SUNUCU: Gece yayınımıza hoş geldiniz. Buyurun Hocam söz sizde.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bugün 23 Nisan 1920 biliyorsunuz Meclis’in açılışının kutlandığı ve çocuklarımızın, kardeşlerimizin, bizim miniklerimizin de bayramı olan bir gündeyiz. Bakın o gün, 23 Nisan 1920’deki Meclis’in açılışındaki durumu anlatıyorum, o güzel ortamı. Bakın diyor ki; “yeşil çuha üzerinde Arapça kelime-i tevhid yazılı Sancak-ı Şerif çıkartıldı, ‘la ilahe illAllah Muhammeden resulullah’ ve kafilenin önüne geçirildi. Bu arada sancağın yanında Sinop Mebusu Hoca Abdullah Efendi üzerinde yeşil örtü bulunan bir rahlede Kuran-ı Kerim ve Sakal-ı Şerif taşımaktaydı”. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sakalı taşınıyor. “Rahleyi yarı yoldan sonra Meclis’e kadar taşımak üzre Yozgat Mebusu Müftü Hulusi Efendi almıştı”. TBMM Zabıt Ceridesi, c. 1/1; Millî Mücadelede Din Adamları, c.2/194 isimli eserlere bakabilirler bu konuda araştırma yapanlar. “Yol boyunca devamlı tekbirler getiriliyordu. Bu şekilde Meclis binası önüne gelindi. Burada kurbanlar kesildi. Daha sonra Bursa Mebusu Hoca Fehmi Efendi dua etti ve bu duaya bütün milletvekilleri ve halk heyecanlı bir şekilde ‘amin’ diyorlardı. Atatürk’ün de dua ederken görüldüğü sahneyi görüntüleyen fotoğraf çok meşhurdur”. Eli açık biliyorsunuz Hoca Efendilerle beraber dua ediyor Meclis’in önünde Atatürk. “Dikkat edilecek olursa, ön sırada hep Hocalar ve şeyhler vardır ve Meclis kapısında asılı olan iki bayraktan biri bu günkü bildiğimiz Türk bayrağı, diğeri ise üzerinde kelime-i tevhid bulunan bayraktır. Meclis`te herkes yerini aldıktan sonra yine Hocaların bir kısmı hep bir ağızdan dua ve ayetler okuyorlar, bir kısmı da Buhari-i Şerif kıraatinde bulunuyorlardı. Bu arada Hacı Bayram Veli Türbesi’nden alınan sancak ve rahle üzerinde getirilen Kur`an-ı Kerim ile Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Sakal-ı Şerif’i de kürsüye konmuştu”. Meclis böyle açıldı. Böyle bereketlerle, dualarla, güzelliklerle inşaAllah. Bundan birçok kişinin haberi yoktur. O yüzden ben bu konuyu da anlatmak istedim inşaAllah.
Evet, “sevgili Hocam öncelikle gecenizin ve programınızın hayırlı olmasını dilerim. Ben 18 yaşındayım, ileride inşaAllah ben de aranızda ilmi mücadele etmek isterim tıpkı sizin gibi. Sevgili Hocam size sorum şu olacak, Türk televizyonlarında evrim ve Darwin’in utanç verici ve cahil teorilerine hala yer verenler var, ama en ateşli savunucuları -işte bir kısım kanallar diyor- acaba bunlar Evrim Teorisine inandıklarından mı yoksa tepkisiz kaldıklarından mıdır?” diyor. Yani herhalde benim kanaatim rahatsız olmuş haklı olarak bu sevimli Muhammed, ismi de Muhammed’miş. Eğer televizyonlar Evrim Teorisi’ni anlatmazlarsa ve Darwinizm yoksa, deccaliyet yoksa, zıt düşünce yoksa, Mehdiyet de olmaz zaten. Mehdiyetin olması için mutlaka onun zıttı olması lazım. Onunla mücadele edeceği bir zemin olması lazım. Mesela, Firavun olduğunda Hz. Musa (a.s.) oluyor. Yani Hz. Musa (a.s.) varsa Firavun vardır. Firavun varsa Hz. Musa (a.s.) vardır. Hz. İbrahim (a.s.) varsa Nemrut vardır, Nemrut varsa Hz. İbrahim vardır. Mehdi (a.s.) varsa deccal vardır, deccal varsa Mehdi (a.s.) vardır. Bunlar birbirlerinden ayrılmaz bir bütündür. Allah zıtlıkları her şeyde yaratıyor, mesela elektriğin yapısında da biri negatif biri pozitiftir. Mesela bir gece, bir gündüz, iyi-kötü hep böyledir. Allah her şeyi zıttıyla yaratmıştır, dolayısıyla bu imtihanın bir gereğidir. Onun için bizim bu sevimli Muhammed de bu konudan mutazarrır olması normal, ama tabii yapılacak şey akılcı, güzel, samimi ataklardır, faydalı çalışmalardır inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam”, aleyküm selam. “Programlarınızı yaklaşık bir aydır izliyorum, sizden ricam Mehdi (a.s.) geldiği zaman bazı şeyleri hazır bulsun inşaAllah, biz üzerimize düşen görevleri tam yapalım”. Şu konuları anlatmamı istiyor özellikle; “Türk eğitim sistemi ve karakterli bir nesil yetiştirme, evlilik ve doğru eş seçimi, meslek seçimi ve helal kazanç, dünya insanlık tarihi, Hz. Adem (a.s.)’den günümüze, bilim din kardeşliği, Yaratıcı’nın özellikleri, tarihte örnek alınacak önemli şahsiyetler (İslam öncesi dahil), alkol ve sigaranın zararları ve bunlardan kurtulmanın yolları, ana dilde ibadet etme hakkı, kul hakkı, kimler vahiy ilhama muhatap olur, şehitlik, Cennet-Cehennem özellikleri, metafizik, ışınlanma, terapi, duru görü, duru işiti, levitasyon, Kuran’da mucize kavramı bilimsel açıklaması, daha nice insani ve insanı ilgilendiren konular” diyor Yasemin Kurtkaya. Güzel ama bu konuları biz genelde anlatıyoruz, bir kısmını belki anlatmadık ama hemen hemen bu konuların çoğunu defalarca işledik. Mesela evlilik ve doğru eş seçimi, bilim din kardeşliği, Yaratıcı’nın özellikleri, tarihte örnek alınacak şahsiyetler, alkolün ve sigaranın zararları, şehitlik, Cennet ve Cehennem özellikleri, bunları çok anlattık, izah ettik ama yine anlatırız inşaAllah zaman zaman. Ama tabii şimdi Hz. Musa (a.s.) dönemine gidelim. Hz. Musa (a.s.) önemli değil desek haşa, onun peygamberliği de önemli değil ama biz sadece geçmişteki olaylardan anlatalım, işte meslek seçimini anlatalım, doğru evliliği anlatalım dersek, bu biraz garip olur. Şimdi biz Mehdi (a.s.) çağındayız ve Hz. İsa (a.s.)’nın inişinin oluştuğu bir çağdayız. Böyle bir devirde Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdelediği Mehdi (a.s.)’nin varlığını önemsiz görürsek, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini önemsiz görürsek, İslam’ın dünyaya hakimiyetini önemsiz görürsek, yani bu olmaz. Bunlar çok önemli konulardır, hayati konulardır. Dolayısıyla ön plana alınması ve dikkatlice incelenmesi, düşünülmesi ve yaşanması gereken konulardır. Bundan kaçınılmasının kökeninde zaten iman zafiyeti vardır. Yani “Mehdiyet önemli değildir”, eee “Hz. İsa (a.s.)’nın inişi de önemli değildir” diyor haşa. Peki İslam’ın dünyaya hakimiyeti? “O da önemli değildir” diyor. Ne önemli? “Biz kendimizi eğitelim” diyor, “kendimizi kurtaralım”. Senin kendini kurtarman için Kuran’ı sevmen, Peygamberleri sevmen, Hz. İsa (a.s.)’nın inişinden mutlu olman, onu sevmen, Allah’ın gönderdiği Mehdi (a.s.)’ye karşı heyecanlı bir sevgi duyman, İslam’ın dünyaya hakimiyetini istemen lazım. İslam’ın dünyaya hakimiyetini istemeden önce, “ben kendimi kurtarmak istiyorum”, böyle bir din yok. Yani böyle bir din anlayışı yok. “Ben sadece kendimi kurtaracağım”, sadece kendisini kurtarmaya kalkanları Allah hep helak etmiştir. Hem kendisini kurtaracak, hem çevresini kurtaracak. Daha önceki toplumlarda egoistti adamlar, kendi ibadetlerini yapıyorlardı, kendi hayatlarını yaşıyorlardı, Allah o yüzden o kavimleri helak etti, perişan etti daha önce. Dolayısıyla Kuran’da da bu konuda çok açık ayetler vardır. Helak sebebi olarak, bir kavmi neden helak ettiğini açıklarken Allah bunu bir gerekçe olarak göstermiştir. Onların tebliğ yapmaması, dini etrafa yaymamaları, dinin her yere hakim olması için gayret etmemeleri, bunu Allah bir gerekçe olarak göstermiştir. Dolayısıyla önemsiz görünmesi durumunda zaten diğer konular da adama önemsiz gelir. Alkol, yani Mehdi (a.s.)’yi önemli görmeyen, Hz. İsa (a.s.)’nın inişini önemli görmeyen, İslam’ın dünyaya hakimiyetini önemli görmeyen bir adam için alkolün ne anlamı var? Alkol onun için çok sıradan bir konu haline gelir, o bir iman zafiyetidir. Halbuki bir insan Peygamber (s.a.v.), Mehdi (a.s.)’nin gelişini müjdelediyse onu çok büyük bir heyecanla karşılaması lazım. Şu an dünyadaki anti- Mehdi (a.s.) hareket yani Mehdi (a.s.)’ye karşı haraket çok şiddetli ve çok güçlüdür. Buradaki anormalliği görmesi lazım kardeşlerimizin, yani bir harikalık var. Mehdi (a.s.)’nin gelmemesiyle ilgili televizyon programları yapılıyor büyük kanallarda, gelmeyecek diye. Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek diye televizyon programları yapılıyor. İslam’ın dünyaya hakim olmaması için Irak işgal edildi, Afganistan işgal edildi. Mehdi (a.s.)’ye karşı dünya çapında önlem alınıyor. Ve Müslüman ülkelerde de birçok din adamı, Müslüman alim denilen kişi CIA tarafından, diğer istihbarat örgütleri tarafından, masonlar tarafından kontrol altına alındılar. Ve anti-Mehdi (a.s.) bir yığınak ve yoğun bir çalışma var bütün dünyada. Bunları önemsiz görüp, bunların hiçbir önemi yok diyorsa bir adam, İslam’ı, Kuran’ı da önemli görmüyor demektir. Yani Kuran’ın dünyaya hakimiyetini önemsiz görüyorsa bir insan, Kuran’a zaten ehemmiyet vermiyor demektir. Kuran dünyaya hakim olsun diye geldi bu Kitap zaten, Allah’ın bizden istediği budur. Şeytandan Allah’a sığınırım, “din Allah’ın oluncaya kadar ve fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele edin” diyor Allah. Din Allah’ın oldu mu dünyada? Olmadı, bütün dünyaya İslam hakim olmadı. Fitne yeryüzünden kalktı mı? Kıtır kıtır adam doğruyorlar Irak’ta, Afganistan’da. Her gün yüzlerce Müslüman şehit ediliyor, caddede bir kedinin bile ölmesi, bir köpeğin ölmesi haber oluyor Avrupa’da. Afganistan’da mesela her gün 100, 150, 200 tane Müslüman katlediliyor, şehit ediliyor, katlediliyor demeyeyim şehit ediliyor, Allah affetsin, kimsenin haberi bile olmuyor. Gazeteler bunu haber değeri olarak dahi görmüyor, muhatap dahi olmuyorlar. Ama mesela birisi bir köpeği zehirlerse, bir şey olursa bütün Avrupa ayağa kalkıyor. Bayağı protesto gösterileri yapılıyor, yürüyüşler yapılıyor, adamlar açlık grevine giriyorlar, birçok eylem yapılıyor. Hiç gördünüz mü siz Afganistan’daki yüzlerce öldürülen anneleri, kızkardeşleri korumak amacıyla yapılmış Avrupa’da bir eylem gördünüz mü? Kimseyi ilgilendirmez, adamlar elinize sağlık çok güzel hakediyorlar diyorlardı. Yani yaşlı başlı adamlar camilerin içine dolduruluyor tarıyorlar, makinalı tüfekle tarıyorlar. Çok makul adamların hakkı bunda ne var bunda bir şey yok, büyütülecek bir şey yok diyorlar. Böyle bir ortam var, böyle bir ortamda adam bana mesela, ne bileyim alkolün sigaranın zararlarını anlat diyorsa, tamam anlatayım ama aciliyet sırası açısından o çok daha önde. Orada adamları yani kardeşlerimizi şehit ediyorlar. Dünya hakimiyeti bir numaralı konudur şu an dünyada, çok hayati bir konudur. Bunun ehemmiyetsiz görülmesi utanç verici bir konudur, çok azap verici bir olaydır, bir Müslümana yakışacak bir hareket değildir. İman zafiyetinden, biraz akıl zafiyetinden, biraz da cahillikten kaynaklanan bir şeydir. Dolayısıyla biz Mehdiliği tabii ki sürekli gündemde tutacağız, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini sürekli gündemde tutacağız, en hayati konuları gündemde tutacağız. Bizim dikkatimizi kimse dağıtmaya kalkmasın, biz dikkatimizi dağıtmayız. Putu kaldırdık, mesela Darwinizm ve materyalizm. Diyorlar ki bize, “Darwinizmle, materyalizmle ne işiniz var sizin, boşver ne yapıyorsa yapsın adamlar” diyor. Seni mahvediyor, kıtır kıtır kesiyor seni, delik deşik ediyor, yani yerle bir ediyor, evlerini yıkıyor, bombalıyor, sana hayatı zehir ediyor, aşağılıyor seni, “ne önemi var” diyor. Bizim için çok önemi var. Sen anlamazlıktan geliyorsun. Dolayısıyla bizim dikkatimizi Darwinizm ve materyalizmden çekmeye çalışan çok kişiler oldu. Benim dikkatim hiç dağılmadı, ısrarla aynı hedefi sürekli dövüyorum ben, sürekli yerle bir ediyorum. “Mehdilik ve Hz. İsa (a.s.)’nın inişi, İslam’ın dünya hakimiyeti önemli değil” diyorlar. Ben diyorum ki, çok önemli, siz istediğiniz kadar önemli değil deyin, ben bu konuyu sürekli gündemde tutacağım ve ben bunu ön plana alıyorum. Mesela iman hakikatleri çok hayati bir konudur, Allah’ın varlığının delilleri, bunu ön plana alıyorum. Müslümanların vahdeti, birleşmesi, fitnenin ortadan kalkması çok önemli konudur, ben bunu ön plana alıyorum. Ama mesela televizyon kanallarına çıkıyorlar adamlar, dini programlarda mesela bir şeyh efendinin hayatını anlatıyor; işte Lüleburgaz’a geldi, Lüleburgaz’dan işte Samsun’a geçti, Samsun’da 40 yıl ikamet ettikten sonra geldi Eskişehir’e yerleşti, orada kendisine çok güzel bir çiftlik kurdu. Şimdi bu konu mu bu? Bunun acilliği var mı? Elleri çenesinde dinliyor adam, 3 saat onu anlatıyorlar, 3 saat, 3,5 saat. Bunun bir acilliği yok. Ama alkol ve sigaranın zararları tamam, bunlar Kuran’ın hükümlerinden bir hükümdür, ama Kuran’ın hakimiyeti çok önemlidir. Alkolün sigaranın zararlarının uzun uzun anlatacak bir yönü yok. Zararlıdır işte bu kadar, bütün bilim adamları bunu açıklıyor. Nereden öğrensin, açsın interneti öğrensin. Çünkü alkolün zararını biz saymaya kalksak sabaha kadar bitiremeyiz. Yani her yere zararı var, göze zararı var, kalbe zararı var, karaciğere, beyine zararı var. Şimdi beyine zararını anlatmaya kalksak, apayrı bir ekol bu yani, anlat anlat bitmez. Sigaranın zararı, yüzüne baktığında anlaşılıyor sigaranın zararı, adam zaten herkes biliyor sigaranın zararını bilinmeyen bir şey değil ki. Yani sırf buna verdiği rahatsızlık, yani bizzat şahısların kendisine verdiği rahatsızlıklar, herkes zaten bunu birbirine anlatıyor. Nefesinin darlaşması, kalbinde sıkışma, cildinin bozulması, saçının bozulması, her şeyi vücudun bütün organlarını bozuyor. Ama bu uzun uzun anlatılacak bir konu değildir, kısa ve özdür bunlar, o kadar vaktimizi alacak konular değildir. Dolayısıyla biz vaktimizi böyle konularda yayarak boğmayız. Mesela hakikaten sigaranın zararıyla ilgili 3 saatlik program yapıyorlar, 3 saat değil 3 dakikalık bir programla biter bu, o kadar uzatılacak bir konu değildir. Ama İslam’ın dünyaya hakimiyeti 30 saat de olsa ayrılması gereken bir programdır. Çok elzem ve en ehemmiyetli konudur. Biz de tabii ki bunu peşinde olacağız.
Mesela bakın şimdi Kuran’ı açıyorum herhangi bir sayfasını açıyorum, Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Ey insanlar, siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise, Ğaniy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır, Hamid (övülmeye layık)tır. Dileyecek olsa, sizi giderir (yok eder) ve yepyeni bir halk getirir. Bu da, Allah'a göre güç değildir”. Yani bakın Allah’a yönelik çirkin tavırlar gösteren insanlar oluyor, Allah diyor ki, “dileyecek olsa sizi giderir(yok eder)” böyle insanları. Tamamınızı yok eder. “Yepyeni bir halk getirir”, ne demek? Yepyeni Allah’tan yana, Allah’ı seven bir topluluk. Bu Mehdi (a.s.)’ye de işaret ediyor, Hz. İsa (a.s.)’ya da işaret ediyor ve Hz. İsa (a.s.)’nın çevresine işaret ediyor. Dolayısıyla bir hakimiyet, Hakkın hakimiyetini Kuran dikkat çekiyor yine. Nereye gitsek bu konuyla karşılaşırız. “Bu, Allah'a göre güç değildir”. Yani İslam’ın dünyaya hakimiyeti, insanların ıslah olması Allah’a göre güç değildir. Ama bazı insanlar çok güç zannediyorlar. “Hiçbir günahkar bir başka günahkarın günahını yüklenemez. Eğer yükü ağır olan kimse onu taşımaya çağırırsa, -bu, yakın-akrabası da olsa- kendisine ondan hiçbir şey yükletilmez. Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden 'içleri titreyerek-korkmakta' olanları”, yani görmediği halde Allah’a inananları ve biz çünkü Allah’ı görmediğimiz halde Allah’a inanıyoruz, Allah bunu çok makbul görüyor. “Rablerinden içi titreyerek korkmakta olanları”, Allah’tan korkmak, “ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın”. Dosdoğru namazını kılıyorsa, halisse, Allah’a gerçekten iman ediyorsa bunları uyarırsın diyor Allah- Kim temizlenip-arınırsa, artık o, kendi nefsi için temizlenip-arınmıştır. Sonunda dönüş Allah'adır”. “Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki elçiler de yalanlandı”. Şimdi bakın demek ki Mehdi (a.s.)’yi yalanlayacak insanlar, Hz. İsa (a.s.)’yı yalanlayacaklar. Bakın Kuran’ın herhangi bir sayfasını açıyorum, Allah’ın hükmü bu. “Sonunda bütün işler Allah’a döndürülür. Ey insanlar hiç şüphesiz Allah’ın vaadi haktır”. İslam’ın dünyaya hakimiyeti, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı, Hz. İsa (a.s.)’nın inişi. “Öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın”. Dünyanın böyle ipsiz sapsız boş işleriyle uğraşan insanlara özellikle Kuran burada dikkat çekiyor. Boş işlerle uğraşmayın diyor Allah. “Öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın”. Allah’ın adını kullanarak ne diyor? Mesela “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyor, Allah’ın adını kullanarak yapıyor. “İsa(a.s.) da inmeyecek” diyor, yine Allah’ın adını kullanarak yapıyor. “İslam dünyaya hakim olmayacak” diyor, bunu da Allah’ın adını kullanarak yapıyor. Yani bu tiplerin varlığı var. Bakın bunun ebcedine baktığımızda, “aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile aldatmasın”da 1997 tarihini veriyor. Yani Mehdi (a.s.)’nin aldatıcılarla mücadelesinin en yoğun olduğu tarih. 97, aynı zamanda Müslümanların çok zorlu dönemlerle karşılaştığı bir tarihtir. 28 Şubat’ın yapıldığı tarih 1997. Mesela orada da bu konuya işaret ediyor. “Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin”. Yani deccal sizin düşmanınızdır diyor, siz de onu düşman edinin. “O, kendi grubunu,- yani deccal kendi grubunu- ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmağa çağırır”. Yani gelin diyor deccaliyet, Allah’sız Kitap’sız olun diyor. Onları ateşin içine çağırıyor. “O inkar edenler”, dünyada ki bütün inkar edenleri kastediyor bu ayet. “Onlar için şiddetli bir azap vardır. İman edip salih amellerde bulunanlar ise onlar içinde bağışlanma büyük bir ecir vardır”. Bunlarda Mehdi koludur, bütün dünya çapında halis Müslümanlar kastediliyor. Dolayısıyla bakın nereye baksak, Kuran’da hangi sayfayı açarsak açalım bir dünya hakimiyeti, bir Mehdiyetle mutlaka mutlaka deccaliyetle karşılaşırız. Dolayısıyla bunlar önemli değildir diyenler, Kuran’a bakarlarsa önemli olduğunu göreceklerdir inşaAllah.
Evet şimdi kısa bir ara verelim, yeniden devam ederiz.
SUNUCU: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Söz sizde Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah Latif ismi ile, Rahman ve Rahim ismi ile kadınlarda çok yoğun tecelli eder. Onlar şefkat madenidir. Yüzleri kadınların çok masumdur, biliyorsunuz. Böyle insanda şefkat duygusunu uyandırttırır, güven duygusu uyandırttırır. Dünyada Allah’ın yarattığı en büyük nimettir kadınlar. Çünkü bir kere annelik vasıfları var değil mi? Koruyuculuk vasıfları var. Şefkati, merhameti de en güzel yaşayan insanlardır, kadınlar. Kuran fıtratına, Kuran ahlakına en uygun yapı yine onlarda. Mesela saldırgan değillerdir, daha latifdirler, daha mazlumdurlar, daha sevecendirler. Dolayısıyla Allah’ın da güzel bir tecellisidirler. Allah en yoğun kadınlarda güzel tecelli eder, çocuklarda ve kadınlarda inşaAllah. Tahir varlıklardır, temiz varlıklardır ve mazlumdurlar. Dolayısıyla dünyada da, Ahirette de bir nimettirler. Güzellik unsurudurlar inşaAllah.
Benim iyi bir özelliğim vardır, gerçi övünmek gibi oluyor ama; böyle boş işlere dikkatimi dağıtmam, en hayati konuya tekzif olurum ve ona ağırlık veririm. Önemli konularda da yani, boş olmayan, dolu olan önemli konularda da en hayati olanı yine ön plana alırım. Mesela fıkıh gibi bir konuda ilmihal tavsiye ederim. Çünkü en emin bilgiyi ilmihalden alır kişi. Yani ben şimdi namazın farzlarını, sünnetlerini, vaciplerini anlatmaya kalksam, yani sabaha kadar anlatsam bitmez. O zaman yapılacak şey nedir? İlmihaldir. En güvenilir ilmihal de Ömer Nasuhu Bilmen’in ilmihalidir. Benim gördüğüm en iyi ilmihal odur, ben onu tavsiye ederim. Öğrenmek isteyenler her türlü konuyu oradan öğrenebilirler. Yahut başka ilmihaller de var ama benim en çok üzerinde durduğum odur. Meal olarak da yine mesela Ali Bulaç’ın Kuran-ı Kerim mealini beğenirim. Onu tavsiye ederim, bu kadardır. Yani fıkıh konusuna girmememin nedeni, sağlam kaynağa insanları yönelttiğim için. Yani okuyarak tam kaynağından orjinal bilgi almış oluyorlar ve en doğru şekilde hareket etmiş oluyorlar. O benim için vicdanen de rahatlatıcı bir konu inşaAllah.
Evet “esselamünaleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü”. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahu ve berekatühü. “Dabbetül arz Abdullah ibn-i Bireydir (r.a.)’tan babası Bireydir den naklediyor: Resullullah aleyhisselatü vesselam beni Mekke’ye yakın Bağdiye’deki bir yere götürdü, burası kuru bir yerdi etrafı da kumdu. Resullullah aleyhisselatü vesselam Dabbetül arz bu yerde çıkacak buyurdu. İşaret edilen yerin eni ve boyu bir karıştı. İbn-i Bireyr’i derki: bundan yıllar sonra hac ettim. Babam o sahanın en ve boy uzunluğunda bir asasını bize gösterdi. -asa, dayandığı sopa-. Baktım ki o asa, benim bu asam ile şu ve bu kadardır”. Aşağı yukarı küçük anlamında söylüyor. “İbn-i emir ibnu’l Asr (r.a.) anlatıyor: Resulullah aleyhisselatü vesselam buyurdular ki: Çıkış itibari ile Kıyamet alametlerinin ilki güneşin battığı yerden doğması, kuşluk vakti insanlara Dabbetül arz’ın çıkmasıdır. Bunlardan hangisi önce çıkarsa diğeri hemen onun peşindendir. Bu hadisleri açıklamak ve Ufo hakkında bilgi lazımdır. Hüseyin Zade, Bakü’den yazıyor. “Ufo hakkında bilgi lazımdır”, çok güzel azeri lehçesi ile. Bu tarz yüzlerce hadis vardır. Bunların içerisinde bu hadislerin ittifak ettikleri noktalara bakmak lazım. Yani hadislerde ısrarla anlatılan konu, bize anlatılmak istenen asıl olan odur. Yoksa hadisler zamanla değişikliğe uğrar bazen. Bozulur, anlamı değişebilir fakat ana konu kalır. Yani ana anlatılan konular kalır. Biz de buradan bunu anlıyoruz. Mesela Dabbetül arz ile ilgili konuları biz incelediğimizde, Dabbetül arz’ın yerden mamül olduğunu görüyoruz, topraktan mamül. Toprağın içinde ne var? Demir var, bakır var, çinko var, silisyum var, kobalt var. Bilgisayar neden yapılıyor? Bunlardan yapılıyor, bir. Bilgisayara bu yönü ile uyuyor. İkincisi Allah “hayvan” diyor. Fakat imanla mükellef, imandan bahsediyor. İmanla mükellef bir hayvan olmaz, yani hayvanlar imanla mükellef değildir. Yani insanlar ve cinler imanla mükelleftir. Hayvanlar mükellef değildir. O zaman Allah’ın yarattığı bir mahluk olduğu anlaşılıyor. Yani Allah’ın yarattığı bir varlık olduğu anlaşılıyor. Her şeyi Allah yarattığına göre; topraktan mamül olduğuna göre; “topraktan yarattım” dediğine göre yine bilgisayar olduğunu anlıyoruz. Çünkü Allah “canlı olan her şeyi sudan yarattım” diyor. Bütün hayvanlar sudan yaratılmış ama bu Dabbetül arz’a mahsus olarak sadece bunu “topraktan mamül” diyor Allah. Sadece bu topraktan mamül ve imanla mükellef. Yani imandan bahseden, Kuran’dan bahseden bir varlık. Ve hayvan ama, o zaman insan değil bu, insan olmadığını anlıyoruz. Allah’ın yarattığı hayvan özelliği gösteren bir varlık. Ayrıca ne diyor; “gözü vardır” diyor. “Domuz gözü gibi gözü vardır” diyor. Bilgisayara bakıyoruz küçük bir gözü var, oradan görüyor değil mi? Karşıdaki insanı karşı tarafa naklediyor, aynısıyla. “Konuşur” diyor. Bakıyoruz bilgisayar konuşuyor, mesela şu an bizi dinleyenler bilgisayardan dinliyorlar zaten. İmani konuları anlatıyoruz ve onlara hitap ediyor. “Tukellimuhum” diyor Allah, yani “konuşur, hitap eder” diyor. Hitap ediyor şu an fakat Allah ayağı vardır, kolu vardır, bacağı vardır demiyor, Kuran’da. Yani bunlardan bahsediyor “fil kulağı gibidir, kulağı” diyor. İşitmenin mükemmel olduğunu görüyoruz. Mesela açtığımızda, bilgisayarı açtığımızda fil kulağı gibi değil mi? Açıp-kapanması fil kulağını andırıyor. Fil kulağı da biliyorsunuz böyle açılıp-kapanan bir şey. Yani hareket edebilen bir şey, yani diğer hayvanların kulağı sabittir çoğunun ama filin kulağı hareketlidir. Bilgisayarın da kapağı açılıp-kapanıyor. “Her türlü renk mevcuttur” diyor, üzerinde. Bilgisayara bakıyoruz her türlü renk var, bilgisayarda. “Her eve girer” diyor, Dabbetül arz. Her eve girer, bütün evlerde var bilgisayar hemen hemen ve her eve girmiş oluyor. Şu an bizi dinleyen kardeşlerimiz evlerinde, benimle muhatap oluyorlar şu an ve onlara hitap ediyor, Dabbetül arz. Ama nakil görevi yapan bir hayvan bu, bir varlık. Allah’ın yarattığı bir varlık. “Müminin yüzünü Resulullah mührü ile damgalar” diyor. Yani Allah Muhammed Resul yazısı olan, bizim kitaplarımızın kapağında olan bir damga “onunla Müminlerin alnını damgalar, ve Müminler yüzü aydınlanır” diyor. Bu ne demek? Allah’ı, Resulü yani Peygamberimiz (s.a.v.)’i, Allah’ı duyan insanlarda yani Allah, Muhammed, Resul kelimesini duyan insanlarda ve İslam’ı duyan insanların yüzü parlar ve neşelenir. İmanları arttığı için, heyecan duyarlar. Hadis buna işaret ediyor. “Kafirin yüzünü de simsiyah yapar” diyor. “Kararır” diyor, yani onları “kızdırır” diyor. Rahatsız eder, kızan insan ne olur? Rengi morarır değil mi? Bilinir bu herkes tarafından, “morardı” falan derler. “Onları da kızdırır” diyor. Bu yönüyle de mutabık. “Dabbetül arz bir yerde konuştuğunda dünyanın öbür ucundan duyulur” diyor, hadiste. Bu internette mesela benim şu an konuşmam Amerika’da da izliyorlar şu an yani o anda anında, saniyesinde yani şu an Amerika’da benim konuşmam birebir izliyorlar. Avrupa’da da izliyor kardeşlerimiz yani yaklaşık 70 bin kişi falan izliyor internetten. Tam anlamıyla bu hadise de uygun oluyor, çünkü bak Dabbetül arz’ın gücü, sesi, mesela benim sesim gitmez ama Dabbetül arz benim sesimi oraya götürüyor. Ne kadar sürede götürüyor? Göz açıp kapayıncaya kadar götürüyor. Tam hadise uygun olarak oluşuyor. Ama Cübbeli’nin tarzında bunu açıklamaya kalktığımızda sırf ayağının genişliği Marmara Bölgesi kadar oluyor. Yani bastığında Marmara Bölgesi’ni çökertecek bir deve, görünümünde. Başı bulutlarda bir deve ve kuyruğu kutuplarda ve kaybolmuş yani kuyruğu gelmiyor daha yerin altında. Yani onbinlerce kilometre uzunlukta kuyruğu var, 15 bin-20 bin metre yükseklik var boyu, yine ona göre de bir eni var. Böyle bir mahluk ve bunun her eve gireceğini söylüyor. Cübbeli’nin mantığı bu, her eve gireceğini. Böyle bir varlık daha İstanbul’a geldiğinde Marmara Bölgesi’nde bütün tesisler, sanayi tesisleri yerle bir olur, ilk adımını atmasıyla. O elini nasıl soksun milletin evine, apartmandan, penceresinden içeriye yani apartmanlar yerle bir olur. Zaten apartman onun yanında mercimek kadar falan kalmış oluyor, yani fındık kadar falan kalmış oluyor. Yani yerle bir olur apartmanlar.
MİSAFİR:Peki eve girince görünecek diye bir şey var mı?
ADNAN OKTAR:Tabii ki hitap ederler ona “tukellimuhum” diyor Allah, hitap eder. Yani Allah’a, Kuran’a insanları davet edeceğine Kuran işaret ediyor. Ve o söz başlarına geldiği zaman, Ahir zaman’da yani Kıyamet alametleri oluştuğunda, Mehdi çıktığında Hz. İsa (a.s.) nuzulü zamanında Dabbetül arz da onlarla birlikte çıkıyor zaten Kıyamet alametidir. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı Kıyamet alametidir, Dabbetül arz’ın çıkışı da Kıyamet alametidir, İsa (a.s.)’nın çıkışı da Kıyamet alametidir. Bunlar bir arada oluyor zaten, aynı anda oluyorlar. Dolayısıyla mesela diyor ki, buradan ne çıkarabiliriz bu hadisten kardeşimizin hadisinden; “burası kuru bir yerdi etrafı kumdu” diyor. Bak kum, silisyum kumdan elde edilen bir madde yani zaten kumun özelliği silisyumdur, inşaAllah. “Dabbetül arz bu yerden çıkacak buyurdu, işaret edilen yerin eni, boyu birer karıştı”. Bilgisayar ne kadar? Bir karış bak aç elini yandan, bir karış tam bir bilgisayar boyu kadar genişlik veriyor. İşte bunların içerisinde bu sırrı görüyoruz biz yani buralardan çıkarıyoruz. Ve Kuran’ın bütününden ve hadislerle ittifak ettiği noktalardan çıkarıyoruz. Bakın kumdan bahsetmesi, bir karış olması bu bizim için bir delildir. Yani buradan anlarız ve genel yapısından çıkarırız diyor ki, Bediüzzaman “eğer zahirine göre hüküm verirlerse, hurafata sebep olur ve insanların imanının elinden gitmesine sebep olur” diyor. “Cahil, zahir bir kısım ulema Hocalar, zahirine göre bunu müteşabih hadisleri, zahirine göre yorumlar, açıklarlar ve avam Mümine de zarar veriyor, Müsülmanlara zarar veriyorlar” diyor. Yani çok acayip bir durum olmuş oluyor ve iman edemiyorlar. “İlimde rasih olanlar, olay tahakkuk ettikten sonra, yani Dabbetül arz çıktıktan sonra ilimde rasih olanlar Allah-u alem ve bil sevap diyerek bu gizli hakikatleri, gizlenmiş sırları izhar ederler” açıklarlar diyor, yani ortaya koyarlar diyor. Şimdi bizim yaptığımız da bu. Bu gizlenmiş sırrı ortaya çıkarmış oluyoruz, açıklıyoruz. Hüseyin Zade, Hüseyin Bakü’den maşaAllah. Bizi en çok izleyen kardeşlerimizin bir bölümü de Azerbaycan yani binlerce de Azerbaycan’dan izleyicimiz var, sevenlerimiz var. Hepsine selam, Azerbaycan’ın aslanlarına bu vakitte bile çok titizler maşaAllah, çok güzel izliyorlar. Dabbetül arz şeklinde geçiyor, çok güzeldir Kuran’ın orjinal açıklaması. Yer hayvanı, yerden çıkan bir hayvan Dabbetül arz. Dabbe, debib, debelenen yani mesela elmanın içinde çürümenin gelişmesi için de o kelime kullanılıyor. Yani çürümenin gelişmesi. Mesela tank içinde askeri tank ona da mesela aynı şekilde o kelime kullanılabiliyor. Dabbe kelimesinin de kökenine baktığımızda aynı anlamları vermesi, mesela içkinin, alkolün vücutta dağılması için de aynı kelime kullanılıyor. Debib, Dabbe, Dabbabe bu kelimeler kullanılıyor. Dolayısıyla o yönü ile de mutabık. Yani mesela tren için de, yahut hareketli herhangi bir cisim için de yani debelenin, hareket eden bir şey için de. Bilgisayarda hareketli bir cisim yani görüntü hareketliliği var. Yani elmanın içinde bir çürüme nasıl bir hareket meydana getiriyorsa, vücudunun içindeki bir alkol nasıl bir hareket meydana getiriyorsa, oradaki küçük küçük görüntüler de bir hareket meydana getiriyor. Sabit değil ekran değil mi? Sürekli görüntüler değişiyor bir debib yani debelenme var, hareketlenme var. Bir oynama var yani hareketlerde bir oynama var, buna dikkat çekilmiş oluyor. O yönüyle de mutabık inşaAllah. Ahir zaman’da çıkması, Mehdi zamanında çıkması da çok manidar.
Evet bugünlük bu kadarla bitirelim.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...