okula gitmek için can atacaklar. Okuldan çıkan insanların iş bulmaları diye bir sorun da olmayacak. Yani zaten iş bulmayı Allah rızası için yapacaklar, okula da Allah rızası için gidecekler. İbadet olarak yaptıkları için de ondan çok büyük sevinç duyacaklar. Güvenlik sorunu olmayacak. Okula giden, benim çocuğum gece döner mi, dönmez mi korkusu olmayacak. Gönüller son derece rahat olacak. Tek bir tane adli vaka olmaz Mehdiyet döneminde, tek bir tane. Ne cinayet olur, ne kan dökme olur, ne adam kaçırma olur, ne gasp olur, ne hırsızlık olur, hiçbir şey olmaz. Mehdiyet’in mükemmel terbiyesi, mükemmel sevgi anlayışı ve şefkat anlayışındaki coşkunlukta insanlar bunu yapamazlar. Her şeyin kökeninde sevgisizlik yatıyor dünyada. Dünya sevgiye boğulacak, sevginin hakim olduğu bir dünyada insanlar suç işleyemezler.
SUNUCU: Şimdi dinimizi daha rahat, daha güzel yaşayabilmemiz için, ibadetlerimize daha sıkı bağlanmamız için bir tavsiyeniz var mı Hocam? Şimdi gerek işte namazımız olsun, işte Kuran okumamız olsun.
ADNAN OKTAR: Namazı bir kere Hz. Adem (a.s.) devrinden kalma bir kadim ibadettir ve bütün Müslümanlar kılmış, çok zevklidir namaz. Abdesti çabuk almak lazım. Yani böyle vesvese etmemek lazım, böyle sevinçle elini-yüzünü yıkayıp güzel ayaklarını, kollarını yıkayıp başını da mesh edip değil mi? Böyle heyecan ile namaza durmak lazım. Onda, insanda şu ana kadar tespit edilemeyen, yani manevi zevkin dışında da olağanüstü etki eden, insanın sağlığına da etki eden bir şey var, bilemiyoruz. Yani ben bunu her namaz kılanda görüyorum. Yani daha dinç, daha sağlıklı ve daha iyi oluyorlar. Bir şey var yani maşaAllah, Allah vesile ediyor. Tabii ki bir manevi hazın dışında da ama fiziki de bir neticesi var. Belki o daha ileride ortaya çıkacak, daha da ortaya çıkacak olabilir. Her Allah’a inanan bir kere istisnasız, mutlaka namaz kılması lazım. Ama çok samimi olmak lazım. Allah’ı severken yani böyle karmakarışık bilgilerin içerisinde, karmakarışık düşüncelerin içerisinde Allah’ı aramak olmaz. Kuran mesela, bu çok sade anlatıyor her şeyi. Çok çok sadedir Kuran’ın anlatımı. Tekrarlar vardır, çok tekrarlar vardır Kuran’da. Ama tekrarlar zaten anlamamızı sağlayan mühim bir unsurdur, ama çok sadedir. Allah’ı kavramak da çok kolaydır. Yani biz fıtraten yaratılıştan Allah’ı çok sevecek, aşık olacak şekilde yaratılıyoruz ve Allah’ın yarattıklarına da aşık olacak şekilde yaratılıyoruz. İnsan vicdanı ile boğuştuğu için, kirli düşünceleri içine aldığı için sevmede, şefkatte, Allah’ı kavramada zorlanmaya başlıyor. Yani beyin kirliliğinden kaynaklanıyor. Beyni insanın çok temiz olursa, Allah’ı anlaması bir insanın zaten kendine yapışık bir düşüncedir. Yani beyinin otomatik etkisidir zaten. Mutlaka mümin olarak güzel bir tavır gösteriri insan, vicdanını baskı altına almazsa. Dini mesela insanlar çok karmaşık, hani diyorlar ya kıldan incedir, kılıçtan keskindir, öyle bir şey yok. Din son derece sade ve kolaydır. Bunu Allah söylüyor. “Hz. İbrahim (a.s.)’in dini gibi kolaydır” diyor. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler.” diyor. Zorlaştırmayı kasten yaptılar. Yani şeytanın bir oyunudur. Kasten içinden çıkılmaz bir hale getirdiler ve kendileri de bunu uygulamıyorlar şu an. Yani yaptıkları o karmakarışık inancı, karmakarışık yeni dini, yeni ilave yaptıkları dini de uygulamıyorlar. Kuran’ın anlattığı din, son derece kolaydır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaşadığı din, son derece kolaydı. Sahabeler çok güzel yaşadılar. Hz. Ali (r.a.), Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.), yani şehit edilmelerinin sebebi; onların sadeliği, İslam’ı kolay yaşamaları, dışa dönük, neşeli olmaları, kendilerine acı çektirmemeleridir ve müşrik inanca karşı kesin tavır almalarıdır. Biz de onlara benzeyeceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Tamam. Hani o kıldan ince deyince aklıma geldi. Hani Cehennem’de her zaman böyle kıldan ince bir köprünün olduğunu.
ADNAN OKTAR: Yani şimdi öyle bir şeyler yapmışlar ki, öyle karmaşık işler yapmışlar ki, yani dini içten çökertmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlar, buna rağmen dini Allah ayakta tutmuş, bu mucize. Bunların yaptığı bu rezilliğe, kepazeliğe rağmen dinin ayakta kalmış olması İslam’ın, hakikaten bir mucize. Yani bu Darwinizm’e, materyalist felsefeye rağmen, masonluğun ataklarına rağmen, komünistlerin ataklarına rağmen, mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bu yapılanmasına rağmen milletin Müslüman kalması mucize. Ama inşaAllah bu yüzyılda, bütün bu fitneler ortadan kalkacak. Dolayısı ile kıldan ince, kılıçtan keskin böyle bir şey yok, yani kıldan ince. Biz orada sadece imtihan edileceğiz. Yani bir terazi denilen olay var. Bizim bildiğimiz baskül, terazi, mesela onu anlamıyor. Ne kadar korkunç bir şey bu. Ne kadar büyük cahillik. Yani bir tarafa ağırlığın tartılacak, böyle bir şey yok. Onun oranının tespitidir bu. Yani onun günahının, sevabının birbirine olan oranının tespiti. Allah tespit ediyor değil orada, sadece orada onu göstermek için yapıyor. Onun zaten hatalarını da yaptıran Allah, sevabını da yaptıran Allah. Onu sonsuz öncede zaten olup bitirmiş Allah. Tek bir an içinde olup bitmiş. Orada bunun tespiti yok. Orada onu ya onore etmek yahut mahcup edip aşağılamak için yapılıyor. Yani Müslüman’a mesela soruluyor; “sen Allah’ın dinini anlattın mı?” deniyor. “Ya Rabbim, bütün ömrüm boyunca anlattım” diyor. Allah takdir ediyor. “Sen fakirlere yardımcı oldun mu?” diyor. “Oldum ya Rabbi.” “Kimlere oldun?” deniliyor, tek tek hepsi gösteriliyor herkese. Dolayısıyla tam anlamıyla onore olmuş oluyor Müslüman. Yani sorgusu budur, yani onore olmak için sorgulanır Müslüman. Küfür de yaptığı bütün rezillikler tek tek gösteriliyor. “Bunu yaptın mı?” diyor. “Yapmadım” diyor. Allah görüntü olarak gösteriyor; “bak yaptın” diyor. Bu sefer söylemek istemiyor, dili konuşmaya başlıyor otomatik. Yani onun kontrolünün dışında dili konuşuyor. “Evet, yaptım” diyor. Olayı da anlatıyor, nasıl yaptığını anlatıyor, hafızası devreye giriyor yani kendi beynindeki hafızası devreye giriyor ve yaptığını anlatıyor. Tabii bu, ruh beyni benim dediğim yani et beyin değil. Et beyin koy sakatatçılara, satılıyor; görüyorsunuz şöyle bir et parçası. Ondan bir şey çıkmaz. Yani onun etle hiç alakası yok. Olay tamamen ruhtadır, anlatabildim mi?
SUNUCU: Şimdi Cehennem’den Cennet’ten bahsettik. Peki, Kıyamet alametlerini bilebiliyor muyuz? Mesela bazı söylentiler var hani yani doğruluğu var mı işte mecazi anlamda da söylenebiliyor olabilir. Güneş doğudan batıp, batıdan doğacak gibi. Böyle gerçekler var mı yoksa bilemez miyiz? Şu an o zaman dilimi içinde miyiz?
ADNAN OKTAR: İnsanlar gerçekleri o kadar açık biliyorlar ki yani vicdan hemen anlar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) çıktığında vicdanlı olanlar hemen anladılar Peygamberimizin (s.a.v.) doğru olduğunu. Ahlaksız ve aşağılık olanlar yani vicdanını satmış olanlar anlamazlıktan geldiler. Yoksa bak bilinçaltında gene biliyor bakın. Sırf ahlaksızlık olsun diye direniyor. Şimdi Mehdi (a.s.)’yi de insanlar mutlaka anlayacaklar. Allah onu anlayacakları şekilde yaratıyor zaten. Alametler de uygun, hali de uygundur yani anlamamaları mümkün değil. Fakat anlamazlıktan gelecekler ama Allah insanları mahcup etmek için bu süreyi, anlamazlıktan geldikleri süreyi çok uzun tutacak Allah. Şimdi mesela dese ki adam yani “ben ilk 6 ay fark edemedim” diyebilir. “3 ay fark edemedim” diyebilir. Ama bakın “son aşamaya kadar fark edemedim” diyecekler; fark ettikleri halde sırf keyiflerine, rahatlıklarına zarar gelmesin diye, mevcut sistemlerine zarar gelmesin; işte evliliğine, işine gücüne, arkadaş çevresine zarar gelmesin diye son ana kadar anlamazdan gelecekler. Sonradan bakın İslam hakim olduğunda, Mehdi (a.s.) çıktığında diyecekler ki; “biz ta başından biliyorduk” diyecekler. Bak bunu göreceksiniz. Yani “en başından biliyorduk” diyecekler yahut mesela “şu yıldan itibaren biliyordum” diyecek. Ama “Allah affetsin, hakikaten anlamazdan geldim” diyecek. Yani çünkü anlaşılmayacak gibi Allah Mehdi (a.s.) göndermez. Anlaşılmayacak gibi Hz. İsa (a.s.) göndermez Allah. Mesela Hızır (a.s.) anlaşılmayacak gibi olmaz Hızır (a.s.). Kuran’ı gönderdiğinde anlaşılmaz olmuyor, net anlaşılır oluyor. Hak Kitap, hak olan din de anlaşılmaz olarak olmaz. Mesela birbirine çok benzeyen hak dinler olmuş gibi görüyor insanlar, böyle bir şey yok. Mesela Kuran’ın hak olduğu hemen anlaşılıyor. Zorlanıyor muyuz biz? Tevrat’la, İncil’le karşılaştırdığımızda tahrif olmadığı, bozulmadığını hemen anlıyoruz, çok çabuk anlıyoruz. Mesela birisi hak bir söz söylediğinde, doğru bir şey söylediğinde hemen anlıyoruz değil mi? Ama anlamazlıktan gelmeler vardır. İnsan, hayatında birçok insan bunu görür, bilir. Mehdiyet de insanların en acı tecrübelerinden bir tanesi olacaktır. En hayıflandıkları ve en çok kendilerini kahrettikleri vaka olacaktır. Yani anladıkları halde anlamazlıktan geldikleri için kendilerine adeta düşman olacak birçok insan. Yani bu kadar aleni olduğu halde, bu kadar açık olduğu halde ve hiçbir neden yokken neden anlamazlıktan geldim diye, buna şaşacaklar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da oldu, Hz. Musa (a.s.)’ın devrinde de oldu; Hz. Musa (a.s.)’ı mesela bildikleri halde, açık açık anladıkları halde anlamazlıktan geldiler. Bakın Kuran diyor ki; “o zamanki Firavun devletinin baskısından –polis ve askerin korkusundan- o devirde halkın genç çocuklarından bir kısmının dışında Hz. Musa (a.s.)’a iman eden olmadı” diyor Allah, Kuran ayeti. Bakın o devrin polis teşkilatı ve askerinden korktukları için ve toplum baskısından korktukları için, Hz. Musa (a.s.)’ın alenen Peygamber olduğu belli olduğu halde, hayır bir tane, iki tane değil ki mucize artık yani bakın; elini koltuğuna sokuyor, bembeyaz çıkıyor, ışık saçıyor kolu; anlamazlıktan geliyor. Çekirge afatı oluyor, anlamazlıktan geliyor; bit afatı oluyor, anlamazlıktan geliyor; Nil Nehri kıpkırmızı aktı yani asasını vurdu ve nehir birdenbire kırmızıya dönmeye başladı ve bütün nehir kıpkırmızı oldu bir süre sonra, bunu da anlamazlıktan geldiler. Deniz açıldı, tamamen çekildi sular, karşı tarafa geçtiler, kendi kavmi de gene anlamazlıktan geldi. Bakın daha hala -karşıya geçiyorlar, deniz yarılıp geçiyor, görüyor, Peygamber olduğunu anlıyor- altından buzağı heykeli yaptılar, gittiler ona taptılar. Yalnız orada da bir husus var, Kuran’da bir şey var, onu da hatırlatayım, onu sonra anlatacağım; o altından buzağı heykelini Hz. Musa (a.s.) yakıyor, “toz haline getirdi” diyor bakın, “toz haline getirdi, denize savurdu” diyor. Şimdi burada dikkatini çeken bir şey var mı?
SUNUCU: Evet. Altın eriyince toz haline gelmez, sıvı.
ADNAN OKTAR: Gelmez, değil mi? İşte bakın bunun bir ilmi var. Bunu da konuşacağız. Altını toz haline getiren bir ilim, yani denize savurulacak şekilde altını okside eden bir ilim inşaAllah. Bilinmiyor şu an, değil mi? Ben duymadım yani bilmiyorum, varsa da ben şu ana kadar duymadım. Hz. Mesih (a.s.)’ı da mesela anlayan anlayacak, anlamayan da anlamazlıktan gelecekler. Bediüzzaman; “Mesih (a.s.)’ı da imanın nuruyla, yakın talebeleri imanın nuruyla tanırlar” diyor. Ama Mesih (a.s.) halktan daha kaçınacak, çekinecek çünkü Mesih (a.s.)’ın cemaatinde münafık çok tehlikelidir, Mehdi (a.s.) cemaatindeki münafık gibi değildir. Mehdi (a.s.) cemaatinde çok fazla münafık olacaktır. Yani 313 kişi civarında Mehdi (a.s.) cemaati, sürekli gelenler gidenler var, Peygamberimiz (s.a.v.) onu çok detaylı anlatıyor, Mehdi (a.s.) cemaatindeki münafıklarla ilgili hadisler çok fazladır, bir tane iki tane değil. Ama Hz. İsa (a.s.) cemaatindeki münafıktan bahsetmiyor hadisler. Bir tane bile çok tehlikelidir çünkü İsa (a.s.)’ın yerini haber verir o zaman yani “şurada” diyecek, çok süper tehlikeli olur böyle bir şey. Onun için Hz. İsa (a.s.) talebe seçerken vahiyle seçiyor yani çok özenle seçiyor. Onun da 1400 tane talebesi olacak yani her talebesiyle de görüşmeyeceğini bakın ne diyor; “seçkinler ve havası onu imanın nuruyla tanır”, talebeleri demiyor. Bediüzzaman Mehdi (a.s.) için “onu imanın nuruyla müminler tanır” diyor. Bakın imanın nuruyla herhangi bir Müslüman tanır, diyor. Ama İsa (a.s.) için seçkin ve havası diyor, bakın havas ve seçkinleri, önde gelenleri onu imanın nuruyla tanırlar, diyor. Demek ki halkla direkt teması yok. Yani seçkin, havas talebeleriyle görüşebiliyor yani iyice denenmiş, tespit edilmiş talebeler. Onun dışındakilere bilgi gitmiyor. Belki 12 kişi olacaklar, çok az olacak seçkinleri. Ama 1400 kişilik de talebesi var. Fakat talebeleri Hz. İsa (a.s.)’ın talebesi olduklarını bilmiyorlar, bilmeyecekler belki de, böyle bir durum da var inşaAllah.
SUNUCU: Hocam şöyle söyleyeyim. Namazlarımızı tabii hiç kaçırmamamız gerekiyor ama “kaza namazı” diye bir şey var mıdır? Kabulü ne derecede?
ADNAN OKTAR: Tabii ki ama sahib-i tertipse. Tabii namaz gitmiş oluyor orada yani. Olmuş ama her halükarda eğer sahib-i tertipse kaza namazını kılması gerekir. Yani muntazam namazını kılıyorsa, aksatmadan kılan birisiyse mutlaka kazasını kılması lazım ama zaten namazı geçirmek bir felakettir. Ben düşünemiyorum. Yani mutlaka saati kuracak, olağanüstü tedbir alacak. Yani bunu çok hayati bir konu olarak görecek. Mesela bazı tipler var, normal yatıyor. Uyanırsa uyanır, uyanmazsa uyanmaz. Öğlen kalkıyor “ooo” diyor, “uyumuşuk” falan diyor, bilmem ne falan böyle. Öyle namaz kılmak olur mu? Sana sabah 10 milyar vereceğiz deseler sabah namazına kalktığında, o adamın nasıl namaza kalkacağını herkes bilir değil mi? Mümkün mü kaçırmaları Beril Hocam namazı sence?
SUNUCU: Hiç sanmıyorum.
ADNAN OKTAR: Allah’ın izni ile imkansız. Namaz hepinin üzerinde çok önemlidir. Bakın Cehennem ehline soruluyor. İlk sorulan soru bu: “sizi buraya düşüren nedir?” deniyor. “Buraya neden geldiniz Cehennem’e?” diyor. Cehennem ehline soruyorlar. “Biz namaz kılanlardan değildik” diyorlar. Bir, ilk madde bu. İlk açıkladıkları bu. Namaz dinin direğidir. Çok hayati bir konudur. Ne kadar güzel, ne kadar ferah ama vesvese yapmadan, kolaylıkla böyle, sevinçle, zevkle ilk bulduğu yerde kılması lazım. Yani işte; “Hangi odada kılayım?” “Nerede kılayım?” “Abdestim oldu mu, olmadı mı?” Bu, şeytanın elinde düştü demektir. Olmaz. Son derece ferah ve rahat ve güzel açılacak, ferahlayacak abdest alıp değil mi? Namazını kılacak. O zaman hayatına bereket gelir, ömrüne bereket gelir, aklına bereket gelir. Beyni gelişir. Bunalıma girmez, uyuşturucunun eline düşmez, her şeyinde bir başarı, bir muvaffakiyet açık açık görülür. Derin anlayış gücü verir Allah. Mümin olmanın, Müslüman olmanın hazzını tadar. Çünkü bak Hz. İbrahim’le aynı konumda olmuş oluyorsun. İbrahim aynı kılıyordu bizimle. Yani bizim kıldığımız namaz, Hz. İsa’nın kıldığı namazın aynıdır. Onlar farklı namaz kılıyorlardı zannediliyor. Değil. Tıpatıp aynısıdır. Hatta Tevrat’ta da geçer. Yani rüku vardır, secde vardır ve kıyam vardır. Namaz kılan Museviler var. Onların filmini göstereyim ben size bir ara. Normal kıyamda duruyor, Tevrat’tan parça okuyor, rükuya eğiliyor ve secdeye gidiyor. Namaz kılıyor. Tabii. Yani çok kadim bir ibadettir. Hz. Adem’den beri hiç değişmemiştir, aynıdır. Onun için Allah Kuran’da detay detay anlatmıyor namaz kılmayı. Biliniyor zaten ama Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerde çok detaylı, kapsamlı anlatmıştır. Yani detaylı derken, hani bir karmaşıklık olmasın diye.
Bak ikinizin de yüzüne Allah müthiş bir nur vermiş. Said karakterli olduğunuz için oluyor işte bu. Mesela bir de şaki karakterli olan vardır. Böyle at hırsızı gibidir. Bakarsın hemen anlaşılır yani suratından anlarsın. Ama Said karakterliyse mutlaka şuraya gider, buraya gider ama sonunda mutlaka İslam’ı, Kuran’ı yaşar her ne olursa olsun. Mümkün değildir ama tabii bağnazlık da ayrı bir beladır. Ona da çok dikkat etmek lazım. Dini içinden yıkan bir kanserdir o. Dıştan yıkan trafik kazası gibi falan silahlı öldürme gibidir. Yani dıştan gelir adam vurur ama öbürü de kanser gibidir. İçten yıkar. En vahim tehlikelerden birisidir bu yani; bağnazlık, tutuculuk ve gerici düşünce. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) dönemini esas alıp, sahabe dönemini esas alıp o devrin berraklığı, samimiyeti, candanlığı, sıcaklığı, dostluk ve kardeşlik anlayışı. Hatta biliyorsunuz, muhacirlerle ensar öyle kardeş oldular ki, hatta birbirlerine varis olacaklar gibi bir hale gelmişti. Yani mesela evinin yarısını veriyor kardeşlerine. Malının yarısını veriyor. Böyle canı ciğeri yani. Herkes fedakarlıkta koşuşturuyorlar. Mesela bir ekmeği varsa yarısını bölüp mutlaka kardeşlerine veriyor. O kadar müthiş bir dostluk ve kardeşlik ortamı oluştu biliyorsunuz o devirde. İşte aynısı Ahir zamanda bir daha oluşacak. Egoistlik, bencillik tamamen ortadan kalkacak. Kadınlar çok mukaddes varlık olarak baş tacı edilecek, çok sevgi ve saygı görecekler. Mesela gerici düşüncede kadın müthiş ezilir ama Kuran ahlakında, sahabe ahlakında kadın baş tacıdır. Çok sevinç dolu, dünyanın güzelliği olarak tecelli ederler ama biliyorsunuz bu yüzyılda kadınları müthiş ezdiler ve yalnız yaşamaya ittiler onları. İçlerine kapanmasına neden oldular. Neşelerini, sevinçlerini aldılar, huzurlarını aldılar. Bunları kat kat geri alacaklar ama bu kıyası yaparak mutlu olacaklar tabii. Çünkü “neydik, ne olduk” diyecekler. Bayağı sevinecekler inşaAllah. Gençler de diyecekler; “biz sürünüyormuşuz” diyecekler. Yani “gerçek hürriyet İslam’mış, gerçek sevinç ve neşe İslam’mış” diyecekler inşaAllah. Onlar zannediyorlar ki birçok şeyden mahrum kalacaklar. Yani ne yiyecek, ne içecek, ne eğlenecek, ne mutlu olacak, ne gülecek? Halbuki şu ana kadar sürünüyorlardı, bundan sonra mutlu olacaklar. Yani hiç bilmedikleri güzellikleri görmüş olacaklar. Tahmin edemiyorlar. Yani kafalarındaki modeller malum modeller akıllarına geliyor. O malum modeller zaten Kuran’ın şirk diye, müşrik diye karşısına aldığı model. Kuran’da müşrik denilen kişiler onlar zaten. Bağnaz, gerici, Hz. Ali’ye düşman, Hz. Hasan’a, Hüseyin’e düşman, ehl-i Beyt’ten nefret eden ve bunu sinsice gizleyen bazı karanlık tipler. Bunlar hayata karşıdır, sevince karşıdır, neşeye karşıdır, gülmeye karşıdır. Sadece ağlamayı ister bunlar. Bir yere doluşacak, sıkışacak, orada kalacak. Güzel giyinmeyecek, güzel yemeyecek, güzel içmeyecek, sevinmeyecek. “Sevinme ağla” diyor. Niye ağlasın Müslüman? Hayır, ağlarım ben, Allah aşkından ağlarım, Allah’a sevincimden ağlarım. Durduk yere niye ağlasın Müslüman, değil mi? Havada bulutu görüyor, ağlıyor. Yahut mesela yolda geçenleri görüyor, ağlıyor. Öyle şey olur mu? Müslüman dinç ve sağlıklı insandır. Ruhu dinçtir ve sevgi doludur. Etrafına sevgi yayar. Pozitif elektrik bütün dünyayı kaplayacak Mehdiyet devrinde. Yani durduk yere neşe gelecek insanlara inşaAllah. Şu an insan mesela karamsar kalkıyor sabah kalktığında. Büyük bölümü, yani yüzde 99’u öyle. Değil mi? Mesela rüyası da kabus, gündüzü de kabus adamların. Yazık değil mi bu? Böyle hayat olur mu? Allah bizi bunun için yaratmadı ki. “Allah insanlara zulmetmez” diyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanlar kendilerine zulmediyor” diyor. Yani demek istediği şu Allah’ın; Benim söylediğim ahlaka uysanız, Kuran ahlakına uysanız, ben sizi bereket, bolluk ve sevinç içinde yaşatacağım ve sizin mutlu olmanızı sağlayacağım diyor Allah. Ama siz Kuran’dan uzaklaşıyorsunuz. Ben de ekonomik kriz meydana getiriyorum, mutluluğunuzu alıyorum, sevincinizi alıyorum, güzelliğinizi alıyorum, dinçliğinizi, sağlığınızı, her şeyinizi elinizden alıyorum ve başınızın derdine düşüyorsunuz diyor Allah. Beni unutursanız, Ben de sizi unuturum diyor Allah. Ayet var, Kuran ayeti var. “Onlar beni unuttular, ben de onları unuttum” diyor. Şu an Allah birçok insanı unuttu. Yani bizim anladığımız anlamda unutmuyor tabii. Eziyor Allah yani çünkü belasını arıyor, Allah da veriyor; konu bu. Kurtuluş; bu kadar nimeti veren, bizim sahibimiz olan Allah’a karşı coşkun bir muhabbet ve sevgidir. Allah sevgiyi istiyor yani. Asıl buradaki konu budur; sevgidir. Beni sevin diyor, Ben de sizi seveceğim diyor Allah. Benim yarattıklarımı sevin diyor çünkü sevgi olmadan Allah olmaz haşa. Yani Allah olduğunda mutlaka sevgi vardır. Allah var, sevgiyle vardır Allah. Yani Allah’ın bir güzelliğidir sevgi. Mesela bazıları diyor; sevgiye ne gerek vardı? Şuna ne gerek vardı? Buna ne gerek vardı? Haşa o zaman Allah’a ne gerek vardıya getirir o. Olmaz. Allah sonsuz mükemmelliktir. Sonsuz mükemmellikte en güzel süslerden bir tanesi de sevgisidir. Ve dolayısıyla Allah bizim sevgiyi mükemmel yaşamamızı istiyor. Kuran olmadan da bizim sevgiyi yaşamamız mümkün değil. Mesela adam gidiyor diskoda hopluyor, zıplıyor, kendini havalara atıyor. Ben bazen Fashion TV’yi seyrediyorum, bakıyorum; dilini çıkaranlar, parmağıyla işaret edenler falan. Çılgın hareketler, elinde viski şişesini sallıyor, kendini yerden yere atıyorlar falan. Bakın ben onlar mutlu olsa hissederim, bilirim. Mutlu değiller. Ayrıca neden biliyorum biliyor musunuz? Ben bu tip insanlarla görüşüyorum da, buradaki insanlarla. “Eğleniyor musun? Samimi olarak söyle” diyorum, yani asla ve kesinlikle, hiçbiri eğlenmiyor. Adam bambaşka şeyin derdinde oluyor. Orada o kim bilir birini dolandırmanın peşinde oluyor, bir birini kandırmak veya birine hava atmak yahut birini kızdırmak, birini rahatsız etmek. İşte kafasına birbirinin bir şey atsın, bilmem ne yapsın, laf soksun. Yani mutluluk olmuyor. Zaten bir kere orada insan kendini, canını güvende görmez yani orada, yani var o tip yerler değil mi? Karanlık, izbe falan. Kimi esrar içiyor, kimi eroin içmiş gelmiş, kimi kokain çekmiş, kimi mafya mensubu, kimi katil. Ne olduğu belli değil adamların. Yani iyi insanlar da var, makul insanlar da var ama seçmek mümkün değil. Kimin ne olduğu belli değil ve onların içerisinde hoplaya zıplaya olmaz. Yani insan güvendiği insanların içinde mutlu olabilir. İnsanın en büyük ihtiyacı, konfor olarak, güvendir. Güven oldu mu, rahatlar. Mesela Cennet’te ilk sunulan bilgi ne biliyor musunuz? “Esenlik ve güvenlikle girin” deniyor. İlk verilen garanti budur; güvenlik. Yani “selam size” diyorlar, “esenlik ve güvenlikle girin.” Güvenlikten dolayı ferahlıyor insanlar. Hiçbir anormallikle karşılaşmayacaklar demektir. Yani hiçbir acıyla karşılaşmayacaklar anlamına geliyor. Böyle bir şeyi sundun mu bir insana onun bütün hücreleri, bütün vücut hücreleri bayram eder. Yani gerçek sevgiyi yaşayan insan adeta boğulacak gibi olur sevinçten. Yani beyni tam çalışır, bütün vücudu tam çalışır. Çok sağlıklı ve güzel olur öyle insanlar. Yani ölümü de güzeldir, dirimi de güzeldir; her şeyi güzeldir öyle insanların. Sürekli sevinç içinde yaşamanın yolunu Allah bize gösteriyor. Eğer Kuran’a uyarsanız, bana uyarsanız diyor Allah, dünyada da Ahiret’te de sizin mutlu olmanızı sağlarım diyor. Ne güzel mesela rengarenk, güzel bir dünya yaratmış. Bir de insanlarda çok güzel tecelli ediyor Allah. İnsanın ruhunda Allah’ın tecellisini görmüş olmanın bir sevinci oluyor. İşte bu Ahiret’te bu çok çok daha yoğun. Bu dünyada biraz perdeliyiz. Yani nurumuz tam görünmüyor. Cennet’te bütün keskinliğiyle görülecek ve Cennet’te acz de yok. Acz zaten mucize yaratılması. Yani görüntünün içinde acz olması mucize. Başka açıklaması yok.
Aklındakini bana söyle.
SUNUCU: Söylediğiniz cümledeki kelime; acz.
ADNAN OKTAR: Acz. Evet, yani acz demek; mesela insan hastalanır, uyur, uyumaya ihtiyacı vardır, üşür. Mesela Cennet’te özellikle belirtiyor Allah: orada diyor ne sıcaktan rahatsız olacaksınız, ne soğuktan rahatsız olacaksınız. Bak özel yaratıldığı anlaşılıyor sıcak ve soğuğun. Sıcak ve soğuk ne biliyor musunuz? Dışarıda sıcak ve soğuk diye bir şey yok. Beynin atomun titreşimini yorumlamanın meydana getirdiği hisse deniyor sıcak ve soğuk diye. Yani titreşimi böyle yorumluyor beyin, ruhumuz. Yani tamamen onun yorumuna bağlı. Yani mesela yorumlamasa soğuk ve sıcağı hiç duymayabilir. Hiç hissetmeyebilir. Mesela Cehennem’de melekler var. Hiç hissetmiyorlar sıcağı. Yani gayet mutlular, son derece rahatlar. Cehennem etkisi hiç yok üstlerinde. Yani rahatsız da değiller ayrıca bakın Cehennem’de. Bu, çok önemli. Bütün ömürleri Cehennem’de geçiyor, son derece mutlular. Allah’a ibadet ediyorlar, sevinç içindeler. Yani Cennet rahatlığı içindeler Cehennemin içerisinde. Allah’ın verdiği hisse göre ama Cehennem ehline verdiği histen dolayı Cehennem ehli perişan oluyor, müthiş rahatsız oluyorlar. Aynı yerde melekler var. Mesela 19 tanedir Cehennem zebanileri. Onların sayısını Allah “bir fitne, bir imtihan kıldık” diyor. Kuran ayeti var biliyorsunuz. Kuran’da 19’da kodlanmış bir sistem de vardır. Bunu biliyorsun değil mi Yasemin? 19 ve katlarından oluşan bir sistem vardır. Tamamında değil ama birçok yerinde var Kuran’ın. Doğru olanları biz tespit ettik. Bizim sitemize girenler oradan görebilirler.
SUNUCU: Cennette ailelerimiz veya orada bir şekilde yine aynı ailemiz mi olacak yani?
ADNAN OKTAR: Evet. Min zevcetin, min zürriyetin yani zevceleri ve zürriyetleri, yani eşleri, nikahlı eşleri ve zürriyetleri; kardeşleri, annesi, babası orada oluyor ama müminseler tabii. Mesela Nuh’un (a.s.) hanımı dinsizdi. O Cehennem’de, Nuh (a.s.) Cennet’tedir. Lut’un (a.s.) hanımı mesela, Lut (a.s.) Cennet’tedir, hanımı Cehennem’dedir. Hz. İbrahim’in (a.s.) babası Azer mesela Cehennem’de; babasıdır, kendisi Cennet’te. Yani ailece olduğu gibi Cennet’e girme mümkün değil, ancak iman ehliyseler mümkün. Onun için insan eşini seçerken dikkatli seçecek. İşte yakışıklı, parası var, pulu var, katı var, yatı var demeyecek. Sonra katı, yatı falan öldüğünde biliyorsunuz hepsi bitiyor. Morga götürdüklerinde, adam yıkamaya başladığında o hiç artık ne katı, ne yatı hiçbir şey etki etmez. Toprak olurken, bayağı derine de koyuyorlar yani sorun çıkmasın diye, inşaAllah. Ve kısa sürede ömür bitiyor. Onun için geçici dünya hayatına aldanıp hatalı hareket etmemek lazım. Takvayı ve Allah’ın rızasını esas almak lazım her şeyi seçerken. Ben mesela elimden geldiği kadar Allah’ın rızasını esas alarak hareket etmeye çalışıyorum. Mesela elime bir para geçerse mutlaka Allah rızası için kullanmaya çalışıyorum. Bir imkanım olsa mutlaka Allah rızasının en çoğuna göre. Çünkü mesela ben şimdi Allah’ın rızasının en çoğu buraya gelmemde de olur, ama gidip gezebilirim, gideceğim birçok yer var, gidebileceğim yerler var. “Bizim çocuklar da röportaja devam etsin” diyebilirim. Yani vicdanen rahat edebileceğim bir şey. Ama benim etkim daha çok oluyor. Yani kardeşlerimin etkisinden daha çok oluyor benim duyduğum, bildiğim inşaAllah. Yani Allah bana böyle bir manevi etkileme imkanı vermiş. Ben bunu fark ettikten sonra zaten hayatın bütün yönlerinden çekildim. Yani bütün vaktimi ve dikkatimi İslam’ı, dini yaymaya veriyorum. Ve çok coşkun, Allah’a karşı sevgim ve kararlılığım. Ve sürekli de meydan okuyorum, duyuyorsunuz, görüyorsunuz. Onar onar, beşer beşer gelin diyorum. Hiçbir şey de olmuyor Allah’ın hikmeti. Yani ne yapmam gerekiyor bilmiyorum bunlara ben yani. Aklıma gelmişken söyleyeyim. Bunlar derken iddia edilen Ergenekon örgütü de aklıma geldi. Ben milletimden istirham ediyorum. Bu anayasa değişikliği konusunda, bakın hükümetin birçok görüşüne katılmıyor olabilirler. Çok makul, hiçbir şey demiyorum. Birçok uygulama ve icraatlarına katılmıyor olabilirler. Bu da çok makul ama hukukta ve yargıda yapılacak yenilemede ki yani kısmen güçlü bir yenileme oluyor. Yani ama bu kadarına da biz razıyız. Bu kadarına da razıyız biz şu an. Mutlaka olumlu destek verilsin hükümete, mutlaka. Yani bakın inanın, hayat memat meselesi. Türkiye çok tehlikeli bir dönemeçten geçiyor. Yani Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yıkmaya yönelik bir dev yapılanma yerle bir edildi şu an. Ve onların uzantılarının çırpınması var. Böyle bir çalışmada hükümeti yalnız bırakmak çok büyük bir hata olur. Yani siyasi manevranın da sırası değil. Yani hükümetin icraatlarına karşı olmak son derece normal. Ben ona bir şey demiyorum. Ama böyle hayati bir konuda, adam seni kesecek mi kesmeyecek mi buna karar verilecek gibi. Yani bazı konular bunu andırıyor. Bu konuda hükümete mutlaka destek olunması lazım. Yani çok vahim bir bozukluk ve eksiklik var birçok yerde. Bunun düzenlenmesi ve düzeltilmesi çok hayatidir. ‘Yapsınlar, biz de seyrederiz’ olmaz. Yani ev toplantılarında, sohbetlerde, konuşmalarda, gazetede, basında sürekli bu desteğin sağlanması lazım. Çünkü iddia edilen Ergenekon Örgütü, zıt yönde köşeye sıkıştıkları için yani yargı, kaleleri olduğu için paniğe kapıldılar ve sistemlerinin bozulmasını istemiyorlar. Bakın ben iki yıl önce dedim. En tehlikeli, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün en tehlikeli yapılanması, yargı içinde dedim. Yargının içinde çok mükemmel, değerli hakimlerimiz var, savcılarımız var büyük bir bölümü böyle. Ben hepsini takdir ediyorum ve saygı duyuyorum. Ama içlerinde çok kanı bozuk olanlar var. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kölesi olmuş adamlar; tehditle, baskıyla veya çıkarla. Bu, Türk-İslam Birliği’nin karşısına dikilmiş dev bir tehlikedir, mühim bir tehlikedir. Bakın 3 milyon Müslüman’ı katletmek üzere hazırlık yapıyorlardı. Ve büyük bir belanın ucundan döndük biz. Yani o yönde Allah razı olsun hükümetten. Ama diğer konularda yerden göğe kadar haklı olabilirler. Ben ona hiçbir şey demiyorum. Yani onlar tartışılır. Fakat bu konuda ben bahane kabul etmem. Yani Ahirette de, dünya da da bu sorumluluğu var bunun. Ben söyleyeyim. Çünkü daha mükemmel olacakken, mükemmeli durdurmak çok acayip olur. Neden Avrupa ölçüsünde bir yargı yapılanması olmuyor da, bazı kişilerin istediği gibi olması gerekiyor değil mi? Yani bunu iyi niyetle isteyen kişiler var. Mesela yargıda değişiklik yapılmasını istemeyen kişiler var. Bir kısmı samimi bunların. Ben bunlara bir şey demiyorum. İyi niyetle hakikaten, bakış açısında hatalar olmakla beraber iyi niyetliler. Ama bir kısmı bu kahpe örgütün, iddia edilen Ergenekon örgütünün menfaatleri yıkılacağı için panik halindeler. Hayati nokta burasıdır. Onun için var güçleriyle milletimiz destekçi olsun. Bu badireden mutlaka çıkalım. Yani Avrupa ayarında, hatta daha da üstün bir hürriyet anlayışımız olsun. Hukuka tam güvenelim. Bir gönlümüz rahat olsun. Elini sallayan istediğini yapmasın. Bakın biz, çok yargılandığım için ben biliyorum. Halen de davalarımız devam ediyor. Öyle çetrefil, öyle pis dolaplar dönüyor ki yargının içerisinde. Öyle tehlikeli ataklar yapılıyor ki mesela bir insanı, kendimden de biliyorum, mesela bize bir davanın açılması o kadar kolay oluyor ki. On kişiyi ayarlıyorsun, onar milyar yahut yirmişer milyar veriyorsun adamlara. Al sana dava, o kadar. Adam verdiği ifadeden haberi yok. İki sayfa yazmışlar adama, altını imzalıyor, “al on milyarını, git” diyor. “Sen bak gizli şahitsin sen. Zaten senle bir daha muhatap olmayacağız biz” diyor. “Hiçbir sorumluluğu yok. Ne anan bilecek, ne atan bilecek kimse bilmeyecek” diyor. “Konu kapanacak. İmzanı atıyorsun, paranı alıp çekip gideceksin, bu kadar” diyor adam. Ve ikna ediyorlar. Götürüyorlar, adama ezberletmişler ifadeyi, konuşmayı. Adam su gibi ezberlediklerini orada anlatıyor. Savcı da bilemez tabii, onu samimi ifadesi zannedecektir. Altına imzayı atıyor. “Buyurun dava başladı” diyor. Haydi bakalım. Aksini ispat edebilirsen, et. Yani çok vahim ve çok karanlık olaylar dönüyor. Bunların tamamını tıkayacak çok güçlü bir adalet ve hukuk anlayışına Türkiye’nin ihtiyacı var. Yani bugün bana, yarın size. Ben dedim ki; bakın bize yapılanlar yarın sizin başınıza gelir dedim biz 1999’da tutuklandığımızda. Bakın yarın siz de bas bas bağırırsınız, dedim. Bakın birçok bize oyun oynayan, şimdi kendisi bağırıyor değil mi? Hatta bunların dışında olarak, ikinci vaka olarak mesela Adil Serdar Saçan’a dedik ki; işkence güzel bir şey değil dedik. Kötü bir şey dedik, yanlıştır. Gözaltında olan insanlara acı çektirilmemesi gerekir dedik ki şu an yargılanıyor bilmem kaç bin yıl hesabıyla yargılanıyor şu an. Tabii yargının sonucuna biz saygılıyız. Ama bak çıktı dedi ki, “cezaevi şartları çok zor” diyor. “Emniyetteki şartlar da çok zordu. Günlerce ben uykusuz kaldım” diyor. Sen bizi gözaltına aldığında elimiz kolumuz bağlı, gözlerimiz bağlı, yedi gün beton üzerinde oturtmadın mı sen peki? Bak beyefendi iki güne tahammül edememiş, uykusuzluğa. Sen bizi yedi gün uyutmadın. Gözlerimiz bağlı, elimiz arkadan bağlı olarak, değil mi? Ben hakkımı helal ediyorum, bir şey demiyorum da. Yani, ama bak dedim bak değil mi? Yani bugün başkasına gelen, bir başka gün başkasına gelebilir. Ki ben zannetmiyorum Emniyet’te de öyle bir şey olduğunu da ayrıca çünkü şu an daha iyi şartlar, kıyas olmaz. Bir kere avukat yanında ifadenin alınması gerekiyor. Avukat olmadan alınan ifade geçersiz. Bizim zamanımızda öyle bir şey yoktu ki. Yani bütün arkadaşlarımın büyük bölümünü sakat bıraktılar. Adli Tıp raporları var. İşkencede sakat kaldı çocuklar. Şimdi işkence sonucunda gel şuraya imza at denilince ne yapman gerekir? Oradan bir an önce kurtulman için başka ne çare vardır? Yani daha da kalıp iyice mi, tamamen elin kolun tutmaz hale gelmesini mi bekleyeceksin? Atayım imzayı da çıkayım diyeceksin. Başka ne çare olabilir? Attık imzayı, çıktık. Dediler ki “sen yapmadım, etmedim demek olmaz” dediler. “Şimdi bunların hepsini, dediklerinin hepsini, tek tek olmadığını ispat edeceksin” dediler. Bakın yani sistemin ilginçliğine bakın. Yani adam sana zorlan bir şey söyletiyor. Bir insan kendisine “Ben çeteyim”, “Ben şunu yaptım, ben bunu yaptım” velev olsa bile, bir insan kendine çete der mi? Bir insan kendine hakaret eder mi? Akıl almaz iftiralarda bulunur mu kendisine? Bu işkencenin açık delili değil mi zaten? Sonra dediler ki; ispat edeceksin. Biz yani 170 klasör mü ne oldu, daha hala ispatla uğraşıyoruz. Nasıl ispat edeceksin? Yani bilirkişiden rapor alıyoruz, şahitler getiriyoruz, şunu getiriyoruz, bunu getiriyoruz. Bakın 10 yıldan beri uğraşıyoruz ispatlamak için, 10 yıldan beri. Mesela 6 sayfa bize zorla söyletilen sözün, işkenceyle söyletilen sözü, bu böyle değil, halbuki normalde sen suçun tespit edilir net delillerle değil mi? Hiç lamı cimi kalmaz. Sen o iddianın yanlışlığını ispata çalışırsın. Yani değil mi? Sen olmadığını ispata çalışırsın ispatlanan bir şeyin. Burada sistem böyle değil. Sen bir şey söylüyorsun. Sen onu ispat et diyor olmadığını, sistemde. Şimdi biz kanuna, hukuka saygılıyız ama bunun mutlaka düzeltilmesi lazım, bu sistemin. Burada bir yanlışlık ve eksiklik var. İşte bizim hükümeti desteklediğimiz nokta bu. Bunu herkes istiyor ve herkesin istemesi gerektiği de açık. Ama iyi niyetli, samimi yapılan çalışmaların hepsini tenzih ediyorum tabii. Samimi insanları tenzih ediyorum. Samimi her türlü fikri ve eylemi, hukuki her türlü çalışmayı tenzih ediyorum. Ben samimiyetsiz olan üslupları kastediyorum.
SUNUCU: Bir dakikamız kalmış, biz de kapatalım. İzninizle.
HarunYahya.Tv sitesinden yayınları 24 saat izleyebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bizle ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve ASU TV ekranlarından izleyebilirsiniz. Programımıza son veriyoruz. İyi geceler diliyoruz.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...