SUNUCU: Programımıza harunyahya.tv’den devam ediyoruz. Hayırlı akşamlar.
ADNAN OKTAR: Efendim hoş geldiniz, safa geldiniz.
SUNUCU: Çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam siz de şeref verdiniz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. O şeref bana ait inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Senin çok güzel hazırlıkların oluyor. Güzel şeylerin oluyor. Neler var yazılarında?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Sizin vesilenizle Hocam. Güzel iman hakikatleri var.
ADNAN OKTAR: Biraz görelim de şöyle kalbimiz şenlensin.
OKTAR BABUNA: Bir tane Hocam kurbağa balığı inşaAllah. Olta gibi bir düzeneği var, onu kullanıyor, bu burnunun uç kısmında. Bunu böyle yem gibi sallıyor, avını kandırmak için.
ADNAN OKTAR: Bu balık öyle mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Olta, kendisi olta kullanıyor balığın başka avlarını yakalayabilmek için.
ADNAN OKTAR: Eşkali de çok ilginç. Bayağı sevimli bir şeymiş. Uzaylı gibi, bu nedir böyle?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, kurbağa balığı deniliyor ve dünyanın yeryüzünde bilinen en hızlı hareket eden canlısı. Çok büyük bir süratle hareket ediyor, çok özel kameralarla ancak o sürati tespit edilebiliyor. Şimdi bakın avlarını kandırıyor ve müthiş bir süratle suyu da emerek onları bir anda yutabiliyor böyle bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Çok da besili hale gelmiş.Ama bayağı şeker bir şey. Bu nedir böyle uzaylı gibi bakıyor bu da?
OKTAR BABUNA: Onun avı olacak şimdi. Fakat maşaAllah böyle bir olta kullanması çok değişik tabii balığın.
ADNAN OKTAR: Evet çok komik, burnu sürekli pıtır pıtır oynuyor. Ben bunu hiç görmemiştim, ilk defa gördüm.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, bu çok hızlandırılmış, saniyede 8000 kare çekim yapabilen kameralarla ancak tespit edilebiliyor bu hızı.
ADNAN OKTAR: Yıldırım gibi yutuyor.
OKTAR BABUNA: Normalde gözükmüyor insan gözüyle; bu, çok özel teknikle ancak bu şekilde görülebiliyor.
ADNAN OKTAR: Vay obur vay. Bu nedir?
OKTAR BABUNA: Bu DNA’nın protein sentezi inşaAllah. Onu gösterelim mi? Yoksa başkaları da var.
ADNAN OKTAR: Anlat peki.
OKTAR BABUNA: DNA sentezini gösteriyor. DNA’dan protein sentezlenmesini, üzerinde çok özel enzimler görev yapıyor. Bakın burada bir enzim, kopyasını oluşturuyor. Bunun kopyasına RNA adı veriliyor, bu gerçek hızda görünen bir, gerçekte sürati bu şekilde oluyor. Gerçek hızda çekilmiş, yani temsili tabii görüntüsü ama hızı bu şekilde. Saniyede 50 tane böyle nükleik asidi, amino asidi ekleyecek şekilde bir hızları oluyor bunların genelde. Bu kopyasından da.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım, saniyede?
OKTAR BABUNA: 50 tane nükleik asidi ekleyebiliyor birbirine enzimler, tek bir enzim. Tabii çok büyük bir sürat, maşaAllah. Ve hata oranı da son derece düşük, yani yüz binde bir gibi bir hata payı oluyor böyle, onlarda onu düzelten düzenekler var, özel düzenekler. Onlar da o hatayı görüp tanıyıp, doğrusuyla değiştiriyorlar.
ADNAN OKTAR: Aslında bunu tam tarif edebilir, tam kavratabilirsek, başka hiçbir konu anlatmaya gerek yok evrim konusunda. Bu, olayı kökten bitiren bir şey; yani gerek sürati, gerek meydana gelen akıl. Yani o kadar girift ve karmaşık bir sistem var ki. O girift ve karmaşık sistemde herkes vazifesini biliyor ve vazifelerini akıl almaz bir süratle yapıyorlar. Yani mesela farz edelim burada bu sayfalar tasnif edilecek, oradan kitapların içinden ilgili konular seçilecek ve benim karşıma getirilecek, saniye hesabıyla yapıyor. Ve sırf bunları yapanlar alelade moleküller. Molekülde insan aklından daha yüksek bir akıl oluşuyor. Bu, çok şaşırtıcı. Bunun iyi anlatılması gerekiyor. Ben protein konusunu önümüzdeki günlerde hem film olarak hem anlatım olarak detaylandırmayı düşünüyorum. Çok detaylı, bölümlere ayıralım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam çok iyi olur.
ADNAN OKTAR: İştesağ elli proteinler nedir? Sol elli proteinler nedir? Sırf mesela bir gün onu anlatalım. Mesela bir proteinin meydana gelmesi için neler gerekiyor alt yapıda, sırf onu anlatalım. Hatta 30 bölüme falan ayırabiliriz. 30 güne ayırabiliriz. Çünkü proteinde konu bitiyor zaten. Tesadüfen değil, imkansız meydana gelmesi, mümkün değil. Mutlaka bir Yaratıcı olması gerekiyor. O yüzden tek noktadan vuruş her zaman en iyisidir. Dikkati dağıtmak, birçok yere dağıldığında insanın aklı zaten o kadar geniş değildir. Yani dikkatini belirli bir noktaya, belirli bir süre verebilecek kadar gücü var insanın. O gücünü proteinlere verip oradan konuyu bitirmek lazım. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu, siz de dikkat çekmiştiniz Hocam daha önce, mesela enzimin, bir proteinin gidip DNA’daki sentezlenecek protein bölgesini bulması ki, üzerine katlanıyor defalarca yumak gibi, yumak halinde böyle, kapkaranlık bir ortamda, 1 milyon ansiklopedi sayfası arasında bir sayfayı bulacak ve kapkaranlıkta o ilgili sayfayı mutlaka eliyle koymuş gibi buluyor. Bunun bilimsel olarak da izahı yok bugün, yani bilinmiyor nasıl olabildiği böyle bir şey. Dünyanın en ünlü biyoloji kitabında şöyle diyor, “bu, samanlıkta iğne aramaya benzer” diyor, ama saniyeler içerisinde yapıyor onu, iğneyi buluyor.
ADNAN OKTAR: Bak samanlıkta iğne aramak, aynısı hakikaten, tam karşılığıdır. Yani yüz milyonlarca çöp var onun içerisinde, onun içerisinde iğneyi tak buluyor. İlgili samanı buluyor.
OKTAR BABUNA: Ve kapkaranlıkta.
ADNAN OKTAR: Simsiyah karanlıkta. Bunun üzerine başka ne anlatılmasına gerek var? Bu anlatıldıktan sonra, bitti yani.
SUNUCU: Ben mezheplerle ilgili bir sorum olacaktı size, mezhepler dini kaidelerin farklı yorumlanmasına sebep oluyor. Bu durum inananlar arasında ayrışım varmış gibi bir izlenim oluşturuyor. Sebebi, mezheplerin doğru anlaşılmadığından kaynaklanıyor olabilir mi? Bu konuyu birkaç örnekle aydınlatabilir misiniz?
ADNAN OKTAR: Mezhepler zaruretten meydana geldi aslında. Asıl doğrusu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaki gibi mezhep olmadan, doğrudan Kuran’a dayalı, doğrudan sünnete dayalı Peygamberimizin (s.a.v.) yaşadığı gibi yaşamaktır, en güzeli budur. Bu, Mehdi (a.s.) döneminde olacak zaten, Peygamberin (s.a.v.) hadisi var. Mehdi (a.s.) zamanında mezhepler kalkıyor. Aynı Resulullah (s.a.v.) dönemi gibi olacaktır, sahabe dönemi gibi olacaktır. Kuran’a, sünnete dayalı tertemiz, güzel, net bir hayat olacaktır. Fakat şu an mezhepler mecburi, başka türlü bir yol yok; yani Hanefi, Hambeli, Maliki ve Şafi mezhepleri, bunlara uymak. Mezheplerde fazlalık olur, ama eksiklik olmaz. Yani o yönünden çok büyük bir güzellik. Fakat tabii mezhep olması, ayrı ayrı olması idealdir diyemeyiz. İdeal olan; Kuran’ın tam uygulandığı, sahabelerin yaşadığı dönemdir. O döneme de çok az kaldı, dolayısıyla biraz daha sabrederse kardeşlerimiz o güzel günlere, en güzel şekliyle, heyecanla, sevinçle, mutlulukla gireceğiz inşaAllah.
SUNUCU: Peki, çok teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ederim.
OKTAR BABUNA: Hocam siz ekonomik krizi söylemiştiniz, bunun zaten Allah tarafından özel olarak yaratıldığının da belli olduğunu, çünkü delilleri var, hadislerde var, siz de işaret ettiniz Kuran’daki ayetlerle. Dua etmenin gerektiğini söylüyorlarmış, göstereyim mi onunla ilgili haberleri?
ADNAN OKTAR: Göreyim.
OKTAR BABUNA: Bu Avusturya Baş Kardinali Schönborn “kriz, inançla aşılacak” diyor Hocam. “Bütün krizler gibi, ekonomik krizin de inanç ve ahlakla üstesinden gelineceğini anlatan Avusturya Baş Kardinali Schönborn, insani değerlerin ayağa kaldırılması ve yaşatılması için çağrıda bulunuyor. İnanç, ahlak ve fazilet olmadan demokrasinin olamayacağını ve devletin ancak faziletli insanların omuzlarında durabileceğini söylüyor.”
ADNAN OKTAR: Peki bu Beyefendiye şunu da rica etsek, önce şu Darwinizm konusunu bir halletseler. Vatikan’da topladılar bütün Darwinistleri, Allah’ın dünyayı evrimle yarattığını ve tesadüflere dayalı yarattığını anlattılar. Öyle bir şey zaten din olmaz, din olmayınca da bu neticeler oluyor, hem ahlaktan bahsedip, hem dinden bahsedip, hem Darwinizmden bahsetmek olmaz. Yani birinden birini tercih edecekler. Ya din ya Darwinizm. Ya “Allah yarattı” diyecekler, ya “tesadüf yarattı” diyecekler. “Tesadüf yarattı” deyince kriz olur böyle. Yani hem diyeceksin ki, “tesadüfler sonucu evrimle oldu ama siz çok güzel ahlaklı olun, din ahlakına girin” bu olmadı ki o zaman! Zaten dini kabul etmiyorsun sen. Kabul etmediğin dini adam nasıl yaşasın? Dolayısıyla kardinal efendinin ilk yapacağı şey, Kuran’ın yeterliliğini insanlara anlatmak, Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetlerini insanlara anlatmak ve Allah’ın her şeyi yarattığını insanlara anlatmak. En önemlisi bunlardır. Bunun dışında bu tarz izahlar çok sathi kalır insanlar için, etkilenmezler, samimiyet çok önemli.
OKTAR BABUNA: Bu da Yunanistan’daki dua Hocam inşaAllah. Yine “Yunanistan kilisesi Pazar vaazında ülkenin ekonomik krizden çıkması için insanların nasıl dua edeceğine dair bilgi verilmesini istedi. To Vima gazetesinin haberine göre, vaazlarda, krizden çıkılması için edilen duaların haricinde, ''inananların bu yöndeki faaliyetlerinin ne olması gerektiği'' kapsamlı şekilde ele alınacak. Haberde, Kilise Kutsal Meclisi'nin (Sen Sinod) açıklaması çerçevesinde ise Allah’a, yalnızca krizden çıkılması için değil, kurumların modernize edilmesi ve iyileştirilmesi, 'ağır yük altındakilere' karşı yaklaşımların adil ve hassas olması için siyasetçilere özellikle bu kritik dönemde güç, ilham, mücadele ruhu, sağgörü, yaratıcılık vermesi yönünde dua edildiğinin'' kaydedildiği vurgulandı. Kutsal Meclis, krizden çıkılması yolunda ümitli olduklarını dile getirdi”.
ADNAN OKTAR: Bunlar da öyle, yani teslis inancı yapıp “Hz. İsa (a.s.) Allah’tır” dersen, bu Allah’ın gücüne gider. Allah tek, Hz. İsa (a.s.) da “Allah bir” diyor. “Allah bir” dediği halde “Allah üçtür” derseniz, ekonomik kriz de olur, sıkıntı da olur, acılar da olur, elemler de olur ve inançsız kitle de gelişir ve arkasından da Darwinizmi savunursanız daha da korkunç bir durum meydana gelir. Çözüm, Allah’ın varlığını, birliğini savunmak, yaratılışı savunmak, bilimsel olarak bunları izah etmek, akılcı olarak izah etmek ve Kuran’ın hakikatlerini de kabul etmektir. Bu olmadıktan sonra bu sistem devam eder.
OKTAR BABUNA: Zaten dediğiniz gibi o yönde de haberler var. Dalga dalga yayılıyormuş Hocam kriz şu anda. Yunanistan’dan sonra diğer ülkelere de sirayet etmeye başlamış. Her yerde haberleri çıkıyor onların da.
ADNAN OKTAR:Peki, ben bunu söylediğimde dediler ki; -Türkiye’de de bazı ağa babalar çıktı- “yok, öyle bir şey yok, ekonomik kriz en fazla bir yıl sürer ve bitecek” dediler. Geçenlerde de “çok şükür bitti ekonomik kriz, artık rahatlığa kavuştu” dediler. Ben dedim ki; “7 yıl sürecek” dedim ve Kuran’dan delil gösterdim. IMF çıktı, resmi açıklama yaptı; “evet, ekonomik kriz 7 yıl sürecek” dediler. Sorsunlar IMF’e bakayım, resmi açıklaması IMF’in. “Siz bu bilgiyi nereden aldınız?” diye sorsunlar. Bilgiyi aldıkları yer benim. Başka da bir kaynak yok. 7 yıl sürecek.
OKTAR BABUNA:Zaten 5 yıl ötesini ön göremezler. Öyle bir şey yok. Bugüne kadar eşi benzeri yok. Teknik bir izahat da vermediler.
ADNAN OKTAR:Çözüm; Darwinizmin, materyalizmin dünyadan çıkmasıdır. Mehdiyete teslim olmalarıdır, Hz. İsa’nın inişini beklemeleridir. “Bu bizim için önemsiz” diyorlarsa Allah zorla hizaya getirmeyi de bilir insanları. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Zaten tam o yönde Hocam inşaAllah. “Yunanistan kurtarılsa bile Euro’nun geleceği belirsiz” diyor ve o yönde açıklamalar, yani bütün Avrupa’nın zor durumda olduğu. “Yunanistan, AB için kabus oldu”, “Krizden AB’yi sorumlu tutup bayrak yaktılar”, Avrupa bayağı zor durumda. “Komşunun sorunu çözülmeden Portekiz ve İngiltere sallanıyor”. Yunanistan’ın sorunu çözülmeden -rating kuruluşu Fitch demiş bunu- Portekiz ve İngiltere uyarısı yapınca Avrupa’ya yönelik endişeler piyasaları vurdu”. Fransa, Almanya ve İngiltere’nin üçünün de dış borçları Hocam 2,5 trilyon dolar civarındaymış. Yani battı batacak durumdalar böyle.
ADNAN OKTAR:Kuran’a dönmeden, Allah’ın varlığını aşkla kabul etmeden, şu evrim belasından yani Darwinizm belasından kurtulmadan bu beladan kurtulmaları mümkün değil. Gurur yapmasınlar, bu konuyu da uzatmasınlar yani daha da beter, perişan hale gelmeden bu konuda sözümü dinleseler çok iyi olur. Kurtuluşun benim sözlerimde olduğunu da çok güzel biliyorlar. Doğru olduğunu da biliyorlar. Anlamazdan gelmişlerdi ama bak şimdi anlar hale gelmeye başlamışlar. Ne kadar pervasızdı daha önce Evrim Teorisi’ni anlatırken kardinaller, değil mi? Evrimi açık açık savunuyorlardı. Göreyim şimdi de bir savunsunlar. Savunamazlar.
OKTAR BABUNA:Hocam, İzlanda evrim sıralamasında bir numaraydı. Evrime en çok inananların olduğu ülke, dünyadaki kamuoyu yoklamalarında İzlanda çıkmıştı. Ekonomik krizde ilk iflas eden ve batan İzlanda oldu. Ardından da bu volkan patlaması oldu. Orada oldu.
ADNAN OKTAR:Bu yine mi patlamış? Yeniden devam mı ediyormuş?
OKTAR BABUNA:Evet, dumanda bir hareketlenme olmuş tekrar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Eğer bu ısrarla devam ederse, yani bu şekilde olursa, duhan zuhurunun bu olay olduğunu anlamış oluruz. Eğer devam ederse yani, tabii bu belirli bir süre olması lazım. Bütün dünyanın dikkatini çekecek şekilde, hayatı ciddi şekilde etkileyip, insanları çok rahatsız edecek şekilde devam ederse Kuran’da kast edilen Duhan Suresi’nin bu olay olduğunu anlamış oluruz. Yani çünkü Çernobil’den çok daha güçlü bir şey olmuş olacak, etki yönünden. Bayağı da benziyor ama şu anda “evet, bu Duhan Suresi’nde belirtilen dumandır” diyemiyoruz. Ama çapı genişler ve devam ederse “Allah-u alem odur” diyeceğiz. Çünkü Mehdi (a.s.) devrinde çıkması gerekiyor bu olayların. Yani hepsi bir arada çıkıyor zaten. Bunun da çıkması gerekiyor. Ama tabii netlik çok önemli, yani dünyayı sarsan bir netlik olması lazım.
Serap Hanım sizin yine sorularınız vardır.
SUNUCU:Bir tane daha hazırlamıştım ben. Bir Müslüman borçluyken vefat etse, ailesinin de borcu ödeyecek durumu olmasa ve borç aldığı kişi hakkını helal etmez ise, vefat eden kişi aslında geri ödemek şartı isteği ve planı üzerinde olsa dahi durumu Ahirette ne olur?
ADNAN OKTAR:Eğer borcunu ödemek azmindeyse, samimi kararlılığındaysa tabii ki o masum olmuş olur. Ama o durumda olan bir insandan da borç talep etmek zaten Müslümana yakışmaz. Yani Allah “borçlarını affedin” diyor, “ödemeyecek durumda olanların borçlarını affedin” diyor, Kuran ayeti var, Allah’ın emri bu. Yani eğer zor durumdaysa, hakikaten samimi olarak varlıksızsa, gerçekten açmaza girmişse, gidip evine buzdolabını almak, çamaşır makinesini almak, oturduğu koltukları alıp götürmek; bunlar yakışmaz Müslümana. Kuran’a göre o borcun affedilmesi gerekir. Yani ona hibe edilmesi lazım, “vazgeçtim” diyecek borcundan. Bundan bereket bulur. Onun zor durumda getirdiği paradan bereket gelmez. Yani ailesini dağıtarak, çocuklarını perişan ederek, malını mülkünü satarak, sokakta kalarak getirdiği paradan ona bir fayda gelmez. Her şeyde bir hayır vardır. Ama ona bir fayda gelmez. İnşaAllah. Dolayısıyla Allah’ın o hükmünü yapmak gerekiyor, yerine getirmek gerekiyor. Ne kadar güzel; “canım kardeşim sen hakikaten ödeyemiyorsun, belli. Gerçi ben de ihtiyaç içindeyim ama sen benden çok daha zor durumdasın, ben senin çoluğunun, çocuğunun perişanlığıyla meydana gelecek bir parayı istemem. Vicdan azabı çekerim, Kuran’da Allah ‘bağışlayın’ diyor, ben de bağışladım. Allah inşaAllah bereketini gösterir, sana da bereket verir, bana da bereket verir” deyip helal etmesi lazım. Doğru olan budur.
Oktar’ım anlat. Başka sende bayağı güzel bilgiler var.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Bir tane örümcek var. Bu örümcek Hocam, 2 boyutlu değil, 3 boyutlu ağ yapıyor. Özel bir avlanma tekniği var. İpeklerini, şimdi gösterecek, verandayla yukarıda bulduğu yerler arasında geriyor bu örümcek. Oldukça da zehirli bir örümcek çeşidi zaten. Şimdi gösterecek. Yani normalde örümceklerin iki boyutlu olduğu ağlarıdır, bu üç boyutlu olarak yapıyor ve çok özel bir tekniği var onu gösterecek şimdi nasıl avladığını, burada gösteriyor şimdi yaklaşık olarak.
ADNAN OKTAR: Zehirli.
OKTAR BABUNA: Evet. Zehirli bir örümcekmiş. İpeğini alıyor, yere tutturuyor bunları. Şimdi onu gösterecek. Arkasında ipeği var, onu çeke çeke getiriyor. Yere yapıştırıyor, tutturuyor yapıştırarak, özel bir şekilde.
ADNAN OKTAR: Allah Allah.
OKTAR BABUNA: Şimdi ikinci bir ipekle de tekrar yukarı çıkıyor. Onu tutturuyor. Kendi ipeğiyle de tutunarak yukarı gidiyor. Son derece sağlam ve üzerinde yapışkan olan bir ipek bu. İpeği nasıl ürettiğini gösteriyor. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sırf şu bile Allah’ın varlığını anlaması için bir insana yeter, başka hiçbir şeye gerek yok.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Tabii bu arada sizin “Örümcek Mucizesi” isimli kitabınızı okuyabilirler Hocam, daha fazla bilgi için HarunYahya.org sitesinden.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu şekilde ağlarını yerleştiriyor. Şimdi birazdan nasıl avlandığını gösterecek Hocam inşaAllah ve ondan sonra çekilip bir kenarda beklemeye başlıyor.
ADNAN OKTAR: Yere de uhu gibi emin yani yapışacağından, hakikaten tutturdu mu da yapışıyor maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ve son derece de sağlam olarak tutturuyor. Böyle kendi kendine kopmuyorlar oradan. Bu şekilde bir düzenek kurdu, karıncalar da gelmeye başlıyor şimdi. Gece karıncalar orada dolaşmaya başlıyorlar. O da bir kenarda bekliyor. Karınca geliyor. Evet geliyor. Bir ağa değdiği anda ağ ona yapışıyor Hocam, ondan kurtarırı yok ondan sonra tekrar, buradan.
ADNAN OKTAR: O kadar yapışkan.
OKTAR BABUNA: Evet, o kadar yapışkanlı ve o karıncanın zorlamasıyla yerden kurtuluyor ve karıncayı havaya kaldırıyor yani tamamen etkisiz hale getiriyor. Havada yapışmış olarak kalıyor öyle. Yani hiçbir kurtarırı yok. Bu şekilde karıncalar yapışıyorlar, o da bir kenarda bekliyor örümcek, böyle bu şekilde avlarının oluşmasını.
ADNAN OKTAR: Onun doğal debelenmesiyle kopacağını biliyor zaten, yerden kesileceğini.
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah. O titreşimlerini de yukarıda, üzerinde bulunduğu yerden hissediyor. Onun üzerinde bulunduğu ipeğe geliyor titreşimleri, karıncaların debelenmeleri. Biraz sonra gelip avları büyük bir sakinlikle topluyor. Kendine doğru çekiyor ipeklerini. Onları alıyor paketlenmiş olarak.
ADNAN OKTAR: Onlar çırpındıkça daha da mı sarıyor?
OKTAR BABUNA: Evet, sarıyor, yapışkanlı olduğu için.
Bunu göstermiştik gerçi ama ellerindeki şeyleri alıyorlar.
ADNAN OKTAR: Hasır şapkayı tabii. MaşaAllah. Ama bunun teknik, en mükemmeli bu gibi görünüyor.
OKTAR BABUNA: Evin fırınındaki yiyeceği pişmiş olarak aldı. Bu da yiyecek sepetinden kaptı, seke seke gidiyor.
ADNAN OKTAR: Ama tehlikeli demek, çocuklar için riskli olabilir değil mi? Hayvanlar şey yapabilir. Bilmiyor, çünkü hayvan.
OKTAR BABUNA: Bu da artık gözü dönmüş iyice, oltadaki balığı avlıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Oktar Hocam devam et, anlat bir şeyler. Çok güzel şeyler anlatıyorsun.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bir deniz atı var onu göstereyim mi Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet bakalım.
OKTAR BABUNA: Çok da güzel bir canlı maşaAllah. Normalde bitki görüntüsü gibi görüntüsü var ama bir deniz atı bu. Etraftaki bitkilere son derece benzer, dolayısıyla bu şekilde bir kamuflaj imkanı da sağlıyor ona bu görüntüsü. Avlanmaktan da koruyor onu aynı zamanda. Çok minik darbelerle de hareket edebiliyor. Hareketli.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Yani etraftaki yosunlara çok benzeyen bir görüntüsü var. Dallanmış budaklanmış, sanatla yaratıldığı çok açık inşaAllah. O da gözleri. Etraftan ayırt etmesi çok zor. Böyle dalgalanan bir yosun gibi görüntüsü ama.
ADNAN OKTAR: Bu durumda diğer balıklar bunları fark edemiyorlar. Ve korunmuş oluyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet maşaAllah korunmuş oluyor.
Bu da galaksilerde, uzayda ne kadar yıldız olduğunu gösteren bir film. Biraz anlatımlı gerçi, onu söyleyeyim. Plajdaki, kumsaldaki kumlardan daha çok yıldız varmış Hocam evrende, inşaAllah. 100 milyar, 200 milyar galaksi, her birinde bir o kadar da yıldız var. Yani 200 milyar çarpı 200 milyar yıldızın olduğu bir evrende yaşıyoruz. Dünyadaki bütün plajlardaki toplam kum tanelerinden daha fazla olduğu söyleniyor yıldız sayısının evrendeki.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Her biri Güneş gibi, daha büyük hatta.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, sen şu Cübbeli vatandaşla ilgili bir kitap var, bayağı güzel burada hadisler var, izahlar var. Şimdi Bismillah, şuradan açıyım. Evet, Latif Turgut, Selamettin Mutlu; ikisini de oku.
OKTAR BABUNA: Latif Turgut, Almanya Köln’den yazmış Hocam inşaAllah. “Ey insanlar, muhakkak Allahü Teala size zalimleri, münafıkları ve onlara uyanları menetmiş ve size ümmeti Muhammedin en hayırlısı olan... Hz. Mehdi (a.s.)’yi reis kılmıştır, ona katılınız. (El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar)”. “Naim b. Hammad Hz. Ali'den (r. a. ) rivayet etmiştir: Mehdi(a.s.), Resulullah'ın bayrağı ile insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun ehl-i beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık.." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman) Rivayetlerden Hz. Mehdi (a.s.) zamanında münafıkların can havliyle Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerine saldıracağı, Mehdiyet inancına karşı tavır alacakları, kendi akıllarınca, Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhurunu engellemek için var güçleriyle gayret edecekleri Hadis-i şeriflerden anlaşılıyor. Bu dönemde Hz. Mehdi (a.s.)'ye zemin hazırlayanlara bu kadar saldırılırsa, kim bilir Hz. Mehdi (a.s.) döneminde Hz. Mehdi (a.s.)'ye nasıl bir saldırı olacak?”
Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. “Çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar” diyor, yani bugün de çıkışından ümit kesmiş insanların hatta böyle bir gayret içerisinde oldukları bir dönem yaşanıyor şu anda.
ADNAN OKTAR: Kimi “şahs-ı manevidir” diyor. Kimi “yok” diyor. Kimi “geldi-geçti” diyor, kimi “gelmeyecek” diyor, “bu devirde İslam hakim olur mu?” diyor. Komünizm hakim olur ama, masonluk hakim olur onların kafasına göre ama İslam hakim olmaz. Nasıl oluyorsa? Bunun böyle olmadığını, İslam’ın dünyaya hakim olacağını Allah onlara gösterip onları utandıracak inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Selamettin Mutlu, Isparta’dan yazmış. “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad yani birleşmeleri neticesinde, dinsizlik cereyanına (akımına) galebe edip (galip gelip) dağıtacak istidadında yani kabiliyette iken alem-i semavatta (gökler aleminde) cism-i beşerisiyle (insani cismiyle, bedeniyle) bulunan şahs-ı İsa aleyhisselam o din-i hak cereyanının (hak dinin) başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık (doğru haber aktaran -Peygamberimiz (sav)'in sıfatlarından birisi Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'in (her şeye muktedir olan Yüce Allah'ın) vaadine istinad ederek (dayanarak) haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem kadir-i külli şey (her şeye muktedir olan Yüce Allah) vadetmiş elbette yapacaktır … (Mektubat, s. 53-54)”. “’Cism-i beşerisiyle (insani cismiyle, bedeniyle) bulunan şahs-ı İsa aleyhisselam’ bu cümle ne demektir?
1. Cism-i beşerisiyle (insani cismiyle, bedeniyle) - Şahsı manevi olarak değil. Bu dünyadaki bedeniyle bulunacaktır.
2. Şahs-ı İsa aleyhisselam - Hz. İsa (a.s.)'ın şahsı yani bizzat kendisi şahsı manevisi değil.
3. O din-i hak cereyanının (hak dinin) başına geçeceğini - Hıristiyan aleminin başına Müslüman bir lider olarak geçeceğini Bediüzzaman bir çocuğun dahi anlayacağı kadar açık, sarih ve net olarak açıklamıştır. "Hz. İsa (a.s.) dünyevi bedeniyle inmeyecek, şahsı manevi olarak gelecek, Said Nursi Hazretleri de bu şekilde söylüyor" demek çok büyük ayıp, yalan, bühtan ve iftiradır. Bediüzzaman'ın tespitlerine göre Hz. İsa (a.s.)'nın nüzulüne en fazla 10-20 yıl kalmıştır. Risale-i Nur Külliyatı'nı okuyanlar bu açık gerçeği görebilirler.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Şahs-ı manevi olmadığı çok açık.
ADNAN OKTAR: Evet. Orada da hazır sorular var gibi görünüyor ama biz gene buradan devam edelim inşaAllah. Necmi Mağden, Muhammer Ahsen, ikisini de oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Muhammer Ahsen, Ankara’dan. “Bir kısım Nur talebelerinin, Said Nursi Hazretleri'nin çok açık söylediği sözleri anlayamamalarını şaşkınlıkla karşılıyorum. Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid hem hakim, hem Hz. Mehdi, hem mürşid, hem Kutb-u Azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır. (Mektubat, sf. 411, 412 ve 441). “Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahibleri, yâni Hz. Mehdi ve şakirtleri (öğrencileri), Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir. Sikke-i Tasdik-i Gaybî. (Kastamonu Lahikası, sf. 72)”. “Bediüzzaman çok açık ve aleni olarak Hz. Mehdi (a.s.)'yi "şahıs" olarak belirtmiyor mu? Bundan daha açık nasıl bir izah olabilir? Nerede geçiyor bu izahlarda "şahsı manevi" sözü? Hz. Mehdi (a. s)'nin bir şahıs olduğunu daha açık nasıl belirtmesi gerekiyordu? Bir kısım Nur talebelerinin, bu kadar açık bir konuyu anlayamamalarına ben şahsen inanamıyorum”.
ADNAN OKTAR: Evet, öbürü.
OKTAR BABUNA: Necmi Mağden, Muğla’dan. “Bir buçuk milyarlık İslam aleminde, Resulullah (s.a.v.)'ın, sadece 313 kişinin Hz. Mehdi (a.s.)'nin farkına varacağını söylemesi, çok büyük bir mucizeye işaret ediyor. Üstelik Hz. Mehdi (a.s.)'nin bütün çıkış alametleri, zuhur etti. Fırat Nehri'nin suyu kesildi, Azerbaycan, Irak, Afganistan işgal edildi. Kuyruklu yıldız çıktı. Kabe'de kan akıtıldı. Ramazan ayında 15 gün arayla art arda ay ve güneş tutulmaları yaşandı. İran-Irak savaşı yaşandı. İmam Rabbani Hazretleri'nin Resulullah'tan aktardığı çift kuyruklu yıldız zuhur etti. Doğu tarafından bir ateş görüldü. Fitneler çoğaldı, haramlar helal sayılmaya başlandı. Binalar yükseldi, zinalar arttı. 313 kişi dışında diğer Müslümanların Hz. Mehdi (a.s.)'yi niçin fark edemediğini çok detaylı araştırmak ve düşünmek lazım”.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bugünlük güzel böyle inşaAllah. Yarın devam ederiz Allah’ın izniyle. Allah ömür verirse. İnşaAllah. Hayırlısıyla.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
SUNUCU: Bu güzel sohbetimiz burada bitti, yarın tekrar görüşmek dileğiyle esenlikler diliyorum.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...