SUNUCU: Merhabalar değerli izleyenler. Yayına HarunYahya.Tv’den devam ettiğimiz ‘Gece Sohbetleri’ başlıyor inşaAllah. Soru ve görüşlerinizi bize göndermek isterseniz ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresini kullanabilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak edinebiliriz. Hoş geldiniz Hocam, hoş geldiniz Altuğ Bey.
ADNAN OKTAR: Sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.
SUNUCU: İyisiniz inşaAllah Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamd olsun, sizleri de çok iyi gördük. MaşaAllah maşaAllah. Elhamdülillah.
SUNUCU: Nelerden bahsedeceğiz Hocam bugün?
ADNAN OKTAR: Ben dünkü misafirimizden bahsetmeyi düşünüyorum. Değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, çok güzeldi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne dedi Hocamız dün, sen dinledin mi?
ALTUĞ BERKER: Hocam, Bediüzzaman Hazretlerinin yaşayan bir kaç talebesinden biri olan Seyyid Salih Özcan ağabeyimizi, Hocamızı davet etmiştiniz. Lütfetti, şeref verdi, geldi kendileri. Siz sordunuz onun Üstad’la Mehdiyet hakkında karşılıklı konuşmaları vardı. Şunu anlattı: Üstad’ın yanına gittiğinde bir soru geldiğini, mektup geldiğini ve Mehdiyet konusu açıldığını. Üstad’ın kendisine başına hafifçe vurup ‘Keçeli Keçeli ben Mehdi’yi görmeyeceğim ama sen göreceksin’ dediğini anlattı Hocam. Ondan sonra siz Hz. İsa (as) ile ilgili sordunuz, onunda vücuduyla, nuzülünün kesin olduğu şahs-ı manevi olmadığı ve şahıs olarak nüzul edeceğini açıkça ifade etti inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi benim çok şaşırdığım, hayret verdiğim bir durum var. Bediüzzaman Mehdi (as)’ın geleceğini açıkça söylediği halde, hemen hemen hiçbir Nur talebesi grubunda, bu konuyu ön plana alan yani bu çok şaşırtıcı bir şey. Değil mi? Çok hayret verici, çok önemli bir konu. Bir üslup ben göremiyorum. Yani eğer bizim üslubumuz yanlışsa ben düzeltmek isterim yani. Bu konu hakikaten anlatılmaması gereken bir şeyse bir konuysa, yani Mehdi (as)’ın çıkacağı. Çünkü Bediüzzaman bunu yüzlerce sayfa açıklamış. Gizlenmesi gerekiyorsa ben de gizleyeyim. Ama açıklanması gerekiyor ki açıklamış Said Nursi. Bu ne Mine Hocam? Ben tam anlayamıyorum. Biz bir hata yapıyoruz herhalde ama tam çıkaramadım ben.
SUNUCU: Bir şeyleri kabul ettiğiniz zaman, onun getirdikleri sorumluluklar var Hocam. Onlardan kaçınmak olarak görüyorum ben. Yani kabul ettikleri zaman, bana kalırsa kalben tasdik ediyorlar ama. Dil ile tasdik etmemelerinin sebebi üzerlerine sorumluluk alacağı. Bu ağır yükün altına da herkes girmek istemeyebilir diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Sen ne diyorsun Berker?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Ben Mehdiyet’in harika yönlerinden biri olarak düşünüyorum Hocam. Birçok harika yönü var. Bunu da öyle addediyorum yani Mehdiyet’in bu kadar güzel, teferruatlı ve gerçekçi tam tarif eden bir müceddidin takipçilerinin bu şekilde olması başka türlü açıklayamıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak annenle de konuştuk şimdi yukarıda, genellikle diyor bizim duyduğumuz; şahs-ı manevidir veya Risale-i Nur Külliyatı yani eserleri Mehdi (as)’dır.
SUNUCU: Eserleri evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Peki biz en iyisi yine bu Risale-i Nur’u iyi bilen ağabeylerle görüşelim. Yani ne yapmamız gerekiyor? Ben bilmeden bir hata yapıyorsam bunu düzeltmeyi çok istiyorum. Anlatılmaması gerekiyorsa. Hayır ben ne diyeyim mesela şimdi diyor ki: Kastamonu Lahikası, 72. “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri,” Risale-i Nur Külliyatı’ndan bahsediyor Said Nursi diyor ki “asıl sahipleri” Risale-i Nur Külliyatı’nın “asıl sahipleri yani Hz. Mehdi (as) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” Şimdi ben bu kısma geldiğimde bu yazıyı okumayıp geçeyim mi yani? Nasıl yapayım? Onu bana bir öğretsinler, ne diyeyim buna? Açıklayayım?
ALTUĞ BERKER: Hocam açık. O pasaj da çıkarmışlardı galiba Mehdi (as) ve şakirtleri bölümünü en son söylediğiniz.
ADNAN OKTAR: Evet şu kelimeyi çıkartmışlar, “Mehdi ve şakirtleri” ni çıkartmışlar. Ama çıkartsa bile yine kurtarmaz onlar açısından. “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri, Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir,” eğer o kelimeyi çıkarırsak, o cümleyi çıkarsak yine olmuyor. Çünkü kim gelecek? Asıl sahibi kimdir diyeceklerdir değil mi? “O daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” Bak diyor ki: “Ve anladık ki, bu hizmetimizle” Bediüzzaman’ın bir hizmeti var değil mi? Çalışması var. Hizmetini külliyen olduğu gibi ortaya koyuyor tamamını, “bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz.” Ortam hazırlıyoruz. “O ileride gelecek acib şahsın” Kim bu ileride gelecek acib şahıs? Yani bu nasıl ilgilendirmez bir insanı? Bak diyor ki: “O ileride gelecek acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum.” Bak ileride birisinin geleceğinden bahsediyor, acib bir şahıs. Onun ben hizmetkarıyım diyor, ona yer hazır ediyorum diyor, dümdarıyım diyor. Yani yer hazırlayan, ona zemin hazırlayan bir çalışma yapan bir kişiyim diyor. “....ve o büyük kumandanın” Bir kişi bu, büyük kumandan “pişdâr bir neferi olduğumu zannediyorum. Öncü bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor. Şimdi bu nasıl Risale-i Nur’a yorumlanır? Yani şahs-ı maneviye Risale-i Nur’a da uygun olmuyor bu ifade. Değil mi? Peki bu böyle ne zamana kadar gider sence Mine Hocam? Bu anlamazlıktan gelerek?
SUNUCU: Hak yerini bulduğu zaman inşaAllah. Hakikat cereyan ettiği zaman, o zaman kimsenin söyleyeceği bir şey kalmaz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben mesela Nur talebesi olduğumu diyeyim, yani olmadığımı düşünelim yeni gelmiş bir insan olarak. Ben böyle bir yazıyla karşılaştığımda, bu zat kimdir demez miyim? Bak mesela “o zatın ikinci vazifesi şeriatı icra ve tatbik etmektir” diyor. “O zat”, yani İslam’ı icra ve tatbik etmektir diyor, dünya çapında. “Birinci vazife, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli itikad ve ihlas ve sadakatle olduğu halde.” Bakın Mehdi (as)’ın üç özelliğinden bahsediliyor. İtikad -kuvvetli itikad, kuvvetli inanç-, ihlas samimiyet ve sadakat. “Sadakatle olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.” diyor. Bakın “Hilafet-i İslamiye’yi İttihad-ı İslam’a bina ederek, İsevi Ruhanilerle ittifak edip dini İslamiye’ye hizmet etmektir. “ diyor. Üçüncü vazifesi. Hıristiyanlarla ittifak edecek diyor, İttihad-ı İslam oluşacak diyor, bunu bina edecek diyor. “Hilafet-i İslamiye’ye yani Müslümanların liderliğini, Müslümanların liderliğini İslam Birliği üzerine bina ederek İsevi Ruhanilerle ittifak edip, dini İslamiye’ye hizmet etmektir.” diyor. Benim anladığım herhalde, bu konuyu biraz dondurup bekle-gör tarzında bir şeye girmiş olabilirler gibi geliyor bana. Hani duruma göre mi olayı değerlendirmek istiyorlar? Ama böyle Nur talebeliği nasıl olacak ki yani? Bediüzzaman’ın dediklerini insan anlamazlıktan gelirse, Peygamberimiz (sav)’in sözlerini anlamazlıktan gelirse, nasıl insan kendine güvenebilir? Yani Nur talebesi olmanın huzurunu, yani o samimiyeti insan nasıl kendinde elde eder? Mesela bir Nur talebesi olduğumu düşünüyorum, vicdanen çok rahatsız olurum ben bunu anladığım halde nasıl anlamazlıktan geleyim? Yani nedir diye araştırılması lazım bunun.
ALTUĞ BERKER: Belki sizin yaptığınız gibi Hocam, böyle yaşayan Üstad’ın talebelerinden sorarak en azından şey yaparlarsa.
ADNAN OKTAR: Yani talebesi, artık sır katibi artık. Yani onun, Üstad’ın hayattaki en önemli manevi talebelerinden bir tanesi. Hocamız, Seyyid Salih Özcan. Yani Risale-i Nur’da övülen, anlatılan değil mi? Bediüzzaman’ın her konuda güvendiği, Risale-i Nur’un neşrinde de ona güveniyor, Türkçe’ye çevrilmesi görevini ona veriyor. Birçok harikaları, kerametleri gören bir insan Bediüzzaman’ın yanında. Ve has talebelerinden değil mi? Onun sırlarına vakıf, konuşmaları birçok yerde Risale-i Nur Külliyatı’nda geçiyor. O kişi diyor, Mehdi (as)’ı sen göreceksin dedi diyor. Kaç yaşına gelmiş, yani değil mi? Bir dahaki yüzyıla bellli olmayacağı o yaştaki bir insanın. Sen göreceksin deyince, yani bu seneler de onun görmesi lazım Mehdi (as)’ı.
ALTUĞ BERKER: Bir de siz daha iyi bilirsiniz Hocam, dün birkaç Üstad’ın kerametini anlatırken kendi şahsıyla ilgili; birincisi hapse girmeyeceksin demiş girmemiş, devlet reisiyle görüşeceksin demiş görüşmüş. Ne dediyse Üstad aynen yaşamış Hocam. Mehdi (as)’ı göreceksin dediyse herhalde göz görmesiyle bile görebilir insan.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela kabrimin yerini bilmeyeceksin demiş. Bilmiyor, şu anda kabrini bilmiyor. Mehdi (as)’ı da göreceksin demiş, yüz yüze onunla görüşeceksin demiş. Değil mi Mehdi (as)’ı göreceksin, dünya gözüyle göreceksin diyor. Bana bunu dedi diyor, Sungur ağabey de söylüyor. Yok diyorlar Risale-i Nur Külliyatı’dır Mehdi (as) diyorlar. Yani ne diyelim ben, merak edip sormuyor mu gençler falan? Nasıl oluyor bu şey diye? Bu nasıl olur? Mesela sen bir Nur talebesi olduğunu düşün, yani gitsen toplulukta yani bu kadar açık bir hükmü, açıklamayı nasıl bir insan kapatabilir?
ALTUĞ BERKER: Aslında daha da cezbeder beni; atlanarak okunduğu zaman, orada bir şey olduğundan emin olurum bir hakikat varsa eğer. Aslında talebelerin dönüp araştırması gerek Hocam. Onlar işte Hocamıza daha yakınlar. Dün akşam bizimle beraberdi mesela. Onlar daha yakınlar, daha çok dinleyebilirler, sorabilirler. Daha hakikat daha yakınlarında yani, öğrenmeleri açısından.
ADNAN OKTAR: Yani bilmiyorum ne gözle bakıyor Seyyid Salih Özcan Hocamıza da bir kısmı, yani sevenleri çok da. Alakasız olanlar da vardır belki. Çünkü Sungur ağabeyi de bir kısmı seviyor ama bir kısmı biraz uzaklar. Şimdi kitaplarına tabi olmuyorsa bir insan, talebelerine inanmıyorsa, nasıl Nur talebesi oluyorlar? Yani harika bir durum var. Dediğin gibi olay harika, açıklanacak bir yeri yok.
SUNUCU: Geçenler de sormuştum Hocam, günümüzde tam işareti olan bir madde var mıdır diye Mehdiyet’le alakalı, şimdi önümüzde diyeceğim, inşaAllah. Tam önümüzde, hani önümüzde görebileceğimiz. Bir sonraki adımda, evet bu da delillerinin arasındaydı yaşadık diyebileceğimiz bir madde söylerseniz bana çok sevinirim.
ADNAN OKTAR: O kadar çok alamet var ve o kadar fazlası çıktı ki geriye çok az kaldı. Ama Hamiyet-i İslamiye’nin feveran etmesi var. Yani onun için de büyük olaylar mevzu bahis. Yani büyük olaylar. Daha onları görmediler. Yani o anlamda büyük olaylar daha görülmedi. Yani zeminde çok görüldü de, fakat böyle sivri, keskin, daha da hareketlendirecek bazı olaylar olacak. Bunları görecekler. İnşaAllah. Yoksa zeminde kitlevi olarak görüldü yani bu yeterli zaten. Ana anlamda tamam. Ama bazen böyle tetikleyen olaylar olur, yani olayları. Bunları görecekler inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Berker Hocam sen bir şey söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Büyük olaylar olacak demiştiniz, ondan sonra hakikaten dünya üzerinde iki büyük deprem oldu Hocam. Bir büyük sel oldu, bu bir iki hafta içinde oldu.
ADNAN OKTAR: Kırgızistan’da ayaklanma oldu.
ALTUĞ BERKER: Kırgızistan’da ayaklanma oldu. Dün Polonya Devlet Başkanı, Genelkurmay Başkanı ve heyetinin uçağı düştü. Yani böyle bir şey çok uzun yıllardır yaşamadığımız, görmediğimiz büyük bir olay. Söylediğiniz gibi hepsi vuku buluyor, ama birebir etkileyecek herhalde daha büyük olaylardan da bahsediyorsunuz Allah-u alem Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet yani o tip olaylar Müslümanların hamiyet hislerini çok arttırıyor. Yani koruma hissini. Mesela farzedelim Filistin’de bir olay olduğunda heyecanlanıyor Müslümanlar. Ama bir türlü bunun çözümü Türk-İslam Birliği’dir diyemiyor birçok insan. Böyle bir sorun var. Kardeşim bak yani, ilginç orada da bitmiyor. Hadi Mehdi (as)’ı ağzına almak istemiyor diyelim, Hz. İsa (as)’dan bahsetmek istemiyorlar diyelim. Peki İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini bir Müslüman nasıl istemez? Yani haftada bir kere söylese bir insan ne kaybeder? İslam ahlakı dünyaya hakim olmalı, diyecek bu kadar yani başka bir şey demeyecek. Bunu da demiyorlar. Ama mesela akşama kadar Risale-i Nur Külliyatı okuyor hakikaten, başka kitapları okuyor anlatıyorlar. Her konuyu anlatıyorlar, ama Kuran dünyaya hakim olması için gelmiş bir kitap. Yani Kuran’ın dünyaya hakimiyetini istememek, mucize. Açıklanacak gibi değil. Mesela yanıp yakılıyorlar, Müslümanların çektikleri acılardan, ızdıraplardan yakınıyorlar. Diyoruz, Türk-İslam Birliği çözüm mü diyoruz? Tabii ki çözümdür diyor. Niye istemiyorsun diyorum? Cevap yok. Kardeşim yani dilini mi kesecekler? Yani dövecekler mi seni, öldürürler mi? Hakaret mi işiteceksin? Hapsetmezler yani, Türk-İslam Birliği’ni istiyorum demek suç unsuru olsaydı benim çoktan içeride hapiste olmam gerekiyordu şu ana kadar. Bir şey olmaz. Böyle bir konu yok. Şereftir Türk-İslam Birliği’ni istemek, gayet güzel bir şey. Değil mi? Hayır isteyenler var ama yetersiz. Böyle olmaz. Yani bütün halinde bunu ifade etmeleri gerekiyor. Şimdi bazı tipler oluyor böyle satanist matanist eski satanistler özellikle, tenzih ederim yani insan eskiden satanist olabilir de. Fakat, satanistlikten vazgeçtim diyor Müslüman oldum diyor, ama yine satanist devam ediyor kaldığı yerden. Fakat Müslümanların arasına sızmak için sadece satanistlikten vazgeçtiğini söylüyor. Bakıyoruz, fırsat kollayan tipler. Müslümanlara iftira atmak için, hakaret etmek için fırsat kollayan tipler. Almanya’dan da iki kişi gelmişti böyle. Genç böyle bodyci falan kılıklı tipler. Eskiden satanistmiş bunlar. Ben tabii riskli olduğu için görüşmedim, yani tamam Allah razı olsun dedim İslam’ı Kuran’ı okuyun yine. Türkiye’de kalmak istediler biraz. Kalın ne yapıyorsanız edin dedim. Baktım, Türkiye’deki satanistlerle bağlantıya geçmişler. Daha ortada fol yok yumurta yokken kendilerince muazzam bir atağa geçtiler birdenbire. Oyun oynamaya kalktılar. Ama ben önceden tedbirli olduğum için, biliyordum bunların ne yapacaklarını, derdest etkisiz hale geldiler. İnşaAllah. Bir de böyle bir şeytani faaliyetleri var. Yani buna da çok dikkat etmek lazım. Yani İslam’a hizmet gayesiyle değil de, sadece Müslümanların arasına girip fitne çıkarmak, Müslümanları müşkül durumda bırakmak için böyle vazgeçtik diye geliyorlar bazen. Bununda mutlaka tartılıp ölçülmesi gerekir. Yani samimiyetsiz insanlarla muhatap olmak, bunlarla konuşmak riskli olabilir Müslümanlar için. Bunu da ayrıca belirteyim. Bir de sanki ben böyle insanlara kabulü için böyle çırpınıyormuşum gibi böyle. Yani çırpınıyorum da onlar kabul ederse, ben büyük bir kurtuluşa erişecekmişim gibi bir üslup da olan kişiler var. Ben kimsenin kabulünü istemiyorum, yani ben Allah’ın benden razı olması benim için yeterli. Ben sadece burada Allah rızası için gayret ediyorum. Yani kendimi insanlara kabul ettirmek gibi benim bir çabam yok. En başından, öyle olsa zaten bu faaliyetlere hiç girmezdim ben. Yani Darwinizm’le zaten çatışmak, belasını araması demektir bir insanın. Komünizm’le çatışmak yine öyle, masonlukla çatışmak yine öyle. PKK ile, iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle çatışmak yine öyle. Ben riski göze alıyorum ki, değil mi insanların tepkisini kabul ediyorum ki, ben böyle faaliyetlere giriyorum. Dolayısıyla işte sen şunu şöyle yaptın, böyle yaptın o yüzden seni takdir etmiyorum, işte güvenmiyorum gibi ifadeler benim için hiçbir şey ifade etmez. Ben sadece Allah’ın rızasını hedeflediğim için, Kuran’a uyup, sünnete uymayı hedeflediğim için o tip üsluplardan hiçbir şekilde etkilenmem. Çünkü ben milyonlarca kere böyle bir üslupla karşılaşsam yine yolumdan dönmem. Yani normal devam ederim.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu edinmektedirler” yani eleştiriyorlar, işte espriler yapıyorlar, alay ediyorlar, yahut baskı yapıyorlar, psikolojik baskı yapıyorlar. "Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?" diyorlar. Biz bunun aynısını Mehdi (as)’da göreceğiz. Bak, “Seni gördükleri zaman,” Mehdi (as)’ı gördükleri zaman, “seni yalnızca alay konusu edinmektedirler.” Mehdi (as) ile de insanlar alay edecektir. İftira edecekler, hakaret edeceklerdir, baskı edeceklerdir ve “Allah’ın tebliğci olarak gönderdiği sen misin?”, bu mu diyecekler. "Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik,” küfür ne diyor bakın: "Eğer onlara karşı kararlılık göstermeseydik,” yani Müslümanlara karşı, “neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Neredeyse bizi Darwinizm’den, materyalizmden çıkaracaktı. Yahut neyse, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün ideoleojisinden çıkaracaktı. “Azabı görecekleri zaman, kim yol bakımından daha sapıkmış, öğreneceklerdir.” Bakın yol bakımından sapık görüyorlar ayrıca. Yani sapıklıkla suçluyorlar. Mehdi (as) da aynı şekilde suçlanacaktır. “Yol bakımından kim daha sapıkmış öğrenecekler” diyor Allah. “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” Biz kendi hevamıza göre değil, Kuran’a göre hareket etmekle mükellefiz. Kuran’ın dışında hareket edersek heva ve hevesimize göre hareket etmiş oluruz. Bakın, ayetin devamında diyor ki Cenab-ı Allah, Furkan Suresi, 52. ayette. “Öyleyse kafirlere itaat etme” yani küfre, İslam dışı cereyanlara itaat etme “ve onlara (Kur'an'la)” bakın Kuran-ı Kerim ile, “büyük bir cehd ver.” Mücadele ver. Ebcedi 1979. Mehdi (as)’ın çıkış tarihini veriyor. Hicri 1400. Bakın; “Öyleyse (din dışı hiçbir cereyana) kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cehd ver.” 1979. 53. ayette de hemen, 53. ayete dikkat edin. “İki denizi (birbirine) salıp katan O'dur;” bakın bir işaret var burada. Nereye işaret ediliyor? İstanbul, İstanbul Boğazı değil mi? İki denizin birleştiği yer. “İnsanı bir sudan yaratıp onu, neseb ve sihriyyet (sahibi) kılan O'dur. Senin Rabbin güç yetirendir.” Hz.Mehdi (as)’ın mezhebi, soyu nereye bağlı?
SUNUCU: Peygamber Efendimize (sav) ’e bağlı.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Seyyiddir. Bak mezhepten bahseden bir ayet, hemen devamında. Bunlar hep özel anlamı olan ayetler. Değil mi? 55. ayet: “Allah'ı bırakıp kendilerine yarar ve zarar sağlayamayacak şeylere ibadet ediyorlar.” Darwinizm’e, materyalizme yahut satanizme bağlanıyorlar. “Kafir, (asıl) kendi Rabbine karşı (şeytana) arka çıkandır.” Bakın, satanistler ve masonların, yahut dinsizlerin, veyahut farkında olmadan Darwinistlerin şeytana arka çıkmasından bahsediyor Kuran. Yani şeytanı desteklemelerinden bahsediyor. Hemen 56. ayete geliyoruz, Furkan Suresi: “Biz seni yalnızca bir müjdeci ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” Ebcedi 1981’i veriyor. Bak devam diyor, 56. ayet, ki 1956’ya bakıyor aynı zamanda. Çünkü Furkan Suresi 25. sure. 56. ayet. Çarptığımızda 56 ile 25’i çarptığımızda burada Hicri 1400’ü veriyor. Bakın, “Biz seni yalnızca” diyor Cenab-ı Allah, “bir müjdeci” ki Mehdi (as)’a bakıyor. Mehdi (as) Hz. İsa (as)’ın gelişini müjdeleyecek, İslam’ın hakimiyetini müjdeleyecek, Kuran’ın hakimiyetini müjdeleyecek. “Ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik.” Yani bir tebliğci olarak. 1981 tarihini veriyor. “De ki: "Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum."” Yani ben hiçbir ücret karşılığı bunu yapmıyorum, sadece Allah rızası için bunu istiyorum diyor. Amacım sadece sizin Allah’ın doğru yoluna, Kuran’a uymanız diyor. Bunu yaptığınızda ben sizden hiçbir şey istemiyorum. Bu benim için yeterli diyor. Ki Mehdi (as)’a da bakan bir ayet. “Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan” Hayy olan, “(Allah)a tevekkül et.” Müslüman Allah’a tevekkül edecek. Tebliğde çok önemlidir Müslüman’ın tevekkül etmesi, “ve O'nu hamd ile tesbih et.” Elhamdülillah de. “Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter.” Allah bütün kullarının günahlarından haberdardır diyor Cenab-ı Allah. Mesela bak; “Gökte burçlar kılan, onların içinde bir aydınlık ve nurlu bir ay var eden (Allah) ne Yücedir.” Burçlara dikkat çekmiş Allah, güneşe ve aya dikkat çekmiş. Güneş tutulması, ay tutulması Mehdi (as)’ın çıkış alameti. Burç konusunda da biliyorsunuz İncil’de var ve yine Kova burcuna da dikkat çekiliyor Yusuf Suresi’nde de. Mesela bu yüzyıl Kova burcu çağı. Kova burcu. Yalnız burada yanlış anlaşılmaması lazım. Burçlar mesela diyor ki; Kova burcundaki insanlar şu özelliklerdedir diyor. İşte Balık burcu insanı şu özelliktedir. Bu tamamen tahmine dayalı bir izahtır. Böyle bir şey yok. Burada kastedilen o burcun çağı. Yani o çağa girmiş oluyor, o dönem girmiş oluyor. Mesela o tarihte doğan insanlara, mesela Kova burcu tarihinde doğan insanlara Kova burcu insanı denir. Çünkü o dönemde doğmuşlar. Bir dönemi belirlemesi açısından önemlidir. Yoksa Kova burcunda olan insanlar bu özelliktedir dedin mi bu kadere de aykırı bir şey. Yani Allah’ın kanununa aykırı. Çünkü diyor ki; mesela şu burçtaki insanlar, şu burçtaki, Akrep burucunda farz edelim, cömert olmazlar diyor mesela. Cimridirler diyor farz edelim. Şimdi bu çok acayip bir söz.
SUNUCU: Hocam parmak izi bile insandan insana değişen bir şey iken, karakteri böyle tek düze indirmek çok sığ bir görüş aslında.
ADNAN OKTAR: Son derece mantıksız tabii. Çok çok mantıksız. Niye cimri olsun? Allah’ın imtihanına aykırı. Orada çok muttaki, tertemiz insanlar oluyor, gayet de cömert oluyorlar. Başka bir burç için de son derece cömerttir diyor. Son derece pinti insanlar var o burçta olup. Bunlar tamamen asılsız, hayali iddialardır. Zaman belgelemek açısından burçların anlamı vardır. Bir dönemi belirlemek açısından. Mesela şu an dönem olarak Kova burcu dönemindeyiz. Ama mesela şeyde de ayrıca, Kova burcu döneminde Kova burcundan bir insanın çıkacağına İncil işaret ediyor ve “ona uyun” diyor Hz. İsa (as). bir kere zaman belgelemek açından önemlidir bu. Mesela ay ve güneş tutulmaları zaman belirlemek açısından önemlidir. Tabii ki Allah’ın tecellisi yönünden de önemli. Allah’ın bir harikası. Ama burada zaman belirleme yönü vurgulanmış oluyor, bu konularda. Mesela bak ayette diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım; “onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar;” pintilik yaparlar, “(harcamaları) ikisi arasında orta bir yoldur.” Müminlerin özelliği bu. Şimdi Akrep burcunda olan adam bu ayetin dışındadır dedin mi bu anormal bir hareket olur. Buna inanan Müslümanlar da varsa, Kuran’la çelişmiş olur ve harama girmiş olurlar. Böyle şey olmaz. Çünkü ben burç muhabbeti yapan birçok adam görüyorum. Kuran’ın birçok ayetiyle çelişir o.
SUNUCU: Hocam peki şeyi merak ediyorum. Mehdiyet ile alakalı bölümler çıkarılıyor ya, atlanarak geçiliyor okuyanlar tarafından. Bazı kesimler tarafından. Orada peki Hz. İsa (as)’ın geri döndürülmesi ile alakalı yerleri nasıl okuyorlar? Onlarla alakalı bir bilginiz var mı?
ADNAN OKTAR: Şimdi benim duyduğum ve bildiğim “Hz. İsa (as) geldi” diyorlar. “3 veya 5 tane Nur talebesi ağabey, ileri gelen ağabeyler, onlar gördü” diyorlar. “Geldikten hemen sonra da İsa (as) öldü” diyorlar ve “biz onu gömdük” diyorlar ve “bu konuyu da artık bitirin” diyorlar. Yani geldi, öldü, bitti. Yani şimdi ben buna ne diyeyim, bu duruma? Böyle Nur talebeliği olur mu? Böyle Müslümanlık anlayışı nasıl oluyor bu? Burada bunun alenen örtüldüğü belli iken ve burada bir saptırmaca çok açıkken ve böyle bir konu böyle örtülebiliyorsa, bir temel inanç olan konulardan bir tanesi bu hale getiriliyorsa, diğer konular ne hale getirilir o zaman? Demek ki bir insan işine gelmediğinde o konuyu ya tamamen örtecek veyahut akıl almaz şekilde saptırıp, bambaşka bir şekle getirip, gerekirse de yalan söyleyip kapatacak. Bunun yalan olduğu açıkça belli değil mi? Hz. İsa (as) geldiği zaman bütün dünyaya İslam hakim olacak, Kuran ayetleri var. “Kıyamet için bir alamettir” diyor. Dört tane Nur talebesi görecek, örtecek üzerini toprakla, konu bitecek diye bir konu olur mu? Peygamber Efendimiz (sav) ’in yanına vefat ettiğinde gömülecek. Peygamber Efendimiz (sav) yerini açmış onun. Yani bunu bu kadar kolay görmeleri ve kolay kapatacakları zannetmeleri akıl alacak gibi değil yani. Buradaki fevkaladeliği görmeleri lazım. Allah’tan korkup, tevbe etmeleri lazım. Çok büyük bir cesaret bu, çok acayip şeyler yapıyorlar. Bu tahammül edilebilecek gibi değil bu. Akıl alacak gibi değil. İki ayette Allah açık açık dünya hakimiyetinden bahsediyor, Hz. İsa (as) zamanında. “Sana Ehl-i Kitap’tan iman etmedik hiçbir fert kalmayacak” diyor Allah. Bu dünya hakimiyeti ile olur. Ehl-i Kitap o zamanlar Hz. İsa (as)’a iman etmedi. 12 kişi iman etti. Ama Allah bak; “Sana Ehl-i Kitap’tan iman etmedik hiçbir fert kalmayacak” diyor. Bu İslam’ın dünya hakimiyeti ile olur ve hiçbir Peygamber için böyle bir ifade yok Kuran’da başka. Bir tek Hz. İsa (as) için var ve bir başka ayet, bir başka Peygamberler için olmayan, bir harika, dünya hakimiyeti ile ilgili bir ayet daha var. “Seni sevenleri, sana inananları Kıyamete kadar dünyaya hakim kılacağım” diyor Allah. Açık dünya hakimiyeti ayeti. Kıyamet’in son anlarına kadar. Hz. İsa (as) gelmeden olmaz, değil mi? “O Kıyamet için,” Hz. İsa (as) diyor Cenab-ı Allah, “Kıyamet için bir alamettir.” Kıyamet alametidir diyor. Buhari’de, Müslim’de açık açık geçiyor Hz. İsa (as)’ın geleceği. “Haçı kıracaktır, domuzu öldürecek” diyor. Dünyada haç kalamayacak, domuz kalmayacak. Hz. İsa (as) ve İslam dünyaya hakim olacak. Bediüzzaman; “gerçekten ölseydi ve en uzak köşesinde gitseydi Ahiret’in, yine gelecekti Hz. İsa (as)” diyor. Yani “mutlaka cismen ve ruhen gelecek” diyor ki “ölmemiştir” diyor. Ama öldüğünü iddia ediyorsanız dahi diyor, ölümüne inanıyorsanız eğer, buna rağmen gelecek diyor. Yani hiçbir yol kalmasın kapatacakları, tevil edecekleri, yalan söyleyecekleri, örtbas edecekleri hiçbir yön kalmasın diye Üstad çok açık vurgulamış, çok sarihaten vurgulamış. Buna rağmen böyle deniliyorsa kardeşim örtbas edilmeyecek, kapatılmayacak konu çok az kalmış oluyor o zaman. Yani her konuyu kapatabilir o zaman insan. İşine gelmeyen, nefsi ile çatışan, inanmakta zorlandığı konuları bu şekilde kapatacaksa bir insan, bunun sonu nereye varır? Bu nasıl Nur talebeliği oluyor? Ve ben böyle bir inançta olan insanlara saygı duymakta zorlanırım işin doğrusu. Çünkü samimi inanılması lazım. Düz ve açık anlamlıdır bunun. Hayır tevil de edilebilir ama tevil edilecek bir hali yok ki. O kadar açık söylüyor ki Bediüzzaman, o kadar sarih söylüyor ki. Yani kapanacak, örtülecek gibi bir yönü kalmamış. Yüzlerce sayfa açıklamış.
SUNUCU: Evet Hocam. Bir de insana zarar veren ya da aklın ihtiyarını kaldıracak bir durum da yok. Ya da nasıl diyeyim? Hayır bir şeyin çıkarılması, Müslümanları sevinç içinde bırakacak bir şeyin çıkarılması aslında kendi kendine insanın zulmetmesi.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman diyor ki bak; “her asır bir Mehdi manasına muhtaçtır” diyor ve “her devirde deccaller olur” diyor. “Her devirde Mehdiler olur” diyor. Bu yüzyıl en şiddetli devir. Deccaliyetin en şiddetli ortaya çıktığı devir. Gerek internetle, gerek televizyondan, her yönden bütün dünyayı kavramış durumda. Böyle bir durumda, üstelik bakın “deccal insandır” diyorlar. “Deccal insan,” onu kabul ediyor. “Süfyan da insandır” diyor. Onu da kabul ediyor. Peki Mehdi (as) diyoruz. “O da Risale-i Nur’dur” diyor. “O insan değildir” diyor. “Peki geçmiş yıllardaki müceddidler insan olarak mı geldi” diyoruz. “Hepsi insan olarak geldi” diyor. “Bir insan olarak geldiler” diyor. Bir tek bu yüzyılda “bu olamaz” diyor. “Şahs-ı manevi de diyebilirsin, Risale-i Nur da diyebilirsin. Ama şahıs olarak bekleme, öyle bir şey yok” diyor. Kardeşim bu nasıl inanç? Ne oluyorsunuz, ne yapıyorsunuz böyle? Bediüzzaman açık açık seyyid olduğunu söylüyor ayrıca. Şahs-ı manevi seyyid olur mu? “Ben kendimi seyyid bilemiyorum diyor” bak. “Bu zamanda nesiller bilinemiyor” diyor. Ben de diyor, soyumu araştırdığımda kendimin seyyid olmadığımı gördüm diyor. “Ben seyyid değilim” diyor. Ayrıca hadis ile de belirtiyor. “Seyyid olanın seyyidliğini gizlemesi haramdır” diyor. Peygamberimiz (sav) hadisine göre haramdır diyor. “Seyyid olan kendisini gizleyemez” diyor. “Ben seyyidim” demesi gerekir. Yani seyyid ise gizlemeyecek. “Ama değilken de kendisine seyide derse, bu da haramdır” diyor. Yani sahtekarlıktır, samimiyetsizliktir diyor. O yüzden ben soyumu araştırdım yani en iyi bilen benim diyor, değil mi? Bir insan en iyisi kendisi bilir. “Ben size söylüyorum, ben seyyid değilim” diyor. “O ahir zamanın gelecek şahsı seyyid olacak” diyor. Bak Hocamızla konuştuk, şartıdır dedi seyyidlik. “Seyyidtir” dedi, Seyyid Salih Özcan Hocamız. Peki şahs-ı manevi nasıl seyyid oluyor? Olacak iş mi şu? Risale-i Nur Külliyatı şimdi seyyid mi oluyor? Yani bu nasıl bir çarpıtmadır, yani bu nasıl bir akıldır? Ve Bediüzzaman bu müjdeyi verirken Müslümanların şevkleneceğini, güçleneceğini bildiği için bu müjdeyi veriyor. Gizlerdi yoksa. Bunu örtbas etmenin nasıl bir mantık veya ruh meydana getireceğini tahmin edemiyorlar mı? Buna insan samimiyetsiz olarak inandığını bile bile nasıl kendini Nur talebesi olarak hissetsin ondan sonra? İnsanın moral gücü kalır mı böyle bir durumda? Örtbas edildiğini, okunmadığı biliyor, okunsa dahi çarpıtıldığını, bambaşka, yani alakası dahi olmayan bir anlam yüklendiğini de biliyor ve hadislerin Bediüzzaman’ın açıklamalarıyla tam çakıştığını da biliyor. Buna rağmen bir insan nasıl güç bulsun ondan sonra? İnsanın kendine saygısı, güveni kalır mı böyle bir ortamda? Böyle bir azaba, acıya ne gerek var? Bu hallere girmenin alemi ne? Dediğin doğru. Ne kaybedersin? En acayip ihtimal bizimle konuştuklarında böyle bir şahsı göremiyoruz daha dediler, değil mi? Yani olabilir dediler. Ne dedi o gün, var mıydın?
ALTUĞ BERKER: Aslında, Mehdi (as)’ın birinci vazifesi olan materyalizmi, Darwinizm’i, felsefeyi tam susturmayı biz görüyoruz dediler Hocam, size misafirliğe geldiklerinde.Siz daha önce bahsediyordunuz Hocam, bilinçaltı ve bilinçüstü. Bilinçaltında mutlaka geleceğini biliyorlardır Allah-u alem, bir kere bile okumaları yeterli.
ADNAN OKTAR: Mehdi (as) mutlaka gelecek dediler o gün. Ama göremiyoruz dediler, henüz öyle bir şeyi dediler. Değil mi? Anlamamak mümkün değil dediler. Açık dediler Mehdi (as)’ın geleceğini göremiyoruz dediler. Göremiyoruz, göremiyorsan beklersin. Yani görememek önemli mi ki? Bediüzzaman zaten herkes görecek demiyor ki. “İmanın nuruyla bilinir” diyor. Ben de göremiyorum ama bekliyorum yani inkar etmiyorum, reddetmiyorum. Değil mi? Bediüzzaman’ın ifadelerine göre Risale-i Nur’a sadık olarak, hadise sadık olarak diyorum ki, “ben Mehdi (as) çıkmıştır” diyorum, “çıktı” diyorum. Çünkü başka açıklaması yok, Risale-i Nur’un açıklamalarına ve hadislere göre başka bir açıklaması yok. Çıktı diyorum. Ve bundan ne kaybediyorum, çıktı demesinden.
ALTUĞ BERKER: Bir taassup olduğunu söylemişlerdi o gün, bu konudan bahsedilmemenin Bediüzzaman’ın değeriyle alakalı olarak kurdukları.
ADNAN OKTAR: Onundeğerini azaltabilir mi? Endişe ediyoruz ona benzer bir şey.
ALTUĞ BERKER: Öyle bir endişeleri var.
ADNAN OKTAR: Kardeşim niye azalsın yani Mehdi (as) Bediüzzaman’ın aşığıdır. Bediüzzaman Mehdi (as) aşığıdır. Resullullah aşığıdır. Yani Bediüzzaman’ı göklere çıkaracak bir insandır Mehdi (as), Risale-i Nur Külliyatı’nı değil mi? Risale-i Nur Külliyatı diyor, “Onun kitabıdır,” diyor. “Ona aittir” diyor. Bak gerçek sahibi O’dur, diyor Said Nursi. Ben söylemiyorum. Açık ifadesi var bak, Risale-i Nur Külliyatı’nı anlattığı. “Risale-i Nur Külliyatı’nın gerçek sahipleri Mehdi (as) ve şakirdleridir” diyor.
ALTUĞ BERKER: Program yapacaktır, diyor.
ADNAN OKTAR: Hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecektir, diyor bak sorduk Hocamıza, Bediüzzaman’la birebir görüşen et ve kemik gibi artık has talebelerinden birisine soruyoruz. Risale-i Nur’u hazır bir program yapacak diyor, doğru diyor, Mehdi (as) yapacak diyor. Ve Mehdi (as)’ı sen göreceksin dedi, diyor. Kardeşim üstlerine bir kül mü yağdı, toprak mı yağdı ne oldu bunlara ben anlamıyorum yani. Bu kadar açık bir şeyi nasıl anlamazlıktan gelir?
ALTUĞ BERKER: Allah-u alem biliyorlardır Hocam ama işte değişik bir şey.
ADNAN OKTAR: Ben bir daha soruyorum, ya ben hata yapıyorum, yanlışlık yapıyorum ya da. Hayır ne faydası olacak bunun, örtbas etmenin kapatmanın?
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman’dan başka birine tabi olmak gibi böyle bir düşünceleri olabilir mi Hocam, bilmiyorum. Sonra Mehdi (as) çıktığında...
ADNAN OKTAR: Tabi olmaktan çekiniyor olabilirler mi diyorsun?
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman’ı bırakacağız, Mehdi (as)’a, başkasına mı tabi olacağız.
ADNAN OKTAR: Mehdi (as)’a tabi olduklarında Bediüzzaman’a tam tabi olmuş olacaklar. Yani böyle derler ya, lamsız cimsiz yani tam anlamıyla. Şu an böyle görmezden geldikleri yerleri tam kabul edecekler. Anlamazlıktan geldikleri yerleri tam kabul edecekler. Ve Bediüzzaman’ın kerametinden nefesleri kesilecek. Ve Bediüzzaman’ı bütün dünya tam anlamıyla anlamış olacak.
SUNUCU: İnşaAllah. Bir de O’nun müjdelediği bir şeyin doğru çıkacak olması değerini arttırır, niçin azaltsın ki.
ADNAN OKTAR: Çok büyük bir keramet değil mi bu? Çok büyük bir harika değil mi? Bire bir dediklerinin çıkması. İslam dünyaya hakim olacak dedi, dediği çıkıyor aynısıyla. Hadisleri şerh ediyor açıklıyor ve dedikleri aynısıyla çıkıyor. Bu onu yüceltecek bir durumdur. Yani aksinde zarar verirler Bediüzzaman’a. Yani açıkça sözlerini böyle tevil edilip kapatılırsa. Bediüzzaman diyor ki; “ben seyyid değilim” diyor. Değil mi açık? Arkasından diyor ki, “seyyid olanın diyor, seyyidliğini gizlemesi haramdır,” diyor. Hadis var, diyor. Ben seyyid olsaydım, seyyidliğimi açıklardım, diyor. Ama seyyid olmadığı halde diyor, bir kişi ben seyyidim derse, bu da haramdır, yalancı olur, günahkar olur, diyor. talebelerinden bir kısmı çıkıyor diyor ki, birçok yerde görüyoruz. Bediüzzaman bu Risale-i Nur’da böyle yazdı ama diyor. “Burada sizi kandırdı, yalan söyledi,” diyor. “Öyle bir şey yok” diyor. “Aslında O hem seyyidim, hem şerifim dedi,” bize diyor. “Ve Mehdi (as) benim dedi” diyor. Kardeşim kitabında yalan söylediğini sen nasıl iddia edebilirsin Bediüzzaman’ın? O zaman bütün kitap şüpheli hale gelmez mi? Orada yalan söyleyen, her yerde yalan söylemiş olmuyor mu? Yazık günah değil mi? Vefat etmiş bir insanın arkasından bu kadar büyük bir iftira, bu kadar büyük bir hakaret olur mu? Allah’tan korkun ya? Yani bakın, çünkü haramdır, diyor ve hadisle açıklıyor. Bakın seyyid olmayanın ben seyyidim demesi haramdır, diyor ve günahtır yalancı olur diyor. Değil mi? Ama seyyid olduğu halde gizlerse diyor, yine haramdır diyor, yine harama girer. Bu hadisi bile bile ve bunu söyleyen bir insan nasıl yalan söylesin? Değilse değilim, der. Değil mi? Bize geldi başka türlü söyledi diyorlar. Şimdi bu olmaz. Bu Risale-i Nur’un tamamına olan güveni sarsacak bir hareket olmuş olur. İyilik yapmış olmuyorlar, kötülük yapıyorlar böyle. Bediüzzaman çok dürüst bir insan, bütün sözleri doğru. Her sözü de doğru çıkıyor. Neyse onu söylemiştir. Yani onu yalancılıkla itham etmek, nasıl ona hizmet olmuş oluyor? Mehdi (as) çıkacak diyorsa çıkar. Çıkmıştır. Yani çıktı. Bunu gizlemek nasıl Risale-i Nur’a hizmet olmuş oluyor? Bediüzzaman’a nasıl hizmet olmuş oluyor? Ve Bediüzzaman’ı nasıl yüceltecek bir hareket olmuş oluyor bu? Bediüzzaman’ı sen bir anlamda yalancı çıkartmış oluyorsun? Mehdi (as) gelecek demiş oluyor ama bilememiş oluyor yani 100 sayfa yanlış yazmış oluyor. Seyyidim demiş oluyor ama işte Hocalara bazı kişilere söylemiş oluyor ama bizim okuyacağımız tarzda kitaplara yazarken, kendinin kabul ettiği ve açıkladığı açık hadislere rağmen seyyidliğini reddetmiş oluyor ve bizi kabul kandırmış oluyor. Binlerce milyonlarca Müslümanı kandırmış oluyor. Böyle Risale-i Nur’a, İslam’a hizmet olur mu böyle?
ALTUĞ BERKER: Olmaz.
ADNAN OKTAR: Ben mi anlayamıyorum, karşımdakiler mi anlayamıyor ben anlayamadım yani. Bütün hayatı dürüst geçen ve 30 yıl hapiste yatan bak dürüstlük için, yiğitlik için, Allah korkusundan, Allah sevgisinden 30 yıl hapsi kabul eden bir insan niye yalan söylemeye ihtiyaç duysun? Ben Mehdi (as) değilim der, konu biter. O kadar. Başka nedir yani? Kim onu zorlayabilir? Ama detay detay açıklıyor, “benden yüzyıl sonra gelecek,” diyor. “İslam o devirde hakim olacak, İttihat-ı İslam olacak diyor. Hz. İsa (as) gelecek diyor. Hıristiyanlarla Mehdi (as) işbirliği yapacak. Bu azim ittifak neticesinde İslam dünyaya hakim olacak,” diyor. Bütün bunları gördüğü halde bundan uzak durmaları Risale-i Nur’un bereketine çok büyük biz zarar verir. Risale-i Nur’a zarar vermiş oluyorlar, davaya zarar vermiş oluyorlar. Yani 3-5 kişinin sözüne göre hareket etmemeleri lazım. Risale-i Nur Külliyatı’ndaki ifadelere göre hareket etmeleri lazım. Bediüzzaman diyor, benimle görüşmek istiyorsanız Risale-i Nur’u okuyun diyor. Benimle görüşmenize gerek yok, diyor. Falancadan duydum olmaz. Biz kitaba göre hareket ederiz. O zaman her konu için bunu diyebilir adam. Bediüzzaman orada 100 sayfa yazmış ama tamamı yalan diyecek. Bize doğrusunu söyledi. Doğrusu bu. Biz kime inanalım. Biz Bediüzzaman’a kendi eserlerine inanırız. Sağlığında bu kitapları yüz binlerce basıldı, her yere dağıtıldı. Okundu. Ve siz benim kitaplarıma güvenin diyor, Bediüzzaman. Rivayete güvenin demiyor. Böyle bir şey yok. Öyle bir şey olsa onu da Risale-i Nur’a alırdı Bediüzzaman, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Tabii ki. Sizin bunları birebir anlatıp da kabul etmeyen kimse yok Allah-u alem. Ben hem şahit oldum, hem de söylenebilecek bir şey yok bu anlatılarınıza karşı Risaleler ve mantıktan. Ama kırılamayan bir kabuk var Hocam, böyle bir kişisel olarak algılamak ayrı, böyle bir cemaat topluluk, kalabalığın herhalde birilerinin öncü olması gerekiyor belki ağabeylerden bilemiyorum ama siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Ben ağabeylere bir şey demiyorum. Saygı duyuyorum ama fert fert, şahıs olarak bu hakikatleri görmeleri lazım. Gitsin cemaatiyle çatışsın, orada olay çıkarsın, kavga çıkarsın demiyorum ben. Ama okuduğunu da insan samimi olarak bunu anlar ve samimi olarak bunu kabul eder. Doğruyu bilsin ama gidip illa herkese anlatmak istemiyorsa anlatmasın. Ama insanları kandırmak çok anormal bir hareket. Bunu gazete yoluyla televizyon yoluyla veyahut radyo yoluyla insanların gözünün içine baka baka yalan söylenirse bu çok anormal bir hareket olur. Ben bunu söylüyorum yoksa şahıs olarak fert olarak anladığını samimi olarak içinde saklaması makul. Ama sorulduğunda mutlaka doğrusunu söylemesi lazım. Yalan söylemesi olmaz. Veyahut yorum yapmasın, mesela desin ki, Risale-i Nur’da Mehdi (as) konusuna siz ne diyorsunuz dediğinde, ben Risale-i Nur’u okuyayım size, ben yorumlamak istemiyorum, desin. Siz ne anlıyorsanız o şekilde anlayın da diyebilir. O da olur. Yani o kadar sarih anlamış ki Said Nursi, şerh edilecek gibi değil ki. Çok net anlatımı. Sırf o anlatımı anlatsın ve bıraksın. Bunu okumak da mahsurlu diyorsa o zaman fevkaladelik var işte. Nitekim de bununla karşılaşıyoruz. Okuyamazsın da diyor. Bu konuyu da açamazsın diyor. Kardeşim ne oluyorsun. Peygamber (sav) “müjdelenin,” diyor. Korku normal mi bu? Buna başka bir çözüm daha aramak lazım, bu konunun üzerinde duracağım.
SUNUCU: Hocam, ben ya ümitsizlik diyorum, hissettikleri bir ümitsizlik var ya da Hocamın dediği gibi kendi şeyleri bozulmasın, nasıl diyeyim bir putlaştırma olayı var Hocam. Bunun açık bir şekilde söylenmesi lazım. Aslında yani bir insan kendinden sonra gelecek olan gerçeklikleri, hakikatleri anlatıp vefat ediyor, o insanın anlattıklarındansa kendisini putlaştırma var. Yani hakikatle ilgilenin değil mi? Onun yerine işte sadece cemaat şeklen cemaat böyle bir sempatizanlık daha doğrusu fanatiklik diyeceğim daha doğrusu çünkü işin derinine inmeden sadece işte cemaatteyim diye bilmek adına eline o kitabı aldığını düşünüyorum böyle diyen insanlara. Çünkü onun içine ruhuna girmedikten sonra hani ondaki o derinliği sezmedikten sonra sadece maddi bir şekilde bir cemaatin içinde olmuş oluyorsun. Bir topluluğun arasında olmuş oluyorsun. Elinde de o kitap olmuş oluyor, anlamadıktan sonra bunu. İçinden birkaç paragraf çıkardıktan sonra hiçbir anlamı olmuyor. Anlamadıktan sonra bunu, içinden bir paragraf çıkardıktan sonra hiçbir anlamı olmuyor.
ADNAN OKTAR: Hayır Nur talebesi gençler var, Nur talebesi genç kızlar var. Akşama kadar da Risale-i Nur Külliyatı’nı da okuyorlar. Kardeşim sürekli rastlıyorsun. Hz. İsa (as) bizim Peygamberimiz değil mi? Hz. Resulullah (sav) onu müjdeliyor, Allah müjdeliyor. Bu nasıl örtbas edilir? Ondan sonra din kalır mı? Buhari, Müslimi, Tırmizi, İbni Mace, Süneni Nesai, Süneni Davud hepsini reddetmiş oluyorsun. Bediüzzaman’ı da reddediyorsun. Tahakkuk etmiş olaylar var, onları da reddediyorsun. Ne yapmış oluyorsun o zaman? Yani ne kalıyor o zaman? Ne yapıyorsun yani? Neyi anlatıyorsun? İslam’ın dünyaya hakimiyetini istemiyorsan, Kuran’ı nasıl savunuyorsun o zaman sen? Ve bunu ağzına dahi almak istemiyorsan. Burada çok olağanüstülülük var. Ben, kabul etsinler veya etmesinler sürekli mahçup edeceğim ve hatırlatacağım. Yani bana hiç farketmez. 10 yıl da sürse 10 yıl da sürse hatırlatacağım. Yani bir o kadar daha sürse hatırlatacağım. Yani bunun beyinlerine iyice kazınması lazım, yaptıkları suçu ve hatayı iyice görmeleri lazım. Anlamazlıktan gelmelerine müsaade etmeyeceğim.
İnternet girişleri çok iyi de yalnız, ben mesela yukarıda arkadaşa söyledim konuşuyorum yeni gelen bir çocuk vardı. 60 bin dedim oo falan dedi. Çok muazzam bir sayı dedi. Hiç de muazzam değil dedim, çünkü Türkiye 70 milyon. 60 bin nedir? En az 200 bin olması lazım, yani makul girişi en az 200 bin olması lazım. Onun için bizi sevenler, dinleyen kardeşlerimiz; mesela benim amcam var giderim, “selamun aleyküm amca” derim. Bilgisayarını getir, ha yok hadi gidiyoruz dersin bilgisayarcıya beraber ertesi gün. Gider bilgisayarı aldırırım değil mi? İnternet bağlantım yok, onu da kurdururum. Bir hafta sürse de bir hafta uğraşırım. Açarım, nasıl gireceğini o bölümüne nasıl bakacağını da gösteririm. Gider sık sık da kontrol ederim bakıyor mu bakmıyor mu. İşte muazzam bir hizmet olur bu. Hem o insanın imanını kurtarır, inşaAllah İslam’a hizmet etmiş olur. Hem de davaya çok büyük bir hizmet olur vesile olur yani inşaAllah. Çünkü internetten Kuran okuması mümkün, diğer ilmihallere girmesi mümkün. Efendim, mesela bak bu da düşük. Değil mi? 55 bin küsur, yetmez. Çok çok düşük. Bize en az, ne kadar olması lazım, 200 bin değil mi inşaAllah.
SUNUCU: Hocam bir seyirci sorusuyla devam edelim isterseniz. Mehmet Öztürk beyefendi konumuzla alakalı olarak sormuşlar. “Çok değerli Adnan Hocam Allah’ın selamı üzerinize olsun.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: Aleyküm selam. “Hz. İsa (as) geldiği zaman hangi lisan ile konuşacaktır? Bildiğimiz kadarıyla konuştuğu dil Aramca. Acaba bir mucize olarak her dili konuşabilir mi? Allah sizden razı olsun.”
ADNAN OKTAR: Peygamberler çok zeki oluyorlar bir de onlarda bir harika oluyor. Mesela böyle sayfaya baktığında, genel olarak bir kere baktığında tamamını bir anda ezberliyor. Peygamberlere mahsus bir özelliktir o. Hz. İsa (as) da öyle olacak. Yabancı dili de süratle öğrenir. Benim kanaatim en az 3-5 yabancı dil bilecek. Ama Arami dilini tabii bilecek inşaAllah. Arapça bilir çok iyi Arapça bildiğini göreceksiniz, İngilizce de çok iyi bilecek. Yani geldiği kısa süre içerisinde bunları kısa sürede öğrenecek. Yani normalin çok çok üstünde, insan aklının çok çok üstünde zeki oluyorlar Peygamberler. Yani alışılmışın çok üstünde zeki insan oluyorlar.
SUNUCU: Devam ediyorum inşaAllah. Kadir Ünlü beyefendi Kırşehir’den yazmış bizlere. “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Bu ayet Hz. Mehdi (as)’a bakıyor Allah-u alem. Sandığı bulan kişinin Hz. Mehdi (as) olacağını vurguladınız. O da onun bir veli olduğunu gösterecek. Talut (as) da olduğu gibi inşaAllah. Sevgi ve saygılarla ellerinizden öperim.” Hemen ayeti şöyle eklemiş. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Peygamberleri onlara şöyle dedi: “Onun hükümdarlığının belgesi, size tabutun gelmesiyle olacaktır ki onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalanlar vardır, onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız, bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.” Bakara Suresi 248. ayette inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet Kadir kardeş Kırşehir’den. Doğru söylüyor Kadir kardeşimiz. Çünkü Kuran’da anlatılan bu kıssaların hepsi oluşacak olayları anlatıyor. Kuran haşa böyle hikaye gibi hiçbir konuyu anlatmaz. Mutlaka hayata geçen, hayata geçecek bir harika yön vardır. Oradaki her kelimede mutlaka amaçlı konmuştur Kuran’a Cenab-ı Allah tarafından. Bu konuda tabii amaçlı oluşturulmuş bir açıklama, Cenab-ı Allah’ın meydana getirdiği bir açıklama. Bakın; “onun hükümdarlığının belgesi size tabutun gelmesi olacaktır” şeytandan Allah’a sığınırım. “Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur” bakın hem güven duygusu hem huzura sebep olacak. Hz. Mehdi (as)’ a karşı da güvene sebep olacak bu ve huzura sebep olacak. “ve Musa ailesinden, Harun ailesinden arta kalanlar var.” Birçok kutsal emanet ve Tevrat’ın orjinali. “Onu melekler taşır. Eğer inanmışlarsanız bunda şüphesiz sizin için bir delil vardır.” Bu sizin için delil olacak diyor Allah. Hz. Mehdi (as) zamanında tabutun, bu kutsal tabutun bulunacağı, kutsal sandığın bulunacağı hadislerde geçiyor. Ve aynısıyladır Musa ailesinden ve Harun ailesinden de arta kalanlar bulunacağı. Bu bir rivayete göre Taberiye Gölü’nün dibinde, bir rivayette de Hatay’da bir mağarada olduğu şeklinde. Ama vakti gelmeden Allah onu ortaya çıkarmaz. Vakti geldiğinde de bu sandık bulunacak ve Hz. Mehdi (as)’ın en mühim delillerindendir. Hatta bu tabutun bulunuşuyla diyor rivayette, hadiste Peygamberimiz (sav) ’in hadisinde çok büyük sayıda Musevi Müslüman olacaktır diyor. Çok büyük bölümü, Musevilerin çok büyük bölümü sırf bu tabutun bulunmasından dolayı Müslüman olacaklardır diyor. Çünkü hadislerdekiyle aynısı olacağı için ve bütün kutsal emanetler, onlar için müthiş bir şey, Museviler için. Musa ailesinden ve Harun ailesinden arta kalan bütün alametler var. Hırkası, kıyafeti, başka kullandığı eşyaları hepsi bunun içinde ve Tevrat’ın orjinali. Tevrat’tan nüshalar, parçalar. Bu tabii çok sarsıcı ve çok etkileyici bir şey inşaAllah. Ben hemen hemen her derste bu Bediüzzaman’ın Hz. Mehdi (as) ile ilgili sözlerini gündeme getireceğim. Hz. İsa (as) ile ilgili sözlerini de gündeme getireceğim. Her yerde duyulması için gayret edeceğim. Anlamazlıktan gelen yine anlamazlıktan gelsin. Ama bahaneleri olmayacak. Biz farkına varamamıştık, anlayamamıştık, görememiştik, bize böyle söylemişlerdi biz nereden bilelim diyemeyecekler inşaAllah.
Kaç dakika oldu konuşmam başlayalı.
ALTUĞ BERKER: Bir saat.
ADNAN OKTAR: Bir saat. Evet biraz ara verebiliriz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...