SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra tekrardan birlikteyiz sevgili izleyenler, Sayın Adnan Oktar ile. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk.
SUNUCU 1:Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR:Allah razı olsun. Sizler nasılsınız?
SUNUCU 1:Hamdolsun bizler de çok iyiyiz.
ADNAN OKTAR:Benim ıhlamurum bayağı gösterişli bir fincanla bana sunuldu. Bu fincanı şu anda yaratan kim? Allah yarattı değil mi? Bak ıhlamuru da Allah o bardağın içerisine döküyor. Bizleri, benim kolumu vesile ediyor. Böylece benim aklımın ihtiyarı kalkmamış oluyor, çok makul görüyorum. Ama Cennette böyle değil. Cennette kalkar böyle aklından geçirirsin, nasıl insanın aklından geçirdiğinde bu dökülüyor ya; gelir böyle dökülür o. Hatta fincanda kalkar böyle gelir konuşur seninle şuurlu olarak. Yudum yudum sana böyle, çocuğu böyle annesi yediriyor içiriyor; onun gibi sana güzelce içirir gelir, gider yerine oturur. İnşaAllah. İstersen direkt kendinden dolar. Çünkü sebebin kalkması çok önemlidir. Aklın ihtiyarı kalktıktan sonra hepsi makul. Ama aklın ihtiyarı kalkmadan önce imtihan olmuş oluyoruz. O zaman işte egoistliğin kapısı da açık oluyor, bencilliğin kapısı da açık oluyor. Her türlü duygunun kapısı açık oluyor. Biz de orada ne yapıyoruz? İrademizi kullanıyoruz. Zorla egoistliği kırıyoruz, bencilliği kırıyoruz, hırsımızı kırıyoruz. Affetmemezlik etmiyoruz inşaAllah. Değil mi? Affediyoruz. Hayır diliyoruz karşımızdaki insanlara, intikam almıyoruz. Öfke gelse de yatıştırıyoruz öfkemizi. Mesela böyle acz içinde olan bir varlığın öfke duyması da çok hayret verici. Çünkü ölüme doğru giden bir insan, öfke duyacak gücü olmaması lazım. İntikam alacak gücünün olmaması lazım. Öfke duyacak, intikam alacak güçte oluyor. Bu da Allah’ın varlığının delilidir. Yani bu kadar aciz bir varlığın kin ve öfkeyi barındırması. Normalde işinde gücünde olması gerekir gibi görünüyor. Ama öfkeye de yatkın oluyor insanın ruhu. İnsandaki bu gadap hislerin tamamı da ayrıca yine bir mucizedir. Akılcı düşünüldüğünde bunlar da hayret verecek olaylardır.
SUNUCU 1:“Değerli Hocam, büyük Mehdi (a.s.) olmanın şartları nelerdir?” Yaman Has, İstanbul’dan soruyor.
ADNAN OKTAR:Büyük Mehdi olmanın şartlarını, Bediüzzaman’a sormak lazım. Bediüzzaman’a nasıl soracağız? Risale-i Nur Külliyatı’nı açacağız, “Üstad’ım, siz bu konuda ne demiştiniz?” diyeceğiz. Üstad bize, Risale-i Nur’dan kalbimizdeki bir ses şeklinde bize cevap verir. Açtın mı orada yazı da görürüz. Ne diyor Bediüzzaman? “Sabık Mehdiler, diğer eski Mehdilerin özellikleri şudur: ya siyaset aleminde, ya diyanet aleminde, ya saltanat aleminde gelmişlerdir” diyor. Bir yönde gelmişlerdir. Mesela Bediüzzaman; “ben diyanet yönünden geldim” diyor. Bir başkası mesela Kanuni Sultan Süleyman, farz edelim saltanat yönünde geliyor. Mehdiyi Abbasi siyaset yönünde geliyor. İmamı Rabbani diyanet yönünde, Abdulkadir Geylani diyanet yönünde. Fakat bunların her biri ayrı ayrı bir yönde geliyorlar. Ve “bir cihette” diyor Bediüzzaman. “Bir yönde ve bir cihette.” Mehdi (a.s.) ise diyor, bunların tamamını; yani “hem diyanet, hem saltanat, hem siyaseti toptan aynı kişinin yapması konumunda o büyük Mehdi olur” diyor. Yani hem diyaneti yapması lazım, hem saltanatı, hem siyaseti. Eğer yine aynı sadece diyanet yönünde gelirse, Bediüzzaman gibi herhangi bir Mehdi olur. Yahut Abdulkadir Geylani gibi bir Mehdi’lerden bir Mehdi olmuş olur. Eğer sadece siyanet yönüyle gelirse, sadece siyasetle ilgilenen bir Mehdi konumundaysa, Mehdiyi Abbasi gibi sadece siyaset yönüyle bir Mehdi olmuş olur. Veyahut saltanat yönüyle gelirse de, sadece saltanat yönüyle eskiden gelen Mehdiler gibi bir Mehdi olur. Ve büyük Mehdi (a.s) olması mümkün değil o zaman. Büyük Mehdi olmanın şartını Bediüzzaman, “üçünü de aynı şahsın yapması durumunda olur” diyor Bediüzzaman. Yani bazı kardeşlerimiz diyorlar ki: işte gelecek Mehdi üç parçalıdır, üç kişiden oluşacaktır. Biri diyanet Mehdi’sidir, biri saltanat Mehdi’sidir, biri siyaset Mehdi’sidir Bediüzzaman’dan sonra. Zaten o zaman Bediüzzaman’ın dediği yine oluşmamış oluyor. Yine onlar diğer Mehdi’ler konumuna gelmiş oluyorlar. Çünkü üçünü bir arada yapmış olmuyorlar. “Üçünü bir arada yapan büyük Mehdi’dir” diyor Bediüzzaman. Ayrı ayrı yapınca yine devamı, yani eski Mehdilerin devamı olmuş olurlar. Arada bir fark olmamış olur. Halbuki burada bir olağanüstülük var. Bediüzzaman, “hiç tarihte böyle bir şey olmadı, ilk defa olacak. Hem diyanet, hem saltanat, hem siyaset aleminde Mehdilik yapma görevi ilk defa olacak” diyor. Mehdi (a.s.)’de toplanacak, şahsında. Şahsında, talebelerinde ve onlardan meydana gelen şahs-ı manevide. Kardeşlerimizde diyorlar ki bir kısmı da, yani üç ayrı görüş var. Şimdi onların video filmlerini koyacağım. Herhalde bugün zannediyorum sitemize koyacağız. Üç ayrı Nur talebesi ağabeyin, üç ayrı açıklama şekli bu konularda. Üç ayrı ekolün. Hepsi birbirinden ayrı bu konularda. Bu benim anlattığım ekollerden bir tanesi.
Evet, küçük bir tane sevimli bir şey uçuyor şu an. Mesela mucize bunun uçması, saniyede 500 kere falan kanat çırpıyor bu kerata. Değil mi? Bazı saf Darwinistler de işte kertenkelelerin bunları kovalarken veyahut ona benzer iguana türü varlıkların bunları kovalarken, kanatlandığını söylüyorlar. Sinek kovalarken kanatlanıyormuş. Benim küçük kedilerim vardı sürekli kelebek falan kovalarlardı hiçbiri de kanatlanmıyor. Yani yıllardan beri hiçbir kedi de kanat alameti çıkmamıştır. Yüzyıllardan beri, binlerce yıldan beri hep kedi kedidir. Bilmiyorum kanatlı kedi siz hiç gördünüz mü?
İkinci açıklamada da kardeşlerimiz, bir dabbe şeklinde açıklamış bir kardeşimiz. Onu ilk defa görüyorum. “Bir insanın ruhuna iki ruh daha girecek” diyor. Yani Mehdi (a.s.)’ı reddetmek için akıl almaz olaylara girdiler artık yani. Bu Mehdi (a.s.)’ın çıktığının net alametidir. Yani bu panik, bu kadar mantıksız izahlar ve akıl almaz izahlar Mehdi (a.s.)’ın çıktığının apaçık delillerinden bir tanesi. “Mehdi (a.s.) da , Hz. İsa (a.s.) da ölmüştür, vefat etmiştir. Fakat onun ikisinin ruhu dabbetül arz denilen bir insanın ruhuna girmiştir” diyor. Tabii muhtemelen de kendisini kastediyor. “Böylece Mehdi (a.s.) da , Hz. İsa (a.s.) da zuhur etmiş oluyor” diyor. Nerede diyorsun? İşte bu Dabbet-ül Arz da bu olduğuna göre diyorlar. “Bunun ruhunda şu an zuhur etti” diyorlar. Bunu anlatan kendi inanmaz. Mantık da yok zaten. İnanmakta anladığım kadarıyla zorlanıyorlar. “Şahs-ı manevi diyenler” ayrı biliyorsunuz. Bir kısmı da Bediüzzaman Mehdi idi, şimdi onun arkasından gelecek talebesi siyaset aleminde Mehdilik yapacak. Ama o Bediüzzaman’a geçecek, onun yaptığı siyaset yönündeki Mehdilik görevi Bediüzzaman’a geçeceği için, Bediüzzaman aynı zamanda siyaset Mehdi’si olmuş olacak. Saltanat yönünde de bir Mehdi çıkacak. Onun yaptığı icraatlar, uygulamalar da Bediüzzaman’a geçeceği için, manen onun kontrolüne geçeceği için; o da Bediüzzaman’a geçmesi durumunda, üç özelliği de Bediüzzaman’a geçtiği için büyük Mehdi olmuş olacak” diyorlar. Yani “sonraki kişilerin yaptıkları uygulamalar, parça parça, ayrı ayrı Bediüzzaman’a geçecek” diyorlar. “Ve böylece büyük Mehdi olmuş olacak” diyorlar. Yani bu da yine bir zorlama görüyorsunuz. Bir çaresizlik ve Mehdi (a.s.)’ın gelmesine karşı tedirginliğin ve bir nevi korkunun ortaya çıkarttığı ilginç fikirler. İlginç düşünceler. Peki o zaman, şöyle bir düşünce akla gelir. Bediüzzaman’ın Kadiri yönü de var mesela Kadiri tarikatına da mensuptur. Ve aynı zamanda Nakşi yönü de vardır Bediüzzaman’ın. Yani üstadı vardır Nakşi üstadı. Bediüzzaman Nakşi olduğuna göre, hem de Kadiri olduğuna göre; o zaman Abdulkadir Geylani’nin talebesi olmuş olduğuna göre Bediüzzaman, Abdulkadir Geylani esas Mehdi olmuş olur o zaman. Bediüzzaman onun diyanet yönünde görev yapan bir Mehdi’si olmuş oluyor. Ona bağlı bir Mehdi olmuş oluyor. Ondan sonra gelecek Mehdiler de yine Abdulkadir Geylani’ye bağlanacağı için, Bediüzzaman’ın talebesi olması cihetiyle, Bediüzzaman da Abdülkadir Geylani’nin talebesi olduğu için, dolayısıyla büyük Mehdi Abdülkadir Geylani olmuş oluyor. Yani bu tam bir açmaz. Böyle zorlamalara gerek yok. Son derece samimi olmak lazım. Gelecek Mehdi (a.s.) üç görevi de aynı anda yapacağı için büyük Mehdi (a.s.)’dir, Risale-i Nur Külliyatı’nda bu çok açıktır. Tabii çok fazla teviller var. Anlatsak sabaha kadar devam eder. En güzeli Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’da anlattığı açıklamayı düz kabul etmektir. Dümdüz. Yani ona yeniden batıni tefsir yapıldığında anlam tamamen kaybolur, bambaşka bir şekle gelir. Yani Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili anlattığı konularda batıni tefsir yapmaya kalkılırsa, yani onları müteşabih hükmünde kabul edilirse, Bediüzzaman’ın bütün açıklamaları müteşabih hükmünde kabul edilirse o zaman bütün anlattıklarına uygulanır. O zaman Risale-i Nur Külliyatı ortadan kalkar. O zaman batın tefsircilerinin eline geçer Risale-i Nur Külliyatı ve gerçek anlam diye bir konu kalmaz. Mesela Bediüzzaman farzedelim, “Ahir Zamandan kastı, bir saat sonrasını kastetmiştir” der adam. Yani “bundan sonraki dönem diye kastettiği kendisinden bir saat sonrayı kastetmiştir” der. Yahut “Mehdi (a.s.)’dan kastı insanların hidayet bulmasıdır, dolayısıyla Mehdi (a.s) diye bir kişi yoktur” diyebilir. Akıl almaz teviller olabilir, nitekim yapıyorlar da. Yani tevilin müteşabih görünmesi konusunda, yani Said Nursi’nin izahlarını o şekilde düşündüğünde tevilin girmeyeceği bir konu yok. En güzeli dediğim tarzda açık, düz anlamın üzerinde durmak. Mesela “ben buraya geldim” denildiğinde, “ben buraya geldim” olarak alınması lazım. Çünkü zaten müteşabih hadisi açıklamış Bediüzzaman. Müteşabih hadisi açıklayan alimin açıklaması bir daha müteşabih kabul edilip yeniden şerh edilirse, bu olmaz. “Ben zaten müteşabih hadisi açıkladım” diyor. Yani “kapalı olan, müteşabih olan, kapalı olan hadisi açıkladım” diyor. Müteşabihin müteşabihi olmaz. O çünkü açık, muhkem olarak izah etmiş. Ama yok “biz yaparız, müteşabihin, müteşabihini açıklarız” diyorlarsa diyebilirler. Ama Ahirette de Allah’ın karşısında da diyebileceklerse bunu desinler. Allah’ın karşısında bunu diyemeyeceklerse böyle bir konuya hiç girmemeleri lazım.
SUNUCU:İnşaAllah Hocam. “Herkese saygılar sunuyorum, selamün aleyküm. Hocamızdan bir konuda yardım almak istiyorum. Üniversite öğrencisiyim ve yurtta kalıyorum. Bir oda arkadaşım tam anlamıyla inançsız. Hiçbir şekilde İslam’ı veya herhangi bir dini kabul edip, inanmıyor. Bugüne kadar çok konuştuk ama bir türlü inanmasını sağlayamadık. Rasyonel düşünce saplantısı olduğu için Allah’ı gözleriyle görmeden inanmayacağını söylüyor. Bu arkadaşımızın nasıl inanan bir kul olmasını sağlayabiliriz?” Anıl.
ADNAN OKTAR: Anıl’a aleyküm selam. İman etmesi konusunda o anlatacağı konular imani konular yeterlidir. Allah’ın varlığını, birliğini anlatır. Darwinizmi anlatsın. Ama illa iman etmesini istiyorsa o zaten canı alınırken hem iman edecek, yani canı alındığı anda da iman edecek, Ahirette de iman edecek, yani Allah’ın var olduğunu görecek, anlayacak. Gerçi geç olmuş olacak ama anlamış olacak. İlla anlamasını istiyorsa, anlayacak. Yani o konuda hırs yapmamak lazım, Allah’a bırakmak lazım. Eğer kaderinde yoksa bir insanın zaten iman edemez. Allah öyle yaratmadıysa olmaz. Hidayet vermesi lazım Allah’ın.
SUNUCU: “Pek değerli büyüğüm, kıymetli Hocam. Bir Müslüman’ın temizliği nasıl olmalıdır? Detaylı anlatır mısınız? Bazen kardeşlerimizi uyarıyorum. Ama abarttığımı düşünenler oluyor ve dinlemiyorlar. Nurlu ellerinizden öperim.” Tufan.
ADNAN OKTAR: Temizlik. Yani şimdi çok kapsamlı bir soru. Tabii beden temizliğine dikkat edecekler. Bir de çevre temizliğine. Müslümanların evi temiz olacak. Çok bakımlı olacak yani içi açılacak baktın mı. Düzgün, karmakarışık olmayacak. Döküntü olmayacak. Vardır ya bazı tipler, pijaması bir yanda olur, bilmem neyi bir yanda olur. Evin içinde böyle bir kedi boğuşması olmuş gibi olur böyle. Öyle olmaz. Yani Müslüman’ın ruhu düzgünlüğe göre yaratılmıştır. Çünkü Cennet düzgündür. Bizim ruhumuz da hep böyle estetik, güzellik, simetrik güzellik eğilimi, özlemi vardır. Mesela bakın burada bir akvaryum varsa öbür tarafta da bir akvaryum var. O bizim hoşumuza gider. Tek akvaryum olsa o kadar rahat etmeyebilirdik. Ama öbür tarafta da olunca daha rahat ediyoruz. Yani her şeyin böyle çift olması, simetrik olmasına karşı ruhumuzda bir eğilim vardır. Bir zevk vardır, hoşumuza gider. Altın orana karşı içimizde bir eğilim vardır. Altın oranla olmasını isteriz. Onun için etrafımız düzgün olacak. Temizlik, insan aklı oranında temiz olur. Akıllı bir insan zaten kirli olmaktan kendi rahatsız olur. Temiz olmak nimettir, kalitedir, Cennette her şey çok temizdir. Cennette hiç kirlenme olmuyor. Mesela masa kirlenmez, el kirlenmez, tabak kirlenmez, yani hiçbir şekilde kirlenme yok. Caddeler kirlenmez, Cennet sokakları kirlenmez. Hayvanlar, canlılar, insanlar, hiçbir şey kirlenmiyor. Yani toz da yoktur Cennette. Toz da olmadığı için, milyonlarca, milyarlarca sene geçse tek bir tane toz oluşmaz herhangi bir şeyin üzerinde. Milyarlarca sene insan yıkanmasa aynı temizliğindedir, böyle pırıl pırıl, nur gibidir. En ufak bir ihtiyaç olmaz. Ama dünyada Allah özel yaratmıştır, sürekli kirin gelişeceği şekilde yaratmıştır. Aczi yaratmıştır. Sık sık yıkanma mecburiyeti meydana getirmiştir. Aynı şekilde onu canlılara da vermiştir. Mesela kediler sürekli temizlenirler. Değil mi? Patilerini yalar, yüzüne sürer, her tarafını yalar, temizler. Yani boş anlarında temizlikle uğraşırlar. Müslüman da öyle olacak inşaAllah.
SUNUCU: “Hocam selamun aleyküm. Bir sohbetinizde ‘sıkıntı ve zorluklara sabrın, rahmetin ve ikramların aratacağına işarettir, bu imtihanın sırrıdır’ dediniz. Hocam biraz bahsetseniz. Çünkü bu sırrı keşfedemediğimiz için vesveseler, gelecek endişesi ve korkularla uğraşmak zorunda kalıyoruz. Anladığım kadarıyla bu sır ömrün hakikatini ve kıymetini idrak etmekte, ruhun Allah’ı bilme, sevme ve hakkıyla koruma neşesine ulaşmasına yegane kapı. Doğrusunu Allah bilir.” Fatima Zehra Hay, Afyon’dan soruyor.
ADNAN OKTAR: Fatima Zehra Hay, çok güzel bir isim maşaAllah. Evet, maşaAllah, kardeşimiz demek ki derin düşünüyor, derin düşündüğü için de bu sır dikkatini çekmiş. Bütün sır zaten bu konunun içindedir. Yani imtihanın sırrı bu konunun içindedir. “Sıkıntı ve zorluklar, hastalıklar, bunlara karşı sabır,” imtihanın ana zemini budur zaten. Bununla imtihan oluyor insanlar. Buna dayanamadığı için dinde taviz verirler. Bunun sırrını anlayan da dinde asla taviz vermez. İslam’ı titizlikle, Kuran’ı titizlikle yaşar. Bu sırrı herkes kendi araştıracak, kendi bulacak. Yani her insanın ayrı ayrı derinliği olması lazım. Yani bilgiyi dışarıdan hazır almış olsa bile, kendinin özel düşünmesi, derinlik alması gereken bir durum vardır. Kendi tetkik edecek, kendi araştıracak, kendi aklını kullanacak, ondan sonra ona derin iman verilir, derin akıl verilir. Ondan sonra Allah ona hidayet verir. Yoksa hazır bilgiyle, düz bilgiyle kendi kafasını kullanmadan iman gelişmez insanda. Yani Allah’a bağlılığı güçlenmez. Yoksa sürekli anlatırsın, Kuran da okur şahıs, etkilenmez. Etkilenecekse zaten Kuran yeterli. Ama etkilenmiyor birçok insan. Çünkü aklını kullanmıyor, aklını kullanması lazım. Tek tek aklına takılan konuları, pozitif bakarak, Allah rızası için samimi değerlendirip, derinlik alarak yaşaması lazım. Nasıl kendi çıkarları olduğunda insanlar ince ince düşünüyorlar, ince ince planlar yapıyorlar, değil mi? Kurt gibi oluyorlar. Ama din konusunda ince düşünmekten, derin düşünmekten kaçınıyorlar. Kendi menfaatinin çok üstündedir Kuran’a uymaları.
SUNUCU:Başka bir soru inşaAllah. “Esselamu aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU:“Mehdi (a.s.)’ın ömrünün son döneminde on, on iki sene Kudüs’te bulunacağı ve burada vefat edeceği söyleniyor. Doğru mudur? Selam ve sevgilerimle, İdil.”
ADNAN OKTAR:Kudüs, Mehdi (a.s.)’ın gideceği yerlerden bir tanesi. Mehdi (a.s.)’ın nerede vefat edeceği belli değil. Fakat hadislerde Kudüs diye geçiyorsa, kardeşimiz öyle bir hadise rastladıysa mümkün ama ben şu ana kadar duymadım, dikkatimi çekmedi. Fakat kendi vasıtasındayken feceten, ani bir ölümle öleceğini biliyorum. Buna ait bir hadis var ama Kudüs o kadar dikkatimi çekmemişti, bir daha bakayım.
SUNUCU:“Adım Özlem. Sayın Hocam, kişiliğinizi çok beğeniyorum. Yumuşak huylu ve çok sevecen bir insan olduğunu belirtmeliyim. Çok etraflı araştırmalarınıza ve ufkunuzun genişliğine binaen size sormak istediğim sorularımı cevaplarsanız memnun olurum. Mehdi (a.s.) zamanında insanlarda iç huzurun en doruklarda olacağına dair hadisler var. Acaba Mehdi (a.s.) zuhur etmeden de onu tanıyanlar, onun manevi irşadıyla kemale erebilirler mi? O, önceden de herkesin bildiği biri olacak mı?”
ADNAN OKTAR:Evet, sevecenim doğru, mülayim huyluyum o da doğru. “Acaba Mehdi (a.s.) zuhur etmeden de onu tanıyanlar.” Mehdi (a.s.)’ın yanında olur, münafık olur. Mehdi (a.s.)’a düşman olur, çok hadis var bu konuda. Yani Mehdi (a.s.)’ın varlığı yeterli değildir. Vicdanın olması, Allah’ın ona hidayet vermesi gerekir kişiye, yani güzel huylu olmasıdır. Mehdi (a.s.)’ın çok fazla düşmanı olacaktır, çok fazla münafık ona karşı kin duyacaktır. Kendi cemaatinden, kendi topluluğundan ona münafık olarak karşı koyan gruplar çıkacaktır, hadislerde bu belirtilmiştir. Dolayısıyla, Mehdi (a.s.)’ın yanında olmak, hidayet bulmak için yeterli bir şey değil ama Cehennemini genişletir, o ayrı. Kafir huyluysa, münafık huyluysa, Cehennemine vesile olur Mehdi (a.s.). Eğer hadi huyluysa onun Cennetine vesile olur, inşaAllah.
SUNUCU:“Hocam, sizin röportajlarınızı her gece heyecanla bekliyoruz. Sohbetleriniz o kadar samimi ki her gece bize sohbet etmek için misafirliğe gelmişsiniz gibi hissediyorum. Benim sorum Hz. Hızır (a.s.)’la ilgili. Daha önce izlediğim röportajlarınızda Hz. Hızır (a.s.)’ın yöntemlerinin, peygamberlerden farklı olduğunu söylemiştiniz. Masonların, bu yönünü bildikleri için ondan çok korktuklarını söylemiştiniz. Hz. Hızır (a.s.) hangi yönleriyle farklı? Masonlar, Hz. Hızır (a.s.)’la iletişim halinde mi?” Gözde, İstanbul.
ADNAN OKTAR:Hz. Hızır (a.s.), masonları kullanır, haberi olmaz onların. Onları istediği şekilde yönlendirir, istediği hizmetleri yaptırır fakat onlar onun farkına varmazlar. Hızır (a.s.)’ın özelliğidir. Mesela bir grubun içerisine girer, onları yönlendirir, farkına varmazlar. Mesela iddia edilen Ergenekon örgütünün içerisinde de Hızır (a.s.) görev aldı, farkına varmadılar. Tabii onları kullandı ve ezmesi gerektiği zamanda da ezdi. Yani Hızır (a.s.)’ın vasfıdır bu.
SUNUCU:“Sevgili Adnan Hocam, Geylani Hazretleri ‘Futuh'ul Gayb’ adlı eserinde nefis hakkında; ‘muhalefet kılıcı ile nefsini her öldürdükçe Allah onu yeniden diriltir. Dirilince yine senden birçok şeyler istemeye başlar. Nefis ölmez, sen sağ oldukça o da olur. Yalnız o ıslah olur. İşte sen onu ıslah etmeye çalışacaksın ve bu yolda sana mükafat verilecek’ diyor. Hocam, gerçek mücadele önce kişinin kendi nefsinde başlar diyebilir miyiz? Nefsimizin tamamen mutmain hale gelmesi bu dünyada mümkün müdür?” Adıyaman, Osman Balcı.
ADNAN OKTAR:Aslında nefsi ezmek, hiza etmek son derece kolaydır. Ölümü bilen bir adam, dünyanın sonu olduğunu bilen bir adam, aczin ne olduğunu bilen bir insanın nefsinin kölesi olması çok akılsızca bir hareket. Nefis bizi zaten ehemmiyetli, hakikaten etkileyecek bir şeylere çekmiyor ki. Dünyada ne var yani bizi çekeceği? Ne yapabilir? Gayri meşru şeyle yani mesela içkiye çekebilir, içkide bir zevk yok ki, bir güzellik yok ki. Zinaya çekebilir, zinada insan tiksinir zaten, iğrenti gelir, ondan da bir zevk alamaz. Ne bileyim, öfkeye çeker, başımızı belaya sokar öfke ve hasta yapar bizi, rahatsız eder. Ondan da bir zevk alamayız. Yani çektiği şeyler nefsin, zaten kötü şeyler, çok rahatsız edici şeyler. Nefsi ezmek sanki güçmüş gibi görünüyor ama nefsi ezmek bilakis insan için nimettir, kolaylıktır. İnsanı rahata sevk eder nefsi ezmek. Beladan kurtulmuş oluyorsun, sıkıntıdan, rahatsızlıktan kurtulmuş oluyorsun, nefisten kurtulursan. “Ben nefsime uyuyorum” demek, “şuurum kapalı” anlamına gelir. Çok garip bir durum, bir makullüğü yoktur. Adam nefsine uymuş diyorsak kendi zararına bir hareket demektir bu. Kendine zarar verir, yani kafasını duvara vurmak gibi, kendini yaralamak gibi, kendine acı çektirmektir. Nefsi kontrol altına alan adam zaten asıl nefsine uygun o zaman yaşamış olur. Mesela helaliyle, gayri meşru ilişkiye girmez de helaliyle yaklaşırsa, bu onun için bir nimet olur, çok güzellik olur. Yalan söylemezse içi açılır, vicdanı açılır. Affederse kafası dinç olur, sıkıntısı gider. Uyuşturucu kullanmazsa, alkol kullanmazsa sıhhatli, sağlıklı olur, daha zinde olur. Bu nefsinin lehine olan bir şey. Aksi nefsin aleyhinedir. Mesela kumar oynar, çok asap bozucudur kumar yani müthiş kızdırıcıdır. Çoğu sinir hastası olur kumar oynayanların ve hep kayıp meydana gelir, yıkıcıdır etkisi. Yapmayan rahat eder, daha güzel hayat yaşar, bereketli olur hayatı.
SUNUCU:“Selam Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU:“Kuran’da okuduğum bazı ayetlerde iyilik yapmanın, bizim anladığımız iyilik yapmak anlamında değil mi acaba diye düşünmeye başladım. Örneğin, Bakara Suresi 177. ayette ve Al-i İmran Suresi 92. ayetinde iyilik kelimesi geçmektedir. Buradaki iyiliği bizlere açıklayabilir misiniz?” Sinem Özkaya, Ankara.
ADNAN OKTAR:İyilik, Kuran’a tam uymaktır. Ben, mesela ayete bakmadan anlıyorum. Ayete bakmadan yani Kuran’ın bütününü bildiğim için inşaAllah. Mesela iyi bir insan dedin mi benim aklıma, Kuran’a uyan insandır. Kuran’ın bütününe uyan insan iyi insandır. Akıllı insan dediğimizde de yine Kuran’a uyan insan aklımıza gelir. Mesela birisini incitmemek, üzmemek, kızdırmamak, yardımcı olmak, şefkat, merhamet, iyilik, dürüstlük, yalan söylememek, helale, harama dikkat etmek, bunlar hep iyiliktir. Pozitif düşünmek, hayra yormak yani hin olmamak. Mesela hinlik, uyanıklık gibi görünür ama hin adam böyle köpek gibi huzursuz yaşar. Sürekli acı içinde, gerilimli. Yani köpek nasıl huzursuz yaşıyor hayvan, kurt değil mi, dağda çok huzursuzdur kurt. Hindir kurt ama hep huzursuz yaşar. Ama hüsnü niyet sahibi olsa insan, samimi olsa çok huzurlu, güzel yaşar. Her şeye hayır gözüyle baksa içi rahatlar. Dolayısıyla iyilik dediğimizde, Kuran’a tam uymayı akla getireceğiz inşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah, Hocam ben de bir soru sormak istiyorum izninizle. Başkası adına yapacağımız iyilikler bize Allah rızasının kapısını nasıl açar Hocam?
ADNAN OKTAR:Bir örnek verirsen.
SUNUCU:İnşaAllah. Yani başkası adına yapacağımız iyilikler. Herhangi bir insan için. En önemli iyiliklerden mesela Hocam.
ADNAN OKTAR:Birisine nasıl bir iyilik yapabiliriz?
SUNUCU:Evet.
ADNAN OKTAR:Bir insana en güzel iyilik onun hidayetine vesile olmaktır. Çünkü ona hakikaten Allah’ı sevdirirsen üzerinden milyonlarca ton yükü kaldırmış olursun. Yani insanları pestil gibi ezer imansızlık, çok acı veren, müthiş ızdırap veren, insanın ruhunu yakan, bünyesini bozan, aklını bozan, acı çektiren en büyük beladır. Yani bunun üzerine bela yoktur, imansızlık. İmanına vesile olursan da ona en büyük nimeti sunarsın. Adamın her günü bayramdır, her günü düğündür. Yani ona dünyaları versen o kadar mutlu olmaz. Çünkü imansızlara dünyayı versen de mutlu olmuyor, olmaz. Dünya onun başına bela olur. Acı çeker dünyadan ama imanlıdan sen dünyanın tamamını alsan bile çok mutlu olur. Çünkü Allah’ın varlığı sonsuz olduğunu bildiği için sonsuz büyük olan Allah’a teslim olmuş oluyor. Onun her türlü güzelliği onun karşısına gelecek demektir o zaman. Allah’ın hayrı, bereketi, bütün nimetleri, güzellikleri onun karşısına gelmesi umulur artık ondan sonra umulur inşaAllah. Yani, Cenneti umabilir ondan sonra inşaAllah. Ama biraz daha “iman etmiş bir insana” diyorsan, “iman etmiş bir insana nasıl iyilik yapılır?” diyorsan, en güzel iyilik sevgidir. İman eden, Kuran’ı yaşayan, İslam’ı yaşayan bir insana en güzel gösterilecek nimet sevgidir, şefkattir. İnsan en çok sevgiden mutlu olur, şefkatten mutlu olur. Onun üstüne başka bir şey yoktur. En çok zevk aldığı konu odur, sevgi. Evet, devam edelim.
SUNUCU 1: “Hocam, Nisan ayının başında yapılan İran Ulusal Nükleer Günü’nde, Ahmedinejad konuşmasını Allah’ın Mehdi (a.s.)’ın gelişini hızlandırmasını istediği duasıyla açtı. 2007 yılında New York’ta yapılan toplantısındaki açılış konuşmasında da aynı duasını tekrar etmişti. Değerli Hocam, Ahmedinejad, Mehdi (a.s.)’ın alametlerinin çoğunun gerçekleştiğini fark ettiği için mi bu konuyu sıkça gündeme getiriyor?” Zeynep.
ADNAN OKTAR: Allah söyletiyor. Daha önce hiç duyulmamış bir durum. İran’da binlerce yıldan beri ilk defa Mehdi (a.s.)’ın geldiği iddia ediliyor. Daha önce böyle bir şey söylenmiyordu. Demek ki bir harika durum var. Bunu da Mehdi (a.s.)’ın çıktığının apaçık bir alameti olarak görebiliriz.
ADNAN OKTAR: Tamam, biraz ara verelim. Sonra yine devam ederiz.
SUNUCU 1: İnşaAllah.
Kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız.
Tekrar birlikteyiz inşaAllah sevgili izleyenler. Altuğ Berker aramıza katıldılar. Hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER: Teşekkür ederim, sağolun.
ADNAN OKTAR: Altuğ Berker Hocam, eski Nur talebelerindendir.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Ama yeni Nur talebesi inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR: Sungur Ağabey’in yetiştirdiği bir genç, değil mi? Sürekli geliyordu Sungur Ağabey size.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, tabii ilk sizden biz tanıdık Risale-i Nur’ları. Ondan sonra siz Medrese-i Yusufiye’deyken o her hafta en az iki defa derse geliyordu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah rızası için size faydalı oldu. Allah ondan dünyada da, Ahirette de kat kat razı olsun inşaAllah.
Melisa, Hollanda’da Müslümanların durumu nasıl? Bana biraz anlat. Sen oralardan geliyorsun.
SUNUCU 2: Nasıl anlatabilirim? Benim Türk arkadaşlarım çok yok. Onun için çok bilmiyorum. Ama var, bizim Türkiye’nin köylerinden gelmiş Türklerimiz çok var Hollanda’da. Müslümanlar Kuran’a uyuyorlar, onları biliyorum. O kadarını biliyorum. Ama başka hiç bilmiyorum.
ADNAN OKTAR: Camiler nasıl? Var değil mi Hollanda’da?
SUNUCU 2: Var, bayağı var.
ADNAN OKTAR:Bayram namazlarına, Cuma namazlarına gidiyorlar?
SUNUCU 2:Gidiliyor, evet.
ADNAN OKTAR: Evet, iyi, çok güzel, inşaAllah. Nasıl Müslümanlar, birbirlerini koruyup kolluyorlar mı yoksa öyle ayrı ayrı gruplar mı var?
SUNUCU 2: Ayrı ayrı gruplar var maalesef. Yani, herkes kendine göre hareket ediyor orada. Büyük bir grup oluşması falan yok, Müslümanız biz yani. Hepsi beraber takılmıyor. Hepsi bir grup şeklinde takılıyor öyle.
ADNAN OKTAR: Hangi yabancı dilleri biliyorsun?
SUNUCU 2:Flemenkçe biliyorum, İngilizce ve Almanca.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, ne güzel, ne güzel. Müslümanların böyle ayrı ayrı mı olması güzel yoksa birleşmeleri, tek vücut halinde olmaları mı güzel?
SUNUCU 2:Bilmiyorum. Ben öyle alışmışım. Herkes bir grup halinde yaşıyor, takılıyor, istediğini yapıyor. Yani büyük bir grup halinde de iyi olabilir. Bilmiyorum işte.
ADNAN OKTAR: Ama birlikte fayda var, değil mi?
SUNUCU 2:Fayda var.
ADNAN OKTAR:Mesela Türkiye birlik, bütünlük halinde. Bu bir güç kazandırıyor. Parçalara ayrılsa felaket getirir, değil mi? Bölünme felakettir. Birlik, beraberlik güçtür. Müslümanlar parçalanınca eziliyorlar. Bak, mesela Irak’ı Amerika işgal edemezdi, Müslümanlar birlik olsaydı, tahayyül dahi edemezdi. Afganistan’ı işgal edemezdi. Neden? Müslümanlar parçalanmış olduğu için bunlar oluyor ve orada çok fazla Müslüman kanı aktı biliyorsunuz. Halen de devam ediyor. Mesela dün de baktım, haber arasında geçmiş, küçücük, üç camii bombalanmış, birçok yerde bombalar patlamış, çok fazla sayıda Müslüman şehit olmuş. Çok sıradan haber, yani camii bombalanmasını havai fişek gösterisi gibi görüyorlar, sıradan bir konu artık. Camiler yıkılıyor. Bir de direk cami hedeflenmeye başladı şu an. Bu Müslümanların bölünmüş olmasından ve Mehdi (a.s.)’ın olmamasından. Daha hala bak, Mehdi (a.s.) beklentisi içinde olan bir kısım Müslümanlar bile 3-5 tane Mehdi (a.s.) arayışı içindeler. Yani yine “İslam Birliği olmasın” diyorlar. “Ayrı ayrı liderlikler olsun”, yani ayrı ayrı dükalık gibi, bir ayrı orada, bir ayrı orada, bir ayrı orada. İslam tarihinde, 1400 sene içerisinde böyle bir şey yok. Her zaman Müslümanların bir tane lideri olur. Allah’ın Adetullahı o. Biz Kuran’da da bunu görüyoruz. Tek lider etrafında toplanmışlar. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında tek lider Peygamberimiz (s.a.v.)’di. Hz. Süleyman (a.s.) zamanında tek lider Hz. Süleyman (a.s.)’dı . Birçok lider çıkmıyordu. Tek merkezden hareket vardı. O yüzden de büyük bereket vardı. Bolluk ve güzellik oluyordu. Bölünme oldu mu fitne gelir, acı ve azap gelir. Mehdi (a.s.)’ı reddetmek için bakın, ona da bir çare bulmuşlar. Ben diyorum ki, “Müslümanlar birleşmeyecek mi?” “Birleşecek tabii” diyor, “Müslümanların bir tane başı olmayacak mı?” diyorum. “Niye bir tane başı olsun ki” diyorlar, “ 7-8 tane de olabilir başı”. Yani Müslümanların 7-8 tane aynı anda başı olacakmış, tek bir lider etrafında değil de 7-8 tane lider etrafında, mesela Türkiye’nin 5 tane başbakanı var, düşünün. 5 tane de cumhurbaşkanı var. “Böyle olabilir. Niçin olmasın ki?” diyorlar. Mümkün mü böyle bir şey sence?
SUNUCU 2: Bence değil.
ADNAN OKTAR: Onlar “olabilir, neden olmasın?” diyorlar. Yani konu Mehdi (a.s.)’ı reddetmek değil mi? Bak, nerelere giriyorlar. Ne türlü anormallikleri göze alıyorlar.
Hollanda. Nasıl bir memleket Hollanda? Halkı nasıl oranın?
SUNUCU 2:Nasıl bir yer... Çok rahat bir yer, gelişmiş, rahat bir ülke. Herkes kendi kafasına göre takılıyor.
ADNAN OKTAR:İnsanları demokrat mı?
SUNUCU 2:Evet.
ADNAN OKTAR: Demokrat. Psikopatlık filan oluyor mu, dazlakları, şunu, bunu falan?
SUNUCU 2:Ben görmedim. Yani vardır ama görmedim.
ADNAN OKTAR: Asayiş berkemal yani. Normal mi asayiş?
SUNUCU 2: Evet.
ALTUĞ BERKER: Bir İslam Üniversitesi var Hocam.
ADNAN OKTAR: Hollanda’da?
ALTUĞ BERKER: Rotterdam’da.
SUNUCU 2:Olabilir, evet.
ALTUĞ BERKER:Rotterdam’da. Profesör Akgündüz var, tanıdığımız, sizi de ziyarete gelen. Hem Risale talebesi hem de Osmanlı uzmanı kendisi. Orada bir İslam Üniversitesi var.
ADNAN OKTAR: Akgündüz Hoca’da dehşetli ilim var, maşaAllah, derya, derya, derya. Acaba onun Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) konusundaki fikri nasıl? O da acaba şahs-ı manevi şeklinde mi açıklıyor.
ALTUĞ BERKER:Genelde Nur talebelerinde öyle bir ilim var.
ADNAN OKTAR: Şimdi üç ayrı görüşü internet sitesine koyuyorum, bakın, üç ayrı Hoca efendinin konuşmalarını. Herhalde yarından itibaren görecekler. Üçü de birbiriyle tamamen çelişik durumda. Ama Risale-i Nur’un anlattığı tek sade bir açıklama var, bir tane var. Bediüzzaman diyor, “Mehdi (a.s.), üç görevi birden yapacaktır. Büyük Mehdi (a.s.) olmasının sebebi budur” diyor. “Diğer Mehdiler, her biri tek bir görevi yapmışlardır” diyor. Ama kardeşlerimiz yine bunu akıllarına sığdıramadıkları için onlar da yine bölüyorlar. Diyorlar ki; “o üç görevi birden yine yapamaz” diyorlar, “Bediüzzaman ‘yapacak’ diyor ama” diyorlar, “Bediüzzaman yanlış söylüyor” diyorlar, “onun sözü doğru değil” diyorlar. “Biz doğrusunu söyleyelim. Üçe bölmek gerekiyor” diyorlar. Bir diyanet, biri saltanat, bir siyaset Mehdisi gerekir, üçe bölünmesi gerekir.” diyorlar. Hatta bir tanesinde Hoca efendiye soruyorlar çok müşkül durumda kalıyor. Bir türlü cevap veremiyor. “Hocam, bu üç ayrı Mehdi (a.s.) aynı yerden mi çıkacak?” diyor. “Tabii aynı yerden çıkacak” diyor. “Yok, ayrı ayrı yerlerden de çıkabilir” diyor. Bakın “aynı yerden de çıkabilir, ayrı ayrı yerlerden de çıkabilir” diyor. Ama bakamıyor da soran öğrencinin yüzüne de bakamıyor. Emin değil, emin değil derken, doğru olmadığını biliyor, açıkça biliyor, onu aklına sığıştıramıyor, ne yapacağını bilemeyecek durumda. İyice bunalmış durumda benim gördüğüm. Yani üç ayrı talebede olacakmış. “Bunlar Bediüzzaman’a bağlı olacaktır ama Bediüzzaman’dan daha alt seviyede olacaklar” diyor. “Çünkü ona bağlı kişiler” diyor. Hatta şöyle bir benzetme yapıyor; “Fatih’i yetiştiren Akşemsettin’di” diyor. “Fakat Akşemsettin daha büyüktür Fatih Sultan Mehmet’ten” diyor. “Onun için gelecek Mehdi (a.s.) Bediüzzaman’dan daha geri bir özellik gösterecektir” diyor. Ya kardeşim daha geride, daha ileride olmasını Allah’a bırakın siz, değil mi size ne? Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisine göre siz hareket edin. Burada bir panik ve tedirginlik olduğu için anlatmakta da bir hayli zorlanıyorlar. Hikmetsiz ve garip anlatımlar ortaya çıkıyor. Bakın “üç Mehdi aynı anda gelecek” diyor. Siyaset, diyanet ve saltanat Mehdisi, üçü. “Aynı yerde mi gelecekler?” diyor. “Evet aynı yerde gelecek”, bir şehirde hepsi bir yerde buluşacaklarmış, üçü birden. O zaman Bediüzzaman’ın dediği böylece oluşacaklarmış. Büyük Mehdi üç Mehdiden oluşacak diyor. Bu üç Mehdi’ye diyecekmişiz ki “büyük Mehdi (a.s.) sizsiniz”. Yani Bediüzzaman’ın anlattığı bu. “Eğer bir kişi bir görevi, sadece bir görevi yapıyorsa büyük Mehdi (a.s.) olamaz” diyor. Bunlarda “bir kişi bir görevi yapacaklar” diyor. O zamanda yine büyük Mehdi olamamış oluyor. “Büyük Mehdi olması için üç görevi de aynı anda bir kişinin yapması gerekiyor” diyor Bediüzzaman, çok net. “Yok, Bediüzzaman’ın söylediği makul değil. Adetullah kanunları var dünyada” diyorlar. Doğru Allah’ın Adetullah kanunları var, ama Bediüzzaman diyor ki “bu vukua layık ve çok makuldür, olmayacak bir şey değil bu çok makul” diyor. Onlarda diyor ki “bu makul değil olmaz” diyorlar. Bediüzzaman ”olur” diyor, onlar “olmaz” diyorlar. Bediüzzaman diyor ki “üç görevi bir kişi yapacak” diyor, “yok, o yanlış söylüyor biz doğrusunu biliyoruz” diyorlar. “Üç görevi ayrı ayrı üç kişi paylaşacaklar. Birbirinden habersiz üç tane Mehdi aynı anda gelecek” diyorlar. Dabbe’tül arzın içine girecek diyen de. Yani bu panik dünyada benim kanaatim görülmemiş olabilir. Yani İslam tarihinde görülmemiş olabilir. Kardeşimiz de yazmış burada şu, Selim Sabancı yazmış oku bakayım şunu Berker.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Selamun aleyküm çok saygıdeğer, sevgili Hocam. Bazı Nur cemaatlerinin risalelerde müjdelenmiş olan Hz. İsa Aleyhisselam ve Hz. Mehdi Aleyhi Rıdvan’ın hakkındaki hususları hiç saymaları ve ilgilenmemelerinin birkaç sebebi inşaAllah, lakin o konuları kendi sohbetlerinde istedikleri zaman o cemaatlerin büyüklerinin endişesi inşaAllah.” Biraz cümle de düşük Hocam soruda. “Acaba öğrencilerde Hz. Mehdi Aleyhi Rıdvan olacağını sanan birçoklarının çıkması korkusu olması olabilir Allah-u Alem. Yani o konuları isteseler birçok Risale talabesi o konulara takılıp kalacaklar diye korkuyorlar. O cemaatlerin liderlerinin bu konuyu işlememelerinin diğer sebebi fitne ortamından kaçınma da olabilir. Ayrıca birkaç tane olan Nur cemaatlerinin aralarında kendi ağabeylerinin birinin Hz. Mehdi Aleyhi Rıdvan olduğunu düşünmeleridir Allah-u Alem. Son olarak inşaAllah tüm bu tip Nur cemaatleri Hz. Mehdi (a.s.)’ın ve Risalelerin gerçek sahiplerini bildikleri fakat gururlarından dolayı tüm Ahir Zaman şahısları hakkında Risaleleri hiçe sayıyorlar. Çünkü mübarek Said Nursi Hazretleri’nin Risalelerini bu şahıslar senelerdir okuyor, okutturuyorlar. Bunca emekten sonra onlar dışarıdan birinin Risaleleri sahiplenmesini nefsen istemiyor olabilirler Allah-u Alem.”
ADNAN OKTAR: Benim dikkatimi çekti analizleri güzel, şey değil.
ALTUĞ BERKER: Evet doğru.
ADNAN OKTAR: Yani mantıklı buldum onun için okuttum, demin dikkatimi çekti. Bu kadar mı?
ALTUĞ BERKER: Evet Selim Sabancı kardeşimiz bu kadar yazmış.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu konuda biz tabii acele etmiyoruz çünkü önemli bu uzun bir dönemdir. Fakat bunu zaman zaman anlatıyorum ki tarihi günler yaşandığını insanlar görsünler. Yani harika bir mucize oluştuğunu görsünler. Çünkü bak Bediüzzaman diyor ki: “Risale-i Nur’un gerçek sahibi Mehdi ve şakirtleridir.” Demek ki Mehdi (a.s.) ve şakirtleri dışında Risale-i Nur’u mantıklı anlayan, doğru anlayan, tam anlamıyla doğru anlayan pek insan olmayacak, nadir olacak, yani o ortaya çıkıyor. Nitekim de baktığımızda akıl almaz teviller görüyoruz, akıl almaz açıklamalar görüyoruz. Ama mutlaka Allah onu hikmetle ve hayırla yaratıyor. Çünkü tek bir ittifak yok. Mesela “Bediüzzaman’dır” diyen yok ittifak halinde, “şahsı manevi “ diyen de yok ittifak halinde. “Risale-i Nur Külliyatı’dır” diyen de yok. Yani akıl almaz çelişkiler devam ediyor. “Üç ayrı Mehdi gelecek” diyenler var. Halbuki bir tane doğrusu var. Risale-i Nur zaten tefsirdir, zaten açıklamadır. Tefsirin tefsiri olmaz, tefsirin batıni tefsiri olmaz. Şerhin, açıklanmış bir şerhin, bir daha şerhi olmaz. Müteşabih bir hadisi açıkladıysa o müteşabih açıklanmış, onu sarih hale getirmiş onu bir daha müteşabih hükmünde kabul edip müteşabihin müteşabihini meydana getirmiş oluyorlar. Yani görülmemiş şeyler. Ama bütün bu paniğe rağmen Mehdi (a.s.) çıkacaktır ve insanlar da tanıyacaklardır. Allah bunu çok sağlama almıştır. Öyle insanların debelenmesiyle, kaçmasıyla, anlamazlıktan gelmesiyle veyahut kabul etmemesiyle Mehdi (a.s.)’ın faaliyeti durmaz. Allah harika olsun diye bunu meydana getiriyor. Yani olağanüstülüğü göstermek için. Bir de Mehdi (a.s.) batın ilminin yani ledün ilminin üstadıdır. O yönüyle de harikadır. İnsanlarda şaşkınlık meydana getirmesi yönünden o yönü çok önemlidir. Hz. İbrahim (a.s.) mesela ledün ilminin üstadıdır, Hz. İbrahim (a.s.). Ledün ilmiyle ilgili uygulamalarını Allah Kuran’da anlatıyor fakat bir kısım insanlar bunun farkına varmıyorlar. Mesela Kehf Suresinde Hızır (a.s.) kıssasının verilmesi özellikle Mehdiyete dikkat çekmek içindir. Yani Mehdi (a.s.)’ın Hz. Hızır (a.s.) gibi ledün ilmini uygulayacağına Allah Kuran’da dikkat çekiyor. Zaten Kehf Suresi baştan sona Mehdi (a.s.)’ı anlatır, zaten bilinen bir husustur bu. Hz. İbrahim (a.s.)’in ledün ilmiyle ilgili faaliyetlerini, üslubunu, çalışmalarını bir ara anlatacağım, daha detaylandıracağım inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Hadis-i Şeriflerin içinde bazı mukallitlerin tabii Mehdiliğe karşı olacakları da geçiyordu. Siz daha iyi biliyorsunuz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Fukuha” diyor, “en büyük düşmanı fukuha olacak” diyor. “Mezhep mukallitleri olacak” diyor, evet. Hatta İstanbul’da bir alimin Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı çıkacağı, onu yalancılıkla suçlayacağı, sapkınlıkla suçlayacağı hadislerde var. Onu defahatle belirttiğim için şimdi çok detaylı anlatmıyorum, evet.
SUNUCU1: “Bir yılda olması beklenen depremlerin tamamı bu yılın ilk üç ayı içinde gerçekleşti. Dahası bu depremlere volkanik patlamalar eşlik ediyor. MaşaAllah Adnan Hocam, Allah sizi vesile ederek böyle olayların tesadüf olmadığını hemen anlıyoruz. Hiçbir şey tesadüf değildir. Hala anlamadılar ama Hocam. Takdiriniz, zaman yakın.” Adnan Sedat Samen. “Selametle kalın Hocam.”
ADNAN OKTAR: Allah hepimize selamet versin. Ama o hakikaten “depremler sıklaşacak” diyor, İncil’de de var Cenab-ı Allah’ın hadisle bize bildirdiği bir husustur bu. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor “Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadan önce depremler yoğunlaşır” diyor. Mucize tarzında açık ve aleni olarak kat kat kat kat fazla deprem olmaya başladı, yani geçmiş yıllara nazaran. Müthiş arada bir fark var ve bu gittikçe de artıyor. Hakikaten yanardağ patlamaları da bunu takviye ediyor, devam ediyor. Daha olacak çok olaylar var bunları zaman geçtikçe insanlar görecekler. Mesela geçenlerde söylemiştim yaklaşık bir ay önce; önümüzdeki günlerde çok büyük olaylar olacak dedim. Bakın şu bir ay içindeki olan olaylar akıl almayacak gibi görünüyor. Çok harikadır peş peşe, peş peşe, peş peşe ve kesintisiz devam ediyor. Ve daha da edecek, ta ki Mehdi (a.s.) zuhur edinceye kadar inşaAllah.
Melisa hiç Risale-i Nur Külliyatı’nın ismini duydun mu daha önce?
SUNUCU2: Duymadım.
ADNAN OKTAR: Duymadın? Hollanda’da demekki kardeşlerimiz iyi bir çalışma yapmıyorlar o kadar. Okullarda gençler nasıl, namaz kılan var mı?
SUNUCU2: Benim gittiğim okullarda yoktu. Var, bazı okullarda İslam üzerine oluyor duydum ama benim etrafımda yoktu.
ADNAN OKTAR: Hollanda’da gençler artık daha ziyade böyle hipi tarzı falan mı?
SUNUCU2: Yok genelde benim tarzım.
ADNAN OKTAR: Senin tarzında.
SUNUCU2: Normal gençler işte.
ADNAN OKTAR: Senin tarzın zaten güzel canım inşaAllah. Türk gençlerini mi kastediyorsun, Hollandalı gençleri mi?
SUNUCU 2: Türk.
ADNAN OKTAR: Türkleri kastediyorsun.
SUNUCU 2:Türklerde namaz kılan çok yok benim tanıdığım. Ama vardır tabi her yerde vardır, okullarda, bazı okullarda oluyor işte böyle.
ADNAN OKTAR: Ben Hollanda gençliğini söylüyorum. Onlar nasıl?
SUNUCU 2: Hollandalılar onlar da rahat işte ne bileyim.
ADNAN OKTAR: Gününü gün ediyorlar.
SUNUCU 2: Öyle.
ADNAN OKTAR: Evet. Darwinist-materyalist düşünce yaygın mı, Hollanda da?
SUNUCU 2: Yok. Onlar öyle şeylere, nasıl diyeyim ateist daha çok, inanmıyorlar çok yani herkes kendi için yaşıyor, ne bileyim o şekilde.
ADNAN OKTAR: Vur patlasın, çal oynasın kafasındalar diyorsun, öyle mi?
SUNUCU 2: Yok öyle değil de işte rahatlar.
ADNAN OKTAR: Rahat evet. Uyuşturucu yaygın mı Hollanda da, var mı, duyuyor musun?
SUNUCU 2: Orada serbest zaten.
ADNAN OKTAR: Serbest. Neler duyuyorum?
SUNUCU 2: Hollanda’da serbest olduğu için Amsterdam’da falan çok satılıyor ve turistler onun için özellikle Hollanda’ya geliyor. Ama alıştığımız için artık yani etrafımızda gördüğümüz için hiç kimseye acayip gelmiyor. Herkes kullanıyor ama böyle acayip durumlarla karşılaşmıyorsun çünkü normal geliyor. Burada serbest olsa, Türkiye mahvolur onu biliyorum. O şekilde yani ama orada o kadar senelerdir var, herkes alışmış.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Uyuşturucu serbest.
SUNUCU 2: Satılıyor her tarafta. Dışarıda içiliyor, o şekilde.
ADNAN OKTAR: Gençler ateist, o zaman Darwinistlerdir herhalde. Darwin ile ilgili konuşma geçmedi mi hiç okullarda? Doğrudan ateistler?
SUNUCU 2: Çoğu öyle, bazıları Hıristiyan işte, Müslümanları da oluyor, inançsızlar.
ADNAN OKTAR: Ama ateistlik yaygın. Onlar Darwinizm’e gerek duymadan direkt ateist mi olmuşlar? Ama Darwinistlerdir de belki Melissa’ya söylememiş olabilirler.
SUNUCU 2: Zaten şey hakkında,inanç hakkında konularda çok konuşulmuyor orada. Gençlerde falan çok konuşulmuyor onlar zaten normal işime gideyim, okulumu yapayım, evime gideyim, eğleneyim, o şeydeler.
ADNAN OKTAR: Evet. Dünyaya bütün dikkatlerini vermiş durumdalar, evet. İnşaAllah o zaman bizim Hollanda’ya şöyle bir ağırlık vermemiz gerekiyor demek ki. İnşaAllah orada bir şöyle kasırga gibi esmemiz gerekecek inşaAllah, inşaAllah.
SUNUCU 1: Hocam izninizle Melisa’ya mübarek Ramazan ayının nasıl geçtiğini soralım, Hollanda da.
SUNUCU 2: Ramazan ayları,işte Müslümanlarımız kutluyor tabii ki herkes orucunu tutuyor Müslümanlar, okulda da. Hollandalılar’da yok tabii. Öyle çok böyle önemsemiyorlar orada. Ama Ramazan ayı oluyor, Müslümanlar kutluyor, kutlamıyor böyle rahat.
SUNUCU 1: Peki ben merak ediyorum sorabilir miyim, izninizle?
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 1: Hollandalılar nasıl oluyor Müslümanlara karşı, Ramazan ayı olsun ya da?
SUNUCU 2: Normal karşılıyorlar her şey, alışmışlar artık. Her tür insan var onun için normal geliyor.
ADNAN OKTAR: Zaten duman altıymış anladığım kadarıyla. Muhakeme, yargı daha değişik hale gelmiş olabilir. Kafa puslu geziyorlarsa onlara bir konu anlatmak da biraz zor olur değil mi? Esrar içmiş adama sen bir konu anlatsan da sen...
SUNUCU 2: Herkes öyle değil ama serbest bırakmışlar işte zamanında serbest. Ona göre takılıyorlar insanlar. Turistler onun için özellikle geliyor, esrar için geliyor Hollanda’ya. Harika bir ülke değil bana göre, beğenenler vardır tabii ki de ama esrar için geliniyor.
ADNAN OKTAR: Esrar için geliyorlar yani yaygın kullanıyorlar?
SUNUCU 2: Kullanılıyor, evet.
ADNAN OKTAR: Duman altılar o zaman. Allah akıl fikir versin onlara inşaAllah. Orada Müslümanların, Türk gençlerinin daha yoğun faaliyet yapması gerektiği anlaşılıyor. Normalde işte bir azap bomboş yaşamak, amaçsız yaşamak, Allah unutmuş yaşamak, egoist, bencil yaşamak, değil mi? Hayatının bir gayesi olmaması bir insanın, sırf yaşamak için yaşamak. Çok ürküntü verici. Allah esirgesin, değil mi?
SUNUCU 1: Çok üzücü değil mi, Hocam?
ADNAN OKTAR: Yok üzülmeyiz, üzülmek yok Kuran’da. Allah diyor, “üzülmeyin gevşemeyin eğer inanıyorsanız, galip olacak olanlar sizsiniz” diyor Allah. “Mutlaka galip gelirsiniz” diyor. Dolayısıyla Mehdiyetin kolları oralara da uzanacaktır. Bütün dünyaya uzanacaktır, biz de onların Mehdi (a.s.)’ın talebesi olarak, öncüleri olarak tabii gayret edeceğiz inşaAllah.
SUNUCU 1:“Selamlar Sayın Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1:“Geçtiğimiz günlerde bakteriler gibi varlıklarda ruh olup olmadığı ile ilgili bir soru size sorulmuştu. Siz de Allah’ın ruhunun her yerde olduğu şeklinde cevaplamıştınız. Hocam benim sorum inkar edenlerin Cehennem için özel yaratılmış şuuru kapalı varlıklar olduğunu açıklıyordunuz. Ben de bunu inkarcıların ruh sahibi olmadığı şeklinde anlamıştım. Doğrusu nasıldır, anlatır mısınız? İnkarcılar da Allah’ın ruhundan üflediği varlıklar mıdır? Saygı ve muhabbetlerimle, ellerinizden öperim.” İstanbul, Buse Bayraktar.
ADNAN OKTAR: Allah’ın ruhunun olmadığı hiçbir yer yoktur. Cehennem ehlinin de öyle Cehennemin her tarafında Allah’ın ruhu vardır. Ama şuur ayrı bir şeydir. Allah şuurlarının kapalı olduğunu söylüyor. Mesela hayvanların şuuru kapalıdır. Müslümanların inananların şuuru açıktır. Yani aklı başında olan insanlar dediğimiz kişilerin derin şuuru açıktır. Mesela Kuran ayetinde diyor Cenab-ı Allah “siz onları, diri zannedersiniz, yaşıyor zannedersiniz. Halbuki onlar ölüdür,” diyor Allah. Muhkem açık izah. “Siz onları kendinize bakar görürsünüz, onlar size bakmaz normalde, gözleri kördür. Görmez gözleri” diyor. “Duyar zannedersiniz, sizi dinlediğinizi zannedersiniz, duymuyorlar aslında”, diyor. Yani müteşabih bir ayet değil bunlar, açık hüküm. Yani “bilmediğiniz bir mahluk konumundadırlar, değişik bir varlıktır”, diyor. Yani “Allah’ın halk ettiği, yarattığı bir varlıktır”, diyor Allah. "Ve kalp gözleri de kördür” diyor. Yani “kalp gözü” demek, şuur demektir. “Şuurları da kapalıdır”, diyor Allah. Onun için bu tip çok insan var. Mesela Hz. Musa (a.s.)’ın zamanında çok fazlaydı sayıları. Hz. İbrahim (a.s.) zamanında çok fazlaydı, hep fazla olmuştur dünyada. Bir tek Mehdi (a.s.) devrinde bu kilit insanlardan çözülüyor, kalkıyor. Son kere bütün insanların hidayet bulması, İslam’ın dünyaya hakim olması meydana gelecek, ilk defa oluyor. Yani dünya çapında bu kadar geniş çaplı iman hiç olmamıştır, ilk defa olacaktır. Ama ondan evveli iman etmeyen insanların çok olması aslında daha makbuldür. İman edenlerin çok olması, imtihan açısından dezavantajdır. Yani çok fazla iman eden, mesela herkes iman ediyor da herkes dindarsa onların içinde dini yaşıyorsa bir insan onun imtihanı çok çok kolaydır. Yani nefsini, aklını çelecek hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla onun imtihanı çok kolay olur. Dolayısıyla aldığı sevap da çok az olur. Ne kadar şiddetliyse küfür ve insanların azgınlığı ne kadar fazlaysa, dinsiz sayısı ne kadar çoksa, Allah’a dine karşı tavır alanlar ne kadar çoksa, o ortamda olanların aldığı sevap o kadar yüksek olur. Mehdi (a.s.)’ın mesela sevap almasının sebebi, çok fazla sevap almasının sebebi bu durumdur.
“2003 yılında Hollanda’da Rotterdam’da Erasmus Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde ‘Evrim Teorisinin Çöküşü, Yaratılış Gerçeği’ konferansını vermişiz. Oradaki Türk kardeşlerimizin davetiyle.” Demek ki oraya güçlü bir yumruk inmiş. Bilimsel, ilmi bir yumruk inmiş. Ama dozu az olmuş demek ki. Seri gerekiyor demek ki. Gereğini yaparız, Allah’ın izniyle EvvelAllah. Nasıl Osmanlı zamanında oralara sefer düzenlediyse ecdadımız, değil mi, Osmanlı akıncıları, biz de onların evlatları olarak oralara ilmi akınlar, kültürel akınlar düzenleyeceğiz, inşaAllah. Melissa’dan aldık bilgiyi, istihbaratı sadece şimdi gereğini yapacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Söylediğiniz ayetler buradaydı Hocam, 198’de ve 195’te var inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. Araf Suresi 198. “Eğer onları doğru yola çağırırsanız” mesela diyorsun ki gel doğru yola gel, Kuran’a gel, Darwinizm yanlıştır, materyalizm yanlıştır. Bak ilmi deliller veriyorum diyorsun, Allah diyor ki; “işitmezler” diyor “çağırırsanız işitmezler,” duymazlar yani klasik, kulağı iptal durumda, çalışmıyor kulağı diyor Allah. Sakattır kulakları diyor, net, muhkem. “Onları sana bakar (gibi) görürsün,” bakar gözünü sana diker bakar, diyor, “…Oysa onlar görmezler bile.” diyor Allah. Kördür gözleri, yani normal görmez diyor Allah. İkinci ayet.
ALTUĞ BERKER:195.
ADNAN OKTAR: 195. O ayrı. Bu net tam karşılığı inşaAllah. “Sen af yolunu benimse. Örf ile emret, cahillerden yüz çevir” bak “sen af yolunu benimse”, aynı zamanda bu kolaylık anlamına da geliyor. Hem affet ama kolaylık, insanlara kolaylığı sun, zorlaştırma dini diyor. ”Örf ile emret” yani makul güzel bir anlatımı emret. “Ve cahillerden yüz çevir.” Mesela adam zır cahil, zırvalıyor. Muhatap olmaya gerek yok Kuran onu söylüyor.
ALTUĞ BERKER: 1999’a işaret eden bir şey olabilir mi, Hocam?
ADNAN OKTAR: Var tabii ki. O anlamda çok, inşaAllah.
SUNUCU: Devam ediyorum Hocam. “Değerli Hocam, Allah Kuran’da, şeytandan Allah’a sığınırım, “Hiç şüphesiz, Biz her şeyi bir kader ile yarattık” buyuruyor. Dün bu ayeti okurken sizin evrimi savunan Müslüman din adamlarının durumu hakkında söyledikleriniz aklıma geldi. Nasıl olur da bu ayeti bildikleri halde her şeyin tesadüfen olduğunu iddia eden evrimi savunabilirler? Gerçekten anlaşılır gibi değil. Allah’ın ayetlerini inkar ettiklerinin farkında değiller mi? Bu konuda bizim hakkı görmemize vesile olduğunuz için Allah sizden razı olsun, Hocam. Saygılar, Hakan Şahin.”
ADNAN OKTAR: Hoca efendiler evrimin tesadüfen olduğunu söylemiyorlar. “Evrimi Allah yaratıyor” diyorlar. Darwinistler de diyor ki, “mutasyonlar oluyor, işte başka şeyler oluyor, bunlar tesadüfen oluyor” diyorlar. Aradaki fark onlar sadece “Allah yarattı” diyor, onlar da “tesadüf meydana getirdi” diyor, ama “evrim var” diyor her iki taraf da. İki tarafın iddiası da bu. Biz de her iki tarafın iddiasını yok ettik, özelliğimiz bu, yerle bir ettik. Delillerle, anlatımlarla, makul bir anlatımın makul bir insanı etkilemesi gerekir, etkilemiyorsa Allah onu öyle yaratmıştır. Fazla tedirgin olacağımız rahatsız olacağımız bir şey yoktur. O ayetin hükmü içindedir, demin okuduğumuz ayetin hükmü içindedir. Şimdi tabii bir aczdir bu Müslüman için, “mutasyon” diyorsa adam, “tesadüfen oldu” diyorsa, “yok mutasyonu Allah yarattı, tesadüf değil” demekle bu olmaz. Yani o zaman evrimcileri haklı çıkartmış olursun. O zaman ateistlik hakim olur, Darwinist düşünce hakim olur. Nitekim bak Melisa anlatıyor, Hollanda baştan sona ateistliğin yaygın olduğu bir ülke gibi görünüyor. Eyyamcı, kendi halinde, kendi dünyasında olan insanlar gibi görünüyor. Hepsini tenzih ederim de bir kısmı böyle görünüyor. Bu da Ahir Zamanın bir özelliği. Ama Müslümanlar iyi çalışırsa, iyi gayret ederlerse, birbirlerini koruyup kollarlarsa, ittifak ederlerse, akılcı faaliyetle çok güzel netice alınır. Avrupalılar telkine açık insanlardır. Esrar da içse, uyuşturucu da içse konuşabilirsin, ikna edebilirsin.
Dağıtmıyorlar değil mi kendilerini hiç?
SUNUCU 2: Öyle bir şey yok.
ADNAN OKTAR: “Adabıyla içiyorlar” diyorsun. Tabii şu an adabıyla içer, zamanı gelir adabının da dışına çıkabilir. İçmenin de adabı olmaz da ben tabii biraz espri olarak söylüyorum, böyle komik durumları var. Yaptıkları çok yanlış, beynini uyuşturuyor, beynini tahrip ediyor.
“Selamun aleyküm Hocam.” Aleyküm selam. “Hollanda hükümeti uyuşturucu mafyalarını içeriden çökertmek için uyuşturucunun çok az bir miktarının satışının serbest bırakıldığını duymuştum.” “İçeriden çökertmek için uyuşturucu mafyasını uyuşturucunun çok az bir miktarının satışının serbest bırakıldığını duymuştum”, herkese yettiğine göre ton hesabıyla satılıyor demektir, değil mi? Burada yanlış bir bilgi var. Faruk kardeş. Turistler de oraya gidip esrar aldığına göre, uyuşturucu aldıklarına göre, o kadar on binlerce, milyonlarca turist geliyor. Adamlar birer gram bile almış olsa ton hesabıyla uyuşturucu gidiyor demektir. Dolayısıyla Hollanda hükümeti de onun ticaretini yapıyor olabilir. Ondan zaten hükümet kazanç da sağlıyor olabilir, devlet. Bu da çok acı bir şey tabii, çok şaşırtıcı. Ahir Zamanın garipliklerinden, acayipliklerinden. EvvelAllah, inşaAllah bu konunun da kökten düzeldiğini göreceksiniz. İnşaAllah. Daha yeni başlıyoruz çünkü. Daha yeni gölgemiz oralara ulaştı, inşaAllah.
Berker’im, senin var mı anlatmak istediğin bir şey?
ALTUĞ BERKER: Yok Hocam nasıl takdir ederseniz.
ADNAN OKTAR: O zaman Ebru Hocam bana soru soracak inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah, tabii ki. “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam.
SUNUCU: “Ben Ankara’da oturuyorum. Ankara’nın merkezinde bir camideki Hocayla Mehdilik konusunda konuşmak istedim. Sizin öğrettiğiniz iman hakikatlerinden bahsettim ve Mehdilik konusundan da. Ama bana “sen de onlardansın herhalde” dedi ve yanımdan ayrıldı. Neden dersiniz? Mehmet Görkemli.”
ADNAN OKTAR: Mehmet milletle kapışma. Böyle hoşgörülü, sevecen, candan yaklaşması lazım. Bir kısım insanlar Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) konusunda tedirgin olurlar, çekinebilirler ki yaygındır yani çekinme yaygın. Hz. İsa (a.s.)’ın gelmesini istemez, Hıristiyanlar da istemiyorlar, bir kısmı. Kardinal açık açık diyor, “biz bu sistemden çok memnunuz. Gerçekten Hz. İsa (a.s.) gelse dahi biz bu sistemimizi değiştirmeyiz. Hz. İsa (a.s.) ‘değiştir’ dese dahi biz değiştirmeyeceğiz” diyor. Yani bu kadar gözü dönmüş ve bu kadar deli bir ruha girdiyse bir adam, ben ne diyeyim ona? Yani o Kardinali kastediyorum kimse. İsmini vermediğim için diyebilirim diyeceklerimi. İnşaAllah. Dolayısıyla bu tip olaylar olur. Bir de böyle şeylerde önce imanını takviye etmek lazım. Yani şahsa direkt Mehdi (a.s.)’dan bahsetmek bir şey sağlamaz. Ama şöyle olur, Mehdiyet Bediüzzaman’ın aynı dediği gibi olduğu için, Peygamberimizin (s.a.v.) dediklerinin aynısı çıktığı için, mucize olduğu için, mucizeler insanların imanını arttırır. Heyecan verir insanlara. Yani tarih kesintisiz devam ediyor, mesela Peygamberimiz (s.a.v.) olayları söylemiş, şu vakitte şu olacak, şu vakitte şu olacak, şu vakitte şu olacak. Tamamı kesintisiz ortaya çıktığı için imanı zayıf olan bir insan bile, hatta imansızı bile bu çok heyecanlandırır, çok şaşırtıcıdır. Mesela ben desem ki, “Melisa 10 dakika sonra şöyle bir şey olacak” desem ve bu olsa, bu seni etkilemez mi?
SUNUCU 2: Etkiler.
ADNAN OKTAR: Değil mi çok etkiler, çok sarsıcı olur. Peygamberimiz(s.a.v.) de böyle yani. “10 yıl sonra şu olacak, 100 yıl sonra şu olacak, 1000 yıl sonra şu olacak” diyor ve hepsi oluyor. Bediüzzaman da öyle. “1971’de şunlar olacak” diyor oluyor, “97’de şu olacak” diyor oluyor, “81’de şu olacak, mezarım yıkılacak, Rusya yıkılacak, cesedim kaybolacak, bulamayacaklar mezarımın yerini” diyor. Yani ertesi gün olacak olaylara dair binlerce konuda Bediüzzaman önceden haber vermiştir, Allah’ın dilemesiyle. Bir tane, iki tane, üç tane değil. “En ufak detayına kadar rüyamda görüyordum” diyor Bediüzzaman, ertesi gün olacak olayları, az bir tabirle diyor. “Yemin ediyorum” diyor Bediüzzaman. Bak öyle bir insanın yemin etmesine gerek yok, biz zaten ona inanırız, o bizim canımız. Dürüstlüğü garantili bir insan. Ama şöyle, yemin etmesine niye gerek yok ayrıca diyor ki, “biraz sonra sana o ilgili kitap gelecek” diyor farz edelim, bir saat sonra o kitap geliyor. Dediği çıkıyor zaten, yani ispatlı. Hani böyle bizim inancımıza kalmış bir şey de değil. Mesela 28 Şubat olayı 1997 yılında olacağını Kuran’la ve ebcedle çıkartmış tarihle. Kuran ayetinden çıkartıyor söylüyor “97’de bu olacak” diyor. 28 Şubatın olacağını belirtiyor, aynısıyla oldu. Dediği bütün olaylar çıkıyor. Mesela Mehdi (a.s.)’a tarif ediyor, “Mehdi (a.s.) Darwinizm ve materyalizme karşı mücadele edecek, dünya çapında başarılı olacak ve net bitirecek konuyu” diyor. Mesela bu bir mucize. “Mehdi (a.s.)’ın vakti olmayacak, vakti dar olacak” diyor. Yani bunu bir insan bilemez. “Ben mutlaka gördüklerimi anlattım” diyor Bediüzzaman. “Ben görmediğim bir şeyi anlatmadım” diyor. Yani çok hayret vericidir durumu, çok şaşırtıcı. Mesela Mehdi (a.s.)’a ait verdiği detaylar bir tane iki tane değil. Benim anladığım gizli bilgiler de var ayrıca, başka bilgiler de var. Ama dediklerinin hepsinin doğru çıktığını görüyoruz ve göreceğiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Allah-u Alem ismini de biliyor Hocam, ama “söylemek uygun değil şu anda” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Bediüzzaman bu yüzyılda çok iyi tanınacak, çok iyi onun farkına varacak insanlar. Ben Bediüzzaman’ın bilinmeyen yönleri var, onların bir kısmını ileriki günlerde anlatacağım. Çok çok şaşırtıcıdır. Ben yoksa mesela evliya menkıbeleri vardır, anlatırlar, evliyaları tenzih ederim de, falanca şeyh derler işte birden havada namaz kıldı, ben onları okurken yalan olduğunu hemen anlarım. Baktığımda hemen anlarım, hiç tereddüde gerek yok. Bediüzzaman ile ilgili olanların doğru olduğunu ayrıca şuradan anlıyoruz, resmi tutanak var, resmi belge var. Gösterdiği kerametin resmi belgesi var. Mesela hücre hapsinde çelik kapıyla kapatılmış, asma kilitle kapatılmış, cezaevi hücresi. Oradan bir insanın çıkması mümkün değildir. Bir de ara kapılar var cezaevlerinde, bir oda kapısı vardır, bir de ara kapılar vardır, onlar da kilitlidir. Bütün bunlara rağmen gidip cuma namazını kılan bir insan. Ve şikayet üzerine “ön safta namaz kılıyor” diyorlar ve bu adli işlem görüyor. Bununla ilgili yazışmalar oluyor. Yani adli vakadır bu aynı zamanda, adliyeye intikal ediyor. Diyorlar ki, “cezaevinden çıkmış, gitmiş namaz kılıyor” diyorlar. Cezaevindeki bu olayla ilgili soruşturma açılması için yoklama yapıldığında, araştırma yapılıyor, ceza vermeleri için kim bıraktıysa diye, bakıyorlar yine hücresinin içerisinde duruyor. Bu Hızır (a.s.) özelliklerindendir. Yani Hızır (a.s.)’ın talebelerinde olan bir özelliktir ve harikadır. Tam tipik Hızır (a.s.)’ın yaptığı uygulamalara benzer bir uygulamadır bu. Bir de Allah resmi tasdik meydana getirtiyor bakın, resmi. Halkla veyahut köylü halktan anlatılsa insanlar kuşku duyabilir. Ama cezaevi gibi resmi bir kurumda, resmi görevlilerin önünde, resmi tutanakla Allah insanlara bunu ispat ediyor. Orada bakıyorsun normal sarığıyla, cübbesiyle, Bediüzzaman namaz kılıyor, bir de bakıyorsun ki arkasından yine hücresinde. Bu nedir bu? Hızır (a.s.) özellikleridir. Bu iki kere olmuştur, bir kere de değil. Başka bir çok harika yönü vardır. Mesela bunlarda ne diyor biliyor musun, Bediüzzaman? “Bir veli benim suretimde, mübarek şahıs öyle görünmüştür, ben biçare bir insanım, Allah’ın naçiz bir kuluyum benim öyle bir harikam yok” diyor. Bak “Allah’ın herhangi bir velisi benim suretimde görünmüş olabilir orada” diyor. Bu gerçek velayet alametidir. Şu mütevazılık, şu tevazu ve bu örtme, kerameti örtme, harikayı örtme gerçekten olduğunun delilidir. Çünkü gerçek keramet ehli, harika ehli asla söylemez sırrını. Yani mümkün değil, orada fahiş olduğu, açıklandığı için, mecbur olduğu için söylüyor. Bediüzzaman söylemez onu, gizler normalde. Ama açık aleni olanı da başkasının meydana getirdiğini söylüyor. “Allah onu vesile etmiştir” diyor. Nasıl açıklasın hücresinde yok, orada da namaz kılıyor, biraz sonra bakıyorsun namaz kıldığı yerde yok ama yine hücresinde. Harika değil mi bu? Değil mi, çok şaşırtıcı? Buna rağmen çile ehlidir, çok acılar çekmiştir ve her acıya sevinçle karşılık vermiştir. Bu da veli, velayet alameti. Hiç şikayet etmemiştir. Hep şükrediyor, mesela diyor ki, soğukta tahta hücrenin içerisinde tek başına, dar bir kaç metrekarelik böyle tabutluk gibi hücrenin içerisinde, kışın en güçlü olduğu dönemde, tek başına tutuyorlar ve hasta bu insan, yaşlı insan, hasta, açıklamaları var. Müthiş seviniyor bu duruma. Yani sevinçle anlatıyor, şükrediyor ve bir nimet olarak görüyor. Hakaretleri saldırıları yine nimet olarak görüyor. Tam velayet alametidir. Ama bakın diyor ki, “ben Mehdi (a.s.)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, hiçbir cihette Ahir Zamanın o acip şahsı gibi olamam. Risale-i Nur’un gerçek sahibi Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir. Bana yazdırıldı, Allah ilhamla onu yazdırdı, bana ait değildir, Mehdi (a.s.)’a aittir Risale-i Nur Külliyatı” diyor. “Ta ki Ahir Zamanda gerçek sahipleri, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelsin” diyor Bediüzzaman.
Bakın, “öyle kökleşmiş ki inşaAllah hiçbir kuvvet Anadolu’nun sinesinden Risale-i Nur’u çıkaramaz. Ta Ahir Zamanda”, bakın Ahir Zamanda, yani şu devirde, “hayatın geniş dairesinde”, internetin yayıldığı, televizyonların yayıldığı, radyoların yayıldığı, ulaşımın güçlü olduğu zamanda, “hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri” demek ki Risale-i Nur’un asıl sahipleri Mehdi (a.s.) ve talebeleri, “yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir, o daireyi genişlettirir.” Yani “mevcut daireyi açacaklar” diyor, büyütecekler “…ve o tohumlar sümbüllenir.” “Daha önce bunlar tohumken, bu tohumlar açacak, gelişecek” diyor. “…Bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz.” Mesela bu da çok acayip bir durum. Yani “ben ölü olacağım ama takip edeceğim bu gelişmeleri” diyor. İşte bu da çok şaşırtıcıdır. Bu da Hızır (a.s.)’ın özelliğidir. Yani ölürse normalde Allah’ın dilemesi dışında mümkün değildir. Ama Hızır (a.s.)’ın böyle bir vasfı vardır. Hızır (a.s.) özelliğidir, inşaAllah. Melisa Hz. Hızır (a.s.)’ın ismini hiç duydun mu? Duymadın. O zaman bize çok görev düşüyor Hollanda’da, çok yoğun faaliyet yapmamız gerekiyor. Hiç Mehdi (a.s.)’ın ismini duydun mu?
SUNUCU:Bahsedilmişti, birkaç arkadaşım konuşuyordu bu konuyu, ama sonra hiç duymadım.
ADNAN OKTAR: Sonra?
SUNUCU:Hiç duymadım.
ADNAN OKTAR: Duymadın. Hz. İsa (a.s.)’ın geleceğini duydun mu yeniden?
SUNUCU:Duydum.
ADNAN OKTAR: Ne zaman duydun?
SUNUCU:Okulda yine konuşuyorlardı, o zaman duydum.
ADNAN OKTAR: Okulda, evet. Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)’ı sen göreceksin, haberin var mı ondan?
SUNUCU:Öyle mi?
ADNAN OKTAR: Tabii, inşaAllah. Allah’ın dilemesiyle tabii, inşaAllah göreceksin, inşaAllah. “Demiştiniz” dersin, “Hocam demişti” dersin, bayağı sevinirsin. Bugünü de hatırlarsın, inşaAllah. Çok hoşuna gidecek. Mehdi (a.s.) senin çok seveceğin bir insan. Hz. İsa (a.s.) da çok seveceğin bir insan, çok seveceksin ikisini de. Yanlarında çok huzur duyacaksın, mutlu olacaksın. Onların meydana getirdiği, vesile olacağı dünya ortamı da sana Cennet gibi gelecek. Hollanda oranın medeniyetini, oranın sanatını bin kere katlayacak bir medeniyet meydana gelecek. Sanatta, kültürde, bilimde insan aklının tahayyül edemeyeceği bir gelişme olacak. Hatta, “o devirde ömürler uzar” diyor. Yani normal mesela 70 yaşına kadar yaşıyorsa insanlar, 100 yaşına kadar, 120 yaşına kadar yaşayacaklar. Bu da bilimin o devirde ne kadar gelişeceğini gösteriyor, inşaAllah ve ekonomik refahın ne kadar güçleneceğini. Çünkü bir insanın ömrü uzunsa, orada ikinci anlamı da şudur, ekonomik refah var demektir. Beslenmesi güzeldir, sağlık şartları güzeldir, değil mi? İnsanlar niye kısa ömürlü oluyorlar genelde? Bakım yok, yani beslenme bozuklukları var, yani bir çok nedeni oluyor, ama genellikle ekonomik yetersizlikler ve teknik yetersizliklerden kaynaklanıyor. Mehdi (a.s.) devrinde böyle bir olay olmayacaktır, inşaAllah. Amaçsız yaşamanın acısı kalkacak, yüksek amaçlı olmanın zevki ve heyecanı gelecek, inşaAllah. Çünkü ölüp yok olacağını bilen bir insan mutlu olamaz. Ne kadar genç olursa olsun, mesela kaç yaşındasın sen Melisa?
SUNUCU:19.
ADNAN OKTAR: 19, 29, 39, 49, 59, 69, beş on senede, yani normalde Türkiye şartlarında ömür bitmiş oluyor. 5 on sene. Bir de, zaten 19, 29, 39 yani 2 on sene sonra 40 yaşındasın. 2 on sene sonra 40 yaşında bir anne oluyorsun. 40 yaşında bir annenin nasıl olduğunu bilirsin, değil mi? 40 yaşında kadın derler yani. 2 on sene gençlik bak, 2 on senede hayat bitiyor. Ondan sonra zaten yaşlılık alametleri başlıyor, 40 yaşından sonra. Hastane kapısı açılır zaten. Bir ayağı hastanede, bir ayağı işte eczanede. Ondan sonra yok romatizmalar, yok sırt ağrısı, yok boyun ağrısı, yok başı, yok sırtı falan, işte devam eder yani. Yani ondan sonraki dönem de acılarla ve elemlerle boğuşma tarzındadır. Çünkü dünyayı Allah sevdirmemek için, olağanüstü tedbir almıştır, dünyaya bağlanmasın insanlar diye. Onlara acz vermiştir. Mesela doğal ihtiyaçlar vermiştir ki, çok yıldırıcı bir şeydir bu. Mesela çok şahane bir kadın görüyoruz, gösterişli, şen, ama bir aczini düşünüyoruz, bakıyoruz etten, kemikten, kandan oluşmuş. Her gün doğal ihtiyaçları olan, zavallı bir varlığın görüntüsü, beynimizdeki görüntüsü. Ne kadarcık bir yerde? Şu kadarcık yerde. “Bu azamet yapan varlık ne kadar yaşayacak?” diyoruz. İki on senede bütün gençliği bitiyor. Bakın, bütün bunlara rağmen insanların enaniyeti ve büyüklük hissi yine gitmiyor. Allah romatizma veriyor, gitmiyor. Mesela kulak ağrısı veriyor, gitmiyor. Sinüzit veriyor, gitmiyor. Ne bileyim, iç organlarında birçok rahatsızlıklar veriyor, gitmiyor. Yani hastalıkları say say bitmez, biliyorsunuz. Hiç etkilenmiyorlar. Mesela ben görüyorum bazen öyle sosyete kokonalarında bazen görüyorum. İki ayağı, kolları da mezara sallanmış artık yani, o derece perişan vaziyette. “Yahu, mutlaka herhalde Allah’tan bahsedecektir” diyorum, çünkü kalp ilaçları ayrı, yolda tansiyonuna bakıyorlar, arabada tansiyonuna bakarak gidiyorlar. Tansiyon aleti yanında, kalp ilaçları yanında, zoraki böyle titreyerek falan sosyetenin toplantısına götürüyorlar. Orada artistik, böyle yapmacık hareketlerle, daha hala poz peşinde. Daha hala dünyadan bahsediyor, daha hala oradaki görüşünü belirtiyor. Geçenlerde öyle bir moda toplantısı var, anlatıyor işte “elegant” diyor, “very beautiful”, bilmem ne falan. Senin elegantın kalmış mı senin? Başka şeyler de söylüyor ama şimdi işte söylemeyeyim yani işte. “Very sexy” bilmem ne falan. Senin bunu söyleyecek, yani konuşacak, düşünecek halin kalmış mı? Yahut kalsa bile, önce sen bir Allah’tan bahset, Ahiret’ten bahset, ölümden bahset. Her an ölecek konumda, her an. Tek kelime Allah’tan bahsetmiyor. Tek kelime Ahiret’ten bahsetmiyor. Öldüğünde de, etrafındakiler bu sefer havaya giriyorlar. “Cenazesinin kaldırılmasından önce şöyle yemek verelim” diyorlar. “Yemekte peki lahmacunların biberini nasıl koydunuz öyle, az koysaydınız falan” diyorlar. Yani orada bile olay çıkıyor yani, orada da ibret almıyorlar. Ben cenazelerde de görüyorum bunu, orada da ibret almıyorlar, etkilenmiyorlar.
“Selamun aleyküm Hocam. ‘1400’e 1 yıl var. Yaklaştı zamanımız. Bu asırda gelir mi dersiniz kahramanımız?’” Necip Fazıl’ın bir şiiriymiş rahmetli. MaşaAllah. Bak, Mehdi (a.s.)’ın 1400’de geleceğini açıkça söylüyor. Bak, “1400’e 1 yıl var. Yaklaştı zamanımız” diyor, 1978’de yazdığı bir şiir. Çok acayip. “’Bu asırda gelir mi dersiniz kahramanımız?’ Hocam, burada Necip Fazıl Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor” diyor. Tabii ki, çok açık ve aleyküm selam. Selam vermişsin, aleyküm selam diyorum.
“İbadetler gizli mi olsun?” Niye ibadet gizli olsun? Alenen yaparsın ibadetini, görsünler, hem tebliğ olur, hem teşvik olur. Yani namaz gizli olacak diye bir şey yok, niye gösteriş olsun? O sevgiyi arttırır, muhabbeti arttırır, yani Müslümanlık alameti olur. Gürkan kardeşe söylüyorum, aleyküm selam Gürkan, “selamun aleyküm” demişsin, “aleyküm selam” diyorum, inşaAllah.
Evet, “değerli Hocam,” diyor, Sungur Ağabey’in bize gelip-gitmesinden bahsediyor kardeşimiz, “…bu konuları biraz anlatır mısınız, o dönemini?” diyor. Biraz uzun sürer, şimdi vaktimiz biraz dar. Yarın veyahut öteki gün anlatayım ama Sungur Ağabey’i ben çok severim, mübarek bir insandır. Onda birçok sır var, bak söyleyeyim. Seyyid Salih Özcan Hocamız da öyle. Buraya geldi geçen günler, değil mi? Ne dedi Seyyid Salih Hocam?
ALTUĞ BERKER:Üstad’ın kendisinin, başına vurup, “ey keçeli keçeli, ben görmeyeceğim ama sen Mehdi (a.s.)’ı göreceksin” dediğini anlattı.
ADNAN OKTAR: Bazı çok afedersiniz, dangalaklar da diyor ki, “sen Hocaya baskı yaptın” diyorlar. Yani Seyyid Salih Özcan Hocamıza ben baskı yapmışım, “o yüzden öyle söylüyor” diyorlar. Korkmuş benden yani. Korktuğu için öyle söylüyor, çekinmiş. “Baskı altında olduğu için öyle ifade etti” diyorlar. Kardeşim, bunu 20 yıl önce de söylüyordu, 10 yıl önce de söylüyordu ve ayrıca video bantları var, 10 yıl önce konuşmasına ait. Yani yıllar önce söyledikleri de var, ayrıca daha ben doğmadan da söylüyordu yani, çok eski bu. Seyyid Salih Özcan Hocam hangi toplantıda olsa bunu yüzlerce kere söylemiştir. Yani ilk defa beni görünce söylediği bir konu değil. Dangalak mı ne diyeyim? Bundan sonra tevil edeyim, nasıl söyleyeyim burada. Yani “dikkatli olmayan” diyelim işte. O anlamda diyelim, çünkü anlamını bilmiyorum. Dikkatli olmayan, lafını düşünmeden söyleyen anlamında bu kelime inşaAllah. Yani ben öyle yorumladım şu an. Yani çok acayip bir söz değil mi? Yani bakın iftiraya ne kadar açıklar. Dünya iyisi, tertemiz bir insana, değil mi? O bizim canımız, ciğerimiz tabii, inşaAllah.
Bismillah. Bak, demin konuştuğum konu çıktı yine inşaAllah Furkan Suresi, 44. “Yoksa sen onların çoğunu söz işitir, ya da aklını kullanır mı sayıyorsun?” diyor Allah. “…Onlar ancak hayvanlar gibidirler, hayır yol bakımından daha şaşkın ve aşağıdırlar.” Yani “hayvana da benzemiyorlar” diyor Allah. Yani hayvanın yine bir güzelliği vardır, sevecenliği vardır, anlayışı vardır, şefkati vardır. “Onlar öyle de değiller” diyor Allah, küfür için. 52. ayette. “Öyleyse, kafirlere itaat etme. Onlara Kuran’la büyük bir cihat ver.” diyor Cenab-ı Allah. Hicri 1400’ü veriyor. Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihini, 1979. Necip Fazıl, bak mübarek, o da biliyor Hicri 1400’de Mehdi (a.s.)’ın çıkacağını. Kuran’ın ayeti de yine 79’a dikkat çekiyor. “Allah’ı bırakıp, kendileri yarar ve zarar sağlamayacak şeylere ibadet ediyorlar. Kafir kendi Rabbine karşı, şeytana arka çıkandır.” Yani şeytandan yana tavır koyuyor, Allah’tan yana tavır koymuyor. Ve 56. ayet yine Furkan Suresi, “Biz seni, yalnızca bir müjdeci ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.” “Biz seni, yalnızca bir müjdeci ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.” 25’i 56 ile çarptığımızda, 56. ayet, 25. Sure, Hicri 1400 tarihini veriyor. Ayrıca ebcedi de 1981 tarihini veriyor, gene Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihini veriyor. Harika değil mi bunlar böyle? Rakamsal mutabakat.
ALTUĞ BERKER:Hocam şimdi dikkatimi çekti. Cüz de 19. Yani tam 1956’yı tam da tamamlıyor işte.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Berker Hocam Kuran’ı çok güzel inceler. Bizim genç takip eden kardeşlerimiz de öyle. Bayağı yamanlar maşaAllah.
İyi tamam, programı bugün böyle kapatalım.
SUNUCU:Kısa bir hatırlatmada bulunacağım Hocam inşaAllah.
Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz ve soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.comadresinden gönderebilirsiniz. Hayırlı geceler sevgili izleyenler.
Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...