SUNUCU: Sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz, “Gece Sohbeti” programımız değerli Hocamız Sayın Adnan Oktar’ın katılımıyla devam ediyor, inşaAllah. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk, sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz inşaAllah.
SUNUCU: Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun. Elhamdülillah.
Ne konuşalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, gündem çok yüklü sizin söyledikleriniz de çok şeye vesile oluyor maşaAllah. Ahmedinejad tekrar açıklama yapmış, atom bombası kullanılmaması gerekir, diye.
ADNAN OKTAR: O kadar önemli bir konu değil ki o yani. Bir kere söyledi, o yeterli. Atom bombası, Müslümanlar atom bombası nasıl kullansın? Karıncayı bile ezmeye gücü yetmez Müslümanın. Bir de devlet bu yani. Bir terör grubu olsa tamam yapabilir, anarşi grubu olsa yapabilir ama Ahmedinejat, İran devleti bir şura var, bir düşünce var. Oturup “hadi atom bombası atalım” diyebilirler mi? Atom bombası atıldığında sen orada çoluk çocuk, kadın, Müslüman, Hıristiyan, Musevi hepsini yok etmiş olursun, amaç ne? Bir de oradaki bütün camileri, bütün ibadethaneleri, sinagogları, kiliseleri hepsini yerle bir etmiş olursun. Yani çıldırmış olması lazım bir insanın bunu yapması için. Ahmedinecad “hadi atom bombası atın” deyince kimse atom bombası atmaz. İstişare vardır devletlerde, devlet başıboş bir yapı değil ki. Yüzlerce kişinin onayıyla hareket eden bir sistemdir devlet. Dolayısıyla İran aklı başında bir devlet. İran’ın böyle bir çılgınlık yapmayacağını çocuk olsa bilir. Onun için bunun ben tekrar tekrar gündeme gelmesini biraz yadırgıyorum, şaşırıyorum ben böyle bir şeye, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ayrıca siz hep Hocam Müslümanların ittihadını, birlikteliğini vurguluyorsunuz, inşaAllah. Fethullah Gülen Hocamız da “Müslümanlar iyilikte ittifak etmeliler” diye.
ADNAN OKTAR: İyilikte mi?
OKTAR BABUNA: Evet “iyilikte ittifak etmeliler” diye açıklaması var.
ADNAN OKTAR: Evet, iyilik; İslam’ın dünyaya hakimiyetidir. Kuran’ın dünyaya hakimiyetidir, bu iyilikte ittifak edeceğiz, inşaAllah değil mi? Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar İslam’ın yayılması için gayret edeceğiz. Bu, iyilik budur. İnşaAllah yoksa tabii Fethullah Hocamız’ın kastettiğinin ben bu olduğunu düşünüyorum. Yoksa alıp birisine yemek götürmek, yiyecek vermek, hal hatır sormak falan değil. Değil mi? Sadaka verip adama işte 1 milyon, yarım milyon veyahut kuruş mu diyelim artık 25 kuruş, 50 kuruş sadaka verip mutlu olmak değil bu sadece. Kastedilen, Kuran’ın bütününün yaşanmasıdır. İyilik budur. Şimdi benim gördüğüm, dünyada çok ürkütücü bir yapının var olduğunu gördüm ben, Müslüman kardeşlerimizin de arasında biraz yaygın olduğunu gördüm. Kuran’ın dünya hakimiyeti, İslam’ın dünya hakimiyeti birçok insanı ilgilendirmiyor. Ama hakikaten dindarlık ilgilendiriyor. İslam’ı yaşamak ilgilendiriyor, namaz kılmak ilgilendiriyor. Oruç da ilgilendiriyor, zekat da ilgilendiriyor, hacca gitmek de, kelimeyi şahadet getirmek de ama Kuran’ın dünyaya hakimiyeti ilgilendirmiyor. Bundan benim kanaatim, bir kısmının rahatsız olduğunu düşünüyorum yani kafasında canlandırıyor çünkü kendi gerici kafasında, kendi tutucu kafasında, kendi bağnaz kafasında akıl almaz bir kabus olacağını biliyor yani öyle bir yapının. Kan revan içinde bırakacağı memleketi, bütün hürriyetlerinin ortadan kalkacağını, sevginin, sevincin, sanatın, bilimin, estetiğin, insanlığın, hayatın tamamen ortadan kalkacağı bir kabusun hakimiyetini kast ettiklerini bildikleri için gene orada bir kendi çıkarı içinde ayrıca, bunu istemiyor. Ama onun anlattığıyla Kuran ayrı, Kuran başka bir şeyden bahsediyor. Onun anlattığı kabus ayrı, onun için bakın, kabusun hakim olmaması için tavır koyuyor. Ama onu din olarak kabul etmiş o. Kabusu din olarak kabul etmiş. Zaten Kuran’a birçoğu da düşmandır. O bağnaz kafanın birçoğu Kuran’dan hiç hoşlanmazlar. Kuran’ı asar oraya duvara kor, hatta toz kaplar, onun 6 ayda bir tozunu alırlar. Kuran’ın kapağının tozunu 6 ayda bir veya 1 yılda bir. Hiçbir şekilde el sürülmez Kuran’a değil mi?
OKTAR BABUNA: Tam dediğiniz gibi Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bahsedilmez de anlatılmaz da. Ama işte “ticaret hukukunda bak Allah’ın ayeti var, sünnete de uygun. Aramızda senet yapalım” diyor. O, onun işine uygun. Bak Allah diyor, “içinizden bekarları evlendirin dedi” diyor, Cenab-ı Allah. “Evlenmeyi bir yapalım” diyor. “Evlenelim” diyor. “Allah’ın emrine uyuyoruz biz” diyor, değil mi? Allah diyor, “seyahat etmezler mi, etrafı görmezler mi” diyor mesela ayet var. “Seyahat edelim ailece” diyor. Station arabaya böyle atom forvet doluşuyorlar. Kelebek bıyıklı hazret de öne oturuyor böyle, ondan sonra o arka kısmı da boş oluyor onun biliyorsun, ufak bir yer var. Oraya da çoluğu çocuğu dolduruyor. Haydi babam basıyorlar gidiyorlar. Mesela 3 ay, 4 ay tatile çıkıyorlar hep beraber mutluca. “Ne yapıyorsun?” diyoruz. “Allah’ın ayetini yerine getiriyoruz” diyorlar. “Kuran’ın hükmünü yerine getiriyoruz, hep beraber ailece. Senin gibi yani gafil bir insan bunu anlamaz ki, Allah’ın hükmünü yerine getirmekte titiz davranıyoruz biz sadece, yaptığımız bu” diyorlar. Kavunu alıyor mesela geğirerek kavunu bir ortadan ortaya bölüyor. “Ne yapıyorsun?” diyoruz. “Sünneti yerine getiriyorum. Siz ne yapıyorsunuz? Fitne çıkarıyorsunuz. Memlekette Darwinizm mi var? Darwinizmle niye uğraşıyorsunuz siz? İslam’ın dünya hakimiyeti, Peygamber (s.a.v.) yapamadı da siz mi yapacaksınız?” diyor. Haşa “delirdiniz mi? Böyle bir konu mu var, nereden çıkarttınız siz İslam’ın dünyaya hakimiyetini? Müslümanın onun için gayret etmesine gerek yok ki. Diyanet İşleri Başkanlığı var, Diyanet’in memurları var, onlar anlatırlar, senin ne haddine? Zaten alim olman lazım, icazetli alim olman gerekiyor, dinden bir konu anlatabilmen için, Allah’ın bir ayetini, Allah’ın bir hükmünü belirtmen için icazetin olması gerekir. İcazet de olmadığına göre, sen rahat işine bak” diyorlar. Sen sorumlu değilsin diyorlar yani. Farz-ı kifayedir zaten diyor adam. “O farz-ı kifayeyi de Diyanet İşleri Başkanlığı yaptığı için senin hiç böyle tebliğ yapmana da gerek yok” diyorlar. Bir de “fitne çıkarıyorsun, masonlarla uğraşmak, ateistlerle uğraşmak sen ne alaka? Özellikle Darwinizm ne alaka? Ayrıca Kuran’da zaten Kuran ayetleri işaret ediyor ayette Darwinizm zaten Kuran’da da var” diyor daha da sıkıştırırsan, üzerine gidersen. Bakın önce dediler ki; “İslam aleminde nerede Darwinizm? Böyle bir konu var mı ki?” dediler. Peki dedik sizin ağa babalarınız Darwinizmi savunuyor, Kuran ayetleriyle savunuyorlar. Yani Kuran’da Darwinizmin olduğunu Allah söylüyor diyor onlar zaten adamlar. Allah açıklıyor, diyorlar. Kuran Darwin’den daha önce bunu açıklamış zaten, diyorlar. Şimdi akıl almaz bir şeytani oyun, akıl almaz bir fitne İslam alemini sarmış vaziyette. Mesela başörtüsü konusunda akıl almaz titizlik gösteriyorlar, doğru güzel. Ama İslam’ın dünyaya hakimiyeti konusunda o titizliğin 10.000’de 1’ini, 100.000’de 1’ini bile göstermiyorlar. Asıl namus bu değil mi? Allah’ın dini uygulanmıyor, senin namusun yerle bir olmuş. Değil mi? Bütün namusun çiğnenmiş senin, namusun payimal olmuş, asıl sen buradan namusunu kurtaracaksın. Değil mi? Başörtüsü için yaptığın gayretin 100 binde birini bile yapmıyorsan bu nasıl namus oluyor bu? Namus Kuran’dır, Kuran’ın bütünüdür. Kuran’ın tamamına saldırıyor adamlar, adamı hiç ilgilendirmiyor? Bak internet sitelerinde de dine, İslam’a hakaret eden birçok yer var. Bunların hepsini tek tek mahkeme kararıyla kapattırıyoruz.
SUNUCU: Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Bakın ilgilendirmiyor, birçok insanı ilgilendirmiyor bu. İslam’a, Kuran’a hakaret eden kitaplar çıkarıyorlar. Birçok kişiyi ilgilendirmiyor. Biz mahkeme kararıyla toplattırıyoruz veya engellemeye çalışıyoruz.
SUNUCU: Kendine Müslümanlık bu olsa gerek Hocam, değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet yani adamın ailesine bir şey demeyeceksin, kendine bir şey demeyeceksin. Yani Kuran’a, İslam’a, Allah’a, Peygambere söz söylenmesi birçok kişiyi ilgilendirmiyor. İslam’ın hakim olmamasını da o, namusunun çiğnenmesini olarak kabul etmiyor. Başörtüsünü namusunun çiğnenmesi olarak kabul ediyor, bir tek. Yani bunda bir anormallik var. Tamam, başörtüsü namustur ama Kuran’ın uygulanmaması çok vahim bir olaydır. Yani binlerce olayın içine girdiği bir konu bu?
SUNUCU: Çok daha önemli bir konu tabii ki de Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii kıyası kabil değil yani. Kıyas olur öyle demeyeyim de, Allah affetsin de kıyas olur ama bir cüz o, bir bölüm değil mi? Mesela bakın, Bediüzzaman açıkça “Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, dün Kübra’nın arkadaşıyla konuşuyorduk. Yüzyıl sonra Hicri 1400’de Mehdi (a.s.)’nin çıkışıyla ilgili olan kısım var ya, hani Bediüzzaman diyor ya, “1400 sene sonra gelecek olan hakikati asırlarında karib zannetmişlerdi” bak şimdi sana delillendireyim, dedim. Bir açtım, cümle yok, yeni baskısı. Çıkartmışlar, gördün değil mi sen de?
SUNUCU: Evet Hocam şahit olduk.
ADNAN OKTAR: Allah Allah gözümden mi kaçtı acaba, bir daha bir daha baktım; yok. Çıkartmışlar yeni baskısında. Bak, “1400 sene sonra gelecek olan bir hakikati asırlarında karib zannetmişler” cümlesini çıkartmışlar. Yeni bir ilave daha. Bak “benden bir yüzyıl sonra gelecek o eşhas” diyor mesela, onu da çıkartmışlar. İşte hizmet bu, bu tarz hizmetler yapıyorlar. Kardeşim bu nereye gidiyoruz, ne oluyor? Tedbir mi şu? Bediüzzaman’ın orijinal el yazması olan varsa bize göndersinler, ben neyse fiyatı vereceğim çünkü bu çok vahim bir durum yani. Bu kaçıncı cümlenin çıkarılışı bu. Kim bilir daha neler çıkaracaklar? Çok acayip bir durum var. Onun için ben buradan da söylüyorum kardeşlerimize, tabii bu parayla ölçülmez ama, ben neyse karşılayacağım. Orijinal el yazması Said Nursi Hazretleri’nin zamanından kalma, o devirde yazılmış, Osmanlı hurufla yazılmış, Kurani hurufla yazılmış el yazması orijinal. Risale-i Nur Külliyatı’nın bütünü ama eksiksiz bütününü getiren olursa ne diyorsa vereceğim, Allah’ın izniyle yani fiyatı neyse değerlendirilmez ama hediyesi diyelim, inşaAllah. Yani çok acayip ürkütücü bir durum bu ya, bakın şimdi Cübbeli’yi HaberTürk adamı en büyük kişi haline getirmiş, artık öyle diyelim bir anlamda. Bakın böyle kitap yazmışlar. Fatih Altaylı Bey’in zannediyorum haberi vardır, çünkü HaberTürk’ün yayını, HaberTürk’ün derken oradaki bir çalışan kişinin hazırladığı bir şey. Ve baştan sona öven bir eser. Fatih Altaylı Cübbeli’yi mesela niçin desteklesin? Neden onu savunan bir kitap yazsın? İnsan bunu bir düşünsün. Bunda bir harikalık yok mu? Bunda bir şaşırtıcılık yok mu? Var gücüyle bize karşı mücadele veren Fatih Altaylı, 10 yıldan beri uğraşan, mahkemelerde bizi çete olarak göstermek için varını yoğunu veren, özel avukat tutan, geceli gündüzlü uğraşan Fatih Altaylı niçin Cübbeli’yi böyle göklere çıkarmak için uğraşıyor? İnsanlar bunun arkasında bir harikalık olduğunu göremiyorlar mı?
OKTAR BABUNA: Normalde tamamen karşı onun görüşüne.
ADNAN OKTAR: Bakın 11 yıl oldu, var gücüyle uğraşıyor Fatih Altaylı. Gazetesiyle, etrafındaki insanlarla yani bizim hapsedilmemiz için, hapse atılmamız için, çete olarak bilinmemiz için var gücüyle uğraşıyor. Birçok ailelerle de bağlantı halinde, birçok kişiyle de bağlantı halinde, tabii. Onun için dini içten olumsuz etkilemeye çalışan unsurlara karşı akılcı bir faaliyet gerekiyor. Yalnız tabii bu konuda heyecanlanmamak lazım, heyecan güzel bir şey de, acele etmemek lazım. Bunun bir vakti, bir merhunu var. Güzel bir vakti var. O vakte kadar mücadeleye devam edeceğiz inşaAllah.
Sen ne diyorsun Kübra Hocam bu anlattıklarıma?
SUNUCU: Haklısınız Hocam. Yani hani az önce dediniz; işte bazı insanlar yalnızca kendi menfaatlerine uygun olanı seçiyorlar Allah’ın hükümlerinden ama işte konu İslam’ın hakimiyetine geldiğinde hiç yanaşmıyorlar. Belki de Hocam ben de şöyle düşünüyorum ki bunun bir sebebi de İslam’ın hakimiyeti için, Hz. Mehdi (a.s.) için çok olağanüstü bir durum bekliyor olmaları, diye düşünüyorum belki de.
ADNAN OKTAR: Yani şimdi Cübbeli bayağı uyanık bir tip, yani göründüğü gibi değil Cübbeli, insanlar onu yakından bilmiyorlar. Yani yakın çevresi de böyle değil, bayağı yaman. Düşünün; Tophane’de, Kasımpaşa’daki gençler çok uyanıktırlar, çok yamandırlar. Bütün İstanbul gençliği çok yamandır. İstanbul gençlerinden bir genç normalde. Yani sonradan sakalını bıraktı, son derece uyanık. Kendini biraz hani bir şey bilmez gibi gösteriyor ama dünyadan bihaber gibi. Öyle değil, adam Malta’ya falan, jet skiye binen adam, dünyayı bilmez olur mu? Kitabını yazar yani. Şimdi beni konuşturmasınlar, detay vereceğim olmayacak yani. Cübbeli öyle zannettikleri gibi biri değil inşaAllah. Dolayısıyla gökte öyle 300 metrelik deccalin eşeğinin böyle püfür püfür havada uçacağını, anırarak uçacağını, kulaklarını çırparak havada böyle gidip Atlas Okyanusu’ndan 20 kilometrelik deccali alıp sırtına koyup getirip Fatih semtine geleceğini, kendisinin de eşeğin üzerinde tırmanıp kılınçla deccali kesmeye çalışacağını falan yani bunların zaten olmayacağını o bilir. Şimdi Mehdi (a.s.) geldiğinde adam hazır diyor ki; “Ya Rabbi Mehdi (a.s.)’yi bize göster” diyor. Şimdi o bilmiyor mu gökyüzünün Meleklerle dolmayacağını, bir kere aklın ihtiyarını kaldırır bu, imtihan kalkar, Kıyamette olacaktır bu. Gökyüzünün her tarafı Meleklerle dolacaktır ama artık iş işten geçmiş oluyor, imtihan kapısı kapanıyor. Mehdi (a.s.) zamanında olur mu böyle bir şey? Mehdi (a.s.)’yi sen nasıl hapsedeceksin, gökyüzü Meleklerle dolacak? Bütün Melekler “bu Mehdi (a.s.)’dir” diye söylerse hangi gardiyan onu hapse sokabilir? Hangi savcı, hangi hakim hapse sokabilir, mümkün mü böyle bir şey? Cezaevinin içine de girer Melekler, her yere girer.
SUNUCU: Hocam hazırmış VTR.
ADNAN OKTAR: Şimdi diyor ki; “bu olacak” diyor. Bakın, Mehdi (a.s.)’e kavuşabileceğine ümidi var. İmkansız görmüyor. 570 sene sonra geleceğine inansa, “Ya Rabbi, bize Mehdi (a.s.)’yi göster” der mi? 570 sene sonra gelecek diyor. Demek ki inanıyor ki Mehdi (a.s.)’nin çıkacağına. Çünkü Resulullah’ın hadisine aykırı o. Yani o dediğine göre. Olmayacak bir şeyi istemiş olur. Ama bu olacak bir şey istiyor. Ama diyor ki zaten “Mehdi (a.s.) her an çıkabilir” diyor öbür VTR’sinde de. Eğer varsa ona da bakabiliriz; Mehdi (a.s.) her an çıkabilir dediği VTR. Şimdi bakın ne diyor? “Menfaatine dokunacak adamın” diyor, Mehdi (a.s.) çıktığında. “Maddesine dokunacak” diyor. Yani maddesine dokunacak ve “sapıktır denecek” diyor ve “bu olacak, bunu yapacağız zaten” diyor. “Bu olacak” diyor. Yanlış anlamadıysam eğer. Bir daha seyredelim şu VTR’yi şimdi.
ADNAN OKTAR: Bakın şimdi “Mehdi (a.s.)’yi gönderdiğinde inanmayı nasip eylesin” diyor. Şimdi hadis-i şerifler aynısıyla çıktığına göre, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadis-i şeriflerini saydık biz. Mucize olarak hepsi oluştu, değil mi? Ama şu an inanmıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in alametleri çıktı. İspat ettik; belgelerle, fotoğraflarla, birer birer tamamını saydık. Hepsinin olduğunu gösterdik ama Cübbeli inanmıyor. “İnanmayacak” diyor ve “bu da başımıza gelecek” diyor. Demek ki başına gelmiş. Bakın “Mehdi (a.s.)’yi görmeyi nasip et” diyor, yalvarıyor. Allah o Müslümanların duasını kabul etti. Mehdi (a.s.) geldi. Allah hiçbir duayı geriye çevirmez. Allah duasını kabul etti. Ama o dediği olay oldu yani maddesine dokundu, değil mi? Ne diyor? “Menfaatine dokunacak” diyor. “Maddesine dokunacak” diyor. Demek ki Cübbeli’nin de maddesine ve menfaatine dokundu. Çünkü eğer samimiyse bu duaya devam etmesi lazım. Değil mi bak nasıl aşkla Müslümanlar “amin” diyorlar. Birdenbire bu duanın kesilmesinin sebebi ne? Kimi gördün? Neyi gördün? Hangi olaydan dolayı birdenbire bu duayı kesti? Bir Müslüman’ın bu duayı aşkla, şevkle sürekli devam ettirmesi lazım. “Ya Rabbi bize Türk-İslam Birliği’ni göster, İslam’ı dünyaya hakim et.” Değil mi? Ondan sonra “Hz. İsa (a.s.)’yı görmeyi nasip et. Mehdi (a.s.)’yi görmeyi nasip et.”
SUNUCU: Evet. Her Müslüman’ın isteyeceği bir şey.
ADNAN OKTAR: Her Müslüman’ın isteyeceği bir dua değil mi? Bakın bu duayı yapamıyor, yapmıyor ve yaptırmıyor da. Bunda bir acayiplik yok mu? Duadan ne kaybeder bir insan? Bu duasına devam etse ne kaybeder? Edemiyor duayı. Bunda bir acayiplik yok mu?
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli’den biz çok istifade ediyoruz. İlmi hakikaten var. Bak mesela diyor ki; “alışmışsın bidatlere, bu o değil dersin” diyor. Çok güzel. İmam Rabbani de söylüyor bunu, değil mi? Bidatlere alışan adam şaşıracak Mehdi (a.s.)’yi gördüğünde. “Bu sapık, dinimizi öldürüyor” diyecek. İmam Rabbani de diyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisini aktarıyor. Cübbeli’nin de şu anki mantığı, “alışmışsın bidatlere”nin içine giriyor işte. Bidatlerin içerisine girmiş haberi yok ve dolayısıyla Mehdi (a.s.) çıktığında “bu, o değildir” diyecek bir kişilikte şu an. Fakat bakın, “her an çıkabilir” diyen kişi, şu an bunu diyemiyor artık. “Mehdi (a.s.) her an çıkar” diyemiyor. Bu, Mehdi (a.s.)’nin çıktığının açık delili değil midir? Şimdi sen, mesela senin birkaç tane şüphelendiğin kişi vardır, “Mehdi (a.s.) ile alakası yok bu kişilerin” dersin. “Ya Rabbi” dersin, “bize Mehdi (a.s.)’yi gönder”. Zaten ortaya tabii ki sahte Mehdiler çıkar. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir o zaten. Onda şaşıracak bir şey yok. Sahte İsalık iddia eden kişiler de çıkacaktır, İncil’de de var bu zaten. İncil’de de bu izah ediliyor. “Sakın inanmayın” diyor Hz. İsa (a.s.) zaten. “Benden önce İsalık iddia eden sahte insanlar çıkacak, inanmayın” diyor. Bu, hadislerde de çok kapsamlı anlatılmış zaten. Fakat gerçekten Mehdi (a.s.)’yi bekleyen bir insan, daha önce eğer samimiyse, diyecek ki; “her an Mehdi (a.s.)çıkabilir.” Değil mi? “Her an çıkabilir. Ya Rabbi bizi Mehdi (a.s.)’ye kavuştur” diye bu duasına devam etmesi lazım. Bakın bu duayı edememesi ve bu duayı ettirmemesi ve bu duadan çekinmesi ve korkması Mehdi (a.s.)’nin çıktığının en açık alametidir. Bir insan niye çekinsin, gönlü çok rahattır. Ben mesela Mehdi (a.s.) için dua ediyorum. Her gün dua ediyorum. Ya Rabbi beni Mehdi (a.s.)’ye kavuştur. Hz. İsa (a.s.)’ya kavuştur. Hızır (a.s.) ile beni görüştür, değil mi?
SUNUCU: Hepimiz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii dua ediyoruz. Bütün Müslümanlar, herkes de dua etsin. Ama bak Cübbeli edemiyor bu duayı.
OKTAR BABUNA: Önceden ettiği halde edemiyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Önceden ettiği halde edemiyor. Bakın aşkla Müslümanlar nasıl “amin” diyorlar. Bunu bir daha yapacak gücü yok şu an, söyleyemiyor. Çünkü niye biliyor musunuz? Mehdi (a.s.)’nin geldiğinden adı gibi emin inşaAllah. Yani sorun o. Mesela Habertürk durduk yere böyle bir kitap çıkartmaz; Cübbeli’yi savunan bir kitap! Birçok Müslüman alim var. Niye Bediüzzaman’ı savunan bir kitap çıkartmıyor Habertürk? Niye Zübeyr Ağabeyi, niye Sungur Ağabeyi savunan bir kitap çıkartmıyor? Niye mesela Seyit Salih Özcan Hocamız’ı savunan bir kitap çıkartmıyorlar? Veyahut Menzil’deki o mübarek Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin bir kitabını çıkartabilir. Onu öven bir eser çıkarabilir. Onu da çıkaramıyor. Veyahut Sultan Baba’nın, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’nin güzel bir otobiyografi mi diyorsunuz, ne diyorsunuz, onun süslü bir ismi var ama ben Hocama öyle demem. O benim canım, o başka. Tarihçe-i hayatını anlatan, onu anlatan bir kitap niye çıkaramıyor? Veyahut Es-seyit Abdülbaki Arvasi Hazretleri’ni niye çıkaramıyor? Cübbeli’nin ne özelliği var da Cübbeli’nin üzerinde duruyorlar acaba? Yani bunu araştırmak lazım, düşünmek lazım. Niye tekrar tekrar çıkartıyorlar programlara, şirin göstermek için bu debelenmenin sebebi ne acaba? Biraz arka plana dikkat etmek lazım. Bunlar bile Mehdi (a.s.)’nin çıktığının alametidir işte. Şu panik bile Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir çünkü Cübbeli’nin ana özelliği “Mehdi (a.s.) gelmeyecek, 570 sene sonra gelecek” diyor ve “Kıyamet’e de çok çok var, istediğiniz gibi rahat edebilirsiniz” diyor ve İslam’ın dünyaya hakimiyetiyle ilgili tek kelime söylemiyor. Şimdi böyle Hocayı baş tacı ederler birçok yerde. Çok önemlidir böyle Hocalar yani.
OKTAR BABUNA: Hatta olmayacak demiş oluyor yani.
ADNAN OKTAR: Tabii. Bir de diyor ki; “evrim hakkında ne diyorsun?” diyorlar. Hart hart sakallarını kaşımaya başlıyor. “Evrim ne ki?” diyor. İşte böyle Hocaya ihtiyaçları var, değil mi? Evrimi böyle paçavra gibi böyle darmakeşan eden, pas pas gibi çiğneyen Hocalardan pek hoşlanmazlar. Hoca dedim, biz talebeyiz tabii inşaAllah. “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” diyen kişilerden de bazı kişiler biraz tedirgin oluyor olabilirler. “Mehdi (a.s.) çıkacak” diyen kişilerden tedirgin oluyor olabilirler. “İsa (a.s.) inecek” diyen kişiden tedirgin oluyor olabilirler, değil mi? Bazı kişilerin hatta Cübbeli’nin tabiriyle menfaatine, maddesine dokunuyor olabilir. O zaman ne yapacaklar? “Bu adam sapıktır” diyecekler. Ne yapmak gerekiyor onun için de? Gerekirse iftira edeceksin, değil mi? Gerekirse yalancı şahitler bulacaksın, aleyhinde haberler çıkaracaksın. Bunun için gerekirse gazetelerini, radyolarını, televizyonlarını kullanacaksın ki bunu savunan kişileri biraz kontrol altında tutabilesin gibi düşünenler oluyordur belki. Ama bu beni ne yapar? Coşturur, coşturur inşaAllah. Değil mi? Kabıma sığmıyorum evvelAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Bir de bütün dünyaya anlatıyorsunuz Hocam. Bir tek Türkiye değil inşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah. Yani İslam ahlakı dünyaya hakim oluncaya kadar bize geceli, gündüzlü nefes almak yok inşaAllah, evvelAllah. Mesela bak, iftihar ederim, 30 yıldan beri bir kere bile tatile gitmiş değilim. 3 saat bile dinlenmeye vakit ayırmam, 3 saat. Mutlaka tebliğ amaçlıdır faaliyetlerim elhamdülillah.
SUNUCU: Allah razı olsun.
OKTAR BABUNA: Hocam bir kere görmedik yani. “Çocuklar bugün yorgunum, dinleneceğim” bir kere olmadı yani maşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah.
OKTAR BABUNA: 365 gün ve 30 yıldır Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah.
ADNAN OKTAR: Kübra Hocam senin yorumların güzel oluyor. Sen özetle bir yorumla bu anlattıklarımı, ne diyorsun?
SUNUCU: Yani Hocam ben bu iki ittifak meselesinin hakkında şöyle düşünüyorum; gerçekten korktuklarını görüyorum. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişinden bir korku duyduklarını düşünüyorum. Bu korku dolayısıyla da, gerçekten inandıklarını düşünüyorum Hz. Mehdi (a.s.)’nin geldiğine ya da geleceğine. Aslında onlar birçok Müslüman’dan daha çok inanıyorlar sanki bu duruma.
ADNAN OKTAR: Bak bu çok önemli. Bak durduk yere programlar yapıyorlar. Bazen CNN yapıyor, bazen Habertürk yapıyor; “Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Mehdi (a.s.) gelmeyecek”. Birçok ünlü profesörü topluyorlar. Kardeşim bunu söyleyen benden başka kimse yok zaten, “Mehdi (a.s.) gelecek” diyen. Yani sadece birkaç kişi var ki onları da zaten hiç kimsenin o anlamda kaale aldığı yok. Zaten kaale almadığını nereden anlıyoruz? Hiçbir şekilde ne ismini ağızlarına alıyorlar, ne muhatap oluyorlar, ne konuşuyorlar, sadece acıyorlar anladığım kadarıyla, o kadar değil mi? Kaale alan bir kelime olsun konuşur, ima eder en azından, hiç kaale almıyorlar. Biliyorlar ki yani net alakası yok. Ama niyeyse şüphelendiler birilerinden yani. Bir tedirginliktir gidiyor, değil mi? Ama derler hani; “korkunun birçok şeye faydası yoktur” inşaAllah. İslam ahlakı gürül gürül dünyaya hakim olacak, Mesih (a.s.) gelecek. Mehdi (a.s.) de gelecek. Küfür, tuğyan ve delalet dünyadan tamamen kazınacak. Din Allah’ın olacak ve yeryüzünde fitne kalmayacak ve Kuran’ın o ayeti tam tahakkuk edecek. Allah diyor; “küfrün başını, beynini dağıtırız” diyor Allah. “Hakkı batılın üzerine atarız” diyor Cenab-ı Allah, “o da onun beynini dağıtır” diyor. İnşaAllah. Biz hakkı savunuyoruz ve batılın beynine vurduk şu an. Batılın beyni şu an darmakeşan vaziyette. Parçalarını toplamaya çalışıyorlar şu an yerden. Ama toplasa da artık etkisi olmaz.
OKTAR BABUNA: Bu geçen gün Hz. Ali (r.a.)’den okumuştunuz Hocam inşaAllah, nakledilen. Mehdi (a.s.)’nin özelliği durdurulamaz olması inşaAllah. Yenilemez ve durdurulamaz.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah. Ben de Mehdi (a.s.)’nin bir öncüsüyüm. Ona zemin hazırlayan bir hizmetkarıyım, inşaAllah. Ama Allah’ın delisi olan bir hizmetkar inşaAllah. Onun için yani yok Cübbeli’ymiş, Fatih Altaylı, bilmem ne falan, kol kola girseler böyle birlikte, değil mi? Topluca bir faaliyet halinde olsalar yine hiçbir etkileri olmaz, söyleyeyim. Yani olabilir, başka kafada olanlar da var, onların da kol kola kol kola girdiklerini düşünün böyle.
OKTAR BABUNA: Freddie’nin Kabusu falan.
ADNAN OKTAR: Freddie’nin Kabusu’nu aralarına alırlar mı? Alıyorlar, aralarına alıyorlar onları da. Bak o mahluk pek ortada görünmüyor. Çünkü kafası sinek gibi ezildi. Çünkü üç kağıtçılık yapamayacağını anladı Freddie’nin Kabusu. Önce bir çıktı böyle bir, ondan sonra, kendince bir insanları etkileyeceğini falan düşündü. Hemen suratındaki perdeyi yırttık ve dişleri göründü yani. Dişlerinden akan kanlar göründü. Tabii o vampir bir daha çıkamaz ortaya, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Başkaları da öyle oldu Hocam. Bu, evrimin olduğunu söylemeye kalkanlar oldu Kuran’da. Bir eski Arapları, sözde alimleri çıkartmaya kalktılar delil olarak da. Siz cevap verdikten sonra, tekrar televizyona çıkıp, “ben Darwinizmi falan savunmuyorum. Kuran’da Darwinizm de yok. Nereden çıktı?” falan diye geri almıştı Hocam söylediğini.
ADNAN OKTAR: Birçoğunun ağzı zeytinyağı tenekesi gibi büzülmüştü suratları böyle. Darmakeşan olmuştu. Biz onu çekiçle falan tamir edip düzgün hale getirdik ağızlarını. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii yani alenen “Melekler enerjidir” diyorlardı, “cinler de mikroplardır” diyorlardı ve alenen evrimi savunuyorlardı. “Çamurlu bir ortamda proteinler oluştu, ondan sonra da o şekilde meydana geldi. Kuran’ın kastettiği de budur” diyorlardı. “Hz. Adem (a.s.)’in yaratılışı budur” diyorlardı. “Kader de yok” diyorlardı zaten. Bir dakika dedik. Anında pılısını, pırtısını toplayıp kaçtılar. Ondan sonra da geldiler, “biz çok yanlış anlaşıldık dediler. Nereden çıkarıyorsunuz bunu? Biz evrime de karşıyız, evrimi zaten kabul etmiyoruz. Tabii ki melekler var, tabii ki kader var, cinler de var. Açık ayetler var, nereden çıkıyor?” dediler. Çünkü beyinlerini parçalayacağımı anladılar. Hakkı, beyinlerine vurduğumuzda darmakeşan olur o beyin. Ve halkı kandıramayacaklarını anladılar. Çünkü nerede olsa karşılarına çıkarım. Çünkü bakıyorum bana cevap veriyor. Biz naçizane Anadolu kanallarında, televizyon kanallarında veyahut kendi internet sitemizde, işte 60-70.000 tane izleyen kardeşimiz var. Naçizane anlatıyoruz biz oralarda, inşaAllah. Bakıyoruz, diyor ki “böyle diyenler var” diyor. Niye demiyorsun diyen var diye, diyenler diye bir şey yok. Kaç tane diyen var? Net söylüyoruz yani, evrimle ilgili cevap veren kim var? Değil mi? Bir kişi var, uzatmana gerek yok. Sizleri de kastediyorsa doğru ama ekip olarak. Evet, evet orada doğru, yalancılıkla itham etmeyelim, doğru söylüyorlar.
OKTAR BABUNA: Hocam sizin buradan söylediklerinizi devlet başkanları tekrarlıyor, naçizane dediniz ama. Ahmedinejad tekrarlıyor, başka devlet başkanları, Hıristiyanlar söylüyor, Museviler söylüyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bazı ülkelerde benim kitaplarım, resmi ders kitabı olarak okutuluyor biliyor musunuz?
SUNUCU: MaşaAllah Hocam. Çok büyük bir başarı.
ADNAN OKTAR: Harun Yahya eserleri. Tabii tabii. Bakın Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatında ders kitabı olarak okutuluyor. Öğrencilere onlarla eğitim yapıyorlar.
SUNUCU: Darısı başımıza diyelim o zaman Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani şimdi o biraz, tabii tedirgin eder öyle. İnşaAllah gönlümüz ister ki. Şöyle diyelim: Milli Eğitim Bakanlığı inşaAllah benim anlattığım gerçekleri, bilimsel gerçekleri, bilim adamlarına hazırlattırıp, doğruları gençlere öğretecek şekilde güzel bir çalışma yaparlar. Mesela, çünkü proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceği resmi devlet kitaplarında yok. Gençlerimizin bu bilgiyi öğrenmesi gerekmiyor mu? Yani, bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi teknik olarak, bilimsel açıdan imkansız, sıfır ihtimal. Bu, bilimsel bir gerçektir. Bunun resmi kitaplarda olmasında ne mahsur var? 350 milyon fosil var, yaratılışı ispat eden. Şöyle desinler, “350 milyon tane fosil vardır. Ama Darwin’in dediği tarzda bir fosil değildir bunlar” desinler, onu diyemiyorlarsa; yaratılışı ispat eden diyemiyorsa, değil mi? “Darwin’in dediğine uygun değil” desinler. Mesela ara fosil yok, ara fosil yok ama belki buluruz da diyebilirler. Ama bunu söylesinler, ara fosil yok. Bunu Darwin’in kendi söylüyor, kendisi. Bak kitapta şunu demelerinin bir mahsuru yok ki: Darwin, ara fosil olmadığını söylemiştir döneminde. Sonraki bilim adamları da, gelen bilim adamları da ara fosil olmadığını söylüyorlar. Adamlar kendileri söylüyor. Ve proteinlerin oluşmasını açıklayamayan bilim adamlarının uzaylıları devreye soktuğunu duyuyoruz, diyebilirler. Yani “Allah yarattı” diyemiyorlarsa resmi kitapta diyemiyorsa, “böyle diyenler var” desin. Karar sizin denir çocuklara da. “Yaratılışa da inanabilirsiniz, uzaylıların yarattığına da inanabilirsiniz; karar sizin” diyebilirler. Yani en hafifinden artık karşıt atak yapanlar açısından diyorum. Yani çünkü onları susturmak açısından, onlardan eğer çekiniyorlarsa onların reaksiyonundan falan böyle bir durum var.
Fatır Suresi, Kubilay Hastürk göndermiş. Kubilay’a buradan selam. Fatır Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım: “Yeminlerinin olanca güçleriyle,” yani var gücüyle yemin ediyorlar “kendilerine bir uyarıcı-korkutucu gelecek olsa”, yani bir Mehdi gelse, bir mürşit gelse “ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair, Allah'a and içtiler”. Allah bir Mehdi göndersin diyorlar, Cübbeli nasıl dua ediyor değil mi? “Ya Rabbi Mehdi’yi gönder” diyor değil mi? Bakın “uyarıcı-korkutucu -yani Mehdi- gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair, Allah'a and içtiler.” Yani Mehdi (a.s.)’nin talebesi olup, İslam’ı yaymak için büyük bir gayret ve hareket edeceklerine dair and içtiler. “Ancak onlara bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde” yani Mehdi geldiğinde “(bu,) onların nefretlerinden başkasını artırmadı.” Sadece müthiş bir kin ve nefrete dönüşüyor. Sayın Hocam, bu ayetin bugünümüze baktığını düşünüyorum, siz daha iyi bilirsiniz” diyor. Şimdi bunu anlatırsak olmaz, birilerinden bahsetmiş. “Fatır Suresi 35. sure, sözünü ettiğim ayet de inşaAllah 42. ayet. İkisinin toplamı 79 sayısını veriyor. Sizin dediğiniz gibi Hz. Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’a geliş tarihi ortaya çıkıyor” diyor. Tabii, o yönüyle de bakılabilir. Yani dolaylı, işari bir mana olarak bakabiliriz, hiçbir mahsuru yok.
SUNUCU: Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bir sorumuz var Hocam.
“Selamün aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleykümselam.
SUNUCU: “Değerli Hocam, Hz. Mehdi (a.s.) haber verdiğinize göre, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Hızır (a.s.) ile görüşecek. Acaba bugüne kadar görüşmüş olabilirler mi? Rüya, ilham ya da bilmediğimiz başka bir şekilde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu uzun yolunda talebelerinin dışında ona istikamet gösteren, yardım eden, her hangi bir Peygamber ya da alim, müceddit var mı? Yani kendi aklı ve imanın kuvvetiyle, Kuran, hadis, Risale-i Nur gibi kitapların ışığından mı faydalanacak? Yoksa ilham, rüya ya da bilmediğimiz bir şekilde kendisine yardım edilecek mi? Şu anda ediliyor mu? Hz. Mehdi (a.s.) o güzel çalışmalarının yolunu kendisi mi buluyor? Tayin ve tatbik ediyor? Tabii en başından her şey Allah’ın izniyle olur” Adnan Bey yazmış.
ADNAN OKTAR: Şimdi, ben desem ki “evet Mehdi’ye Hızır (a.s.) yardım ediyor” desem, o zaman ben Mehdilik iddia etmiş olurum. Bu, olmaz. Çünkü bilmiyorum ben, daha Mehdi ile karşılaşmam ve ona sormam gerekiyor bunu. Yani Mehdi’nin adına ben bir açıklama yapamam. Mehdi geldiğinde zaten biz ona sorarız. Ama Mehdiyetin dünya tarihinin en büyük olayı olduğunu Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Bakın “gelmiş geçmiş bütün ümmetlerde bütün Peygamberler dünyanın en büyük olayı olarak deccaliyete dikkat çekmiştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük deccaliyet olayıdır. Yani böyle bir deccaliyet yoktur dünya tarihinde. Ne Firavun döneminde, ne Nemrut döneminde. Yani Firavun, Nemrut falan bütün hepsi bir araya gelseler, bu ahir zamanı oluşturamıyorlar, yani tamamı bir araya gelse. Güç, etki açısından çünkü bilimsellik görünümü altında bütün dünyayı kaplamış durumdalar. Yani on binlerce üniversiteye, on binlerce devlet teşekkülüne hakim durumdalar. O zamanlar, mesela Firavun devrinde sadece saraya hakimler. Nemrut devrinden Nemrut’un sarayına hakimler. Ama şu an saraylara, devletlere, hükümetlere, dünyanın % 95’ine neredeyse hakimler.
SUNUCU: Yani Hocam, her dönemde deccaliyet var mıydı?
ADNAN OKTAR: Tabii. Her devirde var.
SUNUCU: Ama son dönemde.
ADNAN OKTAR: En şiddetlisi oluyor yani gelmiş geçmiş en büyük ve en şiddetlisi. Ayrıca bu internet, televizyon ve radyo yoluyla da müthiş pekiştirilen bir hale gelmiş oluyor. Çünkü deccal her yere ulaşabilecek hale gelmiş durumda. Mesela eskiden Firavun, halkı toplayarak ancak hitap edebiliyor halka, Firavun. Ama şimdinin deccalleri radyoyla, televizyonla, internetle dünyanın her tarafına ulaşabiliyorlar. Yani mesela deccaliyet şu an her yere seslenebiliyor. Onun için hadislerde de belirtmiş zaten Peygamberimiz (s.a.v.); “deccal bir bağırır, dünyanın öbür ucundan duyulur” diyor hadislerde. Yani her yerde sesi duyulur deccalin. Bir de ahir zamanda sefahat ve her türlü yani gayri meşru eğlence, gayri meşru içki, gayri meşru aleme ait her şeyin zemini dünya tarihinde görülmemiş derecede organizedir. Yani değil mi? Gayri meşru mekanlar, gayri meşru eğlence ortamları, gayri meşru içkiler; bunların hepsi dünya tarihinde görülmemiş derecededir şu an. Uyuşturucu, fuhuş, gayri meşruluk hepsi yani. Sapkınlık hepsi. Dünya tarihi de böyle bir olayla ilk defa karşılaşıyor. Bunu yenen şahıstır işte Mehdi (a.s.). Bu sistemi yenen şahıstır. Ve bütün Peygamberlerin özetidir Mehdi (a.s.). Bütün halkın gözü önünde faaliyet yapacak, bak harika bir şey. Allah, harikalar yaratıyor dikkat ederseniz. Buna rağmen Mehdi (a.s.) engellenemeyecek ve İslam dünyaya hakim oluyor. Ve Hz. İsa (a.s.)’a hazır sistemi teslim edecek inşaAllah. Yani Mesih (a.s.)’in de, onun yardımcısıdır aynı zamanda. Yani Mehdi (a.s.) Hz. İsa (a.s.)’nın yardımcısıdır, ama Mehdi (a.s.) de ona zemin hazırlama açısından kardeş olarak onu yardımcısıdır inşaAllah. Yani Mesih Hz. Mehdi (a.s.)’nin yardımcısı. Yani zaten veziridir. Ama Mehdi (a.s.) de onun yardımcısıdır aynı zamanda. Manevi olarak kardeşi olarak yardımcısıdır. Yani göreceksiniz geldiğinde, tam onun böyle hizmetçisi gibi hareket eder Mehdi (a.s.). Tabii, Hz. Mesih’in tabii onun ağırlanması dünyada, huzuru, ondan sonra neşesi, sevincini sağlayacak, her şeye zemin hazırlayacak kişidir aynı zamanda. Ama o da onun “ben senin vezirinim” diyor zaten Hz. İsa (a.s.). Bakın ulu’l-azm bir Peygamber’i Allah, Mehdi (a.s.)’ye vezir olarak gönderiyor. Mehdiyeti buradan anlamak lazım.
SUNUCU: Hocam, o zaman Hz. Mehdi (a.s.) İslam’ın hakimiyetine sebep olacağına göre, Hz. İsa (a.s.)’ya düşen görev ne burada?
ADNAN OKTAR: “Hıristiyan aleminin tereddüdünü ortadan kaldıracak” diyor Bediüzzaman. Çünkü “Hıristiyan alemi Müslüman olmak istidadındayken bütün Hıristiyan alemi yani Kuran’a tamamen tabi olmak istidadındayken” diyor. O istidadı Mehdi (a.s.) hazırlayacak. Yani tereddüt ediyorlar; olalım mı olmayalım mı? Mehdi (a.s.) “İsa (a.s.) da gelecek” dediği için onu bekleyecekler yani o, vicdanen daha rahat olmaları için. Yani onlarda psikolojik bir güvence ve vicdani huzura sebep olacaktır o. Çünkü bizzat Hz. İsa (a.s.)’nın lisanıyla Müslüman olmuş oluyorlar. Yani içlerinde bir tereddüt, bir uhde kalmayacak. Anlatabildim mi? Yani gönül ferahlığı olsun diye Cenab-ı Allah onlara bir nimet olarak gönderiyor Hıristiyan alemine. Müslümanlara da bir nimet ama Hıristiyan alemine çok daha büyük bir nimettir o yönüyle. Çünkü Müslümanlar zaten Müslümanlar. Fakat onlarda bir bunalım meydana gelecek Hıristiyanlarda. “Acaba Hz. İsa (a.s.)’ya karşı doğru hareket etmiş olur muyuz?” Yani “vefada bir hareketimizde, tavrımızda bir yanlışlık var mı?” gibisinden. Gerçi bu doğru bir şey değil ama. Çünkü Kuran var zaten, Kuran’a tabi olmaları yeterli. Vicdanen Kuran’ın ayetleri buna yeterli. Ama Allah ilaveten kalpleri rahat etsin, huzur duysun bir de “geleceğim” diyor ya Hz. İsa (a.s.) İncil’de ve Kuran’da da zaten geleceği belirtiliyor, o zevki, o mutluluğu yaşasınlar. O vaadin gerçekleştiğini, Allah’ın vaadinin doğru olduğunu görsünler diye indirecek Hz. İsa (a.s.)’ı. Bizzat kendisi, yani Mısır kumaşından o zaman bak, o dönemde yapılmış, Mısır’da dokunmuş kumaş ve Mısır’da boyanmış kumaş üzerinde olacak, 2000 yıl önceki kumaş.
SUNUCU: Ashab-ı Kehf gibi değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, 2000. Çok şaşırtıcı bir olay. Kumaşın vasfı belirtiliyor bak, Mısır imalatı üzerindeki kumaş, kıyafetin. Mısır pamuğundan inşaAllah. Ve boyasının rengi de belli yani sarı renktedir. Ve ayağında da köseleden terlik var. Ve beylik eşyaları o şekliyle alınmıştır. Yani cebindeki eşyaları, ne varsa üzerinde kıyafet. Çantası şeyi değil yani diğer kıyafetleri değil. Üzerindeki beylik eşyası, ne varsa üzerinde o haliyle o şekliyle alınmıştır. Aynı bu şekilde yeniden zaman boyutuna sokuldu Hz. İsa (a.s.).
SUNUCU: Peki o hayatını öyle mi sürdürecek Hocam? O kıyafetlerle?
ADNAN OKTAR: Yok, olur mu, onu sevinç vesilesi olarak bir delil olarak göreceğiz. Çünkü Hz. Musa (a.s.)’ın sandığı da bulunacak, kutsal sandık. Kuran ona zaten işaret ediyor. Birçok kutsal emanet bulunacak. Piramitler var ya, açıkça söyleyeyim oraları açacağız. Yani biraz şey olacak ama sanata karşı bir şey olarak görebilirler bizi ama. Onlar açılacak, çünkü çok fazla kutsal emanet var altında ve iç kısımlarında. Yani mecburen, en azından yarısının açılması gerekiyor. En azından yarısının açılması gerekiyor, başka türlü ulaşmak mümkün değil. Çünkü kör kilitleme sistemleri kurmuşlar. Odalara girilmesi mümkün değil. Mutlaka o piramitlerin açılması gerekiyor. Onları açacağız. Zaten Firavun, açılamasın diye ona göre yapmış üçgen. Ama biz açarız onu söyleyeyim yani. Allah’ın izniyle açacağız inşaAllah. Bir de bu Nemrut Harabeleri’ndeki o taş yığması var ya, onun altı da kutsal emanetlerle dolu. Yani Nemrut’un bizzat talimatıyla yapılmıştır orası. Aynı zamanda kendi mezarı da onun içinde ve Hz. İbrahim (a.s) devrine ait birçok belge ve doküman da orada. Onun yapılması için yine, çok kapsamlı bir çalışma gerekiyor. Çünkü taşı çektiğinde, üzerine üzerine dökülmeye başlıyor insanlara taş. Yani alınacak gibi değil. Onun için Firavun da çok uyanık o yönüyle. Yani şeytani bir uyanıklığı var. Müthiş bir sistem yapmış. Yani o mezarı açılacak gibi yapmamış. Açıldığında taşlar insanların üzerine yuvarlanıyor çünkü. Onun için özel teknik çalışma yapılması gerekiyor, tepeden başlanması gerekiyor. Biraz tabii, bazı teknikler var aklımda olan, zamanı gelince söyleriz. Dolayısıyla açılıp, altındaki o kutsal emanetlere de ulaşacağız inşaAllah. O zaman insanlar işte, bütün dünya iman ediyor. Yani Musevilerin hepsi iman edecekler aşağı yukarı. Yani Tevrat’ın orijinali bulunacak artık.
SUNUCU: İman etmeyen insan kalacak mı Hocam? Çünkü sonra bir inkar dönemi tekrar başlayacak.
ADNAN OKTAR: O sonraki dönem zaten Mesih (a.s.)’in vefatından sonra, inkar dönemi başlıyor. “İnsanlar zayıf yaratıldı” diyor Allah. Ruhen ve bedenen zayıftırlar. Mesela o anda coşup heyecanlanan adamlar, mesela bak Cübbeli’de nasıl bağırıyorlar? “Mehdi’yi bize göster Ya Rabbi” mesela aşkla bağırıyorlar. Ama şu an oradaki insanlarda, o coşkuyu Cübbeli ellerinden almış gibi görünüyor. Yani ekstradan bir şey var yani, neyse öyle demeyeyim. Onu ilave etmeyelim. Yani kutsal emanetlerin ortaya çıkması çok çok hayatidir. Çünkü net, insanlar gördüğüne inanır ya biraz da. Yani o da çok önemli. Mesela bizim özelliğimiz o biliyorsunuz. Ahir zamanda olacaklar olaylar, mucizeler, Peygamberin (s.a.v.) mucizelerinin hepsini teknik delillerle ispat ediyoruz birer birer. Yani adamların gözünün içine adeta gösteriyoruz böyle. İnkar, ahir zamanda çok şiddetli olduğu için ispatının da çok şiddetli olması gerekiyor ki yani aklına da tasdik ettiriyoruz biz, sırf kalbe tasdik ettirmiyoruz. Aklına tasdik ettiriyoruz, aklı kalbine de tasdik ettiriyor; evham ve vesveseyi ortadan kaldırıyoruz. Onun için Tevrat’ın ve İncil’in orijinali bulunacağı için, şimdi “biz orijinalini bulduk” desek gene inanmazlar. Onu karbon metoduyla yeniden baktıracağız. Yani bilimsel metotlarla eskidiğini tespit ettireceğiz ki kanaatleri gelsin, yani yetkili, geniş bir kurula, yani bilimsel bir kurula halkın gözü önünde bilimsel test yaptırıp çok eski olduğunu, yani o devire ait olduğunu tespit ettireceğiz. Yoksa derler, işte Adnan Hoca uyanık derler. Yani hazırlamıştır altından bir şey, onun içine koymuştur falan gibi diyebilirler. Değil mi? Hatta piramitlerin altını da bizim yerleştirdiğimizi düşünebilirler. Altına girmişlerdir onlar. Çünkü insanlar şüpheye o kadar açıklar ki, yani der de der, der de der yani. Bizim yapacağımız, tabii Allah’a tam teslim olmak, Allah’a tevekkül etmek. Allah’ın göstereceği, şu ana kadar gösterdiği harikaların devam edeceğini de biliyoruz. Hırsla, azimle ve kararlılıkla İslam’ı yaymaya devam edeceğiz. Ama “müddeti Ahir zaman uzundur” diyor Said Nursi, “biz bir faslındayız” diyor. Daha var, daha gayret edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah hepimiz o hakimiyeti görürüz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Ama işte Mehdiyet ruhunu alarak, hayatın diğer yönlerinden çekilerek, Allah’a kendimizi adayarak, son derece samimi olarak. Hem dünya hem Ahiret ikisi birlikte gitmez. Yani tam anlamıyla Allah’ın rızasına göre yaşamak gerekiyor. Her konuda Allah’ın rızasının en çoğuna bu uygun mu diyeceğiz? Ona göre hareket edeceğiz. Onun bak kilidi budur, anahtarı budur. Bakın, bir şeyin Allah’ın rızasına en uygun, en çok uygun olması. Mesela ben bu konuyu anlatmam, Allah’ın rızasının en uygun olan bu mu, değil mi diye düşünürüm. Evet, Allah’ın rızasına en uygun olan bu diyorum, o yüzden anlatıyorum. Yoksa darb-ı meseller anlatırız, menkıbeler anlatırız yani insanları böyle, hatta uyutacak konular da anlatılabilir. Ama en hayati konuları anlatıyorum inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Allah razı olsun Hocam. Sanırım 1 dakikamız kalmış.
ADNAN OKTAR: Tamam. Ama biz devam edeceğiz zaten biraz sonra. İnşaAllah.
SUNUCU: Evet, Harunyahya.tv sitesinden devam edeceğiz inşaAllah. Ama yarın bizleri 22.00’den itibaren yine Harunyahya.tv sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve TV Kayseri’den, Samsun Aks ve Kanal S ekranlarından takip edebileceksiniz inşaAllah. Tekrar görüşmek üzere.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...