SUNUCU 1: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. HarunYahya.Tv ve Mavi Karadeniz Radyo’dan sizlerle beraberiz. Aynı zamanda Tv Kayseri, Samsun AKS Ve Kanal S ekranlarından da sizlere beraberiz. Öncelikle hoş geldiniz diyorum.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU 2:“Selamun Aleyküm Değerli Hocam. Her zaman İslam Birliği’nden bahsediyorsunuz ve dünyanın liderliğini Türkiye’nin yapacağını söylüyorsunuz ve bizler de buna kesin, şüphesiz inanıyoruz. Ama birtakım insanlar, “bu dünyayı kimse size bırakmaz, teslim etmez” diyor. Ama 23 Nisan’da görüyoruz ki tüm dünya ülkeleri çocuklarını bizlere gönderiyor ve burada hiç tanımadıkları ailelerin yanında kalmalarına izin veriyorlar. Ben bu olmaz diyenlere, “en sevdiklerini teslim eden insanlar, niye bize adil bir yönetim için liderliğini teslim etmesinler” diyorum. Sizin görüşlerinizi çok merak ediyorum.” Muhammed Kaldırım, Kocaeli.
ADNAN OKTAR: Muhammed kardeşin sözü önemli, şu bakımdan önemli, Müslümanların epey bir bölümü kendilerine güvenemiyorlar. Çünkü bir kısmı Cübbeli zihniyetinde, bir kısmı başka zihniyette olabiliyor. Şimdi bu mantıkta bir insan, zulüm ortamı olacağını biliyorsa, hürriyetlerinin gideceğini biliyorsa, kadınların değer görmeyeceğini biliyorsa, sanatın, bilimin ortadan kalkacağını biliyorsa, böyle bir sistemi istemez. Müslüman da olsa istemez. Dolayısı ile bilinçaltında istemiyorlar. Yoksa Avrupalılar’ın, Amerikalılar’ın, Ruslar’ın bir şey dediğinden değil, yani onlar istiyorlar, ama bunlar istemiyor. İçeride istemeyenler var. İsteyen de çok ama istemeyen de çok. Şimdi orada sorun, bir kere kendilerine güvenmeleri ve gerçekten iman etmeleri ve gerçekten İslam’ı sevmeleri. Çünkü onların düşündüğü İslamiyet anlayışı bir kabus. Yani asma, kesme, dövme, baskı, bir kere neşeli olamıyoruz. Sanat yok, gülemezsin. Her şey yasak, akla gelen, yani insanı insan yapan her şey yasak. Böyle bir sistemdense, grand tuvalet toplantılar yapmak, işte evde de yine bu konuyu anlatmak ama uygulamamak şeklinde bir hayat tarzı geliştirmişler, bunun devamını istiyorlar. Olay bundan ibaret. Yani pratikte uygulamıyorlar fakat sözde çok yoğunlar. Mesela farz edelim diyor ki, “müzik haramdır, kesinlikle uygulanmaması lazım” diyor, ama cayır cayır kendi kanalında farz edelim yahut kendi imkanları ile müziği herkese dinletiyor ve her çeşidini dinletiyor. Ama ev toplantılarında, sohbetlerde tam anlamı ile karşı olduğunu, bunun kafir alameti olduğunu, çok çirkin olduğunu, yanlış olduğunu anlatıyor. Tabii bu bir gariplik, yani samimiyetsiz bir durum olmuş oluyor. Mesela okula oğlunu gönderiyor, ben görüyorum, oğlu tam anlamı ile modern, kızının da modern olmasını istiyor ama yarı modern oluyor, başörtüsünü hipiler gibi bağlamaya çalışıyor, değişik bir tarz yapmaya çalışıyorlar kendi aralarında. Bakıyorum o tiplere internet sitelerinde açtıkları yerlerde, karışık, hem modern dünyaya özeniyorlar, ama geleneksel anlayışa da çok özeniyorlar. Kararsız oldukları ve tereddüt içinde oldukları anlaşılıyor. Geleneksel ama yanlış olan, doğru olan değil. Gelenekselin doğrusu vardır, bir de yanlışı vardır, yanlış olanı istiyorlar. O yüzden kendilerine güvenemiyorlar. İşte Mehdiyet ile bu karmaşa ortadan kalkacak. Yoksa İslam’ın dünyaya hakimiyeti acil ihtiyaç olduğu belli. Ama Mehdiyet’in getireceği, dünyaya hakim edeceği İslamiyet’te, tam anlamı ile özgürlük, huzur, sevinç, sevgi olacaktır. Yani bizim kafalarımızda oluşan bir imaj vardır. Daha önce, benim çocukluğumda oluşan bir imaj vardı, Mehdi (a.s.) çıktığında neler olacağına dair. Ama şu an kafamda oluşan bir imaj var, çok farklı. O yüzden Hz. İsa (a.s.)’ın zamanında, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zamanında olacak İslam’ın hakimiyeti çok muhteşemdir. Her türlü güzellik, sevinç, barış ve kardeşlik tam anlamı ile hakim olacaktır. Şimdi istemeseler de onlara İslam’ı ister hale getireceğiz inşaAllah. Mesela bir kısmı diyor ki, “570 yıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. 570 yıl İslam hakim olmayacak demektir. 570 yıl istediğiniz gibi evlerinizde yan mı yatarsınız yahut dik oturun, nasıl yaparsanız, işinize bakın mantığı geliyor burada. Mesela Nur Talebesi olan kardeşlerimiz var, bir kısmı var, “zaten Mehdi (a.s.) gelip gitti” diyorlar. “Artık Kıyamet bekleniyor” diyorlar. “1431 yılına da geldiğimize göre, az bir şey de kalmış Kıyamete, artık durumu muhafaza mevzubahis” diyorlar. “Yoksa İslam’ın dünyaya hakimiyeti diye bir konu yok” diyorlar. O da apayrı bir mantık olmuş oluyor. Dolayısı ile bilgi yanlışlığı, bilgi eksikliği de var. Bunların hepsini Ahir Zamanda Mehdi (a.s.) ortadan kaldıracaktır. İslam dünyaya, insanlar istese de, istemese de hakim olacaktır. İnşaAllah. Oktar’ım, senin anlatacağın bir şey var mı bize?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Türk İslam Birliği’nin gelişmesi ile ilgili gazete haberleri var.
ADNAN OKTAR: Bir bakayım neler var. “İslam’ı Anlamanın Adresi İstanbul” Hangi gazete bu?
OKTAR BABUNA: Yeni Şafak Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bugünkü mü? Adresi İstanbul, yani İstanbul merkez mi demek istiyorlar İslam’ın dünya hakimiyetinde? Çok önemli, kim diyor bunu? Dünya İslam Çağrı Konseyi Başkanı Muhammed Ahmed. Ama bu yazılar biraz flu. Senin bilgisayarında mı teknik bozukluk, burada mı bir şey var?
OKTAR BABUNA: Gazete haberinde olabilir Hocam inşaAllah. Bu Vakit’teki haber, “İslam Birliği kurulacak” diye.
ADNAN OKTAR: Vakit Gazetesi, “İslam Birliği Kurulacak”, yani Türk İslam Birliği oluşacak diyor, değil mi? Bu müjdeler, aynı söylediğim doğrultuda devam ediyor değil mi?
OKTAR BABUNA: Bu ekonomik kriz ile ilgili.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi bu konuyu bir hallet önce. Bunu bir anlat değil mi? Yarım kaldı bu.
OKTAR BABUNA: Evet, İslam Birliği’nin kurulacağını inşaAllah bildiren haberler arka arkaya gelmeye başladı. Bir de siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Davutoğlu da sınırların kalktığı bir dünya hayal ediyorum diye evvelsi gün açıklama yapmıştı Hocam inşaAllah. Hep bu doğrultuda haberler çıkıyor. Vizelerin kalkması, insanların bu şekilde Türkiye’nin de doğal liderliğini kabul etmeleri, İslam dünyasında. Tam söylediğiniz doğrultuda gelişiyor her şey maşaAllah.
Bu ekonomik krizin giderek artacağını söylemiştiniz Hocam inşaAllah. Krizin maaliyeti şu ana kadar 5 Türkiye’den fazla diye bir haber var burada.
ADNAN OKTAR: Dünyaya etkisi.
OKTAR BABUNA: Evet, dünyaya etkisi.
ADNAN OKTAR: Bütün dünyada ekonomik krizin şiddetlenerek arttığına dair haber vardı, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. Bu Almanya, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin 2 trilyon dolardan fazla çıkmış dış borçları. Yunanistan iflas etmişti. Almanya, Avrupa Birliği’nden ayrılıp, Mark’a geçmeyi düşünüyormuş. Hep bu yönde haberler çıkıyordu, bu şekilde Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hani ekonomik kriz bir yıl sürecekti, hemen bitiyordu? Ben ne dedim? 7 yıl sürecek dedim. Değil mi? Dediklerim bir bir çıkıyor mu?
OKTAR BABUNA: Siz dedikten sonra Hocam, “2014’de kadar sürecek” dediniz, IMF resmi açıklama yaptı, 2014’e kadar sürecek diye inşaAlalh.
ADNAN OKTAR: O Yeni Şafak’ın haberini bana bir daha göstersene sen.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu haber sadece bu kadar mı? Başka, yani daha küçük alınmış şeyi yok mu?
OKTAR BABUNA: Bu Hocam İstanbul Yeni Şafak’ın haberi inşaAllah. İstanbul İslam’a Tam Bir Rehber.
ADNAN OKTAR: Tamam, deminki haberi bir daha ver. Bu manşet değil mi şeyde?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, Yeni Şafak’ın manşeti.
ADNAN OKTAR: Yani Şafak’ta birinci haber. Sekiz sütuna manşet yani, evet. İslam’ı Anlamanın Adresi İstanbul.
OKTAR BABUNA: Siz demiştiniz Hocam, İslam’ın, Türk İslam Birliği’nin merkezi olacak diye inşaAllah. O şekilde tam teyid eden haber inşaAllah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Her gün bununla ilgili bir haber duyuyoruz değil mi? Evet, demek ki söylediklerim doğruymuş.
OKTAR BABUNA: Hocam sizin söylediklerinizin doğruluğu şu anda 916 oldu, bugün baktım. Söylediklerinizin çıkması belgeleri ile.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tamam devam edelim.
OKTAR BABUNA: “İslam Dünyası arzuladığı liderliği Türkiye’de görüyor.” MaşaAllah. Vakit Gazetesi’nin haberi.
ADNAN OKTAR: “İslam Dünyası arzuladığı liderliği Türkiye’de görüyor.” Yani Türkiye’nin lider olmasını istiyorlar değil mi? Evet, bu da güzel. Demek ki dediklerimiz doğruymuş.
OKTAR BABUNA: Tam maşaAllah Hocam, elhamdülillah. Bu kadar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani başka göstereceğin bir şey yok mu?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Estağfurullah, inşaAllah. Bu dün Hocam Nuh’un gemisinin bulunmasını anlatmıştınız Hocam inşaAllah. Bunun resimleri vardı, gösterelim mi onları inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Göreyim.
OKTAR BABUNA: Bu tahta parçalarını almışlar Hocam inşaAllah, onların da yaşını ölçmüşler, 4.800 yıl olduğunu göstermişler. Gemiden alınan parçalar. Hong Kong’lu bir ekip inşaAllah geminin içerisine girdiklerini söylüyorlar. Burada da fotoğrafı var inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Eğer bu doğruysa, şu ahşap bölmeler doğruysa, bu çok net. Yani gemi bu. Bu boyut, boyutu verilen boyutlar, yani bu ahşap fotoğraflar, bunlar doğruysa, olay doğru.
OKTAR BABUNA: Bu hayvanları koydukları bir yerde olduğunu söyledikleri 2 metreye 2 metre boyutlarında, bir kapısı da olan böyle bir yer de varmış. Orada çiviler ve askılar da bulmuşlar inşaAllah. Hayvanların da orada, gemide nakledildiğini düşünmüşler. 4 bin metre yükseklikte bulunmuş Hocam Ağrı Dağı’nda.
ADNAN OKTAR: Şöyle olmuş olabilir. Daha alçaktadır gemi, yani geminin oturuş yeri daha alçaktadır, fakat Nuh (a.s.) geminin iyi muhafaza olacağını düşündüğü için, yani yüksekler daha soğuk olduğu için, yani kimyasal yapının daha uygun olması açısından, gemiyi oraya doğru götürmüş olabilirler, ahşap olduğu için. Nasıl Fatih gemileri değil mi? Bir yerden bir yere götürüyordu daha önce, o tarzda, o zamanki Müslümanların emeği ile gemiyi saklamak için orada bir yere götürmüş, koymuşlar gibi görünüyor yani yükseğe, daha yükseğe çıkartmışlar gibi görünüyor. Yani tam orijinal oturduğu yer değil de orijinal oturduğu yerden biraz daha yükseğe alımış olabilir gemi.
OKTAR BABUNA: Evet. Bu da yine gemiden fotoğraflar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani bu fotoğraflar, tekrar söylüyorum eğer doğruysa, gemi bu.
OKTAR BABUNA: Yaşı da uyuyor değil mi Hocam, 4.800 sene?
ADNAN OKTAR: Yaşı da uyuyor tabii. Her yönden uyuyor. Boyutları, ebatı yönünden de uyuyor. Şekli şemali de uyuyor, bulunduğu yer açısından doğru. Cudi, dağ silsilesi anlamına geliyor ve dağdır. Zaten Cudi Dağı’na oturdu demiyor Kuran’da. “Cudi’ye oturdu” diyor. Cudi, oradaki bütün dağ silsilesinin adıdır, boydan boya. Yani Cudi Dağı’na varıncaya kadar, Ağrı Dağı dahil, hepsi Cudi Dağ silsilesidir. Oradaki herhangi bir dağın üzerine oturması, Cudi’ye oturması anlamına geliyor. Ama sözlük karşılığı zaten dağ anlamındadır Cudi’nin. Cudi Dağı var ya Türkiye’de, o ayrı. O anlamda değil. Cudi dedin mi, dağdır. Mesela “bu ne?” diyorsun sorduğunda, “Cudi” der, yani dağ. O yönden de tam mutabık. Soğukta muhafaza olması da çok önemli, Allah onu vesile etmiş. Toprak altında buldular değil mi bu gemiyi? Toprağın altında kalmış evet, üstü toprakla örtülmüş. Bir de toprağın da kimyasal yapısı da müsait. Yani böyle oksidasyonu önleyecek tarzda, bozulmayı önleyecek tarzda bir kimyasal yapısı var. Özel bir toprağı var zaten. Yani yandaki toprak ile oradaki toprak aynı değil. O da çok manidar. Yani geminin üstünü örten toprak ayrı bir toprak. Arazinin bütününde aynı toprak yok. Yani arazinin yan tarafındaki toprak ayrı, kimyasal yapısı tamamen ayrı. Tam geminin üstünün örtüldüğü toprak tamamen ayrı. Yani kimyasal yapısı ayrı bir toprak, bu da çok manidar.
OKTAR BABUNA: Bir de siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, buzulların da koruduğunu zaten.
ADNAN OKTAR: Tabii, üzeri de buzullarla kaplı. Zaten geminin muhafaza olacağı dair Kuran’da da işaret var. O yönüyle de manidar. Mehdi (a.s.) devrinde Kutsal Emanetler teker teker bulunmaya başlıyor. İslam Birliği ile ilgili sürekli sözler daha yoğunlaşmaya başladı. Risale-i Nur’da Mehdiyet’i gizlemeye çalışanların oyunları bozuldu. Mehdi (a.s.)’ın varlığını ortaya koyduk, Risale-i Nur Külliyatı’nda gizliyorlardı değil mi? Hatta kitaplarda da bazı kelimelerin çıktığını gördük. Bunların hepsini ispat ettik ve Mehdi (a.s.)’ın geleceğini de açık açık izah ettik, anlattık ve kimsenin inkar edecek hali kalmadı. Ne şahs-ı manevi diyebiliyorlar şu an, ne 3 tane Mehdi (a.s.) gelecek diyebiliyorlar, ne Bediüzzamandı, Mehdi (a.s.) geldi, geçti diyemiyorlar. “Evet” diyorlar, “şu an Mehdi (a.s.) gelecek”, yani herkes ittifak halinde. Mehdi (a.s.)’a karşı da mücadele edileceği de bellidir. Bu da başlamıştır, yani halkımız bunu da şu an görüyor, yani Anti-Mehdi hareketi de görüyor. Anti-Mehdi hareket olacağını da Peygamber Efendimiz (s.a.v.) belirtmiştir. Hatta “70 bin sarıklı” diyor. Bak “başları traşlı, başları traşlı, yani saçları kazınmış, yani tepesi kazınmış 70 bin sarıklı” diyor, “Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele eder” diyor. Hadis, açık. Cübbeli “yok” dedi, sonra ben fotokopisini çektirdim, kütüphaneden orijinalinin, Arapçasını, getirdim burada gösterdim. Ondan sonra Cübbeli’den tabii tık yok. Her seferinde olduğu gibi yine mat oldu, bitti. Yani ne zaman yanlış söylese, doğrusu getirip, ispat edip gösteriyorum. İnşaAllah. Evet, Oktar Hocam, başka ne anlatmak istiyorsun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, iman hakikatleri var eğer uygun görürseniz. Bir de bu, siz özellikle dikkat çekmiştiniz, o yönde çok haber, ensest konusu ile ilgili çok haberler çıkmaya başladı. Bu yönden Türkiye’nin birçok yerinden haberler geliyor, dünya çapında da.
ADNAN OKTAR: Bakayım onunla ilgili bilgi varsa.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah Hocam. Hemen gösteriyorum. Gazete haberleri.
ADNAN OKTAR: Yani kızına tecavüz eden babalar şeklinde oluyor genelinde. Diyorlar ki, aile kutsaldır, baba ne yaparsa yapsın ses çıkaramazsın. Öyle babanın suratına tükürürsün, gider Savcılığa da şikayet edersin, rezil rüsvay edersin ve aşağılarsın. Öyle baba olmaz. Aile kutsal şöyle olur, ahlakı yerindedir. Aklı başında, haysiyetli, şerefli adamdır, o aile kutsaldır. Ama dinsiz, imansız, üçkağıtçı ve sahtekar ise, şahsiyetsiz ise, oğlunu zorla dinsiz yapmaya kalkıyorsa veyahut zorla Sabetaycı yapmaya kalkıyorsa, zorla mason yapmaya yahut zorla PKK’lı yapmaya kalkıyorsa, o aileye itaat edilmez. O aileden ayrılınır. Gidersin Müslümanların yanına sığınırsın veyahut birkaç arkadaşınla beraber ayrı bir ev tutar gider çalışırsın, haysiyetinle, şerefinle yaşarsın. Öyle bir teslimiyet olmaz. Baba, anne kusur işlemez diye bir konu yok, görüyorsunuz. Hapishanelerin içi onbinlerce, yüzbinlerce anne, baba ile dolu. Anne, baba kusur etmez, işte ailene itaat et, böyle bir konu yok. Aile güzel ahlaklı ise itaat edilir. Yoksa öyle aile yoktur zaten. Yani selam dahi vermeden gideceksin öyle evden. Ne demek yani, adam baksana, “büyük oğlu ile yattı, diğer çocuk bastı” diyor. Kepazeliğe bak. “Baba ve 4 oğlu, torunlarına tecavüz etmiş.” Ondan sonra diyorlar ki, babaya söz söylenmez. Çok saygılı olacaksın, olur mu? Hem ensest ilişkiye girecek, hem ahlaksızlık yapacak, hem de söz söylemeyeceksin ve baba diyeceksin, aman ona laf söylenmez. Böyle insanları uyutmaya çalışıyorlar, ahlaksızlığa karşı net tavır konur. Net tavır konur ve milletimizin de ona sahip çıkması lazım. Ensest sınır ve sınıf tanımıyor diyor. Dünya çapında da sayısı bir hayli yüksek değil mi oranlar?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Onların oranları da var ayrıca.
ADNAN OKTAR: Ver, oranları da ver bakayım.
OKTAR BABUNA: Hemen okuyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, “kızını iki erkeğe pazarladı” diyor. Bu da anne, bu da anne. Diyorlar anneler kutsaldır. Ahlaklı, haysiyetli anne kutsaldır. Ahlaksız anne kutsal olur mu? Haysiyetsiz anne kutsal olur mu? Namuzsuz anne kutsal olur mu? Çocuğunu zorla dinsiz yapmaya kalkan, zorla ateist yapmaya kalkan, zorla kötü yollara sürüklemeye kalkan anne kutsal olmaz, değil mi? Aklı başında, efendi anne, makul düşünen anneye saygı duyulur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam, 1996’da yapılan araştırmaya göre, 20 milyon Amerikalı çocukken ensest mağduru olmuş.
ADNAN OKTAR: Nasıl? Bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: Hocam, 1996’da yapılan araştırmaya göre, 20 milyon Amerikalı çocukken ensest mağduru olmuş.
ADNAN OKTAR: 20 milyon Amerikalı ensest mağduru? Yani bak çocuk tecavüze uğruyor Amerika’da, 20 milyon çocuk tecavüze uğruyor. Bunların anneleri, babaları var ve annesi, babası da diyorlar ki, “kutsaldır, annene, babana ses çıkartma.” Bu tespit edilenler de Adliye’ye yansıyanlar. Yansımayanlar kat kat kat fazla, kıyas olmaz yani. Belki on mislidir yani, tabii.
OKTAR BABUNA: Türkiye’de de Hocam, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’na telefonla ya da gelerek başvuranların yüzde 26’sı ensest mağduruymuş. Ensest iddiası ile sığınağa başvuran çocukların yüzde 25’inin vücudunda, iz olmayacak şekilde enseste maruz kalmışlar. Yüzde 13’ünün ise vücudunda derin ve yüzeysel kesikler ve morluklar varmış.
ADNAN OKTAR: İşte, aile kutsallığı adı altında bu ahlaksızlığı yaparak milleti uyutuyorlardı. Biz buna da darbe vurduk. Yani bu ahlaksızlığı da durdurduk. Yani kutsal anne, kutsal baba, kutsal aile mantığını durduttuk. Çünkü kutsal anne, kutsal baba, kutsal aile, güzel ahlaklı ise, efendi ise, dengeli ve tutarlıysadır. Haysiyetsiz ve şerefsiz ise, gidip iddia edilen Ergenekon Örgütü ile işbirliği yapıyorsa veyahut masonlarla iş birliği yapıp, dinsiz ateist masonlarla iş birliği yapıp, rezillik yapıyorsa veyahut Sabetaycı yapmaya çalışıyorsa çocuğunu yahut dinsiz yapmaya kalkıyor ise öyle aileye itaat olmaz. Ashb-ı Kehf nasıl itaat etmedi, ayrıldı. Kuran’da ayet var, değil mi? Ki Mehdi (a.s.) devrinin yapısını anlatan bir Sure’dir, Kehf Suresi. Gençler, ailelerinin çirkinliğinden, ahlak bozukluğundan rahatsız olup, kaçıyorlar. Birlikte bir mağarada yaşamaya başlıyorlar. Allah orada neyi kastediyor? “Bu tip bir durum olduğunda, Allah’a, dine karşı sizi isyana iterse aileniz, ayrılın, bir araya gelin ve birlikte yaşayın” diyor. Kastedilen budur. Mesela Hz. Musa (a.s.) zamanında da, bir avuç Müslüman genç Hz. Musa (a.s.)’ın yanına sığındılar. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da, gene bir avuç genç, geldiler Peygamberimiz (s.a.v.)’nin etrafına sığındılar, onunla beraber Hicret ettiler, ailelerinden kaçtılar. Aileleri onları hem dövüyordu, sövüyordu, yaralamaya kalktılar. Fakat bu aslanlar hiçbir şekilde kabul etmediler onların direnmesini, yani yaptıkları saldırıları kabul etmediler ve kendilerini korudular, güzel ahlak gösterdiler. Oktar’ım var mı anlatacağın başka?
OKTAR BABUNA:Oranlar da gidiyor böyle Hocam, dünya çapında bir sorun inşaAllah. Siz söyledikten sonra da zaten Türkiye’de de bu şekilde ailelerini bildiren birçok çocuk ortaya çıkabilmeye başladı. Çünkü genellikle bu mağdur olanların çoğu resmi makamlara başvuramıyormuş çekinmeden korkmadan dolayı.
ADNAN OKTAR: Oranlar varsa yine ver biraz.
OKTAR BABUNA: 2006 yılında yapılan araştırmaya göre Türkiye’de her 26 dakikada bir aile içi şiddet olayı yaşandı. Çocuk istismarı, kadın istismarı ve taciz, aile içi tecavüz ve şiddet, ensest gibi olaylar yasal mercilere en az taşınanlar olmasına rağmen bu rakamla karşılaşıyoruz diyor. Türkiye’de tecavüzlerin yüzde 27’si ensestmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Yüzde 27?
OKTAR BABUNA: Evet. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kadınların yüzde 25’i ensest mağduru diyor. KADER’in 2003 kadın sorunlarına çözüm arayışı kurultayına sunulan raporlarda ülkemizde 5-10 yaş arası çocukların yüzde 55’i, 10-16 yaş arası çocukların yüzde 40’ı ensest mağduruymuş Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi Güneydoğu’daki yiğit bacılarımızın, yiğit hanımların konumu daha da zor. Çünkü orada PKK tehdidi de var. Mesela it kopuk gençler oluyor PKK’lı, mesela 8 kişi, 7 kişi, gidiyor komşu genç kıza “bizi biliyorsun diyorlar PKK’lıyız, soyun”, istediklerini yapıyorlar. Arkasından da diyorlar “git şunu da getir bize” diyor, onu da getiriyor, “şunu da getir” diyor, getiriyor. Çünkü polise şikayet etse, babasını, anasını, hepsini vuracaklar korkuyor. Güneydoğu’da bu sorunun çok vahşet boyutlarında olduğu anlaşılıyor. Tam anlamıyla vahşet ve rezalet paçalarında akıyor. Bir de PKK, komünist bir örgüt olduğu için çok daha pervasız. Kendilerine katılmayan aileleri, kendilerine katılmayan genç kızları feci şekilde eziyorlar, feci şekilde aşağılamaya çalışıyorlar ve namuslarına, ırzlarına tecavüz ediyorlar ve bunlar da Adliye’ye yansımıyor. Mesela geçenlerde bir tanesi yansıdı gördünüz, tam anlamıyla kepazelik. Buna karşı daha yoğun tedbir alınması lazım. Ama işin doğrusu Mehdiyet devrinde bunlardan tek bir tanesi olmaz, bir tanesi, mümkün değil. Çünkü Mehdiyet’in özelliği süratidir yani yıldırım hızıyla karşılık vermedir Mehdiyet’te özellik. Mesela ekonomide düzelme yıldırım hızıyla olur, sanayide yıldırım hızıyla, mimari yıldırım hızıyla, sanatta yıldırım hızıyla gelişme var. “Sizin” diyor rivayette, “20 yılınız, Mehdi (a.s.)’ın bir yılıdır” diyor. Yani “sizin 20 yılda yaptığınızı Mehdi (a.s.) bir yılda yapar” diyor. Müthiş bir sürate sahip olacaktır Mehdi (a.s.). Zaten “süratle işlerini halledecektir Mehdi (a.s.)” diyor. Yani böyle gayri ahlaki hareketler de süratle hallolur. Yani olmaz zaten, buna cesaret eden adam olmaz. Gerek manevi gücü Mehdi (a.s.)’ın vesile olma açısından, gerek istihbarat gücü buna imkan vermeyecektir. Yani olumsuz bir çizgi, olumsuz bir tavır mümkün değildir Mehdiyet devrinde. Ne bölünme mümkündür, ne böyle ahlaksız hareketler mümkündür, ne böyle gizli dramlar mümkündür. Kimse kimseye zulmedemeyecektir. Hz. İsa (a.s.) zamanında da böyledir. Mesela Zülkarneyn kıssasında “bana demir kütleleri getirin” diyor Zülkarneyn. Dev kütleler ve onları eritiyor ve Yecüc, Mecüc’ü o metalleri, demirleri eriterek durduruyor. Ahir Zamanda Mehdi (a.s.) ne yapacak? Koskaca tankları erittirecek. Koskoca tank nedir koskoca bir kitle, değil mi? Kuran’dakinin aynısı. Koskoca obüs toplarını, koskoca savunma silahlarını, bunlar hep demirden genellikle, bir kısmı da bakırdan yapılıyor. Zaten demiri ve bakırı tamamını eriteceğini anlıyoruz. Ve bunların hepsini sanayide kullandıracak Mehdi (a.s.). Dolayısıyla ekonomi de güçleneceği için o yönüyle de terör ve anarşi tamamen duracaktır. Yani her yer sağlıklı ve sıhhatli olacağı için, hiç kimsenin hiçbir şeye ihtiyacı olmayacağı için, ama hepsinin üzerinde tabii eğitim mükemmel olacağı için, Allah korkusu, Allah sevgisi çok mükemmel olacağı için ve bu süratle elde edileceği için, zamanla değil süratle elde edileceği için çok çabuk netice alınacaktır. Mehdiyet’in özelliği bürokrasinin sıfıra inmesidir. Yani bürokratik engeller yoktur. Hani toplanalım, karar verelim, komisyona sevkedelim, komisyon karar versin, alt komisyona gitsin, öyle bir konu yok. Mehdi (a.s.) emreder, o anda halledilir, o kadar. Ve bu bir yıldırım hızıyla olacaktır. Bürokrasinin o tutucu gücü, o yavaşlatıcı gücü sıfıra düşecektir ve bu da çok büyük bir nimettir. Ahir Zamanın bir güzelliğidir. Oktar’ım var mı senin anlatacağın başka bir şey?
OKTAR BABUNA: İman hakikatleri var.
ADNAN OKTAR: Benim de bir iman hakikatim var, getirin şu benim kedimi bakayım. Şu benim Pırpır’ımı. İsmi Pırpır ablası, şimdi kendisiyle tanıştıracağım. Çok yakışıklı bir genç, inşaAllah. Pırpır Bey bekleniyorsunuz. Evet, ağabey bunu yesin. Ağabeyi bir kere zoom yap bir görsünler benim Pırpır’ımı. Evet, bu gördüğünüz Pırpır Bey. Pırpır Bey lütfen ekrana döner misiniz? Pırpır Bey lütfen ekrana dönün. Onu ben şimdi ham yiyeceğim, gözler de mavi, açık mavi. Baygınlık, bu ne bu baygınlık, ne bu tatlılık, sen köfteye benziyorsun sen. Ağabeyi gözlerinin rengi belli oluyor mu yakından?
OKTAR BABUNA: Oluyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu ne tip, seni yiyeyim mi hart diye bir seferde böyle. Baygınlığa bak. Sen niye bu kadar şekersin sen? Ağabeyi al götür benim Pırpır’ımı. Çok şeker değil mi? Evet maşaAllah. Oktar’ım anlat sen. İman hakikatlerini dinleyelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bir sarmaşık bitkisinin tırmanmasını hızlandırılmış olarak gösteriyor Hocam inşaAllah. Bitki daha çok ışığa doğru yol alıyor, gözleri olmadığı halde bir yolunu buluyor en uygun ortamda ağaç üzerinde burada gördüğünüz gibi. Bu iş için başka bir bitkiyi kullanmak çok daha kolay, ağaçtan yararlanıyor bunu yaparken, amacı daha çok güneş ışığına doğru yol almak. Bu gördüğünüz minik tomurcuklu ucu uzantıları da sıkı tutunmaya yarıyor onun için. Çünkü uçları yapışkanlı bakın ağaca yapışarak tutunuyor üzerine, yoksa bu şekilde yol alamazdı. Tıpkı yol alacağı parmaklar gibi düşünülebilir. Yapışkan uzantıları var. Bunları ağaca tutunmak yerine bazı tırmanıcılar keskin kıskaçlar kullanıyor. Bakın burada da keskin kıskaçlar kullanıyor bazı tırmanıcılar. Diğeri yapışkanları kullanıyordu. Kedi pençesi sarmaşığı uzantıları ile en ufak çatlaklara bile tutunuyor böylece bu şekilde ve yukarı doğru tırmanmaya başlıyor bu şekilde. Hatta çok kısa bir sürede gerçekleşiyor bu, günler içerisinde. Tırmandığı her metrede ışık daha da güçleniyor, dolayısıyla ışığa doğru yol alıyor gözleri olmadığı halde. O şekilde yolunu buluyor ağaçta. Tutku çiçeğinin uzantısı havada amaçsızca sallanıyor gibi görünüyor, fakat şimdi birazdan görülecek tutunacak bir yer arıyor kendine, bakın şimdi tutunduğu anda oraya dolanıyor bir kere önce maşaAllah. Ondan sonra bakın kıvrımlar oluşturarak, uzantıları kendi üzerinde kıvrılarak bitkiyi desteğe doğru çekiyor telefon kablosu gibi bakın kıvrımlar yapıyor bu şekilde ve kendine doğru çekiyor bitkiyi, boyunu kısaltarak bu şekilde. Sadece bir kaç gün içinde bu tırmanıcılar yukarıya ulaşıyorlar bu şekilde. Güneşi gördüklerinde de çiçek açmaya başlıyorlar, maşaAllah. Bu şekilde yollarını buluyorlar, ağaçlar üzerinde.
ADNAN OKTAR:Bu da başka bir kedi cinsi.
OKTAR BABUNA:Ekşi bir şeyler yiyor. Mango yiyor ekşi.
ADNAN OKTAR: İştaha bak sen.
OKTAR BABUNA:Ama bir yandan da yemeğe devam ediyor. Bırakmıyor bir türlü.
ADNAN OKTAR: Burun da tam ısırmalık. Bak, bak büyük bir iştahla. Hayır, zoruna ne olduysa yani, hem yiyor hem de…
OKTAR BABUNA:Bir yandan da devam ediyor, bırakmıyor da.
ADNAN OKTAR: Gürbüzlük had safhada maşaAllah. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Bu da kuşların yuvalara nasıl kamuflaj yaptıklarını gösteren bir film Hocam inşaAllah. Bu çok usta bir terzi gibi bu kuş.
ADNAN OKTAR: Ama film biraz flu.
OKTAR BABUNA:Filmin kalitesinden Hocam. Çok kaliteli değil film.
ADNAN OKTAR: O zaman geç onu.
OKTAR BABUNA:Tamam Hocam.
ADNAN OKTAR: Anlatacağın başka konu var mı? Sen konuları bana söyle.
OKTAR BABUNA:Konu olarak Hocam, bir gazeteci hanımın konuşması olmuş.
ADNAN OKTAR: Hangi gazeteci hanım?
OKTAR BABUNA:Mine Kırıkkanat.
ADNAN OKTAR: Mine Kırıkkanat. Anlat bakalım sen, nedir?
OKTAR BABUNA: Ben tam konuşmayı izlemedim ama onunla ilgili bilgi var elimde.
ADNAN OKTAR: Tamam, Emine Hanım siz bir soru sorun inşaAllah.
SUNUCU 2: Tabii Hocam. “Selamun Aleyküm Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 2: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Sizden kim o güne yetişirse karlar üzerinde emekleyerek de olsa ona katılsın” buyurmuştur. Bu hadis-i şerifi bize açıklar mısınız? Bu katılmak ne anlamda kullanılmıştır. Fiili olarak yanında bulunmak mı, yoksa onun söylediklerine uymak mı? Selam ve dua ile.”
ADNAN OKTAR: Tabii ki ben kendimden örnek verebilirim. Ben mesela Mehdi (a.s.)’ı arıyorum ve geldiğinden de eminim. Aynı şekilde Hz. İsa (a.s.) konusunda da öyle, o kanaatteyim, geldiği kanaatindeyim. Ama var gücümle gayret ediyorum. İslam’ı anlatıyorum, iman hakikatlerini anlatıyorum, sevgiyi anlatıyorum, barışı anlatıyorum, insanların huzuru için, akılcı düşünmeleri için gereken her şeyi anlatıyorum. Bağnazlığı ve gerici düşünceyi de eleştiriyorum. Çünkü bağnazlık ve gerici düşünce durduğu müddetçe İslam dünyaya hakim olmaz. Önce bağnazlığın ve gericiliğin, bu put düşüncenin ortadan kalkması gerekiyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de o dönemde, bu müşrik düşünceyle mücadele etti. Hz. Ali (r.a.)’ın şehit edilmesinin sebebi, o devrin müşrikleridir. Yani kendine Müslüman diyen gerici müşrikler tarafından Hz. Ali (r.a.) şehit edilmiştir. Hz. Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.)’in şehadeti, Hz. Ömer (r.a.)’ın şehadeti, Hz. Osman (r.a.)’nın şehadeti de o devrin yobazları tarafından yapılmıştır. Aynı kan, yani Hz. Osman (r.a.)’ı şehit eden, Hz. Ali (r.a.)’ı şehit eden o devrin yobazları, Müslümanım diyen yobazların devamı olan kişiler şu an yine Ahir Zamanda Mehdi (a.s.)’a karşı tavır alacaktır. “70 bin sarıklı, başları tıraş edilmiş 70 bin sarıklı yobaz Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele edecek” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor bunu, Hadis ve çok muteber bir kaynaktır. Yani burada kastedilen bunların zihniyeti ve kişiliği. İnsanlar severek Müslüman olacakken, insanlar aşkla İslam’ı sevecekken, İslam’ı sevmelerini, Allah’ı sevmelerini, Peygamber (s.a.v.)’i sevmelerini engelleyen bir zihniyet bu. Bu şiddetli bir zehirdir. Yani dinsizlerden, masonlardan çok çok daha etkili, daha çok gücü olan bir zihniyet. Onun için bu zihniyetin ortadan kaldırılması çok önemli, put düşüncenin ortadan kaldırılması çok önemli. Mehdi (a.s.)’ın yapacağı en önemli görevlerden birisi de budur. Dolayısıyla böyle bir insana biz bütün gücümüzle destek oluruz. Ben ne yapıyorum? Bağnaz düşünceye karşı mücadele veriyorum, anlatıyorum, elimden geldiği kadar. Darwinizm’in geçersizliğini anlatıyorum ki dünyanın en büyük putudur, en büyük put düşüncedir. Bunu ortadan kaldırmak için gayret ediyorum. İman hakikatleri anlatıyorum. Asrın müceddidi olan, yani gelmiş geçmiş en büyük müceddid olan Mehdi (a.s.)’ın zeminini izhar ediyorum, zeminini hazırlıyorum. Kardeşlerimizin de bu tarzda hareket etmeleri lazım. Yani anlamazlıktan gelinecek bir durum değil, anlayarak, samimi gayret içinde olmak gerekiyor. Oktar Hocam sen bir şey mi anlatmak istiyorsun?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. İsim vermeden, Hz. Nuh (a.s.) ile ilgili, ayetle ilgili bir soru sormuşlar. Okuyayım mı onu?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. “"Böylece sen, beraberinde olanlarla gemiye bindiğinde o zaman de ki: ‘Bizi o zulmeden kavimden kurtaran Allah'a hamd olsun.’” (Müminun Suresi, 28). “Ve de ki: ‘Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, Sen konuklayanların en hayırlısısın.’ Hiç şüphesiz bunda ayetler vardır ve Biz gerçekten denemeden geçiririz.” Burada “kutlu bir konak” Türkiye, Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı yer olarak işaret ediliyor olabilir mi?”
ADNAN OKTAR:“Kutlu bir konakta indir” diyor, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Demek ki Türkiye kutlu bir konak, tabii ki. Ve çok manidardır, hepsi Mehdi (a.s.)’ın olduğu yere yakın gelmişler, bütün Peygamberler. Değil mi? Mesela Hz. İbrahim (a.s.) Harran’a gelmiş, Hz. Nuh (a.s.) Ağrı’ya gelmiş, hep yakın yani, Türkiye’ye yakın olmuşlar. Bütün Sahabeler, hep İstanbul’un alınması için dua etmişlerdir ve birçok Sahabe kabri biliyorsunuz buradadır. Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri başta olmak üzere birçok Sahabe İstanbul’a gelmiştir. Dolayısıyla Anadolu, Türkiye ve İstanbul İslam aleminin merkezidir. Kuran’da da bu konuya işaret edilmiş ve Nuh (a.s.)’ın Gemisi olduğu çok aşikar bu buluntudan anlaşılıyor. Eğer bir yanlışlık yoksa, eğer o fotoğraflar gerçekse olay net. Çok net. Ama bizzat araştıralım, biz de araştıralım. Daha netleştirelim. Ama böyle kapsamlı bir yalan biraz zor olur. Çünkü devletin resmi memuru da orada, o açıklamaları yaparlarken. Göz göre göre yalan biraz güç görünüyor. Ama yine de biraz araştıracağım. Daha netleşmesi için uğraşacağım inşaAllah. Oktar Hocam, sen bir şey mi soracaksın?
OKTAR BABUNA: Nuh (a.s.)’ın Gemisi’ni anlatırken Hocam, o bölümü bulayım. Açıklamayı yapan kişi şöyle bir şey diyor. Panda Lee isimli; “Orada bir metre eninde, yarım metre boyunca küçük bir kapı vardı. Bu kapı da, başka bir bölüme açılıyordu” diye konuşmuş Hocam. “İki metre boyunda, iki metre eninde ve iki metre yüksekliğindeki bu kutu şeklindeki bölümün, hayvanların konulduğu bölüm olduğuna inanan araştırmacılar, burada çivi, ip ve askı parçaları da buldu.” Aynı Zamanda Hocam, Tevrat’a göre, Hz. Nuh (a.s.)’ın Gemisi “Gofer ağacından yapılmıştı” diyor. Yuen, bu iki ağaç arasındaki benzerliklerin test edildiğini de söylemiş. Araştırmacılar.
ADNAN OKTAR: Nasıl? Bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: Gofer diye bir ağaçtan yapılmış.
ADNAN OKTAR: Gofer?
OKTAR BABUNA: Tevrat’ta o şekilde geçiyormuş, söylediklerine göre. Ağaç arasındaki benzerlikleri de test ediyorlarmış. O buldukları ağaçla Gofer ağacı Allah-u alem.
ADNAN OKTAR: Eğer öyleyse daha da hayret verici, daha da şaşırtıcı. Şimdi bu önümüzdeki 10 yıl içerisinde daha çok şey bulunacak. Ondan sonra yine bulunacak. Ama asıl o kutsal sandık bulunduğunda yer yerinden oynayacak, onu söyleyeyim. Hz. Musa (a.s.)’ın kutsal sandığı inşaAllah. “Onun içinde İmran ailesinin emanetleri var” diyor, değil mi? Birçok geçmişten kalma kutsal emanet bulunacak inşaAllah. Musa (a.s.) ve Harun (a.s.) ailesine ait, inşaAllah. Ayrıca piramitlerin altında ve içinde olan kutsal emanetleri bulacağız. Bir kısım Peygamber mezarları da, kutsal emanetler de, bu piramitlerin altında kaldı. Piramitlerin altında. Bunlar bulunacak. Hatay’da mağaralarda ve birçok yerde, Taberiye Gölü’nün zemininde kutsal emanetler var, bunlar bulunacak. İnşaAllah bunları göreceksiniz. Ama bu geminin bulunması çok önemli bir konu. Çünkü bütün basın şu an bu olayla ilgileniyor. Yani eğer ciddi olmasa bütün basın bu konunun üstüne gitmez. Bir hayli tedirginler, bir kısım Müslüman Hocalar da, Darwinist Hocalar da tedirgin olmuş durumdalar. Hatta bir Darwinist, kemik kafalı bir Hocaefendi, kafasında kemik olduğu için söylüyorum, yani kemik kafalı derken, yanlış anlamayın, “bu bir efsanedir” diyor, Nuh Tufanı, “Nuh (a.s.)’la ilgili sembolik bir anlatımdır bu” diyor. Yani “aslı yoktur bunun” diyor ve bu din alimi olarak tanıtılıyor. Masonların iftiharla, Ateist masonların iftiharla bize sunduğu bir Hoca efendi bu. Sembolikmiş, Nuh (a.s.)’la ilgili bütün anlatımlar, Kuran’daki bütün anlatımlar semboliktir diyor. Tam klasik kemik kafa. Yani biz de ona inanacağız, yolda yürümekten aciz, kolunu tutamıyor daha, yoluna yürüyemiyor, oraya buraya çarparak gidiyor. Böyle bir bunağın sözüne göre biz hareket edeceğiz. Diyeceğiz ki; “bu sembolikmiş.” O zaman tabii diğer Peygamberlerin açıklamaları da sembolik olmuş oluyor, onun kafasına göre. Onlarla ilgili ayetler de sembolik olmuş oluyor. Kuran’ın bütünü ondan sonra sembolik olmuş oluyor. Dolayısıyla din de yok olmuş oluyor. Bizi de böyle bir yobaz yönlendirmiş olacak, biz de inanacağız. “İnsanlar da evrimle meydana gelmiştir” diyor. En son da iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün doğru olduğuna kanaat getireceğiz. Özetle bunu demek istiyorlar. Biz böyle bir oyuna gelmeyiz. Boşa çırpınıyorlar. İstedikleri kadar hücre faaliyeti yapan, dışarıdan beslenen böyle kemik kafalı yobazı karşımıza getirsinler, hiçbir şekilde netice alamazlar. Boşa uğraşıyorlar, ellerinden geleni ardlarına koymasınlar inşaAllah. Oktar Hocam var mı başka anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, şimdilik bu kadar Hocam. Bu Asuman Krause isimli sunucu, Fear Factor diye bir program sunuyordu, yurtdışına gitmiş. “En çok ezan sesine hasret kaldım” diye açıklama yapmış. Zaman Gazetesi’nde bir haber vardı o şekilde, internet sitesinde.
ADNAN OKTAR: Helal olsun Asuman Hanım’a, maşaAllah çok güzel. Tabii. Böyle manken bir askıdır, bilmem ne falan, böyle oturup şey muhabbeti yapacağına, Müslümanca ve güzel bir üslup kullanmış. Aferin delikanlı kızmış.
SUNUCU 2:Çok aklı başında ve başarılı bir bayan.
ADNAN OKTAR: Öyle mi? Aferin, maşaAllah. Tam anlamıyla delikanlı. Benim bildiğim kadarıyla bir de Çerkez herhalde değil mi, Asuman?
SUNUCU 2:Öyle olması gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Evet, Çerkez. Çerkez olması fark etmez, hepsi Türk de, ama aslan olduğu anlaşılıyor. Aferin. MaşaAllah, çok güzel. “Ezan sesine hasret kaldım” Demek ki yüreği Allah sevgisiyle, Peygamber (s.a.v.) sevgisiyle dolu. Delikanlı kız demek ki. MaşaAllah.
Neml Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz, senin Rabbin, insanlara karşı büyük lütuf (fazl) sahibidir, ancak insanların çoğu şükretmiyorlar” diyor Allah. Yani “elhamdülillah demiyorlar” diyor. “Allah’a hamd olsun demiyorlar” diyor. Halbuki Allah’a şükretmeleri lazım diyor. 79. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen, artık Allah’a tevekkül et; çünkü sen apaçık Hak üzeresin.” 79 senin aklına ne getiriyor? 1979.
SUNUCU 1: Hatırlayamadım.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış tarihine işaret ediyor olabilir mi?
SUNUCU 1: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet ediyor. “Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin.” Bir kısım insanlar ölü fakat insanlar diri zannediyorlar.
SUNUCU 2: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Arkasını dönüp kaçan sağırlara çağrıyı işittiremezsin.” Daha Allah’tan, dinden bahseder bahsetmez adam; ‘işim var hemen gitmem gerekiyor’ diyor değil mi inşaAllah? “Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin; sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin, işte Müslüman olanlar bunlardır. O söz başlarına geldiği zaman.” Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde, Hz. İsa (a.s.) zuhur ettiğinde Allah’ın o sözü, Allah’ın o vaadi. Ahir Zamanda Hz. İsa (a.s.) nasıl zuhur edeceğini vaat etti değil mi? Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağını nasıl vaat etti? “O söz başlarına geldiği zaman” Allah’ın o vaadi oluştuğu zaman. “Onlara yerden bir Dabbe çıkarırız; o da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler." “Tukellimuhum” diyor Cenab-ı Allah. Açıklar, beyan eder. Biz bunu açıkladık, izah ettik fakat gerekirse yine ayeti açıklayabiliriz. Bakın, “Ve sen körleri düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin” diyor 81. ayette Cenab-ı Allah. Yani öyle bir dönemden bahsediyor ki ölüler kaplamış, insanlara anlatıyorsun anlatıyorsun anlamıyorlar. Anlatmak istediğinde kaçıyor, kör insanlar. Mesela Allah’ın verdiği delilleri, Allah’ın gösterdiği delilleri anlamazdan geliyorlar. Fosil koyuyorsun ortaya onu anlamazdan geliyor. Proteinlerin yapısını ortaya koyuyorsun anlamazdan geliyor. “Bu kişileri” diyor Cenab-ı Allah, “hidayete erdirici değilsin” diyor. Sen Mehdilik görevini yaparken, Hadi’sin hidayete vesile olursun ama bunları hidayete erdiremezsin diyor Allah bakın “hidayete erdiremezsin”. “Sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin.” Yani onlara ancak bu konuları anlatabilirsin Ayete inanıyorsa, “İşte Müslüman olanlar bunlardır.” diyor. İşte bakın böyle bir ortamda Allah ne diyor; “O söz, başlarına geldiği zaman.” Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde, Hz. İsa (a.s.) nüzul ettiğinde, “onlara yerden” mamul topraktan, bakır, çinko, silisyum, magnezyum her türlü kobalt yerdeki maddelerden oluşmuş, “bir Dabbe” debib, hareketli, hareketlenen bir cisim, bir varlık çıkartırız, bu da hayvan gibi özellikler gösterir. Nedir hadislere baktığımızda? Bir kere duyma özelliği var. Bilgisayara konuştuğumuzda başka yere nakledebiliyoruz, duyma özelliği var. “Gözü domuz gözüdür” diyor. Bakıyoruz görme özelliği var. Bir tane kamerası var domuz gözü gibi görüyor. “Fil kulağı gibidir” diyor açıp kapanıyor, fil kulağını andırıyor, değil mi? “Müslümanların ve kafirlerin herkesin evine girer” diyor. İnternet herkesin evine giriyor mu? Giriyor. “Herkesin evine girer” diyor, “girmedik hiçbir ev bırakmaz” diyor. “Müslümanı alnından damgalar” diyor. “Allah, Muhammed Resul”, Peygamberimiz (s.a.v.)’in o damgası var ya, “onunla damgalar” diyor. Ve “Müminin yüzü nurlanır” diyor. İman hakikatlerini anlatınca Müslümanın içi açılıyor, kalbi rahatlıyor ve yüzünde aydınlık oluşuyor. “Kafiri damgaladığında ise kafirin yüzü simsiyah kesilir” diyor. Kızdığı için, öfkelendiği için rahatsız olur ve yüzü siyahlaşır anlamında. Demek ki Hz. Mehdi (a.s.)’ın silahından bahsediyor Kuran, Hz. Mehdi (a.s.)’ın kılıcından bahsediyor. Dabbet-ül Arz, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) için oluşturulmuş, Allah tarafından oluşturulmuş Ahir Zamandaki kılıçtır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın kılıcıdır, Hz. İsa (a.s.)’ın kılıcıdır. Yani internet Allah tarafından özel oluşturulmuştur. Bilgisayar, Allah tarafından özel oluşturulmuştur, Ahir Zaman için oluşturulmuştur. Bediüzzaman ne diyor? “Hayatın geniş dairesinde” diyor. Hayatın geniş dairesini ne oluşturuyor? İnternet oluşturuyor. Çünkü her eve internetle giriliyor ve televizyonlarla. Şu anda bakın Müslüman kardeşlerimizin evlerine televizyonlarla girmiş durumdayız, internetle girmiş durumdayız. Günde bizim 70 bin falan internet girişimiz, en düşüğü 70 bin maşaAllah. Biz Hz. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak Hz. Mehdi (a.s.)’ın kılıcını temsil ediyoruz ve biz de bu faaliyet içerisindeyiz. Hz. Mehdi (a.s.)’ın kılıçlarından bir kılıcız biz. Ama tabii Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) bunu geniş çapta kullanacaktır. Biz de vesile oluyoruz. Ama tabii Cübbeli mantığında, bir ayağı Marmara Bölgesi kadar olan bir Dabbet-ül Arz’dan bahsediyor. Bir adım atışında dünyanın öbür ucuna gidiyor bu Dabbet-ül Arz. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “o kadar süratlidir ki, bir anda” diyor, “bir anda dünyanın öbür ucuna ulaşır.” Yani “çok süratli hareket eder” diyor. Mesela “4000 kilometreyi, 5000 kilometreyi bir anda bir saniyede alır” diyor. Bu ancak internet hızıdır ve televizyon hızıdır. Ama geleneksel Cübbeli anlayışında da hayvanın dört dala koşmasıyla oluşacağına inanıyorlar. Ve başı bulutlarda olan bir hayvan, kuyruğu da kuzey kutbunun altında ve kaybolmuş durumda. Yaklaşık 40.000-50.000 kilometre falan uzunluğunda bir hayvan. Başı da bulutlarda, 20.000 kilometre de yüksekliği var. Bir ayağının genişliği Marmara Bölgesi kadar düşünün. Ve” her eve girecek” diyor Cübbeli. Yani bu varlığın her eve gireceğini söylüyor. Böyle bir varlık eve daha yaklaşırken, yani İstanbul’a ilk adımını attığında zaten Marmara Bölgesi tümüyle yerle bir olur, Allah vermesin. Orada ev bulamaz ki gitsin de patisini evlerinin içine soksun. Mübareğin eli öyle küçük bir şey değil ki. Bakın bilgisayarla, internetle ilgili anlatımlar Peygamber nasıl müteşabih anlatmış ve 1400 sene insanlar bunu anlayamamışlar. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “ancak vukudan sonra anlaşılır” diyor, “vukuundan sonra. Ve ilimle rasih olanlar Allah-u alem ve bin sevap diyerek bu gizli hakikatleri izhar ederler” diyor. “Açıklarlar” diyor. “Zahir ulemaysa, zahir alimlerse bunun zahirini anlatarak, avami müminlere zarar verirler” diyor. Yani “müteşabih hadisi olduğu gibi anlatarak, insanların imanın çökmesine, imanlarını kaybetmelerine vesile olurlar” diyor. Ve sonunda da işte Cübbeli’nin mantığı çıkıyor. Adam diyor, “cami cemaat derken yorulduk” diyor, “bir tatile çıkalım dedik” diyor. Böyle bu tip bir anlatımda, kendi de yorulur, etrafındaki adamlar da yorulur mecburen yani yorulurlar. Ondan sonra da tatile çıkmam gerekiyor diyor. Gerçi tam takva olan bir Müslüman yorulmaz. Velev öyle bile anlamış olsa yine yorulmaz. “Bir hayır vardır” der, “bir tevili vardır, bir açıklanacağı şekil vardır” der, devam eder. Ama buradaki üslupta bunu göremiyoruz. “Adamın evini istesen cemaatten gider” diyor. “Arabasını istesen cemaatten gider” diyor, kendi etrafındaki insanları böyle değerlendiriyor. Bu mantıkla değerlendirirsen çevrendeki insanları, onların moral gücü, manevi gücü ne hale gelir? Değil mi? Onları bu değerde ve bu özellikte gösterirsen ne olur onlar? Bir insana Bediüzzaman da diyor; “iyisin iyisin dersen” diyor, “onun iyi olması ihtimali daha yüksektir” diyor. “Ama kötüsün kötüsün dersen, onun kötü olma ihtimali daha da yüksektir” diyor. Dolayısıyla psikolojik yönden zaten ayakta zor duran insanlara bu yönde olumsuz telkin yaptığında, manen onları çökertme ihtimalin olur. Ve olumsuz etkilenebilirler. Cübbeli’nin tabii bu mantıklarının tamamını aslında bir kitap haline getirmek lazım, yani yanlışlarını. Şimdi gerçi Habertürk onu öven bir kitap çıkartmış ama bir de gerçeğini anlatan bir kitap çıkartmak lazım. Neyse önemli değil. Yalnız Habertürk’ün muhabirine bu talimatı veren biri oldu mu olmadı mı onu bilmiyorum da. Yalnız Habertürk’ün böyle bir şeye girmesi ve Cübbeli’yi yüceltmeye çalışması ve onun anlattıklarına inanmadıkları halde, birçok anlattıklarına inanmadıkları halde, onu destekliyor olmalarının arkasında ne olduğunu insanların düşünmesi lazım. Bunda bir gariplik var. Yani adam konuşurken yerlere yatıyorlar, belli ki bakış açıları değişik. Onunla aynı fikirde değiller. Ama övme ve yüceltme politikası izliyorlar. Niye? Çünkü Cübbeli ne diyor? “570 yıl sonra” diyor, “Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Bu onlar için işte çok önemli oluyor. Kıyamet de çok çok sonra gelecek dediğine göre, hayatınızı yaşayın mantığı oluşmuş oluyor. Biraz ara mı verelim? Evet inşaAllah.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra tekrardan devam edeceğiz.
Yayınımıza tekrar hoş geldiniz. Tekrar hatırlatma yapalım, HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Aynı zamanda soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden ulaştırabilirsiniz. HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net adresinden Hocamızın tüm eserlerini de ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Hocam, sözü size devrediyorum inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi birçok yazılar gelmiş. Özge Müjde Akyürek, İzmir’den. Bu sevimli hanım bize ne diyor? “Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in esnemediğini söylemişsiniz.” diyor. Esneyebilire getirmiş, kardeşimiz. Peygamberler mesela kaş göz işareti yapmazlar. Diyorlar ki Peygamberimiz (s.a.v.)’e münafıklar bir şeyler yapıyorlar da, “bir kaş göz işareti yapsaydınız biz anlardık” diyorlar Peygamberimize (s.a.v.). O da diyor ki, “Peygamber kaş göz işareti yapmaz” diyor. Yani öyle avami hareketler yapmaz Peygamber. Öyle bağıra bağıra esnemeler, o tip şeyler yapmazlar. İradesini kullanır yapmazlar. Mesela yürüyüşü asil olur. Yani avami olmaz, zaten oradan anlaşılıyor Peygamber oldukları. Yani sıradan hareketler yapmazlar, soyludur. Bütün tavırları asil oluyor. Yani esnemek, gerinmek, bilmem işte başka türlü hareketler yapmak, kaş göz hareketleri, halkın avamın var ya hani böyle sıradan adamlık dini hareketleri, Peygamberler öyle adamlık dini hareketleri kesinlikle yapmazlar. Yani asil insan zaten öyle şeye tenezzül etmez, yapamaz zaten ağırına gider. Peygamberler de yapmaz. Yani bu dediğimiz doğru.
Şimdi Onur kardeşimiz de, “Cudi Dağı Kuran’da geçiyor. Hıristiyanlar da Ağrı diyorlar. Eğer biz Ağrı’yı kabul edersek, Hıristiyanlar ve Museviler haklı çıkar gibi konuşuyor. Yok değil. Cudi, demin de söyledim bir dağ silsilesinin adıdır. Yani Ağrı Dağı da dahil Cudi Dağı’nı alan dağ silsilesini adına Cudi denir. Cudi Dağı’na oturdu demiyor, “Cudi’ye oturdu” diyor. O bölgede herhangi bir yer. Dolayısıyla Ağrı Dağına oturması geminin çok makul. Ayrıca Ağrı Dağı’nın belki daha aşağı kısımlarında bir yere de oturmuş olabilir. Gemi muhtemelen yukarı kısıma taşındı. Yani iyi muhafaza olsun diye. Üzerini de örtmüşler toprakla. Yani özel toprak getirttikleri de anlaşılıyor. Çünkü bakın o bölgenin toprağı değil, yani ayrı bir yerden özel toprak getirilmiş üzeri örtülmüş. Bu çok önemli. Sonra, Tevrat’taki hükümlerin aynısı Kuran’da var. Kuran’daki hükümlerin aynısı Tevrat’ta var, İncil’de var. Yani İncil, Tevrat, Kuran birbirlerine benzerler zaten birçok yönde. Bazı yönlerden birbirlerinden ayrılırlar. Onda dışında şaşıracak bir şey yok.
Bir de bazı eleştiriler yapmışlar kardeşlerimiz. İşte “Hocam niye işte kıyafetin beyaz oluyor, arada sırada değiştir.” Efendim, “niye saçınız uzun Hocam, daha önce kısaydı niye böyle oldu?” Yani normal bunlar. Güzel. Peygamberimiz (s.a.v.) de zaman zaman saçını kısaltırdı fakat çoğu zaman uzundu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’nin saçları omzuna değiyordu. Hatta iki taraftan da ördüğü de oluyordu Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Dolayısıyla onda şaşıracak bir şey yok. Efendim, beyaz kıyafet de Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetidir. Genellikle beyaz giyinirdi, Cibril de hep beyaz giyinmiştir. Meleklerin kıyafetleri de beyazdır. Beyaz güzel bir renktir yani. Ama o kadar şüpheci olmasınlar yani ben samimi insanım. İçimden geldiği gibi hareket ediyorum. Yani niye şu şöyle, niye bu böyle o kadar çok soru geliyor ki anlatsam sabaha kadar bitmez. Yani akıl almaz şüpheler, akıl almaz şeyler yani. Balıklara varıncaya kadar. Öyle değil de yani genelinde bütününe bakan, hüsn-ü zan sahibi olan bir bakış açısında olmak lazım. Yani mesela “niye Musevilerle konuşuyorsun?” diyorlar, “o zaman Siyonistlerle işbirliği mi yapıyorsun?” Allah Allah. Peygamberimiz (s.a.v.) de konuşuyordu. Biz onlarla konuşmazsak onlar nasıl Müslüman olacaklar? Yani tebliğ, emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker Müslümanlara yapılmaz ki zaten. Ehl-i Kitaba yapılır, dinsizlere yapılır, ateistlere yapılır, masonlara yapılır. Değil mi? Onlarla konuşacaksın, arkadaş olacaksın, sohbet edeceksin. İslam’ı sevdireceksin başka ne türlü bağlantı olur? “Hıristiyanlarla niye görüşüyorsun?” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) niye görüşüyordu, onun için görüşüyorum ben de. Musevilerle Peygamberimiz (s.a.v.) niye görüşüyordu, ben de onun için görüşüyorum. Şaşıracak bir şey yok bunda. Bu kadar şüpheci olmak pek normal bir hareket değil.
OKTAR BABUNA:Çok önemli değişikliklere vesile oldunuz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Selam Sayın Hocam. HarunYahya.Net’de sizin bir makalenizi uzun bir zaman önce okumuştum. Burada Nuh (a.s.)’ın Gemisi’nin Ağrı Dağı’nda neden olmayacağını Kuran ayetleriyle açıklamışsınız. Bugün bu haberlerle sizin makaleniz çakışıyor. Biraz önce yine makaleye baktım kaldırılmış siteden.” Vay vay vay ne gelişmeler. “Bu çelişkileri açıklarsanız sevinirim. Sorum net, cevap da net olsun.” Evet, senin sorun net de inşaAllah cevabımız da net olur. Mustafa Çetin, Elazığ’dan. Elazığ’ın yiğiti. Şimdi biz, daha önce ben mesela Yecüc, Mecüc ile ilgili de açıklama yapmıştım. Ama o zaman ki bilgim dardı. Fakat bilgim artınca, Yecüc, Mecüc hakkındaki açıklamam da daha değişti. Ve çok daha net ve doğrusunu anlattım. Dabbet-ül Arz’ı da ben daha önce AIDS mikrobu olarak açıklamıştım, AIDS mikrobu. Fakat incelediğim de, ben çünkü öğrenciyim Hoca değilim. Çok kapsamlı incelediğimde bilgisayar olduğunu anladım. Ama çok net delillerle ortaya koydum. Çok kapsamlı. Dolayısıyla benim bilgimin gelişmesiyle, bir gerçeği daha kapsamlı görmemde şaşılacak bir şey yok. Yani annemden alim doğmadım, annemden Hoca doğmadım. Ben 23 yaşında tebliğe başladım Akademi’de. Kendi kendimi yetiştirdim, bir ilahiyat eğitim almadım. Ankara’da normal laik bir ailenin, laik bir çocuğum. Arkadaşlarım da normal. Ankara Lisesi’nde yetiştim. Arkadaşlarımın bir kısmı hep böyle çok rahattılar. Rahat bir ortamdı. Ailemde de namaz kılan, bir tek dedem namaz kılardı, babam da cumalara giderdi. Klasik Türk ailesi vasfı vardı, arada sırada namazlarını kılan bir yapı vardı. Dolayısıyla ben kendimi gittikçe geliştiriyorum, eğitiyorum ve gittikçe sağlam bilgiler, net bilgilere dayalı olarak söylüyorum. Ben de Mehdi (a.s.)’ı önceden şahs-ı manevi olarak anlıyordum, bilmiyordum ben. Şahs-ı manevi daha önceki kitaplarımda şahs-ı manevi olarak açıklıyordum ben. Türk milletinin bütününün Mehdi (a.s.) olabileceğini düşünüyordum. Ama sonradan Mehdi (a.s.)’ın bir şahıs olduğunu gördüm. Ama Türk milletinin içinde faaliyet göstereceğini ve Türk milletinin ona yardım edeceğini anladım. Ve bir zat olduğunu, bir şahıs olduğunu, Risale-i Nur’un açıklamalarından net anladım. Dolayısıyla bilgim arttıkça, net delillere dayalı, açıklamalarımın artması da çok doğal. Mühim olan son sözümün doğru olmasıdır. Ama ben şu an artık olgunluk çağındayım. Bundan sonraki bilgilerim net oluyor dikkat ederseniz. Nereden anlıyoruz? Bakın 900’ün üzerinde dediğim doğru çıktı. Ama daha önce benim dediklerim doğru çıkmıyordu benim. Yani kaç yıldan beri yaklaşık, 10 yıldan beri benim sözlerim tam nettir. Yani 5 yıldan beri, 10 yıldan beri keskinleşti. Özellikle son 5 yıl. Değil mi? Çok netleşti. Ve tam isabet kaydediyorum. Yani yüzde 100 doğru doğru çıkıyor dediklerim inşaAllah, Allah’ın izniyle, Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle. Onun için bu normal yani öyle bir şeyin olması. Ben mesela oradaki dağ, Cudi, oradaki dağ silsilesinin adı. Yani neden illaki Cudi diyeyim. Zaten o Cudi, onun bitişiğindeki dağların adı da Cudi. Ağrı Dağı’nın adı da Cudi. Ve ayrıca Cudi’nin karşılığı dağ demektir, sadece dağ anlamına geliyor sözlük karşılığı. Açsın baksınlar. Yükselti anlamına geliyor Cudi, dağ. Dolayısıyla bunda şaşıracak bir şey yok. Bir de ben çok net cevap veririm Mustafa kardeş. Ben hiçbir zaman için bakın dikkat ederseniz öyle, bazı Hocalar gibi lafı böyle eveleyip gevelemem. Değil mi? Açıklama, küt diye tam karşılığını veririm ve oturturum cevap verdim mi. Hiç gördünüz mü benim lafı böyle gevelediğimi? Dini konuları tenzih ederim. Değil mi? Böyle demagoji yaptığımı gördünüz mü? Lafı süslediğimi hiç gördünüz mü? Küt diye vururum ve dümdüz ederim. Yani o kadar. Onun için, cevap da net olsun derken, teşekkür ederim de zaten benim özelliğimdir bu. Net konuşurum. inşaAllah. Herhalde benim kardeş demagoji yapacağımı zannetti, Mustafa kardeş. “Sorum net” diyor, demagojiyle cevap vermemeye getirmiş. Bir kere demagoji yapmış olsam, haklısın derdim. Ama tek bir kere demagoji yapmamış bir kişiye, sözü sündürmemiş bir kişiye bu tip bir ifade olmaz. Ama bende alışkanlık olsaydı, tamam makul olurdu bu. Ama burada bu söz gitmemiş. Ama yine de Mustafa kardeşe selamlarımı iletiyorum. Ve aleyna Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu diyorum. Beni daha yakından tanımasını isterim. Daha bizim röportajlarımı izlesin. Yaklaşık 2 yıldan beri her gün röportaj yapıyoruz. Bu röportajları izlerse tek bir kere demagoji yapmadığımı görecektir. Benim özelliğim o. Ben alışık değilim öyle mesela Mehdi (a.s.) gelecek derken oturup böyle bambaşka, karışık, kendimin de anlamadığı sözlerden bambaşka bir çizgiye getirmeye alışık değilim. Değil mi? Nedir? Tam karşılığı bu, onu açıklarız. Evet.
Oktar’ım senin var mı senin anlatacağın başka bir şey?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Şimdilik yok.
SUNUCU 2:“Hocam, Allah Kuran’da Bedir Savaşı sırasında Müminlere önce 3000, sabrettikleri ve sakındıkları takdirde de 5000 Melekle yardım ettiğini bildiriyor. Savaş sırasında Meleklerin bu yardımı acaba gözle görebilir bir yardım mıydı? Hocam, bir diğer merak ettiğim konu ise Meleklerin bazı salih insanlara ve Hz. Mehdi (a.s.)’a yol göstermek için görünecekleri midir? Görünse, kendileri onların Melek olduğunu fark eder mi acaba? Nagihan Gülke, Alanya.”
ADNAN OKTAR:Nagihan Hanım kardeşimiz güzel bir soru sormuş. Mehdi (a.s.)’ın yanında, Cebrail, Azrail, İsrafil (a.s.) var, Mikail (a.s.) var. Ve binlerce, on binlerce Melekle yardım görüyor. Ama hiçbiri görülmez. Yani mesela şu an Mehdi (a.s.) çıkmış durumda. Mehdi (a.s.)’ın yanında mesela Cebrail, Mikail, İsrafil (a.s.) yanında. Ve hiç kimse göremez. Eğer görürlerse aklın ihtiyarı kalkar. Ayrıca bizi koruyan Melekler de yanımızda. Hem sağımızda, hem solumuzdalar. Hem ön cihette karşımızda varlar. Hem de sırt cihetinde var, Melekler. Koruma Melekleri vardır. Ama hiçbir insan şu ana kadar görmemiştir. Peygamberler’de ancak bu mümkün oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) iki kere Cibril (a.s.)’ı o asıl haliyle görmüştür, birinde baygınlık geçirmiştir ilk gördüğünde. Yani bütün ufku kaplamış olarak görmüştür. Beni örtün, beni örtün dediği. Ve baygınlık geçirmiştir. Bir kere daha görmüştür. Ama onun dışında, mesela Peygamber (s.a.v.)’e bazen çıngırak sesi şeklinde geliyordu. İlk Cibril geldiğinde, bazen rüyasında oluşuyordu. Bazen Allah kalbine ilham şeklinde indiriyordu, kalbine gelen bir ses şeklinde indiriyordu. Bazen de Hz. Dıhye (a.s) suretinde gelmiştir, genç bir delikanlı şeklinde. Bunu da Sahabeler görmüştür ama o anda anlamamışlardır. Ayrıldıktan sonra, onlar ayrıldıktan sonra, “kardeşim Cibril’di” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ama bakın aklın ihtiyarını almayacak şekilde oluyor. Çünkü ayrıldıktan sonra söylüyor. Dolayısıyla hiçbir zaman için aklın ihtiyarını kaldıracak bir olay olmaz. Savaşta da nişanlı, böyle alametli, sarıklı Melekler yardım etmiştir. Fakat hiçbir Sahabe, bu Melektir gibi teşhis koymamıştır. Yani aklın ihtiyarını kaldırır. O orada savaşan Müslümanlar zannederler, onlar onu. O kalabalığın o savaşın içerisinde onlar seçilmez. Bilemezsin. Var, mücadele ediyorlar ama farkına varmazsınız. Mesela Mehdi (a.s.)’a da Melekler yardım ediyor. Binlerce Melek yardım ediyor ama kimse görmüyor şu an. Ahiret’te nasıl yardım ettiklerini göreceğiz. Nasıl Mehdi (a.s.)’ı hangi tehlikelerden nasıl korudular. Hangi saldırıdan nasıl koruduklarını göreceğiz. Ama bu dünyada bunu bilmemiz mümkün değil. O zaman aklın ihtiyarı kalkar.
SUNUCU 2: “Selamun aleyküm ve rahmetullahu ve berekatuhu ve aleyna Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR:Ve aleyna ve Aleyküm selam ve rahmetullahu ve berekatuhu.
SUNUCU 2:“Sizi çok seviyorum ve her gün MP3’ten dinlemeye bakıyorum. Çünkü bilgisayarım yok. Eskiden müzik dinlediğim cihazda artık müzik dinleyecek isteğim kalmadı. Yasin Suresi’nden bu ayetleri açıklayabilir misiniz?” demiş Hocam 6 ve 15.” Fatih Muhammed Ejder.
ADNAN OKTAR: Hangi ayet?
SUNUCU 2:Hocam açıklamasını yazmamış ama.
ADNAN OKTAR:Allah sana bir bilgisayar nasip etsin inşaAllah. 6’ya 15 tamam inşaAllah. Bir de üstte bir şey var değil mi?
SUNUCU 2:Onları okuyayım mı Hocam? Ayet okuyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
SUNUCU 2:“27. ayette insanlar ekonomik bir krizden bahsediyorlar. Ve bütün servetlerinden yoksun bırakıldıklarını söylüyorlar. 28. ayette itidalli birisi insanları Allah’ı tesbih ve tekbir için uyarıyor. 29. ayette zalimler yaptıkları yanlışlıkları anlıyor ve iman etmeye başlıyorlar. 30. ayette kendilerini kınamaya başlıyorlar. 31. ayet kendilerinin azgın insanlar olduklarını itiraf ediyorlar. 34. ayet 7 yıl süren ekonomik krizin bitişine işaret olabilir. Allah-u Teala’nın nimetin çokluğundan bahsediyor. Doğrusunu Allah bilir.” Mustafa Altınok.
ADNAN OKTAR:Mustafa Altunok güzel söylemiş, doğru. 7 yıllık ekonomik krize işaret eden başka Kuran ayetleri de var. Hadislerde var, Tevrat’ta da geçiyor. Mehdi (a.s.) devrinde olacak olan olaylardır. 2007 yılında başladı, 2014’e kadar da devam edecek. Doğru, güzel.
SUNUCU 2: Devam ediyorum Hocam.“Hocam insanların uykudayken neler yaşadığını şu cümlelerle anlatmıştınız. “İnsanların bedeni alınmadan sadece ruhu alınıyor. Aynı Hz. İsa (a.s.) gibi Allah’ın Katına alınıyorlar. Her insan her akşam uyuduğunda Allah’ın Katına alınırlar,” demiştiniz. Peki, biz bu göğe alınmada Allah’ı görüyor muyuz? Neler görüyoruz? Orada gördüklerimizi uyandığımızda neden hiç hatırlamıyoruz? Sizin ufkunuz çok geniş. Aynı bu olayları yaşamış gibi anlatıyorsunuz ve siz her söylediğiniz bende derinlik oluşmasına sebep oluyor.” Gökhan.
ADNAN OKTAR: Gökhan kardeşimiz söylüyor. Gökhan, tabii bizim bu konularda kaynaklarımız, Kuran olur ve hadisler olur. Onun dışında evliyanın keşif ve kerametleri olabilir. Keşfi olabilir. Evliyanın keşfi olabilir. Sadece Allah’ın katına alındığımızı biliyorum ben. Onun dışında detaylı bir bilgim yok. Ama daha detaylı araştıracağım, bakacağım, inceleyeceğim. Ondan sonra cevap veririm inşaAllah.
SUNUCU 2:Peki Hocam. Devam ediyorum Hocam. Kasas Suresi’nin 32. ayetinde "Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek. İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır” şeklinde buyrulmaktadır. Saygıdeğer Hocam bu ayetteki “kusursuz olarak bembeyaz çıkmasındaki ve dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek” kısımlarındaki ikinci anlam nedir?” Zeynel.
ADNAN OKTAR: Kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Evet, Hz. Musa (a.s.) elini, sağ elini kalbine doğru sokuyor. Sonra çıkarttığında eli bembeyaz olarak çıkıyor. Bu bir alamettir. Dehşetten yana, Hz. Musa (a.s.) çok tatlı bir Peygamber, çok hoş bir insan yani çok heyecanlı, aşırı heyecanlı yani korkuya çok açık bir insan. Bu çok makbuldür. Dehşete de çok açık bir insan, Allah ona hep bu tarz olaylar veriyor. Mesela “asanı at” diyor. O asası bir anda ejderhaya dönüşüyor. Kaçıyor. Cenab-ı Allah da “gel tut şimdi” diyor. Yani en çekindiği olaylardan bir tanesidir. Mesela cinayet işliyor, Allah vermesin mesela çok zordur. Zaten ondan çok vicdanı rahatsız oluyor. Kaçıyor. Yani takip ediliyor çünkü hicret ediyor. Orada da bir telaş yaşıyor, tedirginlik yaşıyor. Hatta Allah’a söylüyor, Cenab-ı Allah’a, “Ya Rabbi benim dilim tutuluyor. Yani konuşma gücümü kaybediyorum, heyecandan. Ve göğsüm sıkışıyor” diyor. Yani göğsünde de muhtemelen çarpıntı oluyor. Tansiyonu da yükseliyor olabilir. Onun için “bana kardeşimi ver” diyor, “Harun’u”. Dolayısıyla Allah bunun ortadan kalkmasına da orada işaret etmiş oluyor, inşaAllah. Her türlü dehşetten yana. Yani kardeşini desteklenince Allah da diyor, “ben seni izliyorum, seni görüyorum” diyor, “ne yaptığını”. Fakat bu telkinler Hz. Musa (a.s.)’da bir ferahlık ve rahatlık meydana getirmiş oluyor. Sekinet meydana getirmiş oluyor. Yani zaten o Tabut-u sekine, Sekine Sandığı bunun özelliği de odur. Ayrıca da huzur verir insana, huzur veren bir şeydir. İnşaAllah o sandık açılacaktır. İnsanların ruhuna huzur ve rahatlık gelecektir. Çünkü imanları artacak, çünkü harikalar görecekler. Binlerce yıllık geçmişi olan bir kutsal emanet ortaya çıkmış olacak. Yani sandığın bulunması çok büyük olay olacaktır. Ve birçok Musevi, Müslüman olacak bu nedenle. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi var. Mehdi (a.s.)’ın Musevilerle yoğun bağlantısı olacağını da buradan anlıyoruz. Mehdi (a.s.) Musevilerin Müslüman olması için yoğun gayret eden bir insandır. Dolayısıyla Musevilerle sürekli bağlantıda olacağını hem hadislerden anlıyoruz, hem de Kuran’ın mantığından da anlıyoruz. Ayrıca “Hz. Mehdi (a.s.)’ın” diyor, “eliyle, Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle çok büyük bir grup, Musevilerden Müslüman olurlar” diyor. Bunun gerekçesi de “Tevrat’ın orijinali bulunur” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) hadisinde, “Tevrat’ın orijinali de o devirde bulunur” diyor ve “Musevilere Tevrat’ın orijinaliyle hükmedecek” diyor. Kuran’a uygun olan bir anlatım olacağı anlaşılıyor, Hıristiyanlara da İncil’in orijinali de bulunacak. Mehdi (a.s.) devri çok harikalarla dolu dönemdir. Dolayısıyla Hz. Nuh (a.s)’ın Gemisi’nin bulunmasından bir kısım masonik çevrelerin diyeyim, bu kadar telaşa dehşete düşmesini Müslümanlar ibretle ve biraz da gülerek seyretsinler. Yani her kutsal emanet bulunduğunda panik olacaklardır bak bunu söyleyeyim. Hepsinde tedirgin olacaklar ama buna rağmen eze eze, söke söke ilerlemeye devam edecektir. Ve kimse de durduramayacaktır. Gözlerinin içine baka baka Mehdi (a.s.) hakimiyete doğru gidecektir. Yani meydan okuya okuya, bağırta bağırta, söke söke, yıka yıka, bakın meydan okuduğu halde Mehdi (a.s.)’ı kimse durduramayacak Allah’ın izniyle. Hz. Mesih (a.s.) da öyledir. Ama o güzeller güzeli, Allah’ın yarattığı o güzel varlık zuhur ettiğinde Mehdi (a.s.)’ın koruyucu ortamında ortaya çıkacaktır. Son derece huzurlu ve güzel bir ortamda zuhur edecektir Hz. İsa Mesih (a.s.). Darwinizm’i, materyalizmi tamamen ezildiği, Deccaliyetin tepelendiği sembolik olarak Deccaliyetin kaldığı dönemde zuhur edecektir. Dolayısıyla Müslümanların korunması altında olacaktır Hz. İsa (a.s.), Mehdi (a.s.)’ın koruması altında olacaktır. Şiddetli saldırı olacak ama hiçbir şey yapamayacaklar Hz. İsa (a.s.)’a. Onun kardeşliği, Hz. İsa (a.s.)’ın kardeşliği aynı zamanda onun veziri olması şeklinde devam edecektir. Yani Mehdi (a.s.)’ın da veziridir. Vahiyle hareket ettiği için birçok konuda Hz. Mehdi (a.s.) ona danışacak. Çünkü Mehdi (a.s.) ilhamla hareket ediyor. Hz. İsa (a.s.) vahiyle hareket ediyor. Vahiy sağlamdır inşaAllah. Tabii. Mesela ona danıştığında Hz. İsa (a.s.)’a danıştığında yani mutlaka yapar onu Mehdi (a.s) söyleyeyim. Yani kendi düşüncesini birinci plana almaz. Genellikle Hz. İsa (a.s.)’a danışarak hareket edecektir, veziri olmasının sebebi de o. Yani baş danışmanıdır. Mesela “şunu şöyle yapalım mı?” diyecektir. “Evet, yapalım” derse bitti. Yapacak. “Yapmayalım” derse de yapmayacak. Ama tabii Mehdi (a.s.)’ın başkumandan vasfı vardır. Bediüzzaman da diyor, “başkumandandır” diyor. Bütün İslam ordularının başkumandanıdır. Yaklaşık Allah’ın izniyle 30 milyon kişilik falan İslam ordusu olacaktır. Hepsinin de Allah’ın izniyle bak göreceksiniz, Türk ordusunu eğitecek. Türk ordusunu disiplini altında olacaktır. “Kahraman ordu” diyor Bediüzzaman. Bakın hiçbir ordu için bunu kullanmamıştır. “Kahraman ordu ve imanlı millet” diyor, Türk milleti için. “Hakikat hali göreceği ve bu dehşetli komitenin” diyor, iddia edilen Ergenekon Örgütünü kast ediyor, “dehşetli tahribatının tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. “Kahraman ordu ve imanlı millet,” diyor. “Kuran’ın ışığıyla hakikat hali göreceği”, bak, “hakikat hali ama Kuran’ın ışığıyla hakikat hali göreceği”, bakın ordumuzun son zamanlardaki tavrına bir bakın. Orgeneral Başbuğ nasıl konuştu? Değil mi? “Allah Allah de” diyor. “Düşmana saldıran askerimiz” diyor. Büyük bir coşkuyla anlatıyor. Ve büyük bir aşkla anlatıyor. Şehit cenazelerinde hepsi birden sünnete uygun abdest alıp, sünnete uygun namaz kılıyorlar. Eskiden daha değişikti biliyorsunuz, çok çok eskilerden. Yani bu tarz konuşmalar daha nadir duyulurdu. Ama dikkat ederseniz son zamanlarda çok daha yoğun duyulmaya başlandı. Bu da Mehdiyet devrinin bereketiyledir işte, inşaAllah. Daha çok güzellikler göreceksiniz inşaAllah.
Yalnız Müslümanların birbirine şefkatle, akılcı bakması lazım. Ben mesela Cübbeli’yi eleştiriyorum ama ben bir zihniyeti eleştiriyorum. Samimi olarak söylüyorum. Hem acıyorum hem de garibanın teki yani ben onu aşağılamak için söylemiyorum. Korumak amacıyla, mazlum bir insan yani benim onunla bir alıp veremediğim yok. Ama çok büyük tahribat yapıyor. Zarar veriyor. Ben o zararını engellemeye çalışıyorum. Yoksa ben gidip ondan intikam alınsın, şu yapılsın, benim ona bir öfkem o anlamda yok, buğz ediyorum sadece İslam’a zarar verdiği için yani faydalı olması, doğru yola gelmesi için, doğru hareket etmesi için uyarıyorum. Yoksa çevresindeki insanları da ben çok severim. Mahmut Hoca’yı da çok severim. Bütün ehl-i tarikata karşı benim derin şefkatim vardır. Sevgim vardır, herkes de bilir. Nur talebelerine zaten benim kökenim öyle Nur talebesi olduğu için. Zaten çok seviyorum. Yani herkese karşı derin bir muhabbetim vardır. Velev ki anormal bile olsa acırım ben. Koruyup kollamak isterim. Yani tekrar tekrar örnek veriyorum. Şu İskender Hoca, birçok kişi nefretle bahsediyor. Ben yazık yani o insanlara nasıl o ifadeyi kullanmak. Mesela mazlum kendi halinde bir insan. Kendince İslam’a, Kuran’a faydalı olmak için, tamam yanlış yönleri var, yanlış hareketler yapıyor. Ama yani onun cezbe halindeyken onu yaptığını insanlar düşünebilirler. Manevi bir cezbe altında yapmış olabilir. Değil mi? Bu kadar nefrete öfkeye gerek yok.
SUNUCU 2:Siz iyi görüyorsunuz Hocam, o yüzden.
ADNAN OKTAR:Sadece hatalı olduğunu çıkarmak lazım. Yoksa ben detaylara zeten ben hiç girmem. Ama mesela Cübbeli’nin anlatımında birçok insan imanını kaybediyor. Yani on binlerce insan imanını kaybetmesine vesile oluyor. Dinle insanların alay etmesine bazen vesile oluyor. Farkına varmıyor. Kendisiyle alay edildiğinin kendisi farkına varmıyor. Yani çocuk saflığında adeta böyle, yani iyi niyetli muhtemelen, çocuksu bir saflığı var. Ve dolayısıyla çok büyük tahribat meydana getiriyor. Mesela bir Mehdi (a.s.) açıklaması var. Normal bir insanın iman etmesi mümkün değil. Yani Allah’ı andığında Allah-u Ekber dediğinde binaların yıkılması ne demek? Orada çoluk çocuk, kadınlar var, mazlumlar var hepsi altında kalır, ölür demektir. “Bütün binalar çökecek” diyor, “Allah-u Ekber dediğinde” diyor. “Adriyatik Denizi kuruyacak” diyor. Yanına gelecekmiş Mehdi (a.s.) bir anda deniz yok olacakmış. Adriyatik Denizi. “Milyonlarca metreküp su bir anda yok olacak” diyor. Akdeniz cam gibi donacakmış. “Ve İtalyanların da haberi olmayacak bundan, olmayacak” diyor. “Sabah kalktıklarında bir de bakacaklar deniz kurumuş” diyor. Yani saatlerce farkına varmayacaklarmış denizin kuruduğunu. Herkes denizin kenarında yaşıyorlar İtalyanlar. Nasıl denizin kuruduğunun farkına varmazlar. Koskoca Adriyatik kurur da adam görmez mi? Sabaha kadar millet ayakta, İtalyan polisi bilmem ne? Yani ufak tefek bir olay değil ki misket yere düştü kayboldu gibi bir şey değil ki bu. Milyonlarca metreküp su kaybolur da nasıl farkına varmaz? “Deccal havada uçacak” diyor, “eşeği”. “300 metrelik eşek, kulaklarını açmış şekilde gökte uçacak” diyor. Yani biraz daha Bediüzzamanın çizgisine gelmesi için uğraşıyorum.
Hay maşaAllah, bak tam dedim. “Selam Sayın Hocam, ismini hatırlamadım ama basımı 2002-2003 yılında çıkan bir kitabınızda Mehdiyet’in Türk milletinin yapısında bulunan şahs-ı manevi olduğunu söylemiştiniz.” Bak daha demin söyledim ben bunu kardeşimde bana bunu soru olarak göndermiş.
Mustafa Kardeş özür diliyor. Yok, canım kardeşim ne gerek var öyle bir şeye. Ben o anlamda demedim sadece, hani çok net söyle deyince biraz garibime gitti. Ben çünkü lafı uzatmam ben, tam ciğerinden açıklarım yani, demagoji yapmam onu demek istedim. Estağfurullah özür dileyecek bir şey yok hakkımız helal olsun. Yok yok gönlün çok rahat olsun.
SUNUCU2: Tabii Hocam. “İyi programlar değerli Hocam. Araf Suresi’nde geçen Araf tepesinde bekleyenler sadece Cennete girmeyi uman kişiler mi olacak? “İki taraf arasında bir engel ve burçlar (Araf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: ‘selam size’ derler ki bunlar, henüz girmeyen fakat (girmeyi) şiddetli arzu edip adamlardır.” Araf Suresi 46.” Ankara’dan Deniz yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ankara’dan Deniz. Deniz Hanım bize güzel bir soru sormuş. Ahiret’te bir kere hepimizi, bütün insanları Cehennemin kenarına bir getirecekler. Sürücüleri olacak Müslümanların. Ama şu var, canı alınırken Müslüman zaten Cennete gireceğini anlayacak. Çünkü selamla, muhabbetle ve sevinçle canı alınıyorsa ve huzur içinde canını veriyorsa zaten o Cennetlik demektir. Ama sille tokat dövülerek, ağzı burnu kırılarak, sırtına vurularak canı alınıyorsa zaten o konu tamam yani. Öyle bir adamın Cennete gitmesi gibi bir konu olmaz zaten. Başlangıçta olay belli oluyor zaten, konu belli oluyor. Onun için küfür de başında anlıyor, Müslüman da anlıyor yani karmaşık bir şey olmuyor. Müminlerin sağında ışık oluyor ve ön tarafında da ışık oluyor. Ama küfürde bu olmuyor, toz duman içinde ve çok kirli oluyorlar ve yüzüstü sürünüyorlar. Bunlar Cehennem arazisine getiriliyor. Müslümanlar sürücülerle beraber getiriliyor. Zaten Müslüman anlıyor. Sağında ışık olması, önünde ışık olması, değil mi? Araf’ta da öyle yani Müslümanlar daha önce bu bilgiyle bilgilenmiş oluyorlar.
Bak bak bak bak Abbas Cenap bana Düzce’den bir soru sormuş. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinden bir tanesi batıdan başlarında Kinde kabilesinden ayağı sakat bir adam bulunduğu bayraklıların çıkmasıdır” diyor, “Suyuti buyuruyor” diyor. “Kinde kabilesine mensup bir ayağı sakat bu kişi kimdir? Bu hadis-i şerif hakkında bir açıklama yapabilir misiniz?” Abbas kardeş şimdi biz söylersek bizi mahkemeye verirler. Öyle demeyelim de şöyle diyelim. Artık çok net bir delil veriyorum bunu anlamazsa başka bir şey söyleyemem. Dinsiz, ateist ve Müslümanlara karşı nefret duyan, İslam’ı ortadan kaldırmaya çalışan bir insan bu kişi. Ve Hz. Mehdi (a.s.) karşıtı bir harekettir. Deccaliyetin içinde yer alan bir kişidir ki, iddia edilen Ergenekon Örgütü deccaliyetin yer altı yapılanmasıdır. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün içinden çıkacaktır bu kişi. Yani öyle diyelim oradan anlasın. Deccaliyetin hampası olan bir kişidir. Evet.
“Sevgili Hocam, size saygımız, sevgimiz sonsuz.” Sonsuz diyebilir miyiz? Ama tabii Mümin bir Mümine karşı Allah rızası için sonsuz sevgi duyması lazım niye sınırlı sevgi duysun, değil mi? Allah’ın tecellisi olarak sevdiğine göre, Allah’ın görüntüsü olarak sevdiğine göre, tabii ki biz de Allah’ı sonsuz sevdiğimize göre evet makul evet. “Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi sizin ve stüdyodakilerin üzerine olsun Aslan Seyyid Hocam.” Ve aleyna Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. “Makalenizi çelişkili bulan arkadaşa ithafen konuyla ilgili bir örnek vermek istiyorum. Siz Hz. Mehdi (a.s.) ismini daha önceki röportajlarınızda bilinmeyeceğini söylemiştiniz.” Doğru. “İnşaAllah. Fakat birkaç ay sonra bu konudaki bilginiz artınca kanaat ederek Hz. Mehdi (a.s.)’ın ismini açıkladınız.” Doğru. “Burada bir çelişki bulmanın ya da demagoji aramanın yersiz olduğunu düşünüyorum.” Murat Öztürk Hollanda. Kardeşim zaten özür dilemiş. Ama özür dilenecek de bir şey de yok ama doğru evet.
OKTAR BABUNA: Evet. Siz yeni deliller buldukça o doğrultuda da açıklama yapıyorsunuz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşimiz diyor ki o bayan arkadaşların birini kaldırsaydınız da Oktar’ı oturttursaydınız olmaz mıydı, diyor. Allah’ım YaRabbim bunu da bana bırakın artık, etmeyin çatmayın. Yani çözüm olarak bunu sunmuş. Aman Allahım. Bak, ekranda oturan hanımların yerine onun oturmasını istiyoruz diyor. Oktar bu senin tanıdığın birisi benim kanaatim. Sen bir ara telefonla mesaj göndermiş olabilirsin, ben şüphelendim. Oktar bizim kardeşimiz o her zaman çıkıyor, biraz sonra da çıkar. Ama onlar bizim misafirlerimiz. Misafire saygı çok önemlidir. Misafir değerlidir. Şimdi ben misafirlerimizi geri alsaydım çok çok çok acayip olurdu.
Hanımlar baş tacıdır bizim için, hanımlar çok daha önceliklidir. Benim hayatımda daima hanımlar öndedir. Benim bir hakkım varsa feragat ederim önce hanımlara. Çocukken de öyle, bazen kuyruğa girerdik işte eskiden yağ kuyrukları falan vardı Ecevit döneminde meşhur. Efendim, kuyruğa girerdik mesela bir anne olurdu, hanım olurdu ben çıkardım kuyruktan buyurun siz geçin derdim, ben sonra arkadan kuyruğa geçerdim. Veyahut otobüslerde de öyle bir şey olurdu hemen hanımlara yer verirdim yorgun da olsam, argın da olsam şey yapardım. Bütün millet otobüse koşardı ben geriye çekilirdim rahat rahat insanlar geçsin diye. Onun için hanımlara öncelik vardır burada bu yakışmaz. Kuran ahlakında, İslam ahlakında daima öncelik hanımlaradır. Mesela güzel bir yiyecek varsa hanımlara sunulur, güzel bir yer varsa hanımlara sunulur, güzel söz hanımlara sunulur. Onlar zor işe sokulmaz, değil mi? Mesela gücünün yetmeyeceği bir şey kadına teklif edilmez. Efendim üslupta daha itina edinilir. Bir başka kardeşiyle, arkadaşıyla konuştuğu gibi, erkek erkeğe konuştuğu gibi hanımla konuşulmaz daha özen gösterilir. Hatta yemeği sunarken, insan arkadaşlarına sunduğu gibi olmaz. Hanımlar daha nazenin varlıklardır, onlar daha kırılgandır daha özen göstereceğiz. Onun için böyle bir teklifi söylemesi kardeşimizin olmamış, olmamış. Niye olmamış? Peygamberimiz (s.a.v.)’nin ahlakına da uygun değil, Kuran’ın üslubuna uygun değil, Türk anane ve örfüne uygun değil, yakışık almaz inşaAllah. Severek, mesela zor bir durum olsa ben her zaman bu tercihi yaparım. Bu örnekleri çoğaltmak da mümkün. Çünkü kadınlar bize Allah’ın bir lütfu ve nimetidir. Dünyada ve Ahirette en büyük nimettir, Allah’ın en güzel tecellileridir. Allah’ın Rahman ve Rahim isminin, Latif isminin en güzel tecellileridir. Anne sıcaklığı vardır onlarda. Allah bize kadınlarda sekinet verir, sükunet verir değil mi? Kadının olduğu yerde bir huzur vardır, letafet vardır, bir güzellik vardır. Bir ruhaniyet, bir rahmaniyet oluşur o ortamda.
SUNUCU 2: Kadın eli değmiş derler, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet orada bir sıcaklık, bir hoşnutluk meydana gelir, letafet meydana gelir. Bunu herkes bilir. İnşaAllah. Onlar Allah’ın Cemal isminin tecellileri. Oktar da öyle. Ama bunlara, hanımlara karşı saygı, hürmet, nezaket had safhada olması gerekir, had safhada, derin düşünerek. Çünkü kadınlar daha alıngandırlar, daha detay düşünürler. Çok ince detayları görürler. Erkekler öyle değildirler yani birkaç alternatiften bir tanesini seçer, net karar verir. Ama kadın yüzlerce detayın içerisinde arar ve çok girift detayları görebilir. Onun için bir kadına hitap etmek çok akıllı bir insanın yapabileceği bir iştir. Yani çok zordur kadına gerçek anlamda hitap edebilmek. Orta bir akılla bir kadına hitap edilmez. Olağanüstü zeki ve çok akıllı olması lazım şahsın kadını doyuracak bir akıl gösterebilmesi için. Çünkü kadın akıl karşısında hipnotize olur adeta, yani onu doyuma ulaştıran akıldır kadını. Etten, kemikten öyle sığır gibi olması, eninin boyunun aygır gibi olması hiçbir şeyi değiştirmez. Hatta itici bile gelebilir, daha da kızdırır kadını. Kadını en olumlu etkileyen aklı, samimiyeti, derinliği, tutkusu, koruyuculuğu, candanlığıdır erkeğin. Allah bu güzellikle Cennet’te bizleri yaratacak. Bu vasfımızın olması lazım. Bu kadının ruhunda derin ve şiddetli etki meydana getirir. Allah bunu bir sır olarak yaratmıştır. Onun için hafif akılda kadınlar tahammül ederek yaşıyorlar yani bir kısmı. Mantık evlilikleri yaparlar. Biliyor aklının zayıf olduğunu ama onu idare eder, yani çocuk gibi onun yanında. Çünkü çok girift ve çok zeki olduğu için aradaki fark onu yorar ama tahammül eder.
Programımız bitmiş bana da kimse bir şey söylemiyor. Ben böyle sabaha kadar konuşurum.
OKTAR BABUNA: Doyulmuyor zaten sizi dinlemeye Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne yapalım? O zaman internetten devam ederiz. EvvelAllah. HarunYahya.Tv’den, değil mi? Evet.
SUNUCU 1: O zaman hatırlatma yapalım. Bizi yarın 22.00’dan itibaren HarunYahya.Tv sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Aksu Tv ve Kaçkar Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitesinden devam edeceğiz. Hayırlı geceler.
Kitaplar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...