SUNUCU:Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz. Harun Yahya TV ve Mavi Karadeniz Radyo’dan sizlere sesleniyoruz. Aynı zamanda Kahramanmaraş ve Aksu TV ekranlarından sizlerle birlikteyiz inşaAllah. Sayın Adnan Oktar Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim. Sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU 1:Hocam gelen sorularımız var isterseniz.
ADNAN OKTAR:Bir tane soru sor o zaman. Benim aklıma başka konular da gelebilir. İnşaAllah.
SUNUCU 1: İnşaAllah. “Selamun Aleyküm Hocam”.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhü.
SUNUCU 1: “Kuran okurken ayetler üzerine daha derin nasıl düşünebiliriz Hocam? Biraz detay verebilir misiniz?” Ahmet Yunus Samsun.
ADNAN OKTAR: Kuran okurken bir kere kendimizi Allah’a tam bırakacağız. Ben alimim çok iyi aklım var değil de, Allah’a boyun bükmüş olarak teslim olup Allah’ın bize vereceği bilgiyi istememiz gerekiyor. Bir de nasip meselesi olduğunu da bilecekler bunun. Yani Allah isterse o bilgiyi verir. Allah istemezse vermez. Ben yaklaşık 30-35 yıldan beri Kuran okuyorum her gün. Sizinle beraberken okuduğumda en azından bir konu, yeni bir konu anlatmış oluyorum. İlave hiç duymadığım, daha önce anlatmadığım konu oluyor genellikle. Yani ben kendim de ilk defa görüyorum. Samimi olmak yeterli. Kuran’da Ahir zamana çok dikkat çekilmiştir. Çok fazla vardır, bilgi. Eğer akılcı bakılırsa itinayla incelenirse bu gerçekler hep görülür. Yani hayatla iç içedir Kuran. İnsanlar hayattan ayrı zannediyorlar Kuran’ı, bazı kişiler. Yani “geçmiş devirlerde olmuş olaylardır. Geçmiş devirlerde Peygamberler mucize göstermiştir, olaylar olmuştur, çile çekmişlerdir ama artık rahatlık devridir” gibi düşünüyorlar. Hatta biz bunu Nur talebelerinde de görüyoruz. Bir kısım Nur talebelerinde. İşte “Mehdi (a.s.) da gelmiştir. Hz. İsa (a.s.) da gelmiştir.” Şimdi o diyanet görevini yaptığına göre, Bediüzzaman. Bir kısım talebeleri de siyaset aleminde bazı partileri destekliyorlar mesela. Siyaset görevini yapmış oluyorlar. Mehdi (a.s.)’ın siyaset görevini. Yani mesela “falanca partiyi toptan destekliyoruz biz” diyor siyaset görevi de oluşmuş oluyor. Geriye saltanat kalıyor. Saltanatı da evlerinde güzel çay kahve içerek böyle sohbet ederek, mutluluk içinde çocuğunu Avrupa’ya gönderiyor okuturuyor. İş yerleri kuruyorlar güzel. Mutlu, sevinç artık huzur çağına girilmiş oluyor, dolayısıyla bundan sonra da kıyamet beklenmiş oluyor. Yani siyaset de saltanat da hepsi bitmiş oluyor. Diyanetle ilgili çalışma da tamam. Mehdi (a.s.) da zaten zuhur etmiş. Hz. İsa (a.s.) da inmiş gömmüşler gibi. Peki bu aynısını acaba Allah’ın huzurunda söyleyebilecekler mi? Bu çok önemlidir. Yani “hakikaten Mehdi (a.s.)’ın gerçekten geldiğine kani miydiniz?” dese Cenab-ı Allah. Diyecekler ki “biz Risale-i Nur’da okuduk. Risale-i Nur’da Mehdi (a.s.)’ın geleceği çok açık yazıyordu. Değil mi?” “Ben” diyor “Bediüzzaman, pişdar bir neferiyim öncü bir askeriyim. Ona zemin hazırlıyorum” diyor. “Hepimiz biliyorduk” diyecekler. Peki, siyaset aleminde Mehdi (a.s.)’ın zuhur etmesini nerede gördünüz. Nasıl oluyor? Yani bir partiyi destekleme kastı var mıydı orada Bediüzzamanın yoksa bütün dünyaya İslam’ın hakim olması, Hıristiyanların da Müslüman olması, Hz. İsa (a.s.) vesilesiyle, Mehdi (a.s.) vesilesiyle bütün Müslümanların ittifak edip birleşmeleri. Bu mu kastedildi yoksa Nur talebelerinin parça parça bölünmeleri, Müslümanların bölünmeleri, ayrı ayrı ülkelerde küfrün eline düşüp perişan olmaları bu mu kastedilmişti dese Cenab-ı Allah. Diyecekler tabii “tabiî ki bir birlik kastedildi. Allah ayrılığı kastetmedi burada” diyeceklerdir. Mesela bakın diyor ki Bediüzzaman. Tevbe Suresi, 32. ayet. O ayeti açıklarken; “ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” Tevbe Suresi, 32. Şimdi bak o, bu ayeti uzunca açıklarken; “eğer şeddeli mim dahil, şeddeli lamlar gibi bir sayılsa o vakit 1284 eder o tarihte Avrupa kafirleri devlet-i İslamiye’nin nurunu söndürmeye niyet ederek 10 sene Rusları tahrik edip Rus’un 93 yani 1293 muharebe-i meş’umesini uğursuz ve kötü savaşını alemi İslam’ın İslam aleminin parlak nuruna muvakkat geçici, bir bulut perde ettiler.” Yani geçici olarak engellediler. 1293’de. İslam’ın nuruna karşı bir saldırı yaptılar diyor 1293 tarihi. Fakat bunda Risale-i Nur şakirdleri yerine Mevlâna Hâlid (k.s.)’un şakirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu âyet bu cihette onların başlarına remzen (işaretle) parmak basıyor. Yani “Mevlana Hâlid (k.s.)'un zamanına bakıyor” diyor. 1293. Yani küfrü darmadağın etmeleri. “O devirde engellediler” diyor Mevlana Hâlid (k.s.)'un talebeleri. Şimdi Halidiye kolu olarak devam ediyor biliyorsunuz. “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa”. Yani “ikişer kabul edersek” diyor. “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi (a.s.)'ın Şakirtleri, talebeleri olur olabilir”. “Her neyse” diyor. Bakın bu çok önemlidir. “Her neyse, fazla anlatmak istemiyorum” diyor. “Her neyse bu nurlu âyetin çok nuranî nükteleri var”. Şimdi, “ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” Şimdi söylediği sure bu, Tevbe Suresi. Dediği gibi yapıldığında yani şeddeli lamlar ve mimler ikişer sayılırsa bundan bir asır sonra dediği tarih Hicri 1424 yani Miladi 2004 tarihini veriyor. “Mehdi (a.s.)’ın talebeleri dağıtacak” diyor. Çok net söylüyor. Değil mi? Biz bunu anlamadık desinler. Nasıl diyecekler Ahirette ben bunu merak ediyorum. Yani bu bundan kasıt Bediüzzaman’dı, Risale-i Nur Külliyatı’ydı yahut şahs-ı maneviydi nasıl diyecekler ben bunu merak ediyorum. Bakın diyor ki, “bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdi (a.s.)'ın şakirtleri, talebeleri olabilir”. 2004 tarihini veriyor. Çok net anlaşılmayacak bir yönü yok. Yani “şimdi saltanat safhasına geçtik, çay kahve içelim artık. Hani tur şirketleri kuralım. Rahatlayalım, işimize gücümüze bakalım” böyle bir şey dememiş Bediüzzaman. Siyaset de saltanat da ittihad-ı İslam’la oluyor, Müslümanların birleşmesiyle. Yani Türk İslam Birliği oluşuyor. Müslümanlar paramparça olmuyor. Nur talebelerinin paramparça olmasını söylemedi Bediüzzaman. Müslümanların paramparça olup ezilmelerini söylemedi. Yani Mehdi (a.s.)’ın vazifesi Nur talebelerini parçalamak, İslam alemini parçalamak, Amerikan işgalleri değil.
Yani değil mi? Afganistan’ın işgal edilmesi, Müslümanların perişan olması, küfrün yayılması Darwinizm’in, materyalizmin dünyaya hakim olması değil Mehdi (a.s.)’ın görevi. Mehdi (a.s.)’ın görevi bunları ortadan kaldırmaktır. Dolayısıyla yani bunlar halen devam ediyor, yani bu faaliyet devam ediyor. Bunu anlamazlıktan gelip “olup bitmiştir” demek çok acayip olur. “Hıristiyanlarla da iş birliği yapacak” diyor Mehdi (a.s.). Yani “ittifak ederek, yani dinsizliğe, ateizme karşı bir ortak mücadele verecek” diyor. Bu da oluşmadı daha. Diyorlar ki işte “Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’dır”. Tamam “Bediüzzaman ben Mehdi (a.s.) değilim” demiyor ki. “Ben bir nevi Mehdi (a.s.)’ım” diyor. “Diyanet yönünden Mehdi (a.s.)’ım” diyor zaten. Yani “geçmiş Mehdiler de var” diyor. Yani onları da sayıyor. “Siyaset aleminde, diyanet aleminde saltanat aleminde çok Mehdiler geldi” diyor. “Ben de bunlardan birisiyim” diyor. “Ama büyük Mehdi (a.s.)’ın özelliği” diyor. “Diyanet, siyaset ve saltanat aleminde ayrı ayrı Mehdilerden oluşmaması” diyor. Yani “o hepsini birlikte yaptığı için birlikte yaptığı için” yani topluca yerine getirdiği için o görevi o yüzden büyük Mehdi’dir diyor. Şimdi “ben bunu anlamadım” diyor. Peki anlamadıysanız Ahirette Allah size anlatacak. Yani orada da aynı şeyi bakalım söyleyebilecek misiniz? Yani dilleriniz, o yönde dönecek mi? Mesela şimdi bir ağabeyi gördüm. Büyük bir coşkuyla bu konuyu anlatıyor. Bu anlaşılmayacak bir konu değil ki. “Tamam” diyorlar “o zaman kabul edelim”. Bakın sanki lanet olsun der gibi yani “Mehdi (a.s.) tamam o zaman sanki gelecek” diyor. Ama “Bediüzzamanın talebesi olarak gelecek. Bediüzzaman daha büyük ondan”. Kardeşim Mehdi (a.s.) yarıştırmaya ne gerek var? Siz Allah’ın işine karışmayın. Allah’a bırakın yani. Kimin büyük olduğunu Allah bilir. Değil mi? Bediüzzaman ne diyor? “Onun ben pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim, ona zemin hazırlıyorum. Çiçekler baharda gelir, biz kışta geldik” diyor. “Onlar benden sonra gelecekler” diyor, çok net söylüyor. “Biz mezarımızda olacağız, Allah’a şükredeceğiz” diyor. Kapalı bir üslup yok, çok net. Yani bu konuları anlatmazlarsa, o zaman samimi olmazlar. Mesela diyor ki Bediüzzaman, “o zat bütün ehl-i imanın (iman edenlerin)”, bakın bütün ehli imanın, “Nur talebelerinin” demiyor, sadece Nakşi kardeşlerimizi, Kadirileri veyahut halktan Müslüman olan kardeşlerimizi demiyor kısaca. “Bütün ehl-i imanın (iman edenin) manevi yardımlarıyla”. “Hepsi onda ittifak edecek” diyor, Mehdi (a.s.)’da. Bediüzzamanda böyle bir ittifak olmadı. “ve ittihad-ı İslâm’ın muavenetiyle (İslam Birliği’nin yardımlaşmasıyla)” İslam Birliği oluştu mu Bediüzzaman zamanında? Kardeşim doğru söyleyin, doğru konuşun, ne gerek var böyle yanlış bilgilendiriyorsunuz insanları. Bakın, “ittihad-ı İslâm’ın muavenetiyle”, yani İslam Birliği’nin oluşmasıyla ve onun desteğiyle. “Ve bütün ulemaveevliyanın”, yani bütün alimlerin, bilinen böyle samimi dürüst bütün alimlerin. “Ve evliyanın”, yani mürşidlerin, büyük mürşidlerin, mesela, Nakşi mürşidler, Kadiri mürşidler, hepsinin. “Ve bilhassa Âl-i Beyt’in neslinden”, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan. “Her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan”, bakın bir tane, iki tane, on tane demiyor. “Milyonlar fedakâr seyyidlerin”; “milyonlarca kişi katılacak”diyor. “Milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla (katılmalarıyla) o vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmağa çalışır.” Bunu Allah’ın Katında açıklayamazlar, eğer doğru konuşmazlarsa. Bediüzzaman bunu ilhamla, çok samimi olarak hadislere dayandırarak çok açık, sarih anlatmış. Bakın diyor ki, “gerçi her asırda hidayet edici bir nevi mehdî ve müceddid geliyor ve gelmiş”. Bediüzzaman reddetmiyor ki, bakın diyor; “her asırda geldiler. Hidayet edici bir nevi mehdî, (bak bir nevi mehdi), ve müceddid geliyor” diyor “ve gelmiş” diyor. “Fakat her biri (bu gelenlerin her biri) üç vazifelerden birisini yapmış”diyor. Bakın üç vazifeden birisini. Ya siyaset, ya diyanet, ya saltanat. Hatta “bir cihette yapmış” diyor, yani “bir yönüyle yapmış” diyor. “Tam dünya çapında da yapmamış” diyor. Yani “dar dairede yapmışlar” diyor, bir cihette. “Bu şekilde yapması itibariyle, Ahir zamanın büyük Mehdîsi ünvanını almamışlardır” diyor. “Sebebi budur” diyor. “Büyük Mehdi olamamasının sebebi”. “Ben diyanet aleminde geldim. Ben Mehdiyim” diyor Bediüzzaman, tamam. “Mevlana Hazretleri de Mehdidir diyanet aleminde gelmiştir” diyor. “Mehdi Abbasi siyaset aleminde gelmiştir. Saltanat aleminde Mehdi de gelmiştir” diyor. Ama bakın dikkat ederseniz; “bunların hepsi bir cihetini yapmışlardır” diyor, tek cihette. Ya diyanet, ya saltanat, ya siyaset. “Üçünü birden yapan hiç olmadı şu ana kadar” diyor. “Ve üstelik de” diyor “bir cihette yapmışlar” diyor. Bakın “bütün dünyayı kapsayan büyük çapta” diyor. Israrla anlatmamın nedeni bazı kafalar almıyor. Ben halkımı tenzih ederim de, kafası almayanları. Mesela on tane ise onları kastediyorum, onların da kafası alsın diye anlatıyorum. Bakın, “üç vazifeden birisini bir cihetteyapması itibariyle, Ahir zamanın büyük Mehdî unvanını almamışlar” diyor. “O yüzden alamamışlardır” diyor. Demek ki Büyük Mehdi (a.s.) üç görevi de kendisi sağken hayattayken yapıyor. Bazı kardeşlerimiz diyor ki, “ya bu olmaz”, Bediüzzaman olur diyor ama, olacak diyor, hadisler de olacak diyor ama, “bu olmaz” diyorlar. “Bu akıl alacak iş değil”. Peki “küfür bunu yapabiliyor mu?” diyoruz, “küfür yapar” diyor. “Süfyan yapar mı?”, “of hem de alasını yapar” diyor. “İslam alemini tek başına küçük bir komiteyle darmadağın eder, çok normal” diyor. “Deccal de gelir dünyaya bir şahıs olarak gelir, o da hakim olur.” Peki “Mehdi (a.s.) bu bozulanı düzeltemez mi?” diyoruz, yani bozulmuş, bozan Allah değil mi? Düzeltecek olan da Allah. “O olmaz işte” diyor. “O mümkün değil” diyor. Mesela Süfyan olan Hafız Esad geldi, İslam alemine, darma keşan etti, mahvetti İslam alemini. Mesela Mesih deccal Darwin geldi, bütün dünyayı hercümerç etti. Tek başına oluyormuş demek ki. Mehdi (a.s.) niye bu batanı temizleyemiyor? Güneş batarken batıyor da, güneş niye doğamıyor? “Güneş batar da bir daha doğamaz” diyor. Bu Allah’ın kanunu işte. Kafaları alsın diye Bediüzzaman onu çok uzun detaylı anlatıyor, çok kapsamlı anlatıyor. Yani neden olabilirliliğini anlatıyor. Mesela, “bir fırtınalı ortamda Allah birden fırtınayı teskin eder” diyor. “Bazen de çok sakin iken deniz müthiş bir fırtına meydana gelir” diyor. Bu sakin iken deniz kastettiği, deccaliyet birden ortaya çıkar fırtına meydana getirir. “Peki meydana gelen bu fırtına birden durur mu?” diyor Bediüzzaman, “bu da durur, aniden durur” diyor. “İşte Mehdi (a.s.) ile de bu mümkündür” diyor. Mesela, “kış kıyamette, birden Allah yaz numunesi meydana getirir, bahar gibi olur ortalık birden” diyor. Bu Mehdiyet’i anlatıyor. Şiddetli kış var, birdenbire bir bahar oluyor ortam. “Hava çok iyiyken, yaz ortamında birden kış numunesini meydana getirir” diyor. Oluyor ya bazen, dolu yağıyor, yağmur yağıyor, bahar diye millet dışarıda oluyor falan, hatta kar yağıyor bazı yerlerde, “bir anda yapar” diyor. “İşte bunun gibi Allah kısa sürede deccaliyeti dünyaya hakim ediyorsa, Mehdiyeti de kısa sürede dünyaya hakim eder. Bu Allah’ın Adetullahına uygundur” diyor. Yani “vukua layıktır” diyor, “hadislerde de belirtilmiş olacaktır” diyor. Adamlar “yok deccaliyet yapar, ama Mehdi (a.s.) yapamaz” diyorlar. O zaman şöyle bir formül bulalım diyorlar, Bediüzzamana formül getiriyorlar, Peygamber (s.a.v.)’e de formül getiriyorlar, “Ahir zaman Mehdisi bu üç görevi yapamayacağına göre, hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat aleminde görev yapamayacağına göre, gelin bunu üç Mehdi’ye bölüştürelim biz” diyorlar. Soruyor zaten, bizim internet sitemize bakan kardeşlerimiz göreceklerdir, orada anlatıyor, soru soruyor çocuk; “Hocam, nasıl olacak, Mehdi’nin üçü birden mi gelecek?” diyor. Kitap okuyor gibi yapıyor ama karışmış bir türlü toparlayamıyor cümleyi, yani anlatamıyor, zaten siz göreceksiniz orada. Yani bir türlü netleştiremiyor olayı. “Üçü aynı yerde mi gelecek?” diyor, “tabii üçü de aynı yere gelecek, ayrı ayrı yerlere de gelebilirler ama” diyor. Yani tam çıkaramıyor, ne yapacağını da bilemiyor. Yani kendi kafasından çıkarttığı için, hadisi kabul etmiyor çünkü, Bediüzzamanın izahını da kabul etmiyor, kendi kafasına kalınca da tabii bunalıyor. Çözüm çıkaramıyor oradan. Diyanet, siyaset ve saltanat aleminde Mehdileri gelecekmiş. Bakın bir kısmı diyor ki, “aynı anda üç Mehdi birden gelecek Bediüzzamandan sonra. Biri diyanet görevini yapacak, biri siyaset görevini yapacak, biri saltanat görevini, ama üçü de arkadaş olacaklarmış birlikte, birbirlerini de bulacaklar” diyor. Bir kısmı da diyor ki, “buna gerek yok önce bir diyanet Mehdisi gelsin, 10 yıl sonra bir siyaset Mehdisi, ondan 15 yıl sonra da saltanat Mehdisi gelir. Ara ara safhalarla olur” diyor. Bunu diyen de bayağı bir topluluk var. Bir kısmı buna da akıl erdiremiyor, “Mehdi (a.s.) de ölsün en iyisi, Hz. İsa (a.s.) da ölsün, bir şahsın ruhuna girsin, daha pratik bu” diyorlar. Kim olsun bu? “İnsanların kabul edeceği dabbet-ül arz olsun” diyorlar, o da var bizim internet sitemize girsinler orada görecekler. Adam söylüyor, “dabbetül arz’ın bedenine girecek”, dabbetül arz kendisi anladığım kadarıyla. Yani Mehdi (a.s.) de öldü. “Bir kere inkar ediyorlar Mehdi (a.s.)’ı hayrettir” diyor. Şimdi ilk dinlediğinde şaşarsın. Ben zannettim “maşaAllah ne güzel anlamış adam” dedim. Kavramış demek ki güzel, “bak İsa (a.s.)’nın geleceğini de reddediyorlar. Bu çok acayip bir şey, inanılır gibi değil, Hz. İsa (a.s.)’ın inişi hak” diyor. “Açık hadislerde. Nasıl reddedersin sen bunu” diyor. “Mehdi (a.s.)’ın geleceğini de Bediüzzaman söylemiş kapanacak bir konu mu bu? Nasıl kapatırsın ki sen bunu. Açık” diyor. “Ama açıklayayım, Mehdi (a.s.) de geldi, İsa (a.s.) da geldi. Her ikisi de vefat ettiler, dabbet-ül arz’ın bedenine girdiler o şahsın ruhunda üç kişi” yani bir kişide üç kişinin ruhu girmiş bedenine. “Dolayısıyla şu an vazifede” diyor. Gayet sakin anlatıyor. Kardeşim bu perişanlığa ne gerek var? Bir kısmı, “Mehdi (a.s.) kim? “ dediğimizde, “kardeşim bakmıyor musunuz, bak kırmızı kitaplar burada görün işte Mehdi bu, kitap” diyor. “Mehdi zaten senin elinde şu an” diyor. Diğer bir kısmı da; “o şahs-ı manevi, fikir sistemi” diyor. Bir kısmı “Bediüzzamandı geldi geçti” diyor. “Hz. İsa (a.s.) nerede?” diyoruz. Bir kısmı işte “dabbetül arz’ın ruhuna girdi öldü”. Ama öldüğüne daha çok ihtimal veriyorlar gördüğüm kadarıyla. Yani “gelecek” diyen yok Hz. İsa (a.s.)’dan ümitlerini kesmişler zaten onlar Allah-u Alem. Yani Mehdi (a.s.)’a yine bir ihtimal veriyorlar, üçe bölerek de olsa. Birkaç parçaya ayırmaya kararlılar Mehdi (a.s.)’ı. Fakat Hz. İsa (a.s.)’da ittifak var. “Geldi ağabeyler gömdü” diyorlar. Üç beş tane ağabey herhalde Isparta’da bir yere gömmüşler. Ama kimse de görmemiş, “Birkaç tane rahip yetiştirdi, onlar devam ediyor şu an talebesi olarak” diyorlar. Yani kardeşim bunun samimi bir anlatım olmadığı açık değil mi? Etmeyin tutmayın koskoca insanlarsınız, Allah’tan korkun, çocuk olsa söylemez şunu. Mantık mı bu? Diyor ki mesela Bediüzzaman, Muhakemat sayfa 52’de, Muhakemat isimli kendi kitabı Bediüzzamanın, “Seyyid olmayan seyyidim veya seyyid olan değilim (yani ben seyyid değilim) diyenler, ikisi de günahkar ve duhul ve huruc (isyan) haram oldukları gibi, hadis ve Kuran’da dahi, ziyade veya noksan etmek memnu'dur (yasaklanmıştır).” Yani bak diyor ki, seyyid olmayanın seyyidim demesi haramdır. Seyyid olmadığı halde. Bediüzzaman söylüyor bunu. Ve doğrulukla ilgili çok uzun bir yazısı var Bediüzzamanın. “Müslüman doğrudur yalan söylemez” diyor, “haramdır diyor” yalan söylemek. Bunu hem ayetle hem hadisle açıklıyor. Bak “seyyid olmayan seyyidim diyemez” diyor. “Seyyid olan da seyyid olduğu halde, seyyid olduğunu bildiği halde değilim diyemez” diyor. “İkisi de günahkar olur” diyor. “Harama girerler” diyor. “Duhur ve huruç, isyan, haram olduğu gibi”, yani “duhur ve hurucun haramlığı gibi, nasıl bunlar açık haramsa” diyor, “isyan nasıl haramsa, fitneyse bunlarda fitne ve haramdır” diyor. Yani “böyle bir yalan söyleyemez Müslüman” diyor. Şimdi Bediüzzaman da diyor ki bunun arkasından “ben kendimi seyyid bilmiyorum” diyor. “Bu zamanda seyyidler bilinmiyor” diyor. “Ben seyyid değilim” diyor. “Ahir zamanın o şahsı seyyid olacak” diyor. “Yok kardeşim” diyorlar, “öyle bir şey yok. Bediüzzaman onu usulen söylemiştir” diyorlar. “Aslında seyyid” diyorlar, “size yalan söyledi” diyorlar. Yani “böyle yazılı olarak kitabına koydu bu yalanı” diyorlar. “Ama doğruyu bizden birkaç kişinin kulağına fısıldadı” diyorlar, o kadar. Bakın Bediüzzaman haram olduğunu dediği halde. “Haram” diyor. Kardeşim bir insan en iyi kendisini bilmez mi? “Ben seyyid değilim” diyorsa, demek ki tespit etmiş, araştırmış. O bilgiye göre “seyyid değilim” diyor. Yani o ana kadar ki bilgisine “seyyid değilim” diyor. Bu Müslüman ve Allah’tan korkan değerli bir insan. Sözüne inansanıza. İnanmıyorlar. Peki vefatından sonra, vefat etti. Farz edelim aklımızda Bediüzzaman seyyid miydi, değil miydi diye bir kuşku kaldı. Gidin nüfus dairesine, bakın. Seceresini çıkarın Bediüzzamanın. Kürt olduğunu göreceksiniz. “Ben Kürtüm” diyor Bediüzzaman ve bir şereftir, bir güzelliktir. Ben Kürt kardeşlerimle iftihar ederim. Hepsi benim canım ciğerim. Bana göre de hepsi Türk’tür. Selahaddin Eyyubi de Kürt’tü. Onlar bizim başımızın tacı. Büyük alimlerin büyük bir bölümü de Kürt’tür zaten. Ehl-i Sünnet alimlerinin çoğu Kürt’tür ve çok mübarek, nezih, efendi, fedakar, cesur, yiğit, değerli insanlardır. Aklın yatmıyorsa, Bediüzzamanın sözüne inanmıyorsan git, seceresini araştır. Değil mi? Zor değil ki bu gayet kolay. Mesela ben kendimi bilmiyordum, soyumu ben bilmiyordum. Yani ben sadece Kafkasyalı biliyordum. Kafkas kökenli. Araştırdığımda seyyid olduğumu anladım. Ve ilmi olarak çok rahat araştırılabiliyor. Çok ince kökenlere kadar. Çünkü seyyid tutanakları var. Çok kolay oluyor Seyyid tespitleri. Yani seyyid silsileleri var, o silsileye girdin mi zaten arkası geliyor. Yani bir noktadan seyyid silsilesine girdin mi zaten bilindiği için. Çünkü her yerde seyyidler zapt altına alınmışlar hep. Yani hep tutanak tutulmuş onlarla ilgili. Hep dengelidir seyyidler yani. Taa en başlangıcına kadar, Resulullah (s.a.v.)’in zamanına kadar hep bunlar ya belgelenmiş, ya tarihe geçmiş çok titiz tespitler yapılmış Osmanlı Dönemi’ne kadar. Osmanlı da bunu hatta çok ciddi değerlendirmiştir seyyidlerle ilgili devlet politikası vardı. Tespiti mümkün olan bir şey. Bakar, anlarsın. Yine Kürt olduğunu gördüğün halde ve seyyid olmadığını gördüğün halde, illa seyyid diyorsan, Bediüzzamanı yalanlıyorsan, bu olmaz. Yani vefat etmiş mübarek bir insanın arkasından onu yalancı ilan etmek olmaz. Bu günah olur. Ona iyilik yapmış olmuyorlar. Kötülük yapmış olurlar.
OKTAR BABUNA:Televizyon programında Hocam, Said Nursi’nin talebelerinden Said Özdemir varmış biraz önce, şunu söylemiş. Said Özdemir, Said Nursi’ye bir gün gidip “Türkiye’de ahlak bozuldu. Ben Mekke’ye ya da Medine’ye göçeceğim” demiş. Said Nursi de “bak kardeşim ben Mekke’de de Medine’de de olsaydım da Türkiye’ye gelirdim. Çünkü Türkiye İslam aleminin kilit kapısı. Bu kilit açılacak, İslam buradan yayılacak” demiş. “Kapı Türkiye’dir” demiş. “Said Nursi bunu tam 56 sene önce söyledi” demiş. Şimdi anlatmış biraz önce.
ADNAN OKTAR:Bak maşaAllah. Demek ki bir ittihad-i İslam olacak. Demek ki Türk-İslam Birliği olacak. Demek ki Mehdi (a.s.) zuhur edecek. Bakın “ümmetin beklediği” diyor. Bediüzzaman ümmetten değil mi? O da ümmetten. Ümmetin beklediği. Demek ki o da ümmetle beraber bekliyor. Hep beraber bekleniyor. Gelene “bekliyorum” denir mi? Yani misafir geldiyse “ben seni bekliyorum misafir” denir mi? Gelmiş işte. Gelmeyene de bekliyoruz deriz değil mi? “Ümmetin beklediği” diyor, “Ahir zamanda gelecek zat’ın”, yani sonradan gelecek zat’ın Ahir zamanda, “üç vazifesinden”, hani bir taneydi vazifesi? Üç tane diyor Bediüzzaman. Size mi inanalım, Bediüzzamana mı inanalım? “En mühimi ve en büyüğü ve en kıymetlileri, değerlisi olan imanı tahkiki, gerçek imanı neşr; (yazma ve dağıtma yoluyla yaymak). Yani kitaplar çıkarmak, imanı kitaplar. Mesela karıncanın hayatını, böceğin hayatını, gökyüzündeki cisimlerin güzelliğini Allah’ın tecellisi olarak anlatmak ve dolayısıyla insanların Allah’a iman etmesini sağlamak için gayret etmek. Darwinizm’i, materyalizmi yok etmek. Bunun için gayret etmek. “İman-ı tahkiki, gerçek imanı neşr, yazma ve dağıtma yoluyla yaymak, ve ehl-i imanı, iman edenleri, delaletten sapıklıktan kurtarmak”. “Mehdi (a.s.)’ın birinci görevi budur” diyor. “Bunu yapacak” diyor. Tasdik-i Gaybi’de sayfa 9’da. Bu en uzun görevi. Yani yaklaşık 40 yıl kadar süren bir görevi bu. Siyaset ve saltanat alemindeki görevleri yıldırım hızıyla oluyor, hatta Peygamberimiz (s.a.v.) diyor “sizin 20 yılda yaptığınızı o bir yılda yapar” diyor, “Mehdi (a.s.)”diyor. O kadar süratli. Yani yıldırım hızında. Mesela Tasdik-i Gaybi, sayfa 9’da. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” diyor Bediüzzaman, uzunca detaylandırdıktan sonra, “sonra gelecek o mübarek zat”, sen sonra gelecek deyince ne anlarsın Ebru?
SUNUCU 1:Henüz gelmemiş olmasını.
ADNAN OKTAR:Böyle anlaşılmıyor mu?
SUNUCU 1:Evet. inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben “acaba” diyorum, “ben yanlış anlıyorsam ağabeyler anlatsın”. Ben hakikaten açığım. Eleştiriye de açığım, yanlış da düşünürüm, ben talebeyim.
SUNUCU 2:Peki onların reddetmesinin sebebi ne olabilir? Bu kadar ısrarla.
ADNAN OKTAR:İşte metafizik. Ben de bulamıyorum, anlamaya çalışıyorum. Yani soruyorum.
SUNUCU 2:Ya da bunu reddetmesini hani amacı ne olabilir? Reddediyor, hangi amaca yönelik bir reddediş?
ADNAN OKTAR:Allah-u alem benim kanaatim, ya gelmezse, “Nur talebeleri de mahcup olacak, Peygamber (s.a.v.)’in hadisleri de boşa çıkmış olacak, ehl-i sünnet inancına da çok büyük zarar gelmiş olacak” akıllarına göre benim kanaatim. “Çünkü biz henüz öyle birini göremiyoruz” dediler. Öyle kitaplar yazan, imani faaliyetler yapan. Mesela “Risale-i Nur Külliyatı” ortada diyorlar. “Ama Mehdi (a.s.) diyebileceğimiz bir şahsın faaliyetini göremiyoruz” diyorlar. Dolayısıyla kitaplar da yok ortada, bir eser de yok. Öyle bir faaliyet de yok. “Öyle bir şahsı biz şu an göremiyoruz” diyorlar. “Göremediğimiz için de Bediüzzamandır demek durumunda kalıyoruz” diyorlar. En masum gibi görünenler bu şekilde açıklıyor. İkinci, “Bediüzzamandan üstün olamaz zaten Mehdi (a.s.)” diyorlar. “Bu talebesi olacağına göre onun ayağının altında olacaktır” diyorlar. Kardeşim siz o yarışı bırakın. Tamam siz kabul edin de, onu Allah’a bırakın. Siz Mehdi (a.s.)’ın gelişini kabul edin, değil mi? Üstünlük Allah Katında. Siz onu ne bileceksiniz? Peygamberlerin de değil mi, hangisinin hangisinden üstün olduğunu Cenab-ı Allah biliyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hükmü açıktır sadece. Ona “Habibim” diyor. Ama diğer Ulu-l Azm Peygamberler dışında, Peygamberlerin derecelerini biz bilmiyoruz. İnşaAllah. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur’u”, yani bu Risale-i Nur Külliyatı’nı. “Bir program olarak neşr ve tatbik edecek”. Demek ki Risale-i Nur’dan istifade edecek. Yani Risale-i Nur ile Mehdiyet’i ispat edecek, Hz. İsa Aleyhisselam’ın inişini ispat edecek, iman hakikatleri noktasında Risale-i Nur Külliyatı’ndan istifade edecek. Bunları anlıyoruz. Bak “neşr ve tatbik edecek”. Tasdik-i Gaybi, sayfa 9. “O zat’ın diyor ikinci vazifesi”, bakın vazifesi bitmiyor. “Bitti” demiyor. Birinci vazifesi iman hakikatleriydi, değil mi? Şimdi ikinci vazifesine geçiyor Bediüzzaman. “O zat” diyor zaten. “İkinci vazifesi, şeriatı, Kuran ahlakının esaslarını, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini, icra ve tatbik etmektir”. Yani Kuran ahlakını icra edecek ve tatbik edecek. Uygulayacak. “Fiili uygulama olacak” diyor bakın. İcra ne demektir? Tatbik ne demektir? Bir nazari vardır, bir de tatbiki vardır değil mi? Teoride olan ayrıdır, pratikte olan ayrıdır değil mi? Uygulayacak diyor. Fiilen uygulayacak. Tatbik etmektir. Tasdik-i Gaybi, sayfa 9. “O zatın” diyor “üçüncü vazifesi”. Bakın vazifesi bitmiyor. O şahıs hayatta, devam ediyor.
OKTAR BABUNA:Hepsini de yapacağını söylüyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Hilafet-i İslamiye’yi, İslam halifeliğini, ittihad-i İslam’a bina ederek, İslam Birliği’ni oluşturacak ve birİslam liderliği oluşacak” diyor bakın. “Hem Müslümanlar birleşecek, hem de bir lider olacak” diyor. Buna da çözüm getirmişler, “niye bir tane lider olsun? 8-10 tane olur lider” diyorlar. Yani 10 tane Başbakanımız olsa mesela, bizim adam normal karşılıyor 10 tane Başbakanı. “10 tane Cumhurbaşkanı niye olmasın, olur” diyor. Yani bakın ne hallere giriyorlar artık Mehdi (a.s.)’ı reddetmek için. “İttihat-ı İslam’a bina ederek, (İslam Birliği üzerine kurarak), İsevi ruhanileri ile dindar Hıristiyanlar ile ve Hıristiyan alemi ile ittifak edip, (onlarla ittifak ederek), işbirliği ve dayanışma içerisine girerek, din-i İslam’a, (İslam dinine) hizmet etmektir. Bunlar Bediüzzamanın zamanında olmadı ve “Mehdi (a.s.) yapacak bunları” diyor. Bu vazife pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakarlarla tatbik edilebilir”. “Milyonlarca Müslümanın iştiraki ile olacak” diyor. Bunun Bediüzzamanın zamanında olmadığını görüyoruz, inşaAllah. “Ve milyonlar fedakar Seyyidlerin” diyor “iltihakları ile bu vazifeyi uzman yapmaya çalışır” diyor. “Bütün Seyyidler, ulema, evliyalar herkes destekleyecek Mehdi (a.s.)’ı ve dünya çapında olacak bu” diyor. Bakın, “ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinde”. Bak ta ifadesi nedir? “Uzakta” dersin, bir de “ta uzakta” dersin. Ta demek, “çok uzakta” diyor. “Ta ahir zamanda hayatın geniş dairesinde”. Bak bu Bediüzzamanın kerametidir. Hayatın geniş dairesi olacağını nasıl biliyor? Nereden biliyor? Ya hayatın dairesi dar olacaksa? İşte savaşlar olur, ekonomi çöker, değil mi? Teknolojiyi batırırlar, yani tarihte sürekli gelişme olmuyor ki. Zaman zaman da batmalar oluyor, değil mi? Ekonomi de çöküyor, ticaret de çöküyor, sanat da, bilim de. Her şey çöküyor. Bir de, mesela yüzyıllarca aynı teknoloji de devam edebilir. Mesela o zamanlar Bediüzzamanın zamanında telefon vardı, radyo vardı, o devam edebilirdi. Yani internetin çıkacağını nereden bilsin Bediüzzaman? Televizyonların böyle bir inkişaf göstereceğini nereden bilsin değil mi? Dar kalacağını düşünebilir. Çünkü 100 yıl nihayet. Bakın hayatın geniş dairesinde, demek ki, internet, televizyon, radyolar yani muazzam bir sistem oluşacak. Demokrasi oturacak, fikir özgürlüğü olacak, her yönden sistem uygun olacak. “Hayatın geniş dairesinde”, bakın Risale-i Nur ile ilgili açıklama yaparken diyor ki, “asıl sahipleri”. “Risale-i Nur’un asıl sahibi Mehdi (a.s.)’dır” diyor. Yani “Mehdi (a.s.), bakın yani, bunu Bediüzzaman ayrıca kendi el yazısı ile “yani Mehdi (a.s.) ve şakirtlerini” ayrıca şerh edip üzerine yazmış, kendi el yazısı ile. Bakın, yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri, o yok yazıda, onu yazıyor. “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” ilave ediyor, anlasınlar diye. Çünkü anlamamaya yatkınlar ya bir kısmı. Bak Risale-i Nur Külliyatı için de diyor bakın “Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri, talebeleri, Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir”. Bakın, “ta Ahir zamanda gelecekler” diyor. Kim gelecekmiş? Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri. Bakın sırf Mehdi (a.s.)’dan da bahsetmiyor karışıklık olmasın diye. Bakın Mehdi (a.s.), bir de talebeleri de var, hani “biziz” demesinler diye değil mi? Karışıklık olmasın, bakın “o ayrı” diyor. Mehdi (a.s.) var ve şakirtleri var. “İzni ile gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir”. “Mevcut bir daireyi genişletecek” diyor. “Sümbüllenir, biz de kabrimizden seyredip, Allah’a şükrederiz”. “Ben ölmüş olacağım o zaman” diyor. “Kabrimden göreceğim” diyor Bediüzzaman. “Biz arkadaş anlamayız” diyorlar. Yani böyle, “biz böyle düşünüyoruz” diyorlar. İyi düşünün, Ahirette açıklayabilecek misiniz bakalım, değil mi? Bediüzzamanı yalanmak, onun ifadelerini bambaşka hale getirmek, batıni tefsirler ile anlaşılmaz hale getirmek, hepsi olmuştur işte, artık bundan sonra saltanat dönemi vardır gibi bir mantığa girmek. Biz anlatmaya devam edeceğiz bakalım. Anlayanların sayısı ama gittikçe artıyor, o yüzden önemli. Çünkü bize gelen maillerden anlıyoruz. Yani çok fazla Nur talebesinden bize yazılar geliyor, mailler geliyor. Binlerce geldi. Allah’a çok şükür anlıyorlar. Anlamayan da, bir süre sonra anlayacaktır, eninde sonunda anlayacaktır. Ama benim kanaatim, en az bir 10 yıl sürecek gibi görünüyor. İnşaAllah. Ama 2021’lerde çok netleşecek, çok sarih olacak inşaAllah. Darwinizm’in de beline beline vurmaya devam edeceğiz. Mehdiyet’i sürekli gündemde tutacağız. Çünkü Mehdiyet bir mucize, Peygamber (s.a.v.)’in mucizesi. 1400 sene sonra olacak olayları, en ince detayına kadar Peygamber (s.a.v.)’in bildirmesi ve aynısı ile çıkması nedir? Mucizedir. Bir tane, iki tane değil ki. Yani aslında olağanüstü olay olmuş. Yani bunu Avrupa gazeteleri, Avrupa televizyonları gündeme getirse, yani Hz. Muhammed (s.a.v.) bunu söylemiş, bunları söylemiş, bunların hepsi oldu dese, Avrupa ayağa kalkar. Yer yerinden oynar değil mi? Mesela birkaç tane Avrupalı ünlü düşünür ortaya çıksa, “çok büyük bir mucize bu” deseler değil mi? Buradaki hayret vericiliği anlatsalar.
Neler var Oktar, sen ezberden söyle bakalım.
OKTAR BABUNA: Hocam Kabe baskını olacağını bildiriyor, kanlı bir baskın. 1400 senedir ilk defa 1 Muharrem 1979 tarihinde yani Hicri 1400’ün birinci günü Kabe’de kanlı bir baskın gerçekleşti.
ADNAN OKTAR: İslam tarihinde ilk defa oldu değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.) ne zaman olacak diyor bu olay?
OKTAR BABUNA: “Mehdi (a.s.)’ın çıkışında olacak” diyor inşaAllah. Kanlı Kabe baskını ilk defa oluyor ve gerçekleşiyor. Büyük bir parlamanın olacağı, bir patlamanın can ve mal kaybının olacağı, ayakta olanın oturacağı, oturanın ayağa kalkacağı böyle bir olaydan bahsediliyor. İstanbul önlerinde Independenta gemisi, tankeri patlamış. Dünyanın en büyük tankerlerinden biri. Tam söylenildiği gibi, can ve mal kaybına sebep oldu. Çok büyük bir parlama oldu. Gece gündüz gibi aydınlandı. Bu da Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti olarak bildiriliyor. Bunun dışında ayrıca Fırat’ın suyunun kesileceği bildiriyor. Tarih boyunca ilk defa Fırat’ın suyu Keban Barajı ile 1975 yılında kesildi Hocam inşaAllah, Ahir Zaman döneminde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Ülke TV’de Nur talebesi ağabeylerimiz konuşma yapıyorlar Bediüzzaman ile ilgili, Said Nursi ile ilgili. Mesela kardeşlerimiz keşke bu soruları sorsalar. Mesela diyor ya, “bundan bir asır sonra, zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hz. Mehdi (a.s.) şakirtleri, talebeleri olabilir”. Mesela bununla ne demek istedi Bediüzzaman? Bunu sorabilirler. “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat”, bu kimdir? Bunu da sorabilirler. Demin anlattıklarımı sorabilirler. Bunları sormuyorlar. Başka şeyler soruyorlar. Ama bunların da sorulması gerekiyor. Yani bunların açıklığa kavuşması lazım.
OKTAR BABUNA: Sizin programınıza da Bediüzzamanın has talebelerinden Seyyid Salih Özcan Hocamız katılmıştı. O da anısını nakletti böyle.
ADNAN OKTAR: Ne dedi?
OKTAR BABUNA: “Benim alnıma vurarak, keçeli keçeli Mehdi (a.s.)’ı ben görmeyeceğim, ama sen göreceksin” dediğini burada canlı yayında söyledi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama benim ona baskı yaptığımı ve zorla ona söylettiğimi söylüyorlar ne diyorsun buna?
OKTAR BABUNA: Onun çok eskiden beri söylediği bir şey Hocam. Siz daha doğmadan önce anlattığı bir anısı bu zaten Seyyid Salih Hocamızın. Siz doğmadan önce de anlatıyordu.
ADNAN OKTAR: 30 sene önce, 40 sene önce de anlatıyordu, ben doğmadan da anlatıyordu. Etmeyin çatmayın, yani bu kadar şüphecilik olur mu? Bu kadar garip düşünceler, yani böyle saplantı olur mu? İnanamıyorum ben böyle şeylere.
OKTAR BABUNA: Bir de o zat diye geçtiğini ve bir şahıs olacağını Mehdi (a.s.)’ın, şahs-ı manevi olmayacağını da ayrıca söyledi.
ADNAN OKTAR: Tabii “Hocam” dedim, “şahıs mı” dedim. “Tabii ki şahıstır” dedi değil mi? “Mehdi (a.s.) da şahıstır, Süfyan da, deccal de şahıstır” dedi inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de ayrıca onu almaya giden bir arkadaşımıza, yani ismi de var zaten arkadaşımızın.
ADNAN OKTAR: İsmini söyle canım ne var.
OKTAR BABUNA: Mert ismi, “Mehdi (a.s.) çıktı, siz de Mehdi (a.s.)’ın askerlerisiniz” diye 3 defa tekrarlamış Hocam inşaAllah arkadaşımıza.
ADNAN OKTAR: Şimdi tamam, eğer bize inanmıyorlarsa, gitsinler sorsunlar, “Hocam böyle bir şey dediniz mi?” diyebilirler. Yani ne diyeyim ben, ondan başka ispat olur mu?
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam sen, Amerika’da bir göktaşı görünmüş, parlak birşey, onu anlatıyordun demin, neydi o, ben göreyim onu.
OKTAR BABUNA: CNN’de şöyle bir haber vermişler Hocam inşaAllah. Herkes de bunları UFO zannediyor, birçok kimse daha doğrusu.
ADNAN OKTAR: Nedir bu böyle?
OKTAR BABUNA: Böyle bir ışık parlaması havada hareketli.
ADNAN OKTAR: Ama bu göktaşı, değil mi? Yanarak iniyor.
OKTAR BABUNA: Evet, yanarak gidiyor evet inşaAllah. Bu tip şeyler oluyor zaten, bilinen olaylardan bu. Bu da ayrıca başka bir olay Hocam. Iowa’da bir polis şefi şerif böyle bir şeyi kaydetmiş.
ADNAN OKTAR: Bu da mı göktaşı?
OKTAR BABUNA: Allah-u Alem o da o şekilde evet. Atmosferde bu şekilde parlıyorlar zaten.
ADNAN OKTAR: Ama gündüz gibi aydınlatıyor şehri değil mi? Ne zaman olmuş bu?
OKTAR BABUNA: Bu da yakın dönemlerde, haberlerde verilen haberler. Bunları UFO zannediyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet. Ama daha önce ben bunları görmedim televizyonda böyle bir şey, hatırlamıyorum. Daha önce olmuş muydu böyle parlak?
OKTAR BABUNA: Bazen, zaman zaman olabiliyor Hocam. Yani gökte yıldız kayması, siz daha iyi bilirsiniz, ben de görmüştüm, herkes de görüyordur.
ADNAN OKTAR: Ama bu kadar böyle, bak bu şehri aydınlatıyor, bu çok ciddi.
OKTAR BABUNA: Evet, bu biraz fazla aydınlanmış, evet.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
OKTAR BABUNA: Bir kere şöyle bir olay gösterilmişti İstanbul’da Hocam. Adaların üzerinde böyle üç tane ayrı ateş topunu bir aile kaydetmiş, öyle iddia etmişlerdi. Çekiyor böyle bir anne ve çocukları ile birlikte, konuşmaları var hatta. Böyle büyük bir aydınlık şeklinde adaların üzerinde burada, İstanbul önlerinde görülmüştü öyle bir şey.
ADNAN OKTAR: Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. Taha Suresi’nde; “hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: “Durun, bir ateş gördüm, umulur ki size ondan bir kor getiririm veya”, şeytandan Allah’a sığınırım, “ateşin yanında bir yol gösterici bulurum”. 20. surenin 10. ayeti. 2010 mu ediyor? Efendim?
OKTAR BABUNA: 2010 ediyor.
ADNAN OKTAR: 2010’da bir şey var demek ki. 20. surenin 10. ayeti, 2010. Evet ikisi yan yana olunca 2010 oluyor değil mi? “Hani bir ateş görmüştü de ailesine şöyle demişti: “Durun, bir ateş gördüm, umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol gösterici bulurum.” Acaba o ateşin, parlamanın olduğu şehirde birileri mi var Oktar, ona bakıyor olabilir mi?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, olabilir inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Olabilir mi? Mümkün yani, evet. Çünkü bak diyor ki: “Ateşin yanında bir yol gösterici bulurum.” diyor. Evet biz yer tayini hiç yapmıyoruz ama, olur olur. Allah bilir doğrusunu, inşaAllah. Çünkü Hz. İsa (a.s.)’a çok titiziz. Ağzımız sıkı, çok ketumuz inşaAllah. Zuhur edinceye kadar söz yok, inşaAllah. Ama Mehdi (a.s.)’dan bahsederiz. Mehdi (a.s.) kalender, evvelAllah, oradan bir sorun çıkmaz Allah’ın izni ile. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) zaten “müjdeleyin” diyor, “Mehdi (a.s.) ile müjdelen” diyor. Peygamber (s.a.v.) mahsurlu görse söyler mi? “İstanbul’da çıkacak” diyor çok net.
Cübbeli Şeyh Nazım Hocam’ın yanına gitmiş Kıbrıs’a. Herhalde ondan iltifat almak istedi. “Yahut onun veliliğini, evliyalığını vurgulatmak için bir vesile olur” diye düşünmüş olabilir, yahut oradan bir puan kazanacağını da düşünmüş olabilir, onun yanına gitmiş. Şeyh Nazım Hoca “Cübbeli’ye hitap” diye bir şey hazırlamış, video hazırlamış. Orada hep enaniyetin ve büyüklük hissinin çirkinliğini anlatıyor. İşte anlayan anlasın gibisinden. Yani benlik, şöhret, enaniyet, büyüklük, yani bunun çirkinliğini anlatıyor ve “Cübbeli’ye yönelik bu konuşmam” diyor. Orada artık ne anladıysa Cübbeli, anlayacak. Cübbeli diyor ki, “Türkiye’nin durumu çok şey Hocam, çok açmazda” diyor. Kıbrıs da böyle diyor. “Nasıl olacak, bir kurtuluş, bir ferac olacak mı?” diyor. “İstanbul, oradan olacak” diyor Şeyh Nazım Hoca. Yani “Anadolu’dan, Türkiye’den olacak, sizden olacak kurtuluş” diyor. Cübbeli bir duruyor şöyle, çünkü hani o diyor ya “570 sene var”. Arkasından, “İstanbul” diyor Şeyh Nazım Hazretleri ve “bu yüzyılda ve yakın zamanda olacak” diyor konuşmalarda değil mi? Diğer konuşmalarında var. Cübbeli’de bir kasılma hali oluyor böyle gördüğüm yani, hiçbir şey diyemiyor. Yani evet, doğrudur diye. Ama sonra diyor, “inşaAllah bekliyoruz” mu diyor? Ona benzer. Hani Mehdi (a.s.) 570 yıl sonra geliyordu. Demek ki böyle özel sohbetler olsa, konuşulsa, dili çözülüyor. Yani topluluğa yönelik söyleyemiyor gibi görünüyor. Orada gerçi videoya alınıyor konuşması ama veya boş mu bulundu yahut öyle demesi gerektiği için mi öyle söyledi bilemiyorum, kabul ediyor. Onun filmi var mı bizde? Yoksa getirseler iyi olur. Yok. Tamam hazırlasınlar o kısmı, bize göndersinler, onu yayınlayalım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Ayrıca da 96 yılında “her an çıkabilir” diyor zaten kendisi ve dua ediyor özellikle de Mehdi (a.s.)’ın çıkması için.
ADNAN OKTAR: Sonra da 570 yıl geriye alıyor.
OKTAR BABUNA: Evet, şu an aldı yani.
ADNAN OKTAR: Ama Şeyh Nazım Hocam’la görüşmesinde de, daha yakın zamanda, “inşaAllah bekliyoruz” diyor. Yani “bu yüzyılda bekliyoruz” diyor. Yani elan, “hemen bekliyoruz diyoruz” diyor. Biz hangisine inanacağız bu Cübbeli’de Hocam? Ben tam anlayamadım.
OKTAR BABUNA: Hep farklı şeyler söylüyor Hocam. “Hadis yoktur” diyor, “vardır” diyor. Yoktur, vardır, onun da filmi vardı zaten.
ADNAN OKTAR: Evet. “7000 yıl ile ilgili hadis yok” dedi önce, sonra “var” dedi. Var mı o şey, o Cübbeli ile ilgili bir. O filmi bize gönderebilirler, evet. Kaç? 8 dakika, yetişebilir o, ikinci yarıya yetiştirebiliriz. Serap Hanım, siz aklınıza gelen bir şeyi sorun.
SUNUCU 2:Benim bir sorum vardı aslında, hazırlamıştım. Bu bilinen tarih boyunca çeşitli hak dinler gelmiş. Ben şunu sormak istiyorum. Neden en başından beri tek din ve tek Kitap üzerinden kendisinden haberdar etmemiştir?
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah, evet. Allah bir hikmete binaen tabii, bir amaca binaen, toplumların da gelişmesine göre sürekli şeriatı yenilemiş.Mesela Hz. İbrahim (a.s.) döneminde suhuf şeklinde geliyor. Mesela daha önceki Peygamberlerde çok kısa, yani topluluk zaten çok az birkaç bin kişi. Gelen bilgi de ona göre çok az oluyor. Mesela Hz. Nuh (a.s.)’da da öyle az bilgi geliyor. Yani ayetler az oluyor. Dolayısıyla kitap tarzında değil de, suhuf tarzında oluyor. Fakat sonra toplum gelişip, olaylar da, insanlar kalabalıklaşınca, teknoloji bilim gelişince, ki onu da geliştiren Allah’tır, ona uygun, o insanların ihtiyacına uygun, şeriatın hükümlerini daha genişletiyor. Daha detaylandırıyor. Ama tabii bir amacı da renk olması Allah’ın. Mesela şu an dünyada Hıristiyanlar var, Müslümanlar var, Museviler var, bir mücadele var. Allah renge çok önem verir. Mesela insanları rengarenk yaratıyor, kimini zenci yapıyor, kimini Japon yapıyor değil mi? Kimini normal işte Avrupalı ırk halinde yapıyor. Diller, mesela birçok dil yaratıyor Allah. Kimi Türkçe konuşuyor, kimi Fransızca, kimi İtalyanca. Allah zenginliği, detayı beğeniyor. Yani biz bunu görüyoruz. Çok fazla detayı beğeniyor. Mesela birçok dini olup onun içerisinden hak dinin sonradan ortaya çıkması, İslamiyet’in sonradan hakim olması bir renktir. Mesela Hıristiyanlığın tasaffi edip düzelip, Hz. İsa (a.s.)’ın gökten yeniden inmesi Allah’ın Katından; yeniden Hıristiyan alemini Kuran’a davet etmesi bir renktir. Yani bu çok heyecan verici, çok coşkulu bir olay. Dolayısıyla Allah bizim düz, sade bir hayat yaşamamızı istemiyor. Hareketli hayat yaşamımızı istiyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e müşrikleri saldırtıyor, Peygamberimiz (s.a.v.) hicret mecburiyetinde kalıyor. Taa uzak ülkelere kadar gidiyor, Habeşistan’a kadar gidiyor. Sonra geri geliyor, putları kırıyor. Hz. Musa (a.s.)’da da öyle. Mesela çölde 40 yıl geziyor. Önce sarayda, mesela saray gibi bir yerde. Sarayda yaşıyor, çok muhteşem bir ortam. Yani nefis açısından çok muhteşem. Çünkü her türlü rahatı yerinde. Sonra oradan çöle geçiyor, 40 yıl çölde. Sonra ortalık yine sakinleşiyor. Ama Samiri çıkıyor mesela o dönemde. Samiri ile bir mücadelesi var. Kendi kavmi anormallikler yapıyor. İşte biz burada imtihan oluyoruz. Onun arasından biz sevabı kazanıyoruz ve yücelebiliyoruz, yükselebiliyoruz Allah Katında. Ve değerli olduğumuzu anlıyoruz. Yani o zaman çok tek düze bir hayat olurdu. Allah’ın renklendirmesinden kaynaklanan bir durum bu. Birçok hikmeti var ama önden iki hikmet olarak söyleyecek olabilirsek bu. Bunlar. İnşaAllah.
SUNUCU 2:Teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR:Ben de teşekkür ederim, maşaAllah. Tamam onlara bakalım. Cübbeli nasıl lafları değiştiriyor, önce “yok” diyor “7000 yıl ile ilgili hadis sonra da evet var “diyor. Bu hayatına hakim bir tane örnek olarak veriyorum. Evet. Hem de Arapçası’yla söylüyor 7000 yıl ile ilgili hadis. Daha önce niye yok diyorsun hadis yok diyorsun? Bak su gibi ezberindeymiş. Çünkü 7000 yılı kabul etti mi benim dediğimi kabul etmiş olacak. Çünkü “5600 yıl geçti” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hicri 1400 ile 1500 kalıyor geriye. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı için de başka bir tarih kalmıyor. Kıyametin de hemen yakın olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’ı kabul etmek durumunda kalacak. Başına gelmedik kalmıyor bu yüzden şu an. Bak Şeyh Nazım Hoca’nın yanına gitti, güya kendi teorilerini orada tasdik ettirecekti. Şeyh Nazım, bu yüzyılda Mehdi (a.s.)’ın çıkacağını ona anlatmış oldu. Çünkü her yerde söylüyor zaten. Diğer videolarda bunu anlatıyor. “Türkiye’den çıkacak” dedi, o “Mekke’den çıkacak” diyordu Mehdi (a.s.). Bir de detay verdi, Şeyh Nazım “İstanbul’da çıkacak” diyor. Yani Cübbeli’nin en duymak istemediği söz olabilir belki bunlar. Tabii. O çünkü yerden kurtarmaya çalışıyordu. Çünkü İstanbul da derse, İstanbul’u kabul ederse, Türkiye’den çıkacak derse benden de şüphelendiği için benim Mehdilik iddiam olduğu kanaatinde. Yahut olabileceği kanaatinde. O yolu tıkamak için hem hadisi kabul etmiyor o 7000 yıl ile ilgili hadisi kabul etmiyor. “Bu yüzyılda gelmeyecek” diyor, bir oradan kurtarmaya çalışıyor. Yani bak Mehdilikten kurtarmak için eskiden beri o debelenir. Yani öyle yanlış bir inancı var, benim Mehdilik konusunda saplantım olduğunu düşünüyor. Önce dedi ki, “Mehdi (a.s.)’ın başında bir bulut olacak, oradan birisi bağıracak” dedi. Yıllar önce söyledi bana bunu. Baktı bunu yeterli delil olarak görmedi, bu sefer “Türkiye’den çıkmayacak” dedi. “Mekke’den, Medine’den çıkacak” dedi bak Şeyh Nazım da diyor, “buradan çıkacak diyor. Hatta İstanbul’dan çıkacak diyor. Bediüzzaman da İstanbul’dan çıkacak diyor. O da çırpınıyor, “İstanbul’dan çıkmayacak” diye. Çok tedirgin o konu da. “Bu yüzyılda da çıkmayacak” diyordu, bak Şeyh Nazım Hoca da “bu yüzyılda çıkacak” diyor. Ve “Türkiye’den çıkacak” diyor. Bak orada kabul ediyor. “Evet” diyor, “inşaAllah” diyor.
OKTAR BABUNA:Şimdi yine değiştirmiş oldu ifadesini.
ADNAN OKTAR:Yine değiştirdi.
OKTAR BABUNA:“Her an çıkabilir” dedi, “570 yıl sonra” dedi. “Şimdi bu yüzyılda çıkacak” diye tasdik etti.
ADNAN OKTAR:Evet. “Her an çıkabilir” dediği o videosunu ikinci yarıda gösterelim. Şimdi bir ara verelim.
SUNUCU 1:İnşaAllah Hocam. Kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız sevgili izleyenler.
Tekrar birlikteyiz sayın izleyicilerimiz. Hocam, sizle devam edelim.
ADNANOKTAR: Edelim tamam. Sen soru sor istersen.
SUNUCU 1:İnşaAllah peki. “Selamun aleyküm Hocam. Mehdi (a.s.) bilindiği gibi ledün ilmi sahibi olacaktır inşaAllah. Şimdi sorum Hocam, Allah (c.c.) herkese bu lütfu yapmıyor. Mehdi (a.s.) ledün ilmi sahibi olduğunu bilecek değil mi? Bilecekse bunu kendine ne şekilde kabullenecek? Sebebi ne? Bir de Hocam, Mehdi (a.s.) kendisinin Mehdi olduğunu söylemeyecek ama bilecek değil mi? Essalamun aleyküm ve rahmetullah. Muhammet Cabir, Nurnberg’ten.”
ADNAN OKTAR:“Ziyade hüsn-ü zan her zaman olmuştur” diyor Bediüzzaman. Ve “ilişmezdim ben” diyor. Yani tarikat şeyhlerine, mürşit efendilere, büyük velilere her zaman Mehdi olması ihtimaliyle bakılmıştır. Yani Allah-u alem Mehdi denmiştir. “Bir sevgi gösterisi olarak, bir iltifat olarak yani yüksek bir iltifat olarak genellikle olmuştur” diyor Bediüzzaman. “O yüzden ben ilişmezdim” diyor. Yani bilinen bir gerçek bu. Hatta Suyuti de kendisinin Mehdi olabileceğinden şüphelenmiş bir ara. Muhtemelen İmam-ı Rabbani’de de, Abdulkadir Geylani’de de o tarz şüpheler oluşmuştur. Mehdi (a.s.) da, belki yani o alametleri üzerinde gördüğü için “olabilir mi acaba?” diye aklından geçer. Yani makul bu. Ama iddia edemez. Çünkü Mehdi (a.s.) Allah’tan korkan bir insan. Hatta “tir tir titrer “diyor hadiste Peygamberimiz (s.a.v.). Değil mi? İki tane hadis var Mehdi (a.s.)’ın Allah’tan korkusunu anlatan. Benim gördüğüm, ki daha da vardır. Dolayısıyla öyle bir şeye cüret edemez. “Ben Mehdi (a.s.)’ım, ben Cennetliğim” diyemez. Ama hüsn-ü zan olur tabii, olabilir, o imkansız değil. Yani acaba diyebilir. Çünkü etrafındaki insanlar da acaba diyeceklerdir, Mehdi (a.s.) olabilir mi? Ama Hz. İsa (a.s.)’ın ona tabiyetiyle, Hz. İsa (a.s.) ile birlikte namaz kılmaları, İslam’ın dünyaya hakimiyetiyle. Şimdi diyeceğiz ki; “gelmiş geçmiş hiçbir veli, hiçbir alim zamanında böyle bir dünya hakimiyeti olmadı. Allah bu kişiye onu vesile edip, sebep edip, nasip ettiğine göre, Allah-u alem kastedilen Mehdi (a.s.)’a çok benziyor” diyeceğiz. “Herhalde o” diyeceğiz, “Allah-u alem” diyeceğiz.
SUNUCU 2:Bu İlahi bir duyumla mı, tabii ki İlahi bir duyumla olacaktır. Tabii hani kişi ben miyim acaba diye düşünüyor. İlahi bir duyumla.
ADNAN OKTAR:Alametle, alametlerle. Mesela bakar.
SUNUCU 2:Hem alametlerle, bir de bunun bir vahyedilmesi ile ilgili olarak düşündüm ben şu an. İlahi bir duyumla olduğunu anlayabilir.
ADNAN OKTAR: Allah kalbine vahyedebilir tabii. Bu mümkün. Ama bizim bildiğimiz sesli vahiy tarzında olmaz. Allah mesela bal arısına da vahyediyor. Hz. Musa (a.s.)’ın annesine de vahyediyor. Bu tabii sesli bir vahiy olmuyor. Kalbine vahiy. Kalbine vahiy ta başından, çocukluğundan itibaren kalbine vahyetmiş olabilir Allah. O bilmez. Zaten Allah onu yönlendiriyor. Zaten ahkamda masum. Sürekli vahiy alır Mehdi (a.s.). Her insan vahiy alır zaten. Ama insanlar o vahye uymazlar. Mehdi (a.s.) o vahye uyan insan. Zaten vicdan denilen şey, Allah’ın vahyinin alındığı yere derler vicdan diye. Mesela insan vicdanına göre davrandığında Allah’ın vahyine göre hareket etmiş demektir. Allah’ın ona ilham ettiği bilgiye göre hareket etmiş demektir. O anlamda vahiy alır. Çünkü “hata yaptığında onu doğrultan bir Meleği vardır yanında” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), açıklıyor. Cibril (a.s.), Mikail (a.s.), İsrafil (a.s.) sürekli yanındalar Mehdi (a.s.)’ın ve binlerce Melekle desteklenecektir Hz. Mehdi (a.s.). O yönde tabii ki bir ilahi mevhibe ve İlahi koruma altında olduğu açık. Çünkü ahkamda masum olması çok olağanüstü bir şey. “Ne yaparsa yapsın doğru hareket eder” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Siz yanlış zannedersiniz, mutlaka doğrudur” diyor. İnşaAllah. “Hata yaptığı yerde onu doğrultan bir Meleği vardır” hadisinin tam açıklaması oluyor. “Allah onu bir gecede ıslah eder” diyor. Mühim bir gece var demek ki Mehdi (a.s.)’ın hayatında. Bir gecede çok olağanüstü bir bilgiyle, olağanüstü bir olayla, olağanüstü bir halle karşılaşacağı anlaşılıyor. Tabii zuhur ettiğinde de sorabiliriz, yani şüphelendiğimiz o kişiye. Deriz yani, “nasıl oldu, neler hissettiniz efendim?” diyebiliriz. Ama şu an görmediğimiz için, konuşma olmadığı için, bağlantımız olmadığı için şu an, gıyabında biat ettiğimiz için, gıyabında talebesi olduğumuz için tam net bir şey söyleyemiyoruz. Ama hadis var, “Hz. İsa Mesih (a.s.) yüzünü mesh eder,” yüzünü böyle sevgiyle mesh eder, “Cennetteki makamını söyler” diyor. Yani “Mehdi (a.s.) olduğunu söyler” diyor ve “Cennetteki makamını söyler” diyor. Ama buna inanması farz değil. Çünkü kitap getirmiyor Hz. İsa (a.s.). Yani unvanı kalıyor Hz. İsa (a.s.)’ın. Peygamberdir ama unvanı var. Ama hüküm getirecek Peygamber değil. Yani bir kitap, Allah’tan bir kanun getirmez. Kuran’a uyacak. Tamamen Kuran’a uymakla mükelleftir. O yüzden onu bir hüsn-ü zan, hüsn-ü temenni olarak alacak Mehdi (a.s.) da. Yani güzel bir temenni, güzel bir dua olarak alacak. Ama kalbinde de tabii bir ümit olur. “İnşaAllah öyle olur” diyecektir. Ama tabii bu dönem bir hayli kısadır. İslam’ın dünyaya hakimiyeti de, Hz. İsa (a.s.) ile birlikte oldukları dönem de öyle çok, çok, çok uzun bir dönem değil. Çünkü zaten vakit çok daraldı. 1431’deyiz. 1506’larda artık yavaş yavaş geri çekilme başlıyor. 1506’lara kadar. En son tarih, Bediüzzamanın verdiği. 1545’i de Kıyametin kopacağı tarih olarak veriyor inşaAllah. Bir başka yerde birkaç tarih daha vermiş ama onlar bir hikmete binaen, küfrü gevşetecek bir şey o. 1577 deyince adamlar “zaten burada bir sabitlik yok. Çeşit çeşit tarihler vermiş, hiçbiri doğru değildir herhalde” diyebilirler. Bu bir. İkincisi; Allah’a karşı hürmetinden, Bediüzzaman net tarih vermekten kaçınıyor. Yani 77 de olabilir. 1545 de olabilir, 1577 de olabilir. O tarz bir üslubu var. Ama Allah-u alem 1545. Hadis zaten tam oturuyor. Her safhayı tam veriyor, tam açıklıyor. Bir Nur talebesi kardeşimiz yazı göndermiş, güzel. O filmi seyredelim, sonra biraz ara verelim devam edeceğiz. Filmin hazırlanması herhalde sürpriz oldu onlara.
ALTUĞ BERKER:İlan arası vereceğimizi düşündüler herhalde.
ADNAN OKTAR:İyi, normal devam ediyoruz işte.
SUNUCU 1:Şu an yayınımıza devam ediyoruz Hocam, Cübbeli’nin VTR’sinden sonra.
ADNAN OKTAR:Evet Berker’im, bu konuya, anlattığım konuya mı devam edelim, başka bir konuya mı geçeyim?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, biraz evvel televizyonda Bediüzzaman Hazretleri’nin talebeleriyle ilgili bir program vardı onu izliyordum. Talebelerinden biri Said Özdemir, o da sizi çok sever. Hakaik-i iman hakikatleriyle ilgili filmlerinizin hepsi kendisinde vardır. Hatta talebelere de gösteriyor bildiğimiz kadarıyla. Bizim de ona muhabbetimiz çok yüksek. Şöyle dedi; “ben o ilk tanıştığı zamanlarda Üstad’a, ben” demiş, “ya Mekke’ye ya Medine’ye gideceğim Üstad’ım herhalde” demiş, yeni tanıştığı zaman. “Buralarda işte Ahir zaman alametleri çok oldu. Herhalde yaşanmaz”. Üstad da ona demiş ki; “kardeşim” demiş, “ben Mekke’de ya da Medine’de de olsam kalkıp Türkiye’ye gelirdim” demiş. “Çünkü İslam aleminin anahtarı Türkiye’dir”.
ADNAN OKTAR:Bak, Mekke’de ya da Medine’de olsa dahi. Mehdi (a.s.) Medine’de ya da Mekke’de çıkacak olsa Bediüzzaman gelir mi oradan? Değil mi? Demek ki İstanbul’da her şey. Şeyh Nazım Hocam’ın videosunu hazırlayamadınız. Anladığım kadarıyla öyle. Birkaç dakika sonra? Ama iyi yine süratleri iyi, bayağı güzel.
SUNUCU 1:Sorumuz var Hocam inşaAllah. “Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun sayın Hocam”.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu.
SUNUCU 1:“Hocam, ben şunu öğrenmek istiyorum inşaAllah. Tebliğe nasıl başlamalıyız? Nasıl insanların dikkatini üzerimize çekeriz inşaAllah. Hocam, memleketimde insanlar dünyayla çok iç içeler ve beni dini inançlarımdan dolayı alaya alıyorlar. Nasıl dikkatlerini dine çekebilirim? Aslan Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun, inşaAllah”. Ali Değirmencioğlu, İstanbul.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Onlar da aslan maşaAllah, bütün Müslümanlar aslandır, maşaAllah. “Nasıl dikkatlerini dine çekebilirim?” diyor. Benim programlarımı tavsiye etsin kardeşlerine. Televizyonun başına getirsin onları, birkaç sohbetimiz bile Allah-u alem faydalı olur. Etkili olur. Unutamaz. Ömrü boyunca unutamaz. Ben çocukluğumda da bir söz duyardım unutamazdım. Dini ne kadar az anlatan oluyordu. Ben mesela lise döneminde falan kiminle karşılaşsam havadan sudan konuşurlardı, benimle dinle ilgili konuşan olmazdı. Bir kişi bir şey dedi mi mutlaka aklımda kalır, çok etkisi altında kalırdım ve mutlaka da yapardım hatta dedim ya bir kere annem dedi ki; “benim oğlum çok dindardır” dedi maşaAllah. Ben daha o zaman lisedeyim. “Peki namaz kılıyor mu?” dedi adam. Ben dondum kaldım, “namaz kılıyor mu” deyince? Kılmıyorum namaz. Acayip utandım hemen gittim, Ankara’da Ulus’a. O gün böyle yerde satılan kitaplar oluyor ya, kitap nerede bulacağımı da bilmiyorum, baktım orada bir Namaz Hocası kitabı var, kitapların içerisinde birkaç tane, onlardan bir tanesini seçtim. “Şu kitabı ver” dedim. Hemen aldım doğrudan eve hemen okumaya başladım. Kendi aklımca tabii oradan çıkartmaya başladım. Orada diyor ki, “namazlar diyor öğlen namazı mesela ikişer rekattan, dört rekattır” diyor farzı. Şimdi ben bilmediğim için önce iki rekatı kılıyordum, geziniyordum, normal yemeğimi yiyordum, sonra gelip iki rekat daha kılıyordum. “İkişerden dört rekat” diyor ya. Halbuki kesintisiz kılınması gerekiyor dört rekatın onu sonra öğrenmiştim. Sonra Ömer Nasuhi Bilmen ilmihalini aldım, işte Hüseyin Hilmi Hoca’nın ilmihalini aldım, diğer ilmihalleri aldım. Ali Fikri Yavuz’un diğer Hocaların da eserlerini aldım. Onları okuyunca detayları anladım. Hiçbir şey bilmiyor olduğumu gördüm ama her öğrendiğimi de titizlikle uyguluyordum. Hiç taviz yoktu sıfır taviz. Mesela bu “elde ufak bir çatlak olsa” diyor “oradan dökülen su necistir” diyor. O kolay bir şey olmuyor, ona dikkat etmek. Ben onu titizlikle uyguluyordum. O suyun hiçbir şekilde üstüme sıçramaması için çok özel tedbir alıyordum. Seccademi temiz tutmak için çok özen gösteriyordum, üstüm için öyle. Ehl-i sünnet inancında ne gerekiyorsa her okuduğumu mutlaka uyguluyordum itinayla. Bu vakte kadar da öyle geldim elhamdülillah ve katlanarak azmim arttı, kararlılığım arttı. Asla da taviz vermedim, taviz de vermeyiz inşaAllah Allah’ın izniyle.
SUNUCU 1:Hocam bir sorumuz daha var izninizle.
ADNAN OKTAR:Evet.
SUNUCU 1: “Hocam selamun aleyküm”.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Bazı insanlar dinden bahsederken Allah ismi yerine, sanki Tanrı kelimesini özellikle kullanıyorlar. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz Hocam?” Kartaltepe, İstanbul.
ADNAN OKTAR:Tanrı demeyi daha entelektüel görüyorlar. Onu deyince o daha aydındır, daha böyle sofu değildir. Daha kendini dine kaptırmış derler ya onlar. Dine kaptırma diye bir şey yoktur. Dini hakkı ile yaşama vardır. Niye kaptırsın dine? Din insanı kapan değil, değil mi? Din yaşanan bir güzelliktir Allah’ın nurudur. Hatta bazı konuşmacılar Allah’tan hiç bahsetmiyorlar hatta eliyle göğü işaret ediyor “o bilir” diyor. Ağrına gittiği için enaniyetinden, büyüklük hissinden. Çok garip hareketler bunlar. Cehennemin kenarında asla yapamayacakları konular. Cehennemin kenarında “O” mu diyecek Allah’a değil mi? Yere kapanır böyle, öyle bir Allah’ı anar ki, gürül gürül belki hiç hayatında öyle anmamıştır.
SUNUCU 2:Şekil olarak yaşamaktan kaynaklanıyor bu. Gönlen yaşasa gerçekten iman ederken hiç açıksız gerçekten kendini vererek vicdanıyla, her şeyiyle kendini vererek iman etse zaten bu şekiller olmaz. Kendisi hangi şekilde olduğunu bilmez.
ADNAN OKTAR:Derinlik almadığı için.
SUNUCU 2:Siz diyorsunuz ya eskiden sohbetlerimiz havadan sudan olurdu. Şimdi hani daha fazla dinle ilgili, imanla ilgili konuşuyoruz. Belki bu manevi dünyamızdaki değişimden kaynaklanıyor. Bu madde dünyasında, manevi dünyamızın değişiminden kaynaklanabilir mi sizce?
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Pek tabii ki doğrudan onunla alakalı. Manevi derinlik alındıkça aklı açtıkça, samimi düşündükçe akılcılığı tam beynimize yerleştirdiğimizde gerçekler bizi tam anlamıyla kuşatıyor ve sarıyor. Güzellik olarak bir nur olarak sarıyor. Hitabımız da düşüncemiz de her şeyimiz de çok güzel oluyor. Kuran’a uygun oluyor inşaAllah. Benim önüme bir yazı getirdi kardeşlerim onu da okuyayım. Veyahut sen oku Berker. Oradan sana cevap vereyim.
ALTUĞ BERKER: “Hocam selamun aleyküm. Mersin’den yazıyorum. 30 yaşındayım. Risale-i Nur hizmetkarıyım, Biiznillah. Gayret etmeye çalışıyorum. Sorum şu, bizler elbette Hz. Mehdi (a.s.)’ı bekliyoruz. Bir şahs-ı manevi değil, bir zat olarak bekliyoruz. Üstadımız pişdarı, bizler de Risale-i Nur talebeleri de birer nefer olarak yaşarsak yanında olacağız. Millet şunu söylüyor Hocam lütfen cevap verin diyorlar ki, ‘Adnan Oktar kendisini Mehdi (a.s.) olarak ilan edecek”. Hocam böyle bir şeyi ben kabullenmiyorum. Lütfen eğer siz Mehdi (a.s.)’sanız ‘benim’ deyin, yoksa ‘ben değilim’ deyin. Açık olsun cevabınız. Aramıza bu konuda nifak sokmaya çalışıyorlar ve diyorlar ki, Cübbeli Hoca da diyor ki; ‘Adnan Oktar zaman bekliyor, kendisini en yakın zamanda kendini Mehdi ilan edecek’. Hocam lütfen cevap verin. Bekliyoruz, Metin”, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Metin kardeş.
ALTUĞ BERKER:Metin, Risale-i Nur demiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Benim bu konuda bir hayli açıklamam oldu ama Metin kardeş acaba bizi yeni takip etmeye de başlamış olabilir. Hatta ben yemin ettim değil mi? “Eğer ömrüm boyunca, ölünceye kadar Mehdilik ilan edersem Allah’ın, Meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun” dedim. Bu en ağır yemindir, Kuran’da. Ve hiçbir şekilde Mehdilik ilan etmeyeceğime dair defalarca yemin ettim. Ve kardeşimin istediği nedir başka? “Ben Mehdi (a.s.) değilim deyin, açık olsun cevabınız” diyor. Tamam ben Mehdi (a.s.) değilim, cevabım da açık olmuştur herhalde, inşaAllah. Cübbeli Hoca diyor ki; “Adnan Oktar zaman bekliyor, kendini en yakın zamanda kendisini Mehdi ilan edecek.” En yakın zaman yani herhalde bir 10 yıl sonra Mehdilik ilan edeceğimi mi düşünüyordur? 10 yıl. Ben diyorum ki, “ömrümün sonuna kadar öyle bir şey demeyeceğim,” diyorum. “Öyle bir iddiam olmayacak” diyorum. O zaman Mehdilikle ilgili bu şüphede zail olmuş oluyor zaten. Demin ki yeminim bunu zaten bitiriyor. Çünkü ben limit koymuyorum, zaman limiti koymuyorum. Bakın “ölünceye kadar” diyorum. “Hiçbir şekilde Mehdilik iddia etmeyeceğim. Eğer böyle bir şey yaparsam Allah’ın, Meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun” diyorum. Yani bu nettir, değil mi? Dolayısıyla Cübbeli’nin o korkusu da yersiz, belki de bu korkudan böyle bu kadar. Bir tek Cübbeli değil ki, Habertürk de çekiniyor. Fatih Altaylı da çekiniyor. CNN’deki programlarda da biz bunu görüyoruz. Ve koro halinde Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Mehdi (a.s.) gelmeyecek. Duyduk tamam, İlahiyatçıları çıkarıyorlar, “Mehdi (a.s.) gelmeyecek”. Yani bu kadar panik olacak ne var? Bir kere söylersiniz anlarız, değil mi? Ben de onlara şunu söylüyorum. Mesela bak diyorlar ki, masonlar “Adonay, veyahut Adon masonların lideridir”. Onların düşüncelerinde öyledir. “Ahir zamanda gelecek” diyorlar. Ben mesela hiç tedirgin değilim. Budistler diyorlar ki, Buda “Ahir zamanda yeniden gelecek”, diyorlar. Bende hiç gördünüz mü, “yanlış bu, biz bundan tedirgin olduk. Rahatsız olduk” diyor muyuz? Benim hiç muhatap olmadığım bir konu. Kesin olmayacağını bildiğim için böyle bir konuya da girmiyorum. Bir insan eminse, niye bu kadar telaş eder ki. Kuşku duyuyorsa insan telaş eder değil mi? Panik var çünkü artık hatta Taha Akyol da geçenlerde çıktı. Yine o da Mehdi (a.s.) gelmeyecek diye, koro halinde ilahiyatçılar toplanmış onu anlatmaya çalışıyor. İsa (a.s.) gelmeyecek. Mehdi (a.s.) gelmeyecek. Sakin olun, sakin olun. Allah ömrünüzü uzun etsin, bir 10 yıl bekleyin. Değil mi? Ben buradayım, siz de buradasınız. Bu arada tabii zemin altlarından kayıyor. Yani zemin kaymasa panik olmayacak ama gürül gürül İslam yayılıyor. Yani her yerde Türk İslam Birliği’nden bahsedilmeye başlandı. Gazeteler bundan bahsediyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu ne dedi? “Sınırsız” dedi, “büyük bir Türkiye”. Yani dünyayı kaplayan bir Türkiye’den bahsediyor. Yani Türkiye’nin Türklüğün bütün dünyaya hakimiyetinden bahsediyor. Türk İslam Birliği’nden, bu nedir? Bu Mehdiyet değil mi? “Bütün sınırlar açılacak,” diyor. “Bütün İslam aleminin bütün Türklük aleminin sınırlarını açacağız” diyor. “Sınır kalmayacak” diyor. Ben bunu ne zaman söyledim? 2 yıl önce. Kaç defa söyledim. En az 400 kere falan söylemişimdir, toplam. Bütün insanlar ezberledi. Ve sonra dedim ki; “ben evdeyim, ama fikirlerim iktidarda” dedim. Yani benim siyasete girmeme gerek yok. Fikir önemlidir. İnanç önemlidir. Çok açık, Sayın Davutoğlu’nun izahları çok kapsamlıydı ve hepsi dediklerimin teyidi mahiyetinde. Değil mi? Hazır filmimiz tamam bakalım.
SUNUCU 1:Yayındayız Hocam şu an.
ADNAN OKTAR:Bir daha yayınlayalım. Bakın, “nasıl ulaşırız inşaAllah” diyor Cübbeli. Bak “sizden çıkacak” diyor. “Türkiye’den çıkacak,” diyor. “Hayır” demiyor bakın orada. Bu çok önemli. “570 sene sonra çıkacak” demiyor. “Türkiye’den çıkmayacak o” diyor. Ama bak Şeyh Nazım “Türkiye’den çıkacak”, diyor, “İstanbul’dan çıkacak” diyor. Daha ileri konuşmalarında zaten anlatıyor, “İstanbul’da çıkacak” diyor anlatıyor. Bak, “ulaşırız, görüşürüz inşaAllah” diyor. Hani 570 yıl sonra gelecekti Mehdi (a.s.)? Demek ki Mehdi (a.s.)’ın her an çıkması mevzu bahis. Demin kendi de diyor, “Mehdi (a.s.) her an çıkabilir” diyor. O zaman Şeyh Nazım’a demesi lazımdı, Şeyh Nazım Efendi Hazretleri’ne. “Efendim 570 yıl sonra gelecek, Türkiye’de de çıkmayacak. Onun için benim öyle bir ümidim yok” demesi gerekir değil mi? Diyemiyor. Bak; “ulaşırız, görüşürüz inşaAllah” diyor. Demek ki olacak. Daha önce de söylüyor çünkü ve Türkiye’de de olacağına niye itiraz etmiyorsun? De ki, “Mekke’de, Medine’de çıkacak” de, “Türkiye’de çıkmayacak Mehdi (a.s.)” da. Bak, “O Türkiye’de çıkacak” diyor. O da tasdik ediyor onu, evet “diyor. “İnşaAllah görüşürüz, ulaşırız” diyor. İnşaAllah. Tamam devam edelim.
ADNAN OKTAR:O şeyde de Konstantiniyye’nin manen tekbirlerle fethedilmesinden bahsediyor, konuşmasının devamında da. “İstanbul’u manen fethedecek”, diyor. “Sahibül zaman” diyor bak, zamanın sahibini bekliyor, sahibi zaman Mehdi (a.s.) demektir biliyorsunuz. Ne diyor, “ulaşırız, görürüz inşaAllah” diyor. Bak şimdi doğrusunu söylüyorsun. Allah söyletiyor. O zaman şu 570 yıl lafını kenara bırakacak. Bu sözü bırakacak. Demek ki Mehdiyet’in içindeyiz, demek ki Mehdi (a.s.) geldi. Çünkü 1431’de olduğumuza göre çoktan gelmiş olması gerekiyor. Yani reddi mümkün değil. Cübbeli de burada kabul ediyor geldiğini Mehdi (a.s.)’ın. O zaman Mehdi geldi mi, gelmedi mi değil, Mehdi (a.s.)’a talebe olmanın peşinde olmak lazım. Yani gelip gelmediğinin tartışılacak bir durumu yok, inşaAllah. Yalnız şu benim Mehdilik iddia edeceğimle ilgili sözler ne kadar çok oluyor, ne kadar çok cevap veriyorum. Niye bundan kurtulamıyorlar? Gece gündüz “ben Mehdi (a.s.) değilim” demekle ömrüm geçiyor. Sürekli “Mehdi (a.s.) değilim” diyorum. Onlar da “Mehdi (a.s.) mısın? Net söyle” diyorlar. Peki bundan açık net cevap ne olabilir? Bak diyorum ki,” ben Mehdi (a.s.) değilim”. Türkçe değil mi bu? Açık net söylüyorum. Ama yine kanaatleri gelmiyor, yine soruyorlar. Bir daha cevap veriyorum. Bir hayır vardır inşaAllah. Tamam devam edelim.
SUNUCU 1:“Sayın Hocam, Gallup Araştırma şirketinin çalışmaları sonucu ortaya çıkan bir gerçeği haber vermek istiyorum. Dünyada en hızlı yayılan din İslam, maşaAllah. Bugün Türkiye Gazetesi’nde yayınlanmıştır. Allah razı olsun ve Allah’a şükürler olsun”, Atilla Berber, İstanbul.
ADNAN OKTAR:Bakın, her yerden Mehdiyet haberleri geliyor. En hızlı yayılan din. Niye daha önce hızlı yayılmıyordu da birden bire yayılmaya başladı? Mehdiyet’in gölgesinden, Mehdiyet’in bereketinden değil mi? Neden her yerde Türk İslam Birliği’nden bahsediliyor, İslam aleminin toparlanmasından bahsediliyor? Davutoğlu Beyefendi’nin sözü çok hayati. “Bütün Türklük aleminin, bütün İslam aleminin sınırlarını kaldıracağız” diyor. Bunun adı nedir bu? Bu İslam Birliği’dir, Türk İslam Birliği’dir işte bu, Mehdiyet’tir. Mehdiyetin kısa özetini söylüyor. İşte bu birliğin başında olan insanın adına da Mehdi (a.s.) deniyor. Kardeşim ne fark eder yani? Ben olmasam farz edelim Şeyh Nazım Hocamın sevdiği bir başka talebesi; ben de onun talebesiyim de, başka bir talebe bir kişi de olabilir. Kim olursa olsun biz saygı, duyarız. Yeter ki bize sevgiyi, barışı, kardeşliği, adaleti, sanatı, bilimi, huzuru getirsin, Türk İslam alemini toparlasın. Şu dünyadan bir fitne kalksın, şu Müslüman aleminin çektiği acılar bir dinsin, şu zillet bir ortadan kalksın, şu aşağılanma bir ortadan kalksın. Camiinin içinde adam vuruyorlar. Adam yatmış yaralı böyle, kaç kişi birden camiye sığınmışlar artık adamlar yani aman diliyorlar artık. Ne yapsın? Bir insan camiye girdiyse Allah’ın mabedine ve yaralıysa ne yapılır? Şefkatle kurtarılır. Adamlar teker teker kafalarına kurşun sıkıyorlar ve sanki herhangi bir canlı gibi yani bir karınca ölmüş gibi. Hiç değeri olmuyor bakın unutulup gidiyor, unutulup gitti o. Mesela çok büyük bir olaydır o. Afganistan’da binlerce kişi her gün yüzlerce kişi öldürülüyor, Irak’ta her yer bombalanıyor. Gayet normal karşılanıyor. Sıradan bir olay gibi görünüyor. Bana sorusunun başında selam veren bir kardeşim olmuş ben ona selam vermemişim. Ona aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum. Bir de selamını almadığım herkese aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum. Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi hepsinin üzerine olsun inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Son zamanlarda Mehdiyet’ten çokça bahsedilmesi aslında bir başka Ahir zaman alameti. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisi şerifi var. “O zuhur etmeden önce ondan çokça bahsedilir “diyor Mehdiyet’ten.
ADNAN OKTAR: Bakın aslında onlar istemeden Hz. Mehdi (a.s.)’a hizmet ediyorlar. Bir kere Hz. Mehdi (a.s.) yok sözlerinin yoğunlaşması Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. İslam tarihinde, 1400 yıllık İslam tarihinde “Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek” sözünün bu kadar söylendiği hiçbir dönem olmamıştır. Yani on binlerce kere söylenmiştir ilk defa. 1400 yıl içerisinde ilk defa. “Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek” sözü on binlerce kere söylendi. Yani bir kere, iki kere değil. Yer gök inliyor böyle. Her yerde söyleniyor; “Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek”. Bu Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın geliş delillerinden kati bir tanesidir. Başka deliller de var da şimdi onları söylersek iyice ortalık karışır onları söylemeyeyim. Ama çok aleni yani gelişmeler, çok açık. Hem bilim ve teknolojide ki gelişmeler de İslam’ın hakimiyeti yönünde gelişiyor. Bilim zaten doğrudan İslam’ın emrine girdi şu an. Bakın bilim sadece İslam’ın emrinde şu an. Bütün dünyadaki bilimsel çalışmalar tek amaçla Allah’a hizmete döndüler. Eskiden ateizme hizmet ediyordu bilim, marksizme ve Darwinizm’e hizmet ediyordu ve sırf onların tekelindeydi. Şu an net olarak bütünüyle İslam’a hizmet eder durumda bilim. Bakın mesela bana “şurada dinsizliğe hizmet ediyor” desinler bana göstersinler. Her yerde İslam’a hizmet eder konuma geldiler. İsteyerek mi, istemeyerek mi? Her ikisi de oldu. İsteyerek de hizmet ediyorlar, istemeyerek de hizmet ediyorlar. Allah onları mahkum etti, mecbur etti, icbar etti. Kahhar ismiyle, Cebbar ismiyle zorlayarak, ezerek Allah onları doğru yola getirdi, istediği çizgiye getirdi. Yani kaderde o yönde gelişiyor inşaAllah. Sonunda da inşaAllah Allah hepsine tam hidayet nasip edecek. Tam makul, beğenilir, aklı başında, Müslüman ruhunu almış bir kitleye dönüşecek bütün dünya inşaAllah. Serap hanım ne diyorsunuz sözlerime?
SUNUCU2:Bu inkarcılık zaten Peygamberler döneminde de olmuş çok aşırı inkar etmeler. Bu da bir hayra alamettir tabii ki inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) döneminde de değil mi aynı şeyler oluyor?
SUNUCU2:Herkes inkar ediyor sonuçta. Yani sen Peygamber değilsin, seni kimse görevlendirmedi, sen yalancısın diyerek o inkar dönemleri olmuştur zaten. Bu inkarın en çok çoğaldığı zamanlar. Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişine bir delalettir diyorum ben o şekilde yorumluyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hatta o zaman inkarcılar diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.)’e; “eğer sen Peygambersen gökten bir Melek gelsin senin Peygamber olduğunu bize söylesin” diyorlar. Şimdi de bazı kişiler diyorlar ki; “gökten bir Melek gelsin senin Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu bize söylesin” diyorlar Hz. Mehdi (a.s.)’a. Yani Hz. Mehdi (a.s.) olduğundan şüphelendikleri kişiye. Ama zaten Hz. Mehdi (a.s.) “Ben Mehdi (a.s.)’ım” demez ki, sen ispata davet edesin onu. Diyor ki o Cübbeli; “Mehdi (a.s.)’ım diye ortaya çıkacak diyor Hz. Mehdi (a.s.), bir kişi gelecek ona ‘hadi bakalım madem Mehdisin ispat et bize’ diyecek” diyor. Yani bir şahıs çıkıp böyle züppe bir üslupla küstah bir üslupla “Hz. Mehdi (a.s.)’a kafa tutarak bana ispat et diyecek” diyor. Bir kere Hz. Mehdi (a.s.) zaten iddia etmeyecek ki böyle bir şey desin, bir. İkincisi zaten öyle bir küstahlık yapamaz Hz. Mehdi (a.s.)’a. Böyle bir olay olmaz, böyle bir vaka olmayacaktır. “Ve gökten de Melek inip Hz. Mehdi (a.s.)’ın başının üstünde, bulutun üstünde oturup sürekli “bu Hz. Mehdi (a.s.)’dır” demez. Bunu eskiden Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında müşrikler istemişler Peygamberimiz (s.a.v.)’den. Diyorlar; “sen eğer Peygambersen bir Melek gelsin başının üstüne senin Mehdi (a.s.) olduğunu söylesin bize” diyorlar Kuran ayetinde bu anlatılıyor. “Veyahut yakınına gelsin, herhangi bir şekilde gelsin senin Peygamberliğini tasdik etsin bize söylesin biz inanacağız o zaman” diyorlar. Şimdi buradaki kafa ne, buradaki kişiler ne diyorlar? Bir Melek gelmesi gerekir eğer böyle bir iddia olursa “Bu Hz. Mehdi (a.s.) diye söylemesi lazım” diyorlar. Kuran’a göre bunun mümkün olmadığını Allah zaten bize Kuran’da gösteriyor. “Bu müşriklerin üslubudur” diyor Allah, Kuran’dan bunu anlıyoruz. Müşrikler bu dili kullanıyor, üslubu kullanıyorlar. Yani “bir Melek gelsin de bize ispat etsin”. Böyle bir şey yok. Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.)’ı nasıl tanıyacağımızı bize anlatmış, çok açık anlatmış. Melek herkese, her zaman, şu an yanımızda da Melek var, şu an var. Sağımızda, solumuzda Melekler var. Kimse görüyor mu? Bizi yönlendiriyor. Hatta ön kısımda da vardır, insanların sırt kısmında da Melek bulunur. Yani her iki yönden koruyup kollarlar. Kuran ayeti var. Hiç kimse görmemiştir şu ana kadar. Mesela burada çok fazla sayıda cin var şu an kimse göremiyor. Melek de var kimse göremiyor. Ama bir kalksa perde aklı durur tabii insanların. Çok acayip bir durum. Ama o zaman işte imtihan kalkmış oluyor. Allah diyor ki; “biz Melekleri onlara göstereceğimiz gün, indireceğimiz gün artık onlara göz açtırılmaz” diyor. Göz açtırılmaz ne demek biliyor musun? “İflahını keseceğim onların” diyor Allah, “perişan edeceğim” diyor. Yani Melek göründü mü bitti zaten Kıyamet alametidir. Kıyamet başladı demektir. Yani alameti derken Kıyamet fiilen başladığında Melekler iniyor. Artık depremler başlamış, yer gök ayrılmaya başlıyor çok büyük olaylar oluyor. “Denizler yanmaya başlar” diyor artık. Denizlerden magmalar fışkırıyor. Boğazdan, mesela balık tutanlar boğazda o zaman denizden magmanın fışkırdığını görecekler gökyüzüne. Her yer ateş ve tufan içinde kalacak. Öyle ortamda Melekler iniyor. Orada zaten o Melekle ilgilenecek hali kalır mı onun? Kendiyle ilgilenecek hali yok orada. Perişan vaziyette o zaten. Ayette söylüyor Cenab-ı Allah; “korkunun şiddetinden saçları bembeyaz olur hepsinin, hamile kadınlar çocuklarını düşürürler, siz onları sarhoş zannedersiniz oysa değildirler” diyor. Sarhoş nasıl dilini toparlayamıyor, konuşamıyor, ayakta duramıyor, dengesini tutturamıyor değil mi? Korkunun şiddetinden şuuru kapanıyor ayakta duramayacak, ne dediğini bilmiyor. Yani muhakeme, yargı tamamen bozulacak korkunun şiddetinden. İnsan bedeninin duyabileceği en yüksek korkuyu yaşayacaklar ve en yüksek acıyı yaşayacaklar Kıyamet başladığında. “Ama herkes mezardan seyredecek” diyor Allah. İstisnasız bütün insanlara Allah onu vaat etmiş seyretmeyen hiç kimse yok. Fakat Müminler huşuyla, Allah’ı tahsin ederek, Allah’ı tekbir ederek. Allah’ın büyüklüğünü, Yüceliğini güzel sözlerle vurgulayarak hayranlıkla seyredeceklerdir. Sevinçle seyredecekler. Onlar nasıl biz havai fişek gösterisi yapılıyor değil mi, renklendirme yapılıyor ihtişam hoşuna gidilerek seyrediliyor. Aynı sevinçle Allah’ın ihtişamı olarak seyredecekler. O göklerin parçalanmasını, o şeylerin ayrılmasını, Allah’ın gücünü bizzat görmüş olmanın heyecanını yaşayacaklar. Allah’ın vaadinin olmuş olduğunu görecekler. Çünkü vaat etmiş, “vaadim buydu bunu görün” diyor Allah. Onun için istisnasız herkes görüyor.
SUNUCU 2: Ben bir soru sormak istiyorum izniniz olursa. Kıyamet ve Kıyamet alametleri ile ilgili konuşulduğu zaman bu konular hemen kapatılmak isteniyor. Ağzını hayra aç, bu tip şeyleri konuşma. Niçin Kıyamet ve Kıyamet alametleri ile ilgili konuşulacağı zaman hemen bu konu örtbas edilir. İnsanlar neden böyle bir şeye ihtiyaç duyar?
ADNAN OKTAR: Şimdi küfrün aleyhinedir. Küfrün korkması normaldir. Ama Müslüman için çok büyük bir nimettir. Bakın Kıyamet; zaten kıyam ayağa kalkmaktır, diriliş, kıyam. Mesela insan oturuyorsa ayağa kalktığında buna kıyam denir. Namazda da kıyam vardır değil mi? Kıyam, bir rüku vardır, bir de secde vardır. Kıyam ayakta durmaktır, Kıyamet ayağa kalkma. Yani ölülerin dirilmesi, ayağa kalkması. Bu çok büyük bir nimet müminler için. Cennet başlıyor, sonsuz hayat başlıyor. Ne istiyor, bu kısacık hayatımı istiyor, dünyanın zorlu ortamını mı istiyor? Yani dünyanın ne kadar zorlu olduğunu görmüyor mu? İmtihan şartları olarak Allah özel olarak çok zor yaratmıştır dünyayı. Cennette bütün sebepler kalkıyor ne kadar büyük rahatlık, ne kadar büyük nimet. Yani Alice Harikalar Ülkesi’nde gibi. Hiç alışılmamış. Aslında normaline dönüyoruz biz. Yani Cennet normal, hayatın normal şeklidir. Bu dünya aslında çok harika, çok şaşırtıcı. Çünkü o kadar sebep var ki, Cennette bütün sebepler kalkıyor. Mesela ben her zaman örnek veriyorum; şimdi ben burada bu şekilde içeceğimi buraya doldurdum. Şu an bunu Allah yaptı. Bardağın içine doldurdu. Ama mesela kolumun görülmesi gerekiyor burada, tutma hissimin olması gerekiyor. Normalde bunun için hiçbir sebep yok. Çünkü niyet ettim ben bunu içmek istiyorum şu an, dua ettim Allah’a. Allah bu bardağın içine doldurdu şu an içtiğim tatlıyı veyahut salep diyelim artık. Bakın içmek istiyorum yine dua ediyorum Allah havaya kaldırdı, yaklaştırıyorum yaklaştırıyor. Bak bir çocuğu besler gibi Allah bana içirdi. Bak geri götürüyor Allah yerine koyuyor, kolumu sebep ediyor. Ahirette işte bu kola gerek kalmıyor o kadar. Yani sadece dua ediyoruz o kadar. İçimizden geçirmek zaten duadır. Mesela yazı yazmak istiyoruz Allah kalemi havaya kaldırıyor, kalemi Allah açar ve yazar. Yazıyı yazan, hepsini yapan Allah’tır. Mesela diyor Allah ayette; “taşı attığında sen atmadın Ben attım” diyor Allah. “Öldürdüğünde sen öldürmedin Ben öldürdüm” diyor Allah. Bu çok açık ifade. Bak taşı attığında; mesela oradaki kişi alıyor taşı atıyor, “sen taşı atmadın” diyor “taşı attım” derse yalan söylemiş olur. O atmadı. Allah doğrusunu söylüyor. “Sen atmadın Ben attım” diyor. “Sana öyle gösterildi, sen öyle zannettin” diyor. Hepsini Allah yapar. Mesela konuşma yapıyoruz bunu da Allah yapıyor konuşmayı. Siz konuşuyorsunuz Allah konuşturuyor. Ben konuşuyorum Allah konuşturuyor. Siz buraya geldiniz. Kaderinizdeydi taa annenizden doğmadan önce siz buraya gelmiştiniz zaten. Mesela Abdülhamid devrinde biz sizinle burada konuşuyorduk. Taa II. Louis döneminde de biz sizinle konuşuyorduk. Böyle karşı karşıya sohbet ediyorduk. Ama şu an idrak ediyoruz biz bunu. Yani sonsuz öncede ve sonsuz sonrada biz bunu yapmıştık zaten bitmişti Allah Katında. Tamamını Allah yapar. Mesela şu an renkli olarak herkes yayında bizi görüyor. Hepsini yaratan Allah. Mesela burada kamera ayakları var. Bir de kamera, teknik alet görünüyor. Halbuki bunlarla hiç alakası yok. Yani doğrudan o görüntüyü televizyonlarında televizyon gibi gösterdiği cismin içinde yaratan Allah’tır. Yani ne hava yoluyla gitme diye bir olay vardır, ne elektrikle şunla, bununla. Bunların hepsini Allah sebep olarak yaratır. Ama insanlar sebep olmadan bunların olmayacağını düşünüyorlar. Ahirette sebep kalkıyor işte Cennette. Yani bu kameralar falan olmaz, mesela biz bir yerde görüntümüzün olmasını istediğimizde o hemen orada olur. Çünkü biz buraya geldiğimizde diyoruz ki “yayın başlasın” diyoruz değil mi? Dua ediyoruz içimizden diyoruz ki, “herkes bizi seyretsin” bunu istemiyor muyuz? Ama bu duayı ederken bu kameraları buraya getirmemiz gerekiyor. Sebebe sarılmamız gerekiyor bu duanın olması için, Cennette bu sebepleri getirmemize gerek kalmıyor işte. Sadece “Yarabbi” diyoruz “bizim görüntümüzü herkese göster” diyoruz ve herkes bizim görüntümüzü seyreder. Kalbimizden geçirmemiz yeterlidir. Hiçbir sebebe gerek yoktur ne uyduya ne araçlara, şuna buna. Onların hepsi bizim aklımızın kabul etmesi için oluşturulmuş sebeptir Allah tarafından. Cennet işte aslında normal hayat olmuş oluyor bunu düşünürseniz. Çünkü ne kadar çok sebep var. Bu kameralar çok harika. İnce ince Allah çok detaylı yaratmış. Ama Cennette o yok işte. Düz doğrudan doğruya olur. Mesela yüzüne bakıyor başkasının yüzüne, beğeniyor Cennette, “bir anda yüzü hemen kendi yüz şeklini alır” diyor. Bakıp gıpta ediyor başka Müslümana, hemen onun yüzü onun şekline giriyor anında. İçinden geçiyor ya “ben de öyle olsam” diye, niyet etmesi ile hemen oluşur, Ama şu an yüzünü değiştirmek istediği vakit, estetik ameliyatı oluyor gidiyor saçını boyuyor işte değil mi? Makyaj yapıyor hanımlar, bin bir türlü şeyle uğraşmaları gerekiyor. Takılar takıyor, takıyı alması için gidip dükkana gitmesi gerekiyor. Onların onu imal etmesi gerekiyor. Sebepler var. Ahirette takı hemen oluşur, istediğinde. Yani onu bir mücevheratçı yapmaz o sebeplere gerek yoktur, mücevheratçı dükkanına gitmeye onun oturup bir taşı inceleyip, düzeltmesine. Onların hiçbirine gerek yoktur. Onların hepsi sebep silsileleridir. Sebep silsilelerinin tamamı kalkar. İstediği mücevher anında oluşur, hemen. Makulü de budur zaten. Onlar harika. Mesela tozun oluşması harikadır tozun her biri bir harikadır. Gökyüzü uçan gemi gibidir onun arasında, siz tozu mesela insanlar geçiyor. Ama siz o tozun içindeki o yaşayanlara bir sorun bakayım, o toz nasıl görünüyor ona o binlerce kilometre yol alıyor o tozun içerisinde ona göre gök yüzünde. O tozun içindeki alemlerde yaşayan bir bakın bakalım siz değil mi? Oradaki varlıklara göre de o toz koskoca bir uzay gemisi gibi. Geziyor adam onunla tabii. Allah’ın gücünü hakkı ile takdir etmek hakkı ile düşünmek çok önemlidir, Allah’a kendini hakkı ile teslim etmek tam anlamı ile Allah’a teslim olması gerekir müminin. Ruhunu, bedenini tam anlamıyla Allah’a bırakacak. Her şeyini Allah yapar o zaman. Konuşmasını da Allah yapar, her türlü rahatlığını Allah sağlar. Allah’a tam teslim olduğunda. Zaten Allah yapıyordur da, tam teslim olmuş olur. O istemese de Allah yapar, istese de Allah yapar zaten.
ALTUĞ BERKER: Ayet-i kerimede şöyle buyuruyor Hocam Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizi de yaptıklarınızı da yaratan Allah’tır”, diyor.
ADNAN OKTAR:Bak. “Sizi de yaptıklarınızı da yaratan Allah’tır”, zaten Kuran’a dikkatlice bakılırsa, mesela “gemileri ben yüzdürüyorum” diyor Allah, “her şeyi ben yapıyorum” diyor Allah, “her şeyi”.
ADNAN OKTAR:Evet. 7 dakikamız kalmış. İbrahim Suresi. Şeytandan, Allah’a sığınırım. “Size her istediğiniz şeyi verdi” diyor, Allah. Ne istiyorsanız; kalem istiyorsanız kalem, ıhlamur istiyorsanız ıhlamur, sahlep istiyorsanız sahlep, başka şey istiyorsanız o. “Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız”,verdiği nimetleri saymaya kalkışırsanız.“Onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz”.O kadar çok ki diyor Allah. Ne ömrünüz yeter, nediliniz yeter verdiğim nimetleri saymaya kalkarsanız. Sandalyeler, kaplar kacaklar, arabalar, evler, evlerin içindeki kumanda aletleri, televizyonlar, televizyonun içindeki küçük parçacıklar say say bitmez değil mi? “Gerçek şu ki insan pek zalimdir” diyor Allah “ve pek nankördür” diyor. Yani nankörlük yapıp bu nimetleri görmezlikten geliyorlar, zulüm yapıp anlamazlıktan geliyorlar, diyor Cenab-ı Allah. “Hani İbrahim şöyle demişti: Rabbim bu şehri güvenli kıl.” Biz de bütün şehirleri güvenli kılacağız Allah’ın izni ile Mehdi (a.s.) zamanında. Bakın “bu şehri güvenli kıl”. Mehdi (a.s.) devrinde bütün şehirler güvenli kılınacak, hadis var. “Beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut.” Yani Darwinizm’e, materyalizme batmaktan, değil mi, Ahir zamandaki anlamı budur. Allah’ın Müslümanları böyle bir batağa düşmekten koruması için dua ediyoruz. “Rabbim gerçekten onlar insanlardan birçoğunu şaşırtıp saptırdı.” Darwinistler de şu anda insanların birçoğunu şaşırtıp saptırdılar. “Bundan böyle kim bana uyarsa artık o bendendir.” İbrahimidir, değil mi, İslam’dır, Müslüman’dır. “Kim bana isyan ederse elbette sen bağışlayansın, esirgeyensin” “Kim bana isyan ederse” Bak, intikamımı al da demiyor mübareği görüyor musun? Ne güzel ahlakı var. “Kim bana isyan ederse” Hz. İbrahim (a.s.) “elbette Sen bağışlayan ve esirgeyensin.” “Bağışla onları” diyor ve “esirge” diyor. Yani “kurtar onları o bataktan” diyor. “Rabbimiz şüphesiz Sen bizim saklı tuttuklarımızı da açığa vurduklarımızı da bilirsin. Kalbimizden geçenleri de bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.” “Hepsi Allah’ın Katında bir bilgidir” diyor Allah. “Hamd Allah’a aittir ki O bana ihtiyarlığıma rağmen İsmail ve İshak’ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim gerçekten duayı işitendir.” Her duayı işitir Cenab-ı Allah. “Rabbim beni namazımda sürekli kıl.” “Beş vakit namazı aksatmadan kılmayı nasip et bana” diyor inşaAllah. “Soyumdan olanları da. Rabbimiz duamı kabul buyur” diyor. Bakın ibadet için Allah’a yalvarıyor. “Ya Rabbim muntazam ibadetlerimizi yapalım, muntazam namazlarımızı kılalım” diye dua ediyor. “Rabbimiz hesabın yapılacağı gün beni ve annemi babamı ve müminleri bağışla”. Bütün herkese dua ediyor. Annesine babasına. Biz de dua ederken herkesi içine dahil ederek dua edeceğiz. Ama bazen Allah, bazı anneler vardır. Mesela Hz. Nuh (a.s.)’ın hanımı vardı, kafirdi. Hz. Lut (a.s.)’ın hanımı vardı, kafirdi. Hz. İbrahim (a.s.)’ın babası vardı, Azer, kafirdi. Bunlar ayrıdır. İnşaAllah. “Ey Muhammed (s.a.v.), Allah’ı sakın zulmedenlerin yapmakta olduklarından habersiz sanma”. Yani “Deccal ordularının, tuğyanın ve delaletin yaptıklarından habersiz zannetme” diyor. Darwinizmi de materyalizmi de yaratan Allah’tır. Stalin’i de, Lenin’i de, Darwin’in ağa babalarını da hepsini yaratan Allah’tır. “Onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.” Yani “ölümden sonra Kıyametten sonra hepsinin hesabını soracağım” diyor Allah. Ama imtihan olduğu için şu anda Allah ellemez. O zaman imtihan kalkar. Bediüzzaman da diyor : “Küfrün perdesi elimde. İstesem indiririm” diyor. Allah’ın izni ile. “Ama imtihan ortamı” diyor. Bu ancak Hızır (a.s.) talebelerinin söyleyeceği bir şey. Çünkü Hızır (a.s.) talebelerinin bir görevi de imtihan ortamını sağlamaktır. Hızır (a.s.) ve talebelerinin bir görevi de imtihan ortamını Allah’ın dilemesi ile Allah’ın emri ile sağlamaktır. İmtihan zemini hazırlarlar Hızır (a.s.) ve talebeleri. Onun için hayret edeceğiniz grupların içine girerler. Hayret edeceğiniz insanlara yardımcı olurlar ve bazen de engel olurlar. Onu da bu meyanda belirteyim.
SUNUCU 1: www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilir. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:24 saat devam ediyor değil mi yayın harunyahya.tv’de. Kesintisiz yayın var evet.
SUNUCU 1:İnşaAllah. Bizi yarın 22:00’den itibaren www.harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz radyodan ve Kanal Avrupa ekranlarından takip edebilirsiniz sevgili izleyenler.
ADNAN OKTAR:Ne yapalım 1 dakikamız var onu kullanalım mı? Şeytandan Allah’a sığınırım. “İman etmiş kullarıma söyle, alışverişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel”, yani mağazaya gidip alış veriş yapamayacağınız, dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel; “dosdoğru namazı kılsınlar”. Beş vakit namazlarını kılsınlar. “Ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler.” “Parayı sürekli yığmayın” diyor Allah. Allah yolunda harcayın. “Güneşi ve Ay’ı hareketlerinde sürekli emrinize amade kılan, geceyi ve gündüzü de emrinize amade kılandır.” “Ay’ı da ben yaratıyorum” diyor Allah. “Güneşi ve Ay’ı hepsini ben yapıyorum” diyor. “Gece ve gündüzü de emrinize amade kılan benim” diyor Allah. Gece ve gündüz kendiliğinden olmuyor diyor Allah, Ben yaratıyorum, diyor. İnşaAllah.
Evet bugün de bu kadar.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...