SUNUCU 1: Hayırlı akşamlar, sayın izleyicilerimiz. Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo’dan sizlere sesleniyoruz. Aynı zamanda Aksu TV ve Kaçkar TV ekranlarından bizleri izleyebilirsiniz. Bu akşamki konuğumuz Sayın yazar Adnan Oktar, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Siz de hoş geldiniz efendim.
SUNUCU 1: Nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, çok iyiyim, sen nasılsın?
SUNUCU 1: İyiyim. Gelen sorularımız var isterseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, soru soralım.
SUNUCU 2: Erhan Kılınç’tan bir soru gelmiş. “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 2: “Bugün okuduğum bir ayet dikkatimi çekti ve sizinle paylaşmak istedim” diyor. “Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde: ‘Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi’ demenize (fırsat kalmasın) diye size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da gelmiştir artık. Allah her şeye güç yetirendir.” Maide Suresi, 19. ayette geçen ‘elçilerin arası’ dediği dönem Mehdiyet dönemi ve ‘anlatan elçi’ de Mehdi (a.s.) olabilir mi? Zira Hz. İsa (a.s.) henüz zuhur etmediğine göre, gönderilmiş diğer elçilerle Hz. İsa (a.s.)’ın arasında bir dönemde olmuş oluyoruz” diyor.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) de tabii bir nevi elçidir. Çünkü 1400 sene geçmiş Peygamberimiz (s.a.v.)’in gelişinden itibaren. Normalde 1000 yılda bir u'lul azm, büyük bir Peygamber geliyor. 1400 yıl geçtiği için Mehdi (a.s.)’ın gelmesi bir elçiye muadil gibi görünüyor. O anlamda Cenab-ı Allah gönderiyor olabilir, göndermiş olabilir. Fakat tabii Peygamberimiz (s.a.v.)’in Peygamberliği Kıyamet’e kadar geçerlidir inşaAllah. 5000 sene bile dünyanın ömrü olmuş olsaydı gene geçerli olmuş olurdu. Ama 1400 yıl tabii çok büyük bir süre. O ara içinde çok şeyler değişti. Bilim gelişti, teknoloji gelişti, olaylar gelişti. İnsanlara bir Mehdi (a.s.)’ın gelmesi, bir müceddidin gelmesi adeta şart hale geldi. Çünkü deccaliyet varsa, zulüm varsa, İslam zıttı cereyan varsa mutlaka onun karşıtının gelmesi gerekir, adetullah böyle, Allah’ın kanunu böyle. Yani gece varsa mutlaka gündüz oluyor bir süre sonra, gündüz varsa da mutlaka gece oluyor. O yüzden Mehdi (a.s.)’ın gelmesi zaten Allah’ın kanununa uygun olduğu için zuhuru da son derece makul. Bediüzzaman da bu şekilde açıklıyor. Bir de Ahir Zamanda küfür ve deccaliyet, dinsizlik felsefe ve bilimin içerisinden tezahür etti, gelişti. Ve çapı ve gücü dünya tarihinde görülmemiş derecede. Mesela Darwinist ve materyalist felsefe, komünist, faşist felsefeler, vahşi kapitalizm dünyayı kaplamış durumda. Dünya yaratıldığından beri böyle bir sistem, böyle bir yapı hiç olmamıştır, ilk defa oluyor. Bu kadar güçlü dinsizlik cereyanı, egoistlik ve bencilliğin bu kadar yayılması, helallere, haramlara bu kadar dikkat edilmemesi, haramların aşikare bu kadar işlenmesi gene görülmüş bir vaka değil. İlk defa oluyor. Dolayısıyla bunun zıttının olması, onu ortadan kaldıracak sistemin olması Allah’ın yarattığı kanunda zaten var. Şimdi Mehdiyet çağındayız ve Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiğini görüyoruz. Ama Allah’ın hikmeti, mesela Bediüzzaman gibi bir insan ki artık alenen Mehdi (a.s.)’ı en açık müjdeleyen insandır. “Ben Mehdi (a.s.)’ın pişdar neferiyim, öncü askeriyim” diyen, “ona zemin hazırlıyorum” diyen, “anladık ki biz bu vazifemizle bu kişilere, bu zatlara, Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlıyoruz” diyen bu kişiye rağmen Mehdiyet anlaşılmazlıktan geliniyorsa, bu da daha da büyük bir olaydır, yani Ahir Zamanın şiddetini gösteriyor. Yani ben eskiden hakikaten şahs-ı manevi zannediyordum Mehdiyeti, öyle anlatmışlardı bize. Öyle olabilir diye düşündüm. Pek o konuyu açamıyordum. Fakat sonra Üstad’ın ifadelerine bakınca, hadislere bakınca, olaylara bakınca Mehdi (a.s.)’ın net zuhur ettiğini anladım. Hakikaten şu an binlerce kardeşimiz, on binlerce kardeşimiz Mehdi (a.s.)’ın zuhur ettiğini anladılar. Bir de alakasız tiplerin de mesela farz edelim Habertürk veyahut Fatih Altaylı gibi kişilerin bu konudan şiddetli irite olmaları, şiddetli rahatsız olmaları, konuyu negatif yönde gündeme getirmeleri, Bediüzzaman aleyhinde programlar yapmaları, Mehdiyet aleyhinde programlar yapmaları, arkasından CNN’nin Taha Akyol’u çıkartması, onun da gene Mehdiyet aleyhinde konuşmalar yapması olayın çapını gösteriyor. Gazetelere de baktığımızda birçok yerde bunu görüyoruz. Darwinizmin çok yaygın anlatılması, fakat din alimleri tarafından anlatılması; din alimi normalde yaratılışı anlatması lazım, Darwinizmi anlatıyor. Bu da Darwinist, ateist felsefenin Ahir Zamandaki şiddetini ve gücünü gösteriyor ve Mehdiyetin yapacakları faaliyetin ne kadar çaplı ve ne kadar güçlü olması gerektiğini gösteriyor. Şimdi bunlar tabii bir zevktir, güzelliktir. Mehdi (a.s.)’ın karşısında çok cılız bir yapı olabilirdi. Mesela bütün alimler Darwinizme karşı olabilirdi. Hepsi Darwinizmi gördüklerinde Darwinizm aleyhine konuşmalar yapabilirlerdi, ilmi deliller gösterebilirlerdi. Bütün Nur talebeleri Mehdi (a.s.)’ı bekliyor olabilirlerdi. “Çıkar çıkmaz biz ona destek oluruz, yardımcı oluruz” diyebilirlerdi. Mesela Cübbeli sürekli dua ediyordu bir aralar; “Ya Rabbi, bize Mehdi (a.s.)’ı göster, Mehdi (a.s.)’a kavuşalım” diye. O da büyük bir heyecanla Mehdiyeti gündemde tutabilirdi asrımızda. Ne olurdu biliyor musun bu durumda? Mehdi (a.s.)’ın manevi makamı iyice azalırdı. Gücü iyice azalırdı. Mesela 100 milyon sevap alacaksa 1000’e düşerdi yahut 500’e düşerdi alacağı sevap sayısı. Mehdi (a.s.)’ın alacağı sevabın yüksekliğini artırmak için Cenab-ı Allah harikalar meydana getirdi. Mesela Cübbeli gibi bir kişi -ki ehl-i sünnet inancında olduğunu iddia ediyor- coşkuyla, huşu içinde, aşkla Mehdi (a.s.)’ın gelmesi için gürül gürül dua ediyorlar, hep birlikte ve defalarca dua ediyorlar. Ama sonra Mehdi (a.s.)’ın geldiğini anladığında duayı aniden kesiyor ve “570 yıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek” demeye başlıyor. Bu, çok harika bir durumdur, çok şaşırtıcı bir durumdur. Nur talebelerinin Bediüzzamanın açık, sarih ve net ifadelerine rağmen, tarih vererek belirtmesine rağmen, ebcedlerle belirtmesine rağmen, çok detaylı benzetmeler yaparak da ayrıca anlatmasına rağmen, “benden sonra gelecek” demesine rağmen, onlarca kere “o zat”, “o şahıs” diye belirtmesine rağmen Mehdi (a.s.)’ın gelişini reddetmeleri, yani kabul etmemeleri, “gelmiştir, bitmiştir” demeleri Mehdiyetin gücünü gösteriyor. Mehdi (a.s.)’ın mücadele etmesi için Allah pasif ve güçsüz bir zemin meydana getirmiş. Aslında çok şiddetli bir zemin de meydana getirebilirdi. Doğruyla, gerçek çok zor ayrılacak gibi olabilirdi. Mesela 49 ile 51 gibi olabilirdi. Ama o kadar şiddetli bir fark meydana getirdi ki Allah, mesela Bediüzzaman çok net söylüyor Mehdi (a.s.)’ın geleceğini, çok açık. Ama karşımızdaki bir kısım kardeşlerimiz çok net olarak da “gelmeyecek” diyorlar. Mesela hadislere göre çok net, bütün alametler çıktı, anlatıyoruz. “Yok, alametler çıkmadı, öyle bir şey yok” diyorlar. Bu, bir harikadır. Mesela daha önce Mehdi (a.s.)’ın geleceğini söyleyen birçok alim, “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” demeye başladı, toptan. Yani bir orkestra adeta bunları idare ediyor toptan, bu kişileri. Tabii Mehdi (a.s.) gelmeyecekse, İslam da hakim olmayacak anlamına geliyor. Çünkü Mehdi (a.s.)’dan ümidini kesen adam, “gelmeyecek” diyen adam, İslam’ın hakimiyetinden ümidini kesmiş oluyor. Dolayısıyla bakıyoruz, İslam’ın dünya hakimiyetinden de bahis yok. Türk-İslam Birliği’nden de bahsedilemiyor. Yani öyle bir konuyu da gündeme getiremiyorlar. Allah bunu sadece Mehdi (a.s.)’a ve Mehdi (a.s.)’ın talebelerine nasip ediyor. Biz mesela Mehdi (a.s.) talebesiyiz, Mehdi (a.s.) öncüsüyüz, Allah bize nasip ediyor. Söyleyen varsa başka, bize gösterin. Söyleyenler var tabii, ama sayıları az. Söyleyenleri ben tenzih ederim. Onlar bizim canımız, ciğerimiz. Tabii ki bayağı sayıda var söyleyen. Ama İslam aleminin geneline baktığımızda, çok küçük bir grup olduğu anlaşılıyor. Çok az sayıda oldukları anlaşılıyor. Şimdi bizim bu heyecanlı ortamda, bunun heyecanını bir kere çok iyi yaşamamız gerekiyor çünkü elimizdeki silah kahredici, güç kahredici. Çok pasif hedeflerimiz var. Yani çok rahat ezebileceğimiz hedeflerimiz var. Allah Darwinizmi çok rahat tepeleyeceğimiz şekilde yaratmış. Halbuki çok şiddetli bir put sistemi olarak yaratabilirdi. Mesela hakikaten ara fosile benzer binlerce fosil yaratabilirdi Allah istese. Mesela protein hakikaten tesadüfen oluyor gibi de gösterebilirdi. Çok makul olabilirdi. Bir çamurlu suda hakikaten…
SUNUCU 2: Çok daha basit denklemlerle oluşabilecek.
ADNAN OKTAR: Evet basit denklemlerle oluşabilirdi. Dolayısıyla bizim bunu anlatmamız daha da güçleşebilirdi. Ama yani o kadar mükemmel ve o kadar güçlü imkan ve silahlar vermiş ki Allah, mesela protein imkansız, mesela ara fosil 1000 tane bulunurdu. Ben eskiden fosil deyince hakikaten toplam 1000-2000 tane, en fazla o kadar diye düşünüyordum, hatta 300-500 fosil vardır diye düşünüyordum. Çünkü bakıyordum ben eskiden kitaplara, dergilere, ansiklopedilere; çok az fosil kullanılıyor onlarda. Yani toplam en fazla 100 tanedir benim gördüğüm şu ana kadar, en fazla 100 tane fosil vardır. Ben de dedim; ‘herhalde 1000 tane falan var en fazla. Bunlar da onları aldılar, bu kadarını gösteriyorlar’. Meğerim, -özellikle bunu kasten söylüyorum, meğerim diye yani biraz Anadolu şivesiyle söylüyorum- 350 milyon fosil varmış yani atom bombası gibi bir silah. Bununla adamların nefes alması mümkün değil, 350 milyon. Protein, net olarak oluşamıyor, sıfır ihtimal. Yani 950 sıfırlı sayıda bir ihtimal diyorlar ama sonra baktım öyle bir şey de yok. 950 sayıda, zaten bu, imkansız artı imkansız anlamına gelir. 950 sıfırlı bir sayı ne demektir?
SUNUCU 2: Teoride var ama pratikte yok yani.
ADNAN OKTAR: Evet imkansız.
SUNUCU 2: Ancak teoride.
ADNAN OKTAR: Ama sonra baktım bir proteinin oluşması için bir proteine ihtiyaç var. Bu da ne demektir biliyor musunuz? Kilitlenmiş bir açmaz. Mümkün değil, imkansızdır. Şimdi biz o zaman tabii derin derin bir nefesleniyoruz. Yani rakip pestil gibi ezilecek gibi kolay. Akıl almaz bir kitle yapılanmış ve çok gururlu ve enaniyetliler. Bir kere bir insanın gururunu ezmek, enaniyetli bir insanı ezmek çok zevklidir. Yani büyüklük hissinde olan bir adamı ezmek dünya nimetlerinde bir nimettir. Bu Darwinistlerin de müthiş bir gurur ve enaniyeti vardır. Üniversitelerde top sakallı Hocalar böyle, yuvarlak gözlükler falan, artık okuya okuya adam erimiş yani böyle, lime lime olmuş, konuşamıyor, böyle burnundan falan konuşuyor, zoraki böyle alçak sesle. Böyle tirit alim olmuş adam, o havalarda. Şimdi bunun ilimle, bilimle bunun kafasını ezmek, çok zevkli. Tamamı yalan ve uydurmaya dayalı bir sistem. Müthiş heyecanlandım böyle bir sistemin olmasından. Bunları ezmek apayrı bir zevk. Bir de Nur talebelerine baktım, çeşit çeşit açıklamalar: Mesela biri diyor ki; “Risale-i Nur külliyatı Mehdi (a.s.)’dır” diyor. Şimdi onların filmlerini koydum ben internet sitesine. Net, “Risale-i Nur Külliyatı’dır” diyor. Bir tanesi diyor ki; “Bediüzzamandır” diyor, ayrı. Bir tanesi de diyor ki; “şahs-ı manevidir, o da değildir” diyor. Bir tanesi diyor ki; “üç ayrı Mehdi gelecek, fakat Bediüzzamanın çok altında olacak onlar” diyor, “ayağının altındadır, alelade insanlardır, talebe olarak geleceklerdir,” diyor. Tamam, biz ona da razıyız. Bir azamet, büyüklük peşinde olmaz zaten Mehdiler, kabul ediyoruz. Tabii onun takdirini Allah bilir de, bilenlere ben şaşıyorum, nasıl biliyorlar, onu bilmiyorum ben. Çünkü doğru değil söyledikleri, Allah bilir doğrusunu. “Üç ayrı Mehdi (a.s.) gelecek” diyorlar, “Bediüzzaman bir tane Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Onlar üçe bölmüşler bir Mehdi (a.s.)’ı, şimdi akıllarına sığıştıramadıkları için. Halbuki üçe böldüklerinde zaten gene eski Mehdilerle aynı konuma gelmiş oluyor Mehdilerle, büyük Mehdi (a.s.) olamıyor Bediüzzamanın ifadesine göre. Bir tanesi de diyor ki; “dabbet’ül arzdır” diyor yani Mehdi (a.s.). “Mehdi (a.s.) da ölmüştür, Hz. İsa (a.s.) da vefat etmiştir” diyor. “Onların ruhu dabbet’ül arzın içine girmiştir” diyor ve bu da Nur talebesi. Kendinden çok emin olarak bu da anlatıyor. Şimdi bakın, bu da ne kadar heyecan verici. O kadar açık ki Bediüzzamanın açıklaması. Yani 4 yaşında, isterseniz anaokulundan çocuk getirelim, deneyelim, çocukları oturtalım; “yavrum, evladım, buradaki şeyden ne anladın?” diyelim. 4 yaşındaki çocukların hepsi; “ağabey, gelecek diyor burada” derler. Koskoca insanlar anlayamıyor.
SUNUCU 2: Peki neden bu kadar farklı düşünceler oluşuyor?
ADNAN OKTAR: Şimdi Mehdi (a.s.)’ı kabul ettin mi bambaşka bir durum olmuş oluyor. Bir kere Bediüzzamanın ‘hiç’ hükmüne geleceğini düşünüyorlar. Bediüzzamanın değerinin düşeceğini düşünüyorlar. Çünkü başlangıçta bir öyle başlatmışlar. Ağabeylerin bir kısmı da öyle başlatmış. Belki o dönemde haklıydılar. Yani bir derlenip toparlanma açısından öyle düşünmüş olabilirler, ama Mehdi (a.s.)’ın vakti gelmişken, zuhur ettiği bilinirken, daha hala aynı sistemin kullanılması, yani taktik olarak kullandıklarını düşünelim, doğru olmaz, çok yanlış olur. Gözlerinin içine baka baka insanlara yanlış bilgi vermek, çok anormal bir hareket olur. Tabii ki çeşitli; bir kısmının enaniyetine ağır geliyor çünkü bazı Nur talebeleri var böyle grand tuvalet falan, kravat ümüğüne kadar oturmuş oluyor. Ondan sonra gayet şık giyinmiş. Akik taşlı, gümüş yüzüğüyle çok mutlu, arabası Mercedes, dershane, güzel yerler halı. Hepsi birlikte oturuyorlar falan. Hep siyasi konuşmalar yapılıyor. AKP, Doğru Yol Partisi, Saadet Partisi bunların kritiği yapılıyor. Sonra Risale-i Nur Külliyatı açılıyor sayfa sayfa. Gayet sakin, böyle deruni bir sesle birkaç sayfa okuyor. Sonra çaylar geliyor. “Geç oldu, hanım bekliyor bizi, hemen gidelim” diyor. Arabayla beraber, mutlu bir şekilde, haftada bir kere yapılan toplantıyla Nur talebesi olmuş oluyorlar ve o vazifeyi yapmış olmanın huzuru içinde. Şimdi Mehdi (a.s.)’ı gündeme getirdin mi, Mehdi (a.s.) ne demektir biliyor musunuz? Dünyayı hop oturtup, hop kaldıracaksın demektir. Yani, ne öyle arabalara kurulup hareketler yapılabilir ne o sistem olur. Bütün sosyal sistemi sarsacak bir olaydan bahsediyoruz. Bütün yapı değişecek. O zaman; hem Bediüzzamanın elden gideceğini düşünüyor, hem Risale-i Nur Külliyatı’nın elden gideceğini düşünüyor, hem rahatının elden gideceğini düşünüyor, yani her şeyin elden geleceğini düşünüyor. Halbuki hem rahatı yerine gelecek, hem Risale-i Nur’u tam kazanmış olacak, Risale-i Nur bütün dünya tarafından anlaşılacak. Rahatı gider mi? Gider tabii, o olabilir, o doğru, rahatı gidebilir ve bütün sosyal sistemin değişmesi. Şimdi Bediüzzaman bir kere İslam’ın dünyaya hakimiyetinden bahsediyor. İslam’ı dünyaya hakim etmeyen bir Mehdi, Mehdi değildir zaten, büyük Mehdi (a.s.) olamaz. Zülumatı tamamen dağıtmıyorsa, yani Darwinizmi, materyalizmi tamamen yıkmıyorsa, zulüm yeryüzünden kalkmıyorsa gene Mehdi olamaz. Nur talebeleri paramparça bölünmüş durumda, eğer onları bir araya getiremiyorsa, topluca, tek bir Nur talebesi topluluğu meydana getiremiyorsa gene Mehdi (a.s.) olamaz. Topluma heyecan veremiyorsa gene Mehdi (a.s.) olamaz. Bütün cemaatler, bütün topluluklar, yek vücut bir kişinin etrafında toplanamıyorsa gene o Mehdi (a.s.) değildir ve Müslümanların yönetiminde bir manevi lider yoksa, tek bir manevi lider yoksa gene Mehdi (a.s.) değildir. Müslüman aleminin bir ordusu yoksa topluca gene o kişi Mehdi (a.s.) değildir. Toplu bir ekonomiye sahip değillerse, birbirleriyle yardımlaşmıyorlarsa gene Mehdi (a.s.) değildir. Dolayısıyla pratikte şu an ortada bir Mehdi (a.s.) yok. Yani onların anlattığı anlamda yok ama bana göre bir Mehdi (a.s.) gelmiş durumda. Bu anlamamazlık ne kadar sürecek? Ben söyleyeyim, sağlam bir 10 yılı var ve bakın, dünya tarihi Peygamberlerin çektiği çilenin ne olduğunu görecekler. İnsanların gözlerinin içine baka baka Mehdi (a.s.) faaliyet yapacak ve eze eze demin de saydığım sistemi yerine getirecek ve oturtturacak. Ama insanlar egoistliklerine, bencilliklerine bu süre içinde Mehdi (a.s.)’ın gözlerine baka baka, Mehdi (a.s.)’ın şahitliğinin hakim olduğunu bile bile devam edecekler. Bakın bütün Peygamberler şahit olarak geliyorlar, ayet var. “Bir şahit ve bir müjdeci olarak” diyor, Mehdi (a.s.) da şahit olur, ümmetin duyarsızlığına şahit olacak, duyarlı olanları tenzih ederim, yiğitlik yapanları, cesur olanları, kararlı olanları tenzih ederim. Duyarsız olanlara şahit olmak üzere geliyor, bir vasfı da odur Mehdi (a.s.)’ın. Şahittir. Mehdi (a.s.) sürekli uyaracaktır, uyarıcı, bak uyarıcı, müjdeci. Kuran’a bakın hep bu görevle gelirler elçiler, Peygamberler. Mehdi (a.s.) da bir nevi elçidir. Ve uyarıcıdır, sürekli uyaracaktır. O diyecek ki, bakın Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün hadisleri oluştu. Uyuma yatkın olanlar, nefsine düşkün olanlar; “biz bunu kabul etmiyoruz” diyecekler. “Peygamber (s.a.v.) mucize gösterdi” diyecek. “Biz o mucizeyi kabul etmiyoruz, görmüyoruz” diyecekler, aynı Mekke müşrikleri gibi. “Gelin, Müslümanlar bir araya gelsin” diyecekler, “biz bunu istemiyoruz, Müslümanlar bölünmüş olarak devam etsin” diyecekler. Üstadımızın sözlerinin içerisinde; sevgi var, kardeşlik var, birlik var ve doğruluk var. Sıdk var, sıdk var yani doğruluk. “Doğruluğa bu uygun değil. Bak siz yalan söylüyorsunuz, doğru söylemiyorsunuz, çarpıtıyorsunuz” diyecek. Ama onlar doğru söylememeye gene devam edecekler yani Mehdi (a.s.)’ın bu uyarılarına rağmen. Mehdi (a.s.) diyecek ki; “Müslüman alemi paramparça olduğu için askeri yönden dünyanın her yerinde eziliyorlar. Milyonlarca Müslümanın kanı akıyor. Gelin Allah rızası için birleşelim” diyecek. “Hayır, hiç gerek yok, herkes kendi başının çaresine baksın” diyecekler. Ve Müslümanların ezilmesine göz göre göre göz yumacaklar ve kabul edecekler bunu. Ve bütün ümmetin kanı boyunlarına olacak onların. Ve bütün bu Müslümanların akan kanlarının sorumluluğu onların üzerine olacak Mehdi (a.s.)’ın şahitliğiyle, Mehdi (a.s.)’ın şehadetiyle. Mehdi (a.s.)’a da Allah soracak Ahiret’te; “sen bunları uyardın mı?” diyecek, “uyardım Ya Rabbi diyecek”. “İslam’ın birliğini sen hatırlattın mı?” diyecek, “hatırlattım”. “Tamam. Siz ne yaptınız, kabul etmediniz; tamam. Alametleri, benim Peygamberimizin Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in söylediği hadislerin zuhur ettiğini söyledin mi?” “Söyledim” diyecek. “Bunlar kabul etti mi?”, “yok etmediler” diyecek. “Peki, benim müceddidim Said Nursi geldi, anlattı ve kitaplaştı değil mi? Ben ona ilhamla bunu yazdırdım. O ne dedi? Risale-i Nur Külliyatı Mehdi (a.s.)ındır, Mehdi (a.s.)’a ait bir kitaptır. Ve talebelerine aittir. Böyle bir söz etti mi?” diyecek. “Etti” diyecekler. “Nerede?”, “burada”. “Siz kabul ettiniz mi?” “Etmedik” diyecekler. “Ben Mehdi’nin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim ve ona zemin hazırlıyorum dedi Bediüzzaman. Peki siz bunu kabul ettiniz mi?” Bak “Bediüzzaman gibi bir müceddid, pişdar bir nefer, öncü bir asker olmayı kabul ediyor. Siz Mehdi (a.s.)’ın öncü askeri olmayı kabul ettiniz mi?” “Yok, biz kabul etmedik” diyecekler. “Bediüzzaman kabul etti ama biz etmedik” diyecekler. “Bediüzzaman tarih verdi mi?” Yani “şu tarihte çıkacak diye Mehdi (a.s.)”, “verdi” diyecekler. “Hadislerde Peygamber söyledi mi 7000 yıllık tarihle ilgili?”, “söyledi”. “5600 yılı geçmiştir dedi mi?” “Dedi” diyecekler. “Geriye ne kadar kalıyor?” diyecek Cenab-ı Allah, “1400 yıl kalıyor”. “Siz kaçtasınız?” “1400 işte artık kaçsa o tarihleri hesaplayıp” “Siz kaç tarihine kadar anlamazlıktan geldiniz?” “Şu tarihe kadar”. Buna benzer çok uzun bir sorgulamadan geçecekler. O arada okullarınızda bir eksiklik var mıydı? Yok diyecekler, Avrupa’da geri kalanını tamamladık. Kızını evlendirmede sorun oldu mu? Yok. Kızını altın toplamada elinde torbayla beklettin mi millete para toplasın diye, toplattık diyecek. Yani iyi niyetle yapanları tenzih ederim. Keyfin, zevkin yerindeydi, Müslümanların perişanlığını da gördün. Buna karşı binbir türlü teville, doğru olmayan sözle konuyu kapatmaya çalıştın diyecek değil mi Cenab-ı Allah? Ve sizler de anlamazlıktan geldiniz. “Peki, kaç çeşit Mehdi gelebilir? Mesela biriniz şahs-ı manevi diyorsunuz, biriniz Risale-i Nur diyorsunuz, biriniz üç Mehdi gelecek diyorsunuz. Biriniz Dabbet-ül Arz’dır diyorsunuz, biriniz başka türlü söylüyorsunuz. Bunların bu kadar değişik olması ve bu kadar bölünmenizin anlamı neydi?” dese Cenab-ı Allah, cevabını veremeyeceklerdir. Ama iyi niyetli olanları, samimi olanları, bundan rahatsız olanları tenzih ederim ben. Bu durumu böyle rahat karşılayanları, güzel karşılayanları ben belirtiyorum. Bunların hesabını verecekler. Ben de bunu açıklıyorum bir Mehdi öncüsü olarak, Mehdi talebesi olarak açıklıyorum.
SUNUCU 1: Hocam, dışarıdan bakıldığı zaman aynı grup içerisinde yani Nur talebelerinin birbirinden farklı, bağımsız düşüncelere sahip olmaları çok ilginç. Yani sizin dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Tabii ki hayırla yaratılıyor. Olayın harikalığı açısından bu çok önemli. Yani mesela delilleri olsa bir parça, yani derim ki ben şuradan hakikaten akılları oraya yatmış olabilir. Yani tevilde hata yapmış olabilir derim. O kadar açık anlattım ki.
SUNUCU 2: Bir dayanakları yok değil mi?
ADNAN OKTAR: Sıfır dayanakları var, sıfır. Hatta Bediüzzaman şöyle diyor, mesela onlar diyorlar ki süfyanı bekliyorlar. Diyorlar ki; “süfyan geldi, kaşı şöyle, gözü böyle” çok detaylı anlatıyorlar, “bu bir şahıstır” diyorlar. Ve “kısa sürede İslam aleminin mahvetti” diyorlar, kısa sürede. “Süfyan geldi mahvetti” diyorlar, böyle bir gücü var. “Ve tek başınaydı, bir de komitesi vardı” diyorlar. Madem süfyanı kabul ediyorsun, komitesini de kabul ediyorsun. Bunun zıddı olan Mehdi (a.s.), aynı süratte niye İslam alemini toparlayamıyor? Madem Allah’ın ona gücü yetiyorsa, ona nasıl gücü yetmesin? Geceyi yapan, gündüzü yapamaz mı? Gündüz yapan, geceyi yapamaz mı? İslam alemini mahvettiyse, İslam alemini toparlayacak bir güç vardır. Nitekim Hafız Esad süfyandır, çıkmıştır, İslam alemini Darwinizm’in, materyalizmin, komünizmin eline teslim etmiştir ve mahvetmiştir. Filistin’i komünistlerin kontrolüne vermişti o devirde, Irak’ı batırdı, Saddam Hüseyin’i mahvetti. Her yere zararı oldu o devirde. Ve kısa sürede netice aldı adam. Fas, Tunus, Cezayir her yere etkisi oldu. Baas rejimi, yani komünist parti düşüncesini her tarafa yaydı o zamanlar. Dolayısıyla süfyan zuhur etti ve kısa sürede de etkisini gördük, Bediüzzaman bunu o kadar kapsamlı anlatıyor ki, o kadar net anlatıyor ki. Ben söyledim mesela bakın şunlara cevap versinler dedim, hiç çıt yok bakın haftalardan beri çıt yok. Bediüzzaman diyor ki mesela; “kış mevsiminde aniden yaz yapar Allah” diyor. “Yaz mevsiminde de aniden kış yapar. Mehdi ile de bunu yapması son derece makuldür” diyor. “Yok” diyorlar, “öyle bir şey olmaz”. Bediüzzaman dese bile, hatta bazıları da küstahlaşıyor diyorlar ki; “Bediüzzamanın her dediği doğru olacak diye bir şey yok” diyorlar. Yani Mehdi konusunda ve İsa (a.s.) konusunda yanılmıştır, diyorlar. Yani benim kanaatim iman edemiyor bir kısmı. Yani sorun burada kaynaklanıyor. Ama benim önümde bir 10 yılım var, göğsümü gere gere her gün bu yaptıkları hatayı hatırlatacağım. Allah imkan da veriyor, elhamdülillah. Ve geçmiş Peygamberleri de nasıl kabul etmiyorlar diye hayret ediyorlar, işte böyle kabul etmiyorlardı. Yani Peygamberler mucize gösteriyordu, kabul etmiyorlardı göz göre göre. Peygamberin mucizeleri oluştu, kabul etmiyorlar şu an. Ve daha önce “gelecek” diyenler, “gelmeyecek” diyorlar fark edince, anlayınca. Baktılar ki alametler çıktı, hakikaten Mehdi (a.s.) geldi. Tedirginler ve İslam aleminin birleşmesini de istemiyor bu insanlar.
SUNUCU 2: Korktukları için mi kabul etmek, inanmak istemiyorlar?
ADNAN OKTAR: Mesela gurur var, enaniyet var, Bediüzzaman’a zarar gelecek konusu var; belirsizlik de var. Şimdi tam iman da edemiyorlar çünkü belirgin bir Mehdi de göremiyorlar. Yani konuştum ben birkaç tane ağabeyle de konuştum. “Biz şu an göremiyoruz, bir Mehdi göremiyoruz. O yüzden durumu muhafazaya çalışıyoruz. Bir kişi yok şu an” dediler. Yani böyle Bediüzzaman gibi kitaplar yapan, faaliyet yapan, etkili olan, İslam aleminde dikkati çeken bir cereyan bir etki, göremiyoruz diyorlar.
SUNUCU 2: Çok net, çok keskin çizgilerle.
ADNAN OKTAR: “Bir şey göremiyoruz” diyorlar. Halbuki böyle bir sistem yok. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) de geldiğinde ilk başta 3-5 kişiydiler. Sonra 40 kişi oldular. Ama Peygamberliğini kabul etti insanlar o dönemde. Sayıları az diye reddetmediler, değil mi? Bediüzzaman da geldiğinde çok azdı sayısı. Ama kimse reddetmedi. Yani talebelerinden kimse reddetmedi. Tabii halktan reddedenler çok oldu. Mehdiyet de şu an tabii ki küçük bir hareket. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, “313 kişi olacaklar” diyor. Tabii ki fark edilmeyecek. Ama onlara göre öyle değil tabii, gene “çok esaslı bir güç, yani reddedilmez bir güç çıkarsa kabul ederiz” diyorlar yani bir kısmı da. Yani o kadar aşikar olursa ama onun dışında sonuna kadar kabul etmeyiz, diyorlar. Ama çıkarsa hatta Cübbeli diyor, çıkar diyor Mehdi (a.s.) diye. Göster bakalım bir keramet deriz diyor, böyle elini. Diyecekler diyor, göster bakalım bir keramet. Yani birisi çıkacakmış böyle züppe bir üslupla göster bakalım bir keramet. O da eliyle bir işaret edecekmiş kuş aşağı düşecekmiş. Kuru, ahşap tahtayı alacakmış, toprağa batırdığında bir anda yeşillenecekmiş. Halbuki orada kuru tahtadan kasıt, insandır. Yani insan yeşillenecek, açacak, gelişecek. Yani en zor zeminde bile onun gelişmesine vesile olacak, o anlamdadır. Tasavvufta kullanılır bu ifade, tasavvufta kullanılan bir sözdür.
SUNUCU 1: Başka bir soruyla devam edelim mi Hocam? Nasıl arzu edersiniz?
ADNAN OKTAR: Sen ne yap biliyor musun Ebru Hocam. Aykut Aygüneş, Konya. Evet, şunu okuyabilirsin veyahut İrem Hocam okusun, Aykut Aygüneş’in. Evet, onu okuyabilirsin.
SUNUCU 2: “ ‘…Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın...’ (Al-i İmran Suresi, 103) Cübbeli'ye göre müteşabih ne ayet-i kerime ne de hadis-i şerif var. Hepsinin düz anlamlarıyla anlaşılmaları gerekiyor. Halbuki, Al-i İmran Suresi 103. ayet-i kerimede belirtilen "Allah'ın ipi" Kuran-ı Kerim'dir, Allah'ın hükümleridir. ‘Allah'ın hükümlerini tam uygulayın’ anlamına gelir. Ayet-i kerimede bildirilen ip, bildiğimiz ip anlamında değildir. İmam Gazali Hazretleri, İhya'sında bu konuyu delil vererek çok detaylı anlatır. Cübbeli aşırı derecede cahil. Kendi kafasına göre birçok şeyi yanlış açıklıyor. Müslümanlar en doğru bilgiyi böyle insanlardan değil, muteber ilmihal kitaplarından ve büyük alimlerin yazdığı eserlerden öğrenirler. Mesela Ömer Nasuhi Bilmen Hoca'nın Büyük İslam İlmihali çok güvenilir bir fıkıh kitabıdır. Allah hepinize selamet ve bereket versin, selamun aleyküm.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hitabetin çok güzel.
SUNUCU 2: Teşekkür ederim Hocam, sağ olun.
ADNAN OKTAR: Güzel, okuyuşun da hoş. Evet maşaAllah. Bir kardeşimiz, zannediyorum Cübbeli’nin talebelerinden birisi; bir yazı göndermiş. Ama bu tip yazılarda hiç olmazsa ismini... İsim vermezsin de yani isim de yok, hiçbir şey yok. Neyse biz gene kardeşimize Mustafa diyelim inşaAllah. İstanbul’dan gönderiyor diyelim inşaAllah. “Hocam siz, Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde gökten bir münadi bağıracak, “Mehdi (a.s.)’a Mekke’dir, gidin ona uyun” denilecek. Münadi insanlara seslenince herkes duyacak diyor. Ayrıca süfyani Mekke’deki seyitlerin üzerine bir ordu gönderecek, seyit ailesini yok etmek için. Hz. Mehdi (a.s.) Mekke de Hacer-ül Esvet’le makam-ı İbrahim arası üç defa tekbir getirecek ve Mehdi olduğunu ilan edecek. Neden bunlardan bahsetmiyorsunuz?”
Bahsedeyim, tamam. Yani bunları açıklayın, diyor. Benim dediğimi etkisiz hale getirecek bir hadis olduğunu düşünerek kardeşimiz göndermiş. Değil. “Gökten bir münadi bağıracak.” Şu an radyodan, televizyondan bütün kardeşlerimiz bizi dinliyorlar. Budur, gökten duyulacak münadi radyo, televizyon, internet; budur. Yani bütün halkın duyacağı, herkesin duyacağı konuşmaya dikkat çekilmiştir. Gökten gelen bu konuşmayı zaten Allah yaratıyor. Dolayısıyla Allah’ın yarattığı bu sese dikkat çekilmiş oluyor. Bakın “münadi insanlara seslenince herkes duyar.” diyor. Bütün herkes duyar, Müslümanlar duyuyor. Şu an bu nasıl oluyor? Televizyonla, radyoyla oluşmuş durumda. “Ayrıca süfyani Mekke’deki seyitlerin üzerine bir ordu gönderecek, seyit ailesini yok etmek için.” Benim ceddim seyit, benim ailemi yok etmek için Rus Hükümeti liste çıkartmış. Benim dedem 3. sırada. Yani katledilecek seyitlerin listesi. Süfyaniyet İslam dışı deccali akımdır, deccaliyettir. Deccalın Müslümanları katletmesiyle ilgili hadiste bilgi verilmiş, bu mucizedir. Peygamberin mucizesi aynısıyla tahakkuk etmiştir. Seyitler her yerde hakikaten toplu katliama uğradılar; Rus Hükümeti tarafından, komünistler tarafından genel bir katliamdan geçirildiler. Seyit ailesini yok etmek için, seyit ailesi dağlara kaçacak. Benim ceddim de, Kafkasya’ya yüksek dağlara kaçtı. Tam hadisin mutabakatı. Bütün seyit aileleri yüksek dağlara kaçtılar. Şu anda da öyle inşaAllah. “Bu sırada Hz. Mehdi (a.s.)’ı Mekke de Hac yaparken görecekler.” Biat zaten Mekke’de yapılacak, ben onu reddetmiyorum. Mekke’dedir biat. Hem İstanbul’da da biat yapılacaktır, Mekke’de de yapılacaktır, Kudüs’te de yapılacaktır. Biat tazelemeleri yapılacaktır. Biat yani bir kere yapılıp bitirilecek bir konu değildir. Tekrar tekrar birçok insan biatını sunacaktır. Mehdi (a.s.)’ın Mekke’ye gitmesinden daha makul ne olabilir? Tabii ki Hac yapacak, tabii ki Hz. İsa (a.s.) ile beraber Mekke’ye gidecek. Bu, benim dediklerimi çürüten bir hadis değil inşaAllah. Benim dediklerimi tamamlayan bir hadis. Ama Cübbeli’nin kafasıyla tefsir edildiğinde, açıklandığında tabii bambaşka bir anlam oluyor. Ama Risale-i Nur mantığıyla açıklandığında bakın çok net olmuş oluyor. Dolayısıyla Mustafa kardeşin bu yazısı beni çürüten değil, destekleyen bir üsluptur. Evet. “Onu tanıyacaklar,” biz de bunu diyoruz bakın; onu tanıyacaklar. Ayette de var, diyor ki; şeytandan Allah’a sığınırım “Seni çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar.” diyor Allah. Mehdi (a.s.)’ın tanınması için zaten Peygamberimiz (s.a.v.) en başından ayaklarına kadar o kadar kapsamlı açıklamış ki hiç reddedecekleri gibi değil, hiç. Artık milimetrik detaylar vermiş Peygamberimiz (s.a.v.). Hiç reddedecekleri gibi değil. Ben de olsam ben de tanırım yani tanınmayacak bir şey yok ki yüzünden, üslubundan, simasından tanırım. Bediüzzaman da diyor; “onu imanın nuruyla tanır Müslümanlar” diyor, imanın nuruyla. Benim dediğimi destekliyor buradaki açıklama; “onu tanıyacaklar.” “Gelip onun yanına sen Mehdi (a.s.)’sın diyecekler. O da hayır ben Mehdi değilim (a.s.) diyecek.” Tamam. Burada beni çürüten ne var? Evet. “Ben Mehdi değilim diyecek,” diyor, doğru böyle diyecek. İnsanlar diyecek ki; “sen benziyorsun, icraatın, uygulaman benziyor”. O da; “haşa ben kimim ki yani ben Mehdi (a.s.) değilim” diyecek. Tamam, tam mutabık.
SUNUCU 1: Sizin anlattığınız gibi Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Sonra bir dahaki sefere bizim kanımızın vebali senin boynunadır” diyecekler. Bütün bu İslam alimi bak sel gibi kan akıyor, herkes öldürülüyor, perişan oluyorlar. “Bütün bu insanların günahı, vebali üzerine olsun. Allah sana lanet etsin eğer kabul etmezsen” diyecekler. İslam aleminin liderliğini, bu manevi liderliği kabul etmezsen; çünkü bu gurur meselesi yapacak bir şey değil, sen gurur yaparsın, onun için biz bunu söylemiyoruz, diyecekler. Allah rızası için biz seni Müslümanların lideri olarak görüyoruz, diyecekler. Yani Mehdiliği kabul etmiyorsan dahi, etmiyorsan dahi bu manevi makamı, liderliği kabul edeceksin diyecekler. Çünkü Müslümanların hali perişan, aksi durumda Allah’ın laneti üzerine olsun diyecekler. Bütün herkesin kanı senin üzerine olsun diyecekler. Bu çok ağır bir şey. Mehdi (a.s.) bunu kaldıramayacak işte. Bakın ayrıca diyecekler ki, “sen bunu yapmazsan boynunu vururuz” diyecekler. Bakın en sonunda bu tehdit de var. Yani illaki yapacak, Mehdi (a.s.) da diyecek ki; “bakın ben bunu Allah rızası için kabul ediyorum. Enaniyetten, kibirden, büyüklük hissinden değil. Allah rızası için. Bütün ümmet istirham ettiği için, rica ettiği için ve hakikaten de böyle bir durum olduğu için; madem beni uygun gördünüz ve bu kadar da baskı olduğu için diyecekler; fitne olmaması için ve hakikaten de dedikleri doğru İslam alemi perişan durumda. Ben bu vebali alamam, Müslümanların birleşmesi de farzdır, Müslümanların bir lider göstermesi de farzdır, bir lider seçmeleri de farzdır Allah’ın hükmüdür, Allah’ın sünnetidir. Hep böyle olmuştur başından beri. Bu yüzden Allah rızası için Mehdilik iddiası olmamak şartıyla, liderliği kabul ediyorum” diyecek. Yer gök inleyecek ondan sonra inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hırkasını giydirecekler, kılıcı teberrüken takılacak, teberrüken. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün o kutsal eşyaları yanında olacak ve biat edilecek Mehdi (a.s.)’a. Mekke’de ayrı, Kudüs’te ayrı, İstanbul’da ayrı biat edilecek. “Hz. Mehdi (a.s.) Mekke’de Hacer-ül Esvet ile makam-ı İbrahim arasında üç defa tekbir getirecek.” Yer gök inleyecek tabii, bu tam doğru. Mehdi (a.s.) getirecek ama bütün İslam alemi de tekbir getirecek. Yani ben söylüyorum; ölenler olabilir, bayılanlar olabilir biat anında, olayın heyecanından. Ona göre tedbir alınması lazım. Bütün İslam alemi yıkılacak yani Allah’ın izniyle, manen, yani tekbir sesleriyle. “Ve Mehdi (a.s.) olduğunu ilan edecek.” Halifeliği ilan edilecek. Yani Müslümanların manevi lideri olduğu kabul edilecek. Ama nerede? Evinde, evinde olacak Mehdi (a.s.), “evinde, sedirinde yönetir” diyor, manevi lider. Siyasete karışmaz, politikaya karışmaz, askeriyeye karışmaz ama ağzının içine bakacaklar. “Şunu yapın” dedi mi? Bitti. “Şu dursun” dedi mi? Bitti. “Şu şöyle olsun” dedi mi, bitti, başka bir şey yok. Mesela diyecekler; “şu ülkeler fakir, şu ülkeler şunların hepsi yardım etsin” diyecek, bitti, tartışması yok. Neden bunlardan bahsetmiyorsunuz? Bahsettim. Kardeşim biraz sinirlenmiş ama biz de talebini yerine getirdik inşaAllah. Süleyman Efendi’nin bendelerinden -Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, Sülaymanlılar dediğimiz kardeşlerimizin mürşididir, elinden yüzünden nur akan, mübarek, muhterem bir zattır- Arif Hikmet Köklü Beyefendi 14.9.2001’de şu enteresan hatırayı anlatmışlardır. İstersen sen oku, inşaAllah.
SUNUCU 2: Süleyman Efendi’nin bendelerinden Arif Hikmet Köklü Beyefendi 14.9.2001’de şu enteresan hatırayı anlatmışlardır: “Bazı kimseler Bediüzzaman Said Nursi aleyhinde neşriyatta bulunuyorlardı. Onların tesirinde kalarak Şeyh Süleyman Efendi Hazretleri’ne "Biz Said Nursi'yi nasıl bileceğiz?" diye sordum. "Bu Bediüzzaman Hazretleri Türkiye'de en sevdiğim zattır" dediler. Yanından bir zat çıkıyordu, onu kast ederek "Siz gelmeden önce bir zat gelmişti. Said Nursi Hazretleri’nin yanından gelmiş ve sohbetinde bulunmuş. Sohbette bizim bahsimiz olmuş. Ayağa kalkarak: ‘Ne kadar sevap kazanmışsam yarısını Şeyh Süleyman Efendi’ye veriyorum’ dediğini bize nakletti. Biz de o zata dedik: ‘Biz de bugüne kadar sevap ve hayır namına ne kazandı isek hepsini Said Nursi Hazretlerine hediye ediyoruz. Bunu kendisine bildirirsiniz.’ ...Yine Arif Bey’in nakline göre Süleyman Efendi şöyle buyurmuş: "Said Nursi'ye makamını bizzat Resulullah vermiştir. En yüksek dereceye çıkmıştır. Hz. Allah'ın ilham ettiği şekilde yazacak, onun hizmeti de öyle..." Halen Hollanda'da bulunan Abdullah Tekin Hoca Efendi de şöyle bir hatıra naklediyorlar: 'Risale-i Nurları okumakla birlikte çeşitli Hocaefendilerimizden dersler de alıyorduk. Hacı Süleyman Efendi Hazretleri’nden de uzun zaman ders aldık. Merhum, bizim Nurlarla irtibatımızı biliyordu. Bir gün yakın talebelerine; 'Bediüzzaman Hazretleri’nin talebeleriyle aranızda zerre miktar bir ihtilaf çıkarırsanız huzur-u ilahide iki elim yakanızdadır... Abdullah evladımız iki yerden feyiz alıyor. Bediüzzaman Hazretleri o vazife ile tavzif edilmiş, biz de bu vazife ile tavzif edilmişiz.' buyurdu. Bediüzzamanın talebelerinden Mustafa Sungur şöyle bir hatıra nakletmektedir: “16 Eylül 1959 tarihiydi. Bediüzzaman Hazretleri aniden şiddetle rahatsız oldu. Bu rahatsızlığı üç gün devam etti. Gazete okumadığından ve radyo dinlemediğinden hâl-i âlemden haberi yoktu. Üç gün sonra İstanbul’dan Rüştü Bey isimli talebesi geldi. Onu görünce hemen ahvâl-i âlemden ve İstanbul’da ne olup bittiğinden sordu. O da “Üstadım, Süleyman Efendi vefat etti” deyince, Üstad birden kalkarak “Kardeşim, Şeyh Süleyman mı? Şeyh Süleyman mı?” diyerek dikkatle sordu. “Evet Üstadım, Şeyh Süleyman” deyince Bediüzzaman şöyle dedi: “Kardeşim ne zaman vefat etti? ” Bu soruya verilen cevap bizi daha da hayrete düşürmüştü. Zira tam vefat ettiği saat Bediüzzaman hastalanmış ve bu manevi elemi hissetmişti. Bediüzzaman, devamla “Kardeşim, Allah rahmet eylesin, Allah rahmet eylesin, mübarek veli bir zattı, mühim hizmetler ifa etti. Allah rahmet eylesin.”
ADNAN OKTAR: Bak birbirlerini nasıl seviyorlar. MaşaAllah o ona aşık, o ona aşık. Gerçek veliler böyledir. Gerçek mürşitler böyledir. Ama bir de böyle ayak takımından it kopuk takımı vardır. İt gibi dalaşırlar. Müslümanların arasını açmaya kalkarlar. Bakın şu muhabbete bakın aralarındaki. Biri Süleymanlı dediğimiz kardeşlerimizin lideri, biri Nur talebesi dediğimiz kişilerin lideri olan mübarek iki veli şahıs. Birbirlerine muhabbetin şiddetine bakın. İşte güzel olan budur, doğru olan budur, bölünme parçalanma değildir. Allah inşaAllah Ahiret’te de bizlere onları komşu yapsın, kardeş yapsın. Bu mübarek insanlarla aynı ortamda, aynı sofrada yemek yemeyi, aynı yerlerde sohbet etmeyi Cenab-ı Allah nasip etsin, inşaAllah.
Bediüzzaman, “gece zamanı duvarları camdan olan ve elektrik yanan bir odaya girdiğin vakit, âlem-i misale (görüntüler alemine) bir pencere hükmünde olan camlarda pek çok menzilleri, odaları göreceksin.” Karşılıklı yansımalardan dolayı çok fazla odalar oluşur, diyor. Yani sonsuz aynalar sistemi oluşur, diyor. Sâniyen: Odada otururken, kemal-i sühuletle (gayet kolaylıkla) o misalî (örnek) odalarda her çeşit tebdil (değiştirme), tağyir (başkalaştırma), tasarruf edebilirsin (yapabilirsin). Sâlisen: Odadaki elektrik, elektrik misallerinin en uzağına en yakındır. Çünkü o misalî misallerin (görüntü örneklerinin) kayyumu (gerçeği) odur. Râbian: Bu maddî vücudun bir habbesi (tanesi), bir parçası, o misalî vücudun (gölge vücudun) bir âlemini içine alabilir. Bu dört hüküm, Vâcib (Allah) ile âlem-i mümkinat (yaratılanlar) arasında da câridir (geçerlidir).” Şimdi bu tabii çok ağır bir üslup, Osmanlıca üslup olduğu için biraz anlaşılması güç gibi oluyor ama Mesnevi-i Nuriye sayfa 117’de, kardeşlerimiz burayı incelerse bu kısmı burada çok derin bir hakikatten bahsediliyor. Maddenin hakikatiyle ilgili bir açıklama var. Bizim beyinde görüntünün oluşmasıyla ilgili anlattığımız konuya paralel bir açıklama bu. Buradan çok detaylı konuyu izleyebilirler, anlayabilirler, düşünebilirler. Mesnevi-i Nuriye sayfa 117.
Bir ayet okuyayım, sonra başka bir konuya geçebiliriz. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki, bu Kuran, İsrailoğulları'na hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu aktarıp anlatıyor.” Demek ki Musevilerin Kuran’a tam anlamıyla iman etmeleri gerekiyor ki bak, “ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu aktarıp anlatıyor” diyor. Bunları öğrenebilmeleri için saf vahye dayalı olan Kuran’a tam tabi olmaları gerekiyor. O zaman doğru hareket etmiş olurlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Peygamberliğini kabul etmeleri ve Kuran’a tam tabi olmaları.
SUNUCU: Şimdi kısa bir aramız olacak sevgili izleyenler, tekrardan birlikte olacağız, inşaAllah.
Tekrar merhaba, yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sayın Altuğ Berker bizimle birlikte programımızın bu bölümünde. Ve yine tabii ki Adnan Hocamız.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Berkerim?
ALTUĞ BERKER: Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Sizin ilminizden istifade edelim.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bize anlatacağın bir şeyler var mı?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam nasıl uygun görürseniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kuran’da derin kavrama, derin dikkat, derin düşünmekle ilgili bir yazı var. Şeytandan Allah’a sığınırım. Teğabün Suresi 4 ve Nur Suresi 11.
Nur Suresi 11: “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur;” müminlerin içerisinden münafıklar çıkıyor, bakın Cenab-ı Allah diyor ki, “uydurulmuş bir yalanla” yani olmayan bir iddiayla ortaya çıkıyorlar. “Sizin içinizden” Müslümanların içinden, “birlikte davranan” sizinle birlikte hareket eden “bir topluluktur”. Bu, Mehdi (a.s.) cemaatinde de olacaktır. Yani kendi aralarında bunlar bir ittifak halinde oluyor münafıklar. “Siz onu kendiniz için bir şer saymayın,” Cenab-ı Allah o sizin aleyhinize değildir, diyor. Bakın mucize bu. Münafıklar oluyor, Müslümanların aleyhinde faaliyet yapıyor; bu, çok büyük bir beladır. İçeriden değil mi? Ve küfürle de işbirliği yapıyorlar. İftira atıyorlar. Oyun oynuyorlar. “Siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır.” Faydalıdır bu sizin için. Mucize bak, Allah’ın bir sanatı.
ALTUĞ BERKER: Bu konuda sizin bir benzetmeniz vardı. Uygun görürseniz hatırlatmak için Hocam. Münafıkları gübreye benzer demiştiniz. Mahiyeti ve kokusu malumdur ama çiçeğin de büyümesine ve güzel kokmasına vesile olur demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, küfür tabii ki münafıklarla aynı olmuyor yani kafirden daha eşşedli, daha şiddetlidir. Çünkü kafir açıklıyor; “ben kafirim” diyor. Açıklık var. Ama münafık gizlediği için daha konumu berbattır yani Ahiret’te.
“Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır.”
İftiranın büyüklüğüne göre de azabın şiddeti artıyor. Mesela hafif bir iftira var, bir de büyük kapsamlı bir iftira var. Kapsamlı olursa daha büyük şiddetle azap ederim, diyor Allah.
“Göklerde ve yerde olanların tümünü Allah bilir;” diyor ayette. Mesela şu anki konuşmamızı biliyor. Göklerdeki konuşmayı biliyor, yerin altındaki konuşmayı hepsini bilirim ben diyor Allah. “Sizin saklı tuttuklarınızı da,” mesela hiç söylemiyor, kafasından geçiriyor, onu da bilirim diyor Allah. “Açığa vurduklarınızı da bilir.” Yani alenen yaptıklarınızı da bilirim, diyor. “Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.” Yani kalbinden geçiriyor. İçinde, bilinçaltında; onu da bilirim diyor Allah. Teğabün Suresi 4.
“İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve Ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.” Bakara Suresi, 8. Bakıyorsun biz Allah’a inandık diyor. Ahiret gününe de iman ettik, diyor. Hatta başörtüsü var. Uzun kıyafetler giyiyor. Tabii ibadetini yapıyor, hepsi tamam gibi görünüyor. Ama Allah “inanmış değillerdir” diyor. İnanmıyor. O zaman da başlıyor işte psikopatlığa yani böyle dini kendi çıkarlarına uygun hale getirmeye çalışıyor. Mesela “niçin okula gidiyorsun?” diyorsun. “Allah rızası için gidiyorum” diyor. Halbuki gerçeğinde sırf kendi çıkarı için, iyi bir koca bulabilmek için, rahat edebilmek için o kasıtla yapıyor. Mesela başörtüsünü gösteriş olsun, enaniyet olsun, tartışma konusu olsun diye örtüyor başını. Halis olanları, iyi niyetli olanları tenzih ederim. Münafık zihniyette nasıl olabilir, onu detaylandırıyorum.
SUNUCU: Bir şey sorabilir miyim? Burada başörtüsü takıp ibadet edip, bunları sırf sevap kazanayım, Cennete gideyim niyetiyle yapmak da buna girer mi? Yani bunu gerçekten Allah rızası için değil de örneğin, birine sadaka veriyorsanız, yardım ediyorsanız işte sevap kazanayım Cennete gideyim mantığıyla yapıyorsanız eğer bu da bu dediğiniz kapsama girer mi?
ADNAN OKTAR: Sırf Allah rızası için yapması lazım. Müslümanın hedefi sadece Allah’ın rızasının en çoğunu kazanmak olacak ayrıca.
SUNUCU: Orada da bir çıkar işin içine girmiyor mu? Yani öyle bir hesapla yaptığı zaman. Sevap kazanayım da Cennete gideyim.
ADNAN OKTAR: Allah “hepsinin üzerinde Allah’ın rızası vardır” diyor. Müminin asıl hedefi, Allah’ın rızası olacak. Yani “Allah’ın rızası benim için önemli değil. Ben Cenneti istiyorum” diyorsa bu olmaz. Böyle bir şey olmaz. Tek hedefi, Allah’ın rızası olacak. Ve en çoğu, Allah’ın rızasının en çoğu. Yani her şeyde Allah’ın rızası vardır. Birçok şeyde vardır ama en çoğunu seçecek mümin. Nasıl okula gitti mi, en iyi okulu kazanmaya çalışıyorlar. Altta bir okul istemiyor. Koca bulmak istediğinde en iyisini bulmaya çalışıyor, kendine göre değil mi? Parası olsun, tipi olsun, şunu olsun, bunu olsun falan. Hepsine tam uygun olsun istiyor. Yiyecek oldu mu en iyisini istiyor. Allah’ın rızasında işte en iyisini istemesi lazım. Allah’ın rızasının az olanını istiyorsa o zaman Allah’a karşı samimi sevgisi yok demektir. Allah’tan samimi olarak korkmuyor demektir.
SUNUCU: Deminki yazının devamı galiba.
ADNAN OKTAR: Demin isim vermeden yazan kişi, Fatih Çarşamba’dan Muhammed Hoca ama isim niye veriyorsun, mübarek? Neyse. Muhammed, peki Muhammed.
“Siz Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretlerini çok sevdiğinizi saydığınızı defalarca söylediniz” diyor. Doğru. “Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda çıkacağını söylüyor”. Doğru. Risale-i Nur hakkında Şeyh Nazım Hazretlerinin bazı ifadeleri olduğunu söylüyor. “Yoksa sizin dediğiniz gibi Risale-i Nur açıklamaları oluyor. Ben Üstad’ın yazmış olduğu Risaleleri küçümsemiyorum” diyor. Haşa ne haddine tabii ki. “Bizim haddimize değil ama ortada böyle bir durum var. Umarım bunu da okursunuz canlı yayında. Cevabınızı çok merak ediyorum.”
Şimdi bir kere Şeyh Nazım Hoca dünyanın en tatlı insanı, en sevimli insanı, müthiş seviyorum ve müthiş şefkatim var. Bana akıl almaz hakaretler olsa ben elini ayağını öperim ben onun. Bu tip insanların sözlerinde öyle bir anlam yoktur. Bir derinlik vardır, bir güzellik vardır, bir hikmet vardır. “Nur talebeleri eleştiriyor”, ben de eleştiriyorum. Ben nasıl eleştiriyorsam o da eleştiriyor, işte aynısı. Ben nasıl Nur talebelerine sahip çıkıyorsam, onları çok seviyorsam; seven sevdiğini eleştirir Allah rızası için. Daha iyi olsunlar, Ahiretleri Cennet olsun diye ben onun için uğraşıyorum. Cehennem’e gitmesinler diye uğraşıyorum, Ahiret’te mahcup olmasınlar diye uğraşıyorum. Şeyh Nazım Hocamızın da dediği nedir? Gidip evlerde çay içip, oturup uyuklamayın diyor. Risale-i Nur Külliyatını okuyup canlı, hareketli olun, Hz. Mehdi (a.s.)’ı fark edin, Mehdiyete uyun diyor. Benim dediğimden ne farkı var Şeyh Nazım’ın? Dolayısıyla böyle büyüklerin sözlerindeki derinliğe bakmak lazım. Yani zahire değil, onun anlatmak istediği asıl zemindeki işarete bakmak lazım. Biz o yönüne bakıyoruz. O da onların iyi olmasını istiyor Nur talebelerinin. Yani pasif, cansız, ölü, güçsüz, donmuş bir Nur talebesi anlayışı olmasın diyor. Canlı, heyecanlı, Mehdiyeti fark etmiş, Mehdiyete tabi olmuş, coşkulu, İslam’ın dünyaya hakimiyetini isteyen bir Nur talebesi zihniyeti olsun diyor. Ben o ifadeleri böyle tefsir ediyorum ve dünya tatlısıdır o. Böyle mübarek insanlarının sözünden ben bir güzellik bulurum, hikmet bulurum. Ama böyle aşağılık soytarıların, şerefsiz it kopuğun, esrar satıcılarıyla, uyuşturucu satıcılarıyla iç içe olup da kendini Müslüman gibi gösteren sahtekarların, masonlarla iç içe olan, ateist masonlarla iç içe olup da Müslümanlara gerçek yönünü gizleyenlerin, bir arada olduğunda dinle, İslam’la alay edip Müslümanların yanında kendini takva gibi gösterenlerin ben karşısındayım. Bunların sözünde kir görürüm ben, çirkinlik görürüm ve bunların yakasını bırakmam. Ama tabii meşru zeminde bırakmam. Mesela Mahmut Hoca bir söz söylemiş olsa ben onun elini öperim. O bana en ağır sözü söylese elini öperim. Çünkü samimidir o, candandır, Allah’tan hakikaten korkan bir insan, veli bir insan, mürşit bir insan ve asil bir insan. O insanların sözünde derinlik ve güzellik vardır. Ama soytarı ve şaklabanların, karaktersizlerin, iddia edilen Ergenekon örgütünün yalakalarının, ekran soytarılarının sözlerinde daima bir şeytaniyet ve pislik aranır, Kurani, imani sözleri tenzih ederim ve ben böyle şeytanların, iblislerin de yakasını bırakmam; bunu bilecekler inşaAllah. Bilmiyorum cevabım yerini buldu mu inşaAllah? Muhammed sana da Allah hidayet versin, ilmini artırsın, derinliğin artırsın, Mehdi (a.s.)’a seni asker etsin. Mehdi (a.s.) için sen de dua edenlerdendin bir ara değil mi? Bakın şu Cübbeli’nin o Mehdi (a.s.) ile ilgili duasını bir koyun gene, bir dinleyelim. Ki Muhammed Fatih’te inşaAllah orada bu duada bulunmuştur. Allah senin duanı kabul etti ve Mehdi (a.s.)’ı gönderdi. Ama bu duaya devam etmen lazım. Eğer devam etmiyorsan, yani o zaman biraz garibime gider. O zaman ben şaşırırım inşaAllah ve Mehdi (a.s.)’ı da heyecanla, sevinçle etrafında arkadaşlarına anlat. O daha önce yaptığın duayı ki bu topluluk içindeydin sen, onun için hatırlatmak istiyorum değil mi? Aşk ile yapmışsın bu duayı, muhabbet ile yapmışsın. O duaya Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri gibi, mübarek insanın da manevi takviyesi var, manevi desteği var. O nurani zatın güzel duası var, senin de duan var, o duayı göreceğiz şimdi inşaAllah. Buyurun.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Şimdi işte kardeşimiz bu güzel duaya devam edecek inşaAllah. Ama Cübbeli “sakın bu duayı etmeyin” diyor da olabilir, ama o duaya gizlice devam etsin. Allah, Mehdi (a.s.)’ı bütün Müslümanlarla birlikte güzel günlere doğru yönlendiriyor şu an, inşaAllah. Güzel bir faaliyet var. Allah onu Mehdi (a.s.) karşıtı olmaktan korusun, inşaAllah. Onun için dua etsin, yani “sarıklı 70 bin kişi deccale tabi olur” diyor. Mehdi (a.s.) zıttı, Mehdi (a.s.) ile savaşacak başları kazınmış 70 bin kişi, sarıklı. Onlardan olmamak için dua etsin. Ben dua ediyorum öyle kişilerden olmamak için. Kardeşlerimiz de dua ediyor, o da dua etsin, değil mi? Mehdi (a.s.) düşmanı, Mehdi (a.s.) zıttı olmamak için dua etsin. Böyle bir deccali faaliyet içinde olmamak için dua etsin. Ben çünkü dua ediyorum, bütün Müslümanlar dua ediyor bunun için, inşaAllah.
Şeyh Nazım da Mehdi (a.s.) aşığıdır. O bizim canımız, ciğerimizdir. Onun sözlerinde hep bir güzellik, bir hayır, bir hikmet vardır. Şeyh Nazım Hoca, çok çok derin bir insandır. Maneviyatı çok mükemmel bir insandır. Geçenlerde mesela bak Cübbeli gitti onun dergahına, sonra Cübbeli’ye hitaben, “Cübbeli’ye hitabımdır” diye bir konuşma yaptı ve enaniyetin çirkinliğini, yanlışlığını anlatan bir konuşma yapıyor ve “Cübbeli’ye hitabımdır bu” diyor. Enaniyet ve kibirin, büyüklük hissinin ne kadar çirkin olduğunu anlatan veciz bir konuşma yapmış ve internete koymuş bunu. “Bu da Cübbeli’ye hitabımdır” diyor. O konuşmayı da dinlesin Şeyh Nazım Hoca’nın. Biz ayrıca Cübbeli’nin Şeyh Nazım ile ilgili konuşmalarının ne olduğunu da biliyoruz. Yani neler konuştuğunu da biliyoruz. Gıyabında neler konuştuğunu da biliyoruz. Yanındayken de ne tür davrandığını biliyoruz, çünkü eline kapanıyor, öpüyor. Onun asrın müceddidi olduğunu, kutup olduğunu söylüyor ki, bana göre de kutuptur. İnşaAllah derin bir insandır. Ama biz gıyabında aşk ile, muhabbet ile bahsediyoruz o mübarekten. Onlar da inşaAllah böyledirler inşaAllah. Hüsn-ü zan edelim inşaAllah. Evet, Berker Hocam sen...
ALTUĞ BERKER:Şeyh Nazım Hazretleri size, fakirhaneye teşrif etmişlerdi Hocam inşaAllah. “Kimseye gitmem ben” demişti, “sadece Adnan evladımı sevdiğim için gidiyorum” demişti.
ADNAN OKTAR:Ne dünya tatlısı bir şey. Bak yürüyemiyor ve iki büklüm ihtiyar, ama müthiş tatlı böyle. Gözler koyu yeşil böyle, deniz yeşili. Müthiş yakışıklı bir insandır. Şimdi yaşlandı, acayip tatlılığı da artmış, yani daha da tatlı olmuş. Talebeleri ile beraber geldiler, “ben kimsenin ayağına gitmem, ama ben Adnan oğlum beni çok seviyor, ben onun için geliyorum” dedi. Hakikaten de yapmaz yani, olağanüstü bir şeydir. Sohbet ediyor, en ufak bir eksiklik gördüğünde, mesela insan gözünden kaçmaz, alenen söylemez. Mesela dersin ki “düz otur” dersin yahut işte kolunu şey yap, öyle bir üslupla konuşuyor ki, o konuşmanın içerisinde o cümle geçiyor, insan bilinçaltında onun, anlıyor kendisine söylendiğini.
SUNUCU:Ama sizden başka kimse anlamıyor.
ADNAN OKTAR:Evet, sezdirmeden sen onu düzeltiyorsun. Hayret edilecek bir şey bu. Yani bu, çok büyük bir derinlik ve sanattır. Mesela şimdi ben nasıl söyleyeyim bir insana bir hatası olduğunda? İllaki bir açık söylemek gerekiyor. O, öyle yapmıyor. Kaç defa şahit oldum, yani mükemmel bir üslup ile yapıyor. Mesela şu an çok yaşlı ve çok berrak bir beyne sahip, çok keskin bir hafızaya sahip, çok keskin bir dikkate sahip. Çok nüktedan ve sürekli şaka yapan bir insan. Çok neşeli, dünya tatlısı bir mübarek, maşaAllah. Defalarca geldi bizim eve, maşaAllah. Ben de onun huzuruna defalarca gittim, duasını aldım. Çok güzel hüsn-ü zanları var. Beni çok sever maşaAllah. “Adnan oğluma kimse böyle kötü bir tavır yapmaya kalkmasın, düşmanlık yapmaya kalkmasın, başlarına çok büyük bela gelir” dedi. “Ben maneviyat aleminden bilgi alırım, başlarına bela yağar, söylüyorum, uyarıyorum” dedi. Gazetelerde de çıktı bunun haberi. Hakikaten Allah’ın hikmeti, ondan sonra benimle kim uğraştıysa mutlaka başına bir bela geldi, Allah’ın hikmeti. Yani böyle veli bir şahıs. Ama istisnasız, kim olursa olsun, yani böyle çok feci şekilde belalarla karşılaştılar. Herkes bilir, tek tek saymayayım. Yani en az 50 tane vaka vardır. Ama yani Allah vermesin, facia tarzında karşılık aldılar Allah’tan. “Sen asrın idrakine yönelik bir Kuran tefsiri yapacaksın. Kuran’ı anlatacaksın, kitaplar yazacaksın gençlerin, insanların anlayacağı gibi. Allah sana böyle bir görev verdi. Sana görev verildi. Yusuf makamı verildi. Velayet makamı” dedi. Hüsn-ü zan ediyor, maşaAllah, Allah razı olsun. “Her gün gusül abdesti ile namaz kılacaksın, gusül abdesti ile Kuran okuyacaksın” dedi. O dediği günden itibaren muntazam bu dediğini uyguluyorum. Hep böyle gusül abdesti ile namaz kılıyorum ve Kuran’ı okuyorum ve Kuran’ı hep ayakta okuyorum o söylediği için, maşaAllah. “Okurken sana Allah’tan ilham gelecek ve onları yazacaksın” dedi. Hakikaten de mesela Kuran’ı her okuyuşumda, ilk defa okuyormuşum gibi bir hakikat ile karşılaşıyorum. Mesela 30 küsur yıldan beri okurum Kuran’ı, her gün okurum, her gün yeni bir hakikat ile karşılaşıyorum, her gün. Bir değil, çok. Her gün de not alırım hakikaten. Kalem, kağıt Kuran’ın yanındadır benim yanımda. “Bir hücren olacak” diyor, Allah hakikaten de öyle bir yer de bana nasip etti. Hakikaten de böyle bir küçük bir hücre gibi yerim var böyle. Yani küçük bir odam var. Hakikaten de böyle bir güzellik, böyle bir nimet Allah’tan bana ilham oluyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Onu söylediğinde de Hocam, yanlış hatırlamıyorsam 86 yılıydı bu tefsir konusu ve kitap konusu. Hatta ilk kitabınız yayınlanmamıştı, “çok kitaplarınız olacak” demişti.
ADNAN OKTAR:Ama hayrettir yani, Allah’ın hikmeti, daha yeni çıkmıştım cezaevinden, yeni çıkmıştım. “Üç büyük velinin duası üzerindeydi senin, sen oradan normal çıkamazdın, akıl hastanesinden, yani çıkamazdın oradan zaten. Onların duaları ile, himmeti ile bu durum oldu” dedi, maşaAllah. Uzun uzun övdü böyle çok güzel. “Kim bu bey, tanıdınız mı?” diyor. Çok şahane bir sesi var. İşte “Adnan Hoca” diyorlar. Özellikle söyletiyor, bakın çok muhteşem bir insan. Şimdi konuşma banda alınıyor ya, o tarihi bir belge olacağı için ismimi söylüyor. Çünkü kime hitap ettiği belli olmayacak öbür türlü. Bak görüyor musunuz yöntemi? Kim bu evladım diyor, yani soruyor oradakilere, zaten herkes biliyor. Ama bakın, inceliğe bakın. Adnan Hoca dediler ve o tabii banda geçti, Adnan Hoca. Kime hitap ediliyormuş? Adnan Hocaya hitap ediliyormuş. Bakın yani bu tarz, anladınız mı yöntemleri? Mesela orada hiç kimse farkına bile varmıyor belki. Ama bir amacı olmuş oluyor. Baktı mı, insanı anlar gözünden, bir özelliğidir. Yani böyle ta ayağının tabanına kadar anlar kim olduğunu ve ona göre hitap eder. Yani senin aklın ne kadar, kültürün ne kadar, derinliğin ne kadar, neye ihtiyacın varsa ona göre hitap eder ve hakiki mürşittir, yani çok çok az kalmıştır şu an dünyada. Yani bir elin parmak sayısını aşmaz gerçek mürşit dünyada şu an. Bir tanesi odur, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’dir, velidir. O da Hızır (a.s.) ile irtibatta olan kişilerden bir tanesi de odur. Yani manevi meclisin üyelerindendir. Dünyadaki manevi meclisin üyelerindendir. Bak hiç söylememiştim, ilk defa söylüyorum. Hiç söylememiştim. Hızır (a.s.)’ın talebelerindendir, hiç söylememiştim, ilk defa söylüyorum. Bediüzzaman da manevi meclisin üyelerindendi, o da manevi meclisin üyelerindendir, inşaAllah ve çok büyük bir insandır. Her sözünü hikmetle, incelikle ve detaylıkla söyler. Geçenlerde birisi onun aleyhine, Hocamızın aleyhine bir şeyler söylemiş, talebeleri de tedirgin olmuşlar, ona cevap veriyorlar. Hayret ettim, cevap vermeyin, defalarca söylüyorum yani. Tabii çok buğz ettim kalbimde. Bu konuşmamdan sonra zaten o hemen kaldırdı o garip insan üslubunu, gitti özür diledi. Ben bir kere konuştum, gitti özür diledi. Bakın bu da acayip bir tevafuk, Allah’ın hikmeti ve konu bitti. Ne kadar güzel yani, Allah’ı cehri anıyorlar, bağırarak, yüksek sesle, aşk ile. Kadiri Tarikatı’nın bir geleneksel özelliğidir o. Onlar da bu güzelliği o yönü ile almışlar. Bir yönüyle de bunu da almışlar, hafi zikir de var ama cehri de Allah’ı anıyorlar, aşk ile, tef ile, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında olduğu gibi. Çünkü beraber sahabiler mücadeleye giderlerken, Allah’ı topluca tef ile anıyorlardı savaşa çıkarken. Hatta hanımlar bulunuyordu ön saflarda. Onun gibi ortam, gayet güzel yani sahabe dönemi gibi. Adam bunu eleştirmiş. Yani insaf, inanılır gibi değil ve o nurlu yüzlüye nasıl kıyıyorsun, o nur gibi insanlara nasıl kıyıyorsun da bunu söylüyorsun? Neyse Allah çabuk aklını toparlattı da vesile oldu, özür diledi ve konu düzeldi. Allah ona uzun ömür versin, ömrüne bereket versin, Mehdi (a.s.)’a biatta onu Allah hazır kılsın, inşaAllah. Allah onu o meclis üyeleri ile beraber, hep beraber, hepsini bizlere de Ahiret’te komşu kılsın. O manevi meclisin üyeleri ile beraber inşaAllah. Dolayısı ile benim Üstadımın söylediği manevi derinliği olan bir sözden dolayı, benim ondan soğumam mümkün olmaz, bilakis ben ona aşk ile muhabbet ile daha çok bağlanırım. Bana böyle yazılar gönderip beni ondan soğutacağını zannedenler, benim ona karşı muhabbetimi kat kat artırırlar, onu söyleyeyim. Beni zannediyor can evimden vuracak, ben onu canım gibi sevmiş oluyorum, daha çok seviyorum. Çünkü hayırla söylüyor. Nur talebelerinin Mehdi (a.s.)’a tabi olmak istemeleri suç mu? Risale-i Nur talebelerinin canlı olmasını, aşk ehli olmasını, coşkun bir muhabbet ile İslam’ı yaymalarını istemesi suç mu? “Ne duruyorsunuz?” diyor. “Atıl kalmayın, durgun kalmayın, canlanın” diyor. Özetle anlatmak istediği bu ve ona uygun da bir üslup kullanmış. Hafif bir cümle kullanmamış olabilir. Sarsıcı bir cümle kullanıyor, o da onları sarsıp uyandırmak için, inşaAllah, değil mi? Ben Nur talebesiyim, bana nur yağdı onun üslubundan. Benim ona aşkım, muhabbetim daha da artmış oldu inşaAllah. Velilerin söylediği, güzel insanların söylediği sözlerde hikmet, güzellik aranır, onlara insan buğz duymaz. Abdülkadir Geylani bana bir söz söyleyecek, yani ne söylerse söylesin, ayağını öperim ben onun. Ama aşağılık köpek, esrarkeşlerle iç içe olan bir insan, mafya mensupları ile iç içe yaşayan, kendini Müslüman gibi gösteren, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün üyesi olan it kopuklar var etrafta kendini Müslüman gibi tanıtan... Benim sözlerim onlara, bazı kişilere. Yani ben onlara söylüyorum. Onlar da kendilerini biliyorlar o şahıslar, inşaAllah. Ben onları adam yerine koymam ve başlarından da Allah’ın kontrolü eksik olmaz ve kullarını da Allah vesile eder, inşaAllah. Tabii bir de eleştirdiğim Müslümanlar var, ama onları ben kardeşlerim olarak eleştiriyorum. Yani iyi olmaları, düzen olmaları için. Bu sözlerimin hitap ettiği kişiler ayrı, bir de sevdiğim için, Allah rızası için, kurtarmak için ki hepsini kurtarmak için söylüyorum aslında işin doğrusu bu. Yani orada Allah affetsin, yanlış anlaşılmasın, kime ne söylüyorsam Allah rızası için söylüyorum. Ama kardeşlerime de, mesela Nur talebesi olan kardeşlerime de, başka diğer kardeşlerime de ben her zaman uyarı getiriyorum. Cennet’leri parlasın, Cehennem’e gitmesinler, daha iyi olsunlar amaçlıdır, başka bir amacım olmaz inşaAllah.
SUNUCU:Ne güzel anlatıyorsunuz. Siz anlatıyorsunuz biz dinliyoruz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah.
Taha Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım, Taha Suresi. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Ta, Ha.” Bunların sırrı zamanı gelince ortaya çıkacak. “Ta” neyi açıklıyor, “Ha” neyi açıklıyor değil mi? Yani nelere işaret ediyor, cinni alemine ne işaret var, Kuran’ın sırları içerisinde ne işaretler var, zamanı gelince inşaAllah bunları açıklayacağız, Allah nasip ederse.
“Biz sana bu Kuran’ı güçlük çekmen için indirmedik.” Demek ki Kuran bir kolaylık, demek ki bir ferahlık, demek ki Allah üzerimizdeki ağır teklif zincirlerini kaldırıyor, bize ferahlık veriyor, inşirah veriyor, kafamız açılıyor değil mi? Mutluluk veriyor bize.
“İçi titreyerek korku duyanlara ancak öğütle-hatırlatma olsun diye indirdik.” diyor Allah. İçi titreyerek korku duyanlara, Allah’tan korkanlara indirdim ben diyor Allah. Sahibi, Allah’tan korkanlardır diyor Kuran’ın.
“Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.” Bak, “Yeri ve yüksek gökleri yaratan tarafından bir indirmedir.” Hemen bize iman hakikatlerini hatırlatıyor Allah. Yeri, yerdeki insanlar, hayvanlar, bitkiler, böcekler; iman hakikatleri aklımıza geliyor. Gök deyince uçsuz bucaksız uzay, değil mi? Bakar bakmaz insan heyecana kapılıyor. Yani uzayı görüp de Allah’a inanmaması bir insanın mümkün değildir, görüp de.
“Rahman olan Allah arşa istiva etmiştir.” Allah kaplamıştır orayı diyor.
“Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O’nundur.” Bakterilere varıncaya kadar, atomlara varıncaya kadar, hepsini bilirim diyor Allah ve hepsi Benim diyor.
“Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında,” tohumlar, ağaçların kökleri hepsi Benim kontrolümde ve Benim bilgimde ve Bana ait diyor Allah.
“Sözü açığa vursan da, gizlesen de birdir. Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.” Cenab-ı Allah bakın, “Sözü açığa vursan da, gizlesen de birdir.” Yani kalbinden geçen,”
SUNUCU:Az önce söylediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Evet, ne ise söylesen de fark etmez, ikisini de bilirim diyor Allah. “Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.” Bilinçaltının bilinçaltını.
SUNUCU:Senin bilmediklerini bile, senin farkında olmadıklarını bile.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani bilinçaltının en ince derinliklerini bile Ben yarattım ve bilirim diyor, Allah.
“Allah; O’dan başka İlah yoktur, En güzel isimler O’nundur. Sana Musa’nın haberi geldi mi? Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: “Durun, bir ateş gördüm;” şihab, bir ateş gördüm. “Umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum.” Durun diyor, bir ateş gördüm. Şimdi ateşin olduğu yerde cin olmaz, şeytanlar da ateşten çok rahatsız olurlar. Şimdi bak bir, umulur ki, kesin konuşmuyor yani Cenab-ı Allah’tan umarım diyor, Allah-u alem anlamında, umulur ki;
“Size ondan bir kor getiririm” Müslüman ahlakının güzel bir özelliğini görüyoruz, bak ailesini ateşe yaklaştırmıyor riskli gördüğü için.
“İyi akşamlar Hocam, bazen mürşidim olduğunuzu düşünüyorum. Olabilir mi?” Çiğdem hanım. Mürşid değil kardeşin olabilirim. Taleben de olabilirim yahut öğrencin olabilirim, ben de öğrenciyim çünkü bilgi alıyorum. Kardeş diyelim kardeşinim inşaAllah.
Bu konuyu bitireyim, ondan sonra devam edeyim.
Bakın ailesini yaklaştırmıyor, siz durun ama ben gideceğim diyor. Bak bu yiğitliktir bu. Ateş tehlikeli bir şeydir, orada adamlar da olabilir, kesebilirler de, öldürebilirler de, her şey olabilir. Şehit edebilirler öldürebilirler demeyeyim de. Allah vermesin tehlikeli bir durum da olabilir. Demek ki insan sevdiklerini önce tehlikeden bir kenara koyacak. Kendisi ama gerekirse tehlikenin içine girecek; bir. Ama onları bak tedirgin etmiyor, size ondan bir kor getiririm ısınmanız için, hemen Müslümanların menfaatine olan bir şey. Orada ateşten ne menfaati olabilir? Kor getiririm ısınırlar, yemek pişirirler faydası olur. Hani taştan su çıkartmak gibi, Hz. Musa(a.s.)’ın da bir özelliği biliyorsun, kayalık alana asasını vurdu, Allah oradan su çıkarttı.
“Veya ateşin yanında bir yol gösterici bulurum”. Bu çok önemli işte, ateşin yanında bir yol gösterici, anlıyor ki bir işaret var, yol gösterici bulurum. Bu, iki anlamda, bir gidecekleri yön, mesela “şu aşağıda bir köy var, oraya gidin, orada insanlar var” diyen birisini bulabilir ateşin yanında. Ama belki de Allah’ı bulacak, Allah’ın tecellisini bulacak, yani belki bir mürşit bulacak.
Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa."- İsmiyle sesleniyor Allah çalıdan, yanan ateşin içinden. Vahiy bu, Allah oradan çalıdan sesleniyor, yanan ateşin içinden. Ağaç yanıyor ve Allah onun içinden sesleniyor.
"Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. – Bak iki kere Ben geçiyor – Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."- Vahiy alıyor, Allah “ayakkabılarını çıkart” diyor. Ayakların yere değsin diyor, toprağa. Belki vahiy müthiş bir elektrik yüklüyor üzerine, ayağı yere basacak, vücudu o elektriğin şiddetinden etkilenmeyecek belki. İkici anlamı, camilere girdiğimizde, kutsal bir yere girince ayakkabılarımızı çıkarıyoruz, ona da bir işaret var.
“...çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva’dasın”. –Demek ki o vadide de bir şey var, Tuva Vadisi. Mehdi (a.s.)’ın gideceği bir yerdir Tuva Vadisi. Orada bir şey olacak demek ki, oraya Allah özel bir işaret vermiş Tuva Vadisine inşaAllah.
"Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle. Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, - bak iki kere söylüyor Allah gene – Gerçekten ben, ben Allah’ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl." Bak Musevilikte namaz var. Kılıyor mu Musevi kardeşlerimiz? Bir kısmı kılıyor ama bir kısmı kılmıyor. İşte “Kuran’a uyun” dememin sebeplerinden biri bu. Bu eksikliği gidermiş olacaklar Kuran’a uyduklarında. Namaz kılmış olacaklar, Allah’ın hükmü. Hz. Musa (a.s.) namaz kılıyordu, onlar kılmıyorlar, bir kısmı kılmıyor.
"Şüphesiz, Kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun haberini neredeyse gizleyeceğim”- diyor Allah. 15. ayet, Hicri 1545’e bakıyor mu? Tabii, bakıyor.
"Sağ elindeki nedir ey Musa?"- diyor Allah. Bilmediğinden değil Allah tabii biliyor, özellikle ona söyletmek istiyor. — Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, - Hz. Süleyman da biliyorsunuz asasına dayanıyordu. Bakın ilk söylediği ne? “Ona dayanmaktayım”; bir. “Onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim”, çobandı biliyorsunuz Hz. Musa (a.s.) aynı zamanda, çoban Peygamberdi inşaAllah. “Onda benim için daha başka yararlar var." İşte Allah o yararları ona gösterecek. Allah söyletiyor.
Dedi ki: "Onu at, ey Musa." Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).- Darwinistlere tam bir darbe işte bu. Darwinist Hocalara da tam bir cevaptır bu. Hani evrim? Bakın atar atmaz bir anda canlı oluşuyor, ani. Darwinist Hocaların hiçbir açıklaması yoktur bu ayet karşısında.
Dedi ki: "Onu al ve korkma”. Hz. Musa (a.s.) korkuya açık bir Peygamber, daha önce de söylemiştim. Müthiş heyecanlı, ruhu çok heyecanlı. “Biz onu ilk durumuna çevireceğiz." O da gidip tabii tutuyor yılanı ama elini çekiyor, ama “korkma” diyor bak Allah. Allah dediği için o Allah’ın emrini yerine getiriyor, korkmuyor. Tuttuğunda asa yeniden eski haline geliyor.
“Elini koltuğuna sok”, diyor bu şekilde kalbinin üzerine doğru, “bir hastalık olmadan, başka bir mucize olarak bembeyaz bir durumda çıksın” diyor. Hz. Musa (a.s.)’ın eli pırıl pırıl parlıyordu çıktığında, bembeyaz.
“Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım. Firavun'a git” Firavun. Bize Allah ne diyor şu an? Deccalin üzerine gidin diyor, deccaliyetin üzerine gidin, Darwinizm’in üzerine gidin, materyalizmin üzerine gidin. Nereden anlıyoruz? Kuran’dan anlıyoruz Allah’ın emriyle. Aynısını Allah bize de söylüyor şu an, bütün Müslümanlara söylüyor, bütün Mehdi (a.s.) talebelerine söylüyor. Bizler de Mehdi (a.s.) talebesi olduğumuz için, bize de hitap var. “Çünkü o azmış bulunuyor.” Şu anda da dünya azmış durumda, İslam’a, Kuran’a karşı tavır almış durumdalar.
Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç”.- Yani çok heyecanlanıyorum diyor, kalbinde çarpıntı oluyor, nefes sıklığı oluyor, o zaman insanın konuşma gücü de kırılır, dili dolanır heyecandan, heyecandan konuşamıyorlar biliyorsunuz.
“...Göğsümü aç. Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz” - Konuşma güçlüğü çekiyorum diyor heyecanlandığımda.
“Dilimden düğümü çöz ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Ailemden bana bir yardımcı kıl. Kardeşim Harun'u”, çünkü dili tutulduğunda kardeşini devreye sokacak. Çünkü orada o zaman çok anormal bir durum olur. Firavun’un karşısında ama dili tutulmuş, Firavun onunla haşa alay etmeye kalkabilir, yani konuşamadığı için. Zaten “konuşmaktan aciz birisi” diyor, biliyor onun daha önceden özelliğini, yanında olduğu için. Konuşmaktan aciz birisi diyor.
“Onunla arkamı kuvvetlendir”. Yani bana destekçi olsun diyor Cenab-ı Allah’a.
“Onu işimde ortak kıl”, yani bu faaliyetimde bana yardımcı kıl. Tek başına tebliğ yapmayayım, yapamıyorum diyor.
“Böylece Seni çok tesbih edelim. Ve Seni çok zikredelim”. Allah’ı çok tespih etmek ve çok zikretmek, bakın iki tane Müslümanın özelliği. Bu emre Allah dikkat çekiyor.
“Şüphesiz Sen bizi görüyorsun” diyor. Allah zaten söylüyor, Ben sizi görüyorum şu an diyor başka ayette.
“(Allah) Dedi ki: ‘Ey Musa istediğin sana verilmiştir. Andolsun,… -diyor Allah yemin ediyor- Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk." Allah verdiği nimeti hatırlatıyor.
“Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:); "Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; -Mehdi (a.s.)’ı da Allah sahile bırakıyor- ve sandığın içine koy”. Mesela bu kutsal sandık bulunacak, ona da Kuran’da işaret var.
“Onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır”. Yani Ahir Zamana bakacak olursak, deccal. Değil mi? Mehdi (a.s.)’ı önceden durdurabilecekken deccal, çok güç bir zamanda fark edecektir. Yani iş işten geçtikten sonra fark edecektir deccaliyet.
“Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim”. Seni çok sevimli ve güzel kıldım, diyor. Hz. Musa (a.s.) çok sevimliydi. Onun için o sandığın içinde onu görünce Firavun’un hanımı ve oradaki kadınlar içleri gitti. Aman buna bir şey yapmayalım, dediler. Çocukların hepsi öldürülüyordu o dönemde. Şehit ediliyordu, öldürülüyordu demeyeyim Allah affetsin. Ona kıyamadılar güzelliğinden dolayı, aman dediler ellemeyelim.
“Hani kız kardeşin gezinip; ‘Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?’ demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk”. Babasına değil annesine, demek ki annesi olacak, babası olmayacak Mehdi (a.s.)’ın, buna işaret var. Yani yetim olacak.
“... Gözü aydın olsun ve üzülmesin”, gözü aydın olmasını Müslümanın istemesi gerekir, hep gözünün aydın olması lazım Müslümanın. Hep neşe, sevinç, zindelik ve meyusiyetten uzak bir ruh halinde olması lazım. “Ve üzülmesin”, üzülmek haramdır, bütün Müslümanlar için haramdır. Mesela millet zannediyor ki, sadece insanlar kumar haramdır, domuz eti haramdır, üzülmek de haramdır. Üzülen harama girer, yasaktır Kuran’da.
“Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni esaslı bir denemeden geçirip denemiştik.” Allah vermesin mesela insan öldürmek, insanı müthiş sarsacak ve müthiş azap verecek bir şeydir kazara da öldürse. Kasten zaten mahveder insanı Allah vermesin. Ahireti açısından çok dehşetli bir durum, ama kazara da olsa vicdanen çok rahatsız edecek bir şey tabii insanı.
“Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa.” Mehdi (a.s.) da bir kader üzerine gelecek değil mi? Ve yıllarca Müslümanların arasında kalacak Mehdi (a.s.) da inşaAllah.
“...Ve esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik” diyor. Mehdi (a.s.) da esaslı bir denemeden geçirilip denenecektir, çok büyük acılar çekecektir. Mehdi (a.s.)’a bakan bir ayettir inşaAllah. Ve Allah Mehdi (a.s.)’ı de tasadan kurtaracaktır, tasalı bir ortamdan kurtaracaktır, ona işaret var.
“Seni Kendim için seçtim” diyor. Mehdi (a.s.)’ı da Allah kendisi için seçecektir. 41. ayet, 41. yılında zaten Mehdi (a.s.) de zuhur etmiş olacak inşaAllah. İlk faaliyetini yaptığı dönem 40 yıllıktır inşaAllah, tebliğ dönemi.
“Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın”. Yani Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) birlikte ayetlerle gidip deccaliyete karşı mücadele verecekler. Kuran ona da işaret ediyor.
“İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor”. Yani Hz. Musa (a.s.) ve Harun (a.s.) o zamanlar iki Mehdi idi. Ahir Zamanda da iki Mehdi, Hz.İsa(a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’dir.
“İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor”. Şu anda da dünya azmış durumda.
“Ona mülayim söz söyleyin”, sert konuşmayın diyor. Hakaretamiz, keskin, böyle yırtıcı bir üslup kullanmayın.
“...Umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar”. Tebliğciye Allah burada, tebliğ yapanlara bir yöntem gösteriyor. Mutlaka mülayim konuşulması, -...umulur ki öğüt alıp-düşünür- öğüt alacağı şekilde konuşmak ve düşüneceği şekilde konuşmak. Düşünmesini sağlayın diyor, Kuran buna işaret ediyor. -... Veya içi titrer-korkar- amacınız da Allah’tan korkutmak olsun diyor. İçi titresin diyor Allah. Tebliğcinin amaçlarını belirtiyor Allah.
Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz.”- Tebliğciye tabii ki taşkın tutum takınır küfür ve azgın davranır. Hapsetmeye kalkar, dövmeye kalkar, sövmeye kalkar, oyun oynamaya kalkar, her şeye razı olacak.
Cenab-ı Allah diyor ki, - Dedi ki: "Korkmayın, - bakın farz gene, Allah bu farzı hatırlatıyor- çünkü Ben sizinle birlikteyim; - Ben yanınızdayım diyor Allah, her tarafınızdayım, şahdamarınızdan daha yakınım, Ben her yerdeyim diyor. - işitiyorum ve görüyorum- diyor Allah. Yani bütün konuşmalarınızı duyuyorum ve sizi de her yönden görüyorum diyor, yürürken de her yerinizde ve Ben sizin yanınızdayım, her yerdeyim diyor.
Şimdi uzun bir ayet bu, bu kadarla durduralım inşaAllah. Devam eder bu maşaAllah çok güzel, Kuran ayetlerinin hepsi birbirinden güzel maşaAllah.
Taha Suresi devam ediyor gene bu ayet;
“Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı” diyor Cenab-ı Allah. Allah diyor ki 68. ayette; “Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin."- 1956 tarihini veriyor ebcedi. Bak “Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin."- 1956 Risale-i Nur’un biliyorsunuz neşr tarihidir, başlangıç tarihidir ve Bediüzzaman, münafıkane sistemin yıkılışının başlangıcını veriyor bu tarih diyor, 1956. Münafıkane sistemin yani deccaliyetin yıkılışının başlangıç tarihidir diyor. Risale-i Nur Külliyatı’nda yazıyor, 1956 tarihine özellikle dikkat çekmiş Bediüzzaman.
İki dakikamız var. Sen oku okuyacaklarını, en sonunda ben bir ayet okuyayım, öyle bitirelim inşaAllah.
SUNUCU: Tamam peki, sayın seyirciler HarunYahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz, soru ve görüşlerinizi de bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden iletebilirsiniz. Yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyodan ve Kocaeli TV ekranlarından bizleri izleyebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Fransa’dan Ahmet’in bir yazısı vardı, onu inşaAllah internet yayınımız olacak biraz sonra, orada cevap vereyim, ona söz vermiştik. Bir dakikamız var, tamam bir ayet söyleyeyim bitirelim inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, açtım bu ayet çıktı, Kasas Suresi, şeytandan Allah’a sığınıyorum, “Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyorduk.” 2021, İslam’ın dünya hakimiyeti tarihini veriyor. Güçten düşürülenlere, Mehdi (a.s.) talebelerine işaret var. Bak lütufta bulunmak, İslam hakimi yapmak, onları önderler yapmak, dünya hakimi yapmak, mirasçılar kılmak istiyorduk. Dünyanın mirasına onları getireceğiz, diyor Allah. Ebcedi de 2021 tarihini veriyor. Bununla bitirelim inşaAllah.