SUNUCU: Hayırlı akşamlar sevgili seyircilerimiz. Bu akşam Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kanal Avrupa ekranlarından sizlerle birlikteyiz. İyi akşamlar Hocam, merhaba, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: İyi akşamlar efendim, sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Nasılsınız, iyi misiniz?
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim, elhamdülillah çok iyiyim, siz nasılsınız?
SUNUCU: Teşekkürler Hocam. Biz de iyiyiz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bana soruların var mı?
SUNUCU: Sorularımız var. İsterseniz oradan başlayabiliriz.
ADNAN OKTAR: Tamam, oradan başlayalım, inşaAllah.
SUNUCU: Nurhayat Dağıstanlı Hanımefendi, İstanbul’dan bir mail göndermiş. “Çok kıymetli Hocam. Açık Deniz programında Said Nursi’nin talebeleri vardı. Bediüzzaman Said Nursi’nin talebelerinden Mehmet Fırıncı, Said Nursi’nin Mustafa Sungur’a, ‘sen göreceksin, sonra da kabrime gelip bana bu yaptığımız çalışmaların meyvelerini anlatacaksın, bizden 50 yıl sonra’ dediğini anlattı. Burada özellikle Mehdi (a.s.) kelimesinin kullanılmaması dikkatimi çekti. Ben de programa mail yazdım. Burada bahsedilen kişinin aslında Mehdi (a.s.) olduğunu, bundan neden bahsedilmediğini sordum. Said Nursi’nin, ‘hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat’ sözünü hatırlatıp, buradan Said Nursi’nin kastettiği, Hz. Mehdi (a.s.) değil mi diye sordum. ‘Programa binlerce soru geldiği için sorularınızı yayınlamayacağız’ dediler. Hocam, oradaki konukları tenzih ederim ama bazı Nur talebelerinin Hz. Mehdi (a.s.)’den bahsetmek istememelerinin nedeni ne olabilir sizce?”
ADNAN OKTAR: Ben de bugün biraz düşündüm onu, niye böyle olabilir diye. Mesela bak orada kardeşimizin tespiti de çok önemli. ‘Sen göreceksin’, neyi görecek, değil mi? Merak etmez mi insanlar, ‘göreceksin’? Yani bir cisim mi, insan mı, olay mı?
SUNUCU:Anlatımda bir kapalılık var.
ADNAN OKTAR: Tabii, nedir? Halbuki daha önce biz burada da o mübarek Hocamızla görüştük, Seyit Salih Özcan Hocamızla. “Sen göreceksin Keçeli dedi” diyor, “Mehdi (a.s.)’yi ben görmedim, sen göreceksin, alnıma vurdu ve beni uyardı, hatırlattı bu konuyu” dedi. Ama bakın orada bu ifade yok. Sen göreceksin, yani muğlak bir ifade bırakılmış, tabii ki Mehdi (a.s.) kastediliyor. İslam’ın dünya hakimiyetini, Mehdi (a.s.)’yi inşaAllah görecekler. Ben şöyle düşündüm, mesela ben bir insanın herhangi bir Nur Cemaati’ne gittiğini düşünelim, birisiyle tanıştı ve onların toplantısına gitti. Sohbet ediyorlar, Risale-i Nur’dan okuyorlar. Dese ki; “yani burada açıkça Mehdi (a.s.)’nin geleceğinden Bediüzzaman bahsediyor, ne dersiniz?” “Hayır arkadaşım” diyeceklerdir, yani sen onu bilmiyorsun, biz Risale-i Nur’u çok iyi biliyoruz. Dolayısı ile Mehdi (a.s.) bir şahıs değildir, şahs-ı manevi’dir veyahut Risale-i Nur Külliyatı’dır, yani o grup neyi kabul ediyorsa o. “Yok ben bu şekilde düşünmüyorum” dediği an, onu kendilerinden kabul etmezler artık. Yani ona hissettirirler onu, yani kovmazlar belki ama hissettirirler. Dolayısıyla da yani hemen hemen hiçbir konuda da güvenmezler, psikolojik bir baskı olmuş olacaktır. Çözüm nedir? Herkesin aynı şeyi söylemesidir. Yani o zaman orada bir kabul, hüsn-ü kabul olabilir. Hatta aynı şeyi söylerken coşku ile ve candan kim söylüyorsa, o daha da iyi kabul edilebilir gibi görünüyor. Bu anormal mi? Bir yönü ile anormal, bir yönü ile de normal. Çünkü bir grup, topluluk içerisine giriyorsa bir insan, onların görüşlerini kabul etmek durumunda ki gidiyor, yani kabul etmiyorsa niye gidiyor? Onlar da, onunla denge kurmuşlar demek ki kendi kafalarında, kendi mantıklarında. Onun için ben hiçbir cemaate ve topluluğa girmedim geldiğimde İstanbul’a, yani hiçbir Müslüman grubun içerisine girmedim, ama hepsini de çok seviyordum, hepsiyle görüşüyordum. Baktım Müslümanlara çok ciddi saldırı var, küfür dünyada yaygın. “Ben bunların Allah’ın izni ile kökünü kazıyacağım” dedim, tek başıma karar verdim. O gün bugündür, vargücümle gayret ediyorum. Yani hiçbir baskı altında hissetmiyorum kendimi. Bir tek Allah’a hesap vererek hareket ediyorum. Çok samimi ve rahat düşünüyorum. Gayet de güzel netice alıyoruz. Mesela Mehdi (a.s.) konusunda saplantılı değilim, rahat, samimi bakıyorum. Açık, belli Mehdi (a.s.)’nin geleceği. İfadeleri de bak göğsümü gere gere anlatıyorum. Ama bakın diğer kişiler o konuyu anlatamıyor. Benim okuyamadığım bir konu olamaz, yani okumaktan kaçınacağım bir konu olamaz. Yani nasıl olur? Bir kitap var, ben bunu okumam, ben bu kitabı okumaya korkacağım. Bir yazı olacak, ben bu yazıyı okumaktan çekineceğim. Mehdi (a.s.) ile ilgili bölümleri neden okumaktan çekineyim? Açık açık okurum, hatta kelime kelime şerh ederim, düşünürüm. Çok da vahim bir şey değil, yani ahir zamanda olacağı belirtilen bir durum bu. Çünkü Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’nin talebelerinden bahsederken, “her ne kadar az da olsalar” diyor. Yani küçük bir Mehdi (a.s.) grubundan bahsediyor, her ne kadar az da olsalar. Yani onlar Nur talebesidir demiyor Bediüzzaman. Ayrı bir gruptan bahsediyor. Nur talebelerini ayrı değerlendiriyor, onlarla ilgili çok sözü var. Ama Mehdi (a.s.) ve cemaatini, şakirtlerini Nur şakirti olarak almıyor bakın. “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor, talebeleri. “Onlar ayrı bir gruptur” diyor. Zaten Sungur Ağabey de bana onu camide söylemişti, daha önce anlatmıştım. “Apayrı olacak dedi” dedi, böyle kendi klasik üslubu ile. “Yani Nur talebesi mi olacak?” dedim, “bambaşka olacak dedi” dedi, bambaşka, bu kelimeyi kullandı; bambaşka, “bambaşka olacak dedi” dedi. Hakikaten da bambaşka olması lazım yani Mehdi (a.s.) olması için, orijinal bir hareket olması lazım. Ama Risale-i Nur’dan istifade etmesi son derece normal. Mevlana Halit’ten de istifade etmesi gerekir. Geçmiş müceddidlerden de istifade eder. Ama Bediüzzaman’dan da ağırlıklı istifade eder çünkü en yakın zaman o. Yani bir evvelki asrın müceddidi, çok makul. Ama kader normal akışında işliyor, yani bunlar böyle tedirgin olunacak konular değil. Nur talebeleri, daha önce de söyledim, Mehdi (a.s.)’yi kabul etseler şu an, falanca kişidir deseler, zaten çok değişik olaylar olabilir. Yani dedirtmeleri kaderin içinde bir yöntem, Allah’ın bir yöntemi.
SUNUCU:Bir adım belki, bir basamak.
ADNAN OKTAR: Tabii, bir sistem kurmuş Allah, o sistem işliyor. Yoksa niye sayıları az olsun? Yani “313 kişi” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bediüzzaman da “çok azdır sayıları” diyor. “Her ne kadar sayıları az da olsa” diyor, az sayıdalar. Nur talebeleri 10 binleri, 100 binleri buluyor Türkiye’de. Yani milyonlarca Nur talebesi var. O zaman derdi Peygamberimiz (s.a.v.), milyonlarca talebesi olacak derdi. Az diyor, 313. Bediüzzaman da; “her ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Bütün bunlardan kaderin bu şekilde işleyeceğini anlıyoruz. Yani böyle bir sistemin devam edeceği görülüyor. Dolayısı ile rahatsız edici bir durum değil. Ama zamanla bu değişecektir, bunu da görecekler, yani bu 10 yıla dikkat etsinler kardeşlerimiz, inşaAllah.
SUNUCU:Hocam İskoçya’dan bir soru gelmiş. Serdar Yavuz göndermiş: “Değerli Hocam, Allah’ın selamı üzerinize olsun”.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam ve Rahmetullahü ve Berekatü.
SUNUCU:“Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin Manevi Meclis’in bir üyesi ve Hz. Hızır (a.s.)’ın bir talebesi olduğunu söylediniz, demiş. (28 Nisan programı diye belirtmiş.) Hocam, Hz. Mehdi (a.s.) şu an aramızda olduğuna göre ve Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri de Hz. Hızır (a.s.)’ın talebesi olduğuna göre, kendisi Hz. Mehdi (a.s.)’nin kim olduğunu bilmiyor mudur? Biliyorsa eğer, Hz. Mehdi (a.s.)’yi ziyaret etmiş midir?”
ADNAN OKTAR: Şimdi çok anlamlı ve imalı sorular ama ben yine de anlamazlıktan gelip cevap vereyim. Çok sevimli, çok tatlı kardeşlerimiz oluyor, Anadolu’da, Antalya’da. Ben sıkı sıkıya bu konuda tembihlediğim için ve haram olduğunu söylediğim için çok korkuyorlar. O yüzden dolaylının da dolaylısına getirdiler artık konuyu. Şeyh Nazım Hocamız, üslubundan Mehdi (a.s.)’yi bildiği açıkça anlaşılıyor. Çünkü bak net konuşuyor, “Mehdi (a.s.) geldi” diyor. “Bu yüzyılda gelecek Mehdi (a.s.)” diyor. Yani “bu yüzyılda” ne demektir? Başlamış demektir göreve, çünkü 1431’deyiz. Nitekim Cübbeli’ye de, o filmi hazırlayın Cübbeli’nin filmini eğer hazır ise, Cübbeli de orada kendince puan kazanmak için Şeyh Nazım Hocamızın yanına gidiyor, yani ona bir övgü bekliyor, o hani muhteşem insandır, çok büyük alimdir, işte asrın kutbudur, ona benzer bir şey söylemek istiyor, çünkü o Şeyh Nazım’a söylüyor, yani onun yerini yapıyor önce. Çok kurnazdır Cübbeli, çok yaman. Bir de kendi fikri olarak söylemiyor, falanca kişi diyor. Bakın hep öyle yapar, onun taktiğidir o. “Falanca kişi sizin ahir zamanın Kutbu olduğunuzu görmüş keşfen” diyor. O da çok sevimli bir cevap veriyor ama ben burada söylemeyeyim, benim haddime değil ama yani çok çok mütevazi ve çok tatlı bir cevap veriyor. “Asrın Kutbu’sun” deyince o da ona çok güzel bir cevap veriyor. Dolayısı ile o tip şeylerden etkilenmediğini gösteriyor ki çok muhteşem bir insan. Mesela başkası olsa bir enaniyet kaplayabilir değil mi? Bir onun kabullenen bir üslup olur. Öyle bir üslubu yok. Çok derin, nezih bir insandır, çok derin düşünen bir insan ve bir insanın amacını da çok iyi bilir, yani ne amaçta olduğunu ve hiç de sezdirmez. Mesela şimdi “Cübbeli’ye cevap” diye bir şey hazırlamış, yani “Cübbeli’ye hitabımdır” diye bir video hazırlamış. Cübbeli sen şöylesin, böylesin demiyor. Ama hep büyüklük ve enaniyet ve kibrin çirkinliğini anlatıyor orada, yani azametin, büyüklük hissinin, büyüklük talebinin ve bu yolda gayret etmenin çirkinliğini anlatıyor. Anlayan anlar. Yani “Cübbeli’ye hitabımdır” diyor. Kendisine yaptığı iltifatları da almıyor. Çünkü biliyor o da, ne amaçla onun söylendiğini hissediyor Allah-u alem. Mehdi (a.s.) konusunda da Cübbeli boş bulunuyor benim gördüğüm, şimdi göreceğiz. Ve orada Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda geleceğini yine kabul ediyor bakın. 570 yıl erteleyen adam ki daha önce de bu yüzyılda geleceğini kabul etmişti. 570 yıl sonrasına erteledi, sonra geriye çekti, bir 200 yıl daha mı geriye çekti öyle bir şeyler yaptı. Yani bütün derdi, “bu yüzyılda Mehdi (a.s.) gelmeyecek” demek, yani ne olursa olsun. Bu yüzyıldan bir çıkarabilse, rahatlayacak. Şeyh Nazım Efendi de çok güzel bir açıklama yaptı. İstanbul’da çıkacağını, Türkiye’de çıkacağını, Mehdiyet hareketinin Türkiye’de olduğunu söyledi ve ona da orada kabul ettirdi, tasdik etti o. Yani “inşaAllah görürüz” diyor, inşaAllah. Dolayısı ile gerçek mürşitler o tip iltifatları, o tip yöntemleri çok iyi bilirler, nefsani bir tuzağa düşmezler. Bir kişinin de amacını çok iyi bilir, fakat kırmaz da, kalbini de kırmaz. Yani büyük mürşitlerde kabalık olmaz, çok olgun, dem almış, derin insanlar olurlar. Birisini eleştirirken onu rencide edecek şekilde eleştirmezler. Çok dolaylı, çok nezih bir üslupta olurlar, yani anlayan anlar. Dolayısı ile de herhangi bir konuda yanlış yönlendirme mümkün olmaz inşaAllah.
SUNUCU:Çok yapıcı olurlar değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela bak iki büklüm şu an, yani tam böyle pir-i fani, ama mükemmel berrak bir hafıza, mükemmel berrak bir zeka, müthiş bir akıl çok açık görülüyor. Muazzam bir hitabeti var. Çok akıcı ve gayet güzel konuşuyor. Her şeyi ezberden söylüyor, yani insan, bir düşünün, o yaşa gelse ne olur bir insan değil mi? Bakın imanın bereketi ile işte. Allah’ın hikmeti, imanın bereketi ile bütün üstün özellikleri, bütün değerli özellikleri artmış olarak devam ediyor, daha gelişmiş olarak devam ediyor. Allah’tan ona o bir nimet. Allah ömrünü uzun etsin Hocamızın, Allah Cennet’te böyle karşılıklı tahtlarda böyle sohbet etmeyi nasip etsin inşaAllah.
SUNUCU:İzmir Balçova’dan, Zülal Temizal göndermiş.
ADNAN OKTAR: Zülal Hanım, evet.
SUNUCU:“Hocam bu sabah uyanır uyanmaz Kuran okuyarak güne başlamak istedim” demiş. “Dünyanın koşturmacalarından, boş konuşmalarından sıyrılıp Allah’a yönelmek istedim. Okuduğum ayette şöyle bildiriyordu Rabbim: ‘Cennet de muttakiler içindir, uzakta değildir, yakınlaştırılmıştır’, Kaf Suresi 31. ayeti. Hocam siz bir konuşmanızda, zamanın, mekanın olmadığı bir düzende, Cennet de, Cehennem de, insan da, tüm varlıklar alemi de aynı yerdedir demiştiniz. Cennet ile ilgili bu ayet-i kerimede bildirilen, Cennet’in yakınlaştırılmış olmasından böyle bir anlam da çıkarabilir miyiz? Ayrıca dünyada müminlerin yaşadığı mutluluk, Cennet’in müminler için yakınlaştırılmış olmasına işaret midir?” demiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, bak kardeşlerimizin tefekkürünün mükemmelliğine. Bizim takipçilerimiz, sempatizanlarımız, sevenlerimiz, okuyanlarımız, dinleyenlerimiz genellikle çok mükemmel bir mantık örgüsüne, muazzam bir kültüre, müthiş bir tefekkür gücüne sahipler, tebrik ediyorum, maşaAllah, elhamdülillah. Tabii ki yani, Allah Katında zaman ve mekan yok. Şimdi zaman ve mekan olmayınca, yani şu, şu kadar uzakta, bu bu kadar uzakta, bu bize göre olur, Allah’a göre olmaz. Dolayısı ile tabii ki aynı yerdedir, aynı mekanda olur. Yani mekansızlıkta bu, mecburen böyle olur. Ama biz insanız, biz zamanın ve mekanın içindeyiz, tabii ki uzak-yakın kavramları bize göre var, ama Allah’ın Katında yok.
SUNUCU:Burada isim belirtilmemiş bir soru daha var.
ADNAN OKTAR:Tamam.
SUNUCU:“Değerli Hocam, siz Hz. İsa (a.s.)’nın gelişinin Kıyamet için önemli bir alamet olduğunu, Hz. İsa (a.s.) geldikten sonra herkesin iman edeceğini, fakat Hz. İsa (a.s.) vefat ettikten sonra dünyada büyük bir bozulma olacağını anlatmıştınız. Zuhruf Suresi 63. ayette Rabbimiz şöyle bildiriyor: ‘İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki: "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de. Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin"’, ardından 65. ayette Rabbimiz şöyle bildiriyor: ‘Sonra, içlerinden bir takım fırkalar ihtilafa düştü. Artık, acı bir günün azabından vay o zulmetmiş olanlara.’ Bu ayette sonra diye bildirilen vakit, Hz. İsa (a.s.)’nın vefatından sonra olacak imani bozulmaya işaret ediyor olabilir mi inşaAllah? Sonraki ayette de, Kıyamet’in Hz. İsa (a.s.)’nın vefatından sonra olacağına delil olur mu? 66. ayet; ‘Onlar, hiç şuurunda değilken kendilerine apansız geliverecek olan Kıyamet-saatinden başkasını mı gözlüyorlar?’”
ADNAN OKTAR:Tabii, o yönde düşünebiliriz. Daha önce de bu ayet benim birkaç kere dikkatimi çekmişti. Yani çok uygun o anlama. Çünkü geldiğinde zaten aralarındaki ihtilafı kaldıracak ve bütün Hıristiyanları birleştirecek, yanlış düşüncelerini ortadan kaldıracak. Ama sonradan bir bozulma olacak zaten, vefatından sonra. Yani rahatça, ilk anlamı olarak olmasa bile işari anlamı olarak alabiliriz. Fakat ilk anlamı da olması muhtemel ayetin.
SUNUCU:Başka bir sorumuza daha geçeyim.
ADNAN OKTAR:Tamam.
SUNUCU:Melih Bey göndermiş. “Selamün aleyküm”.
ADNAN OKTAR:“Aleyküm selam”.
SUNUCU:“Ülke TV’de insanın yaratılışı ile alakalı bir konu vardı. Hamza Hocagil ve adını bilmediğim bir yazar, Hz. Adem (a.s.)’den önce insansı varlıkların olduğunu ve zamanla bu varlıkların kamil insana dönüştüğünü iddia ettiler. Hatta bunu kendilerince Kuran ayetlerine dayandırdılar. Hocagil, dünyanın birçok yerinde katıldığı arkeolojik kazılarda, yemek borusu arkada olan, günümüz insanına benzer özelliklerde insansı varlıkların mumyalarını gördüğünü iddia etti. Biz Kuran inancına göre, ilk insanın Hz. Adem (a.s.) olduğunu biliyoruz. Hatta bu dindar olduklarını söyleyen Hocalar, Darwin’in insanın evrimi hakkındaki görüşünün doğru yönleri olduğunu söylediler. İnsansıdan kamil insana doğru bir evrimin gerçekleştiği iddiasının Kuran’da, sünnette ve bilimde cevabı nedir?”
ADNAN OKTAR: Şimdi o kardeşlerimiz her halükarda tabii deccaliyetin etkisindedir, ondan kurtulamıyorlar, yani Darwinizm’in etkisindeler. Ya doğru çıkarsa, yani Fethullah Hoca’nın da bu konuda daha önce vesvese ettiğini, Darwinizm’den etkilendiğini, bir iç burkuntusu geçirdiğini okumuştuk, konuşmuştuk. Fethullah Hoca gibi böyle derin bir alimde bile bu durum oluyorsa, birçok kişide oluyor demektir. Demek ki Darwinist baskıya dayanamamış kardeşimiz, orada bir çökme oluşturmuş. Mumya da değil ayrıca, fosil, yani mumya değil onlar. Neandertal adamını söylüyor herhalde. Onların bir kere kafatası hacmi, şu anki insanların kafatası hacminden daha büyük. Koskocaman beyin hacmi var yani, büyük. Eğer akıl açısından beyni esas alıyorsa, beyni daha büyük. Gırtlak önde, arkada, işte kulak memesi şöyleydi, burnu şu kadar uzundu, dudakları şöyleydi; bunlar hayali vakalar. Çünkü bakın, yumuşak doku kalmıyor. Sadece kemik ve fosil var. Nereden biliyorsun sen yumuşak doku ile ilgili açıklama yapıyorsun? Gırtlak neredeydi, midesi neredeydi, işte parmak ucunda ponponlar vardı bilmem ne, bıraksınlar bunları. Eğer ölçüleri kafatası hacmi ise, kafatası daha büyük, beyin hacmi, bu kadar. Bir de küçük olsa ne olur? Mesela Pigmeler’in kafası şu kadar falan, küçük oluyor, ufacık, ama bayağı zekiler. Afrika’da var şu an. Adamlar Oxford’da falan profesörlük yapıyorlar yani. Yani küçük olması, Japonlar da öyle, ufacık bir şey oluyorlar, şu kadar falan. Ne alaka yani?
SUNUCU:Yani zaten bir takım araştırmalarda da, zekanın beyin büyüklüğü ile alakalı olmadığı sonucuna ulaşıldı yani.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, beyin kıvrımlarının çokluğu ve aklı yani. Onun aklının gücü beynin et yapısı olmuyor ki. Adam yani, hani çok özür dilerim, “et kafa” derler bazen, yani adamın kafası çalışmıyordur, yani et olması bir şeyi değiştirmez. Onun içindeki akıl çok önemlidir. Gorilin beyni de koskocaman beyni oluyor, yani filin beyni de kocaman, dev bir beyni var filin. Ama hayvan, hayvan işte, hayvan özellikleri gösteriyor. Beyin hacminin büyüklüğü ile bu konunun alakası yok. Buralardan etkilenmeleri de çok yanlış. Yani proteinlerden konu zaten bitiyor. Biz anlattık, tesadüfen bir şeyin olması mümkün değil. 350 milyon fosil de zaten evrimi yalanlıyor, hepsi yaratılışı ispat eder tarzda. Bir tane de ara fosil yok, tek bir tane. Neandertal’e baktığımızda, gayet mükemmel bir kafa yapısı var, gayet düzgün. Kemik yapısı gayet düzgün. Sen bunların moleküler düzeyde incelemesini yaptın mı? Yapmadın. Proteinlerin tesadüfen olup olamayacağını araştırdın mı? Araştırmadın. Baktım gırtlağı gerideydi, kulak memesi aşağı düşüktü, burnu işte yana doğru çarpılmıştı. Bıraksınlar bunları. Bunun tespiti mümkün değil. Bunlar sadece bir teori. Mesela bizim papağan var şimdi yukarıda, adam mesela onu diyen Hoca Efendi kimse ondan çok daha mükemmel konuşuyor. O mesela telefon taklidi yapamaz, o çok mükemmel yapıyor. Kapı gıcırtısının taklidini yapıyor, yapabilirse yapsın Hocamız. Yani karşılıklı bir yarıştıralım, yapamaz. Mesela metal şıkırtısı yapabiliyor.
SUNUCU:Demin de cam kırıklarının taklidini yaptı.
ADNAN OKTAR: Tabii, cam kırığı taklidi yapıyor. Adamın acayip kabiliyeti var. Şimdi biz onu Hocamızla yarıştırmaya kalkarsak, bu mantıklı olur mu? Yani gırtlak ile, beyin ile, kulak memesi ile; bunlarla alakası yok. Yani Allah’ın yaratmasında akıl esastır. Bu derinliği görecekler inşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah Hocam. Serhat Demiryol’un bir sorusu var Hocam. “Bediüzzaman’ın, ‘hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat’ ifadesinden önce bir açıklaması dikkatimi çekti. ‘Hüsn-ü zannınızı bir derece cerh eden benim cevabımın hikmeti şudur ki’, diyor ve ardından Üstad, ’hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi, bu zamanda gelse’ diye devam ediyor. Yani Bediüzzaman, talebelerinin kendisinin Mehdi (a.s.) olduğuna yönelik hüsn-ü zanlarını bu açıklama ile ortadan kaldırdığını söylüyor. Bu konuda bir yorumunuz var mıydı Hocam?”
ADNAN OKTAR: Ben aylardan beri anlatıyorum, bu konuda anlattım da, yani kesin gard almış, kesin karar almış bir insanı sökmemiz mümkün olmaz. Yani, hatta bak söyledim ben, örnek verdim, Bediüzzaman, “Allah ruhani, yani can verse ona, yeniden beden verse, dünyaya gelse, falanca kişi Mehdi (a.s.)’dir, ben Mehdi (a.s.) değilim” dese, yine inanmazlar. Bediüzzaman ne yapsın yani? Her şeyi anlatmış, bütün delilleri ile anlatmış, “yok inanmıyoruz” diyorlar, “sensin Mehdi (a.s.)” diyorlar. Yani bu daha önce de görülmüş olaylardandır. Mesela Hz. Ali (r.a.)’ye karşı da, mesela Hz. Ali (r.a.)’ye sevgi adına bambaşka çizgiye girenler olmuştur sonradan. Bambaşka bir bakış açısına girenler olmuştu yani Alevi kardeşlerimi, Caferileri tenzih ederim. Şimdi burada da böyle bir şey ile karşılaşıyoruz. Biraz da grup taassubuyla bunu yapıyorlar gibi geliyor, yani grup içinde itibarlarının sarsılmaması için olabilir. Çünkü ilk şart zaten Bediüzzaman’ı Mehdi (a.s.) kabul etmek veyahut Risale-i Nur’u Mehdi (a.s.) kabul etmek. Yani yeni bir arayışı çok tehlikeli buluyorlar. Yani o korku ile, o gerilim ile yaşayan insanlara Mehdi (a.s.)’den bahsettiğinde, o kendini boşlukta hisseder, yani çok ürkebilir. Yani ürküntü yaşıyorlar demek ki. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) onu bir güzellik olarak, bir nimet olarak bize bildirmiş ve “müjdelenin” diyor. Onlar müjdeyi bambaşka bir şekle getirmiş haldeler. Fakat şöyle olabilir, kardeşlerimiz ısrarla her Nur talebesine, tanıdıklarına gidip sorsunlar. Mesela bu kardeşimizin kısa konuşmasını, Bediüzzaman’ın kısa açıklamasını sorsunlar; “bu ne anlama geliyor?” Israrla sorulursa, bir süre sonra onlar vicdan azabı çekip, nedamet getirip, “hakikaten biz bunu inceleyelim, buradaki Bediüzzaman’ın sözlerini inceleyelim, en azından bu sözlere bir makul cevap vermeye çalışalım. Bu böyle olmaz, yani garip bir durum oluştu” derler belki. Çünkü bu konuya zaten girmiyorlar, cevap da vermiyorlar. Yani “bu ne anlama geliyor?” dendiğinde, cevap veren yok! “Bu konuyu bir geçelim” diyorlar. Hatta bir kısmı da Risale-i Nur Külliyatı’nda yok. Hatta Bediüzzaman kendi el yazısı ile yazıp, düzeltmiş. Ama biz bunları ispat ettikten sonra, “evet doğru, bunlar var” dediler. Şimdi o tehlikeyi atlattık aslında. Yani onu zaten kendi internet sitelerinde de yayınladılar. Yani yarı özür gibi, yarı başka nedenlere dayanıyor gibi, işte “Bediüzzaman zamanında da böyle de dedi, böyle de dedi”. Son ifade esastır. Ben mesela bir konuyu konuşuyorum, nasılsınız derim, nasılsın derim, mesela Meltem Hanım derim farz edelim değil mi? Ben bunu tamamlamış olurum. Mesela bugün güzel derim, ne güzel? Hava derim, hava güzel, açıklarım ben onu, gerekirse onu yazarım. Bediüzzaman da konuşurken şerh ediyor, açıklıyor yani. Mesela “Mehdi (a.s.) yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor. Sen bunu nasıl almazsın? Kendi el yazısı ile düzelttiği bir yazıyı nasıl almazsın sen? Demek ki bir eksiklik görmüş, o konunun iyice açıklanmasını istemiş, çünkü biliyor yani böyle itiraz olacağını. Onun için o kadar kapsamlı açıklamış ki Bediüzzaman, yani çok çok çok zorlayan insan dahi anlayacak gibi. Yani tevili zorlayan insanın da anlayacağı gibi.
SUNUCU:Hocam aksi takdirde yanlış anlaşılmalar ya da ifade çarpıtmaları oluyor değil mi?
ADNAN OKTAR: Ben demin de söyledim yani, bu zaten normal. Yani Bediüzzaman zaten Nur talebelerini, Risale-i Nur’un gerçek sahibi olarak görmüyor. “Gerçek sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor ve “Risale-i Nur’u Mehdi (a.s.) hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Yani Mehdi (a.s.)’ye ait bir kitaptır diyor. “Bana ilhamla bildirildi” diyor. Zaten sürekli bunun üzerinde de duruyor birçok yerde. Risale-i Nur’u inceleyenler bu konuları görebilirler. Ben tekrar tekrar söylemem, yani güzel bir hatıra olsun diye söylüyorum. Yani hayret edilecek bir olay olduğu için, çok şaşırtıcı bir olay olduğu için. Bu kadar aleni izahları, binlerce insanın kapatmaya çalışması, hem hayret verici, şaşırtıcı, hem çok ilginç, hem mucize değil mi? İnanılır gibi değil. Yani öyle, yarı yarıya bir konu olsa yahut mesela yüzde 20-30 şüpheli gibi olsa, tamam, ama çok net. Çok çok net. Buna rağmen insanların gözünün içine baka baka direniyorlar. Halbuki mesela televizyona çıkıp “bunun doğrusu budur” demesi lazım. Ben mesela diyorum ki, ben bir talebeyim, ben bilmiyorum. Halktan bir insanım, bana öğretin diyorum. Yani buradaki Bediüzzaman neyi kastetmek istedi? Cevap yok. İnternette yazsınlar yahut insanların öğrenmesini istemiyorlarsa sadece bana yazsınlar. “Sadece Hocamıza bunu bildirin” desinler, cevap yine yok. Bediüzzaman’ın daha alakası olmayan izahlarını alıyorlar. Yani daha ortalı gibi gördükleri izahları var, daha genel izahları var, sadece onları alıyorlar. Yani böyle tevil edilebilecek gibi olanlar var, sadece onları alıyorlar. Böyle olmaz, dürüst olacaklar. Bediüzzaman orada çok netleştirmiş. Ortalı izahları da var, ama çok net vurgulayıp, konuyu tamamen kapattığı izahları da var. Onlara hiç yanaşmamak biraz samimiyetsiz görünüyor. Bu bizim için tabii bir sorun değil. Tekrar tekrar bunu söylüyorum, yani Bediüzzaman nasıl fazla vurguladıysa, ben de fazla vurguluyorum ki, geleceğe güzel bir hatıra olsun. Yani Mehdiyet hangi safhalardan geçtiğini insanlar görsün. Mehdiyet nasıl boğulmuş, nasıl anti-Mehdi cereyanlar olmuş, Mehdi (a.s.)’nin çıkmasından insanlar nasıl paniğe kapılmışlar, hatta Müslümanlar, inananlar içerisindeki reaksiyonlar ne kadar çok olmuş, bunları gösteriyorum. Çünkü bir tane, iki tane değil reaksiyon çeşidi. Koro halinde, yani çok güçlü ve geniş bir koro var. 570 yıl sonra diyenler var, 200 yıl sonra diyenler var, yüz yıllar önce Mehdi (a.s.) geldi, geçti diyenler var, şahs-ı manevi diyenler var, ruhtur, görünmez diyenler var. Mehdi (a.s.) de, İsa (a.s.) da vefat etti, bir insanın ruhuna girdi diyenler var. Yani inanılır gibi değil. Yani kitaptır, Risale-i Nur’dur Mehdi (a.s.) diyenler var. Bediüzzaman’ın kendisi Mehdi (a.s.) diyenler var. Yani bunlar demek ki olacak. Fakat benim bu anlattıklarım da demek ki olacak, inşaAllah.
Tamam, videomuz hazır, tamam göreyim, dinleyeyim inşaAllah.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Burada açıklama çok net. Bak Mehdi (a.s.)’ye kavuşmak ümidinde, “inşaAllah görürüz” diyor Cübbeli. Niye demiyorsun 570 sene sonra çıkacak Hocam, görmemiz mümkün değil, ayrıca Mekke’de Medine’de çıkacak Mehdi (a.s.), İstanbul’a gelmeyecek, Türkiye’de de çıkmayacak. Bak ne diyor Şeyh Nazım Hoca, “Türkiye’de çıkacak” diyor, o da kabul ediyor, yanlış demiyor. “İstanbul’da çıkacak” diyor, onu da kabul ediyor, ona da yanlış demiyor değil mi çok net. Bu yüzyılda çıkacağını da söylüyor Şeyh Nazım Hoca Mehdi (a.s.)’nin. Dolayısı ile Cübbeli’nin ifadesinde de “inşaAllah görürüz” tarzında bir temennisi de var. Demek ki doğru söylememiş. Çünkü niye o zaman ümmeti yanlış bilgilendiriyorsun? Yani orada müdahale etmen lazım eğer yanlışsa. “Hocam doğrusu budur” demen lazım. Ama tasdik ediyorsun sen, kabul ediyorsun. Demek ki duruma göre vaziyet, vaziyete göre durum, öyle olmaz. Bunları da tahmin edememiştir o da, o sohbet orada kalacak zannetmiştir. Halbuki bak biz milyonlara duyuruyoruz bu sohbeti, gizli kalmıyor. Daha önceki sohbeti de, onu defalarca dinlettik. Dua ediyor, “Ya Rabbi Mehdi (a.s.)’ye bizi kavuştur” diyor. “Peygamberleri göremedik, diğer büyükleri göremedik, hiç olmazsa bizi Mehdi (a.s.)’ye kavuştur” diyor, inim inim inliyor ortalık. Herkes birden “amin” diyor. Her hafta cumaları kısaca şu duayı yapsana bu güzel duayı. Yapamazsın ve yapmayacaksın, neden? Çünkü Mehdi (a.s.)’den çekiniyorsun sen. Mehdi (a.s.)’nin çıkmasını istemiyorsun. Çünkü kendisi Mehdi (a.s.) olamamış durumda şu an. Veyahut başka bir sıkıntısı var, bilemiyorum. Ama bu paniğin bir açıklaması yok. Hayır, bir tek bu şahısta değil dikkat edersen panik, birçok kişide var. Ama Şeyh Nazım son derece dürüst bir insandır. Mazlum, Allah rızası için hareket eden bir insandır. Çevresi de öyle, çok candan insanlardır. Allah’tan başka kimseden korkmaz. Bak gözünün içine baka baka söylüyor. Onun bu konuda başka düşündüğünü bildiği halde değil mİ? Tam bir münazara ortamı olur işte söylesene, sen de “alimim” diyorsun, Şeyh Nazım Hocamız da alim. “Hocam bu böyle değil” de, doğrusu böyle. Yahut en azından ‘ben böyle biliyorum, doğrusu nedir efendim?’ diyebilir değil mi? Gayet makul. ‘Ben Mekke’de, Medine’de çıkacak diye biliyorum, bu yüzyılda çıkmayacak diye biliyorum, bana bu konuda bilgi verebilir misiniz?’ demesi lazım. Doğrudan kabul ediyor. Doğrudan kabul ediyor. Bu ne demektir? Daha önceki izahlarında doğru söylemediği anlaşılıyor. Samimi olacak. Demek ki Mehdi (a.s.)’nin geldiğinden emin. Ama herhalde onun bir Mehdi (a.s.) adayı var çok çekindiği, çok rahatsız olduğu, onun paniğini yaşıyor. Bu, çok çocukça bir hareket yani. Ne alakası var bunun şimdi, bu mantık mı bu? Allah hidayet versin, Allah aklını açsın, daha doğru, düzgün düşünmesini nasip etsin. Güzel bir dua da, hoşuma gidiyor müminlerin topluca “amin” demesi, onun için bir daha dinleyeyim. Çok güzel, ben de “amin” diyorum, inşaAllah.
-VTR-
SUNUCU:Sude Kalkan. “Hayırlı akşamlar sayın Hocam”.
ADNAN OKTAR:Hayırlı akşamlar.
SUNUCU:“Ayette: ‘İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra olanları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet etme konumunda olanlar lanet eder’ diye Allah bildiriyor. Bakara Suresi, 159’uncu ayette belirtilen: “İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya”, ayetin bu bölümünü aynı zamanda Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) için de Allah’ın kullarına bir uyarısı olarak da düşünebilir miyiz? Röportajlarınızda sık sık dile getirdiğiniz gibi, onların gelişini müjdelemek yerine, bu müjdeli haberi saklamaya çalışan pek çok kişiye rastlıyoruz günümüzde.”
ADNAN OKTAR: Bak maşaAllah. Genç bir kız kardeşimiz muhtemelen, ne kadar güzel. Bir kere Kuran hakimiyetleri çok güzel. Şimdi ben Kuran’ı anlatmaya başladıktan sonra, çünkü ani açıyorum, çok detaylı anlatıyorum, çok hoşlarına gitti hepsinin. Onlar da Kuran’ı açıp, Kuran’ın sırlarını, detaylarını görmeye başladılar. O da müthiş zevk veriyor onlara, çok hoşlarına gidiyor. Hakikaten hayret edilecek şeyler tespit ettiklerini görüyorum. Kuran’ın birçok sırrını, birçok detayını gördüklerini görüyorum. Hatta bir kısmı herhalde geceli-gündüzlü heyecanla araştırıyor. Hakikaten Kuran’ın içi doludur sırlarla. Allah onlara o samimiyetlerinden dolayı zaman zaman açıyor. Bu kız kardeşimizin sözü de çok güzel, açıklaması çok güzel. Kuran ile ilgili yorumu çok güzel. Tam mutabık, tabii tam mutabık. Yani gizleyenler, Allah’ın hükmünü gizleyenler, çünkü Peygamber (s.a.v.)’e Allah vahiy ile bildiriyor Mehdi (a.s.)’nin geleceğini. Hz. İsa (a.s.)’nın geleceği Kuran ayeti ile bildiriliyor. Bunu gizlerse bir insan ve bunu okumak istemezse, bildirmek istemezse bu bir anormalliktir. Buna Allah dikkat çekiyor. Yani çirkin bir tavır olduğunu belirtiyor. Bir daha okuyalım o ayeti inşaAllah.
SUNUCU:“İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet etme konumunda olanlar lanet eder.”
ADNAN OKTAR: Bak, Allah lanet eder diyor, yani çok müthiş bir tehdit, yani Allah’ın hükmünü gizlemek. Peygamber (s.a.v.)’in bildirdiği bir konuyu gizlemek ve bundan korkmak değil mi? Allah’ın lanetini üzerlerine almış oluyorlar.
Evet, sen bana bir soru sor, aklına gelen herhangi bir şey, içinden geçen. Biraz ani oldu ama istersen biraz düşün aklına gelsin, ama herhangi bir şey olabilir.
SUNUCU 2:Ben bu Allah’ın lanetlemesi ile ilgili soru sormak istiyorum. Hani bunun affı olabiliyor mu?
ADNAN OKTAR: Tabii ki, Allah affetmesi yani böyle dar bir yapıda değil. Bakın artık, Hz. Hamza (r.a.)’yı şehit eden kişi Hz. Vahşi (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in gözü önünde amcasını şehit etti ve yardı, ciğerini çıkarttı, bak çok anormal bir hareket, Allah affetsin. Yani oradaki olayın anormalliğini tarif edemiyorum ben, açıklayamıyorum. Bir insanın aklının tamamen yok olması lazım bunu yapması için. Ve ısırdı ciğerini. Peygamberimiz (s.a.v.) bu olayı Allah’ın yarattığını biliyordu. Kaderde olduğunu biliyor. Yani Hz. Vahşi’nin bir sebep olduğunu biliyor. Hz. Hamza’yı orada şehit eden Allah’tır. Hz. Vahşi’yi vesile etmiştir. Peygamberimize gelmiştir, yalvarmıştır beni affetsin diye. Peygamberimiz de affetmiştir. Peygamberin affettiği kişiden biz ne anlıyoruz? Allah’ın af ufku çok geniş. Yani her şeyi affetmesi umulur. Ama insanların hiç ummadığı bir şeyi de hiç affetmeyebilir. Çünkü biz insan aklına göre düşünüyoruz. Allah sonsuz akıldır. En doğru kararı vermiş oluyor. Yani birçok insan mesela Allah’ı kandıracağını düşünür ya, mesela diyor ki; “ben yaşlılığıma kadar, 70 yaşıma kadar namaz kılmam” diyor. “Oruç da tutmayacağım, zekat da vermeyeceğim, Kuran’da okumayacağım, hiçbir şey yapmayacağım. Ama 70 yaşıma geldiğimde gözyaşları içerisinde Allah’a dua ederim, Allah beni affeder”. Bakın 40 yıl, 50 yıl öncesinden taammüden tasarlayarak suç hazırlığında. Yani bir çete gibi yani. Yani bir katilin hazırlığı gibi. Taammüden suçu organize ediyor. Ama şu vakit geldiğinde de affa sığınırım, aftan yararlanırım, kurtulurum. Yani cinayeti işleyecek ama son aşamada affı bekleyecek, affın tarihini bekleyecek, o anda da bir af isteyecek ve kurtulacak. Allah çok akıllı, sonsuz akıllıdır. Öyle bir oyun Allah’a oynanmaz işte. Çünkü sen orada bir vicdan ortaya koymuş oluyorsun. Diyorsun ki; “ben bu vicdandayım ve Allah’ı kandırabileceğimi düşünüyorum” diyor adam, haşa. Senin şu kadarcık beynini yaratan da Allah. Yani Allah’ı haşa kendince tuzağa düşürmeye kalkıyor. Allah “Benim tuzağım daha çetindir” diyor. Onun için böyle tipler Ahiret’te şiddetli karşılık gördüklerinde şaşırıyorlar. “Nasıl oldu?” diyor. Çünkü “ben 60 sene tamam küfrü yaşadım ama son anda tövbe ettim” diyor. Ama yine Allah’ı oyuna getirdiği kanaatinde, yine samimiyetsiz.
SUNUCU:Yani bunu bilinçli olarak yapmasa, gerçekten o yaşa kadar kötü şeyler yapıp sonra gerçekten içten bir şekilde tövbe edip, devam etse o zaman böyle bir şey olmayacak.
ADNAN OKTAR:O, olur tabii.
SUNUCU 2:Ama Hocam bunu herkes biliyor sonuçta. Allah’ın affedebilme gücü olduğunu herkes biliyor.
ADNAN OKTAR:Buna güveniyorlar mı diyorsun?
SUNUCU:Buna güveniyorlar kesinlikle.
ADNAN OKTAR:Ama bak Cehennem doluyor, “daha yok mu?” diyor Allah’a, “daha var mı?” diyor. Allah diyor Cehennem’e; “Benden geçen bu söz tamam oldu” diyor. Yani “Cehennem’i ins ve cinsle dolduracağım” diyor Allah. Yani Allah böyle haşa insanlar yaşlı bir insan gibi görüyorlar. Öyle değildir Allah. Allah mutlak akıldır ve mutlak mantıktır ve çok tutarlı hareket eder Allah. Sonsuz tutarlıdır hareketleri. Dolayısıyla insanların birbirine yaptığı oyun gibi Allah’a oyun yapılmaz. Bunu bilecekler. Ama samimiyse hakikaten samimiyse, samimi olan zaten kurtuluyor. Yani tövbe etmese de kurtulur samimi olan.
SUNUCU:Yanlış bir şey yaptıysa, onu isteyerek yapmadıysa da, farkında olarak yapmadıysa da niyet çok önemli değil mi?
ADNAN OKTAR:Tabii, yani samimi, Allah zaten diyor; “samimi olan kullarım” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Samimi olan kullarım kurtulur” diyor. Ayet çok net zaten. Bir tane ayet var bu konuda. Bütün konuyu açıklıyor. Şeytandan Allah'a sığınırım, “Allah’ın samimi olan kulları kurtulur” diyor. Tek kurtuluş yolu olarak göstermiş Allah. Bak namaz kılan, oruç tutan, Hacca giden kurtulur demiyor Allah. Sadece samimi olanlar kurtulur diyor. Çünkü namaz kılıp, oruç tutup, Hacca gidip de Cehennem’e dolacak çok fazla insan var. Hatta “biz müşriklerden değildik” diyorlar, şaşırıyorlar. Halbuki Allah’ı hep aldattığını zannetmiş o sinek kafasıyla. Kendisini çok uyanık zannetmiş. Allah’ı ömür boyu haşa aldattığını zannediyor. Halbuki Allah onun her yaptığını biliyor. Allah’ın istediği samimiyettir. Samimi olan kurtuluyor, o kadar. Ama buna rağmen hakikaten samimidir sonunda, o yaptığı oyundan da pişman olmuştur hakikaten, yani o anda yaptığının çok çirkin olduğunu hakikaten kavramıştır son anda, onun da affedilmesi umulur inşaAllah. Ama vicdansızlığın açıklaması yok. Samimiyetsizliğin de açıklaması yok. Zor mu yani samimi olmak? Çok zevklidir samimi olmak. En güzel duygudur. Değil mi? İman, samimiyet en güzel duygulardandır. İnsanı ferahlatan, rahatlatan, beynini açan, bereket getiren bir güzelliktir.
Şeytandan Allah’a sığınırım, “gerçek şu ki, bugün Cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler”. Bakın sevinç. Sürekli sevinç var Cennet’te. Yani sakin olduğu bir dönem yok insanın. Ve sürekli mutlu ve meşguller. “Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır”. Kendileri ve hanımları da. “Gölgeliklerde”, zaten Cennet’in her tarafı gölgeliktir. Yani Güneş, rahatsızlık verecek bir ışık yok. Cennet’in ışığı kendinden, yani Cennet’te Güneş yoktur. Eşya böyle spotla aydınlanıyor, spot sebep aslında. Burası kendisinden ışıklı aslında. Allah katında öyledir, fakat burası direk kendinden aydınlansa herhalde insanlar baygınlık geçirebilirler. Bir sebep olması lazım. Ama Cennet’te sebep yoktur. Her hangi bir spot, her hangi bir ışık bir şey yoktur. Bütün eşya ve her şey kendinden ışıklıdır. “Tahtlar üzerinde yaslanmışlardır”, sohbet ediyorlar karşılıklı inşaAllah. “Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları her şey onlarındır”. Bakın meyvenin tazeliğine de Allah dikkat çekiyor. Çünkü taze meyve güzeldir. “Ve istek duydukları her şey”. Bakın bunun ufkunu görüyor musunuz, buradaki ifadenin? Her şey ne demektir biliyor musunuz? Sonsuz, “aklına ne gelirse” diyor Allah. Mesela adam motosiklet isterse o, veya denizde bir araç istiyorsa o, veyahut mesela hoşuna giden bir elektronik alet, dünyada aklına taktığı ona benzer bir şey varsa o. Allah limit koymamış bakın, “istek duydukları her şey” diyor. Mesela öbür türlü Allah limit koyuyor. Mesela meyvelerde, mesela meyve olmuş oluyor. Başka mesela taht diyor taht. Ama burada limit koymamış Allah. “Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "selam" (vardır)”. Allah, Ben selam vereceğim size diyor Cennet’te. İnsan şeklinde Allah tecelli edecek ve selam verecek ve en çok zevk alınan nimet bu olacak, yani Allah’ın tecelli etmesi. Çünkü bizzat insan Allah’la konuştuğunu hissedecek. Ama tabii tecellisi olmuş olacak inşaAllah. “Ey suçlu-günahkarlar, bugün siz bir yana çekilin. Ey Ademoğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmanınızdır” -şeklinde olması lazım, baskı hatası olmuş, bunu da söyleyelim. Yasin Suresi 60, Ali Bulaç tefsirinde, Hocamıza iletirsiniz- “Bana kulluk edin, doğru yol budur. Andolsun o, sizden birçok insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor musunuz?” Şimdi mesela dünyada da Darwinizmle koskoca dünyayı aldattı şeytan ve bütün insanlarla alay etti, eğleniyor yani. “Siz tesadüfen oldunuz” diyor, “protein tesadüfen olmaz” diyor, “yok” diyor şeytan, “olur” diyor. Adam diyor ki “olur o zaman” diyor. “Sizi uzaylılar yaptı” diyor şeytan, “uzaylılar yaptı” diyor. Hipnoz vaziyette şu an dünya. Yüzde 95’i derin hipnoz içerisinde. Yani “fosil var mı?” diyoruz, “yok” diyor. “Fosil olmamasına rağmen mi inanıyorsun?”, “evet fosil olmamasına rağmen inanıyorum” diyor. “Kim dedi?” diyoruz, “şeytan dedi” diyor. “Niye böyle düşünüyorsun?” diyoruz, “bilmiyorum” diyor. Yani rüya gibi. Var ya hani rüyada kalkar, gezinir adam. Yani bir türlü mantıkla bağlantı kuramazsın. Bir kısmına diyorsun “bak Bediüzzaman açık açık Mehdi gelecek diyor” diyorsun, “yo öyle bir şey ben görmedim” diyor. “Yazıyor” diyorsun, “açıklıyor burada”, “yok o anlamda değil o” diyor. “Bir insanın bedenine girmesi, onu kastediyor o” diyor. Yahut “şahs-ı manevidir” diyor. Onlar da bir çeşit hipnoz içine girmiş oluyorlar. Bu da Allah’ın yarattığı bir durum, imtihan kastıyla yarattığı bir durumdur.
Evet, şimdi bir ara mı vermemiz gerekiyor?
SUNUCU:Evet, şimdi kısa bir ara veriyoruz, ardından birlikte olacağız tekrar.
Sevgili seyirciler programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz, sohbetimize geçmeden önce bir kaç hatırlatma yapmak istiyorum. Harunyahya.tv adresinden 24 saat boyunca yayınlarımıza ulaşabilirsiniz. Ayrıca Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden de sevgili Hocamızın eserlerine ücretsiz olarak ulaşabilir, indirebilirsiniz. Programımızın bu bölümünde Oktar Babuna da bizimle birlikte olacak. Hoş geldiniz. Nasılsınız?
OKTAR BABUNA:Hoş bulduk, çok şükür çok iyiyim. Siz de hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Neler var hazırladığın?
OKTAR BABUNA:Çok güzel canlılar var Hocam.
ADNAN OKTAR:Başka?
OKTAR BABUNA:İman hakikatleri var. Aslanlarla çok iyi geçinen birinin filmi var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aslanlarla iyi geçinen birisi.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Hiçbir şey yapmıyor aslanlar.
ADNAN OKTAR:Bir göreyim. Nedir bu? Hikayesini anlat.
OKTAR BABUNA:Bu aslanlar, bakıcılarıymış. Son derece seviyorlar. Sevgi dolu hepsi. Büyük yakınlık gösteriyor ve hiçbir şekilde dokunmuyorlar Hocam. Çok güzel bir arkadaşlıkları olmuş böyle. Ki bayağı vahşi hayvanlar parkta olan.
ADNAN OKTAR:Tevrat’ta da var, hadislerde de var. Vahşi aslanların uysal hale geleceği Ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde uysal hale gelecekleri var. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Bayağı bir şey ediyor, çok sevgi gösteriyorlar. Ki böyle bir durumda.
ADNAN OKTAR:Aman Allah’ım şu ne tehlikeli olay.
OKTAR BABUNA:Çok tehlikeli Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu heriflerin şakası olur mu?
OKTAR BABUNA:Hatta suyu sevmezlermiş. Suya bile girip onunla böyle oynuyorlar. Normalde su pek hoşlanmadıkları bir ortam ama.
ADNAN OKTAR:Çok şahane. MaşaAllah. Kedi gibi seviyor. Ama hayret böyle bir şey olması.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onlar da çocuk gibi. Yani inanılır gibi değil. Çok büyük mucize bu. Baksana normalde vahşi.
OKTAR BABUNA:Evet. Aileden biri gibi kabul ediyorlarmış. Hatta öyle diyor konuşan, anlatan kişi.
ADNAN OKTAR:Allah Allah. Bu nedir bu kedi? Bu köfte? İyi ki bu burada yok. Ben bunu yerim ben bunu. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Kulakları da kıstırmış.
ADNAN OKTAR:İnsan severken çok özenli sevmesi gerekiyor. Yani Allah esirgesin yani bir kendisini bir kaptırırsa insan, ne olur bilmiyorum?
SUNUCU:Dokunmaya kıyamaz insan ona.
ADNAN OKTAR:Tabii yani çok özen göstermek gerekiyor.
OKTAR BABUNA:Evvelsi gün çıkardığınız kediniz de Hocam, Pırpır da çok sevimliydi maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Onlardaki masumluk, teslimiyet, insanı en etkileyen o. Yani o yüzlerindeki saf ifade, değil mi? Korunmaya muhtaç olduklarını bilmek, insanda şiddetli koruma hissi meydana getiriyor ve şiddetli şefkat hissi meydana getiriyor ama yani biraz dozu yüksek oluyor tabii. Baksana şu tatlılığa. Bir tane, iki tane de değiller.
OKTAR BABUNA:Doğadan güzel görüntüler.
ADNAN OKTAR:Hızlandırarak çekim yapmışlar, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam hızlandırarak.
ADNAN OKTAR:Çok güzel oluyor bu çekimler, hızlandırarak yapılan çekimler.
OKTAR BABUNA:Bitkilerin topraktan çıkışı.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah’ın sonsuz tecellilerinden bir tecelli ama tabii mesela bak Allah bunu bize bilim yoluyla bize bu imkanı veriyor. Mesela bak Güneş’e göre açılıp kapanmalarını gösteriyor şu an. Bilim olmasa, teknoloji olmasa bizim bunları bu kadar sarih tespit etme imkanımız olmaz. Yani görürüz ama daha değişik görürüz. Burada daha keskin bir tespit imkanı var.
SUNUCU:Net anlıyoruz.
ADNAN OKTAR:Tabii daha keskin, tabii. Dolayısıyla bilim İslam’ın hizmetinde, Kuran’ın hizmetinde maşaAllah. İlkbahar, sonbahar hepsini böyle tespit ediyorlar. Bayağı güzel. Gittikçe açmaya başlıyor. Bayağı güzel olmuş çekim maşaAllah. Etkileme gücü bunların çok yüksek oluyor, çok hoş oluyor. Evet.
SUNUCU:Etkilenmemek elde değil yani. Ben de onu düşündüm.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet maşaAllah.
OKTAR BABUNA:İzleyicilerimiz sizin kitaplarınızdan daha detaylı bilgi edinebilirler Hocam. “Bitki Mucizesi”, “Tohum Mucizesi”, fotosentezle ilgili kitaplar.
ADNAN OKTAR:Bak o da küçük canıyla. Bak yüzündeki şu saf ifade mesela insanın şefkatini müthiş tahrik ediyor. MaşaAllah. Sülün mü bu?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne kadar güzel hayvan. Elhamdülillah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Yaratan hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp düşünmez misiniz? Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışacak olursanız onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten Allah bağışlayandır, esirgeyendir”. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, bu kadar delili görmezden gelenler bunları tek tek açıklayacaklar Ahiret’te. Yani ne anlamış, niye anlayamamış, gerçekten anlayamamış mı; bunları samimi olarak izah edecekler. Tabii edebilirlerse.
Evet. Bismillah. Muhammed Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer dilersek, sana onları elbette gösteririz” diyor Cenab-ı Allah. “Böylelikle onları simalarından tanırsın.” Bozuk eşkal belli olur diyor. Mümin de yüzünde nurdan, temiz ifadeden, candanlıktan belli oluyor. “Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın.” Yani zırvalama tarzında münasebetsiz konuşmalar yapıyorlar. Oradan da densiz ve bozuk bir insanı tanıyabilirsin diyor Cenab-ı Allah ama samimi bir insanı, son derece samimi ve candan konuştuğu için onun da dürüstlüğünü, güzel ahlakını, samimi Müslüman olduğunu oradan tanıyabilirsin diyor Allah. “Allah, amellerinizi bilir”. Yani yaptığınız eylemlerin ne olduğunu bilir. “Andolsun” diyor Allah. Yemin ediyor. “Biz sizden mücahit olanlarla sabredenleri bilinceye kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız.” Bakın; “Biz sizden mücahit olanlar”, cehd edenler ve “sabredenleri bilinceye kadar, deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız.” Bu nedir Oktar? Anlat.
OKTAR BABUNA:Allah, Allah yolunda mücadele edenleri ayırt edinceye kadar onların deneneceğini bildiriyor. Bu şekilde ayırt edileceği, yani zorluklarla.
ADNAN OKTAR:Değil mi?
OKTAR BABUNA:Başlarına gelecek çeşitli sıkıntılarla imtihan edileceklerini inşaAllah ve o şekilde ayrılacaklar iman edenlerle iman etmeyenler.
ADNAN OKTAR:Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) imtihan oldu mu? Oldu. Hakaretlere uğradı, iftiraya uğradı, baskıya uğradı, hicret etti. Değil mi? Saldırdılar, savaşlar oldu. Hiç yıldı mı?
OKTAR BABUNA:Hiç yılmadı.
ADNAN OKTAR:Asla. Sabretti mi? Mükemmel sabretti. “Andolsun, Biz sizden mücahit olanlarla sabredenleri bilinceye kadar” yani onlara o hallerini gösterinceye kadar “deneyeceğiz ve haberlerinizi sınayacağız.” Yani Allah denerken Allah bilmediğinden değil, Allah biliyor, bize gösteriyor. “Haberlerinizi sınayacağız” diyor Allah. Mehdi’den alacak olursak, Mehdi (a.s.)’nin mücahitliği denenecektir, sabrı denenecektir. İftiraya uğrayacaktır, hapsedilecektir, acılar çekecektir, bizzat Müslüman kardeşlerinden baskı görecektir ama buna rağmen sabredecektir ve denenmiş olacaktır. İnşaAllah ve mücahit olup olmadığı da anlaşılmış olacak. “Mücahit olanlarla sabredenleri bilinceye kadar” diyor. Mücahit misin? Değil misin? Cehd içinde, gayret içinde misin? Değil misin? Bunu Allah ortaya koyacağım diyor. Yani size göstereceğim diyor. “Şüphesiz inkar edenler, Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra 'elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar'”. Hidayet açıkça belli olmuş, Kuran’ın hükümleri açıkça belli. Allah’ın yarattığı belli. Darwinizm’in, materyalizmin geçerli olmadığına dair deliller net ama buna rağmen direnip bir de elçiye karşı zorluk çıkartıyorlar, uğraştırıyorlar. “Kesin olarak Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler” diyor Allah. Onları Ben yaratıyorum, diyor. Hiçbir zarar veremezler. “(Allah,) Onların amellerini boşa çıkaracaktır.” Yani istedikleri kadar Darwinistler, komünistler, ateistler, masonlar faaliyet yapsınlar, hiçbir netice alamayacaklar diyor Allah. “Sonra da Ben galip geleceğim” diyor. “Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Resûl’e itaat edin ve kendi amellerinizi geçersiz kılmayın”. “Ey iman edenler, Allah'a itaat edin” nedir? Kuran’a tabi olun. “Resûl’e itaat edin” nedir? Sünnetine tabi olun. “Ve kendi amellerinizi geçersiz kılmayın.”
“Gerçekten dünya hayatı, ancak bir oyun ve tutkulu bir oyalanmadır.” Oyun. İnternet oyunları, şunlar bunlar işte. “Oyun ve tutkulu bir oyalanmadır.” “Aman işte okulumu bitirseydim, aman işte iyi bir iş sahibi olsaydım” diyor. İyi bir koca bulsan, ama tabii onların iyi koca kavramı ayrı oluyor. Dolarla ölçülüyor. Tabii. Değil mi? Paranın oranıyla. İnşaAllah.
SUNUCU 2:Hocam gülüyoruz ama ne kadar yanlış bir kavram.
ADNAN OKTAR:Tabii, çok acı. Çok acı ve iki taraf için de çok aşağılayıcı. Yani onu kabul eden için de çok aşağılayıcı. Mesela bazen öyle Amerika’da falan görüyoruz milyarderler var. Pislik akıyor üstünden başından nalet. Mesela çok güzel bir kadın. Yani dünya çapında güzel bir kadın ona aşık olduğunu iddia ederek evleniyorlar. Bütün gazetelerde “rezalet” diyorlar. Yani açıkça belli. “Parası için yapıyor” diyorlar. “Yok, o size öyle geliyor” diyor. “Öyle bir şey yok” diyor. “Muhteşem ahlakı var” diyor. Adam mesela dolandırıcı, çok sevdiğini söylüyor.
SUNUCU 2:Hocam bir de şey var hani. Aileler de bu konu baskı yapıyorlar. Onun da etmeni çok büyük.
ADNAN OKTAR:Zaten sorun oradan kaynaklanıyor. “Benim kızımı neçe paşalar, neçe doktorlar, neçe işte şeyler istedi de vermedim” diyor. Tamam, paşanın da iyisi vardır ama yanlış olan paşa da vardır. Doktorun da iyisi vardır ama yanlış olan doktor da vardır. Ama oradaki amaç, meslekle vurgulanmasından kasıt, paradır. Değil mi? Zaten “zengin bir koca bul” diyorlar. Mesela bazen öyle güzel bir kız olduğunda, dindarlarda da ben bunu görüyorum. Mesela kapalı bir genç kız oluyor, hakikaten güzel, gösterişli. Onun etrafında bir güruh oluyor. Zaten onu evlendirme ekibi ayrı. Aman diyorlar yani bulduk mu sana çok zengin bir koca bulalım. İşte eli yüzü şöyle olsun, arabası olsun. Yani ama kız vasat bir şeyse yani görünüş olarak, ne kadar kültürlü olursa olsun, ne kadar güzel ahlaklı olursa olsun ona daha ucuz bir koca adayı bulmaya çalışıyorlar. Daha az parası olan, daha işte imkanları dar olan ama güzelse bastıracaksın parayı diyor. Bak diyor. Yani malın kalitesine bak, parayı da ona göre düşün diyor. Ona gelmiş oluyor. Anlamı bu yani. Çok korkunç, ürkütücü bir şey bu. Yani ahlakı, kişiliği, şahsiyeti, aklı, derinliği hiç önemli olmuyor. Onları bir kere geç diyor adam. Yani paradan bir kere konuşalım diyor. Para halloldu mu, bir sakatlığı var mı diyor, bedensel sakatlığı yani. Ayağında, gözünde var mı? Onlar da bir sorun oluyor onun için. O yoksa bitti diyor yani. Yürüyorsa diyor iki ayağının üzerinde. Tabii. Hayır, bu genel bir ölçü yani. Biliniyor yani birçok kişi bilir bunu. Genel derken o kafadaki olanlar açısından genel. Yoksa bizim halkımız ferasetli ve basiretlidir. Yani derin düşünürler ama bilmeyenler, bunu uygulamayanlar için söylüyorum.
SUNUCU:Acaba Hocam bu cahil anne babalar mı bunlar çocuklara aşılıyor olabilir mi?
ADNAN OKTAR:Yani gece gündüz. Zaten genç kız yetiştiğinde git koca bul, git diyorlar evden genç kıza. Ne kadar aşağılayıcı, ne kadar çirkin bir söz. Sen onu doğururken, zaten sen onu ömür boyu bakmak garantisiyle doğuruyorsun. Sen kuş musun? Git haydi kaybol falan. İnsan kızına, çocuğuna bunu söyler mi? Git başının çaresine bak, diyorlar. Yani ne kadar aşağılayıcı bir şey çocuk için bu. Ne büyük bir ızdırap. Bir de her gün. Ben çok duyuyorum. Hafta 8 gün 9, “haydi evlen, evde kaldın”. Herkes evde oturuyor. “Evde kaldın” ne demek? Yani evde oturan adam evde kaldı mı? Sokağa mı otursun? Ne yapsın? Yani sokakta olan mı kurtulmuş oluyor? Yani bir kere bu söz çok çirkin. Çok basiretsiz bir söz ve çok hakaretamiz bir ifade. Ne mecburiyeti var? Eğer Allah ona nasip etmediyse, kaderinde öyle bir şey yoksa, mesela asildir kız, kalitelidir, derindir, gerçek sevgiden, gerçek şefkatten hoşlanıyordur, aklın derinliğinden zevk alıyordur. Dolayısıyla karşısına da sıradan adamlar çıkmıştır; parayı ön plana alan, şöhreti, arabayı, işte evi önemli olan.
SUNUCU 2:Fani şeyler.
ADNAN OKTAR:Evet. Bunları esas alan adam karşısına çıkıyor. Onu doyurmaz aklı başında bir genç kızı bu. Yani çünkü psikolojik doyum çok önemlidir.
SUNUCU:Beklentileri farklıdır yani.
ADNAN OKTAR:Ne yapsın evi yani? Ev, betondan oluşmuş dört duvar kutu. Ne yapacak yani? Tabii. Hayır, mobilyalar falan onun üzerine üzerine gelir çocuğun. Ne yapsın yani? Yani hepsi elbiselerin marka olsa ne olur, bilmem ne olsa? Yani gerçek sevgi olmadıktan sonra bunu yapanlar beynini uyuşturarak yapıyorlar. Yani insanlığını, ruhunu bloke ediyor, uyuşturuyor. Ondan sonra gidiyor o paraya tamahen adamın yalakası oluyor. Yani tiksindiği halde, itici bulduğu halde para için onu meslek gibi görüp, o iğrenç mahluk diyelim artık, iğrenç mahlukun kahrını çeken bir görevli konumunda olmuş oluyor. İş gibi tabii. Yani görevi bu olmuş oluyor. Zaman zaman işte onunla adamın ihtiyaçları neyse onu gideren, ona yemek hazırlayan, onun kahrını çeken, onun hakaretlerine katlanan, hatta sopasına da katlanan. Mesela hiçbir şekilde aşağı kabul etmiyor yani parası olduğunda ama adam eğer malını mülkünü kaybederse o zaman birden aklı açılıyor ne hikmetse. Senin ben kişiliğini hiç sevmiyorum diyor. Şahsiyetini de sevmiyorum. O zaman o vakte kadar neredeydi aklın, değil mi? Öyle bir fırsat eline geçtiğinde durum değişiyor. Yani daha Türkçesi bu dünyada acı bir olay, yani dünyanın en büyük belalarından biridir. Yani sevginin paraya göre değerlendirilmesi. Ve bu Müslümanlarda da bayağı bir kesimde teşvik ediliyor. Ben konuştum genç kızlarla, Müslüman genç kızlarla konuşuyorum. “Maalesef öyle” diyorlar. Yani esefle bildiriyorlar. Hakikaten mesela güzel, gösterişliyse anası, babası, dayısı paranın peşine düşüyor. “Kim en paralı?” Yani açık artırma gibi. Hani “satıyorum, sattım” diyorlar ya böyle müzayedelerde. Onun gibi yani. Müzayedeye çıkıyor. En yüksek parayı kim veriyorsa onun elinde kalıyor.
OKTAR BABUNA:Onu bir yatırım olarak mı gördükleri için?
ADNAN OKTAR:Yatırım tabii. Çünkü evlendiği kişinin de bu sefer onların babasının, anasının etrafının da imkanlarını ele geçirmiş olacaklar. Çünkü zengin bir kocaya gitti mi oradan dal budak salacaklarını düşünüyorlar. Halbuki o tip insanlar zaten “zırnık koklatmaz” derler ya halk arasında, bilakis onları böyle soyup soğana çeviriyor onlar. Zaten biliyor onun parası için geldiğini. Zaten bir kin ve nefret oluyor içinde. O zannediyor ki hakikaten seviyor zannediyor.
SUNUCU:Aslında iki taraf için de bir samimiyetsizlik var yani. Ne kadar sağlıklı ya da ne kadar mutlu olabilirler ki? Zengin olan için de, o şartlar için evlenen kişi için de.
SUNUCU 2:Hocam burada hani “dengi dengine” olayı söz konusu mu sizce? Hani çok mal varlıklı biri olabilir ama işte hani olur ya böyle masallarda, filmlerde vesaire. Hani fakir bir kıza aşık olabilir. Hani burada denk önemli mi maddi anlamda vesaire?
ADNAN OKTAR:İnsanda bir güç vardır. Yani samimi olduğunda, akıllı olduğunda, dürüst olduğunda Allah müthiş bir güç meydana getirir. Yani tutku denen bir güç meydana gelir. Yani şiddetli zevk alırsın. Yani çok sarsıcı bir etki meydana getirir. O zevki, o tutkuyu, o muhabbeti tatmin etmek ve Ahirette de beraber olmak için, Ahirette de sonsuza kadar o zevki yaşamak ve Allah’ın tecellisi olarak ondan o hoşnutluğu elde etmek için evlenilir. Yoksa parası için evlendiğinde dünyanın en iğrenç hayvanı olmuş olur o insan. Yani en iğrenç hayvanla uğraşmış oluyorsun. Hayvan terbiyecisi gibi. Yani mesela bir de onlar şirin görünmek için bazı hareketler de yapıyor. Kadını o iyice çileden çıkartır. Veyahut parası için gelen bir kadın da erkek için çok aşağılayıcıdır. Yani için için biliyor nefret ettiğini. O kadının gözü mutlaka dışarıda olacaktır. Daha zengini arayacaktır. Daha paralı, daha gösterişli, daha genç, daha şöhreti olanı arayacaktır ama şu anlık onu kabul etmiştir. Yani hiçbir zaman için sadakat göstermez. Halbuki sevgide derin bir sadakat, derin bir bağlılık vardır. Artık Ahirete de niyet etmişsin. Değil mi? Yani et ve kemik gibi artık iç içe geçmiştir. Hiçbir şekilde ondan ayrı bir şey düşünemez gerçek sevgide insan. Yani derin bir tutkuyla sever ve sürekli haz duyar ama öbür türlü, adam parası için evlendiğini bile bile bir kadını sevmesi mümkün değildir. Mutlaka nefret eder. Yani bilir onu, evinin içerisine girmiş bir yırtıcı hayvan gibi görür. Yani onu her an parçalayacak, parasına tamah etmiş, yani ete gelmiş bir kurt gibi görür onu ama hissettirmez ona tabii menfaati icabı. Ama mesela kadın diyor ki, mesela “evini üzerime yaptır” diyor. O da tatlı tatlı kendince, kendi mantığınca geçiştirir, yani öyle bir oyuna gelmezler. Çünkü zaten kadın evi, arabayı, şunu, bunu üzerine yaptırdıktan sonra zaten iş bitmiş oluyor. Birden bire dişleri çıkıyor, birden bire akıl almaz bir aşağılama ve hakaretler, mesela adama “defol git” diyor, saldırganlaşıyor, ailesi de destek oluyor. Veyahut adam eve bir dönüyor, eşyaların hiçbiri yok.
OKTAR BABUNA: Çok örneğini gördük Hocam.
ADNAN OKTAR: Yani o kadar fazla ki, ucu bucağı yok.
SUNUCU 2: Çok çirkin bir davranış kesinlikle.
ADNAN OKTAR: Bir de onlara sor gayet makul görüyorlardır onu. Zaten anlaşma onun için olmuş, zaten başlangıcı öyle, adam malına gelmiş; karışık bir şey yok ki. Kurt, evin içine kurt almışsın sen, kadın için de, erkek için de aynı şey. Çıkar amacıyla olan, çıkarla gelen çıkarla gider, Allah için gelen sonsuza kadar kalır. Allah için olması lazım ve samimi, Allah aşkını, Allah’a olan muhabbetin tecellisi olarak sevilmesi lazım. Onda şefkat vardır, merhamet vardır, koruma hissi vardır, parasını da kaybetse seversin, tipini de kaybetse seversin, acırsın, bağrına basarsın. Biz mesela kedilerde niye bu kadar zevk alıyoruz? Acıdığımızdan. Acıma hissini ne kadar şiddetli tahrik ediyor? Bak ne dedin? “Tutmaya insan kıyamaz” diyorsun değil mi? Niye? Şefkatten. Aman zarar gelmesin, işte sütün en iyisini, insan “Allah esirgesin zehirlenirse vicdan azabı çekerim, aman soğuk olmasın”, insan kendi soğukta kalıyor, kedisini soğukta bırakmak istemiyor. Yani insan hakikaten tedirgin oluyor. Aman diyorsun “annesinin yanında dursun”, küçük olanı insan alamıyor, kıyamıyor, çünkü annesi daha iyi baktığı için, hep annesinin yanında insan bırakmak istiyor. Ama gönül de istiyor ki, beraber sevsin.
Yani özetle samimiyetsiz bir dünya Cehennem’dir. Samimi bir dünya da Cennet gibidir. Ahiret’te de insan sonsuza kadar mutluluk içinde kalır. Dürüst olmamak çok acıdır, insanın kendisinin samimi olmadığını bilmesi çok acıdır. Kendi kendisinin belası olur insan o zaman.
SUNUCU: Karşısından da hep samimiyetsizlik bekler, kendisi samimi değilse karşısındaki insanın da her yaptığı davranışta bir niyet, bir olumsuz bir şeyler arar değil mi?
ADNAN OKTAR: Şimdi tabii her insan da samimi olmaz, samimi insan akıllıdır, samimi gördüğünde de böyle mıknatıs gibi yapışması lazım, bırakmaması lazım. Mesela iyi bir insanı gördüğünde bırakmamak lazım, çok nadir rastlanır gerçek insana, mükemmel insana. Yani o kadar çok değildir toplumda mükemmel insan, vasat insanlar daha çok olur. Vasat üstü de olur ama çok mükemmel insan çok nadir olur. Gördüğünde önemsememek, Allah’tan bir tokatla karşılık bekleyen bir durum olur bu, çünkü Allah sana bir nimet sunmuş farkına varmamış gibi yapıyorsun. Böyle şeyde oturup maddiyatı veyahut küskünlüğü veyahut dargınlığı ön plana almak olmaz, işte İslam ahlakı onu sağlıyor. Mesela sabır, çok sevdiğin birisi anormal bir söz eder, ama sabreder geçersin onu. Mesela başka bir tavrı vardır, sabreder yine geçersin. Sana mesela ekonomik zorluk getirir, ama ona da sabredersin çünkü seviyorsun, Allah rızası için samimi olduğunu biliyorsun, sabredersin. Sabır, sevginin devamını sağlayan bir vesiledir. Sabır kesildi mi nasıl arabanın benzini bittiğinde araba durur, sabır da kesildiğinde insan durur, gücü gider, devam ettiremezsin. Sevgi öyle kendiliğinden giden bir şey değildir, emek vermek lazım, yani çiçek gibi bakacaksın, çok özen gerektirir, toprağına, havasına, suyuna. Gerçek akıllı insanlar sevgiyi götürebiliyorlar, onun için insanların epey bir bölümü sevgiyi götüremezler. Yani 10 km gider, 15. km’de takla atar düşer. Hatta derler halk arasında, “çok muhabbet tez ayrılık getirir” derler. Halbuki çok muhabbet çok muhabbeti arttırması lazım. Niye tez ayrılık getiriyor? Çünkü Kuran’a uyulmadığında getirir. Çünkü hevestir o, hevesin sonucu da mutlaka ayrılıktır. Hatta “aşk olması için zaten ayrılık olması gerekir” derler, bakın onu da belaya çevirmişler. Halbuki aşk birleştirmeyi gerektirir, birleşmeyi gerektirir, sonsuza kadar ayrılmamayı gerektirir. Ayrılma, aşk olur mu?
SUNUCU 2: Hocam bir şey soracağım, Kuran’da tam anlamıyla okumadım doğruyu konuşmak gerekirse ama, hani araştırdım en azından böyle bir şey duymadım, hani bu aşkla ilgili hep Allah’a olan aşk, Peygambere olan aşk vs. var, aşkla ilgili herhangi bir şey sorulmamış. Acaba bu günah mı?
ADNAN OKTAR: Aslında kötü böyle geleneksel, kavrulmuş, biraz da kokuşmuş bir felsefe geliştirmişler din diye, bir kısım kişiler. Halbuki aşk çok güzel bir kelimedir, Allah aşkıyla Allah’ı sevmek ve Allah’ın tecellilerini aşkla sevmek, mesela bu küçük kedileri gördük içimiz içimize sığmıyor, mesela garip bir his içimizi tırmalıyor, yani mesela öpsek mi, sarılsak mı, dokunmasak mı, az mı dokunsak çelişkiye düşüyoruz, bu Allah aşkından kaynaklanıyor. Bir zalim onu hissedemez ki. Kediyi kesip buzdolabına koyuyor psikopat adam, satanistler, şu bu falan, delilik yapıyorlar, eziyet ediyorlar hayvanlara.
SUNUCU: Hocam zaten yani aşk, sevmek insanın içinde iyi niyetli duygular uyandıran durumlar değil mi? Neticede bunun içinde ne kadar kötülük olabilir ki? Sevdiğiniz bir şey için ya da birisi için hep iyi şeyler istersiniz, hep güzel şeyler istersiniz, bu ne kadar kötü bir duygu olabilir ki?
ADNAN OKTAR: Aşkı çıkar için istedikleri için insanlar tedirgin oluyorlar. Yani saf Allah rızası için olan aşk zaten çok mükemmeldir. Allah’ın korumasındadır o. O yıkılmaz zaten gider o, mükemmel gider, sürekli Allah’ın yardımı olur, onda bir yıkılma yoktur. Ama sahte aşklar mutlaka tepetaklak gider, bakın “çok muhabbet tez ayrılık getirir” diyor, çok nettir yani bu ve her yerde her aşkın sonu hüsranla biter. Çünkü gerçek aşk değil. Allah aşkıyla olan bir aşk sonsuza kadar gittikçe gelişerek, güçlenerek böyle ağaç gibi dal budak salarak gelişir. Yani insan tutkuyla sevdiği bir eşi varsa, Allah rızası için onunla beraberse her gün sevgisi dallanıp budaklanır ve gittikçe güçlenir. Her gün diğer güne eşit olmaz. Ama ayrıca hakikaten Allah güzelleştirir de ayrıca, kadını da, erkeği de güzelleştirir. Yani bedeni gücünü de artırır, sevginin müthiş bir etkileme gücü vardır. Mesela vasat bir güzellikteyken kadın akıl almaz güzel olur. Yani nefes kesecek şekle gelir. Bunu Hz. Yusuf (a.s.)’ta da görüyoruz, mesela Hz. Yusuf (a.s.)’u kuyuya bırakıyorlar, kuyudan çıkarttıklarında diyorlar ki, Allah bak Kuran ayeti , “onu önemsemediler” diyor. Yani çarpıcı bir özellik, güzellik görseler, çarpıcı bir etkileyicilik görseler önemsemez mi? Önemser. Ama bakın sarayda olgunlaştıktan sonra, o çileyi hapiste geçirdikten sonra nefes kesecek bir güzelliğe ulaşıyor Hz. Yusuf ve kadınların tahammül edemeyeceği bir çekiciliğe ulaşıyor, kadınlar ellerini kesiyorlar. Gözündeki aklın derinliği, o tutku derinliği, Allah’a aşkı, mükemmel ahlakı, hem bedenine etki ediyor, yani cildine, yüzüne, gözüne de etki ediyor, ama tarif edilmez bir elektrik meydana geliyor. Yani o elektrik ayrıdır. Mesela kadınlar tarif edemedikleri şekilde, açıklayamadıkları şekilde, kendilerine bunu açıklayamıyorlar olağanüstü etkileniyorlar. Demek ki etkilenmeyi Allah meydana getiriyor, bunu gösteriyor Allah. Çünkü Mısır’da, Beni İsrail’de yakışıklı genç mi yoktu? Birçok güzel insan vardı. Ama Hz. Yusuf (a.s.) imanından kaynaklanan bir nur ve ışık ve mükemmel bir elektrik ve çekime ulaştı. Ve o yüzden mesela kadınlar, yoksa kadın artık evli kadın bakın, müthiş bir riski göze alıyor, odaya Hz. Yusuf (a.s.)’u sokuyor, kapıyı kilitliyor, Hz. Yusuf (a.s.)’a doğrudan sevişmek üzere yanaşmak istiyor. Hz. Yusuf (a.s.) kaçıyor, kadın sırtından tutuyor gömleği yırtıyor. Buna rağmen Hz. Yusuf (a.s.) kendisini kurtarıyor. Kadın acayip hırslanıyor, çünkü kadının sevgisine karşılık alamadığında, Allah rızası için olmayan sevgide ama, Allah rızası için olmayan sevgide kadın karşılık alamazsa kadın dünyanın en tehlikeli varlığı haline gelir. Acayip yırtıcı olur, yani adam öldürmeden tut, hapishaneden çık, aklına ne gelirse yapmaya kalkar. Ama Allah rızası için değilse, yani şeytani bir deliliğe girer. Nitekim kadını orada bu pozisyonda görüyoruz. Hemen iftira atıyor, hani seviyordun sen, değil mi? Hz. Yusuf (a.s.)’a iftira atıyor, kendisine tecavüz etmek istediğini söylüyor. Evinde tecavüz etmek istediğini söylüyor. Orada diyor ki şahitler, “kadının iddiasının doğruluğunu şöyle anlayabiliriz” diyorlar, “eğer gömlek önden yırtıldı ise Yusuf (a.s.) suçludur, ama sırtından yırtıldı ise, gerçekten kaçtığını iddia ediyorsa ve hakikaten gömleğim yırtıldı diyorsa, o zaman doğrudur” diyorlar. Bakıyorlar sırtından yırtılmış, belli kaçtığı Hz. Yusuf (a.s.)’ın. “Ama bütün bunlara rağmen” diyor Allah ayette, “bütün açık delilleri görmelerine rağmen onu belli bir vakte kadar, hapiste tutma kararı galip geldi” diyor. Yani o devirde de tabii, ne iktidarı vardı?
OKTAR BABUNA:Ergenekon?
ADNAN OKTAR:Bir nevi evet, bir nevi Ergenekon zihniyeti yani aynı zamanda oligarşi hakimiyeti var. Yani bir avuç yöneticinin adaleti yönlendirmesi var. Hukuk gitmiş o dönemde, hukuk diye bir şey yok. Haklı olması da geçerli olmuyor, delili olması da geçerli olmuyor. Yani istediğin kadar delil göster, hukuk orada siyasetin eline geçmiş. İktidardaki o kişilerin içerisinde bir yapılanma oluşmuş. Onların kontrolüne geçmiş, dolayısıyla gerçek hukuk yok. Yani gizli, işte onun için diyoruz; iddia edilen Ergenekon Örgütü gibi bir yapılanma var. Gizli bir yapılanma, yani legal devlet değil. Devletin içindeki gizli legal devlet görünümünde olan gizli derin devlet. Onun kararıyla Hz. Yusuf (a.s.) hapse konuyor ve 7 yıl. Hani seviyordun, hani aşıktın? 7 yıl insan sevdiğine kıyar mı? 7 yıl ve taş zindan, yani bu zindanlara benzemiyor, hapishanelere benzemiyor. Ot üzerinde yatıyorlar, ama Hz. Yusuf (a.s.) çok yaman maşaAllah. Orada hapishane müdürünü de etkilemiş, hapishane yönetimini, bütün hepsini kontrol altına almış, Tevrat’ta geçiyor. Yani orada bile aklının üstünlüğü görülmüş, hayran olmuşlar oradaki mahkumlar Hz. Yusuf (a.s.)’a ve her şeyi ona danışıyorlar. Kuran’da da ona danıştıklarını zaten gösteriyor Allah, ayette. Mahkumlar da diğer kişiler de ona danışıyorlar. Akıllı insan her yerde sevilir, ama bak “Ya Rabbi onların çağırdığı şeye karşı bana yardım et” diyor. “Yardım etmezsen onlara kapılmaktan, onların dediği gibi olmaktan çekiniyorum” diyor. Bakın halbuki kadın var, sarayda yaşıyor, kabul etse kimse görmeyecek, zaten kapı kapalı, ilişkiye girse hiçbir şey olmaz gibi görünüyor. Şiddetle çekiniyor, iffetle “Allah’a sığınırım” diyor. İşte onun güzelliğinin nedeni bu. Allah esirgesin, onu yapmış olsa herhangi bir insan, zaten yüzü simsiyah kesilir. Ne onun elektriği kalır, ne güzelliği kalır, ne nuru kalır; hiçbir şeyi kalmaz. Onun güzelliğinin sebebi o zaten. Onun için mesela iffetli kızlar çok güzel olurlar, çok çok hoş olurlar. Mesela iffetli erkek de çok güzel olur çünkü erkeğin de fahişesi olur. Mesela kadınları çok iter fahişe erkek, önüne gelenle yatar, önüne gelenle şey yapar. Yani helale-harama dikkat etmez, kadın tiksinir, kadınlar öyle tiplerden.
SUNUCU:Onun söylediği güzel söz bile rahatsız eder.
ADNAN OKTAR:Tabii belli yani kokar o, kirli bir fahişe kokusu vardır onda. Yani akıllı bir mümin kadın, derin, samimi sevgiyi bilen bir kadın onu gözünden anlar, üslubundan anlar. Aynı şekilde de Allah esirgesin, fahşaya girmiş kadın da öyle. Güzelliği gider, derinliği gider. Onun için halis ve samimi olan insanlarda hoş bir elektrik, hoş bir etkilenme gücü vardır. İşte onların birbirini bulup dost olması, kardeş olması, birbirlerini koruyup kollamaları lazım. Mehdiyetin de özelliği budur, Hz. İsa (a.s.) talebelerinin özelliği budur. Dünya hakimiyeti olduğunda da İslam’ın bu olacaktır, insanlar diyecekler ki: “biz sevgiyi nasıl biliyorduk, hemen hemen hiç bilmiyormuşuz biz” diyecekler. “Tutkuyu hemen hemen hiç bilmiyormuşuz, biz ne yapmışız?” diyecekler. “Cehennemde yaşamışız haberimiz olmamış” diyecekler, “Cehennem yapmışız etrafımızı, dünyayı” diyecekler. Çünkü Allah diyor ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah insanlara zulmetmez, insanlar kendilerine zulmediyor” diyor, Allah, kendi kendilerine zulmediyorlar. Halbuki genç kızlar, tutkuyu delicesine müthiş yaşayacak güce sahipler. Mesela genç delikanlılar da öyle; tutkuyu, aşkı çok güzel yaşayacak güce sahipler. Ama epey bir kısmı kendi kendilerini iptal ediyorlar. Bu yabancı dizilerdeki adamların klasik hareketleri, yapmacık el hareketleri. Genç kızlar filmlerdeki adamların hareketlerini yapıyorlar. Hatta espri olarak yapıyorlar; 3 numaralı bakış, 5 numaralı bakış falan diye. Söylerler biliyorsunuz yerli filmlerde, yapmacıklığın alaya alınması ve iticiliğini vurgulamak için bu söylenir. Yani bir candan tutku ile olan bir bakış vardır, sevgi dolu bakış vardır. Bir de seviyor yapmak vardır yani halk arasında öyle derler ya, konuşuluyor. Bu çok kızdırıcıdır, yapmacık iltifatlar hemen belli olur. Ama gerçek sevgide müthiş bir derinlik vardır, birkaç kelime bile olsa ruha çok derin etki yapar o, candan olduğu için.
SUNUCU:Hiç konuşmasa bile.
ADNAN OKTAR:Tabii hiç konuşmasa bile, onun elektriğinden anlaşılır çok sevdiği. Ama sevenin de sevgisini gizlemesi, bir cahiliye adetidir. Mesela çok seviyor, söyleyemez, filmlerde de vardır. Yani seviyorum demek, sanki böyle yıkıcı bir etki yapacakmış gibi, bu da küfürden gelen bir mantıktır. Seviyorsan coşkuyla, candan helalinse aşkla, muhabbetle söyle, zaten ibadettir o, bütün detaylarıyla söylenir. Yani söylememek marifet mi bu? Bilakis aksiliği marifet görüyorlar, konuşmamayı marifet görüyorlar, sevgi gizlemeyi marifet görüyorlar. Bu çok tehlikeli bir harekettir. Muhabbet söylenir, sevgi söylenir. Gizlenir mi? “Anla” diyor, sırf elektrikle biz konuşmuyoruz ki. Öyle olsa Allah derdi; “siz bu şekilde konuşun” değil mi? Bizim dilimiz var, gözümüz var, konuşma hatta yazımız var değil mi? Yazısında ifade etmiyor, konuşmasında ifade etmiyor, gözlerinde de ifade etmekten kaçınıyor. “Anla” diyor, nereden anlayacaksa? Anlayamaz, olmaz, o yüzden de evlilikleri yürütemiyorlar, götüremiyorlar. Yani sonradan da pişman oluyor var ya şarkılarda “şakadan yaptım” bilmem ne falan, ona benzer. Adam anlamaz insan, yani çok yıkıcı etki yapabilir o. Tam samimi, dürüst olarak eğer Allah için seviyorsa, hakikaten Allah ona bir muhabbet verdiyse ruhuna, onu candan, samimi söylemesi lazım.
SUNUCU:Zaman zaman dile getirmek lazım.
ADNAN OKTAR:O bir kere müthiş samimiyet ve derinlik meydana getirir, ona güvendiğini gösterir. Güven, sevgide çok önemli bir konu; güvenmiyorsan söyleyemezsin tabii ki, yani gururunu kırmasından korkuyor. Öyle bir adamla senin ne işin var zaten? Yani gururunu kıracaksa, seni aşağılayacaksa zaten senin muhatabın değildir o. Çünkü o korku ile söylemiyor. O zaman yanlış yere girmişsin sen, ne gidip evlenirsin öyle bir insanla değil mi?
SUNUCU:Çok doğru söylüyorsunuz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, insan candan güveniyorsa karşısındaki zaten, sen bir adım atarsan o sana 10 adım atması lazım. Sen bir sevgi söylüyorsan, o 10 söyler. Niye gurur yapsın seven? Sevgide gurur olmaz, gurur varsa sevgi zaten yoktur ve öyle bir insan zaten sevgiye layık değildir. Sırdaş değilse ki sırdaşlık çok önemlidir sevgide, yine sevgiye layık değildir.
SUNUCU:O sevginin değerini bilmiyorsa, anlamıyorsa.
ADNAN OKTAR:Tabii, o zaman niye peşinden gidersin? “Ama arabası çok dehşet görünüyor” diyor. Araba tenekeden, demirden oluyor. Arabadan ne olur ki yani? Araba da küçük bir mezardır senin için, yani küçücük üstü kapalı bir yer, giriyorsun, mezarda da hiçbir yere kıpırdayamıyorsun. Tabii, ama iman gözüyle bakarsan, orası sana bir Cennet bahçesi gibi olur, Cennet arabası gibi olur. İman gözüyle bakmalısın, küfür gözüyle bakarsan metal yığınının içinde, bir metal hapishanenin içerisine girmiş olursun. Çünkü hapishanede yine gelip-gitme imkanı var, orada kıpırdayamıyorsun da, hiçbir yere kıpırdayamazsın. İman gözüyle her şey çok güzelleşir, Allah öyle yaratmıştır. Onun dışında zevk vermez Allah. Yani Allah ile uğraşan mutlaka yenilir, Allah ile haşa savaşmaya kalkan, uğraşmaya kalkan haşa mutlaka perişan olur. Allah’ı dost edinen, Allah’ı seven sürekli Allah’ın desteğini ve yardımını görür. Allah zaman zaman imtihan eder ama, yani şimdi aşkta bu vardır. Sevdiğin için, Allah rızası için acıya tahammül gerekir. Hatta Allah bizim ruhumuzu tahrik etmek için mücadelede diyor ki: “Zayıf bırakılmış kadınlar ve çocuklar uğrunda” diyor Allah. “Niye savaşmıyorsunuz?” diyor. Yani kadını koruma hissi çok güçlü bir içgüdüdür, Allah öyle yaratmıştır. Çocuğu koruma hissi, yani adam rahatça ölümü göze alır. Çünkü acırsın, şefkat duyarsın yani insan kendisini düşünmez öyle bir şeyde gerçekten seviyorsa, Allah rızası için seviyorsa. Nitekim televizyonlarda, haberlerde duyuyoruz. Mesela şehit olan canlarım oluyor, mesela çocuğunu kurtarmak için anne atlıyor. Arabanın önüne atlıyor, kurtarıyor çocuğu, kendi eziliyor ve şehit oluyor. Helal olsun ona, maşaAllah.
SUNUCU:Ben bununla ilgili çok ilginç bir haber dinlemiştim. Köpeği için, köpeği sahilde denize düşüyor bir adamın ve köpeğini kurtarmak için atlıyor, köpeği kurtarıyor, kendisi boğuluyor. Daha bundan 2 ay önce falan duyduğum bir haber.
ADNAN OKTAR:O da inşaAllah şehit olmuştur, çünkü orada coşkun bir sevgi var. Ben şehit olanlarda bir sevinç geliyor içime, insanlar üzülüyor ben anlamıyorum. Ben her şehide sevinirim ve iftihar ederim. Alnından öperim, açarım onun cesedini, alnından öperim. Yani bu nasıl bir mantıktır ben anlamıyorum; feryat figan? Ne büyük bir şeref, nimet, Hz. Ali şehit olduğunda ağladı mı sahabeler? Bu sevinç vesilesidir. Evet.
OKTAR BABUNA:Siz hatta söyledikten sonra, geçtiğimiz günlerde oldu örnekleri Hocam bunun, bir tane baba, o da askerliğini Doğu’da yapmış, oğlu şehit oluyor. Diyor ki; “Allah bana nasip etmedi, ona nasip etti” diyor, hiç üzülme alameti göstermeden böyle.
ADNAN OKTAR:Bak koçyiğitler maşaAllah. O babanın anlından öpmek lazım. Yalnız böyle babaları biraz daha ortaya çıkartmak gerekiyor. Böyle güzellik gösteren, yiğitlik gösteren, güzel ahlak gösteren babaları değil mi? Daha çok şey yapmak lazım. Eğer bulabilirsek çıkartalım. İnşaAllah. Anlından öperim yani. İnşaAllah. Helal olsun. Öyle olması lazım gerçek Müslüman, inşaAllah. Yani diğerleri de tabii bilgisizlikten yapıyorlar, bilgisizlikten yapıyorlar. Yani tabii onlar da o şerefi alıyorlar ama ne gerek kardeşim iti kopuğu sevindiriyorsunuz yani? Zaten adam onu, onun için yapmıyor mu o eylemi? Üzüntü meydana getirip, şok meydana getirmek için yapmıyor mu? Sen adama hizmet etmiş oluyorsun. Allah onu mu diyor sana? Değil mi? Milyonlarca şehit vermedi mi bu Türk milleti şu ana kadar? İlk defa mı biz şehit veriyoruz yani? Çanakkale’de, Malazgirt’te her yerde biz şehit verdik. Kimse de ağlamıyordu. Yani yeni mi çıktı bu? Şehide ağlanmaz. Öyle bir konu olmaz. Sevinç vesilesidir. Ayrı, sen onu gördün mü zaten, ne yapmak gerektiğini bilirsin, şehidi gördün mü inşaAllah. Yani vatanı böldürtmemenin hırsını ve kararlılığını, dine ve mukaddesata zarar getirtmemenin hırsını ve kararlılığını daha da iyi pekiştirirsin. Daha güçlü olursun. Daha yaman olursun, daha yenilmez olursun inşaAllah. Yalnız benim tabii haddime değil de, şimdi askerlerimiz bak yine baskın oldu karakola. Derler, “kurt puslu havayı sever”. Bunlar da puslu havayı seviyorlar. Yani böyle namertçe hareket ediyorlar. Şimdi bir kere karakolların camları kurşun geçirmez olması lazım. Yani bu kurşun nasıl içeri giriyor ben anlamıyorum, karakolda? Yani uçak savar mermisi bile işlemeyecek şekilde, zırhlı karakol yapılması lazım. Yani bir kere çelik aksam kullanılması lazım. İç kısım tamamen çelik kaplanması lazım; bir. Camların mutlaka kurşun geçirmez olması lazım. Sonra mesela gizli makineli tüfek yuvarları olması gerekiyor. Çünkü can havliyle kendisini savunacak yani. Caydırıcıdır. Mesela yeraltı tünelleri olması lazım bağlantı kurabilmek için karakollara. Çünkü puslu havada bağlantı kurulamıyor. Ama yeraltı tüneli olursa karakoldan karakola, karakoldan karakola çok rahat bağlantı kurulur. Ve onları da tabii derdest yakalamak mümkün olur.
OKTAR BABUNA:Şeyi söylemiştiniz Hocam, termal kamera sistemleri gece görüşlü.
ADNAN OKTAR:Tabii termal kamera kullanılabilinir inşaAllah.
“Bu zamanın en büyük farzı Türk- İslam Birliği dediniz”. Bediüzzaman söylüyor bunu. Aynı zamanda Kuran’ın emridir ayrıca. “Bunu ayrıca belirtmek istedim. Allah razı olsun. Hemen konuya giriyorum. Nur talebeleri arasında Mehdiyeti anlatan Nur talebeleri oluyor inşaAllah. Nur talebelerinden Kuran ahlakını anlatan, bu konuda pasif kalmayan fakat Mehdiyeti anlamazlıktan gelen facebook’ta yaklaşık 30 tane arkadaşım var. Yaklaşık 10 kardeşimle de sohbetlerde beraberdik, ‘Allah bize yeter düşüncesi’ hakim Allah’a şirk koşmaktan korkuluyor. ‘Her şey Allah’tan gelir, sen başkasından mı zannediyorsun? Hz. İsa (a.s.) gelse bile bizi ilgilendirmez, o da Kuran’a tabi olacak’ diyorlarmış.” Biz ona aşığız, nasıl bizi ilgilendirmez? Nasıl yani, 2000 yıl sonra Allah mucize olarak yeryüzüne indiriyor da “bizi ilgilendirmez” denilir mi? Bak Mehdi (a.s) korkusundan İsa (a.s.)’ya da karşı bir nefret meydana geliyor. Yani bu çok korkunç bir şey. Allah intikam alır. Akıllarını başlarına alsınlar. Hz. İsa gelse bile bizi ilgilendirmez, haşa. “O da Kuran’a tabi olacak. Sorum şudur: Mehdi’ye tabii olmak Allah’a şirk koşmak mıdır? Allah’a şirk koşmak gibi algılanıyor. Ben anlamadım” diyor, Doğan kardeş. Şimdi ben tebliğ yapıyorum, şirk mi koşuyor insanlar bana? Camii’de Hocalar İslam’ı, Kuran’ı anlatıyor. Şirk mi koşuyor? Diyanet İşleri Başkanlığı dine hizmet ediyor, şirk mi koşuyorlar? Allah’ın dinini anlatmak, emr-i bil-ma'ruf, nehy-i ani'l-münker farzdır, bütün Müslümanlar üzerine. Ve Mehdi’de (a.s) emr-i bil-ma'ruf, nehy-i ani'l-münker’i mükemmel yapan bir insandır. Biz de Mehdi (a.s) öncüsüyüz. Biz de tebliğ yapıyoruz. Mehdi (a.s) talebesiyiz. Biz nasıl bize kimse şirk koşmuyorsa. Mehdi’ye (a.s) de şirk koşulmaz. Orada bakın, ağızlarını bozmaları kendilerini kaybetmişler demek ki bir kısmı. Bir Müslüman bunu söyler mi? Bizi ilgilendirmez diye.
OKTAR BABUNA:Söylemez Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah bize bir ikram ve güzellik olarak gönderiyor. “O, Kıyamet için bir alamettir” diyor. Bakalım Kıyamet’ten sonra, Cehennem’in kenarına bütün herkes çağırılacak. Orada “Hz. İsa beni ilgilendirmez” diyebilecek mi bakalım? Değil mi? Aynı üslubu bakalım diyebilecek mi orada? Hz. İsa’yı biz coşkuyla, muhabbetle bekliyoruz. O güzeller güzelini biz bağrımıza basmak için büyük bir heyecan duyuyoruz. Değil mi? Buradaki üslubu çok garip kardeşimizin, çok yanlış. Allah’a sığınsın. Aklını başına alsın. Resulullah Sallalahu Vesselem’e biz kavuşmak için biz can atıyoruz Ahiret’te. Gider gitmez bağrımıza basacağız. Bu nasıl bir muhabbettir? Bütün Peygamberleri biz seviyoruz ve ayrıca Hz. İsa (a.s) u’lül azm bir Peygamberdir. Kuran’da övülmüş bir Peygamberdir. Geldiğinde bakayım bu sözü söyleyebilecekler mi? “Beni ilgilendirmez” diyebilecek mi? Değil mi? Gözünün içine baka baka diyebilecek mi bakalım? İnşaAllah.
Evet 2 dakikamız kalmış. Sen kapanışla ilgili konuşmayı yap. Ben ilave bir ayet söylerim inşaAllah.
SUNUCU:Peki. Bizi yarın saat 22:00’den itibaren HarunYahya.tv, Kanal Avrupa ve Mavi Karadeniz Radyo’dan takip edebilirsiniz. İyi akşamlar.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Öyle olmasa, Kur'an'ı iyiden iyiye düşünmezler miydi? Yoksa birtakım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuş?” diyor Allah. Bak ben bu ayeti özel açmadım, yani özel hazırlamadım. Şu an dikkatimi çekti ayet. Bakın, “Öyle olmasa, Kuran'ı iyiden iyiye düşünmezler miydi?” Hz. İsa’nın (a.s) inişiyle ilgili ayetleri düşünmezler miydi? “Yoksa birtakım kalpler üzerinde kilitler mi vurulmuş?” Yani kalbiniz mi karardı diyor Allah. Kalbiniz mi kapandı diyor. Evet. “Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır.” Boş işlere sokmuştur onları diyor Allah. Evet. “İşte böyle; çünkü gerçekten onlar, Allah'ın indirdiğini çirkin karşılayanlara dediler ki”; -Hz. İsa (a.s)’ı da Allah indirecek değil mi, yeryüzüne “indirdiğini çirkin karşılayanlara dediler ki: Size bazı işlerde itaat edeceğiz. Oysa Allah, sakladıkları şeyleri (sırları) biliyor.” Bazı kısmını kabul ederiz Kuran’ın, bir kısmını da kabul etmeyiz. Küfre de diyorlar; sizin dediklerinizin bir kısmını kabul ederiz, bir kısmını da kabul etmeyiz, bazısına uyarız diyorlar. Kuran’da Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi açıktır. Yani bu tip bir üslup da çok çirkin. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, biz de bitirelim inşaAllah. Yarın Adıyaman Asu’dayız. İnşaAllah. Biraz sonra internetten devam edeceğiz inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...