SUNUCU: Hayırlı akşamlar sayın izleyicilerimiz, Harunyahya.tv ve Mavi Karadeniz Radyo’dan sizlerle beraberiz. Aynı zamanda Asu TV ekranlarından sizlere sesleniyoruz.
Hoş geldiniz Hocam. Nasıl başlamak istersiniz bugün?
ADNAN OKTAR: Sizler de hoş geldiniz. Bugün biraz size hicretten bahsedeyim. Peygamberimiz’in (s.a.v) hicretinden bahsedeyim. Bir de biliyorsunuz, Peygamberimiz’in (s.a.v) manevi riyaseti ve manevi kontrolünde yine Müslümanlar da Habeşistan’a kadar hicret etmişlerdi. Nübüvvetin 5. yılında Recep Ayı’nda, 16-17 Müslüman Mekke’den Habeşistan’a hicret ediyorlar. İlk hicret. Ebu Huzeyfe, Ebu Zubeyir, bin Avva Musab bin Umeyir çok maşaAllah o zamanın aslanları deniz yoluyla Habeşistan’a ulaştılar. “Mekke’den gizlice ayrılmış olan Muhacirler Şuhayb İskelesi’ne vardıklarında Allah’tan bir lütuf olarak iki ticaret gemisi geldi” diyor. “Muhacirler onlarla yarım altına anlaşarak Habeşistan’a yerleştiler.” Bak yarım altın. Yani deniz yolu için. O zaman bak Kureyş’ten Muhacirleri yakalamak için peşlerine düşüyorlar. Ki çok ürkütücü bir ortam tabii, Allah vermesin. Bunda muvaffak olamıyorlar. “Sahile vardıklarında gemileri çoktan denize açılmış bulunuyordu” diyor. Mesela bu mucizedir. Aynı Hz. Musa(a.s.)’ya yetişmek istemişlerdi Firavun’un askerleri, o kurtulmuştu, onun gibi. Ashab-ı Kiram nereye hicret edebileceklerini sorduklarında Resul-i Ekrem Efendimiz “Habeşistan’a” diyor, “ilk önce”. “Çünkü orada halkına zulüm etmeyen bir hükümdar var. Hem orası bir doğruluk ülkesidir. Allah-u Teala içinde bulunduğunuz sıkıntıdan bir kurtuluş yolu lutfedinceye kadar orada kalın buyurdu” diyor ve orada kalıyorlar. Oraya gidiyorlar. Dönüşleri tabii, yeniden dönüyorlar. Bayağı bir uzun olaylar. İkinci Habeşistan Hicreti. Yine Resulullah (s.a.v) peygamberlikle gönderilişinin 6. yılında oldu. Habeşistan’a dönen Müminlerin büyük çoğunluğu kendi aileleri tarafından yeniden baskı altına alınıyor. Müşriklerin zulümleri de her geçen gün biraz daha şiddetleniyor. İlk hicret Habeşistan’ın Müminler için güvenli bir yer olduğunu gösterdiğinden Peygamberimiz (s.a.v) Müminlere ikinci kez hicret izni veriyor. Nübüvvetin 6. yılı başlarında Cafer bin Ebu Talip önderliğinde gerçekleştirilen bu ikinci hicrette yaklaşık 18 ya da 19’u kadın olmak üzere toplam 111 veyahut 113 Müslüman katılıyor. İlk Muhacirlerin hemen tümü 2. hicrette de yer almışlar. Bu Müslümanların bir bölümü Hazreti Peygamber (s.a.v)’in Medine’ye hicretinden önce Mekke’ye geri dönüyorlar. Peygamberimiz (s.a.v) de biliyorsun Medine’ye hicret etmişti ama onun manevi kontrolünde, manevi beraberliğinde, Müslümanlar Habeşistan’a gitmişlerdi. Cenab-ı Allah’ın koruması altında. Bu bir ilave bilgi olarak bunu belirteyim.
Bir kedi sesi geldi bana. Yanlış mı duydum? Yoksa bizim papağanın marifeti mi? Ördeğim ne oldu? Getirin benim ördeğimi. Kedimi de getirin.
Ben bazı şeyleri anlattığımda, yüzeysel dinleyen insanlar çok sathi bakıyorlar. Mesela ben diyorum ki “namaz farzdır”. Tamam, namaz kılınır, oruç da tutulur. İstediği dini hizmetler yapılır ama Allah’ın dinini yaymak, İslam’ı yaymak en önemli görevdir, en önemli konudur. Yani onu ikinci plana atıp sünnetleri ön plana çıkartmak, o da samimiyetsiz bir hareket oluyor. Yani işte “ben evde sünnete uygun yaşıyorum”. İşte “çoğalmak sünnet”, işte “Peygamberimiz (s.a.v) ‘evlenin’ dedi” diyor. Ayet var zaten, tamam. Ama o zamanki müşrikler ne diyorlar? “Evlerimiz açıkta” diyorlar ve Peygamberimiz (s.a.v) ile cihada katılmıyorlar. Yani bir şirk mantığıyla ve müşrik kafasıyla uzak duruyorlar. Yoksa Müslümanlar tabiki evlenecektir, tabiki çocukları da olacaktır. Namazlarını kılacaklardır ama en önemli vazife olan dini yayma vazifesini yerine getireceklerdir. Yani İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti bütün dünyada Türk İslam Birliği’nin olması için samimi gayret göstermeleri lazım. Bunu yapmıyorsa bir insan çok ciddi şekilde günaha girer ve çok büyük hata yapmış olur.
SUNUCU: Bunu da her insan yapamaz. Dini anlamda tamamıyla kendini bu yola adamış, işte Kuran-ı Kerim’i tamamıyla baştan sona okumuş insanlar, bunun bilincinde olan insanlar bunu yapabilir.
ADNAN OKTAR: Mesela ben Anadolu köylerine giderdim. Dedemin köyüne giderdim küçükken. Çok candan bir dedenin Allah’ı böyle aşkla anlatması çok mükemmel bir tebliğdir. Yani din aşktır. Allah’ı aşkla sevmektir. Yoğun bir bilgiye de ihtiyaç yoktur. Okuyarak da anlatabilirsin aynı şeyi. Yani hafızanda tutmana illaki gerek yok. Yani dünyanın bütün bilgisini bir insan zaten insan aklına alamaz. Biz mutlaka kitabı kullanacağız, interneti kullanacağız. Yani o zaman bilgimiz hem çok sağlam delile dayalı olduğu anlaşılır. Çünkü okuyarak anlattığımızda belgeye dayalı anlatmış oluyoruz. Ezber de kolay anlatım açısından önemlidir. Ama bir insanın hafızası ne kadar olabilir? Dünyadaki bütün bilgileri bir insanın toplaması mümkün değil, internetten bunu elde etmemiz mümkün oluyor. Candanlık, dinde candanlık çok önemlidir. Yani gerçekten iman etmek ve Allah’ı sevmek. O olduktan sonra o çok kolay, ondan gerisi. Ama mesela İlahiyat profesörleri çıkıyor. Yani iman edemediği anlaşılıyor. Çok samimiyetsiz, soğuk, buz gibi, resmi bir ağızla anlatıyor. Yani anlatsa da insanların kalbine etki etmez o. Ama candan iman eden çok cahil bir insan bile olsa, çok candan iman ediyorsa onun 5-10 kelimesi bile kalplerde çok şiddetli güzel etki meydana getirir. “Şiddetli” demeyeyim de Allah affetsin. Yani çok güzel etki meydana getirir. Mükemmel etki meydana getirir. Tebliğ yapabilmenin tek şartı vardır. Çok samimi olmak, Allah’ı çok sevmek. Tabii Allah aşkıyla yaşamak.
SUNUCU: İlk önce kendisinin inanması.
ADNAN OKTAR: Evet, tabii. Yani kendi samimi inanmazsa, anlatırsa; yani insan çok aciz varlıktır, hemen anlaşılır. Nitekim anlaşılıyor mesela çıkarıyorlar. Yani devlet memuru üslubuyla, bir kısmını tenzih ederim, yani samimi olanları tenzih ederim, insanlar dinlemek istemiyor. Üslubundan, konuşmasından inanmadığı anlaşılıyor. Yani Kuran’dan kurtulmaya çalışan bir üslubu var. Yani işte “Mehdi (a.s) gelmeyecek” diyor, “İsa (a.s) gelmeyecek”, “İslam dünyaya hakim olmayacak, olamaz bu devirde” diyor. “Evrim doğru, Darwin’in dedikleri doğru” diyor. Yani sıkışmış, bunalmış. Dolayısıyla yani öyle bir insanın anlattığı konular insanlarda etki o kadar yapmaz. Çünkü bir candanlık göremiyor insanlar.
SUNUCU: Hocam bir sorum olacaktı.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU:Az önce şeyden bahsettiniz, “sünnet farzdan daha ön plana çıkıyor” diye. Sünnet tam olarak herhalde günah değil. Bu namazın sünnetlerini kılmamak.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Yani sanki insanlara böyle namazın daha çok gözünde büyütüp insanların namazı daha çok gözünde büyütmelerine neden olmuyor mu sizce? Bir öğle namazı 10 rekat diyelim. Aslında bunun 4 rekatı farzken insanlar gözünde 10 rekat olarak büyütüyorlar. Bu insanları biraz namazdan uzaklaştırmıyor mu sizce? İnsanlar sünneti şey olarak biliyor sanki. “Kılmazsak olmaz. Kılmazsak günahtır.” Tabii ki kılmanın faydası var, sevaptır ama. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz onu soracaktım. Merak ettim de.
ADNAN OKTAR: Söyleyeceğim. Allah diyor ki ayette, “Hz. İbrahim’in dini gibi kolaydır, İslam. Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. Bediüzzaman Said Nursi de diyor ki: “Asrımızda, feraizi yapan, kebairden kaçınan kurtulur” diyor. Yani “farz ibadetleri yerine getiren, kebair, büyük günahlardan kaçınan kurtulur” diyor. Dolayısıyla sırf farzları kılması ile insan kurtulur. Ama vakti olan, imkanı olan, gücü yetenin sünnetleri kılması da çok güzel olur. Ama farzı kıldığında gönlü müsterih olabilir, yani tamamdır. Ahirette açıklayacağı bir durum olmuş oluyor. Ama vakti darsa imkanları kısıtlıysa, o ayrı. Ama çok geniş vakti, imkanları varsa tabii kılarsa çok çok güzel olur. Sünnete uymuş olur, faydalanmış olur. Yani Allah’ın rızasına, rahmetine uygun hareket etmiş olur. Fakat şunu söyleyeyim dine, İslam’a içten çok büyük bir suikast yapıldı. İslam onun için bu hale geldi Müslümanlar. Yani İslam alemi bunun için parça parça oldu. Şeytan çok büyük bir oyun oynadı. Hem Darwinizm-materyalizm ile çok büyük bir oyun oynadı hem de içeriden gerici, yobaz düşünceyi geliştirerek çok büyük bir oyun oynadılar. Ve dini, bidatlerle, ilavelerle, eklerle yani bambaşka bir şekle getirdiler, çok değişik şekle getirdiler. Mehdi döneminde aynı Asr-ı saadet gibi olacaktır. Yani bütün bidatler kalkacaktır. “Hatta bidate alışan o alimler, o devirdeki kişiler Mehdi (a.s.)’ye baş kaldıracaklar” diyor. Cübbeli kendisi de anlatıyor “adam alışmış bidatlere, adamın maddesine dokunacak” diyor. Değil mi? Bak çok manidar, hakikaten de maddelerine dokunacak. Mehdi (a.s.) çıkacak bütün ilaveleri, bütün ekleri, dine sonradan katılmış her şeyi ortadan kaldıracaktır. Din sade, yalın, tertemiz, arı haliyle, kendi haliyle nurunu yeniden neşredecektir. Aynı Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında olduğu gibi, sahabe döneminde olduğu gibi. Dolayısıyla şu anki arızalara biz sadece ibret gözüyle bakacağız. Ama zamanı gelince bütün bunların düzeldiğini, iyi olduğunu, güzel olduğunu göreceksiniz. Yani dine nelerin katıldığını da hayretler içinde insanlar görecekler. Yani dini nasıl, ne hale getirmiş insanlar ve bunun sonucunda din nasıl insanlardan uzaklaştırılmış bunu da görecekler. Öyle bir sistem kurmuş ki şeytan, din ile dışarıdan uğraşmaya gerek kalmamış. Yani kendi içinden kendisini çökertecek sistem kurmuşlar ve kenara çekilip seyretmişler ve netice de almışlar. Mesela Hıristiyan aleminde de öyle yaptılar. Teslis inancını soktular Hıristiyanlıkta, mahvettiler bütün Hıristiyan alemini. Nasıl inansın aklı başında delikanlı, bir genç üniversitede okuyan bir insan Hz. İsa (a.s.)’ya Allah diyebilir mi? Yemek yiyor, banyoya gidiyor, acıkıyor, uyuyor, Allah’a dua ediyor, ibadet ediyor, Allah’a sığınıyor, Allah’ın birliğinden bahsediyor. İncil’de üstelik bakın, İncil’de geçiyor bu ifadeler. Böyle bir insan nasıl böyle bir durumda olsun. Yani değil mi? Şirk koşacak, şirkin içine girecek bir insan olabilir mi? Olmayacağı belli. Nitekim Allah sorguluyor “sen mi söyledin, insanlara Beni bırakıp da anneni ve kendini ilah edinmeyi sen mi söyledin?” diyor. “Ya Rabbi eğer ben böyle bir şey söylemişsem sen bilmişsindir” diyor. Yani Allah’a sığınıyor “böyle bir şeyi ben demedim” diyor. Ama gönlünüz rahat olsun. İslam’ın -ki gençsin zaten göreceksin, dünyaya hakimiyetinde çok sevineceksin. Yani “ne kadar güzelmiş İslamiyet” diyecek insanlar. “Ne kadar hoşmuş” diyecekler. Ama mesela Peygamberimiz’in (s.a.v.) sünnetleri dendiğinde bütün sünnetler güzeldir ve hepsi şifadır. Mesela farz edelim Müslümanlar misvak kullanırlar. Hakikaten çok hoştur kokusu, çok güzel bir şeydir, doğal bir şeydir. Hoştur ama yani illaki “diş macunu, diş fırçası kullanmayın” diye bir şey yok.
SUNUCU: Hocam o zamanlar aslında diş macunu yoktu, misvak kullanılıyordu. Ama günümüzde insanlar sanki şey gibi düşünüyor, “biz de misvak kullanmalıyız”. O zamanki teknoloji misvak vardı, şimdi ama diş macunu var. İnsanlar sanki o zamanki şeylere göre hala ayak uyduruyorlar. Mesela yer sofrasında yemek, “normal masada yemek günahtır, Peygamberimiz (s.a.v.) gibi yerde yemek gerekir.” O zamanlar bunlar vardı. “Ekmeği bıçakla kesmek olmaz”, o zamanlar bıçak yoktu demek ki, kopararak yeniliyordu. Yani Peygamberimiz’in (s.a.v.) her davranışını sünnet olarak görmeye başladılar gibi geliyor bana. Tabii ki güzel şeyler örnek alınacak davranışları var.
SUNUCU: Ama zaten Peygamberimiz’in (s.a.v.) her yaptığı sünnettir.
MİSAFİR:Sünnettir ama bunlar sanki ekmeği koparmak sevap gelmiyor sanki bana.
ADNAN OKTAR: Vildan, bak şöyle söyleyeyim ben sana; Kuran’a tam uyan, -Peygamberlerimiz’in (s.a.v.) sünnetlerini zaten bir insanın tam olarak yapması yani zordur-, ama Kuran’a tam uyan kurtulur, ben onu söyleyeyim. Yani asrımızda Bediüzzaman’ın sözü bu bakın “feraizi yapan, kebairden kaçınan kurtulur” diyor. Ama becerebildiği kadar da sünneti yapsın. Yani yapamamak onu kafir konumuna, dinsiz konumuna, günahkar konumuna sokmaz.
MİSAFİR:Ama günümüzde insanların sanki yapmayınca günah olarak nitelendirmesi, dini sanki daha zor gösteriyorlar diğer toplumumuza.
ADNAN OKTAR: Yani yaparsa daha güzel olur, Peygamberimiz’in (s.a.v.) şefaatine nail olması umulur inşaAllah, güzel olur. Ama biz Kuran’dan sorulacağız, Kuran’a uyduğumuzda tamamdır inşaAllah. Sünnet de ilave olduğu kadar inşaAllah, yaparsak çok güzeldir. Peygamberimiz’in (s.a.v.) şefaati de çok güzel nimet olur. Benim de zaten anlattıklarım bunlar, yani vicdanları mesela çok rahat ediyor. Mesela misvak kullanıyor, sarık takıyor, cübbe giyiyor ve görevini yaptığı kanaatinde oluyor. Halbuki adam mesela sarık giymez, cübbe de giymez belki misvak da kullanmıyordur ama Allah’ın dinini yayıyordur. En büyük farz budur. En önemli konu budur. Bunu bırakıyor, bir de kasım kasım kasılıyor, yani bütün milletin üzerinde olduğu kanaatinde. Müthiş bir kibir yaparak, müthiş bir enaniyet yaparak, büyüklük hissine kapılarak kendinden emin geziyor. Bu yanlış olan. Bunu detaylı daha önce de anlatmıştım. Anlatıyorum da, yine anlatıyorum. Burada samimi bakmak, olaya samimi yaklaşmak çok önemli. Ama anlamazdan gelenler de olacaktır. O bizi ilgilendirmez. Biz hatırlatabildiğimiz kadarıyla, tarif edebildiğimiz kadarıyla tarif edeceğiz, inşaAllah.
Var mı bana sorun?
SUNUCU: “Selamün aleyküm sevgili Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU: “Size Hazreti Musa (a.s.)’nın heyecandan dili tutulması ve konuşmaya zorlanması hakkında sorum olacaktı. Çünkü benim de böyle bir sorunum var. Merak ettiğim neden yüce Allah Hz. Musa (a.s.)’yı iyileştirmeyip kardeşi Harun (a.s.)’u yardımına veriyor? Ve ileriki hayatında açılıyor mu Hz. Musa (a.s.)? Ve sorum bu kişilere ne tür tavsiyelerde bulunabilirsiniz?”
ADNAN OKTAR: Eğer Hz. Musa (a.s.) her yönden rahat olsa, hiçbir korku ortamı yaşamasa, telaş ortamı yaşamasa imtihan olmaz. Korkuya bir insanın açık olması çok makbuldür. Yani korkmayı bilenin korkmayı yenmesi çok önemlidir. Korkmayı bilmeyenin, korkmayı yenmesinin bir anlamı yok.
SUNUCU: Heyecandan şu an benim bile dilim tutuldu.
ADNAN OKTAR: Hz. Musa (a.s.) da zaten bu kişiliğini sürekli yansıtıyor. Mesela asasını atıyor, asasını attığı vakit asası yılana dönüyor, “arkasına dönmeden kaçtı” diyor Allah. Yani doğrudan kaçıyor müthiş korkuyor yani, alenen. “Korkma, dön gel al onu, yılanı tut” diyor Allah. Yani bu müthiş bir imtihandır. Müthiş korktuğu bir varlık, çekindiği bir varlık yılan. Yani bakmaya bile tahammül edemiyor, kaçıyor. Allah, “dön, peygamberler korkmaz, gel tut yılanı” diyor. Kuyruğunu tuttuğunda yılan yeniden asaya dönüşüyor. Yani o onun imtihanı, Allah onun o korkuyu yenmesini istiyor. Korkuyu yendiğinde gücü artmış olur, yani Cennet’e uygun kişiliği daha da gelişmiş olur. Kendisine olan sevgisi artar. O onun için bir imtihandır o. O da çok mükemmel bir gelişme. Mesela Firavun’dan da çok korkuyor, çekiniyor. “Yarabbi onun bana kötülük yapmasından korkuyorum” diyor. Öldürür adam, yani şehit eder, “öldürür” demeyeyim de. Psikopat yani adam ne yapacağı belli olmaz. Gitmek istemiyor, “kardeşim Harun’u ver, benim dilim tutuluyor, göğsüm daralıyor” diyor. Bu klasik korkudan meydana gelen olaylardır. Yani dil tutulması, konuşmada zorluk çekmek, muhtemelen çarpıntı başlıyor, tansiyonu yükseliyor anladığım kadarıyla, yani insani bir reaksiyon başlıyor. Bundan kurtulmak için, “kardeşim olursa yanımda ondan psikolojik olarak olumlu etkilenirim, beraber seni anarız” diyor zaten, böyle güzel sözler ediyor. Ama çekiniyor, Allah da “korkma, Ben senin yanındayım, seni izliyorum” diyor sürekli Allah ayette. “Siz hareket ederken Ben size bakıyorum o an da yanınızdayım” diyor. Ama buna rağmen insani o duygudan kurtulmakta zorlanıyor. Ama en sonunda daha olgunlaşıyor, mesela Firavun orduları onu kovalıyorlar, “kovalıyorlar” demeyeyim de, kaçıyorlar onlar, evet kaçıyorlar diyelim “kovalıyorlar” olmaz, Allah affetsin. Mesela diyorlar ki orada, “eyvah yakalandık” diyorlar, oradaki kişiler, Hz. Musa (a.s.) “asla, Rabbim benimledir” diyor. Bakın bir anda değişiklik olduğu anlaşılıyor. Yani daha gücü arttığı anlaşılıyor. Nitekim Allah, “asanı denize vur” diyor, denize vurduğunda deniz o anda çekilmeye başlıyor. Yani böyle cam gibi donmaz deniz, yani öyle anlatıyorlar böyle değil. O tarzda bir mucize hiçbir zaman için olmamıştır ve olmaz. Yani aklın ihtiyarını kaldırır o zaman, herkes iman eder. Firavun’un ordusu girer mi oraya, adam cam gibi deniz donar da, askerleri girer mi? Makul bir görünüm aldı deniz, yani çekildi, sular tamamen çekildi. Ama muhtemelen tsunami benzeri bir şey de yapmış olabilir Allah. Başka bir şey yapmış olabilir. Yani o an da olması mucizedir onun. Deniz tabii dev dalgalar halinde geldi, mesela 3 metre, 5 metre veyahut 7 metre yüksekliğinde dev dalga oluşuyor. 10 metre de olabilir. Çok büyük dalga halinde ama geriye doğru çekiliyor. Firavun orduları muhtemelen daha önce tarihte böyle bir şeyle karşılaştıkları için buna benzer bir olayla, gönülleri çor rahat, onlar da peşlerinden gidiyorlar. Ama Müminler karşı tarafa geçmişler o anda. Yeniden dalga süratle dönüyor ve hepsini alıp yutuyor. Konu budur. Ve bir anda hepsi orada itlaf olmuş oluyor. Hatta “ben Musa (a.s.)’nın ve Harun (a.s.)’un İlahına iman ettim” diyor. Allah, “şimdi mi?” diyor. Allah, “seni kurtaracağım” diyor. “Kurtulmak istiyorsan seni kurtaracağım ama bedenini kurtaracağım senin” diyor Allah. Yani “ibret olarak sahile bırakacağım” seni diyor. “İbret olarak ve muhafaza edeceğim senin bedenini” diyor Allah. Ve nitekim Allah, zaten ruha inanmıyor bu, ruhun varlığına inanmıyor, bedene, cisme, maddeye inanıyor, Allah da “senin inandığını Ben zaten kurtaracağım” diyor. Cisme, maddeye inanmıyor mu o? “Tamam işte kurtaracağım” diyor Allah. Cismini bedenini kurtarıyor Allah, duruyor ama et yığını olarak, hiçbir şeye yaramaz, ruhunu almış oluyor. Yani asıl inanmadığı ruhu gitmiş oluyor. Dolayısıyla orada tam bir karşılık almış oluyor. İbret olarak da kalacağını Kuran açıklıyor. Nitekim bütün firavunların cesetleri kalmış durumda. Bir tek o değil, hepsinin cesetleri duruyor ibret vesilesi olarak.
SUNUCU: Değiştirelim mi soruyu?
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
SUNUCU: “Selamun aleyküm Hocam, hayırlı programlar. Hz. Mehdi (a.s.) talebeleri sadece erkekten mi oluşacak? Bayanlardan talebe olmayacak mı? Bu dava için bayanlar da yardımcı olacak mı? Selam ve muhabbetle kalın” demiş, Züleyha Karakütük, Ankara.
ADNAN OKTAR: “İçlerinde kadınların da bulunduğu 313 kişiyle çıkar Mehdi (a.s.)” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) hadisinde, “içlerinde kadınların da olduğu”. Bir rivayette 315 diye geçiyor, ama çoğunda 313 olarak geçiyor. Az sayıda kişiden, ama “içlerinde kadınların da olduğu” diye Peygamberimiz’in (s.a.v.) özel açıklaması var, özellikle şerh etmiş, açıklamış. Bayanlar var. Her dönemde olmuştur, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da olmuştur. Ama onlar özel ruhlardır. Allah tarafından, onlar dünyaya sunuluyorlar. Erkeklerden de oluşacaktır, onlar da özel olarak sunuluyorlar. Mehdi (a.s.) döneminde mesela Cehcah, efendim başka işte sarışın bir gençten bahsedilir, topal bir insandan bahsedilir, Kenane’den bahsedilir. Başka birçok kişiden bahsedilir. Ama o konularda fazla durmuyor Peygamberimiz (s.a.v.). O kişiler hakkında detay verilmemiş. Dolayısıyla o kişilerin tespiti pek mümkün değil. Pek değil, hiç mümkün değil, çünkü yapacakları icraatlar hakkında pek bir bilgi yok. Yani onlar, bileceğiz ki böyle kişiler de oldu. Yani Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olan, manevi seçkin kişiler de oldu. Mesela Cehcah’ın kim olduğunu bizim bilmemiz mümkün değil çünkü ne eşgali hakkında detaylı bilgi var, ne yapacağı konular hakkında detaylı bilgi var. Ama Mehdi (a.s.) hakkında, yani saçından ayaklarına kadar yüzlerce detay verilmiş. Çok fazla detay vardır, Mehdi (a.s.)’nin tanınmaması mümkün değildir yani. Bir insanın hiç bir bahanesi olmaz Mehdi (a.s.) konusunda. Bazen kayıp olan bir insanı anlatıyorlar, işte saçı şöyle, gözü böyle. Öyle değil yani Peygamberimiz (s.a.v.) öyle bir tarif etmiş ki, yani hiçbir insanının bahanesi yok, açıklayamaz. Ama mesela ben Kahtani’yi tanıyamadım derse makuldür, çünkü Kahtani Mehdi (a.s.)’ye ortam hazırlayan bir kişi. Bu mesela Bediüzzaman da olabilir, Fethullah Hoca da olabilir, başka bir alim de olabilir, hiç bilmediğimiz bir kişi olabilir. Gizli faaliyet yapan bir Müslüman grubu da olabilir, bilmiyoruz. Mesela Cehcah da Müslümanlara hizmet eden, İslam’a hizmet eden bir yiğit, bir kahraman olabilir. Ama bizim bunları tespit etme imkanımız olmayacaktır. Fakat Mehdi (a.s.) bakın, bulunduğu şehir, şehirde nasıl bir bölgede, nerede olacağı, mesela deniz kenarında olacağı, o devirde büyük bayrakların olacağı, şehri kaplayacağını yer yer, şehrin içindeki faaliyeti, saçı, kaşı, gözü, bütün boyu posu, vücudundaki en ince detaylar, vücudundaki benler, nereden geleceği, doğumunun evde olacağı, kardeşinin az olacağı, kıyafetleri, sosyal yaşantısı nasıl olacak, malının olmayacağı, yani o kadar fazla detay verilmiş ki, böyle fotoğraf gibi çıkacak gibi olmuş, çok net. Onun için ümmetin onda bir bahanesi olamaz. Fakat şimdi Mehdiyete tavır alanlar, yeni başlamışlar, çok acayibime gitti. Dün gördüm. Cehcah, Kahtani ve diğer kişileri sayarak zihin bulanıklığı meydana getirip Mehdi (a.s.)’den yine dikkati çekmeye çalışıyorlar. Mehdi (a.s.)’yi onların arasına koyup, “Mehdi (a.s.) Cehcah da olabilir, Kahtani de olabilir” de yani büyük Mehdi (a.s.)’yi yani Bediüzzaman’ın söylediği büyük Mehdi (a.s.)’yi şu an yok etme operasyonuna girmişler, fakat bunu da beceremiyorlar. Yani daha önce Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’na göre net açıklama yapan insanlar, baktım hadis kitaplarına müracaat etmeye başlamışlar. Yani kurtulmak için şu an debelenmeye girmişler, artık tabiri caizse debelenme tarzında. Bu da Mehdi (a.s.)’nin çıktığının açık alametidir. Çünkü bu kadar panik olmaması lazım. Çünkü zaten Mehdi (a.s.) iddia etmeyecek.
SUNUCU: İnsanlar biliyor mu çıktığını?
ADNAN OKTAR: Bakın şu an Türkiye’yi ve İslam alemini bu sarmış durumda. Ve gün be gün, bakın takip edin siz gençsiniz, gittikçe Mehdi (a.s.) daha çok fark edilecek ve gittikçe gücü artacak, İslam gittikçe hakimiyetini arttıracak. Mehdi (a.s.) durdurulamayacak göreceksiniz. İsa (a.s.) da bir süre sonra yani çok güzel bir insan şeklinde, saçı ortadan ayrılmış, açık kahverengi, kestane rengi ile altın sarısı karışımı saçlı. Çillidir, küçük burunlu, elleri, ayakları, her yeri çildir Hz. İsa (a.s.)’nın, yani çillidir. Ama çok keskin bakışlı, gri gözlüdür Hz. İsa (a.s.) ve mucize gösterecektir, yani “acaba” denecek gibi olmayacak Hz. İsa (a.s.) da, yani net kanaat getirecekler. Çünkü aklın ihtiyarını kaldırmayacak şekilde mucize gösterecektir, daha önce olduğu gibi. İnsanlar hep “bunlar eski tarihte olmuş, geçmiş” diyorlardı, Allah bu lafı insanlara geri aldırtacak. Yani Mehdi (a.s.)’yi fark ettikleri halde insanların nasıl direndiğini Allah insanlara gösteriyor şu an. Hz. İsa (a.s.)’yı fark edenlerin, fark ettikleri halde nasıl direneceklerini gösterecek. Bir de Hz. İsa (a.s.) korkusu da sardı, Mehdi (a.s.) muhaliflerini şimdi bir de Hz. İsa (a.s.) korkusu sardı. Çünkü Hz. İsa (a.s.)’yı kabul ederlerse, Mehdi (a.s.)’yi de kabul etmiş olacaklar. Bu sefer panikten, Cehcah, Kahtani... diğer kişileri saymaya başladılar. Yani yeni bir yöntem olarak bunu geliştirmişler. Ben meydana gelen Mehdi (a.s.) paniği ile ilgili de bir kitap hazırlayacağım. Orada hayretler içinde, çok şaşırarak bunu okuyacaksınız, belgelendireceğim. Bakın Mehdi (a.s.)’den kurtulmak için yaklaşık otuzun üzerinde formül geliştirmişler. Yani meydana gelen paniğin şiddetini anlayın. Ben diyorum, “Budha dönecek” diyor mesela, Budha, milyonlarca, yüz milyonlarca bağlısı var Budizmin, “Budha dönecek” diyorlar, adamlar ve “bu yüzyılda dönecek” diyorlar ayrıca, Budha’nın döneceğini söylüyorlar. Bende hiçbir telaş gördünüz mü şu ana kadar? “Budha dönmeyecek”, bununla ilgili kitaplar yazdığımı, uğraştığımı gördünüz mü? Mesela masonlar da Adonay’ın bu yüzyılda döneceğini söylüyorlar Adon’un ve başa geçeceğini söylüyorlar. Masonların başına geçeceğini söylüyorlar. Hiç bende bir tedirginlik gördünüz mü, “Adonay dönecek, Adon dönecek” diye gördünüz mü? Veyahut duydular mı? Yani gayet sakinim, peki niye telaş ediyorsunuz bu kadar? Yani dönmeyecekse, Mehdi (a.s.) gelmeyecekse çok rahat olursun değil mi? Mesela deseler ki adama, “Ay gelecek masanın üzerine konacak” derse, bir insan eğer telaş ediyorsa bir anormallik vardır bunda, yani hakikaten inanıyordur. Ama Mehdi (a.s.)’nin durumunda kesin kanaatleri geldi çünkü deliller çok net. Bedif 2 üzosbüzzaman diyor ki, “ben rüyamda en ince detayına kadar ileride olacak olayları görüyordum” diyor. Yani bu çok harika bir durum ve “yemin ediyorum ve ispatlı, bütün talebelerime sorun, ertesi gün olacak olayları en ince detayına kadar görüyordum ve ileride olacak olayları da, görmediğim bir şeyi ben anlatmadım” diyor. Yani buna “durugörü” de diyorlar böyle entel ağzında. Yani tayyi mekan, tayyi zamanla, mekan ve zamanın dışına çıkarak veyahut yekaze halinde, aydınlık berrak rüya şeklinde ileriyi gören insanlar olmuştur. Mesela Peygamberler başta olmak üzere, veliler görmüşlerdir. Bediüzzaman da böyle bir insandır, ama harika bir insan. Bediüzzaman pek tanınmıyor aslında. Anlaşılmıyor yani o kadar anlamadılar. Önümüzdeki günlerde ve aylarda tanıtmaya başlayacağım yani bilinmeyen o kadar çok harika yönü var ki, yani insanların nefesi kesiliyor, çok şaşırtıcı bir insan. Ve 30 yıl da hapiste yatmış gayet sakin kuzu kuzu yatan bir insan, hiç ses çıkartmıyor, yani işkence yapıyorlar “Allah razı olsun, teşekkür ederim” diyor. Yani öyle bir insan ki bu da onun olağanüstülüğünü gösteren mühim bir delildir. Bakın diyor ki, net konuşuyor “Mehdi (a.s.), İstanbul’da çıkacak” ve “1400’de çıkacak” diyor. Eliyle koymuş gibi anlatıyor, gözüyle görmüş gibi anlatıyor. “Darwinizm’i, materyalizmi yok edecek” diyor, çok net konuşuyor, “birinci vazifesi bu” diyor. “Bu ilk vazifesi en önemli olan vazifesidir” diyor. “Bu vazifesinin başladığı dönemde kendisi dahi kendisini bilmez Mehdi (a.s.)” diyor. Bak “kendisi dahi kendisini bilmez, yakın talebeleri onu imanın nuruyla fark ederler” diyor. Anlarlar, “imanın nuruyla fark ederler” diyor. “Hz. İsa (a.s.)’yı da seçkin talebeleri, yüksek alimler, yanındaki yüksek alimler imanın nuruyla anlarlar” diyor. Çünkü Hz. İsa (a.s.) halkın arasına karışmayacak. O gizlenmek durumundadır, çünkü nübüvvet iddiası var, yani “ben Peygamberim” diyor. Kitaplı peygamber değil ama, unvan olarak peygamber. Ve bunu söylemek durumunda, “ben İsa (a.s.)’yım, Peygamberim” diyecek. Şu an derse Allah vermesin, akıl hastanesine koymaya kalkarlar, hapsetmeye kalkarlar veyahut öldürmeye kalkarlar. Bu yüzden Allah onu gizliyor. Ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin hazırladığı, hazır ortamda onun hürmet ve saygısıyla misafir edilecektir. Geliş amacı Hıristiyanları o vesveseden, o tedirginlikten, vicdan azabından kurtarmaktır. Yani “acaba İsa (a.s.) ne derdi bu konuya” demesinler diye gelip “ben İsa (a.s.)’yım ve Kuran’a uyun” diyecek. Ve vicdanen onlar, zaten Bediüzzaman diyor, “tereddüt halindeyken, Müslüman olalım mı, olmayalım mı diye tereddüt ettikleri bir dönemde Allah onu gökten indirecek, Hz. İsa (a.s.)’yı” diyor. Ve onun sözüyle de kanaat getirmiş olacaklar. Hz. İsa (a.s.)’nın Kuran’da belirtilen mucizeleri var, ama mucize sürekli gösterilmez onu söyleyeyim. Yani her önüne gelen, her topluluğa gösterilmez. Fakat sağlıkla ilgili mucizesini sık yapacağını düşünüyorum. Mesela baras hastalığı, cildi bozuk olanların elini yüzüne sürer kısa sürede hastalığın geçtiğini göreceklerdir. Veyahut rahatsızlığı olanlarda kısa sürede onun, Allah’ın Şafi ismi onda çok tecelli eder, Hz. İsa (a.s.)’da. Yani dokunduğunda şifa bulacaktır insanlar. Mesela başı ağrıyanın başına elini sürdüğünde başının ağrısı hemen kalkar, Hz. İsa (a.s.)’nın elinin dokunmasıyla. O diyorlar ya bio enerji bilmem ne falan şu an, onun gerçeğidir Hz. İsa (a.s.)’da olan işte, gerçeğini görmüş olacaklar. Ama ölü de diriltebilir geldiğinde, onu söyleyeyim. Yani ölmüş bir insanı diriltebilir mucize olarak. Çünkü onun vasfıdır o. Yani “hüsnü hatimesi” diyor, böyle büyük bir dindir Hıristiyanlık. Bunun güzel sonuçlanması, çünkü şu an enkaz durumunda Hıristiyanlık. Allah vermesin çok müthiş bir belanın içine girdiler; Hz. İsa (a.s.)’yı Allah diye gösterdiler. Bu çok büyük bir felaket. Allah diyor, “gök yer neredeyse parçalanacak bu sözlerinden” diyor. İnsan Allah olur mu? Uykusu geliyor, uyuyor peygamber yani, yapmayın etmeyin, koskoca insanlarsınız, yani yemek yiyor, acıkıyor, “balık getirin yiyelim” diyor, banyoya gidiyor, ihtiyaçları var. Yani Allah ona çok nezaketli bir üslupla dikkat çekmiş, yani “yemek yerdi” diyor Allah. Dolayısıyla doğal bir insan olduğunu, tabii bir insan olduğunu söylüyor. “Annesi de yemek yerdi” diyor, Allah ayette. Yani akıl almaz bir şey yaptılar, Hz. İsa (a.s.)’ya sevgi adına çok büyük bir zulüm yaptılar Hıristiyanlar. Bunu ortadan kaldıracak. Teslisi ortadan kaldırıyor. Puta tapınmayı ortadan kaldıracak. Tek Allah inancını onlara kabul ettirecek ve Kuran’a tabi olacaklar. Bununla dünya bitiyor işte son. Şimdi benim gönlüm niye çok rahat biliyor musunuz? 1979’larda desen bunu çok vakit alacaktı, yani “40 yıl sonra İslam hakim olacak” desem, kimse beni o kadar dinlemeyebilirdi. Ama bakın “10 yıl” diyorum, 10 yıl içinde görecekler. Çok kısa bir süre bu 10 yıl. Göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Bakın Mehdiyet ta Amerikalıları, dünyanın her yerini sarmış durumda, her yeri. Ve Hızır (a.s.) da sürekli siyasi ortamı sağlıyor. Bakın ben size bir sır vereyim, buradan anlayın. Türkiye herhangi bir ülkeydi, değil mi? Hatta isteyen de kabadayılık yapabiliyordu Türkiye’ye. Amerika falan kabadayılık yapmıyor muydu? Yapıyordu değil mi? Türkiye de susuyordu bir anlamda bazı yerlerde. Mesela Rusya kabadayılık yapıyordu, ona karşı da üsturuplu bir cevap veriyordu. Ve Türkiye’nin, büyüme tarzında lider olma tarzında bir talebi de yoktu, biz kendi sınırlarımız içerisinde kendimizi muhafaza edersek bu bize yeter mantığı yok muydu? Değil mi? “Biz kendimiz misak-ı milli sınırları içerisinde mutlu rahat yaşayalım bize kimse karışmasın, biz de kimseye karışmayalım”, bu şekilde deniliyordu. Bizim yani biraz süslü bir laf ama emperyal bir politikamız yoktu. Dünya hakimiyeti politikamız yoktu. Birisi geldi dedi ki; “siz bütün bölgeye hakim olacaksınız” dedi. Ve bak Davutoğlu diyor ki, Dışişleri Bakanı; “bizim amacımız Türk aleminin, İslam aleminin tamamının sınırlarını kaldırmak” diyor. Bunu kim dedi acaba? Durduk yere gelmez bu düşünce, değil mi? Ve bu cesaret de durduk yere gelmez. Yani Amerika, Rusya der ki, “ne oluyor, nereden çıktı bu?” der. “Nerenin sınırını kaldırıyorsunuz, nasıl yapacaksınız bir anlatın” der. Avrupa Birliği de diyebilir. Türkiye, Amerika, Rusya ve Avrupa Birliği’ne rağmen bunu diyemez, benim bildiğim diyemez. Yani siyaset bilimi okuyan insanlar bilir, diyemez. Amerika’yı, Rusya’yı, Avrupa’yı kim susturdu ve talimatı kim verdi? Bunu bir araştırmak lazım. “Evet” dediler. Bakın dediler ki, “Türkiye, Türk İslam Birliği’nin lideri olacak, siz de bunu destekleyeceksiniz” dediler. Avrupa, Amerika ve Rusya’ya. Onlar da kuzu kuzu “peki efendim” dediler ve boyun eğdiler. Ve şu an hepsi diyorlar “emrinizdeyiz, siz yeterki bunu yapın, Türk İslam Birliği’ni oluşturun” diyorlar. Aksini şu an kimse söyleyemez ve direnemez. Ve kuzu kuzu dinliyorlar, dinleyecekler. Emir büyük yerden geldi ve kimse de direnemez. Bak ben size delil veriyorum. Yani Türkiye daha önce böyle bir şey diyebilir miydi? Bir düşünün bakayım, 1960larda, “biz bölgeye hakim olmak istiyoruz” Türk Birliği’ni kurmaya kalktılar. Daha önce de olmuştu. Yer yerinden oynadı. Anında komplolarla, oyunlarla, konuyu hemen durdurdular. İslam Birliği’ni savunan bir düşünce olduğunda hemen alaşağı ettiler anında. Hatta örnekler de verebilirim. Mesela Erbakan Hoca çıktı, İslam Birliği’nden bahsetti, 28 Şubat’ta “tak” aşağı indi. Değil mi? Aldılar hemen. Hocayı ben çok severim. Onun talebesiyim ben. Erbakan Hoca’mızın ben tırnağı olmam. Ama bakın orada yine ona müsaade etmeyen bir mekanizma vardı. Bir güç vardı. “Mekanizma” demeyeyim, Allah affetsin. Bir güç vardı. Yani o devirde müsaade yoktu. Zamanı değildi, müsaade yoktu. Ama bakın zamanı gelince hepsi ‘hazır-ol’a geçtiler. Amerika, Rusya ve Avrupa Birliği. Tamamı ‘hazır-ol’a geçtiler. Şu an kimse itiraz edemez. Ve onun için bak Davutoğlu da muhterem çıktı, göğsünü gere gere diyor ki; “Biz bütün sınırları kaldıracağız. Var mı itiraz eden?” diyor. “Yok efendim, buyurun” diyorlar. Yani ilan etmek ne demektir? Bir anlamda meydan okumaktır aynı zamanda. “Biz bunu yapacağız” diyor. Yani bu normalde emperyal bir iddiadır. Yani bu yeri göğü sarsıp çok korkutması lazım. “Türk Birliği” ne demektir? “Biz birleşeceğiz, sizin iflahınızı keseceğiz” anlamına gelir bu. Değil mi? “Biz dünya hakimi olacağız, askeri güç kullanacağız, ne gerekiyorsa kullanacağız, yerle bir edeceğiz” anlamına da gelir. Niye korkmuyorlar acaba? Bilin bakalım. “İslam Birliği” ne demektir? Adam onu şöyle anlayabilir: Gelir İsrail’i yerle bir eder, iki tane atom bombası atar. Dümdüz eder İsrail’i konuyu bitirir. Ve müthiş bir katliam yapabilir. Bütün İsrail. Baştan girer, sondan çıkar. Tamamını katledebilir. Çok rahat da güce sahip olur İslam Birliği oluştuğunda. An meselesidir bunu yapması. Çok kolaydır.Ama bunun asla olmayacağını biliyorlar. Neden biliyor musun? Mehdi (a.s.)’nin geldiğinden yüzde yüz eminler de onun için. Mehdi (a.s.) çünkü buna asla müsaade etmez. Mehdi (a.s.) Musevilere muhabbetle bağlanacak ve onlara muhabbetle bir tavır gösterecektir. Bütün Hıristiyanları şefkatle kucaklayacaktır ve bütün Müslümanları bağrına basıp koruyup kollayacaktır. Damla kan akmayacağından yüzde yüz emin oldukları için müsaade ediyorlar. Damla kan akmayacak. Çünkü bunu Peygamber (s.a.v.) diyor. “Burunları dahi kanamaz ve bütün silahları kaldıracak Mehdi (a.s.)” diyor. Kuran’da da zaten Zülkarneyn kıssasında diyor; “demir kütleleri getirin bana” diyor. “Demir kütlesi.” “Demir çubuk” demiyor. “Demir tozu” demiyor. “Kütle”. Bunlar tanklar, obüs topu, sahra topu, havan topları. Değil mi? Her türlü askeri araç. Dünyanın yüz yıllık demir ihtiyacı var şu an dünya ordularında. Yani hiç topraktan demir çıkartılmasa, yani öyle bir faaliyet yapılmasa, yetecek durumda. Hepsini eritecektir Mehdi (a.s.). Bunu da biliyorlar. Çünkü Hızır (a.s.)’ın kontrolü altındalar ve ne diyorsa şu an dinliyorlar. Yoksa Dışişleri Bakanı çıkıp böyle bir şey söyleyemezdi. Hiçbir kimse söyleyemezdi.
SUNUCU: Önceden bilmiyorlar mıydı?
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin çıkacağını mı? Biliyorlar tabii ki.
SUNUCU: Şimdi neden bu kadar korkuyorlar? Yani önceden?
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman zaten kendi talebeleri için, Nur talebeleri için, onları Risale-i Nur’un gerçek sahibi olarak görmüyor. Söylüyor yani “gerçek sahibi Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelecek” diyor. Öyle dese “sizsiniz sahibi” derdi, söylerdi. “Gerçek sahipleri Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir” diyor. “Anladık ki biz bu hizmetimizle bu kişilere, Mehdi (a.s.) ve talebelerine zemin izhar ediyoruz” diyor. “Ben onun pişdar bir askeriyim, öncü bir talebesiyim, Mehdi (a.s.)’nin” diyor. “Yani ona zemin hazırlıyorum. Benim görevim bu” diyor. “Yok, Bediüzzaman’ın öyle demesi önemli değil” diyorlar. “Biz biliyoruz, görevi o değil” diyor. Benim görevim bu dedikten sonra bir insan, değil denir mi? Mesela diyor ki “ben seyyid değilim, Kürdüm” diyor. “Yok öyle demesine siz inanmayın. O seyyid” diyorlar. “Bu nesilde kişiler bilinmiyor, soylar bilinmiyor” diyor. “Ben de kendimi seyyid bilemiyorum” diyor. En iyi bilen odur, değil mi? Yani bir insan en iyi kendisi bilir. “Ben değilim” diyorsa inanmaları lazım. Zaten “haramdır yalan söylemek” diyor, Bediüzzaman. “Bu konuda yalan söylenmez. Ben doğru söylüyorum. Ben seyyid değilim” diyor. Yok illa “seyyiddir” diyor. Kardeşim seyyid olduğuna inanıyorsan, gidersin nüfus dairesine bakarsın. Bediüzzaman’ın Kürt olduğunu göreceksin ve iftihar ederim benim Üstadımdır. Kürt olmasından onur duyarım, şeref duyarım. Çok mübarek güzel insanlardır Kürtler ve hepsini Türk kabul ediyorum ben ayrıca. Ama şeceresine de baktığımızda Kürt olduğu görülüyor Bediüzzaman’ın. Mesela ben de kendimi bilmiyordum. Ben anneannem Oğuz Türk’ü. Dedem tarafından Kafkasyalı zannediyordum, Çerkez biliyordum kendimi. Ben araştırdığımda seyyid olduğumu anladım ve bir profesöre incelettirdim. Üniversite tezi olarak hazırladı adam. Yani tez olarak hazırladı. Yani çok kapsamlı 33 kuşağa kadar indi adam. Yani bütün belgeleri, dokümanlarıyla hazırladı. Ben o zaman anladım ki seyyidim. Ben diyorum “seyyidim” diyorum. Ortada. Peki yani bilinen bir şey olduğunu, demek ki yani bilinmesi mümkün olan bir şey bu. Böyleyse zaten o tespit edilir. Niçin ısrarla Bediüzzaman’ı yalancı çıkartmak istediler ben bunu anlamıyorum. Yani “Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Mesela “büyük Mehdi (a.s.) gelecek. Üç vazifeyi birden yapacak” diyor. “Yok öyle bir şey olmaz” diyorlar. Daha da olmazsa “Bediüzzaman’ın her şeyi doğru söyleyecek diye bir şey yokki” diyorlar. “Hata yapmış da olabilir” diyorlar. Yani o çözümlerden bir tanesi de bu. Bediüzzaman’ı devreden çıkartmak. Bir süre sonra hadisleri de devreden çıkartıyorlar zaten. “Buhari’de var” diyorsun, “Buhari’nin doğru olduğu ne malum” diyor. “Kuran’da var diyorsun”, “Kuran’da var ama şimdi ben sana tam doğrusunu anlatayım” diyor. “Kuran’ı Peygamber (s.a.v.) çok mükemmel yazmış” diyor. Yani adam en sonda sıkıştığında oraya getiriyor yani. Ne diyeyim ben bu adamlara? Yani “çok zeki insandı. Toplumun şartlarını biliyor. En büyük devrimci. O zamanın en büyük devrimcisi” diyor. “Baktı, sosyal olaylara, oturdu yazdı Kuran’ı. Bu kadar açık. Anlaşılmayacak bir yönü yok” diyor. Sıkıştı mı bu noktaya kadar gidiyor adamlar. Yani hepsini tenzih ederim de. Ama el mi yaman, bey mi yaman demişler. Bey hepsinden yaman derler. Bakalım göreceğiz. Yani bu önümüzdeki süreci bir takip etsinler inşaAllah. Yani ben emin olmadığım bir şeyi, mahcup olacağım bir şeyi hiçbir zaman için söylemem. Yani yüzde yüz emin olmadan söylemem. Onun için mesela bak Amerika’da da, Avrupa’da da bizi takip eden gençler var ama ultra modern gençler böyle. Yani hiç aklının ucundan geçmez. Yani “hiç alakası yoktur” diyorsun. Hepsi 5 vakit namazında ve müthiş dindarlar. Mesela dün de geldi. Almanya’dan geldi. Yani “Hocam, benim daha önceki hayatımı anlatsam inanamazsınız” diyor. Zaten tipinden de belli oluyor böyle. Maddi durumu da çok iyi yani Almanya’da. “Yani aklınıza gelen hemen hemen her şey diyor yani birkaç konu dışında hepsini yapıyordum” diyor. “Ama şu an tamamen vazgeçtim” diyor. “Aman” dedim ben yine -çünkü muazzam arkadaş çevresi var- “sen onları bırakma, onlara da tebliğ yap” dedim. Yani binlerce arkadaş çevresi var. Arkadaşları seviyorlar beni gördüğüm, anladığım kadarıyla. Tabii, mesela öyle şeylerde birden arkadaş çevresini bırakıyorlar. Mesela çok akılsızca bir hareket bu. Niçin öyle olsun ki? Allah diyor; “en yakınlarınızdan başlayınız”. Yani potansiyel olarak Müslüman olacak insanlar onlar. Bir de Müslüman olunca onlar zannediyorlar ki hürriyetlerini kaybedecekler, mutluluğunu kaybedecek, neşesini kaybedecek, sevincini kaybedecek. Bakın asıl hayatı yaşayacaklar. Yani mutluluğun gerçeğini görmüş olacaklar. 10 yıl sonra yani 30 bin kere belki pişman olacaklar. “Böyle olduğunu bilseydik, vargücümüzle destek olurduk” diyecekler. Yani bilmiyorlar şu an. Yani tam da tarif etsem de tam kafalarında canlandıramıyorlar. Ama olduğunda görecekler. Yani hayatın tam kendisidir İslam. Mutluluğun, sevincin, neşenin, gerçek aşkın, gerçek tutkunun, gerçek heyecanın tam yaşandığı hayat şeklidir İslam. Ve kusursuz yaşandığı sistemdir. Ama mesela bazı yerlerde görüyoruz, tam bir kabus. Sevgi yok, neşe yok, sanat yok, bilim yok, gülmek yok. Gece gündüz ağla, leş gibi kıyafetler giyin, karanlık odaların içerisinde girin, yemek yeme. Yani “dünya zaten Müslümanın cehennemi” diyor. Niye Müslümanın Cehennemi olsun ki? Kuran ayetine göre, Allah açıklamış; “dünyada sizin” diyor. Ben Kuran’a mı inanayım? Sana mı inanayım? Kuran’a inanırım ben. “Ahirette de yalnızca sizin” diyor. “Allah size zulüm yapıp da ne yapsın?” diyor Allah. Yani “Ben size zulüm yapmanın peşinde değilim, sizin mutlu ve iyi olmanızı istiyorum” diyor Allah, Kuran’da, yani mealen yaklaşık. Onlarda Hindu kafası var. Ne kadar kendisini ezip perişan ederse, ne kadar mutsuz olursa, ne kadar acı çekerse ama kendi kendisine acı çektirirse. Mesela evini berbat yapacak, yemeği berbat olacak. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.)’i de öyle görmek istiyorlar. “Açlıktan sürekli yahut sık sık karnına taş bağlardı” diyorlar. Yani acıdan kıvranıyormuş Peygamber (s.a.v.) açlıktan. Sahabeler de onu seyrediyormuş zengin sahabeler. Hz. Ömer, Osman hepsi çok zengindiler. Evleri yiyecekle dolu. Peygamber’in (s.a.v.) kıvrandığını gördükleri halde açlıktan onu seyrediyorlarmış. Bu sahabelere de hakaret. Yani ve çok akılsızca bir ifade ve çok samimiyetsiz bir ifade. Peygamber (s.a.v.)’i kim açlıktan kıvrandırtır? Yani sen mesela o dönemde olsan, Peygamberimiz (s.a.v.) öyle kıvransa, haşa, seyreder misin? Herkesin evi yiyecek dolu. Kim böyle bir şeye tahammül eder. Olacak iş mi şu? Üstünü başını öyle bir tarif ediyorlar ki yani Peygamberin (s.a.v.), halbuki çok olağanüstü yakışıklıydı Peygamberimiz (s.a.v.). Neşeli, dışa dönük, şakacı ve etrafına neşe saçan bir insandı. Cıvıl cıvıl bir hayat vardı Peygamberimizin (s.a.v.) etrafında.
SUNUCU: Halbuki onun gelişi bolluğundan olduğuna dair şeyler var belirtilen.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.), zaten ayet diyor “Allah seni fakir bulup zengin etmedi mi?” diyor. Kuran ayeti var. Peygamberimiz (s.a.v.) zengindi bir kere. Niye açlıktan kıvransın? Yani Peygamberi (s.a.v.) kendileri gibi görmek istiyorlar. Oradan olay böyle bu çizgiye geliyor ama bunların hepsi işte bu devirde kalkacak.
Gözde ne diyorsun anlattıklarıma?
SUNUCU: Bu zamana kadar İslamiyet’e tam olarak gerçek İslamiyet’in tam olarak reklam edilmediğini düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Anlatılmadığını. Evet.
SUNUCU: Doğru bir şekilde anlatılmadığını. Daha korkutucu, daha ürkütücü, insanların bu dünyanın, dünyevi şeyleri kesinlikle umursamayıp sadece öteki tarafa, Ahirete odaklanmayı öğrettiler bu zamana kadar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Güzel. Yani şimdi tabii ki Ahiret bizim. Allah rızasını tabii güdeceğiz. Allah rızasını tabii ki takip edeceğiz. “Güdeceğiz” demeyeyim. Allah affetsin. Ama dünya müminin Cenneti, Ahiret de Cennetidir. Niye Müslüman’ın Cehennemi olsun? Allah “sizin” diyor. En güzel evler Müslümanların olacak. En güzel arabalar Müslümanların olacak. En güzel yiyecekler, en güzel bahçeler, en güzel hayvanlar, en güzel mutluluk. Müslümanlar her şeyin en iyisine layıktır. En güzeline layıktır. En mükemmel şehirler, en güzel sanat anlayışı, en güzel bilim anlayışı olacaktır ve bunlar farzdır. Yani Müslüman’a en iyisini sunmak varken, kötüsünü sen nasıl sunarsın? Yani bu olacak iş mi? Yani mesela yemek veriyorsun, elinde imkan var. En iyisini sunmak varken neden kötüsünü yapasın? En güzel kıyafet varken elinde. Mesela bir yanında var. En kötüsü verilir mi Müslümana? Niye vereyim? En iyisini veririm kıyafetin. Yani en güzel söz söylenecekken niye kötü söz söyleyeyim? En güzel sözü söylerim. Dolayısıyla Allah’ın rızasının en çoğu her şeyin en güzelindedir. Suyun en güzelini sunacaksın. Meyvenin en güzelini sunacaksın. Bahçenin en güzelini sunacaksın. Sözün, konuşmanın, eğlencenin en güzeli, en hoşu. Onun içini en açacağını sunman lazım. Ama tabii eğlence hep Allah aşkıyla çok zevklidir. Sevgi hep Allah aşkıyla çok zevklidir. Allah unutulduğunda kabus başlar.
SUNUCU: Ara verelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Verelim. Ne kadar olmuş? Sizden de çıt yok. Siz de “Hocam konuşuyor diyorsunuz”, dinliyorsunuz. Tamam peki. Ara verelim.
SUNUCU: Kısa bir ilandan sonra tekrar buradayız.
SUNUCU: Hocam buyurun söz sizin.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim.
Berker Hocam, ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Nasıl uygun görürseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Serap Hanım ne anlatayım? Ne istersiniz?
SUNUCU 2: Bütün anlattıklarınız çok güzel. Benim bir sorum var.
ADNAN OKTAR: Buyurun.
SUNUCU 2: Yani bir soruyla başlamak uygun olur mu acaba?
ADNAN OKTAR: Olur tabii.
SUNUCU 2: Ben, benim merak ettiğim ve genel kitlenin merak ettiği bir soruyu soracağım ben size. Organ bağışı konusunda halkımızın tam anlamıyla düşünceleri net değil. Dinimize göre organ bağışı helal midir, haram mıdır? Çünkü çeşitli söylentiler Ahirette dirildiğimizde bağışladığımız organların eksik kalacağı yönünde. Bununla ilgili görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Çok çok mantıksız. Yani bayağı mantıksız. Organlar normal mezarda çürür, parçalanır, yok olur. Öyle bir şey de olmaz. Ahirette aynı organ diye bir konu yok. Allah diyor; “yepyeni bir yaratılışla” diyor bakın. “Yepyeni bir yaratılış”. “Yepyeni yaratılış” nedir? Yeni bir cisim. Hatta bizim molekül yapımız bile değişecek. Değil böyle etimizin kemiğimizin aynı olması. Fizik kanunları değişecek. Aynı kanunlar olmayacak. Fizik kanunları değişecek. Dolayısıyla o sözün bir anlamı yok ama şu var. Bir örnek vereyim. Benim bir kız arkadaşım vardı. Çok değerli bir kız arkadaşım. Babası rahatsızlandı. Amerika’ya götürdüler. Dediler ki; “bu kişinin beyin ölümü gerçekleşti, fişini çekelim. Ne diyorsunuz?” dediler. Bütün aile dedi ki el birliği ile “olur tamam, fişini çekelim, hatta organlarını bağışlayalım” gibisinden konuştular. Bana sordular. Ben dedim “olmaz”. Yani ne malum adamın beyninin iflas ettiği? Nitekim bir hafta sonra adam ayağa kalktı ve Türkiye’ye geldi. Bakın, “evet” deseydim, bakın “evet” deseydim, fişini çekeceklerdi adamın ve cinayet olmuş olacaktı. Bütün aile kabul etmiş. Yani biliyorlar şu an izliyorlardır zaten. Ben adamı kurtardım, Allah vesile etti. Bunun hallolması lazım. Yani kalbi duracak. Kalbin durması lazım. Beyin ölümü de gerçekleşecek. Ondan sonra vücudun istediğini, neresini istiyorsa alsınlar. Yani tamamını alabilirler ama mutlak ölümün gerçekleşmesi lazım. Yani onu teknik olarak tespit edebiliyorlarsa çünkü biraz vakit geçtikten sonra o bir şeye yaramıyor ama seri olarak tespit edip hemen alacaklarsa, tepeden tırnağa alamayacakları hiçbir yeri olmaz. Ayrıca yani bunu zaten herkesin yapması gerekir. Eğer böyle bir teknolojiye ulaşırlarsa. Yani “dursun da Ahirette lazım olur” demek, yani inanılır gibi değil. Toprakta parçalanacak olan bir bedeni, sen Ahirete nasıl götüreceksin onu. Olur mu öyle şey? İslam’a o kadar büyük oyun oynanmış ki. Yani on binlerce, milyonlarca oyun oynanmış. Yani bir tanesi, iki tanesi ile bitecek gibi değil. Bunlardan bir tanesi de bu. Onun için kale almaya gerek yok. Ama bu çok hayatidir, gerçekten ölümün net gerçekleştiğine dair kanaat oluşması lazım, o zaman. Hatta bir kanun çıkartsınlar, bize oylama da yaptırsalar. Sormaya dahi gerek yok. Bütün vatandaşlardan şey alsınlar, önden, değil mi? Muvafakatname alsınlar, konu bitsin. Yani bu, bu kadar uzayacak bir konu değil. Derhal hallolur inşaAllah.
Berker’im ben bir şey anlatayım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Çok iyi olur Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Zekeriya (a.s.) Peygamber ile ilgili bir şey var, Luka’da, İncil’de. “Eski çağlardan beri Kutsal Peygamberler’in ağzından bildirildiği gibi, kulu Davut (a.s.)’un soyundan, Davut (a.s.) soyundan,” -Mehdi (a.s.) de Davut (a.s.) soyundandır- “bizim için güçlü bir kurtarıcı çıkardı”, İncil. Bakın Mehdi (a.s.)’ye net izah, açıklama, delil. “Düşmanlarımızdan ve bizden nefret edenlerin hepsinin elinden kurtuluşumuzu sağladı.” “Bütün Müslümanları kurtaracak” diyor. Bakın net, ifadeye bakın. “Düşmanlarımızdan,” dünyadaki bütün düşmanlardan, “bizden nefret edenlerin hepsinin”, Müminleri kastediyor. Müminleri kurtarmayı kastediyor. Bak “bizden nefret edenlerin” derken, Müminlerden nefret edenlerin “hepsinin elinden kurtuluşumuzu sağladı.” Mehdi (a.s.) ile ilgili, Luka Bap 1: 69-70, bakabilirler. Yine Markos 13, Havariler ona, “ ‘nerede hazırlık yapmamızı istersin?’ diye soruyorlar Hz. İsa (a.s.)’ya. İsa Mesih (a.s.) onlara diyor ki, “bakın” dedi. Yani önce dikkat çekiyor. “Kente gittiğinizde, o büyük şehre gittiğinizde karşınıza su testisi taşıyan bir adam çıkacak.” Kova burcundan bir adam çıkacak diyor. Su testisi taşıyan adam, Kova burcu, zaten açıklıyor o sonra ve bilinir bu zaten, herkes bilir. Biliyorsunuz değil mi? Amblemi de odur. Su testisi taşıyan bir adam. “Adamı gideceği eve kadar izleyin.” Yani “onun yolu ne ise, onun yolunu takip edin. O size ne diyorsa yapın. Eğer sizi Kuran’a davet ediyorsa, Kuran’a tabi olun. Sizi hakka davet ediyorsa, hakka tabi olun.”Bakın aynısıdır. “Öğrencilerinden ikisini şu sözlerle önden gönderdi. ‘Kente gidin, orada su testisi taşıyan bir adam çıkacak karşınıza, onu izleyin.’” Bu da Markos’a 13. Yani net ve doğru olduğuna dair delil. “Eğer beni seviyorsanız” diyor İsa Mesih (a.s.), “emirlerimi gözetirsiniz”, yani “benim emrime uyun” diyor. “Ben de Allah’a yalvaracağım, Allah’a yalvaracağım ve o size başka bir Faraklit, Mehdi (a.s.) gönderecektir” diyor. Çok net bak, Yuhanna 14: 15-16. Faraklit, doğrudan Mehdi (a.s.)’yi müjdeleyen bir İncil ayeti. “Faraklit öyle bir hakikat ruhudur ki, Rab onu benim isnimle, Mesih (a.s.) ismi ile gönderecektir.” Bütün Museviler Kral Mesih olarak biliyor Mehdi (a.s.)’i, Kral Mesih. Yani bir lakabı da Kral Mesih’tir, Mehdi (a.s.)’nin. Ama İsa Mesih (a.s.) ayrıdır. Yani Meryem oğlu Mesih (a.s.) ayrıdır. Onu bekliyoruz, inşaAllah. Ben beklemiyorum tabii, geldi çünkü. Ama bekleyenler de var. “O size her şeyi öğretecek”, bak Mehdi (a.s.), “o size her şeyi öğretecek Faraklit, benim size söylediklerimi tekrar hatırlatacaktır.” Yani “Kuran ayetlerindeki Hz. İsa (a.s.) ile ilgili olan doğru sözleri size tekrar hatırlatacaktır, doğrusunu söyleyecek” diyor, Yuhanna 14: 26. “Faraklit, Mehdi (a.s.) geldiğinde, Faraklit benim için şahitlik edecektir”. “Mesih (a.s.) gelecek” diyecek. “Mesih (a.s.) geldi” diyecek. Benim şahidim olacak, beni müjdeleyecek” diyor. “Benim Allah katındaki durumumu ve yeryüzüne inişimi size anlatacak” diyor bakın. “Faraklit geldiğinde benim için şahitlik edecektir ve siz de bana şahitlik edersiniz.” “Siz de beni göreceksiniz” diyor Hz. İsa (a.s.), Yuhanna 15: 26-27. “Ben size hakkı söylüyorum” diyor Hz. İsa Mesih (a.s.). “Benim gitmem sizin için hayırlıdır, ben gideyim, bakın neden hayırlı olduğunu size söyleyeceğim” diyor. Çünkü ben gitmezsem, Faraklit, Mehdi (a.s.) size gelmez” diyor. Yani dünya önce karışması lazım, değil mi, deccaliyetin çıkması lazım, Benim göğe alınmam lazım, ben ineceğim ama Mehdi (a.s.) çıkacak ki, ben onunla beraber namaz kılayım; anlamı bu oluyor. Bizim Sahih-i Buhari’deki ve Müslim’deki anlatımlara göre. Bakın, “çünkü ben gitmezsem, Faraklit, kurtarıcı Mehdi (a.s.) size gelmez. Ama ben gidersem Allah onu size gönderir” diyor, Yuhanna 16: 7. “Faraklit, Mehdi (a.s.) geldiğinde, bütün alemi,” bakın bütün alemi, bütün dünyayı, “bir şehri, bir memleketi” demiyor bakın, “bütün alemi hataları sebebi ile kınar.” “Bütün dünyayı düzeltecek” diyor. Darwinizm’e, materyalizme batışlarını, işte neyse artık sapkın felsefeler, hepsini her konuda kınar ve “onları terbiye eder” diyor, Yuhanna 16:8. “Çünkü ben Allah’a gidiyorum. Allah beni katına çekiyor”, alacak “ve artık beni göremezsiniz” diyor. Yani “bu andan itibaren beni göremeyeceksiniz. Göğe alınacağım ben” diyor. “Ve hüküm için, çünkü bu dünyanın reisine hükmedilmiştir.” Mehdi (a.s.)’ye, Kral Mesih’e hükmedilmiştir. Yani “Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, çünkü dünyanın kralıdır Mehdi (a.s.). Geldiğinde bütün dünyaya lider olacaktır. “Kral” dediğim, anlaşılması için söylüyorum, yoksa imamdır, yani Müslümanların lideri, manevi lideri. Yani kral olup da tahta çıkıp böyle, evinden idare edecektir. “Size söyleyecek daha çok şeylerim var" diyor bakın. İncil yalnız bu açıklamalar. “Size söyleyecek daha çok şeylerim var, fakat şimdi dayanamazsınız” diyor. “Fakat o hakikat ruhu gelince,” Mehdi (a.s.) gelince, “size her hakikate yol gösterecek”, doğru yolu size gösterecek, “zira kendiliğinden söylemeyecektir. Kuran’a dayandıracak, hadise dayandıracak, fakat her ne işitirse söyleyecek.” Yani mesela bir kitaptan bir şey okursa, birinden bir şey duyarsa. ”Her ne işitirse söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir.” “Hz. İsa (a.s.)’nın inişini, Kıyamet’i, Dabbet-ül Arz’ın çıkışını, duman zuhurunu, gelecek şeyleri sizlere de bildirecektir.” Yuhanna 16/9: 13. “Mesih İsa (a.s.) şöyle dedi: ‘Artık ben sizinle çok söyleşmem’.” Yani “artık konuşmama gerek yok” diyor. “Çünkü bu alemin reisi geliyor, bu dünyanın reisi geliyor” diyor, Kral Mesih, Mehdi (a.s.). “Bende asla onun nesnesi yoktur” diyor. Allah bakın ona bunu söyletiyor. Bakın, “bende asla onun nesnesi yoktur”, Yuhanna 14:30. Yani o kadar çok sevdiği bir insandır Hz. İsa (a.s.)’nın Mehdi (a.s.) inşaAllah. Geldiğinde zaten göreceksiniz. Tevrat’ta yüzlerce ayet vardır Mehdi (a.s.)’nin gelişi ile ilgili, bir tane, iki tane değil. Museviler sabah kalktıklarında, “Yarabbi bize Kral Mesih’i gönder” diye dua ederler, her gün. Gün içindeki bütün dualarında yine dua ederler, her dualarında vardır. “Yarabbi bize Kral Mesih’i gönder” diye. İbranice dua ederler. O duaları işte kabul oldu bu yüzyılda. Ve ben mesela burada Sanhedrin Hahamları ile de görüştüm, bana sordular. Ben, “Kıyamet yakın”, yani “bu yüzyıl son” dedim. Yani bayağı ciddi olarak bir daha sordular. Yani “son mu” dediler? Anlattım. Sanhedrin biliyorsun 70 kişilik İsrail’deki en yüksek Rabbani bilginler, alimler topluluğu. Onların asıl yöneticisi, yani mahkemesinin başkanı ve yöneticileri buraya geldiler. Ve beni de çok seviyorlar, ben de onlarla görüşüyorum. Kuran’a bağlılar, Kuran’ı okuyorlar, Kuran’a karşı sevgileri büyük. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Hak Peygamber olduğunu kabul ediyorlar. Yani değişik durum, inşaAllah. Fakat bir kısmı tabii “Kral Mesih (a.s.) gelmeden”, yani Mehdi (a.s.) gelmeden “biz Süleyman Mescidi’ni kurarız” diyorlar. Haber gönderdim, “felaketiniz olur” dedim. Çünkü bu asla olmaz, ancak Mehdi (a.s.) tarafından yapılacaktır. Ve Süleyman’ın Mescidi aynı Hz. Süleyman (a.s.)’ın Mescidi, aynısının orijinaliyle yeniden yapılacaktır. Bu haber binlerce yerde birden çıktı Avrupa’da. İlk defa dediler “bir Müslüman, ilk defa bir Müslüman lider, Süleyman’ın Mescidi’nin yapılacağını söylüyor ve bizzat bu imara katılacağını söylüyor” diye. Çok büyük heyecan meydana getirdi. Çünkü bu mühim bir ahir zaman alametidir, onlara göre de. Çok önemli bir ifade bu. Oradan Evanjelikler geldi, gittiler falan. Onların çok karanlık bir planı vardı, Allah kurtardı milleti.
ALTUĞ BERKER:Sizi vesile etti Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Onlar bakın dediler ki, “bütün Müslümanlar Hz. İsa (a.s.)’nın mücadele edeceği deccal ordusudur. Allah bizi görevlendirdi, deccal ordusunu tamamen yeryüzünden yok edeceğiz” dediler. Yani “Müslümanlara karşı çok kapsamlı bir kitle imha emri var. Allah’ın bu bize emridir, vahyidir, biz bunu yapacağız” dediler. Ben bunun böyle olmadığını söyledim. “Müslümanlar, Hıristiyanlarla ittifak edecekler, İslam dünyaya hakim olacak. Hz. İsa (a.s.) da gelecek” dedim. “Deccaliyet masonluktur, ateist masonluktur” dedim. Açıkladım, izah ettim, net kanaatleri geldi. Hatta bir internet sitesi, isim verecektim fakat söylemeyeyim, kapattı adam. Yani internet sitesini kapattılar. Bu yönde politika yapan internet sitesini kapattılar. “Yok böyle bir şey” dediler, anladılar. Ama tabii bir tek benim sözümle değil de, başkalarının sözüyle de anladılar böyle bir şey olmayacağını. Ve Mesih (a.s.)’in geldiğine samimi kanaatleri var şu an. Mesela bak dün de geldi Evanjeliklerin bir önemli ismi geldi. Gene Mısır’dan da Evanjeliklerin önemli bir ismi vardı, burada misafirimdi dün, onlarla da konuştum. “Ateizme karşı ortak bir mücadele yapalım” dediler. “Önce Almanya’dan başlayalım, çeşitli ülkelerden başlayalım” dediler. Ukrayna’dan da gelecekler, yarın herhalde geliyorlar, tahmin ediyorum. Yani bir ekip olarak, kalabalık bir ekip olarak gelecekler. Yoğun olarak deccaliyete karşı, dinsizliğe karşı bakın ittifak talebi ilk defa meydana geldi. Biz teklif etmeden onlar teklif ediyorlar. Mesela bu da çok güzel bir gelişme. Ve “çapını gittikçe genişletelim, ateizme karşı” diyorlar. Bu da tam Bediüzzaman’ın söylediği sözlere uygun. Bediüzzaman diyor, “Ahir zamanda Mehdi (a.s.) Hıristiyanlarla ittifak edip, deccaliyete karşı mücadele verecek” diyor. “Ayrı ayrıyken mağlup olan İslamiyet ve Nasraniyet”, yani Hıristiyanlık “ittifak edip, birleşip, deccaliyeti dağıtacak istidadında iken, cism-i beşerisi ile semavattan bulunan Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü kati olmakla beraber” diyor, değil mi? Ve buna benzer detaylı devam ediyor. Bu ittifak, tabii ben de Mehdi (a.s.) öncüsü olduğum için, ben bizzat gözümle görüyorum şu an. Yani Hıristiyanlarla geniş deccaliyete karşı ittifakı. Ama ben onların inançlarında sadece Allah’ın birliğine inanmaları üzerinde duruyorum. “Tek Allah üstündür” diyorum. Kuran’a davet ederim ama çok nezaketli ve saygı ile yaklaşıyorum. Yani hakaretamiz, aşağılayan bir üslup şeyi yok. Çünkü Kuran’ın emri bize, Allah’ın emri o. “En güzel bir tartışma tarzının dışında tartışmayın” diyor Allah. Ve Allah’ın birliğine onlar davet ediliyor, Kuran ayeti var. Ben de bu ayete göre onları Allah’ı birliğine davet ediyorum. Yani tedirgin edecek bir üslup göstermiyorum. Dolayısı ile gönülleri çok rahat ki buraya gelen kişi, daha önceki, savaş yanlısı, Şahinler Grubu’ndandı, yani onun liderlerindendi, Evanjeliklerin. Amerika’yı Evanjelikler yönetiyor. Irak’ı yerle bir eden Evanjeliklerdir. Yine Afganistan’ı işgal eden de Evanjelikler ve Evanjeliklerin aldığı karar ile oldu bu. İran’ı işgal edeceklerdi, atom bombası kullanacaklardı, daha dün bile yazıştık. Mesela bana da dün yazı geldi. Ama yazışmaları ben gösteremem tabii. Yani Museviler ile de yazışıyorum, onlarla da yazışıyorum. İkna ettim İran konusunda, yani “atom bombası kullanmayacaklar” dedim. Obama da çıktı dedi ki, “İran’ın atom bombası kullanacağına inanmıyoruz” dedi. Ama ne kadar uğraştığımı herkes bilir. Herkesin gözü önünde uğraştım. Defalarca anlattırdım, onlara da haber gönderdim. Ahmedinejad’ın bu konuda demeç vermesini söyledim, demeç verdi ve Mehdi (a.s.)’nin çıkacağını söylesin, bak bereketinden istifade eder dedim. “Mehdi (a.s.) çıktı” dedi Ahmedinejad, bomba bir haber olarak. Hürriyet Gazetesi 8 sütuna manşet verdi “Mehdi (a.s.) geliyor” diye. Bilmiyorum o günkü gazeteyi okuyanlar oldu mu? Yani sürmanşet, birinci haber olarak verdi. Ben söylemiştim Ahmedinejad’a. Arkasından diğer dini liderler de söyledi. Geçenlerde yine söylemiş Ahmedinejad, Mehdi (a.s.) geldi diye. Yani şu ana kadar İran devleti böyle bir açıklama hiç yapmamıştı. Humeyni zamanında da yapmamışlardı, hiç yapmamışlardı. Demek ki bir bildikleri var. Yani durduk yere niye desin devlet başkanı bir insan, resmi açıklama yapıyor, “Mehdi (a.s.) geldi” diye. Benimki resmi değil, benim açıklamam, gayri resmi, ama ben “geldi” diyorum.
ALTUĞ BERKER:Atom bombasının kullanılmasının İslam dinine göre mümkün olamayacağını açıklamış, söylemiştiniz. Sonra da haber göndermiştiniz. Aynı paralelde Ahmedinejad da o açıklamayı yapmıştı Hocam inşaAllah vesilenizle.
ADNAN OKTAR: Ama “Ahir zaman uzun bir süreçtir” diyor Bediüzzaman. “Vaka-i Ahir zaman uzundur. Biz bir faslındayız” diyor. Bana 10 yıl, 10 gün gibi geliyor ama, başka insanlara çok uzun geliyor olabilir. Ama çok süratli geçtiğini göreceksiniz. Ama geçerken de her gün bir tuğlanın üst üste yığıldığını görecek insanlar. Yani çığ gibi bir gelişme görecekler. Ve Allah’ın dediğinin olduğunu görüp, Allah’ın gücünü tam anlamıyla anlamış olacaklar. Hayretler içinde kalacaklar. Onların planına göre, din doğal akışı içinde yok olacaktı, değil mi? Marks ne diyordu? “Din afyondur, kitlelerin afyonudur, doğal süreç içerisinden kendiliğinden kaybolur, din ile uğraşmanıza gerek yok” diyordu. Şimdi materyalizmin ve Darwinizm’in kitlelerine afyonu olduğu ortaya çıktı ve doğal bir süreç altında kendileri kayboldular, değil mi? Bakın, CHP çıktı dedi, “Türkiye’de sol yok oldu, kayboldu” dedi. Ağızlarına sağlık, doğru söylüyorlar.
SUNUCU: Bir soru, aslında aklıma takılmıştı, bunu sormak istedim. Bu Darwinizm ile ilgili bir sorum olacak size. Darwinizm’in dünya üzerinde yaratmış olduğu sıkıntılar ne zamandan beri idrak edilmeye başlandı? Düzelteyim, biz Türk insanı olarak, yani dünya için değil de, bizim idrak etmemizden kastım. Bizim idrak etmemizi merak ediyorum, biz ne zamandan beri idrak ettik bunu?
ADNAN OKTAR: Kısaca söyleyecek olursak, yani 10-15 yıl içerisinde fark ettiler yani. Net olarak, kitlevi olarak bizim memleketimizdeki Türk yetkili insanlar 10-15 yıl içerisinde fark ettiler. Ama yoğun olarak, daha yoğunlaşarak 2-3 yıl diyebiliriz, son 2-3 yıl. Bakın, Avrupa’da 350 milyon insan öldürüldü. 1.Dünya Harbi çıktı, 2.Dünya Harbi çıktı, İslam alemi paramparça oldu. Almanya bile, Doğu Almanya-Batı Almanya, Kuzey Kore-Güney Kore, Güney Yemen-Kuzey Yemen, yani kardeşler bile bölündüler. Her yer bölündü. Kimse çıkıp, “yahu ne oluyor, dünyanın başına niye bu geldi, niye mutluluğumuz gitti, niye neşemiz gitti, niye egoist, bencil olduk, ne oldu bize? Yani böyle içimize kapandık, komşuluk diye bir şey kalmadı, sevgi diye bir şey kalmadı, barış diye bir şey kalmadı? Terör ve anarşi ortaya hakim oldu. İslam ülkeleri hep sosyalistlerin, komünistlerin eline geçti, ne oluyor?”, demediler. Sonra dedik ki, “bakın, şeytan size bir din gösterdi, Darwinizm diye, siz buna uydunuz, ondan oldu” dedik. “Geçekten mi?” dediler. “İspat edelim” dedik. Şimdi bak, iblisin adamlarını, mesela Stalin’i, önlerine delil olarak koyduk. Dedik ki: Bakın Stalin ne diyor? ‘Darwin, benim bütün görüşümün, düşüncemin temelini oluşturuyor’ diyor. Bakın Mao, milyonlarca insanın ölümüne, katledilmesine sebep olmuş bir insan. Bir kısmını da şehit olmasına sebep olmuş bir insan. Ne demiş? “Çin komünizminin kökeni, Darwin’e ve evrim teorisine dayanır” diyor. Adam çok net konuşuyor. Yani lafı hiç uzatmıyor. Troçki’ye bakıyoruz, aynı sözü söylüyor. Lenin’e bakıyoruz, aynı sözü söylüyor. Faşist liderlere bakıyoruz, Mussolini’ye bakıyoruz, aynısı. Hitler’e bakıyoruz, aynısı. Franco’ya bakıyoruz, aynısı. Demek ki, bütün iblis takımı, tek dinden istifade etmiş, tek dine dayanmışlar. Bunu anlata anlata milletimize gösterdik. Hatta Darwin diyor ki, “Türk Milleti’ni top-yekün yok etmek gerekir çünkü bunlar ilkel bir maymun türü” diyor adam, yani kitabında. Devletin kütüphanesinde kitap. Robert Kolej’in, bak Robert Kolej’in kütüphanesinde, resmi devlet kaydında, envanterinde kayıtlı Darwin’in kitabı. Orada diyor ki, “Türkler’i kitle halinde, topunu birden yok etmek lazım” diyor. Yani öldürür müsün, yakar mısın, buharlaştırır mısın, ne yaparsanız yapın” diyor. “Elimine etmek” ne demektir biliyor musunuz? Sözlük anlamı, “yok” yani “buhar haline getirmek”, bu kadar, yok etmektir. “Bir süre sonra bunun olduğunu göreceksiniz. Yani Türk Milleti’nin tamamen yok olduğunu göreceksiniz” diyor. “Daha önce korkuyordunuz değil mi?” diyor. Bakın örnek veriyor, “daha önce çekiniyordunuz siz onlardan ama size şu an ne kadar komik geliyor değil mi, Türklerin gücü?” diyor. “Türklerden bahsedince güleceğiniz geliyor, ama şimdi evrimin öyle bir aşamasına geleceğiz ki, hepsi yok olacaklar” diyor. Ve bunu devletin okulunda, kütüphaneye adamlar koyuyor, ders kitabı olarak okunuyor bu. “Yok” derlerse, ispat ederim. Yani elimde kitap çünkü. Fotokopisi var, hepsi duruyor, envanter kayıtları da belli. Bu bir yerde mi? Yok yüzlerce yerde de, ben bir tane örnek verdim.
SUNUCU: Biz okullarda da okuduk bunu, Darwinizm’i.
ADNAN OKTAR: Okullarda, her yerde. Ortaokulda bize öğretmişlerdi. Lise, ilkokulda bile öğrenmiştik, tabii.
SUNUCU: Hatta bunu ben yadırgadığım zaman, ben yadırgandım. Ben bunun mantığını bilmiyordum, çocuktum ama bana hiç mantıklı gelmemişti.
ADNAN OKTAR: Ben de çocukken, ilkokulda, 1. Dünya Harbi’nden, 2. Dünya Harbi’nden şüphelenmiştim, çocukken. Dedim “bunda bir anormallik var”. Darwinizm hiç aklıma yatmamıştı. Yani çok büyük bir oyun oynandığını, bir gariplik olduğunu anladım. Bu kadar insan topluca cinnet geçirir mi? Yani kitle halinde birden komünist olacak, bir ülke de kitle halinde birden faşist olacak, olacak iş mi şunlar? Yani yönlendirilmeden, baskı olmadan, şiddet olmadan, hiçbir halk gidip insan öldürmez. Halklar, insanlar çok mazlumdur. Yani cinayet işleyemez, öyle bir şey yapamaz. Ama organize edilip, zor kullanıldığı için cinayetin içerisine sokulmuşlardır. Ve Avrupa’da yüz milyonlarca katil oluşturdular, gerek faşistler, gerek komünistler. Bakın, yüz milyonlarca insanı katlettiler, şehit ettiler, bir o kadar da katil oluşmuş oldu, katil ordusu oluştu. Yani katil de çok berbat bir şey. Allah vermesin yani, insanı sen öldürüyorsun, şehit ediyorsun, o ayrı bir zulüm. Bir de mazlum bir insanı katil haline getirmek ayrı bir zulümdür. Onu da manen öldürmüş oluyorsun, değil mi? Masum bir insanı, mesela 18 yaşında çocuğu askere alıyorlar, faşistler, “git adam öldür” diyor, adamı öldürüyor. Niye öldürdüğünü bilmiyor. Bütün İslam ülkelerini işgal etmişlerdi o zamanlar. Mesela Libya’yı İtalyanlar işgal ettiler, kitle katliamı yaptılar. Cezayir’i Fransızlar işgal ettiler, kitle katliamı yaptılar. Cezayir’de peçeli kızları böyle çırılçıplak soymuşlar, tankların üzerine çıkartıp, fotoğraflarını çektiriyorlarFransız askerleriyle beraber. Adamlar hakır hakır gülüyorlar. Sonra da öldürüyorlar o kızcağızları, şehit ediyorlar. Şimdi bir Fransız genci durduk yere böyle canavarlaşabilir mi? Niye yapsın? Normal üniversitede okuyan bir öğrenci bu. Alıp adamı zorla canavar hale getiriyorlar. Ondan sonra o çocuğun halini bir düşün sen. Zorla tecavüz etmiş, tanımadığı bilmediği bir insanı paramparça edip öldürmüş ki onların cesetlerinin resimleri var, yani bakılacak gibi değil. Dörde bölmüşler, üçe bölmüşler, kafasını koparmış, kollarını koparmışlar, dilini kesmiş. Yani bununla ilgili çok kapsamlı kitaplar var, Cezayir’de Fransızların yaptığı katliamlarda. Yani Darwinizm bunları akıl almaz psikopat hale getirmiş. Sanki bir böcek öldürüyor yani. Bilmiyorum yayınlamak olur mu da, bir daha ki sefere göstersek, yani içler acısı rezalet. Yani Darwinistlerin yaptığı kepazelik. Yani öyle akıl almaz resimler ki en iyisi anlatmayayım yani. İnsanların rüyasına girer. Ve binlerce insana ait böyle resimler var, fotoğraflar var Cezayir’de. Libya’da da öyle. Fas, Tunus hepsinde böyle rezalet çıkardılar. Filistin. İtalyanlar mesela mazlum insanlardır, sanatçı millettir, güzel insanlardır İtalyanlar. Gırtlağına kadar belanın içine soktular adamları. Faşistlik kim onlar kim? Sanatçı adamdır onlar yani. Müzikle uğraşır, resimle uğraşır, gariban insanlardır. Adamları o devirde profesyonel katil yapmışlardı, Darwinistler. Almanlar da kendi halinde insanlardı. Şu an mesela git Almanya’ya barışçıl, normal adamlar. Canavar kesilmişlerdi o dönemde. Yani böyle ağızlarından kan akıyordu adamların. Önüne geleni öldürme eğilimindeydiler. Bir psikopat hepsini mahvetmişti. İşte Mehdiyet bütün bu eracifi, bütün bu bozuklukları ortadan kaldıracak kişi, kişiler ve cereyanın adıdır, sistemin adıdır. Ve Allah bunu son kere insanlara gösteriyor, son kere. Bunun arkasından....
Kaç yaşındasın sen?
SUNUCU: 24 yaşındayım.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah uzun ömür versin. Mesela inşaAllah Allah ömrünü uzun eder. Ama tabii şöyle söyleyeyim, senden sonraki nesil Kıyameti görecek.
SUNUCU: Görecek mi?
ADNAN OKTAR: Yani şimdi İslam’ın hakimiyetini görecekleri için, bundan sonraki sözümün de doğru olduğunu anlayacaklar. Yani İsa’yı görecekler, o zaman o dediğimin de doğru olduğu anlaşılacak. Bir kere bakın Darwinizm ve materyalizmin 5-10 yıla kadar hiç esamesi kalmayacak, tarih olacak bakın söyleyeyim. Tarih kitaplarında okuyacaksınız. İnşaAllah. Ama bakın, Mesih’in görülmesi, Mehdi’nin çıkışı, İslam’ın dünyaya hakimiyeti zaten Kıyamet alametidir. Kuran’da Allah söylüyor. Hz. İsa Mesih (a.s.) için, “O, Hz. İsa Mesih (a.s.) Kıyamet için bir alamettir” diyor Allah. Bakın sırf onun için söylemiştir, İsa (a.s.) için. Başka hiçbir Peygamber için Kuran’da “o Kıyamet alametidir” denmemiştir. İsa (a.s.) Mesih geldi mi, artık baş göz üzerinedir Kıyamet. Çok yakındır. “Biz inanmıyoruz”, zaten “inanmıyoruz” diyenler üzerine kopacak. Yani o dönemde sen hatıra olarak o döneme yetişirsen ben sana söylüyorum, şöyle “senin neslin Kıyameti görecek, İslam gittikçe bozulacak” dersin. “Göreceksiniz. Ama sen gayret et” diyeceksin, “İslam’ın hakim olması için gayret et”. Ama bütün bunlara rağmen kader işleyecektir. Müslümanlar var gücüyle gayret edecek ama bütün emekleri belli olmayacak, görülmeyecektir. Yani gizli, mağlubane. Bediüzzaman ifadesiyle, “gizli mağlubane” mücadele devam edecek. En sonunda artık namazı imayla kılmaya başlayacaklar. Yani gözüyle namaz kılacak. Bedeniyle değil. Korkunun şiddetinden. Gözüyle, imayla. Allah’ı tek kişi anmayacak. Bakın “ ‘Allah, Allah’, diyen kalmaz” diyor hadiste. Önce bakın Allah’ın ismini haşa mesela alay kastıyla söyleyecekler, “Allah”. Ama “ ‘Allah, Allah’ diyen kalmayacak” diyor bakın. Yani zikreden kalmayacak. Tekrar, tekrar “Allah” diyen kalmayacak. Yoksa “Allah” diyen kalacak. Sürekli diyecekler Allah. Çünkü haşa alay kastıyla Allah’tan bahsedecekler. “Allah şöyle, Allah böyle”, haşa Allah affetsin. Ama bunu o devrin bütün insanları görecekler. Bu felakettir, çok büyük bir felakettir. Kuran ref ediliyor, Kuran göğe alınmış olacak. “Dünyanın aklı gidecek” diyor Bediüzzaman. Değil mi? “Dünyanın aklı hükmünde olan Kuran’ın refedilmesiyle artık dünya divane olur” diyor. “Ve izn-i İlâhîyle başını başka bir seyyareye çarpar” diyor. Ki yani o yakında görecekler. Ne olduğunu. Yani az bir zaman var. Şu kuyruklu yıldızın çıkışı, diğer olaylar, hepsi zaten bunun alametleri oldu. Bunların doğru olması diğer sözlerin de doğru olduğunu gösteriyor. Ama en net elde tutulur delil olarak Mehdi (a.s.)’nin çıkışıdır, İslam’ın dünyaya hakimiyetidir, Hz. İsa (a.s.) Mesih’in nüzulüdür. Bunlardan sonra öbür sözlerimin acabası olmayacaktır. Buna rağmen “acaba” diyen olursa ona ben bir şey diyemem. Yani söyleyecek sözüm olmaz.
SUNUCU: Ben zikir ile ilgili bir soru sormak istiyorum müsaadeniz olursa. Zikri bize geniş manada tanımlayabilir misiniz? Bir insan için ne gibi faydaları olduğunu, ruhu açısından.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor Allah. Kuran ayeti var, şeytandan Allah'a sığınırım. Bak “kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur”. Yani “Allah’ın anılması ve düşürülmesi durumunda, bununla rahat edersiniz” diyor Allah. Yani “bundan Ben sizi normal yaşatırım.” Ya düşüneceksiniz Allah’ı ya dilinizde olacak. Yani Allah’ı seveceksiniz, Allah’a şükredeceksiniz, büyüklüğünü kavrayacaksınız, her şeyin Allah’tan olduğunu anlayacaksınız ve bakın nimetlerine şükredin özellikle. Ve “büyüklüğümü kabul edin, gücümü kabul edin” diyor Allah. “Beni anlayın, Beni sevin, Beni zikredin, Beni unutmayın, Bende sizi unutmayayım” diyor. “Eğer beni unutursanız, Ben de sizi unuturum” diyor, Kuran ayeti var şeytandan Allah'a sığınırım. Tabii unutma o anlamda demiyor Allah. “Unuturum” demek, yani “mahvederim” anlamına gelir. Yani “acının içerisine sokarım sizi” diyor. Mesela 1.Dünya Harbi’nde, insanlar fakirlere yardım etmiyorlardı. Almanlar da, İtalyanlar da, İslam ülkelerinin çoğunda da öyle. Egoistlik yayılmıştı, Darwinist, materyalist düşüncenin etkisiyle. Allah devlete bütün mallarına el koydurdu. Ve bütün malları gitti. Mesela Rusya’da halka fakirlere para vermeyen kapitalistlerin bütün mallarına devlet el koydu. 100 doları bile vermeyen, 50 doları bile fakirlere vermeyen insanların hiçbir şeyi kalmadı. Ceket, pantolon sokakta gezdiler. Değil mi? Allah el koydu onlara işte. Allah ellerinden aldı. Mesela İtalyanlar da öyle, Almanlar da öyle. Avrupa da öyle. Fakirler ve zenginler arasında uçurum meydana gelmişti. Ezim ezim eziyorlardı fakirleri. Ve zengin sınıf müthiş palazlanmıştı. Halbuki Kuran’da zekat vardır, sadaka vardır, fakirleri koruyup kollama vardır ve müsavat vardır. Allah değil mi, hadiste de var “seviye üzerine dağıtacak” diyor Mehdi (a.s.). “Eşitlikle, sosyal adaletle dağıtacak malları” diyor. Dolayısıyla “mal kendi aranızda dönen bir meta olmasın” diyor Allah ayette. Kuran ayeti var. Bu olmadığı için Allah hepsinin malını ellerinden aldı. Mesela Allah için hacca gitmiyorlardı, Allah binlerce kilometre bunları yürüttü. Avrupa’nın göbeğinden, Libya’ya kadar, Trablus’a kadar aç sefil yürüttürdü Allah hepsini. Sürgünlerle yürüdüler. Oradan oraya sürgün, oradan oraya sürgün, yüzlerce kilometre yürüdüler. Allah için hac etmeyenler, o devrin acısını çektiler. Allah’ı tefekkür etmeyenlere, Allah sürekli Allah dedirttirdi. Acının şiddeti ile korkunun şiddeti ile çok yoğun olarak Allah Kendini andırdı, o dönemde. Peki bunlar olmadan, bunlar bunu yapsalardı olmaz mıydı? Yapmıyorlar. İşte insan fıtratında bu var. Genelinde böyle bir felaket olduğunda yapıyorlar ve Kuran’da hep bu uyarmaları yapar Allah, hep bu konularda uyarır. “Allah’ın felaketi gelmeden önce, Allah’ı anın” der. Ve Avrupa ondan sonra, o Darwinist felaketten sonra daha hala kendine gelemedi dikkat ederseniz. Daha hala intiharlar, uyuşturucu kullanımı, mutsuzluk, sevgi yok, kardeşlik yok, komşuluk münasebetleri yok, egoistlik müthiş yaygın, bencillik, cinayetler, çocuk cinayetleri, genç kız cinayetleri. Türkiye’de de görüyorsunuz, Türkiye’de de var bu tip olaylar. Adam kıza evlilik teklif ediyor, “kabul etmiyorum” diyor, “öyle mi? Tamam” diyor, çekiyor alnının ortasından vuruyor. “Benim cevabım da bu” diyor. “Niye yaptın?” diyorsun, “yaptım” diyor. Korkmuyor Allah’tan da onun için yapıyor işte adam. Darwinist, materyalist yetiştirirsen, yani Allah korkusu olmazsa, adam için hiç. Hapiste yatacağını da düşünmüyor, hapis de onu ilgilendirmiyor. Hatta kendini de vurmaya kalkıyor zaten, kendini de vuruyor. Öyle bir konusu da yok adamın. Yani Allah korkusu olmayınca, her şeyi yapacak konumda oluyor. Mesela o çocuklara, küçük çocuklara da tecavüz edildi falan, bir kısmı da espriye aldı olayı, yani konu kapatıldı. O çocuklar çok zengin birinin çocuğu olsaydı -herhangi bir tanesi o çocuklardan, tecavüz edilip öldürülen çocuklardan bir tanesi-, çok zengin birinin çocuğu olsaydı, ama müthiş zengin, nasıl bir reaksiyon olurdu? Ben sizin takdirinize bırakıyorum. Bakın unutuldu, gitti.
SUNUCU: Gündemden düşmezdi artık.
ADNAN OKTAR: Ne büyük vahşet ve ne büyük bir rezalettir, ne büyük bir zulümdür bu? Bak o yavrular, o tertemiz nurani varlıklar Cennet’e gittiler inşaAllah, ama bak kimsenin haberi bile yok. Adını, sanını bile kimse bilmiyor. Mezarları da belli değil, konu da belli değil, bu kadar. Buna benzer olaylar sürekli oluyor. Türkiye’de yine, Türkiye, benim milletim mazlumdur, temizdir yani. En az oran yine Türkiye’de var. Avrupa bin beter. Amerika’da dakikada bilmem ne kadar adam öldürülüyor. Ensest tecavüz, ensest ilişki oranı %30’larda, bilinen yani yansıyan %30-%25. Bakın rezaletin boyutlarına. İşte Darwinizm’in insanlara getirdiği kepazeliklerden sadece küçük bir bölüm bunlar. Bunların işte tamamının kazanılıp, ortadan kalkmasının adına “Mehdiyet” deniyor. Bununla karşılaşacağız inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Burada Hocam müsaade ederseniz, bölücü terör örgütü ile ilgili sizin söylediklerinizi anmadan geçemeyeceğim. Çünkü “bu zamanın Lenin’i benim” diyor, “insan da bir hayvan türüdür” diyor Bölücübaşı ve onun bu şeyi ile Türkiye’de tek fikri mücadeleyi yapan sizsiniz Hocam Allah’ın izniyle ve o yüzden sizi de anıyor zaten kitabının bir yerinde.
ADNAN OKTAR: O, “Osmanlı Dönemi’nde alimler” diyor Bölücübaşı, kitabında yazıyor. “Osmanlı Dönemi’nde alimler hep devlete yol göstermiştir, filozof alimler vardı, din alimleri” diyor. “Şimdi de Adnan Hoca o görevi aldı, devlete yol gösteriyor. Devlete hedef gösteriyor ve bu olaylar da oluyor” diyor. “MİT’in hep böyle adamları vardır”... Beni de MİT elemanı yaptı bir anda. Ben MİT’in binasının nerede olduğunu bilmem. Hayır benim için bir şereftir MİT mensubu olmak, olsam olurum yani. Ama hakikaten ben binasını bile bilmem. Nerede olduğunu bile bilmiyorum yani. Ankara’da olduğunu biliyorum genel merkezinin, burada da nerede olduğunu bilmiyorum ben. Demek ki, Darwinist, materyalist düşünce ile inananların fikri platformda çok güçlü bir mücadelesi var. İki taraf da birbirini tanıyor. Bak ben onu tanıyorum, o da beni tanıyor. O benim fikri mücadele vereceğimi, devlete destek olacağımı biliyor. Devlete destek olmak, ben zaten devlet benim için çok önemlidir. Devlet, ordu benim için çok hayati konulardır ve tabii ki her Müslüman Türk gibi tam anlamı ile desteklerim. Güçlü olmaları için, muzaffer olmaları için var gücümle gayret ederim. Her yönden, her yönden ve her şekilde inşaAllah, gücüm yettiği kadar ve şeref duyarım. Benim için bir onurdur. Ama onlar için tabii bambaşka bir şey olmuş oluyor onların kafasına göre. Onların mantığı başka.
ALTUĞ BERKER:Hocam bugün 3 Mayıs, Türkçülerin de bir günüdür 3 Mayıs, bilirsiniz siz de inşaAllah. Bundan, 2003 yılında 3 Mayıs’ta sizin vesilenizle, ön-ayak olmanızla vakıf olarak Kıbrıs’a çıkartmayı yapmıştık Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ve Mehteran göndermiştiniz. Osmanlı’dan sonra ilk defa orada Mehteran bulunmuştu Hocam inşaAllah. Cumhurbaşkanı bizi karşılamıştı, konuşma yapmıştı.
ADNAN OKTAR: Dedim ki, “Rauf Denktaş gelirken Mehter dursun, gelmeden önce, tam gelirken Ceddin Deden ile karşılayın Rauf Denktaş’ı, Devlet Başkanı o” dedim. Hakikaten öyle yaptılar. Tam o gelirken Ceddin Deden başladı, ama çok ihtişamlı oldu hakikaten. O şekilde geldi toplantıya.
ALTUĞ BERKER:Başbakan yardımcıları, Meclis’ten şu andaki komisyon başkanları vardı.
ADNAN OKTAR: Meclis üyeleri, evet çok vardı. Buradan bir uçak dolusu götürmüştük maşaAllah. Onlar da Allah razı olsun lütfedip şeref vermişlerdi. Çok iyi olmuştu. O zaman Kıbrıs’ı bölmek için uğraşıyorlardı. Yani gitti gidecek havası vardı. Tabii sivil destek de çok önemliydi. Biz dedik “Kıbrıs’tan çakıl taşı aldırtmayız” dedik yani ve “almaya kalkanın da dünyayı başına yıkarız, gökkubbeyi başına geçiririz” dedik. İlk faaliyetimiz olarak da bunu yapmıştık hakikaten. Böyle seçkin bürokratlardan bir uçak dolusu muhterem bir zevatı götürmüştük. Onlar da öyle Mehter Takımı ile karşılamıştık orada. Ama hakikaten Denktaş acayip rahatladı, acayip coştu o gün, ferahladı. O çok sıkışmıştı. Psikolojik, rahatsızdı yani ortamdan. Çok iyi bir toparlanma olmuştu, bayağı güzel olmuştu elhamdülillah. Ondan sonra da zaten güzel gitti.
ALTUĞ BERKER:Vesileniz ile Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Avrupa’ya da bir cevap olmuştu. Onlar zannettiler ki, halk da ikna oldu, “biz de razıyız, hani verin gitsin, işte dağılsın, zaten ekonomik yönden bize yük Kıbrıs, hani bitsin iş”. “Güneydoğu’yu da verelim” diyeceğimizi zannediyorlar. Biz de dedik ki, bakın toprak değil de, “çakıl taşı alırsanız, almaya kalkarsanız, gökkubbeyi tepenize çökertiriz” dedik. Millet olarak bizim, yani milletimiz mümkün mü böyle bir şeyi kabul etsin? Yeri-göğü birbirine katarız evvelAllah, Allah’ın izni ile öyle bir şey mümkün değil. Tahayyülü de mümkün değil. Bir de ayrıca biz zaten büyüyecek bir milletiz ve devletiz. Sabit durmak da bize yetmez. Yani sabit kalan da küçülür, durgunluk da doğru bir şey değildir. Tabii ki Türkiye’nin Allah rızası için emperyal politikası olacaktır. Dünya hakimiyeti politikası olacaktır. Ama barış için, kardeşlik için, sevgi için, aydınlık için, ilericilik için, demokrasi için, güzellik için, bilim için, sanatın en güzeli en hoşları için ve insanların en şiddetli şekilde mutlu ve sevinçli olması için olacaktır. Bütün dünya için. Hatta ateistlerin bile rahat edeceği bir ortam olacak. Çünkü onlar da insan evladı, onlar da Allah’ın bir kulu. Allah onları ateist yapmış, merdane söylüyor adam, açıkça, gizlemiyor. Münafık aşağılıktır. Söylüyor adam, “ben ateistim” diyor. Tamam, olabilir. İnsanlık hali yani. Dua ederiz, iyi olması için konuşuruz, anlatırız, ama o da bizim kardeşimizdir, bu vatanın evladıdır. Ateist olması onu insan olmaktan çıkartmaz bizim için. Çünkü potansiyel Müslüman’dır o da. Her an Müslüman olabilir, iman edebilir. Ve Müslüman’ım diyen adam da, her an imanının kaybedebilir. Yani öyle bir garanti yok inşaAllah.
Yarın hangi kanaldayız?
SUNUCU: Yarın da 22.00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Güneydoğu Olay TV ekranlarından takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Güneydoğu Olay, ne güzel. Güneydoğu’daki Kürt kardeşlerime, canlarıma da hitap edeceğim, Karadeniz’in aslanlarına da, bütün Anadolu’daki yiğitlerimize ve bütün dünyaya inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güzel Konular
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...