SUNUCU 1:Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Harunyahya.tv sitesinden ve Mavi Karadeniz Radyo’dan bizleri izleyebilirsiniz. Aynı zamanda Kocaeli TV ekranlarından da sizlerle beraberiz. Hocam yine sorularımız var her zamanki gibi.
ADNAN OKTAR:Bakın Darwinizm’in önemini anlamak açısından size çok önemli bir delil veriyorum. Muhterem Fethullah Gülen Hocamızın yaptığı bir röportajdaki konuşması. “Bazı zatlar da vesvese dönemi oluyor”, diyor sunucu kişi. “Ben şahsen buna billurlaşma dönemi demeyi daha uygun buluyorum”. “Sizin hayatınızda da böyle dönemler oldu mu?” diyor Fethullah Hoca Efendi’ye. “Evet, hayatımda iki defa çok şiddetli vesvese geçirdim. Birincisi, Edirne’de ilk kaldığım yıllarda oldu. İçinde yer yer Darwinizm’den bahseden bir Türk yazarının romanını okuyordum” diyor Fethullah Hoca. Bakın oyunu görüyor musunuz o kişinin? “Darwinizm’den bahseden bir Türk yazarının romanını”, yani ara ara aralara serpiştirmiş, bak vurmak için bir yöntem. İlmi bir kitap değil ama roman içerisine koymuş. Oradan insanların ruhuna darbe. Yani Darwinist propaganda. “Gerçi kültür olarak Darwinizm’e yabancı değildim. Fakat romandaki düşünceler ve anlatımdaki ustalık, ruhumu Darwinizm ile ilgili vesveselerin sarmasına sebep oldu.” Demek ki orada bir bilinçaltına etki edecek bir yöntem kullanılmış. Bakın, “Darwinizm ile ilgili vesveselerin sarmasına sebep oldu. Acaba Darwinizm’de bir gerçeklik payı olabilir mi diye düşünüyordum.” Bakın, “acaba Darwinizm’de bir gerçeklik payı olabilir mi diye düşünüyordum.” Hani Darwinizm yoktu? Hani ölmüştü, bitmişti? Bak koskoca Fethullah Hoca gibi bir alimi bile nasıl etkilemiş zamanında. Ve nasıl yıkıcı etki yapıyor? Değil mi? Demek ki önemliymiş. Demek ki deccaliyetin diniymiş. Demek ki yaptığımız mücadele doğruymuş. Hamdi Yazır, Elmalılı Hamdi Yazır, Kuran tefsiri yapan ünlü büyük alim, “Elmalılı Hamdi Yazır Efendi gibi tefsircilerin bu görüşe mülayim bakması”, yani olur gibi, niye olmasın gibi bakması., “ve Hüseyin-i Cisri gibi alimlerin; ‘bu bir nazariyedir. Eğer ilmi durumu ispat edilirse, ayetlerle telif ederiz’”, yani “ayetlere uydururuz, Kuran’a uydururuz, neden olmasın, olabilir”, yani onun da kafası bulanmış demek ki, tarzında beyanları içimde bir rahatsızlık uyandırdı. Dolayısıyla o türlü düşüncelerle temasım olmaya başladı. Bunlar itikat ve akideme tesir etmedi” diyor. “Namazımı kılıyor, dini hassasiyetimi en küçük meseleler de dahi koruyordum. Ancak içimi de bir kurt durmadan kemirip duruyordu” diyor. Bak, “ciddi rahatsızlık geçirdim. Sonra Cenab-ı Hakk’ın inaniyetiyle bu rahatsızlık zail oldu” diyor. Demekki biz tam deccalin gözüne gözüne vuruyormuşuz. Değil mi? Deccalin tam beynini dağıtıyormuşuz. İlmi çalışmamız demekki çok doğruymuş. Darwinizm, materyalizme karşı çalışma. İnşaAllah. Çok sinsi olarak kitaplarda, eserlerde insanların kalbindeki imana yönelik böyle yıpratıcı çalışmalar yaptılar. Fakat biz tepesine vurunca böyle bayat karpuz gibi dağıldılar tabii, dümdüz. Şimdi lime lime de millet yerden topluyor. Bakın, Elmalılı Hamdi gibi bir insan bile makul görüyor. Efendim, Hüseyin-i Cisri de; “eğer daha da netleşirse, net bir şey koyarlarsa o zaman Kuran’a göre onu açıklarız” diyor. İşte bu Müslüman aleminin zamanında ne kadar dipten, derinden ve şiddetli bu sistemi vurduğunu açık delilidir. Yani deccaliyetin gücünü gösteriyor. Demek ki deccali doğru tespit etmişiz ve doğru hedefe vurmuşuz. Bediüzzaman ne diyor, Said Nursi Hazretleri: “Ahir zamanın o eşhasının, Mehdi (a.s.)’nin birinci görevi, Darwinizm’i ve materyalizmi yerle bir etmektir” diyor. ”Asıl görevi budur, esas görevi diyor. “Yalnız hal ve vakit buna müsaade etmez. Vakti çok dardır, hal de müsait değildir” diyor. “Daha evvel bir kısım taifenin eserlerini, hazır eserlerini alıp, hazır bir program olarak toparlayacak. O eserlerle o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. “Hatta avamın dahi”, yani halkın dahi “imanını kurtarmaya yönelik çalışma yapacak” diyor. Dolayısıyla biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olduğumuz için, Mehdi (a.s.) talebesi olduğumuz için gözüne gözüne, gözüne gözüne vurduk. O deccalin kör gözüne patlatıncaya kadar vurduk. Ve şu an, değil mi, bayat karpuz gibi dediğim tarzda dağılmış vaziyetteler. İşte onun için bir kısım gazeteler bu kadar önem veriyorlar. Daha hala bu hortlağı ayakta tutmaya çalışıyorlar. Kolundan tutup Darwin’i karşımıza getiriyorlar böyle. Biz bir yumruk vuruyoruz, adam yerle bir oluyor. Yine kolundan tutup yine karşımıza getiriyorlar. Her seferinde böyle olacaktır. Her seferinde ilmi yönden, kültürel yönden, bilgiyle, sanatla, fenle dümdüz edeceğiz. Yani bilimin gücüne bunlar dayanamazlar inşaAllah.
SUNUCU 1:Sizi dinlediklerine dair bir şey yazmışlar. Onu okumak isterim Hocam izninizle. Emine Balcıoğlu yazmış. ”İyi akşamlar sayın Hocam. Yakın zamanda bir röportajınızda şehit cenazelerinde ağlanmayacağını, bunun uygun olmayacağını anlatmıştınız.”
ADNAN OKTAR:Doğru.
SUNUCU 1:“Bugün haberlerde bir şehit cenazesinde şehidin eşi söz verdiği için ağlamadı ve aynı tarif ettiğiniz gibi başı dimdik gururlu yürüdü cenazede. Cenazedeki imam da; ‘şehidimize ağlamayacağız, ah vah etmeyeceğiz’ diye konuşma yaptı. Tam şehitlere yakışır bir cenaze töreniydi. Bence güzel ahlakınızın, güzel öğütlerinizin insanlar üzerinde etkisi oldukça fazla Hocam” diyor. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu konunun usulü budur. Biz İstanbul’u fethederken, yüz binlerce şehit verdik. Çanakkale de on binlerce şehit verdik. Ağlanılmaz. Bu yiğitliktir, bunlar delikanlılıktır. Değil mi? Bu anlı şanlı olaylardır bunlar, sevinç veren olaylardır. Değil mi? Arkası geliyor inşaAllah. Beşer beşer, onar onar geliriz. Öyle bir konu yok inşaAllah. Ağlamak ne demek? PKK’ya “siz öyle bir vurdunuz ki, perişan ettiniz bizi” diyorsunuz anlamına gelir. Ne diyeceksiniz? “Vız gelir, elinizden geleni ardınıza koymayın. 5 tane gider, 50.000 tane geliriz” diyecekler, inşaAllah. Bunun usulü budur. Tabii inşaAllah.
SUNUCU 1:Hocam bir de Sudenaz soruyor. “Sayın Hocam, Afrika’daki dünya kupasının şarkısını bu yıl Shakira yapmış. Dua eden bir futbolcunun görüntüsüyle başlıyor. Sözlerinde ‘Allah’ı dinle, bizim ortak sözümüz bu olsun’ diyor. MaşaAllah. Hocam dünya çapında Allah sevgisinde bir artış var. Sizin düşüncelerinizi öğrenmek isterim” diyor.
ADNAN OKTAR:Shakira, Müslümanlığın etkisinde olan, İslam’ın etkisinde olan bir genç kız. Osmanlı’dan kalan, o Osmanlı terbiyesi yine ruhunda kalmış demek ki. Az da olsa kalmış. Onun güzel etkisini de görüyoruz üslubundan, tavrından. Muhtemelen ailesi de öyle İslam’a, Kuran’a karşı sevgi dolu bir aile. İnşaAllah daha açık, daha sarih üslup kullanır. Daha candan bir üslup kullanır. Çok zeki bir şey de Shakira gördüğüm kadarıyla, bakışlar falan cin gibi, çok zeki bir insan. Zannediyorum bu bir adımdır, yani ilk adımdır. Daha geliştirir onu güçlendirir, daha etkili bir üsluba çevirir. Çünkü Avrupa’da, Amerika’da sürekli sanatçılar Müslüman oluyor. Müslüman olanlar Müslümanlığı açıkça göstermeye başladılar. O da bu güzel gelişmelerin devamı olarak hoş bir tavır gösterse, daha da hoş tavırlar gösterirse; şimdiki sevilmesinin bin katı gerçek anlamda sevilir. Şu an onun etine kemiğine, açıyor işte, danslarla şunla bununla bir sevgi duyuyorlar. Allah vermesin Shakira’nın yüzüne bir şey olsa, mesela bir araba çarpsa yüzüne veyahut yansa yüzünün bir kısmı. Shakira’nın “ş”sini hatırlamaz insanlar söyleyeyim. O hayranları var ya bas bas bağırıyorlar, böyle ciyak ciyak havalara hopluyorlar. Muhatap dahi olmazlar -Allah esirgesin. Kanser falan olsa -Allah vermesin- herkes unutur. En yakın dostları bile aramaz, birçok dostları aramaz, telefon dahi etmezler. Veyahut mesela deseler ki “bu adam sanatçı olamaz” falan, basın ortak şey yapsa “bir daha çıkartmayalım boş adam”, işte birkaç da iftira atsalar, Shakira diye bir şey kalmaz. Yani çok rahat toplumun onu harcayacağını, bir kısım insanları tabii kastediyorum, harcayacağını bilerek ve onun sadece etine, kemiğine, sesine, tavrına işte danslarına karşı, onu eğlendirici buldukları için, ona karşı sevgi duyduklarını bilecek. Bu sevgi sevgi değildir. Bu bir hevestir. Yani biraz içinde şehvet var, biraz başka şeyler var belki. Yani o tip bir duygu. Buna sevgi denmez. Sevgi, Allah rızası için olacak, Allah’ın tecellisi olarak onu sevecekler. Bir kere şefkat ve koruma hislerinin hakim olması lazım. Yani onu sağlığında da seveceksin, hastayken de seveceksin. Hatta hastayken daha çok sevgi duyacaksın. Değil mi? Yaşlılığında da. Bunlar da böyle olmuyor ki. Adam mesela felç oluyor, bir şey oluyor, kendileri söylüyorlar, ne telefona çıkanlar, ne bilmem ne olanlar. Mesela geçenler de, Türkiye’de bir sanatçı kardeşimiz var. Baktım üslubu çok dindar, kansere yakalanmış, Allah şifa versin. Hanımının daha önceki açıklamaları var, işte aşkla sevdiği, dehşetli muhabbet duyduğu, işte bir an bile göremeden edemediğini falan ona benzer laflar ediyor. Adam kanser olmuş, “haydi bana müsaade” dedi o kadar. Yani adamı 5 dakikada mendil gibi kenara kaldırıp attı. İşte bu kadardır bu. Çünkü Allah rızası için sevmeyince olacağı budur. Ama Allah rızası için sevse, canhıraş daha da muhabbeti yoğunlaşır. Daha şefkatli olur. Kanser hastasına her yönden moral destek gerekir. İyi bakacaksın, şefkat göstereceksin, neşesini arttıracaksın. Değil mi? Moral gücünün dik olmasını sağlayacaksın. Böyle bir şey yıkımdır bir insan için, bazı insan için çok olumsuz etki yapabilir. Gerçi Müslümanda, sağlam terbiye almış, sağlam imanı olan bir insanda her halükarda hiçbir şey yıkıcı etki yapmaz ama orta durumda insanları da düşünmek lazım. Zaten o hastalıkla boğuşuyor, bir de onun üzerine böyle bir darbe, değil mi? Yani o zaman onun hastalığı suç haline gelmiş oluyor. Sen niye hasta oldun? Hasta olursan işte ben de sana böyle yaparım. Karşılığı bu oluyor. Yahut niye trafik kazası geçirdin? Geçirirsen trafik kazası ben de sana bunu yaparım. Bak kaç cihetten cezalanıyor? Doktora gidiyor servet istiyor tedavisi için. Adam evini satıyor, arabasını satıyor, oradan bir darbe yiyor. Kanser olmuş zaten canıyla uğraşıyor zaten bu çok önemli. Bak bunun üzerine evi ve arabası da gidiyor. Arkasından eşini de kaybediyor, çevresini kaybediyor, eski sevgiyi ve saygıyı kaybediyor. İşte bunun çok iyi örnek olması lazım insanlara. Allah rızası için insan sevilmediğinde bu acı gerçekle karşılaşacaktır. Ve o zaman da çok geç olmuş oluyor. Allah rızasını ana plana alırsa, ana hedef haline getirirse, o zaman mutlu olur. Çok güzel olur. Allah ona sürekli bereket verir, huzur verir, güzellik verir. Aksinde çok canı yanar. Yani sahte sevgilere karşı genç kızların da, genç delikanlıların da artık bundan sonra net tavır koyması lazım. Sahte sevgi çok ürkütücüdür. Mesela adam zengin, zenginleri biliyorsunuz birçok yerde zenginlere birçok kişi akıl almaz iltifat eder, akıl almaz hayranlık ve sevgi gösterir. Mesela çok gıcıktır, ters, aksidir, ahlaksızdır ama hayret edersiniz, tertemiz insanlar iki büklüm olur karşılarında. El ayak ovuştururlar değil mi? Hatta mesela dükkanına geliyor, lokantasında yemek yiyor, “para almam sizden” diyor. Yani bakın hayret yani, adam zaten zor durumda, para hakikaten almıyorlar. Bir gün ondan bir şey gelir, daha büyük bir şey gelir gibisinden. Halbuki gelmez, gelmez zaten o, o yüzden zengin olmuş zaten, gelse o hale gelmez o. Yani hepsini tenzih ederim bir kısmı için söylüyorum ben. Mesela bir yere gidiyor, yurtdışında veyahut yurtiçinde de olabilir, hemen hemen her şey ona ücretsiz oluyor. Bakın isterseniz deneyin bakın çevrenizde görebilirsiniz. Ama parasını kaybettiğinde de akıl almaz bir öfke ve nefret oluşuyor bir anda. Mesela o bedava yemek yediren adama bir daha gitse o, haber çıksa mesela “iflas etti ve mahvoldu hiçbir şeyi kalmadı” diyor, adam yüzüne dahi bakmaz ve çok ters ve aksi davranır. Çok serttir, lokantaya da sokmaz onu, yaklaştırmaz da. Değil mi doğru mu bu gerçek? Kardeşim peki bu rezalete ne gerek var? Bu çok acı bir olay değil mi? Bir insanın parası için sevilmesi ne kadar aşağılayıcı. Sadece tipi için sevilmesi de çok aşağılayıcıdır, çok kötü. Çünkü sen tipini kaybettiğinde; ama Allah vermesin sen Allah’ın yarattığı bir kulsun. Et, kasaptaki etle aynı yani. Et nasıl hemen dağılıyor değil mi? Bir anda bayatlıyor, iki günde bayatlıyor. Zayıf bir maddedir et. Sebze bile daha uzun dayanır. Et hiç dayanmaz, anında dağılır mesela, değil mi? Ezilen, çabuk çürüyen, çabuk dağılan, çok güçsüz bir maddedir et. İnsan da etten oluşmuş zaten. Etten, kemikten oluşmuş. Allah vermesin, herhangi bir şey olduğunda, yüzüne bir şey olduğunda -ki bu çok rahat- bir şey olduğunda; mesela bir bakteriyel enfeksiyon olabilir, başka bir şey olabilir. Mesela beyninde bir tıkanma oluyor, yüzün yarısı felç oluyor. Oynatamıyor yüzünün yarısını çok makul, çok rahat olur. Veyahut trafik kazası geçirir veya herhangi bir kazar geçirir yüzünün bir tarafı gidebilir. Gözüne bir şey sıçrar gözünü kaybedebilir. Daha önceki ilgi ve alaka birçok insanda kaybolur o zaman işte. Bunun vahametini görüp, Allah rızası için sevmenin önemini iyice kavramak lazım. Allah rızası için sevdiğinde gözünü kaybetse, daha da seversin. Mesela sahabeler, burnu doğranıyordu, onları aşkla muhabbetle kucaklıyorlardı böyle. Onun şehit kanını alıp alnına sürüyor böyle, acayip muhabbet duyuyor. Onun kesilmiş burnu, kesilmemiş halinden daha hoşuna gidiyor. O dünya güzelleri de altından burun taktırıyorlardı. Doğranıyor kılıçtan ağzı burnu çenesi falan. Altından parça takıyorlar, altın bozulmadığı için okside olmadığı için, altından. Ne büyük şeref olur, her gördüğünde insan ne kadar muhabbet duyar. Bak Peygamberi koruyor. Allah için savaşırken delikanlı adam mesela 21 yaşında elini yüzünü doğruyorlar. Şimdi onun yakışıklılığı geliyor işte. O zaman ona muhabbet duyulur. O zaman onun değeri çok yükselir. Ömür boyu bir şeref bu onun için. Ama dışarıda olsa adam kasılır kalır, değil mi? O altından burnu kim bilir ona nasıl etki edecek, eğer imanla sevmezse? Ama eğer imanla seversen değil mi, her seferinde muhabbetin çok daha fazla olur. Çünkü dünya çok kısa zaten. Allah özellikle de kısa yaratmış. Geçenlerde de söyledim, 20 yaşında bir genç kız düşünelim, iki 10 senede 40 yaşında. 40 yaşı artık kolesterolü, kalbi, tansiyonu değil mi? Cebi dolu geziyorlar ondan sonra. Bakmayın orada burada eğlendiklerine, mesela toplantı yapıyorlar, “falanca düğünde herkes mutluydu baloda” diyor. Gelmeden önce aldıkları ilaçları bir tespit edin ve kaç ameliyat geçirmiş, onları insanlar bilmiyor. Yani birçoğu çok kere kanser tedavisi geçirmiş insan oluyor. Çoğu enfarktüs geçirmiş, ama bunların hiçbiri basına yansımıyor. Onlar sadece gülen yüzlerini insanlara gösteriyorlar. Kiminde böbrek, kiminde karaciğer rahatsızlığı oluyor; kiminde kemik mafsal rahatsızlıkları oluyor. Yani birçok rahatsızlıklarıyla Allah onları imtihan ediyor. Ama onlar objektiflere sadece gülen yüzlerini gösteriyor. Onlar da zannediyor ki bu adamlar çelikten. Hiçbir şeyleri yok, hep böyle ölmezler zannediyor. Bakın ünlü olan insanların büyük bölümü ortada yok, kimse aramıyor, “ne oldu?” demiyorlar. Öldüler, öldüler. Yani kimsenin haberi yok bundan, Ahirete gittiler. Bakın onları hatırlamak dahi istemiyorlar. Çünkü ağızlarının tadı kaçacak. Mesela Sakıp Sabancı ne kadar neşeli bir insandı, ne kadar sevgi doluydu. Bak “ekmeğin arasına kıyma koyup yemeği bile özledim” diyordu o zamanlar. Çok neşeli, millet “ne kadar neşeli insan, ne kadar şakacı insan.” Ama bak o arada elem çekiyor bakın, diyor ki “ekmeğin arasına kıyma koyup yiyemiyorum” diyor, kolesterol yüksek olduğu için. Kalp damarları tıkanmış, her an kalp enfarktüsü geçirmesi tehlikesi olduğu için yiyemiyor. Ama insanlar bilmiyor, “zengin adam, bir eli yağda bir eli balda” diyor. Öyle bir olay yok. Öyle bir konu yok. Çok gerçekçi ve akıllı bakmak lazım olaylara, insanlara da. O zaman hem Allah’ın varlığının farkına varılır, hem Peygamberin (s.a.v.) doğru söylediği anlaşılır, hem Ahir zamanda olduğumuz anlaşılır, hem Mehdi (a.s.)’nin zuhuru anlaşılır, hem Hz. İsa (a.s.)’nın zuhurunun yakın olduğu anlaşılır. O zaman her şeyi çok berrak ve net görürüz. İnsanlar adeta rüyada gibiler. Yani bu rüyadan uyanacaklar. Şu an bütün dünya adeta Ashab-ı Kehf gibi, derin bir uyku halindeler. Yani derin bir hipnoz içinde. Dünyanın yüzda 99’u böyle. Mehdi (a.s.) onları ufak bir çalışmayla, küçük bir çalışmayla o hipnozdan çıkaracak. Bütün dünyayı. Ve dirilecekler. “Biz uyuyormuşuz, bize ne oldu böyle?” diyecekler. Bir ellerini yüzlerini yıkayıp kendilerine gelecekler. Yani bu kadar açık gerçeği nasıl göremezler? “Darwinizm’in bir oyun olduğunu, yalan bir teori olduğunu nasıl fark edemedik biz?” diyecekler. Mesela “Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğini nasıl fark edemedik? Hayret.” diyecekler. Mesela “Kuran’ın hak olduğunu nasıl anlayamadık? Allah’ın varlığı apaçık belliyken, Allah’ı nasıl hissedemedik, nasıl kavrayamadık? Nasıl güzellikleri takdir edemedik?” diye kendilerine soracaklar ve hayıflanacaklar. Bu döneme doğru gidiyoruz.
SUNUCU 1:Devam edeyim isterseniz Hocam sorulara. Şans ile ilgili sormuş, Hakan Özdemir. ”Sevgili Hocam, özellikle sizlere çok çok selam ederim. Sizi çok seviyorum.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu.
SUNUCU 1:“Size Almanya’dan yazıyorum. Hocam sizce şans nedir? Ben kendimi çok şanssız görüyorum. Hayatım hep yoklukla geçti. Türkiye’de ne kadar uğraştıysam, bir şey başaramadım. Almanya’ya geldim aynı hayatı yaşıyorum. Ne iş yaptıysam parasal yönüm değişmedi. Ne kadar çabalasam bile bir adım öne geçemedim. Sizce bu ne demek Hocam? Çok teşekkürler. Allah sizi başımızdan eksik etmesin, uzun ömürler versin, ellerinizden öperim.”
ADNAN OKTAR:Şanssız değil de, “Allah bana mal nasip etmedi. Bazı imkanları nasip etmedi diyecek, bana işte bol yiyecek nasip etmedi” diyecek. Neyse nasip olmayan onu söyleyecek. Şimdi, gecekondulara gidin, köylere gidin insanlar kıpkırmızıdır. Çok nadir et yerler, çok az kolesterol alırlar, bayağı da sağlıklı olurlar, bayağı neşeli olurlar. Yani bol yemek, mesela tereyağlar, etler, kızartmalar sabah-akşam. Bu bir nimet olmaz aslında, zannedildiği gibi değildir. Bilakis insan zehirlenir ondan. Az yemek de bir nimettir. Mesela bize kocaman bir tabakta yiyecek geldiğinde, o tabağı biz sevdiğimiz ile tam ortadan bölüşsek, onun da bizim de sağlığımız için en iyi hareketi yapmış oluruz. Yani onun beslenmesini ve iyi protein almasını sağlarız. Kendimizin de zehirleyici proteinden kurtulmamızı sağlarız. Ve çok güzel isabetli hareket etmiş oluruz. Fakirlik insana çoğu zaman neşe getirir, yani fakir olmak. Mesela küçük bir ev, ama imanlı ve sevgi dolu bir hayat daha güzeldir. Mesela çok zenginsin koskoca konağın olur ama tek başınasındır, adam çıldırır. Kendini asanlar oluyor evinde. Yani refahtan, zenginlikten bunalıma girip uyuşturucu kullanıyor Avrupa’daki insanlar. Yani zannedildiği gibi olmaz. Refah illaki mutluluk getirecek diye bir şey yok. Ama imanlı insanda refah tabii ki bir nimettir. Onun için, Allah bizim için fakirlik dilediyse onda da bir hayır vardır. Zenginlik dilediyse onda da bir hayır vardır. Biz ona şükrederiz. Benim ilk tebliğ yaptığım yıllarda, Ortaköy’deydi bizim evimiz. Benim pantolonlarımın ikisinde kocaman yama vardı, ben uhu ile yapıştırırdım. Yani hiçbir şey olmuyordu bayağı da mutluydum. O zamanki arkadaşlarım beni bilir, akademideki arkadaşlarım. Bayağı neşeliydim. Allah’a çok şükür şu anda da iyiyim yani rahatım yerinde. Ama aynı neşedeyim, imanımın verdiği neşe. O bana ekstradan bir şey değiştirtmez. Yani yamalı pantolonla efendim işte Versace pantolon bir şey fark ettirmez bende. Ama eğer güzel giyiniyorsam bunun amacı şudur; İslam’ın izzetini vurgulamak. Müslümanlığın gücünü göstermek. Yani Müslümanlara böyle hani garibandır, eziktir, fakirdir, zevksizdir, giyinmeyi bilmez, eğlenmeyi bilmez, yemeden içmeden anlamaz, güzellikten, estetikten anlamaz gibi bir imaj var. Bu inkar edilecek bir olay değil, gerçek bu. Ben her şeyin en güzelini elde ederek, Allah’ın izniyle, bunu yıktım bu sistemi. Her şeyin en güzeli. En estetiği ve en mükemmeli. Benim hep yöntemim bu olmuştur. Ve bu küfrün bir kısmının ciğerine oturdu ve müthiş bir azap verdi. Yani bu meydana gelen öfkenin sebebi o. Allah diyor, “onları öfkeyle, acıyla rahatsız edecek imkanlarını ellerinden alın” diyor. Yani işgal edin, onları yerlerini kendinize alın diyor. Ve “acı duysunlar, öfke duysunlar” diyor Allah. Mealen söylüyorum, ayet var, Kuran ayeti. “Sizin başarınız, sizin gücünüz onların çok ağırına gider. Canlarını yakar” diyor Allah. Bu bir yöntemdir. Yani moral yönünden çökertir. Mesela bak ben 54 yaşındayım, çivi gibiyim evvelAllah. Mesela sağlığım da bayağı acı veriyor insanlara. Mesela çok güçlüyüm, gücüm de acı veriyor. Allah’a çok şükür zenginim, bu da acı veriyor. Şık ve güzel giyiniyorum, bu da acı veriyor. Neşeliyim, bu da acı veriyor. İlmi yönden olağanüstü bir güce sahibiz, kültürel yönden. Yani kahredici güce sahibiz, bu acının da üstünde ölümcül bir ıstırap veriyor. Yani en müthiş azabı veriyor. Arabanın en güzeli, evin en güzeli. Çevremdeki insanlar da dünyanın en güzel insanlarıdır. Benim bütün arkadaşlarım hep yakışıklı ve güzeldir. Kız arkadaşlarım da öyle yani olağanüstü güzeldirler. Herkes bilir, delikanlılar da öyle dünyanın en yakışıklı delikanlılarıdır, maşaAllah. Ve ahlaken de en mükemmel ahlakı hedeflerim. Mütevazı, mazlum, yardımsever, şefkatli, merhametli, insancıl, anlayışlı, derinliği esas alan, diğergam yani fedakar yani bir imkanımız varsa, bu imkanımızı başkasına da sunabilmek. Ama yıkıcı imkan sunma olmaz. Mesela ben Yaratılış Atlası dağıtabilecekken Avrupa’ya, gel hemşerim sana tarla yapayım da orada buğday ek, oradan kazanırsın; gidip tarla almak. Adamın Ahireti önemli benim için. Çünkü bir kitap bir kişinin Ahiretini kurtarıyor, Allah’ın izniyle. Açlıktan kimse ölmez ama imansız ölen mahvolur. Onun için imanlarını hedefliyorum. Mesela düşüncenin en güzelini elde etmeye çalışıyorum. Kuran’ı en iyi şekilde tefsir etmeye çalışıyorum. Bakın dikkat edin, ben zannediyorlar ki Kuran’ı daha önceden hazırlanıyorum, çalışıyorum. Öyle bir şey yok. Ben açıyorum o anda, o an aklıma gelenleri anlatıyorum. Ve hiç duymadığınız yeni bilgiler oluşuyor dikkat ederseniz. Ben de ilk defa o an öğreniyorum. Yani zannediyorlar ki ben önceden hazırlanıyorum, öyle bir şey yok. Öyle olsa zaten arkadaşlarıma anlatırım ilk önce. Niye bekleteyim yani?
SUNUCU 1:Zaten her sayfasına çalışmanız lazım. Çünkü rasgele açıyoruz.
ADNAN OKTAR:Tabii. Açıyorum, daha önce okuduğum yerler. Hiçbir zaman için aynı tekrarı olmuyor dikkat ederseniz. Mutlaka yeni bir ilave bilgi daha olur. İyi takip edenler bunu görürler. Hiçbir şekilde birbirinin benzeri bir tekrarım olmaz. Mutlaka değişiktir. Yani mesela Mehdiyeti de çok tekrarlı anlatıyorum ama yepyeni stiller ve yepyeni anlatım metodlarıyla, yepyeni mantıklarla anlatıyorum. Ama buna rağmen beton gibi bir sistemin oluştuğunu gördük tabii. Ben de o betonu kırıncaya kadar uğraşacağım. Yani bu inanılır gibi değil, çok büyük bir mucize bu. Mehdiyetin bu derece ustaca örtülmesi, böyle batıni tefsirle kapatılması ve buna çok sayıda insanın inanması ve bu konunun tabu haline gelip konuşulamaması. “Aman aman, Mehdiyet sakın, bu konu konuşulmaz” diyorlar. Hangi konu konuşulur? “Deccal konusunu konuşabilirsin. Ama Mehdi; yok yok sakın bunu konuşmayacaksın“. Bunda bir acayiplik var. Peki Hz. İsa (a.s.)’dan bahsedebilir miyiz? Daha da olmazsa diyorlar ki “Hıristiyanların Peygamberi, senin ne işin var onunla?” diyorlar, haşa. Bu dereceye kadar da delilikleri var. Geçenlerde bir tane sivri akıllı böyle süpürge gibi sakalları ile karşıma çıkmış bir şeyde. Çalı süpürgesi var, ona benziyor. Eskiden vardı, bilmiyorum şimdi nasıl bir şey. Böyle ağır ağır da böyle ağdalı olgun adam üslubunda konuşuyor. Böyle kelimeleri seçerek tane tane, oturaklı adam, halim selim havası veriyor kendine. Halbuki zıpır, PKK’lı, itin teki biliyorum, ne olduğunu da biliyorum. Dini de kullanan bir insan PKK’nın yeni yöntemlerinden bir tanesi. Önce Darwinizm’e yönelik çalışmamın gereksiz olduğunu anlatıyor, en hayati noktadan giriyorum, en çok ilgilendiren o. Çünkü komünistler için en güzel hal Darwinizm’e dokunulmamasıdır. “Dokunmayın dinime” mantığındalar. Ben de onların dinini karpuz gibi patlattım, parçalayacağım yani devam edeceğim. “Malikanede oturuyor, malikanede” diyor. Nerede oturacaktık peki? Senin gibi böyle izbe, yeraltında, karanlık yerlere gidecek halimiz yok. Müslüman tabii ki evin en güzelinde oturacak. Her şeyin en iyisini, en güzelini hedeflemem de ciğerine oturmuş, onlardan bahsediyor. Tabii birçok konuda saplantılı olduğunu görüyoruz. Ama asıl olan onların çizgisi ile benim bakış açımın farklılığından kaynaklanan bir kompleksleri var. Onu kapatmak için akıl almaz iddialarda bulunmak istiyorlar, onu da beceremiyor. “Masonlarla alakalıdır diyebilirim, diyemem de”, böyle ipsiz sapsız, ne olduğu da anlaşılmamış. Bir şeyler anlatmış geçen günler. Diğer bazı sözleri de var şimdi tek tek uzatmak da istemiyorum, bu kadar yeterli. En iyisi bu konuyu değiştirelim. Sen bana başka bir soru sor.
SUNUCU 1:Tabii Hocam. “Selamun aleyküm değerli Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Daha önceki röportajınızda Kuran-ı Kerim’de Hz. Hızır (a.s.)’ın geçtiği ayetlerden bahsetmiştiniz. Hz. Musa (a.s.)’ya şehirden çıkıp gitmesine ve Hz. Yusuf (a.s.)’un kuyuya atılmasını tavsiye eden kişinin Hz. Hızır olabileceğini söylemiştiniz. Kehf Suresi’nin 16. ayetinde, Kehf Ehli’ne mağaraya sığınmalarını söyleyen kişi de Hz. Hızır (a.s.) olabilir mi Hocam? ‘(İçlerinden biri demişti ki:) Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın’, Kehf Suresi, 16.” Ankara’dan Deniz, soruyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Ankara’dan Deniz, güzel maşaAllah. Ben onu söylemiştim, kardeşlerimize söylemiştim. Kuran’da çok fazla böyle ayet var dedim. İsmi açıkça belirtilmeyen, ama yardımcı olma şeklinde ortaya çıkan kişiler var dedim. Başka da var yine, o kişilerden bir tanesi de odur. Deniz’in gördüğü kişidir. Daha da başka kişiler var, birkaç tane örnek de vermiştim biliyorsunuz. Allah-u alem üslup Hızır (a.s.)’ın üslubu, yöntem de Hızır (a.s.)’ın üslubu. Çünkü “mağaraya çekilin” zaten herhangi bir insanın söyleyeceği bir söz değildir bu. Mağarayı niye söylesin “gidin başka ülkeye geçin. Başka bir yere gidin” der. Ama mağara için ledüni bilgi gerekir yani özel bir bilgi gerekir. Hatta vahye dayalı bilgi gerekir. Olağanüstülük var burada. Çünkü mağarada ne olacağını biliyor o. “Mağaraya gidin bakın neler olacak?” diyor. Değil mi? Onların derin bir uykuya dalacağını ve Allah tarafından korunacağını ve olağanüstü bir boyuta geçeceklerini belirtiyor. Bu Hızır (a.s.)’ın üslubu olduğu için, tabii ki Hızır (a.s.)’dır inşaAllah.
SUNUCU 1:“Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1:“Ben Hollanda Lahey’den İsa. Allah bizi ve bütün Müslüman kardeşlerimizi Mehdi (a.s.)’ye talebe etsin inşaAllah. Hocam deccal şahıs mıdır ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın bulunduğu bölgede mi olacak veyahut yaşayacak? Hocam sizi çok seviyoruz duanızı bizlerden esirgemeyiniz” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) hem Süfyani deccali, hem Mesih deccali aslında karşısına alıyor. Mesih deccalin dinini de tepeliyor çünkü Süfyani deccal zaten Mesih deccalin hampasıdır. Onun çizgisinde hareket eden bir kişidir, Süfyani deccal. Ama o İslam alemine saldıran bir kişi. Mesela Hafız Esad’a baktığımız da, yüz binlerce Müslüman’ı katletti o zamanlar. Gazla, bombayla, şunla bunla katletti ve komünist propagandayla bütün İslam ülkelerine Baasçıdüşünceyi yaydı ve müthiş tahribat meydana getirdi. Ama dikkat ederseniz, komünist, Darwinist sistemin etkisinde bunu yapıyor. Mesih deccalin çizgisinde dikkat ederseniz. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) vurduğunda hem Mesih deccale, hem Süfyani deccale vurmuş oluyor. İkisine birden vuruyor, hepsini tepeliyor. Ama Süfyani deccalin tabii sistemi çok güçlüdür. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü de Süfyani deccalin yapılanmasıdır. Çünkü komünist, Darwinist, materyalist, din düşmanı bir yapılanmadadır. Dolayısıyla hedef olarak Müslümanları hedef almıştır. Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü 3 milyon Müslüman’ı katletmek üzere fişlemişti. İşte tam Süfyan hareketi bu, Süfyani hareket. Allah bunu durdurdu. Bunların hepsi Baasçı düşüncenin etkisinde olan sistemdir. Dolayısıyla tabii ki Süfyan tek bir şahıstır, komitesi vardır. Mesih deccal de, mesela Darwin bir kişidir ama komitesi vardır. Mehdi (a.s.) da bir kişidir ama komitesi vardır. Ekibi vardır, talebeleri vardır.
Bismillah, herhangi bir sayfa açıyorum. Sebahat Özyiğit, Antalya’dan yazmış, onu oku.
SUNUCU 1:Tabii inşaAllah. “Ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s.) devrinde Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü ile beraber Allah dünyaya İslamiyet’i nur olarak hakim edecektir. Allah’ın nuru her yeri kaplayacaktır, İslam bütün dünyaya hakim olacaktır. Ağızlarıyla güya Allah’ın nurunu söndürmek için bir kısım masonlar, Darwinistler, materyalistler, Marksistler, ateistler büyük bir çaba veriyorlar. Fakat bütün bunlara rağmen Ehl-ituğyan ve Ehl-i dalalet mağlup olacak. Sevgi, barış, kardeşlik, dostluk, adalet bütün dünyaya hakim olacak inşaAllah. ‘Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor’, Tevbe Suresi, 32.”
ADNAN OKTAR:Evet. Bu Ahir zamanda tam tahakkuk edecek, Allah nurunu tam tamamlayacak ve parlatacak. Nurunun tam olması, nurunun tam parlaması, İslam’ın dünyaya hakim olması ile olur. Öbür türlü baktığımızda tabii ki Kuran’ın inmesi ile Allah nurunu tamamlamıştır. Ama nurunun parlaması ve o ifadenin tam yerini bulması İslam’ın dünyaya hakimiyeti ile olur. İnşaAllah bu da olacak. O zaman Seda, elini kolunu sallayarak istediğin gibi gezeceksin, istediğin yere tek başına gideceksin. Kimse sana laf söz söylemeyecek, güvenlik içinde olacaksın, sevinç içinde olacaksın. Ekonomi tam rayına oturmuş olacak. Sosyal sistem tam oturmuş olacak. Adaletsizlikler kalkacak ve savaşlar kalkıyor. O koskoca tanklar var, tonluk tanklar, leoparlar, şunlar bunlar falan. Onlar kitlevi olarak hepsi eritilecek, tek tek. O obüs topları, sahra topları hepsi eritilecek. Sırf o tanklar, toplar dünyaya en az yüz yıl yeter yani demir olarak, demir ihtiyacı açısından. Hiç yer altından demir çıkartmaya gerek yok. Bereket, bolluk çağına doğru gidiyoruz. İnşaAllah kardeşimiz de onu yazmış. Devam edelim.
SUNUCU:Devam edelim Hocam, inşaAllah. Samsun’dan Nazım Kutlu. “Cübbeli Ahmet’in yeni çıkarttığı Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili CD setinin, ikinci CD’sindeki açıklaması aynısıyla böyle. Takdir milletimizin. Ben ilk duyduğumda inanmamıştım ama gerçekten doğruymuş. Müteşabih hadis-i şerifleri Cübbeli Ahmet açıklamayı bilmiyor. Cübbeli’nin bu sözleri birçok insanın imanına olumsuz etki ediyor olabilir. Bediüzzaman Hazretleri’nin, Harun Yahya Hocamız’ın açıklamaları nerede, Cübbeli’nin açıklamaları nerede. Harun Yahya Hocamızı Allah başımızdan eksik etmesin. İşte Cübbeli’nin sözleri; ‘Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığı zaman yeryüzü içinde bulunan altın madenlerini dışarıya vurmaya başlayacak. HocaEfendi desene hiç gidilmez. Niye? Bir de baktın ki evin bahçesinden kocaman direk gibi, sütun gibi altın çıktı. Şimdi sen bu altını bırak da git Mekke'ye. Aç susuz Mekke'de ne yiyeceksin. İşte ne diyorum sana işler zorlaşacak, kolay olmayacak. Yeryüzü diyor, nasıl olsa artık Kıyamet yaklaştı, altının gümüşün kimseye yarayacağı yok. Direk gibi altınlar. Direk ne demek biliyor musun? O caminin direkleri var, koca koca direkler... Yani bizim camiye bakma sen. Bizim caminin buranın direkleri apartman direkleri, bunlar küçük. Sen Fatih Camisi'nin direklerini biliyor musun? Süleymaniye'nin direklerini, Fil Ayakları'nı biliyor musun, Fil Ayakları’nı. Kaç ton? O direkleri gör işte bak, kafandan takken düşer, o kadar uzun direkler. O direkler gibi altınları toprak çıkaracak dışarı atacak. Bir de bakacaksın böyle koca koca sütunlar gibi altın madenleri, som altın. Dışarı vurmuş. Şimdi millet bir küpe için bir yüzük için birbirinin kafasını kırıyor. Millet birbirini öldürüyor. O kadar altını sokakta görenler ne yapacak acaba? İşte Kıyamet yaklaştı’.”
ADNAN OKTAR:İşte Cübbeli’nin o çocuksu dünyasındaki garip anlatımlarından bir tanesi. “Fil Ayağı” demek, “yaklaşık üç buçuk, dört metre falan genişliğinde, yüz, yüz elli metre yüksekliğinde sütunlar boş olan her bahçeden fışkıracak” diyor. Som altın, yirmi dört ayar altın. Yani “işlenmiş altın yirmi dört ayar, her yerden yerlerden fışkıracak” diyor Cübbeli. Yani ben ne diyeyim buna? Kuran’da nerede, hangi dönemde böyle bir olay olmuş? Nasıl olsun böyle bir şey? Bu aklın ihtiyarını alır. Bir de ne yapsın millet o altını, ne işe yarar? Bir kere trafik falan her şey durur, öyle bir şey, bütün şehirler yıkılır. Her yer altın, milyonlarca ton altınla dolmuş olacak her taraf. Hiçbir işe de yaramaz. Cübbeli’nin anlattıklarından yine en mantıklısı bu. Öbürleri daha da galiz. Havada uçan eşekler mi dersin, bilmem ne, tabii. Yaklaşık üç yüz metre boyunda bir eşek, otuz metre de kulakları varmış. Ondan sonra, Atlas Okyanusu’ndan gidip yaklaşık yirmi kilometre boyunda olan deccali alacakmış, zincirini koparacakmış eşek. Nasıl olacaksa bilmiyorum veyahut deccal koparacak. Eşeğin üzerine binecekmiş, eşek de anırarak hep beraber İstanbul’a gelecekler. Şimdi deccal ile de savaşacak kimse olmadığına göre, yani en akıllımız o olduğuna göre, onun kafasına göre, en alim olan, ehl-i sünnete de en titiz olduğu kanaatinde. Eşeğin üzerinde tırmanacak, herhalde yardımcıları çıkaracak. Çünkü tek başına da çıkaracak gibi durumu da yok. Yardımcılarıyla çıkaracak herhalde. Bastonuyla vura vura o deccali öldürecek. O yirmi kilometrelik deccali, öyle gibi görünüyor yani ve buna inanmamızı istiyor. Böyle bir şey yok. Açar Risale-i Nur Külliyatı’nı okursa, doğrusunu, gerçeğini öğrenmiş olur. Risale-i Nur Külliyatı’nda bunların en akılcı, en güzel, en tutarlı açıklamaları vardır. “Okumadım, bilmedim” diyor. Risale-i Nur’u bilmiyorsan, sen nasıl alim oluyorsun?
SUNUCU:İnşaAllah. Cümleleri de hani “şimdi sen bu altını bırak da git Mekke'ye, aç susuz”.
ADNAN OKTAR:Hayır üslup da yani bir alim üslubu gibi değil. Biraz avami bir üslup kullanıyor. Mimikler, hareketler, çıkarttığı sesler, konuşmalar biraz yani karagöz havası gibi. Daha değişik bir görüntüsü var. O da garip tabii ama yapacak bir şey yok. Beğenenler de var o haline rağmen, “çok şahane” diyorlar adamlar. Alın hayırlı uğurlu olsun o zaman, verdikleri tahribatı da görmüyorlar. Şimdi gitsen bunu bir yerde anlatsan, adam Kuran’ı açacak, nerede Kuran’da böyle bir üslup var, hangi peygamber döneminde böyle bir şey olmuş? Her anlattığı Kuran’a zıt, bu konularla ilgili anlattıkları. Çok nadir Kuran ile mutabık olanlar var. Biz anlatmazsak olmaz. Onu o şekilde bilip imanını kaybedebilir birçok insan. Mecburen sürekli gündemde tutuyorum. Çünkü sürekli anlatıyor, gidiyor orada burada. Sessiz sedasız birçok insan imanını kaybediyordur. Mesela bak, Fethullah Hoca bile Darwinizm ile ilgili bir şey anlatılıyor “o beni sarstı” diyor. Ama bak gizli, gizli dünyasında sarsıyor. Böyle şeylerde din anlatıldığında, adamın gizli dünyasında onu çok ciddi sarsar. Söylemez ama çok olumsuz etkilenir. Gizleyebilir, biz bilinçaltının da doğru olmasını sağlamaya çalışıyoruz, inşaAllah.
Bir dakikamız kalmış. İkinci yarıda devam ederiz. İnşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah, o zaman ara veriyoruz Hocam izninizle inşaAllah. Kısa bir aranın ardından tekrar devam edeceğiz.
Yayınımıza tekrar hoş geldiniz. Hatırlatma yapalım her zamanki gibi, harunyahya.tv sitesinden yayınımızı yirmi dört saat takip edebilirsiniz. Aynı zamanda soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.comadresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org, harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Evet, şimdilik hatırlatmalarımız bu kadar. Hocam devam mı ediyoruz?
ADNAN OKTAR:Bismillah, Yusuf Suresi’ni açmışsın. Evet, şeytandan Allah’a sığınırım, bak “Allah’a sığınırız” yazıyor, ben de tam onu derken, gördün mü, şurada yetmiş dokuzuncu ayet. Yetmiş dokuza bak, “Allah’a sığınırız”.
SUNUCU:Evet.
ADNAN OKTAR:Tam gözüm oraya ilişti, onu söyledim maşaAllah. “Dedi ki: eşyamızı kendisinde bulduğumuzun dışında birisini alıkoymamızdan Allah’a sığınırız. Yoksa bu durumda kuşkusuz biz zalim oluruz. Ondan umutlarını kestikleri zaman, (durumu) kendi aralarında görüşmek üzere bir yana çekildiler.” Bak “kendi aralarında görüşmek üzere bir yana çekildiler”, onun yanında konuşmuyorlar, duymasın diye. Durum değerlendirmesi için bir yana çekiliyor, bu normal bir hareket değil. “Onların büyükleri dedi ki: "Babanızın size karşı Allah adına kesin bir söz aldığını ve daha önce Yusuf konusunda yaptığımız aşırılığı (işlediğimiz suçu) bilmiyor musunuz?” Bu aynı şekilde Mehdi (a.s.)’a da bakan bir ayet. Çünkü Müslüman bir kısım kişiler, Müslüman olan kişiler Mehdi (a.s.)’a karşı iş çevirecekler, oyun hazırlayacaklar, bir köşeye çekilerek, durum değerlendirmesi yaparak oyun oynayacaklar. Bak, “daha önce Yusuf konusunda yaptığımız aşırılığı”, Mehdi (a.s.) konusunda da aşırılık yapacaklar, yani münasebetsizlik, taşkın hareketler, taşkın tavırlar. “(İşlediğimiz suçu) bilmiyor musunuz? Artık (bundan böyle) ben, ya babam bana izin verinceye kadar veya Allah bana ilişkin”, buna olması lazım, baskıda hata olmuş demek ki, onu Hocamıza hatırlatırız. Bu sayfada 245. sayfada “Allah bana, (buna) ilişkin hüküm verinceye kadar (bu) yerden kesin olarak ayrılamam. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır." Bir hüküm verileceği vakit konu bitmeden olay yerinden ayrılmak doğru değildir. Kuran buna işaret ediyor. Netleşinceye kadar. Mesela “yarın görüşürüz” diyor, çok önemli bir konu, hemen halledilmesi lazım mühim bir konu olduğunda ve olay yerinden ayrılmamak lazım. Değil mi? Mesela bir şey oluyor, adli bir vakada da oluyor, bırakıp gidiyorlar. Halbuki sıcağı sıcağına o anda halledilmesi lazım. Geciktiğinde birçok delil, birçok olay yok olabilir, Kuran ona işaret ediyor. "Dönün babanıza ve deyin ki: 'Ey babamız, senin oğlun gerçekten hırsızlık etti'.” Mesela bak burada, bu da bir ledün ilminin yansımasıdır. “Biz, bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Biz gaybın kollayıcıları değiliz. İçinde (yaşamakta) olduğumuz şehre sor, hem kendisinde geldiğimiz kervana da. Biz gerçekten doğruyu söyleyenleriz. (Şehre dönüp durumu babalarına aktarınca o:) "Hayır" dedi. "Nefsiniz sizi yanıltıp (böyle) bir işe sürüklemiş. Bundan sonra (bana düşen) güzel bir sabırdır".” Yani burada Kuran’da bak “sabırdır” demiyor, “güzel bir sabır”, yani derin bir sabır. Sabır hem sevginin devamını sağlayan, hem Allah’ın rızasını kazanmamızı sağlayan bir durumdur. Mesela bir insan anormal bir hareket yapabilir, sabırlı olursa onun sevgisi devam eder ama sabırsız olur da ters cevap verirsen aranız bozulur. Mesela aksi bir insana sürekli sabır gösterirsen, sürekli onun sevgisini devam ettirmiş olursun. Sabırsız olursan kopar gider. “Umulur ki Allah (pek yakın bir gelecekte) onların tümünü bana getirir.” “Umulur ki Allah onların tümünü bana getirir. Çünkü O, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi olanın Kendisi'dir. Ve onlardan yüz(ünü) çevirdi ve: "Ey Yusuf'a karşı (artan dayanılmaz) kahrım" dedi ve gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı. Ki yutkundukça yutkunuyordu.” Üzüntünün insanda meydana getirdiği rahatsızlıklara Allah dikkat çekiyor. Bak; “gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı.” Bir kere gözün parlaklığı kaybolur üzüntüden, göz matlaşır. Yani gözyaşı bezine bile etki eder. Gözyaşı bezi kasılır. Kasılma meydana gelir. Gözyaşı bezi görevini yapamayacak hale geldiği için göz kurumaya başlar ve enfeksiyona açık hale gelir göz. Rahat rahat kızarır, uykusu gelir, bitkinleşir. Ama neşeli olan bir insanın gözleri pırıl pırıldır. Değil mi? Canlanır, bilinir. “Ve yutkundukça yutkunuyordu.” Klasik üzüntüde insanlara böyle hani ağlama hissi gelir de yutkunur ya sürekli, ona dikkat çekiyor ki çok tehlikeli bir şey bu. “Allah adına, hayret” dediler.” Bakın Allah adına konuşuyorlar sürekli. Ama bu arada anormal hareket eden insanlar bunlar. “Hala Yusuf'u anıp duruyorsun.” O durumda ama, sonra düzeliyorlar inşaAllah. “Hala Yusuf'u anıp duruyorsun. Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın.” Yani Allah esirgesin, üzüntü sonucunda insan ölebilir de, hastalanma da olur. Bütün hastalıkların ve birçok ölümlerin kökeninde üzüntü vardır. Kuran buna dikkat çekiyor. Üzüntüyü o yüzden Allah haram kılmıştır. Üzülmek haramdır. Mesela bir çok enfeksiyon, vücuttaki bir çok urun gelişmesine üzüntü sebep olur. Çünkü üzüntü vücudun savunmasını kırıyor. Vücut savunması kırılınca vücut anormal hücrelere karşı mücadele gücünü kaybediyor. Yani kanserojen hücrelere karşı mücadele veremiyor, onları yenemiyor. Onlar atağa geçiyor veyahut mesela enfeksiyon oluşuyor, akciğerinde veya beyninde herhangi bir yerde. Vücut direnci kırıldığı için üzüntüden dolayı enfeksiyon çok rahat ele geçirebiliyor. Ve o kişiyi öldürebiliyor. Mesela tansiyonun sebebi üzüntüdür. Hatta kolesterol yükselmesine de sebep olur üzüntü. Ani kolesterol patlamasına sebep olur ani üzüntüler. Müthiş vücutta üzüntü çıkışı oluyor, yükseliyor. Ve aniden tıkar damarı ve biliyorsunuz enfarktüs gelişiyor ondan sonra. “Hastalanacaksın veya helake uğrayanlardan olacaksın. Dedi ki; ‘ben dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah’a şikayet ediyorum.’” İnsanlar vardır işte “bacaklarım ağrıyor, sırtım ağrıyor der, işte ekonomik yönden çok rahatsızız, beş paramız kalmadı sürünüyoruz, işte günlerden beri bel ağrısından perişanım”, bunu kime söyleyecek insan? Sadece doktora söyleyecek. Şifa kastıyla söyleyecek. Ve eğer bir şikayeti varsa Allah’a söylemesi lazım. “Ben dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah’a şikayet ediyorum.” Dikkat edin sohbetlerde hep hastalık sohbeti yaparlar. Biri der ki işte “dizim ağrıyor”, “benim de dizim ağrıyor”. İşte “kulağım ağrıyor”. İşte “acıktım”, “susadım”, “uykum geldi”. Bunlar çok sıradan hareketlerdir yani zaruri olması dışında, yani bunu bir sohbet konusu olarak yapmak sıradan bir harekettir. Çünkü acıktıysan git yemek ye, seni kimse engellemez. Uykun varsa rica edersin, müsaade alırsın gider uyursun. Ama durup durup “uykum var” deyip pineklemek, o tip hareketler yapmak biraz itici durur. Anormal bir hareket olur değil mi? “Susadım” diyor sürekli, susadıysan git iç. Biraz garip şeylerdir bunlar. Yahut “kendimi hiç iyi hissetmiyorum” diyor. İyi hissetmiyorsan ilaç al veyahut doktora git ama onun ortamı olumsuz etkileyeceği bellidir. Yani yakışık alacak bir hareket olmaz. “Ben Allah'tan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum” diyor, vahye dayalı bilgi olduğu için buna dikkat çekmiş inşaAllah. “Oğullarım, gidin Yusuf ile kardeşinden (etraflı bir araştırma yapıp) bir haber getirin”, mesela Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’yı araştırın, ondan bir haber getirin şeklinde de yorumlayabiliriz, yani Ahir zamana bakan yönüyle. “Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.” Mesela Mehdi (a.s.)’nin çıkışından ümit kesmek olmaz. İslam’ın dünyaya hakimiyetinden ümit kesmek olmaz. Veya hastaysa “ben mutlaka perişan olurum artık bundan sonra” diyor. Bu haramdır hiç belli olmaz. Mesela bilimsel bir gelişme olabilir bir şey olabilir, Allah yeni bir imkan meydan getirebilir. En ümitsiz hastalıklarda bile insanlar ümitsiz gördükleri hastalıklarda, bir şifa olabiliyor. Mesela bizim Oktar Babuna bütün doktorlar ittifak halindeydi, en gelişmiş kanser çeşidi kan kanseri. Sorduk “bu hastalıktan dünyada yaşayan yok şu anda, bu hastalığa yakalanıp da ölmeyen adam yok, hepsi öldü şuana kadar” dediler. Oktar’ın babası da çıktı dedi ki, “ben tedavi olacağını bilsem servetimi harcarım, paramı harcarım. Ama ben tedavi olmayacağını bildiğim için mutlaka öleceğinden emin olduğum için para harcamak istemiyorum, para vermeyeceğim“ dedi. Televizyonda açıkça söyledi bunu. Ben Allah’ın rahmetinden ümit kesilmeyeceğini bildiğim için Kuran’ın hükmüne göre, var gücümle Oktar’a yardımcı oldum kurtulması için. Hatta kemik iliği buldular yüzde doksan dokuz uyuyor; “yüzde doksan dokuz olmaz” dedik; “yüzde doksan dokuz virgül doksan dokuz virgül doksan dokuz, o tarz bir şey olacak” dedim. Nitekim dediğimize uygun bir ilik bulduk sonunda, hakikaten doksan dokuz virgül doksan dokuz oldu gibi oldu yani her yönden uyumlu. Ameliyatı oldu, tedavisi oldu. Dünyada tek bu hastalıktan yaşayan kişi şu an Oktar. Başka kimse yok. En şiddetli kanser çeşidi, kan kanseri çeşidi. Bakın tedavi olanlar da mutlaka ölmüşler şu ana kadar. Tek yaşayan kişi ve zımba gibi görüyorsunuz, inşaAllah. İşte bakın bu ayetin bir tecellisidir bu da inşaAllah.
Ahzab Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım; sağ tarafı Secde Suresi, sol tarafı Ahzab Suresi. Ahzab Suresi burada başlıyor, burada da Secde Suresi var Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey Peygamber, Allah'tan sakın, kafirlere ve münafıklara itaat etme.” Yani onlara göre Müslüman hareket edemez, Kuran’a göre hareket edecek. “Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.” Yani Allah seni korur diyor. Tevekkül çok önemlidir. Tevekkülsüzlükten insanlar mutsuz oluyorlar. Mesela imtihana girecek tevekkülsüzlükten eli ayağı boşanıyor, şekeri düşüyor biliyorsunuz, perişan oluyor. Hatta yapamıyor yani, felç oluyor adeta. Halbuki tevekkül etse, Allah’a bıraksa zaten Allah cevaplarını verecek, onu vesile edecek. Her şeyi Allah yapar. Tevekkül etmediği için dehşete kapılıyor. Mesela bir şey soru soruyorlar, tevekkül etmiyor heyecandan dili tutuluyor konuşamayacak hale geliyor. Halbuki onu konuşturacak zaten Allah. Onun yapacağı bir şey yok. O sadece halim sakin, Allah’a teslim olacak gerisine karışmayacak. Secde Suresi’nde ise 78. ayet: “Derler ki: eğer doğru söylüyor iseniz şu fetih ne zamanmış?” Yani dünya hakimiyeti ne zaman? Söylüyorlar ya bize de soruyorlar, “dünya hakimiyeti ne zaman olacak?” "Eğer doğru söylüyor iseniz, şu fetih ne zamanmış?" Bu ayetin ebcedi 2041 tarihini veriyor. Tam dünya hakimiyeti. İslam’ın dünya hakimiyetinin tarihini veriyor. “De ki: ‘Fetih günü, inkâr edenlere (o gün) inanmaları bir yarar sağlamaz ve onlara bir süre de tanınmaz.’” Yani “İslam hakim olduktan sonra küfrün ‘biz işte pişman olduk vazgeçtik’ demeleri bir şey sağlamaz” diyor Allah. Yani daha önceden iman etmelerinin makbul olduğunu söylüyor Allah. “Öyleyse, sen onlardan yüz çevir ve bekleyedur; gerçekten onlar da beklemektedirler.” Yani “küfür içinde olan inatçı olan insanla illaki muhatap olmanız gerekmez” diyor Allah. “Yüz çevirin, konuşmazsınız” diyor inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Nahl Suresi 125. “Rabbinin yoluna” yani Allah’ın yoluna, Kuran’ın yoluna, İslam yoluna, “hikmetle”, hikmet nedir? Kısa ve özlü güzel söz. Mesela bazı kişiler vardır. Sabaha kadar konuşuyorlar. Başlıyorlar. 10’da başlıyor, 4’e kadar. İnsanlar artık bitiyor, bitap oluyor. Daha hala “bu konuyu sonuçlandırmamız mümkün değil. Sonuçlanmaz bu konu” diyor. Ne konuştunuz o zaman siz o saate kadar? Çünkü dini konuları tenzih ederim, boş konuşuyorlar. Yani samimi inanmadığı için net, özlü, kesin, derli toplu konuşamıyorlar. Bak “hikmetle ve güzel öğütle”, mesela “öğütle” demiyor Allah, “güzel öğüt”. Yani “kalbe etki edecek, samimi bir üslup. Candan ve nezaketli, gönlü okşayan, ruhu okşayan, sevecen bir üslupla konuş” diyor Allah. “Çağır, tebliğ et”. “Ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et.” Bakın “onlarla güzel bir biçimde” demiyor Allah. “Mücadele et“ de demiyor bakın, “güzel bir biçimde” de demiyor. “En güzel bir biçimde mücadele et”, yani sinirlenme, öfkelenme, nezaketli, saygılı, sevecen derinliği olan, hikmetle, karşı tarafın psikolojisini bilerek, karşı tarafı sarsmadan. Hatta tebliğ yaparken karşı tarafı gözünden takip etmek gerekir. Yani çünkü irkildiği noktalar olabilir, rahatsız olduğu noktalar olabilir. Anlayıp anlamadığını akıllı bir insan gözünden anlar bir insanın, konuşurken. Veyahut sıkılıyorsa o da anlaşılır. Sıkıldığında konuyu değiştirirsin. Onun daha rahat anlayacağı bir üsluba geçersin. Mesela dikkat kesildiği bir konuyu geçmezsin. Daha onu açarsın. Madem ona tekzif olmuş, onu önemli görüyor ona daha yoğunlaşırsın. Ama o arada da onun tabii gönlünü almak, onun sevgisini kazanmak da çok önemlidir. Yani karşında bir et yığını yok, bir insan var. Ona göre konuşacaksın. “Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.” Hidayete erenler Mehdiyet’tir, sapanlar da deccaliyettir. “Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin.” Yani sana ne yaptıysa onunla cezasını verin, karşılığını verin. “Ve eğer sabrederseniz” diyor Allah, yani intikam almazsanız. “Andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır” diyor Allah. Cinayette de böyle. Mesela ayet var. Cinayette kısas var Kuran’da. Adam öldüren öldürülür. “Ama affederseniz sizin için daha hayırlıdır” diyor Allah. Yani cinayeti affediyorlar. Adam mesela “pişmanım, binlerce kere pişmanım. Allah beni affetsin” diyor. Yerlere kapanıyor, ağlıyor, “ben çok sarsıldım” diyor. Affediyor. “Ben ömür boyu sizin kölenizim. Allah rızası için hizmet edeceğim. İslam’a hizmet edeceğim. Binlerce kere pişmanım” diyor. Kısastan vazgeçiyor Müslüman da, affediyor. Mesela Hz. Vahşi (r.a.) öyle oldu biliyorsunuz. Hz. Hamza (r.a.)’ı şehit etti. Bir de çıkarttı ciğerini parçaladı, ciğerini ısırdı, ciğerini yedi. Sonra “ben pişman oldum. Çok pişman oldum” dedi Peygamberimiz (s.a.v.)’e geldi. “Beni affetsin. Ben Müslüman oldum” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) de onu affetti. Ki amcası bakın Hz. Hamza (r.a.). Peygamberimiz (s.a.v.)’in gözünün önünde oldu bu olay, değil mi? Bak nefsaniyetle hareket etmiyor. Affetti. Ve “Hz. Vahşi Radıyallahu Anh” deniyor şimdi. Sahabedir. Sevgiyle anılıyor inşaAllah. Yani İslam’ın sevgi anlayışının, toleransının ne kadar geniş olduğunu anlamak açısından. Bir de “İslam terör dini, anarşi dini” diyorlar. Hangi dinde var bu, bu şefkat, bu affedicilik, bu merhamet? “Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir.” Sabır nedir? Mesela yardımseverlikte sabırlı olacağız. Güzel sözde sabırlı olacağız. Diyor ki adam “ya sürekli iyi davrandım. Yetti artık” diyor. Yok yetmez. Yani sonu yoktur. Sürekli iyi davranacaksın. “O bana sürekli kötü davranıyor” diyor. Olsun. Sürekli iyi davranırsın. Yani ne gerek? Ne kazanacaksın ters davranınca, değil mi? Mesela “yardım ettim ettim de ne oldu?” diyor. Ne oldu Allah’ın rızası kazandın. Devam edeceksin. Sabırlı olacaksın. “Onlar için hüzne kapılma.” Muhkem ayet. Bak açık, Allah haram kılmış. Hüzün haram. Yani üzüntüyle gözleri hafif hafif ağlar, üzüntülü yutkunur, üzüntülü gezer biliyorsunuz. Allah bunu haram kılmış. Diyorlar ki “sırf domuz eti haramdır, kumar haramdır.” Bakın size bir haram daha. “Onlar için hüzne kapılma”, haram işte. Hüzne kapılmak haramdır. Üzülmeyecek Müslüman. “Ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.” Bu da farz. Mesela seni mahkemeye verebilirler, oyun oynayabilirler. Tuzak kurabilirler. Canını yakabilirler. Malına mülküne el koyabilir Allah. Bundan dolayı sıkıntıya girmeyecek. Sıkıntı da haram. Diyor ya “sıkılıyorum” diyor. Sıkıntıya sen karar veriyorsun. Canın istese sıkılmazsın. Sıkıntının emrini insan beyni vermiyor mu? Tamam karşı emir ver. Yasakla. Allah bak sıkıntıyı da yasaklamış. Hüznü ve sıkıntıyı. Sıkıntıya düşme. “Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.” Bakın, “Allah’tan korkun” diyor Allah. “Sakının”, yani kötülük yapmaktan, insanları üzmekten, canını yakmaktan, kötü sözden, insanları mahcup etmekten, yani insanlara zarar veren her şeyden sakının ve iyilik edenlerle beraber. “Sürekli iyilik yapacaksınız” diyor Allah. Israrla iyilik yapılacak. İşte bunun sonucunda Cennet gibi bir dünya oluyor. Mehdiyet’in özetidir bu ayetler. Mehdiyet nasıl olacak diyorlar? İşte böyle oluyor. Herkes birbirine iyilik yapıyor. Herkes birbirine karşı sabırlı. Herkes birbirine karşı şefkatli. Herkes merhametli. Sıkılan adam bulamıyorsun. “Öf sıkıldım” diyen yok. Hüzünlü adam göremiyorsun. Herkes neşeli. Haram olduğu için üzülemiyor adam. Haram olduğu için sıkılamıyor. Pintilik yapamıyor, haramdır pintilik. Dağıtıyor malını. Yardımseverlik, diğergam olmak farzdır. Allah’ın emridir. Herkes birbirine yardım ediyor. O zaman tabii olarak bir Cennet ortamı oluşuyor dünyada. Bu dünyada ilk defa tam anlamıyla dünya çapında Hz. Mehdi (a.s.) döneminde oluşuyor olacak. Bir kısım Nur talebesi kardeşlerimiz diyorlar ki “Nasıl olur? Hepsi Peygamberiz (s.a.v.) zamanında bile olmadı. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında nasıl olur?” diyorlar. Kardeşim Allah söylüyor. Allah “olur” deyince oluyor. Niye olmasın? Bu Allah’ın hükmü değil mi? Bütün dünyayı kafir edebiliyor Allah. Mesela Darwinizm’i dünyaya hakim etti. İnsanların yüzde 95’i dinsiz imansız oldu. Bu oluyor, buna şaşırmıyorsun, iman etmelerine neden şaşırıyorsun? Alışmışlar negatif düşünmeye, değil mi? Yani 350 milyon kişiyi Hitler, Mussolini öldürdü, perişan etti. “350 milyon insanı mutlu edeceğiz biz, sevince gark edeceğiz” deyince, “olur mu ya öyle şey” diyor. Kardeşim öldürüp üzüntü vermek mümkün oluyor da kurtarıp sevinç vermek niye mümkün olmuyor? İlla şeytani düşünecekler, tersine düşünecekler. “Kötülük olabilir ama iyilik olamaz” diyor. “Gece olabilir ama gündüz olamaz” diyor. “Negatif olur ama pozitif olamaz” diyor. Olur mu böyle şey? Bu şeytani düşünmedir. Rahmani düşünecekler.
Bak Bediüzzaman ne diyor? 27 Mart 1909’da. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi”, bakın “en büyük farz” diyor. Farzlar var ya, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi görevi, ittihad-ı İslam’dır (İslam Birliği'dir)” diyor. Şimdi bu en büyük farzı Müslümanların yerine getirmesi lazım. Adam “olur mu böyle şey” diyor? Küfür hakim oluyor oluyor da İslam niye hakim olamıyor, değil mi? Mesela Türk Birliği, Türk-İslam Birliği. Bir kere Türklerin birliği o kadar makulki. “O olmaz” diyor. Kardeşim Allah vermesin bizden Erzurum’u alsalar, Konya’yı alsalar, Samsun’u alsalar, biz de desek ki İstanbul’da “daha önce beraberdik. Yeniden birleşeceğiz. Bunda ne var?” desek, “olmaz bu imkansız” diyorsa bir adam, bunun bir mantığı var mıdır? Daha önce nasıl beraberdin? Yine beraber olmak istiyorsun. Bu kadar basit. Babayı oğuldan ayırmışlar, anneyi kızından ayırmışlar, biz “bunları birleştireceğiz” diyoruz. Bunda şaşacak ne var? “Müsaade etmezler” diyor. Allah müsaade ettiren veya ettirmeyendir. Adam Amerika’yı, Rusya’yı haşa Allah’ın üzerinde görüyor. O zaman çok anormal bir durum olmuş olur. Bakın bir daha söylüyorum Bediüzzaman’ın bu sözünü. Unutmasın Nur talebesi kardeşlerimiz de. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi (görevi) ittihad-ı İslam’dır (İslam Birliği'dir).” Bunu her yerde internette de yazsınlar kardeşlerimiz. Bir daha söylüyorum. İnternetten çünkü bizi takip eden şu an 60 -70 bin kişi oluyor genelde. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslam’dır (İslam Birliği'dir).” Altına da Said Nursi diye yazsın kardeşlerimiz, inşaAllah. İslam Birliği dedin mi kötü söz söyleyen adam olmamalı. Şimdi öyle şeytani göstermişler ki. “İslam Birliği deyince ne olur?” “Önce hepinizin bir kafasını keserler. Elinde sopalı kıllı kılçıklı herifler çıkar sizi döverler. Size kitap okutmazlar. Bilimden alakanız kesilir. Müzik de dinleyemezsiniz. Sanat da olmaz. Hayat durur.” Hayır böyle psikopatlar var, yobaz kafalı tipler var, o ayrı. Saflığından, cahilliğinden yapanları tenzih ederim de ama şeytanlığından öyle düşünenler de var. Bakın Cennet gibi bir sistemi, Cehennem gibi göstermişler. Deccaliyetin özelliğidir. Cehennem gibi bir sistemi de Cennet gibi göstermişler. Uyuşturucu kullanıyorlar. Fuhuş var, rezillik var. Mafya, it kopuk. Adamlar asılıyor kesiliyor. Çocukların ırzına geçiliyor. Kadınlar gündüz gözüyle kaçırılıyor. Kafasına kurşun sıkılıp öldürülüyor. Öbürü orada itlik çakallık yapıyor. Birbirini tehdit ediyorlar. Yani tam bir kabus. Adam bunu Cennet gibi görüyor. “Ne var, ne kadar güzel demokrasi var. Görmüyor musun? Özgürlük var” diyor. “İslam çok korkunç. Allah vermesin sen neden bahsediyorsun?” diyor. Bak deccaliyetin özelliğidir. “Cenneti Cehennem gibi, Cehennemi de Cennet gibi gösterecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bakın Cenneti Cehennem gibi gösterecek. Yani “İslam’ı Cehennem gibi gösterecek size, Cehennemi de Cennet gibi gösterecek” diyor. Tam şu an tahakkuk etmiş durumda.
SUNUCU:Siteleri de hatırlatma yapalım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
SUNUCU:www.harunyahya.tv sitesinden yayınları 24 saat takip edebiliyorsunuz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden ulaştırabiliyorsunuz. Aynı zamanda www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebiliyorsunuz.
ADNAN OKTAR:“Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (kıyamete kadar) hak üzerinde hakim olacaktır.” Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerine bakan bir hadis.
“ ‘Ümmetimden bir taife’ cümlesinin ebcedi 1542’dir” diyor Bediüzzaman. “Zahirine alel hakkı, hak üzerine olacaktır. O da 1506 eder” diyor. 1506’ya kadar hak üzerinde olacaklardır. Yani İslam’ı yaymaya devam edecekler. Çok acayip bu bakın. 1506 tarihini veriyor, “hak üzerinde olacaktır” kelimesi. “Ümmetimden bir taife”, 1542, bakın oraya kadar devam ediyor. 1542’ye kadar Müslümanlar var. “Allah’ın emri gelinceye kadar” Kıyamet oluncaya kadar, 1545. Bakın kelime kelime mutabık, görüyor musunuz? Çok şaşırtıcı. Bediüzzaman’ın Ahir zamanı anlatırken hadisten ve Kuran’dan çıkarttığı ebcedler. Bakın her cümlede mutabakat var ve her cümlede ayrı bir tarih çıkıyor. “Ümmetimden bir taife” bak 1542. “1542’ye kadar Müslümanlar devam edecek” diyor. “Hak üzerinde olacaktır” 1506. “1506’ya kadar açık galibane, Hicri 1506’ya kadar” diyor. “’Allah’ın emri gelinceye kadar’ da 1545 tarihini verir. Ve Kıyametin kopuşuna işaret eder” diyor. Kuran harfleri var, elif, be, te, onların hepsinin bir rakamsal karşılığı vardır Arapça’da. Eskiden rakam yoktu, harflerle toplama çıkarma yapılıyordu ve onların hepsinin bir rakamsal karşılığı vardı. Kuran’da da o rakamsal karşılığa göre bir tarih kodlama sistemiyle karşılaştık. Buna inanılması farz değil ama çok şaşırtıcı, tam mutabakat var. Nereye baksak yüzlerce tarih tam doğru çıkıyor. Ama bir dahaki sefere, inşaAllah yarın, ebcedin ne olduğunu çok detaylı anlatayım. Çünkü bilinmiyor ebced. Bu tarz konuların ne olduğunu ve hangi anlatım teknikleriyle bunların anlaşıldığını bir anlatayım. Bir de çok tabii rahatsız oluyorlar böyle bir konudan. “Ne gerek var böyle şeylere.” Sanki biz “farz” demişiz gibi. Halbuki “farz” demiyoruz zaten. Harikalık var. Şimdi ben mesela hayatımda sürekli, farz edelim 27 rakamı, her yerde karşıma çıkıyorsa 27 rakamı. Evim 27, arabam 27, başka şeyler 27, önüne gelen her şey 27, bunda bir harikalık vardır. Ben bunu herhangi bir konu gibi ele alabilir miyim? İşaret vardır.
Aman aman. “Said Nursi’nin hatası” diyor. Üç tane ünlem koymuş. “Yiğitseniz okuyun ekranda” diyor. Allah Allah ne giriş. Şu an ben yiğit olmuş oluyorum. “Selam sayın Hocam” diyor. Aleyküm selam ve rahmetullahu ve berekatuhu. Ama biraz da benim gururumu böyle şey yapayım, tahrik edeyim de Hocamız okusun. Öbür türlü olmaz. Hani yiğitlik. Ben de yiğitliği bırakmayacağıma göre. Ona ne gerek? “Allah rızası için okuyun” dersiniz, olur biter. “Sayın Hocam ilk röportajınızda Kıyamet tarihi olarak 1577 tarihini veriyordunuz”. Doğru. “Son bir yıldır 1545 tarihini veriyorsunuz. Yalnız Said Nursi’nin 1545, 1560, 1577 tarihlerini verdiğini söylediniz bir röportajınızda. Şimdi eğer Kıyamet tarihi 1545 ise diğer iki tarih boşa gidiyor. Dolayısıyla siz “Said Nursi hakkında verdiği her tarih çıkmıştır” demiştiniz. Şimdi neye inanmak gerekli? Bu konuda son sözünüz nedir? Yazımda herhangi bir kusur varsa şimdiden özür diliyorum”. Kusur da değil de üslup olarak şunu düzeltirse “Allah rızası için” derse yeterli olur. Hocam bu soruyu masaya geldiği halde cevaplamaktan korkuyorsa, cevaplamak zorunda değil.” Allah Allah. Allah Allah. “Kuş gibi soru soran koyun gibi dinleyen biri değilim” diyor. Yani ne demek kuş gibi soru soran? Müslüman gibi soru soruyorsun, Müslüman gibi cevap veriyorsun. Soranlar da hep Kuran’dan ayetler soruyorlar. Müslümanca soruyorlar, Müslümanca cevap alıyorlar. Dolayısıyla zaten dinleyen itinayla dinliyor. Müslümana o tip bir üslup olmaz. Burada yakışık almamış. Her dinleyen Allah rızası için itinayla, derinlikle. Allah dinletiyor. İnşaAllah. “Daha sorularım var, sorularım çetindir.” Çok iyi, güzel. “Hocam, bir de siz ‘beni cinlerden sorun’ diyorsunuz. Ekrandakiler size sorarken siz de beni sorun cinlerden.” Seni cinlerden soracağım. Tamam. “Siz de beni sorun” diyor, Mustafa Çetin kardeşimiz, Elazığ. “Bu dördüncü yollayışım. Samimiyetiniz nerede kaldı merak ediyorum?” Mustafa Çetin kardeş bilemiyorum, kusur yaptıysak affet ama yani ilk defa karşılaşıyorum ve ilk defa da okudum yani. Öyle bir sorun yok, niçin böyle dedi anlamıyorum. “Samimiyetiniz nerede kaldı merak ediyorum.” İşte tamam cevap veriyorum, yani ne yapayım daha nasıl yapayım?
SUNUCU:Hocam, hakikaten çok soru gönderen var.
ADNAN OKTAR:Binlerce soru var. Şimdi ben onların içinden, arkadaşlarımız rastgele seçip getiriyorlar bana. Yani yoksa biz 72 saat anlatsam olacak gibi değil. Orada bunu makul görsünler çünkü her gün 1000’in üzerinde soru geliyor. Onların hangi birine birden cevap verelim. Kardeşlerimiz bizi aslan gibi dinliyorlar herkes. O da aslan gibi dinliyor. O şekilde kendini kuşa koyuna benzetmesine gerek yok veyahut işte onlarla kıyaslamasına da gerek yok. Biz kimin kuş, kimin koyun, sığır, kimin öküz olduğunu biliriz. Bana sorsun ben söylerim. İnşaAllah. Onların alameti vardır. Samimi Müslümana ben böyle bir şey söyletmem. “Cinlerden sorun diyorsunuz”, evet. “1545 tarihini veriyorsunuz” diyor. Evet, doğru Bediüzzaman’ın bu sözü var. Onu gösterebilirim. Evet, Fatiha’da var mesela. “Sırati Müstakim. Elhamdülillahi Rabbil Alemin.” O Fatiha’da anlatıyor. Neyse ben özetle şöyle söyleyeyim. 1545, 1560 ve 1577 tarihlerini de veriyor Bediüzzaman. Bakın bir sır veriyorum. Bu küfre kurulmuş bir tuzaktır. Küfre kurulmuş bir tuzaktır. Onlar 1545 başladığında diyecekler ki, “daha 1577’de diyor” diyecekler, “o yaşlı bir alim vardı ya” diyecekler. Yerlere yatacaklar böyle güleceğiz diye. “Çeşit çeşit tarihler vermiş, yani ne alaka. Haydi bakalım bir Kıyamet kopsun da görelim” diyecekler. Tam bunu derken ciğerlerine oturacak. Böyle kül gibi olacak renkleri bembeyaz. Arkasından saçları bembeyaz olacak ve vücutlarındaki salgıları bırakacaklar ve “kadınlar, hamile kadınlar çocuklarını düşürecekler” diyor. Korkunun şiddetinden. Mustafa kardeş, ben sana öyle bir sır vereyim. Dediğim 1545 tarihi doğru inşaAllah. Allah’ın izniyle. Cenab-ı Allah’ın yaratmasıyla, inşaAllah. Yani her şeyin doğrusunu Allah bilir. En doğrusunu Allah bilir. Ama Bediüzzaman böyle tarihler de vermiştir. Ama onda da bir hikmet hayır vardır. İnşaAllah. Ama ben de diyorum ki, 1545. İnşaAllah. Verdiği tarih çıkmıştır. Onu 1545’teki torunlarına soracak kardeşimiz. Yani çünkü o 1545’te bu olayın olup olmadığı, 1545 tarihinde anlaşılacaktır. Yani çünkü “daha önce bak bütün dedikleri çıktı” dedim, ispat edildi. 1545’e biz daha gelmedik ki daha “ispat edildi” diyeyim. Zaten o zaman iş işten geçmiş olacak. İnşaAllah. Bunun ispatını Ahirette anlayacak o. Mezardan seyredecek. Mezarından görecek zaten inşaAllah Mustafa kardeş. Bütün herkes Kıyameti seyredecek mezardan. O da 1545’i mezarından beklesin. Olduğunda “Hocam doğru söylemişsin. Allah razı olsun” diyecek. İnşaAllah. Çünkü Allah “istisnasız herkes seyredecek Kıyameti” diyor. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Yani bu kadar dediğim doğru çıktığına göre İnşaAllah o da doğrudur, Allah’ın izniyle. Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle. İnşaAllah.
Şu sayfayı al oku. Oku inşaAllah.
SUNUCU:İstanbul’dan Kamuran Aytınç. “Resullullah hadis-i şeriflerinde şöyle bildirmiştir: ‘Şüphesiz ki Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) zamanında bir mümin doğuda olsa, batıda olan kardeşi kendisini görür. Hakeza, batıda olsa, doğuda olan kardeşini görür’.”
ADNAN OKTAR:Yani televizyona işaret ediliyor. Şu anda mesela beni Mustafa kardeşimiz seyrediyor. Değil mi? Ona da işaret. Bütün sözlerimi duyuyor. Bakın Mehdiyetin bir tecellisi. Ben de Mehdi (a.s) öncüsü olduğum için bende de benzerlik oluyor. Evet.
SUNUCU: “İkdu'd-Durer'de der ki: Bu ses bütün yeryüzüne yayılacaktır, her kavim kendi dilinden duyacaktır.”
ADNAN OKTAR:Uyduyla yayılıyor ve tercüme ediliyor.
SUNUCU:“Başka bir hadis-i şerifte ise Resullullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur; ‘Semadan dünya insanlarına yönelik olan bir ses ki, herkes bunu kendi dilinde işitir.’ (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sayfa 51’de) Hadislerde ayrıca, yine internet, televizyon radyo gibi iletişim kanalları yoluyla her toplumun, Hz. Mehdi (a.s.)'nin sesini ve görüntülerini, kendi konuştukları lisanda tercüme edilmiş olarak dünyanın her yanından dinleyebileceklerine de işaret edilmiştir. Nitekim günümüzde bu durum aynı şekliyle oluşmaktadır ve bu çok büyük bir mucizedir. Hz. Mehdi (a.s.)'nin zamanında da, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili haberleri her kavim kendi diline tercüme edilmiş olarak duyacaktır. Hadis-i şerifler bu duruma işaret etmektedir. Bazı cahil Hocalar ise, kanatlı meleklerin göğü kaplayacağını ve gökten herkese kendi lisanında bağırarak Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bilgi vereceklerini, bütün insanların da bu melekleri göreceğini söylüyor. İstanbul'u düşünüyorum. Laleli, Aksaray, Eminönü'nde yüzlerce turist var. Gökten meleklerin, hepsine kendi dilinde hitap ettikleri takdirde nasıl bir durum oluşacağını bir düşünün. Seslerin, konuşmaların hepsi birbirine karışır. Böyle bir durumda kim kendisine hitap edildiğini nereden anlasın? Gök kanatlı meleklerle dolu olur, görünmeyecek hale gelir. Bu durumda imtihan ortamı kalkmış olur, aklın ihtiyarı da kalkar. Zira hiç bir Peygamber döneminde böyle bir olay olmamıştır. Bu cahil Hocalar, bu üsluplarıyla dine, İslam'a çok büyük zarar vermiş olmuyor mu?”
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyor kardeşimiz biz de aynı görüşteyiz. Biz de onu düzeltmeye çalışıyoruz. İnşaAllah. Mustafa kardeş o soruma dikkati çekilmiş her halde. Bazı konuşmalarıma. Fakat “beni cinlerden sorun” sözümden niye rahatsız oldu, anlamadım onu. Sorsun. Yani birçok kişi sorabilir. Eminim ki bir şey ona söylüyorum, Allah’ın izniyle. İnşaAllah. Çünkü hep aynı cevabı alacaklardır. Güzel cevap veriyorlar sorduklarında. Bakın sırf Türkiye’de değil bütün dünya çapında sorabilirler. Şu ana kadar bana hiç aksi yönde bir cevap gelmedi. Yani cinler “şu şekilde cevap verdi” diyen olmadı. Hep çok güzel cevaplar duyduk. O yüzden söylüyorum. Yani mesela bir tane diyebilirdi kişi. “Ben cinlere sordum, yanlış cevap verdi” diyebilir. Ama hiç yok öyle bir şey. O yüzden söylüyorum. Mesela geçenlerde de bir kardeşimiz sormuş cinlere, o da yine aynı cevabı almış, güzel yani MaşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren Harun Yahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Aksu TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza Harun Yahya.tv sitesinden devam edeceğiz. Hayırlı geceler.
Makaleler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...