SUNUCU: Hayırlı akşamlar sevgili izleyicilerimiz. Harunyahya.tv ve Mavi Karadeniz Radyo’dan sizlerle birlikteyiz. Aynı zamanda TV Kayseri, Samsun AKS, Kanal S ekranlarından sizlere sesleniyoruz.
ADNAN OKTAR: Oktar’ım neler anlatıyorsun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Darwinizm ile komünizmin nasıl temel olduğunu, dünyayı nasıl herc-ü merce getirdiğini ve PKK’nın temelinde de bu olduğunu inşaAllah. Ve sizin çalışmalarınızla da maşaAllah yok olma noktasına geldiğini. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Şimdi yok olması Darwinizm’in kolay da, bizi takip eden kardeşlerimizin, internet sitelerinden bu bilgileri indirip, kendilerine has özel internet siteleri oluşturmaları çok önemli. Mesela fosil fotoğraflarını indirsinler. Bizde fosil müzesi var fotoğraflardan oluşan internette, onu indirsinler. Darwinistlerin en korktuğu ve en çekindiği olay odur. En rahatsız oldukları olay odur. Hatta şimdi baskı yaparak, hükümete baskı yaparak, fosil sergisi açmayı imkansız hale getirmişler, yeni kanun çıkarttırmışlar. Bakın, korkunun şiddetine bakın. Yeni bir kanun çıkmış. Anti-Darwinist, Darwin’i eleştiren sergi açmak şu an çok zor. Yani birçok resmi makamdan geçmesi gerekecek hale getirmişler. Eskiden daha kolaydı, bir makamdan alınabiliyordu, şu an birçok silsilatta, bakana kadar gitmesi gerekiyor yani. Çok karışık bir silsile oluşturmuşlar. Bunu bir kere hükümetin hemen ortadan kaldırması lazım. Bu yani çok çok vahim ve çok garip bir durum bu. Yani müthiş bir vahamet var. Yani neden özellikle Darwinizm ile ilgili, anti-Darwinist sergiyi yapmak bu kadar zorlaştırılıyor kanunla. Bunu bir araştırmak lazım. Kanunlarda düzenleme yapmaları lazım yahut tüzük diyelim, kanun değil de tüzükte bunun düzenlenmesi lazım. Kanunlara bizim bir sözümüz yok ama düzenlenmesi gerektiği de açık. Kanunlara her zaman saygılıyız. Ama kanunları da hükümet yapıyor, bunun düzenlenmesi gerekiyor. Çünkü mevcut yapıyı değiştirip, bambaşka bir şekle soktuysa bu kişiler değil mi, bunu yeniden düzeltme imkanları olur, hatta daha da kolaylaştırmaları lazım. Şu an anti-Darwinist çalışma yapmak zorlaşmış durumda, yani sergi açamıyoruz, yani çok çok zor ve marksistlerin ve Darwinistlerin baskısı sonucunda oluştu bu, mesela bu çok vahim. Bunu delmek için işte ilk yapılacak şey, yapılacak şeylerden bir tanesi, herkesin kendi internet sitesinde fosil müzesi oluşturması fotoğraflardan. Bizim fotoğrafları indirecekler. Ayrıca bu Yaratılış Atlası’nı alıp dağıtmaları. Mesela insan ayda bir tane Yaratılış Atlası alabilir, bir tane, değil mi? Maaşı ile, eğer durumu müsait ise, bir tane alıp, bir arkadaşına hediye edebilir. Mesela 5000 kişi alsa, 5000 tane Yaratılış Atlası demektir ki yani çok büyük bir darbedir bu Darwinistlere. Mesela 100 bin kişi alsa, 100 bin tane Yaratılış Atlası demektir, çok büyük bir darbedir bu. Yurt dışında da öyle bunu yapabilirler. Veyahut Yaratılış Atlası’nın ben telif hakkını vereyim kimse o kişiler, kardeşlerimiz, isteyenler, kendileri bastırıp, dağıtsınlar, o da olur. Yani ya gidip matbaadan alıp dağıtsınlar, satılan yerden alıp dağıtsınlar ki yani maliyetine satılıyor. Veyahut bakın bu çok önemli, telif hakkını resmi olarak onlara devredeyim, yani kitabı basma hakkı vereyim, kitabı basıp dağıtsınlar. Bakın görüyorsunuz mesela, Habertürk’e çıkarttılar tartışma programı diye, tartışma programı yok. Birisi diyor ki, “Kuran Darwin’i doğruluyor, yani Darwin’in dediğini zaten Kuran’da” diyor bir şahıs. Diğerleri de diyor ki, “Charles Darwin zaten Darwinizm’i anlatıyor, Darwinizm doğru” diyor. Öbür şahıs da diyor ki, “zaten biz de biliyoruz Darwinizm’in doğru olduğunu, çünkü Kuran zaten böyle söylüyor, dolayısıyla her iki tarafla ittifak halindeyiz” diyor, yani tartışma programı yok ortada. Bu çok vahim bir gelişmedir. Bu da ayrı vahim gelişmedir. Ama Ahir zamanın şiddetini de gösteriyor bu. Ne kadar zor bir ortam olduğunu gösteriyor. Fakat bizim milletimiz çoktan bu konuda uyandı, bilgi sahibi oldu. Çok çok geç kaldılar. Çok çok geç kaldılar. Hepsi, hani “Üsküdar’da sabah oldu” derler ya, bu konuda çok geç uyandılar. İnşaAllah atı alan Üsküdar’ı geçti. Eğer ezim ezim onları ezmezsem, bana ne derseniz deyin yani. Ömrümün sonuna kadar Allah’ın izniyle ezim ezim ezeceğim. Acayip hırslandım yani, acayip hırslandım. Özellikle böyle bir tüzük oluşturtulması da çok çok acayip. Başka konu yok mu? Neden anti-Darwinist sergi yapımı, oluşması adeta imkansız hale getiriliyor. Her türlü sergi serbest, Darwinist sergi serbest, Darwin’i övme serbest, değil mi, masonların sergisi serbest, hepsi serbest, ama anti-Darwinist sergi yasak. Bakın diyor ki, yetkiliye sorduk, “niye” dedik. “Kardeşim, her yerde sergi açıyorsunuz, bunu önlemek için yaptık” diyor. Net söylüyor adam yani, gidin sorun. “Bu amaçla yaptık” diyor. Tabii, “her yerde sergi açıyorsunuz, her yerden reaksiyon geliyor, herkes panik halde, insanlar” diyor. Yani “komünisti, masonu, şunu, bunu, paniğe kapıldılar, daraldılar, basın sürekli haber yapıyor, biz de bundan kurtulmak için, böyle bir tüzük oluşturduk, bunu önlemek için” diyor. Kardeşim, ben Allah’ın delisiyim, ben durur muyum öyle tüzüklen müzükle falan? Olacak iş mi bu iş? EvvelAllah. Eğer 100 bin misli ile faaliyet etmezsem yani, bana ne diyorlarsa desinler, yani görecekler. EvvelAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam, Yaratılış Atlası da 20 lira kargo ücretini ödeyenlere gönderiliyormuş ücretsiz olarak. Yani o kadar cüzi bir rakamki yani, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yirmi?
OKTAR BABUNA: Lira kargo ücretini ödeyen herkese, bedava gönderiyormuş Global Yayıncılık.
ADNAN OKTAR: Hiçbir açıklaması yok. Mesela arkadaşına hediye etsin. Yirmi lira yani değil mi? Kargo ücretini ödeyecek, evine kadar götürüp kitabı teslim edecekler. O ev ve o mahalle kurtuldu demektir. Bakın o mahalleye bir daha Darwinizm, materyalizm giremez, o Atlasın olduğu yere. Obüs mermisi gibi evvelAllah, tabii.
OKTAR BABUNA: Hocam sizin maşaAllah şevkinizi herkes biliyor. Bu ilk sergide böyle biraz sorun çıkarmaya çalışmışlardı, onun üzerine siz. Açılan sergi sayısı zaten biliniyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Kardeşim açtırmayız” dediler. “Tamam o zaman biz kebapçıda açacağız, lokantada açacağız” dedik. “Kahvehanede açacağız” dedik, değil mi? Şimdi bundan sonra bir görsünler bakalım ne yapıyorum. Bir de millete böyle tatlı tatlı bu işleri böyle yedirmeye kalkmasınlar, yani böyle bunlar bana sökmez. Yahut nerenin tartışma programı? Darwinizm tasdik programı yapılıyor. Ama ben Yiğit Bulut’u tenzih ederim, yani benim kanaatim onun iyi bir düşüncesi vardır. “Bunlar hepsi bir ortaya çıksın, kim varsa anlatsın, sonrada Hocamız Seyyid Battal Gazi gibi çıksın, şöyle hepsini ilim kılıcından geçirsin” diyordur. İnşaAllah, evvelAllah. Demese de biz onu yaparız zaten. Biz mesajı aldık yani. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bana çok mesaj geldi Hocam. Herkes Hocamız neredeydi, katılacak mı?
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu nasıl bir programdır? Adamlara dersin ki, “hazret, kardeş, ben hiçbir konuşma yapmadan önce bir şey rica ediyorum. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi mümkün mü, değil mi? Eğer buna cevap vermezseniz, ben buradan kalkıp gideceğim” dersin değil mi? Mümkün mü, değil mi? Adam bir avallıyor, bir kavallıyor, bir dakika diyor, bu açıklanamaz, bu konuyu geçelim, bilmem ne falan. İlim bunu araştırıyor. Uzaylılar, uçan daireler bilmem ne. Demagojiyi bırakacaklar. Bize net konuşacaklar. Mümkün mü, değil mi? Mümkün dediğinde, bunu bize açıklayacak. Biliyor olmadığını. Mümkün değilse, neyi anlatıyorsun sen bunun üzerine, neyin üzerine kurmuşsun? Yani temelden gitmişsin sen zaten. “Ara fosilin var mı?” diyoruz. Adam böyle çadır tiyatrosu gibi hareketler yapıyor, bir kenara, bir aşağı, bir yukarı falan. Şimdi bakın, bunları böyle didik didik didik anlatmaya gerek yoktur. Bir adamın kafası yoksa, adam ölüdür, değil mi? Beyni yoksa, ölüdür. Şimdi diyor ki adam, “parmağı var kardeşim, parmağı oynuyor” diyor. “Adamın beyni yok” diyoruz, “olsun adam yaşıyor” diyor. Sen espri mi yapıyorsun yani, beyni olmayan adam yaşar mı? “Bak, tırnağının aralarındaki oksitleri görüyor musun, o mineralleri? Onları bir analiz edelim, oradan belki onun canlı olduğuna gidebiliriz”, diyor. Biz diyoruz “beyni yok adamın”. Protein meydan gelemiyor bir kere baştan. Olay bitmiş, en başından bitmiş konu. “Ara fosil yok” diyoruz, bir tane ara fosil yok, değil mi? “Tek bir tane getirin” diyoruz. Ne diyelim daha?
OKTAR BABUNA: Hatta para veriyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Para veriyoruz değil mi? Bir de diyorum ki “bak, 350 milyon tane fosil var” diyoruz. Şimdi diyorlar ki, “kardeşim biz size tüzük çıkarttık” diyorlar, “sergi yaptırmayacağız”. Allah Allah, Allah Allah, Allah Allah. “El mi yaman, bey mi yaman?” demiş. “Bey hepsinden yaman” derler. Bakın hodri meydan, görüşeceğiz. İnşaAllah. Hayır biz tüzüğe, kanuna saygılıyız. Ama benim önüme dağı koysalar, ben oradan bir yol bulur geçerim yani, inşaAllah. Biz Mehdi (a.s.) talebesiyiz, evvelAllah, evvelAllah. Bir de bu olay, yani bunun çok üzerine gideceğim. Böyle bir konuda nasıl böyle karmakarışık ve açmaza sokularak bir kilitleme sistemi yapılır ve adam da açık açık söylüyor kardeşim, net. Yani net konuşması var. “Bu faaliyeti durdurmak için yaptık” diyor. Yani “anti-Darwinist çalışmayı, Darwin zıttı çalışmayı durdurmak için yaptık çünkü bize çok baskı geliyor” diyor. Yani biz baskıyı maskıyı dinlemeyiz. Yani benim böyle bir kuralım yok. Onlar için oluyor olabilir ama bana etki etmez böyle bir şey.
OKTAR BABUNA: Siz daha şevkleniyorsunuz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah. Ama bak kardeşlerimiz de, bu konuyu anlamazlıktan gelmesinler. Bir mahallede bir tane Yaratılış Atlası varsa, oraya Darwinizm giremez. Bakın, bir mahallede bir tane Yaratılış Atlası varsa, oraya Darwinizm giremez, biter. Her mahalleye, her sokağa bir Yaratılış Atlası koyalım, değil mi? 20 lira yani, kargo ücreti bile değil.
OKTAR BABUNA: Maliyeti bile olmayabilir yani.
ADNAN OKTAR: Bedava yani, tabii artık bahanesi yok. Bakın, ikincisini de diyorum, onu da kabul ediyorum. Telif hakkını vereyim noterlikte, götürüp kitabı bassın ve dağıtsınlar. Bu kitabı okuyup da, Darwinist olması bir insanın mümkün değil, imkansızdır. İnşaAllah.
Evet, 11 dakikamız mı var?
OKTAR BABUNA: Bu Roma’daki toplantıda Hocam, o olaylı toplantıda, bizim gittiğimiz. Daha sonra lobide bütün evrimcilerle karşılaştık tabii o salonda oturan, önümde de Yaratılış Atlası duruyordu. Herkes “bana da geldi, bende de var o, bende de var “ diye söylediler, itiraf ettiler.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Avrupa’ya yağmur gibi yağdı evvelAllah, yağmur gibi yağdı. Yarından itibaren kampanya yapacağız, Allah’ın izni ile. Her yeri bu Yaratılış Atlası ile donatacağız. Avrupa’daki kardeşlerimiz de alsınlar, Avrupa’da tabii değil mi? Buradan göndeririz, inşaAllah. Bahane yok. Bahane yok. Hayır kardeşim fiyatı pahalı buluyorsa, ben diyorum, madem Allah rızası için gayret ediyor, telif hakkını veriyorum diyorum kitabın. Gidip noterden vereyim yarın, kim gelirse gelsin. Bastıracaksa kitabı ve dağıtacaksa, istediği her kitap için geçerli bu, bir tek bunun için değil. Telif hakkını noterden anlaşalım, istediği gibi bastırsın, dağıtsın, inşaAllah. Yoksa bizim bastırdığımızı dağıtsın. Yani üçüncü bir yolda, bilmiyorum başka da yok, inşaAllah.
“Selam sayın Hocam” diyor. Aleyküm selam, “ve talebeleri”. Olmaz, öyle geniş anlamda selam olursa bütün herkesi sorumluluk altında bırakırsınız. Çünkü selamı almak farzdır. Şimdi biz “talebeleri” deyince, benim ne kadar talebem varsa hepsinin alması gerekir, farz olur. Öyle genel anlamda selam, mesela diyor ki, “bütün herkese”. Hayır, duyuyorsa tamam. Şimdi ben talebelerime tek tek bunu nasıl duyurayım, değil mi?
OKTAR BABUNA: “Karşınızda oturan talebeleriniz” belki.
ADNAN OKTAR: Öyle desin evet, o anlamda kabul ediyoruz ve Aliye Hanım’a inşaAllah. Aleyküm selam. “Hocam ben inşaAllah sizin katılmış olduğunuz Sansürsüz Programı’ndaki, her şeyi Allah’ın yaptığı yönündeki konuşmalarınızı, eskiden imamlık da yapmış din kültürü Hocamıza göstermiştim, inşaAllah. Hocamız sizin görüşlerinizin Maturidi Mezhebi’ne ait olduğunu söyledi” diyor. Tamam, Maturidi Mezhebi, tamam itikatte mezhebimiz, ne var bunda değil mi? Ya Eşari’dir ya Maturi’dir Ehl-i Sünnet’te. Doğru doğru, orada bir yanlışlık yok. Yani ben Hanefi’yim, Hanefi Mezhebi’nde olanlar zaten Maturidi’dir itikatte mezhebi. Onda şaşıracak bir şey yok.
“Değerli Hocam. Allah’ın selamı sizin ve” evet, aleyküm selam, inşaAllah. “Nedense televizyon ekranlarına çıkıp, evrimi savunanlar başta olmak üzere, dünyadaki hiçbir evrimci, siz ve arkadaşlarınızla kesinlikle karşılaşmak istemiyor”. EvvelAllah, evvelAllah. Buldozer gibi ezerim, onun için. Adam buldozerin karşısına geçer mi, değil mi? Zaten buldozerin karşısına geçmiş gibi gösterdikleri adamlar, yani aynı şey olmuş oluyorlar. “Allah-u Alem, bu insanlar ve günümüzdeki diğer”, ağır konuşmuş, öyle olmaz. “Herhalde”, ayeti verebiliriz ama, 59:13, “Herhalde içlerinde dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından, siz” yani Mehdi (a.s.) ve talebeleri şu asrımızda, “Allah’tan daha çetinsiniz” diyor. Hay maşaAllah, onlar için. “Bu şüphesiz onların derin bir kavrayışa sahip olmamaları dolayısı ile böyledir”. Bakın, “herhalde içlerinde dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından, siz Allah’tan daha çetinsiniz,” diyor onlar için, küfür için ve Darwinistler, materyalistler, masonlar için. “Bu şüphesiz onların derin bir kavrayışa sahip olmamaları dolayısı ile böyledir. Onlar iyice korunmuş şehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın, sizinle toplu bir halde mücadele edemezler.” “Kaçarlar sizden” diyor, ayet. Duvar arkasından değil mi? Böyle televizyon naklen yayın binasının içinde. Oradan konuşabiliyor. “Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir,” diyor. “Kendi aralarında da, birbirleri ile uğraşırlar onlar” diyor. “Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır. Bu şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmasıyla dolayısıyla böyledir.” Burada ayetin işaret ettiği, Darwinistler, materyalistler ve bir kısım aklı zayıf olan insanlar. Olayı düşünemeyen, derin düşünemeyen insanlara Kuran burada işaret ediyor. Biz de o yönde samimi olarak gayret ediyoruz, ama Yiğit Bulut’un programının, iki zıt düşüncenin çatışması olarak gösterilmesi yakışık almadı. Yiğit Bulut bunu mutlaka tashih etsin. Çünkü Darwinizm’in tasdik toplantısıydı o, toptan. Biri din cihedinden tasdik ediyor, öbürü de bilim cihedinden tasdik ediyor, ikisi de aynı şeyi savundu, aynı düşünceyi savundular. Bunu gene devam ettirebilirler, yani mümkündür. Çünkü bu yönde, bu kafada mebzul bir hücre var zaten hazır, harekete geçmeye hazır ve insanlar var, hazır insanlar var. Hatta bir kısmı paralı, bir kısmı eğitim almış, bir kısmı tenbihlenmiş, bir kısmı localara mensup, değil mi? Bir kısmı bir başka yere mensup, falan böyle kişiler var. Şimdi bunlar can havliyle, muazzam bir debelenme içine girdiler. Bakın ben bunların en amansız, yani gırtlağından yakaladım ben bunları. Yani şah damarından yakaladım. Bundan kurtulması mümkün değil, inşaAllah. Boşa debeleniyorlar. Bakın orada diyor ki Yiğt Bulut, “kardeşim bana şunu açıkla?” diyor, “ilk başta” değil mi? “İlk başlangıç nasıl oldu?” diyor, değil mi? Protein safhası. Hak, guk, cik falan, böyle acayip sesler. Söylesene.
OKTAR BABUNA: Kırk dakika cevap veremediler Hocam, kırk dakika.
ADNAN OKTAR: Bir türlü cevap veremiyor. Kardeşim buna cevap vermiyorsan ne konuşulacak, değil mi? Böyle tele takılmış sığırcık kuşu gibi sesler çıkartıyor. Önce bir onu anlatacaksın, inşaAllah. Onu anlatamıyorsan, bittin sen zaten. Başka ne var? Anlatacağın bir şey kalmamış ki geriye.
OKTAR BABUNA: Hocam o kadar komik izahları oldu ki yani böyle. Ondan sonra başladı yok meşe yaprağı fasulyeye benziyormuş. “Eee” diyor Yiğit Bulut. O zaman bizim çocuklarımız da, kuzenlerimizden daha farklı, kuzenler, kardeşler birbirine benzer falan böyle. Nereye gitti, ne oldu?
ADNAN OKTAR: Kardeşim Yiğit Bulut şunları bizim önümüze getirsinler şunları, paspas gibi şöyle açsak, inşaAllah. Gerçi çok iyi oluyor böyle, kimin ne olduğunu görmüş oluyor milletimiz, yani önden bunun böyle olması çok faydalı, inşaAllah. Biz de bekliyoruz yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ama gelemiyorlar Hocam. Sizin karşınıza gelemezler Allah’ın izniyle. Onlar biliyorlar çünkü. Sizden başka herkesin karşısına çıkıyorlar. Bütün ilahiyatçıların, ondan sonra, hatta bir kaç tane profesörün de karşısına çıkmışlardı. Ama size gelemiyorlar, sizin karşınıza gelemiyorlar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şu, geçenlerde gene büyük bir televizyon kanalında, gençleri toplamışlar. Yukarıda ayarlamışlar konuşmayı, aşağıya şen şakrak indiler böyle, kakara kikiri. “Yukarıda da zaten anlaştık, sizinle konuştuk zaten, tamam aynı fikirdeyiz” diyor. Sen zaten orada o tip bir animasyon yapmana gerek yok. Zaten sen locada da anlaşmış durumdasın yani, zaten öyle bir sorunun yok ki. Aynı locanın adamları, aynı ortamın adamları yani. Akşam beraber masada sohbet eden adam, ertesi gün oraya dökülüp geliyorlar. Ondan sonra başlıyorlar ilk defa orada tanışmış havasında, “ne kadar mutabık görüşlerimiz, aynı şeyi savunuyoruz biz”, diyor. Aynı locadasın da onun için, inşaAllah, değil mi? O Freddy’nin Kabusu böyle bir çıktı, hakikaten dört yaşında çocuk falan görse, çocuklar böyle kanı iliği çekilir çocukların yani. Hatta televizyona önce diyeceksin “4, 5, 8 yaş çocuklar seyretmesin, şimdi Freddy’nin kabusu çıkıyor” diyeceksin. Pirana balığı gibi bir çıktı gözler mözler akmış. Alenen ve açıkca Darwinizm’i savunuyor. Bakın bunu kafalamışlar, bunlar kükürt kokan tipler Avrupa’da falan böyle bunları gezdiriyorlar, bunlar kendilerinin adam yerine konmasından çok heyecanlanıyorlar. Oradan buradan böyle karanlık izbe yerlerden bunları topluyorlar. “Sen dehşet adamsın, çok değer veriyoruz, gel seni Londra’ya falan götürelim”, falan diyorlar. Adam ağzı açık böyle avanak, ilk defa görüyor oraları falan heyecanlanıyor. “Sen büyük alim ve derin Hocasın, senin Darwinist olmaman mümkün değil” diyorlar. “Tabii ki, ta başından beri Darwinistiz biz, Kuran da Darwinizm’i savunuyor zaten” diyor, bir ahbap oluyorlar. Alıp getiriyorlar herifleri buraya, karşımıza ve ilk defa karşılaşıyor havası veriyorlar. Halbuki bunlar zaten ekip, zaten birlikte hareket eden adamlar, bunların ayrısı gayrısı yok. Türkiye’yi Darwinist, materyalist çizgiye götüreceklerdi, yani ateist çizgiye götüreceklerdi. Hiç hesaplarında olmayan bir olay oldu ve başlarından büyük işe girdiler. Kardeşim bir insan anlar yani, bir çelik kapı varsa giremezsin, bunlar kafalarını gidip gidip vuruyorlar çelik kapıya, kafayı vuruyor, “burada bir şey var”, diyor. Yine açılıyor açılıyor bir daha gidiyor yine kafayı vuruyor. Ben varım orada ben. Geçemezsin yani bu kadar.
SUNUCU: Evet sayın izleyicilerimiz, kısa bir aradan sonra sohbetimize devam edeceğiz.
Evet sayın izleyenlerimiz programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam sohbetimize kaldığımız yerden devam edebiliriz inşaAllah, buyurun.
ADNAN OKTAR: Ne konuşuyorduk Oktar Hocam? Ne konuşalım?
OKTAR BABUNA: Darwinizm’den bahsettiniz Hocam. Yapılabilecek herhangi bir engellemenin sizin şevkinizi daha da arttıracağını, dağ olsa bunun etrafından dolaşacağınızı ilan ettiniz.
ADNAN OKTAR: Diyorlar ki Müslüman kardeşlerimiz, tek konuştukları şey şu, “yani nerede Darwinizm var?” diyor. Kardeşim senin profesörün, Hocan, alimlerin hepsi teslim olmuşlar görmüyor musun? Büyük bir bölümü. Alenen “Kuran’da Darwinizm var zaten” diyor, söylüyorlar, anlatıyorlar, her çıkan aşağı yukarı aynı şeyi söylüyor. Bütün İslam ülkelerini kaplamadı mı? Her yere Mısır’a, Filistin’e, Irak’a, Suriye’ye kominisler hakim olmadı mı? Ve rejimlerin, şu an da İslam ülkelerindeki rejimlerin %90’ı Darwinist rejim değil mi? O zaman anlaşılmayacak ne var bunda? Dünyada ki sistemin %99’u, dünyada ki rejimlerin %99’u Darwinizm üzerine kurulu değil mi? Ve Darwinist diktatörlükle ayakta tutuluyor, baskı rejimleriyle ayakta tutuluyor. İnananlar yıldırılarak, geriye püskürtülmeye çalışılıyor. İşte dünya çapında bunu organize eden güç deccaliyettir. İnsanların büyük bir bölümü bilerek veya bilmeyerek deccaliyetin kontrolüne giriyorlar. Deccaliyet kendi dinine saldırılmasını istemiyor panik halde. Yani deccalin dinidir Darwinizm, deccalin putudur, deccaliyetin putudur. Putuna dokundurtmak istemiyor. Biz de her yerde baltayla giriyoruz putuna olay bu. Mesela bize yapılan iftiraların, saldırıların da kökeninde bu var. Durdurmak istiyor adam, bir şekilde durdurmak istiyor. Ya kurşunla durdurmak istiyor, ya iftira ile durdurmak istiyor, ya hukuki yollardan durdurmaya çalışıyor, bir şekilde bir şeyler yapmaya çalışıyor. İnşaAllah.
SUNUCU: Bahsedilen deccal bu değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Onlar böyle alnında yazı yazan, başı bulutlarda ejderha gibi bir şey bekliyorlar. Kastedilen deccal budur, deccalin özelliği Allah’a dine savaş açmasıdır, haşa ve Allah’ı inkar etmesidir. İnkar rejimidir, inkar düşüncesidir ve dünya çapında sistemli organize olarak hareket etmesidir. Şu an karşımızdaki de bu. Bakın Darwinist düşüncenin deliliğine ki, Türk Milletini kitle halinde yok etmeyi hedefliyor ve bunu bizzat Darwin’in kendi söylüyor. “Türkler, zenciler özellikle, bunlar yok olacaklar, elimine olacaklar” diyor. Elimine ne demek? Yok olmak. Ve kendi insanına kendi eliyle bu yok etme eylemini yaptıttırıyor. Kendi insanlarına yaptıttırıyor Darwinizm. Biz de buna dur diyoruz.
OKTAR BABUNA: Ki 70’li yıllarda zirve yapmıştı Hocam, 71’de siz söylüyorsunuz hep inşaAllah, ki sizin faaliyetlerinizle döndü Hocam. Normalde bütün dünyayı kaplamıştı Darwinizm, tartışmasız kaplamıştı. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama bu tip tartışmalar bize çok yarıyor. Dün internet girişi 211.000’in üzerindeydi. İlk defa böyle bir rekor kırıldı ben inanamadım, her zaman arızadan şüphe ediyorum, acaba bu alet edavatta bir arıza mı var falan diyorum. Milletimiz bir oyun oynandığını görüyor. Olağanüstü bir şey olduğunu, olağanüstü bir boğuşma var, müthiş bir mücadele var alttan alta. Burada da gönülden bizi desteklediklerini gösteren bir durum bu. 211.000, çok yüksek, ben ilk defa duyuyorum böyle bir şeyi, bir yerde de kaydını görmedim. MaşaAllah. Ama bu internet desteğinin tam anlamıyla devam etmesi lazım. Sırf böyle mücadele ortamlarında değil her zaman aynı çizgide devam etmesi gerekiyor inşaAllah.
Oktar senin sorun var mı bana?
OKTAR BABUNA: Geçen günden var Hocam sorayım mı? O programla ilgili. “Esselamunaleyküm ve rahmetullah sayın Hocam...”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA:“Bayraktar Bayraklı Hoca Darwinistlere amino asitten bahsedince evrimciler cevap veremedi hatırlatmak istedim” Atilla Berber, İstanbul.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: “Bayraktar Bayraklı Hoca Darwinistlere amino asitten bahsedince evrimciler cevap veremedi hatırlatmak istedim” Atilla Berber, İstanbul.
ADNAN OKTAR: Yalnız şimdi Bayraktar Bayraklı Hoca’nın onlara karşı olduğunu zannediyor kardeşimiz, değil mi, Darwinistlere karşı. Öyle bir şey yok ki.
OKTAR BABUNA: O anlaşılıyor evet.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Ne diyor? “İlk aşamada” diyor.
OKTAR BABUNA: “Toprak aşamasında evrim vardı” diyor. “Önce kuru toprak sonra çamurlu toprak oldu, sonra balçık oldu” diyor Allah inşaAllah haşa, inşaAllah söylüyor da Allah tabii inşaAllah, onlara “evrim vardı, bitti” diyor sonra.
ADNAN OKTAR: Kardeşim onu kabul edemiyorlar, halbuki çok açık Allah’ın anlattığı. Bu pek akıllarına yatmıyor. Bak diyor ki Allah, “kil”, porselen neden yapılıyor? Kilden yapılıyor, evet. “Kili” diyor, Cenab-ı Allah “iki elimle yarattığıma” diyor , Cenab-ı Allah, “iki elimle yarattığıma” diyor. Kilden insan heykeli yapıyor, normal ve bu pişmiş olarak diyor. Pişmiş yani porselenin özelliği nedir pişmesidir, değil mi? Normal heykel. Bu mankenler yapılıyor, satılıyor, alçı mankenler var, bunun gibi bir şey. Allah, “Ben buna ruh üfürdüm, canlandı” diyor. Şimdi Allah’ın heykele ihtiyacı olduğundan değil, millet daha hala kafasını kile, heykele. Yani kil ile ne alakası var? Allah sırf onu bir güzellik, süs olsun diye. Doğrudan Allah yaratıyor. Yani onlar kilin içerisinde özel madde arıyorlar. Yani özel bir şey arıyorlar. Kili ilahlaştırmaya çalışıyorlar. Kilin bir gücü yok. Rastgele bir sebep olsa mesela bak İrem burada var mıydı? Yoktu, bir anda yaratıldı, geldi karşıma. Allah derse ki; “Ben bunu porselenden yarattım şu an” yani, “önce bir porselen yaptım, sonra da böyle oldu” derse. Mühim olan benim önümde karşımda çıkmış olması. Porseleni kim yaratıyor? Allah. Porselen tabak ile, porselen heykel ile insanın bir farkı yok ki, onu da yaratan Allah. Porselenden hiç insan heykeli yok mu dışarıda, taştan yok mu? Var, aynısı. Heykeli de Allah yaratır. Yani porselen heykel ayrı bir şey değil ki. Onu Allah’tan ayrı bir şey zannediyorlar, insanı ayrı bir şey zannediyorlar. Her ikisi de aynıdır. Televizyondaki görüntüyü de Allah yaratır, porselenin yapısını da Allah yaratır, insanı da Allah yaratır.
Evet, Oktar Hocam şimdi soru sor.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Siz tabii Hocam maşaAllah, Kuran’dan çok güçlü deliller veriyorsunuz. Onlara hiç değinmiyorlar. Mesela Hz. Musa (a.s.)’nın asasının yılana dönüşmesi. Çamurun kuş olması Hz. İsa (a.s.)’nın üfürmesi ile inşaAllah. Cinleri, Melekleri söylüyorsunuz. Cennetteki vildanları, gılmanları, hurileri söylüyorsunuz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bakın, ben Yiğit Bulut kardeşime diyorum ki; şu soruları sorsun, bu meşhur Hocalara, bu tip kişilere. “Hocam” diyecek, “Cennet köşkleri evrim ile mi oldu? Cennet eşyaları ve elbiseleri evrim ile mi oluyor? Oradaki vildanlar, huriler, gılmanlar bunlar evrim ile mi oluyor? Oraya gidenler, Müslümanlar oraya gidecek değil mi, cennete, orada bunlar evrim ile mi yaratılacak? Cennetin kapları var, bardakları var. İbriklerden bahsediyor Allah. Yastıklar var, işlemeli atlaslar var bunları evrim ile mi Allah yaratıyor? “Doğrudan Allah yaratıyor” diyorsa, uzatmasına gerek yok. Demek ki onları da Allah yaratıyor. Ama “bunlar evrim ile oluyor” diyorsa, yorganlar, bardaklar evrim ile oluyor diyorsa, onu bize açıklayacak o zaman, nasıl olduğunu. Nerede, Kuran’da hangi ayet var bunu gösterecek, anlaşıldı mı? Bir kere bakın yaratılışı Allah’ın ispat ettiğini burada görmüyorlar. O senin anlattığını biz defalarca anlattık. Fakat bunu hiç konuşmak istemiyorlar. Allah diyor ki; Hz. İsa (a.s.)’ya; “çamuru al,” normal kil, “kuş biçiminde bir şey yap.” Alıyor, bak “aynısını yap” demiyor Allah, kuş biçiminde bir şey. “Üfür” diyor. Normal kuş bir anda uçuyor, ortaya çıkıyor, bu kadar. Allah’ın çamura ihtiyacı olduğundan değil. O illaki, zannediyor ki çamur olmadan kuş olmaz zannediyorlar. Yani şimdi biz otururken birden bire kuş uçuyor. Allah birden yaratıyor işte aynısıdır, aynı sistem ile yaratılıyor. Onlar ayrı bir şey zannediyor. Mesela ben burada yoktum birden geldim, burada karşınızdayım. Birden Allah yarattı işte, bu şekilde. Yaratılma böyledir. “Nasıl oluyor, merak ediyoruz” diyor. Kardeşim televizyon seyrediyorsun, içeriye birden bir adam girdiğinde birden anında yaratılmıyor mu, beyninin içerisinde? Yaratılıyor. İşte öyle yaratıyor Allah, bu kadar açık, karmaşık bir şey yok. Yani otururken bir insan birden bire geliyor. Böyledir. Yaratma budur. Ama Allah sebep eder bazen. Yani bir şeyi sebep eder. Mesela Hz. Musa (a.s.)’nın asası, odun, ağaç dalı, onu sebep ediyor, onu bir anda yılana çeviriyor Allah. Yani çok sarihdir bunlar, öyle karmaşık bir şey değil. Burada evrim olmadığını gördükleri halde zorla “Kuran’da evrim vardır” demeleri Kuran’a uygun olmayan bir izah olmuş oluyor. Çünkü olsa Cenab-ı Allah derdi, “Hz. Musa (a.s.) asasını attı, zaman geçti milyonlarca sene geçti, orda bir evrimleşti zaman ile bir süre sonra yılana dönüştü” derdi Allah. Atar atmaz orada yılana dönüşüyor, birden. Benim aklım almıyor diyorsa, onun anlattığını da bizim aklımız almıyor. Yani tesadüfen olmayı da bizim aklımız almıyor. Biz yaratılışı akılcı görüyoruz inşaAllah, değil mi? “Tesadüfen oldu” dedim mi, o da benim aklıma hiç yatmıyor işte. Adam bana “televizyon tesadüfen oldu, araba tesadüfen oldu, uçak tesadüfen oldu” derse, ben buna nasıl inanayım. Yani değil mi? Bir yapan var. Ustası var. Tamam. Biz ne diyoruz? Bir Yaratan var, diyoruz.
OKTAR BABUNA:“Kuran Darwinizmi Yalanlıyor” kitabınızı okuyabilirler Hocam. Orada çok detaylı olarak inşaAllah, ayetlerle de açıklayarak inşaAllah var.
ADNAN OKTAR:Kardeşim iki türlü Hoca modeli sundular millete, bir Cübbeli tarzı yani “şeylerden şey beğen” der gibi, hangisini beğenirse veyahut işte evrimci Hocalar. Birinden birini seçeceksin. Böyle bir konu yok. Kuran’ın anlattığı Müslümanlık vardır, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünneti vardır. Sahabe dönemi modeli vardır. Çok açık ve sarihtir olay, karmakarışık bir şey yok. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Sorum var Hocam? Okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Sorun? Tamam sor.
OKTAR BABUNA:“Selamün aleyküm Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA:“Ben internette Cübbeli’nin konuştuklarını dinledim. Ve şunu anladım. Hakiki Mehdi (a.s.) dahi gelse bile, Cübbeli Ahmet Hoca ona da iftira edecek. Ve diyecek ki; “haydi bakalım göster mucizelerini sana inanalım”. Gerçek Mehdi (a.s.) de gelse biz Cübbeli’yi inandıramayız. Bunu anladım. Ben sizin bu benim bu yorumum hakkında söyleyeceklerinizi bekliyorum. Lütfen cevaplayın Hocam”, Ersin Osmanof.
ADNAN OKTAR:Ersin Osmanof, Azerbaycan’dan yazıyor.
OKTAR BABUNA:Evet Azerbaycan Allah-u alem.
ADNAN OKTAR:Herhalde öyle olması lazım. Cübbeli’nin inanmaması önemli değil. Talebeleri, gençleri yani mutlaka samimi düşünüyorlardır. Akılcı düşünüyorlardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri çok açık. Değil mi? Cübbeli bağıra bağıra dua ettiğine göre Allah o duaları kabul etti işte. Müslümanlar o gün nasıl dua ettiler, değil mi? Defalarca yayınladık, Allah onların dualarını kabul etti. Mehdi (a.s.) de geldi. Hz. İsa (a.s.) da geldi. Ama tabii bu zaman alacaktır. Biraz bekleyecekler, inşaAllah. Bekleyecekler derken tabii oturarak değil, gayret ederek bekleyecekler. Eğer takip ederlerse gelişmeleri yani son yılları, son 20 yılı bir dikkatlice incelerlerse ve hatta son 30 yılı, Mehdiyetin tırmanışını da görürler. Türkiye’nin bir baksınlar, siyasi yapısına, sosyal yapısına, kültürel yapısına, gelişmelere baksınlar. Nereden nereye geldi Türkiye? Burada çok açık Mehdiyeti göreceklerdir, inşaAllah. Bir de Mehdiyet kendisini kabul ettirmek durumunda değildir yani Mehdiyet fark edin, fark edin anlamında değildir. Mehdiyetin anlatılmasının sebebi şudur? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Peygamberimizi nasıl fark etmediler ve kabul etmediler. Bu tarihi insanlara Allah yaşatıyor şu an. Nasıl Bediüzzaman’ı gördükleri halde fark etmezden, anlamazdan geldiler. Şimdi mesela bak milyonlarca talebesi var değil mi? Bediüzzaman’ın. Şimdi bu milyonlarca talebeyi Bediüzzaman’ın tarihine göre götürsek. O döneme götürsek. Bayağı fire verir, bak size söyleyeyim. Bayağı yani çok büyük fire verir. Öyle hapse girecek, iftiraya katlanacak, evlenmeyecek, hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilecek, kendisini adayacak, gece gündüz mücadele edecek, milletin küfrünü hakaretini kabul edecek yani oradaki nur talebeliği ayrı, şimdi ki ayrı. Mercedes arabaya biniyorsun güzel, 10 yaşında, bir kısmını tenzih ederim. Ben bir kısmı için söylüyorum bunları. Büyük bir bölümünü tenzih ediyorum. Arabaya bineceksin çoluk çocuk, hanım hanımların toplantısına gidecek, bey beylerin toplantısına gidecek. Güzel çay tepsileri gelecek “mübarek ne yiğitmiş, ne cesurmuş Allah Allah, anlat bakalım, hapishaneye girmiş hiç yılmamış” diyor. Anlatmış anlatmış. “Barla’dan nereye gitmiş, şuraya gitmiş” böyle hikaye gibi dinliyor. Süperman anlatılır gibi, haşa Hocamı tenzih ederim, Bediüzzaman’ı. Değil mi, böyle masal kahramanı dinler gibi, “anlat anlat Hocam” diyor. O kitapları okurken de öyle heyecanla okuyor. Çünkü hiçbir zararı yok ona. Ne çocuğuna bir zararı var, ne evlenecek kızına bir zoru var, ne Avrupa’da eğitim alan oğluna bir zararı var. Ne kendi ticaretine çeklerine, senetlerine hiçbir zararı olmamış oluyor. Öyle Bediüzzaman baş tacı olmuş oluyor. Öyle bir sorun yok. Ama o yaşadığı dönemdeki Bediüzzaman’la bir karşılaşsalardı, bir hayli insan araziye geçerdi söyleyeyim. Allah şimdi bunu gösteriyor. Bakın Mehdiyet devrinde Mehdiyetle ilgili sözlerin nasıl kitaplardan çıkarttıklarını Allah onlara gösterdi. Yani bu çok tarihi bir olay, değil mi? Mehdiyeti nasıl böyle dillerinde eğip bükerek kapatmaya çalıştıklarını Allah gösteriyor. Çok büyük tarihi bir olaydır bunlar. Yani bir dahaki nesiller gözlerine inanamaz anlatsak. Mesela bir dahaki nesile anlatmış olsan böyle bir şey oldu. Bak bu kadar açık Mehdiyet anlatıldığı halde reddedildi dersen, “ben inanmam, olacak iş mi?” der. “Yani nasıl insanmış bunlar” diyebilir, reddedenler. Çok şaşırırlar. Mehdiyet zaten küçük bir talebe topluluğudur. Kaderi öyledir Mehdiyetin. Ama insanların işlediği suçun, hatanın vicdanlarının konumunu anlamaları açısından Allah Mehdiyetin yaşandığı ortamda bu harikulade hali meydana getiriyor. Mesela en güzel örnek Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanıdır, çok net oradan anlatabiliriz. Bakın o devirdeki insanların tavırları. Neyse biraz sonra bakarız. Sende Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanıyla ilgili ayetler var mı? Ama tabii ben ezberden anlatabilirim. İllaki öyle olması şart değil. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) zamanında çok büyük bir kitle Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hak olduğunu, gerçek olduğunu biliyordu. Ama bak diyor ki; neyse önce şu hadisten başlayayım. “Mehdi aleyhisselamın hükümranlığı zamanında zalimlerin ve müstekbirlerin hükümranlığı, münafıkların ve hainlerin siyasi nüfuzu nabud (yok) olacaktır (son bulacaktır). (El Mehdiyy-il Mav’ud, cilt 1, sayfa 252) Bak, “Mehdi aleyhisselamın hükümranlığı zamanında zalimlerin ve müstekbirlerin” enaniyetlilerin “hükümranlığı, münafıkların ve hainlerin siyasi nüfusu nabud (yok) olacaktır, son bulacaktır.” “Ben ümmetim hakkında bir mümin ya da müşrikten kokmuyorum. Çünkü mümini kötülükten imanı engeller. Müşrik de küfrü defeder.” Yani küfür olduğu için küfrü açıktır, küfründen dolayı zaten yanaşamazsınız diyor. “Fakat asıl dilbaz münafıktan endişe etmekteyim.” Var ya adam, çeneli, çıkarıyorlar televizyon kanalına bazı tipler, geveze. Hokkabaz. Soytarı. Değil mi? Böyle insanların tiksineceği, gıcık olacağı tipler, görüyoruz bazen. “Fakat, asıl dilbaz” diyor, bakın, bu çok manidar. Yani geveze, dini konuları tenzih ederim. Boş konuşuyor fakat yani kendisini böyle masa muhabbetçisi havasında. “Fakat asıl dilbaz münafıktan endişe etmekteyim” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Çünkü o sizin hoşunuza gidecek şeyler söyler. Ama hoşunuza gitmeyecek işleri yapar,” “kendi yapar” diyor. Ama bakın dikkat edin, “hoşunuza gidecek şeyleri söyler”. Çünkü mesela diyor ki, “ne yaparsanız yapın, bir tövbe edersiniz konu biter” diyor, farz edelim. “Siz bunları yapmayın, bunları etmeyin” demek ayrıdır. İman hakikatleri anlatmak ayrıdır ama “siz ne yaparsanız yapın, ömrünüzün sonuna kadar, tam öleceğinize yakın bir kere tövbe edin, kurtulursunuz”, demek ayrıdır. Değil mi? Yani bunu samimi diyenleri tenzih ederim ama bunun arkasında ki hain amaçla söyleyenlerin ne olduğunu da milletimiz anlar, inşaAllah. Mesela bakın Kuran ayetlerinden de açıklayabilirim. “Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler” diyor Allah. Yani “şüphe ederler” diyor, münafığın özelliği. Onun için yani, “acaba nasıl yaratıldı dünya?”, mesela Allah’ın yaratmasına bir türlü aklı yatmıyor. Onu bambaşka türlü açıklamaya çalışıyor. “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: 'İman ettik' derler. ” Yani sen zannediyorsun mümin, Hoca, alim, sakalı göbeğine kadar, Müslüman zannediyorsun. “Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise,” böyle gizli toplantıyla mesela üçkağıtçı tiplerle bir araya geldiklerinde ise, yani yayın evvelinde, ekrana çıkmadan önce, mesela kendi evinde yaptığı toplantılarda “Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise derler ki: 'şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz’ derler” diyor. Adam öyle bir şey anlatıyor ki alay ediyor Müslümanlarla, hiçbir şekilde inanılması mümkün değil. Ve “bunu da söylerler, küfürle baş başa kaldıklarında, gizli toplantılarda söylerler” diyor. “ ‘Biz Allah'a ve Ahiret gününe iman ettik’ derler; oysa inanmış değillerdir” diyor Allah. Anlamadıkları için böyle anormallikler yapıyorlar. “ ‘Onlara gelin, Allah'ın yolunda mücadele edin ya da savunma yapın’ denildiğinde; ‘biz mücadeleyi bilseydik elbette sizi izlerdik’ dediler. O gün onlar, imandan çok küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir” diyor. Mesela “bilmiyoruz” diyor, “okumadım, araştırmadım” diyor, “onun için size yardımcı olamam” diyor. Kitap dağıt. Değil mi? Kitap dağıtanları destekle. “Münafıklık edenleri görmüyor musun ki” diyor. Tam anlayacakları yerleri okumaya çalışıyorum onun için. “Şeytan onları sarıp kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır” diyor Allah. “Şeytanın etkisindedirler” diyor Allah. “İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler de tâğût yolunda, şeytan yolunda savaşırlar. Öyleyse şeytanın dostlarıyla mücadele edin. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek zayıftır”. Mesela Darwinizm pek zayıf. Vurdu mu oturtuluyor.
OKTAR BABUNA:Siz yapması çok zor, yıkması çok kolay demiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Gizli toplantıların fısıldaşmalarından’ (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber’e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun?” Diyor ki mesela “özelde bir görüşelim”, diyor, değil mi? “Ne yapacağız? Mehdiyete karşı mücadele verelim, Hz. İsa gelecek ona karşı mücadele verelim, Darwinizm’e karşı yükleniyorlar” diyor. “Onda bize yardımcı olabilir misin?” diyor. “Olurum” diyor. Öyle tipler çıkıyor. “Gizli toplantıların fısıldaşmalarından’ (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber’e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar.” “Müslüman zannedersiniz” diyor Allah, “esselamün aleyküm” diyor. “Ve kendi kendilerine: ‘Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya’ derler”. “Madem yanlışız Allah bize bir bela versin” diyorlar. “Onlara Cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir” diyor. “Herhalde içlerinde 'dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından' siz”,şeytandan Allah’a sığınıyorum, “Allah'tan daha çetinsiniz”. Demin kardeşimizin gönderdiği ayet. “Bu, şüphesiz onların 'derin bir kavrayışa sahip olmamaları' dolayısıyla böyledir”. “Allah’tan korkar gibi korkarlar sizden” diyor Allah. “Kendilerinden hoşnut olmanız için yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile şüphesiz Allah, fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz.” Yani yeminle veyahut dini ibarelerle kendilerini Müslüman gibi gösterip hoşnut kılmaya çalışıyorlar. “Oysa andolsun, daha önce 'arkalarını dönüp kaçmayacaklarına' dair Allah'a söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz (ahid) ise, (ağır bir) sorumluluktur”, Ahzap Suresi, 15. Mesela tehlikeli gördükleri her şeyden uzaklaşıp, kaçıyorlar. Mesela Bediüzzaman’dan uzaklaşmışlardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’den uzaklaşmışlardır. Mehdi (a.s.)’den uzaklaşacaklardır.
“Selamun aleyküm ve rahmetullahi ve berakatuhu”. Ve aleyna aleykum selam ve rahmetullahi ve berakatuhu. “Sayın Hocam ve değerli arkadaşları,” diyor, bana selam vermiş, ben de aldım. Şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. “Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle”, en güzelini. “Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır” İsra Suresi, 53. “Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, maşaAllah gıpta ettiğim İslam’a hizmetiniz ve üslubunuz, akılcı ve çok güzel dini anlatım şekliniz var. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, ancak dünkü sohbetinizde verdiğiniz Fashion TV örneğiniz birçok insan için hakkınızda olumsuz kanaatlere yol açabilir.” Yani Allah’ım, Ya Rabbim. “Yukarıdaki ayette inşaAllah Allah sizi Müslümanlarla uyarmaktadır. Allah yolunuzu açık etsin. Sizi seven kardeşiniz, Jeoloji Mühendisi, Özay Özkan Ankara”. Ben bütün kanalları seyrediyorum. Beni affetsinler eğer suçsa. Fashion TV ile ATV’nin ne farkı var? Yahut efendim Habertürk’ün ne farkı var? Orada da hanımlar, bayanlar var, beyler var. Fashion TV’de de bayanlar var, beyler var. Bakmayacaksak hiçbirine bakmamamız lazım.
SUNUCU 2:Mesele bakan gözde değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii. O zaman Kanal 7’yi de seyretmememiz lazım. Orada da hanımlar çıkıyor. Yok mu Kanal 7’de? Var. Samanyolu TV, onda da var. Hepsinde var. Orada hatta diziler var benim gördüğüm. Eğer bir hanıma bakmak, televizyon ekranına bakmak anormal bir şey ise, hiçbirine bakmamamız gerekiyor. Değil mi? Diğer, ne bileyim, Show TV falan, hepsinde çıkmıyor mu hanımlar?
OKTAR BABUNA:Hepsinde Hocam, bir de istisnasız çıkıyor.
ADNAN OKTAR:Tamam o zaman ne var? Bir de İmren Hocam’ın dediği gibi bakan göze göre. Bak ben diyorum ki, manken hanımlar oradan yürüyüşe başlıyorlar, geliyorlar. Ben diyorum; topraktan yaratılışlarından geliyorlar, yürüyerek geliyor, geliyor ve oradan dönüp mezara gidiyorlar, diyorum. Bunu ben dediğimde herkes, ona bakan herkes bu gözle ona bakacaktır ve bu sözüm ölünceye kadar akıllarından çıkmaz. Her bakan ölümü hatırlayacaktır orada ve yaratılışı hatırlayacaktır. Oradaki bakın, ben bakışın şeklini değiştirmiş oluyorum. Bakışın şeklini değiştiriyorum. Yani Rahmani, ibret dolu bir göze çevirmiş oluyorum, değil mi? Çünkü perspektifte yok bir yerden çıkıyorlar, değil mi, yok olan bir yerden. Allah yoktan, topraktan yaratıyor. Topraktan yaratıyor ve gittikçe gelişiyor, büyüyor, büyüyor, büyüyor, büyük insan haline geliyor. Sonra yaşlanıyor, küçülüyor, küçülüyor, küçülüyor ve mezara giriyor ve ibret gözüdür bu, anlaşıldı mı? Bir de ben, o tarz bir stilim, yöntemim yok. Ben bara da giderim, gider orada tebliğ yaparım. Benim özelliğim bu, arkadaş çevremin de özelliğidir bu ve ben bütün vatandaşlarımın hepsini çok seviyorum. Açığını, kapalısını. Mesela, Aliye modern bir Türk kızı. Bayağı saygı duyuyorum, sevgi duyuyorum ve bakıyorum. Yüzüne de bakıyorum, gözlerine de bakıyorum. Efendim İmren’de öyle çok sevimli, tatlı, güzel bir insan. Bakıyorum, ben kendime güveniyorum. O konuda benim bir sorunum yok. Ama bazı cins tipler var. Yani 10 dakika yalnız bırakmaya gelmez. Böyle zincirle duruyor. Manyak böyle. Değil mi? Kontrolden çıkıyor. Ondan sonra da doğru, neyse…
OKTAR BABUNA:Ayrıca siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Sokaklarda, okulda, bakkalda çakkalda, her yerde böyle tiplerle karşılaşıyor insan.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bana evliya havası okumasınlar. Okulda gençlerle beraber oturmuyor mu, bu kişiler? Otobüslerde beraber gitmiyorlar mı? Ben mi yanlış görüyorum? Değil mi? Onun için bu tip üsluplarla İslam’ı, Kuran’ı boğmaya kalkmaya gerek yok. Dünyanın yarısı kadındır. Bunlar Allah’ın tertemiz kullarıdır, bu insanlar. Mazlum insanlardır. Biz kadınlarla iç içe yaşayacağız. Onlar bizim ayrılmaz parçalarımız. Annelerimiz, kız kardeşlerimiz, eşlerimiz olan insanlar. Mesela evlenirse de helali olmuş oluyor. Bütün mesele onların korunması, onlara sevgi, saygı duyulması, şefkat duyulması, onlara hürmet gözüyle bakılması, Allah’ın tecellisi gözüyle bakılması ve azmederek, kararlılıkla onların iyi olması için gayret edilmesidir. Trafikte onları sıkıştırıyorsa adam, onların haşa kafası çalışmaz diyorsa, bu adamlar anguttur. Benim bu adamlarla bir alıp veremediğim yok. Ben çocukluğumda da... mesela güzel bir bayan bakımlı bir bayan varsa hemen laf atar. Yahut elle sarkıntılık yapıyor. Bu nefret ifadesidir kardeşim. Sevgi ifadesi mi bu? İnsan değer verdiği bir insanı sokağın ortasında aşağılar mı? Hakaret eder mi? Bu nefretin bir ifadesidir. Değil mi? Bu zihniyet bambaşka bir çizgi ortaya koymuş oluyor. Bir kısmında bambaşka çizgi koyuyor, bir kısmında başka çizgi koyuyor. Yani resim olmasın, fotoğraf kullanamazsın, bayanların olduğu yere giremezsin. Şunu konuşamazsın, Kuran’a dokunamazsın, işte şunu şöyle yapacaksın. Bunun sonucunda meydana getirdikleri sistemde din yok oldu, dünyada yıkıldı, Osmanlı falan, hepsi yıkıldı ve perişan oldu ve esir oldu. Bir buçuk milyar Müslüman esir oldu. Biz bu esaretin sebebini ortadan kaldırıyoruz. Bu perişanlığın sebebini ortadan kaldırıyoruz. Bunlar bizim annelerimiz, kız kardeşlerimiz. Ben canım gibi seviyorum onları. Mesela İrem çok tatlı bir insan, bayağı güzel. Sıkıysa birisi bir şey yapsın. Canımı ortaya koyar, korurum. Aliye de öyle. Sevgi duyarım. Onurları benim için çok önemli. Değerli görüyorum onları, büyük görüyorum. Allah’ın tecellisi olarak görüyorum. Bu gözle bakıyorsa bir insan istediği gibi görüşür. Ama değer vermiyorsa hiç görüşmesin tabii ki. Yani mahallesini ayırması lazım. Anlaşıldı mı? Yani bir de ne kadar samimiyetsiz bir durum. Kardeşimi tenzih ederim de, şimdi hemen hemen hepsi evinde televizyonun bütün kanallarını seyrediyorlar. Cübbeli Habertürk’e çıktığında, bütün Cübbeli’nin tanıdıkları seyretmiyor mu o kanalı? Onun reklamlarında falan bayanlar çıkmıyor mu?
SUNUCU:Tabii ki Hocam. Sadece Fashion TV değil, yani bazı kanallarda, magazin programlarında görüyoruz, mankenler falan.
ADNAN OKTAR:Kardeşim çıkmayan yok. Fashion TV’nin aynı ayarıdır hepsi aşağı yukarı. Yapmasınlar, etmesinler. Bu acayip. Ben samimi insanım. Bak gizli dünyamı da söylüyorum ben, açıklıyorum. Bilinmeyen özel dünyamı da söylüyorum, ben seyrediyorum diyorum, bakıyorum diyorum yani. Ben onlar gibi böyle evliya pozisyonuna girmiyorum, değil mi? Samimiyetsiz davranmıyorum. Ben bakıyorum, ben bütün kanalları seyrediyorum. Bütün gazetelere bakıyorum. Yani hepsini seyrediyorum, görüyorum. Öyle bir şeyim yok benim. Ama seyredenler, “ben seyretmiyorum” diyorlar. “Ben evliya gibiyim” diyorlar. Benim özelliğim samimi olmam, ben seyrediyorum inşaAllah ve ibret alıyorum. İbret gözüyle bakıyorum. Mesela güzel bir kadın gördüğümde de onu Allah’ın tecellisi olarak görüyorum. Ben güzel her kadına aşık olurum, onu söyleyeyim. Hepsine. Allah’ın tecellisi. Allah’a aşığım. Güzel mesela bir yaşında bir çocuk ben ona aşık olurum. Mesela ben kelebeğe aşık olurum, çiçeğe aşık olurum. Allah’a aşkımdan o benim, seviyorum ve onları da titizlikle korurum. Mesela ben bir kelebeğe zarar getirtmem. Peygamber devesi diye böcek var ya, çok tatlı, yattaydık. Hava atmak için söylemiyorum. Geldi, kondu omzuma. Acayip tatlı, kafasını oynatıyor falan. Dedim, yazık şimdi buna. Kenara koydum, şey yapmasın diye. Uçsun, gitsin, rahat etsin diye. Çünkü hürriyetleri çok önemli onların. Gitmiş merdivene kondu bu sefer, tam geçeceğimiz yere. İçim almadı. Bu benimle gelmek istiyor, dedim. Bunu bir bardağın içine koydum, aldım eve getirttim. Birkaç gün baktım fakat şimdi ödüm kopuyor, Allah esirgesin, Allah vermesin, ölürse vicdan azabı çekerim diye. Birden, aniden öldüğünü görsem, hakikaten içim çekilir yani çok kötü olurum, Allah vermesin. Bahçeye bıraktım. Çok da özen gösterdim, baktım da yani özen gösterdim. Niye? Allah aşkımdan. Sevgimden bakıyorum. Çünkü çok akıllı. Akıllı akıllı kafayı çevirip bana bakıyor. Duyargalarını falan çeviriyor böyle. Adam gibi, inanılır gibi değil. Neredeyse konuşacak yani. İnşaAllah. Ben dürüstüm, samimiyim. Oyun oynamıyorum ben. Kimseye böyle iki yüzlü bir hava da yapmıyorum. Evliya havalarına, bak o kadar çok Mehdi (a.s.)’ye benzeyen özelliğim var ki. Ben arkadaşlarımla son derece samimi, arkadaşça konuşuyorum ve sokaktaki insandan hiçbir farkım yoktur üslup olarak. Çok candandır yani konuşurum. Değil mi? Halktan bir insan gibi konuşurum. Bak bu kadar etrafımda insan olduğu, bu kadar sevenim sayanım olduğu halde hiçbir şekilde kendime özel bir hava vermiyorum. Özel bir enaniyet şeyi vermiyorum. Veli havası. Mesela Şeyh Nazım dedi, “sen velisin” dedi. Değil mi? Manevi makamat verdi, “Hz. Yusuf (a.s.) sana makamat verdi,” dedi. Yani kaç tane şeyh efendiden ben bu sözleri duydum. Kaç kişiden. Alenen hatta, büyük alimlerden de Mehdi olduğumu ima edenler de oldu. Ben bunu sadece bir iltifat olarak kabul ettim. Ben Allah’ın naciz, aciz bir kuluyum ben. Ben tir tir titriyorum Cehenneme gideceğim diye. Korkuyorum Allah’tan. Yani benim oturup öyle bir şeye girmem. Dürüstçe de yaşıyorum. Yani ben o tarz bir Müslümanlık anlayışı içine girmem. Öyle olsaydı ben boğulur giderdim zaten o kafada olsam. Öyle olduktan sonra benim bir hususiyetim yok ki. Benim böyle yıkıcı gücüm, ezici gücümün sebebi, sahabe döneminin özgürlüğü içerisinde olmamdır. Ve akılcı davranmamdır. Klasik yapı olduktan sonra gidip Cübbeli’nin falan müridi olurdum o zaman olup biterdi, bu kadar basit yani. Veyahut bir başka cemaatin her hangi bir ferdi olurdum ve feci şekilde ezilirdi birçok insan gibi. Bakın bugün Darwinizme meydan okuyan, deccaliyete meydan okuyan tek kişiyim ben. Tek cemaatiz, tek topluluğuz. Yok arkadaş şu var diyorlarsa, Allah rızası için bana söylesinler. Bakın söz veriyorum, ayağının altını öpeceğim, yemin ediyorum ayağının altını öpeceğim. Yani bu değer de, bu güçte, bir mücadele yapan varsa ayağının altını öpüp talebesi olacağım arkasında el pençe divan gideceğim. Ben makam mevki meraklısı değilim. Allah rızası için yapıyorum ben. Büyüklük peşinde değilim ben. Yapan yok, mücadeleyi veren yok, böyle bir şey yok. Bakın çıkartıyorlar televizyona, herkes birden, alim denilen adam, o da Darwinizmi savunuyor. Ondan evvel bir başkası çıkıyor, o da Darwinizmi savunuyor. Dergi, Müslüman dergi diyoruz bakıyoruz, “ne insan ne maymun”, diyor. Kardeşim bitti bunu dedin mi sen Darwinist oldun sen yani. Değil mi? Biz bunları susturmak için ortadayız. Televizyona bakma, gazete okuma, sağa dönme, sola dönme. Nasıl yapacağız? Böyle tebliğ olur mu? Böyle mücadele olur mu? Böyle yöntem olur mu?
OKTAR BABUNA: Zaten olmamış Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii. Bir de ayrıca televizyonda görüntü artık insaf yani. İnşaAllah. Ve ibret gözüyle bakmayı gösterdim, yani nasıl bakılır böyle bir şeye bakıldığında. Değil mi? İnşaAllah. Yani gidin herkese ben, şunu seyredin, bunu seyredin demiyorum. Şu kanalı seyredin demiyorum. Ama es kaza seyreden varsa bu gözle bakacak, baksın diye. Ve bundan bir daha kurtulamaz, bu dediğimden ayrıca bakın. Her seferinde mezar aklına gelecektir. Bakın istisnasız, kim olursa olsun. Beni duyan herkes ömür boyu dediğimi unutamaz. Ömür boyu. Bakın diyorum, topraktan yaratılışı görecektir oradan baktığında ve doğru toprağa dönüşü görecektir ve ölümü düşünecektir. Ve aczini görecektir, o çocukların da aczini görecektir ve onlara şefkatle bakacaktır. Acıyarak bakacaktır. Koruma hissiyle bakacaktır. Konu bu. Ama hatasız kusursuz değilim. Yine de bana söylerse, ben eleştiriye açığım. Yani her şey dinlerim, düşünüyorum. Ben makul, doğru olanı yaptığıma inanıyorum. Ama net delillerle sunarlarsa, ben ona göre de hareket ederim. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Sizin zaten Hocam ortaya koyduğunuz model, Kuran’a tam uygun bir model. Siz dediniz, Hz. Süleyman (a.s.)’nın hayatı örnek, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatı inşaAllah. Diğer Peygamberlerin hayatı. Orada tarif edilen zaten sizin ortaya koyduğunuz model olmuş oluyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi ben her şeye.... Bakın Hz. Süleyman (a.s.) dedin de, bir kere Hz. Süleyman (a.s.) geleneksel İslam anlayışında olan kişilerin mantığının tam zıddı bir hayat yaşıyor. Muhteşem bir saray kurmuş, muhteşem bir saray kurmuş. Muhteşem bir ortam var. Ve orada mesela bir bayanla baş başa kalıyor. Tek başına. Ve diyor ki; “gel havuza gir. Bu zemine gel bas, buraya gel” diyor. Havuz gibi görünüyor, “buraya gel” diyor. “Kadın, ayaklarını sıyırdı, eteğini sıyırdı” diyor ayet, Allah belirtiyor. Hz. Süleyman (a.s.)’da orada, olay yerinde. Bilmiyor mu Hz. Süleyman (a.s.) onun eteğini sıyıracağını oraya nasıl gireceğini. Camdan bir zemine bir kadın yanaşırsa ve eteği varsa, gel suya gir denilirse veyahut su demeyelim de hiçbir şey açıklamadan. Orada onun eteğini açacağı belli. Ve Kuran bunu, anlatıyor Cenab-ı Allah. Bunu yaptı diyor. Hz. Süleyman (a.s.) bunu yapmazdı. Ama orada bir ibret var. Hz. Süleyman (a.s.)’nın aklı fikri, Allah’ta, gönlü Allah’ta. Mesela diyor “ben, bu yarattıklarına olan sevgiyi senin rızan için istiyorum” diyor, “Senin rızan için yaptım” diyor. Mesela belki birilerine anormal gelecek ama Hz. Süleyman (a.s.)’nın 700 tane cariyesi, 300 tane de hanımı vardı. Yani gani gani helal olsun, gani gani helal olsun. Allah’ın o güzel tecellisine, Allah’ın o muhteşem tecellisine. Allah Cennette de bize kardeş etsin inşaAllah. Görüşmeyi nasip etsin. Milletin ağırına gidiyor, mesela it kopuk yaparsa, mesela desen ki dinsiz Nemrut’un böyle bir şeyi var. Gayet normal, iftihar ediyor adamlar böyle sırıtarak dinliyor. Hz. Süleyman (a.s.) dedin mi, öfkeyle dinliyor. Bu olmaz. Yani “dünya da sizin, Ahirette yalnızca sizin” diyor. Çünkü burada kimse onları zorlamamış. Tehditle gelmemişler. Aşık olarak gelmişler Hz. Süleyman (a.s.)’a. Allah’ın tecellisi olarak aşık olmuşlar, tutkuyla bağlanmışlar, yalvarmışlar Allah rızası için ondan sonra Hz. Süleyman (a.s.) onları almış. Diyorlar, “biz sende Allah’ın tecellisini görüyoruz, yalvarırız” diyorlar, Allah için yalvarıyorlar. Ve o da lütfediyor. Zor yok, baskı yok değil mi? O kadınlar için de bir hürriyet bu, onun için de bir hürriyet. Bir nimet olarak Allah onları sunmuştur. Dolayısıyla yani asıl olan, Allah aşkıyla divane olmaktır. Allah aşkıyla divane olduktan sonra, her şeye hayır gözüyle bakarsın, her şeye akılcı bakarsın. Allah korkusu içini kaplar ve çok makul ve tutarlı olur tavırlarında. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu geçtiğimiz günlerde de anlatmıştınız Hocam. Benzer bir mantık, Peygamberimiz (s.a.v.)’in evliliklerini ve eşlerini de eleştirdiğini doğrusunu anlatarak izah etmiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, yani sanki kadına karşı sevgi sırf küfrün bir özelliğidir. Müslümanın böyle bir şeyle asla alakası olmaz gibi düşünüyorlar. Halbuki kadına sevgi, iman edenlere has bir güzelliktir. İman eden tutkuyla sever, aşkla sever ama Allah’ın tecellisi olarak sever. Onuruna, haysiyetine, şerefine, namusuna, her şeyine dikkat eder, korur ve kollar. Ama küfürde bu böyle değildir. Onurunu da aşağılar, haysiyetini de aşağılar, şerefini de aşağılar, beş paralık eder. Daha da olmazsa öldürmeye kalkar, nitekim de asıp kesiyorlar görüyorsunuz. Ya bıçaklıyor, ya bilmem ne yapıyor. Müslüman tam zıttıdır. Allah’ın tecellisi olarak görür kadınları. Kadın değil hepsi yani, bütün Allah’ın yarattıkları inşaAllah.
Hayır ben ayrıca eleştiriye de açığım. Yani anormal bir şey söylediğimde bana söylesinler. Ama dürüstçe, bana demagoji böyle, toplumun kendi kafasında yarattığı değerlerle ortaya çıkmayacaklar. Kuran’a dayalı, akılcı, samimi, gerçekten yaşadığı dünyayla benim karşıma çıkacak. Bana gizlice böyle, kendisi evinde televizyon seyredip de, televizyon seyreden adamı suçladın mı olmaz. Yani bu çok çok acayip bir şey. Cübbeli de millete “televizyon sakın seyretmeyin” diyor, kendisi seyrediyor. Ayrıca seyretmeyin dediği kişilerin de hemen hemen hepsi seyrediyorlar. Buna ne gerek var? Bu samimi bir davranış mı bu? Yani şimdi HaberTürk’ü bir açın bakın her şey vardır orada. Bayanlar da var, mankenler de var, hepsi var. Bunlar da bizim insanlarımız, onlar da Allah’ın yarattığı kullar. Görüntü bu. İsteyen seyreder, istemeyen seyretmez. Ama benim seyrediş şeklimde ibret var, ben bunu söyledim. Yani bağlantısını söyledim, ölümü düşünmek var, ahireti düşünmek var, Allah’ın yaratışını düşünmek var.
Bitmiş program. Ne yapalım?
SUNUCU 2:Kapatalım Hocam.
SUNUCU 1:Evet sayın izleyenlerimiz, bizi yarın 22.00’den itibaren haruyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Aksu TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Hayırlı akşamlar diliyoruz.
Kitaplar
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...