ALTUĞ BERKER: Yayınımıza devam ediyoruz sayın izleyicilerimiz. Sayın Hocamız Adnan Oktar teşrif ettiler. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Sizler de hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Kim vardı daha önce misafirimiz?
ALTUĞ BERKER:Mustafa Özcan Ağabeyimiz vardı.
ADNAN OKTAR:Çok değerli bir ağabeyimizdir değil mi, çok muhterem, çok aklı başında, samimi, Allah’tan başka kimseden korkmayan, yaranma ruhu ile değil de ihlas ruhu ile hareket eden, halis bir ağabeyimiz, kardeşimiz. Muhterem bir mütefekkir. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet bugün günlerden ne?
ALTUĞ BERKER:23 Nisan.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ne oldu bugün?
ALTUĞ BERKER:Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah ve çocukların da bayramı. Hepsine kutlu olsun. Allah onları sağlık, sıhhat, mutluluk ve sevinç içerisinde geliştirsin, büyütsün. Büyük Türkiye’nin, Türk İslam Birliği’nin öncüleri etsin onları inşaAllah. Atatürk’ün vasiyetiydi, biliyorsun. Türk Birliği ve İslam Birliği. Her zaman üzerinde durduğu bir konuydu. İnşaAllah bu nesil bu güzel görevi yerine getirecek, inşaAllah. Modern, aklı başında, samimi, hürriyetçi, aydın, ilerici, sanata, bilime ciddi şekilde ağırlık veren, güzel çalışmalar içinde olan bir nesil olacak, inşaAllah. Güzel çalışmalar yapacaklar, faydalı çalışmalar yapacaklar. Bir de bakacağız ki koskoca coğrafyada koskoca Türk İslam Birliği oluşmuş. İnşaAllah. Merkezinde Türkiye olduğunu göreceğiz, inşaAllah. Allah bize bu görevi verdi, bu millete, İnşaAllah. Biz samimi gayret etmek ile mükellefiz. İnşaAllah.
Oktar Hocam ne anlatacaksın?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Nasıl uygun görürseniz. Biraz önce Mustafa Özcan Hocam da tam Üstad’ın dediği gibi, İnşaAllah, 1400 sene sonra gelecek olan o şahıs, o zat olduğunu açık açık vurguladı. Sizin de dediğiniz gibi inşaAllah Hocam, maşaAllah. “Çok açık konu” dedi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anlamazlıktan gelenler gerçekten çok mahcup olurlar. İçlerine bu bir şiddetli azap ve acı olarak ömürleri boyunca oturur. Bundan çok mutazarır olurlar. Bediüzzaman’ın sözlerini çarpıtmaya gerek yok. Ne ise olduğu gibi samimi olarak okumaları, anlamaları ve yaşamaları gerekir. Böyle batini, akıl almaz açıklamalarla, doğru olmayan, yanlış fikirler ortaya atmaları ve Bediüzzaman’a yönelik de iftira mahiyetinde konuşmalar yapmaları akla, vicdana uygun değil. Ahlaka uygun değil. Müslüman öyle bir şey yapmaz. Bediüzzaman ne diyorsa ona inanacaklar, kanaatleri gelecek. Bediüzzaman ile Risale-i Nur Külliyatı ile konuşabilirler. Bediüzzaman’a soru sordukları vakit, Bediüzzaman Risale-i Nur Külliyatı’ndan onlara cevap verir. Mesela diyoruz ki, “Üstadım biz sizin hizmetlerinizden, başarılı çalışmalarınızdan dolayı hüsn-ü zan ediyoruz” diyoruz. “Siz, inşaAllah bir Mehdi (a.s.) tecellisisiniz. Mehdi (a.s.) gibisiniz. Biz hüsn-ü zan edebilir miyiz, bu konuda, hüsn-ü zan edebilir miyiz? Aklımızdan böyle bir fikir geçebilir mi?” diyoruz. Üstadımız ne diyor? “Ben, Seyyid değilim” diyor. Niye yalan söylesin? “Seyyid olanın ben Seyyid değilim demesi de haramdır” diyor. “Hadis-i Şerif var. Peygamberimiz (s.a.v.)’in emri var. Peygamberimiz (s.a.v)’in açıklaması var” diyor. Allah’ın emrini peygamber (s.a.v.) bildiriyor. “Bu yüzden ben doğru söylüyorum. Seyyid değilim. Bu devirde nesiller bilinmiyor. Ben Kürt’üm” diyor ve biz iftihar ediyoruz Kürt olmasından da inşaAllah. “Ama o Ahir zamanda gelecek olan kişi, şahıs Seyyid’dir” diyor. “Ahir zamanda gelecek, hayatın geniş dairesinde gelecek. Hayatın dairesi şu an dar” diyor. “Şu zamanda gelmesi mümkün değil. Bu zamanda, bu zeminde değiştirmesi mümkün değil, imkansız” diyor. “Ta Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri Mehdi (a.s.) ve şakirdleri gelir ve bu daireyi genişlendirirler” diyor. Yani Mehdi (a.s.)’in Nur talebelerine de sahip çıkacağını belirtiyor Bediüzzaman. Demek ki Nur talebeleri biraz gelişme gösterecek fakat belirli bir noktada duracaklar. Mehdi (a.s.) bu hareketi iyice genişletip, açıp İslam’ın dünyaya hakim olmasına vesile olacak. Ama başlangıçta Nur talebelerinin de Mehdi (a.s.)’e tabi olmayacağını zaten Bediüzzaman açıkca ifade ediyor. “Her ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Sayıları az inşaAllah. Fakat zamanla Mehdiyet anlaşılacaktır. Anlatarak, izah ederek. Bir pus var şu an insanların bir kısmının gözlerinde, ruhunda. Bu pus dağılacaktır, netleşecektir. Çok açık gerçekleri göremeyecek durumdalar şu an. Çok sarih, aleni Bediüzzaman’ın ifadeleri var, göremiyorlar. Bir mucize olarak harika olarak göremiyorlar. İnşaAllah bu durum ortadan kalkacak.
Bak diyor ki; “Nur'un ehemmiyetli ve hayırlı bir şakirdi, çokların namına benden sordu ki: Nur'un hâlis ve ehemmiyetli bir kısım şakirdleri, pek musırrane olarak ahir zamanda gelen Âl-i Beyt'in büyük bir mürşidi seni zannediyorlar”, “seni Mehdi (a.s.) zannediyorlar”, diyor Bediüzzaman’a. “Ve o kadar çekindiğin halde ısrar ediyorlar.” Yani “Israrla senin Mehdi (a.s.) olmanı istiyorlar. Öyle düşünüyorlar”, diyor. “Sen de bu kadar musırrane onların fikirlerini kabul etmiyorsun, çekiniyorsun. Elbette onların elinde bir hakikat ve kat'î bir hüccet var.” Yani “onların elinde de bir delil var, hüccet var” diyor. “Ve sen de bir hikmet ve hakikata binaen onlara muvafakat etmiyorsun”. Yani “çekiniyorsun, Mehdiliği kabul etmekte çekiniyorsun” diyorlar. “Bu ise bir tezaddır, herhalde hallini istiyoruz”. Yani “bu konuyu bize açıklığa kavuştur, netleştir, Mehdi (a.s.) konusunu” diyorlar. “Mehdi (a.s.) isen Mehdiliğini net söyle, bilelim kanaatimiz gelsin. Değilse de ne zaman gelecek, kimdir? Onu bize netleştir” diyorlar. “Ben de bu zâtın temsil ettiği çok mesaillere cevaben derim ki: O has Nurcuların ellerinde bir hakikat var.” “Yani ellerinde hiç delil yok demiyorum, tabii ki ellerinde bir delil var” diyor Bediüzzaman. “Fakat iki cihette bir tabir ve tevil lâzım.Birincisi: Çok defa mektublarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi-i Âl-i Resul'ün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı manevîsinin üç vazifesi var.” Mehdi Al-i Resul var, bir kutsi cemaati var, onu temsil ediyor ve ondan meydana gelen bir şahs-ı manevi var. Zaten bu mecburen olur. Her topluluğun şahs-ı manevisi olur. Üç vazifesi var. “Eğer çabuk Kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti” yani Mehdi (a.s.) cemiyeti “ve seyyidler cemaati yapacağını”, “seyyidler cemaati ile de birleşecek Mehdi (a.s.), birlikte” diyor. “Yapacağını, Rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak” diyor Mehdi (a.s.)’in. “Onun üç büyük vazifesi olacak” diyor. O’nun. Onların demiyor O’nun. O şahsın.“Birincisi: Fen ve felsefenin tasallutuyla, maddiyyun ve tabiiyyun taunu, beşer içine intişar etmesiyle” Darwinizm, materyalizm insanlık içerisinde dünyada gelişmesi ile, “ her şeyden evvel”, ”her şeyden evvel ilk yapacağı konu bu” diyor. “Felsefeyi ve maddiyyun fikrini” yani Darwinizm ve materyalizm fikrini “tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır. Yani “Darwinizm’i yerle bir edip imanı kurtaracaktır” diyor. “Ana konusu budur, birinci konusu” diyor. Ve Bediüzzaman devam ediyor. “Ehl-i imanı dalaletten muhafaza etmek.” Ehl-i imanı da Darwinizm ve materyalizme düşmekten koruyor. Demek ki Darwinist, materyalist Hocalar çıkacak, Müslümanların delalete düşmesine vesile olacaklar, bilmeyerek veya bilerek. Onlardan da Müslümanları koruyacak. Veyahut mesela yobaz gerici Hocalar çıkacaklar. Hurafatlar ile Müslümanların imanını sarsacaklar. İmanlarını yok edecek akılsızca ve aptalca izahlar yapacaklar. O yönden de Mehdi (a.s.) bir olaya müdahale edecek. “Ehl-i imanı delaletten muhafaza etmek ve bu vazife, hem dünya, hem her şeyi bırakmakla”,Mehdi (a.s.) ne yapıyor demek ki; hem dünyayı hem her şeyi bırakıyor. Zaten rivayetlerde de var. Evlenmiyor, hayatın bütün sosyal yönlerinden çekiliyor. Geceli gündüzlü bir mücadele içerisinde. “Çok yoğundur Mehdi (a.s.)” diyor. Bak “hem dünya, hem her şeyi bırakmakla”, yani “şahsına, nefsine ayıracak hiçbir vakti yoktur” diyor. Çok yoğun faaliyet. “Bırakmakla çok zaman tetkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden”, yani araştırma ve inceleme gerektirdiğinden, “Hz. Mehdi’nin (a.s.)”, bak şahıstan bahsediyor, “Hz. Mehdi’nin (a.s.) o vazifesini”, bu birinci vazifesini, yani Darwinizm ve materyalizmi yıkma vazifesini, “bizzat kendisi görmeye sıft şahsı olarak” tek olarak “vazifesini bizzat kendisi görmeye vakit ve hal müsaade edemez.” ”Ne vakti olur, ne hali müsaade eder” diyor. Yani “Darwinizm’i, materyalizmi yıkmak için tek başına bu mümkün değil” diyor. “Çünkü, Bediüzzaman hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) cihetindeki saltanatı, onun ile iştigale vakit bırakmıyor.” Yani “halifelik hilafet-i Muhammediye yönüyle görevde olduğu için, üzerinde çok fazla sorumluluk olduğu için onun ile iştigale vakti kalmaz” diyor. “O kadar yoğundur” diyor. “Herhalde, o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek”. Yani çeşitli bilim adamları Darwinizm’e, materyalizme yönelik, bir kısım eserler kitaplar çalışmalar yapacaklar ve onun çevresindeki kişiler de çalışmalar yapacaklar. “Bir taife bir cihette görecek”, ama bir cihette görecek. “O zat, Mehdi (a.s.), o taifenin”, o kişilerin, o yabancı kişilerin “uzun tetkikatı ile”, yani bilimsel çalışmaları ile “yazdıkları eseri kendisine hazır bir program yapacak”. Yani o eserlerden istifade ederek kendisine hazır bir program meydana getiriyor. Yani öyle bir kitap hazırlıyor ki, öyle çalışmalar yapıyor ki, derleme oluyor bunlar. Fakat o yorumluyor, bağlantılarını kuruyor, tam insanların istifade edeceği hale getiriyor. “Eseri kendisine hazır bir program yapacak, onun ile o birinci vazifeyi tam yapmış olacak”. Yani “Darwinizm’i, materyalizmi yıkma görevini tam yapacak” diyor. “Bu vazifenin istinat ettiği kuvvet ve manevi ordusu” yani bu vazifesini yapması için, ona yardımcı olacak arkadaşları, manevi ordusu, “yalnız ihlas” yani, samimiyet “ve sadakat” sadıklar, son derece sadıklar Mehdi’ye (a.s.) karşı, “ve tesanüt” birbirlerine de çok sıkı bağlılar, “tesanüt sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir”. Bak “şakirdlerin tamamı bu konuyla ilgilenmez, şakirdlerin bir kısmı bu konu ile ilgilenecekler” diyor. “Bir kısım şakirdler” diyor. “Ne kadar da az da olsalar”, bak “ne kadar az olsalar”, “çok az sayıdadırlar” diyor. Nur talebelerinden ayrı bir hareket çünkü. “Manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar”. “Çok güçlüdürler” diyor, vurdu mu oturtuyor, öyle bir çalışma. “İkinci vazifesi” Mehdi (a.s.) hayattayken bunlar yanlız, o şahıstan bahsediyor. Yani, şahs-ımanevisi, ruhu değil. Kendinden bahsediyor. “İkinci vazifesi”, “vazifeleri” demiyor, “şahs-ı manevi vazifesi” demiyor. "İkinci Vazifesi: Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Yani “Peygamberimizin Hilafet-i Muhammediye” dediği İslam aleminin liderliği, “ile şeair-i İslamiyeyi”, İslam ahlakının bütününü “ihya etmektir”. “İhya” ne demek, yaşanmayan bütün hükümleri hayata geçiriyor. İslam’ı, Kuran’ı tam yaşanır hale getiriyor. İslam ahlakını en güzel şekilde yaşanacak hale getiriyor. “Alem-i İslam'ın vahdetini”, “vahdet” nedir? Birleşmesini, “alem-i İslam'ın vahdetini, nokta-i istinad edip”, nokta haline getirip, oraya dayandırıp “istinad edip, beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden” dünyayı, beşeriyeti, tüm beşeriyeti, “İslam alemi” demiyor, bakın “beşeriyet” diyor, beşeriyet bütün dünya. “Maddi ve manevi bütün tehlikelerden”; savaş, belalar, ruh hastalıkları, korkular, panikler, her türlü acılar ve özellikle nükleer savaş. “Beşeriyeti, maddi ve manevi tehlikelerden ve gabad-i İlahiden”, yani Kıyametin kopmasından, çok büyük felaketlerden “kurtarmaktır”. “Buna Allah onu vesile edecektir” diyor. Bunun durmasına vesile olacaktır, Mehdi (a.s.). “Bu vazifenin, nokta-i istinadı” yani dayanağı olan “ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır”. Daha bu ordular daha yeni oluştu. İran ordusu, Türk ordusu, Afgan ordusu, Irak ordusu, Pakistan ordusu, bunlar yeni oluştu, değil mi? Toplandığında 20, 30 milyon kişilik büyük bir ordu oluşuyor. Dünyanın en büyük ordusu, inşaAllah. Türkiye lider olacak, inşaAllah. “Üçüncü vazifesi” ruhunun değil bak kendisinin vazifesi, hayattayken bunlar hepsi. “İnkılâbat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur'aniye'nin zedelenmesiyle” zamanın değişimleriyle, “çok ahkâm-ı Kur'aniye'nin zedelenmesiyle”, Kuran ahlakına ait birçok hükmün ortadan kalması ve zedelenmesiyle “ve şeriat-ı Muhammediye'nin (a.s.m.) kanunları bir derece ta'tile uğramasıyla”, yani Kuran ahlakının kısmen ortadan kalkmasıyla, “o zat, bütün ehl-i imanı” bakın “bir kısmının” demiyor, “bütün ehl-i imanın”, bütün Müslüman aleminin. “Mânevi yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâm'ın muavenetiyle”, İslam Birliği’nin yardımlaşmasıyla, “bütün dünyadaki Müslümanlar ittihad-ı İslam oluşacak” diyor, “ittihad-ı İslâm'ın muavenetiyle ve bütün ulema”, “bir kısım ulema” demiyor, bakın “bütün ulema ve evliyanın”, bütün tarikat şeyhleri, manevi liderler, hepsinin, “bütün” demek budur. Bir kısmı olduğunda “bir kısmı” diyor. Bak; “bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beytin neslinden her asırda”, mesela bu asırda da “kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin”, milyonlarca seyyid de iltihak edecek Mehdi (a.s.)’ye, “seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır”. “Çalışırlar” demiyor. Mehdi (a.s.)’nin bizzat hayatta iken yapacağı görevden bahsediyor. Yapmaya çalışır. “Şimdi hakikat-i hal böyle olduğu halde, en birinci vazifesi ve en yüksek mesleği olan imanı kurtarmak ve imanı, tahkiki bir surette umuma ders vermek”bak; “umuma”, bütündünya çapında bir çalışma yapıyor. Dar bir çalışmadan bahsetmiyor. Bu ancak internet ile olabilir, televizyon ile olabilir. “Umuma ders vermek, hattâ avamın da imanını tahkikî yapmak”, yani “sırf üniversite, lise ve daha yüksek bir çalışma yapan kişilere yönelik değil sadece” diyor, “hatta avamın da” halka yönelikte, cahil insanlara da yönelik çalışma yapacak, “hatta avamın da imanını tahkikî yapmak”, yani araştırmaya yönelik delillerle imanını güçlendiriyor. Öyle iman hakikatleri anlatıyor ki; mesela karıncaların hayatını anlatıyor, kuşların hayatını anlatıyor, başka konularda deliller veriyor, o şekilde “net çalışmalar yapacak” diyor. Tahkiki öyle olur zaten, takikinin anlamı budur zaten. “İmanını tahkikî yapmak, vazifesi ise, manen ve hakikaten hidayet edici” bak; “manen ve hakikaten hidayet edici”, yani hidayete vesile olan, “irşad edici manasının”, “irşad edici” yani düzgün yola insanların çıkmasına vesile olan, “tam sarahatini ifade ettiği için, tam anlamıyla sarahatini” yani açıkça bunu vurguladığı için, “Nur şakirdleri bu vazifeyi tamamıyla Risale-i Nur'da gördüklerinden”, tamamı görevini Risale-i Nur yaptığı için onlar öyle gördükleri için, öyle teşhis koydukları için diyor. “İkinci ve üçüncü vazifeler buna nisbeten ikinci ve üçüncü derecededir diye, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak bir nevi Mehdi telakki ediyorlar.” İkinci, üçüncü derecede olduğuna göre diğer görevler, birinci görevi de Risale-i Nur tam anlamıyla yaptığına göre diyorlar, Nur talebeleri, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak bir nevi Mehdi (a.s.) telakki ediyorlar. “Bir nevi” bak, Mehdi (a.s.) demiyor, “bir nevi”, bu anlamda doğru, bir nevi Mehdi’dir (a.s.).“O şahs-ı manevinin de bir mümessili” yani o fikir düşüncesinin, o fikir yapısının, bir mümessili bir üyesi. “Nur şakirtlerinin tesanüdünden, Nur şakirtlerinin birbirlerine bağlılığından, gelen bir şahs-ı manevisi” yani hepsinin bir araya gelmesinden, fikir sistemi şahs-ı manevi meydana geliyor ve “o şahs-ı manevi de bir nevi mümessili olan” bu şahs-ı manevi de bir nevi mümessili onun, temsilcisi olan, bu şahs-ı manevinin temsilcisi olan, şahıs olarak temsilcisi, mesela bir şirket olur mümessili olur, bir topluluk olur, mümessili olur, sınıf mümessili vardı biz çocukken. Mümessil değil mi? Mümessillerin başı o. Sınıfı temsil eden kişi. “Oşahs-ı manevîde bir nevi mümessili olan biçare tercümanını zannettiklerinden” yani kendisini zannettiklerinden diyor Bediüzzaman, “beni zannettikleri için” diyor. “biçare tercümanını zannettiklerinden”, bazen o ismi ona da veriyorlar. “Yani bana da Mehdi (a.s.) diyorlar” diyor. O sebepten diyorlar. Yani “biçare tercüman olarak, beni hüsnü zanlarından Mehdi zannediyorlar” diyor. “Gerçi bu bir iltibas ve bir sehivdir”. Bu bir hatadır, bu yanlıştır diyor. “Fakat onlar onda mes’ul değiller”. Yani “bunda mesul değiller çünkü kendilerine göre samimi deliller sunuyorlar” diyor. Yani samimi olarak, vicdanen öyle bir kanaat getiriyorlar. “Çünkü ziyade hüsn-ü zan” yani bu kadar hüsn-ü zan, “eskiden beri cereyan ediyor”. “Zaten bütün tarikatlarda, bütün cemaatlerde insanlar şeyhlerine mürşidlerine hep Mehdi (a.s.) demişlerdir” diyor. “Bu ziyade hüsn-ü zan hep olmuştur, bundan onlar mesul olmazlar, o kadar şaşılacak bir durum değildir” diyor Bediüzzaman. “Ve itiraz da edilmez” diyor. Yani “ ‘niye böyle diyorsunuz, işte neden böyle yaptınız?’ da denilmez” diyor. “Diyebilir, Mehdi (a.s.) diyebilir bir insan, sevdiği kişiye, sevdiği şahıs, yani o gözle, Mehdi (a.s.) gözüyle bakabilir, hüsnü zan edebilir, bunda bir şey yok” diyor. “Ben de o kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarını bir nevi dua ve bir temenni”, “ben bunu dua olarak kabul ediyorum, temenni olarak kabul ediyorum” diyor. “Ve Nur talebelerinin kemal-i itikadlarının bir tereşşuhu gördüğümden onlara çok ilişmezdim”. Yani “onların yüksek itikatlarından kaynaklanan bir coşma, bir güzellik olarak, böyle hüsn-ü zan gösterdikleri için, ilişmiyordum, bir şey demiyordum” diyor. “Hatta eski evliyanın bir kısmı, keramet-i gaybiyelerinde Risale-i Nur’u aynı o Ahir zamanın hidayet edicisi olduğu” yani “Risale-i Nur Külliyatı’nı, Mehdi (a.s.) olarak görmüştür” diyor. Hatta “eski evliyanın bir kısmı” diyor, “kerameti gaybiyelerinden” yani gelecekle ilgili gösterdiği keramette “Risale-i Nur Külliyatını”, kitabı “aynı o Ahir zamanın hidayet edicisi olduğunu” yani Mehdi (a.s.) olduğunu iddia etmişlerdir” diyor. “Risale-i Nur Külliyatı’na da Mehdi (a.s.) demişlerdir” diyor. “Diğer keşifleri bu tahkikat ile tevili anlaşılır”. Yani “bunun tevili buradan anlaşılıyor” diyor. “Demek ki iki bir noktada bir iltibas var, tevil lazımdır. Birincisi: ahirdeki iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesinde değiller”, “bu doğru, yani Ahirdeki iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesinde değiller” diyor. Birinci vazife çok çok güçlü, kırk yıl falan sürüyor. Falan demeyeyim de Allah esirgesin, Allah affetsin. Çok uzun süren ve asıl Mehdi (a.s.)’ın çalışma yaptığı odur. Darwinizmi, materyalizmi yıktı, iman hakikatlerini anlattığı bölüm en hayati olan dönemdir. Yani ondan gerisi zaten çok kolay, ilk odur, onun için “bu çok önemli” diyor. “Ahirdeki iki vazife, gerçi hakikat noktasında birinci vazife derecesinde değiller” yani “ilk vazife gibi değiller” diyor. “Fakat Hilafet-i Muhammedi'ye (a.s.m.) ve ittihâd-ı İslam ordularıyla” İslam Birliği’nin askeri ordularıyla, “ve Hilafet-i Muhammedi’ye (s.a.v.)”, İslam’ın başına lider olmasıyla, lider olarak geçmesiyle, tek kişiye, “halife” denir. Bütün Müslüman aleminin liderine “halife” denir. Bir kişi olur, otuz tane olmaz halife, bir tane olur. Bin dört yüz yıldan sonra hep böyle olmuştur, Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da bir taneydi. Hz. Süleyman (a.s.) zamanında da bir tane, mesela Hz. Süleyman (a.s.) o devrin halifesiydi, Hz. İbrahim (a.s.) kendi devrinin halifesidir, bir tanedir, inşaAllah. Allah’ın halifesiydi onlar aynı zamanda. Lider yani Müslüman aleminin lideri, imamı. “Fakat Hilâfet-i Muhammedi'ye (a.s.m.) ve ittihâd-ı İslam ordularıyla zemin yüzünde Saltanat-ı İslami'yeyi sürmek”, bakın “saltanatı islamiye”, İslam aleminin saltanatı, sanatı, estetiği, güzelliği “sürmek cihetinde herkeste, hususan avamda, hususan ehl-i siyâsette, hususan bu asrın efkarında, o birinci vazifeden bin derece geniş görünüyor.” Halk gözünde o çok çok daha büyük görünüyor, bu siyaset, saltanat ve halifelik yönünden çok daha büyük bin derece daha büyük görünüyor” diyor. “Ve bu isim bir adama verildiği vakit, bu iki vazife hatıra geliyor; siyâset manasını ihsas eder,” yani bir kişinin üzerine sen Mehdi (a.s.)’sin diye gidildiğinde, söylendiğinde “siyâset manasını ihsas eder, belki de bir hodfuruşluk manasını hatıra getirir”, büyüklük enaniyet düşüncesini akla getirir diyor. “Belki bir şân, şeref ve mâkamperestlik ve şöhretperestlik arzularını gösterir.” Yani “büyük bir makama geçmek, şöhret olmak, büyüklük hisleri gösterir, arzularını gösterir” diyor. “Ve eskiden beri ve şimdi de çok safdil ve mâkamperest zatlar, Mehdi (a.s.) olacağım diye dâva ederler”. Alenen söylüyor, “ben Mehdi’yim (a.s.)” diyor, talebeleri diyorlar, “bu Mehdi’dir” diyorlar. Zaten çıkıyor televizyonlara adam, açıkça söylüyor veyahut dergisinde söylüyor. Yazı olarak da, sözlü olarak da alenen Mehdilik iddia ediyorlar. “Gerçi her asırda hidâyet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş.” Mesela Bediüzzaman’da bir nevi Mehdi’dir, İmam Rabbani de bir nevi Mehdi’dir, her zaman gelmiştir, diyor. Abdülkadir Geylani de bir nevi Mehdi’dir. “Müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri, üç vazifelerden birisini” bu üç vazife nedir? Siyaset, saltanat, diyanet. “Üç vazifelerden birisini”, Bediüzzaman mesela diyanet yönünde gelmiş, diyanet yönünde bir Mehdi’dir, mesela Mehdi Abbasi siyaset yönünde ama bir yönüyle mesela İmam Rabbani, diyanet Mehdi’si bir yönüyle bak; “fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibarıyla,” her biri bir görevi yapmıştır”, diyor. Yani “üç görevi birden yapan hiç bir Mehdi gelmedi şu ana kadar” diyor. “Mesela ben geldim , ama ben diyanet yönünden yaptım sadece, Mehdi Abbasi geldi siyaset yönüyle” diyor. Efendim bir başkası geliyor sadece saltanat yönünde mesela farz edelim Kanuni Sultan Süleyman, değil mi? Bir nevi Mehdi’dir, nedir, siyaset yönünden veyahut saltanat yönünden ama “üç vazifeyi yapan hiçbir Mehdi çıkmamıştır şu ana kadar” diyor Bediüzzaman, bak bu çok önemli. “Hayattayken üç görevi birden bir arada yapan Mehdi yok” diyor. “Üç vazifelerden birisini bir cihette yapmışlar”, tam anlamıyla yapmamışlardır diyor. “Ben de yaptım ama bir cihette yaptım” diyor, Bediüzzaman, “herkes bir cihette yapmıştır” diyor. “Cihetle yapması itibarıyla Ahir zamanın Büyük Mehdi unvânını almamışlardır” diyor. “Hiçbirisi, kastedilen Mehdi değildir” diyor. “Kastedilen Mehdi olması için bu üç görevi de hem siyaset, hem saltanat, hem diyanet konusunda, her yönden tam mükemmel olarak görevini yapması gerekir”, diyor. “Büyük Mehdi unvânını alamamışlar” diyor. “Hem mahkemede Denizli ehl-i vukufu,” yani bilirkişisi, “bazı şakirtlerin bu itikatlarına göre, bana karşı demişler:‘Eğer Mehdîlik dâvâ etse, bütün şakirtleri kabul edecekler.’Ben de onlara demiştim: ‘Ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki Ahir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beytten olacaktır. Gerçi mânen ben Hazret-i Ali’nin (r.a.) bir veled-i mânevîsi hükmünde ondan hakikat dersini aldım (keremullahı cehhet) ve Âl-i Muhammed Aleyhisselâm bir mânâda hakikî Nur şakirtlerine şâmil olmasından, ben de Âl-i Beytten sayılabildim. Fakat bu zaman şahs-ı mânevî zamanı olmasından ve Nurun mesleğinde hiçbir cihette benlik ve şahsiyet ve şahsî makamları arzu etmek ve şan şeref kazanmak olmaz; ve sırr-ı ihlâsa tam muhalif olmasından, Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür ediyorum ki, beni kendimi beğendirmemesinden, ben öyle şahsî ve haddimden hadsiz derece fazla makamata gözümü dikmem. Ve Nurdaki ihlâsı bozmamak için, uhrevî makamat dahi bana verilse, bırakmaya kendimi mecbur biliyorum’ dedim, o ehl-i vukuf sustu” diyor. Demek ki Ahir Zamanın büyük Mehdi’sinin özelliği ne? Hayattayken üç görevi birden yapması. O anlamda zaten “her zaman Mehdi’ler gelmiş” diyor. Bediüzzaman “ben Mehdi (a.s.) değilim demiyorum, ben de bir nevi Mehdi’yim. Ama ben bir cihette yaptım” diyor. Bir cihette daha önceki Mehdi’ler, mesela Mevlana Halid de geliyor, diyanet yönünde, diyanet Mehdisidir. Bir cihette yapmıştır. Ama üç görevi yapan hiçbir Mehdi çıkmadı şu ana kadar. İşte “Ahir zamanda gelecek olan şahsın özelliği budur. Hayatın geniş dairesinde üç görevi birden yapacak” diyor. “Hem diyanet, hem saltanat, hem siyaset hepsini bir arada yapacaktır. O yüzden bu unvanı almıştır o” diyor. Bunda anlaşılmayacak ne var?
ALTUĞ BERKER:Çok açık. O yüzden “hakiki beklenilen” diye tarif ediyor.
ADNAN OKTAR: Tabii aradaki farkı anlasınlar diye Bediüzzaman, o şekilde diyor. Bak mesela Üstad Risale-i Nur Külliyatında 63 kere bakın, 63 kere yani bir insanın kafası odun gibi olsa bunu anlar, değil mi? Bir adama bir kere söylersin anlamaz, iki kere söylersin anlamaz. Üç kere. Ama 63 kere bir adama söylediğin anda anlamıyorsa, onda bir şey vardır demek ki. Ben samimi olarak anlamayanları tenzih ederim ama yani kasten anlamayanlar için bunu söylüyorum. Bir odunluk var demektir yani. 63 defa Hz. Mehdi (a.s.)’nin bir şahıs, bir zat, bir insan olarak geleceğini ifade ediyor. 63 kere, Risale-i Nur Külliyatı’nda. 63 ayrı yerde ifade ediyor. İnsaf artık.
ALTUĞ BERKER:Hiçbir şeyi o kadar tekrar etmemiştir Hocam herhalde Risalelerde.
ADNAN OKTAR:Bak yine söylüyor diyor ki; “bundan sonra gelecek Mehdi Resul’un, temsil ettiği kutsi cemaatin şahs-ı manevisinin üç vazifesi olduğu” diyor. Bak “bundan sonra gelecek Mehdi Resul’un”, niye yalan söylesin Bediüzzaman? Tabii.
“Senin şu aciz ve hakir ve enderi hiç olan kardeşin; bin derece haddimin fevkinde olarak kendime o gelecek adam olduğumu iddia edemem. Hiçbir cihette riyakatım yoktur. Fakat ileride gelecek o acip şahsın” Mehdi (a.s.)’nin “bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi olduğumu zannediyorum” diyor. Burada da 14. tekrar, 14. kere tekrarlıyorlar. Bu kadar anlamıyorlarsa artık ne diyeyim?
OKTAR BABUNA:Dediğiniz gibi samimi olanlar hariç, samiyetsiz bir şey olmuş oluyor.
ADNAN OKTAR:Bak “Elcevab” diyor. Soru soruyor cevap veriyor. Kardeşim ben anlamıyorum ben. Bediüzzaman hayatta gibi işte, sorsunlar cevap versin Bediüzzaman. “Cenab-ı Hak; kemal-i rahmetinden, şeriat-ı İslamiyet’in edebiyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında” ümmetin fesada gittiği, bölündüğü, parçalandığı, savaşların çıktığı, acı ve azap çektikleri dönemde; “bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zişan veya bir kutb-u azam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş;” Yani bu anlamda zaten Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’dir tabii ki. Böyle çok Mehdiler gelmiştir, hidayete vesile olan.
ALTUĞ BERKER:Ve hepsi de bir kişi.
ADNAN OKTAR:Tabii. Hepsi bir kişi. Mübarek zatları göndermiş, şahs-ı manevileri göndermemiş. “Zatlar” diyor. Bak “bir müceddid, bir halife-i zişan, bir muslih”, muslihler demiyor. Tabii. “Fesadı izale edip” fesadı yok etmiş, fesat kalkıyor, “milleti ıslah etmiş; din-i Ahmedîyi (A.S.M.) muhafaza etmiş. Madem âdeti öyle cereyan ediyor”, Allah’ın adeti bu, kanun bu, Allah’ın kanunu diyor. “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında”; bak kendisinden sonraki dönem, en büyük fesadı zamanında. “Elbette en büyük bir müçtehid”, 15.tekrar “hem büyük bir müceddid” 16. tekrar “hem Hakim, hem Mehdi, hem mürşid, kutb-u azam olarak bir zat-ı nurani gönderecek. O zat da Ehl-i Beyt-i Nebevi’den olacaktır”. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden. “Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz alemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder”, “Mehdi (a.s.) ile süratle ortamı düzeltecektir” diyor. Evet. “Mehdi (a.s.) ile de alem-i İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiye noktasında bakılsa gayet kolaydır”. Bir kısım Nur talebeleri hatasız görüyorlar ama bak Bediüzzaman ne diyor? “Kudret-i İlahiye noktasında bakılsa, gayet kolaydır” diyor. “Allah’ın gücü açısından bakılırsa gayet kolaydır” diyor. Ama bir kısım bilmiş kişiler, bunun olmayacağına inanıyorlar. İslam Birliği olamaz diyor böyle bir devirde. “Avrupa Birliği olur mu?” diyoruz, “hem de bal gibi olur” diyor. Avrupa Birliği oluyor da İslam Birliği nasıl olamıyor? Yani, değil mi? Bizim 1400 yıllık bir kültürümüz var. Bölge de Müslümanlar birleşemiyorsa kim birleşecek? Avrupa Birliği yani hiç alakası olmayan adamlar birleşiyor. Müslümanların birleşmemesinin sebebi ne? “Olamaz” diyor. Niye olamaz? “Olamaz” diyor, açıklaması yok. Avrupa Birliği? “Müthiş olur, gayet güzel de olur” diyor. “Varşova Paktı olur mu?” “O da olur”. “Mason Birliği?” “O da olur”. Değil mi, “Musevi Birliği?” “O da olur”. “Hıristiyan Birliği?” “O da olur”. “Müslüman Birliği?” O olamazmış. Bunun olduğunu görecekler. İhtişamlı bir Türk-İslam Birliği yolda Allah’ın izniyle. “Kudret-i İlahiye noktasında gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse”, yani sebepler açısından, Allah’ın yarattığı sebepler ve Allah’ın hikmet yönüyle bakılsa, “noktasında düşünülse, yine o kadar makul ve vukua layıktır ki”; yani “çok rahat vuku bulabilecek, son derece makuldür, İslam Birliği ve Mehdi (a.s.)’nin çıkması” diyor. “Eğer muhbir-i Sadık'tan rivayet olmazsa dahi”, “Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi olmadığını düşünelim” diyor. “Herhalde öyle lazım olmak lazım gelir.” Yani “yine Allah’ın Adetullahına göre yine İslam Birliği olması gerekiyor” diyor. “Yine bir lider çıkması lazım. Müslümanların başına, bir lider gelmesi gerekiyor. İslam aleminin başı, yani bir lider Müslüman lider olması gerekiyor” diyor. “Ve olacaktır diye ehl-i tefekkür hükmeder”. Yani “ulemalar, büyük insanlar bu şekilde düşünürler, hükmederler diyor. “İslâmiyet dinini milliyet-i mukaddese hükmünde rabıta-i ittifak ve intibah yapsalar”, yani “İslam alemi, mukaddes bir millet gibi bağlantı kursalar, bir rabıta kursalar ve intibah yapsalar” diyor. “Hiçbir milletin ordusu” diyor, ne Amerika, ne Rusya, ne Çin, bak hepsi dahil diyor, “hiç bir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz.” Dünyanın en büyük ordusu oluşacak diyor. 30 milyon kişilik, kara gücü olan dünyanın en büyük ordusu oluşacak inşaAllah. “Hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz.” Dünyanın en büyük ordusu olacak diyor. “İşte, o pek kesretli o muktedir ordu, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır.” Yani “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i sevenlerin ordusudur ve Hazret-i Mehdînin en has ordusudur” diyor. İşte “Mehdi (a.s.), bu ordunun baş kumandanı olacak” diyor. Ve “Mehdi (a.s.)’de Türkler’den çıkacak. İstanbul da bir manevi başkenttir, bütün İslam aleminin bir manevi lider olan şehiridir. Türklük alemi, Türkiye’nin öncülüğünde bir Türk-İslam alemi birliği oluşup, fitneyi ortadan kaldıracaklar” diyor, özetle inşaAllah. “Elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i âliye feveran edecek ve Hazret-i Mehdî başına geçip” bakın, “elbette o kuvvet-i azîmedeki bir hamiyet-i âliye feveran edecek”, feveran etti mi bu daha? “Edecek” diyor, edecek. “Ve Hazret-i Mehdî (a.s.) başına geçecek, lider olacak” diyor. “Şahs-ı manevi geçecek” demiyor, “3-5 tane halife gelecek” demiyor. Sahtekarlık yapmasınlar, sahtekarlık yaparak. Samimi olsunlar. Bak “Hazret-i Mehdî başına geçip” 10-15 tane lider olmaz İslam aleminin. İmanın zayıf, aklın zayıfsa susarsın. İnanamıyorsan susarsın. Milleti kandırmaya gerek yok. “10 tane lideri olacak İslam aleminin” diyor, kimi diyor “20 tane lideri olacak” diyor. Zaten öyle paramparçasınız, şu anda da öylesiniz. Değil mi? Onu birleştirecek Mehdi (a.s.). “Hazret-i Mehdî başına geçip tarik-i hak ve hakikate sevk edecek.” “Yolu, insanları hak ve hakikate yönlendirecek” diyor. Başa geçecek Mehdi (a.s.) diyor. “Böyle olmak ve böyle olmasını, bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, âdetullahtan” Allah’ın adetinden “ve rahmet-i İlâhiyeden bekleriz” diyor. “Allah’ın rahmetini bekleriz” diyor. “ve beklemekte haklıyız” diyor. Kuran’ın hükmü böyle. Allah’ın kanunları böyle diyor Bediüzzaman. Evet.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Hatta 80’li yıllarda kitap yazıp “Mehdi (a.s.) gelecek” diyenler, 90’lı yıllarda “Mehdi (a.s.) her an çıkabilir” diyenler birdenbire kendi söylediklerini inkar edip “gelmeyecek” demeye de başlayanlar oldu.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, daha önce yoğun olarak Mehdi (a.s.)’yi savunan bir efendi hazretleri vardı, mübarek. Rahmetli, Allah gani gani rahmet etsin. Çıktı, “Mehdi fitnesi” demeye başladı arkasından. 1980’lerde Mehdi (a.s.) gelecek diyordun, 82’de de gelecek diyorsun, 83’de de gelecek diyorsun. 86, 87’lerden sonra, ne olduysa, neyin farkına vardıysa, ne hissetti bilemiyorum “Mehdi fitnesi” diye kitap hazırlıyordu. Hazırlamaya başladı. Her yerde de “Mehdi fitnesi” diye konuyu anlatıyordu. Rahmetli Rahman’a kavuştu, o kitabını tamamlayamadı. O eseri yarım kaldı yani. Nasıl fitne oluyor İslam aleminin birleşmesi? Fitne, Müslümanların bölünüp, parçalanıp, eziyet görüp, katledilmeleri, şehit edilmeleri, mahvedilmeleridir, sürünmeleridir. Fitne budur. Dinlerinin, imanlarının elinden alınmaya kalkmasıdır. Darwinizmin, materyalizmin Müslümanlar içinde yayılmasıdır, fitne buna denir. İslam aleminin birleşmesi, başına bir manevi liderin geçmesi niye fitne olsun? Hayır, bir de bir kısmı da kafalarını belirli şeylere kilitlemiş durumdalar. Mesela biz, Türk İslam Birliği’ni istiyoruz ya, illaki yani benim Mehdi olacağım şeyi var. Kardeşim, ben öyle bir şey istemiyorum, benim öyle bir talebim yok. Kim olursa olsun. Ne fark eder? Yeter ki Türk İslam Birliği olsun. Biz bu dünyada ne kadar yaşayacağız? Hadi yüz sene yaşadığımızı düşünelim, ne var yani? Mühim olan Müslümanca, mümin gibi değil mi, Allah’ın rızasını kazanarak yaşamış olmak. Allah’ın takdir ettiği bir insan, kimse kim. Biz elini öper, arkasından geliriz. Ne istiyorsa da yaparız. Yeter ki bize bir güzellik sunulsun, Türk İslam Birliği’ni oluştursun, bu milletin çektiği çileler bir son bulsun. Perişan insanlar, mutlulukları yok, sevinçleri yok, korku içinde yaşıyorlar, güven yok. Değil mi? İslam alemi mahvolmuş durumda. Önüne gelen kabadayılık yapıyor Müslüman alemine. Hizaya getirmeye kalkıyor. Mesela geliyorlar, katlediyor, doğruyor, bombalıyor, sizi adam edeceğiz diye, ne işi var yabancıların Müslüman ülkelerinde. Yani akıl almaz aşağılanma ve işkenceler, akıl almaz zulümler. Bu fitnedir işte ama İslam Birliği olduğunda, Türk İslam Birliği oluştuğunda bu güzel millet bizim milletimiz. Binlerce yıllık tecrübeye sahiptir, lider millettir. Bu da bir hırs değil, bu bir genetik üstünlük anlamında demiyoruz. Allah öyle takdir etmiş, Allah’ın kanunu öyle geliyor. İslam Birliği’nin lideri olarak dünyayı yönetecek, bütün dünyayı ve bunun sonucunda sanatta bir çağ atlaması olacak, bilimde çağ atlaması olacak yani akla hayale gelmeyecek buluşlar olacak. Tıp aleminde akıl almaz gelişmeler olacak, mimaride, estetikte, güzellikte akıl almaz gelişmeler olacak, hürriyet, huzur, güven, barış ortamı olacak. Savaşlar duracak, gençler, insanlar bayram havası içerisinde yaşayacaklar. Bu, her Müslümanın istemesi gereken bir güzelliktir. Aklı zayıf olabilir insanın, imanı zayıf olabilir, kanaati gelmiyor olabilir, o zaman hayırlı bir faaliyetin önüne geçilmez.
OKTAR BABUNA:Zaten herkes için bir kurtuluş olan bir şey inşaAllah Hocam. Bu yeni sitelerimizi tanıtalım mı Hocam, daha çok bilgi için onlara bakabilirler. Bediuzzamansaidnursi.net sitesi, Hocam inşaAllah. Bu siteden daha çok bilgi edinebilirler. Üstad’ın izahları, makaleleri ve kitaplarınız Hocam inşaAllah, tanıtımı. Sizin anlatımlarınızla Said Nursi’nin izahlarına yer verdiğiniz televizyon programlarından bölümler inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok süratli anlattın, olmadı, bizim acelemiz yok, yavaş yavaş güzelce anlat, bir daha anlat.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Bediuzzamansaidnursi.net isimli internet sitesinden daha çok bilgi edinebilirler inşaAllah. Bu siteyi görüyorlar şimdi inşaAllah. Risale-i Nur’da Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış vakti, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) konusundaki şahsı manevi yanılgısı, gibi konularda bilgi edinebilirler. Seyid Salih Özcan Hocamızın konuşmasını görebilirler. Kitaplarınızın, ayrıca onunla ilgili bilgi alabilirler, indirebilirler kitaplarınızı.
ADNAN OKTAR:Seyid Salih Özcan Hocamızın burada yaptığı konuşmanın aynısını yaptığı çok eski tarihilerde yaptığı konuşmalar var. Mesela on yıl önce, yirmi yıl önce yaptığı konuşmalar var. Onları da internet sitesine koyalım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tabii Hocam, inşaAllah. Ayrıca Hocam, bediuzzamanvemehdi.com internet sitesinden de detaylı bilgi edinebilirler. “Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)’ın Geleceğini Söyledi mi?” diye başlığı ve Üstad’ın izahlarından inşaAllah bölümler, Risale-i Nur’dan aynı şekilde.
ADNAN OKTAR:Başını bir daha göster sitenin.
OKTAR BABUNA: Bediuzzamanvemehdi.com, “Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)’ın Geleceğini Söyledi mi?” başlığı bu inşaAllah, diye başlıyor ve Risale-i Nur’dan Hz. Mehdi (a.s.) gelişi ile ve tarihiyle ilgili bölümler ve izahlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bediuzzamanvemehdi.com, evet.
OKTAR BABUNA:Bediüzzaman’a göre Hz. Mehdi (a.s.) 1400’lü yıllarda görev yapacak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, peki başka ne var göstereceğin?
OKTAR BABUNA:Filmler var Hocam inşaAllah, eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Ne filmi?
OKTAR BABUNA:İnsan gözüyle ilgili bir film vardı, uğur böceğiyle ilgili, uçuşuyla ilgili film var, deriyle ilgili var. Bu deriyi anlatmıştınız Hocam, milimetrik bir deri kaldırıldığında insanın görüntüsünün ne olabileceğiyle ilgili bir konuşma yapmıştınız. Mikroskobik olarak da yaklaşıldığında derinin görünümü, göründüğünden daha farklı oluyor. Onu çekmişler Hocam, hazırlamışlar inşaAllah. Gösterelim mi onu?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. İnsan derisine, yakın bu normal insan gözüyle bakıştan, büyültmeye başlıyor, sağ taraftaki rakamlar da ne kadar büyüttüğünü gösterecek inşaAllah. Deri hiç de öyle uzaktan bizim öyle gördüğümüz gibi değil, mikroskobik olarak yakına girdiğimizde, detayları tabii çok farklı. Gittikçe yaklaşıyor, bu otuz büyültmedeki görüntüsü, ellili büyültme, altmışlı diye devam ediyor. Bir keratin tabakası var üstte, hücreler alttan geliyorlar, daha sonra ölen hücreler o keratin tabakasını oluşturuyorlar ve bu koruyucu bir tabaka aynı zamanda. Çünkü mikroplara karşı geçirgen değil, aynı zamanda suya karşı geçirgen değil ve asit bir ortamı var, bu da mikropları öldürücü bir ortam oluşturuyor aynı zamanda, yapısı. Sadece faydalı bakteriler deride yaşayabiliyor. Burada iyice, 160’lı büyütmeye geldi. Keratin parçacıklarını görülüyor inşaAllah, daha da yaklaştı. Bu görülen, bir tüyü görüyoruz deriden çıkan. Kökü derinin içerisindeki hücrenin içerisinde. Aynı zamanda ter damlacıkları da görünüyor üzerinde. Dahada yaklaşıyor, 200’lü büyütmeye geldi. 250’li büyütmeler. Gerçekte derinin yapısı tabii bu şekilde. Bizim gördüğümüzden farklı olarak mikroskopla görüntüsü. Daha yaklaşıyor, bakın bunlar keratin tabakaları. Hatta bazı hücrelerin çekirdekleri bile görünüyor.
ADNAN OKTAR: Araziyi andırıyor, değil mi? Dağlık arazi gibi. Ama oradaki bir varlığa sorsan değil mi? Kimi göze göre çok büyük gelir, kimi bakışa göre çok büyük olur. Mesela bir başkasına göre yayla gibi bir yer.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bunlar da işte tabakaları. Daha da yaklaşıyor. Hiçte öyle pürüzsüz değil inşaAllah. Daha da yakına giriyor. 5000’li büyütmelere geldi, iyice yaklaştı. İçinde boşlukların da olduğu, böyle görüldüğü gibi.
ADNAN OKTAR: Mağara gibi değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet mağara gibi. 17.000’li, 20.000’li büyütme ile yaklaşıyor, daha da yaklaştı. Artık mikroskobun da sınırına gelmeye başladı, büyütmenin. Bakın daha da büyütmeyle bakın, hücrelerin yapısı neredeyse detaylı olarak hücrenin içi görünmeye başladı. Bakın tabakalar gözüküyor ve sınırına geldi.
ADNAN OKTAR: Nereye geldi?
OKTAR BABUNA: Büyütmenin sınırı Hocam, mikroskobik büyütmenin sınırı. Şimdi geriye sarıyor.
ADNAN OKTAR: Bilimsel gelişmeyle o da hallolur, oradan sonra yine devam ederler. Demek ki bilim ve din bir bütün. Bilim, dine hizmet ediyor. Dinin anlattığı her konuyu bize en açık şekilde ortaya koyuyor. Bilimin farz olmasının sebebi işte bu. Mesela biz deriyi bilmek istiyoruz, Allah’ın yaratışını bilmek istiyoruz. Yine bilime ihtiyacımız var. Ne yapıyor Cenab-ı Allah? Böyle mikroskop yaratıyor. Veyahut başka, daha gelişmiş aletler yaratıyor, mesela elektron mikroskop gibi aletler yaratıyor. Böylece biz Allah’ın kanunlarını, Allah’ın sanatını, yaratılıştaki ince detayları görmüş oluyoruz. Elektron mikroskobu olmasa biz Allah’ın detay sanatını nasıl görecektik. Ki detaydaki sanatı yüzeydeki sanatından çok çok daha fazla. Detaya indin mi çok çok daha fazla ince sanatla karşılaşıyoruz. Dolayısıyla bilim dine ait bir gerçektir. Bilim dinsizliğin ortadan kalkması için Allah tarafından yaratılmış büyük bir güçtür, büyük bir nimettir. Dinsizliğin karşısında bir kaledir, dinsizliği ezen bir buldozer gibidir bilim. Bilim nerede ortaya çıkarsa dinsizlik orada yamulur kalır ve ezilir.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, dakikalarımız sona erdi inşaAllah. Müsaade ederseniz ben kapatayım programı. Harunyahya.tv sitesinden programımız devam edecek.
ADNAN OKTAR: Yarım saat sonra devam edecek, yarım saat sonra.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Radyodan ve uydudan şu an sona erdiriyoruz. Yarın saat 22.00'den itibaren harunyahya.tv’den, 106.4 Mavikaradeniz Radyo’dan ve uydudan Aksu Tv’den sizlerle beraber olacağız Allah’ın izniyle. İyi geceler diliyoruz.
Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Dergiler
Devamı ...