SUNUCU: Hayırlı geceler değerli izleyenler. Harunyahya.tv sitemizden devam eden Gece Sohbetleri’ne başlıyoruz inşaAllah. Bizlere soru ve görüşlerinizi ahirzamansohbetleri@hotmail.comadresine göndererek ulaştırabilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerine ulaşarak Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak edinebilirsiniz. Bizleri yarın 22.00’den itibaren yine bu ekranlardan Harunyahya.tv’den ve Adıyaman Asu Tv’den izleyebilirsiniz. Değerli Hocam, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk efendim. Sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU:Sizler de hoşgeldiniz Oktar Bey.
OKTAR BABUNA:Hoş bulduk. Sağolun sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU:Nasılsınız?
ADNAN OKTAR:Allah’a hamdolsun, elhamdülillah çok iyiyiz. Sizler de iyisiniz inşaAllah.
SUNUCU:Ben de iyiyim teşekkür ederim, sağolun.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bediüzzaman’dan anlatabiliriz. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Kuran ayetlerini açıklıyorsunuz her zaman. Bir de güncel hayattan örnekler veriyorsunuz. Hepsi çok etkili oluyor maşaAllah, her bakımdan. Dünya görüşünün, aile yapısının nasıl olması gerektiğini inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Bak bir mektup var kardeşimiz bir şey göndermiş. Selamun aleyküm, şu ikincisi var ya altta olan, onu oku. Az önce gelmişti onu okumamıştık.
OKTAR BABUNA:“Selamun aleyküm öncelikle”. Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu.
OKTAR BABUNA:“Ben Fransa’dan Ahmet kardeşiniz. 1995 yılında Kuzey Kıbrıs’ta Girne’de bir Cuma Hutbesinde Şeyh Nazım Kıbrısi’nin ağzından aynen şunları duydum: ‘Mehdi (a.s.)’ın zuhuru an meselesi ve inşaAllah nereye ineceği hadiste sahihtir. Konstantiniyye’ye’. ‘Konstantiniyye’ diye elini Türkiye’ye doğru uzattı. Ben hutbeden sonra ağabeyimle yanına gittik, elini öptük, cumasını kutladık. Ve şunu sordum: ‘Şeyhim, Mehdi (a.s.) zuhur etti mi?’ dedim. Bana baktı ve tebessüm etti, omuzlarıma vurdu. Ve bana şunu dedi: ‘Sen dedi inşaAllah gözlerine baktığında onu göreceksin’. ‘Nasıl?’ dedim. ‘Öyle bir nazariyeti var ki’ dedi ‘inşaAllah, tüm düveli etrafında toplayacak’. Yine bir şey anlamamıştım, çok gençtim. Bana baktı, ‘anlamadın değil mi?’ dedi. ‘Yok’ dedim. ‘Bekle’ dedi ‘Duhanı bekle’ dedi, ben de ‘duhan nedir?’ dedim. ‘Duman duman evladım’ dedi. Kalakalmıştım. Hocam sorum şu, acaba Duhan dediği İzlanda’daki patlama olabilir mi? Allah daha iyi bilir, saygılarımla.”
ADNAN OKTAR:Kaç yılında olmuş dedi?
OKTAR BABUNA:1995 yılında.
ADNAN OKTAR:Çernobil de olabilir. Çernobil daha güçlü görünüyor. Daha izahlara uygun. Çünkü duhan zuhurunda, hadislerde “insanlarda nezleye benzeyen bir rahatsızlık meydana getirir” diyor. O nükleer bulutlarda öyle bir etki meydana gelmişti. Zaten tipik özelliği. Yani radyoaktivitenin en büyük özelliği. Hakikaten de halk da bunu hissetti. Değil mi? Nezleye benzer bir rahatsızlık meydana getirmişti. Ve birçok ölüm vakası meydana geldi. Çok tahribat meydana getirmişti. Bunda öyle bir tahribat olmadı yani çabuk dağıldı. Allah-u alem o. Çernobil. Evet yani çok uzun sürmesi açısından, dünyanın her tarafına yayılması açısından, etkisinin nezle tarzında olmasından. İnsanların ölümüne sebep olmasından, insanların çok korkup tevbe etmesine sebep oldu. Buna benzer nedenlerle çernobile çok benziyor.
Oktar Hocam sen şimdi bize şimdi neler göstereceksin, neler anlatacaksın?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. İnsanlardan bir şeyler çalan hayvanlar var. Çok komik bir video onu gösterelim mi?
ADNAN OKTAR:Çalan demeyelim de, hayvan çalmayı bilmez. “Alıyor” diyeceğiz, niye çalsın?
ADNAN OKTAR:Hayvanlar çok büyük nimet. Acayip bir güzellik. Her yere hayvanat bahçesi yapmak lazım. Tabii yani çok az. Mehdi (a.s.) devrinde inşaAllah. Her sokakta, her mahallede olur inşaAllah. Çünkü hayvan sevgisi, hayvanlardaki güzelliği görmek çok hayati bir konu. Ne insanlar meyveleri görebiliyorlar, ne meyve ağaçlarını görebiliyorlar, ne çiçekleri görebiliyorlar yeteri kadar, ne de hayvanları görebiliyorlar. Özellikle hayvanlar çok şahane varlıklar, çok sık görülmesi gerekli. Bir de rahatça sevebilmek lazım. Tevrat’ta da, hadislerde de ona çok dikkat çekilmiş. Yani hayvanların uysallaşacağı, onları rahatça sevmenin mümkün olacağı. Hatta o kadar ki, “çocuk, parmağını yılanın deliğine sokar yılan onu sokmaz.” diyor. “Aslanla oynayacak çocuk” diyor. Ki, bak bunlar da başladı inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam. Bu Bediüzzaman’ın anlattığı bir konu var. Onu bir anlatsana Oktar.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah.
İçinden geçirdiklerinin anında gerçekleşmesi.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin.
OKTAR BABUNA: Said Nursi Hazretleri’nin evet. Nis’ten gelen kitap ve konuşmak istediği adamın kapısına gelmesi: İkinci misal; “Gayet küçük ve latif bugünlerde vaki olan meseleyi söyleyeceğim. Şöyle ki fecirden evvel hatırıma geldi ki bir zatın kalbine vesvese verecek bir tarzda tarafımdan sözler söylenilmişti. ‘Keşke’ dedim ‘onu görseydim kalbindeki dağdağayı’ yani ızdırabı ve telaşı ‘izale etseydim’’ yani giderebilseydim. Aynı dakikada Nis’e -Eğirdir ilçesinin sahilinde bir ada, Üstad Barla’ya bu adadan kayıkla götürülüyormuş, Nis adası- Nis’e gitmiş bir parça kitabım bana lazım idi. ‘Keşke elime geçseydi’ dedim. Sabah namazından sonra oturdum baktım aynı zat bu kitap parçası elinde olduğu halde içeri girdi”. MaşaAllah. “Ona dedim; ‘senin elindeki nedir?’. Dedi ‘bilmiyorum. Kapının önünde Nis’ten gelmiş diye birisi bana verdi. Ben de size getirdim’. ‘Fesuphanallah’ dedim böyle bir vakitte bu adamın evinden çıkıp gelmesi ve şu sözün Nis’ten gelmesi hiç tesadüfe benzemiyor. Ve böyle bir adama şöyle bir parça kitabı aynı dakikada eline verip bana gönderen elbette Kuran-ı Hakim’in himmetidir diyerek ‘elhamdulillah’ dedim. Benim en küçük ehemmiyetsiz hafi arzu-yu kalbimi yani gizli kalbi arzumu bilen birisi elbette bana merhamet ediyor, beni himaye ediyor. Öyleyse dünyanın nimetini beş paraya almam”, Mektubat sayfa 341.
MaşaAllah Hocam. Kalbinden, aklından geçirdiği bir şeyi Allah aynen yapmış yani inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O metafizik bir olay. Yani kim getirdi, nereden buldu, nasıl oldu değil mi? Çok acayip. Tam ilgili eser.
OKTAR BABUNA: Getireni bilmiyor.
ADNAN OKTAR: Tabii getireni bilmiyor maşaAllah. Mehmet Fırıncı Ağabeyin bir konuşması var onu anlat.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Mehmet Fırıncı Ağabeyimizin ikinci izahı: “Ben 1944 yılında İstanbul’a geldim. O zamanlar bir yılda olan bir kısım vakıalar şimdi Türkiye’nin gazetelerinde bir günde oluyor. O zamanki gazetelerde bir senede vukua gelebilecek hadiseleri bir günde meydana geliyor”. Oysa Mehmet Fırıncı Ağabey Üstadın yaşadığı dönemlerde böyle bir ortamın olmadığını ifade ediyor. Ancak Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru döneminde yani Ahir zamanda ortamın çok şiddetli olacağı, büyük kargaşa ve dehşetin yaşanacağı, görülmemiş bir fesat ortamı olacağı hadislerde açıkça bildirilmiştir. Hadisler inşaAllah; “Kıyametin hemen yakınında anarşi ve kargaşa günleri vardır” (Suyuti Cami’us Sağır). “Onun zamanında büyük hadiseler vuku bulacak, oluşacak”, El kavlül muhtasar fi Alametil Mehdiyyil Muntazar. “Onun zuhur mebdeleri” yani çıkışının başlangıcı “ve mukaddimeleri” yani çıkış alametleri “Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in irhasatına benzer”, (Mektubat-ı Rabbani). İrhasat Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Peygamberliğinden evvel meydana gelen olağanüstü hallerdir ki bunlar Peygamberliğine delil teşkil eden olaylardandır. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Benden sonra fitneler olacaktır, orada terör ve harpler vardır. Sonra onlardan daha şiddetli fitneler olacaktır. Her ne zaman fitnelerin sonu geldi denilse yeni bir ayaklanma olacaktır. Ta ki benim soyumdan bir adam Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar fitnenin girmediği bir Arap evi ve ulaşmadığı bir Müslüman kalmayacaktır”, (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si, Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar; Beklenen Mehdi, s.147)
ADNAN OKTAR: Demek ki Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.) devrinde çok şiddetli olaylar olacak. Ama daha önce böyle olaylar yok. Birden o devirde çoğalıyor değil mi? Depremler o devirde çoğalıyor. Bediüzzaman’ın şu sözlerini oku. Kırmızıyla yazılmış var ya.
OKTAR BABUNA: “Evet bu rüyalar benim için hususan bu birkaç sene zarfında o dereceye gelmiştir ki mesela; yarın başıma gelecek en küçük hadisat ve en ehemmiyetsiz muamelat ve hatta en adi muhaverat yazılı olduğunu ve daha gelmeden muayyen olduğunu ve gecede onları görmekle dilimle değil gözümle okuduğum bana kati olmuştur. Bir değil, yüz değil belki bin defa, gecede hiç düşünmediğim halde gördüğüm bazı adamlar veyahut söylediğim meseleler o gecenin gündüzünde az bir tabirle aynen çıkıyor. Demek en cüzi hadisat vukua gelmeden evvel hem mukayyittir hem yazılmıştır. Demek tesadüf yok, hadisat başıboş gelmiyor. İntizamsız değillerdir.”
Aynıyla gördükleri gerçekleşiyormuş. Hiçbir şey başıboş, tesadüf değildir diyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın diyor ki: “Yarın başıma gelecek en küçük hadisat ve en ehemmiyetsiz muamelat ve hatta en adi muhaverat yazılı olduğunu ve daha gelmeden muayyen olduğunu ve gecede onları görmekle dilimle değil gözümle okuduğum bana kati olmuştur.” Bakın burada çok önemli bir konuya dikkat çekmiş Bediüzzaman. Yani sırrı burada çözüyor. Bakın: “Evet bu rüyalar benim için hususan bu birkaç sene zarfında”. “Birkaç senede daha da yoğunlaştı” diyor. “O dereceye gelmiştir ki”, yani o kadar yükselmiş ki sıklığı ve netliği. “Mesela yarın başıma gelecek en küçük hadisat”; yarın, bir hafta sonra, elli sene sonra, otuz sene sonra, Hz. Mehdi (a.s.) devri, Hz. Mehdi (a.s.) devrinin ilerisi, Hz. İsa (a.s.) devri, Kıyamet, Kıyamet öncesi durum. Ne diyor bak? Dikkat edin. Yani nereden okuyup nereden anladığını buradan anlamanız için söylüyorum. “Evet bu rüyalar benim için hususan bu birkaç sene zarfında o dereceye gelmiştir ki mesela yarın başıma gelecek en küçük hadisat”. Yani Mehdiyetle ilgili en ince detaylar, Hz. İsa (a.s.)’ın inişi ile ilgili detaylar, Kıyamet öncesi gelişmeler ile ilgili detaylar. “En ehemmiyetsiz muamelat ve hatta en adi muhaverat”. Yani “Mehdiyetin de dışında sıradan konular da Hz. İsa (a.s.)’ın dışında da alalade konular da o kadar kapsamlı bana bildiriliyor ki” diyor. “Yazılı olduğunu ve daha gelmeden muayyen olduğunu”. Yani kaderde net olduğunu. “Ve gecede onları görmekle dilimle değil gözümle okuduğum.” Bak şimdi çok önemli. Ne diyor Bediüzzaman? “Gözümle görmediğim bir şeyi yazmadım” diyor değil mi? Şimdi bak bunu açıklıyor. “Gözümle okuduğum bana kati olmuştur. Bir değil, yüz değil belki bin defa gecede hiç düşünmediğim halde gördüğüm bazı adamlar veyahut”. Veyahut Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.). “Ve söylediğim meseleler o gecenin gündüzünde”. Veyahut elli sene sonraki bir olay. “Az bir tabirle aynen çıkıyor” diyor. Şimdi insanlar Bediüzzaman’ın bilgiye nereden ulaştığını buradan daha iyi anlamış oluyorlar değil mi? “Demek ki en cuzi hadisat vukua gelmeden evvel hem mukayyittir hem yazılmıştır. Demek tesadüf yok hadisat başıboş gelmiyor. İntizamsız değillerdir.”
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ı görmüş, tarif ediyor hatta “ismini de söylerim” diye bildiriyor zaten kendisi. Ama “uygun olmaz” diyor.
ADNAN OKTAR: Hani diyorlar ya; “Bediüzzaman nereden biliyor?” İşte böyle biliyor. Yani ertesi günü, bir hafta sonrasını, bir ay sonrasını, on sene, yirmi sene, yüz sene sonrasını. Mesela, “elli sene sonra şöyle olacak, yüz sene sonra böyle olacak” diyor ve dedikleri aynısıyla çıkıyor. Tek bir tane çıkmayan söylediği bir söz yok.
OKTAR BABUNA: Ahir zamanı veriyor inşaAllah. 1506’yı veriyor, 1543’ü veriyor.
ADNAN OKTAR: Evet. “Gözümle okuduğum” diyor, gözümle okuduğum. Yani “gözümle tespit ediyorum” diyor. Zaten sorulduğunda; “gözümle görmediğim bir şeyi anlatmadım” diyor. Kulağıyla duyup, gözüyle gördüklerini anlatıyor inşaAllah. Zaten bu bilgiler öyle herhangi bir bilgi değil. Yani hadis ve Kuran’ın dışında başka bilgiler vardır. Ama bakın “onları dahi biliyordum” diyor. Mesela farz edelim ertesi gün bayat ekmek gelecek dışarıdan; “onu da görüyordum” diyor. Veyahut mesela ayakkabısı farz edelim tamire gidecek tamir edilmesi gerekiyor; “onu da görüyordum” diyor rüyamda. “Az bir tabirle çıkıyordu” diyor. “Binlerce olay böyle” diyor. Dolayısıyla “Ahir zaman olaylarının da hepsini görüyordum” inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz şeyi de söylemiştiniz Hocam, onu da ilk defa açıkladınız geçtiğimiz programlarda. Hz. Hızır (a.s.)’ın talebesi olduğunu. Onunla da tam mutabık mı olmuş oluyor bu şekilde zaten inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Şimdi ona has bir özellik bu. Bediüzzaman’ın birçok manevi özelliği var. Onları yavaş yavaş işleyeceğiz. Yavaş yavaş anlatacağım. Mesela bu özelliklerinden bir tanesidir bu. Başka birçok meşhur ve hayret edilecek özelliği vardır. “Havada, küçücük mikyasta, bütün dünyada mevcut telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konuşmaların merkezleri, santralleri, ahize ve nakileleri ve o hadsiz işleri beraber ve bir anda yapabilsin.” Bu ne? İnternet mi, değil mi? İnterneti tarif ediyor bak. “Havada, küçücük mikyasta, bütün dünyada mevcud telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konuşmaları” Hadsiz yani milyonlarca konuşmaların, “merkezleri, santralleri, ahize ve nakileleri bulunsun ve o hadsiz işleri beraber ve bir anda yapabilsin.” Bu internet ile mümkün. Bak interneti tarif ediyor Bediüzzaman.
OKTAR BABUNA:Allah-u alem görmüş.
ADNAN OKTAR: Gördüğü şeyi anlatıyor. Kimin aklına gelir bu? İnşaAllah. Bediüzzaman diyor ki; “Cenab-ı Hakk’tan bana bir ara sema alemi açıldı” diyor. “Ben orada çok garaibi seyrettim.” “Çok garip şeyler seyrettim” diyor. “Çok garip şeyleri” diyor. Bir daha vurguluyor. “Bunlar yazılsa bugünkü insanlar bunları anlamaz” diyor. Yani “çok şaşıracakları için anlamazlar” diyor. “Perde kapandı, fazla yazdırılmadı” diyor. Bu işte Hz. Hızır (a.s.) özelliklerindendir. Eğer sen deminki sorunda bilgi almak istiyorsan, bu konu odur. Hızıriyet vasfıdır inşaAllah.
Bediüzzaman’ın hayatında sekizler hakimmiş. Sekiz rakamı. Onu da bir bilgi olarak söyleyeyim. Eski ağabeylerle görüşüp aslında çok fazla bilgi alabiliriz. Yani bizzat gördükleri, Üstad’ın harikalarından. Çünkü onlar binlercesine şahit oldular. Yüzlerce değil, binlercesine şahit oldular. Aslında hepsinin tek tek detaylı tespit edilip, numaralı olarak tespit edilmesi lazım. Mesela şu, şu, şu, şu diye. Onlar karışır yoksa. Bir de ne Bediüzzaman’da ne talebelerinde yalan yok. Bayağı samimiler. Tabii hepsine garanti veremem de, ama genelde dürüst talebeleri, Bediüzzaman’ın. İnşaAllah. Bazen de tabii abartanlar da oluyor. Mesela demediğini dedi diyenler de olabiliyor. Ama kalabalıkta söylediği, mesela teyit olunan, herkesin bildiği, vuku bulması makul olan harika yönleri var. Onları tek tek, bir bir tespit edelim. Kaybolmasın, çünkü önümüzdeki 40 yıl, 50 yıl, 60 yıl, 70 yıl, insanların Bediüzzaman’ı da çok iyi kavrayacakları yıllar, çok iyi anlayacakları yıllar. O yıllara şimdiden hazırlık yapmamız lazım inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.Hatta mahkeme kayıtlarına geçmiş olan, resmi kayıtlara geçmiş olan kerametleri de var demiştiniz Hocam, anlatmıştınız inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi bir kısmını tam anlatamayız.
Mine Hocam müsaadenle sorularına bakabilir miyim?
SUNUCU:Tabii ki.
ADNAN OKTAR:Mine Hocam soruların güzel, ama soruluş şeklini düzenlememiz gerekiyor. İnşaAllah. Çünkü “bâtılı iyice tasvir, safi zihinleri idlâl eder” diyor Bediüzzaman. Yani “bozar, iptal eder” diyor. Onun için insanların vesvese duyacağı bir soru değil de, vesvese gelecek değil de, soruyu sıcak girişle yani düz mantıkla almak daha iyi olur inşaAllah. Ona dikkat etmek lazım. Her şerde Müslüman açısından bir hayır vardır. Müslüman için olan her hayır da küfür için şerdir. Müslümana mesela bir iyilik gelse, bir mutluluk gelse küfür için şerdir. Yani her şeyleri şerdir onların. Müminde de hepsinde hayır vardır. Sağa döner hayır, sola döner hayır, bütün yönler hayırdır. Hapse girer hayır olur, hapisten çıkar hayır olur. Hakaret işitir hayır olur, iltifat işitir hayır olur. Küfür mesela iltifat işitir, onun için şer olur. Başı belaya girer. Belanın başlangıcıdır onun için iltifat. Hapisten çıkar başı belaya girer, onun için şer olur. Hapishane de şerdir onun için. Müminde sürekli hayır, her yerde hayır vardır inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ben ilk hasta olduğumu söylemiştim size Hocam, kanser olduğumu. “Sen bunun hayırlarını ileride görürsün” demiştiniz, hikmetlerini demiştiniz Hocam inşaAllah. Çok şükrediyorum şimdi hastalığım için inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Mesela adam trafik kazası geçiriyor. Müslüman. Yaralanıyor. Ona sabredecek. Bu şer diyor. Peki Hz. Ali (r.a.)’ın aldığı kılıç yarası şer miydi? “Yok, o çok güzel bir şey” diyor. Senin aldığın yara nasıl şer oluyor o zaman? Değil mi? Eğer mümin isen, seninki de hayır. O da hayır, seninki de hayır inşaAllah. Değil mi? Efendim, diyor ki işte; “vatanımı bırakmak zorunda kaldım, ta bilmem nerelere gitmek durumunda kaldım” diyor. Peki Peygamberimizin (s.a.v) sahabeleri taa Habeşistan’a hicret etti. “Onda hayır var mıydı?”. “Vardı hayır” diyorsun. Seninkinde nasıl hayır olmuyor? Seninkinde de hayır var inşaAllah. Ama müminsen. Kafirde zaten her şey bela, her şey şer olur inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. “Müslümanların nifaka karşı nasıl teyakkuz halinde olmaları gerektiğine dair maddeler neler?” diyor. Yani “neler yapmamız gerekiyor?” Bu güzel. Nifaka karşı bir kere ittifak. İttifak yani. “İrtibatta ifrat” Bediüzzaman’ın güzel bir sözüdür. İrtibat yani görüşmede ifrat. Çok sık görüşmek. İrtibat vardır normal, bir de ifrat vardır. Bediüzzaman “her şeyde ifrat iyi değildir” diyor. “Birçok şeyde ifrat iyi değildir” diyor. “Ama görüşmede ifrat gerekir” diyor. İfrat derecesinde, yani sık sık, sürekli bağlantı halinde olmak lazım. Birbirlerini koruyup kollamaları, birbirleri hakkında hayır düşünmeleri, hayır dua etmeleri, birbirlerine destek olmaları, sevmeleri, candan davranmaları, samimi davranmaları, insancıl davranmaları, birbirlerine karşı anlayışlı olmaları, hoşgörülü olmaları inşaAllah. Hoşgörü derken, yani bir hatayı kapatmak değil. Hoşgörü, ılımlı davranıp, hatasını nezaketle düzeltmek ve dostluğu sevgi ile devam ettirmek, inşaAllah.
Biraz ara veriyoruz inşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir aranın ardından yeniden beraber olacağız.
Kıymetli izleyenler, sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam buyurun. Bedüzzaman’dan bahsediyorduk.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Bakın diyor ki Bediüzzaman. Aslında bu konuyu uygun bir üslupla anlatmam gerekiyor ama. Fakat burada dikkatimi çeken şu; Bediüzzaman’ın sorgularından bir tanesi dört buçuk saat sürmüş. Yani yaşlı bir insan dört buçuk saat sorguya çekilmez. Neyse bu konuyu usturubuyla başka bir gün anlatırım. İnşaAllah.
Bakın geçen günler söylemiştim. Bu kardeşlerimizin aklında kalmış. Bir daha söylüyorum. Fakat şu en önemli yerinden başlayayım. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi (görevi) İttihad-ı İslam'dır (İslam Birliği'dir)” diyor. Çok net, bak bir daha söylüyorum. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi (görevi) İttihad-ı İslam'dır (İslam Birliği'dir)” diyor Bediüzzaman. Bunu ehemmiyetsiz gören birçok insan var. “En büyük farzdır” diyor. “Bu zamanın en büyük farz vazifesidir” diyor.
Oktar Hocam sen bana bir soru sor.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Gelmiyor mu aklına soru? Sana soru sordurmamıştık da onun için. Sen genellikle Mehdi (a.s.)’den sorarsın. Başka konu sor bakayım.
OKTAR BABUNA:Başka konu sorayım inşaAllah. Bu, daha doğrusu bana isim vermeyen bir okuyucu sordu Hocam. Onu sorayım mı?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA: “Evlere girildiğinde selam vermekle ilgili ayet var. Boş eve girdiğimizde de selam vermemiz gerekir mi?” diye sormuşlar, bu şekilde.
ADNAN OKTAR:Ev boş olmaz. Tabii selam vereceksin. Hangi ev boş olur?
OKTAR BABUNA: Mesela kendi evine girdiğinde de.
ADNAN OKTAR:Kendi evinde de. Ev boş olmaz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Cinler, Melekler.
ADNAN OKTAR:Tabii, ev boş olur mu?
OKTAR BABUNA: Selam veriliyor dolayısıyla, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Tabii ki. Esselamün aleyküm ile girecek inşaAllah.
Bak şimdi diyor ki, “Şimdiki bu hükûmetin” diyor Bediüzzaman. Herhalde Adnan Menderes hükümeti o zamanın, “asıl kuvveti, hakaik-i Kur'aniyeye (Kuran gerçeklerine) dayanmak” Kuran ahlakına dayanmak, “ve hizmet etmektir. Bununla ihtiyat (yedek) kuvveti olan üç yüz elli milyon uhuvvet-i İslâmiye (İslam kardeşliği) ile İttihad-ı İslâm (İslam Birliği) dairesinde kardeşleri kazanır.” Yani her hükümetin İttihad-ı İslam’ı da hedeflemesini, Türk-İslam Birliği’ni hedeflemesini istiyor Bediüzzaman. “Eskiden Hıristiyan devletleri bu İttihad-ı İslâma (İslam Birliği’ne) taraftar değildiler.” Yani hiçbir şekilde İslam Birliği’ni istemiyorlardı diyor Bediüzzaman. “Fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için;” terör de çıktığı için, “hem Amerika, hem Avrupa devletleri Kur’an’a ve ittihad-ı İslâm’a (İslam Birliği’ne) taraftar olmaya mecburdurlar” ve oldular. Şimdi Avrupa Türk-İslam Birliği’ni istiyor. Amerika da istiyor. Museviler de istiyor. Herkes biliyor böyle olduğunu. Ama bu sefer de kendi kardeşlerimizin bir kısmı istemiyorlar. Yani bu çok acayip oldu. Keyifleri kaçar diye belki. Bak, “fakat şimdi komünistlik ve anarşistlik çıktığı için” diyor. Terör ve anarşi şu anda da var dünyada, “çıktığı için hem Amerika, hem Avrupa devletleri Kur’an’a ve İttihad-ı İslâm’a (İslam Birliği’ne) taraftar olmaya mecburdurlar.” Bu mesela Hz. İsa (a.s.)’ın siyasi faaliyetiyle de örtüşen bir durum. Çünkü Avrupa devletleri her halükarda Kuran’a ve İttihad-ı İslam’a karşı olabilirler. Ama Hz. İsa (a.s.)’ın talebelerinin etkenliğiyle şu an coşkuyla bunu istiyorlar. Kararlılıkla istiyorlar. Bu çok manidar.
Oktar Hocam, Selahaddin Kara’nın yazısını oku. Bir de Mehmet Yazıcı, Ordu, onun yazısını oku.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Selahaddin Kara, Kastamonu. “Üstad Bediüzzaman Hazretleri'nin değerli talebelerinden Merhum Ahmed Feyzi Kul Efendi'nin "Maidet-ül Kur'an ve Hazinet-ül Burhan" adlı eserinde yer alan Hz. Mehdi (a.s.)'a işaret eden Ahir zamanla ilgili bazı ebcedler şöyledir: Şeytandan Allah’a sığınırım, “dlbette Rabbin sana razı olduğun nimeti verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın” Duha Suresi, 5. "Elbette Rabbin sana razı olduğun nimeti verecek" bölümünün ebcedi vav-ı atıfla 2015, vav-ı atıfsız 2009’dur”. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de. Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır" Mücadele Suresi, 21. “Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de"” bölümünün ebcedi 2010. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: “2009, 2010, 2014, 2015, 2021 Türk-İslam Birliği'nin atak ve hakimiyet yıllarıdır. Merhum Ahmed Feyzi Kul Efendi, 1950'lerde yazdığı bu eserinde Kuran-ı Kerim’in derin sırlarını ve işaretlerini çok güzel kaleme almış. Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili istihraçları da Allah'ın izniyle bir bir çıkıyor” maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın 1950’lerde yazıyor, Bediüzzaman’ın bizzat kontrolünde ve tasdikiyle yazıyor. Bediüzzaman’ın haberi olan bir konu. Bilgisi dahilinde bu kitabı yazıyor. Bediüzzaman’dan tasdik alıyor ve bu tarihleri veriyor. Kuran ebcedleriyle bu tarihleri veriyor.
OKTAR BABUNA: Tam da içinde bulunduğumuz yıllar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Elhamdülillah. Mehmet Yazıcı, Ordu. “O zâtın ikinci vazîfesi, İslamiyet’i icrâ ve tatbîk etmektir. Birinci vazîfe, maddî kuvvetle değil, belki kuvvetli i'tikad ve ihlâs ve sadâkatle olduğu hâlde, bu ikinci vazîfe, gayet büyük maddî bir kuvvet ve hâkimiyyet lâzım ki, o ikinci vazîfe tatbîk edilebilsin (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Sayfa 9). Birinci vazife maddi kuvvetle değil, kuvvetli bir iman, samimiyet ve sadakatle diyor inşaAllah Bediüzzaman. Üstadın sözlerinden şunları anlıyoruz: 1. Hz. Mehdi (a.s.)'ın bir iki tane vazifesi yoktur. Siyaset, diyanet ve saltanat aleminde her konuda vazifesi vardır. 2. Hz. Mehdi (a.s.) kuvvetli itikada, ihlasa ve sadakate sahip olacaktır. 3. Hz. Mehdi (a.s.) gayet büyük maddi bir kuvvet ve hakimiyete sahip olacaktır. 4. Hz. Mehdi (a.s.) bu görevlerini hayattayken bizzat kendi liderliğinde ve yönetiminde yapacaktır. Üstadın zamanında gayet büyük maddi bir kuvvet ve hakimiyet olmamıştır. Bu büyük tarihi olayın vakti gelmiştir. Üstadın ifadesiyle hayatın geniş dairesinden ahir zamana girilmiştir. İttihad-ı İslam'a (Türk-İslam Birliği'ne) çok az bir zaman kalmıştır. Cenab-ı Allah bütün ümmetin ömrünü uzatıp bu güzel günleri görmeyi nasip etsin, inşaAllah”, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bütün alametleri de oluyor Hocam inşaAllah. Vizelerin kalkması, ilk defa telaffuz ediliyor Türk-İslam Birliği, çok açık biçimde.
ADNAN OKTAR: Bu Cübbeli’ye Cevap kitabı çok güzel. Bu kitaptan herkes edinse iyi olur. Göster. Bak hep, okuduklarımız buradan ve bayağı güzel. Tek tek izleyicilerimizin mektuplarından oluşuyor. Hepsi birbirinden mükemmel, maşaAllah. Bayağı güzeller hepsi. İnşaAllah. Tamam ver bakayım. Mine Hocam zat-ı aliniz bir sayfa açsın, versin. Evet. Münevver Ocak ve Refik Coşar. Önce Refik Coşar’ı oku, sonra da Münevver Ocak’ın yazısını okursun.
OKTAR BABUNA: Refik Coşar, Diyarbakır.“ ‘Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsi çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz (hazırlıyoruz) (Sikke-i Tasdik-i (Gaybi, 189, Mektubat, 34)’ Bediüzzaman açıkça zemin hazırladığını söylüyor, Hz. Mehdi (a.s.)’a inşaAllah. ‘Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret) feveran edecek (coşacak) ve Hazret-i Mehdi (a.s.) başına geçip, tarik-ı hak (hak yola) ve hakikata sevk edecektir’ (Mektubat, sf. 473). Said Nursi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerine zemin hazırladığını "o nurani zatlara zemin izhar ediyoruz" diyerek belirtmiştir. Ahir zamanda Bediüzzaman'ın kastettiği vakit Allah-u alem gelmiştir. Feveran, şiddetli coşku oluşmak üzeredir. Hz. Mehdi (a.s.) bu güzel hareketin manevi lideri olarak, görev alıp insanları hak yola, doğru yola sevk edecek. Bunun sonucunda muhteşem bir Türk-İslam Birliği oluşacak.”
Münevver Ocak, İstanbul. Bediüzzaman Hazretleri’nden; “‘Mehdi (a.s.) Rum’dan, Türklerden (çünkü, eskiden Türkiye'ye diyar-ı Rum deniliyordu.) ayrılmayacaktır (İş'afü'r-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar Mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi, s. 212)’. Hz. Mehdi (a.s.)'ın çocukluğundan itibaren Türkiye'den hiç ayrılmayacak olması çok hayret verici. Yani bu Hz. Mehdi (a.s.)'ın hiç yurtdışına çıkmayacağı anlamına mı geliyor? Yoksa Hz. Mehdi (a.s.) açıkça zuhur edinceye, insanlar ona bağlılıklarını bildirinceye kadar anlamında mı? Çünkü sonraki safhalarda Mekke'de insanlar ona bağlılıklarını bildiriyorlar, sonra Kudüs-ü Şerif'e geçiyor ve orada ikamet ediyor. Yanlış biliyorsam, söylerseniz memnum olurum. Selamlar”. MaşaAllah, çok detaylı biliyorlar Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
Sinan İslam kardeş bir yazı göndermiş. “Selamün aleyküm muhterem Hocam. Bildiğim kadarıyla Mehdi (a.s.) konusu füruata dahildir. İslam akidesinin esaslarından değildir. İnkar eden kafir olmaz. Bediüzzaman da bu konuyu öne çıkarmamış” diyor ve devam ediyor. Şimdi bir kere “Mehdi (a.s.) konusu füruata dahildir. İslam akidesinin esaslarından değildir.” Bakın, Bediüzzaman’dan ben cevap veriyorum. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi” bakın, “en büyük farz vazifesi” ne demektir en büyük farz?
OKTAR BABUNA: En büyük farz, Allah’ın emri, kesin olarak yapılması gereken.
ADNAN OKTAR: “En büyük farz” diyor bakın. Farzlar var değil mi birçok? Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek. Bakın ne diyor; “bu zamanın en büyük farz vazifesi (görevi) İttihad-ı İslam’dır (İslam Birliğidir)”. O zaman nasıl füruat oluyor bu? Füruat olur mu? En önemli konu olmuş oluyor. Çünkü Mehdiyet eşittir İslam Birliği. Yani Mehdiyet insan olarak etine kemiğine Mehdiyet saplanıp kalmayacaklar bunu duyanlar. Mehdiyetten kastedilen İslam Birliği ve Müslümanlığın bir liderlik etrafında toplanmasıdır. Nasıl füruat oluyor bu? Füruat olur mu? Farz olan bir konudur, İnşaAllah. İslam akidesinin esaslarındandır. İslam Birliği yoksa zaten İslam yoktur. Müslümanlık yaşanmıyordur o zaman. Yani Kuran’ın bütününün dünyaya hakimiyetini bir adam istemiyorsa, Kuran’daki hükümlerin uygulanmasını dünyaya yaymak istemiyorsa bu zaten anormal bir hareket olmuş oluyor. Ve bu akideyi sarsan bir olaydır. Dolayısıyla İslam akidesinin içerisinde İslam Birliği vardır. Ve farzdır. Bak bunu ben demiyorum, Bediüzzaman diyor. Bak “bu zamanın en büyük farz vazifesi (görevi) İttihat-ı İslam’dır, (İslam Birliğidir)” diyor inşaAllah. Dolayısıyla yani füruattır diyerek, kurtulmaya çalışmak samimi bir tavır olmaz. Peki öbürleri kavun yemek sünnet o çok önemli, cübbe giymek çok önemli değil mi? Veyahut işte “gezmek sünnet” diyor, “bunlar çok önemli” diyor. Peki buradaki farz görevi ne olacak? İslam ümmeti paramparça ve perişan durumda, bir kere parçalanmışlık haramdır. Haram işleniyor. Haramı tebdil etmek ortadan kaldırmak farzdır, Müslümanın üzerine görevdir. İslam Birliği’ni savunmak farzdır. Bu Mehdiyettir işte. Mehdiyet deyince yani bir etten kemikten oluşmuş bir insan varlık olarak düşünmeyecekler. Bir ruhtur Mehdiyet. İslam Birliği’nin diğer adıdır, inşaAllah. Fitneden kurtuluşun diğer adıdır. Deccaliyetin yok olmasının, şeytanın ezilmesinin diğer adıdır. Şeytana karşı galip gelmenin diğer adıdır. Değil mi? Bütün Peygamberleri sevdirmenin, Hz. Mesih (a.s.)’ı sevinçle karşılamanın diğer adıdır. İslam’ın dünyaya tamamen hakim olması sonucunda bereketin, bolluğun, huzurun, güvenliğin gelmesinin diğer adıdır. Birçok insan katlediliyor, şehit ediliyor, perişan ediliyor. Bu kadar şehidin kanı kimlerin boynuna oluyor, İslam Birliği’ni istemeyenlerin boynuna oluyor. Nasıl füruat oluyor? Orada adam öldürüyorlar, insan şehit ediyorlar, seyrediyorsun. İslam Birliği olsa duracak. Yani şöyle düşün; adam makineli tüfekle ateş ediyor, siper olsa kurtulacak adam. Adamı sen alıyorsun ortaya çıkarıyorsun, adamlara vurduruyorsun, siper kazsan kurtulacak. İşte İslam Birliği siperdir. Siperi kazmak farzdır orada. Onu kurtarmak için. Öldürecekti, şehit edecek, anlaşıldı mı? “Bediüzzaman bu konuyu öne çıkarmamış?” Nasıl öne çıkarmaz? Bu konu tam anlamıyla öne çıkmış. Onu yanlış anlayıp yanlış yorumlayanlara karşı sürekli bu delili versin. Bakın bir daha söylüyorum. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi”, bakın “bu zamanın farz vazifesi” demiyor, “büyük” de demiyor bak, “büyük farz vazifesi” demiyor, “en büyük” diyor. “En büyük farz vazifesi (görevi) İttihat-ı İslam’dır.” İslam Birliğidir. Yani Mehdiyet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Zaten siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam, “Risale-i Nur’un gerçek sahibi Hz. Mehdi (a.s.)’dır ve hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecektir,” demekle zaten Risale-i Nur’un da kullanıcısı olarak yani icra edicisi olarak Hz. Mehdi (a.s.)’ı göstermekle zaten en ön plana çıkarmış olmuyor mu Mehdi (a.s.)’ı?
ADNAN OKTAR:Hayır önemli olmasa niye “biz anladık ki”, diyor, “biz bu görevimizle o mübarek zatlara zemin izhar ediyoruz” diyor. “Benim bütün hayatımın gayesi” diyor, bütün çalışmalarım “Mehdi (a.s.)’a zemin izhar etmek için” diyor. Zemin izhar ederken hem Kuran’a, İslam’a hizmet ediyor, zemin izhar eden zaten Kuran’ı tam yaşar. İslam’ı tam yaşar. Ama evinde oturarak değil, İslam’ın dünyaya hakimiyeti için uğraşmıştır Bediüzzaman. İttihat-ı İslam için uğraşmıştır. Yoksa namazını kılar, mesela “namaz farz” der, “oruçlar da farz. Kılın oturun evinizde” derdi. Şimdi kardeşimin ifadesinden o çıkıyor. Namazımızı kılalım, orucumuzu tutalım, evimizde oturalım, anlamı çıkıyor. Bütün Müslümanları birleştirmek için gece gündüz uğraşmak, mücadele etmek farzdır. Yani Mehdiyet farzdır.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Tam dediğiniz gibi Hocam. Kuran’da Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, dağılıp ayrılmayın” diyor. Şu anda da dağılıp ayrılmışlık var.
ADNAN OKTAR:Bu haramın ortadan kalkması gerekiyor. Haram işleyerek nasıl ibadet ediyorsunuz? Değil mi? Önce o haramın ortadan kalkması lazım. Gözünüzün önünde adam kesiyorlar, eline onların bıçak vermiş gibi oluyorsun. Değil mi? Adam kesmek için bıçak vermiş gibi. O bıçağı alıp elinden kırman lazım, farzdır bu. Müslümanları kesen bıçağı kırmak lazım. Şeytaniyeti durdurmak lazım. Deccaliyeti durdurmak lazım. Darwinizm’le mücadele, materyalizmle mücadele nedir? Mehdiyettir ve farzdır. “Darwinizm’le mücadele önemli değil. İttihat-ı İslam da önemli değil”, diyorlar. “İslam Birliği de önemli değil, Hz. İsa (a.s.)’ın inişi de önemli değil”. Ne önemli? “Namaz kılıp, evimizde otururuz biz” diyorlar. Müşrikler de namaz kılıyorlar, münafıklar da namaz kılar, olmaz. Allah yolunda mücadele edecekler. Aşkla, şevkle, samimi olarak, inşaAllah. “Ben” diyor, “Mehdi (a.s.)’ın pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim” diyor. Bak “benim görevim bu” diyor, Bediüzzaman. Madem Mehdiyet önemli değil, neden Mehdi (a.s.)’ın öncü askeri olduğunu söylüyor, Bediüzzaman? Niye ona zemin izhar edecek bir asker olduğunu, Onun hizmetçisi olduğunu söylüyor? Önemsiz gören bir insan böyle bir ifadeyi kullanır mı?
OKTAR BABUNA:En önemli bir konu olarak görmüş oluyor.
ADNAN OKTAR:Tabii, “hayatımın gayesi budur” diyor benim. “İman hakikatleri hazırlayarak zemin hazırlıyorum” diyor. “O şahıslar” diyor. “Bizden sonra gelecekler. O daireyi genişletecekler, o tohumlar sümbüllenecek” diyor. Müslüman mücadele için gelir. Allah’ın dinini yaymak için gelir. Allah’ın rızasını kazanmak için gelir. Dolayısıyla en büyük farzı yapmak Müslümanların üzerine farz, görevdir. Önemsiz füruat değildir, en büyük farzdır, inşaAllah.
Mesela bakın Kuran’da herhangi bir sayfayı bile açmış olsak. Bak Bismillah herhangi bir sayfayı açıyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. Hepsi aşağı yukarı o anlama gelir. Bakın diyor ki; “(İbrahim) Hani babasına ve kavmine demişti ki: ‘Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir?’” diyor. “Gidip heykellerin önünde bel büküyorsunuz, hazır ola geçiyorsunuz. Bu nedir böyle?” diyor. “Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk dediler” diyor. Şeytan, iblis taraftarları, tuğyanla delalet o zamanın Deccal ordusu. “Dedi ki: ‘Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz’”. İşte bak farzı yerine getiriyor. Deccalle savaşıyor. Ve o devrin Mehdi’si Hz. İbrahim (a.s.). Füruat değil bu. “Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?" diyorlar Hz. İbrahim (a.s.)’a. “"Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir.” İman hakikatlerini anlatıyor. “Onları kendisi yaratmıştır”. “Göğü de yeri de Allah yaratmıştır” diyor. “Ve ben de buna şehadet edenlerdenim”. “Şahidim ben de” diyor. “Andolsun Allah'a”, Allah’a yemin ediyor. “Sizler arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım”. Müslümanın putlarla mücadelesi farzdır. Ve “tuzak kuracağım” diyor bakın. “Normal bir yöntem kullanmayacağım”, diyor. “Tuzak kuracağım” diyor. Tuzak. Bu çok manidar. “Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere” en büyük puta dokunmuyor. “Tuzak kuracağım” dedi ya bak. “Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti”, yerle bir ediyor. O zamanın Darwinist, metaryalist felsefesini yerle bir ediyor. “Belki ona başvururlar diye”; puta ellemiyor. Öbür puta. Yani alay etmek için, aşağılamak için ellemiyor. Aşağılayarak putu yok ediyor. Yani överek putu yerle bir etmiş oluyor. Aşağılamanın bir yöntemi. “Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir dediler” diyor. Evinde oturmuyor demek ki. Bak, namaz kılıp evinde otursa hiçbir şey olmaz, Hz. İbrahim (a.s.)’a, değil mi? Gidip putlarla göğüs göğse mücadele ediyor. Tuzak kuruyor, oyun kuruyor. “Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik dediler” diyor. Niye başkasına demiyorlar? Niye Necmi Efendi’ye, niye Hasip Efendi’ye demiyorlar da Hz. İbrahim (a.s.)’a diyorlar? Demek ki mücahit farz füruat değil. Farz olan görevi yapıyor, Deccaliyetle mücadele yapıyor. Devrin Mehdi’si. Demek ki önemliymiş. Değil mi? “Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."” Evinde oturan adama hiçbir şey olmaz. Namaz kılan, oruç tutan, zekatını veren, hacca giden dedelere amcalara kimseye bir şey olmaz. Başı kapalı evinde oturan hanım hanımcık hanımlara da hiçbir şey olmaz. Kocasının dizinin dibinde oturan. Mücadeleye giren, küfre tuzak kuran, göğüs göğüse mücadele edenlerin başı belaya girer. Hz. İbrahim (a.s.)’ın da bak başı belaya giriyor, elhamdülillah. O zamanın yiğidi, aslanı. “Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?"” Mahkeme de sorguluyorlar. “Sen mi yaptın?” Biliyorlar da zaten, sorgulama. “"Hayır" dedi. "Bu yapmıştır"” diyor putu gösteriyor. “Var bir gücü yapar”, diyor. “Büyük bir şey, dehşet bir şey” diyor. “Bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin” diyor. “Öbür putlara sorun” diyor. “Bu yaptı” diyor. “O yüce bir güç olduğuna göre yapar. Niye yapmasın?” diyor. “Siz öyle inanmıyor musunuz?” diyor. “İnanıyorsanız yapar” diyor işte. Darwinistler de demiyor mu? Tesadüfen oldu, bilmem ne falan, aynısı işte. “Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler” diyor. “Hakikaten psikopatız biz” diyorlar. “Hakikaten anormaliz” diyorlar. “Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler.” Küfrün özelliğidir. Yine dengesi bozuluyor, bir iyi bir kötü olur bazen. Bazen makul düşünüyor gibi hemen arkasından sapıtır. Ama sonunda sapıtırlar. “Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin”. Yani putun ne mal olduğunu onlar da biliyorlar. Ama demek ki söylenemiyormuş, inşaAllah. “Dedi ki: "O halde, Allah'ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?"” Bak Naciye Teyze gibi evde oturmuyormuş demek ki, başörtüsünü başına çekip değil mi? Pilav yapıp, kocasıyla beraber çala kaşık hoşafla yiyip geğirerek ondan sonra da hacca gidip yan gelip yatmıyorlarmış. Ne yapıyor? Göğüs göğse mücadele ediyor, tehlikeye giriyor. “Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza.” Bak görüyor musun yiğitliği? “Siz yine de akıllanmayacak mısınız?” diyor. Mesela şimdinin kodamanları olsa, niye fitne çıkarıyorsun, iş çıkarıyorsun, olay çıkarıyorsun derler değil mi? Otur oturduğun yerde, kıl namazını, evlen güzel, karınla beraber, ondan sonra çocukları da okula gönder, koleje falan değil mi? Sakin sakin yaşa. Senin neyine lazım derler? Bak Hz. İbrahim (a.s.) öyle demiyor ama. “Dediler ki: Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın” diyorlar. “Cayır cayır ateşte yakın” diyorlar. “Ve ilahlarınıza yardımda bulunun” diyorlar. Demek ki değil mi evinde misvakla dişini, oturup böyle geğirerek kavun, karpuz yiyip, sünnet diye. İşte dünyayı gezen, Malta’yı şurayı burayı gezen tipler böyle başı derde girmez. Hiçbir şey olmaz yani, inşaAllah. “Yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun” diyor. Demek ki böyle tipler destekler. Yani o devrin masonları, o zamanın küfrü böyle pasif İslamiyet’i savunan, İslam Birliği’ni istemeyen, Mehdiyet’e karşı gelen, Mehdiyetten kurtulmanın yollarını arayan, aradan çıkmaya çalışan tipleri masonluk destekler. Küfür destekler. Şeytaniyet destekler. Çünkü kendi sistemini yıkacak, istemez. Onun için ona karşı olan, dolaylı yoldan karşı olan herkesi destekler. “Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol"”. Hiçbir şey olmaz Müslümanlara, Allah’ın izniyle. “Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık” diyor. Bak Allah’ın koruması. Adamlar “yakarlar seni ya”, diyor. “Ne işin var?” diyor. “Kızım aman sen gözünü seveyim” diyor. “Sen mücahide kızsın, koca bekleyeceksin, otur evde” diyor. Değil mi? “Bir kısmet çıkar sana hayırlı bir kısmet, zengin bir koca” diyor. “Başörtünle efendim paltonla gidersin evine, oturursun. Namaz kılarsın” diyor. “Adamın ihtiyaçları neyse onları giderirsin. Yemek yaparsın, cihadın bu senin” diyor. “İslam’ı yaymak senin ne haddine” diyorlar. Şeytanla mücadele etmek, İttihat-ı İslam’la mücadele etmek, doğru mu Mine Hocam? Duyuyor musun, görüyor musun böyle tipler?
SUNUCU:Bir şey diyemiyorum, doğru çünkü. Evet Hocam. Bunda “o kadar değil” diyemiyorum. Hakikaten aynen o kadar Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, maşaAllah. “Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık”. Demek ki hidayete yönelten önderler oluyor. Mehdi (a.s.) nedir? Allah’ın Hadi isminin tecellisi değil mi? Hidayete yönelten değil mi? Hidayete vesile olan değil mi? Nasıl önemsiz oluyormuş o zaman? “Ve onları Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık.” Demek ki bir önder oluyor, önder. Halk ayrıdır, önder ayrıdır. Mehdi (a.s.) önderdir. “Ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar Bize ibadet edenlerdi.” Ebcedi 1984 yılını veriyor. Mehdi (a.s.)’ın ilk kıvılcımlandığı yıllar, ilk gelişme yıllarının tarihini veriyor. Dolayısıyla kardeşimizin sorusuna da cevap vermiş olduk, böylece inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce söylemiştiniz inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in de emri oluyor inşaAllah. Çünkü mesela bir hadiste “karda sürünerek de olsa Mehdi (a.s.)’a gidiniz” diyor.
ADNAN OKTAR:“Mehdi (a.s.) ile müjdelenin” diyor. Kardeşim Allah alamet, kuyruklu yıldız çıkarıyor anlasınlar diye. İki uçlu kuyruklu yıldız gönderiyor Allah, göğe. Ve parıl parıl parlatıyor. Ve ters yönde istikamet. Bütün kuyruklu yıldızların tersine gönderiyor ki, hayret etsinler diye. Adam diyor ki “bu beni ilgilendirmez”, diyor. “Kabe’de baskın olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Büyük bir alamet olacak. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının büyük alametlerinden bunlar. “O da beni ilgilendirmez” diyor. Seni ne ilgilendirir? Karpuz yiyip, geğirmek ilgilendiriyormuş adamı. Yani bu çok anormal bir hareket. En büyük farz seni ilgilendirmiyorsa ne ilgilendiriyor o zaman? Şeytanı yenmeye gelmiyor muyuz biz buraya? Şeytanın kafasını ezmeye gelmiyor muyuz? Mehdiyet nedir? Şeytanın kafasını ezmenin sistemi değil midir? Nasıl önemsiz oluyor? Değil mi? Deccali yok etme sistemi değil midir? Deccal dünyaya kan gölüne çevirmedi mi dünyayı, değil mi? Su gibi Müslüman kanı akıyor mu, akmıyor mu şu an? “Ben bunu seyredeceğim” diyor. Fıskiyeden su akmıyor ki. Allah’ın Resulü (s.a.v.)’e aşık olmuş, Kuran’a tabi olmuş Müslümanların kanı nehir gibi akıyor. “Ben de” diyor, “evde seyredeceğim” diyor. “Hafta sonu geldi ya, tatildeyiz” diyor, “hep beraber doluşalım arabaya bir kafa dinleyelim” diyor. “Şöyle bir gezelim hafta sonu” diyor. Ama o arada Müslümanları doğramaya devam ediyorlar. Böyle bir sistem yok. Peygamber (s.a.v.)’e Allah diyor, “işinden boşaldığında yeniden kalk ve yorul” diyor. “Devam et” diyor. Zaten süre çok kısa dünyada. Bizim tatille şununla, bununla kaybedecek vaktimiz var mı?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama uykuya vakit ayırırız, bu normal vücudun ihtiyacı. Yemeğe vakit ayrılır, ama o neyin nesi yani. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Otuz senedir bir gün tatiliniz yok, Hocam. Bir gün bile tatil yapmadınız MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Hayır kardeşim zaten İslam’ı yaymak tatilin en alasıdır. Zihni en güzel açan, en güzel. Boş boş oturmak nasıl insanı dinlendirir? Denize karşı adam esneyerek bakıyor böyle. Elinde sinek kovalama aleti, şaplak mıdır ondan. Sinek kovalıyor. Mecmualara bakıyor yandan. Sonra işte otel görevlileri bir şeyler getiriyor onları yiyor. Aşağı iniyor yine şıpıdık terlikle aşağıya, geriye yukarı çıkıyor. Günler geçiyor böyle. Bu mu yani hayat? Yani nasıl anlamazlar ben anlayamıyorum bu konuyu? Bak Kuran’ın herhangi bir sayfasını açıyorum Mehdiyet çıkıyor.
OKTAR BABUNA:Soru var Hocam okuyalım mı?
ADNAN OKTAR:Yeni, tamam sor.
OKTAR BABUNA:“Selamun aleyküm Hocam”.
ADNAN OKTAR:Ve aleyna ve aleykümselam.
OKTAR BABUNA:“Hayırlı akşamlar, biraz önce okuduğunuz Muhammed Suresi’nde 32. ayet dikkatimi çekti. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz inkar edenler, Allah'ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra 'elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar', kesin olarak Allah'a hiçbir şeyle zarar veremezler. (Allah,) Onların amellerini boşa çıkaracaktır” (Muhammed Suresi, 32). Bu ayette geçen hidayet ve elçi kelimeleri Mehdi (a.s.) için de kullanılan isimlerdir. İşari mana olarak Hz. Mehdi (a.s.)’a bakıyor olabilir mi? Doğrusunu Allah bilir. Mustafa Altınok.”
ADNAN OKTAR:Tabii ki bakıyor. Hem de tamamıyla, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, Mustafa kardeşimizi ben tanıyorum, çok genç bir kardeşimiz Kayseri’den Hocam. 17 yaşlarında sürekli site yapıyor, sizin eserlerinizden böyle. İnternete yerleştiriyor onları maşaAllah. Çok faal ve çok da güzel. Ben gördüm böyle.
ADNAN OKTAR:Mustafa bu saatte daha hala ayakta mı? Niye yatmamış? Biz akşam derslerini, akşam sohbetlerini ertesi gün kardeşlerimiz dinlesinler diye yapıyoruz. Yani internetten izlesinler diye yapıyoruz. Ancak ertesi gün durumu çok müsaittir, gündüz dinlenecek kardeşlerimiz varsa onlar dinlesinler. Özellikle Avrupa’ya yönelik bizim bu konuşmalarımız. Yani vakit olarak mesela birçok yer şimdi gündüz. Onlar dinlesinler diye. Bir yönüyle de öyle. Ama uykusuz kalarak olmaz öyle, çünkü kuvvet bulmaları için uyumaları lazım.
OKTAR BABUNA:Çok çok seven, bağlı bir kardeşimiz maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir izleyici de Hocam, bu Cübbeli’ye Cevap kitabını nasıl temin edebiliriz? Yani hangi kitabevlerinden veya telefondan temin edebiliriz?”, diye sormuş.
ADNAN OKTAR:Ver bakalım kitabı, yazıyor mu orada? Nedir bakalım şurada yazması lazım. Bir adres vermişler ama Seçil Ofset’in baskısıymış. Nerede satılıyor bu? Bizim kitapçılarda satılır herhalde?
OKTAR BABUNA:İnternet sitesinden de indirebilirler aslında ama.
ADNAN OKTAR:Ama kitap olarak daha rahat.
OKTAR BABUNA:Evet kitap olarak. Bir öğreneyim hemen Hocam.
ADNAN OKTAR:Var mı öyle bir yazı?
OKTAR BABUNA:Bilgi alırım şimdi Hocam birazdan inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bizim kitapların satıldığı her yerde vardır bu değil mi? Öyle olması lazım.
SUNUCU:Yayınevi yazıyor mu Hocam?
ADNAN OKTAR:Telefon numarası var, bir şeyler var ama. Bir dahaki baskısında onu da koysalar iyi olur.
SUNUCU:Şurada olması lazım çünkü.
ADNAN OKTAR: O işte bizim kitapları aldıkları yerden istesinler. Olmuyor mu öyle o?
OKTAR BABUNA:Olur Hocam. O şekilde olur dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Tamam oradan istesinler.
SUNUCU: Yazar ismiyle de gidildiği zaman temin edilebilir Hocam.
OKTAR BABUNA:Ama dediğiniz gibi bizim yayınevinden internet sitesinden temin edebilirler.
ADNAN OKTAR:O sipariş hattını veriyor ya her gün, telefon numarası falan işte tamam oradan istesinler.
OKTAR BABUNA:Orayı arayıp isteyebilirler. En azından onlar da yönlendirir gerekirse. Ama oradan temin edebilir Allah-u alem zaten.
ADNAN OKTAR:Vardır, vardır onlarda. Olmaması zor.
Ne yapalım? Bugün bitirelim.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, doyulmuyor sizin anlatımlarınıza elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Yarın devam ederiz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
SUNUCU:Değerli dinleyenler programımızın sonuna geldik, yarın yine biz HarunYahya.Tv’den yeni bir programımıza başlayacağız. Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine göndererek iletebilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak edinebilirsiniz. Bizleri yarın 22.00’den itibaren Harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Adıyaman Asu Tv’den takip edebilirsiniz. Allah’ın selamı üzerinize olsun.
Makaleler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...