SUNUCU 1:Her akşam da olduğu gibi bu akşam da sizlerle beraberiz. Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programına öncelikle hoş geldiniz. Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, TV Kayseri, Samsun Aks ve Kanal S’den sunuyoruz bugün. Konuğum; tüm dünyaca tanınan, eserleriyle büyük yankı uyandıran, Kuran ahlakını anlatmak için hayatını bu yolda vakfetmiş kıymetli yazarımız, Hocamız Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Efendim, övgüleriniz için teşekkür ediyorum. İnşaAllah o şekilde oluruz. Siz de hoş geldiniz. Siz de efendim, siz de hoş geldiniz, şeref verdiniz.
SUNUCU 1:Hocam yine sorularımız var. Nesrin Tekinoğlu göndermiş. “Hocam, sizin konuşmalarınız vesilesiyle imanım kuvvetlendi. Allah razı olsun. Hocam, benim dinlediğim radyo programında önce müzik dinlemenin haram olduğu anlatıldı. Ardından müzik yayını yapılmaya başlandı. Biz bu konuyu nasıl değerlendirmeliyiz sizce?”
ADNAN OKTAR:Evet öyle bir durum maalesef var. Çıkıyor hakikaten alim şahıs, işte nefesli, telli bütün sazların, çalgıların, müzik aletlerinin hepsinin haram olduğunu çok kapsamlı anlatıyor. “Şimdi hicaz faslına başlayalım” diyorlar, fasıl çıkarıyorlar arkasından. Anlamıyorum yani, bir bildikleri var herhalde. Ne demek istediklerini anlamıyorum. Mesela radyo programında da öyle, müziğin haram olduğu çok detaylı anlatılıyor. Arada yine müzik devam ediyor. “Şimdi reklamları dinleyeceksiniz” diyor. Arada yine müzik de koyuyorlar, her türlü müzik aleti. Sonra yine haramlığını uzun uzun anlatıyorlar. Bir bildikleri var herhalde, ben bilmiyorum. Ama ben müzik dinliyorum yani kendim. İnşaAllah.
SUNUCU 3:İkinci sorumuz. “Hayırlı akşamlar Sayın Hocam. Son günlerde gündemde olan anayasa değişikliğini siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” Ekrem Boz göndermiş bize bu soruyu.
ADNAN OKTAR:Bakın, her iktidar iktidara gelirken normal yıpranır. Ve hakikaten insanın hoşuna gitmeyen şeyler uygulayabilirler. Bu çok normal. Ama bakın iktidarın meselesi değil bu konu. Türkiye’nin kurtuluş meselesi bu. Dev bir mafya teşkilatı olan iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin hesaplaşması var. Ya Türkiye Cumhuriyeti devam edecek; Atatürk’ün kurduğu bu sistem devam edecek, ya devlet mafyası olan; yani devletin içine gizlenmiş, sinsi yani antidevlet olan ama kendisini devlet gibi gören iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne ya memleket teslim edilecek ya kurtarılacak. İkisinden birisi. Yani birinden birinin tercih edilmesi gerekiyor şu an. Konu bu. Bu konuda hükümetin desteklenmesi lazım. Anayasa değişikliği de, eğer iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün aleyhineyse onu sıkıştıracak, onu çökertecek bir sistemse yine desteklenmesi gerekiyor. Öbür konularda “aklım yatmıyor hükümete” diyorsa, saygı duyarım, son derece normal. Benim de katılmadığım yönler var, halkımdan da olabilir. Ama bu konuda haklılar. Yani bu anlaşılmayacak gibi değil. Mesela Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’yla ilgili, üyelerin çok olması her zaman iyidir. Mesela Ağır Ceza Mahkemesi’nde üyeler çoktur. Bu, çok isabetli bir harekettir. Yani tek bir hakimin karar vermesi ayrıdır, 3 hakimin karar vermesi ayrıdır. Keşke olsa da 7 hakim karar verse, çok daha sıhhatli olur. Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu çok kilit bir yer. Hakimleri, savcıları atıyor. Yani çok az sayıda üyesi olması olur mu? Tabii ki çok geniş bir heyet olması lazım ki önerilen sayı bile az. Önerilen sayı bile az, yani en az onun 2 misli olması lazım. Hatta 2-3 misli olması lazım. Yani geniş bir heyetin buna karar vermesi gerekiyor. Dolayısıyla bunda şaşılacak, hayret edilecek bir şey yok. Ve desteklenmesi gerekir. Bu, hukukun güçlenmesi açısından, siyasetin sağlam zemine oturması açısından gerekir. Ama özellikle iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün köşeye sıkıştırılması açısından da son derece hayati ve önemli. Haklıya haklı demek lazım, doğruya doğru demek lazım. Onun için yani boş demagojiyle, boş sözlerle muhalefet etmek için muhalefet olmaz. Doğru olanı da hakkını verecekler inşaAllah. Diyorum, tabii ben görüşüm olarak.
SUNUCU 1:Hocam mesela biz deney yaparken bile 1 kere değil 10 kez ölçüm yapıyoruz, mesela yanlışı en aza indirmek için.
ADNAN OKTAR:Tabii ki, mesela hasta oluyor, kanser hastası. Doktorlar toplanıyor, konsültasyon yapılıyor. Tek bir doktor karar vermiyor, heyet halinde karar veriyorlar; bu, sağlam oluyor. Vicdanı da rahatlatıyor. Mesela kilit bir mahkemeye, kilit bir hakim tayini var. Buna 6-7 kişi karar verebilir mi? Veriyor. İşte Anayasa değişikliğindeki şey budur, yani sayının artması. Tamam, şu ana kadar böyle olmuş, bu kabul hukuka uygundu şu ana kadar. Ama değişmesinde fayda var. Yani sayının çok olmasında fayda var.
SUNUCU 3:Emel Doğan göndermiş bu soruyu. “Hocam, her röportajınızı heyecanla seyrediyorum. Benim sorum, misvak hakkındaki görüşleriniz nedir? Saygılar” demiş.
ADNAN OKTAR:Misvak mis gibi kokar. Arak ağacının dalından kesilir. İçi süngerimsidir, böyle ince ince, çok ince liflerden oluşuyor. Parmak kalınlığında ama içi böyle sarımsıdır. Çok hoş, kendisine has böyle keskin kokusu vardır. Böyle iç açıcı, rahatlatıcı bir kokusu vardır. Onun uç kısmı suya batırılır, yumuşatılır, hafif ezilir. Sonra o lif lif ayrılır böyle, adeta diş fırçasının fırçası gibi olur. O tarzı alır. Hoştur, dişe sürülmesi, ağza da temizlik için kullanılması güzel olur. Ama bu şöyle olması lazım; birincisi bunu cebinde taşıyan kişiler var, sık sık çıkarıp ağzına sokuyor, sonra geri cebine sokuyor. Yine ağzına sokuyor, yine cebine koyuyor. Bu, kirli bir işlem. Yani bunu detaylandırmayayım ben, görünüşü de kirli, hali de kirli ve mikroba çok açık. Hijyenik değil tabii, orada her türlü bakteri ve mikrop ürer. Onun kullanıldıktan sonra çok güzel yıkanması lazım. Diş fırçası nasıl yıkanıyor, çok temiz yıkanması lazım. Yıkandıktan sonra da asılması gerekiyor. Yani herkesin kullanabileceği bir şey değildir o. Özenli olması lazım. Yani rahatça kuruyacağı bir yerde onun asılması lazım. O şartla, o şekilde kullanılır. Ama diş temizliği için; mesela biz diş doktoruna gidiyoruz, diş taşlarını temizletiyoruz. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında var mıydı bu tip bir çalışma? Olmayabilir. Bu bir nimet, biz bunu kullanırız. Diş macunu, çok güzel mesela antiseptik bir madde, flor taşıyor içinde, dişlere bayağı faydalı oluyor, ömrünü uzatıyor Allah’ın dilemesiyle. Onu da kullanırız, bayağı güzel. Yani sünnette olmaması onu kullanmamamızı gerektirmez. Peygamberimiz (s.a.v.) olsa belki kat kat tavsiye edecekti. Yani güzelliği, ileriye giden her türlü gelişmeyi Peygamberimiz (s.a.v.) kabul etmiştir. O devrin en ileri teknolojisi, en iyi tekniği oydu, misvaktı. Misvak olmasa belki başka ağacın dalı kullanılacak. Ama en uygunu misvak olduğu için misvak kullanılmıştır. Dolayısıyla orada amaç, dişin tertemiz, pırıl pırıl, bembeyaz olmasıdır. Onu nasıl sağlarsa sağlar kişi. Ama misvak da olursa, onun güzel kokusundan istifade eder. Hakikaten hoş bir şey. Böyle dimağı açan, rahatlatan güzel bir şey. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.) de kullandığı için o günleri hatırlamış oluruz, o günlerin heyecanını duyarız, o sünnetini yaşamanın heyecanını duyarız. Ama diş fırçasını da kullanırız, diş macunu da kullanırız, misvak da kullanırız. Onu kullanmış olmak, onu kullandırmamayı gerektirmez. Veyahut diş macunu, fırçası kullanıyorsa misvakı hiç kullanmayacağız diye bir şey yok. Hoşumuza gider, o günleri anmak, sünneti ihya için yaparız, kullanırız. Ama insanları o tiksindiren uygulamalardan şiddetle kaçınmak lazım. Müslüman nezih, temiz, arı ve duru olacak. İtici hiçbir şey yapmaması lazım. Tertemiz, görünümü tertemiz, üslubu tertemiz, ağzı tertemiz, gözleri, eli, ayağı her yeri tertemiz olması lazım. Üslubunun çok temiz olması lazım. Bunun için de akıl, irade ve emek gerekir. Yoksa insan acizdir. Bir anda kirlenir. Çok kısa sürede kirlenir insan. Allah özel olarak öyle yaratmıştır. Mesela sabah kalktığında bir insan çok bakım yapması gerekiyor; elini yüzünü yıkıyor, banyo yapıyor ondan sonra kendine geliyor. Ondan sonra daha hoş bir görünüm elde ediyor. Nadir insan, yataktan kalktığında düzgün olur. Çoğu dağılmış olarak kalkar, değil mi? Bilinir bu. İnsanın aczidir bu. Ama akıl, irade kullanılırsa insan güzel olur, hoş olur.
SUNUCU 3:“Sayın Hocam; Sünni, Şii, Alevi, Vahabi düşmanlığını aşılayan ilmi eserleri okumak, dağıtmak, teşvik etmek uygun mudur?” Kayseri’den Raşit göndermiş.
ADNAN OKTAR:Ben olsam yapmam. Zaten bir avuç Müslüman var dünyada. Yani bir insan, mesela Vahabi bir ailede doğuyor bir çocuk. Vahabi oluyor. Namazını kılıyor, beş vakit. Orucunu tutuyor, zekatını veriyor, Hacca gidiyor, helallere, haramlara dikkat ediyor. Nedir bunun suçu? Ve neden bunun öldürülmesi gerekiyor? Neden Mehdi (a.s.)’ın bunları doğraması gerekiyor? Ve böyle abuk subuk inançları yayanlara karşı tabii ki tedbir alınması gerekir. Yani ben mesela; imkanım olsa öyle bir kitabı dağıtmam. Okumaz mıyım? Okurum, geldiğinde okurum. Anormalliğini anlamak için okurum yani belki; kitap yakma, kitap işte imha etme taraftarı değilim. Yani oradaki çılgınlığı ve anormalliği tespit için tabii ki okurum. Marx’ın Kapital’ini de okuyorum, onu da okurum. Darwin’in kitaplarını da okuyorum. Ama yani bilmeyen insana dağıtılması, yani orta kültürde, cahil olan insana verilmesi tabii ki riskli olur. Çünkü bölünmeye, nefrete, insanların birbirleriyle mücadelesine ve kavgaya neden olur. Bu da çok kötü bir şey. Bir avuç Müslüman birbirini sevecek, şefkatli olacak, birbirini koruyup kollayacaklar, candan davranacaklar. Mazlum mesela Şii bir çocuk, ne suçu var bu çocuğun? Niçin kesilmesi gerekiyor bunun? Veyahut Aleviler, Allah’ın aslanı onlar tertemiz insanlar; niçin kesilmeleri, doğranmaları gerekiyor? Aynı şekilde Sünni düşmanlığı da çok kötü tabii, bir kısım Şiiler de Sünni düşmanlığı da yapabiliyorlar. Bunlar Mehdi (a.s.) öncesindeki felaketlerdir ve acılardır. Mehdi (a.s.) işte bu felaketlere son verecek. Yani inanılır gibi değil, aynı Allah’a, aynı Kitap’a inanıyorlar, aynı Peygambere inanıyorlar. Aynı kıbleye dönüyorlar, beş vakit namaz kılıyor, her şeyleri aynı. Birbirlerinin camilerini bombalıyorlar. Mesela 150 kişi, 200 kişi bir anda yok oluyor. Bu, şeytanın bir oyunu. Bu oyuna gelmemek lazım. Allah için birbirlerini seven, koruyup-kollayan, candan kişiler olmaları gerekiyor. Bu yöndeki eserlerin çoğalıp yayılması önemli. Öbür türlü eserler tehlikeli olur. Ama kültürlü, bilgili bir insan için olmaz. Dağıtsın, getirsin, bedava kitap okunur. Mesela adam İncil dağıtıyor, panik oluyor. Gelsin okuruz İncil, zaten İncil’i bizim bilmemiz gerekir. Kuran’da İncil’den bahsediliyor. Niye panik oluyorsun? Tevrat’tan da bahsediyor Allah. Biz yanlış olan kısımlarını uygulamayız. Ama cahile vermek riskli olur. Hiç kitap okumamış hayatında, Kuran’ı bilmiyor, hadisi bilmiyor, hiçbir şey bilmiyor. “Al sana İncil” dersen “Allah üç” yazıyor orada. “Üçtür Allah” diyor. Adam inanabilir, Allah esirgesin. O yüzden riskli olur, yoksa kitaptan bir mahsur çıkmaz.
SUNUCU 3:Teşekkür ederiz Hocam. Diğer soruya geçiyorum. “Şeytandan Allah’a sığınırım. ‘İblis dedi ki: Ya Rabbi beni azdırmana karşılık yemin ederim ki ben de dünyada onlara günahları süsleyeceğim ve Senin ihlasa erdirdiğin kulların müstesna. Onların hepsini azdıracağım’. Selamünaleyküm Hocam. Bazı Darwinist Hocalar veya Cübbeli veya bazı Nur talebeleri şeytan tarafından kandırıldığını anlamıyorlar mı? Selamlarla yiğitlerin yiğidi Seyit Battal Gazi Hocam, ellerinizden öperim.”
ADNAN OKTAR:Aman Allahım, aman Allahım. Ne sevimliymiş o. Kim o?
SUNUCU 3:“Her gün Allah’a Türk-İslam Birliği için dua ediyorum”, Kadir Ünlü, Almanya’dan.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Kadir beni bir hayli çok seviyor gördüğüm kadarıyla. Aslında Kadir kardeşimiz, o kadar endişe etmesin, çok rahat olsun. Nur talebeleri de zamanı gelince gerçekleri göreceklerdir, diğer kardeşlerimiz de gerçekleri göreceklerdir. Darwinistler de gerçekleri görmeye başladılar. Onların kaderi öyle. Nur talebesi derken, hepsi değildir yani bir kısmı katıdır. Yoksa bir kısmı çok elastiki, rahat düşünen, makul düşünen insanlardır ki genellikle çok ılımlı bir kitleyi oluşturur Nur talebeleri. Çok makul, devlete karşı saygılı, anarşiye teröre karşı kesin tavır alan sevecen insanlardır. Yani olgun böyle dem almış insanlardır. Zaten özelliği odur. Risale-i Nur Külliyatı’nı okuyan insanlarda öyle bir kişilik gelişir genellikle. Kuran’a tabi olup, tefsir olarak da Risale-i Nur Külliyatı okuyanlarda daha değişik bir olgunluk, hoşluk olur karakter kişilik olarak. Dolayısıyla o kadar endişe edeceği bir şey yok. Ama tabii gayret etmek lazım. Çünkü Allah’ın kanunu değişmez, Allah vaadinden caymaz. Olacaklar mutlaka olacak, değil mi? Mesela ne dedi Peygamberimiz (s.a.v.)? “Ay ve Güneş tutulmaları olacak” dedi, oldu. “Irak işgal edilecek” dedi, oldu. “Afganistan işgal edilecek” dedi, oldu. “Lulin Kuyruklu Yıldızı çıkacak” diyor, bilim adamları yeni gördüler, bilmiyorlar. Daha önce ne zaman çıktığını da bilmiyorlar. “Nereden çıktı bu?” diye şaşırdılar. “İki uçlu” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), bak bilim adamlarının ne zaman çıkacağını bilmediği yıldızı, Peygamberimiz (s.a.v.) ne zaman çıkacağını ve bütün teknik özellikleri ile belirtiyor. İki uçlu olması, çok parlak olması, diğer kuyruklu yıldızların ters istikamete gitmesi gibi detaylar veriyor. Ayrıca onun dışında da diyor ki, “onun çıkışından önce yağmurlar kesilecek” diyor, “çıkışından sonra yağmurlar çoğalacak” diyor. Şimdi bu muazzam bir detay değil mi? Aynısıyla biliyor Peygamber (s.a.v.). Bunlar nasıl oluyorsa, bunu kimse durdurabildi mi Darwinistler? Materyalistler durdurabildi mi? Nur talebelerinde de yanlış düşünenler durdurabildiler mi? Durduramadılar. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı durdurabiliyor mu? Durdurulamıyor. İlerlemesi durdurabiliyor mu? Durdurulamıyor. O zaman endişe edilecek bir şey yok. Yani hiçbir şeyden biz endişe etmeyiz. Kader eze eze ilerler. Söke söke ilerler. Yani fani olan hiçbir varlık durduramaz kaderi. Mümkün değil.
SUNUCU 2:Eskişehir’den Uğur Karagöz yollamış. “Selamün aleyküm Hocam, ellerinizden öperim”.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 2:“Şu ayetleri bizim için açıklar mısınız? Casiye Suresi: ‘Sizin yaratılışınızda ve çeşitli canlılardan yeryüzüne yaymasında kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır.’ Hocam burada ‘sizin yaratılışınızda’yı ayırıp ayriyeten çeşitli canlıları yeryüzünde yaydığını söylemesi Rabbimizin evrimle yaratmadığının apaçık bir delili değil midir? Diğer sure, Vakıa Suresi: ‘Andolsun, ilk yaratmayı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?’ Bu ayetten şu anda yaratılışın yüzde 100 kanıtlandığı zamanımızda en çok uyan ayetlerden biri gibi görünüyor. Hocam siz ne düşünüyorsunuz?”
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyor kardeşimiz. Kuran’da çok açık zaten, Allah “yaratılışta en güzel surette yarattım” diyor. “Allah ‘Ol’ der, olur” diyor. Değil mi? Hz. Adem’in yaratılışında da Allah diyor, balçıktan insan biçiminde bir şey oluşturulduğunu, bir heykel oluşturulduğunu ve pişmiş balçık gibi yani porselen gibi bir heykel oluşturduğunu ve bunun Allah tarafından birden insana döndürüldüğü şeklinde Allah anlatıyor. Allah’ın ne porselene ihtiyacı var, ne kile ihtiyacı var. Sadece bir hoşluk olsun, değişiklik olsun. Ben daha önce de söyledim, mesela siz ben içeri girdiğimde birden karşılaştım sizinle. Kilden yaratılmadınız siz, heykelden de yaratılmadınız. Aniden yarattı Allah. Ben de birdenbire geldim içeri, beni de gördünüz, birden yaratıldım. Yaratılma böyledir, birden yaratılır. Yani aynı bu modeldir, başka bir şey yoktur. Ama mesela diyor ki Hz. İsa (a.s.)’ya Allah, “çamurdan kuş biçiminde bir şey yap” diyor. Şimdi, kuş biçiminde bir şey uçuracak olan Allah, çamura ihtiyacı olur mu? O makul, hoşuna gitsin, değişiklik olsun, dünyaya bir renk olsun diye. Yoksa der, avucuna üfür der Allah, uçar kuş havaya. O kadar. Gayet kolay olur. Çünkü biz mesela yolda giderken birdenbire bir kuşla karşılaşıyoruz. Yani çamur mu oluyor orada? Çamurdan bir şey yok. Birdenbire Allah yaratıyor. Birden de yok oluyor. Bunun gibidir. Aslında bunu insanlar her gün yaşıyor. Fakat orada apayrı bir şey var zannediyorlar. Yani yaratılış her gün olur. Mesela Allah şehir yaratıyor bir anda. Mesela denizin üzerinde gemi yaratıyor bir anda. Fakat o tersanede yapıldığını zannettikleri için akıllarına çok makul geliyor. Halbuki onu Allah beyninin içinde yaratıyor onu. Mesela bak, şimdi sen beni seyrediyorsun, sistemi ben sana anlatayım. Bana ışık çarpıyor, ışık ışınları benden yansıyor, sana geliyor. Gözüne geliyor değil mi? Ters çeviriyor, retinaya geliyor görüntü. Orada kimyasal enerjiye dönüşüyor, beynine bir sinirle gidiyor. Doğru mu bu noktaya kadar? Ve görme merkezine geliyor. O da idrake gönderiyor ve benim beyninde görüyorsun. Buraya kadar bir yanlışlık var mı?O zaman parmağındaki yüzüğü ve kolunu da aynı yerde görüyorsun. Doğru mu bu? O zaman seninle ben aynı yerdeyiz şu an, beyninin içinde. Aynı yerdeyiz. Peki, beni yaratan güç, burada bu fincanı da yaratıyor. Bunu da beyninin içinde görüyorsun, değil mi?
SUNUCU 2:Evet.
ADNAN OKTAR:Ama şimdi biz fincanı düşünüyoruz, diyoruz ki -bu gerçi biraz havalı olacak ama- İtalya’da yapılmış, gelmiş. Öyle inanıyoruz. Ama bak, senin asıl muhatap olduğun fincan, beyninin içinde yaratılıyor. Yani beyninin içinde İtalyan sanatçılar var mı senin?
SUNUCU 2:Yok.
ADNAN OKTAR:Yok değil mi? Birdenbire.
SUNUCU 2:Çalışanları görmedim.
ADNAN OKTAR:Kimse yok, beyninde direkt yaratılıyor. Demek ki Allah’ın herhangi bir vasıtaya ihtiyacı yok. Çünkü dışarıda bu bardak var tamam, ama sen bununla muhatap olmuyorsun. Senin muhatap olduğun bardak, görüntü olan bardak. Doğru mu? Asıl bardakla muhatap olmuyorsun ve benim aslım ile de muhatap olmuyorsun. Benim görüntüm ile muhatap oluyorsun, beynindeki. Ben buradayım. Ama benimle muhatap olamazsın sen. Mutlaka beynindeki görüntüyle muhatap olursun.
SUNUCU 3:Çok doğru söylüyorsunuz Hocam. Katılıyorum size.
SUNUCU 1: Bir de demiştiniz ya Hocam, burada sizi görüyoruz ama göz kapağınızı biraz oynattığınızda değiştiriyorsunuz diye.
ADNAN OKTAR:Evet onu anlamak için bu da mümkün. Mesela bana bakıyorsun şu an. Gözünü şöyle yandan hafif bastırsan, bütün bu sistem gider-gelir, böyle hareketlenir. Eğer ben sabitsem öyle bir şey olmaması lazım. Mesela bir Ay’a baktığında, akşam, gözünü hafif kenardan basarsan, Ay şöyle şöyle gider-gelir, iki tarafa doğru oynar. Madem Ay orada şeyse, öyle bir oynama olmaması lazım. Demek ki beynin içindeki görüntüye sen “Ay” diyorsun. Dışarıda bir Ay var, ama sen onunla muhatap olmuyorsun. Beynin içindeki görüntüye “Ay” diyorsun. Muhatap olduğun da o olmuş oluyor. Dolayısıyla dış dünya dediğimiz şeyin tamamı beynimizde gördüğümüz görüntülerdir. Bunları da meydana getiren Allah’tır. Bu, kendi kendine olmaz. Biraz düşünülürse bu çok açık anlaşılır. Karışık bir şey yok. Evet, devam edelim.
SUNUCU 1: Devam ediyorum. Mustafa Altınok sormuş. “Esselamu aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu.
SUNUCU 1: “Hayırlı geceler inşaAllah. Sizin vesileniz ile Kuran-ı Kerim’i ve Ahir zamanı çok daha iyi anlıyoruz. Allah razı olsun inşaAllah. Meryem Suresi, 97. ayet dikkatimi çekti. Şeytandan Allah’a sığınırım: ‘Biz bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için.’ (Meryem Suresi, 97) Bu ayet Ahir zamana bakan yönü ile; Meryem Suresi 19. sure, bu ayetin numarası 97; 1997 yılında Mehdiyetin geliştiği bir döneme işaret ediyor olabilir mi?”
ADNAN OKTAR: Ne sevimli bizim takipçiler, maşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için.” 19. sure, “bu ayetin numarası 97. 1997 Mehdiyetin geliştiği bir döneme işaret ediyor olabilir mi?” Mükemmel bir yorum. Tabii, olur. Çünkü; “bunu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık”, mesela Türkçe’de de biz kolaylaştırmış oluyoruz, anlatırken, değil mi? Mehdi (a.s.)’ye bakan yönü de o olmuş oluyor. “Takva sahiplerine müjde vermen,” güzel ahlaklı insanlara İslam’ın dünyaya hakim olacağı, Mehdi (a.s.)’nin çıkacağı, Hz. İsa (a.s.)’nın ineceği, Cennet ile müjdeliyoruz inşaAllah. “Ve direnen bir kavmi” mesela Darwinistleri, materyalistleri, Marksistleri, “uyarıp-korkutman için.” Tam, bayağı mutabık. Böyle kardeşlerimizin gönderdiği bilgilerle muazzam bir bilgi hazinemiz oluyor. MaşaAllah güzel araştırmalar yapıyorlar.
SUNUCU 2: “Selamün aleyküm değerli Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 2: “Şeytandan Allah’a sığınırım. ‘Eğer yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye uymazlar ve onlar sadece yalan uydururlar.’ Enam Suresi, 116 ayetini değerlendirir misiniz?” Trabzon’dan İsmail Yılmaz.
ADNAN OKTAR: Karadeniz’in aslanı demek ki İsmail. “Eğer yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar.” Hakikaten şu an dünyada Darwinistler hakim yani çoğunlukla öyleydi ve saptırıyorlardı insanları, daha yeni bu yıkıldı bu sistem ki, halka yansıması yeni başladı, geniş çapta. Ama tabii Türkiye’de, Avrupa’daki gücü çok şiddetli şu an. Ama verilen emekle oluyor bu. “Onlar zandan başka bir şeye uymazlar”, Darwinizm zaten zanna dayalı. “Ya fosillerden bir şey olduysa,” “ya proteinler tesadüfen meydana geldiyse,” “ya proteinler tesadüfen hücre meydana getirdiyse.” Hep bunlara dayalı değil mi? “Ya hücre birden, tesadüfen kol bacak çıktıysa,” “tesadüfen ya göz çıktıysa, göz tesadüfen görmeye karar verdiyse,” “dil tesadüfen tatmaya karar verdiyse,” “ya bir kulak çıktıysa, kulak ya tesadüfen duymaya karar verdiyse.” Hep zan, hep zan, hep zan. Darwinizmin sistemi budur. Allah ne diyor; “onlar zandan başka bir şeye uymazlar ve onlar sadece yalan uydururlar” diyor bakın. Zaten Darwinizm baştan sona kadar yalana dayalı.
SUNUCU 3: Zaten ispat edemediler.
ADNAN OKTAR:İspat değil, tamamı yalan. Yalan olduğunu ispat ediyoruz, gıkları çıkmıyor. Mesela diyorum bak; ara fosil varsa getirin, getirin masanın üzerine koyun diyorum. Az buz para da değil bakın, 10 trilyon para vereceğim diyorum. Gık diye ufacık bir ses çıkartın. Çıt yok. Aramaya çalışıyoruz dersiniz, o da olur. Bakın artık, söyleye söyleye söyleyecek söz kalmamış gibi oldu ama devam edeceğiz biz. Fotoğrafına da razıyım dedim. Artık ne diyeyim? Ara fosil getiren bir kişi dedim, ara fosil yani, Darwinistlerin iddiasını ispat mahiyetinde olan, dolaylı yoldan ispat mahiyetinde olan herhangi bir ara fosilin bir tane fotoğrafını getirene, bütün Türkiye’nin önünde, Avrupalılar da dinliyor şu an, Amerika’dan da dinliyorlar bizi, söz veriyorum, bütün milletin önünde söz veriyorum, 10 trilyon vereceğim. Bir tane fosil, fotoğraf bakın, fosilden vazgeçtim gerçeğinden. Onu da getiremiyorlarsa, internetten göndersinler, onu da kabul ediyorum artık. Bak bunu da yapamıyorlar. Hocam bak şudur deyin, adresini versin, “selamün aleyküm, bak resim budur” desin. Yok öyle bir şey çünkü. Beni kandıramayacaklarını bildikleri için yapamıyor kimse. Cesaret edemiyor. Öyle bir olay yok. Bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi imkanı yok, imkansız. Mümkün değil, sıfır ihtimal. Diyorlar ki; 950 sıfırda bir, “bir rakamının yanına 950 tane sıfır koyarız, onda bir ihtimaldir” diyor, “protein olabilir” diyor bilim adamları. Öyle bir şey de yok. Zaten o pratikte sıfır anlamına geliyor. 950 sıfırlı sayı, ne demek bu? İnşaAllah. Her yönden çökmüş durumda. Ama itiraz etmeyen bir zemin olduğunda, böyle avami bir ortamda konuyu geliştirebiliyorlar. İnsanları güya kandırabiliyorlar yahut inandırmaya çalışıyorlar veyahut inandırdıklarını zannediyorlar. Fakat bundan sonra bu mümkün değil.
SUNUCU 3: Onların bu çöküşünü neye bağlıyorsunuz sayın Hocam?
ADNAN OKTAR:Onların bu çöküşünü neye bağlıyoruz? Çünkü Allah’ın varlığından emin. Dünyada, bakın Tevrat’ta da vardır, “on kişi bile olmuş olsa, küfür dünyaya hakim olmaz.” On kişi. Allah’a inananların çokluğuyla ilgili. Gerçekten yani samimi inananların sayısının çokluğundan kaynaklanıyor. Eskiden imanı zayıftı insanların, mesela din adamları da kabul ediyorlardı Darwinizmi. Adam diyor ki; İbn-i Miskeveyh “zaten önce biz bulduk” diyor, seviniyor. “İftihar edelim” diyor. “Çok çok önce bulduk Darwin’den biz. Türk Milleti olarak bununla övünç duymalıyız.” Yani bu duruma gelmişler artık. O zaman ne diyeceksin adama?
MaşaAllah, Tufan kardeş. “Yusuf yüzlü, sadık sözlü, Hamza yürekli canım Hocam” diyor. Ne kadar çok seviyorlar beni maşaAllah. Onlar “Yusuf yüzlü, sadık sözlü, Hamza yürekli.” Bütün Müslümanlar öyledir. MaşaAllah. Şu sondaki soruyu sevimli sen al oku bakayım.
SUNUCU 2:“Yusuf yüzlü, sadık sözlü, Hamza yürekli canım Hocam. Hocam Allah razı olsun. Sizin kitaplarınız vesilesiyle kendimden birçok eksiği görme imkanım oldu. Bu da Allah yolunda daha kararlı olmama vesile oldu. Allah’a çok şükür. Bir şeyi merak ediyorum. Cinlerin acizlikleri var mı? Uyurlar mı, hastalanırlar mı?” Tufan.
ADNAN OKTAR: Yorulduklarını biliyorum. Ama işin doğrusu hakikaten hastalanırlar mı onu hiç sormadım. Yani sormadık, arkadaşlarımıza sordurtmadım. Ama “yorgunum” dediklerini biliyorum. Ama onu bir soralım. Hakikaten ilginç, hiç aklıma gelmedi. Fakat çok soru sorulduğunda hakikaten yoruluyorlar, bitap oluyorlar. Onu biliyorum. Yani iptal oluyor. Ama Kuran okunursa, güzel kokudan çok hoşlanıyorlar, sudan hoşlanıyorlar, güzel sözden. Mesela sert bir söz tedirgin ediyor. Onda dengeleri bozuluyor. Ama Kuran’la, şefkatle yaklaşılırsa ve ısrarlı bir üslup kullanılırsa güzel konuşuyorlar. Ama bir de boş konuşma olduğunu anladıklarında konuşmuyorlar. Onda bilgi vermiyorlar. Fakat böyle hani “ne yapıyorsun, nasılsın, işte var mı anlatacağın?” falan, onda daral geliyor onlara. Pek konuşmak istemiyorlar. Konuşuyor ama boş. Ama hakikaten zor bir durum varsa, Müslümanların gerçekten ihtiyacı olan bir konu varsa şakır şakır sayıyorlar. Kelimeler, cümle, adres, araba plakasına varıncaya kadar veriyorlar gerekirse, çok net. O konuda hiç şey yapmıyorlar olay ciddiyse, ciddiyeti varsa, önemli bir şeyse. Ama ona da kendileri karar veriyor. Allah öyle onlara emir veriyor demek ki. Bana da arkadaşlarım kanalıyla öyle bir bilgi geliyor.
SUNUCU 3: Hocam, iyi ya da kötüsü var mıdır cinlerin?
ADNAN OKTAR:Var tabii. Ama genellikle garibanlar. Öyle bir şeyleri yok. Bazen millete şaka yapıyorlar, ürküttükleri oluyor. Bu uçan daire olarak görünenler de aslında cinlerin gösterileridir. Uçan daire olmaz demiyorum, olabilir ama net cin alameti yani. Işık halinde oluşmalar, sonra metal görünümü almaları, sonra aniden parçalara ayrılıp yok olmaları ve çeşitli böyle metalik kokular oluşturmaları. Cinlerin klasik özelliğidir ani yok olma. Görünüm açısından da mutabıklar. Böyle zaman zaman insanlarla şakalaştıkları oluyor benim gördüğüm. Ama cinlerle yoğun bağlantıda olan kişilerle daha çok bağlantıları oluyor. Allah rızası için olursa doğru olur. Allah rızası için olmazsa bu kötü, yani çok yanlış bir hareket olur. Çok samimi olmak lazım, Hz. Süleyman (a.s.) gibi olunması lazım. Hakikaten İslam’a, Kuran’a hizmet kastıyla ve Müslümanca bir üslupla yaklaşılması lazım. Öbür türlü sorun çıkabilir.
SUNUCU 3: Hocam cinleri olan insanların ileriyi gördükleri söyleniyor. Sizce ne kadar doğru bunlar?
ADNAN OKTAR: Net yalan. Ama geriye yönelik, yani 1000 yaşında, 1300 yaşında cinler var, 1400 yaşında, 1500 yaşında cinler var. Yani usturuplu konuşulursa, eğer yani nezaketli bir üslupla, ama Allah’a bağlanarak olması lazım. Yani cinin gücüne inanarak olursa gene olmaz. Onu konuşturacak olanın Allah olduğunu bilerek, yani ona bütün kuvveti Allah’ın verdiğini bilerek, Allah’tan istirham ederek bunun oluşması gerekir. Yoksa cine müstakil güç verdin mi bu şirk olur zaten. Cinin de dengesi bozulur. O yapanın da harama girmesi mevzubahis olur. Yani yanlış hareket etmiş olur. Benim annemin annesinin öyle bağlantıları varmış, daha önce bana aktarılanlardan. O, son derece olgun karşılıyormuş. Normalde insanları çok heyecanlandırır. Ama onun şaşırdığı bir şey olmadığını naklettiler bana. Anlatımdan da olayın tam net doğru olduğunu anladım. Verilen bilgi, stil, yöntem, üslup, gösterilen reaksiyon falan hepsi tam uyuyor. Dolayısıyla doğru bilgi. Anadolu’da da yer yer böyle samimi olarak cinlerle bağlantılı olan insanlar olur. Candan olmak lazım, Allah rızası için olması lazım, ahir zamanda zaten Mehdi (a.s.)’a yardımcı olacak zaten cinler. Yalnız görünür hale gelmesi tedirgin eder insanları, onun bir aşama olarak insanların da hazırlanması gerekecek yani ona toplumun hazırlanması lazım inşaAllah.
SUNUCU 2: Ben bir şey merak ettim.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU 2: Cinlerle ilgili konu açılınca, bayanlar şimdi çok fazlasıyla kahve falı baktırılıyor. Günah hani cin denilince birden aklıma geldi. Belki çok alakasız ama şu an aklımdan direk o geçti. Bu günah mıdır? Değil midir? Ya da o fincanın etrafında kahve şeyleri çıktığında gerçekten de bir şey görüyorlar mıdır? Hani birçok şey mesela doğru çıkar. Söyledikleri birçok şey “a evet böyle oldu, şöyle oldu falan filan” denilir. Hani bunlara gerçekten de görme şansları var mı onları?
ADNAN OKTAR: İmkânları olmaz çünkü kum yığını da olsa yahut kahve telvesi de olsa veyahut herhangi bir şey olsa, çamur da olsa.
SUNUCU 2: Kâğıttan vs.
ADNAN OKTAR: Evet, ne konursa konsun mutlaka bir şekil alacaktır ve mutlaka onda biçimli şekiller oluşur. Yani bir şeye benzer, ya bir kervana benzer, ya deveye benzer, ya kuşa benzer yani ikiye ayrıldığında kuşa benzer, dört çizgi çıkarsa deveye veyahut ata benzer bir şeye benzer. Böyle dili ve kafası uygun olan, neşesi yerinde olanlar yani biraz da hikâye yazmaya yeteneği olan kişiler bu konuları güzel değerlendirirler kendi kafalarına göre. Ve anlatırlar işte yolcu var, hancı var, gelen var, giden var, işte kalbin sıkılmış, şurası açılmış, şurası kapanmış, üç vakit yani bunlar komik tabii. Bir kere gelecekle ilgili söyledikleri hem haram, hem çok yanlış hem de çok komik.
SUNUCU 3: Çünkü Allah’tan başka ileriyi kimse göremez.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Peygamberlerde Allah bildiriyor, Peygamberler Allah’ın bildirmesiyle gaybı bilirler. Ve Allah’ın bazı seçkin, veli kullarına da Allah bazen gaybı bildirir. Rüyada, sadık rüyayla bildirir, bildirebilir inşaAllah. Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle, o da inanılması farz olmaz, o da tahakkuk ettiğinde anlaşılır. Yani meydana geldiğinde rüyasında gördü, aynen çıkar, “demek ki bu buymuş” der.
SUNUCU 2: Rüya çok farklı, fal çok farklı gibime geliyor benim.
ADNAN OKTAR: Evet, fal zaten hiçbir şekilde gerçekliği yoktur. Her insana misafir gelir zaten. “Sana misafir gelecek” diyor, “senden para çıkacak” diyor, her insandan para çıkar, her insana da para gelir az da olsa.
SUNUCU 3: Tesadüf burada rol oynuyor sanki.
ADNAN OKTAR: Tabii yani tutarsa tutuyor, diyorlar; “bayağı iyi fal bakar”.
SUNUCU 2: Olmadığı zaman da “falın çıkmadı falan” deniliyor. Ama birçok yerde paraya dönüştürüldü hani bu, o yüzden merak ettim sordum bunu. Parayla bakılıyor her yerde, iki adımda bir camlarında yazıyor; “fal bakılır, tarot falı bakılır”, hatta kızlar çok inanır bunlara.
ADNAN OKTAR: Meşhur bir söz vardır; İstanbul’un denizi bir de derler işte şeyleri tükenmez, işte bazı varlıklar tükenmez derler. Yani kanan insanlar olabiliyor demek ki olur, çocuksuluklarından bir de böyle yeni garip sektörler çıktı. İşte gel kulağına iğne batırayım iştahın açılsın, ayak parmağına iğne batırayım kafandaki ağrı gider. İşte biyoelektrik her tarafını sarmış, şakraların tıkanmış, aurana bilmem ne olmuş işte falan gibisinden böyle; buna da uygun çok büyük bir kitle var. Bayağı bir insan kitlesi var, onlar da oradan geçiniyorlar. İnanmak serbest yani böyle insanlar da olabilir, yani “niye yapıyorsun?” diyemeyiz. Adam “inanıyorum” diyor, inanabilir. Ama doğru değil yani akıl vardır, bilim vardır, gerçekler vardır. Hastaysan Allah’a dua edersin ve sebebe sarılırsın, ilaç alırsın değil mi? Bu kadardır. İşte “enerjiyle seni uzaktan tedavi ediyorum” bilmem ne falan komik bunlar, aslı da yok. Bir de çok tehlikeli de oluyor; mesela kanser hastası oluyorlar, “sen, hiç tıbbi müdahaleye gerek yok, yeni bir tıp çeşidi çıktı, bu mükemmel bir şey, ben seni bitkisel otlarla iyileştireceğim” diyor. Adamın kanser her tarafını sarıyor. “Otu gereği kadar yememişsin de ondan olmuştur” diyor adam, “haydi geçmiş olsun” diyor. Bu hataya düşmemek lazım.
SUNUCU 2: “Selamün aleyküm Hocam, ben Erdoğan Toprak.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 2: “Almanya’dan röportajlarınıza yaklaşık bir senedir bakıyorum.” Camimizde insanlara ve Hocamıza “Hz. Mehdi (a.s.) gelmiştir” diyorum. Ama onlar inanmıyorlar ve ‘hadise inanmayın’ diyorlar. Benim sorum şu olacak: Deccali ne zaman göreceğiz, tarih verebilir misiniz?”
ADNAN OKTAR:Deccali göreceğine Mehdi (a.s.)’yi görsek daha iyi olmaz mı? Niye deccali arıyor? Mesih deccali kastediyor. Deccaliyet Darwinizmdir. Daha önce söyledim. Darwinizmdir. Çıkacak olan deccal de harikalar gösterecek bir hipnoz ustasıdır. Öyle ahım şahım birisi değildir Mesih deccal. Yani “asıl onun fikir sistemi çok önemlidir” diyor Bediüzzaman. Meydana getireceği fikir sistemi “pek cesimdir” diyor, inkarı uluhiyet fikriyle meydana gelen bu Darwinist, materyalist felsefe, ateist felsefe. “Başlarına geçen dehşetli deccal ise işte hipnoz özelliklerine sahiptir ve kendini ilah olarak ilan eder” diyor. Yani bu o kadar önemli bir şey değil. Hz. İsa (a.s.) zaten onu manen yok ediyor. Hipnoz gücünü yok edecektir. Hipnoz etkileme gücünü yok edecektir. Ama “fikir sistemi pek cesimdir, fen ve felsefenin tasallutuyla” diyor, “maddiyyun, tabiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle” yani Darwinist ve materyalist felsefe; budur asıl. Mehdiyetin mücadele edeceği yer de burasıdır. Hz. İsa (a.s.)’nın da mücadele edeceği yer burasıdır ama Mehdi (a.s.) neredeyse -benim anladığım hadislerden ve Bediüzzaman’ın izahlarından- %95’ini bitiriyor. Geri kalan detayları da Hz. İsa (a.s.) bitirmiş oluyor. Hıristiyanlık da hatta “Müslümanlığa kalbolma” yani “Müslüman olma istidadındayken” diyor, yani tereddüt ediyorlarken; “Müslüman olalım mı olmayalım mı?”, o dereceye kadar getirecek Mehdi (a.s.), inşaAllah. Ama “Hz. İsa (a.s.)’nın inişiyle o dinsiz meslek mahvolur. Yoksa onun şahsını bir mikrop, bir nezle dahi öldürebilir” diyor, Mesih deccali. Onun için yani onun böyle fevkalade gücü olan bir varlık gibi görulmesi yanlış. Mehdi (a.s.) de kalender, bizim milletimiz gibi bir insan yani. Güzel huylu bir insandır. Bir iddiası da olmayacaktır. Manevi liderdir. Evinde olacak zaten Mehdi (a.s.). Ama sözü geçen, herkesin itibar ettiği, manevi lider olarak kabul ettiği, bir mürşit olarak kabul ettiği mübarek bir insan olacaktır Mehdi (a.s.). Böyle dayatmacı, baskıcı bir insan değildir. Rahatlatan, ortalığı stresten uzaklaştıran, insanları gerilimden uzaklaştıran, Kuran’a tabi olmalarını sağlayan, Peygamberleri sevmelerini sağlayan, gerçekten samimi iman etmelerini sağlayan, vesile olan bir insandır. Dolayısıyla dünyayla ilgili bir hedefi yoktur, Mehdi (a.s.)’nin. 40 yıl kadar İslam’ı tebliğle mükelleftir. Hz. İsa (a.s.) Mesih de geldiğinde, o da dünyadan geçmiş bir insandır. Daha önceki hayatında da dünyadan geçmişti. Evlenmemişti Hz. İsa (a.s.), 33 yaşına kadar hep İslam’ı tebliğ etti. En zor şartlarda, insanlar ona karşı direndiği halde, tebliğ yaptı. Geldiğinde gene tebliğ edecek, yani bu güzel insanlar dünyanın çekici süsüne aldanmazlar. Dünyadan bir şey istemez onlar. Onların istediği Allah’ın rızasıdır. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’nin bütün alametleri çıkmış. Mesela Mehdi (a.s.)’nin bir alameti bile Mehdi (a.s.) kadar onları heyecanlandırması ve önemli görmeleri lazım. Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Fırat’ın suyu kesilecek.” 1400 sene sonra ilk defa Fırat’ın suyu kesiliyor. Bu, çok büyük bir olay. “Aynı dönemde Irak, Afganistan işgal edilecek” diyor, aynı dönemde. Bu, çok zor bir ihtimaldir yani. Ve “aynı dönemde” diyor, “Azerbaycan da işgal olacak” diyor. Bakın 3 yer, üçü de işgal oldu. Peş peşe iki tane kuyruklu yıldız söylüyor Peygamber (s.a.v.). Peş peşe ikisi de çıkıyor. Hep bak, iki çift delille vurgulamış Cenab-ı Allah. “Ramazan ayında Ay ve Güneş tutulması”, iki kere bak, bir kere değil bak. “Bir kere olabilirler” derler ya insanlar, “rastlantı” diyebilir. Bir kere daha yapıyor Allah. Kuyruklu yıldız bir çıkıyor, bir kere daha çıkartıyor Allah kuyruklu yıldızı. Diğer birçok delilde de öyledir. Yani böyle iyice vurgulatarak Allah deliller oluşturuyor. Dolayısıyla insanların inkarına imkan kalmıyor. Her biri Mehdi (a.s.)’nin çıkışı kadar önemli delillerdir.
SUNUCU 3:Biraz alakasız olacak konumuzla ama. Merak ettiğim, estetik ameliyat olmanın dinimizde bir sakıncası var mıdır?
ADNAN OKTAR:Niye, yakışıklı, güzel oluyorlar. Ben anlamıyorum.
SUNUCU 3:Bir şey söylüyorlar ya, Allah’ın yarattığı bir vücudu neden tekrar, beğenmeyip de neden bozuyoruz? Günah değil mi?
ADNAN OKTAR:O zaman tırnağını da kesmesin. Olur mu öyle şey?
SUNUCU 3:Hocam benim sorduğum, güzellik açısından. Herhangi bir sağlık problemi olmayıp da, hani kendisini fiziksel olarak beğenmeyip estetik yaptırmak sizce günah mıdır?
ADNAN OKTAR: Çok güzel olur, niye olmasın? Bayağı da olur. Çünkü ameliyatı yapan kim? Bir kere ondan haberi yok. Diyor ki, “insanı yaratan Allah, ameliyatı yapan da doktor” diyor. Ameliyatı da Allah yapar. Burnunu da düzelten Allah’tır. Onun kaderinde, onu o şekle getiriyor Allah. Çocukken de insanın burnu küçüktür, sonra Allah onun burnunu büyütür. Değişik hale getirir. Bedeni de küçük oluyor küçükken, Allah sonra onun bedenini büyütüyor. Kilo aldırır Allah, kilo verdirir. Hepsini Allah yapar. Burnunu değiştirir Allah, estetik yapar. Veya bir kazayla da burnunu değiştirebilir Allah. Ağzına, dişine bir şey çarpar; dişinin şeklini değiştirir Allah. Gözünün şeklini değiştirebilir. Ameliyatı yapan da Allah’tır. Yani şirk kafasından kurtulamadıkları için onu “başka bir şey yaptı” zannediyorlar. Ameliyat olduğunda cerrahı ayrı bir şey olarak görmek yanlış olur. Bütün detayları meydana getiren Allah’tır. Sonuçta meydana gelen bir estetik düzgünlük varsa o da Allah’a aittir. İnsan hiçbir şey yapamaz. Dolayısıyla kendisini daha iyi hissedecekse, daha güzel olacaksa niçin olmasın? Saçı uzuyorsa saçını kesiyor adam, düzelttiriyor. Mesela kulağını beğenmez, Allah onun kulağını düzeltir, ameliyatla düzeltir. Düzelten Allah’tır. Onu öyle yaratır. Sonra benim anlamadığım, bu zaten kazayla olduğunda kim yapıyor bunu? “Allah yaptı” diyor kazayla olduğunda. Araba çarpıyor mesela, “Allah bu hale getirdi” diyor. Peki, cerrah yaptığında “onu cerrah yaptı, ameliyatla oldu” diyor. İkisini de Allah yapıyor. Her ikisini de Allah yapar. Dolayısıyla buna bu gözle bakmak yanlış. Çünkü bir de insanları vicdan azabı içinde bırakmış oluyorlar. Bu çok risklidir. Yani ömür boyu günahkar damgası yiyecek. Yani burnunu düzelttirmiş mesela, her gelen Müslüman ona “Allah’a isyan etmiş bir asi” gözüyle bakacak. Bu böyle olmadığı halde, bunu o şekilde gösterirsen, bu, ayrı bir günah olur. Ve onu töhmet altında bırakırmış olursun, Müslümanı, gereksiz yere.
SUNUCU 1: Ankara’dan Mehmet sormuş, “Selam muhterem Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1:“Hz. Mehdi (a.s.)’nin İslam alemindeki bölünüşlüğü giderip cemaatleri, mezhepleri hatta Ehl-i Kitabı tek çatı altında toplayacağını biliyoruz. Günümüzde neredeyse her cemaat liderinin Mehdi (a.s.) olduğu hüsn-ü zannı hakim ama baktığımızda, bu cemaatlerin İslam alemindeki ayrılıkları birleştirmesi bir yana, kendi içlerinde bile birçok farklı gruplara ayırdıklarını görüyoruz. Bu birlikteliği sağlayacak yapıda tek kişinin sizler olduğunu düşünüyorum. Çünkü her cemaatten, partiden, mezhepten ve Ehl-i Kitaptan çok sayıda seveniniz var. Sizin bu güzel birleştirici özelliğiniz, Mehdiyetin çizgisinde olduğunuzu gösteriyor mu Hocam?”
ADNAN OKTAR:Ben her zaman söylüyorum; ben Mehdi (a.s.) talebesiyim, Mehdi (a.s.) öncüsüyüm. Ortam hazırlıyorum. Mehdi ahlakını, Kuran ahlakını almaya ve uygulamaya gayret ediyorum. İnsanım tabii kusurlarım, hatalarım var. Ben Hoca’yım da demiyorum, öğrenciyim. Her gün yeni bir şey öğreniyorum. Mesela bir şey duyuyorum, ilk defa duyuyorum, mesela kardeşlerim bir şey yazıyorlar. “A maşaAllah” diyorum, “ne güzel.” Öğreniyorum ama samimiyim. Var gücümle samimi olmaya çalışıyorum. Samimi olmaya dikkat veriyorum. İrade kullanıyorum. Yani Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmaya özen gösteriyorum. Dolayısıyla bu Mehdiyettir. Gün geçtikçe Mehdiyetin önemini daha çok anlıyorum, daha çok kavrıyorum. Mesela benim için eskiden Mehdiyet, çocukluk yıllarımda çok flu bir düşünceydi. “Mehdi gelecek” derlerdi. Lise yıllarında daha net olayı gördüm, yani Bediüzzaman’ın eserlerini okuyunca özellikle, müthiş beni bir heyecan sardı. İlk okumam benim çok hoştu, o zamanlar siz görmediniz. Risale-i Nur Külliyatı’nın hepsini aldım. Heyecanla Mehdiyetle ilgili konulara bakıyorum. Baktım, hepsinde bu yüzyılda geleceği net anlatılıyor, çok açık. Sayfa sayfa hepsini inceledim ve tespit ettim. Sonra gittim sordum Nur talebesi kardeşlere. Hiç alakasız bir cevap aldım. “Şahs-ı manevidir” diyorlar. “İşte gelmiştir, bitmiştir” diyorlar. “Peki, Hz. İsa (a.s.)’nın durumu nedir?” dedim, Hz. İsa (a.s.)’yla ilgili. “O da geldi, onu da gömdü ağabeyler” dediler. Ben anladım ki burada bir panik var. Bunda bir gariplik var. Çünkü Mehdiyeti Bediüzzaman çok net anlatmış. Herkes bilir, yani çok sarihtir. Mehdi (a.s.) geldiğinde İslam dünyaya hakim oluyor. İslam dünyaya hakim değilse zaten Mehdi diye bir şey yoktur, Mehdiyet de yoktur. Müslümanlar birleşmiyorsa, fitne yeryüzünden kalkmıyorsa ve bu gelen kişi mutlak müçtehit olup mezhepleri kaldırmıyorsa, mezheplerin bölünmüşlüğünü kaldırmanın dışında İslam’ı da bir araya getirip büyük bir ordu oluşturmuyorsa, dünyada anarşiyi, terörü kaldırmıyorsa zaten hiçbir alim şu ana kadar Mehdi olarak gelmemiştir. Hiçbiri Mehdi değildir, yani şu anki, bu yüzyıldaki kişilerin hiçbiri değildir. Çünkü bunları yaparsa biz Mehdi (a.s.) diyoruz. Bediüzzamanın açıklamasına göre buna Mehdi (a.s.) denir. Yoksa iman hakikatleri anlatma konusunda anlatır; yani Mevlana Halit de anlatıyordu, Bediüzzaman da anlattı, Abdülkadir Geylani de anlattı. Hepsi anlattılar. Ama bunların hepsi Mehdi olmakla beraber, kastedilen Mehdi (a.s.) değildir. Biz bu anlamda anlamıyoruz. “Mehdi (a.s.)’yi herhangi bir insan konumuna getirmek istiyoruz” diyorlarsa, tamam; ama bizim anladığımız hadislerdeki Mehdi (a.s.) o zaman o olmuş olmuyor, başka bir şey olmuş oluyor. Peki, bütün bu alametler de çıktığına göre, yani tamamı olduğuna göre ve olay da doğrudan o yönde ilerlediğine göre Mehdi (a.s.)’ye adam inanmasa ne olur yani? Zaten öyle bir ilerleme kaydetmiş ki Mehdiyet, yani bütün gövdesi ortaya çıkmış Mehdiyetin zaten, sadece daha ayakları görünmüyor şu an. Yani gittikçe göğe doğru yükselmeye devam ediyor. Hiçbir güç de durduramıyor şu an. Sadece bir panik yaşanıyor, o kadar.
İkinci yarıda devam edelim, inşaAllah.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra tekrardan devam edeceğiz.
Yayınımıza tekrar hoş geldiniz. Hatırlatmalarımızı yapalım. Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınları takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Ayrıca Hocamızın tüm eserlerini harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Hocam başlıyoruz tekrar inşaAllah.
SUNUCU 2:Fatih’ten Muhammed. “Hocam siz cinlere de sohbet veriyor musunuz? Şu an canlı yayında sizi izliyorlar mı?”
ADNAN OKTAR:Benim cinlerle doğrudan hiç bağlantım yok. Yani o tip bir çalışmam da olmadı şu ana kadar. Ama Fatih’in evinde de şu an cinler var, orada da var. Burada da var. Herkesin evinde cin olur. Cinsiz ev olmaz söyleyeyim. Onlar sever evlerin köşe kısımlarını bilmem ne, orada ailece onlar yaşarlar. Her evde vardır cin. Dolayısıyla burada da tabii ki var. Dinliyorlar bizi şu an, bizi dinlerler. Ama tabii erbabı olan kişiler onlarla direk bağlantıya geçip doğrudan bir fikri, kültürel her yönden işbirliği içinde olabiliyorlar. Ben nakil yapıyorum, sadece aldığım bilgiyi onlardan, arkadaşlarımdan aldığım bilgiyi naklediyorum. Ama sohbete de otomatik katılır o tabii.
SUNUCU 3: Bize bir zararları dokunabilir mi?
ADNAN OKTAR:Müslüman olan, Allah’tan korkanlara bir zararı olmaz. Ama hakikaten en ücra yerlere girebiliyorlar. En gizli bilgilere dahi ulaşabiliyorlar, böyle bir özellikleri var, Allah’ın hikmeti. Mesela yeraltındaki bir gizli hazinenin de yerini biliyor. En gizli bir dosyada olan bir bilgiyi de görebiliyor. Gizli bir konuşmayı tespit edebiliyor. Mesela “ne konuştu?” diye sorsan, söylüyor. Ama onun istemesi gerekiyor tabii. Allah’ın ona bildirmesi, Allah’ın ona izin vermesi gerekir. Çünkü Allah diyor bak, şeytandan Allah’a sığınırım: “İznimizle iş gören bir kısım cinler vardı” diyor Hz. Süleyman (a.s.)’da, “iznimizle.” O yönde yetenekleri vardır. Aslında CIA de kullanıyor cinleri. Yani dünya istihbarat, Rus İstihbaratı’nda da kullanılıyor. İstihbaratta kullanılır cin. Belirli bir oranda kullanıyorlar. Ama Hz. Süleyman (a.s.) gibi olacaktır, Hz. Mehdi (a.s.) tam anlamıyla malik olacaktır. CIA’in cinleri de etkisiz kalacaktır o zaman, FBI’ın cini de kalmaz. Rusya’nın kullandığı cin de kalmaz. Çünkü bütün güç kuvvet Allah’ın elindedir. Allah Müslümanların emrine verdi mi, onlar da Müslümanların emrine geçer. Dolayısıyla “CIA’ye bir cinin sadık olması” diye bir şey olmaz. Allah’a sadıktır cinler. Allah ne derse ona göre hareket ederler ve Mehdi (a.s.)’ye sadık olurlar. Hz. İsa (a.s.)’ya sadık olurlar. Hz. İsa (a.s.)’nın, İncil’e bakın, cinlere muazzam bir hakimiyeti vardır. İncil’de çok fazla açıklama vardır cinlerle Hz. İsa (a.s.)’nın bağlantısına dair, meşhurdur o, bilinir. Hz. Süleyman (a.s.)’nın, Hz. İsa (a.s.)’nın ve dolayısıyla da Hz. Mehdi (a.s.)’nin.
SUNUCU 2:Ben bir şey soracağım. Şimdi son zamanlarda ya da birkaç yıl içinde cinlerle ilgili filmler var. “Büyü”de olduğu gibi, işte kızlar lise çağlarında olan kişilerin cin çağırdığını falan gösteriyor. Gerçekten de öyle kişiler oturup da işte cin çağırıyorlar; işte yok şunu yap, yok bunu yap. İşte tıklat geldiysen falan muhabbeti vardı. Gerçekten de onlar, onlar çağırdığında geliyor mu?
ADNAN OKTAR:Şu evlerde kızlar fincanla falan. O gelen de cindir hakikaten. Doğru o. Hemen hemen herkes yapar evinde onu. O gelen cindir, doğru. Ruh değildir, ruh çağırırlar, hakikaten cindir. Ama genellikle dinsiz cinlerdir. Eğlenirler onlarla, boş laflarla, boş sözlerle eğlenirler. Alay ederler genellikle. Yani yüzde 99’u öyledir. Ama hemen hemen her genç kız, her delikanlı yapmıştır, bilinir bu. Fakat bakın bir daha söylüyorum; net olarak cindir gelen. Onların hiçbiri yapmacık yapmıyor onu, hakikaten öyledir. O fincanı götüren cindir. Ama üçünün de eli üstünde olduğu için aklın ihtiyarını kaldırmaz. Çünkü fincan kendisinden gitse sokağa kaçarlar hepsi birden. Acayip korkarlar. Ama hepsinin eli üzerinde olduğu için birbirinden şüpheleniyorlar. Onlar zannediyor ki, biri o götürüyor, öbürü o götürüyor zannediyor. Yani her biri birbirini o yönde tahmin ediyor; herhalde o yapıyordur gibisinden. Halbuki hiçbiri yapmıyor. Büyük bir bölümünde öyledir. Çok nadir vakalarda öyle aksi olur. Ve bu da ilginçtir. Ama bakın bir daha söylüyorum. Cinlere sorsunlar beni, hep güzel söylüyorlar, hayret, Allah’ın hikmeti. Muhalif de konuşabilir. Konuşmuyorlar, güzel söylüyorlar. Mümkün. Niye demesin? Der yani, nasıl basında aleyhimde yazılar çıkıyor, değil mi? O da aleyhimde konuşabilir. Yok öyle bir şey. Mesela üstadı, erbabı olan kişilerle konuştum, hepsi olumlu bilgi verdiler. Bir tane olumsuz bilgi duymadım.
SUNUCU 3:Bir sorumuz var. “Hocam, tüm Avrupa’yı saran ekonomik kriz, geniş halk kitlelerini şiddetli bir şekilde sarsmakta. Sermaye kazanırken haklar ise yeni kaybetmekte, Yunanistan’da şiddet olayları çıktı. Ve ölen insanlar oldu. İspanya, Portekiz, İtalya ve diğer Avrupa ülkelerinin de büyük sıkıntılar içinde oldukları açıklanıyor. Bunun Mehdi (a.s.) ve İslam açısından önemini nasıl yorumlarsınız?” Alp Türk göndermiş.
ADNAN OKTAR:Diyorlar ki, “Mehdiyet hiç önemli değil. Mehdi (a.s.) herhangi bir müceddiddir, müçtehittir. Hiçbir önemi yok”. Bakın Mehdi (a.s.) çıkacak diye Allah dünyada ekonomik kriz meydana getiriyor, bunu hadiste bildiriyor. 1400 sene öncesinden söyleniyor. Tarih veriliyor. Bakın 7’li bir tarihte çıkacağı belirtiliyor ve ekonomik kriz başlıyor. Hatta diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “bir kuyruklu yıldız çıkacak”. O kuyruklu yıldızın vaktinde olacağı da ayrıca belirtiliyor, yani peşinden bu ekonomik krizin meydana geleceği. Bu kadar netken, hem bak yağmurların çoğalması, hem ekonomik kriz, bu kadar netken bu; “ne var, birçok müceddid geldi, Mehdi de onlardan biri” diyorlar. Mehdiyet dünyanın en büyük olaylarından bir tanesidir. Yani gelmiş geçmiş en büyük olay diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) deccaliyet için. Daha büyük olay yok diyor deccaliyetten. Bütün Peygamberler, ümmetlerini deccale karşı uyarıyor. Her Müslüman namazda Mesih deccalden Allah’a sığınır, elleri böyle ters çevirirler. Süfyan deccalden Allah’a sığınılır. 1400 yıldan beri Müslümanlar böyle namaz kılmıştır, böyle dua etmişlerdir ve dev bir olaydır. Ve deccaliyeti tepeleyecek güç de Mehdiyettir. “Onun önemi yok” diyor. Bu nasıl oluyor bu? Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük olayı oluyor. Ve o en büyük olayı tepeliyor Mehdi (a.s.), fakat Mehdi’nin önemi yok diyorlar. Bu, Allah’a karşı nankörlük olmaz mı? Nimete karşı nankörlük olmaz mı? Geçmiş Peygamberlere bunu yapmadılar mı? Velilere bunu yapmadılar mı?
Bediüzzaman’a mesela bakıyorum, eşyalarına baktım, geçen günler baktım, içimi acayip bir öfke kapladı. Yani o insanı o zor şartlarda yaşatması o devirdeki Müslümanların, inanılır gibi değil. Çinkodan bir ibrik. Herhangi bir çinko ibrik. Onunla abdest alıyor. Yani küçük küçük kaplar, ayağında lastik ayakkabı, yani bu çok kızdırıcı. Üzerindeki kıyafet hep yama, yani orada bir tane Müslüman yok muydu onun, o mübarek insanı tam anlamı ile ihya edecek? Der ki; “Hocam ben malımı, mülkümü Allah’a hibe ettim, verdim. Siz de ne yapıyorsanız yapın. Ya ben bu malımı sokağa atayım, istemiyorsanız -ki demez öyle de- ya siz benim bu malımı yönlendirin Allah rızası için”. Bu nasıl bir akıldır ki, 30 yıl hapiste tutuluyor ve ezim ezim eziliyor? Afyon’da ayrı, yani feci şekilde işkence etmişler, kimsenin kılı kıpırdamamış, birçok insanın. Çok nadir insanın kılı kıpırdamış ve müthiş bir ekonomik zorluk içerisinde yaşatmışlar. Yani ben düşünüyorum, şu zamanda olacak, yıkarım ben İstanbul’u, dünyayı birbirine katarım, öyle bir şey yaptırtmam. Bu nasıl bir akıldır? Bakın işte bu mantık, bu devirde de yine devam ediyor ve her devirde olmuş. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da olmuş bu. Onu da ekonomik ablukaya aldılar. Hakaret ettiler, iftira ettiler, baskı altına aldılar, inanmadılar, çok uğraştırdılar. Bak Bediüzzaman çıktı, onu da ezim ezim ezdiler. Şimdi bak Mehdi (a.s.) çıkacak, şimdiden ona karşı bir kısım Müslümanlar onun savaşının hazırlığındalar. Yani Mehdi (a.s.)’ye karşı nasıl mücadele verirler, nasıl ezecekler onun hazırlığını yapıyorlar. Bu, çok anormal bir hareket. Allah müjde olarak, nimet olarak gönderiyor Mehdi (a.s.)’yi. Bir kısım Müslümanlarla mücadele etsin diye göndermiyor. Onun için bu konuda candan davranılması, geçmiş tecrübelerden iyi ders çıkarılması gerekiyor ve dünyanın en büyük olaylarındandır Mehdiyet. Dünya tarihinin gelmiş-geçmiş en büyük olayıdır deccaliyet ve buna karşı da en büyük mücadele verilecektir. Ve Mehdiyeti hiçe indirmeye çalışmak da çok samimiyetsiz. Bu, zaten Mehdiyet’i durdurmaz. Sadece küçük düşer bunu yapanlar, kendilerini ezerler, mahcup ederler. Yani öyle Mehdiyet’ten rica ile, Mehdi (a.s.)’nin ısrarı ile o, olacak bir olay değil. Ben niye anlatıyorum bu konuları? Mehdiyet’e ben bir şey olacak, Mehdiyet durdurulacak diye mi anlatıyorum? Bunun kahrını yaşasın anlamayanlar diye anlatıyorum. Bunun iç acısını yaşasınlar diye anlatıyorum. Benim vesilemle çok insan Cehennem’e gidecek, bizzat benim vesilemle ve çok insan da Cennet’e gidecektir, onu da söyleyeyim. Çünkü uyardığım halde Müslüman olmuyor, İslam’ı yaşamıyor. Vicdanı kabul ettiği halde, makul gördüğü halde, doğru gördüğü halde yapmıyor. Bunun hesabını Allah’a verecek Ahiret’te. Ama birçok insanın da Cennet’ine vesile oluyorum, iman etmelerine, Kuran’ı anlamalarına vesile oluyorum. Bir Mehdi (a.s.) öncüsüyüm ben, ortam hazırlıyorum. Herhangi bir insanım, Allah’ın zavallı bir kuluyum, bir özelliğim yok benim, öğrenciyim ben. Ama şimdi Mehdiyetin kıymetini, değerini anlamayan insanların bunun acısını çekmeleri lazım. Yani dünyada da, Ahiret’te de bunun pişmanlığını yaşamaları lazım. Nasıl Allah’ı takdir edemiyorlar, nasıl Peygamberleri takdir edemiyorlar, Melekler’i takdir edemiyorlarsa, Mehdi (a.s.)’yi de takdir edemeyenler, Hz. İsa (a.s.)’yı takdir edemeyenlerin mutlaka onun acısını çekmeleri lazım, onun pişmanlığını çekmeleri lazım. Yani onu, onulmaz hasretlerle, onulmaz hasretlerle o acıyı çekmeleri lazım. Çünkü bu, çok büyük bir vicdansızlık olmuş oluyor. Ben anlayan için diyorum. Anlamayan zaten masumdur, ben ona bir şey demiyorum. Ama anladığı halde, vicdanı kabul ettiği halde direnen, burada sorumlu olur. Bol bol anlatmamın nedeni, Bediüzzaman’ın da metodu bu, Risale-i Nur’da o kadar çok anlatmış ki Mehdiyeti, anlaşılmayacak gibi değil. Peygamberimiz (s.a.v.) yüzlerce hadiste anlatmış. Bunlarla ilgili kitaplar yazılmış. Kuran’ın hemen her sayfasında Mehdiyet’ten bahseder. Dolaylı yoldan veyahut açıkça Mehdiyet’ten bahseder Kuran. Biz de bu gerçeği insanlara duyurmakla mükellefiz. Yani ben Mehdiyet’i alelade bir şey olarak görmüş olsam, zaten konunun üzerinde durmam ben. Yani bu önemli değil derim, başka konular anlatırım. Fevkalade bir konudur İttihat-ı İslam. Bak Bediüzzaman diyor ki, “en büyük farzdır” diyor, en büyük farz. Mesela bak farzlar vardır, en büyük farz bu devirde İttihat-ı İslam’dır, İslam’ın birleşmesi Müslümanlar’ın. Bu yüzden ümmet perişan oluyor. İnsanlar, yetimler, çocuklar, gençler, intihar edenler, acı çekenler. Her intihar edenin kanı, İslam’ın hakimiyeti için mücadele etmeyen insanların boynuna oluyor. Her öldürülen genç kızın, masum, sokakta gidiyor genç, kafasına kurşun sıkıp öldürüyor adam. Keyfine, zevk alıyor adam, adam öldürmekten. Bunların sorumluluğu da onların boynuna oluyor. Açlıktan sürünen insanların sorumluluğu boynunadır. Afganistan’da katledilen kardeşlerimizin kanı onların boynu üzerindir. Irak’ta katledilen kardeşlerimizin kanı onların boynunun üzerinedir. Filistin’de perişan olan kardeşlerimizin ve acı çekenlerin bütün ızdırapları, çektikleri sıkıntılar onların boynunun üzerine olur. Sabaha kadar sayarım bunu. Hepsi onların boynunun üzerine olur. O yüzden İttihat-ı İslam, yani Türk-İslam Birliği şarttır. Türkiye’nin öncülüğünde bir büyük Türk-İslam Birliği oluşturulması ve bütün bölgede adalet ve barışı tesisi etmesi, özgürlükleri insanlara vermesi, gerçek demokrasiyi insanlara yaşatması elzem ve mutlaka Kuran’ın bize bir emridir. Şimdi diyecekler ki; “demokrasi ile Kuran’ın ne alakası var, yani demokrasi ayrı bir düşüncedir, Kuran ayrı bir düşüncedir. Dolayısı ile Kuran’a demokrasiyi ilave mi ediyoruz?” diye düşünebilir. Demokrasiyi öğrenenler, Kutsal Kitaplar’dan öğrendiler. Hz. Adem (a.s.)’den itibaren gelen Kutsal Kitaplar’ın hepsinde demokrasi vardır. Ben insanlar anlasın diye diyorum, yoksa Demokrit, bilmem ne, şu-bu falan şahısların isminden kaynaklanan bir kelime benim için önemli değil. Demokrasi bir şey ifade ediyor; özgürlük, adalet, insanların kendi kendini yönetmesi, kimseye baskı yapılmaması, her insanın birinci sınıf vatandaş olması, insanlara saygı duyulması, güven duyulması, insanların fikrinden dolayı yargılanmaması; bu anlamda. Kuran’ın bize öğrettiği budur. Ben bu anlamda diyorum, yoksa Eski Yunan’da yaşamış bir adam beni ilgilendirmez. Ama başka türlü anlaşılmadığı için, mecburen onu söyleyeceğiz. Yahut sosyal adalet diyoruz, ne diyeyim? Kuran’da sosyal adalet kelimesi geçiyor mu? Arapça geçiyor tabii, başka türlü bir kelime geçiyor, ama o anlama geliyor. Demokrasiyi de Kuran anlatıyor ama “demokrasi” kelimesi olarak geçmiyor tabii. Benim anlattığım tarzda geçiyor.
SUNUCU 3:Sayın Hocam. Bugünkü duruma baktığımızda, Mehdiyet’in bilincindeki insanlar azınlıkta mıdır, çoğunlukta mıdır sizce?
ADNAN OKTAR: Mehdiyet, şöyle diyeyim. Şimdi Güneş doğar, bütün evlerin camlarına yansıyor Güneş. Her ev karşıdan birbirini görür, pırıl pırıl. Fakat Mehdiyet’i mutlaka milyonlarca kişi fark etti. Ama şöyle bir şey vardır insanlarda, “çıksın, neticelendirsin, biz de alnından öpelim” derler. Yani insanlar direnmek azminde olmazlar Mehdiyet’e karşı. Mehdi (a.s.) de hiçbir zaman çıkmayacağına göre, o anlamda çıkmayacağına göre, Mehdiyet’i Allah, doğal olarak, tabii şartlarda geliştirecektir. Mehdi (a.s.)’yi nasıl tanıyacağız? Allah tanıtacak. Yani o konuda çok rahat olsunlar. Nasıl başarılı olacak? Allah başarılı kılacak. Çünkü olay olup-bitmiş bir konu bu. Mehdi (a.s.) dünyayı böyle yeniden tanzim edecek değil. Tanzim edilmiş dünyaya doğru biz gidiyoruz. Yani hakim olmuş bir Türk-İslam Birliği’ne doğru gidiyoruz. Yani insanlar olacak zannediyor. İleri zamana geçmiş olsak, mesela tayyi mekan, tayyi zaman yapsak, zamanın ve mekanın dışına çıksak, bir de bakacağız ki, Türk-İslam Birliği çoktan oluşmuş. İsa (a.s.) çoktan inmiş, Mehdi (a.s.) çoktan vazife başında. Biz o vakte doğru ilerliyoruz, yoksa bizim gayretimizden dolayı bu görüntüleri Allah değiştiriyor değil. Mesela Allah karar vermiş Mehdi (a.s.)’nin çıkmasına, emretmiş, yaratmış, onun için de diyor bak, “büyük alametleri ve küçük alametleri vardır” diyor Mehdi (a.s.)’nin. Küçük alametlerin hepsini çıkartmış bir bir. O da çok zordur küçük alametler. Mesela binaların artması, binaların yükselmesi küçük alametlerdir. Zinanın artması, mesela gökdelenler oluştu, ilk defa Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği bir gerçek oluştu. Zina çok yaygınlaştı. Mesela nahak yere cinayetler işlenmesi, bunlar küçük alametleridir. Ama büyük alametleri bir mucizedir, tek tek tamamı çıktı. Bu durumda Mehdiyet’in zaten kolları dünyayı kavramış durumda, zaten ilerliyor. Biz mi kuyruklu yıldızı çıkarttık? Biz mi Afganistan ile savaşı çıkarttık? Fırat’ın suyunu ben mi kestim? Allah kesti. Ben nasıl kuyruklu yıldız oluşturayım? Kuyruklu yıldızı ters yönde nasıl götürteyim? Aynı anda ekonomik kriz nasıl meydana getireyim ben? Yağmurları nasıl durdurayım? Bunu yapan güç kimse, devamını da getiren güç aynısı, Allah. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) nasıl yapacak? Kuyruklu yıldızı Allah nasıl çıkarttıysa, onu da yapan güç aynısı, yani arada hiçbir değişiklik yok. Ama ekonomik krizde Allah insanlara diz çöktürecek. Bir de bu duman biraz dikkatimi çekmeye başladı, şu yeni çıkan duman, “duhan” diyelim. Eğer bu, zaman zaman artarak devam ederse, bu şekilde devam ederse Kuran’da bahsedilen “duhan” bu olmuş oluyor. Yani çok net olur. Mesela 15 gün, 1 ay sürekli devam eder, hava uçuşlarını durdurursa, havadaki ulaşımı durdurur, ekonomiyi felç eder, ulaşımı felç eder ve insanları ciddi şekilde düşünmeye iterse, o zaman odur o, onu söyleyeyim. Daha başlangıcından söylüyorum. Ama değilse, ondan daha etkili olan Çernobil vardı, o olabilir diye düşünüyorum, ama böyle de olabilir. Fakat ekonomik krizin daha şiddetleneceğini de söylüyorum, hadislere göre öyle görünüyor ve insanlar bundan nedamet getirecekler, Allah’a sığınacaklar. Bak ben bunu söyledim, rahipler çıktılar duaya başladılar. Kardinaller çıktılar duaya başladılar. Ben “Allah’a yalvaracaklar” dedim, 20 yıl önce söyledim, hadislere dayandırarak. Bak, “dua edecekler ve yalvaracaklar” dedim. Benim televizyon konuşmalarımın bantlarını da izleyin, orada da göreceksiniz, “dua edip, yalvaracaklar” dedim. Defalarca söyledim. Yani iki yıl önce söyledim. Birçok konuşmamda geçiyor. Bakın dua etmeye başladılar, yalvarmaya başladılar, bu daha da artacak. Bak bunu da söylüyorum, daha da artacak dua etmeleri ve çıkıp kitleler halinde Allah’a yalvaracaklar. Bunun arkasından işte Mehdiyet ve Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü. Mehdi (a.s.) de hiçbir zaman için “ben geldim” demez, böyle bir şey olmaz ve en hassas olduğu konulardan birisidir, yani Mehdiyet’i asla kabul etmez Mehdi (a.s.). Çünkü Allah’tan korkan bir insan, böyle bir cüret mümkün değildir. Ama hüsn-ü zan edersin. Yani bellidir, mesela güzel ahlaklı, mesela ben diyorum ki “Beril güzel ahlaklı”, neye göre? Yüzüne bakıyorum, üslubu, konuşması, terbiyeli, efendi. Mesela Hocamı da seviyorum, seni de çok seviyorum, neden? Üslubunuzdan seviyorum, kişiliğinizden. Demek ki anlıyorum. Mesela ben eşkıya gibi adam, it kılıklı birisi ile muhatap olmam, onu da anlıyorum. Net mi bu? Değil, ama anlıyorum. Yani hüsn-ü zandır bu. Mehdiyet de bir hüsn-ü zandır. Nasıl biz hüsn-ü zan etmeyelim? Hz. İsa (a.s.)’nın arkasında, Hz. İsa (a.s.) “ben sana imam olarak uydum, sana tabiyim” diyor. Kim olabilir böyle bir insan? “Allah-u alem odur” diyeceğiz. Ama Allah-u alem, doğrusunu Allah bilir diyeceğiz. Şu an Avrupa’daki Mehdiyet’in yayılışı, yani tahmin tahayyülün çok çok üzerinde. Hıristiyanlık ve Musevilik içerisinde de Mehdiyet çok müthiş yayıldı. Mesela onlar Kral Mesih olarak Mehdi (a.s.)’yi bekliyorlardı, çok flu bir inançtı birçoğunda. Dua ederlerdi ama hani bir adet gibi dua ediyorlardı, yani o kadar ümitleri yoktu işin doğrusu. Ama bak şimdi konuştuğumda hepsi diyorlar; “Kral Mesih geldi” diyorlar. Haham bunları söyleyenler, yani seçkin hahamlar, “Kral Mesih geldi” diyorlar, niye desin? Bak Hıristiyanlar çok ciddi şekilde şüpheye düştüler Hz. İsa (a.s.)’nın gelmesi konusunda. Şimdi yine gelecekler, kalabalık bir ekip olarak gelecekler. Yani bir şey olduğunu anladılar, çünkü benim yalan söyleyen bir insana benzemiyor benim yüzüm. Konuşmam da yalana benzemiyor. Bir de dengesiz bir üslubum yok benim, bayağı tutarlı konuşuyorum. Yani benim uç bir çıkışım da yok. Kimseden bir şey beklediğim de yok. Yani bir maddi çıkar peşinde de değilim. Bilakis bu çalışma hep para ile yapılan çalışmalar. Ama feda olsun Allah için inşaAllah.
SUNUCU 2:Yani bizim dönemimiz Hz. İsa (a.s.)’nın gelişine ve birçok şeyin oluşunu göreceğiz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. İnşaAllah, Allah’ın izni ile ve görülen kısmı yalnız iyi göstermek lazım. Mesela Güneş doğmuş, adama diyorum “pencereden bir bakacaksın Güneşe” diyorum, duvara bakıyor. Yani zorla kafasını mı çevireyim artık yani? Bu kadar alamet oluşmuş bir şaşır, hayret et. 1400 yıl önce Peygamber (s.a.v.) söylüyor, tıpkısı çıkıyor. Bak milimetrik düzgünlükte çıkıyor. Bir tane, iki tane, on tane değil. Bakın diyor ki; “Irak üçe bölünecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), dediği gibi oldu. “Irak’ın para birimi kalkacak” diyor, gazeteler yazdı, “para birimi kalktı” dedi. “Yabancı ülkeler işgal edecek diyor”, detay veriyor Peygamberimiz (s.a.v.), aynısı oluyor bak. “Ordu, oradaki ordu bir günde kaybolacak” diyor, bu mucize değil mi? İnsan şaşırır, nasıl olur ya bir ordu? Bütün gazeteler yazdılar dediler ki, “Irak ordusu bir gecede kayboldu” dediler. O günkü gazete küpürlerini göstereyim. “Koskoca ordu nereye gitti?” dediler. Dünyanın 3. veyahut 4. ordusu olarak biliniyordu Irak Ordusu. Amerikan işgali başladıktan sonra ordu yok oldu. Ne tanklarına ulaşabildik, ne uçakları, ne adamlar ortada, ne askerler ortada. O günkü gazete kupürlerini ben yarın göstereyim de bakın. Yok adamlar. Aradılar bulamadılar, şaşırdılar da. Mesela bunu Peygamberimiz (s.a.v.) bildiriyor. Hangi ülkede siz bunu duydunuz, savaş olduğunda askerlerin yok olmasını? Türkiye işgal olduğunda Türk askeri yok mu oldu? Ortadaydı, kayboldu dedik mi? Kaybolmadı, duruyordu. Aslan gibi de mücadele ettiler. Bakın sırf Irak ile ilgili bu detaylar bile, çok büyük bir mucizedir. Diğer detaylar da ona göre. Ama bunları tabii, detaylandırarak bilgilendirmek de önemli. Bundan sonra belge ile konuşuruz, daha güzel olur, daha etkili olur inşaAllah.
SUNUCU 3:Tahmin ediyorum herkesin aklında soru işareti bırakan bir soru soracağım. Acaba faiz, kredi kullanmak, borsa haram mıdır Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii, çok net. Kuran ayetleri ile faiz haramdır. Yani ne kadar acı bir olay; fakir bir insan var, işçi emeklisi, ev almak istiyor adam, çok muztar durumda. “Selamünaleyküm” diyor, “aleykümselam” diyorlar. “Bana para lazım”, “tabii verelim” diyorlar. “Ne kadar istersin?” “İşte bir ev alacak kadar, ne kadar faiz vereceğim”, “bir o kadar da faizini alırız” diyor, “ama sana bir iyilik yapalım” diyor. Bu ne bu? Bu insan zaten zor geçiniyor, bu alınan faiz ne olmuş oluyor? Yazık değil mi bu insana? Ben şahsen o parayı helal dahi olsa yiyemem yani, kullanamam. Yani faizden elde etmese dahi, bir yoldan o helal olsa, dese ki, iki misli para vererek alsa. Mesela bir ev var, adam diyor ki, iki misli para vereceğim diyor. Ben onu, kullanamam o parayı. Yazık adama ve adam ödeyemediğinde ne yapıyorlar biliyor musun? Evine girip buzdolabını alıyor, çamaşır makinesini, yatağını, yorganını alıp adamı sokağa atıyorlar. Bu ne bu? Böyle insan, böyle bir durumda ne yapar bir Müslüman? Vicdanen ne yapar? Bu tahammül edilecek bir şey mi? Allah bunu yasaklamış, çok güzel bir nimet olarak yasaklamış. Niçin öyle olsun? Ama kar payı olsun. Yani bir şey kazanırsın, zarar ederse, zarara da ortak olursun, kar ederse, kara ortak olursun.
SUNUCU 3: Sayın Hocam, borsa için ne söyleyebilirsiniz? Bu çünkü çok çelişkide kalmış bir soru. Hani bazıları haram olduğunu, bazıları ise haram olmadığını söylüyor. Sizin fikriniz nedir acaba?
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu borsayı o kadar bilmiyorum. Onu bir araştıralım.
SUNUCU 3: Çünkü borsa şeymiş sanırım, bu şirketlere ortak olunup, oradan kara geçiyorsunuz herhalde. Yani bir şirkete ortak olduktan sonra, herhalde para kazanıldığı için herhalde, haram olmadığı söyleniyor.
SUNUCU 2:Şirketin alış alış fiyatı başka birisi satın alırsa yükseliyor, ya da başka bir şey alırsa düşüşte oluyor. Yani çok enteresan bir durumu var borsanın, bir anda batabiliyor.
ADNAN OKTAR: Yani faiz yoksa... Ben borsanın sistemini bilmiyorum o kadar.
SUNUCU 3:Ben de pek iyi bilmiyorum Hocam.
SUNUCU 2:Bir anda batış olabiliyor, herkesin parası yatabiliyor. Hani öyle bir şeyliği var borsanın. Borsa, banka faizleri, birçok şeyler var.
ADNAN OKTAR: Faiz yoksa, tamam.
SUNUCU 3:Hocam, kimi Hocalar şey söylüyor. Haram değildir çünkü sonuçta bir şirkete ortak oluyorsunuz, şirket kazanıyor, siz de kazanıyorsunuz. Kazanmıyor, kaybediyor, siz de kaybediyorsunuz. Kimi Hocalara göre de şöyle bir şey var, alın teri dökülmediği için haramdır.
ADNAN OKTAR: Yok öyle olmaz. Bir şirkete ortak olur, parasını koyar, batarsa-batar, çıkarsa-çıkar, onda bir şey yok.
SUNUCU 3:Hayır, alın teri dökülmediği için haram olduğu.
ADNAN OKTAR: Ama o parayı zaten alın teri ile kazanıyor. Olmaz o, o mantıklı bir şey değil. Bir şirket kuruyor insan, patronu oluyor adam, gidip evinde oturur, alın teri olmayabilir ama kazanır yani.
SUNUCU 1:Ama onun dengesi yok. Mesela şey gibi olabiliyor, yükselişe geçerken alıp, düşüşe geçerken bırakıp, başka yükselişe geçen şirketten ortak olabiliyor.
ADNAN OKTAR: O işte, onda bir anormallik var.
SUNUCU 2:Televizyondan takip etmek, internetten takip edilen bir şeydir bu ve bankaların arasında olan bir şeydir. Yani bilmiyorum, sizin anlattıklarınıza göre bana şey geliyor, haram. Yapılmaması gereken bir şey gibi geliyor.
ADNAN OKTAR: Tam net araştırmak lazım. Yani tam Kuran’a dayalı olarak bakıp, hadise dayalı olarak bakıp, onu bilenlere sormak lazım. Şu an hakikaten biraz sathi olur. Ama faiz karışmaması çok önemlidir. Faiz yoksa bir şey olmaz. Ama dediğiniz gibi bir şeyleri varsa biraz garip o, onda bir acayiplik var.
SUNUCU 2:Biri satın aldığında yükseliyor bu para, bu yine faize binmiş gibi. Bir bankaya koyduğunuz paranın üzerine bir para ekleniyor. Hani onu kimse satın almıyor ama onu banka faize bindiriyor. Ama burada da şirketin üzerine bir şekilde para geliyor, niye? Başka birisi alıyor. Bence bu da bir faizdir, sonucunda o aldığı için zaten üzerine para ekleniyor.
ADNAN OKTAR:Olabilir, onu bir araştıralım. Sen de araştır, ben de araştırayım bir bakalım inşaAllah.
Bir sayfa açayım, herhangi bir sayfa. Şuayb Göver’in adına, onu oku. Hocam siz okursanız, rica edeyim.
SUNUCU 3:Tamam. Tabii Hocam. “Mehdi, fitnelerin zuhur ettiği bir zaman aralığında gelecek. Bir fitne görülür, bunu diğer fitneler takip eder. Mağrib'de yani batıda karışıklıklar, fitneler ve korku olacak... Fitneler çoğalacak. Kıyamet alametleri birbirini takiben meydana gelir. Bir dizideki boncukların art arda kopması gibi. Ahir zamanda İslam ve dünya tarihinde hiç görülmemiş büyük fitneler yaşanmaktadır. Deccaliyet, tuğyan ve delalet, akıl almaz zulümler yapmıştır ve yapmaktadır. On binlerce, yüz binlerce fitne ve fücur dünyayı kaplamıştır. Allah, bu zulmü ve fitneyi ortadan kaldıracak karşı gücü de yaratmıştır. Bu durum Allah'ın adetullahıdır. Nemrut varsa Hz. İbrahim (a.s.) da vardır. Firavun varsa Hz. Musa (a.s.) vardır. Şimdi de dünyada muazzam bir deccaliyet var. Allah, karşıtını yani Hz. Mehdi (a.s.)'yi de göndermiştir. Deccaliyet olup da Mehdiyet olmaması mümkün değil, inşaAllah.”
Hüsnü Erdoğmuş, Romanya – Bükreş.“O zat (Hz. Mehdi (a.s.)), bütün ehl-i imanın yani iman edenlerin manevî yardımlarıyla ve ittihad-ı İslâmın muavenetiyle (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla) ve bütün ülema ve evliyanın ve bilhassa Âl-i Beyt'in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli (yani çok sayıda demek) bulunan milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır. Bediüzzaman'ın Hicri 1400 yılında geleceğini bildirdiği Hz. Mehdi (a.s.)'nin, Bediüzzaman'ın yukarıdaki sözünde açıkladığı vazifeleri yapacağı vakit gelmiştir. Bu görevler Bediüzzaman'ın devrinde olmamıştır. Fakat Bediüzaman'ın tabiriyle "asıl beklenen büyük Hz. Mehdi (a.s.)" devrinde, Hz. Mehdi (a.s.) sağken, hayattayken bütün bu görevleri yapacaktır. Bediüzzaman'ın bu açıklaması çok net ve açıktır. Bu açıklamayı anlamazlıktan gelmek, dil eğip bükmek küçük düşürücü bir gayrettir. Hz. Mehdi (a.s.)'nin bu görevleri yapmasını ve zuhurunu hiç kimse engelleyemez. Çünkü Allah'ın kaderini kimse değiştiremez, inşaAllah”.
Ayhan Güney, Yozgat:“Sonra Biz, elçilerimizi ve iman edenleri böyle kurtarırız; mü'minleri kurtarmamız Bizim üzerimize bir haktır (Yunus Suresi, 103). Allah, takva sahiplerini zafere ulaşmaları dolayısıyla kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar hüzne kapılmayacaklardır (Zümer Suresi, 61). Hz. Mehdi (a.s.) Ahir zamanda muazzam bir muhasara altına alınacak. Şiddet, baskı, tehdit, hakaret, hapis gibi her türlü zorlukla karşılaşacaktır. Kendilerini dindar gösteren münafıklar, müşrikler, ateistler, masonlar, komünistler, komünist derin devlet, emperyalistler ve ne kadar İslam, sevgi, barış karşıtı varsa, var güçleriyle Hz. Mehdi (a.s.)'ye karşı mücadele verecekler. Fakat Hz. Mehdi (a.s.) Allah'ın kurtarmasıyla, kurtulacak ve Türk-İslam Birliği'ni oluşturarak büyük bir manevi zafer kazanacaktır”.
ADNAN OKTAR:Ben yeni bir konu daha anlatayım size. Bediüzzaman diyor ki; “Ahir zamanın o büyük şahsı, neslen Âl-i Beyt'ten olacak. Biz Nur şakirdleri, ancak manevî Âl-i Beyt'ten sayılırız. (Yani manen hem seyitiz, hem şerifiz diyor Nur talebeleri için) Ancak manevî Âl-i Beyt'ten sayılabiliriz.” Said Ağabeyimiz, Said Özdemir Ağabeyimiz diyor ki; Üstad, Seyit Salih Özcan’a demiş ki, “sen Âl-i Beyt'tensin yani seyyidsin neslen ben ise hem haseniyim, hem de hüseyniyim.” (Bunun açıklamasını işte bak burada açıklıyor,) biz Nur şakirdleri ancak manevi Âl-i Beyt'ten sayılabiliriz”, bu anlamda bunu söylüyor. Zaten diyor ki ona, “bunu sakın kimseye söyleme” çünkü iyi niyetli ve samimi olduğu için yani orada burada sanki neslen yani soy olarak oradan geliyormuş gibi söyleyeceği için, o şekilde anlaşılacağı için “bunu söyleme” diyor. Yani eğer herkesin duyması gereken bir konu olsa, zaten onu Risale-i Nur Külliyatı’na alır Bediüzzaman. Dolayısıyla onu netleştirirdi. Yani neslen olmasını zaten ayrık tutuyor, manevi seyit ve şerifliği ayrı tutuyor. “Manen ben zaten seyyid ve şerifim” diyor Bediüzzaman. Talebeleri için de bunu söylüyor. Buradaki o yanlış anlaşılmayı gidermek için bunu anlatıyorum. Bak diyor, “gerçi, mânen ben Hazret-i Ali’nin (r.a.) bir veled-i manevisi hükmünde ondan hakikat dersini aldım”. Ben onun manen evladıyım diyor, Hz. Ali’nin manen. “Ve Âl-i Muhammed Aleyhisselam bir mânâda (s.a.v.) hakiki Nur şakirtlerine şâmil olmasından, ben de Âl-i Beyt’ten sayılabilirim.” Yani bu anlamda seyyidliği ve şerifliği kabul ediyor Bediüzzaman. Ama neslen “ben Kürt’üm” diyor ve açıklıyor çok net. Eğer zaten aksi olmuş olsa, şu anda da Bediüzzaman’ın şeceresi belli. Gidip nüfus idaresinden bakabilirler. Yani seyit mi, şerif mi hangi soydan geldiği tespiti mümkün. Eğer öyle bir şey olsa zaten tespit edilir ve bu da söylenir. Bunu bildiği için Bediüzzaman “ben kendimi seyyid bilemiyorum, bu zamanda nesiller bilinmiyor. Âl-i Beyt'ten gelecek o Mehdi (a.s.) seyyiddir” diyor. Buna inanmak lazım, Bediüzzaman’ı sonra yalancılıkla suçlamak doğru değil. Seyit Salih Özcan Hocamızın da samimi izahını bu şekle getirmenin de bir alemi yok. Çünkü bakın diyor ki, “sen Âl-i Beyt'tensin” o zaman derdi ki, ben de Âl-i Beyt'tenim derdi değil mi? Demiyor. Ne diyor? “Ben ise hem haseniyim, hem de hüseyniyim.” Doğru, yani hem haseni, hem hüseyni. Bu ne demek? Yani hem şerif, hem seyyid, hem de o neslin bir mübarek devamı. Ama bunu nasıl açıklıyor burada görüyoruz. “Gerçi, mânen ben Hazret-i Ali’nin (r.a.) bir veled-i manevisi hükmünde ondan hakikat dersini aldım ve Âl-i Muhammed Aleyhisselam (s.a.v.) bir mânâda hakiki Nur şakirtlerine şâmil olmasından, ben de Âl-i Beytten sayılabilirim.” Bunda anlaşılmayacak ne var? Bu anlamda “ben seyyidim” diyor. Yani o anlamda hem hasenidir, hem hüseynidir, hem seyittir, hem şeriftir. Hz. Ali’nin neslinden olduğuna göre bakın net söylüyor. Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Hz. Ali’nin çocukları değil mi? “Ben de onun veled-i manevisiyim” diyor. “Onun soyundanım” diyor. Tamam işte, o zaman karışık bir şey yok. Bak diyor ki; “ben de manevi Âl-i Beyt'ten sayılabilirim demekten maksadım bir kısım müçtehitlerin onun ailesine ve ashabına selam olsun duasında, seyyid olmayan fakat ehl-i takva bulunanlar o duada dahildirler dediklerinden” diyor. Bak çok net açıklıyor. “O umumi duada benim de bir hissem bulunması için ricakarane bir tevildir” diyor. O anlamda ben bunu söylüyorum diyor. Bunu anlamazdan gelmek ve Bediüzzaman’ı yalancı çıkartmaya çalışmak dürüst bir hareket olmaz. Ne ise o doğrusunu Bediüzzaman söylüyor, “ben seyyid değilim, Kürt’üm” diyor ve iftihar ederiz biz Kürt olmasından da, açıklıyor, “ama manen seyyidim ve şerifim” diyor. “Manen hem haseniyim, hem hüseyniyim” diyor. Ve bunun gerekçesini de birçok yerde uzun uzun şerh edip açıklamış. Anlaşılmayacak gibi mi bu?
SUNUCU 3:Seyit Karaca, Konya:“Cübbeli'ye göre Hz. Mehdi (a.s.)'ye silah, tank, top, atom bombası bile etki etmeyecek. Halbuki hadis-i şeriflerde deccalin rahatça Hz. Mehdi (a.s.)'ye zulmedebildiğini görüyoruz. Hz. Mehdi (a.s.)'nin sırtının ve karnının döve döve genişletilmesi, ona saldırıldıkça ününün ve şanının yayılacağına işaret ediyor. Ayrıca hadis-i şerifte açıkça Hz. Mehdi (a.s.)'nin hapsedileceği de belirtiliyor. Mümin şahıs yani Hz. Mehdi (a.s.) deccali görünce: Ey insanlar! Resulullah'ın zikrettiği deccal işte budur" der. Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de o zat karnı üzerine uzatılır ve arkasından: "Onu alın da yaralayın" der. Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir. Bu sefer deccal onu (Hz. Mehdi (a.s.)'yi) iki elinden ve iki ayağından yakalar da fırlatır atar. İnsanlar deccalin onu bir ateş içine attığını sanırlar. Halbuki o bir Cennet içine atılmıştır”.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. MaşaAllah yani demek ki, Mehdi (a.s.)’ye zulmettiğini zannedenler ona istemeden iyilik yapmış olacaklar. Kötülük yaptığını her zanneden kişi onun ününü ve şanını yayacak. Aleyhine çıkan gazete haberleri onun lehine olacak. Aleyhine çıkan televizyon haberleri onun lehine olacak, hapsedilmesi lehine olacak. Ona her türlü saldırı lehine olacak. Münafıkların oyunları lehine olacak ve onlardan sevap kazanacak, ünü ve şanı gittikçe yayılacak; bunu anlıyoruz.
Bakın Bediüzzaman diyor ki, Muhakemat sayfa 46’da, “seyyid olmayan seyyidim demesi ve seyyid olanın da değilim demesi ikisi de günahkardır” diyor. “Ve duhul ile huruç isyan haram oldukları gibi”. Yani onlar nasıl haramsa, bu da haramdır diyor. Yani “seyyid olmayan ben seyyidim diyemez” diyor. Bediüzzaman’ı niye harama giriyor gösterirler, ben bunu anlamıyorum. Bu açıkladığım tarzda doğrusudur. “Hadis ve Kuran’da dahi ziyade ve noksan, fazla veya eksik etmek memnudur” yasaklanmıştır. Yani Kuran’a ilave edemezsiniz, hadise de ilave yapamazsınız diyor. Dolayısıyla “seyyid olmayanın seyyidim demesi haramdır” diyor. “Ben de seyyid değilim” diyor. Yok diyorlar, o harama girmiştir ve gizlice kendisini seyyid ilan etmiştir. O anlamda değil, manevi anlamda ben seyyidim diyor. O anlamda diyebilir, ben de manevi anlamda seyyidim, sizler de manevi anlamda seyyidsiniz. Ama ben neslen de seyyidim. Yani şecere olarak da seyyidim ve milyonlarca şeceresi, Peygamberimize (s.a.v.) dayanan seyyid vardır. Bunu Bediüzzaman söylüyor zaten. Evet, Muhakemat sayfa 46’ya bakanlar bu konuyu da görürler.
SUNUCU 3:Şahap Kocasinan, Bartın:“Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları mirasçılar kıldık... (Araf Suresi, 137).Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri başlangıçta hor görülüp zayıf bırakılacaklar. Müşriklerin, cahillerin, ateistlerin, deccallerin baskısına, şiddetine, saldırılarına, her türlü iftira ve hakarete maruz kalacaklar. Hz. Mehdi (a.s.)'nin talebeleri ile kimse evlenmek istemeyecek, cenazelerine bile gitmek istemeyecekler. Fakat Allah sonunda Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerine muazzam bir dünya hakimiyeti verecektir”.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdulillah. Sen kapanışı yap, vakit kalırsa ben bir ayet okuyayım. İnşaAllah.
SUNUCU 1:Tamam Hocam. Harunyahya.tv sitesinden yayınları 24 saat takip edebiliyorsunuz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebiliyorsunuz. Ayrıca Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirmek için Harunyahya.org ve harunyahya.net sitelerine de girebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Kaçkar TV, Aksu TV ekranlarından da takip edebilirsiniz. Ve yayınımıza da harunyahya.tv sitesinden de devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Tek bir ayet okuyayım, inşaAllah. İnşikak Suresi, Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım; “Gök, yarılıp-parçalandığı, ve 'kendi yaratılışına uygun' Rabbine boyun eğdiği zaman; yer, düzlendiği, içinde olanları dışa atıp boşaldığı, (ki bu İzlanda’da olan olay gibi). Ve 'kendi yaratılışına uygun Rabbine boyun eğdiği zaman. Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın.”
Evet, bu şekilde bitirelim inşaAllah.
SUNUCU 1:Yayınımıza internet sitesinden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
BAV Broşürler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...