SUNUCU 1: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz, dinleyicilerimiz. Harunyahya.tv ve Mavi Karadeniz Radyo’dan sizlere sesleniyoruz. Aynı zamanda Aksu Tv’den de bizleri izleyebilirsiniz. Öncelikle hoş geldiniz diyorum.
ADNAN OKTAR: Efendim sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU 1: Sözü size bırakmadan önce hatırlatma yapmak istiyorum. Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Aynı zamanda soru ve görüşlerinizi bizlere ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan ulaştırabilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Hocam sözü size bırakıyorum buyurun.
ADNAN OKTAR: Söz bende. Şimdi benim aklımdaki konuyla ben girmeyeyim de siz bana bir soru sorun.
SUNUCU 2: İnşaAllah Hocam. “Hocam 1990’da Allah’ın rahmetine kavuşan Beykoz’da Mukim Seyyid Hacı Osman Hulusi Efendi Hazretleri sizin belirttiğiniz gibi Hz. Mehdi (a.s.)’ın 1980’li yıllarda göreve başlayacağını bildirmiştir. Ehli sünnet alimi bu büyük mürşidler ittifakla Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Hz. Mehdi (a.s.)’ın zamanında zuhur edeceğini belirtiyorlar maşaAllah. Bu delilleri bile bile nasıl oluyor da bazı kişiler aksini söyleyebiliyor?” Ragıp Dolunay.
ADNAN OKTAR: Ragıp kardeş doğru söylüyor. Yani dünyanın en önemli konusu Mehdiyet ve Hz. İsa (a.s.)’ın inişi ve İslam’ın dünyaya hakimiyetidir. Bu konuyu böyle daraltmak, küçültmek, gücünü kırmak, mat hale getirmek herhangi küçük bir hareketi bile izlediğimizde veyahut da herhangi büyük bir hareketi izlediğimizde biz bunu görüyoruz. Bu çok vahimdir. Kuran’ın gücünün, coşkun hakimiyet arzusunu, hakimiyet sevincini bu şekilde kırıp insanların elinden bu heyecanı almaya kalkmak, doğrudan şeytana hizmet etmek gibi olur. Çok garip bir tavır olur bu. Mesela Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri alenen ve açıkça, sarahaten “ben Hz. Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlıyorum. Benim görevim bu” diyor. “Ama ben bu görevi yaparken iman hakikatlerini anlatacağım, İslam’ı anlatacağım, Kuran’ı anlatacağım ama Hz. Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlayacağım” diyor. Sanki Hz. Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlamak İslam’a hizmet etmemeyi gerektirmiyormuş gibi bazı insanlar saf saf yorumlarda bulunuyorlar. Bir insan Hz. Mehdi (a.s.)’a hizmet ediyorsa, zemin hazırlıyorsa zaten iman hakikatlerini anlatmak durumundadır. Kuran’ın güzelliğini insanlara yansıtmak durumundadır, göstermek durumundadır. Dolayısıyla “Benim görevim açıkça Hz. Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlamaktır” diyen bir kişinin ifadesini “yok o öyle değildir, yok şu şöyle değildir” diye çarpıtmaya kalkmak samimi bir hareket olmaz. Bunu şöyle yapabiliriz; internette ben Bediüzzaman’la ilgili bir tartışma sitesi açayım. Yani oraya herkes fikrini göndersin. Mesela; “Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)’ın Geleceğini Söyledi mi?” Evet böyle bir site olabilir. Ben böyle bir site açayım. Buraya Nur talebesi kardeşlerimiz de yazsınlar. Görüşlerini, düşüncelerini yazsınlar, ben aynen yayınlatacağım. Yani bu kadar açık ifadeleri nasıl tevil edip kapatıyorlar ve burada amaç ne? Yani İslam’ın heyecanını kırmaya kalkmak, Mehdiyet heyecanını kırmaya kalkmakla ne elde edilecek ben bunu anlamış değilim. Ama buna rağmen yine Hz. Mehdi (a.s.) yine çıkacaktır, Hz. İsa (a.s.) yine inecektir. Ne kadar utanç verici bir şeydir; yani Mehdiyeti bu kadar flu hale getirip sessizce ortadan kaldırmaya kalkmak, Hz. İsa (a.s.)’ın inişini flu hale getirip sessizce ortadan kaldırmaya kalkmak. İnanmıyorsan “inanmıyorum” diyebilirsin, herkes buna saygı duyar, bunda bir şey yok. İnsanın inanmaması acayip bir şey değildir. Birçok insan inanmaz. Ama Bediüzzaman’ın adına yalan söylenmesi çok çirkindir. Mesela bakın diyor ki; “istikbal-i dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişlerdir”. Kardeşim bana söylesinler; 1400 sene sonra kim gelecek? Burada kimi kastetmiştir Bediüzzaman? Bunu anlamazdan gelmenin alemi ne? “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri olabilir”. Bir asır sonra bu zulümatı dağıtacak kişiler, kim bunlar? Bakın diyor ki; “hakiki beklenen ve bir asır sonra gelecek o zat.” Kim bu hakiki beklenen zat? Yani; hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat. Bunu yok etmeye kalkmak mümkün mü bu kelimeyi, bu cümleyi?
Bakın; “dahi bu zamanda gelse, harekatını o cereyanlarına kaptırmamak için siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın siyasetle ilgilenmeyeceğini söylüyor. İman hakikatlerine ağırlık vereceğini söylüyor bak açık. “Herhalde Hz. Mehdi (a.s.) en azam meseleyi esas yapıp öteki meseleleri esas yapmayacak. Ta ki iman hizmeti saffetini, halislik, temizlik ve saflık umumun nazarında bozmasın.” Yani halkın samimi kanaati gelsin ki bu insan Allah rızası için faaliyet yapıyor. “Ve avamın”; halkın, “çabuk iğfal olunabilen”, yani çok çabuk anormal yöne kayabilen. Bir kısım insanların aklı öyledir. Şüphecidir, her şeyden şüphelenir. Havada nem görür “niye bana ördek dedin?” der. Akla hayale gelmedik şüpheleri olur. Bakın diyor ki; “halkın çabuk iğfal olunabilen akıllarında, o hizmet başka maksatlara alet olmadığı tahakkuk etsin.” Yani bir çıkar amacıyla yapmadığı, Mehdilik iddiası olmadığı. Adam diyor işte, “siyasi bunun amacı. Başa geçmek istiyor. Meşhur olmak istiyor”. Buna benzer iddialar. Bunun böyle olmadığının anlaşılması için Hz. Mehdi (a.s.)’ın 40 yıllık çok uzun bir iman hakikati faaliyeti var. Bak gerekçesini de söylüyor Bediüzzaman; “ta ki iman hizmeti saffetini, halislik, temizliğin, saflığını umumun nazarında bozmasın. Ve avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında o hizmetin başka maksatlara alet olmadığı tahakkuk etsin”. Bana Nur talebeleri bu konuyu açıklayacaklar. Mesela ben diyorum ki; bakın burada bir açıklama var; “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan o zat”, bu kim? Bana anlatsınlar. Yani eğer bu konuda yalan söylüyorlarsa Allah’tan korksunlar bu çok ayıp. Bunda çarpıtılacak hiçbir şey yok. Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan o zatın kim olduğunu bana söyleyecekler. Bakın Bediüzzaman ne diyor; “Risale-i Nur’un şimdiye kadar fütuhatı ve galibiyeti ve zındıkların, kafirlerin, dinsizlerin ve delaletin, savletlerini, saldırılarını kırması” Risale-i Nur Külliyatı’nın okunması ve o yöndeki faaliyetlerin sonucunda küfrün, dalaletin, dinsizliğin gücünün kırılması. Yüz binler biçarelerin imanların kurtarması”. Yani birçok insanın imanına vesile olması. “Ve her biri yüze ve bine mukabil yüzer ve biner hakiki mümin talebesi yetiştirmesi”, yani çok kaliteli etkili mümin talebeler yetiştirmesi. “Muhbiri sadıkın Peygamberimiz (s.a.v.)’in ihbarını aynen tasdik etmiş”, yani “Ahir zamanla ilgili verdiği bilgiyi aynen tasdik etmiş” diyor. “Ve vukuatla ispat etmiş”, yani “vuku bulmuş olay, gözle görülmüş artık yani öyle mi böyle mi denecek gibi değil. Hadislerin doğru olduğu ortaya çıkmış” diyor. “İspat etmiş ve ediyor” diyor. Bakın “devam ediyor yani kesilme yok” diyor. “Hadisler çıkmaya devam ediyor” diyor. “İnşaAllah daha devam edecek”. Nitekim gördüğünüz Fırat’ın suyu kesildi, Kabe baskını oldu, ay ve güneş tutulmaları oldu değil mi? Bakın; “inşaAllah daha edecek.” “Bu alametler çıkmaya devam edecek” diyor. “Ve öyle köklemiş ki inşaAllah hiçbir kuvvet” yani Allah’ın izniyle hiçbir kuvvet, ne masonu, ne komünisti hiçbir kuvvet. “Anadolu’nun sinesinden onu, Risale-i Nur’u çıkaramaz” yani Risale-i Nur hizmetini çıkaramaz. “Ta Ahir zamanda” diyor bakın, “hayatın geniş dairesinde” yani şu zamanda, “ asıl sahipleri.” Kim bunlar, asıl sahipleri? Şimdi bakın Risale-i Nur Külliyatı’nın bir sahipleri var, bir de asıl sahipleri var. Bu anlaşılmayacak gibi mi? Bakın, asıl sahipleri. “Yani” açıklama getiriyor, kim olduğunu açıklıyor, “Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir.” Kardeşim eğer bunu böyle samimiyetsiz yalanlarla örtbas etmeye kalkanlar olursa ahirette bunun hesabını veremezler, çok ayıp yapıyorlar. Dünyada da çok utanç içinde olurlar. Çocuk olsa anlar bunu, bu yalanla kapanacak gibi değil bu. Yani samimiyetsiz yalanlara gerek yok. Bakın; “ta Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri.” Demek ki Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri. Dolayısıyla Risale-i Nur Külliyatı’nın en güzel anlatılacağı ve açıklanacağı zemin, Hz. Mehdi (a.s.)’ın olduğu zemindir. Ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin anlatımları esastır. “Risale-i Nur’un gerçek sahibi” diyor, eğer inanıyorsak Bediüzaman’a. “Asıl sahipleri yani” bakın anlamayanlara vurguluyor, “Hz. Mehdi (a.s.)” diyor bakın açık, “ve şakirtleri”. Bakın önce bir Hz. Mehdi (a.s.) var ve şakirtleri yani talebeleri var. “Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir o daireyi genişlettirir”. Yani mevcut Risale-i Nur dairesinin daha genişletir büyütür. “Ve o tohumlar sümbüllenir”. Yani mevcut tohumlar sümbüllenir, açar yani, gelişmeye başlar. “Bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. “Ben Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında vefat etmiş olacağım” diyor. Seyyid Salih Hocamı getirdim buraya konuşturdum. Dedi ki: “Benim alnıma vurdu. ‘Keçeli keçeli ben görmeyeceğim, sen göreceksin Hz. Mehdi (a.s.)’ı’”. Şimdi ne diyorlar biliyor musunuz bazı ahlaksızlar? “Yönlendirilmiş” diyorlar. Yani ben Hocayı yönlendirdiğim için onun öyle söylediğini söylüyorlar, Seyyid Salih Özcan’ın. Be hey sahtekar, mesela 10 yıl önce, 20 yıl önce, 30 yıl önce de bunu söylüyordu Seyyid Salih Özcan. Ben hayatta değilken de söylüyordu. O zamanda mı ben yönlendirdim yani? 1956’da ben doğdum, 1956’da bunu söylüyordu Seyyid Salih Özcan. Ben mi yönlendirdim o zamanlar? Yıllar önce yine başka meclislerde de, Risale-i Nur talebelerinin olduğu meclislerde de bunu söylüyor, bu konuyu açıklıyor. Video filmi de var. Ben aynı ifadeyi bir daha ikrar ettirdim burada, bir daha söylettim, “Hocam böyle mi?” diye. Burada nerede yönlendirme var? Nasıl sorayım? Bu kadar gözü dönmüşlük ve bu kadar delilik olmaz artık. Yani “yalan söylüyor Seyyid Salih Özcan, doğru söylemiyor” diyorlar. Kim bilir artık “korkuttu” da diyebilirler bir süre sonra bunlar yani. Ben böyle çılgın bir üslup görmedim. Böyle gözü dönmüş bir üslup. Kastamonu Lahikası sayfa 72’de var bu anlattığım konu. Tarihçe-i Hayat, Sayfa 258’de var. Hizmet Rehberi sayfa 267’de var. Tasdik-i Gaybi sayfa 153’de var bu anlattığım konu. Bakın ne diyor yine? “Senin şu aciz ve hakir ve hiç ender hiç olan kardeşin bin derece haddimin fevkinde olarak kendimin, o gelecek adam olduğunu iddia edemem.” Yani “ben Hz. Mehdi (a.s.) değilim. Öyle bir iddiam olamaz” diyor. “Hiçbir cihetle liyakatim yoktur.” diyor. Yani “ehliyetim yoktur” diyor. Yani “benim böyle bir vasfım yoktur” diyor. “Fakat o ileride gelecek acib şahsın”, bakın “o ileride gelecek acib şahsın, bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı”. Yani “orduda geriden gelen emniyet kuvvetine” deniyor “dümdarı”, “ve o büyük kumandanın pişdar (öncü) bir neferi” askeri, “olduğumu zannediyorum”. Şimdi bu komple yalan diyorlar Bediüzzaman’ın bu sözü. “Yalan söyledi” diyorlar. “Bütün insanlığı, bütün Müslümanları kandırıyor” diyorlar. “Doğrusunu bize söyledi” diyorlar. Yani “bununla ilgili ne ifade görürseniz yalan anlamında alın” diyorlar. “Böyle bir şey yok” diyorlar. Yani “nezaketen öyle söylüyor, öyle bir konu yok” diyorlar. Gelmiş geçmiş en büyük yalancı konumuna koymaya çalışıyorlar Bediüzzaman’ı. Bu ne ahlaka, ne vicdana sığacak bir ifade değil bunlar? Çok büyük bir zulüm bu. Vefat etmiş böyle mübarek bir şahsa, böyle bir iftira atmak, yüzlerce sayfa yalan söylediğini iddia etmek çok büyük vicdansızlıktır. Bakın diyor ki: “kendimi, o gelecek adam olduğumu iddia edemem.” Yani Hz. Mehdi (a.s.) olduğumu iddia edemem. “Hiçbir cihetle liyakatim yoktur. Fakat o ileride gelecek acib şahsın” bakın “acib şahıs” diyor, “şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın”. Bak “büyük kumandan” diyor, “pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum” diyor. Bunun anlaşılmayacak bir yönü var mı?
Bakın diyor ki; “bu hakikatten anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek”. Bak, “Sahibi odur. Mehdi (a.s.)’dır” diyor Risale-i Nur için. “Bu hakikaten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat”, kim bu? Bak “sonra gelecek” diyor. “O” diyor, teklik ifade etmez mi bu ifade? “Zat” nedir? Bize ilkokulda, ortaokulda dedi mi bir kişi anlardık biz. “O” dediğinde de bir kişi ifade eder. Değil mi? “O mübarek zat, Risale-i Nur’u”, Risâle-i Nur Külliyatını yani “Risâle-i Nur’un zaten gerçek sahibidir” diyor Mehdi (a.s.). “Bir program olarak neşr ve tatbik edecek”. Yani Risâle-i Nur’dan örnekler verecek, anlatacak, Mehdiyet’i de, Ahir zamanı da anlatacak. Birçok konuyu da anlatacak “ona faydalı olacak” diyor, Risâle-i Nur Külliyatı. Ama bir tek Risâle-i Nur’dan istifade edecek demiyor Mehdi (a.s.) için. Çünkü başka bir yerde de bunu açıklıyor. Mesela Darwinizm’e karşı mücadelesinde, “ondan evvel bir taifenin”diyor,“uzun tasdikatı ile hazırladıkları eserleri hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. “Onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. Talebeleri için de diyor “her ne kadar azda olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. “Bizzat kendisi” diyor, “bu görevi görmeye vakit ve hal müsaade edemez” diyor. Bak “ne vakti müsaittir” diyor Mehdi (a.s.)’ın, “ne de hali müsaittir” diyor. “Bu sebeple” diyor “ondan evvel bir taifenin hazırladığı hazır eserleri, hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek”. Yani “Darwinizmle, materyalizmle ilgili çalışmaları toplayacak, bir araya getirecek, onlarla eserler hazırlayacak, onunla Darwinizm’i, materyalizmi yerle bir edecek” diyor. “Birinci vazifesi budur” diyor. Ve “en önemli vazifesi de budur” diyor. “İkinci, üçüncü ve dördüncü vazifeleri de vardır” diyor. “Müslümanları bir araya getirecek, seyyidler topluluğunu bir araya getirecek, bütün Müslümanların desteğini alacak; İslam’ı dünyaya hakim edecek, ittihad-ı İslam olacak” diyor. En büyük hakim, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşit, hem Kutb-u Azam olarak” diyor. “O zat-ı nuraniyi gönderecek, o da Ehl-i Beyt-i Nebevi’den olacaktır” diyor. Hz. İsa (a.s.)’ın da geleceğini söylüyor, “gerçekten ölse dahi gelecek.” diyor. Yalan söyleyenlere karşı, sağlam bir delil oluşturmak için ve “Hz. Mehdi (a.s.) ile birlikte İslam’ı dünyaya hakim edecek.” diyor. “Mehdi (a.s.) da Hıristiyan Ruhanilerle birlikte ittifak edecek.” diyor. Kardeşim siz, Bediüzzaman bunlardan hangisini yaptı? Etmeyin. “Mehdiyet devrinde olacak bunlar” diyor. Ama diyebilir ki, biz bunu göremiyoruz şu an. Mesela 30 yıl geldi 31 yıl geldi geçti göremiyoruz. Bediüzzaman demek ki doğru söylememiş diyorsa ben buna saygı duyarım. Allah gözünü kapatmıştır göremiyordur o ayrı mesele. O bir sorun değil veyahut “ben bu konuya hiç inanmıyorum” da diyebilir. Ama göz göre göre Bediüzzaman’ı yalancı ilan ederse, işte bu kabul edilecek bir konu değil. Bu olmaz. Bakın “ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek o zatın üç vazifesinden en mühimi (önemlisi) ve en büyüğü” diyor. “Üç vazifeyi birden yapacak” diyor. Bunların böyle kapatılacak bir konu olmadığı açıkken, bunu kapatmaya çalışmalarına ben şaşıyorum. Bakın “Bu hakikatten anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat, Risâle-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Gerçek sahibi de olduğuna göre, en iyi şekilde o açıklayacak demektir. Dolayısıyla ondan evvel açıklayanların açıklamalarını geçerli olmaz. En samimi, en dürüst açıklayacak olan Mehdi (a.s.)’dır Risâle-i Nur’u. Bu Bediüzzaman’ın açıklamasına göre böyle görülüyor. Nitekim çarpıtmalar olmasından da olayın şüpheli olduğu anlaşılıyor. Yani bunu 5 yaşında çocuk olsa anlar. Bu kapatılacak bir konu değil ki. Ve Nur talebelerinin de paramparça olması da Mehdi (a.s.)’ın geleceğinin bir alametidir. Eğer gerçekten Mehdi (a.s.) zuhur etmemiş olsaydı, Nur talebeleri paramparça olmazdı. Çünkü Mehdi (a.s.) toparlayıcı ve birleştiricidir. Burada bir parçalanma var, paramparça olmuşlar. Değil mi? Bir de “Risâle-i Nur’un değiştirilmesi gibi bir konu yok” diyorlar. Kardeşim şimdi şirketin adını mı vereyim? Burada yanımda kitaplar, çıkartmış adam. Alenen çıkartmış, dediğim bu kelimeleri çıkartmış yani Mehdi (a.s.) ile ilgili kelimeleri çıkartmış. Şimdi bütün millete gösterip yani şirketi müşkül duruma, yalancı konuma mı getireyim? Alan bakan görür. Ama orijinal el yazmalarını da buldum. Efendim, 1957 - 58 baskılarını da buldum yanımda. Blöf olmadığını da gösterdim herkes gördü. Sen gördün mü?
SUNUCU: Ben de bakarım inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Mesela diyor kiBediüzzaman yine Tasdik-i Gaybi’de;“fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi yüce, temiz çiçeklere zemin hazır etmek lazım gelir.” Mehdi (a.s.) talebelerine zemin meydana getirmek lazım gelir. “Ve anladık ki” diyor, “anladık ki”, Cenab-ı Allah bunu bana gösterdi ki, “biz bu hizmetimizle o nurani zatlara”, yani Mehdi (a.s.) ve talebelerine, “zemin izhar ediyoruz”, zemin hazırlıyoruz. “Kardeşim öyle zemin hazırlama mı olur?” diyor. Ben mesela Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlıyorum. Ben ne yaparım Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlamak için? Mesela öncü bir askeriyim ben onun. İman hakikatleri anlatırım, Darwinizm’i yıkmaya çalışırım, değil mi? Kuran’ın hakikatlerini anlatırım, zemin izhar ederim. Hz. İsa (a.s.)’ın gelişine zemin hazırlıyorum, Hz. İsa (a.s.) geldiğinde rahat faaliyet yapacağı bir ortam. Ama Bediüzzaman diyor ki; “benim görevim bu” diyor, açıklıyor, net olarak söylüyor. Ne mecburiyeti var? Peki bu konuda niye yalan söylesin o zaman? Bakın her konuda yalan söylediğini iddia ediyorlar. Peki, bu konuda niye yalan söylesin? “Ben Mehdi (a.s.)’a zemin izhar etmiyorum” der. “Mehdi (a.s.) gelecek ama ben ayrı bir müceddidim, çalışma yapıyorum” der. Ama bakın, “öyle birisi gelecek” diyor. “Ve İslam dünyaya hakim olacak, ittihat-ı İslam olacak” diyor. “Seyyidlerin hepsi birleşecek ve milyonlarca ordu olacak” diyor. Bunun hangi birini kapatacaksın? İnsanların gözünün içine baka baka doğru söylememek haram değil mi? İnanmıyorsan, “inanmıyorum” dersin, bunda bir sorun yok. Milyonlarca inanmayan insan var. Bu konuyu tartışmaya açmak verdikleri cevapların mantıksızlığını görmeleri açısından çok iyi olur. Bediüzzaman’ın böyle çok açıklaması var. Bunları ortaya koyacağım. Bakalım nasıl açıklayacaklar? Kardeşim bir kere İslam’ın dünyaya hakim olacağını söylüyor Bediüzzaman. Samimi bir Nur talebesi, aklı başında bir insan, İslam’ın dünyaya hakim olmasını istemez mi? Şimdi İslam dünyaya hakim olduğunda Müslümanların bir lideri olmayacak mı? Herkesin lideri var. Karıncaların bile lideri var. Kuşların bile bir lideri oluyor. Masonların lideri var. Hıristiyanların lideri var, Musevilerin lideri var. Müslümanların niye bir manevi lideri olmasın? İşte o manevi liderin ismi Mehdi (a.s.)’dır. Yani karmaşık bir şey yok. İslam da dünyaya hakim olacak. Adamlar ne İslam’ın dünyaya hakimiyetine ihtimal veriyorlar, ne ümitvarlar, ne öyle bir inançları var, bir kısmının, ne Müslümanların başına bir liderin geçmesi gerektiğine inanıyorlar. İşte böyle, gitsinler salon toplantıları yapsınlar ve bu konulara da hiç girmesinler, uyuklasınlar, çay içsinler, eve gitsinler. Ben samimi Nur talebelerini tenzih ederim, gerçek, halis Nur talebelerini tenzih ederim. Ama Müslümanlığı, Nur talebesi ruhunu kavurmak isteyen, güçsüz kılmak, kendi içinde kadük hale getirmeye kalkan diyelim, yani zihniyet olarak, düşünce olarak, kadük de demeyelim Allah affetsin o kelime olmaz. Hareketsiz hale getirmeye çalışan bir düşünceyi kabul edenlere ben şaşıyorum. Ahirette bunu nasıl açıklayacaklar?
Evet, ikinci bir soru daha sorarsanız konuşabiliriz.
SUNUCU 1:Peki, şunu sorayım. Celal Yılmazer sormuş, inşaAllah. “Değerli Hocam, Hekimoğlu İsmail yani Ömer Okçu’nun Müslüman ve Para adlı kitabında yazdığı Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bir sözünü sizinle paylaşmak istiyorum. ‘Müslümanların manen hasta olduğu bir zamanda Hz. Mehdi (a.s.) çıkar, hangi ayetin, hangi derde derman olacağını bildirir ve Müslümanlar sırat-ı müstakime (doğru yola) girmeye başlar, şifa bulur. Hz. Mehdi (a.s.), bütün dikkatleri Kuran-ı Kerim’e, hadis-i şeriflere ve şeriat-ı fıtri (yaratılışa uygun olan) olan kitab-ı kainata çeker. O, sünnet-i seniyyeye öyle ittiba (uyar) eder ki, Peygamberimiz (s.a.v.)'in tevazulu yaşayışını, bulunduğu asra getirir. Her haliyle Müslümanlara örnek olmaya çalışır. Buna rağmen ona iftira ederler, kendisini Peygamber zannediyor derler’. Sizin yorumlarınızı merak ettim saygıdeğer Hocam.”
ADNAN OKTAR: Ömer Okçu Hocam da “1980 yılında her iki tarafın da liderleri ortaya çıkmıştır” diyor.“Deccaliyet de ortaya çıkmıştır, Mehdi (a.s.) da ortaya çıkmıştır. Ama henüz daha gençler” diyor. “Müslüman ve Para” isimli kitabında vardır. “Her iki tarafın da lideri var” diyor. “Ama bu sefer Müslümanların lideri hakim olacak” diyor. Mesela “geçen yüzyılda küfrün liderleri hakim oldu” diyor. “Bediüzzaman’ın çağında küfrün liderleri, sosyal, siyasi yönden onlar hakim oldular” diyor. “Ama bu yüzyılda Mehdi (a.s.) taraftarları hakim olacaklar” diyor. Ben yarın o kitabı getireyim. “Müslüman ve Para” kitabında açık açık söylüyor Ömer Okçu. O da Nur talebesidir. Ama onu da kaale alacaklarını zannetmiyorum. Bir kere gözü döndüyse bir insanın ne dersen de ikna edemezsin. Hatta Said Nursi, Allah ona yeniden can verse, ceset giydirip gönderse, dese ki; “evet Mehdi (a.s.) gelecek” dese inanmazlar. O kadar gözü dönmüş oluyorlar. Hatta Hıristiyanların, Katoliklerin bir lideri, kardinal hatırladığım kadarıyla diyor ki; “Hz. İsa (a.s.) gerçekten gelse dahi biz bu sistemimizi değiştirmeyiz” diyor. “Gelirse hakikaten ve sistemimizi değiştirmeye kalkarsa biz bunu kabul etmeyiz” diyor. Bakın gözü dönmüşlüğü görüyor musunuz? Bir insan da bakışı tamamen ters düz olursa Bediüzzaman dahi söylemiş olsa inanmaz. Zaten söylüyor yine inanmıyor. Bakın Ömer Okçu söylüyor, inanmıyor. Seyyid Salih Özcan Hocayı getiriyorum, konuşturuyorum. Artık onun sır katibi, yakın, has talebesi. Ona da inanmıyorlar. “Zorla söyletmiştir” diyorlar. Kardeşim, 1956’larda, 1950’lerde de aynı şeyi söylüyor. Ben o zaman daha esamem yok ortada, değil mi? O zaman da mı ben söylettim ona zorla? Bakın mübarek insan, ona da iftira atıyorlar. Bakın gözü dönmüşlüğe bakın. Buradaki fevkaladeliği insanlar fark etsinler. Mesela Cübbeli’nin paniği de normal değil. Değil mi? Onun duasını tekrar tekrar göstereceğim. Bir daha koyun. Her programda dinleteceğim. Biliyorsun değil mi? Yeri göğü inletiyor ve bu duadan korkuyor şu an, yapamıyor bu duayı bir daha. Kesin kararlı, bu duayı yapamıyor. Ve talebelerine de bu duayı yaptırmıyor. Aradan ne geçti? Daha yeni, kısa süre önce olan bir dua bu. Fakat ne gördü, ne anladıysa, tam bir panikle, şiddetle kaçınıyor. Devam edelim. Şimdi bu duayı yapamıyor Cübbeli, yasak bu dua şu an. Böyle bir dua yok bundan sonra. Bu normal bir hareket mi? Bir Müslümanın her gün bu duayı yapması lazım. “Ya Rabbi, İslam’ı dünyaya hakim et”. Ben mesela her gün, her namazda, beş vakit dua ediyorum. “Ya Rabbi, bana Mehdi (a.s.)’ı göster, İslam’ı dünyaya hakim et, zulümatı dünyadan kaldır, Kuran’a tam uymayı, sünnete tam uymayı bizlere nasip et” diye dua ediyorum. Bir Müslüman nasıl İslam’ın dünyaya hakimiyeti için dua etmez, nasıl bunu istemez, nasıl söyleyemez bunu. Mehdi (a.s.)’a kavuşmak ne güzel bir şey. Hz. İsa (a.s.)’ı görmek için insan dua etmez mi? Mesela o da acayip, onu da söylemiyor. Mesela Mehdi (a.s.)’ı söylüyor ama Hz. İsa (a.s.)’ı söylemiyor. Halbuki Hz. İsa (a.s.)’ı da, değil mi? “Ya Rabbi ona sarılmayı, onunla beraber yemek yemeyi, onun yüzümüzü meshetmesini bize nasip et. Onun nurunu göster” demesi lazım. Hadi diyelim ki unuttu. Ama şu an bu duayı yapamıyor ve kararlı bu duayı yapmamakta. Fakat talebeleri bu duayı yapsın ve bütün Müslümanlar yapsınlar bu duayı. Bakın, Allah sürekli dünyayı uyarıyor, insanları da uyarıyor. Anlamazlıktan gelirlerse Allah uyarmaya daha da devam eder. Dikkatlice dünyaya bakıyorsanız uyarıların yoğunlaştığını da görürsünüz. Ve bu uyarılar daha da yoğunlaşacaktır. Allah, “Bana döneceksiniz ve Beni seveceksiniz” diyor, “Ben yarattım dünyayı, sizi de ben yarattım, ruhunuzu da Ben yarattım, Benim için yaşayacaksınız” diyor. Bundan makul ne olur? Yani bir insanın Allah için yaşamasından daha makul ne olabilir? Kardeşim dünya bize ait değil, bedenimiz de bize ait değil. Ruh da bize ait değil. Ne oluyor o zaman bu insanların bu hali? Böyle bir konumda olan bir insanın bütün dikkatini, bütün varlığını Allah’a vermesi gerekmez mi? Yani bunda acayip, garip olan bir şey var mı? Bakın ruh O’na ait, beden de O’na ait, dünya da O’na ait. Bütün bize verdiği nimetler de O’na ait. Böyle bir konumda insanın nankörlük etmesi çok delice bir hareket olmaz mı? Çok vicdansızca bir hareket olmaz mı? Allah; “Bana uyun” diyor, “Ben de size nimetimi artıracağım” diyor. “Ama Beni unutursanız, Ben de sizi unuturum” diyor. Mesela bak İzlanda Darwinizm’in, materyalizmin dünyada en güçlü olduğu, dinsizliğin, ateizmin en çok güçlü olduğu ülkedir İzlanda. Ekonomik krizde ilk çöken ülke orası oldu. Şu an felç, iflas ettiler. Bakın gökyüzünü Allah bir anda dumanla kapladı, değil mi? Binlerce uçuş iptal edildi ve Avrupa felç oldu. Eğer Allah biraz devam ettirse, o yanardağın patlaması biraz devam etse dünyada hayat felç olur. Avrupa’da falan, her yerde felç olur. Hem iklim değişir, hem de hava ulaşımı, kara ulaşımı hepsi gider. Bir de ayrıca kitlevi ölümler de çok müthiş artar. Çünkü cam parçacıkları saçıyor havaya, küçük. Yani çok çok tehlikeli bir durum. Bakın Allah uyarıyor; “devam ederim” diyor Allah. Ama “aklınızı başınıza alın” diyor. Biraz düşünmeleri için Allah bir imkan veriyor. Bak havaalanlarında hepsi perişan şekilde binlerce insan bekliyor günlerden beri. Çok büyük bir olay oldu. Mesela Allah bir hafta devam ettirse, o aynı güçte, ki çok makul bir yanardağın bir hafta devam etmesi, bitti yani. Müthiş bir perişanlık yaşarlar. Ama Allah’ın bu uyarıları devam edecek, ben onu söyledim size. Daha yeni söyledim. “Gittikçe bu olaylar artacak” dedim. Bu harika olaylar sürekli artacak ve önü arkası kesilmeyecek Mehdi (a.s.) zuhur edinceye kadar. Ben anlatıyorum, anlamayan, inanmayan olabilir. Çok makul o yani, imtihan dünyası olduğu için. Fakat harikalar. Mesela Bediüzzaman’ın açık ifadelerinin kapatılmaya çalışılması bir harika. Mesela Cübbeli’nin açık açık “Mehdi (a.s.) çıkacak” derken, korkup, ağzına dahi alamaması Mehdi (a.s.)’ı, o da bir harika. Değil mi? Bakın nasıl yer gök inliyor değil mi? “Amin” diye, Mehdi (a.s.)’ı görmek için. Bakın o insanlara da bu duayı yaptırmıyor, onlar da çekindi belki bu duayı yapmaktan. Ama onlar çekinmesinler. Daha önce de söyledim, samimi olarak gizli gizli dua etsinler Mehdi (a.s.)’ın çıkması için, eğer Cübbeli’den çekiniyorlarsa. Yani duymasından çekiyorlarsa gizli gizli dua edebilirler. Mehdi (a.s.) ile Allah’ın görüştürmesi için, Hz. İsa (a.s.)’ın yüzünü görmek için dua edebilirler. Etmeleri gerekir ve etsinler bu duayı. Bereket görecekler, bolluk görecekler, güzellik görecekler. Dünyada, Ahirette sevinç vesilesidir. Hz. Mehdi (a.s.) ile karşılaştıklarında mahcup olurlar, Hz. İsa (a.s.) ile karşılaşınca mahcup olurlar. Bak demedin, demesinler. Ben kendimden emin olmasam, yani net bilgi bilmesem, bu konunun ben bu kadar üstünde durmam. Yani yüzde yüz bir bilgiye sahip olmasam bu olayın üzerinde durmam. Yani tahmini bir konu değil benim anlattığım. Bakın “İsa (a.s.) geldi” diyorum, “Mehdi (a.s.) da geldi” diyorum ve Hızır (a.s.) da faaliyet halinde. İslam dünyaya gerçekten hakim olacak, bunu görecekler ve “bu olaylar da gittikçe artacak” diyorum inşaAllah. Ben aşk insanıyım, aşkla doluyum, Allah aşkıyla doluyum ve seviyorum insanları. Allah’ın yarattıklarını seviyorum, insanları seviyorum, çiçekleri seviyorum, böcekleri. Mesela karınca geldi demin, onu bile seviyorum, pıtı pıtı kerata yürüyor. Çok şeker. Geçen gün röportajda da bir dişi karınca vardı, sürekli seviyordum. İnşaAllah. Hayır sevilmeyecek gibi mi? Allah çok hoş yaratıyor. Cennet de öyledir. Biz buraya nefrete, kine, öfkeye, birbirimize düşman olmaya gelmedik. Biz buraya birbirimizi sevmeye, saygı duymaya, değer vermeye, Allah’ın tecellisi olarak birbirimizi görmeye, mütevazı olmaya, mazlum olmaya, affedici olmaya, şefkatli olmaya, yardımsever olmaya, o çok önemli. Bunlara geldik. Çünkü şefkat de bir yardımdır. Sevgi de bir yardımdır. Çünkü şefkat karşılıklı insanları açar, dinlendirir. Ruhumuz, bizim buna ihtiyacımız var, bu gıdadır. Sevgi bitti mi, insanın beyni kanser olur, ruhu kanser olur. Perişan olursun. Yarı deli hale gelir insan. Allah esirgesin ondan sonra bunalımlar oluyor, uyuşturucu kullanıyorlar, intihara kalkışıyor, azap çekiyor, değil mi? Mesela sinir ilaçları kullanımı çok yüksek Türkiye’de ve dünyada. Acayip yüksek. Yazık, günah değil mi? Sessiz sedasız milyonlarca insan sürekli sakinleştirici kullanıyor. Çünkü sevgi yok, sevgi olmayınca ruhu isyan ediyor, hastalandırıyor o insanı. İnsanın Allah sevgisiyle, Allah korkusuyla kalbi mutmain oluyor. “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor Allah. Ayet, Kuran ayeti. Yani Allah’ın tecellilerini görmek, Allah’ı sevmek, Kuran ahlakını yaşamak, değil mi? O coşkuyu yaşamakla insan normal yaşayacak şekilde bedeni yaratılmış. Ruhumuz bu gücü görmediğinde, bu nimeti görmediğinde susuz kalıyor ve ölür. Perişan olur ruh, çırpınır ruh, yani yapamıyor, alenen çırpınmaya başlar. Sonunda da felaketler oluşuyor, görüyorsunuz. Ama tabii Allah adına olan sevgi çok makbuldür. Seviyor, ama arabasını seviyor, parasını seviyor, evini seviyor, böyle sevgi olmaz. Allah rızası için, Allah’ın tecellisi olarak sevmek çok güzeldir. Allah onda özel bir güç meydana getirir, bir derinlik meydana getirir. Bu, ruhu besler. Yoksa mesela farz edelim adam evlenecek. Müthiş zengin adam. Kadın diyor ki; “sana aşık oldum. Felaket bir şeysin. İlk defa görüyorum böyle bir vakayı” diyor. O, işte kereviz salatası diyelim, inanıyor ona. Böyle ağzı açık, “o zaman ben sana daha da sevgimi artırayım, sana bir pırlanta yüzük alayım” diyor. “Bak daha da arttı sevgim” diyor. “Bir de bankaya para koyayım sana, oo kat kat kat aşık oldum sana” diyor. “Araba alayım, delirttim” diyor artık adam. O da eriyor, o safotorik de. “Ne kadar çok seviyor yahu” diyor. Halbuki orada alenen parasını seviyor onun, müthiş bir aşağılanmadır. Bir insanın parası için sevildiğini bile bile gerçekten sevildiğine sevinç duyup, şımarması, bu çok aşağılayıcıdır. Yani o karşısındakine de hakarettir. Çünkü kadını da çok kızdırır o. Alenen biliyor parası için sevdiğini ve onu anlamazlıktan geliyor. Olayı böyle öküzlüğe veriyor. Hakikaten sevdiği havasını veriyor. Gidiyor böyle şılap şılap orasından, burasından öpmeye kalkıyor falan. Kadın müthiş tiksinir ve çok aşağılık görür. Ona iltifat etmiş oluyor güya. Arkasından sansar gibi yaklaşıyor, geliyor öpüyor. Kadın iliklerine kadar kasılıyor gıcığından, nefret ettiği için. Ama sezdirmiyor. O saflar da ömür boyu o kömüşün acısını çekiyor. Para için. Halbuki insanın yüksek ahlaka ve fazilete sahip olması lazım. Bir kadının son derece soylu olması lazım. Para için öyle ömür boyu kendisini öyle aşağılatmaz Müslüman bir kadın. Aklı başında bir kadın, değil mi? Parasını alsın, başına çalsın o. Para için ciğeri beş para etmeyecek bir insana sürekli yaltaklanmak, ona değer veriyormuş gibi görünmek çok çok aşağılayıcıdır. Çok küçük düşürücü. İki taraf için de çok küçük düşürücüdür. Sevgi sadece Allah rızası içindir. Geçenlerde bir hanım var, sevimli bir şey, aşkla ilgili bir kitap yazmış. Anlatıyordu yani daha Türkçesi konuşturuyorlardı. Allah’tan pek bahsetmiyor. Yani dolaylı yoldan, bazen. Halbuki aşk denilen konu doğrudan Allah’a dayanan bir sevgidir ve karmakarışık değildir. Oturmuş uzun uzun anlatıyor. Aşk denilen olay karmaşık değildir ki, uzun uzun anlatıyorsun sen. Allah’ı sen aşkla seversin, deli aşık olursun. Onun tecellilerine de aşk duyarsın, ona baktığında. Ben o zaman iltifat ettiğimde kime ediyorum, yani akılcı ve mantıklı düşündüğümüzde? Allah’a iltifat ediyorum ve tamamı o görüntünün, tamamını Allah yaratıyor. Dolayısıyla ona duyduğum muhabbet, Allah’a duyduğum muhabbettir. Mesela, seni sevdiğimde de Allah’ı sevdiğim için seviyorum. Gerçeği budur. Bir de bu mistik bir anlatım da değil. Böyle, işte kendi hayal dünyamdan ortaya çıkarttığım bir şey de değil. Yüzde yüz mutlak gerçek bu ve mutlak akılcılık bu. Yani burada bir inanç da yok, gerçek var. İnancımı zorluyor değilim. Besbelli Allah’ın yarattığı kafamda. Net, yani açık ve ben o sevgiyi de Allah’a sunuyorum. Bu da çok açık, net. İnançtır ama hakkel yakin bir inançtır, çok net inançtır. O anlamda. İnanç değildir demeyeyim tabii Allah affetsin, çünkü o yanlış anlaşılır o. Ama bir açık gerçektir. Tabii ki inançtır ama açık bir gerçektir.
SUNUCU 1:Merhaba Hocam.
ADNAN OKTAR:Merhaba.
SUNUCU 1:Hz. Mehdi (a.s.)’ın nuzülü nasıl olacaktır, ilminin ortaya çıkması yeterli olacak mıdır yoksa şahsen tanınması mı gerekmektedir? Bu konudaki düşünceleriniz nedir?
ADNAN OKTAR:Benden örnek alsınlar kardeşlerim. Ben mesela, Mehdi (a.s.)’ın deli aşığıyım yani Hz. İsa (a.s.)’ın da deli aşığıyım. Yani bakın, görün çıktığında nasıl sevgi göstereceğim ben Hz. İsa (a.s.)’a. Yani beni gören anlayacak o zaman inşaAllah. Coşkumu, candanlığımı, ne kadar ona karşı muhabbetimin güçlü olduğunu görecekler. Tahmin de ederler zaten inşaAllah. Mesela ne yapıyorum, Mehdi (a.s.)’ı müjdeliyorum. Herkes müjdelesin, Mehdi (a.s.)’ı. Allah, sonunda bakın, onu zaten insanlara sunacak olan Allah’tır. Yani bu bir projeyle yapılmaz. Mesela, Fethullah Hoca’ya da soruluyor; “Allah” diyor, “Mehdi (a.s.)’ı insanlara tanıtır zaten” diyor. Yani, Mehdi (a.s.), “ben nasıl kendimi tanıtacağım” diye bir ön hazırlık yapmaz. Biz, sadece İslam’ın dünyaya hakimiyeti, sevginin, barışın, kardeşliğin, dostluğun, adaletin, dünya hakimiyeti için var gücümüzle çalışırız. İnsanların özgür olması için gayret ederiz. Birbirlerini sevmeleri için gayret ederiz. Egoistliği, bencilliği ortadan kaldırmaya gayret ederiz. Kuran’ın hakikatlerini insanlara anlatırız. Bu, “Mehdi (a.s.)’a talebe olmak” demektir. Ne zaman ortaya çıkar? O tabii akışı içerisinde yani nasıl bir bitki, mesela, lale diyelim. Ekiyoruz laleyi, lale de diyor mu; “Ben ne zaman acaba lale olarak açacağım”. Değil mi? Allah onu geliştiriyor ama onu toprak bir yandan besliyor, su bir yandan besliyor, hava bir yandan besliyor, güneş bir yandan besliyor. Allah, onları vesile ediyor. Yavaş yavaş yavaş yavaş lale çıkıyor, çıkıyor, çıkıyor, açıyor, çok nefis bir görünüm alıyor ve oluşuyor işte. Mehdiyet de böyledir. O kendiliğinden ortaya çıkar zaten. O yani “ne yapacağız, ne edeceğiz” demeye gerek yok. Nerede görebiliriz, nasıl bulabiliriz? Ben olsam bulurum yani Allah’ın izniyle. Mesela, Bediüzzaman’ın vakti zamanında asrın müceddidi kim? Şimdi bir şey söyleyecektim ama o yakışık almaz, içimde kalsın. Gözünün önünde yani, değil mi? Yaptığı faaliyetler, yaptığı çalışmalar ve etkisi, samimiyeti, candanlığı Bediüzzaman’ın bu kadar anlaşılmaz bir konumda mı? İlmi, değil mi?
SUNUCU 1:Açık.
ADNAN OKTAR:Bak, mesela diyor ki...
İki dakikamız mı varmış, bunu evet, ikinci yarıda söyleyebilirim. Bediüzzaman’ı anlayamayanlar, Mehdi (a.s.)’ı da anlayamazlar. Mevlana Halit’i anlayamayanlar Mehdi (a.s.)’ı da anlayamazlar. Yani onu anlamazlıktan gelenler o devirde şimdi de anlamazlıktan gelirler. Peygamberimiz (s.a.v.)’i nasıl anlamazlıktan geldiler? Değil mi, yani anlaşılmayacak bir insan mıydı Peygamberimiz (s.a.v.)?
SUNUCU 1:Değildi.
ADNAN OKTAR:Bakın bir peygamber bekleniyordu, “o sen misin?” diyor Peygamber (s.a.v.)’e. Elinden, yüzünden akıyor peygamberin Peygamber (s.a.v.) olduğu. Ama mesela imanın nuruyla bakanlar, bakıyor yüzüne “bu” diyorlar, “Peygamber” diyorlar. Başka hiç, bak, konuşmadan daha, yüzüne bakar bakmaz. Mesela Hıristiyan rahipler geliyor, “bu Peygamber yüzü” diyor, “Peygamber bu” diyorlar, o kadar.
SUNUCU 1:Zaten baştan beri biliyorduk.
ADNAN OKTAR:Hemen anlaşılır, anlaşılmaz olur mu samimi bir insan, inşaAllah.
SUNUCU 1:Hocam izninizle, kısa bir ara veriyoruz, tekrardan devam edeceğiz.
SUNUCU 2:Yayınımıza yeniden hoş geldiniz. Adnan Hoca’ya sorularla devam ediyoruz. Buyurun Hocam. Soru soruyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:Sor bakayım, haydi.
SUNUCU 2:“Adnan Hocam, insanların Hz. Mehdi (a.s.)’ı tanıyamamalarının bir hikmeti de Allah’ın, Hz. Mehdi (a.s.) üzerindeki koruması mı? Resulullah (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde; ‘Allah halkın nefislerine karşı zulmü, cefası ve israfı yüzünden onu, Hz. Mehdi (a.s.)’ı halktan gizleyecektir’, Gaybet-i Numani, 162, diye bildiriyor”, Rıza Atik.
ADNAN OKTAR:Bir bakayım. Evet, böyle bir hadis-i şerif var. “Allah halkın nefislerine karşı zulmü”, yani kendilerine zulmetmeleri, nefse zulüm çok geniş bir konudur. İnsan yalan söyleyerek nefsine zulmeder, gerçekleri gizleyerek nefsine zulmeder, anlamazlıktan gelerek zulmedebilir, sevebileceği halde kendini tutar, o şekilde zulmeder, nefret etmeyip affedebileceği halde nefret eder ve affetmez ve bu şekilde kendine zulmeder. Bakın, “cefası”, yani acımasızlığı, gaddarlığı, sevgisizliği “ve israfı yüzünden” Allah yolunda harcayacaklarında boş şeylere harcayacakları için, “yüzünden onu, Hz. Mehdi (a.s.)’ı halktan gizleyecektir”. İnsanlar onu fark edemeyecekler. Evet, Rıza Atik yazmış. Evet, yazanlar Adnan Hocam değil de, direk Hocam desinler ben anlarım yeterli o, inşaAllah. Ama öyle de diyebilir, Adnan Hocam da diyebilir, bir şey yok, inşaAllah. Ayrıca ben Hoca da değilim ama yine de kabul ediyorum. Çünkü biz talebeyiz, öğreniyoruz daha, öğrenciyiz biz de inşaAllah. Tamam, Kuran’dan ayet okuyayım haydi. O Kuran’ı bana, Hilal sen aç bir sayfa bana ver. Şeytandan Allah’a sığınırım; “onlardan öncekiler de hileli düzenler kurmuşlardır.” Hileli düzenler. “Fakat düzen kuruculuğun, karşılık vermelerin tümü Allah’a aittir. Her bir nefsin ne kazandığını o bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir.” Sence bu dünyanın sonu kimin olacak Beril? Mehdi (a.s.)’ın, Hz. İsa (a.s.)’ın ve İslam’ın inşaAllah, değil mi? İslam’ın dünya hakimiyetini anlatan bir ayet. Bu konu, İslam’ın dünya hakimiyetini anlatan bir ayet. Bu konuyu, İslam’ın dünya hakimiyeti deyince aklıma geldi. Ledün ilmi konusunda konuşurken. Hz. Musa (a.s.)’ın, Hz. Hızır (a.s.) ile konuşmasında itiraz ettiği konuları aslında kendisi yaşadı. Yani bakın üç konu var, üçünü de kendisi yaşadı. Kuran’da bu konular belirtiliyor. Mesela, Allah vermesin, istemeyerek, kazara bir adam öldürdü Hz. Musa (a.s.). Yani bir kişiyi korumak isterken yumruk attı bir kişiye, çok müthiş kuvvetli yani acayip boylu poslu Hz. Musa (a.s.). Tahmin edemedi yani gücünün nasıl etki edeceğini. Öyle vurunca, adam vurur vurmaz orada öldü. Düştü ve öldü. Tabii bu Müslüman için dehşet verici bir şey, çok müthiş bir ızdırap. “Allah seni çok büyük bir elemden kurtardı” diyor. Ve müthiş üzüldü bu duruma karşı. Tabii Müslüman üzülmez ama yani çok büyük elem çekti. Ve bu onun kaderindeydi. Onu Allah öldürdü. Azrail aleyhisselam öldürdü. Azrail aleyhisselam da öldürmedi, Allah öldürdü. Fakat o öldürmüş gibi Allah ona gösterdi. Halbuki canını alan Allah’tı onun. Ve bir hikmete binaen o onu öldürmüş oldu. Hz. Hızır (a.s.) da bir çocuğu öldürüyor genç birisini öldürdü. “Niye öldürdün?” dedi, bir karşılık olmaksızın. “Sen de öldürdün” diyebilir Hz. Hızır (a.s.). Değil mi? “Sen niye öldürdün?” diyebilir. O niye öldürdü? Allah’ın emri öyleydi, onun için öldürdü. Hızır (a.s.) niye öldürdü? Allah’ın emri öyleydi de onun için öldürdü. Çünkü “ben kendime göre hareket etmiyorum” diyor Hızır (a.s.). “İleride bu çocuk zalim olacak” diyor. “Annesine babasına saldıracak, onların dinine, imanına saldıracak. Muzur bir insan olacak. İyice berbat ve beter olmaması için şu an öldürüyorum” diyor. Yani “Cehenneme gitmesin diye belki de öldürüyorum” diyor. Ve hikmetini ona açıklamıyor başlangıçta, fakat sonra açıklıyor. Fakat Hz. Musa (a.s.) o konuyla arasındaki bağlantıyı kuramadı. Halbuki onu ima etti aynı zamanda Hz. Hızır (a.s.). Mesela dedi ki, “niye bu gemiyi batırdın?” dedi. Gemiyi deldi, gemi denizde karaya oturdu. Hz. Hızır (a.s.) dedi ki, sonra açıkladı; “bu gemi yoksullara aitti. Karşıda da zalim bir hükümdar var. Herkesin malına mülküne el koyuyor. Karşıya geçmesin ve o zalim hükümdarın eline geçmesin diye. Çünkü sağlam gemilere el koyduğu için özellikle kusurlu yaptım. Kusurlu yapınca gemiyi alamayacak. Ve fakirlerin o mülkü malı da ellerinde kalmış olacak. Sonra tamir edip kullanabilir gemiyi. “Ama o anda ellerine geçmesini böylece engelledim” diyor. “Ama” diyor Hz. Musa (a.s.), “sen bunu hiç gereksiz yaptın” diyor başlangıçta. Yani “mazlum insanlar bunlar” diyor. “Ne gerek vardı böyle bir şey yaptın?” diyor. Halbuki kendisi de aynı olayla karşılaşıyor. O da bir geminin içinde, küçük bir gemiye annesi onu koydu Hz. Musa (a.s.)’yı ve suya bıraktı. Normalde bir çocuk ölür. Yani suya yeni doğmuş bir çocuğu küçük bir kayığın içine koyarsan ve onu bir ırmağa bırakırsan yani ölüm %99’dur. % 1 ihtimalle kurtulur. %99 ölür o çocuk. Annesi onu oraya koyarken öldürmek kastıyla mı koydu? Yok. Kurtulsun diye, bir şekilde kurtulsun, Allah onu kurtarır diye, umut ederek koydu. Çünkü Allah ona vahyetti kalbine. Yani çocuğun kurtulacağını vahyetti. Ve o bilgiyi Allah kalbine nakşettiği için koydu ve gönderdi. Ve nitekim de sonra kurtuldu. Bakın orada da bir kurtarma amacı var, burada da bir kurtarma amacı var. Değil mi? İkisinde de, bir gemi büyük, birisi küçük. İkisinde de insanları kurtarma amacı var. Bunu ima etti ayrıca Hz. Hızır (a.s.), ama onu fark edemedi Hz. Musa (a.s.). Yine bir kasabaya gitti, biliyorsunuz. Yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar. Bu hem Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidine işarettir bu, ki duvarı yıkılmıştır. Yeniden Mehdi (a.s.) devrinde yapılacak. Bir de Ayasofya’ya işaret inşaAllah. Buradaki hikmet de yine aynı şekilde benzer. Çünkü orada “ücret niye almadın?” diyor. O duvarı yaptığında, ki duvarcı ustası aynı zamanda Hz. Hızır (a.s.). Niye almadı? Çünkü Allah rızası için yaptı. O duvarın altında iki yetim çocuğa ait hazineler vardı. Ve ileriye yönelik düşünüyor. “Duvar sağlam kalsın ki, ileride o çocuklar o hazineleri o duvarın altından alacaklar” diyor. Yani “hazineleri bulacaklar” diyor. İki yetim çocuk. Aynı zamanda bu Hz. İsa (a.s.)’a ve Mehdi (a.s.)’a işaret eden bir açıklama. Ve gizli hazinelerin bulunacağı, kutsal hazinelerin bulunacağına dair bir işarettir bu. Yani Kuran’ın sır yönü çok fazladır eğer derince düşünülürse. Peki mesela Hz. Musa (a.s.)’a sorsalar, gitti iki tane gittiği yerde, iki tane hanım buldu. Gördü. Orada çobanlar var. Çobanlardan uzakta duruyor bu bayanlar. Ve hayvanlarını sulatmak istiyorlar ama çobanlar olduğu için gidemiyorlar. Aldı hayvanları, kadınlar ona güvendiler, görünce onun kişiliğini, şahsiyetini. Demek ki temiz ve kaliteli, iyi bir Müslümana güveniliyor. Ondan uzak durulmuyor. Allah’tan korkan bir Müslümana bir Müslüman kadın yaklaşabiliyor. Ama Allah’tan korkmadığına kani olduğu bir kişiden de uzak durabilir bir Müslüman kadın. Aldı o hayvanları götürdü, hiçbir karşılık istemeksizin götürdü suladı. Sulattı ki riske de atıyor kendisini gerekirse. Ve aldı hayvanları geri götürdü. Bunu bedava, ücretsiz yaptı, Allah rızası için yaptı. Peki Hz. Hızır (a.s.) ona sordu mu “sen onu niye ücretsiz yaptın?” Niye değil mi? “Hiçbir karşılık almaksızın niye yaptın?” demedi. Ama o soruyor Hızır (a.s.)’a, “sen niye onu ücretsiz yaptın?” diye. O orada niye ücretsiz yaptıysa, o da orada o amaçla ücretsiz yaptı aynısıdır. Aslında Hızır (a.s.) onu ima etti ona aynı zamanda. Ama onu da fark etmedi Hz. Musa (a.s.). Yani çünkü zahir ilminde alim. Batın ilminde üstad Hızır (a.s.)’dı. Ama ona ledün ilminin ve batın ilminin derinlikleri hakkında kısaca bir bilgi vermiş oldu. Ama daha devam etse daha da ledün ilminin ve batın ilminin derinliklerini ona gösterebilirdi. Ledün ilminin asıl sultanı, asıl uygulayıcısı, tek uygulayıcısı Allah’tır. Ve dünyada çok kapsamlı olarak ledün ilmini Allah uygular ve insanlar farkına varmazlar. Cennet, Cehennem konularında, Cehenneme niye insanlar gidiyor gibi konularda. Kader konusunda ledün ilmini Allah yoğun olarak uygular. Yani batın ilmini. Ama insanlar farkına varmazlar. Farkına varmamaları da o kadar bir sorun değil. Ama iman etmemeleri çok büyük bir sorundur. Ama batınını öğrenirlerse “haa” derler. Yani hemen anlarlar. Bu kıssada da batın ilminin derinliğini görmüş oluyoruz. Yani Hz. Musa (a.s.)’nın Hızır (a.s.)’la karşılaşması olayında. Biliyorsunuz “balık aniden bir menfez buldu” diyor. “Yoluna devam etti” diyor. Artık balık ayrılıyor. Yani balık çağı bitiyor. Onun yerine kova çağı başlıyor. “Hey müjde bir çocuk” diyor. “Kovayı sarkıttılar” diyor, Allah böyle bir detay vermez. Yani çocuğu kuyudan aldılar der. Ama “kovayı sarkıttılar” diyor. Değil mi? Allah bir şey sarkıttılar da diyebilir. Ama kova diyor. Kasten seçilmiş bir kelime kova tabii. Ve arkasından bak; “hey müjde bir çocuk”. Demek ki kova çağında doğan bir çocuk İslam’ı dünyaya hakim edecek. Bunu nereden anlıyoruz, İncil’den de anlıyoruz. Diyor, İncil’de iki tane açıklamada bu konu çok detaylı anlatıyordu. Anlatmıştım biliyorsunuz. “Ve o kişinin arkası sıra gidin” diyor, “ona uyun” diyor İncil’de. “Kova çağına mensup bu kişiye uyun” diyor.
SUNUCU 1:“Takip edin evine kadar” diyor.
ADNAN OKTAR:“Takip edin, evine kadar takip edin” diyor. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bakın Cenab-ı Allah diyor ki Nur Suresi 37. ayet, “(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz'; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar.” Allah korkusunu yaşayan insanlar, bak Allah ne diyor? Ticaret, alışveriş. Okul, evlilik, eğlence hiçbir şey insanı Allah’ı anmaktan alıkoymaz. Mesela düğüne gidiyor, dağıtıyor. Niye dağıtıyorsun? Her an Allah senin canını alabilir. Düğündeki o sesi, o görüntüyü senin beyninde yaratan kim? Allah. Yani o eğlence ortamını Allah beyninde sana göstermese sen onu görebilir misin? Göremezsin. Orada şımarmanın, dağıtmanın alemi ne? Veyahut okula gidiyor, mesela üniversite imtihanını kazanıyor, çok büyük bir olay olacak zannediyor. “Okul birincisi olarak kazandılar ablası. MaşaAllah iftiharla geçti” diyor, uçuyor böyle kelebek gibi havalarda uçuyor adeta. Sürekli okulunun birincisi olmak durumunda oluyor. Bambaşka bir ruh halinde, yani herkesi geçmiş olmanın, herkesi ezmiş olmanın heyecanı var içinde. Hırs var böyle. Hatta kazanamazsa da böyle bunalıma giriyor, ki çoktur böyle vakalar. “Amacın ne?” diyoruz. “Allah rızası için mi yapıyorsun bunu? İslam’a Kuran’a hizmet için mi?” “Yok böyle insanları geçmek, daha büyük olmak çok hoşuma gidiyor” diyor. “Onların haset gözlerini hissetmek hoşuma gidiyor” diyor mesela. Halbuki insan okulu da, işi de “insanlar haset etsin” diye yapmaz, ama küfrün haset etmesi güzeldir, o ayrı mesele. Ama okul da, iş de, evlilik de, bütün hayatın tamamı Allah rızası için yapılır. “Biz Allah’ın aciz bir kuluyuz. O kadar mükemmel olamayız, Peygamber miyiz? Tabii ki kendi kafama göre hareket ederim” diyor. Kafana göre de belanı bulursun o zaman. Kafana göre de sürünürsün. O kafanın gerektirdiği mutsuzluk, neşesizlik, acı, korku, gerilim, hastalıklar da başından eksik olmaz. Yani “ben aradan geçirtirim” yoktur. Allah mutlaka görür. “Allah görmeden ben bunu yaparım” olmaz. Veyahut “fazla düşünmezsem, Allah da fazla düşünmediğimi düşünüp bana bir şey yapmaz” mantığı da olmaz. Böyle bir olay olmuyor. Çünkü Allah verdiği akıldan insanları sorar, sorgular. Aklın hakkını verecek her insan. Anlamadım, etmedim. Mesela birçok insan Kuran’ı öğrenmek istemez. “Öğrenmeyeyim ki hükmü üzerime gelmesin, hükmünün içine girmeyeyim”, “aman bana dini konuları anlatma, şimdi anlatırsan sorumlu olurum”. Kardeşim sen bunu dediğin an zaten sorumlu olmuş oluyorsun. Sen onu okumamaktan, çok ilkel ve çok akılsızca bir yöntemdir bu ve çok vahimdir o zaman bu kişinin durumu. Sen biliyorsun, Allah’ın hükmünü, özellikle kaçıyorsun. Zaten gerekli günah oluşmuş oluyor orada. Onun aradığı günah bütün kapsamıyla oluşmuş oluyor. Kaçındığı günah zaten üzerini örtmüş oluyor. Dolayısıyla Allah’a kurnazlık yapılmaz. Allah’a oyun oynanmaz. Ayrıca diyor ki Allah, “her tuzağı Ben kurarım ve o tuzağı da Ben bozarım” diyor. Onun kurduğu tuzağı da Allah kurar ve ona verdiği belayı da Allah veriyor. Çünkü böyle Allah’a tuzak kurarak oyun oynamaya kalkmak olabilecek en akılsız harekettir. Allah’a karşı son derece samimi olunması gerekir ve candan olunması gerekir. Ben bir sayfa açtım. Nahl Suresi. “Her ümmet içinde kendi nefislerinden üzerlerine bir şahid getirdiğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz. Biz Kitab'ı sana, her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” “Biz Kitab'ı sana, her şeyin açıklayıcısı olarak indirdik” diyor Allah. Siz dikkat edin ileride de göreceksiniz, Hilal sen de, Beril sen de görürsün. Birçok insanla karşılaşacaksınız. “Kuran’da Allah gerekli bilgiyi vermemiştir” derler. “Çok az bilgi vermiştir. Dinle ilgili bize doyurucu bilgi Kuran’da yoktur” derler. Halbuki bak Allah diyor ki, “Biz Kitab’ı sana her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” Şimdi biz onlara mı inanalım? Kuran’a Allah’ın dediğine mi inanalım? Çok açıktır tabii. “Yeminlerinizi kendi aranızda, bir bozuculuk unsuru edinmeyin; sonra sapasağlam basan ayak kayar ve Allah'ın yolundan alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız.” Vardır ya öyle tipler, işte diyor, “kızımla görüşmemeye yemin ediyorum ömür boyu”. Böyle yemin olur mu? “Ömür boyu bir daha yüzüne bakmayacağım falancanın”. Müslüman kardeşi sevdiği. Bak bir anlık hırsla böyle yemin olmaz. Bu yemini bozmaları gerekir haramdır, böyle yemin olmaz. Bak, “yeminlerinizi kendi aranızda, bir bozuculuk unsuru edinmeyin”. Bu farz bir hüküm. Dolayısıyla o yeminin bozulması gerekir, öyle yemin olmaz. Kefaretini ödeyecek o yemini bozacak. Mesela, çoktur ya her şeye yemin eder ve dostlukları, sevgiyi, muhabbeti, arkadaşlığı ortadan kaldıran yeminler oluyor bunlar. Çok vahim. Tehlikeli olur. İnşaAllah. Onun için böyle delirip, coşup falan böyle ikide bir yemin etmek olmaz. Yanlışlıkla yemin edenin de o yemini bozması gerekir. “Kendi aranızda bir bozuculuk unsuru edinmeyin” diyor. Bozgunculuğa sebep oluyorsa, Müslümanların arasını açan bir konuda yemin olmaz.
MİSAFİR: Bu yemin bozma nasıl oluyor Hocam?
ADNAN OKTAR: Ya oruç tutacak veyahut fakirlere yemek yedirecek, o tarz. İnşaAllah. Ama öyle şey olmaz. “Ben yemin ettim” diye bir de kendini de kitliyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’i de biliyorsunuz hanımları zor duruma sokmuşlardı. O da yemin etmişti, o mübarek güzeller güzeli. Allah o yeminini kaldırması için ayet indirdi ona, Peygamberimiz (s.a.v.) ‘e. İnşaAllah. “Kendine haram ediyorsun” diyor, Peygamber (s.a.v.) kendine haram etti. Ama işte kadın huyu biraz daha değişik oluyor. Allah’ın hikmeti. Bakın, Peygamberimiz (s.a.v.)’e bile bir kısmı rahatlık vermemişler bir yönüyle. Dünya güzeli, dünyanın en güzel insanı, dünyanın en iyi insanı, insan onu üzer mi? Yani benim kızım olacak da öyle bir şey olacak. Mümkün değil Allah’ın izniyle inşaAllah. Neyse bu konular artık gelmiş geçmiş kaderde olduğu için. Ama akılda olması için söylüyorum. Allah rızası için sen bir evlilik yapmışsın. Peygamberimiz (s.a.v.)’le 60 yaşında evlenmişlerdi. Gençti hanımları Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Hanımları 18 yaşında falandılar çok küçüktüler evlendiklerinde. 60 yaşındayken evlendiler Peygamberimiz (s.a.v.)’le. Tabii ki Ahirette beraber olmak için evleniyor. Allah rızası için evleniyor ve Peygamber hanımı olmanın şerefi, nimeti yani ondan istifade etmek, onun sevgisini, onun ruhaniyetini, onun derinliğini tatmak için evleniyorlar. Gençle evlense ne olacaktı? Kaç nesil geçti üzerlerinden kemikleri kalmadı birçoğunun, değil mi? Un gibi dağıldı toprak oldular hepsi. Kaç nesil onların çocuğunun çocuğu, onların çocuğunun çocuğu, hiçbiri kalmadı. Dolayısıyla genç-yaşlı diye bir konu yok. Çünkü süre zaten çok kısa. Göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Söylüyorum, mesela 20 yaşında bir kadın iki on senede 40 yaşına geliyor. 40 yaşında bir kadının nasıl olacağını herkes bilir. Sorduğunda zaten “ben 40 yaşında bir kadınım” diyor. Yani kabul ediyor. Herkes de bilir bunu. İşte bu kadarlık hayat. Ondan sonra zaten hastalıklarla boğuşuyor. İşte romatizması, şusu busu, kalbi, midesi. Haydi bir iki on sene daha yaşadığını düşünelim. Dünyada bir şey yok, zaman yok. Sadece imtihan olacağımız kadar kısa bir vakit var. O da ancak yetiyor, Allah tam uygun kadarıyla vakit vermiş. Onu süratle kullanıp, süratle neticelendirmek lazım. Dünyaya aldanmak akıl alacak gibi değil. Bir de aldanırken de sürünüyorlar. Yani dünya hırsı yapanların hiç mutlu olduğunu gördünüz mü siz? Ya midesinde ülser vardır, bilmem ne, yani bir kere kutu kutu ilaçlar dolabında durur. Leblebi gibi artık havalarda uçuyor. Kardeşim bu kadar kendini süründürmeye, bu kadar azaba ne gerek var? Hırs yaptıkça bela da artıyor, bela arttıkça hırsı artıyor, yani tam bir boğuşma içerisine giriyor dünya ile. Dünya ondan kaçıyor, o dünyayı kovalıyor. Halbuki insan dünyadan kaçarsa dünya insanı kovalar. Ama insan dünyayı kovalarsa dünya kaçar, insan arkasından çok komik, aciz ve zavallı duruma düşer ve perişan olur. Yani dünyayı kovalamaktan nefes nefese kalıp sonunda yüz üstü düşüp devriliyorlar. Ama öbür türlü olsa dünya insanın üzerine gelir. Mesela Hz. Süleyman (a.s.) dünyayı kovalamadı. Dünya onun üzerine geldi. Peygamberimiz (s.a.v.) de öyle, yani dünyanın peşine gitmedi. Dünya onun üzerine geldi. Allah, “Allah seni fakir bulup, zengin etmedi mi?” diyor. Çok güzel bir hayat yaşamıştır Peygamberimiz (s.a.v.). Çok zengin yaşadı. Bir de o yalanlara da kimse inanmasın. İşte Peygamberimiz (s.a.v.) karnına taş bağlardı, açlıktan kıvranırdı. Yani çok büyük bir vicdansızlık ve zulüm. Sahabelerin hepsine hakarettir bu. Hangi sahabe Peygamberi (s.a.v.)’in, o dünya güzelinin o şekilde açlıktan ızdırap içinde kıvranmasına müsaade eder. Hepsi zengindi sahabelerin. Mümkün mü böyle bir şey? Sen Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında olsan, açlıktan kıvransa, taş bağlasa, sen evinde gidip böyle yağlı, ballı yiyecekler yiyebilir misin değil mi? Kim yapar bunu? Sahabeler o kadar egoist, bencil mi? Ne biçim sözdür bu böyle? Ağızlarından çıkanı kulakları duymuyor. Ve “kıvranırdı, çok zaman bu böyle olurdu” diyor. Yani “taş bağlayıp, kıvranırdı” diyor. Böyle kafanın yüzünden Müslümanlar işte bu hale geldiler ve bütün dünyada Müslüman deyince, çeşit çeşit imajlar oluşuyor insanların kafasında. Müslüman demek, dünyanın en kaliteli, en akıllı, en derin, en sevgi dolu, en mükemmel insanı demektir. Aklı en iyi çalışan insan demektir. Böyle putperest, müşrik bir kafayı Müslümanlığın içerisine soktular. Akıl almaz delilikler, akıl almaz izahlarla bambaşka bir din meydana getirdiler. Yani ayrı ayrı yorumlar var, ayrı ayrı düşünceler var. En doğru, en akılcı düşünce, Kuran’a ve sünnete tam tabi olmaktır. O zaman insan sapkınlıktan kurtulmuş olur inşaAllah, ve Kuran’a tam güvenmek. Ama Kuran’ın da en güzel tefsirini Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaptığını bilmek lazım tabii. Yani “ben en iyi tefsirini yaparım” olmaz. En güzel tefsiri, Peygamber (s.a.v.) yapar. Bu çok iyi bilinecek inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar da: Biz de şüphesiz Rabbimiz’e döneceğiz dediler”, evet. Hz. Musa (a.s.)’ın iman eden talebeleri, o büyücüler vardı ya, sonra iman ettiler. Hz. Musa (a.s.)’dan yana tavır aldılar ve Firavun’a meydan okudular. “Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimiz'in ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun.” Firavun’a diyor ki, “senin bize saldırmanın nedeni, ne bizim kişiliğimiz, ne bizim şahsiyetimiz, ne bizim varlığımız. Sadece Müslüman olduğumuz için bize bu azgınlığı gösteriyorsun” diyorlar. Mesela bize de, bu yüzyılda da mesela, saldırılmasının nedeni, sadece Müslüman olmamızdır. Darwinizm’e, materyalizm’e inanmamamız ve ona karşı mücadele vermemiz. Yoksa mesela biz desek ki, “(haşa) dinsiziz, imansızız, Müslümanlığa da karşıyız”, bizimle ilgili bu olayların hiçbiri olmazdı şu ana kadar olan. Yani niye olsun? Adam böyle bir olayın içine girmeyi değil de, bilakis desteklerdi. Yani var güçleri ile desteklerlerdi. Bakın, başka bir nedenle, bak diyor ki: “Rabbimiz'in ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun.” “Amacın bu” diyor yani, Müslüman olduğumuz için intikam alıyorsun. “Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır.” diyor müminler. “Ve bizi Müslüman olarak öldür.” Çünkü adamın öldüreceği belli, çünkü gözü dönmüş. Firavun zaten alkolik adam. Sürekli içerek gezen, gözü dönmüş bir psikopat ve azılı katil. Açık açık diyorlar, “Biz Müslüman olduk ve sana meydan okuyoruz, ne yapıyorsan yap” diyorlar. Mesela bu mübarekler orada şehit edilmiştir, inşaAllah. “Feda olsun” diyorlar, Allah rızası için. Aslan bunlar maşaAllah, elhamdülillah. Cennette kardeşiz. Bu yiğitleri orada göreceğiz, tabii meydan okudular Firavun’a. “Firavun kavminin önde gelenlerine dediler ki: ‘Musa ve kavmini bu toprakta’, Mısır’da, ‘bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terk etmeleri için mi serbest bırakacaksın?” Bak görüyor musun nasıl tahrik ediyorlar? Yani böyle milliyetçi duyguları okşayarak. Devlet düşmanı gösteriyorlar, devlet haini olarak gösteriyorlar. Evet sisteme karşı, rejime karşı gösteriyorlar. “(Firavun) dedi ki: “Erkek çocuklarını öldüreceğiz.” Görüyor musun psikopatlığı? “Ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz.” Yani “kahredici bir üstünlüğe sahibiz” diyor. Allah, kimin kahredici üstünlüğe sahip olduğunu, denizin içinde onlara gösterdi. İt gibi yalvardı değil mi? Canının alınmaması için debelendi adeta. Yani konumu it gibiydi, konuşmasını tenzih ederim, Allah affetsin, öyle demeyeyim. Konumu it gibiydi, it gibi debelendi. Diyor ki: “Musa (a.s.)’ın ve Harun (a.s.)’ın İlahına inandım.” diyor. Allah da diyor ki: “Şimdi mi?” Değil mi? Boğuluyorsun artık yani değil mi şimdi? Allah kabul ediyor, “tamam Ben seni kurtaracağım” diyor Firavun’a. Bak “Buna rağmen ben seni kurtaracağım” diyor. Şimdi Ahirete inanmıyor değil mi bu? İnanmıyor. Ruhun varlığına da inanmıyor. “Tamam” diyor Allah, “Ben seni kurtaracağım, bedenini kurtaracağım ve sahile ibret olarak bırakacağım” diyor bedenini. “Ama ruhunu alacağım” diyor Allah. İnanmıyor değil mi bu? Tamam, o zaman rahatsız olacağı bir şeyin olmaması lazım değil mi? Nitekim de, Allah bedenini denizin kenarına bıraktı. İki büklüm olarak bıraktı ve “gelecek nesillere de ibret olarak, senin cesedini göstereceğim” diyor Allah ve hakikaten de, bütün Firavunların cesedi kaldı biliyorsunuz, hepsinin. Mesela o çok büyük bir imtihandı onlar için. Erkek çocuklarını öldürdüler. Bu bir imtihandı. Öldüren kimdi? Azrail (a.s.).
SUNUCU: Ama Firavun öldürmedi?
ADNAN OKTAR: Azrail (a.s.). Bak öldüren Firavun. Batınında kim? Azrail (a.s.), daha batınında Allah’tır. Allah hepsini olduğu gibi Cennete almış oluyor, bir anda, o kadar. Konu budur. O zamanki mümin çocukların hepsi Cennete geldiler, Vildan olarak ve hepsini göreceğiz, inşaAllah. “Musa kavmine: Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah’ındır”; dikkat edin, “ona kullarından dilediğini mirasçı kılar”. Dünya hakimi kılar. Kim dünya hakimi olacak? Hz. Mehdi (a.s.) değil mi, inşaAllah. “En güzel sonuç muttakiler içindir” dedi. Tevrat’ta Mehdi (a.s.)’ın vasıflarını görünce Hz. Musa (a.s.), defalarca Allah’a yalvarıyor, “beni Mehdi (a.s.) kıl”diye. Üç kere dua etti, üçünde de Allah kabul etmedi. “O ayrı”diyor Allah, “o Ahir zamanda gelecek”diyor. “Yarabbi beni Mehdi (a.s.) kıl” dedi, “Yarabbi beni Mehdi (a.s.) kıl”, “Yarabbi beni Mehdi (a.s.) kıl”. Çünkü Tevrat’ta yüzlerce ayette övülüyor Mehdi (a.s.). “Derler ki: Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık” diyorlar kavmi. Hz. Musa (a.s.)’ya, Peygambere söylüyorlar bunu. Bunca mucizeyi görmelerine rağmen. “Musa (a.s.) diyor ki: ‘Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek’”. Bakın gaybten haber veriyor. “Ve sizleri yeryüzünde halifeler, egemenler kılacak”. “İleride dünya hakimi olacaksınız” diyor. “ ‘Böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek’ dedi” diyor. “Sizleri yeryüzünde halifeler, egemenler kılacak.” İşte bu, Hz. Musa (a.s.)’ın bu sözü, Tevrat’ta da olan bu söz, Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde hakimiyet ile ortaya çıkıyor. Musevilerin beklediği Kral Mesih, Mehdi (a.s.), Tevrat’ta çok kapsamlı, İncil’de de yine çok kapsamlı olarak anlatılmıştır. Kuran’da da müteadid ayetlerde vardır. Her ne kadar bir kısım Nur talebesi kardeşlerimiz anlamazdan gelse de, dünya hakimiyeti Kuran’da çok açıktır. Müslümanların da bir liderinin olmasının gerekliliği, farziyeti Kuran’da da yine çok açıktır. Anlaşılmayacak bir yönü yok.
Evet, 8 dakikamız kalmış.
Biraz da hukuk sohbeti yapalım. Kapalı yolla anlatayım. Türkiye’de biliyorsunuz, yargıda bir kısım değişiklikler yapılacak. Benim milletim, can-ı gönülden bu değişikliği desteklesin. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’ndaki değişikliler çok hayatidir. Bunun da desteklenmesi gerekiyor ve hakimler savcılar için de bu çok büyük bir nimettir. Yani hukukun şeffaflaşması, netleşmesi ve açık hale gelmesi, bu konuda ben hükümetin desteklenmesinin çok doğru olacağını düşünüyorum. Samimi kanaatim bu. Ama diğer konularda desteklemeyen olabilir hükümeti. Çok makul yani, saygı duyarım. Ama bunun açıklanır bir yönü yok. Muhalif açıklamalara da hiç kimse kanmasın. Yani çok doğru bir hareket ki, şu anki düzenleme bile kısmidir. Tam doyurucu değil. Ama biz buna da razıyız. Yani şu anki düzenlemeye de razıyız. Ama bu bile baskılardan dolayı, kısmi bir düzenlemedir. Ama bu ilk bir adımdır, sonra daha da iyi olabilir inşaAllah. Bundan en çok istifade edecek olan, hakimler ve savcılardır zaten. Onların özgürlüğü ve onların güvencesi mevzu bahis olacaktır ve hukuk daha güvenilir hale gelecektir. Mesela bakın bize 5 tane aile, 5 aile, tam 5, başka sayısı yok. Aralarında toplanıyorlar, diyorlar, “Biz bu adamları nasıl hizaya getiririz?” Diyorlar ki, “işte yalancı şahit bulabiliriz” diyor birkaç kişi. “Ne kadara mal olur?” diyor. Yani “en fazla” diyor, “mesela bir trilyonunuzu alır” diyor. “Ama bu çok temiz olur” diyor. “Kim bunlar?” diyor. “Fakir ailelerin çocukları var 3-5 tane.” “Tamam” diyorlar. “Yavrum nedir sizin ihtiyaçlarınız?” “Şunlar, şunlar, şunlar”. “Tamam”. “Ne yapmamız gerekir?” diyorlar. “Gidip aleyhte konuşacaksın. İşte tecavüz etmeye kalktı, saldırdı, astı, kesti, bunlar mafyadır. İşte esrar içerler, eroin içerler, silah kaçakçılığı yaparlar, aklına ne gelirse artık. Yani anormal olan ne varsa”. “Yalnız” diyor, “şimdi sen hepsini bunun yaparsan, bu iddiayı sen yaparsan, bu şüpheyi çeker, böyle olmaz" diyor. “Şimdi aranızı bir ayıralım. Mesela 6-7 kişi olun. Sen çetenin bir maddesini söyle, yani makul olsun” diyor. “Hem kafan karışır, ifade verirken diliniz karışmasın” diyor. “Sen bir tanesini söyle, sen birini söyle, sen birini söyle. A, B, C, D, E, F, G. Mesela sen M’yi söyle, sen F’yi söyle, sen Y’yi söyle, sen de A’yı söyle. Böylece bir mafya ortaya çıkar, bir çete ortaya çıkar, ondan gerisini siz bize bırakın” diyor. “Peki” diyorlar, “biz bu yalanı söylediğimizde bütün Türkiye görecek. Bu olur mu?” diyorlar. “Olur mu?” diyor, “zaten gizli şahitsiniz” diyor. Yani “Ne adınız bilinecek, ne sanınız bilinecek. Sen ifadeyi vereceksin, git memleketine, git Amerika’ya, vur kafanı, al paranı yaşa. Bu kadar basit, çok kolay” diyor. “Sadece iftirayı atacaksın, bir de geleceksin gizlice ikrar edeceksin. Evet bu ifade benimdir” diyeceksin. Bitti, o kadar. Yani “senin, mesela onlar savunur da, ya gerçeği söylerlerse” diyor mesela. “Savunamaz ki” diyor, nasıl savunacak? Seni bilmeyecek çünkü” diyor. Kim olduğunu bilmeyeceğine göre, bilmediği adama nasıl cevap versin bir adam değil mi? Mesela çıkıp karanlığa taş atacaksın sen, bilmiyorsun kimin söylediğini. “Onun için bu çok temiz iş” diyor. “Tamam” diyorlar. Bu konu da halloluyor ve ifadeyi veriyorsun. “Haydi bakalım gelin” diyorlar, ifadeler alınıyor ve sana dava açılıyor. Kurtar kendini ondan sonra kurtarabilirsen. Artık 10 yıl mı uğraşırsın, 5 yıl mı? Adam, orada keyfini yapıyor. Amerika’da geziyor, çıtır çıtır paralarını yiyor, sen burada uğraşıyorsun. Böyle vakalarla insanlar karşılaşıyor yani. Türkiye’de böyle vakalar oluyor, ben bunu söylüyorum. Hani şu vakadır, bu vakadır, belli bir vaka söylemiyorum. Ama böyle vakalar var Türkiye’de ve mevcut hukuk sisteminde, bu adamlar böyle at oynatabiliyorlar, rahatça. Yani ben hakimleri, savcıları tenzih ederim. Samimi insanları, bunları ben tenzih ediyorum. Ama böyle akıl almaz bir zulüm uygulanıyor şu an Türkiye’de. Yani böyle sahtekar insanlar tarafından. Ben ama isim de belirtmiyorum, şahıs da söylemiyorum. Ben kendim karşılaştığım bir olay olarak da anlatmıyorum. Bizim de karşılaştığımız olaylar var ama, daha değişik. Ama bu sistemi Türkiye’de uygulayan kişiler var ve bu çok büyük bir tehlikedir. Yani bir insan demek ki, istemediği biri varsa, mesela gıcık olduğu birileri varsa, 6-7 kişiyi toplayıp, böyle çok net netice alabileceği bir sistem var. Tabii. Buna çok köklü tedbir alınması lazım. Yani haydi bakalım bir açılsın davanız da, bir şey olmaz. Kardeşim bu basına böyle yansımıyor ki. Adam orada çok galiz ifadeler kullanmış. Mesela diyor ki, “Beni bir odaya hapsetti. Aylardan beri aç, susuz bir odada kilitlemiş durumda. Bana şunu yapıyor, bunu yapıyor” diyor. Adam can hıraş mektup yazıyor. Bir de bakıyorsun mektuba, “genç kızım ben, 16 yaşındayım” diyor ve “bir dışarı çıkanla mektubu pencereden dışarı attım, o da götürdü size ulaştırdı bunu” diyor, “ulaştırmasını söyledim” diyor. “Bana yardım edin, perişan vaziyetteyim” diyor. Bakıyorlar, parmak izi erkeğe ait. Yazı da erkeğe ait. Hani 16 yaşında genç kızdın sen? Yetişkin bir erkeğe ait olduğu anlaşılıyor. Kardeşim şimdi böyle bir mektup ile operasyon başlıyor. Yani böyle vakalar var Türkiye’de. Bakın böyle bir mektup ile operasyon başlıyor. Şimdi bu, nedir bu, değil mi?
SUNUCU: Çok büyük zorluk, evet.
ADNAN OKTAR: Tabii. Neyse, bunlara yine devam ederiz, inşaAllah.
SUNUCU: İzninizle kapanışa geçiyorum. Tekrar bir hatırlatma yapayım. Harunyahya.tv sitesinden yayınlarımızı 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.comadresinden ulaştırabilirsiniz. Bizi yarın 22.00’dan itibaren, Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Kanal Avrupa’dan takip edebilirsiniz. Hayırlı akşamlar.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...