SUNUCU: Hayırlı akşamlar sevgili izleyenler. Harunyahya.tv ve Mavi Karadeniz radyodan sizlerle birlikteyiz. Aynı zamanda Kocaeli TV ekranlarından bizleri izleyebilirsiniz. Sayın Adnan Oktar hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, elhamdülillah. Sizleri de çok iyi gördük maşaAllah.
SUNUCU: Hocam nasıl başlamak istersiniz, gelen sorularımızdan mı?
ADNAN OKTAR: Soru iyi oluyor, soru soruyu getiriyor bazen iyi oluyor. Evet, sorudan başlayabiliriz.
SUNUCU: İnşaAllah. “Selam Sayın Hocam ve talebeleri. Hocam neredeyse her kitabınızın sonuna Bakara Suresi’nin 32. ayetinde geçen, meleklerin imanını anlatan ayeti kerimeyi koyuyorsunuz inşaAllah. Bunun hikmeti nedir Hocam?” Böyle bir sorumuz var Hocam, Aziz İçli, İstanbul’dan soruyor.
ADNAN OKTAR: Güzel işte, insanların imanını, yakinini, Allah’a olan sevgisini artırmak için hatırlatıcı mahiyette bir ayet inşaAllah, onların derinliğini artırmak için ve Allah’a karşı aşkını muhabbetini artırmak için birçok sebepten bir tanesi.
SUNUCU: “Selamlar saygıdeğer Hocam”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selâm.
SUNUCU: “Kuran okudum, nurlu sözlerinizle bir ayetin şerhini rica ediyorum. Ayetin ‘sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol, yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı’ (Maide Suresi, 48) kısmı, herkesin kendi için yaratılan görüntülerle muhatap olduğuna mı işaret ediyor?“ Kübra arkadaşımız soruyor.
ADNAN OKTAR: Bir Kübramız var ama aynı Kübralar mı bilmiyorum. Hiç olmazsa hangi ilden olduğunu veyahut ona benzer bir şey verirse farklılığı anlamış oluruz. Bakabilir miyim soruya? Şeytandan Allah’a sığınırım, “sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol, yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı.” Sizden derken her biriniz yani her bir ümmet için diyor, her bir insan için ayrı anlamında değil. Kimi Musevi, kimi Hıristiyan, kimi Müslümandır. “Eğer Allah dileseydi, sizi bir ümmet kılardı.” Hepsine mesela Kuran’a iman ettirebilirdi Allah. Ama ahir zamanda bunu yapacak Cenab-ı Allah. Herkese Kuran’a iman ettirecek Hz. İsa’nın zamanında. Ama şu an böyle değil, bu, mevcut durumu anlatıyor Allah.
SUNUCU: Bir sorumuzla daha inşaAllah. “Allah’ın selamı üzerinize olsun Hocam”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Deccal konusunda sizin dediklerinizi düşündüm. Deccal aslında Darwinizmin başı çektiği bir ateist düşünce biçimi, yani şahs-ı manevi değil, bunu anladım. Fakat hani bir hadis var, ‘Deccal’i gördüğünüz zaman Kehf Suresi’nin ilk ayetlerini okuyun, ondan korunursunuz’. Hocam bu durumda evrimcilere, ateistlere ve tüm inkarcılara Kehf Suresi’nin ilk ayetlerini versek ve bir seferde okumalarını rica etsek, bu buhrandan onları kurtarabilir miyiz? Yoksa kalplerine mi zuhur etmesi lazım?” Sercani Üstel.
ADNAN OKTAR: İşte Sercani’nin güzel bir ufku var, güzel düşünceleri var, fakat Kuran’ın kastettiği, hadisin kastettiği onlar değil. Kehf Suresi’nin içinde deccaliyetin genel yapısının nasıl olacağı ve buna karşı mücadelenin nasıl yapılacağı anlatılıyor. İlk sureleri okuyan zaten o sureyi tanımış olduğu için devamını getirecektir. Yoksa onu okuyan böyle olağanüstü bir etki altına girer, tahmin edilmedik olaylar olur, aklın ihtiyarı kalkar, bir anda deccaliyet ortadan kalkar, herkes hidayete vasıl olur anlamında değil o. Kehf Suresi’ni okuduğumuzda biz, Mehdiyeti orada görmüş oluyoruz. Mehdiyetin gelişmelerini görüyoruz, gelişme safhalarını görüyoruz, İslam’ın nasıl hakim olacağını görüyoruz ve deccaliyetin ne olduğuna dair detaylı bilgi görmüş oluyoruz. Ama akıllıca, derin düşündüğümüzde bunu görmüş oluyoruz. Derin düşünmeyen bir insan Allah’ın sırlarına vakıf olamaz. Allah’a hakkıyla yaklaşamaz, Kuran’ı, İslam’ı hakkıyla anlayamaz. Sathi düşünmek, insanların en büyük problemleridir. Yani yarı cahillik bir, az düşünmek iki. Deccaliyet zaten bu ortamda gelişir, yani şu anki dünyanın konumu gibi. Darwinizme inanan kitleye baktığımızda, bu kitlenin büyük bir bölümünün, hemen hemen tamamına yakın bölümünün, yarı cahil olduğunu görüyoruz. Mesela Darwinizm konusunda uzmanlaşmış bir kişinin, Kuran ve hadisler konusunda bilgisi olmadığını görüyoruz. Kuran ve hadisler konusunda bilgisi olan kişinin de Darwinizm konusunda bilgisi olmadığını görüyoruz. Müslümanların yenilme sebebi bu oluyor, felsefeyi bilmemeleri oluyor, genel kültürde noksanlıkları oluyor. Ehl-i dalaletin, Darwinistlerin ve materyalistlerin hatası da, dini, Kuran’ı ve İslam’ı bilmemelerinde oluyor. Yarı cahillik her iki tarafa da ızdırap ve acı veriyor. Müslümanları da perişan hale getiriyor, yani Müslümanların perişanlığının ana sebeplerinden biri budur. İnsanların küfür ve delalete, Darwinizme ve materyalizme mahkum olmalarının sebebi de gene yarı cahil olmalarıdır. Yarı cahil çok tehlikelidir, Müslümanların arasında da çok fazla rastlarsınız, ateist ve Darwinistlerin içerisinde de çok fazla rastlarsınız. Mesela ateist sitelere girersiniz, adam zırvalıyor orada belli, ne dinden haberi var ne İslam’dan haberi var. Yani yarı cahil olduğu hemen anlaşılıyor, derin düşünemediği de anlaşılıyor, yani hepsi değil ama bayağı bir kısmı böyle. Müslümanlarda da mesela hiç kimsenin inanmayacağı bir hurafeyi, “Allah böyle dedi” diye anlatıyor, kendi de inanmıyor, ama birisiyle de tartıştığında, mesela Darwinist veya materyalistle tartıştığında hiçbir şey bilmediği için onu hadisle etkisiz hale getirmeye kalkıyor. O zaman da olmuyor tabii, çünkü Kuran bizi bilime davet ediyor, bilimi bize farz kılıyor Allah. Yani Allah’ın sanatını ve bilimi araştırmamızı emrediyor. Bunu yapmadığı için de mağlup oluyorlar. Ama her iki taraf da tartışmaya çok müsaittir, cahil Müslümanlar da dikkat ederseniz çok tartışırlar, hiç bilmediği bir konuda girer böyle kulakları kızararak, pul pul dökülerek, yanakları al al olarak girer tartışır, sabaha kadar da uyuyamaz, ‘onu niye etkileyemedim’ diye de oturup ona da üzülür. Yani sanki kendi etkiliyormuş gibi yahut kendi hidayet verecekmiş gibi düşündüğü için cahilliğinden, onu bir ızdırap vesilesi haline getirir kendine. Darwinistler de dikkat ederseniz, televizyonlarda tartışmalarda falan, ya kitabı vurup kalkar gider ya bağırır çağırır ya acayip strese düşer. Değil mi yani çok sık görüyorsunuz. Kendi aralarında konuştuklarında da insanın beyni uyuşur, büyük bir bölümü böyle. O zaman işte yarı cahil olmanın ortadan kalkması gerekiyor. Yani bilmişlik çok yaygındır iki tarafta da, cahil Müslümanlarda da, ateistler, Darwinistlerde de bilmişlik. Her şeyi bilirler sorsan, ama bakarsın ki hakikaten genel kültürü yok, çok dar, ufku dar. Yani en hayati konuları bilmezler, halbuki hayati konuların bilinmesi çok önemlidir. Ama çok boş şeyleri bilir, mesela Kafka’nın bütün kitaplarını okumuştur. Oradan garip böyle bir kısmı, bazıları şizofren bir ruha giriyorlar. Veyahut bütün klasik romanların tamamını okur ama Kuran’ı hiç açıp bakmaz, incelemez, okumaz. Dolayısıyla yarı cahilliğin kaynağı budur, yani kültürü dengeli olarak öğrenmemek. Halbuki mesela Tevrat’ı da bilmesi lazım, İncil’i de, Kuran’ı da bilmesi lazım. Marks’ı, Stalin’i, Lenin’i hepsini yani, faşizmi, komünizmi hepsini bilmesi lazım. Hiç olmazsa az da olsa bilmesi lazım. Ama bir kısmını hiç bilmiyorlar. O zaman ciddi cahillik ortamı meydana geliyor, o da hayatına yansıyor bu kişilerde, bunu görüyoruz.
SUNUCU: “İnsanların başına kötü olay geldiğinde veya musibet, o insan kötü veya iyiyi nasıl ayırt edebilir? Sizi çok seviyorum”, Melda.
ADNAN OKTAR: ”Musibet geldiğinde iyi veya kötü olduğunu nasıl anlayabiliriz?” Beni mesela aldılar tımarhaneye koydular, ben şimdi bunun kötü olduğunu düşünmedim, iyi olduğunu düşündüm, hayır olduğunu düşündüm, hakikaten de hayır oldu. Mesala arkadaş çevrem çok azdı benim, çok küçüktü, müthiş genişledi ben akıl hastanesinde iken, yani müthiş bir sempati oluştu. Ben bundan rahatsız olmadım. Ne bileyim, mesela Akademi’de iken de öyle, sürekli tehdit alırdım ben, her seferinde şevkim daha artardı. “Okula gelme işte seni öldürürler, asarlar, keserler”, ona benzer. Mesela ondan şevkim artıyordu. Aleyhime herhangi bir haber çıktığında basında gazetelerde falan, görürsünüz beni yani çok acayip hoşuma gider, yani şevkim artar. Olmadığında hakikaten neşem biraz azalıyor, oluyor da yani ona nazaran biraz daha az oluyor. O neşemi artırır benim, çok açar beni herkes de bilir. Dolayısıyla her musibette mutlaka hayır vardır. Kim için? Müslüman için. İstisnasız her olayda hayır vardır. Küfür içinde olan insanda da, her olayda istisnasız hepsinde şer vardır. Mesela üniversite imtihanını kazanır, o onun için şerdir, Allah onu bir belaya götürecektir üniversitede. Yani iyice rezil bir ortama sokacaktır ve perişan edecektir, ilk belanın adımını atmıştır o. Ama onu kendisi için hayır zanneder. Veyahut mesela çok iyi bir araba alır, saatte 300 km yapan bir araba alır, onun için ciddi bir beladır. Allah onu helak etmek için aldırmıştır o arabayı ona. Ama onu bilmez, ona müthiş sevinir, sabaha kadar uyuyamıyor, kendisi için onu hayır zannediyor. Halbuki şer olmuş oluyor o. Bunun gibi. Müslüman olduktan sonra tamamı hayırdır. Mesala Peygamberimizin (s.a.v.) hayatının bütün bölümü, tamamı hayırdır. Mehdi (a.s.)’nin bütün hayatının tamamı hayırla doludur. Yani ne yaparsa yapsın hayırdır. O kardeşimiz de eğer mümin ve muttaki ise yaptığı her hareket, başına gelen her musibet hayır olur. İnşaAllah.
SUNUCU: “Hocam acaba cinlere 150-200 sene önce yaşanmış olaylar anlattırılabilir mi? Ve cinlerle ilgili bilgiler verebilir misiniz?” Abdullah Emiroğlu soruyor.
ADNAN OKTAR: Ecinni takımı bir kere çok nazlı, onlarla uğraşmak, bazen inatçı çocuklar olur ya kök söktüren, onlar da öyle, bayağı uğraştıran tipler, onun için pek tavsiye etmem yani herkese. Ama şöyle, cahilliklerinden oluyor. Mesela Cin Suresi’ni baştan sona kadar onlara güzelce okuyup anlatmak ve cinlerle ilgili bütün sureleri okuyup anlatmak, iman hakikatleri anlatmak onları çok açıyor, çok rahatlatıyor. Bunu elde etmek lazım, çok samimi olmalarını sağlamak lazım. Çok samimi olurlarsa, eğer gerçekten gerekli bir bilgi ise sorulduğunda o bilgiyi veriyorlar Allah’ın dilemesiyle. Ama bir ihtiyaç yoksa onlar da hissediyor onu, Allah onlara hissettiriyor; pek bilgi vermiyorlar, işin doğrusu bu. Ahir zamanda görev alacaklar, şimdi önümüzdeki günlerde, mesela gizli hazinelerin yerlerini söyleyecekler, Kutsal Emanetlerin yerlerini söyleyecekler inşaAllah. Cinler bunlara yarar, bu konuda işe yarayacaklar. Ama bu huruf-u mukataa ile ciddi bağlantıları olduğunu net öğrendim, yani o şaşırtıcı, hayret edilecek bir şey. Yani huruf-u mukataaya hassaslar, o elif, lam, mim, o huruf-u mukataaya. Yani o konuda net bilgim var, duydum, çok güvendiğim kişilerden duydum. Hatta böyle, daha önce de söylemiştim, sıvı azot var ya eğlence yerlerinde falan kullanıyorlar, duman veriyorlar ya, sahneye duman veriyorlar, yanlış bilmiyorsan ‘ektoplazma’ deniyor, onlar böyle tarif edilemeyen bir maddeye dönüşüyorlar önce, bilinmeyen, daha önce tahkik edilmemiş, araştırılmamış, yani ne olduğu bilinmeyen bir maddeye dönüşüyorlar. Beyaz bir duman haline geliyorlar önce. Fakat bu huruf-u mukataanın zikredilmesinde bunlar bu şekilde bir tavır göstermeye başlıyorlar. Daha da devam edilirse de şekillenmeye başlıyorlar. Ama hakikaten çok tedirgin edebilir ilk görenleri, alışkın değil insanlar, onun için çok sarsabilir. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde alıştırarak yavaş yavaş olabilir. Normalde suyun içinde görülüyorlar ilk aşamada, Anadolu’da bilinir, suyun içinde görünürler. Ama o bile ürkütür insanları, onun böyle imani cesaret zemininin önce hazırlanması lazım. Yani onu makul görecekleri zeminin hazırlanması lazım. Aşama aşama sevdirerek ve riskli, tehlikeli olmadıkları gösterilerek olabilir. Önce suda göstererek, sonra o duman halini göstererek yavaş yavaş. Öbür türlü Allah vermesin akıllarını atarlar, çok korkabilirler. Onun için onlar da pek ortaya çıkmıyor, çıkmaz yani Allah’ın kontrolünde oldukları için çıkmazlar inşaAllah. Ama Mehdi (a.s.) devrinde alenen hizmet edecekler, açık faaliyet yapacaklar inşaAllah.
SUNUCU: “Selamünaleyküm Hocam”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU:”Arkadaşlara da selam Hocam. Kasas Suresi 59’da ‘senin Rabbin ana yerleşim merkezlerine onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve Biz halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz.’ Bu ayette İstanbul’a ve Hz. Mehdi (a.s.)’ye işaret ediliyor olabilir mi? Siz ebced hesabını bilirsiniz Hocam. Ankara’dan Ali kardeşiniz.”
ADNAN OKTAR: Bizim kardeşlerimiz artık öyle yaman oldular ki bunların ufkunun bu derece açılması bu kardeşlerimizin çok hoşuma gidiyor. Tabii ayet açık, hüküm de açık, uyarıcı geliyor fakat Mehdi (a.s.)’nin gelmesinden sonra bizim milletimiz İslam’ı ve Kuran’ı zaten seven bir millet, zaten çığ gibi de yayıldı görüyorsunuz. Hatta çok tarihi bir olay oldu bakın geçenlerde; Deniz Baykal çıktı, Kuran’la, hadisle Allah’ı, Kuran’ı, İslam’ı, dini coşkuyla savundu. Çok tutarlı ve güzel bir üslupla savundu ve çok uzun anlattı. Bu, alışılmış bir şey değildi biliyorsunuz. İşe bu Mehdiyetin gölgesini, Mehdiyetin adım adım ilerlemesini gösteren bir olaydır. Ve ben dedim ki, daha kimse bu konuları daha söylemez iken, söylüyordu da çok az insan söylüyordu yani yaygın değildi, bakın dedim; “Deniz Baykal dindar bir insan ve güvenilir bir insan” dedim. ‘Ooo dediler sen ne yapıyorsun’, ona benzer reaksiyon gösterdiler, bak dediğimin doğru olduğunu adım adım görüyorlar, görecekler. Yani Deniz Baykal öyle boş bir insan değil, yani bir bildiğim var ki söylüyorum inşaAllah. Dolayısıyla bizim milletimiz gittikçe Allah’a aşkı, muhabbeti artacak, Türk-İslam Birliği’nin lideri olacak Türkiye. Çok vicdanlı, asil bir millettir, güzel bir millettir Türk Milleti. Şefkat madenidir Türkiye, yani şefkatin kaynağıdır, merhametin, dostluğun, sevecenliğin. Askerlerimizin konuşmalarına bakıyorsunuz; çok güzel, saygın, akılcı, böyle mütevazi ve mazlumlar. Diğer insanlarımıza bakıyoruz; hepsinde bir sevecenlik ve hoşluk var ve gittikçe de bu artıyor. Ama işte Allah onu bir tedrici gelişme içerisinde gösteriyor. Yani birden bire olmuyor. Mesela bu 10 yılı alacak bir süreç, 10 yıl sonra, 11 yıl sonra zaten ne demek istediğimi insanlar görmüş olacaklar inşaAllah. Her yıl harikalar artacak. Bakın dedim ki, “önümüzdeki günlerde olaylar yoğunlaşacak ve büyük olaylar olacak” dedim. Bakın görüyorsunuz, kesintisiz devam ediyor. Mesela bu yanardağ patlaması sonucunda hava ulaşımının kapanması da çok büyük bir olaydır. Mesela hiç alışık olmadıkları olaylardan bir tanesidir bu ve Allah’ı düşündürtüyor insanlara. Hiçbir insan kıpırdayamıyor şu an hava muhalefeti nedeniyle. Mesela bu, Allah’ın insanlara gücünü göstermesidir. Buna benzer olaylara dikkat ederseniz sürekli Cenab-ı Allah dikkat çekiyor ve devam ediyor bu ve devam da edecek. Yani her olayın gelişmesinde bir artış var, her tür olayda. Mesela sosyal olaylarda olsun, diğer olaylarda olsun, bir dinginleşme ve sakinleşme olmuyor, gittikçe bir tırmanma oluyor. İşte bunların sonucunda insanlar düşüne düşüne hakkı ve doğruyu tam anlamıyla kabul edecekler inşaAllah.
SUNUCU: “Saygıdeğer Adnan Hocam, hepinizi can-ı yürekten kutluyorum, başarılarınızın devamını Yüce Allah’ımdan diliyorum. Hocam nazar diye bir şeyin olmadığını, sadece kötü bakış olabileceğini söylediniz. Ama Kuran-ı Kerim’de Kalem Suresi 51. ayette, ‘o inkar edenler zikri (Kuran’ı) işittikleri zaman seni neredeyse gözleri ile devireceklerdi’. Bu ayette ifade edildiği üzere Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimize odaklanan kişilerin çok az bir farkla Peygambere (s.a.v.) zarar vermek üzere olduklarını ifade etmektedir. Ayette çok açık bir şekilde, nazar batıl bir inanç değildir, diyor. Neredeyse bir Peygamberi bile etkileyecek, zarar verecek kadar, yani sığ ve şeytani bir bakışla, sizden ricam bu konuyu biraz daha açar mısınız saygıdeğer Hocam?” Öznur Kurtulan.
ADNAN OKTAR: Pis bir bakış, hasut bir bakış, nefret dolu bir bakış insanı gerer, rahatsız eder. Orada Peygamberimize (s.a.v.) haşa, o güzeller güzeline müşrikler, ehl-i tuğyan ve delalet çok şiddetli bir nefretle ve iğrenç bakışlarla bakıyorlardı, Kuran buna dikkat çekiyor. Yani öldürme azmiyle, onu devirme azmiyle, onu isteyen bir kararlılıkla, bir katil bakışıyla, bir azgın bakışla Peygamberimize (s.a.v.) bakıyorlardı, o kastediliyor. Yoksa ‘gözüyle bakar Peygamber (s.a.v.)’e, (haşa) devirir’ diye bir şey yok. Peygamber (s.a.v.)’i dört taraftan çevirdiler, yine bir şey yapamadılar değil mi? Savaşta dört taraftan çevrilmişti ve uzun sürdüğü halde, zırhsız giriyor Peygamberimiz (s.a.v.), yine bir şey yapamadılar. Dolayısı ile gözle devrilen hiçbir insan olmamıştır şu ana kadar. Güzel bir nazarda, sevgi ile bakan bir gözle müminden mümine muhabbet geçer yani kalbini açar, kalbine ferahlık getirir. Ama bir hasutun, bir haset edenin bakışları rahatsız edicidir, ondan insan gözünü kaçırır, yani zarar verir. Çünkü içinde nefret ve sevgisizlik vardır. İnsanın ruhu sevgiye açıktır, yani merhameti, şefkati, dostça bakışı özler. Onun için, mesela bir annenin çocuğuna şefkat ile bakışı nerededir, değil mi? Bir başka, mesela gözü dönmüş, azgın, saldırganın nefret ile bakışı nerededir? Ki bunu filmlerde de usulen yapıyorlar böyle değil mi? Nefret dolu bakışlar gösterirler. Bazen de mesela sevgi bakışı yaparlar; 3 numaralı bakış, 4 numaralı bakış diye. Tabii yapmacıktır ama anlamanız için söylüyorum. Tabii kötü bir şey yapmacık bir bakış, çok anlamsızdır ve etkisi de olmaz zaten, bir faydası da yok onun. Fakat güzel bir bakış ruhu okşar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in bakışları çok güzeldi. Bütün Peygamberlerin bakışları güzeldir. Baktığında feyz akar gözlerinden, muhabbet akar. Ama ehl-i küfrün gözünden de pislik ve naletlik akar. Yani meymenet yok dersin mesela suratında, değil mi? Bakarsın, nalet adam dersin böyle artık. Gözünün içerisinden nefret akar, dolayısı ile o, vücuda hakikaten zarar verir. Çünkü bir insan, pisliği gördüğünde nasıl kenardan gidiyor değil mi? Çamurun içine girip insan ayağını basmıyor, uzak geçiyorsun. Çamur zarar vermez deyip içine girmediğimize göre, pis bakış da bir pislik olduğuna göre, onun içine girilmez, dolayısı ile o gözden insan kendini kaçırır ve muhatap olmaz öyle bir gözle. Çünkü oradan pislik bulaşacaktır üzerine ve kir gelecektir üzerine. Kirlenmemek için gözünü çeker. Ama tertemiz bir gözden nur akar, güzellik akar, ışık akar, onu alırsın. Müslüman onu kalbine doğru çeker ve onun gözünden de Müslüman’ın kalbine güzellik, sevgi ve muhabbet akar. Bu insana dirilik ve canlılık verir. Ama öbürü hakikaten insanın neşesini kaçırır, mesela rengini soldurabilir. Düşünme kabiliyetine zarar verebilir. İşte bu anlamda bir nazar vardır. Ama onun, o kişinin pislikle muhatap olmaktan meydana gelen tiksinme hissinin, vücudundaki reaksiyonlarıdır o. Yani ahlaksız birini gördüğünde nasıl insan irrite olur? Mesela hasut birini gördüğünde, insan nasıl irrite olur, keyfi kaçar değil mi? Neşesi devam etmez. Ondan kurtulduğunda neşesi devam eder. O zaman ne yapacak? Allah diyor ki: “Onları gördüğünde, yüz çevirin” diyor, ayet var. Yani aynı bu kelimeyle; “yüz çevirin”. Yüz çevirmeyi yapacak, bakmayacak, muhatap olmayacak. Kabalık yapmasına gerek yok tabii, aşağılamasına gerek yok, ama muhatap olmasına da gerek yok. Çünkü belli, pislik yapıyor, rezillik yapıyor. Yani “rezilliği gel bulaştır” diyebilir mi bir insan? Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in meclisinde, Peygamberimiz (s.a.v.) tek bir nazarı ile insanları manen ihya ediyordu. Bir saniye gözünün çarpması yetiyordu, göz göze gelmesi yetiyordu. Allah’ın hidayetine vesile oluyordu o bakışları, inşaAllah. Mesela sahabelerin tarifleri var; bir anda vücudu hafifliyor, bambaşka bir his meydana geliyor. Manevi mürşitlerde de mesela olur bu. Abdülkadir Geylani, İmam Rabbani, Şah-ı Nakşibend ve gene Türk Alemi’nin yetiştirdiği, İslam Alemi’nin yetiştirdiği, dünyadaki bütün Müslüman kardeşlerimizin yetiştirdiği güzel mürşitlerde, doğru mürşitlerde de biz bunu görüyoruz inşaAllah. Bu kadar.
SUNUCU:Başka bir soruya geçiyorum o zaman izninizle.
ADNAN OKTAR: Evet geçelim.
SUNUCU:“Sayın Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Kutlu Doğum Haftası etkinliğine katılan Ertuğrul Özkök, Kuran ayetlerinden çok etkilendiğini söyledi ve şöyle konuştu. Çok etkilendim. Okunan Kuran ve ayetler çok güzeldi. Hepsini not aldım. Özellikle Al-i İmran Suresi, 104’üncü ayeti beni çok etkiledi. ‘Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülüklerden men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.’ Toplumun gerildiği bir dönemde, o ayetin orada okunması hoşuma gitti, dedi. Hocam, sizi dinleyen herkese, İslam’ın coşkulu şekli ve etkileyici ruhunu hissedebiliyorum. Bence Ertuğrul Özkök de bu kişilerden biri olmuş. Doğru mu düşünüyorum Hocam, siz ne düşünüyorsunuz?” Selin Karayol, İzmirden.
ADNAN OKTAR: Selin?
SUNUCU:Evet, Selin Karayol.
ADNAN OKTAR: İzmir. İzmirlilere selam. Bütün Milletimize selam inşaAllah. O ayeti okuyabilir miyim? Şeytandan Allah’a sığındım. “Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülüklerden men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” Bu ayete dikkatinin çekilmesi çok ilginç Özkök’ün. Çünkü bu Hz. Hızır (a.s.)’ın topluluğunun sürekli okuduğu bir ayettir ve Hızır (a.s.)’ın topluluğuna da işaret eden bir ayettir. Hem Mehdi (a.s.) cemaatinin şifresini içinde barındıran bir ayettir. Allah’ın onun bu ayete dikkatini çekmesi de çok manidar. Bak “sizden”, şeytandan Allah’a sığınırım, “hayra çağıran”, Mehdi (a.s.)’nin topluluğunun özelliğidir bu, “iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır”. Aynı zamanda Türk Milleti’ne hitap eden bir ayet aynı zamanda çünkü kurtuluşa vesile olacak bir millettir Türk Milleti. Türk-İslam Birliği ile bütün dünyanın kurtuluşuna vesile olacaktır. Çok güzel bir gelişme, Özkök’ün bu çizgiye gelmiş olması. Daha da iyi olur inşaAllah. Güzel olur.
SUNUCU:“Değerli Hocam, şu ayetten Tevrat, İncil ve Kuran’ın aynı şeriat üzerinde olduğunu anlayabilir miyiz inşaAllah? ‘O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir.’Şuara Suresi, 13” Celal Aktaş, Erzincan.
ADNAN OKTAR: “Değerli Hocam. Şu ayetten Tevrat, İncil ve Kuran’ın aynı şeriat üzerinde olduğunu anlayabilir miyiz inşaAllah?” Tabii ki hepsi İslam dinidir, Tevrat da, İncil de, Kuran da. “O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi,” şeytandan Allah’a sığınıyorum. “İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir”,Şuara Suresi, 13. Tabii ki, hepsi Hak dindir. Hepsi İslam dinidir; Hz. İbrahim (a.s.)’e gelen de, Hz. Musa (a.s.)’ya gelen de, Hz. İsa (a.s.)’ya gelen de. Ama mesela biz Hz. İbrahim (a.s.) zamanında olsaydık, Hz. İbrahim (a.s.)’in dinine mensup olurduk. Ama Hz. İbrahim (a.s.)’in dinindeyken Hz. Musa (a.s.) geldiğinde, Hz. Musa (a.s.)’nın şeriatına uymak durumundayız, yani yeni bir şeriat gelmiş çünkü yeni bir din gelmiş, ona uyacağız. Ama gene İbrahimi oluruz, yani ondan bir kopmamız olmaz. Hz. Musa (a.s.)’nın cemaatindeyken, onun dinindeyken, Museviyken de Hz. İsa (a.s.) geldiğinde de, İsevi oluruz. Yani gene Museviliğimiz gene devam eder, kaybolmaz. Hz. İsa (a.s.)’ya tabiyken de, Hz. Muhammed (s.a.v.) geldiğinde Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Muhammedi oluruz. İbrahimilik, Museviliğimiz, İseviliğimiz gene devam eder, kalkmaz. Ama din ve şeriat olarak Kuran’a tam tabi olmuş oluruz. Mesela biz şimdi Hz. İsa (a.s.) ile ilgili ayetler okuyoruz, o yönüyle İseviyiz. Hz. Musa (a.s.) ile ilgili, yani yüzün üzerinde ayet var Kuran’da, o yönüyle Musevi’yiz. Hz. İbrahim (a.s.) ile ilgili ayetler var, İbrahimiyiz. Hz. Nuh (a.s.) ile ilgili ayetler var, Nuhiyiz. Dolayısı ile bütün Peygamberlere uymuş oluyoruz. Ama şeriat olarak, yol olarak Kuran’a tabiyiz tabii ki, inşaAllah. Çünkü son Kitap, herkes Kuran’a tabi olmak durumunda, inşaAllah.
SUNUCU:“Değerli Hocam. Allah’ın selamı ve bereketi sizin ve arkadaşlarınızın üzerine olsun.”
ADNAN OKTAR: Aleykümselam ve Rahmetullahü ve Berekatühu. Evet.
SUNUCU:“Siz ders vermekten bıkmadınız maşaAllah, ama yalan haberler yapmaktan bıkmıyorlar bir türlü. Hürriyet Gazetesi yine ön sayfadan, ‘Evrimdeki Kayıp Halka Bulundu Mu’, diye saçma bir haber yapmış. Güney Afrika’da bir mağarada bulunan bir çocuk iskeletine yine Homo habilis diye bir isim takarak, sözde maymundan insana geçen bir varlık gibi gösterip, sözde bir haber yapmışlar. Hocam, o güzel üslubunuzla yine cevap verirsiniz de, biz de izlerken memnun olsak. Benim merak ettiğim konu ise şu oldu; eğer Hürriyet Gazetesi’ne bu haberi yapan kişi, kendinden bu kadar emin ise, neden olaydaki delilleri alıp, 10 trilyon koyduğunuz ödülü almak için harekete geçmedi? Dünya da biliyor ki, siz, ara geçiş formu getirene 10 trilyon ödül koydunuz”, Serdar.
ADNAN OKTAR: Öyle “habala hübele” derler onlara bakma sen. Onlar sık sık öyle, işte “habilis bulduk, hubilis bulduk, bilmem ne” derler. Yani o gurur ve enaniyetin ezilmesi, insanlarda çok ızdırap veren bir konudur. Bir de, alışmış derler, şeyden beterdir derler, yani alışmıştan beterdir derler. Böyle alıştıkları için ona devam eder, o normal. Çünkü Darwinistler’in 71’den beri yaptığı oydu. Hep bir şey bulurlar, hep şunu bulduk, bunu bulduk. Ama en sonuna geldiğinde bakın, bu hatta 60’lardan beri, 40’lardan beri, 30’lardan beri, ta 1800’lerden beri, sürekli bir şeyler bulduklarını söylerler. Ve hep ara halka bulduk, işte simit bulduk, işte şunu bulduk, bunu bulduk falan anlatırlar. En sonunda ne diyor biliyor musunuz kendi bilim adamları? “Daha bir tane ara fosil bulamadık” diyorlar. Hani bulmuştun? Bakın, Darwin’in zamanında, yüz binlerce fosil bulundu. Darwin diyor ki, “tek bir tane ara fosil bulamıyoruz, niye bulamıyoruz?” diyor. Bakın, yerin bütün katmanlarını aradık, onların ara fosil dedikleri var ya bunların, bunlardan zibil gibi bulunuyordu o zamanlar, halen de bulunuyor. Yani her yerde var o fosiller fakat hiçbiri ara fosil değil, mühim olan bu. Hep mükemmel canlılar. Çünkü bulunma nedeni şu, yüz canlıdan 99 canlı türü yok oldu. Mesela 100 çeşit maymun türü var ise, bu maymun türünden 1 tür kalmış, 1 tanesi kalmış, öyle düşünün. 99 türü kaybolmuş. Şimdi bunların fosilleri bulunduğunda, çok fazla çeşitli maymun çıkıyor tabii ortaya. Kimi geniş, kimi ince, kimi uzun, kiminin kolu uzun, kiminin bacağı kısa, çeşit çeşit maymun türleri. Kuşlar nasıl birbirine benzemiyor, değil mi? Karga ile bülbül birbirine benziyor mu? Şimdi sen bülbülün yahut kanaryanın fosilini bulduğunda, “işte bu karganın atası” dersen, yalan söylemiş olursun. Kanarya hep kanaryadır, bülbül hep bülbüldür. Yani kanarya bir süre sonra kargaya dönüşmez. Karga da bir süre sonra kartala dönüşmez. Kartal binlerce seneden beri, binlerce, milyonlarca seneden beri kartaldır, değişmez. Dolayısı ile buldukları hayvanların birbirine benzememesinden kaynaklanan bu tarz iddiaları oluyor. Bunların tamamı geçersizdir çünkü bunlar bilakis yaratılışa delil olan fosillerdir. Çünkü mükemmel, düzgün, simetrik, gelişimini tamamlamış. Mesela 100 milyon sene önce yaşamaya başlamış bu hayvan, mesela 2 milyon yıl önce türü tükenmiş hayvanın, bu kadar, başka bir şey yok. Bunun ara fosillik bir yönü yok, bu yaratılışa delildir. Dolayısı ile habilis, hubilis, kubilis, bunlar sürekli bulurlar. Bunların hiçbirine insanların muhatap dahi olmalarına gerek yok, çünkü nerede arasan, çıkıyor. Bizim bahçede, biz kazıyoruz, her şey çıkıyor. Yani balık fosili de çıkıyor, bitki fosili de çıkıyor, çıkar yani. Dolayısıyla biz her bulduğumuza desek, işte ara zinciri bulduk, bilmem ne falan dese birisi veyahut, bunun mantığı olmaz. Her bulduğumuz, mutlaka yaratılışı ispat eden fosil olmuş oluyor. Bunlar, kardeşimizin dediği doğru, ara fosil bulmuş olsalar, yani mesela birkaç tane bulmuş olsalar, apar topar buraya bütün kameramanlarla, şunlarla buraya gelirler: “Hocam, hani bulamamıştık?” derler değil mi? Küt diye masanın üzerine koyarlar. Ama biz işte küt diye onların kafalarının üzerine 350 milyon fosili koyuyoruz. Bakın, 350 milyon adet yaratılışı ispat eden fosil var elimizde. Bu nasıl bir evrimci ki bunlar, bir tane ara fosil bulamıyorlar. O bulduk dedikleri fosillerin tamamını, hiçbir bilim adamı ara fosil olarak kabul etmiyor. Bu nasıl ara fosil oluyor ki? Hem simetrik, hem altın oran ile yaratılmış, hem düzgün, geçmişteki 10 milyon, 20 milyon yıl önceki hali ile gene aynı, son hali de aynı. Böyle ara fosil olur mu? Onun için, boşa çırpınıyorlar. Boş yere uğraşıyorlar. Hiçbir şekilde böyle doğru olmayan haberlerle netice alamazlar. Daha proteinleri sorduğumuzda, adamlar yere yatıp debeleniyorlar bunlar değil mi? Biz diyoruz, bak ne kadar masum bir soru? Bak diyoruz ki, proteinler nasıl oldu? Bir adam duruyor, nefes çekiyor, bekle de bekle, bekle de bekle, Dawkins’e soruyorlar, göğe bakıyor, herhalde uzaylıları bekliyor oradan. “Bir kısım göksel varlıklar, -uzaylıları söylüyor yani- onlar gelmiş, dünyaya bırakmış olabilirler” diyor. Yani kromozomları, ilk hücreyi onlar bırakmıştır diyor. Böyle bilim adamı olur mu? Yani bir kere uzaylıların kromozom yapısını bize anlatması gerekiyor en başta, değil mi? Onların proteinini anlatması gerekiyor. Onlar getirdi diyor, peki onları kim yarattı değil mi? Onlarda da protein var, onlarda da koful olacaktır, hücre olacaktır. Nasıl olacak bu? Dar düşünmekten, dar bakış açısından kaynaklanıyor. Mesela Dawkins’in Kuran bilgisi yok, adam zır cahil. Hadis bilgisi de yok. Bizim kitapları da okumuyor. Okumamakta da azimli. Bir tek orada bir küçük kanarya gibi bir, ben ona ufak ince bir tuzak hazırlamıştım, gitti ona kondu. Ben fosillerin canlı karşılıklarını koyarken bir tane de maket koydum; böyle oltaya takılmış sineğin maketi. Ama sinek orijinali, aynısı, aynısının plastikten yapılmışı. Gitti, küçük bir balık gibi, takıldı ona, o oltaya. Oradan kitabı meşhur etti. Diyor ki, “bakın, ne kadar yanlış bir kitap ki anlayın buradan” diyor. “Oltaya takılmış bu plastik modeli, canlı model zannetti ve kitabına koydu” diyor. Halbuki tıpkısının aynısı ve plastik olduğu da zaten açık belli. Aldığım kitap zaten o tarz bir kitap, yani plastik modeller gösteren bir kitap. Mesela kurbağanın da plastik modelini ben istersem koyuyorum, mesela yeni baskılarda koydum çünkü aynısı, birbirinin aynısı. Fotoğrafını da koyabilirim, plastik modelini de koyabilirim, aynısını da koyabilirim. Ona kuş gibi takıldı, bütün dünyaya kitabı daha da çok meşhur etti, tam planladığım gibi gelişti. Yani ne planlarsam maşaAllah, aynısı ile böyle küçük sığırcık kuşu gibi konuyorlar, güzel gelişmeler oluyor. Evet, devam edelim.
SUNUCU:“Selamünaleyküm Hocam”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU:“Harunyahya.org sitesine girdim ve Musevileri ve Hıristiyanları ilk kez ömrümde namaz kılarken gördüm. Arkadaşlarım da şaşırdılar. Allah sizden razı olsun. Allah size uzun ömür nasip etsin” Ersin, Bulgaristan.
ADNAN OKTAR: Bakın, geçen gelen çocuklar olsun, diğer o Museviler olsun, bunların hepsinde namaz inancı var ve Kuran’a karşı sevgileri çok güçlü. Yani Kuran’ın Hak Kitap olduğuna inanıyorlar, bu da yanlış biliniyor. İnanmayanlar da var ama inananlar da çok. Onun için inanmaları için gayret etmek, Kuran’ı sevmeleri için gayret etmek çok önemli.
Nasıl, hoşuna gidiyor mu anlattıklarım?
SUNUCU:Evet. Yani bilmediğim çok şey varmış, teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Zaten bilmemek bir özür değil, bir suç değildir. Samimi olmamak suçtur. Samimi olduktan sonra candan olduktan sonra, Allah sana her zaman doğruları, güzel olanı da iyi olanı gösterir. Ama samimi olmadı mı, insan bahane öne süremez. Allah da bakın diyor ayette, “samimi olan kullarım kurtulur” diyor. Bir tek kurtuluş için onu göstermiş Allah, samimi olan kullarım, değil mi? Cahil olabilir, mesela okudukça bilgisi artar. Zaten tam kültürlü, tam bilgili olmak da Allah-u Alem mümkün olan bir şey değil. Çünkü ne kadar okursan oku, ne kadar bilgin artarsa artsın, yani daha milyonda birine bile ulaşmamış oluyorsun bilginin. Mesela Hz. Musa (a.s.) ulü'l-azmbir Peygamberdi, çok müthiş bir bilgiye sahip bir insandı ama ondan daha fazla bir bilen vardı; Hz. Hızır. Hz. Hızır’a tabi oldu. Evet, devam edelim.
SUNUCU:“Sayın Hocam, Darwinistlerin başındakilerinin de aslında kendileri de böyle bir şey olmadığını çok iyi biliyorlar. Bunları sadece başka bir amaç için etraflarına topladıkları insanlarla savunuyor gibi görünüyorlar. Ama Allah’ın emriyle bunların düzenini siz değerli Hocalarımın vesile olması ile yıkacağız ve de yıkıyorlar hızla inşaAllah. Bunlar da masonlara hizmet ediyorlar diyebilir miyiz? Sayın Hocam, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, Allah-u teala kelamı kadiminde ‘iyi bilin ki Allah’ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmezler de. Onlara dünya hayatında da Ahirette de bir müjde vardır. Allah’ın sözleri asla değişmez. İşte büyük kurtuluş budur’ (Yunus Suresi 62-64) buyuruyor” Mehmet, İstanbul.
ADNAN OKTAR:Masonluk aslında, görecekler önümüzdeki yıllarda kuzu gibi olacaklar yani hepsi Müslüman olacak ve İslam’a dönecekler. Dolayısıyla da mason localarını da inşaAllah mescide çevireceğiz, ortada çok güzel bir ortam olacak. Çünkü mükemmel, büyük mason mabetleri yapmışlar, onları mükemmel camiilere çevireceğiz inşaAllah, mescitlere çevireceğiz. Onlar da kardeşimiz olacak, o konuda gönülleri çok rahat olsun çünkü şeytan onları Darwinizm’e yönlendirmişti. Darwinizm’in yanlışlığını biz onlara anlattık, kanaatleri de geldi, geliyor da. Şimdi mesela bu günlerde, önümüzdeki günlerde gelecekler; yüksek dereceli masonlar, 33 dereceli ve seçkin masonlar buraya ziyaretime gelecekler inşaAllah, bayağı da sevinç içindeler yani geleceğiz diye inşaAllah. Onlar da diyorlar; “biz dinsiz localara şiddetle karşıyız. Onların da doğruyu bulmasını çok isteriz” diyorlar. Dolayısıyla bizim yardımcı olmamızı istiyorlar gördüğüm kadarıyla. Ve onlar da tabii İslamiyeti, dini tanımak istiyorlar, Kuran’ı tanımak istiyorlar; o konuda yardımcı olacağız. Yani kaçmak olmaz değil mi? Mesela Hz. Musa kaçmadı, gitti Firavun’un sarayında Firavun’a tebliğ yaptı, dini anlattı. Hz. İbrahim de, gitti Nemrut’a İslam’ı anlattı, dini anlattı. Masonsa onlar da bizim vatanımızın evladı yahut dünyadaki yaratılmış insanlar, Hz. Adem’in evlatları, onların da iyi olmasını, doğru yola kavuşmasını çok isteriz. Zaten masonluğun da Müslüman olmasına, İslam’ın dünyaya hakimiyeti tam olmuş olacak inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım, Allah-u teala kelamı kadiminde, “iyi bilin ki Allah dostlarına korku yoktur.” Yani bu bir sırdır. Peygamberlere, Hz. Hızır (a.s.)’a, Hz. Mehdi (a.s.)’ye bir sırdır. Bakın “iyi bilin ki Allah’ın dostlarına korku yoktur.” Ve bütün Müslümanlara bir sırdır. “Onlar üzülmezler de”, yani yüksek imana sahip bir insan üzülmez. İman zafiyetinde üzüntü olur; çünkü Allah “üzülmeyin” diyor, ayet var. Üzülüyorsa iman zafiyetidir. Bak “onlar üzülmezler de. Onlara dünya hayatında da -bakın dünya hayatında da- Ahirette de bir müjde vardır.” Dünyada, İslam’ın dünyaya hakimiyeti, bereket, bolluk, adalet, güzellik, huzur değil mi? Ahirette de, Cennet inşaAllah ve Allah’ın rızası, hepsinin üzerinde Allah’ın rızası. “Allah’ın sözleri asla değişmez” diyor Allah. “Ben söz verdiğimde mutlaka yaparım” diyor, değişmez. “İşte büyük kurtuluş budur.” Yani kurtuluş değil, bir de “büyük kurtuluş” var, “asıl kurtuluş budur” diyor, Cenab-ı Allah. (Yunus Suresi, 62-64)
Bir insan ya saittir, ya şakidir. Yani böyle iblis ruhlu bir insanı ben yani Allah-u alem anlarım. Yani bakışından anlarım, yüzünden anlarım ve ona göre de kendimi uzak tutarım. Ama böyle hidayet ehli olduğunu hissettiğim, sait karakterli insanlara karşı da kalbimde bir muhabbet olur ve sevgi olur. Onlar beni hisseder, ben de onları hissederim inşaAllah.
İsra Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım, “kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer” diyor Cenab-ı Allah. Yani Allah bir insana hidayet verirse, o hidayet onun için bir sevinç vesilesidir ve güzelliktir. “Kim de saparsa kendi aleyhine sapar”. Yani burada tabii bir sır var. Hiç kimseye bir kötülük yapamaz, diyor Allah. Bak “kim de saparsa kendi aleyhine sapar”. Burada ledüni bir sır var. “Hiçbir günahkar bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz bir elçi gönderinceye kadar hiçbir topluluğa azap edecek değiliz”. Bir elçi gönderinceye kadar, Mehdi (a.s.)’nin gelmesi ile mesela azap kalkıyor. Mesela yıkım kalkar, Mehdi (a.s.)’nin olduğu yerde depremin olmayacağını Peygamberimiz (s.a.v.) hadisle belirtiyor ve büyük felaket olmaz ayrıca. Yani geniş çaplı felaket olmuyor. “Biz ülkeyi helak etmek istediğimiz zaman” diyor Cenab-ı Allah. Bakın burada da ledün ilmi ile ilgili mühim bir bilgi var. “Onun varlık ve güç sahibi önde gelenlerine emrederiz”. Kapitalistlerine, o devrin ünlü güç sahibi kişilerine “emrederiz böylelikle onda bozgunculuk çıkarırlar”. Bak “Ben emrederim, onlar da bozgunculuk çıkarırlar” diyor. “Onlar, Benim emrimdeler” diyor Allah. Buradaki ledün ilmini eğer biraz düşünen olursa, yani derin düşünen olursa çıkarır, anlar, ben anlatmayacağım. “Artık onun üzerine söz hak olur da, onu kökünden darmadağın ederiz”. Ondan sonra “o ülkeyi yerle bir ederim” diyor Allah. “Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Fakat siz bozgunculuğa dönerseniz, biz de sizi cezalandırmaya döneriz” diyor. Yani rahat durursanız, güzel huylu olursanız hiçbir şey yapmam, diyor Allah. Güzel ahlaklı olursanız, artırırım, bereket-bolluk bulursunuz ama ahlaksızlık yaparsanız Ben de cezalandırmaya dönerim o zaman, diyor Allah. “Biz Cehennemi kafirler için bir kuşatma yeri kıldık, umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Fakat siz bozgunculuğa dönerseniz biz de sizi cezalandırmaya döneriz”. Allah merhamet ettiğinde kurtuluş veriyor inşaAllah. İyilik ve güzellik olduğunda o zaman bozgun olmuyor. İnşaAllah Mehdi (a.s.) devrinde Cenab-ı Allah, bizim milletimiz bozgunculuğa yanaşmayacağı için inşaAllah, Allah’ın da cezalandırmaya yanaşması olmayacak inşaAllah. Yani bu millet mesela böyle bir ceza görmeyecek. Bilakis bereket ve bolluk görecek ama Mehdiyetin gölgesi vesile oluyor. Yani gadab-ı ilahiden insanların kurtulmasına vesile oldu Mehdi (a.s.). Bunu kim söylüyor? Bediüzzaman Said Nursi söylüyor ve Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor inşaAllah. “İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder. İnsan pek acelecidir” diyor Allah. Değil mi? Nereye giderse gitsin hemen şu hemen olsun, hemen olsun, hemen olsun, yani “Ben öyle yarattım” diyor. Normalde olmayabilirdi insan, değil mi? Yemek yerken de aceleci, gazete okurken aceleci, okula gidiyor aceleci. Her ne olursa olsun acelecidir. Bu yarattığı fıtratı söylüyor Allah, mesela bu mucizedir. Allah’ın yarattığı bir mucizedir. Yani her insan acelecidir. Mesela çabuk sıkılır, hemen hallolsun ister. Hemen neticelensin ister. Sabretmekte zorlanır, işte o duyguya karşı, bu aceleci duyguya karşı direnmenin adına “sabır” deniyor. O sabırdan dolayı da biz sevap kazanıyoruz. Eğer biz aceleci yaratılmasaydık sabırdan dolayı sevap almamızın bir anlamı olmayabilirdi. Azalırdı yani. O özel yaratılıyor. O yaratılınca, biz ona karşı direnince sevabımız çok artıyor. Bakın sevabı artırmak için Allah’ın yarattığı fıtratı görüyor musunuz? Mesela bizi korkuya açık yaratır, yani insanların hepsi korkar. Korkuyu bilir yani şiddetle. Yani toplumda, mesela dışarıya çıktığımızda da.
Bitmiş mi? Tamam sonra devam edelim. İkinci yarıda devam edelim.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrardan birlikte olacağız sayın izleyicilerimiz.
Tekrar birlikteyiz inşaAllah sevgili izleyenler. Hocam nasıl devam edelim inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Soru sorabilirsin inşaAllah.
SUNUCU: Evet. İnşaAllah. “Selamün aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Ay’ın iki aya bölünmesi olayı aklın ihtiyarını kaldıracak bir olay mıdır? Açıklayabilir misiniz?” İbrahim Erdem.
ADNAN OKTAR: Aklın ihtiyarını hiçbir şekilde kaldırmaz. Çünkü oradaki insanlar, “bizi Peygamber (s.a.v.) hipnoz yaptı, büyü yaptı, gözümüze öyle görünüyor” dediler. Haşa tabii ki öyle bir şey mevzu bahis değil ama mesela hipnoz anında, yani kitle hipnozunda bu mümkün. Yani şahsa dersin, hatta Ay’ın olmadığını da söyleyebilirsin. Ay yok oldu şu an dersin, adam ayın olmadığını görür. Bakar, Ay’ı göremez. Ay ikiye yarıldı dersin şu an, Ay iki parça olarak görünür. Hipnozda da olur bu. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) hipnoz yapan bir insan olmadığı için yani çok dürüst, çok efendi -Muhammed-ül Emin’dir ismi- çok yüksek ahlaka sahip bir insan olduğu için, oradaki olayın gerçekten olduğuna müminler iman ederler. Ve herkesin Allah beyninde o görüntüyü oluşturmuştur, bakanların. Ama gece vakti olduğu için tabii herkes, çünkü çok kısa bir an olup bitmiştir. İnsanların birçoğunun dikkatini çekmemiştir. Hindistan’da birkaç yazıtta var, Ay’ın bir ara ayrıldığına dair ama adamlar mesela gören de diyor ki; benim gözüme öyle görünmüş olabilir, diyebilir. Yani bir an yansıma olmuş olabilir. Parlaklığı o şekilde gördüm, diyebilir. Dolayısıyla aklın ihtiyarını hiçbir şekilde kaldırmayacak bir mucizedir. Hemen hemen her mucize böyledir. Bakın bunu kesinlikle söylüyorum, Kıyamete kadar olacak harikalar, kerametler de dahil hiçbir mucize aklın ihtiyarını kaldırmaz. Hz. İsa (a.s.) gelecek, mucize gösterecek. Gene göreceksiniz, gene aklın ihtiyarını kaldırmaz. Aklın ihtiyarını kaldırsa, insanlar sonradan imansız olur mu? Hz. İsa (a.s.)’yı gören nesil bozulmaya başlayacak, sonradan. Hz. İsa (a.s.)’nın son zamanlarında doğan gençler, Hz. İsa (a.s.)’yı görecekler. Ama sonra, imanlarını kaybedecekler zamanla bir kısmı. Dolayısıyla imtihanın sırrını Allah çok ince, büyük bir sanatla yaratmıştır. Yani Allah’ın ondaki sanatı; hücre, mitokondri, kofuldaki sanat var ya, onu milyonlarca kere geçer. Yani Allah’ın sebep aleminde yarattığı sanat, kaderdeki konular, konuların karmaşıklığı ve inceliği ve hiçbir konunun diğerine zarar vermeyecek şekilde yaratılması ve hepsinde aklın ihtiyarı alınmayacağı şekilde fakat tam düzgün ve doğru olarak oluşması mucizelerinde, çok ince bir sanatla Allah tarafından yaratılmıştır. Bu da Allah’ın ayrı görünmez mucizeleridir. Mesela düşünün, hem ölüyü diriltiyor ama aklın ihtiyarını kaldırmıyor. O kadar mükemmel yapıyor ki Allah, hep ikinci bir ihtimale açık olarak yapar Allah mucizeyi yaptığında. Aklın ihtiyarı o yüzden kalkmaz. Siz dikkatlice Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hitaplarını Kuran’da izlerseniz, aklın ihtiyarının kalkmadığı oradan açıkça görünür. Geçende de söylemiştim, mesela diyor Cenab-ı Allah, hitap ediyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e; “Allah seni terk etmedi” diyor. Bu, çok nettir. İmtihanın devam ettiğinin net delilidir. Evet, devam edelim.
SUNUCU:“Selamlar güzel Hocam”.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU:“Şuara Suresi’nde 9, 10 ve 19 ve 20. ayetleri çok seviyorum. Ve imanımı çok güçlendiriyor. Bir de bu surede Allah’ın isimlerinin çok fazla kullanıldığını görüyoruz. 53 ayetten oluşan bu sure, huruf-u mukataa ile başlıyor ve 45’e yakın Allah’ın farklı ismini buldum. Bazı ayetlerde 4 farklı isim kullanılmış. Çok ilginç geldi. Düşüncelerinizi çok merak ettim. Kardeşiniz Osman”.
ADNAN OKTAR: Osman’ın yazısını bana verir misin? Allah Allah, bakayım neler gördü mübarek? 9. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım, Şuara Suresi değil mi? “Şüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir”. Evet, 10; “hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: ‘Zulmetmekte olan kavme git’" Evet, 19; "ve sen, yapacağın işi de işledin;” diyor ayette ve 20; “dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."” Ama neden olduğuna yani buradaki ayetlerde neler dikkatini çekmiş, onu söylememiş. Onu bize yazsın, göndersin. Yani birçok anlamı var bu ayetin, birçok derinliği var. Fakat kastettiği ne, onu anlamamız lazım. “Şüphesiz, senin Rabbin, gerçekten O, üstün ve güçlüdür, merhamet sahibidir. Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git"”. Bunu mutlaka söylemesi lazım. Yani bunları açar anlatırım, ama onun kastettiği, fark ettiği neler, onu anlatmamı istiyor anladığım kadarıyla. Onu anlatmam için onun söylemesi lazım inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. Başka bir soru soruyorum Hocam. “Hocam, kibirle nasıl mücadele edebiliriz? Ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in imanı gibi bir imana kavuşabilecek miyiz?” İstanbul’dan Onur Ezber.
ADNAN OKTAR: Kibir. Kibir zaten bir iman hakikati, mucizedir. İnsanın beyninin içinde yaşadığını bilmesine rağmen bu aczine rağmen mesela acıkıyor, uyuması gerekiyor değil mi? Doğal ihtiyaçları var, başı ağrıyor, her türlü zorlukla karşılaşıyor ve üstelik de bütün bunlar beyninin içinde şu kadarcık yerde oluyor. İnsan şuuru, insanın gördüğü görüntüler, yaşadığı alem beynin içinde şu kadar bir yerdir, küçücük bir yer. Burada yaşayan ve sadece görüntülerle muhatap olan bir insan, dış alemle bağlantı kuramayan -dış alem vardır ama biz onun görüntüsünü görüyoruz- böyle bir insanın kibirli olması, enaniyetli, gururlu olması, kendini büyük görmesi zaten Allah’ın varlığının en büyük delillerindendir. Yani böyle bir şeye gücünün yetmemesi lazım normalde. Bir varlık düşünün, yani siz. Şu kadarcık yerde yaşıyor, gözünüzde canlandırın. Ve ona görüntü veriyorsunuz siz, bir elektrik akımıyla görüntü veriyorsunuz. Ve o orada, ufacık yerde yaşıyor. Kendisinin, işte hoşlandığı herşey, alem orada ona gösteriliyor. Buradaki varlıkla siz bağlantıya geçseniz, “Nasılsın? Orada iyi misin?” deseniz, “iyiyim” dese, “enaniyetin, gururun nasıl, böyle kendini beğeniyor musun? Büyüklük hissin var mı?” deseniz, “ne haddime de? Ben zavallının tekiyim” der değil mi? “Birkaç milimetreküp bir şeyin içerisinde görüntüyle muhatap oluyorum. Yani çok acınacak durumdayım ben, zavallının tekiyim, benim ne haddime?” falan der değil mi? Makulü bu değil mi? Bunu diyemiyor işte insan. Bu, mucize bu. Yani siz dışarıdan böyle bir varlığı kafanızda çok rahat canlandırabilirsiniz. 4-5 milimetreküp, yani ne bileyim kalem ucu -kolay olduğu için anlatıyorum- kalem ucu kadar bir yerde bir canlıyı bunun içine koysanız siz, küçücük bir canlı. Ve orada sadece görüntü olarak bakın, hayal olarak yaşayabiliyor, elektrik akımı veriyorsunuz. Ve verdiğiniz akımın dışında da hiçbir şey göremiyor, duyamıyor ve anlayamıyor. Sen, birisi dese ki oradaki ona; “sen çok büyük adamsın, dehşetsin”. Yani en büyük sensin deseler, adam der ki; “yani ben büyüklük taslayacak halim var mı, zavallılığım açık değil mi? Nihayet ben görüntüden ibaret bir varlığım ve cürümüm ne, ben ne kadarcık yerdeyim ki?” der. Değil mi? Ve “tamamen bana verdiğin görüntüyle ayakta duruyorum” diyecektir. “Bana verdiğin görüntüyü sen kessen, zaten ben biteceğim” der yani. “Dümdüz olacağım. Bana verdiğin görüntüyle ben ayakta duruyorum” der. Allah insana öyle bir güç verse, böyle bir varlığı canlı tutabilme gücü verse ki onu da Allah yaratır. İşte insanın konumu böyle. Ve bu, Allah’ın varlığının en mühim delillerinden bir tanesidir. Bakın bu fıtrattan kurtulamıyor. Mesela aceleci olarak yaratılıyor, aceleci oluyor. Yani onu mutlaka yapıyor. Mesela enaniyetli yaratıyor Allah, enaniyet yaratıyor. Yani ne haddineyken değil mi? O müthiş bir azamet ve büyüklük hissi geliyor. Mesela kavga yapıyorlar, kepazelik çıkarıyorlar. Mesela kasıla kasıla arabadan iniyor, böyle azametle iniyor. Halbuki beyninin içindeki görüntüde oluşuyor o azametli arabadan inmesi. Değil mi, böyle garç garç yürüyor geliyor falan. Film sahnesi gibi, Allah ona beyninin içinde onu gösteriyor. Aslında tam anlamıyla zavallıdır insan. Yani tam acz içindedir. Fakat muazzam bir azamet ve büyüklük vardır. Mesela, “imparatorlar imparatoru geliyor” diyorlar, bir gonga vuruyorlar böyle, bütün borazanlar çalıyor. Beynin içinde olur o. Yani mesela Sultan Süleyman farz edelim, beyninin içinde Sultan Süleyman’lık yapmıştır. “Ya ne azametli padişah geliyor” diyorlar, atının üzerinde. Rüya alemi gibi, Allah ona beyninde gösteriyor o görüntüyü. Dış alemde o vardır ama sadece onun görüntüsüyle muhatap olabilir. Veyahut mesela bir başka padişah da diyebiliriz, başka bir kişi de diyebiliriz. Mesela “dünyanın en zengin adamı” diyorlar, “işte karşınızda” diyorlar. En zengin adam nerede yaşıyor biliyor musunuz? Beynin içinde şu kadarcık yerde yaşıyor. Peki diyorlar bunun dolarları, paraları diyor. O da görüntüdür beyninin içerisinde. Doları alsın önüne yığsınlar, denemek isteyenler de yapabilir. Koysunlar önüne, masanın üzerinde koysun. Dolara bakarken gözünü şöyle bir yandan bastırsın, dolarlar bir böyle gider, bir böyle gelir. İki tarafa doğru oynamaya başlar dolarlar. Niye oynar sence? Madem orada duruyorsa dolar, o görüntünün oynamaması lazım. Madem sabitti değil mi? Sen demek ki masanın üzerindeki dolarla muhatap olamıyorsun. Ne ile muhatap oluyorsun? Görüntüsüyle muhatap oluyorsun. Çünkü bastırdın mı bayağı bir gidiyor, öbür tarafa doğru gidiyor. Yatının karşısına geçiyor adam mesela. “Dünyanın en büyük yatı benim elimde” diyor. Şöyle yandan bir bastırırsa gözüne; yat şöyle 100 metre gider, 100 metre geri gelir beyninin içerisinde. O da bir görüntüdür. Aynı film sahnesi gibi her insana bu gösterilir. Dış alemi biz hiçbir zaman için orijinali ile göremeyiz. Dış alem siyahtır. Simsiyahtır ve saydamdır. Bunu kim söylüyor? Bunu Müslüman bilim adamları da söylüyor. Bunu dinsiz bilim adamları da söylüyor. Budisti de söylüyor. Hepsi söylüyor. Net tespit ettikleri bilimsel bir gerçek bu. Ama şu anlattığım konu, bilim adamı olmaya ihtiyaç yok. Bunu zaten herkes kendisi görüyor bunu, laboratuvar gibi. Yani hiçbir insan karşısındaki kişinin aynı orijinalini görmez. Renk beyinde yaratılıyor. Allah yaratır rengi. Işık da beyinde yaratılıyor. Allah bu kadar aciz yaratmasına rağmen şu dünyadaki azameti görüyor musunuz? O azamet de insanlara özel yaratılıyor, imtihan olmaları için.
Yalnız benim sözlerimi olduğu gibi alsın kardeşlerimiz, bazen benim sözlerimi genişletenler oluyor kendi kafasına, mantığına göre. Allah esirgesin, anormal çizgiye de gidebilirler. Öyle olmaz. Yani ehli sünnet çizgisi içerisinde, akıllı olarak Kuran’ın çizgisi içinde kalınması çok önemlidir. Kendi kendilerine yeni yol bulmaya kimse kalkmasın, buna çok dikkat etsin. Anlattıklarıma yeni ilave yapmaları olmaz. Merak ediyorlarsa bana gene sorsunlar. Ama çizgiye, istikamete çok dikkat etmek gerekiyor. Hatalı görüşten kaçınmak lazım. Geçenlerde bir kardeşimiz yazmış. Baktım; yani garip çizgilere doğru gitmiş bazı olaylar, yorumlamış. Bana soruyor gerçi, ben böyle düşünüyorum demiyor ama öyle bir riskin içine girmiş. Anlattıklarıma ilave yapmalarına gerek yok. Ben çok net, derli toplu anlatıyorum. Bu yeterli, neyi kastettiğim de anlaşılıyor. Dışarıda madde vardır. Bu kesin. Kuran’ın da açık hükmü ve fiilen de bu böyledir. Ama o da gölge varlıktır. Yani mutlak varlık olmaz. Mutlak varlık sadece Allah’tır ve zamanın ve mekanın dışındadır. Çünkü zamanı ve mekanı Allah sonradan yaratmıştır. Zaman ve mekan varlığını biz biliyoruz, yani bize göre yaratmıştır Allah. Allah’ın zamana ve mekana ihtiyacı yoktur. Zamansız ve mekansız, yani bunu iyi bilecekler herkes. Bu, Kuran’ın açık hükmüdür. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah. “İyi akşamlar Hocam.”
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: “Bugün okuduğum haberlerde İslam’ın hızla yükseldiğine bir kez daha şahit oldum. Okuduğum bu haberlerdenbirisi, Deniz Baykal’ın ‘İslam’ı yayabilirsek dünyada kavga olmaz’ demesiydi. MaşaAllah Hocam, sizin söylediğiniz her sözü biz en kısa zamanda haberlerde başka kişilerin ifadelerinde de duyuyoruz. Allah razı olsun. Hocam, bize bu konuda yani İslam’ın yayılması için neler yapabileceğimizi anlatabilir misiniz? Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinde felaketlerin artmasının bir hikmeti var mıdır? Örneğin bu yıl depremlerin sayısında muntazam bir artış oldu. Bunun bir hikmeti var mıdır?” Sibel Özkan.
ADNAN OKTAR: Depremler daha da artacak, onu söyleyeyim. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. Hz. İsa (a.s.)’nın iniş alametidir, İncil’de de var. Şu an zaten çok arttı. Kıyası kabil olmayacak derecede arttı depremler. Çizelgelere de bakarsanız görürsünüz. Mesela şu kadarcık bir çizelge, ta bu derece yükselmiştir. Çizgilere baktığımıza müthiş bir yükseklik oluşmuştur. Bu, gittikçe de devam eder. Ama Deniz Baykal’ın oradaki sözü de Mehdiyetin gölgesinin, Mehdiyetin etkisinin doğruluğunu, netliğini ve açıklığını en anlamayan kafalara bile açıkça göstertecek bir gelişmedir. “Ben anlayamadım, göremedim” diyenler, Türkiye’deki sosyal, siyasi gelişmeleri göremeyenler, Türkiye’deki toplumun değişmesini göremeyenler yani benim bunlara bir sözüm yok. Dikkatlice bakan çok açık anlar. Baykal’ın sözü, doğrudan Mehdiyeti anlatan bir sözdür. İslam dünyaya hakim olursa ne fitne ne fücur ne adaletsizlik kalır; huzur, bereket, bolluk, neşe, sevinç gelir, adalet gelir, demokrasi gelir, fikir özgürlüğü gelir, hayat gelir, canlılık gelir, sanat, bilim gelir. “Hayatın en güzel yönleri ortaya çıkar” anlamında söylenmiş bir söz bu. Mehdiyetin özetidir bu anlatılan söz. Anlamayan kafalar olacaktır ama onlar da yavaş yavaş açılacaklardır inşaAllah. Fakat Deniz Baykal, ben başından beri söylüyorum, çok değer verdiğim, saygı duyduğum bir insandır inşaAllah. Ve bağnazlığa da karşıdır. Mehdiyetin özelliğidir zaten; bağnazlık ve tutuculuğu ortadan kaldıracaktır Mehdiyet aynı zamanda. Baykal’ın da özelliğidir o. Bağnazlığa gericiliğe, şiddetle karşı olan bir insandır ama Allah aşığıdır, Kuran aşığıdır, Hz. Muhammed (s.a.v)’in aşığıdır. Üslubundan bu çok açık görülüyor. Bir de bazı ağızlar, bazı samimiyetsiz ağızlar da bunun bir siyasi taktik ve manevra olduğunu söylüyor olabilirler. Bir kere Baykal’ın böyle bir şeye ihtiyacı yok. Bu yaşta olan bir insan, bu olgunlukta olan bir insanın ve bu dürüstlükte olan, bu kadar dürüst olan bir insanın böyle düşüneceğini söylemek çok çirkin olur. Yani çok çok çirkin olur. Bir de insanların kalbine kötü nazar edilmez. Hayır gözüyle nazar edilir. Bir de her şey hayra yorulur. Şerre yorulmaz. Bir insan ben müminim, muttakiyim, Müslümanım diyorsa elhamdülillah o Müslümandır. Yok sen kafirsin, sen taktik yapıyorsun; bu, Müslümanın kullanacağı bir üslup değil. Deniz Baykal için de hiç kullanılmaz. Çok çok çirkin olur. Çünkü zaten simasında da var. Yüzündeki nurdan ve efendilikten bu anlaşılıyor. Çok büyük vicdansızlık olur o tarz sözler, yakışık almaz. Söyleyenler Allah’tan korkmaları gerekir. Çünkü onların bir garantisi var mı bunun aksini savunanlar, yani Deniz Baykal’ı samimiyetsizlik ile suçlayanların Cennet’e gideceğine dair bizim elimizde bir garanti var mı? Yok. Ne Deniz Baykal için ne başkası için hatta ne de Mehdi (a.s.) için bir garanti yoktur. Biz, samimi olarak Allah’a kulluk edeceğiz ama bakın diyorum; İslam dünyaya hakim olacak ve hiç görülmemiş bir şekilde hakim olacak. Bu adımları, bu gelişmeleri göremeyenlerin gözünde bir şey var demektir artık. Ben diyecek bir şey bulamam artık. Bulurum da bulmaya, yani hükmen o tarz bir üslup kullandım. Anlamıyorsa anlamıyordur ama gene anlatmaya devam ederiz. Allah affetsin, doğrusu budur, bu şekilde söylüyorum inşaAllah.
SUNUCU: “Selamün aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Adnan Hocam, Allah sizden razı olsun. Sizin vesileniz ile çok şey öğreniyoruz ve Allah’a olan aşkımız katlanarak artıyor inşaAllah. Siz Kuran-ı Kerim’de çok fazla sır olduğunu söylemiştiniz. O günden beri Kuran’ı daha dikkatli ve düşünerek okumaya gayret ediyorum. Ben de Araf Suresi’nde birçok sır olduğunu fark ettim okurken. Mesela 163, 164, 165, 166, 167. ayetler. Hocam bu ayetlerin yorumunu yaparsanız çok sevinirim. Allah sizi başımızdan eksik etmesin” Pınar Güloğlu.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.
SUNUCU: “Araf Suresi’nde birçok sır olduğunu fark ettim okurken. Mesela 163, 164, 165”
ADNAN OKTAR: Berker Hocamızın asistanlık yapmaması bize zorunluluk meydana getiriyor tabii. Sen bulabilir misin Berker’im, sana zahmet.
SUNUCU: Hocam burada da bir yorumumuz var. Ersin Osmanov yazmış.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
SUNUCU: “Selamün aleyküm Hocam”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Size bir şey söylemek istiyorum. Bence Cübbeli sizi her akşam izliyor. Sevgiler, saygılar”.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, güzel.
Pınar Hanım’ın bakalım neler dikkatini çekmiş? Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi aşmışlardı”. Deniz kıyısındaki şehir, herhalde ona dikkati çekilmiş anladığım kadarı ile. 163 bu. 164: “Onlardan bir topluluk: ‘Allah'ın kendilerini helak etmek veya şiddetli bir azaba uğratmak istediği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?’ dediğinde ‘Rabbinize karşı bir özür için ve bir ihtimal sakınabilirler diye’ dediler”. Evet, bunu Mehdiyet ile bağlantılı görmüş kardeşimiz. Doğru, tabii var bağlantısı. Ama şöyle; bütün dünya için geçerli bu. Mehdi (a.s.)’nin gelmesi, Kıyameti durduran bir olaydır. O yönü ile mutabık. Yoksa bizim milletimiz mübarek bir millettir inşaAllah. “Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında ise, Biz de kötülükten sakındıranları kurtardık”. Evet, bu yönü ile Mehdiyete bakıyor. “Zulmedenleri yaptıkları fısk dolayısıyla pek zorlu bir azap ile yakaladık”. Evet, “küfür, tuğyan ve dalalet batacaktır” diyor. Etkisiz hale gelecektir. 166: “Onlar, kendisinden sakındırıldıkları 'şeyi yapmada ısrar edip başkaldırınca' onlara: ‘Aşağılık maymunlar olunuz’ dedik.” Darwinizme de işaret var burada açıkça. Çünkü adam “ben maymunum” diyor zaten sorduğunda. Allah da onların maymun olduğunu söylüyor. Başka bir hayvana benzetmemiş. Halbuki binlerce hayvan çeşidi var. Özellikle Allah maymuna benzetmiş. “İşte o zaman Rabbin, onlara en kötü azabı yapacak kimse(leri) kıyamet gününe kadar üzerlerine mutlaka göndereceğini bildirdi. Şüphesiz, Rabbin (ceza ile) sonuçlandırması pek çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayandır, esirgeyendir.” Allah onlara insanları musallat edecek. Zulüm yapanları birbirlerine kırdırıyor Allah. Ona da Kuran’da dikkat çekilmiş.
SUNUCU: “Selamün aleyküm Hocam”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Geçenlerde bir haber dikkatimi çekti. Amerikalılar, körler için bir gözlük çıkarıyorlarmış. Beyinden gelen elektrik sinyalleri ile dışarıdaki nesneleri tanıma imkanı bulabileceklermiş. Üç sene sonra piyasaya sunulacakmış. Bu, sizin yıllardır söylediğiniz bir şey ve kitabınızı hatırlattı bana: Vücut elektriği sinyali. Bilgileriniz için Allah sizden razı olsun” Makbule Yenigün, Mersin’den.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Artık tabii kendileri de düşünerek, kendileri de bu anlattıklarımı inceleyerek güzel düşünceler, güzel fikirler geliştirebilirler inşaAllah. Almanya’dan Elyasin Mustafa Altınok, Bakü’den Hüseyin, Almanya’dan Karaoltu’nun soruları. “Esselamünaleyküm, değerli ve çok sevdiğimiz ve çok saydığımız Hocamız, önceki mailimde 7 tane sorumu maalesef cevaplamadınız. Ne mail yazdınız bana ne de online olarak cevapladınız. Biraz kırıldım” diyor. “Çünkü benim için çok önemli ve çok merak ettiğim sorulardı. Yani bir tanesini bile cevaplarsanız, Allah razı olsun derim. Neyse, belki de çok yorgunsunuzdur”. EvvelAllah, bizde yorgunluk olmaz inşaAllah. “Sizi de rahatsız etmek istemiyorum.” Estağfurullah. Biz sizin emrinizdeyiz inşaAllah. “Bir daha soru sormam”, küsmüş gibi, o, ne o? Olmaz. Sorsun, istediği gibi sorabilir. Haberim yoktu, gerçekten, samimi olarak söylüyorum. İlk defa duyuyorum. “Bir daha soru sormam size. Özür dilerim sizi rahatsız ettiğim için” diyor. Rahatsız etme olmaz. İbadette rahatsız etme olur mu? Allah’ın razı olacağı bir şeyi yapmak, rahatsız etme değil, o kardeşinize sevap için imkan hazırlamak olur. İhya etmiş oluyorsunuz, rahatsız etmiş değil. İhya etmiş oluyorsunuz, nimet sunmuş oluyorsunuz. Güzellik sunmuş oluyorsunuz, öyle bir şey olmaz, sakın ha. Onlar biraz cahiliyede olur. Adam mesela “rahatsız mı ettim” der. Hakikaten de rahatsız eder. İslam’a hizmet, Allah’a hizmet insanlara sürur, mutluluk, sevinç, şevk, heyecan verir. Sağlık, sıhhat verir. Öyle bir şey olmaz. MaşaAllah uzun uzun yazmış kardeşimiz. Ama bunların herhalde bir tanesini söyleyebilirim. “Mehdi (a.s.) gelecek diyorsunuz” diyor 5. sorusunda, “haksızlık olmuyor mu ki önceki insanlara?” diyor. Olmaz, Cenab-ı Allah her şeyi tam tertip ve güzellik üzerine yaratır. Mesela bir evvelki yüzyılda Bediüzzaman vardı. Bediüzzaman’a uyanlar aynı Mehdi (a.s.)’ye uyma sevabını alırlar ama aynısını. Bir evvel Mevlana Halid vardı, müceddid. Ona uyanlar Mehdi (a.s.)’ye uymanın aynı sevabını alırlar. Çünkü amaç sevap almak değil mi? Kerametleri, harikaları da çok fazlaydı Bediüzzaman’ın. O da çok fazla keramet ve harika gösteren bir insandı. Ama tabi olan olmadı. Mesela Bediüzzaman’dan örnek veriyorum. Diyor ki; “Bediüzzaman hapisteyken,” yalnız Bediüzzaman’ın anlattığım olaylar, bunlar net olan olaylardır. Ben öyle hurafeye, şuna, buna inanmam. Beni bilir insanlar. Yani çok akılcı ve çok net doğru olmadıktan sonra benim bir şeye kesin kanaatim gelmez. Bu, net bildiğim bir konu ayrıca. “Bediüzzaman hapiste iken”, ayrıca bu belgeli de, onu da söyleyeyim. “Bir gün o zamanın Eskişehir müdde-i umumîsi” yani başsavcısı, “Üstad Bediüzzaman’ı çarşıda görür.” Bu, yalan olacak bir konu değil. Artık savcı var devrede. “Hayret ve taaccüple (şaşkınlıkla) ve vazifesine son vereceği ihtarıyla, hapishane müdürüne kızıyor”. Diyor ki; “ne için Bediüzzaman’ı çarşıya çıkardınız?” Çünkü hapiste ve tecritte. Tecrit hapsinde. Yani hücre hapsinde. Kilitler açılmış, bütün kilitler üzerinden açılmış. Nasıl gönderirsiniz diyorlar çarşıya. “Şimdi çarşıda gördüm” diyor. Savcı bizzat görüyor başsavcı, gözüyle görüyor. Müdür de, “hayır efendim. Bediüzzaman hapishanede, hattâ tecrittedir; isterseniz bakınız” diyor. Üstünde koskoca kilitler, üstü kapalı. Nedir bu? Bu, Hızır (a.s.) özelliğidir. Hızır (a.s.) ilmini bilenlerin özelliğidir. Hızır (a.s.)’ın talebelerinin özelliğidir. Bir küçük olay, yani Hızır (a.s.)’ın her zaman yaşadığı olaylardan bir tanesi. Ama bizim için tabii çok büyük bir olay. Onun için de çok büyük bir olay. Küçük demeyelim, Allah affetsin. Peki, onun zamanında yaşayan, Mehdi (a.s.) ile iç içe yaşamış olmuyor mu? Ama birçok insan evlilik bahanesiyle uzak durdular, tahsil bahanesiyle, ticaretini bahane etti, ailesini bahane etti, keyfini, zevkini bahane etti, gezme arzusunu bahane etti ve Bediüzzaman’a yardımcı olmadılar. Değil mi? Bir avuç insan ona yardımcı oldu o dönemde ve 30 yılı hapiste geçti. “Ne oluyor?” diyen çıkmadı. “Bu insan ne yaptı da size, 30 yıl hapiste yatıyor, yatması gerekiyordu?” diyen gene çıkmadı. Çok şaşırtıcı bir durum yani, ne yapmış, öğrenmek istiyorum dersin. Hak ettiyse, neden dolayı hak etmiş? Hak etmediyse neden hak etmemiş? Sonra tamamından beraat etti. Hak etmediği anlaşıldı. Bütün iddialardan beraat etti ama 30 yıl hapiste tutuldu. O çileyi çekerken ilgilenen oldu mu? Olmadı. İşte o ilgilenmeyenler onun Ahirette hesabını verecekler, gördüğü, bildiği halde yapmayanlar. Gördüğü, bildiği halde de yardım edenler de onun sevabını kazanmış olacaklar, o hizmetin sevabını kazanacaklar. Demek ki her devirde bir Mehdi (a.s.) sevabı alacak bir ortam oluyor. Mevlana Halid-i devrinde de yine aynı şekildeydi. Halidiye Okulu halen devam ediyor idi, son buldu. Çünkü Mehdi (a.s.)’ye devredilmiştir. Bütün halifelikler, bütün tarikat halifelikleri Mehdi (a.s.)’ye bırakılmıştır. Hepsi vekille devam ettiriyorlar şu an. Hiçbir tarikat halife bırakmadı artık, bırakmıyor Ali Haydar Efendi başta olmak üzere. Yani “gelininden korktu da” diyor Cübbeli. O, sadece Allah’tan korkar. Osmanlı döneminin aslanı. Pehlivan yapılı, müthiş bir insan ve padişahlara ders veren bir insan ve müthiş cesaret sahibi. Hapishaneye de girip çıkmıştır, hiçbir şeyden korkmayan bir aslan. “Gelininden korktu da, o yüzden halifelik vermedi” diyor. Yani kendisinden sonraki tarikat halifeliğini vermedi, diyor. Ondan değil. Öyle bir şey ona söylenmez. Çok ayıp ve çok büyük bir iftira, çirkin bir iftira, Ali Haydar Efendi’ye. Allah’ın rızasını bu kadar takip eden, Allah’tan bu kadar çok korkan, kendini tamamen Allah’a adamış böyle büyük bir alime böyle bir iftira çok çirkin ve vicdana hiç uygun değil. Ali Haydar Efendi Mehdi (a.s.)’nin 1400’te geleceğini biliyordu ve bütün ulema biliyordu; herkes biliyordu. Suyuti’nin hadislerini o su gibi biliyor. Yani “dünyanın ömrü 7000 yıldır. Bunun 5600 yılı geçmiştir” denildiğinde açıkça ortaya çıkıyor Hicri 1400’te Mehdi (a.s.)’nin geleceği. Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.)’yi 1400’de çıkacak şeklinde açıklaması nasıl hadislere dayalıysa, nasıl bilgiye dayalıysa, Ali Haydar Efendi de Hicri 1400’te Mehdi (a.s.)’nin çıkacağını biliyordu. O yüzden halifeliği ona bırakmıştır. Yoksa hiçbir tarikat şeyhi halifeliği bırakmamazlık etmez. Silsilede hiç görülmemiştir bu. Tarikat silsilesinde muntazam devam etmiştir. Sürekli icazet vererek ondan ona, ondan ona, ondan ona, ondan ona, en zor savaş anlarında, en tehlikeli ortamlarda, çok büyük tehditler altındayken de gene icazet vermeye devam etmişler tarikat büyükleri. Hiçbiri korkak değildi, hiçbiri gelininden korkmadı. Öyle bir şey olmaz. Yani kılıç altında dahi olsalar icazet verdiler ve halifeler tayin ettiler. Halifeliğin durdurulmasının nedeni, bütün velayet kemalatının Mehdi (a.s.)’de toplanması nedeniyledir ve onlar ilhamla hareket eden insanlar, bilgi alan insanlar. Yani ilhamla bilgi alan insanlar. Hem hadis, hem ilham, hem rüyayla bilgi alan insanlar. Net Mehdi (a.s.)’nin geldiğini bildiği için hilafeti Mehdi (a.s.)’ye bırakmıştır. Aynı şekilde diğer tarikat büyüklerinde de bu olmuştur. Kadiri tarikatında, Şazili tarikatındaki bütün büyük ulema, büyük mürşitler bunun farkındalar. O yüzden halifelik hiçbiri vermedi ve vermiyorlar. Bu, zaten Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir bu ayrıca. Bunu herkes söylüyor. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri de; “bu yüzyılda İslam hakim olacak ve Mehdi (a.s.) çıkacak” diyor. Ne demektir bu? “Ben de Mehdi (a.s.)’ye talebe oldum” anlamında bir sözdür bu. Hangi tarikat şeyhi olursa olsun, kim olursa olsun Mehdi (a.s.)’nin talebesidir. Şah-ı Nakşibend de Mehdi (a.s.)’nin talebesidir. Abdulkadir Geylani de Mehdi (a.s.)’nin talebesidir. Çünkü bütün velayet kemalatları onda toplanmıştır, ahkimel-ü velayettir. Hatem-e velidir. En büyük velidir. Gelmiş geçmiş en büyük velidir. Hz. İsa (a.s.), bakın düşünün ona vezir olarak geliyor, veziri olarak. Allah ona vezir kılıyor. Yardımcı olarak Hz. İsa (a.s.)’ı gönderiyor. Böyle bir insandır Hz. Mehdi (a.s.). Cübbeli’nin coşkuyla Hz. Mehdi (a.s.) için dua etmesi ve sonra da o duayı kesmesi de ayrıca Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. O duadan ben Cübbeli’nin pişman olduğunu tahmin ediyorum. O pişman olduğu duayı yeniden dinleyelim. Bir daha yayında gösterin. Çünkü pişman oldu ki bir daha o duayı edemiyor. Ben mesela her gün Allah’a dua ediyorum. “Ya Rabbi ilmimi artır, sağlık sıhhat ver, İslam’ı dünyaya hakim et” diyorum. Birdenbire bir insan vazgeçiyorsa bir duadan, demek ki onu istemiyor demektir. Öyle bir olayın bir daha olmasını istemiyor demektir. Niçin vazgeçsin bir insan? Demek ki o duayı tehlikeli buluyor demektir, yanlış buluyor demektir. Yoksa insan aşkla, şevkle yaptığı bir duaya devam etmesi gerekir.
SUNUCU: Hocam hazır izleyebiliriz.
ADNAN OKTAR: Tamam izleyelim.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli bu duasından pişman olmuş olabilir ama talebeleri bu duaya devam etsinler. Yani böyle güzel bir duaya bak, aşkla şevkle “amin” diyorlar. Allah o duaları kabul etti ama Cübbeli pişman oldu benim gördüğüm o duayı ettiğine. O etmeyebilir ama etrafındaki tertemiz mümin kardeşlerimiz Mehdi (a.s.)’ye talebe olmak için, Mehdi (a.s.)’yi gördüğünde Mehdi (a.s.) karşıtı olmamak için buna dua etmeleri lazım. Bak Cübbeli diyor, “gelecek” diyor “Mehdi (a.s.) ve adamın diyor maddesine dokunacak” diyor, “çıkarına ters düşecek” diyor değil mi? “Ve bu sapıktır” diyecek, diyor. Ve Mehdi (a.s.)’ye düşman olacaklar. Ve onunla uğraşacaklar, işte böyle insanlardan olmamak için de ayrıca talebeleri dua etsinler. Ben dua ediyorum. Onlar da dua etsin. Bak Mehdi (a.s.)’ye talebe olmak için ben dua ediyorum. Ben naçiz, onun aciz bir talebesiyim Mehdi (a.s.)’nin. Ayağının tozuyum. Onlar da dua etsinler Mehdi (a.s.)’ye yetişmek ve Mehdi (a.s.) zıddı olmamak için. Ve Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele eden insan konumunda olmamak için dua etsinler. O duayı kesmesinler. Gizlice dua edebilirler. Belki Cübbeli’nin rahatsız olacağını düşünüp açıkça dua edemiyor olabilirler. O duymadan da dua edebilirler. Değil mi? Hafi olarak da dua edebilirler ama mutlaka dualarına devam etsinler. Çünkü bu duanın kesilmesi çok büyük bir felakettir. Çok büyük bir olaydır. Yani Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir ama duayı kesen için bir felakettir. Ahirette bunun hesabını veremez. Yani Cenab-ı Allah sorsa, “sen önceden aşkla şevkle Mehdi (a.s.)’nin çıkması için dua ederken ve İslam’ın dünyaya hakimiyeti için dua ederken birden bire Allah’ın bu nurunun dünyaya hakimiyetini neden istemedin? Neden duayı kestin?” derse bunu açıklayamaz bir insan. Ve çok büyük bir suç işlemiş olur Allah katında. Dolayısıyla her müminin bu duayı yapması gerekir. “Ya Rabbi bize İslam’ın dünyaya hakimiyetini göster, bu yüzyılda, en kısa zamanda göster. Mehdi (a.s.)’yi görmekle bizi şereflendir. Hz. İsa (a.s.)’ı görmekle bizleri şereflendir” demeleri gerekir. Hızır (a.s.) da mübarek, var gücüyle gayret ediyor. Hızır (a.s.)’ı dikkatlice izleyenler Kuran’da birçok yerde faaliyet halinde bulacaklardır. Ben daha önce de söylemiştim. Birçok kardeşimiz çok yamanlar maşaAllah. Hakikaten görmüşler, sezmişler birçok yerde. Gerek Kehf Kıssası’nda, gerek Yusuf Suresi’nde, gerek Hz. Musa (a.s.)’ya sarayda destek olan şahıs olarak bilinen bir kişi var. Ayrıca mağarada Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’le beraber olmuştur. Aynı ortamda olmuştur. Biliyorsunuz Hira Mağarası’nda vahiy gelmişti Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e ama ayrıca bir de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) saklanmıştı biliyorsunuz. Yani küfür onu takip etmişti, saklanmıştı, yani bir suikast veya fenalık yapmasınlar diye. Orada da Hz. Hızır (a.s.) onun yanındaydı. Mesela bir kardeşimiz yazmış, çok hoşuma gitti maşaAllah. Bilmiyorum bizim yazılarda da görmüş olabilirler ama kendi de fark etmiş olabilir. İçlerinden bir sözcü diyor ki; “Yusuf (a.s.)’u kuyuya bırakalım” diyor. Yani onun öldürülmesini istemiyor. Ona bir fenalık yapılmasını istemiyor. Kuyuya koyalım, diyor. Birisi gelir alır onu oradan, diyor. Kardeşimiz demiş ki; “acaba bu Hızır (a.s.) mıydı?” diyor. Onu da söylemeyeyim inşaAllah. O kendi düşünsün, kendi bulsun. Ama Hızır (a.s.) hiç tahmin edilmeyen yerlerde insanların karşısına çıkar. Hiç ummadığın bir insan şeklinde karşısına çıkar. Bazen de eşya haline de gelebilir. Bediüzzaman’ın da sık sık görüştüğü bir kişidir Hızır (a.s.). Hızır (a.s.) çok şefkatli, çok merhametlidir. Çok sevecen bir insandır. İbadetle mükellef değildir. Ama mesela namaz kılan bir topluluk varsa gider orada namaza durur. Ama abdest almaz. Abdestsiz öyle namaza durur. Ama o namazdan sorumlu olduğu için değil, müminlerle beraber olmak için namaza durur. Mesela Hanefiyse Hanefilerle durur, Şafiyse Şafilerle durur. Yani ona fark etmez. Öyle bir insandır. Çünkü onun kendi şeriatı var. Kendi şeriatı ile amel ediyor. Bizim şeriatımızla mükellef değildir inşaAllah. Dolayısıyla Şafiler onu Şafi zannedebilir mesela orada kılsa. Halbuki Şafi değildir. Hanefiler de Hanefi zanneder. Hanefi de değildir inşaAllah. Ama kendi şeriatında çok titizdir. Allah’ın ona belirlediği şeriata çok titizdir.
SUNUCU: Hocam anlattığınız konuyla ilgili Yusuf Suresi’nin bir ayeti de var, okumamı ister misiniz?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Eğer (mutlaka bir şey) yapacaksanız, öldürmeyin Yusuf'u, onu kuyunun derinliklerine bırakıverin de bir yolcu kafilesi alsın" Yusuf Suresi 10.
ADNAN OKTAR: Mesela bu, tam Hızır (a.s.)’ın yöntemlerinden bir tanesidir. Mesela hakikaten çok anormal bir şey yaptığını zannediyorsun değil mi? Kuyuya koyuyor, çok büyük felaket. Halbuki Hızır (a.s.) biliyor neler olacağını, bilir. Yani gelişmeleri de bilir. Ama tabii ben o kişi Hızır (a.s.)’dır demiyorum. Ama derli topluca bir mantık olarak ortaya koyuyorum inşaAllah. Hızır (a.s.)’la Abdülkadir Geylani görüşmüştür, İmam Rabbani Hazretleri görüşmüştür. Varsa onlardan size açıklayayım. Evet, şurada var. Bakın, “Bir gün sabah toplantısında Hızır (a.s.) ve İlyas (a.s.)’ı ruhaniler suretinde hazır gördüm.” Ruhaniler suretinde, yani aynı insan görünümünde ama ruh olarak geliyorlar ama normal insan. “Onlara selam olsun. Ve ilka-ı ruhaniyle Hızır (a.s.) şöyle dedi”. Ruhunda yani içinde duyduğu bir ses, dışarıda duyulan bir ses değil. Görüntü olarak var. Konuştuğunda o içinde, kalbinde duyuyor. “Biz, ruhlar âlemindeniz. Sübhan Hak bizim ruhlarımızla kudreti kamile ihsan eyledi. Öyle ki istediğimiz şekle girebilir, cisimlerin suretini alabiliriz”. Yani masa şekline gelebiliyor veyahut herhangi bir dolap şekline gelebiliyor. “Bundan sonra o suret ve şekillerden cismani hareket, sekenat, durma ve cesede bağlı ibadet ve taat, itaat, boyun eğme olarak ne meydana gelirse, bunlar da meydana gelir” diyor. Her şey olur, diyor. Gerekirse ibadet de yaparız. Gerekirse yapmayız. Böyle sabit de kalabiliriz, bir eşya olarak durabilirim orada diyor. Bir yerde eşya olarak sabit kalabilirim, diyor. “Bu esnada şöyle dedim;” bak ilka-ı ruhaniyle diyor. “Siz İmam Şafi mezhebine göre namaz kılıyorsunuz, diyor. Bunun üzerine şöyle dedi. Biz şeriatle mükellef değiliz,” yani İslam’la Kuran’la mükellef değilim diyor. “Kutb-i Medar’ın önemli işleri bize bırakılmıştır. Kutb-i Medar dahi İmam Şafi mezhebine tabidir.” O şafi mezhebinde olduğu için “bunun için onun arkasında İmam Şafi mezhebine göre namaz kılarız.” Allah ondan razı olsun, diyor. Yani ne görürse orada topluluk, ona katılıyor. Muhalefet etmiyor. Muhiddin Arabi Hazretleri, mesela diyor ki; “Hızır’la Musa arasındaki yoldaşlıkta Musa zahir ilminin, Hızır ise batini ve ledüni ilmin temsilcisidir. Hızır Musa’ya itiraz etmemesi şartıyla ledüni ilmi kendisine öğreteceğine söz verir. Fakat Hızır’ın zahiri ilmine uymayan hareketlerine Musa daima itirazdan kendini alamaz.” Buna yarın devam edelim çünkü uzun bir konu, inşaAllah.
SUNUCU: Peki Hocam inşaAllah. Kısa bir hatırlatmamız var. HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Hocam buyurun.
ADNAN OKTAR: Şimdi Bediüzzaman’ın eserlerini tahrif yapanlara bir müjdem daha var. El yazmalarını da buldum, Bediüzzaman’ın orijinal el yazması. Ayrıca Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırma Merkezi Kütüphanesi’nde de demirbaşta da var ayrıca Bediüzzaman Said Nursi’nin devrinden kalma el yazması Risale-i Nur Külliyatı. Bakın, “1400 yıl sonra gelecek hakikati” diye açık açık burada el yazması olarak yazmışlar. Bakın diyor ki: “İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar derler ki: Âhiretin tafsilatını ders alan müteyakkız kalbli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri, niçin bin sene hakikatten uzak olarak fikirleri düşmüş gibi, istikbal-i dünyevîde bin dörtyüz sene sonra gelecek bir hakikatı asırlarında karîb zannetmişler" aynısı burada var el yazması olarak. Ve o devre ait de biliyorsunuz kitapların orijinalleri yani 1957 baskısını da buldum. Bir daha tekrar gösteriyorum. Bundan sonra istedikleri gibi değiştirebilirler. İstediklerini yapabilirler. EvvelAllah yani bundan sonra aksi mümkün değil, inşaAllah. Önce hakikaten biraz tedirgin oldum. Bunlar bir şeyler yapabilir ama şu an gönlüm rahat. Bir kısmını tenzih ederim, hepsini değil. Bir kısmı için söylüyorum.
Tamam, yarın görüşürüz, inşaAllah.
SUNUCU: Bizi yarın 22.00’dan itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Aksu TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Hayırlı geceler sevgili izleyenler.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...