SUNUCU: Adnan Oktar Beyefendi ve Oktar Babuna Beyefendi buradalar. Başlayalım isterseniz.
ADNAN OKTAR: Evet, buyurun. Oktar Hocam neler vardı bugün?
OKTAR BABUNA: Hocam, bu Habertürk’te bir evrim programı düzenlemişler, iki tane evrimci çağırmışlar. Ender Helvacıoğlu ile başka bir yardımcı doçent gibi birisi 19 Mayıs Üniversitesi’nden. Karşılarında da Bayraktar Bayraklı vardı. Kuran’dan bazı ayetler vererek, örnekler vererek, Yaratılış ile ilgili, bunları söyledi. Bu bir hayli kızdırdı evrimcileri. Evrimin güya bilimsel bir şey olduğunu, dinin ayrı bir yerde olması gerektiğini, burada ne alakası var gibi bir çarpık mantık da ileri sürmeye çalıştılar. Yiğit Bulut da bayağı bir sıkıştırdı. Orada da hiçbir konuda, en ufak bir delil getirmeden, sürekli her zaman yaptıkları gibi laf kalabalığı ve demogoji ile böyle programı geçirdiler, o şekilde bitti program zaten. Biz de cevap verdik o arada an an inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani devam etmiyor mu şu an program?
OKTAR BABUNA: Evet, bitti Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bitti. Bayraktar Hoca neler anlattı?
OKTAR BABUNA: Bayraktar Hoca, yaratılışın örneklerini verdi. Hz. Adem (a.s.)’nin de yaratılışından örnekler verdi. Orada yanlış bir ifade olarak şunu kullandı yalnız. “Çamurdan yaratılış safhasında, orada biten bir şey vardır, işte evrim budur” dedi. Ama tam evrim vardır demedi. “Müstakil olarak yaratılmıştır insan” dedi, inşaAllah. Böyle bir ifadesi de oldu ama arada orada.
ADNAN OKTAR: Şimdi sen bana orada flu anlatma, tam anlat. Bitkilerin, hayvanların, insanların yaratılışını Bayraktar Bayraklı Hoca nasıl açıkladı?
OKTAR BABUNA: Onlarda, bir tür diğer türe evrimleşmiştir ifadesini kullanmadı. Sudan yaratılışa örnek verdi. Bu anlamda, Darwin’in söylediği gibi hakikaten bir sudan yaratılış olmuştur dedi, Kuran’da da bu şekilde. Ama tür, diğer türe dönüşmüştür diye bir şey kullanmadı benim duyduğum kadarı ile.
ADNAN OKTAR: Şimdi Kuran’da Allah insanı, porselen kili var ya, porselen kilinden yarattığını söylüyor ve porselenden heykel olarak yarattığını söylüyor ilk olarak. Bunu söyledi mi?
OKTAR BABUNA: Evet, “çamur” dedi. “Ondan sonra ilk toprak diyor” dedi. “Aşamaları var bunun” dedi. “Sonra ıslaklık oluyor, çamur oluyor” dedi. “Sonra balçık diyor” dedi, böyle bu şekilde. Ona evrim dedi. Yani tam orada neyi kastettiğini ben tam olarak anlamadım Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim anladığım, eğer yanlış anlamadıysam, yani bana nakledilen, bitkilerin ve hayvanların evrimle oluştuğunu söylüyor Bayraktar Hoca, doğru mu?
OKTAR BABUNA: Orasını kaçırmış olabilirim, tam takip edemedim, evet.
ADNAN OKTAR: Bir tek insanın evrim konusunda belki yaratıldığını düşünüyor olabilir, evrimi düşünmüyor olabilir. Benim anladığım, yani bana aktarılan, değil mi?
SUNUCU:Evet Hocam, aynen öyle bir cümlesi vardı. “Benim atalarım evrim geçirmedi. Benim atalarım insandı” cümlesini tam anlamı ile kullandı.
OKTAR BABUNA: “Benim dedem maymun değildir” dedi hatta. Öyle bir şey de söyledi.
ADNAN OKTAR: Ama “bitkiler ve hayvanlar geçirdi” diyor.
OKTAR BABUNA: Olabilir. Ben anlatırken bazı bölümleri duyamamış olabilirim.
ADNAN OKTAR: Sana benim sorduğum soruları bilenler aktarırlarsa.
OKTAR BABUNA: “Çamurdan evrimleşerek yaratıldı, eşeysiz yaratılma” dedi. “Burada evrim bitti, bitkiler ayrı” demiş.
ADNAN OKTAR: “Bitkiler ayrı, onlar evrimle yaratıldı” mı diyor?
OKTAR BABUNA: Bitkiler için, burada evrim bitti. Bitkiler ayrı, bakayım onu da bir sorayım Hocam inşaAllah. “Hayvanlar evrimle yaratıldı” demiş.
ADNAN OKTAR: “Hayvanlar evrimle yaratıldı”. Bunu dedin mi, bitti. Karşı tarafa tam anlamı ile teslim oldun demektir.
OKTAR BABUNA: Bitkiler evrim dememiş, “sadece hayvanlar evrim” demiş, evet.
ADNAN OKTAR: Hayvanlar, yani hayvanlar evrim geçirdi dediğinde, adamların teorisini tam anlamı ile kabul etmiş oluyor. Artık ondan sonra konuşulacak bir şey kalmaz. Çünkü zaten onlar insanı bir hayvan türü olarak kabul ediyorlar. Yani ondan sonrası da hiç geçerli olmaz. Bakın, bizim olmadığımız yerde, bakın ezim ezim ezdiklerini görüyorsunuz. Yani ezim ezim, tam anlamı ile ezilmiş bak burada. Dağıtmışlar, perişan etmişler benim gördüğüm. Ama biz çıksaydık, zaten çıkamazlar, çıkamazlar. Yani böyle 22’lik çivi gibi mıhlardım oraya. Anında biterlerdi. Darmakeşan olurlardı. Ama işte böyle yenilecek insanları onun karşına çıkartıp, bu kişilerin karşısına çıkartıp, yani sanki çırpındıra çırpındıra yeniliyorlarmış imajı vererek bir olay meydana getiriyor. Ben Yiğit Bulut’u tenzih ederim. Ben onu seviyorum, saygım da var, yani nezih bir insan, dürüst bir insan. Ama onun ezileceğini bile bile getirip, onların karşısına koyup, böyle milyonlarca insanın gözü önünde, değil mi? Bu kişiyi ezdirmesi, sanki evrimciler haklıymış gibi bir konum meydana getirmesi olmadı. En azından bizi telefon ile bağlayabilirdi. Yani sesim bile onları yerle bir ederdi böyle evelAllah. Anında dağıtırdım. Dolayısı ile bizim olmadığımız yerlerde, yani en alim denilenin bile ezileceğini görmüş oldu herkes. Yani “hayvanlar evrim geçirdi” dedin mi, zaten bitti, yani konu kapanır. O masadan kalkmaları lazımdı ondan sonra, zaten bitti. Adamlarla aynı, mutabık zaten. Bunun üzerine başka bir şey yok.
OKTAR BABUNA: Zaten söylediklerinden de bilgisinin olmadığı anlaşılıyor Hocam. Yanlış şeyler de söylüyor, yanlış yorumlar da yapıyor böyle.
ADNAN OKTAR: Kardeşim adamlar binaya gelemediler biz geldiğimizde, binaya gelemiyor artık, yani odalara kaçtılar, değil mi?
SUNUCU:Hocam zaten anladığım kadarı ile Bayraktar Hoca’yı çok fazla konuşturma taraftarı değillerdi diğer saftaki konuklar. Hep Hocaya bilimsel kaynaklarını sordular. Hoca da çok fazla hazırlıklı gelemediğini ben anladım. Yanlış da anlamış olabilirim tabii. Sürekli Hocayı bir ezme çabası içindeydiler.
ADNAN OKTAR: Çabalarına gerek yok, zaten ezilmiş orada. Tabii ezilmiş. Ama yani herkes bilir ki herhangi bir şekilde elime geçerlerse, böyle Isparta halısı gibi dümdüz ederim.
SUNUCU:Devam edecekmiş Hocam inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet, “seri programlar yapacağız” dedi.
ADNAN OKTAR: Yani umarım, umarım. En sonunda bunları getirir benim elime teslim ederler, değil mi? Yiğit Hocamız inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu Darwinistler de hiçbir şekilde, en ufak bir şeye cevap veremediler. Mesela dedi ki, “12 yaşında bir çocuğa, ilk hayatın başlangıcını nasıl anlatırsınız?” dedi. 40 dakika anlatamadılar Hocam, yani 40 dakika.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi orada toptan evrimi savunan bir sistem var zaten. Orada zaten evrim karşıtı bir düşünce yok ki orada. “Hayvanlar evrim geçirdi” diyenle, beraberler. Adamlar, onlar da zaten evrimi savunuyorlar. Konu bitmiş zaten orada, neyi anlatacaksın. Böyle olmaz. Orada tek yanlı bir program yapılmış ve daha önce de o Fredy’nin Kabusu’nu da çıkartmışlardı daha önce, o da orada onlara gitti, alenen yaltaklandı. Önceden ayarlanmış, “biz yukarıda da konuştuk seninle biliyorsun” diyor adam, yani ayarlamışlar. Orada böyle rakı muhabbeti gibi, sen de haklısın, ben de haklıyım kafasına çıktı onu. Yani sen de doğru söylüyorsun, ben de doğru söylüyorum, nasıl olur böyle bir şey Müslüman’da yani. İki zıt düşünce, birbiri ile aynı düşünceyi savunabilir mi? “İkimiz de aynı şeyi savunuyoruz” diyor. Çünkü ikisi de evrimci, ikisi de evrimi savunuyorlar. Dolayısı ile bu alanda, bizim dışımızda bunları ezecek hiç kimsenin olmadığını görüyoruz. Yani fikren bu evrim konusunda ve birçok konuda bunları ezecek başka kimse olmadığı görülüyor. Çünkü daha ismimizi duyunca titriyor bunlar.
SUNUCU:Hocam, zaten diğer tarafta bir yardımcı doçent vardı, Zeki Bey olduğunu hatırlıyorum. Onların şöyle bir itirazları oldu konuşmacılara, biz bilim tartışıyoruz, siz ilahiyatçıları getiriyorsunuz. Bunu sadece bilim adamları tartışabilir gibi bir konuşma geçti. İlahiyatçıları tam olarak karşılık bile veremeyeceklerini düşünüyorlar, o kadar güvenmiyorlar ilahiyatçılara yani.
OKTAR BABUNA: O zaten evrimi kabul ettiği için zaten, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Canım, ilahiyatçı olur da bilim adamı yönü de olur, yani bilim adamı yönü olur, aynı zamanda ilahiyatçı olur. O çok mantıksız, ne alakası var. Yani birçok ünlü bilim adamı ya hahamdır yahut rahiptir, değil mi? Tabii, yani tarihte de hep böyle olmuştur.
OKTAR BABUNA: Big Bang’i ilk söyleyen zaten bir rahip, Lemaitre diye aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: Tabii.
SUNUCU:Darwin’in de aynı şekilde din adamı olduğu yönünde bir şey söyledi programın sunucusu. Karşı taraf tabii cevap veremedi haliyle.
ADNAN OKTAR: Tabii canım, papaz okulunda okudu Darwin. Yani birçoğu, çok fazla insan sayarım. Bir de dindarlar da yani, büyük bir bölümü dindar. Din adamı olması şart değil ki. Dindarsa zaten din adamıdır aynı zamanda, dini savunuyorsa. Dolayısı ile Yiğit Bulut’un her halde stratejisi şu anladığım kadarıyla, yani bakın kim olursa olsun eziliyor, bunu başka ezecek adam da yok imajını verecek tahmin ediyorum sonunda. Çünkü hangisini çıkarırsa çıkarsınlar ezilir, yani eziliyorlar. Daha öncede gördük, hakikaten dağılıyorlar. Güçleri yetmiyor.
OKTAR BABUNA: Üç tane profesör çıkmışlardı Hocam, o bizim çıktığımız seride. Darwinizmin aleyhinde görünmelerine rağmen, savunamadılar ama yani. Orada da bir ortak nokta buldular. Mikro evrim vardır demeye başladılar falan böyle, dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, olay ortada. Benim fazla bir şey söylememe gerek yok. Yani hepsini çıkarsın. Hepsi elindeki değneklerini, odunlarını atsınlar, en sonunda hepsini böyle yerle bir ederim. Bu kadar açık. Yani bana yarım saat versinler yeter yani, başka bir şeye de gerek yok, inşaAllah. Şimdi bunların düşünemediği bir yön var. Şimdi “bilim adamı” diyor, “deneylere dayalı olarak olayları tahlil eder, araştırır”. Doğru, güzel. Şimdi biz burada bir laboratuvarı kurduk. Burada bilim adamıyız ve toplandık, buraya gerekli malzemeleri koyduk. Biz bu malzemeleri nerede görüyoruz, nasıl tespit ediyoruz? Bir monitörden seyrediyoruz, yani beynimizden seyrediyoruz. Bir kere bu adamların dedikleri gibi bilim adamı olmaları için, beyninin içinde yaşamaması lazım. Beyninin içinde yaşamaya mahkum olan bir adam, onların anladığı anlamda bilim adamı olması imkansızdır. Beyne akan bilgiye bir insan mahkumsa, beyindeki bir monitörün başından ayrılamıyorsa ve beyinden dışarıya çıkamıyorsa, dışarıdaki alemi hiçbir şekilde bilemez. Çünkü monitörden gelen bilgiye göre hareket ediyor, o kadar. Yani monitörden ona hangi bilgi geldiyse, ona göre teşhisini koyuyor ve monitörün hoparlöründen hangi sesi duyarsa, ona göre hareket ediyor ve dışarıdaki sesi de bilmiyor, görüntüyü de bilmiyor. Bir kere burada adamların bilim adamlığı bitiyor. Bana bir kere bu konuda bir açıklama yapmaları lazım. Şimdi bak, Bayraktar Bayraklı da olsun, diğer kişiler de olsun, bunlar hepsi beyinlerinin içindeki görüntü ile konuştular şu an, hepsi. Yiğit Bulut da beyninin içindeki görüntü ile konuştu, adamlar da, diğerleri de, hepsi beyinlerinin içindeki görüntü ile konuştular ve beyinlerindeki ekranda tartışmayı yaptılar. Bu derin hakikati daha kavramış değiller. Yani üslubundan, konuşmasından bunu fark etmiş insan görünümü yok. Dışarıdaki alem, bakın, bilim adamları eğer esas alıyorlarsa onların dedikleri bilim adamları, o monitörde elde ettikleri bilgiye göre, dışarıda bir kere ışık yok, simsiyah alem, yani hepsi bunu kabul etmek durumunda. Simsiyah, ışık yok dışarıda. İkincisi, renk yok. Üçüncüsü, madde saydam. Böyle bir ortamda, sen nasıl bilim adamlığı yapacaksın? Neyi bulacaksın? Değil mi? Işığı beyinde meydana getirdiğini görüyoruz Allah’ın. Görüntüyü beyinde meydana getirdiğini görüyoruz. Allah yaratmıyor bu görüntüyü diyorsa, yani kendi kendine oluyor görüntü diyorsa, o ayrı mesela, onu diyebilir, ona bir şey demem. Ama bu monitördeki görüntüyü meydana getiren bir sistem var. Biz buna Allah diyoruz, bunu yaratan varlığa. Çünkü çok derli toplu, çok düzgün, görüyorsunuz.
SUNUCU:Evet, her şey net.
ADNAN OKTAR: Tabii, yani eşyalar, harfler, değil mi? Kitaplar, yazılar, her şey çok net ve bu monitörün başından biz ayrılabiliyor muyuz bir an? Sürekli monitörün başındayız ve monitördeki görüntü de 3 boyutlu ve son derece kaliteli. En kaliteli, en gelişmiş televizyonları alıp getiriyoruz, bakıyoruz, iki boyutlu, yani yine değil. 3 boyutlu yapıyorlar ama yine olay belli oluyor, belli yani iki boyutlu olduğu yine anlaşılıyor. Hiçbir şekilde 3 boyutlu olmuyor. Bakın Allah, binlerce sene önce 3 boyutlu televizyonu, şu kadarcık et parçası ile bize yaratmış, şu kadarcık et parçası ile. Bilim, geceli gündüzlü uğraşıyor, onbinlerce mühendis, bilim adamı uğraşıyor, bu kalitede televizyon elde edemediler daha, görüntü. Bu görüntüyü elde ettikten sonra da, bu görüntüyü seyredecek birine ihtiyaç var. Şimdi o hiç imkansız artık yani. Bakın bu görüntüyü elde etmek imkansız, bu görüntüyü seyredecek kişiyi bulmak, tamamen imkansız. Çünkü bu görüntüyü seyredecek de bir, ayrı bir göze de ihtiyaç var. Yani etten olmayan, sinirden olmayan, kandan olmayan değil mi? Biz göze daha ihtiyaç var. Bu hiç açıklayacakları gibi değil. Yine etten, kıkırdaktan oluşmayan bir kulağa ihtiyaç var duyması için. Çünkü her kulak sağır, her göz kör. Çünkü kamera görevi görüyor, başka bir özelliği yok. Kulak da, sesi titreşim haline gelen bu yapıyı, elektriğe çeviriyor ve beyine götürüyor. Beyinde onu duyacak birine, bir kulağa ihtiyaç var. İkinci bir kulağa daha ihtiyaç var. Ama bu kulak, etten, kemikten falan olmayacak, kanı falan hiçbir şeyi yok bunun. Asıl insan dediğimiz, bizim burada bu. Yani etten olmayan gözün evrimi nasıl oldu? Bunu bana bir anlatsınlar, değil mi? Etten olmayan, duyan kulağın evrimi nasıl oldu? Bunu bir anlatsınlar. Bunun evrim ile anlatılacak bir şeyi yok ki burada. Çünkü ortada madde yok. Elle tutulacak hiçbir şey yok. Sadece gören bir varlık var. Şimdi orada konuşanlar bunun farkında mı sence? Bayraktar Hoca da dahil olmak üzere.
OKTAR BABUNA: Değiller Hocam.
ADNAN OKTAR: Çünkü farkında olsa anlatır, yani bu konuya girer değil mi? “Ben de evrimciyim, işte Kuran da zaten evrimi savunur, fazla da üzerimize gelmeyin, işte ortak bir noktada anlaşalım, biz bir parça hayvanların evrimini kabul edelim.” Anlaşıldı mı? “Ama siz de insana dokunmayın, insanı da evrim ile yarattı demeyin. Yani bir kısmı evrim ile yaratılmıştır ama bir kısmı evrim ile yaratılmamıştır, bu şekilde anlaşalım, bu konu bitsin” gibi bir üslup oluyor. Yani bu olmadı. Bu tam anlamı ile yenilginin diğer adıdır.
OKTAR BABUNA: Bu eziklikten mi kaynaklanıyor Hocam, böyle psikolojik bir şey mi?
ADNAN OKTAR: Kardeşim, ilk baştaki eğitim, bu Hoca efendileri, ilk başta Hoca Efendiyi çok severim Bayraktar Bayraklı’yı işin doğrusu, yani çok kalender bir insan. Fakat klasik sistem, yani çok önceleri, bundan yüz yıl önce El Ezher ve birçok İslami eğitim yapan kurumlara evrimciler hakim oldular zamanında ve bütün İslam ülkelerini hemen hemen, hep sosyalistler, komünistler kontrol altına aldılar. Mısır komünistlerin kontrolündeydi, Irak komünistlerin kontrolündeydi ama alimler de o zamanlar evrimciydi, koyu evrimciydiler. Şimdi bu Hocalarımız, onların silsile olarak yetiştirdiği işte Muhammed Adbul, Cemalettin Afgani gibi böyle Hocalar vardı, eski Hocalar. Bir kısmı bunların evrimciydi ve asıl ağırlığı bunlar oluşturdu ve hemen hemen birçok yerde, bakın Bayraktar Bayraklı Hocanın da, diğer arkadaşları da var, diğer kişiler de baktığımızda, alenen evrimci olduklarını görüyoruz. Yani “hayvan evrimle yaratıldı” dedi mi, konu bitti. Şimdi Bayraktar Bayraklı Hoca’ya sormuyorlar şunu, şimdi Hz. İsa (a.s.)’ya diyor ki Cenab-ı Allah, “çamuru al” diyor yerden, çamur, bildiğin çamur, “al kuş biçimde bir şey yap”, yani balçık, balçıktan. Hz. İsa (a.s.) yerden çamuru alıyor, Allah’ın ona verdiği güçle kuş biçiminde bir şey yapıyor. Hep okulda yaparız ya, çocuklara okulda falan kilden böyle heykel yaptırırlar. O da kilden küçük bir kuş heykeli yaptı. “Üfür” dedi Allah ve kuş halinde uçtu bu. Nerede burada evrim? Bitti işte, bu kadar basit. İşte hayvanın yaratılışı budur, bu kadar. Bir hayvan yaratılışı daha anlatayım ona, Bayraktar Bayraklı Hoca’ya. Hz. Musa (a.s.) asasını atıyor, atar atmaz, bildiğin yılan, normal yılana dönüşüyor. Yani sahte yılan değil, hakiki yılan oluyor, gerçekten yılan ve diğer oradaki tahtaları, ipleri onları da yutuyor hayvan. Yani normal soyunu devam ettiren bir varlık. Yiyen, içen bir varlığa dönüşüyor hayvan, hayvan oluyor yani, yılan. Burada nerede evrim?
OKTAR BABUNA: Tabii ki yok Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bak, Yiğit Bulut bunu sormadı orada onu. “Hocam burada evrim nasıl oldu?” demedi.
OKTAR BABUNA: Hocam sizin olmanız gerekiyor inşaAllah. Allah’ın izni ile inşaAllah.
SUNUCU:Bunlar sorulamadı bile Hocam, çok karışıktı ortalık. Herkes birbirine laf yetiştirme yarışında olduğu için, herkes birbirini karalama, işte “sen bilim adamısın, işte sen ilahiyatçısın” şeklinde bir tartışma ortamına dönüştü tamamen. Fikirler bile savunulamadı tam anlamı ile. O yüzden diğer haftalara da taşınacak bu tartışmalar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bayraktar Bey’in deşifresi geldi. Okuyayım mı Hocam ne dediğini?
ADNAN OKTAR: Evet, ne diyor?
OKTAR BABUNA: “Darwin’in söylediği gibi, canlıların tek hücreli canlıdan türemiş olması, hayvanlar alemi için doğrudur. Bitkiler ile hayvanlar aynı cinsten değildir. Onların gen yapısı aynı değildir, hücreleri de aynı değildir. Allah-u Teala insanı bağımsız olarak yarattı. Net söylüyorum ben bunu. Hayvanları da bağımsız yarattı, bitkileri de bağımsız yarattı. Benim dedem insan, maymun ile insanın ortak atasından değil.” Başta da diyor ki, “Darwin’in söylediği gibi canlıların, tek hücreli canlıdan türemiş olması, hayvanlar alemi için doğrudur” diyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bitti. Bunun üzerine ne söylenir? Zaten insana bir hayvan türü dediklerine göre adamlar. Yani burada olay tartışma şeklinde değil, evrimi din de kabul ediyora getirmiş orada Bayraktar Bayraklı Hoca. Yani konu bu şekilde bitmiş ama bir parçada insanların gururunu okşayacak gibi bir üslup kullanmış, hani benim dedem maymun değil gibisinden. Yani bu biraz, yani geçiştirici bir üslup gibi olmuş. Bayraktar Bayraklı Hoca’ya bu yakışmadı. Ama dolayısı ile değiştirdikleri pek bir şey olmaz. Allah, bizim bunların tek hasmı olduğumuzu gösteriyor. Yani bilimsel yönden, ilmi yönden, akılcı yönden tek hasmı olduğumuzu gösteriyor. Bütün milletimize de bunu gösteriyor. Hakikaten bizim dışımızda bunların fikri yönden beynini ezecek başka hiçbir sistem göremiyorum. Olsa ben zaten böyle hani lider olmak, baş olmak, bunun meraklısı değilim ben, yani Allah emrettiği için, Kuran’da diyor Allah: “Takva sahiplerine önderler kıl” diye dua ediyor, o yönde ben istiyorum, yani nefsani benim bir talebim yok. Böyle etkili başarılı bir cemaat görsem, topluluk görsem ben oranın hizmetçisi olurum. Yani ne kadar güzel, bir mürşidim olsa, “efendim emret ne istiyorsanız yapayım” derim. Yok, işte görüyorsunuz milyonlarca insanın gözü önünde ezim ezim eziliyor.
OKTAR BABUNA:Bu hem onlar öyle siz daha iyi bilirsiniz, rahipler de eziliyorlar, hahamlar da eziliyorlar. Bu şekilde savunabilen hiçbir kesim yok. Bilim adamı güya olanlar da eziliyor, akıllı tasarımcılar, onlar da eziliyor.
ADNAN OKTAR:İsrail’de dümdüz etmişler hahamları zaten, onlara biz yardımcı olduk kendilerini ondan sonda toparladılar. Vatikan’da zaten bütün evrimcileri topladılar, rahipleri, papazları bir araya getirdiler. Çok doğru söylüyorsunuz efendim gibi iki büklüm oldular karşılarında, sen gittin adamların beti benzi attı, kireç gibi oldu adamlar. Kaçtı, daha ismimizi duyunca adamın beti benzi attı.
OKTAR BABUNA:Bayılıyordu az daha.
ADNAN OKTAR:Çünkü biliyor ki yani orda çok özür dilerim rezil olacak, biliyor ve kaçıyor, inşaAllah yani ilmi yönden.
OKTAR BABUNA:İki tane izleyici yazısı var bu konu ile ilgili, okuyalım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Selamünaleyküm size demiş Hocam inşaAllah. “Bayraktar Hoca insanın çamurken insana dönüşmesinin aşamalarının bir nevi evrim olduğunu söylemiştir. Toprak+su=çamur bir nevi evrimdir demek istemiştir Allah-u alem, Hocama selamlar” Ömer Faruk. Bir diğeri de “Bayraktar Bayraklı programda “Darwin ve Kuran çelişmez” dedi, dediğiniz gibi evrimcilerle mutabık konuştu Hocam inşaAllah” Hakan Aydın.
ADNAN OKTAR:Tabii ki şimdi o çok ağırlarına gidiyor, biraz acayiplerine gidiyor. Yani Allah insan heykeli yaptı, heykel. Bakın, Hz. İsa (a.s.)’ye diyor “sen kuş heykeli yap” diyor, yani normal heykel. Şimdi Allah’ın heykele ihtiyacı olduğundan değil, yani sadece harika olsun, hoşuna gitsin insanların, ilginç olsun, onun için. Yoksa yaratılış, eğer dikkatlice beni dinliyorlarsa bu ilgili zevat. Bakın diyorum ki bir ekranın başındasın sen. Yok, bu öyle değildir derse konuşalım. Ama bakın, hepsi kabul edecek mecburen, “evet” diyecekler, “biz bir ekranın başındayız”. “Dışarıyı ne ile görüyorsun?” diyeceğiz. “İki tane kamera ile görüyoruz” diyecekler, “etten kamera”. “Peki, sen bu kamerayı hiç gördün mü?” “Monitörde gördüm” diyecek. Yani dışarıya çıkıp onu göremez. Yani beyninden dışarıya çıkıp bakamaz buna. Mutlaka beyninin içinde bakacak, o karanlık kutunun içinden çıkmaz. Yani Allah’ın etle, kemikle çevirdiği, içine beyin koyduğu yerde, küçük, şu kadarcık bir yerde, kandan, etten oluşan bir yerde insan bütün sonsuz ömrünü, yani buradaki, dünyadaki ömrünü orada geçirir, Ahirette de yine beyninin içinde geçirir. Dış alemi Allah’ın bildiği gibi biz asla bilemeyiz, sonsuza kadar da bilemeyeceğiz. Mümkün değildir bu, dolayısıyla bize gelen bilgi kadar konuları değerlendiriyoruz. Darwin de beyninin içindeki görüntü ile muhatap oldu. Gemi ile gezdiğinde yine beyninin içindeki gemi ile gezdi o, Allah ona geminin görüntüsünü gösterdi. Gemi dışarıda var. Ama geminin görüntüsünü gördü o, beyninden dışarı çıkamaz. Beyninden dışarı çıkamayan bir adam asla bunların anlattığı anlamda bilim adamı olamaz. Deney yapabilmesi için kutunun içindeki bir varlık, beyninin içinde yaşayan bir insan. Düşünün iki tane kablo var, bir kutunun içinde mesela bir tahtadan yahut demirden bir küre düşünelim. Bunun içerisinde bir insan var ve oraya iki tane kablo giriyor. Birisi ona görüntüyü veriyor, kablolardan bir tanesi, bir tanesi sesi duymayı, işte dokunmayı, düşünmeyi, buna ait bilgileri veriyor. Bu da diyor ki, bunun içinden çıkamıyor bu kişi; “ben bilim adamıyım” diyor. “Neye göre bilim adamısın?” “Bu kablolardan gelen bilgiye göre bilim adamıyım ben” diyor. Doğru o anlamda bilim adamısın sen. Ama sana Allah’ın verdiği bilgi kadar bilim adamı oluyorsun sen. Allah sana o bilgiyi vermezse, onu akıtmazsa, o enerji kesildiği an sen buhar olursun, hiçbir şey de göremezsin. Değil mi? Nitekim beynine giden sinir bir kopuyor, çıt, anında simsiyah görüntü, sese ait kablo bir kopuyor, çıt, müthiş bir sessizlik hiçbir şey duyamıyor, göremiyor. Bilim adamlığı nasıl olur? Adam gözünün dışına çıkar, bütün eşyanın içine girer, yani –haşa- Allah’ın gücü gibi olması lazım gücünün. O şekilde olmadıktan sonra hiçbir insanın sonsuza kadar bilim adamı olması o anlamda mümkün değildir ve olamaz da. Buna hiçbiri de itiraz edemez bu söylediğime, tartışılacak bir yönü yok bunun. Değil mi? Tabii, ittifak var.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, bu hepsinin üzerinde bu ilim, bu açıklama maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi Bayraktar Bayraklı Hoca, mesela “350 milyon yaratılışı ispat eden fosil var. Buna ne diyorsunuz?” diyemiyor. Belki de haberi yok.
OKTAR BABUNA:Allah-u alem evet. Proteinleri soramıyor.
ADNAN OKTAR:O da çok acayip, Mesela “bir tane ara fosil getirin” demesi lazım bir tane, “10 trilyon verecek birisi var” desin. Benim ismimi vermesine gerek yok. O da kefil olsun, yani ben ona yemin de ediyorum, garanti de veriyorum 10 trilyon vereceğim. O adamlarla beraber bana gelecek. “Bak, al, ara fosili buldum” diye gelsinler. Bak, bunu da diyemiyor. Hayvanlar evrimle yaratıldı dediğine göre orada da bir ara fosil olması lazım değil mi? Bu da ayrıca bir anormal durum olmuş oluyor. Yani olmayan bir şeyi söylemiş oluyor, ara fosil yok. Evrim varsa ara fosil de olması gerekiyor. Ara fosil yok diyemedi. Çünkü onları destekleyen üslubu olamaz o zaman. Ara fosili reddettiğinde hayvanların evrimini de reddetmiş olacak. Hayvanların evrimini kabul ettiği için ara fosil var mantığını savunmuş oluyor, dolayısıyla da itiraz edemiyor. Halbuki demesi gerekirdi, “kardeşim bir tane ara fosil getirin ben buraya stüdyoya 10 trilyon parayı getireceğim.” Bakın, ben dedim ki, “fotoğrafına da razıyım”, yani “fosilden vazgeçtim” dedim, “fotoğrafını getirin ona da vereceğim” dedim 10 trilyon. Fotoğrafını da getiremiyorlar, getirin fotoğrafını görelim demesi lazımdı Bayraktar Hoca’nın, değil mi? Diyemiyor bak ve diyemez de çünkü hayvanların evrimini savununca diyemez.
OKTAR BABUNA:İnsanın da kısmen evrimini söylüyor Hocam, “toprak aşamasında evrim vardı, sonra bitti” dedi. Yani bu ifadeyi kullandı.
ADNAN OKTAR:O nasıl olmuş?
OKTAR BABUNA:“İlk toprakta yaratılırken, kuru toprak, çamurlu toprak, balçık” dedi. “Orada evrim vardı, topraktan yaratılma aşamasında evrim vardı, sonunda bitti” dedi. Ondan sonra insan oldu, orada evrim yoktu gibi bir şeye getirdi.
ADNAN OKTAR:Aslında yüzde 99’unu kabul etmiş oluyor. Yüzde 1’lik bölümünü de nezaketen bırakmış oluyor. Ona da bir çare bulunur düşünmüş gibi bir üslubu oluyor. Bu çok acayip bir şey, mesela yüzde 99’unu kabul ettikten sonra yüzde 1’lik bölümü zaten onun içinde hemen erir ve kaybolur yani. Hayvanların evrimi var dedikten sonra zaten konu bitmiş oluyor. İnsanların başlangıcında da evrim var dediğinde orada da konu bitmiş oluyor.
OKTAR BABUNA:Sadece dediğiniz gibi, milleti teselli etmek için, ”benim dedem maymun değildi” gibi bir cümle ile.
ADNAN OKTAR:Yani bu yenilginin ve yahut ittifakın diğer adı olmuş oluyor. Tam ittifak olmuş oluyor bu üslupta, dolayısıyla Allah insanlara bunu gösteriyor ki, bizim dışımızda bu konuda böyle ezici güce sahip bir ilmi çalışma yok. Ya kardeşim desene “bir tane protein molekülü, tek bir tane protein molekülü başka konuyu konuşmayalım” da diyebilir. Bakın hiçbir bilgisi yoksa hiçbir konuyu bilmiyor dahi olsa “tek bir proteinin nasıl meydana geleceğini bana anlatın” diyecek. Bir konu o kadar, bir proteinin oluşması için başka proteine ihtiyaç var, en sadesinden açıklıyorum, bu ne demektir biliyor musunuz? Sıfır ihtimaldir. Yani diyorlar ki; “1 sayısının yanına 950 tane sıfır koyarsanız. O kadar da bir ihtimaldir.” Bir proteinin oluşması için başka bir proteine ihtiyaç olduğunda bu ihtimal kaçtır biliyor musunuz? Net olarak sıfırdır. 950 sıfırlı sayıyla ifade edemezsin bunu. Kardeşim 950 sıfırlı sayı da zaten imkansızın diğer adıdır. Değil mi? Bak bunu da gündeme getirmiyor. Bunu da söyleyemiyor. Yani hiçbir şey bilmiyorsan buradan konuyu bitirebilirsin. İşte Ahir Zaman böyle çok önemli. Bakın bu Mehdiyet’in dünyayı nasıl salladığını gösteriyor. Mesela bugün Habertürk’teki konuyu Türkiye’nin en az yüzde 80’i seyretmiştir, yüzde 70-80’i . Çünkü bütün dindarları ve Materyalistleri, Darwinistleri ilgilendiren bir konu. Dolayısıyla bu konuda mücadele eden, fikri mücadele eden hemen hemen herkes seyretmiştir. Bu nedir biliyor musun? Mehdiyet’in bir çatışması işte, fikri mücadelesi, Allah şimdi Mehdiyet’in zeminini gösteriyor. Bakın burada bir aczi gösterdi önce Allah. Nasıl güçlerinin yetmediğini gösterdi. Şimdi Mehdi (a.s) talebelerinin nasıl onları böyle dümdüz ettiğini gösterecek Allah ilerde. Elhamdülillah, İnşaAllah. Şu an ağzımız kapalı, yani biz Bruce Lee gibiyiz şu an. Kolyemiz koptuğunda, yani boynumuzda değil mi, onda kolye, bizde de zincir diyelim yani inşaAllah, koptuğunda yani dümdüz ederiz Allah’ın izniyle. İnşaAllah. MaşaAllah
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Adınızı duyunca baygınlık geçirdi Hocam dünyanın en ünlü evrimcilerinden birisi ve gözümle gördüm yani “Harun Yahya” dedim, kül gibi oldu böyle kaçtı. Sırf isminizden yani bir de sizi görseler Allah-u Alem.
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi bizim boynumuzda, tabii her yerde, kollarımızda zincirler var bunu çözdüklerinde böyle paramparça ederiz Allah’ın izniyle. Bütün Türkiye de biliyor bunu. Mesela şu an bizim eksikliğimizi orada herkes hissetmiştir. Yani bizim çıkartılmamamızı da hakikaten hayret ve şaşkınlıkla izlemişlerdir. Çünkü onları ezecek tek gücün biz olduğumuzu bütün milletimiz biliyor.
SUNUCU:En azından bir telefon bağlantısı yapılabilirdi.
ADNAN OKTAR:Tabii, kardeşim şimdi oraya bir tane mesela farz edelim, bir varlık çıkarttıklarını düşünelim. Onun karşısına da bir panter çıkacağını insanlar bilir, değil mi? Panter çıkartmazsan, uysal bir kedi çıkarırsan o onunla baş edemez işte, gider mır mır, gider ona yanaşır, artık öyle diyelim. Dolayısıyla bakın ben dedim ki, “bütün olay Mehdiyet’in etrafından dönüyor dünyada” dedim. Bu, bunun işte bir ispatıdır. Bakın, Türkiye’de müthiş bir gündem bu. Her yerde Mehdiyet’in zıl ve gölgesi yeri yerinden oynatıyor. Ben Mehdi (a.s) talebesiyim, Mehdi (a.s) öncüsüyüm, bak Mehdi (a.s)’nin gölgesini taşıyorum üzerimde bu gölge bile yetiyor onlara. Nefesim yetiyor daha, nefesim. Tabii, inşaAllah. Mesela ben oraya programa gelsem darmakeşan olurlar. Bayraktar Hoca da konuşamayacak hale gelir, söyleyeyim. Onlar da konuşamayacak hale gelirler. Hepsi biter. Ama tabii, bağırtı, çağırtı, şamata falan, ben böyle şeylerden hiç hoşlanmam.
SUNUCU:Burada bolca vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Yok ben öyle hareketleri çok sıradan bulurum. Yani aklı başında kaliteli bir insanın yapacağı bir hareket olarak görmem. Dolayısıyla kim de yaparsa onu makul olarak değerlendirmem. Çünkü akılcılık varsa, doğru bir bilgi varsa sakin sakin akılcı olarak anlatırsın, yani kim bağırırsa o kazanır, olur mu? Yani burası, değil mi, pankreas maçı değil ki bu.
SUNUCU:Evet, Yiğit Bulut da “burada maçta değiliz” dedi zaten.
ADNAN OKTAR:Tabii yani bağırtı zaten oradaki zaten zihniyeti de gösteriyor o bağırtı. Yani kaliteli bir insan, olgun bir insan, derin düşünen, dem almış, derinlik almış bir insanın bağırtıya ihtiyacı olmaz, bu klasik geleneksel üslupta vardır. Yani böyle bağırtı falan, yeri yerinden inletmeler, kim bağırırsa o kazanır kafası bu biraz sıradan hareket bu yakışmaz.
OKTAR BABUNA: Bir de bu Ender Helvacıoğlu’nun söylediği bir şey vardı Hocam; “Yaratılışçılar madem bilim alanına giriyorlar, Kuran ayetlerinin dışında bir kanıtları var mı?” gibi böyle de bir ifadesi de olmuştu.
ADNAN OKTAR:Ben onlara işte kanıtları anlatıyorum. Beni dinlemiyor ki o. Ben ona kanıtını tam anlatırım da orada betonun üzerinde kalır orada. Tabii yani ya akıl hastanesine götürürler oradan ya kendini kaybeder, yani bir şeyler olur yani.
OKTAR BABUNA:Hocam binlerce fosille geliyorsunuz siz zaten, dünya çapında böyle ezim ezim ezdiniz.
SUNUCU:Onu, taşıyamazlar bile Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben ruhani yönünü, ben onu beyninde de ona hissettiririm. Yani maddenin aslını ona hissettiririm. Ama önce bu teknik yönden, yani ehl-i zahir oldukları için teknik yönden kavramalarının üzerinde duruyorum ben. Ben onlara onu anlatacağım gün de gelecek, yani inşaAllah. Acele etmesinler. İnşaAllah. Yani anlayacak böyle. Daha önce nasıl ağlamıştı? İlk kavradığında değil mi? Hafif kavradı. Bu sefer ağlamanın da üstünde olacak, çünkü o anlatanlar çok acemiydi ona anlatanlar. Çok yüzeysel kısımlarını anlatmışlardı. Tabii çok sathi ve teorik anlatmışlardı. Ben ona teorik anlatmayacağım. İnşaAllah. Zaten benim anlattığım bu deliller onlar için yeterli normalde. Ama “yaratılış nasıl oldu?”yu onu ben ona anlatıyorum. İzah ediyorum. Yani bir kere bu alana onlar hiç girmediler. Yani gören kim? Duyan kim? Hisseden kim? Bu konuyla hiç ilgilenmiyorlar. Dikkat edilirse bu konuda hiç konuşma yapılmıyor. Kardeşim sen bir kere beyninin içinde o tartışmayı yapıyorsun sen orada. Bu çok hayati bir konu değil mi? Hepsi beyninin içinde yaşıyor orada. Yani bir kere yaşadıkları yeri bir önce bir tespit edeceğiz yaşadıklarını, nerede yaşadıklarını. O monitörün başından bunlar kalkabiliyor mu? Kalkamıyor mu? Bir onu tespit edelim. Eğer bilim yapacaksa dediği gibi yapabilecekse, o monitörün dışına çıkması gerekiyor. Beyninden dışarı çıkması gerekir. Her yeri kapsaması gerekiyor ki bilim yapabilsin o. Bunu sonsuza kadar yapamayacağına göre. Ayrıca yani imkansızlığını anlamış olur. Ayrıca Ateistlik, Darwinist düşünce zaten bir dindir. Bir Pagan dinidir yani eski Sümerlerdeki bir dindir bu. Eski Yunan’da olan bir dindir. Eski Mısır’da olan bir dindir. Peki şimdi biz eski Mısır’a gitsek adamlara sen bu dinin delilini göster desem, o da bana dese ki sende bana dininin delilini göster. İki dinin mücadelesi vardır. O da dindir, İslam da dindir, karşı tarafın açıklamaları da dindir. İki tarafın da bilimsel delili vardır. İslam’ın delilleri gerçektir. Karşı tarafın delilleri sahte ve yalandır. Aradaki fark budur. Yani uydurma delillerdir. Çünkü uydurma olduğunu nereden anlıyoruz? “Delil getir” diyoruz, “yok” diyor. “Nerede?” diyoruz. “Müzede” diyor. Müzeciye gidiyoruz, müzenin sahibine, “nerede kardeşim?”, “depoda” diyor. “Depo nerede?” “Kaçtı.” “Nereye kaçtı?”, “işte köşeden gitti”. “Köşe nerede?” “Bilmiyorum”. Yani bu çok kötü bir üslup. Bilim olması için, getirirsin kütür kütür delillerini ortaya koyarsın, açıklarsın. Beyninin de dışına çıkarsın. Yani o nasılsa, yapabilecek misin bakalım, öyle bir gücün varsa. Değil mi? Her insan zavallı bir varlıktır. Beyninin içerisinde şu kadarcık bir etin içerisinde yaşayan zavallı bir varlıktır. Mesela şimdi Yiğit Bulut’u uzakta görüyor. Halbuki, Yiğit Bulut’la kendisi aynı yerde, görüntü aynı yerde oluşuyor beyninin içerisinde, ama uzakta zannediyor onu. Mesela Bayraktar Hoca da onları uzakta zannediyor. Halbuki o da beyninin içindeki görüntüyle konuşuyor. Bayraktar Bayraklı’yı böyle konuşturan da Allah’tır. Onları böyle konuşturan da Allah’tır. Bakın burada amaç sırf Mehdiyet’i ortaya çıkarmaktır. Allah’ın Mehdi (a.s)’yi insanlara tanıtmasıdır. Başka bir konu yok. Habertürk de Mehdi ( a.s)’ye hizmet edecektir, Bayraktar Bayraklı da, Ender Helvacıoğlu da, bakın isteyen istemeyen herkes Mehdi (a.s) hizmet ediyor, edecektir. Ve bütün sistem dünyada Mehdiyet’e göre dönüyor şu an. Mesela bak Vatikan da Mehdiyet’e hizmet ediyor. Evrimcileri de topluyor. Korku nedir biliyor musunuz? Mehdiyet’in Anti-Darwinist atağına karşı Vatikan’ın korkusudur ve Vatikan’la ittifak etmiştir Ateistler. Bu müthiş atak ve müthiş güce karşı Vatikan’a sığınmışlardır bizi koruyun diye ve Vatikan koruyamadı bunları. Din adamlarına sığınıyor Darwinistler. Onları da din adamları koruyamıyor şu an. Hepsini ezeceğiz fikren, hepsini. Bakın ben Mehdi (a.s.)’nin naçiz bir talebesiyim, aciz, Allah’ın herhangi bir kuluyum. Bakın benim nefesim yetiyor bunlara görüyorsunuz. Adımı dahi anamıyorlar. Tabii. Kardeşim ben gitmeyeyim, kitabım gitsin. Koy Yaratılış Atlası’nı masanın üzerine dursun. Kanı çekilir yani. Atlas orada, konuşamazlar onlar orada. Yani sırf kitaba bile dayanamazlar, gücü yetmez. Avrupa Birliği niye yasaklamaya kalktı kitabımı? Niye yasakladı Yaratılış Atlası’nı? Değil mi? Komisyon’da adam havaya kaldırdı gösteriyor kadın. “Bakın” diyor, “çok büyük bir tehlike” diyor. Değil mi? “Fransa’ya diyor felaket yapıyor gökten” diyor. Fransa, değil mi? “Fransa yerle bir oldu” diyor. Adamlardan böyle inilti çıkıyor şu an böyle. Enkaz altından iniltiler geliyor şu an.
OKTAR BABUNA:Komünistlerin kitaplarını yasaklamıyorlar. Hitler’in kitabını yasaklamıyorlar, bir tek bunu yasaklıyorlar. Biliyorlar yani bu sistemin bu şekilde ezildiğini.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Fransa’da hiçbir kitap yasak değil. Satanistlerin kitapları satıyor, dinsiz kitaplar satıyor, en sapkın tarikatların kitapları satıyor. Değil mi? Akla hayale gelmedik her şey satıyor ama tek benim kitabımı yasakladılar Fransa’da. “Aman” diyor, “en büyük tehlike” diyorlar. Ama buna rağmen “okulları da ele geçirmiş” diyorlar. “Okullar da gitti, öğrenciler gitti. Ne yapacağız?” diye felaket haberi olarak binlerce haber çıktı Fransa’da, Fransız gazetelerinde. Haber çıkartmasa bir türlü oluyor, çıkartsa bir türlü. Çıkartırsa yine gelişiyor, çıkartmasa yine gelişiyor. Tabii inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Gittiğinde atlaslar Hocam 3-4 gün bir sessizlik olmuştu böyle. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, önce ciyaklamadılar. Buradan mebzul miktarda kitap gitti Fransa’ya. Gece operasyonuyla hepsine dağıtıldı. Dedim, “bunlar ne zaman ciyaklayacaklar?” Önce böyle bunlar hani nasırına basar da, kabadayılık ettiler önce, üçüncü günden sonra ciyak diye bir ses geldi böyle, ondan sonra feryat figan. Tek bir tokatta yerle bir oldular ki çok azdır Fransa’ya giden kitap sayısı. Fransa’dan gazeteciler buraya geldiler panik halde. Tabii. Gazetecilik yapıyor kendince böyle ufak bir tane cin bir şey göndermişler benim ağzımı arıyor işte, bir açık meydana getirmeye çalışıyor. Aynı soruyu böyle takılmış plak gibi sürekli soruyor. Bir daha soruyor, bir daha, sinirleri bozulmuş adeta. Tabii Fransız istihbaratıyla da bağlantılı bir kişi böyle inşaAllah. Kendince bir şeyler yapacak böyle bir dinliyor kerata yani. Halbuki avucumun içinde oynuyor o anda o. Tabii. Fakat kendini süper kurnaz zannediyor ama neticeden kurtulamadılar şu an. Çok şükür, Allah’a çok şükür, elhamdülillah.
Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfirullah Hocam, Üstad’ın izahlarıyla anlatıyorsunuz Ahir Zamanı hep. O çok etkili oluyor Hocam inşaAllah, maşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Kuran’dan ayetlerle anlatıyorsunuz. Onlar da çok etkili oluyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam.
OKTAR BABUNA:Güncel konuları anlatıyorsunuz örnekler vererek Hocam insanların hayatından. O da çok etkili oluyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam.
OKTAR BABUNA:Bu bir kere de şey olmuştu Hocam böyle, başka birisi de çıkıp işte İbn-i Miskeveyh, “hurmadan geldik” diye iddialar olmuştu. Onlara da anında cevap verdiniz. “Kuran’da evrim vardır” diye savunulmuştu.
ADNAN OKTAR:Dedi ki bir şahıs -yani tabii hepsine şefkat duyuyorum yani bir nefretim yok da- dedi “şimdi ben bombayı patlatıyorum” dedi yani. “Bakın” dedi, “İbn-i Miskeveyh var” dedi ve “hiçbiri çıkıp bir şey söyleyemez de buna” dedi. Böyle lime lime edip önüne koyduk. Bir daha da ağzına alamadı yani. Kardeşim hurma, meşe yaprağı, odun, bilmem ne. Ne alaka? Nerede gidiyorsun sen? Yani hurma, kof kütüğü, değil mi? Kuran’da yamuk yumuk adamlar için örnek olarak verilmiştir. Odundan, hurmadan insan olur mu? Artık bak, coşmanın şekline bak yani. Meydanı boş bıraksak, onu da kabul ettireceklerdi millete. Geçenlerde de bir genç kızla konuşuyordum. Baktım, o da hurma muhabbetine girdi. Yarı cahil acayip tehlikeli oluyor. Yani özellikle gençlerde de var, yani herkeste, birçok kişide görebiliyorum, yarı cahil süper tehlikeli. Kafasında kırıntı kalmış, bir de bana bilmiş bilmiş anlatıyor. Ben de dinledim yani. İşte “hurmanın dişilik organı varmış” diyor, “erkeklik organı varmış” diyor, “çok benziyor insana” diyor, bilmem ne. İşte hani hurmanın yapraklarını herhalde insan saçına benzetiyor, ağacını da insan bacağı olarak düşünüyor herhalde, gövdesi olarak. Göz olarak da herhalde hurmanın yuvarlak olmasını insan gözüne benziyor falan diyordur anladığım kadarıyla. Yani bir kısım insanlar çok ilkel düşünmeye çok müsaitler. Onun için iyi bilen, samimi anlatan, tam doğruları anlatan çok az bir topluluk bile olmuş olsa milyarlarca insana etkili olmak için yeterli oluyor. Yani doğruyu anlatmak için çok büyük kitlelere kalabalığa ihtiyaç yok. Hakikatin gücü kahredicidir. Çok yüksektir. Yani mesela bak bu gün Yiğit Bulut’un programında herkes bizi düşünmüştür ve herkesin aklına ben geldim mecburen. Yani Darwinistlerin de aklında, onların ben kabusuyum. Değil mi? Dindar kesim de yani “Hocamız orada olsa paspas gibi çiğnerdi” demiştir herkes. Fakat Allah esirgesin bak, mazaAllah, biz olmasaydık, mesela Bayraktar Bayraklı Hoca’nın üslubu kabul edilmiş olsa düşünün, an meselesidir milletin Darwinist ve Materyalist olması ondan sonra. Yani çünkü % 99’u hallolmuş oluyor, % 1 artık gidecek yani her şey bitirilmiş. Her şey hallolmuş. Çok ufak böyle hafif bir fiskeyle konu neticelenecek gibi. Çünkü hayvanlarda kabul etmiş artık. Bitkiler zaten evrim geçirmiş oluyor o ifadeye göre. İnsanın da başlangıcında var dediğine göre. Ondan gerisi de kolay yani. Bu mantık bir tek Bayraktar Hoca’da değil, böyle İslam alemini bu kaplamış durumda idi. Biz bu zihniyetin beynini paramparça ettik. Yoksa biz Mısırlılar’la da tartıştık, mesela Mısırlı yabancı televizyon kanalları da geldi. Amerika’daki Müslüman kanallar da geldiler. Hep Darwinisttiler. Darwinist Müslümandılar. Bu Pakistan’dan geldiler yine. Çok koyu Darwinistler ve çok takva olduklarını iddia ediyorlar. Üstelik de sarıklı, cübbeli yani ama koyu Darwinist.
SUNUCU:Nasıl olur Hocam?
ADNAN OKTAR:Eziklik. Yani birçoğunu tenzih ederim de bazılarında aşağılık kompleksi, bilimi putlaştırmak, yani bilimi putlaştırmak derken negatif bilimi putlaştırıyor, pozitif bilimi değil. Mesela pozitif bilim bize ne yapıyor? 350 milyon fosili önümüze koyuyor. Proteinlerin tesadüfen olamayacağını ortaya koyuyor. Pozitif bilim budur. Mesela dışarıda görüntü olmadığını, yani ışık olmadığını bize söylüyor. Karanlık varsa hiçbir şey göremezsin. Simsiyah karanlık diyor bilim adamları. Değil mi? Yani beyin dışarıdaki bu simsiyah karanlığı ışık olarak yorumluyor. Ondan sonra görüntü oluşuyor. Madde saydam ve simsiyah da karanlık. Ne görürsün dışarıda? Hiçbir şey göremezsin. Değil mi? Allah beynimizde o simsiyah karanlığı aydınlık olarak gösteriyor. Saydam maddeyi de renkli, saydam olmayan bir cisim olarak bize gösteriyor. Bu çok büyük bir nimettir. İnşaAllah. Zaten özenti olmak, eziklik genellikle iman zafiyetinden kaynaklanıyor. Yani aslında bazı kişilerin birçoğu Kuran’a inanmıyor kökeninde. Yani Allah’a da inanamıyor. 50’ye 50 ihtimal veriyor. Olabilir de, olmayabilir de. Onun boğuşmasından, yani manevi, içte böyle şeytanla yaptıkları boğuşmadan dolayı bitap düşüyorlar ve 50’ye 50 mantıktan dolayı da karşı tarafa da bir 50 pay vermiş oluyor. Kendine de bir 50 pay veriyor. İki tarafı dengelemeye çalışıyor o zaman. Yani o bunalımı atlatmak için. Halbuki gerçekten iman eden bir insan yüzde 100’dür. Yani hemen tepeler karşı düşünceyi. Allah o bilgiyi gerçekten iman edenlere vermiştir. Ama şeytan kendi iddiasını doğrulamak için tabii debelenecektir. Mehdiyet de Allah safında doğru olduğunu, Allah’ın doğru olduğunu, Allah’ın hak olduğunu vurgulamak ve ispat etmek için mücadele verecektir. Adem (a.s.)’den Kıyamete kadar devam edecek bu. İnşaAllah.
Şimdi bir ara mı veriyoruz? Evet verelim.
SUNUCU:Sayın izleyenler, devam ediyoruz tekrar. HarunYahya.Tv ve Mavi Karadeniz Radyo’dan sizlerle birlikteyiz. Hocam sorularım geldi. İsterseniz sorulardan başlayalım, isterseniz devam edelim.
ADNAN OKTAR:Tamam, soru soralım.
SUNUCU:Tamam Hocam. Yine evrimle ilgili bir soru yöneltmiş izleyicimiz, Duygu Hanım; “selamun aleyküm sevgili Adnan Oktar Hocam”.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU:“Evrimciler kertenkelenin uçmasına güya bir hikaye olarak anlatıyor. O kadar komik geliyor ki bana, Allah’ın varlığına inanmayan bazı kişiler bazı insanlara, örneğin çocuklara bir hikaye olarak sunup inandırmaya çalışıyorlar” demiş.
ADNAN OKTAR:“Ne diyorsunuz?” diyor.
SUNUCU:Evet. “Ne diyorsunuz?” diyor.
ADNAN OKTAR:Evet. O devirde işte ufak bazı canlıların sinek kovaladığını, sinek kovaladıkça da sürekli eliyle tutmaya çalıştıkça, çırpındıkça kanatların yavaş yavaş geliştiğini ve dolayısıyla uçmaya başladıklarını söylüyor. Ama bu arkadaşlara biz dedik ki, “sinekler nasıl olur dedik?” “Biz onu düşünmemiştik” dediler. Sinek çünkü saniyede bin kere kanat çırpıyor. Yani müthiş bir mekanizması var, kuşla kıyaslanacak gibi değil. Kuştan çok çok daha üstün bir teknoloji var. “Biz bunu bilmiyorduk” dediler, çünkü sinek de başka birini kovalarken kanadı uçması gerekiyor onun. Değil mi? O da bitleri kovalarken. Darwinizmde çok ilkel mantıklar vardır. Ama bakın buna rağmen koskoca İslam alemini esir almıştır. Yani Müslümanların şu an perişanlığının nedeni Darwinizmdir. Osmanlı’nın yıkılışının nedeni Darwinizmdir. Ve şu anda da Müslüman ülkelerde ulemanın arasında da yine hakimdir. Bakın mesela Bayraktar Bayraklı Hoca, dolaylı yoldan Darwinist olduğu anlaşılıyor. Yani birçok Hoca, Türkiye’de ünlü birçok Hoca, bilinen televizyona çıkan, hemen hemen tamamına yakını Darwinistler, dolaylı Darwinist. Yani bu tarz teknikten, bu tip bir yöntemle Darwinistler. Sorsan “tabii karşıyım” diyecekler ama yani “hayvanlar evrimle oldu” dedikten sonra, Darwinist demektir. Bitti. Başka bir açıklaması yok.
OKTAR BABUNA:O payı da yani siz varsınız diye bırakmış olabilirler mi?
ADNAN OKTAR:Yani, gibi yani inşaAllah. Bir kısım cahil Müslümanlar da, yenemediği bileği öpüp, “Darwinizm var mı ki?” diyorlar. “Darwinizm zaten ölmüş” diyor. Madem ölmüş, bütün dünyanın üniversitelerine nasıl hakim oluyor? Madem ölmüş, niye böyle sürüyorsunuz? Niye paramparça İslam alemi? Niye İslam ülkelerinde, birçok İslam ülkesinde, Sosyalistler, Komünistler hakimdi iktidara? Devlet yönetimlerinin, İslam ülkelerinin büyük bölümünde yüzde 95’inde devlet mekanizması Darwinistlerin elinde? Değil mi? Okullar neden Darwinistlerin elinde o zaman? Değil mi? Demek ki bayağı bir şeyler olmuş. Onun için diyor Bediüzzaman; “Mehdi (a.s.) çıktığında ilk birinci vazifesi, Darwinist ve Materyalist felsefeyi yerle bir etmektedir” diyor. “Vakti ve hali buna müsait olmayacaktır” diyor Mehdi (a.s.)’nin çıktığı vakit. “Daha önceki bir kısım eşhasın hazırladıkları eserleri, hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek, bununla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. Bakın Bediüzzaman da “en büyük tehlike budur” diyor. “Darwinist ve Materyalist felsefedir” diyor. Fakat bir kısım Müslümanlar, pasif müdafaaya geçip “böyle bir tehlike mi var ki?” diyorlar. Veyahut böyle güya alaycı bir üslupla “onların dedesi maymun, ne alakası var? Maymun olsa işte, bu caddede de maymuna benzeyen varlıklar olması gerekiyordu.” Yahut “benim dedem asla maymun olamaz, böyle şey mi olur?” Böyle savunma olmaz. Yani bunun sonucunda Müslümanlar eziliyorlar ve ezildiler. Perişan oldular. Savunma veyahut atak veya mücadele bizim yaptığımız tarzda olması gerekir. Kesin, net delillere dayalı, akılcı, ikna edici, ikinci bir ihtimali olmayacak şekilde sarih deliller olması gerekir. Dolayısıyla dünyadaki fitnenin ne olduğunu Allah insanlara daha çok göstermeye başladı son zamanlarda. Bizim olmadığımız her programda yeniliyorlar, her programda istisnasız. İlk defa Habertürk’te biz çıktığımızda galip olduk, yendik. Toz duman ettik ilk defa. Zaten kaçtılar, çıkamadılar da karşımıza. İlk defa. Bunun dışında dünyanın neresinde olursa olsun mağlup oluyorlar. Her tartışmada mağlup oluyorlar. Ya bizi çağırıyorlar, ya bizim kitaplara müracaat ediyorlar. Fakat önce enaniyetten bunu kabul etmek istemiyorlardı. Fakat yangın bacayı sarınca, kabul etmek durumunda kaldılar. Mesela El Cezire de aslında enaniyet yapıyordu. Fakat baktı karşı taraf atak yapıyor, geldi yalvardılar “bizi kurtarın” diye. Gittik kurtardık. Değil mi? Mesela Müslümanlardan en takva, en dindar dediğimiz kişilerin bile kitaplarına, dergilerine bakıyoruz. Bir şekilde, birçoğunda, Darwinizmi savunduklarının görüyoruz. Mesela geçenlerde bir dergi vardı, bir cemaatin ünlü bir cemaatin dergisi. Diyor ki kapağında, “Ne İnsan, Ne Maymun” diyor bir tane de fosil resmi koymuş. Kardeşim sen bunu dedikten sonra, bitti. Yani sen halis kan Darwinistsin demektir. Biz dedik ki “kardeşim siz ne yapıyorsunuz?” dedik. “Ne konuştuğunuzun farkında mısınız?” dedik. Ve o yaptıkları hatayı temizlettirdik. Mesela bazı yine Müslüman gazeteler oluyor, diyor ki “ara fosil, ara halka bulundu.” Haber yapıyor. “Kardeşim siz ne yaptığınızın farkında mısınız?” diyoruz, telefon açıyoruz, soruyoruz. “Siz evrimi savunuyorsunuz” diyoruz. Haberi yok savunduğundan. Kaç defa gazetelerden o haberleri çıkarttırdık. Yani şöyle çıkarttırdık, internet sayfalarından çıkarttırdık, konuştuk. Ve yerine doğrusunu koyduk, doğru bilgiyi koyduk. Onu da nazlanarak koydular ayrıca. Onunla da uğraşıyoruz yani. Dolayısıyla benim gördüğüm Allah-u alem biz olmasaydık, Darwinizmi çaka çaka hakim edeceklerdi. Çünkü yani din adamlarının, epey bir bölümünü ele geçirmişler. Epey bir bölümünü. Yani geriye artık detaylar kalmış. Dindar cemaatlere de bayağı bir hakimiyet sağlamışlar. Şimdi geriye Cübbeli falan kalıyor. Cübbeli’ye de diyorlar ki; “evrim konusunda ne diyorsunuz?” diyorlar. Böyle haşırt haşırt ses geliyor, sakalını kaşımaya başlıyor “evrim ne ki?” diyor. Zaten bitmiş, orada da bitmiş konu yani. Orada da sıfır, orada hiçbir şey yok yani. “Evrim ne ki?” dedi mi, bitti orada adam. Onun için yani o tarzda, sıfır direnebilecek, sıfır atak yapabilecek insanları özellikle ön plana çıkarmaya çalışıyorlar ki böyle bir durumda böyle bir model gelişirse hiçbir direnç olmasın, hiçbir karşılık almasınlar. Bizde direnç yoktur zaten, direk ezmek vardır. Yani biz direnme adamı değiliz, biz ezme adamıyız. Bizim özelliğimiz budur yani. Aldım mı yere vururum yani o kadar. Direk tepelerim. İnşaAllah. Mesela bak şu an ben, yayın daha ilk başladığında, ilk daha ilk dakikalarında 65.000’di internet girişi. “Cevap vereceğiz” dedik internetten dedik, 65.000 kişi. Şu an internet girişlerini bana verin. Yani toplam, şu ana kadar olan sayıyı verin.
OKTAR BABUNA:Hocam tam dediğiniz gibi herkes sizi aradı orada. Onu da gösterdi Allah inşaAllah. Bütün topluma inşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Mesela Nur talebesi kardeşlerimize bakıyoruz, Ahir Zaman, mesela İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti. Şimdi Kuran bize niçin indirildi, Kuran? Bütün dünyaya, Allah, “bütün insanlık için indirdim” diyor Kuran ayetinde. “Bütün insanlığa indirdi” diyor Allah. Dünyaya İslam ahlakının hakim olması için indirilmiştir Kuran. Yani belirli bir kavim, belirli bir topluluk için Kuran inmemiştir. Bütün dünyaya İslam ahlakının yayılması ve hakim olması için gayret etmek her Müslümanın üzerine farzdır. Farzı ayındır yani. Ve İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını Kuran açık açık belirtiyor. Buna rağmen Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmı Mehdi (a.s.)’nin gelmesi konusunda bir tedirginlik yaşadıkları için, binbir türlü ayrı teville bu konuyu örtbas etmek istediklerini görüyoruz. Hatta kitaplarından çıkardıklarını görüyoruz. Mesela bakın, şimdi bu yayınevinin şeyini göstermeyelim. Sadece kapağını arka kapağının göstereyim, yayınevini göstermeyelim. Evet. Bakın şimdi bu kitap. Kastamonu Lahikası. Şimdi, zoom yapabiliyor musun? Bakın diyor ki; “bu zamanda öyle fevkalade hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakiki beklenilen o zat dahi bu zamanda gelse” Çıkarılan kelime ne biliyor musunuz? “Ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelse”, bakın, “hakiki beklenilen o zat” ayrı, “bir asır sonra gelecek o zat” ayrı. “Ve bir asır sonra gelecek o zat”ıçıkarmışlar. Çünkü bir asır sonra gelecekse Mehdi (a.s.) net gelecek demektir. O kelimeyi çıkarıp oradan kurtarmaya çalışmışlar. Buradan zoom yap hemen göster, ben çizeyim altını. “Hayır, çıkarmadık öyle bir şey yok” diyorlar. Çıkarmamış olur musun, çıkarmışsın korku sarmış kalbini. Bak net çıkarmışlar. Görünüyor değil mi şu an? Net çıkarmışlar. Ne diyor; “hakiki beklenen o zat” diyor. Halbuki “hakiki beklenen ve bir asır sonra gelecek o zat” olması gerekirken, nasıl yapmışlar? “Beklenen o zat dahi.” Hani çıkarma yoktu. Değil mi? Ben ne yaptım? İki takım, 1957 ve 58 yıllarına ait Risale-i Nur Külliyatı aldım, orijinal, Bediüzzaman’ın tasdikinden geçmiş kitaplar. El yazmalarını da buldum ve kütüphanede de el yazmalarını buldum. Onların da fotokopisi çektirdim. Bundan sonra böyle bir oyun yaptırmam.
OKTAR BABUNA:Tam delille bitirdiniz dediğiniz gibi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın, diyorlar ki “kardeşim öyle bir şey yok çıkartma mıkartma. Nereden çıkarıyorsun Hocam?” diyorlar. “Biz yapar mıyız öyle bir şeyi?” diyorlar. Yapıyorsun kardeşim. Bakın diyor ki; “ve öyle kökleşmiş ki, Muhbir-i Sadık’ın ihbarını aynen tasdik etmiş”, yani “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’nin Ahir Zamanla ilgili bildirdiği konuların hepsi doğru” diyor. “Muhbir-i Sadık’ın ihbarını aynen tasdik etmiş”. “Aynen çıkıyor” diyor. Sayıyoruz ya, Güneş, Ay tutulmaları, her şey, “ve vukuatı ile isbat etmiş”, “olay vuku bulmuş, olay olmuş” diyor, “ve inşaAllah daha edecek” diyor, “devam edecek” diyor. “Ve öyle kökleşmiş ki; inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu'nun sinesinden onu çıkaramaz.” Yani “Mehdiyet devam edecek” diyor inşaAllah, öncü faaliyeti “ta Ahir Zamanda”, kendisinden sonra Bediüzzaman’ın, bakın, “ta Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahibleri, yani Mehdi (a.s.) ve şakirdleri, Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” Şimdi bakın, “hayatın geniş dairesinde asıl sahibleri, yani Mehdi (a.s.) ve şakirdleri,” kelimesi, bu arayı çıkarmışlar. Ne demişler? “hayatın geniş dairesinde asıl sahibleri, Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir” diyor o kadar. Yani “Mehdi (a.s.) ve şakirdleri”ni niye çıkarıyorsun? Bakın ondakini de gösteriyorum. Bana böyle oyunlar sökmez. Ben adamın burnunu böyle yerlerde sürterim yani Allah’ın izniyle. Hani çıkmamıştı?
OKTAR BABUNA:“Mehdi (a.s.) ve şakirdleri” çıkmış olarak çok net gözüküyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi bak, burada çıkan kelime yani “Mehdi (a.s.) ve şakirdleri” kelimesi yok. Cümlesi yok. Bu korku ne bu korku?
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Böyle yani Bediüzzaman’ın takipçisi olan, samimi olan bir insan niye istemesin ki acaba Mehdi’ (a.s.)yi, İslam’ın hakimiyetini?
ADNAN OKTAR:Kardeşim yani öyle bir oyun hazırlanmış ki, ben de o oyunu öyle bir paçavraya çevirdim ki, yani onlar beni hiç hesap etmediler. Daha da bunlara ben hiçbir şey yapmadım yani. Daha yeni başlıyorum. Bismillah. Yani beni bundan sonra gözlesinler Allah’ın izniyle. Ve arkadaşlarımı ve kardeşlerimi ve sevenlerimi. Binlerce sempati duyan kardeşimi. Fransa’da, İngiltere’de, Avrupa’da, Rusya’da, hatta Çin’de.
OKTAR BABUNA:Azerbaycan’da.
ADNAN OKTAR:Çin’de bile bir cemaat oluşmuş böyle namaz kılıyor çocuklar. “Aman, Komünist hükümet sizi mahveder yavrum” dedim. “Çok çok” dedim, “gizli kılın namazlarınızı.” Sürekli bağlantıdayız. Korkudan Çin Hükümeti, bak benim korkumdan interneti kapattı. İlgili bölümü kapattı. Biz yine bir yol bulduk, yine devam ediyoruz. İnşaAllah. Yaratılış Atlası’nı bile Komünist Çin’e soktum. Yani bir yolunu bulduk, soktuk elhamdülillah ki adamı asarlar böyle bir konuda Çin’de. Direkt asarlar yani. Aman aman, yani ben şirketini söylemiyorum. Yok demesinler.
OKTAR BABUNA:Burada siz olmasanız Hocam, bunu böyle bu şekilde verecekler.
ADNAN OKTAR:Bu aşaması daha dur. Arkadan bir başka baskısında bir başka cümle daha çıkacak, bir başka cümle daha çıkacak. Sonra konunun tamamını çıkaracaklar. Buna rağmen yine baş edecekleri gibi değil.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz, milyon hesabıyla Nurcu kardeşlerimiz var. Allah size nasip ediyor bunu ortaya çıkarmayı da böyle, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Evet inşaAllah. Diyor ki Bediüzzaman; “Ayet-el Kürsinin bir tetimmesi olan, “dinde zorlama ve baskı yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır.” Bakara Suresi, 256.” Onu açıklıyor. Sonra diyor ki; “onları karanlıklardan nura çıkarır. 1372, şeddesiz. İnkar edenlerin velileri ise tağut’tur.” Bakın, “İnkar edenlerin velileri ise tağut’tur.” Bakara Suresi, 257. “1417, Miladi 1997 eder” diyor Said Nursi, “onları nurdan karanlıklara çıkarır.” Yani burada, Miladi 1997’de Müslümanlara ciddi bir saldırı olacağını söylüyor, 1997 tarihinde. Biliyorsunuz, 28 Şubat’ta Müslümanlara akıl almaz eziyet edildi, akıl almaz olaylar oldu. Bakın tam tarihini veriyor. Ne zaman söylüyor bunları? Ta 1920’lerde, 1910’larda, 1997’deki olayı söylüyor, “bu olacak” diyor inşaAllah ve “Kuran’dan çıkartıyorum” diyor. “Ebcedle çıkartıyorum” diyor inşaAllah. Mehdi (a.s.)’yi de aynı şekilde açıklamıştır Bediüzzaman.
Oktar Hocam sana ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Bu son söylediğiniz çok net oldu maşaAllah. Kitaplarıyla gösterdiniz bir de, elhamdülillah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak Bediüzzaman’ın açıklamalarından; 27 Mart 1909 tarihinde söylüyor. 27 Mart 1909. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi”, yani en büyük farz görevi, “ittihad-ı İslamdır” diyor. “İslam Birliği’dir. Yani bütün Müslümanların birleşmesidir” diyor. Şunu açıklayabilirim. “Seyyid olmayan seyyidim ve seyyid olan değilim diyenler, ikisi de günahkar ve duhul ve huruc (isyan) haram oldukları gibi Hadis ve Kuran'da dahi, ziyade veya noksan etmek memnu'dur”, yasaktır diyor. Bakın “seyyid olmayanın seyyidim demesi” seyyid değilse, Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden değilse, Bediüzzaman açıklıyor bunu, Muhakemat, sayfa 46’da, bakın, “seyyid olmayanın seyyidim demesi” haramdır. “Seyyid olanın da değilim demesi haramdır” diyor. Seyyidse seyyidim diyecek, ama değilse de değilim diyecek. Seyyidim diyemez. “Seyyid olmayan seyyidim ve seyyid olan değilim diyenler, ikisi de günahkar” harama girerler diyor. Bunlar ne diyor biliyor musunuz, bazı Nur talebesi kardeşler? “Bediüzzaman seyyid olduğu halde seyyid değilim diyerek bu haramı işledi” diyorlar. Niçin böyle bir harama ve üstelik bak bunu da kendi açıklıyor Bediüzzaman. “Ben seyyid değilim” diyor. “Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Ben seyyid değilim. Kürdüm” diyor. Açıkça söylüyor. İftihar ederim. Benim üstadım Kürttür. “Seyyid olmayanın seyyidim ve seyyid olan değilim diyenler, ikisi de günahkar ve duhul ve huruc (isyan) haram oldukları gibi hadis ve Kuran'da dahi, ziyade veya noksan etmek memnu'dur.” Haramdır. Mesela “hadise ilave etmekte haramdır” diyor. “Hadiste olmadığı halde ilave yapmak, yahut Kuran ayetine bir ilave yapmak bu da haramdır” diyor. “Seyyid olanın da seyyidliğini inkar etmesi haramdır. Ama olmadığı halde seyyidim demesi bu da haramdır” diyor. Bediüzzaman’ın bunu söylediğini bildiğiniz halde, Bediüzzaman “ben seyyid değilim” dediği halde, niçin onu yalancı ve günahkar konumuna sokuyorsunuz? Böyle iyilik yapmak mı olur? Böyle iyilik olur mu? Ben mesela daha önce kendimi seyyid bilmiyordum ben. “Çerkezim” diyordum, bilmiyordum, “Çerkez asıllıyım” diyordum. Anneannem tarafı Türk, baba tarafım da Çerkez. Öyle biliyordum. Sonra bir profesör ile konuştuk, dedeme kadar giden bir araştırma yaptık. Baktık, Rus hükümetinin şehit edilmesi tespit edilen seyyidler listesinde dedemin ismi var. Yani ilk sıralarda, asılması için karar verilmiş yani öldürecekler. Seyyid listesi, Rusça açıkça da yazmışlar, seyyidler listesi diye, Rusya’daki. Oradan ilmi araştırma ile devam ettik. 33 kuşağa kadar devam ettiler ve sonunda Hz. Ali (a.s.)’ye, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e dayandığını gördük neslimin ve seyyid olduğumu anladım ve ben diyorum ki şu an, gönlüm rahat, “seyyidim” diyorum. Daha önce demiyorum ama şu an diyorum. Çünkü ilmi olarak ispat edilmiş. Sen Bediüzzaman’dan daha mı iyi biliyorsun? İnsan kendini bilmez mi? Soyunu, sopunu bir insan kendisi bilmez mi? Benim bütün soyum, sopum Kürt diyor Bediüzzaman ve ben seyyid değilim diyor. “Yok” diyorlar. “Yalan söyledi” diyorlar. “Aslında hem seyyid, hem de şerif ayrıca” diyorlar. “Ama herkesin gözünün içine baka baka yalan söyledi” diyorlar. Peki, Mehdilik ile ilgili açıklamaları? “O da yalan” diyorlar. İslam’ın dünyaya hakim olacağını söylüyor. “En büyük hakim, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşit, hem kutb-u azam olacak, üç vazifeyi birden yapacak” diyor Bediüzzaman. “Yok üç vazifeyi yapması konusu yalan, o da yalan” diyorlar. “Said Nursi’nin o sözü de yalan” diyorlar. “Onu taktik olarak söyledi, öyle bir şey yok” diyorlar. “Kendisi Mehdi (a.s.)’ydi” diyorlar. “Yalan söyledi, böyle insanları geçiştirmek için.” Kardeşim geçiştirmek için yüzlerce sayfa yalan söylenir mi? Ayete, Hadise dayalı yalan söylenir mi? Hadislerle ispat ediyor Mehdi (a.s.)’yi, açıklıyor, detay veriyor. Yani Kuran ve Hadisle açıklıyor. “Peki, Hz. İsa (a.s.) konusunda ne diyorsunuz?” diyoruz. “İnecek diyor Hz. İsa (a.s.).” “Onda da yalan söylüyor” diyorlar. Koskoca bir alim, aklım, hayalim durdu yani, Bediüzzaman’ın açıklamasını almış, diyor ki Bediüzzaman; “gerçekten ölse dahi ve Ahiretin en uzak köşesinde gitse, yine Allah onu indirecek” diyor. “Ki ölmemiştir, cesediyle semadadır,” diyor, “Allah Katı’ndadır” diyor. Hem hadisle, hem ayetle açıklıyor. “Ama onların dediği gibi olsa” diyor, “faraza öyle olsaydı, yine Allah ona bir ceset verip, yine indirecek” diyor. “Mutlaka inecek Hz. İsa (a.s.)” diyor. O diyor büyük alim, “Müslümanların gönlünü almak için öyle dedi” diyor. “Öyle bir şey yok. Şahs-ı manevi demek istedi orada” diyor. Kardeşim ne yapmak istiyorsunuz siz? “İnecek, bütün Hıristiyan aleminin Müslüman olmasını sağlayacak” diyor. Açıklıyor, Kuran Ayeti de açıklıyor, Bediüzzaman da açıklıyor. Yok, öyle bir şey yok diyorlar. Daha da olmazsa, “ne insan, ne maymun.” Kardeşim nereye gitmek istiyorsunuz siz? Nedir, zorunuz nedir? Değil mi? İman edemiyorsan, edemiyorum de, sana yardımcı olalım. Allah’a dua et. Nedir zorun, bu üslup nedir yani? Adam mesela “Komünistim” diyor, saygı duyuyoruz. “Gel konuşalım, sohbet edelim” diyoruz. Bu vatanın evladıdır. Olabilir. Masondur, o da, ben mesela davet ettim masonları, gelecek, 33 derece adamlar. Ben onlara İslam’ı, Kuran’ı anlatacağım, adamlara. Ama saygı duyuyorum adama, açıkça söylüyor adam, gizlemiyor. Ama bu ağız, bu üslup nedir böyle?
OKTAR BABUNA: Siz ispatlarıyla açıkladınız Hocam inşaAllah. Zaman da veriyor ayrıca. 1400 sene sonra diyor, bir asır sonra gelecek diyor. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii ki bak. “İstikbal-i dünyeviyede bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikatı asırlarında çıkacak zannetmişler.” Sahabeler, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra.
OKTAR BABUNA: Ayrıca tarihler de söylemiştiniz Hocam inşaAllah. 1370’de yaptığı konuşmasında, “30-40 sene sonra gelecek fecr-i sadık” diyerek inşaAllah Mehdi (a.s.)’yi…
ADNAN OKTAR: Çok fazla var. Tarih bildirdiği çok fazla var. bir tane, iki tane değil. Bakın diyor ki mesela, Şualar, sayfa 605, Bediüzzaman’ın 1936 yılında söylediği bir söz, açıklaması: “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazreti Mehdi (a.s.)'nin şakirdleri olabilir” diyor. Bir asır sonra. Bakın “zulümat, o zamana kadar devam edecek” diyor. “Zulümatı bir asır sonra,” Mehdi (a.s.) gelmiş olsa zaten zulümat dağılmış oluyor. Dağılmış zulümatı bir daha Mehdi (a.s.) nasıl kaldırsın? Bediüzzaman Mehdi (a.s.) ise zulümat zaten kalkmış oluyor, bitmiş oluyor. Ama “bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazreti Mehdi (a.s.)'nin şakirdleri olabilir” diyor. "Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki her şeyi kendi hesabına aldığı için” , yani siyasi cereyanlar, politik cereyanlar olduğu için, “faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi” diyor, 1936 yılında bunu söylüyor, “bu zamanda gelse harekatını o cereyanlara kaptırmamak için siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek.” Siyasete girmeyecek diyor Mehdi (a.s.). Siyasete girmeyecek “ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum.” Yani Mehdi (a.s.)’ye yol gösteriyor. Ama bakın, nezakete bakın, dikkat edin. “Siyaset alemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum” diyor. Böyle yap demiyor Mehdi (a.s.)’ye. “Böyle olacağını tahmin ediyorum.” Bak nezaketinden. “Ben pişdar bir neferiyim, onun öncü bir askeriyim. Ona zemin hazır eden bir dündarıyım ben” diyor. “Ben seyyid değilim” diyor ve “bana da bu şekilde şeyde bulunmayın” diyor. “Bu bir sihir ve yanılgıdır” diyor. Çünkü “o geldiğinde üç vazifeyi birden yapacak” diyor. “Ben bir vazifeyi, bir cihette yaptım” diyor. Mesela Mehdi Abbasi diyor, o da bir cihette, siyaset aleminde, bir cihette yapmıştır. Abdülkadir Geylani bir yönde yapmıştır, İmam-ı Rabbani bir yönde yapmıştır. Mesela sırf diyanet yönünde yapmıştır. “Ama o geldiği vakit” diyor, “üç yönde birden, toptan, hepsini birden yapacaktır. Hem diyanet, hem saltanat hem siyaset aleminde. Hepsinin de görevlerini tam anlamıyla yapacak, o yüzden ona büyük Mehdi (a.s.) ünvanı verilmiştir” diyor. “Diğer Mehdiler gibi değildir” diyor. Mesela Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’dir. Efendim, bir nevi Mehdi (a.s.)’dir. Mesela Abbasilerin döneminde, Mehdi Abbasi mesela, o da bir Mehdi’dir. Abdülkadir Geylani bir Mehdi (a.s.)’dir. “Ama Büyük Mehdi (a.s.) ünvanını hiçbiri alamamıştır” diyor Bediüzzaman. “Çünkü üç vazifeyi birden yapacak” diyor Mehdi (a.s.). “Faraza hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamanda gelseydi; harekâtını o cereyanlara kaptırmamak için, siyaset âlemindeki vaziyetten feragat edecek ve hedefini değiştirecek diye tahmin ediyorum” diyor. Bakın ayrıca diyor ki; “o zat şimdi olsa da, üç meseleyi birden umum rû-yi zeminde (dünya) vaziyetlerini değiştirmek, nev-i beşerdeki cari olan adetullaha muvafık gelmediğinden,” yani “benim zamanımda Mehdi (a.s.)’nin gelmesi mümkün değil” diyor. Yani “sistem, yapı buna hiç müsait değil” diyor. “Gelmediğinden, herhalde en azam meseleyi esas yapıp, öteki meseleleri esas yapmayacak”, Mehdi (a.s.) ilk çıktığında, “ta ki iman hizmeti halislik, temizlik ve saflığını, umumun nazarında bozmasın,” halkın gözünde başka bir amaca yönelik bir çalışma gibi görünmesin” diyor. “Ve avamın çabuk iğfal olunabilen akıllarında,” yani halkın çabuk yön değiştiren, çabuk şüpheye düşen, çabuk kuşku arayabilen akıllarında, “o hizmet başka maksatlara alet olmadığı tahakkuk etsin” diyor. Tam kanaat gelsin. Kastamonu Lahikası, sayfa 61-62. Onun için Mehdi (a.s.)’nin İman hakikati çalışmaları 40 yıl kadar sürüyor. Bakın, “71’de fecr-i sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu, fecr-i kazib de olsa, 30-40 sene sonra fecr-i sadık çıkacak” diyor. “Evet şimdi olmasa da, 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet” bak, fen, bilimler yani, bilim ve hakiki marifet, “ve medeniyetin mehasini (iyi ve faydalı yönlerini) o üç kuvveti tam teçhiz edip (o üç kuvvetle donatıp), cihazatını verip (gerekli ihtiyacını karşılayıp) o dokuz manileri mağlup edip (o dokuz engelleri yenip) dağıtmak için” işte Darwinizm, Materyalizm, Ateizm, her türlü sapkın felsefe, “taharri-i hakikat meyelanını (gerçekleri araştırma eğilimi) ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi” insan sevgisiyle dolu olan o kişiyi, “o dokuz düşman taifesinin cephesine göndermiş, inşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor. Ben yaptım demiyor, benden sonra yapacak Mehdi (a.s.) diyor. Bunu ne zaman diyor? Üstad bu sözünü Hicri 1327, Miladi 1911 yılında söylüyor. Şam’da Emevi Camii’nde verdiği hutbesinde söylüyor. Burada, Hicri 1371’den, yani 1951’den sonraki İslam aleminin geleceğine yönelik izahlar yapıyor. Bakın, “1911 yılında 1951 yılına gittim” diyor, “şu an” diyor. Yani ben o tarihteyim şu an diyor. Bakın ama 11 tarihi. “Şu an 1951’deyiz” diyor. “51’e geçtik” diyor. “51’in üstüne”, ne diyor? “30-40 sene sonra” diyor. “81-91”, Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini veriyor. Öyle olsa benim zamanımda olacak derdi Bedüzzaman. “Benden sonra olacak” diyor, tarih veriyor. Emevi Camii’nde, bağırıyor, bütün halka anlatıyor bunu. Örtbas edecek bir konu mu bu?“Yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor. Nitekim şu an darmekeşanlar, inşaAllah. Öyle olsa benim zamanımda olacak derdi, Bediüzzaman. Kendi ölüm tarihini veriyor, “benden sonra” diyor. “Ben” diyor, “o zaman mezarımda olacağım” diyor açıkça söylüyor. “Ben” diyor, “kışta geldim, onlar baharda gelecek” diyor. “Çiçekler baharda gelir” diyor. “Ben” diyor, “mezarımdan seyredip Allah’a şükredeceğim” diyor, Mehdi (a.s.) ve talebelerine. Bak diyor ki mesela “Muhbir-i sadık Peygamberimizin ihbarını aynen tasdik etmiş ve vukuatla ispat etmiş.” Yani bütün Ahir Zaman alametleri oluşmuş diyor. “Ve ediyor inşaAllah daha edecek. Ve öyle kökleşmiş ki; inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu çıkaramaz.” Risale-i Nur’u. “Ta Ahir Zamanda”, bak ta Ahir Zamanda kendisinden sonra, vefatından sonra, “hayatın geniş dairesinde”, demek ki o zaman hayatın dairesi dar, internet yok, televizyonlar yok, hiçbir şey yok, hayatın geniş dairesi, dar dairesinde olur demiyor, geniş dairesinde, “hayatın geniş dairesinde”, şimdi bak Risale-i Nur Külliyatı’nın sahiplerinin kim olduğunu burada açıklıyor, “asıl sahibleri”, demek ki Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri kimmiş? “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirdleri”, bunu Bediüzzaman söylüyor. Bakın bir daha söylüyorum almayan bazı kafalar var, onlara bir daha tekrar ediyorum. Anlamıyor adam 30 kere anlattım yine anlamıyor. “Bine mukabil yüzer ve binler hakiki Mü’min talebeleri yetiştirmesi,” diyor. “Muhbir-i Sadık peygamberimiz (s.a.v.)’in ihbarını aynen tasdik etmiştir,” diyor. Mehdiyet’in öncü gelişmelerini söylüyor. Tasdik etmiş. “Ve vuku’at ile ispat etmiş” yani bu gelişmeler başladı, diyor Mehdiyet’in öncü çalışmaları “ve ediyor, inşaAllah daha edecek.” “Ve daha edecek, devam edecek”, diyor. “Ve öyle kökleşmiş ki; inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden onu, Risale-i Nur’u çıkaramaz. Ta Ahir Zamanda, hayatın geniş dairesinde” Risale-i Nur Külliyatı’ndan bahsediyor, değil mi? Ne diyor? Şimdi “Risale-i Nur’un asıl sahibleri, yani Mehdi ve şakirdleri Cenâb-ı Hakk’ın izniyle gelir.” Demek ki Risale-i Nur’u Nur talebelerinin epey bir bölümü anlamayacak. Mehdi (a.s.) onlara tarif edecek, anlatacak. Gizli hakikatleri onlara izhar edecek. Onların anlamazlıktan geldikleri yerleri onlara gösterecek. Kapattıkları şeyleri açacak. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olduğumuz için bu görevi yapıyoruz. “O daireyi genişlettirir” yani daha önce olan daireyi genişletir. İyice genişler. “Ve o tohumlar sümbüllenir.” “Ve onlar tohum halindeyken sümbüllenir”, diyor, “açacaklar” diyor. Ne zaman? “Mehdi (a.s.) devrinde açacaklar, o zaman tohum halindeler” diyor. Tohum ayrı, sümbül ayrı. “Bizler de kabrimizde seyredip, Allah’a şükrederiz.” “Ben o zaman vefat etmiş olacağım” diyor. “Kabrimden seyredeceğim” diyor Mehdi (a.s.)’yi ve talebelerini. Anlaşılmayacak bir yönü var mı bunda? Bakın diyor ki; “senin şu aciz ve fakir hiç olan kardeşim bin derece haddinde fevkinde üstünde olarak kendim gelecek o Mehdi (a.s.) olduğumu iddia edemem” diyor. Gelecek olan adam olduğumu iddia edemem. “Hiçbir cihette riyakatim yoktur” diyor. Fakat o ileride gelecek acib”, şaşılan, hayret uyandıran, “şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek”, ona zemin hazır edecek, “bir dümdarı, “ordunun gelen giden emniyet kuvvetine denir, dümdar yani öncü, “ve o büyük kumandanın”, bak büyük kumandanın diyor, “öncü pişdar bir neferi”, bir askeri, “olduğumu zannediyorum” diyor. “Benim görevim bu” diyor. “Ve ondandır ki sen bu yazılan şeylerden acib kokusunu aldın.” Barla Lahikası sayfa 162. Bediüzzaman görevini açıklıyor. “Görevi o olur mu” diyorlar. “İman hakikatleri anlatmıştır.” Kardeşim iman hakikatleriyle o görevi yapıyor zaten. “Binlerce sayfa iman hakikati anlatmış” diyor. “Mehdiyet’i çok az anlatmış” diyor. Çok az anlatmış ama orada “görevim benim budur” diyor. İnsan görevini anlatırken binlerce sayfa mı anlatır? Birisi bize sorduğunda göreviniz nedir diye? Ben diyorum mesela “Mehdi (a.s.)’nin öncüsüyüm” diyorum. Bunun için 4 cilt kitap mı yazmam gerekiyor. Değil mi? “Bunu çok az anlatmış” diyor. Buna şaşıyor. “Hep iman hakikatlerine ağırlık vermiş”, ben de iman hakikatlerine ağırlık veriyorum. Benim 300 tane kitabım var. Bunun%99’u iman hakikatlerine yönelik, % 1’i Mehdi (a.s.)’ye yönelik. Ama ben Mehdi (a.s.) öncüsüyüm. Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlıyorum. İslam’ın dünya hakimiyeti için uğraşıyorum. Allah’ın rızasını kazanmak için gayret ediyorum, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam maşaAllah. Dediğiniz gibi zaten o iddialarında bir eminlik de olsa o zaman o ifadeler çıkarmazlar zaten kitaptan o zaman. Sırf o bile farklı bir düşünce de olduklarını gösteriyor olabilir miHocam? Emin olsalar zaten o ifadeyi çıkarmazlar. Emin olmadıkları için yani Mehdi (a.s.)’nin geldiğini anladıkları için çıkartmaları anlamına gelmiyor mu Hocam? O ifadeyi çıkarmış olmaları.
ADNAN OKTAR:Evet tabii ki inşaAllah. “Evet onlar Onsekizinci Mektuptaki iki ehli kalp çobanın macerası gibi hak bir hakikati görmüşler. Fakat tabire muhtaçtır, o hakikat de şudur: Ümmetin beklediği, Ahir Zamanda gelecek zâtın (Hz. Mehdî’nin) üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı olan îman-ı tahkikîyi” iman hakikatleri ile ilgili çalışması, inandığı şeylerin aslını esasını bilerek inanma anlamına gelen bir cümle, “ve en ehemmiyetli vazifeyi aynen bitemamiha Risale-i Nur’da görmüşler. İmam-ı Ali ve Gavs-ı Âzam ve Osman-ı Hâlidî gibi zatlar, bu nokta içindir ki, gelecek o zatın makamını Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsinde keşfen görmüşler gibi işaret etmişler. Bazen o şahs-ı manevîyi bir hâdimine vermişler, o hâdime mültefitane iltifatlarla bakmışlar. Bu hakikatdan anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” Yani Mehdi (a.s.) gerçek sahibidir. Risale-i Nur’un gerçek sahibi olan kişi diyor, bu anlatılanlardan anlaşılıyor ki diyor, bakın “Bu hakikatdan anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Demek ki en mükemmel anlatan ve gizledikleri hakikatleri ortaya koyan kişi olacak. Yani Risale-i Nur’un gerçek sahibi, diyor. “O zatın ikinci vazifesi, Şeriat’ı icra ve tatbik etmektir.” Yani İslam’ı dünyaya kabul ettirecek. Bakın “O zatın ikinci vazifesi, Şeriat’ı icra” uygulayacak ve tatbik etmek, İslam ahlakını dünyaya hakim edecek, Bediüzzaman zamanında oldu mu bu?
OKTAR BABUNA:Olmadı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.) yapacak” diyor bunu işte. “Birinci vazife maddi kuvvet değil, belki kuvvetli itikat,” Mehdi (a.s.)’nin kuvvetli bir itikadı ihlası samimiyeti olacak. “İhlas ve sadakatli olduğu halde, bu ikinci vazife gayet büyük bir maddi bir kuvvet ve hakimiyet lazım ki, o ikinci vazife tatbik edilebilsin.” Bu oldu mu Bediüzzaman zamanında?
OKTAR BABUNA:Olmadı.
ADNAN OKTAR:Kardeşim ne yalan söylüyorsunuz o zaman. Yalan, doğru söylemiyorlar yalan da demeyeyim de doğru söylemiyorlar.” O zatın üçüncü vazifesi, Hilafet-i İslamiyeyi, İslam halifeliğini İttihad- İslam'a bina ederek, İsevi ruhanileriyle ittifak edip din-i İslam'a hizmet etmektir.” Hilafet-i İslamiyeyi İttihad- İslam'a bina etti mi Bediüzzaman?
OKTAR BABUNA:Etmedi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “İsevi ruhanileriyle ittifak ederek” bir birlik oluşturdu mu küfre karşı.
OKTAR BABUNA:Olmadı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir” diyor. Böyle bir şey oldu mu?
OKTAR BABUNA:Olmadı inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O zaman mesele yok. Bak diyor, “Bazen de o şahsı manevi bir hadime hizmetçisine vermişler, o hadime hizmetçiye mültifatane iltifat edene yakışır şekilde bakmışlar. Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek o mübarek zat Mehdi (a.s.) Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek.” Beyanat ve Tedvirler. Tekrar anlatıyorum. “Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kutsi çiçeklere zemin izhar etmek lazım gelir.” Mehdi (a.s.)’ye ortam hazırlamak lazım gelir” diyor. “Ve anladık ki” diyor. “Biz bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz.” “Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlıyoruz” diyor. Açık.
Oktar Hocam sen anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA:Estağfirullah Hocam, bir doğum yapan denizatı var. Göstereyim mi?
ADNAN OKTAR:Göster bakayım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Hepsi küçük minik denizatları çıkıyor bu şekilde.
ADNAN OKTAR:Göbüşünden.
OKTAR BABUNA:Karnını kasarak.
ADNAN OKTAR:Zibil gibi köfteler. Bir tane, iki tane, on tane de değil.
OKTAR BABUNA:En sonunda yorgun düşüyor.
ADNAN OKTAR:Ne şeker şey. Kolu bacağı da yok. Ne tatlı hayvan maşaAllah.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Bukalemun var Hocam. Onun dilini gösteriyor.
ADNAN OKTAR:Ne var dilinde?
OKTAR BABUNA:Dilini saniyede 15 metre hızla ileri göndererek böcekleri yakalayabiliyor. Avlanma tekniği var. Gözleri de birbirinden bağımsız hareket ediyor. Paralel değil.
ADNAN OKTAR: Kamera gibi çalışıyor.
OKTAR BABUNA:Kamera gibi çalışıyor. Şimdi bunu yakalamasını gösterecek. İkisi bakın ayrı ayrı, sağa sola bakabiliyor.
ADNAN OKTAR:O da çok şekermiş.
OKTAR BABUNA:Şimdi gördü onu. Gözleri de çok mükemmel bir yapısı var. Böyle minik şeylerden oluşuyor. Şimdi dilini çok büyük bir hızla gönderiyor. Ve yapışıyor da aynı zamanda dili. Onunla alıp çekiyor kendisine doğru. Saniyede de 15 metre hızla gidiyor dili Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Ahir Zamanın en büyük fesadı zamanında” “madem” diyor, “Cenab-ı Allah’ın adeti öyle cereyan ediyor” diyor. “Ahir Zamanın en büyük fesadı zamanında” yani devrimizde, şu, bu yıllarda yani. “Elbette en büyük bir müctehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid hem kutb-u azam olarak bir zatı nuraniyi gönderecek. O zat da ehli beyt-i nebeviden” Peygamberimizin soyundan, “olacaktır” diyor. Bediüzzaman özellikle bunu ayırt edici bir özellik olarak belirtiyor. Bak “ben seyyid değilim, o seyyid olacaktır” diyor. Belirginleşsin diye söylüyor. “Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyne sema arz alemini bulutlarla doldurup, boşalttığı gibi bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder.” “Mehdi (a.s.)’yle de diyor çok kısa sürede bütün ortalıktaki bu fitneyi fücuru kaldıracak” diyor. Öyle olsa ben zamanında bunları kaldırdım, bitti. Değil mi konu bitti derdi. Hayır, sorduklarında ben Mehdi (a.s.) değilim der. Seyyidim ama Mehdi (a.s.) değilim der. Bu zor mu bu? Bana soruyorlar mesela “Mehdi misin?” diyorlar. Ben yemin ediyorum Allah adına böyle bir iddiam olmaz benim. Allah adına yemin ediyorum. Hiçbir zaman için Mehdilik iddia etmeyeceğim dedim. O kadar. Bunun üzerine başka en ilave edilir. Ben bunun için ayrıca 4 cilt kitap yazıp yalan mı söylemem gerekiyor. Değil mi?
Bu kadardır yani. Bediüzzaman’ın da bu değilim der, konu biter. Kabul eden de açık açık söylüyor adamlar, biz Mehdiyiz, diyorlar yani. Red veya kabul o kadar zor bir şey değil.
Program bitmiş. Güzel hayır vardır. Ama ne yapacağız? İnternetten devam edeceğiz. Yarın hangi kanaldayız.
SUNUCU:Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Gaziantep Olay Tv ekranlarından.
ADNAN OKTAR:Tamam yarın da oralardan. Yarın görüşüyoruz inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...