SUNUCU: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz, dinleyicilerimiz. HarunYahya.tv ve Mavi Karadeniz radyodan sizlerle birlikteyiz. Aynı Zaman’da Kanal Avrupa ekranlarından da sizlere sesleniyoruz. Hoş geldiniz diyorum ilk olarak.
ADNAN OKTAR: Sen de hoş geldin.
SUNUCU: Hoş bulduk inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Berker Hocam nasılsınız? Sefa geldiniz siz de.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah, çok şükür Allah’a. Estağfurullah Hocam.
SUNUCU: Sorular var Hocam isterseniz. Ayetleri sormuşlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ayetleri sormuşlar... Bakabilir miyim? Adem İbrahim’in bir sorusu var, Fatih Muhammed Ejder’in bir sorusu var. “Ufolar hakkında bilgi verir misiniz?” diyor kardeşimiz. Ama benim de sorularım var.
Evet. Büşra’nın bir sorusu var. “Selamlar Sayın Hocam, size sorum Taha Suresi’nin 82. ayetinde Allah şöyle buyuruyor: “Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.” Hocam bu ayetteki sıralamanın hikmetini açıklar mısınız? “Gerçekten Ben, tevbe eden”; tevbe ediyor inanan hatalarını, eksiklerini. Ama bakın buradaki sıralamayı yanlış anlamamak lazım. Çünkü inanmadan tevbe olmaz zaten. Önce inanacak sonra tevbe edecek. Yani Kuran’ın üslubu olarak, bazen Kuran bir şeyi önde anlatır bazen sonunda anlatır. Değil mi? Bazen “Ben” diye hitap eder Cenab-ı Allah, bazen “Biz” diye hitap eder. Onlar aslını cerh eden, değiştiren bir şey değildir. “Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.” Salih amellerde bulunması. Zaten önce inanması lazım. Salih iman ile imanlanması lazım. Bu durumda zaten doğru yola erişmiş olur. Doğru yola eriştiğinde de tevbe eder inşaAllah. Bu sıralamanın özel bir anlamı yok. O anlamda yani. Kuran’da bu sırayla devam eden anlamında, bu sırayla olaylar gelişir anlamında demiyor Cenab-ı Allah inşaAllah.
Bende de sorular var. “Selamun aleyküm Hocam” diyor. Ersin Bulgaristan’dan göndermiş. “Hocam” diyor, “Cübbeli Ahmet Hoca’nın yeni bir kitap çıkardığını gördüm. Ve kitabın adı da ‘Yahudi, Hıristiyanlar Cennete Girecek Diyemez.’ Bu ne demektir Hocam? Bu bizim dinimize aykırı bir şey değil mi? Sizin yorumunuzu bekliyoruz” diyor Ersin kardeşimiz. “Yahudi ve Hıristiyanlar Cennete girer diyenler”; şimdi Hıristiyanlık İncil’e tabi. Fakat İncil çok tahrif olmuş, yani 4 ayrı İncil var. Bir hayli değiştirilmiş, mesela teslis inancı sokulmuş. Çok vahim bir şeydir teslis inancı. Allah diyor: “Yer ve gök neredeyse parçalanacak” diyor. Değil mi? “Dağılacak dünya neredeyse bu sözlerinden ötürü” diyor. Çok vahim bir ifadedir. Ama Kuran’a tabi olurlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Peygamberliğini kabul ederlerse, aynı Zaman’da İsevi olmalarında bir mahsur yok. Kuran’a tam tabi olmaları şartıyla. O zaman Cennete giderler tabii ki inşaAllah. Cennete gitmeleri umulur Allah’ın izniyle. Museviler de öyle. Tevrat’ta çok ciddi değişiklikler olmuştur. Ahiret inancı çıkarılmıştır geniş çapta. Ama Allah’a şükür ki yine de sözlü olan Tevrat’ta var Cennet inancı. Ona bağlı olarak da yine Museviler Cennete inanıyorlar. Fakat onların da aynı şekilde Kuran’a tam tabi olmaları lazım. Yani Kuran’ı kabul etmeleri, Peygamberimiz (s.a.v.)’in Peygamberliğini kabul etmeleri gerekir. Ondan sonra yine Museviliği yaşıyorlarsa yaşasınlar. Çünkü o anlamda biz de Museviyiz. Biz de Museviliği yaşıyoruz, çünkü Kuran’da Tevrat’taki hükümlerin benzerleri, Tevrat’ta anlatılan olaylar, doğru ve mükemmel şekliyle Kuran’da anlatılıyor. Biz de uyuyoruz. Hz. Musa (a.s.)’ın bütün dediklerine tabi oluyoruz. Kuran’da Hz. Musa (a.s.) mesela “evler edinin, orada namaz kılın” diyor. Değil mi? Biz onu uyguluyoruz, Kuran’dan bakıp uyguluyoruz. Dolayısıyla o anlamda Museviyiz. Ama şeriat olarak, yol olarak Muhammediyiz inşaAllah. Yani hangi din en son geldiyse hak din ona uyulur. O devirde eğer biz Hz. İsa (a.s.) döneminde olmuş olsaydık İsevi olurduk. Hz. Musa (a.s.) zamanında olsaydık Musevi olurduk. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında geldiğimiz için de Muhammediyiz. İnşaAllah. Dolayısıyla Cübbeli’nin sözü değil bu yani, zaten Kuran’ın bir hükmüdür. Kuran’a uymayan, Kuran’ın hak olduğunu gördüğü halde anlamamazlıktan gelen Ahiret’te bunun hesabını veremez. Dolayısıyla, yani Kuran’ı anladığı halde, Peygamber (s.a.v.)’i bildiği halde; doğruluğunu, dürüstlüğünü, iyiliğini, güzelliğini gördüğü halde kabul etmezse “Cennete girer” diyemeyiz tabii ki. Yani çok büyük bir suç işlemiş olur. Tabii. Evet. Ama mesela Fetret ehl-idir bilmiyordur, haberi yoktur, hiç öğrenmemiştir. Yani sürekli İslam’ın aleyhinde bilgiler duymuştur, dini tanımamıştır. Musevidir. Hz. Musa (a.s.)’ın dinini uyguluyordur. Ki orada zaten namaz da var, Allah’ın birliği var, Ahiret, Cennet, Cehennem inançları var. Bu durumda yine Cennete gitmesi umulur. Yani Fetret ehl-i hükmünde olursa, Allah onu fetret ehl-i hükmünde kabul ederse olur. Olabilir. Ama televizyonlarda, radyolarda, her yerde Kuran’ı duyuyor, anlıyor. Değil mi? Peygamberimiz (s.a.v.)’in mükemmeliğini duyuyor. Bunları bildiği, duyduğu halde, vicdanı kabul ettiği halde reddederse, tabii ki çok büyük günaha girmiş olur. Hükmü de Cehennem’dir. Yani zaten bile bile hakkı kabul etmemeleri durumunda zaten hükmü Cehennem olur. Fakat tabii takdir Allah’ın. Çünkü adamın son durumunu bilemeyiz. Son anda belki iman etmiş olabilir. Veyahut Allah onu Fetret ehl-i kabul edebilir yani durumundan dolayı inşaAllah. Onun için “Cübbeli diyor” demeyelim de, Kuran’ın dediği bizim için önemli olan. Cübbeli’nin ne dediği, yani Kuran’a uygunsa bizim için kabul edilebilir inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam” diyor. “Fethullah Gülen Hocaefendi Hz. İsa (a.s.)’ın şahs-ı manevi olarak geleceğini söylüyor. Yani şahsıyla gelmeyecek diyor. Bu yanlış değil mi? Ayetlere ters değil mi? Cevap verirseniz sevinirim” diyor Oğuz.” Fethullah Hocaefendi’nin bu sözünü nerede kullandığı yani şahs-ı maneviyi nerede dediğini gönderirse bize Oğuz, o zaman cevabını veririz. Yani mesela “şu bölümde, şu konuşmasında şahs-ı manevidir. Hz. İsa (a.s.) bedenen gelmeyecek” derse, o zaman bir açıklaması olur. Açıklarız. Ama yani dediğini farz edelim, muhtemelen şöyle bir mantık geliştirmiş olabilir. Ama önce bir netleşsin yani zannetmiyorum öyle bir şey demiş olduğunu. Ama dediyse açıklarız. Oğuz bize yazsın şu an. Kaynak versin. Tamam mı? Yazsın, ona göre cevap verelim inşaAllah. “Selamun aleyküm. Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerin kaynağı olarak Kıyamet Alametleri, Kitabül Burhan gibi kaynaklar sunmuşsunuz. Ben arkadaşlarımla okurken, arkadaşım bana bu kitapların hadis kitabı olup olmadığını ve güvenirliğini sordu. Hadisleri nakledenleri sordu. Açıkcası ben cevap veremedim. Said Nursi’nin naklettiğini söyledim. Ama Buhari, Müslim gibi sahih hadis kaynakları gerekiyor sanırım, hadis kaynağı olarak. Bir de ebced hesabını İslam’a uygunluğunu merak ediyoruz. Peygamberimiz (s.a.v.) veya sahabeleri bu konuda bir şey söyledi mi?” Gönderen Mustafa diyor. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi Mustafa kardeş. Şimdi, Kitabul Burhan bu tarz eserler, Kıyamet Alametleri, Kitabül Burhan gibi eserler, herkes tarafından kabul edilen, tasvip görmüş büyük ehl-i sünnet alimleridir. El Kavlül Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntasar, İbn-i Hacer Mekki Hazretleri mesela çok güvenilir bir insandır. Berzenci Hazretleri çok güvenilir bir insandır. Bunlar ehl-i sünnet imamlarıdır. Değerli, büyük imamlardır. “Geçen hadisler sahih mi değil mi?”; şimdi Ahir Zaman hadislerinin sahihliğinin anlaşılması için Allah çok büyük bir kolaylık meydana getirmiştir. Ve netlik meydana getirmiştir. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.), “Mehdi (a.s.)’ın zuhur zamanında çift uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak” diyor. Bu hadis zayıf hadistir, zayıftır. Yani sahih hadis değildir, zayıftır. Ve bu hadis de, “bu kuyruklu yıldızın ışığının çok kuvvetli olduğu” geçiyor. “Güçlüdür” diyor. “Ve diğer kuyruklu yıldızlardan ters istikamette gider” diyor. Şimdi, denilen vakitte, denilen şekilde zuhur etti mi bu hadis?
ALTUĞ BERKER: Etti.
ADNAN OKTAR: Bitti. Ne olmuş oluyor? Sahih ve mütevatir hükmünde. Tam sahih, güvenilir. İnşaAllah.
Sen ne gösterecektin Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Sahih-i Buhari’den Hz. İsa (a.s.)’ın nuzülüne dair olan hadis-i şerif. Onu şu an büyütemedim Hocam ama. Sahih-i Buhari tercümesi yazıyor üstte de.
ADNAN OKTAR: Burada anlatmak istediğin nedir senin? İspat etmek istediğin şey ne onu söyle.
ALTUĞ BERKER: Kütüb-i Sitte’de Hz. İsa (a.s.)’ın nuzülüyle dair hadislerin sabit olduğu.
ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.) ile ilgili hadis” diyor. Ama Mehdi (a.s.) ile ilgili Buhari’de, bakın orada ne diyor? “İmamınız, devlet başkanınız kendinizden olduğu halde Meryem oğlu sizin içinize indiği zaman İsa da imamınıza uyduğunda acaba sizler nasıl olursunuz?” Şimdi, Müslümanların imamı var. Hz. İsa (a.s.) inmiş. Mehdi (a.s.) bu. Diğer hadislerden bunu anlıyoruz. Mesela bazı Ahir Zaman hadisleri vardır, senedi kuvvetli olabilir farz edelim. Ama zuhur etmezse o ne olmuş olur? Zayıf veyahut mevzu hadis olur. Aslının olmadığı ortaya çıkar. Ama tahakkuk edince, zayıf bile olsa hadis doğrudur. Doğru olduğu anlaşılır. Hatta mevzu denilen bir hadis bile bakın, mevzu denilen bir hadis bile eğer tahakkuk ederse sahih hadis hükmüne geçer. Bu çok önemli. İnşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.“Kıymetli Hocam, selamlar”.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Cin Suresi 10. ayette: ‘Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?’ şeklinde geçiyor. Hocam siz cinlerin Kuran ile eğitilmesi gerektiğini anlatmıştınız. Bu ayette onların konuyla bilgileri olmadığına, eğitim verilip eğitilmeleri gerektiğine bir işaret var mıdır? Adem İbrahim.”
ADNAN OKTAR: Cinler evet, onlar sahipsiz bırakılmış durumda. Çok garibanlar yazık. İnsan o konuda onlara tabii şefkat duyuyor. Çok yalnızlar. İyi bilenlerin onları eğitmesi, Kuran’la bilgilendirmesi, helali-haramı onlara anlatması çok önemli. İnşaAllah. Eğitildiklerinde çok ahlakları da güzelleşiyor, hem zihinleri açılıyor, hitabetleri güzelleşiyor. Öbür türlü sarhoş gibi oluyorlar. Yani çok dengeleri o kadar yerinde olmuyor. Ama Kuran ile eğitildiklerinde çok makul ve tutarlı hale geliyorlar. Ben bunları duyuyorum tabii, bu konuyla ilgilenen kişilerden duyuyorum. Ben bizzat kendim görmüşlüğüm yok. Onu da söyleyeyim. Veyahut işte ona yakın diyelim. İnşaAllah.
Berker Hocam sen bana bir şey söyle.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Geçen akşam Mustafa Özcan Ağabey’i davet etmiştik Hocam. Buraya teşrif etmişti kendisi. Ahir Zaman’da Mehdi (a.s.)’ın geleceğine dair, şahs-ı manevi olmadığına, şahıs olarak geleceğine dair ve beklendiğine dair güzel anlatımlarda bulundu.
ADNAN OKTAR: Şimdi, Nur talebesi kardeşlerimiz dershanelerde, sohbetlerde ağabeylere orada samimi olarak Risale-i Nur anlatan kişilere soracaklar. Mesela diyecekler ki, Bediüzzaman Kastamonu Lahikası 72, Tarihçe-i Hayat 258, Hizmet Rehberi 267, Tasdiki Gaybi 153. sayfada bak diyor ki: “Ta Ahir Zaman’da, hayatın geniş dairesinde asıl sahibleri yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz”. Mesela “buradaki bu cümleyi, bu açıklamayı Hocam böyle bize kelime kelime anlatır mısınız?” desinler. Sırf şu kısmı bile anlatmalarını istemeleri yeterlidir. Başka hiçbir şeye gerek yok. Bunu bize bütün açıklığınızla, bütün samimiyetinizle, tevil etmeden. Çünkü tevilin tevili olmaz. Şerhi yeniden şerh etmek olmaz. Müteşabih bir hadisi açıkladığında bir alim, onu yeniden müteşabih kabul edip bir daha müteşabih olarak açıklarsa; bir başkası da onu yine müteşabih görüp açıklarsa, bunun önü sonu gelmez. Ve çok samimiyetsiz olur. Ve Bediüzzaman’ın açıklamalarının müteşabih olmadığını herkes görüyor. Çok sarih, nettir. Zaten tefsir. Yani açıklama, anlaşılacak tarzda anlatmıştır. Anlaşılacak tarzda anlatmıştır. Bunu sorsunlar. Bak bir daha söylüyorum. “Ta Ahir Zaman’da, hayatın geniş dairesinde,” bak, mesela cümle cümle sorsunlar, “ta Ahir Zaman’da,” bu ne demek? Bu bir. İki, “hayatın geniş dairesinde”, bu nedir? “Asıl sahipleri,” neyin asıl sahibi? Kim bu asıl sahipler? Yani “Mehdi ve şakirtleri”, neden Bediüzzaman yani kelimesine ihtiyaç duymuştur? Mehdi (a.s.) kelimesini neden kullanmıştır ve şakirtleri kelimesini neden kullanmıştır? “Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir,” nereye gelirler, değil mi? “O daireyi genişlendirir”. Hangi mevcut daireyi genişletir, nasıl genişletir? Bunu sorsunlar. “Ve o tohumlar sümbüllenir”. Hangi tohum onlar? Nasıl sümbülleniyor? Bunu sorsunlar. “Bizler de kabrimizde”, bakın burada tek değil, “ben de kabrimde seyredip, Allah’a şükrederim” demiyor. “Bizler de” diyor. Daha geniş bir ekipten bahsediyor, değil mi? “Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz”. Biz derken tabii şahsı için de” biz” diyebilir bu normal. Ama “Bediüzzaman o anda, Mehdi (a.s.) geldiğinde vefat etmiş olacağı anlamı mı buradan çıkıyor Hocam?” diyebilirler. Mesela güzel sorgulama metodu bulsunlar. Mesela desinler ki; “ta Ahir Zaman’da”, “Hocam ta diyince gelecek anlamı çıkıyor buradan. Yani Bediüzzaman’ın vakti değil gibi görünüyor. Takdir sizin ama , ‘ta Ahir Zaman’da’ dediği acaba bu zaman, bu zaman mı, değil mi? Yoksa başka bir zaman mı, neyi kastetti, bunu bize açıklayın” desinler. “Hayatın geniş dairesi” ne demek? Hayatın dar dairesi. Demek ki; hayatın geniş dairesi olduğuna göre, bir de dar dairesi var hayatın. Dar dairesi var. Hayatın dar dairesi Bediüzzaman’ın vaktindeymiş demek ki. Hayatın geniş dairesi de Mehdi (a.s.) devrinde olmuş. “Bunu bize açıklayın” desinler. Yani internetin, televizyonun, radyonun yaygınlaşması, her yerde kullanılması, bu anlama mı geliyor? Daha geniş anlamları mı var? “Bunu bize açıklayın” desinler. “Asıl sahipleri” diyor. Desinler; yani “Nur talebeleri değil mi Hocam, Risale-i Nur’un asıl sahipleri?” Bediüzzaman neden Nur talebelerini esas görmemiş de, başka bir grubu esas görmüş, Risale-i Nur’un asıl sahibi olarak? Değil mi? Bak, “asıl sahipleri” diyor. “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri”. Peki bu kişiler o zaman nerede? Yani Risale-i Nur’un asıl sahibi olduğuna göre, bize Risale-i Nur’u çok güzel anlatacak kişiler demektir, bunlar. Demek ki Risale-i Nur’un sırlarını da biliyor bu kişiler. Yahut kişi. O zaman bu Mehdi (a.s.)’ın nerede olduğunu biz neden aramıyoruz? Madem Bediüzzaman’ın böyle bir müjdesi var. Peygamber (s.a.v.)’in de müjdesi var, değil mi? Kuran’ın da bu konuda müjdesi var. “İslam dünyaya hakim olacak” diyor Cenab-ı Allah. “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”. “Hocam” diyecekler, “nereye gelir?” “Gelir” diyor, “Ahir Zaman’a biz girdiysek gelmiş olması gerekiyor” demeleri lazım, değil mi? Cenab-ı Hakk’ın izniyle geldi mi Mehdi (a.s.), gelecek mi? Bakın; geldi mi, gelecek mi? “Geldiyse, nereye geldi? Niye bizim haberimiz yok?” demeleri lazım. Yahut “niye ilgilenmiyoruz? Niye bizi ilgilendirmiyor?” Bediüzzaman’ı ilgilendiriyor. Peygamber (s.a.v.)’i ilgilendiriyor. Allah Kuran’da buna işaret ediyor. Ama bizi ilgilendirmiyorsa, bu çok önemli bir konu. “Ben o zaman kendime Nur talebesi demem. Bediüzzaman’ı dinlemiyorsam, Peygamber (s.a.v.)’in hadisini de dinlemiyorsam, ben kendimi Nur talebesi olarak kabul etmem. Ben Bediüzzaman’ın bu işaretine, bu anlatımına önem veriyorum ve bu durumda aramam gerekir” demesi gerekir. “O daireyi genişlendirir.” Demek ki hazır olan daireyi genişletir. Bir darlık var demek ki, onu genişlettirecek. “Ve o tohumlar sümbüllenir.” “Daha tohum halinde olacak” diyor, “Nur talebeleri, daha tohum, açmış olmayacaklar” diyor. Ne zaman açacaklar? “Mehdi (a.s.) devrinde” diyor, sümbüllenecekler. “Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz”. Bediüzzaman “Mehdi (a.s.)’ın devrinde ben vefat etmiş olacağım” diyor. Vefat etmiş olacağına göre Bediüzzaman’dan ayrı bir şahıstan bahsediliyor burada. Onun vefatından sonra gelecek bir şahıs. “Bu kişi nerede Hocam? Biz neden ona tabi olmak için, onunla beraber mücadele etmek için Mehdi (a.s.)’ı aramıyoruz?” İleride bu bize yürek acısı olur. İçimize oturur, mahcup oluruz. Daha önce de Peygamberimiz (s.a.v.)’i birçok kişi anlamazlıktan geldi, bunların yüreklerine oturdu. Dünyada, Ahirette çok mahcup oldular. Mehdi (a.s.) çok büyük bir nimet. Yüzyıllardan beri müjdelenmiş. Tevrat’ta müjdelenmiş, İncil’de müjdelenmiş, Zebur’da. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, Zebur’da Mehdi (a.s.)’ın müjdelendiğini. Tevrat’ta müjdelendiğini Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor ve “Peygamberlerin suhuflarında vardır” diyor Mehdi (a.s.). Ta Hz. Adem (a.s.) devrinden beri müjdelenen, dünyanın en büyük olaylarından bir tanesidir. En büyük olay. Yani gelmiş geçmiş en büyük olaydır. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “Deccal’den daha büyük olay yok” diyor. Dolayısıyla onun zıttı olan Mehdiyet de en büyük olaydır. Yani çünkü en büyük olayın tahribatını ortadan kaldırıyor. Dünya tarihindeki en büyük olayın tahribatını ortadan kaldırıyor Mehdi (a.s.). Böyle bir olayı, mesela Cübbeli ve ekipteki kardeşleri ne diyor? “Ya Rabbi bize Peygamberleri göndermedin, diğer eski büyüklerimizi göndermedin, bari Mehdi (a.s.)’ı gönder” diyor. “Ve biz onunla şereflenelim, ona yetişelim, talebesi olalım” diyor. Hep bir ağızdan, gürül gürül “Amin” diyorlar. Bu normal bir Müslüman tepkisidir. Müslüman’ın böyle olması lazım. “Nur talebesi olarak da bizim bunu dememiz gerekir. Bak, Üstadımız söylemiş, gelmiş ve biz farkında değilsek, bu çok acayip bir konum olur. Bu bizim yüreğimize oturur. Çoluğumuza, çocuğumuza bunu anlatamayız. Ahiret’te Cenab-ı Allah’a karşı boynumuz bükük olur. Garip bir konumda oluruz. Tevil edilecek gibi değil bu. Örtbas edilecek gibi de değil. Doğrusunu anlayalım, doğrusuna göre hareket edelim” demeleri lazım, değil mi? Ben vicdanen böyle derim. Makul bir vicdan bunu söyler.
ALTUĞ BERKER:Bir de Nur talebesi kardeşlerimizin dualarında “minel deccal” diye ellerini ters çevirerek deccalden sığınma duaları vardır her zaman. O da Mehdi (a.s.)’sız olmaz ki.
ADNAN OKTAR: Mesih deccal ve Süfyan deccal’den Allah’a sığınıyorlar her namazda. Muntazam olarak isimleri geçtiğinde ellerini ters çeviriyorlar. Onların fitnesinden Allah’a sığınmak için, her namazda. Süfyan şahıs. “Evet, o şahıstır” diyorlar. Tamam. Mesih deccal? “O da şahıstır.” Mehdi (a.s.)? “O şahs-ı manevidir.” Allah Allah, bu nasıl oluyor? Gelmiş, geçmiş müceddidler? “Hepsi bunların şahıs olarak geldiler” diyor. Mehdi (a.s.)? O şahs-ı manevidir. Ne demek? O görünmez bir güçtür. Bu olmaz. Dürüst olacaklar. Bak diyor ki; “ben Ankara’dan Mehmet. Geçenlerde okuduğum bir yazıda Siyonistlerin bir gün Müslümanların birleşeceğini ve başlarına birini getireceğini, Mehdi (a.s.)’ı biliyorlar. Bunun olmaması için ise, bunu engellemeliyiz. İlla biri gelecek ise bizim istediğimiz kişi olsun diyerek, görünürdeki zahir gücün de ellerinde olduğunu düşünerek bunu yapabileceklerini düşünüyorlar. Okuduğum yazının anlatmak istediği buydu. Hocamızın da Mehdi (a.s.) Hazretleri’ni bu kadar detaylı anlatmasının bir hikmetinin de insanların yanlış şahsa yönlendirilmesini engellemek olduğunu düşündüm. Hocamıza sorum böyle bir plan var mıdır?” Şimdi, masonlar da bir Mehdi isteyebilir. Ateist siyonistler de kendilerine has bir Mehdi isteyebilir. Bunun bir mahsuru yok. Hindular da bir Mehdi inancı içerisindeler. Budistler Buda’nın geri geleceğine inanıyorlar. Fakat sonunda illaki gerçek Mehdi (a.s.) hakim olur. Mühim olan bu. Yani ortaya bir Mehdi (a.s.) çıktığında o gerçek Mehdi (a.s.)’dır. Müslümanları birleştirdiğinde, Hz. İsa (a.s.)’ın birlikte namaz kıldığı kişi, Hz. Mehdi (a.s.)’dır. İster Siyonistler desteklesin, ister desteklemesin, masonlar destekleyebilir, desteklemeyebilir. Mühim olan Allah’ın kastettiği Mehdi (a.s.)’ın gelmiş olması. Geldikten sonra zaten, onlar onun emrine girmiş demektir. Ateist Siyonistler de secdeye kapanacak, masonlar da secdeye kapanacaklar. Dolayısıyla tabii ki onları da yönetecek. Onlar da Allah’ın kulu, onlar da imana gelecekler. İnşaAllah. Bakın mesela diyor ki; Beyanat ve Tenvirler sayfa 310’da: “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risâle-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek”. Böyle güzel ağabeyler vardır, Nur talebesi ağabeyler. Nur yüzlü, tertemiz, dürüst ağabeyler. Bunlar iyi niyetli insanlar. “Hocam” desinler, “ben Risale-i Nur’u yeni okuyan bir insanım. O kadar bilgim yok. Merak da ediyorum. Gerçi siz belki önemsiz görüyor olabilirsiniz ama çok önemli görüyorum. Yani Mehdi (a.s.)’ın gelişini, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini çok önemli görüyorum. Allah rızası için, şüphelenip, kuşkulanmayın, tedirgin de olmayın, ama bana bunu açıklayın. İçim rahatlasın, mutmain olsun” desinler, nezaketiyle. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki,” diyor, net diyor yani, net anlaşılıyor, “sonra gelecek o mübarek zat,” şimdi, “sonra gelecek” kendi neslinden sonra gelecek, “o mübarek zat”; birisinden bahsediyor burada, bir insandan bahsediyor. Mübarek bir zat. Şimdi orada ağabey kalkar derse ki “o mübarek zat şahs-ı manevidir” derse, “ağabeyciğim” dersin, “bunu bana biraz açıkla o zaman. Yani kanaatim gelsin”. Çünkü Bediüzzaman Türkçe’yi çok iyi kullanabilen bir insan. Osmanlıca’ya çok vakıf bir insan. “O gelecek mübarek şahs-ı manevi” derdi değil mi? Ama “o mübarek zat” diyor. “O” o bir kişi için söylenmiyor mu? Mübarek zat. Evet. Risâle-i Nur’u” yani Risale-i Nur Külliyatı’nı, “bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” Yani Risale-i Nur’a hakim bir insan gayet iyi okuyacak, tatbik edecek, İslam’ı yaymada Risale-i Nur’u bir program olarak kullanacak. Yani sadece Risale-i Nur’u kullanmıyor. Çünkü Bediüzzaman’ın açıklamasında o yok. “Çünkü Darwinizm’e ve materyalizme karşı da mücadele edecek” diyor. “Onu yaparken de bir taifenin uzun tasdikatı ile yazdıkları eserleri kendisine hazır bir program olarak alıp, uygulayacak” diyor. Yani öyle bir yönü de var Mehdi (a.s.)’ın. Sırf Risale-i Nur değil. Beyanat ve Tenvirler. Mesela “Risale-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” “Hocam” desin; “burada dürüst olalım Allah aşkına. Beni şey yapmayın yani gereksiz tevillerle kafamı karıştırmayın. Ben sizin iyi niyetli olduğunuza inanıyorum. Bakın ‘o mübarek zat’ diyor burada. Çok net ifade kullanıyor. Bana bu kişiyi anlatın” dersin. “Risale-i Nur’u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.” Yani “Risale-i Nur’un gerçek sahibi” diyor Said Nursi ve Risale-i Nur’u da anlatımlarında kullanacak. Oradan istifade edecek, bunu anlatıyor. “Bu kişi kim?” diyecekler, soracaklar. Bakın “ümmetin beklediği, Ahir Zaman’da gelecek şahsın,” “ümmet bekliyor” daha bakın, gelse ümmet bekliyor der mi Bediüzzaman? Ahir Zaman’da gelecek. Derdi ki; “biz Ahir Zaman’a girdik. Gelecek değil, Ahir Zaman’da geldi” der. “Ama nerede olduğunu bilmiyorum” der Bediüzzaman. Mesela Hz. İsa (a.s.)’ı sorduklarında nerede dese, Bediüzzaman sorduklarında “bilmiyorum” diyor. Şurada demiyor Bediüzzaman. Sormuşlardır, “nerede” demişlerdir, Hz. İsa (a.s.)? “Bilmiyorum” dedi Bediüzzaman. “Biliyorum, şurada” demedi ki. Mehdi (a.s.)’ı da sorduklarında “ileri de gelecek” diyor zaten. “İleride gelince o zaman anlarsınız” der inşaAllah. Veyahut “o anda geldi” dediyse de ne der; “yerini bilmiyorum, gelmiştir”. Mesela bak bana soruyorlar, “ben bilmiyorum yerini” diyorum. Ne oluyor? Hiçbir şey de olmuyor. Bilmiyorum şu an. Ama gıyabında biat ettim ve arıyorum, araştırıyorum. Bulmaya çalışıyorum. Bakın, “Ahir Zaman’da gelecek zatın,” zat, şahs-ı manevi değil, “üç vazifesinden en mühimi”. Kardeşim “bu zatın üç tane vazifesi var” diyor Bediüzzaman. “Ayrı ayrı şahıslar yapacak” demiyor. Bakın burada da bir çarpıtma yapıyorlar. Bu üç vazifeyi üç kişiye bölüyorlar. Öyle olsa der ki; “Ahir Zaman’da gelecek o üç zatın, üç vazifesinden” der. Değil mi? Ama ne diyor bak; “Ahir Zaman’da gelecek zatın.” Bir kişiden bahsediyor. Bir kişiden bahsederken sen bunu üç kişiye nasıl çıkarıyorsun? Şimdi bizim internet sitelerimizde göreceksiniz, orada Hocaefendi var. Nur talebelerinin ağabeyleri. Bunu üç kişiye çıkartmış. Bir kişiyi üç kişiye çıkartmış. Üç tane Mehdi (a.s.) yapmış. Siyaset Mehdi’si, Diyanet Mehdi’si ve Saltanat Mehdi’si, üçünü ayırmış. Üçünün aynı anda geleceğini söylüyor. “Şimdi Hocam” diyecek, “buna ait bir işaret, bir söz, bir cümle var mı? Sizin sözünüze ait. Risale-i Nur’da bana gösterebilir misiniz?” Yok diyorsa, o zaman diyecek ki; “bir kişi olduğuna dair ama çok açık delil var” diyecek. Çünkü bak, “Ahir Zaman’da gelecek zatın” diyor. Bir kişi. “Üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı (kıymetlisi) olan iman-ı tahkikiyi neşr (delillere dayalı imanı yaymak) ve ehl-i imanı delaletten kurtarmak (iman edenleri sapkınlıktan korumak) cihetiyle”. Demek ki imani faaliyet yapacak, imani kitaplar çıkaracak. Yani Risale-i Nur Külliyatı gibi kitaplar yapacak Mehdi (a.s.). Bunu anlıyoruz. “Risale-i Nur Külliyatı’nı andıran, iman hakikatlerine ağırlık veren, Darwinizm’i ve materyalizmi ortadan kaldıran, dünya çapında etkili kitaplar ve eserler hazırlayacak ve ona yardımcı olacak da bir ekibi olacak” diyor Bediüzzaman.“Her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar, değil mi Hocam” demeleri lazım. Bu “iman-ı tahkikiyi neşrve ehl-i imanı dalaletten kurtarmak ciheti ile” faaliyet yaptığına göre böyle bir kişi; bu kişinin kitapları olması lazım halihazırda. Yani dünyada bilinmesi lazım. Yani her an faaliyet halinde olması lazım. Darwinizm’e ve materyalizme karşı da güçlü vuruş yapıyor olması lazım, şu an. “Bu kişi kim bunu arayalım” demeleri lazım. Yani böyle biri var mı? Yoksa da bulamamışsındır, aramaya devam edersin. Yani bir şey kaybetmezsin ki. Veysel Karani Peygamberimiz (s.a.v.)’i aramakla geçti ömrü, inşaAllah onun mübarek bir bağlısıdır. Yani görememiş olmak bir şey kaybettirmez ki insana, o yolda Allah rızası için faaliyet yaparsın, o yolda da ölürsün mücadele ederken. Ama aramamak Bediüzzaman’ın ifadelerine ehemmiyet vermemek anormal bir hareket olur. Bakın “zatın” demek ki; “üç ayrı zat gelecek” demiyor Bediüzzaman“ümmetin beklediği, Ahir Zaman’da gelecek zatın” Ahir Zaman; kendisinden sonra gelecek. Yani kendi zamanında olsa “benim zamanımda” der, “Ahir Zaman’da ” diyor. “Gelecek.” “Gelecek” ne demektir? Gelecek zamanı ifade eden bir kelimedir gelecek. Şimdi için gelecek denilir mi? Denmez çok net. Benim bunları anlatmaya mecbur olmam inanılır gibi değil, mucize bunlar. Nasıl anlayamaz insanlar bunları benim aklım almıyor? Yani çok büyük bir mucize meydana gelmiş durumda. Yani sırf bu bile Mehdi (a.s.)’ın çıktığının açık alameti. Bunun anlaşılamaması yani mucize üstüne mucize. “Ahir Zaman’da gelecek olan zatın üç vazifesinden.” Üç vazifeyi üç kişiye siz nasıl bölüştürürsünüz kardeşim? “Üç tane ayrı Mehdi gelecek” diyor. Bir kişiden bahsediyor burada. Üç kişiden bahseden tek bir tane bahis yok. Sürekli tek kişiden bahsediyor Bediüzzaman. “Üç vazifeyi yaptığı için büyük Mehdi oluyor” diyor. Eğer üç ayrı Mehdi gelmiş olsa onların dediği gibi Bediüzzaman o zaman büyük Mehdi (a.s.) olamaz diyor O. Eğer onların dediği gibi Ahir Zaman’da üç tane Mehdi gelirse diyanet saltanat âleminde ve siyaset âleminde üç ayrı Mehdi gelirse o zaman Bediüzzaman’ın dediği büyük Mehdi (a.s.) asla olamazlar.
ALTUĞ BERKER: Bir nevi Mehdi (a.s.).
ADNAN OKTAR: Bir nevi Mehdi (a.s.) olmuş oluyorlar. Çünkü “daha önce geldi” diyor Bediüzzaman böyle. “Diyanet aleminde de, saltanat aleminde de, siyaset aleminde de tek yönde böyle Mehdiler geldi” diyor. “Ama üç görevi birden yapan tek kişi olarak üç görevi birden yapan Mehdi (a.s.) hiç gelmedi” diyor Bediüzzaman. “Ahir Zaman’daki Mehdi (a.s.) yapacak bunu” diyor. İlk defa dünya tarihinde ilk defa. O yüzden adı büyük Mehdi’dir diyor. Yani sebebi o. Kardeşlerimiz de diyorlar ki; “böyle şey olmaz biz aklımıza bunu sığdıramıyoruz. Üç vazifeyi birden yapamaz o zaman üç tane Mehdi gelecektir. Toplamı büyük Mehdi (a.s.) olacaktır” diyor. Böyle bir şey yok kardeşim. Bediüzzaman o zaman gelmiş Mehdilerin de hepsini toplar. “Bunların toplamı büyük Mehdi (a.s.)’dır” der, değil mi? Mevlana Halidi, Abdülkadir Geylani, İmam Rabbani hepsini toplar, “bizim tamamımızın toplamını alın. Bu büyük Mehdi (a.s.)’dır” der. Zaten en önemli çarpıtma burada oluyor. Öbürleri zaten o kadar etkili değil. Şu an çatışa çatışa bu noktaya geldiler Nur talebelerinin bir kısmı. Yani “şahs-ı manevi” diyenleri kabul etmiyorlar şu an. “Risale-i Nur Mehdi’dir”diyenleri de kabul etmiyorlar. En son geldikleri nokta üçe böldüler Mehdi’yi. Yani siyaset, diyanet, saltanat âleminde üç ayrı Mehdi gelecek. Peş peşe geleceğini iddia edenler var. Yani “ayrı ayrı yıllarda gelecek” diyenler var. Bir de “üçü de aynı anda gelecek” diyenler var. Yani bu şiddetli sıkışmayı gösteriyor. Bunaldılar Allah-u Alem. Tevil edemiyorlar artık son noktaya geldiler benim gördüğüm. Ama bu Mehdi (a.s.) muhalifliğinden çok utanacaklar onu söyleyeyim. Ve Bediüzzaman ile yarıştırmaya kalkmalarından çok utanacaklar. Bediüzzaman ile yarıştırmaya kalkıyorlar Mehdi (a.s.)’ı. O ona aşık, o ona aşık. Birbirlerini bütünleyen insanlar. Siz birbirleri ile niye yarıştırmaya kalkıyorsunuz. Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’dan daha üstün “hadi gelsin” diyorlar. Tamam, “kabul gelecek ama Bediüzzaman daha büyük” diyorlar. Kardeşim çocuk musunuz siz koskoca insanlar? Mehdi (a.s.)’ı yarıştırmaya kalkıyorsunuz. Allah onun takdirini yapar. O ondan üstün, şu şundan üstün böyle denilir mi? Çocuk gibi. Bediüzzaman’ı sevme adına Bediüzzaman’a çok büyük bir zarar vermeye kalkıyorlar. Bediüzzaman’ın canı gibi sevdiği “ben onun pişdar neferiyim, öncü askeriyim” dediği, “o acib şahsın” diyor “hiçbir cihette onun gibi olamam” diyor Bediüzzaman. Bu kadar sevdiği bir insana. “Öncü bir askeriyim. Ben onun Mehdi (a.s.)’ın hizmetçisiyim” diyor. Böyle bir insanı yarıştırmaya kalkıyorlar. Daha da olmazsa Mehdi (a.s)’ı üçe bölüyorlar. Üç parçaya ayırıyorlar. Çok acayip bir hareket bu; üç parçaya ayırmaya kalkmak. Üç parçaya ayırdığında zaten Bediüzzaman “daha önceki Mehdiler ile aynı olur” diyor. Yani “asıl olmayan Mehdilerden olur” diyor. Yani “asıl beklenen Mehdi (a.s.)’ın özelliği üç vazifeyi aynı anda yapması” diyor. “Bunu yapanlar zaten daha önce oldu” diyor Bediüzzaman. Tekrar tekrar anlatıyorum ki iyi anlasınlar. “Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde vazife yapanlar oldu” diyor. “Bir cihette yaptılar” diyor ve “yaptılar” diyor. “Ama Mehdi (a.s.) üçünü birden aynı anda ve tam anlamıyla yapacak” diyor. “O yüzden büyük Mehdi (a.s.)’dır” diyor. “Ümmetin beklediği, Ahir Zaman’da gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi (önemlisi) ve en büyüğü ve en kıymetdarı (kıymetlisi) olan îman-ı tahkikîyi neşr (gerçek imanı yayma)” Yani bu neşriyatları nerede o zaman?” demeleri lazım. Madem “Mehdi (a.s.) geldi” diyor Bediüzzaman, neşr ettiğine göre kitapları var demektir. Değil mi? Risale-i Nur’un yöntemini alan, Risale-i Nur’un yöntemini andıran iman hakikatleri yönünde bir faaliyeti olması lazım. Darwinizm’e ve materyalizme karşı da kitapları olması lazım. Çünkü “hazırlayacak” diyor Bediüzzaman söylüyor. Ve “ondan önceki bir taife” diyor, bilim adamları hazırlayacak, “onun vakti ve hali buna müsait olmaz” diyor. “Vakti dar olur” diyor. “O hazır eserleri bir araya getirip onlardan kitapları elde eder. Onlarla o birinci vazifeyi tam yapar” diyor. O zaman bu kitaplar nerede? Bunu da araştırmak lazım. Mehdi (a.s.)’ı araştırmıyorsanız eserlerini araştırın. Dünya çapında bir yerlerdedir o zaman. Ya gizlidir. Gizliyse, gizli gizli satılıyor da olabilir, el altından satılıyor da olabilir. Veyahut açık aşikare satılıyordur. Gidip bulun, araştırın. Ben araştırıyorum inşaAllah. Bakın diyor ki; “bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risâle-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek’”demek ki Risale-i Nur’u da anlatan bir insan, Risale-i Nur’a hakim olan bir insan. Ve gerçek sahibi diyor. Gerçek sahibi. O zaman diyecekler ki “Nur talebeleri demek ki gerçek sahibi değil”. Bediüzzaman’a inanıyorsa. O zaman “Biz Risale-i Nur’u gerçek sahibinden öğrenelim” diyecekler. Bakın Risale-i Nur’un gerçek sahibinin Mehdi (a.s.) olduğunu nereden anlıyoruz? Nur talebelerinin bölünmesinden anlıyoruz. Eğer tam hakim olmuş olsalardı Risale-i Nur’a. Nur talebelerinin bölünmesi mümkün değildir. İmkansız. Yani Risale-i Nur’a tam hakim olacak da, Bediüzzaman’ın tam sözünü dinleyecek de bir insan bölünecek. Nasıl yapsın bunu? Bediüzzaman zamanında bu mümkün müydü? Tahayyül edilebilir mi? Mümkün mü? Tek. Kayıtsız şartsız tektirler. Bölünme Risale-i Nur’u anlamamak anlamına geliyor, anlayamamışlar demek ki. Yani samimi olarak anlayamayan büyük büyük kitle olabilir. Onları tenzih ederim. Bakın ben son derece rahat konuşuyorum. Ben Allah’tan başka kimseden korkmam. Kimseye de yaranma peşinde değilim. Yani birçok kişiyi de karşıma alacağımı bilerek anlatıyorum. Doğrusu budur. Ve Mehdi (a.s.) konusunu her cemaatin ayrı anlatmasından da Risale-i Nur’u anlayamadıklarını görüyoruz. Bakın her cemaat Mehdi (a.s.)’ı ve Hz. İsa (a.s.)’ı ayrı anlatıyor. Bir tane Risale-i Nur Külliyatı var, fakat çeşit çeşit anlatım var. Bakın bir kısmı diyor ki “Şahs-ı manevidir görünmez”, bir kısmı “Risale-i Nur Külliyatı’nın kendisidir” diyor. Bir kısmı “Bediüzzaman’ın kendisi Mehdi (a.s.)’dır” diyor. Bir kısmı “3 Mehdi gelecek” diyor, “3 tane Mehdi gelecek” diyor. Ve bunlar 2’ye ayrılıyor “bu 3 Mehdi (a.s.) gelecek” diyenler. Bir kısmı “aynı anda gelecek”, diyor. “Bir kısmı da çeşitli yıllar aralıklarıyla gelecek” diyor. Yani “10 yıl, 20 yıl arayla gelecekler” diyor. Peş peşe. Bakın böyle bir stil de var. Bir kısmı “Mehdi (a.s.) da Hz. İsa (a.s.) da vefat ettiler. Bir kişinin ruhuna girdiler” diyorlar. “Bir kişinin ruhuna girdi. Dolayısıyla o da Dabbet-ül Arz’dır” diyor adam. Bu da ayrı bir çeşit. Ve “bu şu an vazifede” diyor. Bunların Risale-i Nur’u anlayamadığını biz görmüş olmuyor muyuz bu durumda? Değil mi? “Hz. İsa (a.s.) geldi, gömdük” diyorsa bir kişi, Risale-i Nur’u anlayamamıştır. Çünkü Risale-i Nur’da İslam dünyaya hakim olacak diyor Hz. İsa (a.s.) zamanında. Bütün Hıristiyanlar Müslüman olacak diyor, Bediüzzaman. Böyle bir şey yok ortada. Değil mi? Bakın Hz. İsa (a.s.) konusunda da bölünmüş vaziyetteler. “Şahs-ı manevi” diyenler ayrı, “geldi gömdük” diyenler ayrı, başka ne var biliyor musun Hz. İsa (a.s.)’yla ilgili?
ALTUĞ BERKER:Hz. İsa (a.s.)’yla ilgili “şahs-ı manevi” dediniz, “geldi gömdü”, evet. Başka bir şey yok Hocam Allah-u Alem. Şu an hatırladığım ama.
ADNAN OKTAR:Şimdi onda da bayağı bölünmeler vardır, tam araştırmadık da onun için. Araştırsak onda da bayağı bir şey çıkabilir. En güzeli özellikle liseli, üniversiteli Nur talebelerinin, genç talebelerin bu konuların ısrarla üzerine gidip bu konuyu mutlaka anlamaya çalışmaları. Çünkü bak açıkça söylüyorum, yürek acısı olur. Çok üzülürler sonra. Böyle tarihi bir dönemi kaçırdıkları için. Tarihi bir görevi yapamadıkları için, Mehdi (a.s.)’a talebe olamadıkları için çok mutazarrır olur, çok üzülebilirler. Üzülürler demeyeyim de çok pişman olabilirler. Mahcup olurlar evet. Yani grup taassubuyla hareket etmesinler. Grubuna bir şey yapsın, saygısızlık yapsın demiyorum anormal bir konuşma olsun. Ne kadar masum bir şeydir, öğrenme isteği. Yani insan soramaz mı? Ama tersliyorlarsa, cevap vermiyorlarsa, konuşmak istemiyorlarsa konuşacak birini mutlaka bulmaya çalışsınlar. Ve onu da düşünsün, eğer kendisini tersliyorsa bu yüzden ona cephe alıyorlarsa değil mi? Tecrit ediyorlarsa veyahut aforoz ediyorlarsa o zaman bir anormallik vardır. Bir harikuladelik vardır. Çünkü bu kadar böyle bir gerçekten bu kadar korkulması hiç makul bir şey değil. Kardeşim komünizmden korkmuyorsun, Deccali anlatırken korkmuyorsun çok rahat anlatıyorsun. Bağıra bağıra anlatıyor Deccali. Değil mi? Mesih deccali de, Süfyan deccali de anlatıyorlar. Dabbet-ül Arz’ı da anlatıyorsun. Yecüc Mecüc’u de anlatıyorsun, bunlardan korkmuyorsun. Peki Mehdi (a.s.)’ı anlatmaktan niye bu kadar korkuyorsun? Yani ne var bunda bu kadar çekineceğin. O yüzden Hz. İsa (a.s.)’ı da gözden çıkarttılar adeta. Onu da öldürdüler ve mezara koydular. Daha görevini yapmadan haşa. Daha İslam dünyaya hakim olmadan, değil mi? Ama bu tabii Müslümanlara karşı, Nur talebelerine karşı bir öfkeyi kızgınlığı gerektirmez. Şefkatle yaklaşmaları lazım. Bir hikmet hayır vardır. Onlar da kaderlerine uyuyorlar. Yani bu bir öfke nedeni değildir. Bir gadap nedeni değildir. Veyahut cephe alma nedeni değildir veya o kişilere karşı böyle vefasızlık yapmak onları terk etmek nedeni değildir? Yine saygılı sevgi dolu olur. Ama bu konuda açıklık oluşması için onları ikna etmeye çalışmaları lazım. Korkulacak bir konu değil bu. Korkulacak bir konuysa Bediüzzaman yazmazdı bu konuları. Müjde olarak belirtiyor değil mi Bediüzzaman?
SUNUCU:Hocam müsaadenizle bir ara vereceğiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz.
Programımıza tekrar hoş geldiniz. Kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. HarunYahya.Tv sitesinden yayınımızı 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz ve HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Evet. Ankara’dan yazan Mehmet kardeşimiz, ailesiyle ilgili bir sorununu söylemiş. Dua etmemi söylemiş. Hayırlısı olsun, Allah her şeyde bir hayır yaratmıştır. Allah’a bıraksın. Sonuçta olan mutlaka hayırlı olan olacaktır. İnşaAllah. Allah her şeyi bir hikmetle yaratır. Bunu bilecek kardeşlerimiz inşaAllah.
Her kim ne diyorsa desin, kim ne açıklarsa açıklasın, Bediüzzaman Hz. İsa (a.s.)’ın inişinin cismen olacağını bedeniyle ineceğini çok açık net söylemiştir. Hangi Hocaefendi söylerse söylesin, kim söylerse söylesin Bediüzzaman’ı yalanlayamaz. Kuran’ı yalanlayamaz. Hadisleri yalanlayamaz. Dolayısıyla akıl gözüyle bakacaklar olaya. Kuran gözüyle, hadislerin gözüyle bakacaklar. Peygamberimiz (s.a.v.) cismen Hz. İsa (a.s.)’ın ineceğini açıkça söylemiştir. Kuran’da da 3 ayet var çok net. Hiç inkar edilecek gibi değil. Ve Kuran hiçbir Peygamber hakkında böyle bir açıklamada bulunmamıştır. Sadece Hz. İsa (a.s.)’la ilgili bu konuda açıklamada bulunmuştur. İsevilerin temel inancını, temel inançlarından bir tanesidir, Cenab-ı Allah Kuran’da destekler mahiyette doğruluğunu tasdik eder bir yönde açıklamıştır. Yani Allah yanlış olan bir şey olduğunda açık şekilde de vurguluyor. Mesela teslis inancının yanlış olduğunu çok şiddetli vurguluyor Kuran. Doğru olanı da vurguluyor. Mesela Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü gibi. Bediüzzaman hatta bakın o kadar keskin konuşuyor ki “gerçekten dahi ölse” diyor. “Ahiret’in en uzak köşesine gitse dahi gelecek” diyor. Cismen. Artık bunun üzerine söz olmaz. Aksini savunan bir kişi varsa o Bediüzzaman’ın sözlerini kabul etmiyordur. Bediüzzaman’ın dışında bir çizgiye geçmiştir. Hadislerin dışında bir çizgiye geçmiştir. Kuran’ın dışında bir çizgiye geçmiştir. Dolayısıyla geçerli değildir sözü. Her kim söylüyorsa söylesin. Geçerli olmaz. Kuran’a uyuyorsa kabul etsinler. Hadise uyuyorsa kabul etsinler. Bediüzzaman’ın açık sözlerine uyuyorsa kabul etsinler. Uymuyorsa bir başka düşüncedir o, başka bir izahtır. Geçerli değildir.
Evet, Bediüzzaman’ın şiirlerinde birçok sır var, Risale-i Nur Külliyatı’nda geçen. Onlar şu ana kadar daha incelenmiş ve açılmış değil. Bunları önümüzdeki günlerde açacağız ve inceleyeceğiz, inşaAllah. Yani okuyup geçiyor birçok insan. Halbuki o tarz bir eser değil o. O tarz bir anlatım değil. Orada hayret edilecek sırlar, hayret edilecek gerçekler var. Bunları inşaAllah görecek kardeşlerimiz, inşaAllah.
Yalnız yaz rehaveti gelmesin Müslüman kardeşlerimize, yazın öyle bir düşünce oluyor. İşte yazın artık tatil başlamıştır. Dolayısıyla biz bir 3 ay kadar her türlü mücadele faaliyetini, tebliğ faaliyetini bırakırız. Zaten yorulduk, dolayısıyla tatilde dinlenmemiz gerekir gibi. Müslüman mücadele ettikçe dinlenir. Kuran’a hizmet ettikçe dinlenir. Allah’a hizmet ettikçe dinlenir. Onu yapmadığında yorulur Müslüman. Dolayısıyla o dinlenme değildir. Böyle yanlış bir inanç olmasın. Çünkü ölümün ne zaman geleceği belli olmaz. Hastalığın ne zaman geleceği belli olmaz, yani hastalık da bazen insanı ölüm raddesine getirir, dünyadan geçirtir. Allah’ın, böyle bereket vermesinin, böyle güzellikler, huzur, sağlık, sıhhat vermesinin nedenini insanların iyi düşünmesi gerekir. Hikmetini iyi düşünmesi lazım. Dolayısıyla rehavete girmek, işte tatil mantığı. Diyor ya Cübbeli, “Biz cami, cemaat yorulduk. Bir tatile gidelim dedik” diyor. Müslüman’da böyle bir şey olmaz. Yani samimi Müslüman’da, aklı başında bir Müslüman’da böyle bir şey olmaz. Ama Cübbeli onu söylüyorsa, onu cahilliğinden söylemiştir. Yani samimi düşünen bir Müslüman, nasıl böyle bir şey düşünür? Camiden insan yorulur mu? Cemaatten insan yorulur mu? Allah’ı anmaktan yorulur mu? Yemek yemekten niye yorulmuyorsun o zaman, değil mi? Yani nefes almak gibidir, Müslüman’ın en büyük ihtiyacıdır iman ve Kuran hizmeti. Dolayısı ile insanı dinçleştirir, açar. Gücünü ve şevkini arttıran Müslüman, berekete doğru gider, güzelliğe doğru gider. Hem Allah’ın rızasını kazanır, hem dünyada da ona bir bereket, bir ferahlık, bir iyilik isabet eder. Aksinde de içi fenalaşır, içi sıkılır. Yani mesela bak, Cübbeli “camiden, cemaatten yorulduk. Ondan sonra tatile çıktık” dedi. Ama o tatili Allah ona zehir etti, değil mi? O tatil yüzünden başına gelmedik kalmadı. Ne ızdıraplara düştü, ne acıların içerisine düştü. Demek ki, cami ve cemaat, asıl olan oymuş. Cami ve cemaat içerisinde eğer yorgunluk duymasaydı, ondan şevk alsaydı, ondan bir huzur alsaydı, güzellik görseydi, başına bunlar gelmezdi, değil mi? Bak Cenab-ı Allah’tan orada bir ilahi tokat yemiş oldu. Dolayısıyla, insanı onlar mutlu etmez. Allah’a hizmet etmek mutlu eder. Kuran’a hizmet etmek mutlu eder.
ALTUĞ BERKER:Bu konuda ayet-i kerime var Hocam malumunuz. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İşlerinden boşaldığın vakit, tekrar çalış ve uğraş” mealinde.
ADNAN OKTAR: Tabii. Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah diyor, “hayatın bütün yönlerinden çekil” diyor ve arkasından bu ayet değil mi? Bakın, “işinden boşaldığında”, yani işin bittiğinde “yeniden başla çalışmaya” diyor Peygamber (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah. Yani Müslümanın da aynı tarzda, tavır içerisinde olması lazım. İnşaAllah. Onun için, “işte giderim, havuzlarda üç ay dinlenirim”. Havuzda ne olur? Eğer Allah rızasını esas almıyorsan, gidiyorsan, Kuran’ı unutuyorsan, İslam’ı unutuyorsan, orada seni aniden ölüm yakalarsa, nasıl açıklayacaksın onu Allah’a? Yarabbim, ben tatildeydim mi diyeceksin? Kuran’ın neresinde var Allah’tan, Kuran’dan, İslam’dan uzak bir hayatı tatil olarak görmek? Bir beldede bile olsa Müslüman, yani “bir yere gidilmez” demiyorum ben, seyahat edilir. Ama yine Allah rızası için yapılır o ve orada da bütün gücü ile insan, İslam’ı ve Kuran’ı yaymak için gayret eder. İbadet hiçbir yerde durmaz. Var gücü ile gayret etmesi lazım. Allah’ın rızasının en çoğunu araması gerekir. İnşaAllah.
SUNUCU:“Değerli Hocam. Kulak hırsızlığı yapan cinleri takip eden alev, Kuran’da “Şihab” olarak geçiyor. Ben de, Kuran’ın Arapça sözlerinde arama yaptığımda, Şihab kelimesi 4 yerde çıktı. Üçü, cinleri cezalandırmak için takip eden alev ile ilgili ayetler, biri ise şu ayetti, 27/7: ‘Hani Musa ailesine: Şüphesiz ben bir ateş gördüm demişti. Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor (şihab) ateş getireceğim’. Hocam, bu ayette Hz. Musa (a.s.)’ın cinlerle iletişim halinde olduğuna işaret ediyor olabilir mi? Aynı surede 8 ayet sonra da şu ayet geçiyor, 27/15: ‘Andolsun, Davud’a ve Süleyman’a bir ilim verdik: Bizi inanmış kullarından birçoğuna göre üstün kılan Allah’a hamd olsun dediler’”. Melek Kartal soruyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Melek güzel araştırmada bulunmuş. Cinler ateşten çok korkuyorlar, ben bunu biliyorum. Yani böyle itaatsiz cinleri en korkutan şey, ateştir. Çakmak ateşi bile korkutur, yani o derece ürkektirler o konuda. Ateşe karşı hassasiyetleri var. Suya karşı da muhabbetleri var. Güzel kokuya karşı muhabbetleri var. Cenab-ı Allah da onları, eğer itaatten uzaklaşırlarsa, ateşle yakıyor. Yani küçük bir ateş onlara yetiyor. Gökyüzünde Cenab-ı Allah, eğer öyle bir münasebetsizlik yaparlarsa, onları bir ateş parçası ile, bir kıvılcım ile cezalandırıyor. Kuran ona işaret ediyor. Ama tabii cinlerin, inşaAllah, Ahir Zaman’da Müslümanlara çok büyük hizmeti olacak. Çok büyük faydaları olacak. Onlar da mümin olacaklar inşaAllah, yani iman edecekler. Dolayısı ile Ahir Zaman çok güzel olacak.
Berkerim, şimdi sen bana şuradan herhangi bir sayfa aç ve oku.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Murat Gültekin, İzmir’den yazmış Hocam. “Muhyiddin Arabi Hazretleri Ahir Zaman’da , Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde, deccale uyan bir kısım cahil Hocaların Hz. Mehdi (a.s.)'a düşman olacaklarını belirtmiştir. ‘Ümmetimden başı sarıklı yetmişbin alim kişi, deccale tabi olacaklar’ (İmam Ahmed bin Hanbel, Müsned, sf. 796). ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın düşmanları, Ehl-i iştihad alimlerinin mukallidleri olacak. Çünkü onlar, başı sarıklı deccale tabi olan bazı sahte alimler, Hz. Mehdi (a.s.)’ın, imamlarının mezheplerinin tersine hükmettiğini gördüklerinde bundan hoşlanmayacaklar, fakat karşı da gelmeyecekler. İlim kılıncından çekindikleri için, ister istemez hakimiyetine boyun eğecekler. Onun açık düşmanları, fukaha olacak. Cahil bir kısım Hocalar. Çünkü halk arasında bir imtiyazları kalmayacak, hatta ahkam hususunda ilimleri de azalacak. Bu imamın gelişi ile, alimlerin hükümlerindeki anlaşmazlıkları da giderilecek. Şayet elindeki ilim kılıncı olmasaydı, fakihler, bir kısım cahil Hocalar, onun ölümüne fetva verirlerdi. Lakin Allah onu, ilim kılıncı ile ve cömertliği ile hakim kılacak. Ondan hem korkacaklar, hem de bir şeyler umacaklar’. Çıkarcı kişilikleri ile ondan maddi menfaat umacaklar demiş parantez içerisinde. ‘Kalben ondan nefret edecekler, fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edecekler’ (Kıyamet Alametleri, genişletilmiş 10. baskı, sf.187). Hayrettir olaylar aynısı ile hadis-i şeriflerde belirtildiği gibi gelişiyor. Ahir Zaman ile ilgili yüzlerce hadis-i şerifin aynısı ile çıkması çok büyük bir mucize. En imansız insan bile, böyle bir durumda, Allah’ın dilemesi ile iman eder. SubhanAllah, maşaAllah. Selamun aleyküm Harun Yahya Hocama, ayrıca selam ederim.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kardeşlerimizin Türk İslam Birliği’nin oluşması konusundaki gayretleri, nefes alıp-vermek gibi olacak. Yani bir an nefeslerini tutsunlar, duramıyorlar değil mi? Hemen nefes almak ihtiyacı duyuyorlar. Türk İslam Birliği de, sürekli konuşulması, ısrar edilmesi gereken bir konudur. Yani talepte ısrar, çok önemlidir. Mesela duada, sürekli dua ediyoruz biz değil mi? Her gün, bir gün duayı kesmiyoruz. Türk İslam Birliği konusunda da, duanın kesilmemesi lazım. Çok ısrarlı olarak Türk İslam Birliği oluşuncaya kadar uğraşması lazım kardeşlerimizin. Her yerde, mesela taksiye bindi gidiyor, orada şoför ile muhabbete girebilir. “Türk İslam Birliği olsa, bütün Müslümanlar birleşse, Türklük alemi birleşse, ne kadar rahat olurdu, ne kadar güzel olurdu” tarzında konuşabilir. Yani iki kelime, o hemen onun kafasında kalır. Veyahut lokantada yemek yiyor, orada garsonla da konuşabilir. Veyahut manavdan yiyecek alıyor, mesela meyve alıyor, “inşaAllah Türk İslam Birliği oluştuğunda” der, mesela konuyu açar. “Ticaret, mal bollaşacak, ortalık güzelleşecek, bereket, bolluk gelecek, inşaAllah o zaman daha da güzel meyveler oluşur, daha da hoş bir ortam olur”. Yani konuyu dolaylı yoldan, oradan alıp oraya getirebilir. Mesela kıyafet almaya gitti, diyor ki adam, “satışlar kesat”. “Türk İslam Birliği olduğunda, bütün İslam ülkelerine, Türk alemine satışlar çok daha güçlü olacaktır. Ticaret daha canlı olacak, o zaman daha çok bereket olur, iyilik olur” diye, onun kafasına o bilgiyi yerleştirmesi lazım kardeşlerimizin. Yani bu ısrarlı talep ile olan bir güzelliktir. “Biz söylemiştik daha önce, bir kere söylemiştik, buna ne gerek var?” denmez. Türkiye’nin süper devlet olması, Türkiye’nin dünyanın lideri olması mesela çok hayati bir konudur. Çünkü en vicdanlı insanlar, en güzel ahlaklı insanlar Türkiye’dedir. Mesela bakın, ben ırkçılık yapmıyorum ama. Mesela Almanlara verilse bu görev, olmaz, yapamazlar. Yani fıtratları müsait değil. Mesela Macarlara verseler, yapamazlar. Bakın Amerika yapamıyor, görüyorsunuz. Bombalıyor, asıyor, kesiyor beceremiyor. Ama Türkiye gidiyor, mesela Afganistan’a gidiyor, herkes bağrına basıyor. Hatta Amerikalı askerler bile Türk bayrağı asıyorlar arabalarına ki, güvenlik içinde olsun arabaları. Kardeşim yani aslı açık açık ortada değil mi? Mesela Somali’ye gidiyoruz, Türkler. Bosna’ya gidiyoruz, yine Türkler bağıra basılıyor, çok seviliyor. Mesela Fransız askerleri oluyor, rahatsız oluyorlar. Yani o insancıl ortamı, o sıcak ortamı kuramıyorlar. Bosna’da Türk askerleri mesela camiye giriyorlar, ağlıyor adamlar sevinçten. Müthiş hoşlarına gidiyor. Lokantaya gidiyorlar, para almıyorlar, değil mi? Amerika’ya bak “dünyayı yönet” diyorlar, buyrun! Afganistan’ı mahvetti, Irak’ı mahvetti. Yani yüz binlerce insana mal oldu ve kendi vatandaşlarını da mahvetti, Amerikalı çocuklar, gençler değil mi? Binlerce Amerikalı genç çocuk, onları da orada telef ettirdiler. Yani yüz binlerce Müslümanın kanına mal oldular. Afganistan şu an sürünüyor yine, yazık onlara, gariplere. Iraklılar da perişan vaziyette. Her gün camiler bombalanıyor. Böyle dünyayı yönetmek olur mu değil mi? Böyle dünya liderliği olur mu? Türk İslam Birliği olacak da, Türkiye lider olacak da, böyle facialar yaşanacak. Mümkün mü böyle bir şey? Tahayyül dahi edilemez. Bunu bütün dünya bilir. Amerika da onun için yalvarıyor. Aman diyorlar, işte Irak’a gelin, asker sayısını arttırın, ama biz de olalım. Olmaz öyle şey. Siz tamamen çekilip gideceksiniz, değil mi? Bize teslim edeceksiniz, o zaman tamam. Amerika’nın Irak’tan tamamen çekildiğini düşün. Türk askeri orada kontrolü ele aldı. Bir bölük asker yeter, bir bölük. Başka bir şeye de gerek yok. Konu biter, asayiş berkemal olur, hemen hallolur. Afganistan’da, tek bir tabur yeter, bütün Afganistan’a. Bir Türk taburu gitsin, bitti. Amerika tamamen çekilsin, ihya ederler. Onun için Türkiye’nin liderliği konusunda kardeşlerimizin çok ısrarlı olması lazım. Mesela Kırgızistan’da ayaklanma oluyor. Orada bir tane Türk taburu olsa bakın, bir tane tek, Kırgızlar zaten bağırlarına basar. Yani mümkün değil, o ayaklanmanın olması, öyle bir olay imkansız olmaz. Türk İslam Birliği olacak da, öyle bir olay olacak. Başıbozukluk var. Her yerde giriyorlar Parlamento’ya, sille tokat adamları dövüp dışarıya çıkarıyorlar falan, yani rezalet paçalarından akıyor. “Türk İslam Birliği olduğunda, dünyanın en büyük ordusu olacak” diyor Bediüzzaman. Yani zaten belli öyle olacağı ayrıca. Bütüm İslam ülkelerinin orduları, tek merkezde birleşmiş olacak. Türkiye’nin de tecrübesi malum. Mesela bütün İslam aleminin, Türklük aleminin ordularını Türk subaylarının yetiştirdiğini düşünsen, yani mükemmel bir disiplin ve mükemmel bir ordu demektir bu. Çok adil, makul, şefkatli, modern değil mi? Aklı başında, çok güzel bir yapı olacaktır. İşte, bunun ısrarlı gündemde tutulması ile olacaktır bu. Bir de böyle çağdaş, modern, sevgi dolu, aydın, böyle ilerici, samimi Müslüman, Kuran’a tam tabi, Sahabe ahlakını almış insanlardan oluşacaktır. Aynı Asr-ı Saadet gibi. İnşaAllah. Bu imkanı Allah bize sonuna kadar vermiş, sadece dilimizi oynatacağız. Diyeceğiz ki, “Yarabbi bize Türk İslam Birliğini nasip et”. Her yerde konuşacaklar ve talep edecekler. “Bunu yapsınlar, olacak” diyorum, başka bir şey demiyorum ben. İnşaAllah. Evet, Bakın bir daha diyorum, Hz. İsa (a.s.)’ın nuzulünü şahs-ı manevidir diyen hiç kimseye, Müslümanlar tabi olmasınlar, kim olursa olsun. Yani o sözlere tabi olmasınlar, o sözü yanlıştır. Doğru olanları kabul etsinler, ama o sözüne kesinlikle inanmasınlar. Çünkü Hz. İsa (a.s.)’ın şahıs olarak ineceği, Kuran’ın hükmü ile açıktır, hadis de açıktır, Bediüzzaman çok sarih ve net söylüyor. Bakın, “cismi beşerisi ile, semavatta bulunan Hz. İsa (a.s.)’ın, semavi nüzulü katti olmakla beraber, kesin” diyor. Bak, inanmayanlar için de ayrıca bir daha vurguluyor, “eğer siz inanmıyorsanız, gerçekten öldüğüne inanıyorsanız ve Ahiret’in en uzak köşesine gittiğine inanıyorsanız, buna rağmen yine gelecek” diyor. “Yine gelecek, Allah ona bir ceset verecek ve yine gelir, o durumda da gelir” diyor. “Ama böyle bir durum yok” diyor. Yani “ne öldü, ne de Ahiret’in en uzak köşesine gitti ve cismi beşerisi ile semavatta Allah’ın Katında şu an” diyor. Ve inişi de, “inecek” demiyor, “kati” diyor, kesin. Kati ne demektir? Net, kesin. “Bir Hoca efendi dediler ki” diyor, yahut bir kaç Hoca efendi, “şahs-ı manevi olarak indi” dedi. O konuda kesin tabi olmasınlar, inanmasınlar. Ama diğer sözleri, güzel sözlerine itibar edebilirler, yani doğru olan sözlerine. “Her kişinin sözü mutlaka doğrudur” diye bir şey yok, yani yanlış olan kısmına uymazsınız, uymayacaklar. Kuran’a, sünnete, Bediüzzaman’ın ifadelerine uymayan bir şeye, biz “Hocamız dedi” diye uymayız. “Falanca kişi dedi” diye uymayız. Bunu diyen çok fazla kişi var, biliyoruz. Hiçbirine uymasınlar. Ama o konuda uymasınlar, doğru olan, güzel olan yönlerde uyabilirler, inşaAllah.
Evet, kardeşim de diyor ki, “Ebced nedir?” diyor. Ebced bir harikadır, şaşırtıcıdır. İnanılması farz değil ama, yani olduğunda da hayret veren bir durumdur. Mesela Kuran’ın 19’la kodlanması gibi. Şimdi Kuran’ın 19’la kodlanmasına biz inanmakla mükellef değiliz, farz değildir. Ama nereye baksak, 19’la kodlanmış. Geçen günler Huruf-u Mukatta’yı inceledim, baktım orada da 19 kodu var Huruf-u Mukatta’da. Onu anlatacağım önümüzdeki günlerde, tabii. Mesela çok şekilde, muazzam bir 19 kodlaması var Huruf-u Mukatta’nın tamamında. Yani birbirleri ile bağlantılarında.
Evet, sen yine o kitaptan oku bir konu.
ALTUĞ BERKER:Kani Toydemir, Sakarya’dan yazmış. “Bu açıklamayı Cübbeli yapıyor” demiş. “Mübarek zat, kerameti olmak üzere, kuru bir dalı, kupkuru bir odunu, alıyor kupkuru bir toprak; hiçbir şey bitirmeyen, yetiştirmeyen, bir yeşillik başını çıkarmış değil. Öyle toprağa onu ekiyor, ektiği anda, eker ekmez o kuru odun yeşeriyor yaprak veriyor. Bunu da keramet isteyenler, ‘madem sen hakikaten Hz. Mehdi (a.s.)'sın, göster bir keramet’ diyenler gözleriyle görüyor. Bu da büyük bir alamettir, bak bunlardan haberdar olun. Bu açıklamayı da Harun Yahya yapıyor:
ADNAN OKTAR:İlk olanı Cübbeli yapmış.
ALTUĞ BERKER:Evet ilk anlattığınızı Cübbeli yapıyor.
ADNAN OKTAR:Bu da benim açıklamammış.
ALTUĞ BERKER: “Hz. Mehdi (a.s.) kuru bir ağaca benzetilen bir insana teveccühü ile ve onu irşad etmesi ile önceleri aynı kuru bir ağaç gibi etrafına faydalı olamayan böyle bir insanın, bu sefer yeşillenmiş ve meyve vermiş bir ağaç gibi etrafına yani dinine ve bütün insanlığa faydalı hale geleceğine işaret edilmiştir. Doğrusunu Allah bilir. Hadis-i şerifte de benzer bir şekilde önceleri cahil, cimri ve korkak olan bir insanın Ahir Zaman’ın büyük mürşidinin irşad ve tedrisi ile (ders vermesi ile) inşaAllah, bilgili, cömert ve cesur bir hale geleceğine, adeta önceleri kuru ve faydasız olan bir ağacın yeşerip yaprak vermesi gibi şahsiyetini değiştireceğine işaret edilmiştir. Doğrusunu Allah bilir.” Ayrıca Hz. Mehdi (a.s.) hiçbir zaman Mehdi (a.s.) olduğunu kabul etmeyecek ki, bazı insanlar karşısına dikilip küstahca “madem sen Hz. Mehdi (a.s.)’sın göster bir keramet desinler” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii doğru öyle bir söz olması için onun öyle bir iddiada bulunması lazım. Dolayısıyla böyle it-kopuk gidip karşısına “madem Hz. Mehdi (a.s.)’sın göster ispat et” demesi de mümkün değil. Mehdiyet doğal bir gelişme içerisinde, tabii bir gelişme içerisinde Cenab-ı Allah tarafından insanlara hissettirilecektir. Ama Hz. Mehdi (a.s.)’ı da şahs-ı manevi olarak örtmeye çalışmak, Hz. İsa (a.s.)’ı da “şahsı manevidir” diye, örtmeye çalışmak bunların her ikisi de çok yanlış. Onu söyleyen kişilere kesinlikle kardeşlerimiz uymasınlar. Yani ama o yönüyle uymasınlar, yani bir noktada birkaç noktada hatası var diye, her noktada külliyen bir insanı reddetmeleri olmaz. Olabilir Allah, o konuda belki basiretlerini kapatmış olabilir. Değil mi? Belki yanlış yola girmiş olabilir. Ama her noktada girmiş, her noktada hatalı anlamına gelmez. Allah için hizmet eden her insanı desteklemeleri lazım. Ama konuşmalarının yüzde 80’i zarar veriyorsa olmaz tabii ona muhatap olmaya gerek yok. Ama mesela yüzde 99 faydalı ama yüzde 1 de yanlış yönleri var o yüzde 1‘e uymazlar. Olur biter ama o yüzde 99’dan istifade etsinler kardeşlerimiz. Yani böyle hemen tekfir etmek, harcamaya kalmak bunlar yanlış hareketler. Yani ona gerek yok. Faydalı yönlerini sonuna kadar Müslümanların değerlendirmesi lazım çünkü Allah için bir insan ortaya çıkıp hizmet yapıyorsa bu çok güzel bir şey. Baktık bir hatası var, tek bir noktada. “Ben sildim bu adamı” olmaz. Değil mi? Faydalı yönlerinin hepsini İslam için kullandırmak, o yönde onu teşvik etmek güzel olur inşaAllah.
Şimdi sen aç bir sayfa. Osman Servet’ i açmışsın. Evet Osman Servet’in yazdığı yazıyı bir oku.
ALTUĞ BERKER:Elçilerin yanında Meleklerin görünür durumda bulunması gerektiğini düşünen insanları Allah ayetlerinde şu şekilde bildiriyor. Şeytandan Allah’a sığınırım “Dediler ki: Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır. Ona kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?” (Furkan Suresi,7). “Şimdi onların “ona bir hazine indirilmeli veya onunla birlikte bir melek gelmeli değil miydi?” demeleri dolayısıyla, göğsün daralıp sana vahyolunanlardan bir kısmını terk mi edeceksin? Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah her şeye vekildir.” (Hud Suresi, 12) “Eğer doğruyu söylüyor isen bizlere melekleri getirmeli değil miydin? Hak olmaksızın biz melekleri indirmeyiz, o zaman da onlara göz açtırılmaz.” (Hicr Suresi, 7-8) Allah’ın tarih boyunca gönderdiği bütün elçiler gibi Hz. Mehdi (a.s.) da dünyadaki sebeplere bağlı yaşayacak ve imtihanda aklın ihtiyarını kaldırmayacak bir faaliyeti olacaktır. Cübbeli’nin anlattığı şekilde Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanında görünür durumda melek bulunması mümkün değil. Her yerde melekler, cinler, şeytanlar vardır. Fakat biz onları göremeyiz ama onlar bizleri görebilirler.”
ADNAN OKTAR:O kadar tamam. Ondan sonraki kişiyi.
ALTUĞ BERKER:Ondan sonra Cihat Aşar isimli, Mardin’den bir kardeşimiz yazmış. Bir hadis-i şerif söylemiş başta şu şekilde: “ ‘Bu iş ondan ayrılanlara rağmen muzaffer olarak devam edecektir. Muhaliflerin ve ayrılanların ona bir zararı olmaz’ (Ramuzel el hadis, 487. sayfa). Yukarıdaki hadiste münafıkların Hz. Mehdi (a.s.)’ın faaliyetlerine zarar verememesi, Hz. Mehdi (a.s.)’ı belirleyici ve dikkat çeken bir durum olarak bildirilmiştir. Hz. Mehdi (a.s.) eğer Cübbeli’nin anlattığı gibi dünya şartlarında rastlanmayacak, olağan dışı güçlere sahip olsaydı, münafıklar zaten Hz. Mehdi (a.s.)’a baskı yapmaya cesaret edemezlerdi. Ayrılmak isteyen de olmazdı. Cübbeli’nin müteşabih hadisleri yorumlarken düz anlamlarına göre değerlendirmemesi daha iyi olur inşaAllah”.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet yine ver, bir sayfa ben bakayım. Bu sayfadakileri okuyabilirsin inşaAllah. Ama böyle şerh ederek vurgulayarak anlatırsan daha iyi olur.
ALTUĞ BERKER:Tabii inşaAllah. Kamil Hatırlı, İstanbul’dan yazmış: “Cübbeli Hz. Mehdi (a.s.)’ın her tekbir getirişinde sesiyle kaleleri, binaları yıkacağını başının üzerindeki Meleğin yüksek sesle; ‘bu kişi Hz. Mehdi (a.s.)’dır. Bu kişiye uyun’ diyeceğini tank, top dahil hiçbir silahın Hz. Mehdi (a.s.)’ın bedenine etki etmeyeceğini. Hz. Mehdi (a.s.) geçerken Adriyatik Denizi’nin kuruyacağını, Akdeniz’in cam gibi donup kalacağını, gökten Meleklerin dünyadaki her insana kendi dilinde bu konu ile ilgili açıkça duyacakları ve görecekleri bir şekilde hitap edeceğini ve diğer insanüstü özelliklerini açıklıyor. Bu yüzyılda gelebilirdi ama vakit geçti diyor. Bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.) Cübbeli’nin dediği tarzda gelseydi, talebelerinin sayısı bütün bu özelliklerine rağmen nasıl 313 kişi kalırdı? Nasıl münafık bazı alimler onunla uğraşabilirdi? Bu mübarek cemaatten ayrılan münafıklar nasıl çıkabilirdi? Cübbeli sustu kaldı, Cübbeli’den hiç ses çıkmıyor. Bu konularda halkı aydınlatması gerekir”. Müteşabih hadisleri siz izah ediyorsunuz Hocam. Ahir Zaman ile ilgili hadislerin çoğu müteşabih. Aynısı ile olması mümkün değil ve makul açıklamalarını siz yapıyorsunuz Hocam inşaAllah. Burada mesela Adriyatik Denizi’nin kuruyacağından bahsetmiş, Meleklerin çıkıp işaret edeceğinden. Hiçbir Peygamber döneminde Adetullah’a aykırı hiçbir olay olmamış. Böyle cereyan etmemiş. Tabii ki Hz. Mehdi (a.s.) döneminde de etmeyecek inşaAllah. Mesut Zaimoğlu Sivas’tan yazmış: “ ‘Benliğime hakim olan Zat’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu’nun adaletli bir hakem olarak size inmesi pek yakındır. O haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, mal o nispette çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecektir’ (Sünen-i Tırmizi tercümesi, hadis no 2334). Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda gelmesinden şiddetli rahatsız olanlar, Hz. İsa (a.s.)’ ın gelişinden de tahmin edilemeyecek kadar rahatsızlar. Bu şeytani bir öfke. Hz. Mehdi (a.s.) gerçeğini, Hz. İsa (a.s.) gerçeğini gizlemek için bin bir çeşit taktik ve yöntem deneyen bazı çevreler, yakın bir gelecekte çok utanıp mahcup olacaklar. Dünyada ve Ahirette bu utancı yaşayacaklar. Allah-u alem”. Nihal Sayıner yazmış: “ ‘Biliniz ki Allah’ın yeryüzündeki dostları Hz. Mehdi (a.s.)’a tabii olanlardır’. Bu hadis-i şerif El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki, s. 52’de geçiyor. Ayet okuyorum, şeytandan Allah’a sığınırım, “De ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir” Al-i İmran Suresi, 31. ayet . Bir hadis; “bulutların semada toplandığı gibi, Allah onun etrafına bir kavim toplar, onların kalplerini uzlaştırır” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa:57).
ADNAN OKTAR: Müminlerin kalplerini.
ALTUĞ BERKER: Kalplerini uzlaştırır.
ADNAN OKTAR: Uzlaştırır. Ahir Zaman’da Müminlerin kalpleri birbirine karşı uzlaşmadan uzak. Mehdi (a.s.)’ın yapacağı görev bu olacaktır. Hatta Mehdi (a.s.)’a karşı da Ahir Zaman’da Müslümanlar tavır alacaklar. Yani epey bir Müslüman tavır alacak. Fakat Mehdi (a.s.) hem o tavrı kıracak, ayrıca Müslümanların birbirleriyle uğraşmasını da kıracak. Mesela Nur talebeleri ayrı ayrı iken onları birleştirecek. Diğer cemaatler birbirine karşı muhalifken onları birleştirecek. Türklük alemini, İslam alemini birleştirecek. Yani bütün bölünmeleri ortadan kaldıracaktır. Aslında her cemaat, her gayret eden topluluk, yani Allah rızası için gayret eden topluluk güzel faaliyet içinde oluyorlar. Yani “şunun şu hatası var, bunun bu hatası var” diye belirli bir yönden ele alıp o cemaati, o topluluğu silmek çok büyük hata olur. Mesela Yeni Asya cemaati Bediüzzaman’ı seven, Nur talebelerinden oluşan bir topluluk. Ama, diğer Nur talebesi olan kardeşlerimiz hiç hoşlanmazlar Yeni Asya cemaatinden, bir kısmı çok rahatsızdırlar. Nedir? İşte falanca partiyi destekliyor, görüşleri işte şöyledir. Kardeşim hangi partiyi desteklerse desteklesin, ona senin muhalif olmanı niye gerektirsin. Velev ki bir noktada bir hatası olsa bile, yani ne önemi var? O noktayı ayır, yüzde 99’u ile onu çok seversin. O yüzde 1’inde de ona katılmazsın, o fikrine katılmazsın. Ama yüzde 99’da sen mutabıksın. Mesela Saadet Partisi, parti içinde de öyle. Saadet Partililer’i bir kısmı Nur talebeleri kardeşlerimizin işte “Bediüzzaman siyasete girmeyin” dedi, “fakat bu kişiler siyasete girdiler, o yüzden biz bunlara karşıyız. Erbakan’a dolayısıyla Saadet Partisi’ne karşıyız” diyen Nur talebesi kardeşlerimiz var. Başka cemaatlerden de var, Süleymancı kardeşlerimizden de oluyor, efendim başka kişilerden de oluyor, cemaatlerden de oluyor, İskender Paşa’dan da oluyor. Her yerden oluyor. Birçok kişiden duyuyoruz. Saadet Partisi’nin siyaset çizgisini beğenmedikleri için onlara karşı bir tavır alıyorlar bir kısmı, hepsini tenzih ederim. Mesela ben bunu çok yanlış görüyorum. Yani Saadet Partisi’ndeki insanlar tertemiz mümin muttaki bizim vatandaşlarımız, kardeşlerimiz. Her görüşten de insan var ayrıca içlerinde. Dolayısıyla onlara karşı şefkatle yaklaşmak, sevgiyle yaklaşmak, yani böyle katı olmamak çok önemli. Gayet güzel bakın, dindar insanlar. Genellikle o partide daha yoğunlaşmışlar gördüğümüz kadarıyla. Bu güzel. Mesela Erbakan Hocamız’ın izahlarına bakıyoruz, hep İslam’ı Kuran’ı savunan, İslam Birliği’ni savunan, Türk İslam Birliği’ni savunan izahları var. Dünya tatlısı bir insan, gayet güzel. “Siyasete girmiş. Bediüzzaman da siyasete karşıydı. O zaman biz de Erbakan’a karşı olalım”. Bu vicdana sığmaz, bu çok yanlış. İlla ki onu hata olarak görüyorsan, o kısmı çıkarırsın, yüzde 99,99 diyelim kısmı senin için önemlidir. Bu kısmıyla devam edersin. Müslümanlar annesiyle babasıyla yaşıyor, annesiyle anlaşamıyor, birçok konuda fikir uyuşmazlığı var, ama annesi olarak kabul ediyor, seviyor değil mi? Babasıyla da anlaşamıyor birçok konuda ama beraber oluyorlar. Aynı ortamda yaşıyorlar. Çok çok fevkalade bir görüş ayrılığı varsa, dinine imanına karşıysa ayrılıyor görüşmüyorlar. Bu nedenle Müslümanlar arasında suni ayrılık çıkartılması hiç doğru değil, vicdana akla sığmaz. Bazı akılsızlar da çok küçük bahanelerle Müslümanların arasındaki o tefrikayı takva alameti olarak görüyor. Mesela diyor ki, “namaz kılarken kolunu yanda tutuyor. Veyahut bacaklarını biraz fazla açıyor” diyor, namaz kılarken. Veyahut herhangi birşey yani bu biraz abartı ama. Görüşmemek için bunu yeterli neden olarak görüyor ve o görüşmemeyi de takva alameti olarak görüyor. Mesela gerçek nurculuk, Süleyman Efendi’nin gerçek talebesi olmak veya Fethullah Hoca’nın gerçek talebesi olmak olarak görüyor. Dolayısıyla kendi içine kapanmaları oluyor. Bu kendi içine kapanmaları çözecek inşaAllah Mehdi (a.s.). Mesela birçok Müslüman cemaat içine kapalıdır. Birçoğu da dışına dönüktür ama birçoğu içine kapalıdır. Bu içine kapalılıktan onları çıkartacak inşaAllah. Dışa dönük olmalarını sağlayacak. Birbirlerine olan muhalefeti ortadan kaldıracak. Mesela Menzil cemaati çok kucaklayıcı bir cemaattir, herkese açıktır kapıları, herkese karşı sevgi doludurlar. “Ama bunlar siyasette bizim partimizi açıkça desteklemiyorlar” diyor mesela, “o yüzden biz de bunlara karşıyız”. Çünkü açık aleni diyor mesela “bizim partimizi desteklemesi gerekir. Hak olduğunu görüyor buna rağmen desteklemiyor” diyor. Sırf bu yüzden mesela cephe alabiliyor. Çok anormal bir hareket. Böyle olmaz. Yine aynı sözümüz geçerli. O kısmını çıkarırsın diğer kısmıyla onu seversin. Çünkü Allah’ımız bir, Kuran’ımız bir, kıblemiz bir, hepsi beş vakit namazında olan insanlar, hepsi Kuran’a titiz olan insanlar. Böyle detaylar bulup bölünmeye sebep olmak, işte “şu sözü söyledi. Ben bu yüzden bununla görüşmem”, “şu ifadeyi kullandı bundan dolayı konuşmam”, bunlar şeytani, şeytana hizmet olur. Bunun takvayla alakası yok. Takvaya hizmet değil de şeytana hizmet etmek olur bu. Birleştirici, bütünleştirici, hepsini seven kucaklayan bir ruh içerisinde olmak lazım. Hakikaten de tertemiz insanlar, çok mazlumlar. Mesela ben düşünce olarak hiçbir zaman için bir gruplaşma şeyinde değilim. Mesela ben Fethullah Hoca’nın talebelerini çok severim, giderim onlarla görüşürüm, Yeni Asya’ya mensup kardeşlerimizi çok severiz, onlarla görüşürüm. Menzil cemaatini çok severim. İskender Paşa cemaatini çok severim. Mesela ülkücüleri çok severim, Büyük Birlik Partili gençleri, onlara karşı çok derin muhabbetim vardır. Erbakan Hocamı da çok severim. Yani böyle kucaklayıcı olmak çok önemlidir. Hepsinin ayrı ayrı güzel yönleri var, hepsinin aradığımız hoş yönleri var. O yönleriyle çok sevmek ve birleştirici olmak çok önemli. Mesela MHP’li olan kardeşlerimize muhalif olan çok Müslüman kardeşlerimiz oluyor. Dindar kardeşlerimiz var, biliyorum cemaatlerde de var. Mesela net olarak onlardan nefret eden, öfke duyan, onlara karşı uzak olan insanlar var. Halbuki bu çok yanlış. Halis kan Müslüman bu insanlar, tertemiz Müslüman. Türk Milleti’nin ileri gitmesi, Türk İslam Birliği için, Allah rızası için canını verecek insanlar. Böyle bir insanlara tavır almanın anlamı ne? “İşte şu yönde hatası var.” Onun hata olduğuna inanıyorsan o kısmı çıkart, ondan gerisini al. Hep de yüzde 99’dur yani mükemmel olan kısım, yüzde 1’dir hatalı gördükleri kısım. O zaten illa ki olacaktır yüzde 1. Herkesin kendine has bir bakış açısı olur ve dolayısıyla o yüzde 1’ler ile biz karşılaşacağız. yüzde 1 yüzünden yüzde 99 terk edilmez. Veyahut Büyük Birlik Partili kardeşlerimiz nur gibi insanlar, tertemiz insanlar, niçin ayrılık olsun? Mesela Süleyman Hoca’nın talebeleri, birçok kişi onları garip görür, uzak durmaya çalışır, esrarengiz bulurlar. Ben hiç de öyle görmüyorum. Kuran’ı savunan, Allah’tan korkan, Allah’ı seven insandan kime ne zarar gelir? Yani Kuran öğretmek, bütün gayeleri bu oluyor. Kuran’ı öğretmek. Kuran kursları açıyorlar ve Allah rızası için gayret ediyorlar. Çok değerli ve mübarek insanlar bu insanlar. Ama “işte şu noktada uyuşamıyoruz. Bizim partimizi desteklemiyor. Veyahut Bediüzzaman’a karşı kabul eden bir tavırları yok”. Etmesin ne fark eder? Öbürleri de Süleyman Hilmi Hoca’yı kabul etmeyebilir. Ama biz onun hayatını kabul ediyoruz, namazını, orucunu, zekatını, Allah’ı sevmesini, Peygamber (s.a.v.)’i sevmesini kabul ediyoruz. Bu ne demektir yüzde 99,99. O zoraki bulduğun yüzde 1’i de geç. Bir süre unut yani inşaAllah.
Bismillahirrahmanirrahim. Enfal Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü’ne icabet edin.” Bakın, “ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'a ve Resûlü’ne icabet edin. Ve bilin ki muhakkak Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz gerçekten O'na götürülüp toplanacaksınız. Eğer fetih istiyor idiyseniz, işte size fetih” 1985 tarihini veriyor, Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihi. Kuran’dan ayet. “Ama eğer (inkardan ve eski yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Yok, geri dönerseniz Biz de döneriz” diyor Allah. Yani “eğer siz deccaliyet yaparsanız Biz de size Mehdiyet ile karşılık veririz” diyor Allah. “Topluluğunuz çok da olsa, size bir şey sağlayamaz” diyor. “Milyonlarca, milyarlarca olabilirsiniz. Ama Allah ezerim diyor inşaAllah. “Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.” Yani Mehdi (a.s.) taraftarıdır Allah. Her devirde Mehdiyet taraftarı olmuştur. İnşaAllah. “Bir de: "Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin Katından ise, gökyüzünden üstümüze taş yağdır veya acı bir azap getir (bakalım)." demişlerdi”. Allah’ı denemeye kalkıyor kafirler. “Oysa sen içlerinde bulunduğun sürece, Allah onları azaplandıracak değildir.” Yani “toplam bir afat gelmez” diyor. “Sen onların içindesin, sen o beldede bulunduğun müddetçe o beldeye bir bela gelmez” diyor. Mehdi (a.s.)’ın bulunduğu yere de bir bela ve afat gelmiyor, gelmeyecek inşaAllah. Ve dolayısıyla deprem olmuyor. Bakın o toz bulutları geldi biliyorsunuz, ikiye ayrıldı, İstanbul’a yine dokunmadı. Deprem de yine Adalar’a kadar geldi hiç dokunmadı taaa çıktı çıktı Avcılar’dan inşaAllah devam etti. İnşaAllah. “Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir. Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı”. Aynı şekilde Mehdi (a.s.)’a da bu yapılacaktır. “Onlar bu tuzağı hazırlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu” diyor. “Ben de bir tuzak kuruyordum o anda” diyor Allah. “Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır” diyor Allah. “Ben daha yaman tuzak kurarım” diyor Allah, inşaAllah. “Hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız”,sayınız azdı, Mehdi (a.s.) talebelerinin sayısı az olacak biliyorsunuz. “Ve yeryüzünde zayıf bırakılmıştınız”, herkes hakaret edecek, iftira edecek Mehdi (a.s.)’a, tutuklamaya kalkacaklar. “İnsanların sizi kapıp-yakalamasından korkuyordunuz.” Mesela polisin alıp götürmesinden veyahut bir başkasının, mesela çetelerin alıp götürmesinden çekiniyordunuz. “İşte O, sizi (yerleşik kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızıklar verdi. Ki şükredesiniz.” Mesela iftira atılır gelir seni alır bir oyun olur, polisi tenzih ederim de ama onun kanalıyla bir oyuna insanı sürükleyebilirler. Polis masumdur ama, orada insanlar onu kullanmaya kalkabilirler. Veyahut bir çete bir örgüt yapabilir, bir şey yapabilir. İnşaAllah. “Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir”. Yani “her şeyi Ben yaratırım” diyor Cenab-ı Allah. “Bir şeyi attığınızda da Ben atarım siz atıyormuşsunuz gibi görünür. Ama doğrusu Ben atarım” diyor Allah.
Evet bugün de süremiz bitti, birazdan internetten devam edeceğiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ben de çok özür dilerim, Üstad Bediüzzaman Said Nursi’nin Süleyman Hilmi Tunahan’la ilgili bir anısı vardı Hocam, zamanımız yoksa bir sonraki programda da.
ADNAN OKTAR: Şimdi devam edecek internet, internette anlatırsın. İnternetle ilgili programda anlatırsın. Bir 15 dakika sonra devam ederiz. İnşaAllah.
SUNUCU: Hatırlatma yapalım o zaman, HarunYahya.tv sitesinden yayınlarımızı 24 saat takip edebilirsiniz. Aynı zamanda soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden ulaştırabilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Aksu TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.tv sitesinden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...