SUNUCU 1: Hayırlı geceler değerli izleyenler Gece Sohbetleri’ne hoş geldiniz. Bu akşam sizlere HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv ve Kaçkar Tv ekranlarından sesleniyoruz. Bugün de sizden gelen soruları Hocamıza yönelteceğim. İnşaAllah cevap bulacağız.
Değerli izleyenler HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi ahirZamanSohbetleri@hotmail.com adresine gönderirseniz sorularınız cevap bulacak inşaAllah. HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak edinebilirsiniz. Bizi yarın 22’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Kocaeli Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Teşekkür ediyorum geldiğiniz için. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Mine Hanım, siz de bizlere mutluluk ve sevinç getirdiniz.
SUNUCU 1: Teşekkür ederim sağolun.
ADNAN OKTAR: Dün Risale-i Nur Külliyatı’nın eski nüshalarını istirham etmiştim sevenlerimizden. Tam takım 1957 ve 58 yıllarına ait buldum. Ve şu an yanımda. Bundan sonra istedikleri gibi çıkarabilirler, çıkarmak isteyenler Risale-i Nur Külliyatı’ndan, ne istiyorlarsa yapsınlar ve hem de iki takım birden buldum. İnşaAllah. Sıkıysa çıkartsınlar. Çünkü Üstad’ın bizzat tasdikinden geçmiş kitaplar o dönemde biliyorsunuz, Üstad’a soruluyordu ona göre çıkarılmıştı. İnkar edecekleri gibi de değil. Yani şu andan itibaren rahat inşaAllah.
SUNUCU 1: Canan Hanım yazmış bize. “Selamlar çok kıymetli Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Hz. İsa (a.s.) ilk geldiğinde kendini İsa ismiyle mi tanıtacak, yoksa kendisini bir süre gizlemek amacıyla farklı bir isim mi kullanacak?”
ADNAN OKTAR: Önce kendisini zaten bilmeyecek. Bilmediği için de bir iddiası olmayacak. Bir şey söylemeyecek ama vahiy aldığı için Hz. İsa (a.s.) olduğunu Allah ona vahiyle söyleyecek. O zaman zaten söyleyecek. Ama bizim inanmamız farz değil, mecbur değiliz ama vicdanen anlarız.
SUNUCU 2: İlk geldiğinde kendisi bilmeyecek.
ADNAN OKTAR: Kendi de bilmiyor sonra vahiyle Cenab-ı Allah vahyettiği için vahiy aldığına samimi kanaati gelecek çünkü bir insanın kulağına ses gelmesi, Allah esirgesin, hastalık durumunda da olabilir. Sesler duyar, görüntüler duyar ama samimi bir insan, imanlı bir insan onun vahiy mi değil mi olduğunu bilir. Ve ayrıca tabii görüntü de oluyor, mesela Cibril (a.s.)’i görüyor, Cebrail (a.s.)’i görüyor. Şimdi net mesela Cebrail (a.s.) buradaysa, geliyor Kuran’ı alıyor yerini değiştiriyor, buraya koyuyor. Gittiğinde Kuran buradan buraya gitmiş oluyor. Şimdi bu halüsinasyon böyle olur mu? Değil mi? Belli ki o, inşaAllah. Konuşmasından, üslubundan anlaşılıyor. Ama imtihan onun için de kalkmaz. Yani o da imtihan oluyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de imtihan olmuştur. Diyor ya Cenab-ı Allah; “Rabbin seni unutmadı” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bakın Peygamberimiz (s.a.v.)’in imtihan olduğunun en açık delili o işte. “Rabbin seni unutmadı”, oradan anlaşılıyor, inşaAllah.
SUNUCU 1: Sadık Çeliker yazmış, “Değerli Hocam, ashabın büyüklerinden Ka'b Hazretleri (r.a.)’nin Resulullah Efendimiz (s.a.v.) hakkında nazmettiği kasideye, ondukuzuncu asır Osmanlı ricalinden Eyüb Sabri Paşa "Azizü'l-Asar" adıyla bir şerh yazmıştır. Bu kitabın 176'ncı sayfasında özetle şöyle yazmaktadır: "Bazı keşif sahibi alimler Hazret-i İmam Mehdi (r.a.)’nın inşaAllah 1400 Hicri yılında zuhur edeceğini söylemişlerdir. Bazıları ise 1422 yılında zuhur edeceğini söylemişlerdir." 1422 Hz. Mehdi (a.s.)'nin belirginleşmeye başladığı yıldır. Dolayısıyla her iki tarih de doğru değil mi Hocam? Bu büyük alimler Hadis-i Şeriflerden Hicri 1400 yılında Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhur edeceğini çıkartmışlar. Ümmetin ömrünün 1500 yılına kadar olduğunu bildiren hadis-i şerifler sahih ve güvenilir olduğuna göre verilen tarih de doğru inşaAllah, değil mi Hocam?” demişler.
ADNAN OKTAR: Doğru maşaAllah. Aslında en başında dikkat ediyorsanız zaten Mehdi (a.s.)’nin tarihi hemen anlaşılır da Allah onu gizlemiş. Şimdi bak 7 tane hadis var. “Dünyanın ömrü 7000 yıl” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor ki, “5600 yılı geçmiştir” diyor. Şimdi burada çok net bir şey sayı çıkmıyor mu? 7000’den 5600’ü çıkarttığımızda 1400 kalır, çok net, net tarih vermiş aslında Peygamberimiz Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihi açısından ama insanlar tahmin edememişler öyle bir şeyi. Alametleri daha önemli görmüş olabilirler belki. Allah onu bir set etmiş, gizlemiş. Ama şu an bu netleşmiş durumda, inşaAllah. Fakat izleyicilerimiz maşaAllah acayip kültürlüler, birçok şeyi biz onlardan öğreniyoruz, maşaAllah. “Ashabın büyüklerinden Ka’b Hazretleri’nin Resulullah (s.a.v.) hakkında nazmettiği kasideye ondokuzuncu asır Osmanlı ricalinden Eyüb Sabri Paşa "Azizü'l-Asar" adıyla bir şerh yazmıştır.” Bakın ondokuzuncu asır Osmanlı ricalinden Eyüb Sabri Paşa ta o zamanda yazıyor. “Bazı keşif sahibi alimler Hz. İmam Mehdi (r.a.)’nın 1400 Hicri yılında zuhur edeceğini inşaAllah söylemişlerdir.” Bu çok acayip. “Bazıları ise 1422 yılında zuhur edeceğini söylemişlerdir.” Bütün bunları topladığımızda bir harikalık ortaya çıkıyor, inşaAllah.
Bana da var sorular. Yolda giderken getirdiler. Yalnız benim sorularım biraz böyle sert sorular, yani bana eleştirel sorular.
ALTUĞ BERKER: Aslında Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. 5600 de 56 tane 100 ediyor. Yani 56. yüz geçmiş oluyor. Siz daha evvel 1956’ya da dikkat çekiyordunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, o da çok manidar, tabii, çok güzel tespitin maşaAllah. Çünkü 56 sayısı önemli bir rakamdır. Aynı şekilde Kıyametin kopma tarihi de yani 1545 de çok manidar bir rakamdır inşaAllah.
“Selamun aleyküm değerli Hocam” diyor. “Geçenlerde Nur cemaatindeki arkadaşlara sizin eserlerinizi, fikirlerinizi bahsettim. O da bize, sizin, Risale-i Nur Külliyatı’ndaki bilgileri kendi sözlerinizmiş gibi etrafa lanse ettiğinizi söyledi” diyor. Hay maşaAllah, inşaAllah öyle oluruz. Nerede bizde öyle ilim? İnşaAllah öyle oluruz, maşaAllah. Zaten Risale-i Nur’u okuyan bir insan Risale’nin üslubunu ve ruhunu alır. Ben tabii ki Nur talebesiyim. Bediüzzaman’ın deli aşıklarındanım. Yani onun candan bir talebesiyim. Dolayısıyla tabii ki onun ruhunu, onun mantığını alıyorum. Ben yoksa nasıl öğrenecektim? Yani tamam, Kuran var. Benim müceddide ihtiyacım var. Alime de ihtiyacım var inşaAllah. Ben İmam Rabbani’den de istifade ettim. İmam Gazali’den de istifade ettim. Ama en çok Bediüzzaman’dan istifade ettim. Doğru söylüyor tabii. Mesela Bediüzzaman’ın şefkat anlayışı, barışçıl politikası, akılcılığı, değil mi? “Sizi 2 yıla yakın ve hemen hemen her gün sitenizi takip ederim. Bir gün olsun daha böyle bir şey duymadım. Bu arkadaşımız nereden duyuyor, nereden çıkarıyorlar anlamıyorum?” Yani onlar şöyle demek istiyorlar. Tabii ben birebir Risale-i Nur Külliyatı’ndaki üslubun aynısını anlatmıyorum ama Risale-i Nur’dan bir ruh alıyorum tabii ki. Ve onu yansıtıyorum. Mesela diyor ki Bediüzzaman, “iman hakikatlerini anlatın.” Ben ne yaptım? Müthiş bir iman hakikati faaliyeti yaptım. Fotoğraflarla, belgelerle değil mi? Yani şu an dünya çapında yok böyle bir faaliyet. Yani bu tarz bir iman hakikati faaliyeti yok. Tektir. Yani bu böyle belgelenmiş, resimlenmiş ve çapı bu kadar geniş dünyada başka çalışma yok. Üstadımız’ın emrini yerine getirdim ben, inşaAllah. Emir demeyelim, Allah affetsin. İşaretini, oradan anladım inşaAllah. “Allah bu kardeşlerimizi sizlerden haber etsin ki o güzel Kuran’ın yeryüzüne hakim olacağı heyecanını yaşamaya başlasınlar. 400-500 yılı beklemesinler. Saygılarımla, Hakan Ardıç”. Aslında Nur talebelerinin 400-500 yıl beklemesi diye bir konu yok, onlar Hicri 1545’de Kıyametin kopacağını biliyorlar. Bu yüzyılda da İslam ahlakının hakim olacağını biliyorlar. Ama epey bir bölümü anlamazdan geliyor. Sorun bu? “Hicri 1545’de kıyamet kopacak” diyorsa Bediüzzaman ve bir 100 yıl kaldıysa ne kalıyor geriye? Ne mantık düşünebilir Müslüman? Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.)’nin gelmiş olması gerekmiyor mu bu yüzyılda, İslam ahlakının hakim olması gerekmiyor mu bu yüzyılda? Bediüzzaman’ın hata yapmış olmasından korkuyorlar, yani çok ciddi bir hata ve yanlışlık yapmasından korkuyorlar. Çok kapsamlı yanlış bir teşhisinden korkuyorlar benim kanaatim. Onda da imanlarının sarsılacağını düşünüyor olabilirler. Bediüzzaman yanlış söylediyse, yanlış anlattıysa, bütün bu konular yanlışsa yanlış yolda hareket etmiş olacaklar. Ve dolayısıyla da akıl almaz tevillerle, ama ciddi anlamda akıl almaz tevillerle konuyu bambaşka bir mecraya getirmeye kalkıyorlar. Hatta Risale-i Nur Külliyatı’ndan da bazı ifadeleri çıkararak konuyu bambaşka bir satha taşımak istiyor da olabilirler, bir kısmı, hepsini tenzih ederim. Ama bu böyle gitmez tabii.
“Selamun Aleyküm Hocam. Nur cemaatinin Risale-i Nur’ların bazılarının yerlerinde bulunan Hz. Mehdi (a.s.) hakkındaki ifadelerin çıkarılması konusunda düşüncelerimi paylaşmak istedim. Hocam bence Nur cemaati Hz. Mehdi (a.s.) hakkındaki açıklamaların kötüye kullanılmasından korktuğu için çıkartıyor olabilirler. Yani gerçekten Hz. Mehdi (a.s.) olmayan birinin bu açıklamaları kendi için kullanmasından korkuyorlardır bence.” Kardeşim ben biliyorum, mesela Nur talebesi olup, hatta seyyid olan bir kişi var. Diyor ki; “ben Hz. Mehdi (a.s.)‘yim”. “Hz. Mehdi (a.s.) de Risale-i Nur’u şerh edecek” diyor, “ben de Risale-i Nur’u şerh ediyorum, açıklıyorum” diyor. Hakikaten kitaplar da yazıyor. Ama hiç kimse bundan şu ana kadar rahatsız olmadı. Yani alenen Mehdilik iddia ediyor ve eski Nur talebeleri de etrafındalar yani bayağı çevresi de var. Alenen Mehdilik iddia ediyor, açıkça söylüyor talebeleri de o Hz. Mehdi (a.s.)‘dir diyorlar değil mi biliyorsun. Hakikaten güzel kitaplar da yazıyor Risale-i Nur’u şerh eden, Risale-i Nur’un aynısını biraz daha genişletiyor. Ben bir kere bile duymadım ki; “bu kişi neden böyle Mehdilik iddia ediyor?” Cübbeli’yi paniğe kaptırdığını da görmedim, Habertürk’ü de paniğe kaptırdığını görmedim, Fatih Altaylı’yı da paniğe kaptırdığını görmedim, değil mi? Ve birçok kişiyi de paniğe kaptırdığını görmedim. Gayet sakin, hiç haberleri dahi yok, bakın haberleri dahi yok ki bayağı da etrafında insan var. Ben hiç rahatsız olmadım, olabilir hüsn-ü zan ediyor olabilirler. Ama açıkça keşke Mehdilik iddia etmeselerdi. Yani onların şevkini artırıyorsa, heyecanını artırıyorsa bir mahsuru yok. Yani hüsn-ü zan etselerdi sadece ama böyle alenen iddia etmeselerdi. Dolayısıyla eğer kötüye kullanmaysa en azından bu tarzda kullanan bir insan olduğunu düşünelim. Ne oluyor, ne kaybolur, kime ne zararı var? Adamların haberi yok. Hani zarar veriyordu, değil mi? “Yani gerçekten Hz. Mehdi (a.s.) olmayan birinin bu açıklamaları kendisi için kullanmasından korkuyorlardır bence.” Mesela efendim Mir Vakfının kurucusu İskender Hoca var. Ben televizyona çıktığını gördüm, çıktı, halka kızıyordu televizyonda; “benim Hz. Mehdi (a.s.) olduğumu nasıl fark etmezsiniz, nasıl bilmezsiniz, daha hala anlayamıyor musunuz?” diye açıkça söylüyordu. Ben inanın kendim nefret duymadım sadece şefkat duydum, biraz da acıdım tabii konumuna. Yani aşağılamak amacıyla söylemiyorum. Çünkü cezbe halinde belli, yani manevi bir cezbe halinde onu söylüyor. Manevi bir sarhoşluk içerisinde, sorumlu bile olmaz, hatta bilinir bu tarikatlarda, o tarz şeyler olur, üslubu olur, o kişilerde rastlanan bir şeydir. Ama ona inananlar yani “evet, bu Mehdi (a.s)‘dir” diyenler tabii Kuran’a uygun hareket etmemiş oluyorlar. Peki, mesela bu kişi bunları yapıyor. Ne zarar verdiler Türkiye’ye ne oldu, dünyaya ne zarar verdiler? Hiçbir şey olmaz. Dolayısıyla konu bu değil bence. Konu ne biliyor musunuz? Hz. Mehdi (a.s.)‘nin gerçekten geldiğine inanmaları. Gerçekten gelmediğine inansalar zaten sorun olmayacak. Keşke onlar için bir sahte Mehdi olsa, keşke bir sahte Mehdi çıkmış olsaydı. Hiçbir sorun çıkmazdı. Gerçekten yüzde yüz iman etmekten kaynaklanan bir sorun var. Yani adları gibi eminler. Yoksa niye panik olsun adam? “Mehdi (a.s.) çıktığı zaman Nur cemaatinin onu çok sevip bağrına basacağına eminim.” Tabii ki öyle olacak. “Akıllarındaki şüphelerin kaybolması için zaman gerekiyor bence. Allah razı olsun” diyor, Zülfikar Aksu, Avusturya’dan yazmış kardeşim. Biz de diyoruz zaten. Biz demiyoruz ki; falanca kişi çıktı, kaşı gözü benziyor, sakalı benziyor, Nur talebesi kardeşlerimiz, ne duruyorsunuz peşine takılın, ona tabi olun, biz demedik ki zaten. Biz ne diyoruz? Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda çıkacağını söylüyor. Çıkacağına inansınlar ve savunsunlar, Mehdi (a.s.)‘nin öncüsü olarak, talebesi olarak kendilerini kabul edip hizmet etsinler. Bunu söylüyoruz. Herhangi bir kişiyi belirleyip, “bu Hz. Mehdi (a.s.)‘dir diye peşine gitsin” der miyim ben? Zaten haram olur böyle bir şey, olacak iş mi şu değil mi? İddia olamaz ki öyle bir kişi çıksın da arkasına insanlar takılsın.
ADNAN OKTAR: “Selamun aleyküm Hocam. Siz dediniz ki; “Fatih Altaylı neden Cübbeli’yi çıkarıyor programına? Fatih Altaylı ile aynı düşüncede de ondan” demiştiniz. Ben de araştırdım baktım ki gerçekten bu Hoca insanları... dinden biraz uzaklaştırma şüphesi var gibi...” dediğini düşünüyorum yani. “Fatih Altaylı yanındaki kişi” diyelim, ama benim bunu okumam zorlaştı gibi. “Cübbeli’ye sonra da diyorlar; “yahu biz seni sert biri sanmıştık sen tam bizim kafamızdaymışsın.” O da diyor; “sizinle başbaşa olalım daha neler var?” Allah akıl versin bu Fatih Altaylı ile ve yanındaki kişi. Ömer Çelakıl’ı da davet etmişlerdi. Orada çocuğa zorluk verdiler” diyor. Yani “sert davrandılar” diyor. “Yapmadığını bırakmadılar” diyor orijinalinde öyle değil ama. Biz biraz tabii tefsir etmemiz gerekiyor. “Ömer Çelakıl Kuran’da şifreler olabilir dediği için, tez olarak savunduğu için tartıştılar.” Hakikaten orada çocuğu, yani akıl almaz zora soktular. Çok çok gerildi çocuk, çok azap ettiler diyebilirim, psikolojik olarak. Azap demeyeyim de çok gerdiler. Ama Cübbeli’de de neredeyse elini öpecekler. O dereceye geldi. Zaten iki büklüm oldular önünde, eğer görmediysem karşılamaya geldiklerinde. Değil mi böyle eline kapanır gibi bir hareketler vardı eğer yanlış görmediysem. Bilmiyorum o arabadan indikten sonra, içeri girerken. El ele geziyorlardı birlikte, değil mi? Yani o emin değilim ama el ele gezdiklerini gördüm. Fakat bir karşılama da flu olarak aklımda var, öyle bir şey var, aklımda var. Belki hafif eğilmiş olabilir, nezaketen ona bir şey diyemeyiz. Ama el ele gezmeleri biraz garibime gitti. Sadece o dikkatimi çekti.
Biraz sert bu yazılar onun için, bunu şey yapmayalım daha inşaAllah. Evet. Yani bana karşı değil de, başka kişilere karşı sert bir üslup kullanmışlar. Onun için olmaz.
SUNUCU 1: Seyirci sorusu. Selim Sefer Bey yazmış bizlere Kayseri’den. “Sayın Hocam, geçen gün kanallara haberlere bakarken Habertürk’te Fatih Altaylı’nın Emin Şirin’i konuk ettiğini gördüm. Üstelik uzun uzun da övdü Emin Şirin’i. Bu durum bana çok dikkat çekici geldi. Biliyorsunuz Emin Şirin iddia edilen Ergenekon Örgütü sanığı ve bu örgütün lobi faaliyetlerinden sorumlu olmak suçuyla yargılanıyor. Üstelik daha önceki röportajlarınızda siz de anlatmıştınız çok iyi hatırlıyorum. Siz ve arkadaşlarınıza açılan davada, çeşitli ailelerle işbirliği yapan ve aleyhinize dava açılmasına sebep olan bir kişi. Önce Cübbeli Ahmet, şimdi Emin Şirin. Doğrusu Fatih Altaylı’nın size karşıt olan kişileri sürekli Habertürk ekranlarına taşımasına ve size muhalif olan kişileri de övmesi bana dikkat çekici geldi. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir Hocam?” demiş, Selim Bey.
ADNAN OKTAR: Fatih Altaylı zaten gizli kapaklı faaliyet yapmıyor, alenen yapıyor. Mesela Cübbeli’yi alenen çıkartıyor, Emin Şirin’i alenen savunuyor. Emin Şirin’in nasıl bir insan olduğunu herkes bilir. Amaçlarını da bilir. Yani gizli saklı bir şey yok ki. Cübbeli’yi de biliyorlar, Cübbeli’nin amacını da biliyorlar. Kimlerin onu koruyup, kolladığını da biliyorlar. Karmaşık bir şey yok. Yani o konuda bir rahatlık var zaten, şaşırtıcı bir rahatlık. Normalde gizli kapaklı destekleyeceklerini zannediyorduk ama ona gerek duymuyorlar. Evet, Emin Şirin evet bize son olarak dava açılması konusunda da, değil mi, ailelerle beraber gittiler, Emniyet’e, işkence suçundan yargılanan o Serdal Akça mı nedir, o kişi. Onunla irtibata geçtiler. Ve değil mi, hakkımızda dava açılmasını sağladılar. Vesile oldular.
ALTUĞ BERKER: Evraklarda ismi geçiyor Emin Şirin’in.
ADNAN OKTAR: Dava açmak da zor bir şey değil zaten. Ellerinden geleni artlarına koymasınlar. Biz kanuna hukuka saygılıyız. Kanun, hukuk ölçüleri içerisinde gereken cevap veririz inşaAllah. Evet devam edelim.
SUNUCU 1: Devam edelim. Önder Bilir, Ankara’dan yazmış. “Hocam, Venezuela’da tanıştığım ve yazıştığım bir arkadaşım bana, Devlet Başkanı Chavez için Müslümanlara yardımcı olduğunu ve hatta katıldığı bazı programlarda İslam dinini övdüğünü ve inşaAllah gibi Müslümanların kullandığı bazı kelimeleri kullandığını yazdı. Sizce Chavez gizlice Müslüman olmuş olabilir mi? Ve sizin söylediğiniz gibi, Hz. İsa (a.s.) bunda etkili olmuş olabilir mi? Venezuela yüzde 90 Katolik bir ülke. Hz. İsa (a.s.) öncelikle çalışmalarına, inançlarına daha bağlı olan Katolik ülkelerinden başlıyor olabilir mi?”
ADNAN OKTAR: Tabii ki bir harikalık var. Yani bir tek onda değil, İngiltere’de de, Fransa’da da diğer ülkelerde de bunu görüyoruz. Özellikle dünya liderlerinin, İslamiyet’i, Kuran’ı ciddi olarak savunduklarını görüyoruz. Bunda harika bir yön var. Çok şaşırtıcı bu. Ve bir tek o değil birçok ünlünün de, ünlü kişinin de İslam’a, Kuran’a döndüğünü görüyoruz. Hz. İsa (a.s.)’nin nasıl bir faaliyet yaptığını yıllar sonra zuhur ettiğinde anlayacağız. Ama Mehdiyet çok aleni ve açık faaliyet yapacaktır. Çünkü Bediüzzaman, “açık galibane” diyor, yani Mehdi (a.s.)’nin faaliyeti için, bakın “açık, galibane”, 1506’dan sonra da “gizli ve mağlubane”, hem gizli ama çalışma yapsa da mağlup. Ama Mehdi (a.s.)’de hem açık, cehri, hem de galip, yani sürekli ezecektir Mehdi (a.s.). O yüzden Hz. İsa (a.s.)’ninki de yalnız gizli galibanedir, bakın, sırf ona mahsus olarak. Mehdi (a.s.)’ninki açık galibane, onunki de gizli galibanedir. Onu özellikle belirtmiştir Bediüzzaman, yani Ahir Zamanın mücadele zamanlarını belirtirken. “Bu vazifeyi tenvire devam edeceği açık anlaşılıyor” diyor hadis-i şerifi açıklarken. Nur talebesi kardeşimiz de diyor ki; “hep Bediüzzaman’dan istifade ediyor” diyor ve “ondan anlatıyor” diyor. Zaten benim vasfım o. Ben Bediüzzaman’ın deli aşığıyım. Onun en sadık talebelerinden olmak isteyen bir insanım. Ben onun, Bediüzzaman’ın zamanında olacaktım da, bir kenarda duracaktım, yıkardım ben ortalığı, yıkardım Allah’ın izniyle, inşaAllah.
SUNUCU 1: Kerem Beyan yazmış. “Selamun aleyküm değerli Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Ben Almanya’da yaşayan bir üniversite öğrencisiyim. Eserlerinizi çok büyük bir ilgiyle okuyorum. Hocam, Yehova şahitleri kimlerdir? Sokaklarda devamlı misyonerlik faaliyetlerinde bulunuyorlar. Kapı kapı geziyor, özellikle Müslümanlar üzerinde faaliyet gösteriyorlar. Siyonistler ya da masonların bir kolu mudur bunlar?” demiş.
ADNAN OKTAR: Ben böyle şeylerden neden tedirgin oluyorlar anlamıyorum. Mesela komünistler eskiden bize kitap dağıtırlardı, okulda, ben heyecanla alırdım. Bedava kitap, al oku. Ne var yani? Niye bilmeyelim biz? Mesela Yehova şahitlerini bilelim, Hıristiyanlığı bilelim, Museviliği bilelim, Komünizmi bilelim, Faşizmi bilelim, Darwinizmi bilelim. Mesela Darwinistler kitap dağıtıyorlar, kardeşim göndersinler koli koli, okuyalım. Biz zaten arıyoruz öyle bir şey. Ama şöyle diyebilir, “cahil bilgisiz insanlara olumsuz etkiler mi?” Evet, orada doğru. Orada çözüm, ne yapacaklar işte, bol bol Kuran dağıtacaklar milletimize. Yani Yehova şahitleri kitap dağıtırken, onların yanına hemen gitsin kardeşlerimiz. Bir koli dolusu veya İslami eserler de dağıtabilir, Kuran da dağıtabilirler. Yani gidip adamların ağzını burnunu kırmak, bilmem ne falan bunlar çok kötü yöntemler yani. Çok acayip yöntemler. Adam döverek insanları hizaya getirmeye çalışmak çok çirkin, çok ayıp bir yöntemdir. Fikre fikirle karşılık verilir. Acz alametidir. Fikri çalışma yapılması gerekir, düşünceyle yapılması lazım. İkna ederek olması gerekiyor, şefkat, merhamet, akılcılıkla, ilmi delillerle, değil mi? Yehova şahitlerinin gelişme imkanı yok. Onlar biraz saflar yani. Çünkü zaten İncil, tahrif olmuş bir kitap. 4 ayrı kitap var. 4 ayrı kitaba mı insan tabi olur? Yoksa saf vahiy olan Kuran’a mı tabi olur? Yani hiç zorlanmasına gerek var mı bir insanın? Mesela şimdi biz getirelim İncil’i koyalım, İncil’i yani Kuran’ı da koyalım. Evet. Herhangi bir insan hiçbir şey bilmeyen bir insana, bu iki tane din var hangisi sana samimi ve doğru geliyor? Yani tam doyurucu geliyor? Sana yarım saat vakit diyeceksin, fazla değil. Yarım saatin içerisinde Kuran’ın hak olduğunu yüzde 100 anlar, bak, 99 demiyorum, o kadar. Yani bunda panik olacak bir şey yok. Ama böyle herhalde marjinal tipler oluyor, zaten ateist oluyor. Bunlara yanaşıyor, bu Yehova şahitlerine. Diyor, “ben Yehova şahidi oldum ben” diyor. O “çok iyi” diyor, yazık bu garipler de seviniyor. Alıp götürüyorlar onu, yemek yediriyorlar, içiriyorlar, üzerini başını giydiriyorlar. İncil’i de okutuyorlar, “bayağı düzeldi, çok iyi oldu” diyorlar. Mesela kendi kiliselerine götürüyorlar. Orada kendini uyanık zanneden o kişi de, o garipleri kullanıyor. Genellikle hep öyle oluyor. Ben yani tanıyorum, daha önce de görmüştüm. Yani hepsini tenzih ederim de, bayağı üçkağıtçılar böyle. Hayır, sonra da gidiyorlar işte onlar hakkında bilgi de aktarıyorlar. Kardeşim bırak garibanları, sen ne oturup uğraşıyorsun. Başka uğraşacak adam göremedin mi? İnanmıyorsan bırakırsın zaten, kendi hallerine devam ederler. Hıristiyanlığın gelişme istidadı hiçbir şekilde yok. Ama Kuran’a uyarlarsa, Kuran’a tam tabi olurlarsa, o anlamda İncil’e dayalı bir Hıristiyanlık gelişebilir. Yani, hurafat ve tahrifattan sıyrılırlarsa, o anlamda gelişir. Ve sonra da zaten “Kuran’a iktida edecekler” diyor Bediüzzaman. Peygamberimiz (s.a.v.)’in de bu yönde hadisleri var inşaAllah.
SUNUCU 1: Halis Bey yazmış İstanbul’dan bizlere. ”Esselamu aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Size ve stüdyodaki herkese selamlarımı ve saygılarımı iletiyorum.” Aleyküm selam. “Geçen akşam ayetlerin açıklamasını yapıyordunuz. Ben de bu konuyla ilgili olarak şu ayetin yorumunu rica ediyorum. Müminun Suresi, 1 ve 5. ayetler; “Mü'minler gerçekten felah bulmuştur; Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır; Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir; Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir; Ve onlar ırzlarını koruyanlardır”
ADNAN OKTAR: Bu ayeti açıklamamı istiyor kardeşimiz. Bana Kuran’da bulabilir misin? Çünkü ben ayetin geliş ve gidişine de bakmak istiyorum. Onlara siyakı sibakı deniliyor biliyorsunuz. Ayetin siyak ve sibakı, geliş ve gidişi. Evet. Müminun Suresi 1 ve 5. ayetler. Evet, çok önemli, şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, “Mü'minler gerçekten felah bulmuştur”. Bir kere bu tam felahın ancak İslam ahlakının hakimiyetiyle olacağı belli. Dünya hakimiyetine de bakan bir Ayet bu. Tam bir kurtuluş nasıl olur? Ekonomik, sosyal, siyasi, imani, her yöndendir, yani ruhi, bedeni. “Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır” Namazlarını samimi ve ihlasla kılıyorlar. Huşu demek, bazı tipler var böyle kendini kaybetmiş gibi namaz kılar, böyle gözünü kapatır. Böyle cezbe halindeymiş gibi hareket eder. Huşudan kasıt o değil. Huşudan kasıt, namazda dikkatini iyi vermek namaza ama buna rağmen namaz da dikkat dağılabilir, ondan da vesvese yapmamak lazım. Yani insan beyni o kadar kontrollü bir yapı değildir. Diyor ki mesela, “kafam bir yere gitti” diyor. Gitsin. Namazın namazdır, hiçbir şey olmaz, yine toparlarsın kafanı, devam edersin.
SUNUCU 2: Tekrar baştan mı başlamak lazım o zaman? Yoksa kaldığı yerden devam edebiliyor muyuz?
ADNAN OKTAR: Mesela farz edelim rükudayken yahut kıyamda namaza başladı. Ama bir anda kafası işyerine gidiyor. Namazı bozulmaz. Ama okuduğu ayeti yeniden okursa iyi olur. Okuması gerekir. Okuduğu mesela Zamlı Sureyi, anlaşıldı mı? Ki yani, ne yaptığını bilsin. Yani o şuuru kapalı olarak olmaz. Ama baştan sona kadar namaz, ne yaptığını bilmiyorsa tabii o namazı bir daha kılması gerekir. Çünkü bir nevi sarhoşluk gibi bir şey olmuş oluyor o. Değil mi? Çünkü Ayette diyor “eğer sarhoşsanız namaza yaklaşmayın.” Diyor, yani alkollüyse. Neden? Şuuru kapalı. Mesela aşırı uykusuzluk ve bitkinlikte de yani şuuru tamamen gidip geliyorsa onda da namazı iade etmesi iyi olur. Yani kendini biraz toparlayıp inşaAllah. “Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir;” Bakın “'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir;”. Bunun çapı çok geniştir. Bakın “'tümüyle boş' şeyler”. Kumar, boş konuşmalar, dedikodular. Mesela televizyonda bir kanal açıyor, boş bir konuşma var, elinde de o zımbırtıyı alıyor. Habire geziyor yani, ne yaptığından da haberi yok. Böyle yan yatıyor, şuur tamamen kapalı. Ne bir şey izlediğinden haberi var, ama saatlerce. Yani faydalı olan hiçbir şey olmuyor. Veyahut mesela bir dizi var, iki kişi sürekli konuşuyor. O ona bir şey diyor, o ona bir şey diyor, o ona bir şey diyor, o ona bir şey diyor. Artık beyni uyuşuyor onları dinleyeceğim diye. Bunun ne faydası olur bir insana? Değil mi? Ama mesela güzel manzaralar gösterse, güzel ortamlar gösterse, eğitici bir program olsa, tamam. Yani insana bir katkısı olur. Yahut mafya filmi seyrediyor. Adamın kafasını koparıyorlar, yerlerde sürüklüyorlar. Büyük bir heyecanla parmaklarını çıtlatarak onu seyrediyor. Adamı delik deşik ediyorlar falan, büyük bir heyecanla seyrediyor. Bunun ne faydası olur bir insana? Yani bunun eğitici ne yönü var? Değil mi? Veyahut bir arkadaşı geliyor, 4 saat dedikodu yapıyorlar. Yani saat 12’de başlıyor, “vakit nasıl geçti bilemedik” diyor. Sanki çok önemli bir şey yapıyormuş gibi, 12’den sabaha kadar. Bak “Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir” diyor Allah. “Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir” Yani mallarından mutlaka Allah rızası için harcıyorlar. “Ve onlar ırzlarını, iffetlerini koruyanlardır. Ancak eşleri”, yani helalleri nikahlıları, “ya da sağ ellerinin sahip oldukları”, yani cariyeleri, “cariyelerine karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir.” Bu helaldir diyor Cenab-ı Allah. ”Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.” Yani “eşi veya cariyesi olmadan cinsel ilişkiye girerse harama girmiş olurlar” diyor Allah. “(Yine) Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.” Bakın, “onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir. Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.” Bir daha tekrar ediyor Allah. Bakın burada bir harikalık var, dikkat edin. “Onlar, emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir. Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.” Namaza bir daha dikkat çekiyor Allah. Namazlarını koruyanlardır demek, yani istediğinde namaz kılanlar var, öyle olmaz. 5 vakit muntazam kılacak namazı. Hayır, yine namaz namazdır, sevabını alır ama doğru olan, sevap olan yani Kuran’da bahsedilen 5 vakit namaz kılmasıdır. Bakın, şimdi bu çok önemli “İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve Ahiretin nimetlerine) varis olacak olanlar onlardır.” Bu tam anlamıyla Mehdiyet. Şimdi, buradaki rakamları bakın yukarıya doğru alırsak, beni takip eden kardeşlerime bir yöntem daha göstereyim. Onların da hoşuna gider. 1, 9, 8, 7. 1987. Yukarıya doğru, değil mi? Bak, dünya hakimiyetinden itibaren yukarıya alıyorum. Dünya hakimiyetinin şartları anlatılıyor yukarıya doğru, değil mi? “Fakat kim bundan ötesini ararsa” diyor, “sınır çiğneyenlerdir.” Bak burada sınıra dikkat çekiliyor. 7, sınır. “Yeryüzünün hakimiyeti” buradan başlıyor. Yani onun sıfırını almıyoruz. Soldan itibaren 1, 9, 8, 7, 1987. Yani bu da güzel, latif bir tevafuktur. Güzel bir şeydir inşaAllah. Hac Suresi var, Müminun Suresi’nin hemen öncesinde. “Allah adına gerektiği gibi cihad edin” diyor Cenab-ı Allah. Onun için ben siyak, sibak önemli dedim, ayetin. Bak “Allah adına gerektiği gibi cihad edin.” 78. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerektiği gibi cihad” ne demektir biliyor musun? Bütün ömrünü Allah’a adamak demektir. Geceli, gündüzlü. Gerektiği gibi cihad böyle olur. “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, din Allah’ın oluncaya kadar” yapılan cihada cihad denir. Canı istediğinde cihad olmaz. “Boş vaktim var, hadi başlayayım” olmaz. “O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bundan sonra da (Kur'an’da) sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye.” 2026 tarihini veriyor. “Elçi” yani Mehdi (a.s.), “sizin üzerinize şahid olsun,” yaptıklarınızı görsün, “siz de insanlar üzerine şahidler olun.” Birbirinize şahitler olun, durumunuzu görün, “olasınız diye” diyor. Ne diyor Allah? “O (Allah) bundan daha önce de, bundan sonra da (Kur'an'da) sizi "Müslümanlar" olarak isimlendirdi.” Yani İslam bütün dünyaya hakim olduğunda, herkes Müslüman olacak inşaAllah ve ebcedi de 2026 tarihini veriyor. İnşaAllah.
Kardeşlerim, benim Kuran’ı böyle açıklamamdan çok hoşnut oluyorlar genellikle çok duyuyorum. Çünkü soruyorum, en çok hangi konulardan hoşlanıyorsunuz diyorum. En çok hoşlandıkları o, Kuran’ı açıklamamız inşaAllah. Ki ben bir kısmı mahsurlu olduğu için, bir kısmı da zamanı olmadığı için birçok şeyi söylemiyorum. Çünkü tahakkuk etmeden söylemem. Bir kısmı öyle, o yüzden. Yoksa çok çok harika konular var Kuran’ın içerisinde, bir tane, iki tane değil. Daha önce de söyledim, yüzden birini anlatıyorum. inşaAllah.
SUNUCU 1: Mehmet Uğur Coşkun Bey Malatya’dan yazmış Hocam. “Sözler 24. Mektup’ta, sayfa 340’dan bir sorusu varmış. “Selamlar Hocam, buradaki sözün 1922-1925 arası yazıldığını öğrendim. İnsanlık Ay’a 1969’da ayak bastı. Üstad bu sözleri yazarken Allah-u alem zamandan ayrılıp 1969’u görmüş olacağını düşünüyorum. Açıklar mısınız?” Sözler’in 24. Mektub’unda şöyle söylüyor: "Şimdi sen dahi ey katre içine giren hakîm filozof! Senin katre-i fikrin dürbünüyle, felsefenin merdiveniyle ta kamere (Ay’a) kadar terakki ettin. Kamere girdin. Bak, kamer kendi zatında kesafetli (bulanık), zulümatlıdır (karanlıktır). Ne ziyası (ışığı) var, ne hayatı. Senin sa'yin beyhude, ilmin faidesiz gitti.”
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ın binin üzerindedir, yani bir şey olmadan önce söylemesi olayları. Binin üzerindedir. Yani çok çok fazladır. Onlardan bir tanesidir. “Ta ki kamere (Ay’a) kadar terakki ettin. Kamere girdin.” “Aya indin” diyor Bediüzzaman. “Kendi zatında kesafetli (bulanık), zulümatlıdır (karanlıktır). Ne ziyası (ışığı) var, ne hayatı.” “Hayat da yok” diyor. “Canlılık da yoktur” diyor. Değil mi? Bilim adamları araştırdılarhayat var mı, canlılık var mı, “yok” dediler. “Senin sa'yin beyhude, ilmin faidesiz gitti.” Yani “boş yere uğraştın” diyor Bediüzzaman. Güzel, kardeşimizin tespiti de maşaAllah çok hoş.
Yehova Şahitlerinden, masonlardan, şundan, bundan Müslümanların çekinmesine gerek yok. Sadece birbirlerini sevip, kollasınlar. Birbirlerine çok düşkün olsunlar. Sevgi göstersinler. Ama birbirlerine musallat olmasınlar Müslümanlar. O çok önemli. “Sen Müslümansın” diyor. “Bana bakman lazım.” “Sen nasıl Müslümansın? Beni desteklemen lazım.” Bu böyle olmaz. Kastedilen o değildir. Onu Müslümanın gönlüne bırakacaksın ibadet olması için. Yani çok cıvık ve kötü bir görünüm verir. Yakışık kalmaz. Müslüman zaten öyle bir şeye tenezzül etmez. Müslüman asil olacak inşaAllah ve belli etmiyor Müslüman, muhtaçlığını hissettirmez yani. Gerçek Müslümanın vasfıdır o, kendini belli etmez. Kuran da buna işaret ediyor. Cenab-ı Allah.
SUNUCU 1: Kadir Ünlü Bey, Almanya’dan yazmış. “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Buradaki ayet, Ahir Zaman için bakılırsa Hz. Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olarak Hz. İsa (a.s.) olabilir mi acaba? Allah-u alem siz daha iyi bilirsiniz” demiş. Taha Suresi 29. ayette; “bana ailemden birini yardımcı yap.” Ayet bu kadar. “Her gün Türk-İslam Birliği için Allah’a dua ediyorum inşaAllah. Aslan Hocam. Ellerinizden öperim” yazmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bak ne güzel Türkiye’ye bu yayıldı. İnternet girişlerinin yüksekliğinden de Türk-İslam Birliği’nin aşkla, coşkuyla beklendiğini anlıyorum. Yani çünkü her bölüm, internet sitemizdeki her bölüme girişler çok çok yüksek. Normal diğer internet sitelerine bakıyorum, kıyası kabil değil.
Bu arada Risale-i Nur Külliyatı’ndan, şu orijinallerini göstereyim. Evet, 1958 baskısı, Mektubat’ın. Bakın, çok farklı. Sırtı bu tarz. Hani benim blöf yaptığımı falan zannediyor olabilirler, onun için gösteriyorum. “Nasıl olsa elinde kitap yoktur. İstediğimiz gibi değiştiririz” diyor olabilirler. Mesela bu da 1957 baskısı, Sözler’in. Zaten görünümünden anlamışlardır. Sadece blöf yapmadığımı ispat ettim. İçim çok rahatladı. Yine içim rahattı da, fakat bundan sonra konuşamaz. Çünkü çok net bak bunlarda, değişmeyen eserlerde, mesela bak; “1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişlerdir” diyor. Çok net, tabii. Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Mehdi (a.s.) ve şakirdleri (talebeleri) olabilir” diyor Bediüzzaman. Bu da çok net. Hepsi çok net. Demek ki mümkün değilmiş. Yapamayacaklarmış. Benimle Allah-u alem pek baş edemezler. EvvelAllah.
SUNUCU 1: Hocam her dönemde Hz. Mehdi (a.s.) beklenmiş, değil mi? Peki Hz. Mehdi (a.s.)’nin beklendiği ve işte delillerinin de göründüğü, öncü, hani onun talebesi olarak da görünmek isteyen, olmak isteyen, kalmak isteyen bir dönemi bize örnek verebilir misiniz, geçmişten?
ADNAN OKTAR: Hiç olmamış. Yani şöyle, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dediği bu hadislerin topluca tahakkuk ettiği bir olay hiç olmamış. Mesela Kabe Hicri yüzyıl başında hiç basılmamış. Kabe ilk defa tarihte basıldı. İlk defa kan aktı. Bir kere oldu. Ramazan ayında 15 gün arayla ay, güneş tutulmaları tarihte bir kere olmuştur. Hiç olmamıştır ve hepsi Hicri 1400’den sonra oldu. 20-30 yıllık dönem içerisinde hepsi bitti. Lulin Kuyruklu Yıldızı zaten 1000 yılda bir geliyor. Bin küsur yılda bir geliyor. Yani bilinmiyor daha önce hangi tarihte geldiği. Bakın tarihte kaynağı yok, daha önce Lulin’in en zaman geldiği. En az bin yıl önce diyorlar. Başka da bundan sonra en az bin yıl sonra gelebilir. Lulin, çift uçlu kuyruklu yıldız. Dolayısıyla yani aksi mümkün değil. Mesela Afganistan’ın ve Irak’ın aynı anda işgal edilmesi tarihte hiç yok ve Azerbaycan’ın. Fırat’ın suyu tarihte hiç kesilmemiş. Gazetelerde var; “Fırat’ın suyu barajla kesildi, Fırat’ın havzası kurudu” dedi, gazetelerde fotoğraflar çıktı. Havzası olduğu gibi boydan boya kurudu. Tarihte ilk defa oldu. Onun için yani bütün bu alametler topluca ve teker teker de ilk defa olmuştur tarihte. Daha önce yok böyle bir olay. Ve ilk defa Darwinizm ve deccaliyet bütün dünyayı kaplamıştır. Dünya tarihinde hiç yok. Daha önce, daha önceki dönemlerde, sapkın dini akımlar oluyor küçük küçük. Putperest küçük küçük düşünceler oluyor. İşte adam oduna tapıyor, tahtaya tapıyor. Çok küçük, çok küçük çapta. Ama böyle dünya çapında, mesela 7 milyar insanın en az yüzde 90’nını, yüzde 95’ini etkileyen bir deccali hareket hiç olmamış. Dünya tarihinde yok ve bütün üniversiteleri, yüksek okulları, her yeri etkisi altına almış. Yani aydın kitleyi de olduğu gibi etkisi altına almış. Eskiden putperestlik cahilleri sadece etkisi altına alıyordu. Zır cahiller etkileniyordu. Şimdiki putperest düşünce aydın kesimin yüzde 95’ini etkisi altına almış durumda. Yani daha önce hiç olmamış olaylar.
ALTUĞ BERKER: Hocamız... Kabe’nin ilk defa, öyle bir şeye maruz kalması.
ADNAN OKTAR: Bakın gazete ne diyor. “Bugün 1 Muharrem 1400, Mekke işgal edildi” diyor. İlk defa bakın, 1400 seneden beri ilk defa işgal edildi ve Hac ilk defa engellendi. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerinden, büyük alametlerinden bir tanesidir. Bu saydıklarım Mehdi (a.s.)’nin çıkışının büyük alametleridir. Bir küçük alametleri vardır. Bir de büyük alametleri vardır. Büyük alametlerinin tamamı, eksiksiz, peş peşe çıktı ve bir kere oldu tarihte. Cübbeli de diyor ki; “570 sene sonra yeniden aynısı bir daha olacak” diyor. “Bekleyin, onu bekleyin, bu sayılmaz” diyor. Yani 7000 yılla ilgili Hadis, onu da zaten geçti yani. Allah-u alem onları bir süre sonra inkar edecek de olabilir. Çünkü çok net, “7000 yıldır dünyanın ömrü. 5600 yılı geçti” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Başka bir vakit kalmıyor ki burada. Değil mi?
Evet, Kuran’dan herhangi bir ayet açayım. Bismillah. Yusuf Suresi çıkmış. 64, Yusuf Suresi; “Dedi ki: "Daha önce kardeşi konusunda size güvendiğimden başka (bir şekilde) onun hakkında size güvenir miyim? Allah en hayırlı koruyucudur ve O, esirgeyenlerin esirgeyicisidir."” Daha önce Yusuf’a yaptıklarını bildiği için hiçbir şekilde kabul etmek istemiyor, babaları. “Erzak yüklerini açıp da sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüklerinde, dediler ki: "Ey Babamız, daha neyi arıyoruz, işte sermayemiz bize geri verilmiş; (bununla yine) ailemize erzak getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükünü de ilave ederiz. Bu (aldığımız) az bir ölçektir"” diyor. Tabii bu ayette Hz. Yusuf (a.s.)’un kullandığı taktikler ve teknikler ve yöntemler var. Yani Hz. Yusuf (a.s.) İslam’ı ve Müslümanları korumak için böyle güçsüz bir müdafaa içerisinde değil. Çok zeki ve atak, şaşırtıcı, hayret verici yöntemler ve teknikler kullanıyor. Müslüman’ın olması gereken vasfını Allah belirtiyor. Müslüman böyle gariban, aciz, yanlış tevekkül anlayışına sahip, içine kapalı değil, gerektiğinde çok iyi yani iki, üç hamlelik taktikler uygulayabilen bir insan olması gerektiğine Kuran dikkat çekiyor. Yani bir aşamalı değil, uzun aşamalı planlar yapması gerektiğini Allah gösteriyor ki Yusuf (a.s.)’da biz bunu çok yoğun görüyoruz. Mesela o tası alıp, onların yükünün içine koyması, değil mi? Bu müthiş cesaret gerektiren bir konu aynı zamanda, hem de müthiş bir taktik. Müthiş bir yöntem ve dikkat ederseniz üç hamle, dört hamle ilerisini düşünen bir yöntem bu ve nitekim tam planladığı gibi olaylar gelişiyor. Hz. Süleyman (a.s.)’da da bunu görüyoruz. Mesela çok yaman bir insanla karşılaşıyoruz Hz. Süleyman (a.s.)’da. Yani bize sunulan, anlatılan Müslüman kişiliğinden Hz. Süleyman (a.s.) çok farklı. Bir kısım tutucu, gerici insanların bize sunduğu Müslüman tipiyle, Hz. Süleyman (a.s.)’yi bir karşılaştırın. Hz. Süleyman (a.s.)’nin yamanlığı, aklı, cevvalliği, hayat doluluğu, sanata eğilimi, ruhunun aşkla dolu olması, coşkusu, kıyası kabil mi? Mıymıntı, içine kapalı, böyle porsuk gibi adam modelini savunanlar var. Yani meczup görünümlü yani ne yaptığından da haberi yok. “Nasılsın” diyorsun, düşünüyor böyle şizofren gibi, şöyle bir elini göğsüne koyuyor, başını sallıyor. “Ha” diyeceksin “bu evliya.” Değil mi? Yani çok gıcık hareketler bunlar çok samimiyetsiz hareketler ve bunların içinde çok zirzoplar ve deli tipler de çıkıyor ayrıca, böyle insanlardan. Çünkü samimi insandan kimseye zarar gelmez, akıllı insandan zarar gelmez. Samimiyetsiz insan çok tehlikelidir. Yani poz yapan, oyun oynayan, yani kendi gerçek yüzünü göstermeyip, bambaşka bir kişilik gösteren insan. Ne gerek kardeşim kendin ol, normal insan ol, yani evliya görünümüne ne gerek var. Mesela bazen mürşit konumunda bazı kişilerde oluyor, gereksiz kendisine evliya havası veriyor. Kardeşim ne ihtiyaç var, sen Allah’ın zavallı bir kulusun, o da Allah’ın kulu sen de Allah’ın kulusun, yani senin Cennete gidecek diye garantin olmadığına göre, o havaya, o üsluba ne gerek var. Mesela bak Şeyh Nazım Hocamız vardır, dünya tatlısıdır, müthiş mütevazıdır. Mesela ona Cübbeli gidiyor, “senin asrın kutbu olduğun söyleniyor Hocam sizin” diyor. O da diyor, “ben asrın” diyor, başka bir şey söylüyor, yani müthiş sevimli. Tabii “asrın kutbu” diyor ama Cübbeli fakat arkasından da bambaşka bir üslup kullanıyor. Eğer inanıyorsa ona. Mesela O da, Şeyh Nazım Kıbrısi de; “bu yüzyılda Mehdi (a.s.) gelecek” diyor.
Kısa bir ara verelim.
SUNUCU 1: Kısa bir aradan sonra yeniden beraberiz. Kıymetli izleyenler programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, Kuran’dan açayım. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Firavun diyor ki: Bana bütün bilgin büyücüleri getirin”, bakın, “bilgin büyücü” mesela Ahir Zamanda da insanlara Darwinist ve Materyalist felsefeyi ilka edenler bilginler. Değil mi? Ama ilmi görünümde büyü yapıyorlar. Mesela geçenlerde de o kitaplarından bir tanesini aldım. Fizik formülleri gibi formüllerle doldurmuşlar. Yani bakan diyecek ki; “adamlar neler biliyor, bilmedikleri yok bunların, biz anlayamadığımıza göre bu formülleri.” Var ya eski Afrika’da, şurada, burada büyücülerin, böyle tılsımlı sözler falan yaparlar kendi kafalarına göre. “Büyücüler geldiğinde Musa: Atacağınız şeyleri atın dedi. Onlar atınca, Musa dedi ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür".” Yani “gerçeği yok” diyor. “Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır.” Bu Ahir Zamanda tam gerçekleşmiş oldu. “Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez”. Bak 82. ayet; “Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) Kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.” Yani İslam’ı dünyaya tam anlamı ile hakim edecektir. Bak, “suçlu-günahkarlar istemese de” diyor Allah, “hakkı (hak olarak)”, yani Allah’ın hükmünü, “kendi kelimeleri ile gerçekleştirecektir. Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka - Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı”. Bakın, dikkat ederseniz 79’dan itibaren, 80’de bir olay var, 81’de bir olay var, 82’de var ve 83’de bir topluluğun, az bir topluluğun, küçük bir topluluğun oluşmasından bahsediyor Kuran. Dolayısıyla 1983’e de bakıyor. Bak “Sonunda Musa’ya kendi kavminin”, yani kendi bulunduğu ülkedeki, kendi çevresinden, “bir zürriyetinden (gençlerinden) başka”, Firavun’dan çekindikleri için ve o zamanki rejimden ve o zamanki polis ve askerin ve toplumun baskılarından çekindiği için az bir genç topluluğundan başka Hz. Musa’ya tabi olan yok. Kuran bunu söylüyor. Bak, “zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin”, sırf Firavun değil bakın, “önde gelen çevresi”, yani onun şakşakçıları, o zaman onun kendine has bir medya gücü de vardı Firavun’un o zaman. Yani o zamanın medyası, tellallar, oraya buraya haber götüren kişiler, “Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla”, belalar nedir? İşinden atabilir, canını yakabilir, iftira atabilir, öldürebilir, hapsedebilir “korkusu ile iman eden olmadı”, korkuya dayalı iman edemiyorlar. “Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba”, yani kendini çok büyük görüyor ve “zorba” yani demokrasi, hukuk diye bir şey yok “ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.” Ölçü diye bir şey yok. Çünkü Kuran’a yahut o zamanki Tevrat’a yönelik bir düşüncesi yok, yani tabi olma şeklinde bir düşüncesi yok. Bakın 86’da; “ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar.” 86’da da bir sıkıntı var. Kurtulma talebi var, yani 1986’ya bir işaret var. Yani bak, “Ve bizi, rahmetinle kafirler topluluğundan kurtar”, bir kurtuluş istiyor. 87’de bir kurtuluş var bakın diyor ki; “Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın"”, mesela şu anda da Müslümanlar evlerini açıyorlar, Allah’ın dininin anlatıldığı Kuran’ın okunduğu yerler haline getiriyorlar. “evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın”, yani her yerde Müslümanların evi mesciddir, “ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele.” Müjde ne demektir? Kurtuluş, hakimiyet. Ne zaman 87. ayette. Bu sıralamalarda da bir hikmet vardır genelde, bu gözle de bakabilirler bakanlar İnşaAllah.
Berkerim sen bana bir şeyler anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, burada Beşinci Şua’nın Türkçeleştirilmiş hali var Hocam.
ADNAN OKTAR: Girişi değil mi? Beşinci Şua’nın şerhi, evet önemlidir. Tamam, oku ama ben gerekirse şerh edeceğim, sen de dikkatli olursun inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: ““Andolsun alametler geldi” ayetinin derin manalarından biri de bu zamanda halktan Müminlerin imanını korumak ve şüphelerden arındırmak için yazılmış olmasıdır. Ahir Zamanda meydana gelecek olaylara dair hadislerin bir kısmının benzetmelerle anlatılan Kuran ayetlerinde olduğu gibi derin anlamları vardır. Bu hadisler anlamı açık olan ayetler gibi yorumlanmaz ve yorumları herkes bilemez.”
ADNAN OKTAR: Yalnız bunu Cübbeli’nin özellikle çok iyi dinlemesi gerekiyor çünkü burada Cübbeli’ye tam cevap var inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Ancak kimileri bu hadisleri gerçek anlamına uyacak şekilde tevil etmek yerine, bunları yanlış bir şekilde yorumlarlar.”
ADNAN OKTAR: Mesela Cübbeli gibi, evet.
ALTUĞ BERKER: “Onun gerçek yorumunu ancak Allah ve ilimde derinleşmiş olanlar bilir sırrı ile bu hadislerin gerçek manaları ve kastedilenin ne olduğu ancak bu olaylar ortaya çıkıp gerçekleştikten sonra anlaşılır. İlimde derinleşmiş, dini bilgileri sağlam ve kuvvetli olanlar “biz buna inandık, muhkem ayetler de, müteşabih ayetler de, hepsi Rabbimizin katından indirilmiştir” deyip o gizli gerçekleri açığa çıkarırlar. İman ve sorumluluk, irade ve bir şeyi terhiş edebilme gücü açısından bir imtihan, tecrübe ve bir yarışma olduğundan, perdeli yani üstü örtülü, derin ve inceleme araştırma ve tecrübe gerektiren konular elbette çok belirgin ve açık olmaz. Ve bu konular, vicdan kullanmaksızın, herkesin ister istemez kayıtsız şartsız kabul edeceği gibi, mecburen inanılacak şekilde olmaz. Çünkü ancak o zaman Ebu Bekirler yücelerin en yücesine çıkabilir ve Ebu Cehiller de aşağıların en aşağısına düşebilirler. Eğer insandaki bir şeyi tercih edebilme gücü, yani irade ortadan kalkarsa, bu durumda kişinin sorumluluğu da kalmaz. Mucizelerin çok nadir olarak gerçekleşmesinin sırrı ve hikmeti de budur. Zaten dünya hayatındaki, Kıyametin kopacağını haber veren şartlar ve Kıyametin kopmasını haber veren belirtiler de, Kuran'daki, hükmü açık olmayan, yorumlanması gereken bazı ayetler gibi, kapalı ve yorum gerektirecek şekilde oluyor.”
ADNAN OKTAR: Müteşabih. Evet, bizim anlattığımız konuları müteşabih ayetleri, hadisleri açıklıyoruz.
ALTUĞ BERKER: “Yalnız, Güneşin Batıdan doğması çok açık bir şekilde herkesin görüp inanacağı bir olay olacağından, tevbe kapısı kapanır ve bu olay gerçekleştikten sonra, Allah Katında kişinin tevbesi ve imanı kabul edilmez. Çünkü o zaman Ebu Bekirler ve Ebu Cehiller, yani iyiler de, kötüler de bu gerçekleri kabul eder ve her ikisi de aynı konumda olmuş olur.”
SUNUCU 1: Hocam, burada çok açık ayetleri görmeyenlere karşı söylenmiş bir şey, değil mi? Çok açıkları görmeyenler, yani Güneşin Doğudan doğduğu kadar bariz bir şeyi görmeyenler, tevbesi affedilmeyecek olanlar, öyle mi?
ADNAN OKTAR: Güneş Batıdan doğduğunda aklın ihtiyarı kalkmış oluyor. Çünkü adamlar anlıyorlar yani artık. Fizik kanunlarının tersine bir konu var, olağanüstülük var, hepsi tasdik ediyorlar, yani Allah’ın varlığını kabul ediyor. Ama artık geçmiş oluyor. Bu şartlarda imanı kabul çok önemlidir, böyle makul bir ortamda. Mesela Cübbeli’nin dediği gibi gökyüzünü Melekler doldurmuş olsa, bu aklın ihtiyarını kaldırır veyahut her yerden altın sütunlar fışkırsa. Mesela diyor ki, “6 metre çapında, 100-150 metre boyunda altınlar fışkıracak, som altın” diyor, “yer altından”. Mesela bu aklın ihtiyarını kaldırır böyle bir şey. Yani imanı tasdikte herkes eşit olur. Ebu Bekir ile Ebu Cehil aynı konuma gelir. Veyahut mesela “Mehdi (a.s.) Allah-u Ekber dediğinde, bütün binalar yerle bir olacak” diyor, “bir anda”, mesela bu aklın ihtiyarını kaldırır. Ve bu da zaten Allah’ın şefkat ve merhametine de uygun bir durum değil. Çünkü mazlum Müslümanlar, herkes ölecek, öyle bir şeyin altında kalıp ölecekler. Yani Mehdi (a.s.)’nin böyle bir gücü olsa zaten hapse de sokamazsın, dolayısıyla onun da aklının ihtiyarı kalkmış olur. Mehdi (a.s.)’nin de aklının ihtiyarı kalkmış olur bu durumda. Başının üzerinde bir Melek sürekli “bu Mehdi (a.s.)’dir” derse, Mehdi (a.s.) de “ben Mehdi (a.s.) değilim” derse, bu makul bir şey olmamış oluyor. Çünkü orada Meleği yalancılıkla itham etmiş olacak Mehdi (a.s.). Veyahut mesela, Adriyatik Denizi’nin kenarına geliyor, milyonlarca metreküp su bir anda yok oluyor, şimdi bu aklın ihtiyarını kaldırmaz mı? İmtihan sırrına münafi bu. “Gidip Müslümanlar oturup kamp yapacaklar” diyor Cübbeli, denizin dibinde. “Kuruyacak deniz” diyor, “bir anda”, tabii Akdeniz’in sularını da hesap etmiyor, o da donacak tabii böyle cam gibi, “İtalyanlar da bunun farkına varmayacak” diyor, “civar ülkeler de farkına varmayacak” diyor. Yani hangi birini anlatayım?
SUNUCU 2: Peki, bunları neye dayanarak söylüyor? Yani açıklaması ne bunlara?
ADNAN OKTAR: Müteşabih hadislere dayandırıyor.
SUNUCU 2: Kendi yorumluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii kendi yorumluyor. Bu açık manası diyor, halbuki Bediüzzaman diyor ki; “manası açık olmaz, gizlidir” diyor. Zahirine göre hüküm verilmez hadisin.
SUNUCU: Müteşabih olduğunu da kabul etmiyor, direk “açıktır” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, direk “anlamı budur, dümdüzdür anlamı” diyor. Yani zaten klasik özelliği o.
ALTUĞ BERKER: “Hatta Hz. İsa (a.s.)’nin ikinci kez yeryüzüne inişi ve kendisinin İsa (a.s.) olduğu dahi, ancak iman gözüyle; iman nuruyla fark edilir, herkes bilemez.”
ADNAN OKTAR: İmtihan sırrından dolayı bu, imtihan ortamı devam ettiği için.
ALTUĞ BERKER: “Geleceğe yönelik olan bilinmeyen işlerin ve gelişmelerin bir kısmı Peygamber (s.a.v.)’ye detaylı olarak bildirilir. Bu konuda, şahsi olarak isteğe göre müdahale edilemez ve karışamaz. Kuran’ın ve Peygamberimiz (s.a.v.)'nin naklettiği hadislerin yoruma gerek kalmayacak şekilde açık olanları gibi. Ancak bu hadislerin bir başka kısmı ise, Peygamberimiz (s.a.v.)’ye sadece özetle bildirilir; açıklamalar ve tasvirler ise Peygamber (s.a.v.)’nin anlayışına bırakılır.
ADNAN OKTAR: Yani bir kısım Hadisler var. Diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) farz edelim; “şarap içmeyin”, çok net ifade, muhkem, açık. Ama bir kısmını, Allah ona bildiriyor, Peygamberimiz (s.a.v.) kendi teşbihle anlatıyor. Mesela “Deccalin bir vasıtası olacak” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) açıklıyor diyor ki; “bir eşek bu, kulakları 30 metre, iki tarafa doğru açık ve saatte”, rivayetin anlatımına göre, “300-500 kilometre hızla hareket edecek bu eşek” diyor. Saatte 300-500 kilometre hız. “Bir anda ufka ulaşır, çok hızlı hareket eder ve yeryüzüyle sürekli bağlantıdadır, konuşabilir, konuşmalarını yeryüzündekiler, yeraltındakiler duyarlar” diyor. “Ve metalden bir kısmı var, bakırdan bir kısmı var ve dostlarını içine oturtur” diyor. “Ve bunlarla beraber bu hareket ediyor, birlikte hareket ediyorlar.” Şimdi bu, ne olur bu? Uçak bu. Yani 30 metre kanatları olan bir uçak. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) onu bir eşeğe benzetmiş, bir vasıta. Çünkü müteşabih olması için, kapalı anlatılması için böyle bir üslup gerekiyor. Ve süratinden de bunu anlıyoruz, bir eşeğin süratini saatte 500 kilometre olması mümkün değil ancak uçak sürati bu. Bir anda ufka ulaşması ve içine insanların oturması, insanlarla birlikte hareket etmesi, metal bulunması bu hayvanda, bunu gösteriyor. “Yok öyle değil” diyor Cübbeli, “300-500 metrelik eşek gelecek böyle anırarak, uçacak Atlas Okyanusu’ndan deccali alacak, 20 kilometre deccalin boyu da, en az 20 kilometre, çünkü ayağının dibi Atlas Okyanusu’nun dibinde, başı da bulutlarda” diyor. Atmosfer 15 kilometre falan, 5 kilometre de deniz desek, 20 kilometre oluyor. Hep beraber deccalin eşeğinin üzerine bineceklermiş, o eşek onu nasıl kaldıracak o da ayrı mesele, hadi kaldırdığını düşünelim, uçarak eşek gelecekmiş Fatih semtine, Cübbeli de tabii dünyadaki en büyük alim olduğuna göre tabii mecburen onun yanına, çekecek kılıcı artık, orada ne bulursa artık, eşeğe tırmanacak, üstüne binecek ve başlayacak deccal ile boğuşmaya, 20 kilometre boyunda deccal ile, ve deccali de yok edecek, ezecek. Biz de onu şefkatle karşılayacağız.
SUNUCU 1: Yanındakiler nasıl tepki veriyor? Çok merak ediyorum.
ADNAN OKTAR: “Hoca doğru söylüyor” diyorlar bir kısmı. Tabii bir şey de diyemiyoruz.
Evet, devam edelim.
ALTUĞ BERKER: “Örneğin imani konuların dışındaki kainatta gerçekleşen ve gelecekte meydana gelecek olaylara dair Hadisler gibi. Bu kısımda, Peygamberimiz (s.a.v.), amaca ve şartlara en uygun olacak şekilde yaptığı, yerinde, isabetli ve hikmetli anlatımlarıyla, kıyaslama tarzında benzetmelerle bu konuları imtihanın sırrına uygun şekilde, ayrıntılı olarak örneklerle açıklar.”
ADNAN OKTAR: Mesela uçağı eşeğe benzetiyor farz edelim, benzetme yapıyor.
ALTUĞ BERKER: “Mesela bir sohbette derin bir gürültü işitildi. Buyurdu ki: “Bu gürültü, yetmiş seneden beri Cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın bu dakikada Cehennemin dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür.” Bu hayret verici haberden sonra birisi geldi dedi; “Ya Resulullah, yetmiş yaşında bulunan filan münafık vefat etti, Cehenneme gitti.” Müslim’den olan bir hadismiş bu. Bu örnek, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’nin kusursuz, yerinde, hal ve duruma en uygun şekilde söylediği sözünün yorumunu ve açıklamasını gösterdi.”
ADNAN OKTAR: Bakın Müslim’de hadis diyor ki, “Cehennem tarafına bir taş yuvarlanıyor” diyor ve “taş şu an Cehennemin dibini buldu, bu ses onun sesi” diyor. Şimdi böyle bir şey yok, Peygamberimiz (s.a.v.) müteşabih anlatıyor. Münafığın şu an Cehennem’in dibinde bulduğunu söylüyor. “Cehenneme gitti” diyor, 70 yaşında falanca. Bak “70 yıldır Cehennem tarafına yuvarlanıyordu o taş” diyor, bakın 70 yıldır. Taş, öküz gibi adam anlamına gelir. Taş gibi adam, taş kafa falan deriz. Ve taşa benzetiyor onu Resulullah (s.a.v.), çok güzel bir benzetme. “O taş şu an Cehennemin dibini buldu” diyor. Şimdi Cübbeli’ye göre hakikaten var o taş. Ve “Cehenneme bir taş hakikaten yuvarlanıyor ve güm diye vuruyor ve bu ses de o sestir ve tevil edemeyiz, bu şekildedir” diyor. Etrafında bir kısım zevat da, bir kısım kardeşlerimiz de “çok güzel konuştu, helal olsun” diyorlar. “MaşaAllah” diyorlar. Helal olsun tabii inşaAllah, ama yanlış.
SUNUCU 2: Ama öyle diyenlerin de olması lazım, sonuçta o yüzden kapalı bir şekilde anlatılmış. İnsanları biraz daha düşünmeye sevk etmek için. Düşünmeyenler de mutlaka olacaktır, onlar da bizlere örnek oluyor sonuçta.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Doğru söylüyorsun çok güzel maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Üçüncü nokta; iki derin anlamlı sözdür. Birincisi; benzetmeler ve kıyaslamalar tarzında örneklerin kullanıldığı bir kısım hadisler, aradan zaman geçtikçe, halk arasında dıştan görünen yani zahiri anlamıyla kabul edilmiş, bu sebeple de meydana gelen gelişmeler hadislere uygun değil gibi görünmüştür. Hadiste anlatılan olaylar aslında tam olarak gerçekleştiği halde, bunların birebir, tam anlatıldığı şekilde gerçekleştiği anlaşılamıyor. İkincisi;
bazı hadisler, Müslümanların çoğunluk olduğu, İslam ahlakının yaşandığı veya hilafetin merkezinin bulunduğu yere yönelik olduğu halde, bu hadislerin tüm insanları kapsadığı ve bütün dünyaya yönelik olarak anlatıldığı zannedilmiş.”
ADNAN OKTAR: Mesela Mehdi (a.s.)’nin çıkış yeri, Hz. İsa (a.s.)’nin nüzulü merkezi saltanat yerinde oluyor, İslam aleminin merkezinde oluyor. Veyahut belirli bir yer kastediliyor, “bütün dünyada olacak gibi zannetmişler” diyor.
ALTUĞ BERKER: “Ve belirli bir kesime özel olduğu halde, bütün insanları içine alan ve genel bir husus olarak kabul edilmiştir. Dördüncü nokta; ölüm vakti ve ölüm gibi bilinmeyen işlerin birçok hikmet ve maksada binaen gizli kalması gibi, dünyanın can çekişme anı ve ölümü ve insanların ve hayvanların ölümü olan Kıyamet de birçok fayda ve hikmetle gizlenilmiştir. Eğer bu konular açık olarak bilinseydi, imanın bazı esasları ve gerçekleri çok açık ve aleni bir şekilde görünecek hale gelir ve bütün insanlar vicdan kullanmaksızın ister istemez bu gerçekleri kabul etmek durumunda kalır ve iman ederlerdi. O zaman, vicdan kullanılarak bir şeyi tercih edebilme gücü ve iradeye dayalı olan imtihanın sırrı ve iman etmenin ardındaki hikmet ve amaç da ortadan kalkmış olurdu. İşte geleceğe dair bilinmeyen işler ve gelişmeler, bu gibi çok çeşitli amaç ve hikmetlerle gizli kaldığından herkes aynı anda hem ecelini ve hem de hayatını düşündüğü için hem dünyaya hem Ahiretine çalışabilir. Aynı şekilde her asırda da hem Kıyamet kopacağını, hem dünyanın devamını düşünebildiği için; hem geçici dünya hayatında sonsuz Ahiret hayatını, hem de hiç ölmeyecek gibi dünyasını güzelleştirmeye çalışabilir. Ve maddi alemde gelecekte meydana gelecek olan olayların çoğunun böyle hikmetleri olduğundan, gelecekten haber vermek yasak edilmiştir.”
ADNAN OKTAR: Şimdi ben Risale-i Nur’un bu kısmını okutturuyorum, bu çok hayati bir yazıdır, çok önemlidir. Yani 5. Şua’nın girişi. Bu Cübbeli mantığını tamamen ortadan kaldıran, çok akılcı ve mükemmel bir anlatımdır. Fakat tabii Cübbeli’nin mantığının olacağını da Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde belirtmiş zaten. Bu Ahir Zamanda olacak, Cübbeli de “bu olacak, olacak, bunu göreceğiz, bu da başımıza gelecek” diyor. Yani reddetmiyor zaten Cübbeli. Ama benim gördüğüm bizzat olayın içinde şu an. İnşaAllah, evet, devam edelim.
ALTUĞ BERKER: “Allah'ın adetullahındaki, gaybı ancak Allah bilir kuralına karşı hürmetsizlik ve itaatsizlik etmemek içindir ki Allah'ın izni ve takdiriyle, dinin gerektirdiği sorumluluklar ve imanın esasları dışındaki konularda, geleceğe yönelik bilinmeyen ve gizli olaylardan haber veren kimseler dahi, sadece işaret türünden üstü kapalı bilgiler vermişlerdir. Hatta Tevrat, İncil ve Zebur’da Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında gelen müjdeler ve haberler bile bir derece perdeli ve kapalı gelmiş ki o kitaplara uyan bir kısım insanlar, bu gerçekleri kendilerine göre yanlış yorumlayarak, iman etmediler. Fakat imanın inanç esaslarıyla ilgili konularda açıklayarak ve tekrarlayarak haber vermek ve açıkça anlatmak imtihanın sırrı gereği olduğundan, Kuran ve Allah'tan aldığı bilgileri insanların anlayacağı şekilde anlatan Peygamberimiz (s.a.v.), Ahirete dair konuları ayrıntılı olarak, gelecekte dünya üzerinde meydana gelecek olayları da kısaca haber vermişlerdir. Beşinci nokta; deccalin asırlarına ait olan harikalar, onlarla bağlantılı olarak nakledildiklerinden bu özelliklerin onların şahıslarında görüleceği kabul edildiği ve öyle zannedildiği için, o rivayetin anlamı örtülmüş, manası gizlenmiş. Mesela uçak ve trenle gezmesi”
ADNAN OKTAR: Evet, işte Cübbeli malum tarzda hata yapıyor, onu Bediüzzaman açıklıyor. Evet.
ALTUĞ BERKER: “Hem mesela, ünlü olmuş ki deccal öldüğü zaman ona hizmet eden şeytan, İstanbul’da Dikilitaş’ta bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek ki; "O öldü." Yani pek şaşırtıcı ve şeytanları bile hayrette bırakan radyo ile bağırılacak, haber verilecek.” ADNAN OKTAR: Darwinizmin, Materyalizmin öleceğinin İstanbul’dan duyulacağını söylüyor Bediüzzaman. İstanbulu da merkez olarak da belirtiyor açıkça, “deccaliyetin öldüğü İstanbul’dan haber verilecek” diyor. Haber verilme yeri burası, İstanbul, evet. ADNAN OKTAR: “Bizzat katletmeyecek” diyor, “Hz. İsa (a.s.)”. Mikrop, nezle dediği, herhalde enfeksiyondan ölecek, enfeksiyonel bir hastalıktan ölecek deccal, ona işaret etmiş. Evet devam edelim. ALTUĞ BERKER: “Hadis rivayet eden kişilerin bir kısmının hatalı şekilde hüküm çıkararak yaptıkları yorumlar, hadislerin kelimelerine karışıp hadis zannedilir, bu sebeple de hadislerin gerçek anlamı gizlenir. Dolayısıyla bu hadislerin gerçekleşen olaylara uygun düştüğü anlaşılmaz, bunların yorumlanmaya ihtiyacı olan hadisler olduğu sanılır. Eski zamanda, şimdiki gibi topluluğun ve toplumun manevi kişiliği ortaya çıkmadığından ve birçok özelliği tek bir kişi üzerine yükleme fikri hakimdi. Topluluğun belirleyici özelliği ve büyük hareketleri, o topluluğun başında bulunan kişilere verildiği için o kişiler, harika tarzında ve bütün özelliklere uygun düşmesi için, yüz derece cisminden ve kuvvetinden büyük, alışılmışın dışında, şaşılacak bir cisim ve müthiş bir heykel ve çok harika bir kuvvet ve kudret gerektiğinden zihinde öyle canlandırılıp öyle anlatılmış. Bu yüzden de bu hadislerin, gerçekleşen olaylara uygun düştüğü anlaşılamaz, bunların yorumlanmaya ihtiyacı olan hadisler olduğu sanılır. Hem Büyük Mehdi (a.s.)’nin halleri önceki Mehdilere işaret eden rivayetlere uygun çıkmıyor, yorumlanabilir, anlamı kapalı hadis hükmüne geçer.” SUNUCU 1: Yorumlanabilir hadislerin yanlış, direk söylendiği şekilde algılananların da bir ibret olduğunu anladım açıkçası Hocam. Yani onların olacağını bile Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadisinde belirtiyor. “Söylendiği gibi algılayacak olanlar da olacak” diyor, “müteşabih olduğunu gözetmeden.” ADNAN OKTAR: Pratik aralarda örnekler de koyarsak, o zaman daha iyi anlaşılır. Bu aslında Osmanlıcasının Bediüzzaman’ın üslubunun iyice Türkçeleştirilmiş hali. Gücümüz yettiği kadar Türkçeleştirdik. Ama buna rağmen yine bir dereceye kadar olmuş. SUNUCU 2: Bazı kelimelerde çünkü Türkçe hakikaten yeterli olmuyor açmaya. O kendi anlamıyla, Osmanlıcasıyla ya da Arapçasıyla o kadar dolu oluyor ki, Türkçe anlamıyla çok uzun oluyor. O yüzden tek bir kelime Türkçede beş kelimeye eşdeğer gibi oluyor. ADNAN OKTAR: MaşaAllah. O zaman biraz da aralara örnek gerekiyor demek ki. O zaman bunu daha da genişletip, bölüm bölüm açıklarsak çok iyi olur. Çünkü çok hayati noktayı açıklamış oluyor kardeşimiz. Nur talebesi kardeşimiz de ne diyor? “Hocamız Bediüzzaman’dan alıp anlatıyor” diyor. Kardeşim zaten benim özelliğim o. Yani saklı gizli bir şeymiş gibi. Bediüzzaman 13. yüzyılın büyük müceddididir ve çok önemli bir insandır ve metafizik yönü çok ağır basan bir insandır. Yani alışılmışın dışında bir insandır. Hz. Hızır (a.s.) halleri vardır üzerinde. Hz. Hızır (a.s.) tecellisi vardır ve Hızır (a.s.) ile bizzat görüşen, konuşan, bilgi alan bir insandır ve onun talebesidir. Hz. Hızır (a.s.)’nin talebesidir. Talebelerinde de Hızır (a.s.) özellikleri olur, yani bazı tecellileri olur Hızır (a.s.)’nin. SUNUCU 1: Hocam, Tevrat’la, Kuran’ı Kerim’i karşılaştırarak anlattıklarınız da inşaAllah çok hoşlarına gidiyor izleyicilerimizden ben de tepkiler alıyorum naçizane. ADNAN OKTAR: Tevrat ile Kuran değil mi? Evet birbirine mutabıktır, evet. SUNUCU 1: Bozulmamış şeklini gördükleri zaman, hani o ayetler ile açıklama yaptığınız zaman çok hoşlarına gidiyor. ADNAN OKTAR: Evet, bak şurada yeni baskısı, “Hz. Mehdi (a.s.) İbrahim Neslindendir”. Mesela bakın Matta İncili’inde yine Mehdi (a.s.) ile ilgili. “O zaman kral, sağındaki kişilere”, yani Mehdi (a.s.), sağındaki yani yönetimindeki kişilere, “sizler, Allah’ın kutsadıkları gelin diyecek, dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan egemenliği miras alın”. Dünya hakimiyetini miras alın, inşaAllah. “Kutsalların dünyayı yargılayacağını bilmiyor musunuz?” diyor yine Korintoslular’a Birinci Mektup’ta. Yani Mehdi (a.s.) talebelerinin dünyada adaleti sağlayacağını bilmiyor musunuz? “Rab Allah, onlara ışık verecek ve sonuna kadar egemenlik sürecek”, Kıyamet’e kadar, inşaAllah. (Vahiy 22:5). “Allah bu dünyada yoksul olanları, imada zenginleştirmek ve kendisini sevenlere vaadettiği egemenliğin mirasçıları olmak üzere seçmedi mi?” Dünya hakimiyeti, dünya egemenliği seçmedi mi? (Yakub’un Mektubu 2:5). “Onlar, Allah’ın din adamları olacak, onunla birlikte 1000 yıl egemenlik sürecekler” diyor. Tabii bu değiştirilmiş olduğu için, İncil’in bu kısmı şey değil, ama şu kısmını alabiliriz. “Onlar, Allah’ın din adamları olacak, onunla birlikte egemenlik sürecekler.” 1000 yıl tabii... çok kısa sürecektir inşaAllah. Ama tabii Tevrat’taki izahlara baktığımızda, çok daha net olduğunu görüyoruz Tevrat’ın izahlarının. İncil’deki tahrifat tabii daha güçlü, daha fazladır inşaAllah. Mesela gene Vahiy Bölümü’nde, 21:4’te. “Önceki düzen ortadan kalktı” diyor. Yani daha önceki bu sapkın düşünceler, sapkın rejimler ortadan kalktı. “Her şeyin yeniden düzenleneceği zamana dek” diyor. (Elçilerin İşleri, 3:21). “Barış içinde iken, barış yapıcıları doğruluk ürünlerini biçerler.” Yani barışın sonucunda, bu güzel ürünü alacaklar diyor. (Yakub’un Mektubu, 3:18). “Uluslar kentin ışığında yürüyecekler. Dünya kralları servetlerini ortaya getirecekler. Kentin kapıları gündüz gibi hiç kapanmayacak. Orada gece olmayacak. Ulusların görkemi ve zenginliği ortaya taşınacak.” (Vahiy, 21:24-26). Mesela bak bunlar hep Mehdiyet’in devrini anlatıyor. Bak, “uluslar kentin ışığında yürüyecekler. Bütün kent ışıklanacak” diyor. Ahir Zamanda her yer ışıktır değil mi? Sokaklar, caddeler, her yer ışıklanmıştır. Bak, kentin ışığında yürüyecekler. “Dünya kralları servetlerini ortaya getirecekler, yani artık devletlerin bütün zenginlikleri tek bir noktada toplanıyor, insanlara dağıtılmak üzere. Yani egoistlik kalkıyor, millet egoistliği, devlet egoistliği olmuyor. “Kentin kapıları gündüz hiç kapanmayacak.” Sürekli mal ve malzeme akışı oluyor kapılardan. “Orada gece olmayacak.” Pırıl pırıl aydınlık, ışıklı olduğu için, değil mi? Mesela biraz daha aydınlatılsa şehir, gündüz gibi oluyor. Demek ki, Ahir Zamanda geceler de çok parlak olacak, aydınlık olacak inşaAllah. “Ulusların görkemi ve zenginlik ortaya taşınacak.” Hem görkem, yani sanatta, estetikte müthiş bir mükemmellik olacak ve zenginlik ortaya taşınacak. Mehdiyet İncil’de de çok kapsamlı anlatılıyor. Mesela bu da bilinmiyordu, biz de bunu kitaplaştırdık. Yani bu kitabı “Hz. Mehdi (a.s.) İbrahim Neslindendir” kitabının son baskısında bu çok kapsamlı bilgileri bulabilirler. Evet, özellikle son baskısını tavsiye ederim. “Onların gözlerinden bütün yaşları silecek.” İnsanlar artık ağlamayacaklar, üzülmeyecekler. “Artık ne yas, ne ağlayış, ne ızdırap olacak.” Çünkü kan akıtılmıyor, anarşi olmuyor, terör olmuyor. (Vahiy, 21:4). Mesela Tevrat’ta da Mehdi (a.s.) için, “Allah korkusu, ruhu onun üzerinde olacak”. Yani Allah’tan çok korkacak Mehdi (a.s.) diyor. “Rab korkusu hoşuna gidecek”. Allah’tan korkmaktan mutlu olacak, ona zevk verecek diyor. (Yeşeya 11:2-3). “Allah’a yakın olan Mehdi (a.s.) tarafından yönetilecek”. (Maimonides Mişna Tefsiri, Sanhedrin 10:1). “Halk Mehdi (a.s.)’yi bütün güzelliği ile görecek.” (Yeşeya, 33:17). Tabi Kral Mesih olarak geçiyor, biz açıklıyoruz Mehdi (a.s.) diye. “Sen insanların en güzelisin”, tabii manevi bir güzellik bu aynı zamanda. (Mezmurlar, 45:2). “Akıllı davranacak” diyor Mesih, Kral Mesih, Mehdi (a.s.). (Yeremya, 23:5.) “Mehdi (a.s.), Hz. Süleyman (a.s.)’dan bile daha akıllı olcak” diyor. Tabii onların inancında bu. (Maimonides, Mişna Tora, Tevbe 9:2). “Akılda olağanüstü olan Mehdi (a.s.) tarafından yönetilecek”. (Maimonidas, Mişna Tefsiri). “Mehdi (a.s.) dönemi, iyilik ve akılla egemen olacak.” Yani her hangi bir sayfa bak açtığım, tabii. Bu da yine “Tevrat’tan Hikmet ve Güzel Öğütler”. Bismillah, herhangi bir yerden gene açayım. Bakın, Allah’ın insanları uyarması. “Zayıfları güçlendirmediniz.” Zayıfları güçlendirin, Allah onları uyarıyor. “Zayıfları güçlendirmediniz. Hastaları iyileştirmediniz. Yaralıların yarasını sarmadınız. Yolunu şaşıranları geri getirmediniz. Kayıpları aramadınız.” Mesela kaybolmuş insanlar var ya, bak yitikleri aramadınız. “Ancak sertlik ve şiddet ile onlara egemen oldunuz.” Bak eleştiriyor, sertlik ve şiddet ile, yani deccaliyeti eleştiren bir bölüm. (Hezekiel, 34:4). “Eğer yaşantınızı ve uygulamalarınızı gerçekten düzeltir, birbirinize karşı adil davranır, yabancıya, öksüze, dula haksızlık etmez, burada suçsuz kanı akıtmaz, burada sonsuza dek atalarınıza vermiş olduğum ülkede kalmanızı sağlarım” diyor. Ama bakın neler diyor Allah. “Eğer yaşantınızı ve uygulamalarınızı gerçekten düzeltir, birbirinize karşı adil davranır, yabancıya” değil mi, Museviler mesela yabancıya bir kısmı müthiş zulüm ediyorlar, kan akıtıyorlar, “öksüze, dula”, bak istisnada konmamış, “öksüz veya dul, haksızlık etmez, burada suçsuz kanı akıtmaz”, suçsuz kanı akıtılıyor şu an, “akıtmaz, burada sonsuza dek atalarınıza vermiş olduğum ülkede kalmanızı sağlarım” diyor ki Müslümanlara yönelik bir ifade bu zaten. Allah’a iman edenler içindir bu. “Yoksulun feryadına kulağını tıkayanın, feryadına yanıt verilmeyecektir.” Allah ben yanıt vermeyeceğim diyor. Bak, yoksul feryat ediyor ama o kulağını tıkıyor, dinlemek istemiyor. “Yoksulun feryadına kulağını tıkayanın feryadına yanıt verilmeyecektir.” (Süleyman (a.s.)’ın Meseleleri, 21:13). “Cömert olan kutsanır, çünkü yemeğini yoksul ile paylaşır.” (Süleyman (a.s.)’nin Meseleleri’nden, 22:9). “Yiyeceğinizi aç ile paylaşmak değil mi? Barınaksız yoksulları evinize alır, çıplak gördüğünüzü giydirir, yakınlarınızdan yardımınızı esirgemezseniz, ışığınız tan gibi ağaracak”, yani buna dikkat ederseniz, “ışığınız tan gibi ağaracak, çabucak şifa bulacaksınız.” Yani maddi, manevi şifa bulacaksınız diyor Allah. “Doğruluğunuz önünüzden gidecek, Rabbin yüceliği ardınızdan kuvvet olacak.” Bak bunlar hep Kuran’a uygun olanlar, Tevrat’taki izahlar. SUNUCU 1: Bunlar bozulmamış kısımlar değil mi? ADNAN OKTAR: Bozulmamışlar tabii. Mesela Cennet ile ilgili kısımlar çıkartılmış ama biz yine de Tevrat’ın içinden bulduk. Bayağı bir bölüm bulduk ki Musevilerin bir kısmı Cennete, Cehenneme inanmazlar. Yani Tevrat’ta çok fazla var. Mesela o gizlenmiş bir şey oluyor, biz onu ortaya çıkarttık, elhamdülillah. Bak diyor ki mesela, “kimisi sonsuz yaşama, kimisi utanca ve sonsuz iğrençliğe gönderilecek”. Yani kimisi Cennete, kimisi Cehenneme, bak ama sonsuz. Ama bakın sapkın Musevi inançta Ahiret inancı yok. “Öldükten sonra yok oluruz” diyorlar. Ama bak burada ne diyor Allah, “kimisi sonsuz yaşama, sonsuz yaşayacaksınız” diyor. “Kimisi utanca ve sonsuz iğrençliğe gönderilecek, Cehenneme”. “Çünkü insan, sonsuzluk evine gidecek. Sonsuz yaşayacak” diyor. “Ey Allah’ım” diyor, “öncülük et bana, sonsuz yaşam yolunda”. Bakın, gizlene, gizlene, gizlene artık biz bunları, bu izahları çıkarttık yani. Çok fazla bölüm çıkarılmış. Ayette de, Kuran’da da geçiyor, “çıkarttılar” diyor Allah. Yani “birçok bölümü gizlediler ve çıkarttılar” diyor. Mehdi (a.s.) devrinde Tevrat’ın orijinali bulunacak inşaAllah. O çıkartılan bölümlerde görülecek inşaAllah. Mesela Ahiret inancını niye çıkarttılar, bu şaşılacak bir şey, yani niye böyle bir şeye gerek duydular. Buna rağmen Allah-u alem gözlerinden kaçan bir çok yer kalmış, oradan anlatabiliyoruz. SUNUCU: Mete Sancaklı Beyefendi bir soru sormuş, onu soracağım izninizle. “Adnan Hocam, sizin vesileniz ile Kuran hakkında birçok bilgi edindim. Acaba Nisa Suresi, 172. Ayeti açıklar mısınız? Ayet şöyle. “ Mesih ve yakınlaştırılmış yüksek derece sahibi Melekler, Allah’a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar. Kim O’na ibadet etmeye karşı çekimser davranırsa ve büyüklenme gösterirse bilmeli ki onların tümünü huzurunda toplayacaktır”, Nisa Suresi 172. ADNAN OKTAR: Bu Hz. İsa (a.s.)’nin yaşadığının ve göğe alındığının açık delillerinden bir tanesidir bu ayet. Yeni farkına vardım ben bu ayetin. Çünkü ölenler, Ahirete gidenler ibadet etmiyorlar. Ama bak Hz. İsa (a.s.) ve Melekler ibadet ediyorlar ve “ibadetten çekinmezler” diyor, çok net. Yani namaz kılıyor, ibadet ediyor. Eğer ölmüş olsa, ibadet eder miydi? SUNUCU 1: Amel defteri kapanıyor. ADNAN OKTAR: Tabii, amel defteri kapanıyor. Namaz kılıyor, devam ediyor, ibadetine devam ediyor. İnşaAllah. SUNUCU 1: Bakü’den de bir mesajınız var Hocam. ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. SUNUCU 1: Şivesi ile mi okuyayım? ADNAN OKTAR: Evet, şivesi ile oku. SUNUCU 1: “Selamun Aleyküm hörmetli Adnan Hoca. Ben sizi bir neçe aydır ki izlerem ve sizin söylediklerinizin her birine inanirem ve İsa (a.s.)’ın da inşaAllah kısa zamanda ortaya çıkmasını sabırsızlıkla gözlirem ve Türk İslam Birliği’nin inşaAllah yaranmasını yürekten arzulirem. Hörmetli Adnan Hoca, şu an Bakü’de bir bayrak meydanı inşa edilir ve inşaAllah orada dünyanın en büyük bayrağı dalgalanacak. Ben de bu birliğin yararlanmasına bir işarettir bence. Hörmetle” Bakü’den Anar Cümşivov. ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, maşaAllah. O bayrağı bir öpmeye geliriz inşaAllah, Allah nasip ederse. Azerbaycan bizim canımız, inşaAllah. En kısa zamanda inşaAllah onlarla birleşeceğiz. İlk birleşme onlarla olacak Allah’ın izni ile. Azerbaycan ile olacak. Ermenistan ve Azerbaycan. Ondan sonra tutmayın bizi Allah’ın izni ile. İnşaAllah. SUNUCU 1: Son bir soru var, okuyayım mı, ayet ile kapanış yapar mısınız Hocam? Ne yapayım? ADNAN OKTAR: Sorunu yine sor da, ayet de yine okurum. İnşaAllah. SUNUCU 1: Tamam. Hafsa Tekin. “Değerli Hocam, hayırlı akşamlar.” SUNUCU 2: “Benim birkaç gün önce babam vefat etti. Ölmeden birkaç saat önce, odada birkaç kişi olmamıza rağmen, karşısında tanımadığı bir adamın oturduğunu, onu odadan çıkarmamızı ısrarla istedi. O adamın neden orada durduğunu sordu. Hocam, şu ayette ölüm anında ölecek kişi tarafından görülen, fakat diğer insanlar tarafından görülmeyen bazı olaylar yaşandığı Rabbimiz tarafından bize haber veriliyor olabilir mi? Ayet şöyle. Vakıa Suresi, 83-85’inci ayetler. “Hele can boğaza gelip dayandığında ki o sırada siz sadece bakıp durursunuz, biz ona sizden daha yakınız. Ancak görmezsiniz.”” ADNAN OKTAR: Evet, ama o ölüm anında insan zaten başka boyuta geçiyor o kişi. Yani net ve daha keskin, apayrı bir boyuta geçiyor, dünya ile hiç bağlantısı kalmıyor, orada gelenlerle görüşüyor, konuşuyor. Yani dünyadaki boyutunda değil ama ibret olsun diye Allah, böyle bir olay oluşturmuş olabilir. Yani daha canı alınmadan ilgili Meleğin yanındakilerden birini görmüş olabilir, bu mümkün. Ama asıl, ani netlik oluşması ile ani bir başka boyut geçmeyle oluyor. Dolayısıyla bu dünya ile bağlantısı hiç olmaz. Yani bir de dönüş yoktur zaten. Evet, kapanışı yapabiliriz. İnşaAllah. SUNUCU 1: İnşaAllah. Değerli izleyenler sohbetimizin sonuna geldik. Bugün bizleri HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV’den izlediniz. Sohbetimize programımızın hemen arkasından devam edeceğiz. HarunYahya.Tv’den yayınımız devam edecek inşaAllah. 24 saat yayınlarımızı HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresine gönderirseniz Hocamız hepsine cevap verecek inşaAllah. HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak edinebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Kocaeli TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Allah’ın selamı üzerinize olsun. Hoşçakalın efendim.
ALTUĞ BERKER: “Hem deccalin yönetimine ve oluşturduğu gizli derin dünya devleti ve hükümetine ait garip halleri ve korkunç uygulamaları, onun şahsıyla bağlantılı olarak rivayet edildiği için anlamı gizlenmiş. Mesela hadiste, “O kadar kuvvetlidir ve devam eder, yalnız Hz. İsa (a.s.) onu öldürebilir, başka çare olamaz” diye rivayet edilmiş. Yani onun usulünü ve yırtıcı yönetimini bozacak, öldürecek, ancak Allah Katı’ndan gönderilmiş ve yüce, samimi, katışıksız bir din, Hıristiyanlarda ortaya çıkacak ve Kuran gerçeğine tabi olup İslamiyet ile birleşen Hıristiyanlık dinidir ki, Hz. İsa (a.s.)’nin inişi ile o dinsiz ekol mahvolur, ölür. Yoksa onun şahsı bir mikrop, bir nezle ile öldürülebilir.”
Evrimcilerin Sahtekarlıkları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...