SUNUCU: Hayırlı akşamlar sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz. Allah’ın rahmeti ve bereketi hepinizin üzerine olsun inşaAllah bu güzel Kutlu Doğum Haftamızda. Yeniden “Bir Gece Sohbetleri” programıyla daha sizlerleyiz. Şu anda bizleri Tv Kayseri, Samsun Aks ve Kanal S ekranlarından izlemektesiniz. Mavi Karadeniz Radyo’muzdan da bizleri dinleyebilirsiniz. Aynı zamanda HarunYahya.Tv sitemizden de yayınımızı takip edebilirsiniz, inşaAllah. Sorularınızı da Hocamıza ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden iletebilirsiniz. Aynı zamanda HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerimizden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Evet hemen değerli konuklarıma geçmek istiyorum. Sayın Hocamız Adnan Oktar ve Altuğ Berker bizlerle. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim. Siz de hoş geldiniz.
SUNUCU: Siz de hoş geldiniz Hocam.
ALTUĞ BERKER: Sağolun Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Berker’im, bugün Kutlu Doğum Haftası’nın başlangıcı, biliyorsun? Resulullah (s.a.v.)’ın dünyaya teşrif etmesi bütün insanlık için Allah’tan bir nimetti. Bu nimeti de hala yaşıyoruz. Elhamdülillah. Onun güzel, pak nesli de Ahir zamanda dünyaya hakim olarak, bu Kutlu Doğum Haftalarının çok daha mükemmel olmasını sağlayacak inşaAllah. Dünya hakimiyetinde olacak “Kutlu Doğum Haftası”yla şu anki yapılan “Kutlu Doğum Haftası”nın arasında çok büyük farklılık olacak. Çok çok büyük farklılık olacak. Bütün dünyayı ışığa boğacağız inşaAllah.
SUNUCU: Çok daha kutlu olacak Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Her yer ışık. Evet, yeri yerinden oynatacağız inşaAllah. Ama şimdilik bu kadar mütevazı kutlayabiliyoruz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sizin oluşturduğunuz bir güzelliği eklemek istiyorum Hocam. Sizin kitabınız Hz. Muhammed (s.a.v.), 18. baskısını yeni yaptırmıştınız ve gül kokuyor Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama bu kitabı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayatını anlatan, siretini anlatan, şemal-i şerifesini anlatan bu kitabı özellikle tavsiye ederim. Bu çok önemli, benim gördüğüm benzerlerinin içerisinde en iyisi. Samimi kanaatim öyle. Çok çok mükemmel bir eser. Okuyanlar zaten kendi kanaatlerini de belirtmiş olacaklar. Peygamberimiz (s.a.v.)’i çok güzel anlatan çok hoş bir eser. Hakikaten de gül kokuyor. MaşaAllah.
SUNUCU: Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Ben dedim ki, “Baykal dindar” dedim. “Sen yanlış düşünüyorsun. Hüsn-ü zan ediyorsun” dediler. Ben dedim ki, “çok iyi niyetli bir insan” dedim. “Yok yanlış düşünüyorsun,” dediler. Bak benim dediğim doğru çıktı. Şimdi gelirken hazırlanırken, televizyonda konuşması vardı. Kısaca birkaç konuşmasına şahit oldum. Ayetle hadisle aşkla şevkle, değil mi? Tam bir Allah aşığı olarak güzel bir hitabetle Resulullah (s.a.v.)’ı övüyor, Kuran’ı övüyor, İslam’ı övüyor. Demek ki sözüm doğruymuş. Değil mi? Bak yıllar önceki kanaatimdir bu benim. CHP eğer Deniz Baykal’ı iyi takip eder, sözlerini iyi dinler, bir kısım kişilerin yaptığı gibi gereksiz bilmişlikler yapmazlarsa çok mükemmel bir çizgiye gelecek, benim kanaatim. Tabii bilmişlik yapmamasını tavsiye ettiğim kişiler çok az sayıda olan kişiler. Onlar kendilerini biliyorlar. Yani ayağına dolanmayacaklar. Nezaketle saygıyla yaklaşırlarsa bir lider olarak hürmet ederlerse Deniz Baykal alelade bir insan değil, herhangi bir insan değil. Sözünü dinlerlerse CHP ben söyleyeyim çok rahat %70’i bile bulabilir. Tabii ama benim tarif ettiğim CHP ve Deniz Baykal’ın kafasında olan CHP’yi kast ediyorum. İnşaAllah değil mi? Dindar Atatürk’ün CHP’sini kastediyorum ben. Aşkla Allah’ı anan Kuran okunduğunda tüyleri ürperen Atatürk’ün CHP’sinden bahsediyorum ben.
SUNUCU: Bu konuşma bir başlangıç olabilir miydi Hocam sizce?
ADNAN OKTAR: Tabii ki bunun arkası çok güzel gelir. İnşaAllah. Atatürk’ün birkaç tane sözünü okursan. Var mı sende?
ALTUĞ BERKER: Kitaptan alayım. Kitaptan okuyabilirim.
ADNAN OKTAR: Çok okuduk biliniyor da fakat iyi olur, delil olarak.
SUNUCU: Hocam yine Hz. Muhammed (s.a.v.)’le ilgili Sonan Zengin bir yorum yapmış kendisi. Demiş Hocam, “Hz. Muhammed (s.a.v.)’den bahsederken gözlerinizin içi parlıyor. Yüzünü ve özelliklerini anlatırken cümlelerinizi onu görmüş gibi anlatıyorsunuz. Bunun sebebi nedir? Sizi çok seviyoruz, Allah’a emanet olun,” demiş.
ADNAN OKTAR: Dedem. Bütün Müslümanların değil mi hepimizin Peygamberi, iki cihan güneşi tabii ki güneşi insan duydu mu, gördü mü gözleri parlar. İnşaAllah. Ona olan muhabbetimden, aşkımdan, sevgimden tabii ki. Allah hepimizin ona karşı sevgisini kat kat kat arttırsın. Allah rızası için seviyoruz Peygamberimiz (s.a.v.)’i. Allah’ın güzel bir tecellisi, muhteşem bir tecellisidir. İnşaAllah onun pak nesli de Ahir zamanda dünyaya çok ihtişamlı, süslü, etkili olarak hakim olacaklar inşaAllah. Hep beraber göreceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Allah-u Teala onun şefaatine nail etsin bizleri Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bakın Deniz Baykal’ın bugünkü konuşmasını çok tarihi ve büyük bir konuşma olarak ele alsınlar. Çok büyük bir olay bu. Çok çok büyük bir olaydır. Atatürk’ün üslubunun aynısıdır. Çok çok güzel. Atatürk de böyle aşkla şevkle dini anlatan İslam’ı savunan bir insandı. Hutbe de okuyordu. Namaz kılan bir insandı. Baykal’ın bu çıkışı da bu üslubu da bu güzel hitabeti de inşaAllah çok güzel örnek olacaktır. Hayırlara vesile olacaktır, göreceğiz inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’le ilgili sözlerinden okuyabilir miyim?
“Atatürk; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i çok iyi tanımış, onun üstün özelliklerini çeşitli vesilelerle anlatmıştır”. Şöyle diyor Atatürk. “O, Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonsuza kadar O, ölümsüzdür. Tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askerî dehâsı kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Hz. Muhammed (s.a.v.) bu harp sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak, galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.”
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.)’in yiğitliğini anlatıyor.
SUNUCU: Çok iyi bir komutandı, değil mi Hocam aynı zamanda?
ADNAN OKTAR: Bak, yiğitliğini de gösterdiği anlatılan o detay çok önemlidir.
SUNUCU: Atatürk Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i bu konuda örnek almış olabilir mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Söylüyor zaten. Atatürk’ün birçok sözü var. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle diyor başka bir sözünde de Hocam. “Büyük bir inkılap yapan Hazreti Muhammed (s.a.v.)'e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir”.
ADNAN OKTAR: Yani “Peygamber (s.a.v.)’in sünnetine tam uyalım” diyor, değil mi? Açıkça bu. MaşaAllah.
SUNUCU: “Hocam, iyi akşamlar. Ben İstanbul’dan Elif İmran, Enam Suresi 22.-24. ayetlerde şöyle buyrulmaktadır: ‘Onların tümünü toplayacağımız gün; sonra şirk koşanlara diyeceğiz ki: Nerede (o bir şey) sanıp da ortak koştuklarınız? (Bundan) Sonra onların: Rabbimiz olan Allah'a andolsun ki, biz müşriklerden değildik demelerinden başka bir fitneleri olmadı (kalmadı.) Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve düzmekte oldukları da kendilerinden kaybolup-uzaklaştı’. Hocam Gizli Şirk kitabınızda pek çok şeyden bahsediyorsunuz ama etrafıma baktığımda insanların pek çoğu bunlardan haberdar değil gibi. Bu programda şirk nedir biraz değinir misiniz?” demiş.
ADNAN OKTAR: Şirk, doğrusu samimi iman olmadığında insanda gelişen bir hastalık. Yani imanda kuşkuda olur. Sağlam imanda şirk olmaz. Allah’tan gerçekten korkan, Allah’ı gerçekten seven şirke girmez. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki gösterdiği örnekte şu an asrımızda da aynen yaşanıyor. Fakat insanlar zannediyor ki birebir aynı kelimeyi kullanan münafık olur. Mesela diyor ki ayette münafıklar, “evimiz açıkta” diyorlar. Yani “Annem, babam var, kardeşlerim var, onları bırakamıyorum, onlarla ilgilenmem gerekiyor. Dolayısıyla senin mücadelene, Müslümanların mücadelesine katılamam” diyor. Ona ait bir şey gibi görüyor. Şimdi bu asrımızda buram buram oluyor. Birçok kişi bunu alenen ve açıkça ve kutsal bir amaçmış gibi saygı duyulacak bir üslupmuş gibi anlatıyorlar. Halbuki haberi bile yok. Aynısını yapıyor. Fakat kelime kelime aynısı olmayınca onunla onun farklı olduğunu zannediyor. Yani üstlerine kondurmuyorlar. Halbuki aynısını yaşamış oluyor. Mesela şimdi zamanımızda da yakışıklı bir delikanlı veya güzel bir kız eğer dindarsa, hayatı da buram buram yaşamanın derdinde oluyor. Yani bir kere “bu güzelliğe yazık”, “bu yakışıklılığa yazık” diyor. “Bir kere anlı şanlı bütün aileyi, bütün basını da hatta etrafı da böyle yıkacak bir düğün gerekir” diyor. Anlı şanlı bir şey olsun. Şimdi bunun içerisindeki şirkin ne olduğunu göremiyor o anda. Mesela sen orada düğüne harcayacağın parayı İslam alemi mahvolmuş vaziyette, perişan bir vaziyette. Irak’ta, Afganistan’da diğer yerlerdeki insanlar böyle yalvarıyorlar, çocuk gibi yalvarıyorlar. “Bizi ezmeyin, bizi öldürmeyin, yalvarırım” diyor adam. “Ateş etmeyin” diyor adam, yerde camide böyle inliyor adam. Caminin içerisinde, artık camiye sığınmış. Adamın suratının ortasına kurşunu indiriyorlar. Orada da düğünde adamlar böyle artık yeri göğü inletiyor. Bir de oraya akıl almaz bir para harcıyor. Kardeşim senin düğünün ne olur: 10 bin tane kitap alır, dağıtırsın. Mükemmel bir düğün yapmış olursun. Kalbin ve maneviyatının bu düğünü olmuş olur. Vicdanen muazzam bir huzur duyarsın, tebliğ yaptığın için değil mi? Vicdanen çok rahat edersin. Bunlar tamamen vicdansız oluyorlar. Halbuki düğün yapılırken aniden öleceğini bilse o adam, birden öleceğini bilse o kitabı zaten dağıtır o. Ama ölmeyeceği kanaatinde. Bir şey olmayacağı kanaatinde. O yüzden o kadar ferah.
SUNUCU: Hocam peki düğün yaparak Allah-u Teala’ya neyi haşa şirk koşmuş oluyorlar?
ADNAN OKTAR: Şimdi şirkin incelikleri, detayları vardır. Çok çok ince detayları vardır. Şimdi eğer put olarak alırsan sadece put olarak alırsan şirki çok daraltmış olursun. Şirk Allah’ın rızasına, Allah’ın hoşnutluğuna dünyayı tercih etmektir. Yani sen dünyayı put yapmış oluyorsun o zaman.
SUNUCU: Gizli putlar vardır.
ADNAN OKTAR: Eğlenceni put yapıyorsun mesela, gösterişi put yapıyorsun. Düğünlerin amacı ne oluyor? Anlı şanlı pahalı bir düğünün amacı ne oluyor? Milleti haset ettirmek, kıskandırmak. Desinler. Desinler değil mi adama sorduğunda yani eğlenmek için mi düğün yapıyor? Yani herkesi tenzih ederim ben öyle vakaları kastediyorum. Benim kafamda bildiğim vakalar var onları söylüyorum. Burada kastedilen insanların haset etmesini sağlamak, onların günlerce dedikodusunu yapmasını sağlamak yani onların tabiriyle çatlatmak onları. Bu bir şirktir. Çünkü bakın Allah rızasına karşılık istediği şey nedir biliyor musun?İnsanların haset etmesini istiyor. Yahut Allah’ın rızasına karşı sükseyi istiyor. Mesela sükseyi put yapmış. Veyahut Allah’ın rızasına karşı enaniyetini, kibirini. Enaniyeti artacak ya düğün sahibi falan fotoğrafları koyacak basacak hatta gazetelere çıkacak resimleri falan, oradan o büyüyecek. Yani “dehşetli adam” diyecekler. “Şu kadar para harcanmış su gibi” diyor. Şunlar aktı, su gibi şunlar yendi, şu kadar şu oldu. Onunla övünmek Allah zaten ayette “mallarda ve oğullarda övünmek” diyor. Ayet var. Yani övünme amacı. Şimdi Allah’ın rızasını övünmeye tercih edersen, bu şirk olmuş olur. “Şirk deyince insanlar tahtadan ya da taştan bir şey var gider karşısına tapar” zannediyor. Öyle değil şirk. Yani Allah’ın rızasını herhangi bir şeye tercih etmek şirktir.
SUNUCU: Biz bu durumda en fazla insanın günaha girebileceğini düşünüyorduk. Ama siz şirk tehlikesi olduğunu söylüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Tehlike değil açık zaten net. Çünkü Allah’ın rızasının en çoğunu aramakla mükelleftir bir insan. Bakın şuradan anlayabilirsin. Bu adamı sen cehennemin kenarına getirsen aynı şartları da getirt yanına düğün şartları da var, eğlenme şartları da var. Fakat cehennemin kenarına gelmiş. Kitap da dağıtabilir, tebliğ de yapabilir onun parasıyla her şeyi yapabilir. Hangisini yaparsın dediğinde ne yapar bu sence? Hangisini tercih eder?
SUNUCU: Kitap.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Düğün müğün biter. O neden biliyor musun? Ölmeyeceği kanaatinde. Bir şey olmayacağı kanaatinde. Cehenneme gitmeyeceği kanaatinde. Dolayısıyla Allah’ın rızasını, Allah’ın hoşnutluğunu önemli görmüyor. Kendi hoşnutluğunu önemli görüyor. Kendi hevasını. Bak “heva ve hevesini Tanrı edineni gördün mü?” diyor Allah ayette. Şimdi bir insan ya Allah’ı kendisine Allah olarak edinir, Allah olarak kabul eder ya da hevasını. O hevasını ilah edinmiş oluyor. Bak, “heva ve hevesini Tanrı edineni gördün mü?” diyor Allah. Put edinmiş hevasını. Ama hepsini ona uydurmaya çalışıyor. Mesela namaz kılıyor, namaz kılan bir kız, başörtülü ve namaz kılıyor. Zengin ve muhafazakar aileler için ideal bir gelin adayı olmuş oluyor o. Hepsini tenzih ederim, çok nadir vakalar için bunu söylüyorum. “Kapalı mı kız?” diyor. “Sorulur mu ya, şimdi ne biçim konuşuyorsun” diyorlar. “Namazını kılıyor mu?” diyor. “Şahane” diyor. “Kuran kursuna gönderdiniz mi?” diyor. Zaten Kuran kursuna gönderme de yine onun vasfını artırmak için oluyor. Yani iyi bir kocaya gitmesi için oluyor. “Kocasının özellikleri nedir?” diyor. “Akşamdan akşama hafif bir şey alır” diyor. “Ama iyi insandır. Neşelidir, biraz asabidir” diyor. “Namaz?” “Kılmaz olur mu? Cumaları muntazam kılar” diyor. “Gelin hanım yetiştirir onu canım artık” diyor. “Zaten niçin evlendiriyoruz? Dindar kız ile evlendirmemizin amacı o” diyor. Gelin hanımın da ağzı kulaklarına vararak, böyle heyecandan yerinde duramıyor. Ev var, araba var, tip tamam, ondan sonra yaşı yaşına uygun. Artık davul, zurna ortalığı inletiyor böyle. Büyük bir heyecan veyahut klarnet, kanun, artık başka neyse. O da olmuyor. Başka şey de yapabiliyorlar. Getiriyorlar mesela gevrek sesli birini, ona bir şeyler okutuyorlar kendilerince. Yine eğlendirecek mahiyette. Nihayetinde dedikleri oluyor yani. Ama sordun mu tam böyle dindar, muttaki bir aile oluşmuş olduğu anlaşılıyor. Böyle kart, kaşarlaşmış, yine aynı kafada olan adamları da getiriyorlar. Onlar da nikah şahidi oluyor. Böyle kösele gibi enseler dört kat. Onu sağa oturtuyor, öbürünü de sola oturtuyorlar. Beraber fotoğraf çektiriyorlar. Çünkü güçlü insan olarak gördükleri, ekonomik yönden, sosyal yönden güçlü kimselerle resim çektirince ailenin gücü bir kat daha artmış oluyor. “Vay vay şahitlere bak” diyorlar. Falanca tarafta şu, filanca tarafta da bu. Anlaşıldı mı? Demek ki aile muazzam. Para da bol. “Helal olsun kıza” diyorlar. “Çok gözü açıkmış” diyorlar. Kızın böğrüne böğrüne dürtüyor annesi. “Sen uyu, bak elalem neler yapıyor?” diyor. Hatta güm diye sırtına vuruyor böyle. “Bak elalemin kızı kaptı götürdü” diyor. “Daha hala uyuyorsun. Evde kaldın sen” diyor. Bir de evde kalma da ne demekse? Müslüman için ne kadar çirkin bir söz. Evde kalma. Her Müslüman evde oturur zaten. Ne var evde? Evler mübarektir. Kuran’da yeri var. Yani Allah rızası için Hz. Meryem (a.s.) evde mi kalmıştı? Evlenmedi Hz. Meryem (a.s.), bekardı. Evde mi kalmış oluyor? Çok çirkin bir söz. Çok cahilce bir söz ve genç kızlara baskı yapmak için kullandıkları ve bir an önce, bir kısım genç kızlara tabii, onursuzca, kendilerini adeta satar gibi, ekonomik amaçla, sadece çıkar amaçlı, kendilerini kurtarmaları için baskıda bir delildir o. “Bak kaç yaşına geldin, evde kaldın. Bak çıktı işte Hüsnü Efendi” yahut kimse, “hemen git onunla evlen.” Bir de yaşları ilerledikçe de seçme kaliteleri de artık gittikçe düşüyor. Önce beyaz atlı bir prens bekliyorlar. İlk, mesela 17-18 yaşlarında falan. Hokka gibi ağız, burun falan. Beyaz arabanın içine girecek, arabadan bir sıçrayışta atlayacak böyle, şık hareketlerle. Diz kıracak önünde hemen, gülü ona sunacak falan, yalvaracak. İlk kafası öyle oluyor. Ev ışıl ışıl, deniz manzaralı. Ondan sonra, evin önünde de artık her türlü jeep, şu, bu. Yazlık, kışlık hepsi ayrı. Yaşı ilerledikçe seçme kalitesi düşmeye başlıyor. “Eh,” diyor, “ yani evi olmasa da olur. Arabası olmasa da olur. Tipi de olmasa da olur. Şu da olmasa da olur”. En sonunda artık “kim olursa olsun” diyor ailesi. Yani “iki ayağının üzerinde yürüsün, yeter ki evlensin” diyorlar. O da gözü kapalı evleniyor. Zaten diyor; “mantık evliliği yaptım. Yani bu aşk evliliği değil, mantık evliliği” diyor. Aşk evliliği dediği, ilk anlattığı aşk evliliği. Para aşkı, tip aşkı, ondan sonra işte gelir aşkı, onu aşk olarak kabul ediyor. Aşkı ne zaman bitiyor, biliyor musun? Araba gittiğinde, ev gittiğinde aşk da bitiyor. Veyahut bazen aniden gençken hastalanan gençler oluyor. Birden tipi mipi kayıyor. Bambaşka bir şey oluyor. Aşkı bir anda bitiyor. Ama onu da sahtekarca açıklıyor. Başta aşık olduğunu söylüyor ama sonra “Allah kalbime bir his verdi” diyor. “Cebrail (a.s.)’ı gördüm, artık bu nikahı bitir dedi bana” diyor. “Ben bunun etkisindeyim” diyor. Yine orada dini kullanıyor ve mübarek bir amaçla yine ondan boşanmış oluyor. Yani buna benzer akıl almaz sahtekarlıkları insanlar samimiyetsiz olarak, şirk olarak yaşıyorlar. Buram, buram. Ama samimi olanları tenzih ederim, iyi niyetli insanları tenzih ederim.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.)’in modeli, en güzel model odu. Mesela Hz. Ayşe (a.s.) gencecikti. 60 yaşındaydı Peygamber Efendimiz, Resulullah (s.a.v.). Ahirette onun arkadaşı olmak için, Allah rızası için, cihat arkadaşı olarak Peygamberimiz (s.a.v)’i seçti. Diğer eşleri de mesela, birçoğu gençti. Kimi 18 yaşında, kimi daha küçük, kimi daha büyük. Ve Peygamberimiz (s.a.v) evine dahi uğramayan bir insan. Sürekli cihatta, sürekli tebliğde, sürekli mücadelede ve 60 yaşında. Düşün. Bakın Peygamberimiz (s.a.v)’in hayatına. Halisane ve samimi olarak, sırf Allah rızası için evleniyorlardı. Ahireti amaçlayarak evleniyorlardı. Yani Allah’ın rızasını amaçlayarak. Çünkü dünya hayatı hemen geçen bir şey. En güzel kadın bile, mesela 20 yaşında bir kadın, 40 yaşında buruş buruş oluyor eli, yüzü. Çocuk doğurduktan sonra 40 yaşında bir kadının ne hale geldiğini herkes bilir. Bakın 20 yaşında, iki 10 sene, göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. İki on senede bitiyor. Mezara girdiğinde de en güzel göz jöle haline gelir. Ağzı şişiyor, ağzından köpükler dışarıya doğru çıkmaya başlıyor mezarda. Rahim dışarı atılır, kadın rahmi, basınçtan, gaz basıncından. Hani o dünya güzeli, sultanlar sultanı hanımefendi? Bütün vücut atıkları her yerden çıkmaya başlıyor vücudundan, basınçla ve kısa sürede oluşuyor bu toprağın altında. Bunun için mi yaşamıştı bu yani, o muydu? Evler, saraylar, hani nerede kaldı? Araba dışarıda bekliyor, ev dışarıda bekliyor. Ama mübarek toprağın altında. Simsiyah, karanlık toprağın altında köpük çıkartmakla meşgul o, ağzından, burnundan. Hani dünya yakışıklısı, dünya güzeliydin sen? Değil mi? Hani Allah’ın rızasından daha önemliydi senin heva ve hevesin, çıkarların, evin, araban, yakışıklılığın, güzelliğin? Güzelliğini aldı Allah. Araban da dışarı da kaldı. Evin de dışarıda kaldı. Değil mi? Allah’ın huzuruna yapayalnız, tek başına çıktın. Nasıl açıklayacaksın ondan sonra onu? “Biz müşriklerden değildik demelerinden başka fitneleri olmadı” diyor Allah. Allah soracak; “sen Benim rızamı mı aradın?” Çünkü dünyadaki en önemli konu Allah aşkı ve Allah sevgisi. İnsanın bir tane sevgilisi vardır, Allah’tır. Tek sevgilisi vardır ve her şeyi ona göre yapar. Onlar kocasını sevgili ediniyor. Onun rızasına göre hareket etmeye çalışıyor. Mümin sadece Allah’ın rızasına göre hareket ederek Müslümanlara karşı tavır koyar. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i hanımları seviyordu, Allah rızası için seviyorlardı. Onu hoşnut etmeleri Allah rızası içindi. Her ne yaptıysalar Allah rızası için yaptılar, heva ve hevesleri için yapmadılar. Makbul ve doğru olan budur. Ha “ben bunu kafama göre yapıyorum” diyor, zaten Kıyamete çok az bir şey kaldı. Bediüzzaman da bunu anlatıyor. Dünya aşıkları Bediüzzaman’ın bu sözünü anlamazlıktan geliyorlar. Bakın 1545. Hemen kapıda. Yani 1545’e ne kaldı ki?
ALTUĞ BERKER: 114 yıl.
ADNAN OKTAR: Bir insan ömrü, bir insan ömrü kaldı. “Biz inanmıyoruz” diyorsa, Bediüzzaman’ın bütün dedikleri şu ana kadar çıktı. O zaman, o vakit geldiği vakit onun da doğruluğunu görecekler inşaAllah. “Bekleyedurun” diyor Allah. “Bekleyedurun”. Beklemek onlara bayağı faydalı olur. Beklediler mi görecekler zaten inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) aksi türlü bir niyetli bir şeyi de kabul buyurmuyor zaten. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Eğer siz Allah’ın rızasından, Cennetinden başka bir şey arzu ediyorsanız, gelin sizi güzellikle salıvereyim” diyor mealen.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarında biraz böyle nefsani bir eğilim oluyor. Ayet, Kuran ayeti bu. “Eğer Allah’ı, Resulünü, Allah yolunda mücadeleyi esas alıyorsanız, güzellikle devam edin” diyor. “Eğer dünya hayatının çekici süsünü istiyorsanız, gelin sizi güzellikle boşayayım” diyor. Yani “Allah’ın rızası değil de, şirk arıyorsanız, çıkarınızı, hevanızı arıyorsanız boşayayım sizi” diyor. Peygamber (s.a.v.) için bir sorun değil ki, zaten Cennette en güzel hanımlarla evlenecek Peygamberimiz (s.a.v.). Zaten onlarla beraber olacak. Sonsuz hayatı o şekilde yaşayacak. Peygamberimiz (s.a.v.) için bir konu değil o. Yani bir kayıp da değil. “Eğer” diyor “Siz, Peygamber (s.a.v.)’in iki eşi” diyor ayette, yani eşleri, “ona karşı bir cephe oluşturursanız (kendi aranızda), Allah, Melekleri, Cibril ve müminlerin salih olanları” şeytandan Allah’a sığınırım, “onun destekçileri ve yardımcılarıdır” diyor. “Allah sizi giderir, sizin yerinize daha hayırlı, namaz kılan, oruç tutan, dul ve bakire eşler verir” diyor Allah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir kaybı olmaz. Ama geleneksel kadın anlayışı, geleneksel çıkar anlayışının içerisinde, tabii samimi insanları yine tenzih ediyorum, benim kastettiklerimi kastediyorum, şirk tam anlamıyla oturmuştur. Çıkar olduğunda Allah’ın rızasına bu insanlar kesinlikle yanaşmak istemiyorlar. Hatta o kadar abartılı ki mesela paraya sıkıştığında, faiz parasını mesela çok rahat alabiliyor. Veya “düğüne gideceğim. Namaz vakti mi şimdi?” diyor. “Geç kalıyoruz düğüne, namazı sonra iade edersin” diyor. “Kazaya bırakırsın, hemen gidelim biz” diyor. Yani o kadar çoktur ki bunun vakası, samimiyetsizlik vakası. Bir tane, iki tane, on tane değildir. İslam aleminin bu hale gelmesinin nedeni de işte bu şirktir. Yani dinin Allah için yaşanıyor olmamasıdır. Bak; “din Allah’ın oluncaya kadar”dan kasıt budur. Her şeyi Allah için yaşamaktır. Ya bir insan Allah’a aşkla, tam anlamıyla bağlanır ya da bağlanmamıştır. Yani yarım bağlanıp, Allah’ı ikna etmeye kalkmak, böyle bir şey yok. Allah diyor bak, “bir kısmını putlarına verdiler” şeytandan Allah’a sığınırım, “bir kısmını Allah’a takdim ettiler” diyor. “Allah’a takdim ettiklerinin tamamı putlarına gider” diyor. “Hepsi” diyor. “Ben almam” diyor Allah. Yani “Biraz nefislerine, biraz Bana ayırdıklarında” diyor, “eğer Bana tam anlamıyla sevgi ve aşkla bağlanmıyorlarsa, bana ayırdıklarını Ben istemem, hepsini putlarına geri veririm” diyor. Dolayısıyla bak, ayette diyor; “bütün yapıp ettikleri boşa gitmiştir” diyor. Adam mesela camiler yaptırmış, hacca gitmiş, her şeyi yapmış. Ama bak Cenab-ı Allah bunu açıklıyor: “Bütün yapıp ettikleri boşa gitmiştir” ve “biz müşriklerden değildik demelerinden başka fitneleri de olmadı” diyor. Şaşırıyorlar, sakal göbekte. Hepsi var, hepsini yapmış. “Kızı, çoluğu çocuğu evlendirdim” diyor. “Muttaki aileyiz biz” diyor, “nasıl olur, biz müşrik olalım” diyor. Ama dili bir konuşmaya başlıyor, o zaman anlıyor nasıl eşek kafalı olduğunu. Gözleri konuşuyor, dili konuşuyor, bütün vücudu konuşmaya başlıyor. “Doğru” diyor, “hakikaten bütün dedikleri Cenab-ı Allah’ın, doğru” diyor. Hakikaten ahlaksız olduğunu kabul ediyor. Dini ve Allah’ı hafife almaktan kaynaklanan bir sorun var dünyada. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler” diyor ayette. Allah’ı haşa böyle kandırabileceklerini zannediyor insanlar veya dinsiz olunca da Allah’ı haşa cezalandıracağını zannediyor. Allah’ın hiçbir ihtiyacı yok ki, öyle bir konu yok. Hepsi zaten tek tek Allah’ın kontrolündeler. Hepsi Allah’ın kabzasındadır. Manevi kontrolündedir hepsi. Bütün dünya iman etmese, bir kişi bile iman etmiş olsa, Allah için fark etmiyor. İsterse hepsine iman ettiriyor. Mesela Hz. Musa (a.s.) zamanında, diğer Peygamberler zamanında da çok az insanın iman etmesine Allah imkan sağlıyor, hidayet veriyor.
ALTUĞ BERKER: Mesela Mehdi (a.s.) için Kıyameti erteliyor Hocam. Bir kişi için.
ADNAN OKTAR: Mesela bak çok önemli. Allah’ın rızasını savunan bir insan için, Allah aşığı bir insan vesilesiyle Allah, Kıyameti erteliyor ve dünyanın üzerinden gadabı kaldırıyor. Yani Allah hiçbir şey yapmaz zannediyorlar. Allah diyor ki; “Hiçbir şey olmayacak zannettiler, körleştiler, sağırlaştılar.” Yine tekrar ediyor Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hiçbir olmayacak zannedip körleştiler, sağırlaştılar” diyor. Körleşme, sağırlaşma, yani görmezden geliyor, duymazlıktan geliyor, anlamazlıktan geliyor. Biz buraya oyun ve eğlence için gelmedik. Buraya imtihana geldik. Yani çok açık görülüyor. İnsanların dünyaya ne kadar kendini kaptırdıkları da çok açık görülüyor. Allah’ın çok ciddiye alınması lazım. Dikkatle Allah’a bağlanılması lazım. Aşkla ve samimi bağlanılması lazım. Bu açık değil mi? Bütün dünyanın sahibi, her şeyi yaratan varken, aşkı ona sunmak varken, tutkuyu, sevgiyi, her şeyi Allah’a sunmak varken, adam dünyaya sunuyorsa bu ne anlama gelir? Yani biz insanı sevdiğimizde Allah rızası için seveceğiz. Bir şey konuştuğumuzda Allah rızası için konuşacağız. Evliliğimiz Allah rızası için olacak. Ama Allah’ı kandırmaya kalkmak olmaz. Allah fitil fitil burnundan getirir onların. Böyle bir konu olmaz. Zaten bir bereketsizliktir, uğursuzluktur, arkasından gidiyor. Yanlarına kalmıyor yapanların.
SUNUCU: Dünyada da alıyorlar karşılığını.
ADNAN OKTAR: Tabii. Dünyada da o sevgisizlikten, mutsuzluktan onun karşılığını alıyor. Çok mutlu olacağını zannediyor. Mesela “mutluluklar ülkesine uçuyoruz” diyor, bela ülkesine uçuyor. Daha ilk gün nefretlerini hissediyorlar. Daha ilk gün Allah tiksinti veriyor aralarında. Çünkü kadın muazzam bir şey sunacağını sanıyor. Kadın bir şey değildir ki. İki kolu, iki bacağı olan herhangi bir insan. Genç kızlara öyle bir şey sunulur ki, anlatılır ki yani olağanüstü bir varlık olduğuna inandırılır. Yani böyle kahredici gücü var. Hiçbir şeyi yoktur kadının. Zavallı bir varlıktır. Yemek yer. Banyoya gider. İki tane ayağı vardır, yürür. İki tane de kolu vardır. O kadar yani. Normal insandır. Ama onu inandırarak, kendini putlaştırtıp, delirtiyorlar bir kısmını. Yani insanlıktan çıkartıyorlar adeta. Onun için yani kadınlığı, cinselliği, kadın olması çok büyük bir olay olmuş oluyor. Evlenmesi; dinin, Kitap’ın çok çok üstünde olmuş oluyor onun için. Haşa. Bunu hayatta çok fazla örnekle görüyorsunuz zaten. Peygamberlerin hayatlarında da var bu. Mesela Nuh (a.s.)’un eşinde de var. Lut (a.s.)’un eşinde de bunu görüyoruz. Putlaştırmış kendisini. Kadınlığını putlaştırmış. Böyle bilmiş, ukala, dinsiz, imansız kadınlar. Ama o mübarek insanların nikahlarında olmuşlar. Tabii onlar da başlangıçta onları bilmemişler. Allah onlara sezdirmemiş. Bilseler almazlar onları, niye alsınlar? Bu konuda insanların samimi olması çok önemli. Ama biz tabii bunları anlatıyoruz ama birçok kişiye bu tabii, bazı kişilere hikaye gibi gelir. Yani dinlemeyeceklerdir. Ancak öldüklerinde doğru söylediğimi anlayacaklar, anlamazlıktan gelenler. Yani kendisini putlaştırma. Mesela yakışıklı gençlerde de oluyor. Akıl almaz kendisini putlaştırıyor. Durup durup aynaya bakıyor falan, olağanüstü bir şey olduğunu zannediyor. Kardeşim, 3-5 10 sene içerisinde toprağın içinde kemik oluyorsun. Kaval kemiği, kafatası kemiği. Mesela biz şimdi burada konuşuyoruz, herkes iskelet olacak buradaki insanların tamamı bir süre sonra. Kısa bir süre sonra. Ama bunu önemli görmüyor işte. Bunu düşünmek istemiyorlar. Yani kendisini böyle çelik, demir gibi görüyor. Yani binlerce sene yaşayacakmış gibi düşünüyor. Yoksa hemen öleceğini bilse bir insan, böyle bir üslup kullanabilir mi? Böyle bir hayata girebilir mi? Mesela yarın öleceğini bilse bir insan, ki Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi vardır biliyorsunuz “Yarın ölecekmiş gibi ibadet edin, hiç ölmeyecekmiş gibi çalışın”. Ama yarın ölecekmiş gibi denildi mi, zaten bitti. Yani hiç ölmeyecek gibi çalışmayı tamamen kaplayan bir şey bu. Yarın ölecekmiş gibi ruha girdi mi bir insan, zaten sürekli onun etkisindedir. Dolayısıyla da hiçbir şekilde dünyaya bağlanamaz.
SUNUCU: Hocam, o hadisin sahih hadis olmadığına dair bir iddia duymuştum ama.
ADNAN OKTAR: Hadis de olmayabilir ama doğru bir söz. Yani garip bir söz değil.
SUNUCU: Evet, doğru tabii.
ADNAN OKTAR: Makul bir söz inşaAllah. Zaten “mevzu” demek, anlamı yanlış anlamına gelmez. Yani senedi zayıftır. Yani o hadis, illaki hadis değildir anlamına da gelmez. Yani mümkündür hadis olması. Ama mesela, tahakkuk eden hadiste mevzuluk ortadan kalkar. O artık sahih ve mütevatir hadis hükmüne gelir. Tahakkuk eden hadisler. Gayba yönelik Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediği hadislerde. Diyor ki “Bu mevzu hadis” diyor. Tahakkuk etmiş, tam vaktinde. Olmuş. Hani mevzuydu? Demek ki sahih hadismiş. Hem de mütevatir sahih hadis. Yani Buhari ve Müslim hadisi gibi. Yani net hadis inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, bazı insanların “sadece günaha gireriz”, “en fazla günaha gireriz” dediği konularda aslında şirk ihtimali vardır. Bunu anladım. Ama tabii birçok Müslüman kardeşlerimiz bunun farkında değiller. İnşaAllah daha çok farkında olmalarını Allah nasip eder diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Bakın bir insanda bile olur. Mesela bir kadın evlendiğinde eşinin bütün dikkatini kendine vermesini istiyor. Değil mi? Ne yapması gerektiğini düşündüğümüzde makul olan Müslümanın yapacağı şey, Kuran’a göre hareket etmesidir. Ama kadınların bir kısmı, eşinin kendini putlaştırmasını istiyor. Onun için yaşamasını, onun için konuşmasını, onun için oturup-kalkmasını. İşte Allah da diyor ki; “Bu şekilde olmayacak. Sen kendini putlaştırmayacaksın. Bütün hayatı, o senin istediğin o duyguların tamamı Bana olacak” diyor Allah. “Beni seveceksiniz, Bana dikkatinizi vereceksiniz, Benimle ilgileneceksin ve sürekli dikkatiniz Benim üzerimde olacak. Çünkü sizin bedeniniz Bana ait Ben yarattım” diyor. “Ruhunuz da Bana ait, konuşmanızı da Ben sağlıyorum, düşünmenizi de Ben sağlıyorum. Her şeyiniz Bana ait olduğu için ve Ben de sizin aşkla seveceğiniz bir varlık olduğum için, bütün sevginizi, aşkınızı Bana verin” diyor Allah. “Bunu yapamazsanız, Beni sevmiyorsunuz” diyor Allah. “Eğer Beni unutursanız diyor” Allah, “Ben de sizi unuturum” diyor. Haklı Allah, doğru. Allah’a önem vermiyorsa, Allah da ona önem vermiyor.
SUNUCU: Hocam bazı insanlar da şöyle bir rahatlama şekli var. Hani en fazla günaha gireriz.
ADNAN OKTAR: Haşa haklı derken, anlaşılması için söylüyorum. Tabii bizim haddimize değil, benim haddime değil de. Ama vurgu açısından, biz insan olduğumuz için, yani dil ve vurgu için bu gerekiyor o yüzden söylüyorum inşaAllah.
SUNUCU: Yani şirk ihtimalini düşünmeyip, işte en fazla bunu yaparak günaha gireriz düşüncesi aslında bir kendilerini rahatlatma yöntemi.
ADNAN OKTAR: Zaten kendine göre din geliştirme, Risale-i Nur’u da kendine göre anlama mantıkları gelişti. Mesela Bediüzzaman açıkça Mehdi (a.s.)’nin geleceğinden bahsettiği halde, bakın kaç türlü izah var. “Kimi şahs-ı manevidir” diyor. Konuşurken hata yapıyorsam Cenab-ı Allah beni affetsin tabii olabilir. Yani sürçü lisan ettiysem olabilir. Bediüzzaman net olarak bakın, Mehdi (a.s.)’nin geleceği tarihi de belirtiyor. “Mehdi (a.s.) gelecek. İslam hakim olacak. İttihad-ı İslam olacak” diyor. “Hz. İsa (a.s.) gelecek” diyor. “Ve” diyor, “bu yüzyıl içerisinde bütün bunların hepsi bitecek. Bir insan ömrü kadar süre sonra Kıyamet kopacak” diyor. Geçenlerde öyle gevrek sesli bir Nur talebesi kardeşimizi çıkarttılar. Bir yerde profesör. Böyle “aziz kardeşim” diye konuşuyor, acayip kıl tarif edemem. “Bediüzzaman’ın bu izahı hayır bu şekilde değildir” diyor. “Bu şekilde düşünmememiz lazım” diyor. Bir de Nur talebesi diye göbeğini çıkara çıkara her yerde de gidip konuşan bir tip bu. Ve saygı görüyor. Kardeşim sen, Bediüzzaman’ı mürşid olarak kabul etmiyorsan, sözlerini geçersiz kabul ediyorsan. Hadis-i şerifler 8 tane hadis var bu konuda “Onlar da geçersizdir” diyor. Eee, o zaman senin dediğine göre mi hareket edeceğiz? Ben bilirim diyor. Yani Peygamber gibi adam haşa. “Ben bilirim bana göre hareket edin” diyor. Sana göre niye hareket edelim? Ehl-i Sünnet alimlerine göre hareket ederiz. Hadislere göre hareket ederiz. Kuran’a göre hareket ederiz. Ve 13. asrın müceddidine göre hareket ederiz. Bediüzzaman’ın izahlarına göre hareket ederiz. Seni ne dinleyeceğiz? Niye Nur talebesiyim diyorsun o zaman? “1545’te kıyametin kopmasını söylemiştir ama bu geçersizdir” diyor. “Öyle bir şey yok” diyor. “Daha çok çok uzun yıllar var” diyor. “Belki binlerce yıl var kıyametin kopmasına” diyor. “Dolayısıyla geçersizdir” diyor. Mesela, bak hala aklımda. Bak “İstikbal-i dünyeviyede”, Bediüzzaman sözüdür bu “1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarına karib (yakın) zannetmişler”. Bu cümleyi adamlar çıkarmış. Kitaptan, Risale-i Nur Külliyatı’ndan çıkarmışlar. Şimdi ben bir şey daha rica ediyorum, bizi dinleyen kardeşlerimizden; 1955, 56, 57, 58, 59 yıllarına kadar Risale-i Nur baskıları, Türkçe. 56, 57 diyelim. Çünkü 56, 57’de basılmaya başlandı. 56, 57 ve 58, 59 Risale-i Nur’un Türkçe baskıları olan kardeşlerimiz ellerinde varsa, bize takdim ederlerse, hediyesi olarak dilesinler benden ne diliyorlarsa. İnşaAllah. O çok önemli. Çünkü bu artık Allah esirgesin rezalet boyutlarına geldi. Gözleri dönmüş bir kısım kişilerin artık. İnanılır gibi değil. O kadar çok kelime, cümle, konuşmalar çıkarmışlar ki Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.)’la ilgili şeyleri. Yani bir süre sonra tamamını çıkaracaklar gibi görünüyor. Bakın buna rağmen yine baş edecekleri gibi değil. Yani çünkü yüzlerce sayfa. Hangi birini çıkartsın? Sence niye çıkarıyorlar?
SUNUCU: Bir korku, panik içinde olmaları Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu mantıklı mı bu? Eski baskıları duruyor, hepsi orijinal el yazmaları duruyor. Bundan nasıl netice alacaklar? Tahmin ediyorum ileride, herhalde bunlar “Bediüzzaman bunları demedi. Böyle de bir şey yok. Nereden çıkarttınız siz bunu?” diyecekler. Onun için orijinal el baskıları, el yazmalarını tutmak önemli. O devirdeki baskıları elde tutmak da çok önemli. Yani talebeleri de yaşıyor daha, konuşturuyorum yine inanmıyorlar. Daha hala, mesela işlerine gelen yer oldu mu mesela “Lemalar’ı okudum” diyor. Orada Lemalar’da güzel mesela bir çok şey. Ama İslam ahlakının dünya hakimiyetiyle ilgili konu yok orada, geçmiyor. O kısımları çok titiz okuyorlar. “Defalarca okumak lazım. Bir kere değil” diyor. Tamam doğru. Niye peki İslam ahlakının dünya hakimiyetini defalarca okumak istemiyorsun? Niye Hz. İsa (a.s.)’ın inişini defalarca okumak istemiyorsun? Kuran ayeti de var. Dünya hakimiyetiyle ilgili birçok Kuran ayeti var. Bunları niye okumak istemiyorsun? Anlamak istemiyorsun?
SUNUCU: Bir Nur talebesinin en çok istemesi gereken şeylerden biri Hocam bunlar.
ADNAN OKTAR: İstemiyor kardeşim. Yani akıl alacak gibi değil. Bahsini açtırmıyor. Bakın bahsini açanı kovuyorlar, bir kısmını. Bir daha, o kendi gruplarına almıyorlar. Hatta internette deneyebilirsiniz, bazı Nur talebelerine ait internet gruplarında deyin. Mesela “Biz Mehdi (a.s.) konusunda konuşmak istiyoruz. Bediüzzaman’ın şu sözlerini bize açıklayın” diye yazın. Anında siliyorlar. Deneyebilirsiniz. Mesela tartışma yerleri açın, Bediüzzaman’ı nasıl çarpıttıklarını da görebilirsiniz. Mesela diyor ki; “İstikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler” değil mi? Bunu koyun, ne demek istiyor. Aklınız hayaliniz duracak şekilde tevil edip bunu kapatmaya çalışıyorlar. Deneyebilirler. Eğer samimiyse kardeşlerimiz, yani Nur talebesi samimi olanları tenzih ederim, yüzde doksan dokuzu samimi. Ben yüzde birlik kısmını söylüyorum. Denesinler, baksınlar ne olacak. Tam anlamıyla bir panik halinde o konuyu örtbas etmeye çalışıyorlar. Konuşanları konuşturmamak, bu konuları açıklamamak, daha da olmazsa kitaplardan çıkartmaya çalışmak tarzında bir tavırları oluyor. Bunlar garip. Bunlar, heyecan verici, hayret verici, Mehdi (a.s.)’ın nefesi bunlar. Demek ki Mehdiyet, her tarafı sarmış. Bir de boş bulundular, bunlar Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.)’nin geleceğini anlattığının farkında değillerdi bir kısmı. Yani sonra farkına vardılar, anlamamışlar. Bakın şu 1400 sene sonra var ya, bunu birçoğu bilmiyordu ben gösterdim. Farkında değillerdi. Acayip şaşkınlıkla gördüler.
SUNUCU: Defalarca Risaleler’i okuyanlara sorduğumuzda, gerçekten hatırlamadıklarını söylüyorlar.
ADNAN OKTAR: Bilmiyorlar zaten, birçoğuna sorun. “Nerede geçiyor Mehdi (a.s.) ile ilgili kısım?” diyor. “Biz şahs-ı manevi olarak biliyoruz” diyor. “Risale-i Nur’dur zaten Mehdi (a.s.)” diyor. Hakikaten bilmiyorlar. Bilenleri tenzih ederim. Ama tabii bilmek istememe var, ama ben de ısrarla anlatacağım. Yani çünkü işlerine gelen bir Nur talebesi mantığı geliştirmişler. Hiç kendilerine bir şey dokunmayan, onları yormayan, onları böyle risk altına sokmayan, gayret etmelerine gerek olmayan. Sadece evde oturacak, çayını demleyip içecek, ondan sonra şıkır şıkır çayını karıştırarak okuyacak. Sözler’de işte şu kaçıncı söz? Kardeşim Sözler’de de var İslam’ın dünya hakimiyeti. “Ben onu görmedim” diyor. “Her yerini okudum ama fark edemedim” diyor. Ama mucize olarak Allah göstermemiş de olabilir. Fakat yüzlerce sayfa insan nasıl göremez kardeşim? Bir kelime göremeyebilir, bir cümleyi göremeyebilir. Ama yüzlerce sayfayı nasıl göremez insan?
SUNUCU: Hocam, Hz. Mehdi (a.s.) olarak kaç kere geçiyor acaba?
ADNAN OKTAR: Biz rakam olarak da verdik. Mesela o zat Mehdi (a.s.) diye, 36 kere geçiyor. Numaralandırdık yani numaralandırdık artık.
SUNUCU: Çok önemli bir sayı.
ADNAN OKTAR: “Yok böyle bir konu yok” diyorlar. “Nereden çıkarıyorsun sen?” diyorlar. Bak “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri,” Bak “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir. Biz de kabrimizde seyredip” Ben o anda vefat etmiş olacağım diyor, “kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. Yalnız şimdi ben Bediüzzaman’ın bak bu ifadesi çok acayip. “Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” Yani bildiğimiz bir insan olmadığını anlıyoruz, olağanüstü vasfı vardır Bediüzzaman’ın. Yani biraz Hızır (a.s.)’ı andırır. Hz. Hızır (a.s.)’ı andırır Bediüzzaman. Bakın oradan bir işaret vereyim. Hızır (a.s.)’a çok benzer, çok andırır. Kabrinden kim seyredebilir? Hızır (a.s.) seyredebilir. Değil mi? Hızır (a.s.) özellikleri vardır Bediüzzaman’da da aynı zamanda. Onun taifesindendir, Bediüzzaman. Hızır (a.s.)’ın taifesindendir. Bak “Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” Çünkü Hızır (a.s.) baştadır, bir de onun taifesi vardır, talebeleri vardır.
SUNUCU: Hocam, mümin kulların hepsi kabirden seyredemeyecekler mi dünyayı?
ADNAN OKTAR: Kıyameti seyredecekler. Kıyameti.
SUNUCU: Yakınlarından haberdar olurlar diye bir şey biliyorum ama.
ADNAN OKTAR: Müminler için Allah tabii birçok güzellik yapabiliyor. Birçok hoşluk meydana getiriyor, onlara birçok müjde var. Ama küfür için tabii çok vahimdir yani durumları. Çok acıdır durumları, onlar açısından. Tam bir acının içerisinde ve ızdırabın içerisinde girecekler. Acıdır demeyeyim, çünkü acı deyince acıma hissini gerektiriyormuş gibi. Ben acımıyorum. Öyle demeyelim de Allah affetsin. Allah intikam sahibidir, şiddetle intikam alacaktır. İnşaAllah. “Allah yapmaz” diyorlar, kardeşim yapmaz olur mu? Allah diyor “Gösteriyorum geçmiş kavimlere bakın” diyor. Değil mi? “Üzerinden geçip gidiyorsunuz” diyor. “Ben yapıyorum” diyor, yani “öyle anormallik yapan kavimleri yerle bir ediyorum Ben” diyor Allah. “Yok yapmaz” diyorlar daha hala. Peki nedir o Pompei’nin durumu nedir? Öbürleri ne değil mi? Lut kavmi neden yeryüzünden yok edildi? Ad ve Semud kavimleri neden yok edildi? Firavun’un ordusu nasıl denizin içinde yok edildi? “Daha hala yapmaz Allah” diyorlar. Allah yapıyor, görmüyorsun sen. Allah intikam sahibidir yani inşaAllah.
SUNUCU: Hocam, pişmanlığını dile getiren bir izleyicimiz var. Okuyalım mı?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah ama okumayalım, ayıp olur şimdi. Geçenlerde şey olmuştu, Cübbeli’yi savunmuştu bir kardeşimiz. Ben ona Mustafa ismini verdim. Çok samimi, “ben Mehdi (a.s.)’ı Hocam hakikaten bekliyorum artık” diyor. Pişman olmuş evet.
SUNUCU: Ben açıkçası Hz. Mehdi (a.s.)’ın aramızda olduğuna inanıyorum demiş kendisi.
ADNAN OKTAR: Evet. Veyahut okuyabiliriz ama ikinci yarıda okuyalım inşaAllah.
SUNUCU: Sevgili izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz, ‘Gece Sohbetleri’ programımız devam ediyor inşaAllah. Şu anda bizleri TV Kayseri, Samsun Aks ve Kanal S ekranlarından izliyorsunuz. Ve Mavi Karadeniz radyodan da bizleri dinleyebilirsiniz. Evet Altuğ Hocamla birlikteyiz şu anda. Buyurun Hocam.
ALTUĞ BERKER: Demin Hocamız bahsediyordu. Üstad Hazretlerinin Bediüzzaman Hazretleri’nin Mehdi (a.s.)’ı müjdelemesi. Onunla ilgili şu anda bazı Nur talebesi kardeşlerimizin Mehdiyetin şahs-ı manevi olduğuna dair, yanlış kanaatlerinin mantıksızlığını söylüyordu. Mesela ben Bediüzzaman Hazretlerinden Mehdi (a.s.) için söylediği bir sözü söyleyeyim. “Ahir zamanın o büyük şahsı, Al-i Beyt’ten yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olacak”. Bir şahs-ı manevi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan olamayacağına göre, Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir şahıs olduğu, bir kişi olduğu çok açık, net ve bellidir.
SUNUCU: Bediüzzaman da çoğu yerde “o zat” şeklinde vurgulama yapmıştır değil mi?
ADNAN OKTAR: Bakın “ta ahir zamanda,” diyor. Yani kendisinden sonraki vakitte, “hayatın geniş dairesinde”. Demek ki hayatın geniş dairesi, o devirde dar olacak. Hayatın dairesi geniş olacak. “Asıl sahipleri”, bakın Risale-i Nur Külliyatı’nın bir sahipleri var, bir de asıl sahipleri var. Mesela bir emaneten alanlar vardır, bir de asıl sahibi vardır değil mi? Mesela evde kiracı olan vardır, evin sahibini sordun mu, ben evin sahibiyim der, ama kiracıdır o. Ama bir de evin asıl mülk sahibi vardır. Asıl sahibi, asıl sahipleri, yani Risale-i Nur Külliyatı’nın bakın, Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi (a.s) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir. Risale-i Nur’u en iyi anlayan kimmiş? Mehdi (a.s.). Sahibi kimmiş? Mehdi (as.). Bediüzzaman “ben değilim” diyor. “Bana ilhamla yazdırıldı” diyor. “Ama Mehdi (a.s.) için yazdırıldı” diyor. Yani Mehdi (a.s.)’ye faydalı olması için. “Mehdi (a.s.)’ın kullanması için yazdırıldı” diyor. Çünkü Hızırlık vasfı ağır basan bir insandır Bediüzzaman. Yani Hz. Hızır (a.s.)’ın talebelerindendir. O minvalde, o görev içerisinde bunu yapmıştır. Bakın, “Mehdi (a.s.) Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir” diyor. “O daireyi genişletir”. Demek ki, mevcut bir daire var, Müslüman topluluğu var, onu genişletir, daha büyük hale getirir. “Ve o tohumlar sümbüllenir” Yani tohum halinde olan o Mehdi (a.s.) ve talebeleri, sümbüllenip açıp genişlemeye başlıyorlar, tohum halinden. Tohum önce nasıl oluyor? Belli olmaz. Bunu çok güzel ifade eden mübarek bir şahıs vardır hatırladın mı? “Şu anda o bir tohum halinde” diyor. “Sonra o açacak, sonra sümbüllenip genişler” diyor. O açıp gül haline gelecek diyor, ona benzer bir şey.
ALTUĞ BERKER: Hoca efendinin bir şiiri miydi acaba?
ADNAN OKTAR: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, evet, inşaAllah. Ben cezaevinden çıktığımda öyle bir konuşması oldu. Bilmiyorum var mı? Varsa gösterelim, çok mübarek bir insan. Bizim kardeşlerimize, bana da böyle iltifatlar etti. Ondan sonra, “siz velayet sırrı ile hareket ediyorsunuz” dedi. “Ama Adnan oğlumuz şu an bir tohum gibi” dedi. “Şimdi o açacak” dedi.” Tomurcuk halinde, o açacak, genişleyecek ve çiçek olarak, gül olarak açacak” dedi. Ona benzer böyle çok güzel bir açıklama yapmıştı. Demek ki, bizleri de Mehdi (a.s.)’ın talebesi olarak görüyor. Bediüzzaman’ın bu işareti tahakkuk ediyor ki, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri de bunu teyit eden bir açıklama yapıyor. Mehdi (a.s.)’ın talebesi olarak gördüğünü de böylece ifade etmiş oluyor, inşaAllah. Bakın “o daireyi genişletir ve o tohumlar sümbüllenir, bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz”. Bu Mehdi (a.s.)’ın geleceğini açıkça gösteren bir delil değil midir? Bakın, şeytandan Allah’a sığınırım. Tevbe Suresi 32: “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor”. Bakın, “Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor”. Yani Mehdi (a.s.)’ı inşaAllah gönderecek, her yönüyle dünyada sosyal, siyasi, iktisadi, her yönden İslam ahlakını tam hakim edecek. Yani İslam ahlakı her yere hakim olacak. Bu ayeti alıyor Bediüzzaman, “Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” ayetinin ebcedini açıyor. Diyor ki bu ayet için, “şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lamlar ve mimler, ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra”, yani bunu 1320’lerde söylüyor. 1320-1330’larda söylüyor. Bundan bir asır sonra, zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hz. Mehdi (a.s.)’ın şakirtleri, talebeleri olabilir. Bir 100 yıl daha ekle buna.
ALTUĞ BERKER: 1430, bu sıralar.
ADNAN OKTAR: Değil mi? 1430’lar oluyor, evet. İnşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ın şakirtleri olabilir. Peki, buradaki ifade kim, nedir bu? Yani aklı başında bir insan bunu okuduğunda ne anlar? Diyor ki bakın, şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lamlar ve mimler ikişer sayılsa, bundan, bulunduğu devirden, bir asır sonra, zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hz. Mehdi (a.s.)’ın şakirtleri, talebeleri olabilir, bir asır sonra.
SUNUCU: Bediüzzaman’dan sonra gelecek olan müceddid.
ADNAN OKTAR: Evet. Diyor ki: “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen, gerçekten beklenilen, ve bir asır sonra gelecek o zat dahi, bu zamanda gelse, siyasete karışmayacak” diyor. Yani “Mehdi (a.s.) siyasete girmeyecek” diyor. Ama bakın, “bir asır sonra gelecek o zat dahi” diyor. Bu, kimdir bu bir asır sonra gelecek zat? Mehdi (a s.)’dan bahsediyor tabii. Bakın, “hakiki beklenilen” diyor. Hakiki beklenilen, bir asır sonra gelecek o zat dahi, bu zamanda gelse. Nur talebeleri diyorlar ki, “biz buraya rastlayamadık”. Her yeri okuyorsun, değil mi? Her konuyu anlıyorsun, biz bak söylüyoruz. Şimdi git bak. Kastamonu Lahikası 57. sayfa. Kastamonu Lahikası’nda görebilir. “Ve anladık ki”, diyor Bediüzzaman, “bu hizmetimiz ile o zamanki çalışmalarımızla, o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz”. “Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlıyoruz” diyor, Sikke-i Tasdik-i Gaybi 189.
ALTUĞ BERKER: Bütün hayatını, çalışmasını kastediyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet. Bak, “anladık ki, bu hizmetimiz ile” diyor, bu hizmetin amacını açıklıyor. “O nurani zatlara zemin izhar ediyoruz”. Yani “Mehdi (a.s.) ve talebelerine zemin izhar etmek benim görevim” diyor. Bunu defalarca anlattım ben. “O ileride gelecek acip şahsın”, bak “acip şahıs” diyor Mehdi (a.s.) için. Yani anlaşılması güç, hayret verecek bir şahıs. “İleride gelecek” diyor ama. “Geldi” demiyor, “Gelecek acip şahsın bir hizmetkarı, benim görevim bu” diyor bak. Yani Nur talebelerinin ve kendisinin görevinin ne olduğunu söylüyor. Mehdi (a.s.)’nin bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın” kumandan demiyor bak. “O büyük kumandanın”; bütün İslam aleminin kumandanı çünkü. “Kumandanın piştar bir neferi, askeri olduğumu zannediyorum. Öncü bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor. Anlaşılmayacak ne var burada? Kapalı mı buradaki izah? Bak, “o ileride gelecek acip şahsın bir hizmetkarıyım” diyor. Ben yani ”görevin ne? derseniz, benim görevim bu” diyor. Yani Bediüzzaman’a desen ki, “sizin göreviniz nedir?” Bak açıklıyor bu görevini. “Anladık ki, biz bu hizmetimiz ile, o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz. Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlıyoruz” diyor. Sonra da diyor ki, “o ileride gelecek acip şahsın, yani Mehdi (a.s.)’nin, bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın piştar bir neferi, öncü bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor. Diyorlar ki, “Biz burayı da göremedik”. Bak Tasdik-i Gaybi’de 189’unca sayfada, göremedilerse görsünler.
SUNUCU: Nur talebesi demek, aynı zamanda Mehdi (a.s.)’nin talebesi demek anlamına geliyor değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii, “Sizi ona asker olarak hazırladım” diyor. “Onun emrine amadesiniz, çünkü ben onun askeriyim” diyor. Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’ın askeri olunca, onlar ne olmuş oluyor? Belki enaniyetlerine ağır gelebilir ama bir kısmının, Bediüzzaman böyle söylüyor, değil mi? Bak “fen ve felsefenin tasallutu ile, maddiyun ve tabiiyyun taunu, beşer içinde intişar etmesi ile, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır” diyor Mehdi (a.s.)’nin birinci görevi. Fen ve felsefenin tasallutu nerede var? Darwinizm’de var. Zaten açıklıyor, maddiyun ve tabiiyyun taunu.
ADNAN OKTAR: Materyalizm, tabii. Tabiiyyun o, Darwinizm. Taun, hastalık. “Beşer içinde intişar etmesi ile, bütün dünyayı sarması ile”; üniversiteleri, okulları, bütün dünyayı sardı değil mi? “Her şeyden evvel, önce, her şeyden evvel putu devirecek” diyor. Felsefeyi, felsefenin içerisindeki o put düşünceyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda, yani maddeci felsefeyi, Darwinist, materyalist felsefeyi tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır. Bu yönde faaliyet yapacak diyor. “Ehl-i imanı delaletten muhafaza edecektir” diyor. Bakın, ehl-i imanı da delalete düşmekten kurtaracak. “Şirke, münafıklığa düşmekten kurtaracaktır” diyor, Mehdi (a.s.)’nin görevi. Emirdağ Lahikası, 259, görmedim diyenler buradan okuyabilirler. Bakın, Emirdağ Lahikası, 259. “Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Bütün Müslümanların başına geçecek” diyor. Hilafet-i Muhammediye budur. Manevi lider olacak bütün İslam alemine. “Ve şeair-i İslamiye’yi ihya etmektir”. Yani “İslam’ın bütün hükümlerini ihya edecek” diyor, uygulatacak. “Alem-i İslâm’ın vahdetini nokta-i istinad edip” Bakın bütün Alem-i İslam’ın, Nur Talebeleri’nin demiyor. Türkiye’de demiyor, sadece şurada demiyor. Bakın Alem-i İslam’ın. Alem-i İslam’ın vahdetini. Vahdet nedir? Birlik, beraberlik. “Nokta-i istinad edip” Yani ona dayandırıp. Bir kere “İslam alemini birlik haline getirecek ve ona dayandıracak” diyor. “Beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden”. Bakın bütün dünyayı maddi ve manevi, terör, anarşi, hastalıklar, belalar, işte alkol, uyuşturucu belası, her türlü. Bakın “istinad-ı beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden, ve dikkat edin çok önemli, ve gadab-ı ilahi’den kurtarmaktır”. Yani “Allah’ın dünyaya vereceği büyük belayı engelleyecektir” diyor. Kıyameti engelleyecek. Bakın “gadab-ı ilahi’de” diyor.
SUNUCU: Orada Kıyamet kastediliyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Gadab-ı ilahi, zaten hadislerde de açıklıyor. Çünkü bütün dünya çapındaki bir tehlikeden bahsediyor. Gadab-ı ilahi bir kişi için, üç kişi, beş kişi için söylemiyor ki burada, Alem-i İslam ile ilgili söylüyor. Bakın, “Gadab-ı ilahi’den kurtarmaktır. Bu vazifenin nokta-i istinadı ve hadimleri”, yani dayanak noktası ve yardımcıları. Hadim; hademe, yardımcıları olan, “milyonlar ile efradı bulunan ordular lazımdır.” Yani; “milyonlarca ordu, askeri ordu Mehdi (a.s.)’ın emrinde olacak” diyor, milyonlarca. En az 30 milyonluk, 30 milyon kişilik ordu. Yani dünyanın en büyük askeri gücü oluşacak. NATO’dan, Varşova Paktı’nın eski yapısından, hepsinden daha büyük, yani dünyanın en büyük askeri gücü. Mehdi (a.s.) bu askeri gücü kullanarak değil, yani “yapmayın, etmeyin” diyecek sadece. Ama ordu da duracak orada tabii. 30 milyon kişilik ordu duracak.
SUNUCU: Her alanda söz sahibi olacak değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.) evinden idare eder, sedirinden idare eder” diyor. Tevrat’ta da var, evinde oturacaktır. Manevi liderdir Mehdi (a.s.). Öyle siyaset ile oturup yani işte Bakanlar Kurulu’na gitmek, onlara girmeyecek Mehdi (a.s.). Ama hepsinin üzerinde manevi liderdir. Yani farz edelim “Pakistan’a yardım edin” diyecek. “Yazık kardeşimiz bunlar” diyecek. -Yazık denmez tabii, Allah affetsin, öyle denmez- Bitti. Bütün İslam aleminin manevi mürşidi olduğu için, sevdikleri için, Allah rızası için yapacaklar. Biz böyle bir yere rastlamadık diyenler için söylüyorum, Emirdağ Lahikası, sayfa 259. Bakın, Emirdağ Lahikası, sayfa 259. “Milyonlarca efradı bulunan orduların başına, en büyük kumandan olarak Mehdi (a.s.) geçecek” diyor Said Nursi Hazretleri. Ama tabii apoletli paşa, general gibi değil, manevi lider. Mesela bak, Şeyh Nazım Hazretleri var, çok canım gibi severim. Dese ki bana, “Evladım, sen şunu şöyle yap”, dağları devirir yine yaparım onun dediğini. Niye? Çok sevdiğim için yaparım. Korktuğum için mi, yok. Allah rızası için seviyorum, dediğini yerine getiririm, o kadar, yani değil mi? Bakın, “O zatın ikinci vazifesi, şeriatı icra ve tatbik etmektir”. Yani Kuran ahlakını dünyaya, bakın icra ne demektir? Uygulamak ve tatbik ediyor, hayata geçiriyor. Anlaşılmayacak bir şey var mı burada? “O zatın ikinci vazifesi” bak, “şeriatı icra ve tatbik etmektir. Birinci vazife maddi kuvvete değil, belki kuvvetli itikad”. Mehdi (a.s.)’ın özellikleri bak, kuvvetli itikad, güçlü bir iman, ihlas, samimiyet ve sadakatle, dava sadakati. Davasını asla bırakmayacaktır Mehdi (a.s.). “Olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük maddi bir kuvvet lazım ki, o ikinci vazifeyi tatbik edebilsin”. Bakın, “gayet büyük bir maddi kuvvet meydana gelecek” diyor. Bediüzzaman zamanında var mıydı böyle bir durum? Bu önümüzdeki yıllar, işte bu 10 yıl içerisinde olacak bunlar. 10 yıl sonra başlıyor, yani bu dediklerim başlayacak. Tasdik-i Gaybi, sayfa 9, görmedim, duymadım, etmedim diyenler buradan bakabilirler.
SUNUCU: Hocam İslam’ın hakimiyetine doğru bir gidişat söz konusu değil mi? Peki biz şu anda bunun neresinde kalıyoruz konum olarak?
ADNAN OKTAR: Mesela bugün Deniz Baykal çıktı, ayet ile, hadis ile İslam’ı, Kuran’ı övüyor. Resulullah (s.a.v.)’i övüyor. Tam bir mümin ve muttaki bir insandır Deniz Baykal. Gerçekten çok efendidir. Yani çok saygın, değerli bir insandır. Yobazlığa, gericiliğe de tam anlamı ile karşıdır. Yani Mehdiyet’in ruhu vardır üzerinde. Bakın Mehdiyet’in ruhu nereleri sardı? Atatürk’ün üzerinde de vardı Mehdiyet’in ruhu, yani o da yobazlığa karşıydı. Mehdiyet’in vasfı da budur, yani yobazlığın ortadan kalkmasıdır. Yobaz nedir biliyor musun? Sevgiyi bilmez, şefkati bilmez, merhameti bilmez, estetiği bilmez, zaten güzellikten hiç hoşlanmaz, Resulullah (s.a.v.)’e karşı enaniyetlidir, (haşa) Allah’ı beğenmez, Resulullah (s.a.v.)’ı kınar birçok konuda, yobazın özelliğidir bu (haşa). Örnek verirsem, anlarsınız ama örnek vermeme gerek yok. Yani onlar zaten kendilerini biliyorlar. İşte bunları durduracaktır Mehdiyet. Mehdiyet nedir biliyor musun? Özgürlük, samimiyet, Allah aşkı, Allah’a tutku ile bağlanmak, sevinç içinde olmak, heyecan içinde olmak, Allah aşkının tecellilerini en şiddetli şekilde yaşamak. Egoistliği, bencilliği, laf sokmayı, üç kağıtçılığı, ahlaksızlığı, adiliği, işte her türlü anormalliği yeryüzünden tamamen kazımak, Mehdiyet budur. Alabildiğine özgürlüktür Mehdiyet. Sanatta, bilimde, estetikte dünyayı Cennete çevirmektir adeta. Dünya adeta Cennet gibi olacak. Bir kısım böyle kemik kafalar, “Allah Allah. Bu bizim dinimizi kaldırdı. Bu sapık” diyecekler. Bunu kim diyor biliyor musun? Cübbeli diyor değil mi?
ALTUĞ BERKER: Mehdiyet’e karşı duracakları sayıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, tabii. Bakın, Cübbeli bu duayı bir daha etmez, etmeyecek Allah-u alem, ama talebeleri devam etsinler bu duaya. O şeyi yeniden yayınlayın, çok güzel yani çok ihlaslı bir dua.
SUNUCU: Amin demekten kendimizi alamıyoruz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, aşk ile diyorlar. Bakın gene aşk ile böyle toplansınlar kendi aralarında, Mahmut Hocam’ın talebeleri. O çok mübarek bir insandır, ben onu çok severim. Birisi aynı duayı yapsın, hepsi birden amin desinler yine. Ama Cübbeli bunu demez, diyemez ve demeyecektir söyleyeyim yani. Çünkü ağzı mühürlendi adamın, diyemez. Allah-u alem diyemez. Evet, dinleyelim. İşte Cübbeli, bu Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği olay ile karşılaştı. Mehdi (a.s.) geldi fakat Mehdi (a.s.)’ı görmezden geliyor şu an. Anlamazlıktan geliyor. Mehdiyet bütün İslam alemini kapladı. Yani bütün İslam alemi birleşip, Türklük aleminin önderliğinde Türk İslam Birliği oluştuğunda, bunun adı Mehdiyet’tir, Mehdilik’tir bu. Bütün dünyaya özgürlük, bereket, bolluk geldiğinde bunun adı Mehdiyet’tir. Sanatın, estetiğin en yüksek noktaya gelmesi, Mehdiyet’tir. Türk İslam sanatının dünyanın en güzel sanat anlayışı haline gelmesi, Mehdiyet’tir. Demokrasi anlayışının, özgürlük anlayışının tahmin edemeyecekleri derecede mükemmel olması, Mehdiyet’tir. İşte biz, bu devri yaşıyoruz şu an. Başına bir kişi, manevi bir lider gelecek. Onun ismine de Mehdi (a.s.) diyoruz işte. Bütün bu İslam aleminin illaki bir lideri olacaktır, bir manevi lideri olacaktır. Evinde olacak mübarek, evinde. Manevi lider. Öyle, o öyle uğraşmaz. 5-10 kelime, 3-5 kelime ile bitirir konuyu. Ama dünyanın Cennete döndüğünü göreceksiniz inşaAllah. Yani insanlar zannediyor ki, öyle gidecek Bakanlık binasına, öyle bir konusu olmaz Mehdi (a.s.)’ın. Manevi liderdir. Yani o anlamda siyasete hiçbir zaman karışmaz Mehdi (a.s.). O anlamda karışmaz. Ama bütün dünya siyaseti ona bağlı olacaktır. Yani gerek Hıristiyan aleminin, gerek Müslüman aleminin. Yani bir cümlesi yeterli olacaktır. Dolayısı ile sosyal adalet tam anlamı ile tahakkuk etmiş olacak, sevgi anlayışı tam anlamı ile oturacak. Egoistlik, bencillik, samimiyetsiz ruh hali yeryüzünden tamamen kalkacak. İnsanlara samimiyeti öğretecektir Mehdi (a.s.). Yani asıl kilidi açacak, samimiyeti öğretecek, zaten ondan sonra dünya kendinden gider. Yani tek tek uğraşmaya gerek yoktur. Yani mesela bir kapı kilitlenirse insanlar çıkamaz değil mi? İstediğin kadar yüklen, çıkamıyorsun. Mehdi (a.s.) anahtarla kapıyı açacak, o kadar.
SUNUCU: Bunu Hocam evinde ve birkaç cümle ile yapacağını söylediniz.
ADNAN OKTAR: Çok kısa konuşmalar ile yapar tabii.
SUNUCU: Allah-u Teala’nın ona vermiş olduğu özel bir yetenek, vesaire olacak mı? Bir ilham.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’ın tabii ki ana özelliği o zaten. Allah dünyayı, onun nedeni ile durduruyor. Yani dünyadaki bütün olaylar Mehdiyet’e göre şu an hareket ediyor. Yani mesela Obama’nın iktidara gelmesi, Türkiye’deki gelişmeler, hepsi Mehdiyet’e göre gelişiyor. Yani tarif et deseler, anlatırım. Venezuella’daki olaya varıncaya kadar hepsi Mehdiyet’in etrafında dönüyor şu an. Ekonomik krizinden tut, kuyruklu yıldızların çıkmasına varıncaya kadar. Yani bütün kainat alakadardır, Allah öyle yaratıyor. Dolayısı ile Mehdi (a.s.)’ın çok fazla faaliyet, zamanında çok çaba gösterecektir Mehdi (a.s.). İslam hakim olduktan sonra Mehdi (a.s.)’ın en rahat dönemidir o. Yani Bediüzzaman onun için diyor, “Onun ilk dönemleri çok önemlidir” Mehdi (a.s.)’ın. İlk 40 yıllık dönemi. “Ondan sonrası derece bakımından çok çok daha azdır “diyor. “Çok çok azdır” diyor. Çünkü asıl imtihanına ait kısım tamam olmuş oluyor Mehdi (a.s.)’ın. Ondan sonraki rahatlık dönemidir. Yani Mehdi (a.s.)’ın ana özelliği dünyanın kilitlendiği, samimiyetsizlik, sevgisizlik kilidini açması, dolayısı ile onların ruhundaki o bencillik ve egoistliği yırtması sonucunda, insanların ruhuna, beynine kan gelecek ve insan olacaklar. Normal insan olacaklar. Yani eksik, hatalı olan insanlar. Dolayısı ile de fitne, fücur hiçbir şey kalmayacak, yani insanlar makul düşünmeye başlayacak. Sevgiyi yaşayamadıkları için makul düşünemiyorlar. Bencil ve egoist oldukları için makul düşünemiyorlar. Yani hiç kimsenin, mesela canı kan dökmek istemeyecek. Kavga yapmak istemeyecek, fıtratı müsait olmayacak.
SUNUCU: Hocam bir izleyicimiz de “Ahir zamanda gelecek olan şahsın mucizesi var mıdır?” demiş.
ADNAN OKTAR: Kerameti vardır Mehdi (a.s.)’ın. Kerametleri vardır. Dikkatlice bakanlar, görürler. Mesela Bediüzzaman’ın da çok fazla kerameti vardır. Mesela bak, geldi buraya mübarek ağabeyimiz Seyyid Salih Özcan, anlatıyor. Yani net keramet, ki çok az bir bölümü o anlattıkları, üç tanesi var, çok az bir bölümü, nefes kesecek kerametlerdir. Fakat Hızırlık vasfı çok fazla tecelli ediyor Bediüzzaman’da. Bakın daha önce söylemediğim bir konudur bu ve Hızır (a.s.)’ın talebelerinden olduğu anlaşılıyor, inşaAllah. Çünkü Hızır (a.s.) tecellilerinin yoğunluğundan anlıyoruz ve bizzat Hızır (a.s.) ile görüşmesinden anlıyoruz. Yani Bediüzzaman’ın özelliğidir, Hızır (a.s.) ile bizzat, yüz yüze görüşen insandır ve sık sık görüşen bir insandır, bir kere de değil. Yani bu minvalde düşünürlerse düşünenler, olayları biraz daha anlamaya başlayacaklar, inşaAllah.
SUNUCU: “İyi akşamlar çok değerli, Hocam. Bir röportajınızda dikkatimi çekmişti. İnkarcıların, Ahirette de inkarları devam eder demiştiniz. Peki müminlerin Cennette imanları ve Allah’a olan yakınlıkları artar mı? “demiş Canan Demir, Ankara’dan.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Yani Müminler imanlarının doğru olduğunu, yani ilmel yakin olan imanlarını, Hakkel Yakin hale getiriyor Allah orada Hakk-ul Yakin. Yani bizzat gözü ile görüp, eli ile tutacak hale geliyor. İşte Cennete iman ediyor, Cenneti eli ile tutuyor ve gözü ile görüyor. Koklayacak ve tadacak Cenneti. 5 duyu ile tadıyor Cenneti. Buna Hakk-ul Yakin denir. Yani bire bir, tam yaşayıp anlaması. Ama yine iman ile devam edecek mümin orada, yani Allah’a imana devam ediyor Cennette. Hakk-ul Yakin ile devam ediyor, evet.
SUNUCU: Peki Hocam, inkarcıların Ahirette nasıl devam edecek inkarları hala? Yani artık her şeyi görüp, bilmiş olmalarına rağmen.
ADNAN OKTAR: Şimdi dünyada da örnekleri var onun. Mesela ben arkadaşımdan bir örnek vermiştim, Akademi’den. Mao’cu bir arkadaşım vardı. Dedim ki, “Sen Ahirete inanmıyorsun. Ama şu an mesela Allah esirgesin bir şey oldu ve öldün ve birden başka bir boyuta geçtin. Burası Cennet, burası Cehennem dediler, dünyanın dışında bir yere geldin böyle değil mi? Ne yaparsın?” dedim. “Allah’a inanır mısın bu durumda” dedim. “Sen ne kadar saplantılı bir insansın, ben sana şaşıyorum” dedi. Yani “Niye olaylara böyle hep inanç gözü ile bakıyorsun? “Onun mutlaka bir diyalektik açıklaması vardır” dedi. “Niye diyalektik gözle bakmıyorsun da olaya, hep Allah inancı ile değerlendiriyorsun?” dedi. Tamam işte, bak al sana örnek. Orada da onu diyalektik olarak açıklamaya kalkacaklardır. Yani Ahireti de.
ADNAN OKTAR: Tabii, yine o açıklıyor. Yani kesin kararlı, yine kararlı. Ama kurtulmak için, diyor mesela, “Rabbinize yalvarın da, yahut dua edin de, yahut Rabbiniz’den isteyin bize, size verdikleri nimetlerden versin” diyorlar ve hala da Cehennemden de kaçabileceğini zannediyor, kurnazlık yapmaya kalkıyorlar. Yani Cehennemden bir çıkış yeri arıyorlar onlar. Mesela pencere var mı, kapı var mı, bir yer var mı? Uyanık zannediyor kendini, inanmıyor yani. Allah’ın aklının, Allah’ın gücünün her şeyin üzerinde olduğuna inanmıyor.
ADNAN OKTAR: Yani deli oluyorlar. O tarzda olmuyorlar. Allah onları öyle bir orijinal mahluk olarak yaratıyor. Değişik bir şey onlar yani. Bak diyor ki Allah; “Siz onları diri zannedersiniz, onlar diri değildir, ölüdürler.” diyor. Yani mesela normal Müslüman diri oluyor değil mi? Hayy oluyor. Bak muhkem ayet, açık söylüyor Allah, “ölü onlar” diyor. Sizin zannettiğiniz gibi değil, yani zombi, “ölüdürler” diyor. “Gözünü siz görüyor zannedersiniz görmüyor gözleri” diyor Allah gözleri. “Kulağını da işitiyor zannedersiniz, öyle değil” diyor. Yani adamlar 3. bende yaşıyorlar, daha değişik varlıklar.
SUNUCU: Aynı özellikleri Cehennemde de devam ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Devam ediyorlar evet.
SUNUCU: Cenneti de görecekler mi bu esnada?
ADNAN OKTAR: Görüyor tabii. Zaten çok, en ağır azap çektikleri konu o oluyor. Çünkü Cehennemin her yeri böyle ateş ve ızdırap, yani o tarz ızdırap yeri değildir. Bazı yerleri daha sakindir Cehennemin. Yani düz, karanlık mahalleler vardır, Cehennem mahalleleri. Orada onlara Cennet gösteriliyor, onların azabı da öyle oluyor. Yani o kıyas yaparak canı yanıyor. Onun o pişmanlık hasetini yaşıyor sürekli. Ama hiçbir şekilde gene Allah’a iman etmiyorlar. Yani o iman, o tarz bir iman değil o. Çünkü mesela Firavun da ölürken, “ben Hz. Musa (a.s.)’nın ilahına, Harun (a.s.)’un ilahına iman ettim” diyor. “Müslüman oldum” diyor. Cenab-ı Allah, “şimdi mi?” diyor. Çünkü yine iman etmiyor o. Yani kurtulsa, “ben ne yaptım, çok büyük bir hata yapmışız, daha dikkatli olalım” der. “Yani oraya girmekle hata yapmışız, ben daha dikkatli olurum, ama bu inancımda ben devam edeyim” der. Çünkü defalarca denendi biliyorsunuz Firavun. Her seferinde diyorlar ki, “Hz. Musa (a.s.)’nın İlahına iman ettik” diyorlar, Allah belayı kaldırıyor, yine aynı kafada devam ediyorlar. Defalarca, bir kere, iki kere değil. Şimdi Ahirete de gittiklerinde Allah, “eğer Ben bunları yeniden gönderirsem dünyaya, aynı devam ederler” diyor. Mesala münafıklar için de Allah onu söylüyor, “kalpleri parçalanmadıkça, sonsuza kadar vazgeçmezler” diyor. Yani “öldürülüp etkisiz hale gelmedikten sonra devam ederler” diyor. Yani münafıklıkları devam ediyor.
SUNUCU: Evet Hocam iman etmelerine rağmen, Cehennemde olacak müminler de olacak günahlarından dolayı. Belki de pişmanlık onlar için olacak. Değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. “la ilahe illAllah Muhammeden resulullah” diyenler, bir süre sonra -ehl-i sünnet inancındayız biz, ehl-i sünnet inancına göre bu şekildedir inşaAllah- bir süre kaldıktan sonra çıkıyorlar.
SUNUCU: Bir de Hocam onlar için alınlarında damgalarla çıkarlar.
ADNAN OKTAR: “İlk önce bilinir” diyor “çıktıklarında”. Sonra siliniyor üzerlerinden. Herhalde oranın dumanı kiri üstlerinde kalmış olabilir veya ona ait bir alamet.
SUNUCU: Balıkesir’den Gökhan. Selamun aleyküm Hocam.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: ”Bir sohbetinizde Hicri 1543’ten sonra Allah’ın izniyle Kuran-ı Kerim’in göğe ref edileceğini ve Allah diyen insanların bulunmayacağını söylemiştiniz inşaAllah. Kuran-ı Kerim’in 15. suresinin 43. ayetinde ‘ve hiç şüphe yok onların tümünün buluşma yeri Cehennemdir’ (Hicr suresi, 43.) ayetiyle karşılaştığımda, sizin sözleriniz aklıma geldi inşaAllah. Ayetin 15. sure 43. ayet olması bana anlamlı gelirken, ayette ki “onların tümü” ifadesi bende, ayetin o devirdeki insanlara baktığı düşüncesini kuvvetlendirdi” demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. 1543, 15 ile 43’ü bir araya getirip, 1543 demiş, çok güzel aferin. MaşaAllah, elhamdülillah. Gökhan’a selam buradan, aferin Gökhan’a maşaAllah. Allah kardeşlerimizin hepsinin kalbini açıyor. Çok güzel bir tespit. “Hiç şüphe yok, onların tümünün- şeytandan Allah’a sığınırım- buluşma yeri Cehennemdir.” “Tümünün buluşma yeri Cehennemdir” Hicr Suresi, 43. 15. sure tabii bir araya geldiğinde 1543 veriyor. Çok güzel. Tespit, doğru. MaşaAllah.
Berker’im ne düşünüyorsun?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Veyahut okuyor musun?
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman’ın Hz. İsa (a.s.) ile ilgili sözleri vardı orada, gözüm ona ilişti de Hocam.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s.) konusu bir kısım işte hasta olan, yani sağlam olanları tenzih ederim, hasta olan Nur talebelerinin en büyük rahatsızlıklarından bir tanesi de Hz. İsa (a.s.)’ın inişidir. O konudaki bunalmaları da açıklanacak gibi değil. Yani tevil etmeleri gereken o kadar çok şey var ki. Örtbas etmek için hem zavallı konumlara düşüyorlar, hem çok aciz konumlara düşüyorlar, hem de çok çirkin konumlara düşüyorlar. Allah’tan korksunlar, bu çılgınlığı bıraksınlar. Hz. İsa (a.s.)’ın ineceğini Bediüzzaman çok net söylüyor. “Taa Ahiretin en uzak köşesine gitseydi ve gerçekten ölseydi, buna rağmen yine gelecek” diyor. Her halükarda gelecektir Hz. İsa (a.s.).
ALTUĞ BERKER: Okuyayım isterseniz Hocam? “Semai dünyada (gökler aleminde), cesediyle, insani bedeniyle bulunan ve hayatta olan Hz. İsa (a.s.), belki alem-i Ahiretin (Ahiret aleminin) en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azime (büyük bir son) için ona yeniden ceset giydirip bedeniyle dünyaya göndermek O Hakimin hikmetinden uzak değil, belki O’nun hikmeti öyle iktiza ettiği (gerektirdiği) için vaat etmiş ve vaat ettiği için elbette gönderecek”.
ADNAN OKTAR: Şimdi açıklamayı başından al, cümleyi söyle dur, ben açıklayayım öyle devam edelim.
ALTUĞ BERKER: Semai dünyada (gökler aleminde), cesediyle bulunan ve hayatta olan Hz. İsa (a.s.).
ADNAN OKTAR: Bakın, “semai dünyada cesediyle”. Ceset ne demektir? Dünyadaki bedeni. Cismi duruyor, ruhani bir gidiş yok ve “hayatta olan” diyor, ölmedi diyor değil mi? Güzel.
ALTUĞ BERKER: ”Belki Ahiret aleminin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine böyle büyük bir son için, ona yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek O Hakimin hikmetinden uzak değil”.
ADNAN OKTAR: Demek ki böyle samimiyetsiz, olayı kapatmaya çalışacak tipler olacağını biliyor ki Bediüzzaman ve kendi talebelerinin içinde de böyle bir riskin olacağını biliyor ki, bakın böyle olayı tam kilitleyecek, hiç kaçamayacakları şeklinde bir açıklama yapmış ki, mükemmel bir açıklama. Bakın, “cesediyle, canlı olarak, bedeniyle şu an Allah’ın Katında duruyor Hz. İsa (a.s.)” diyor. “Ama farz edelim, sizin söylediğiniz yalanın doğru olduğunu düşünelim” diyor, “buna rağmen yine gönderecek” diyor. Yani “ölse de yine beden verip, yine gönderecek Allah” diyor. “Mutlaka o orijinal bedeniyle kendisi yine gelecek” diyor. Yani “bunu hiçbir şekilde örtbas edemezsiniz” demek istiyor Bediüzzaman. Ama tabii ki oradaki asıl açıklaması “doğrusu budur, yani bedeniyle, ruhuyla, ölmeden Allah Katında bekliyor şu an” diyor. “Geldiği vakit havası ve seçkinleri onu imanın nuruyla tanır” diyor bakın Bediüzzaman. Mehdi (a.s.) için böyle değildir. Mehdi (a.s.)’yi halk tanıyabilir. Halkın içinde herhangi bir insan imanın nuruyla Mehdi (a.s.)’yi fark edebilir. Ama Hz. İsa (a.s.) da havas ve seçkinleri imanın nuruyla biliyorlar. Çünkü halkın arasına giren bir insan değil Hz. İsa (a.s.). Gizlenen bir insandır. Onun için, zaten havas ve seçkinlerle görüştüğü için, seçkin insanlarla görüştüğü için, risksiz insanlarla görüştüğü için, sadece onlar biliyorlar şu an. Ama bir süre sonra tabii halkın arasına girecektir, herkes görecektir. Ama Mehdi (a.s.)’nin gayretinin daha da artması için dua edelim inşaAllah. Ki bir an önce zemini hazırlasın, Allah onu vesile etsin ki, o güzeller güzeli misafirimizi ağırlayalım. Hz. İsa Mesih (a.s.)’i inşaAllah. Yüzünden ışık saçılan bir insan göreceksiniz inşaAllah. Ki çok sevecen, sevgi dolu bir insandır. Koruma tedbirleri olmayacak, halkın arasına girecektir Hz. İsa (a.s.). Çünkü kaderinde öyle bir şey yok, vahiyle hareket ediyor. Herkesin yüzünü mesh edecektir. Ama Mehdi (a.s.)’de koruma vardır. Yani korunacaktır Mehdi (a.s.). Çünkü onunla ilgili bir vahiy yok.
SUNUCU: Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) aynı zamanda tanınacaktır.
ADNAN OKTAR: Evet tanınacak, ama Hz. İsa (a.s.) ile ilgili Kuran ayeti olduğu için, o tarz bir olay olmayacağı için, dünya hakimiyeti olacağı için, tabii ki özen gösterilir ama, o tarz bir şeye gerek olmaz. Ama Mehdi (a.s.)’da bir iddia yok çünkü. Yani Mehdilik iddiası olmayacak.
SUNUCU: Hocam Hz. İsa (a.s.)’yı tanımak pek mümkün olmayacak. Onun geldiğini anlamamız için, acaba onun geldiğini şuradan anlayabilir miyiz? Hani Hıristiyanların Müslüman olmasına vesile olacak, onların Müslümanlaşmasıyla onun geldiğine bir işaret olmuş olmasından anlayabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Hz. İsa (a.s.) daha çok, şu an Hz. Hızır (a.s.)’la birlikte hareket eden bir insan. Dünya siyasetini yönlendirmekle meşgul. Bediüzzaman da bunu söylüyor zaten. Mehdi (a.s.) siyasete girmeyecek çünkü. “Onu Hz. İsa (a.s.)’ya bırakır Mehdi (a.s.)” diyor. Yayınlanmış onun bir yazısı var, onu getirelim bir ara. Bir yazısında belirtiyor; “siyaseti İsa (a.s.)’ya bırakır” diyor. Dünya siyasetini yönlendiriyor şu an İsa (a.s.). Yani bütün ağırlık şu an Mehdi (a.s.)’nin üzerinde. Mehdi (a.s.)’nin zıl ve gölgesi bütün dünyayı kaplamış durumda. O iyice ortamı hazırladıktan sonra Hz. İsa (a.s.) çıkacaktır. Biraz da semboliktir onun deccali öldürmesi. Deccali zaten Mehdiyet bitirecektir, Hz. İsa (a.s.) son darbeyi indiriyor, yani Hıristiyan aleminin tamamen Müslüman olmasını sağlıyor, kesin kanaat getirmelerini sağlıyor, içlerinde vesvese olmamasını sağlayacaktır. Çünkü “tam bu istidattayken” diyor Said Nursi. Hıristiyan alemi Müslüman olalım mı, olmayalım mı tereddüt ediyorlar. “İstidadındayken” diyor. “Cismi beşerisiyle, semevatta bulanan Hz. İsa (a.s.)” diyor, ondan sonra bu açıklamaları devam ediyor. Çünkü biz Mehdi (a.s.)’a hiçbir zaman için Mehdi (a.s.) demeyeceğiz. Ama Hz. İsa (a.s.)’a İsa (a.s.) olduğunu söyleyeceğiz. İnşaAllah. Çünkü kendisi söyleyecek “Ben İsa (a.s.)’ım” diyecek. “İsa Mesih (a.s.)’ım” diyecek. Bir de Allah bize, ispat imkanı da var. Çünkü elbisesine bakacağız 2000 yıl öncesine ait.
SUNUCU: Ama o elbiseyle yaşamayacağını söylemiştik sanırım.
ADNAN OKTAR: Ama yanında gelecek, o elbisesi emanet olarak gösterilecek. Yani sürekli tek elbiseyle İsa (a.s.)’ın gezmeyeceği belli. Hz. İsa (a.s.) çok temiz bir insan. Sık sık kıyafet değiştiren, çok şık ve temiz giyinecek bir insandır. Ama orijinal elbisesi ve kutsal emanetlerin hepsi saklanacaktır tabii ki. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Genetik olarak inceleme olacak.
ADNAN OKTAR: Genetiğine de, insanların içinin rahatlaması için genetiğine de inşaAllah baktıracağız ve görecekler inşaAllah. Hz. İbrahim (a.s.) neslinden olduğunu göreceksiniz inşaAllah. Hiçbir şekilde dünyada, ne annesi, ne babası, hiçbir şeyi olmayacak. Yani onu tanıyan hiç kimse yoktur.
SUNUCU: Peki Hocam bu devre nasıl ayak uydurmayı başarabilecek?
ADNAN OKTAR: Vahiyle hareket ediyor, Allah onun kaderini öyle yaratmış inşaAllah. Ve normal insan zekasının çok çok üzerinde zeki oluyor Peygamberler. Mesela çok çabuk kavrıyor, çok çabuk anlıyor, ezberi çok yüksek oluyor. Mesela hafız olacak, geldikten çok kısa bir süre sonra Kuran’ı su gibi ezberden bilecek. Tevrat ve İncil bilgisi mükemmel olacak. Genel kültürü mükemmel olacak. Birçok yabancı dil bilecek. Yani kısa sürede bir insanın bunu yapması mümkün değildir.
SUNUCU: Tevrat ve İncil’i tam olarak ezbere bilecek değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii bilecek.
SUNUCU: Biz ondan mı öğreneceğiz Tevrat ve İncil’i? Yoksa kutsal emanetlerin bulunmasıyla mı?
ADNAN OKTAR: Bulunacak tabii. İncil’in orijinali bulunacak, Tevrat’ın da orijinali bulunacak inşaAllah. Yani bizzat Mehdi (a.s.) bulacaktır inşaAllah. Kutsal sandık bulunacak, Hz. Musa (a.s.)’ın kutsal sandığı. Kuran’da da ona açıkca işaret ediliyor zaten. İnşaAllah.
Berker’im sen bir şey okuyacakmışsın gibi geliyor bana.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah, o bahsettiğiniz konu burada var mı diye bakıyordum sadece Hocam, Hz. İsa (a.s.) ile ilgili olan.
ADNAN OKTAR: Ama Hz. İsa (a.s.)’ı acayip ağırlayacağız Allah’ın izniyle, acayip, inşaAllah. Yani hem huzuru, hem güvenliği açısından mükemmel bir ortama gelecek inşaAllah. Çok çok rahat edecek. Mehdi (a.s.)’ın da veziridir biliyorsunuz Hz. İsa (a.s.). Mehdi (a.s.)’dan sonra da o görevlidir, Mehdi (a.s.) ona verecektir halifeliği. Yani “Benim halefim odur” diyecek, ondan sonra o devam edecek. Onun vefatından sonra bozulma çok şiddetli oluyor işte, Hz. İsa (a.s.)’ın vefatından sonra. Vefatından sonra da inanmayacak insanlar onun İsa (a.s.) olduğuna. Ne Mehdi (a.s.)’a, ne İsa (a.s.)’a, hiçbirine inanmayacaklar. Yani öyle rastgele olmuş, yani insanların onu tanzim ettiğine inanacaklar. O yüzden dinsizlik akıl almaz bir süratle yayılacak. Yani onu nasıl tanzim ettiklerine dair iftiralar atacaklar. Hz. Mehdi (a.s.)’ın neden gerçek Mehdi (a.s.) olmadığı, Hz. İsa (a.s.)’ın neden gerçek İsa (a.s.) olmadığına dair yalanlar böyle çığ gibi yayılacak insanlar arasında.
SUNUCU: Ölümünden sonra?
ADNAN OKTAR: Vefatından sonra evet. Mehdi (a.s.)’nin sağlığında yani olmaz zaten öyle bir şey mümkün değil. Yani tahayyül dahi edemezler inşaAllah. Olmaz ki, diyelim. İnşaAllah. Asayiş tam mükemmel olacak, ama Mehdi (a.s.)’ın zamanında silahlar kaldırılıyor, silahsız ordu var. Silah olmadığı halde, mesela polislerin hiçbiri silah taşımayacak, askerin silahı olmayacak, ama buna rağmen asayiş son derece mükemmel olacak. Bütün askeri harcamalar ekonomiye aktarılacak. Yani sağlık, eğitim, ekonomi, buraya aktarılacak inşaAllah.
SUNUCU: Bu kadar büyük bir hakimiyetten sonra da yine çok büyük bir yıkılış.
ADNAN OKTAR: Ama dünya çapında görülmemiş, ne Firavun, ne Nemrut devrinde görülmemiş tarzda. Yani asrımızla da kıyaslanmayacak şekilde oluyor. Rezalet ve kepazeliğin, ahlaksızlığın en şiddetlisini yaşamaya başlayacaklar.
SUNUCU: Kıyamete layık olacaklar onlar.
ADNAN OKTAR: Evet, yani bütün melekler, hepsi Cenab-ı Allah’tan Kıyameti koparması için, aşkla, şevkle, heyecanla bir bekleyiş içinde olacaklar inşaAllah. Kıyamet koptuğunda zaten Müslümanlar, mezarlarında böyle tekbir getirecekler, acayip sevinç duyacaklar. Müslümanların bayramıdır Kıyamet. Müthiş bir sevinç duyacaklar. Çünkü o rezaletin tam karşılığı olmuş oluyor. Yani o küfrün perişanlığını Allah gösterecek. Çünkü Allah diyor, “korkudan daha önce züppelik, çakallık yapan, kendinden çok emin, arsızlık yapanların saçları bembeyaz olacak korkudan bir anda”. “Yüklü kadın, yükünü düşürür” diyor. Kadınlar doğum yapıyorlar korkunun şiddetinden. Tabii orada Kuran nezaketli bir üslup kullandığı için Cenab-ı Allah, hep öyledir, kastedilen bütün vücut refleksini kaybedecek. Bütün vücut atıklarını atacak demektir. İnsan vücut kontrolünü kaybedecek diyor. Yani düşük yapacak demek ne demektir? Bütün vücut atıklarını atacak demektir, olayın şiddetinden. “Siz onları sarhoş zannedersiniz, sarhoş değillerdir” diyor Allah. Yani adını sorsa, adını söyleyemiyor adam. O kadar. Ayakta duramıyor korkunun şiddetinden ve saatlerce devam edecek bu. Ondan sonra tamamen dağılıyor. Kıyamet bitmiş olacak ondan sonra. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. Programımızın sonuna geldik.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah yarın devam ederiz. Ama şimdi biraz sonra bir Fransız misafirim var, Fransızca bir röportajımız olacak, onu internetten izleyebilirler isteyenler. İki tane Musevi genç var, karı koca, sarıklı falan böyle çok sevimli tipler. Ama Müslüman aşığı, Müslümanları çok seviyorlar, İslam’ı kabul eden Museviler. Onları göstereceğim. İzlerlerse güzel olur inşaAllah.
SUNUCU: Birazdan harunyahya.tv sitesinden izleyebilirler inşaAllah. Yarın da bizleri saat 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Aksu TV ve Kaçkar TV ekranlarından takip edeceksiniz inşaAllah. Tekrar görüşmek üzere Allah’a emanet olun.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Cahiliye Toplumunda İnsan Karakterleri
Devamı ...