SUNUCU 1:Her akşam olduğu gibi bu akşam da sizlerle birlikteyiz. Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programını bugün HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli TV’den sunuyoruz. Konuğum, tüm dünyaca tanınan, eserleriyle büyük yankı uyandıran, Kuran ahlakını anlatmak için hayatını bu yolda vakfetmiş kıymetli yazarımız, Hocamız Sayın Adnan Oktar. Merhaba, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Merhabalar efendim. Sizler de hoş geldiniz. Ne yapalım, var mı soru?
SUNUCU 1:Evet. “Selamün aleyküm Sayın Hocam”.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1:“Sizi bayağıdır takip etmekteyim. Kuran’da neden Allah Mehdi (a.s.)’yi açıkça anlatmamıştır?” Egemen, size sormuş bu soruyu.
ADNAN OKTAR:Mehdiyetin açıkça anlatılmaması bir kere rahatlıktır, çok büyük kolaylıktır. Çünkü hareket serbestliği sağlar. Şimdi mesela Türkiye’de, dün Mehmet Şevket Eygi Hocamız geldi, dünya tatlısı, çok güzel, iyi bir insandır, ehl-i sünnet alimidir. Mesela dedi; “ben, 2000’lerdeyiz şu tarihteyiz Mehdi (a.s.)’yi görmedim” dedi. Bu ne demek? Demek ki Mehdiyetin kapısı çok açık. Çok rahat hareket edebiliyor Mehdiyet. Mesela çok fazla reddeden var, mesela bu da Mehdiyet için bir kolaylıktır. Mesela Nur talebeleri de diyorlar ki; “şahs-ı manevidir”. O da Mehdiyet için bir kolaylıktır. Bir kısmı diyor ki; “geldi-geçti” diyor, o da kolaylıktır. Yani her ne olursa olsun, çok iyi bir şey olacak da olsa insanlarda evham olabilir. “Acaba ne olacak? Mehdi (a.s.) ne yapacak? Sistemde çok ciddi bir değişiklik mi olacak? Sarsıcı bir şey mi olacak? Kimin menfaatleri kırılacak, yıkılacak?” gibi düşünebilirler. Ama Mehdiyet, dün de söyledim, saatin akrebi yelkovanı gibi çok yavaş hareket eden bir sistemdir. Dolayısıyla çok rahat uyum sağlayarak böyle, modern bir üslup kullanarak tolere olarak diyelim, gelişen bir sistemdir. Dolayısıyla sarsmaz toplumu. İnsanları da sarsmayacaktır. Çok rahat, huzur içerisinde topluma bu sistem oturacaktır. Çünkü Mehdi (a.s.) çok iyi bir sevgi öğretmenidir. Allah aşkını çok iyi öğreten bir öğretmendir. İnsanların arasında egoistliği, bencilliği kaldıracak. Çok şiddetli bir bencillik var insanların arasında, bunu kaldıracak. Asıl karanlık nokta bu zaten. Mesela Yunanistan’ı batıran budur, Avrupa Birliği’ni çökerten bu, dünyayı çökerten de budur, sevgisizliktir. Bunu ortadan kaldıracak. Dolayısıyla sıcak, güzel bir ortam olacak. Diyecekler ki; “Mehdiyet böyle miymiş? Ne kadar kolay oldu, ne kadar rahat oldu. “Hiç biz de zannettik ki bayağı bir şey olacak, olay çıkacak falan zannettik” diyecekler. Halbuki sıfır olay vardır Mehdiyet’te. Hiç olaysız kişidir. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) onu belirtmek için detaylar vermiş. Mesela diyor ki; “damla kan akıtmaz”, damla. Mesela insan parmağından bile kan aldırıyor, damla kan akıyor, “o kadar bile kan akıtmaz” diyor. “Uyuyan kişiyi uyandırmaz”, mesela uyuyorsa “aman ellemeyin der” diyor, yani çok şefkatli. Onun için bir kolaylık. Ama Hz. İsa (a.s.) öyle değil. “Ben Mesih İsa (a.s.)’yım” diyecek. Şimdi bu devirde mesela gelse Paris’te veya Londra’da bir insan çıksa dese ki; “ben İsa Mesih’im” dese, tutuklarlar. Yahut akıl hastanesine götürürler yahut başka bir şey olabilir yani sorun çıkabilir. Hz. İsa (a.s.) o yüzden özenle korunan bir insandır. Mehdi (a.s.) onun evini hazırlıyor. Zeminini hazırlayacak, yani rahatça yaşayacağı, insanların onu rahatça anlayacağı zemini hazırlıyor. Ama çıktığı vakit göreceksiniz, mucize de gösterecek. Hani “eskilerde olmuştu bu olaylar” derler, bunun böyle olmadığını da göreceksiniz. Tarihin bir bütün olduğunu insanlar görecekler. 1000 yıl önce de Peygamber geldiğini, 2000 yıl sonra da gene Peygamber geldiğini, Mehdi (a.s.)’nin çıktığını; Kuran’ın sözlerinin, Allah’ın sözlerinin doğru olduğunu görecekler, Kuran ayetlerinin. Huzur temin edeceği için gizlenmiştir. Ama Mehdiyet Kuran’ın bütününde vardır. Mesela bakın geçen gün de yaptım, açıkladım. Sen herhangi bir sayfa aç, bana ver bakayım. Bakın Mehdiyetle ilgili mutlaka ben size oradan bir bölüm bulacağım inşaAllah. Hangi sure?
SUNUCU 1:Yusuf Suresi.
ADNAN OKTAR:Yusuf Suresi. Bak zaten konu Mehdiyet üzerine. Hz. Yusuf (a.s.)’un vasfı zaten. Bakın başlıyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Böylece onlar (gelip) Yusuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı”, yani sevgide dokunma hissinin önemine dikkat çekiyor. İnsan hakikaten kedi de olduğunda bağrına basmak ister. Bir sevgi olduğunda bağrına basmak ister, Kuran buna işaret ediyor. “Anne ve babasını bağrına bastı”. Kalpten kalbe muhabbet geçer, sevgiyi artıran ve sevgiyi deşarj eden bir şeydir. “Ve dedi ki: ‘Allah'ın dilemesiyle Mısır'a güvenlik içinde giriniz.’" Mısır fetholmuş, o devrin dünyası Mısır. Dünyayı fethetmiş yani. En önemli devlet o dönemde. Dünyanın merkezi. “Güvenlik içinde giriniz.” Güvenlik içinde girmek ne demektir? Mehdiyettir. Bir yerde bütün asayiş sağlandıysa, kadınlar rahat yaşıyorsa, çocuklar rahat yaşıyorsa “güvenlik içinde giriniz”in anlamı ortaya çıkar. Tam bir huzur ortamı olacaktır. Bakın buyurun Mehdiyete yine bakalım. “Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu”. Müslüman hakimiyetinden bahsediyor, taht var. Bir Müslümanın idareci olmasından bahsediyor. O devrin Mehdisi’dir Hz. Yusuf (a.s.). Bakın ama “Babasını ve annesini tahta çıkarıp oturttu”, kendi değil. Bu, bir şefkat ve sevgidir. İnsan sevdiğine, en iyi olan şeyi ikram etmesi lazım. Mesela en beğenilen şey nedir? Mesela saraysa evinde, sevdiğini sarayda oturtması lazım. Veyahut saraya benzer bir evde oturtması lazım. Yani kendisi için ideal olan, güzel olan bir şeye kavuştuğunda onu sevdiklerine de sunması gerekiyor. Buna da dikkat çekiyor Kuran.“Dedi ki: ‘Ey Babam, bu, daha önceki rüyamın yorumudur.’” Daha önce, dünyaya sen hakim olacaksın diyor babası. Rüya gösteriliyor Hz. Yusuf (a.s.)’a, Hz. Yusuf (a.s.) diyor, ileride bir hakimiyet olacağına dair işte, “11 yıldızın, Ay’ın, Güneş’in -tam ayet şimdi ezberimde değil- bana secde ettiklerini gördüm” diyor. Bunun tahakkuku diyor, yani orada sana dünya hakimiyetiyle ilgili bir rüya gösterildi diyor Allah. Rüyasında dünya hakimiyeti belirtiliyor. Ve o dünya hakimiyeti tahakkuk etmiş oluyor. Bu, Mehdiyetin tam uygulaması.“Daha önceki rüyamın yorumudur. Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı.” Mesela biz de diyoruz şimdi Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisler var, “bunlar oluşacak” diyoruz. Bu, rüya gibi geliyor değil mi insanlara? Tahakkuk ettiğinde, bu rüya gibi gördükleri şeyin tahakkuku olmuş oluyor. İşte bu, yorumu bu olmuş oluyor. “Doğrusu Rabbim onu gerçek kıldı. Bana iyilik etti, çünkü beni zindandan çıkardı.” Demek ki Mehdi (a.s.) de hapsedilecek, acı çekecek, iftiraya uğrayacak. Biliyorsunuz cinsel suçlama yapıldı. Yani cinsellikle ilgili bir suçlama yapıldı Hz. Yusuf (a.s.)’a, tecavüz suçu. Bir kadına tecavüz suçuyla yargılandı, haksız yere, yapmadığı halde. Mehdi (a.s.)’ye de aynı olayların yapılacağını Kuran’dan anlıyoruz. “Beni zindandan çıkardı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra.” Mehdi (a.s.)’ye de birçok Müslüman düşman olacak, öfke duyacaklar. Kardeşleriyle arası sonradan düzelecektir Mehdi (a.s.)’nin. Ama bakın burada da gene burada kardeşleriyle arası bozulmuş, o düzeliyor. “Çölden sizi getirdi.”Bütün çöle hakim olacak İslam ahlakı, her yere. Suudi Arabistan’a da, Mekke’ye, Medine’ye buna da özellikle dikkat çekilmiş. “Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendi.” Yani Allah’ın öyle ince bir düzeni vardır ki diyor, o kader yavaş yavaş yavaş işler. Ve sonunda Allah’ın dediği olur. “Gerçekten bilen, hüküm ve hikmet sahibi O'dur. Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin.” İşte Mehdiyet. Yani cezaevinden, kuyudan oradaki bütün bölgeye hakim oluyor. Mehdiyetin açıklaması. “Sözlerin yorumundan öğrettin.” Mehdi (a.s.) de sözleri çok güzel yorumlayacaktır, Kuran’ı çok güzel yorumlayacaktır. Aynı şekilde Hz. Yusuf (a.s.)’un da böyle bir özelliği var. “Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve Ahirette benim velim Sensin.” Her yerde Sen beni koruyacaksın diyor. “Müslüman olarak benim hayatıma son ver.” Şimdi dünya hakimi olmuş, bakın doğrudan Ahireti istiyor, Allah’ı istiyor. Yani burada bir dünya hırsı yok. “Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat”. Demek ki dünyadan bir alıp veremediği yok, bak tahta babasını, annesini çıkartıyor. Allah’tan istediği de, Ahirette güzel bir hayat istiyor, Allah’ın rızasını istiyor, o kadar, başka bir şey yok. Demek ki Mehdi (a.s.) de dünya hırsı içerisinde olmayacak. Peygamberler de dünya hırsı içerisinde olmamışlardır. Hiçbir Peygamber dünya hırsı içinde olmamıştır. Hz. İsa (a.s.) da dünya hırsı içinde olmayacak.
Bakın, açar açmaz Mehdiyetle ilgili ayetlerin Kuran’da nasıl hakim olduğunu görüyoruz. Söylemedim mi önceden? Çıkacak dedim ve çıktı.
“Ben İstanbul’dan Ökkeş”. MaşaAllah, güzel bir isim, Ökkeş Günenç. “Hocam, size bir şikayetim olacak”. Tamam. “NTV sitesindeki haberleri takip ediyorum ve devamlı olarak evrimi destekleyen ve insanlara empoze etmeye çalışılan haberler yapılıyor, bilim adına. Örneğin bu akşam yayınlamaya başlayacak oldukları bir belgeselin tanıtımında, ‘bu görüntüler açıkça evrimi birebir gösteriyor’ cümlesini kullandılar. İnternet sitelerinde bugün gördüğüm bir başka haberde de insan ırkının Neandertal geni bulunduğu haberini verdiler ve gene evrimin sözde başarılı olduğunu empoze etmeye çalışıyorlar” diyor. Ökkeş kardeş, sen bunları bize bırak. Evvel Allah, eğer böyle Isparta halısı gibi dümdüz etmezsem, gelsin bana ne diyorsa desin.
SUNUCU 1:Hocam demiştim ben. Hala geziyor bu teori ortada.
ADNAN OKTAR:Mühim olan, dev bir çekiç var, bir de küçücük, ortada gezinen bir böcek var. Sürekli böcekten bahsediyor olmaları önemli değil ki. Yani çekiç ona sadece rast gelmemiş o kadar. Bu, olay bu. Böceğe de benzetmeyelim de veyahut küçük bir leblebi diyelim yani. Böceğe yazık çünkü. Bakın şuradan anlayın, şimdi Habertürk’te biz çıktık biliyorsunuz evrimcilerle. Paspas gibi çiğnedik, bütün Türkiye’nin gözü önünde darmakeşan oldular. Adam pilokronik hareketlere başladı, biliyorsunuz el, kol hareketleri falan böyle kontrolden çıktı ve net yenildiler. Ama benden, bizden sonra sürekli çıkarıyorlar kişileri ama her çıkan yeniliyor. Çünkü bilgileri yok. Çünkü bizim gibi kararlı değiller. Çünkü bizim gibi detaylı bilgiye sahip değiller. Şimdi mesela gene çıkacak olanlar var ama bizim eksikliğimiz her zaman hissedilir, onu söyleyeyim. Yani muhtemelen gene güzel konuşmalar yapacaklar bu çıkacak olanlar, ama bizim eziciliğimiz apayrıdır. Yani çıktık mı, bitiririz. Bunu Türkiye biliyor mu? Biliyor. Bütün dünya, Arap alemi biliyor mu? Biliyor. O zaman kimse dinlemez onu. İstediği kadar anlatsın. Boş alanda pehlivanlık olmaz. Eğer güçleri yetiyorsa karşımıza çıksınlar. Kara tahtaya sen istediği kadar sen “evrim var” yaz, birisi gelir onu siler, o sorun değil. Ama kolunu tutuyorsun sen, öyle olmaz. Dolayısıyla gurur savaşı var şu an. Evrimciler yenilmiş olmanın acısını yaşıyorlar şu an. Çünkü böyle bir yenilgiye uğrayacaklarını tahmin etmiyorlardı. Bütün Amerika’daki üniversiteler onlarındı, bütün Avrupa’daki üniversiteler onlarındı, bütün basın bunlara hizmet ediyordu. Amerika’da, Rusya’da, Çin’de de böyleydi. Bu iş bitmişti. Ne bilsinler, Türkiye’den bir delikanlı çıkacak ve bunları Hz. Davut (a.s.) gibi yani tek bir vuruşla aşağı indirecek? Tahmin edemediler bunu. Biliyorsunuz, Calut’u tek bir darbede indirmişti aşağı Hz. Davut (a.s.). Biz de bunları tek bir darbede aşağı indirdik. Böyle bir şeyi tahmin etmiyorlardı. Deccalların ölümü genellikle böyle olur. Yani hiç tahmin etmediğin bir şeyden, çok küçük bir şeyden ölürler. Mesela, Nemrut da bir sinek sebebiyle ölmüştür. Küçük bir canlının sebebiyle ölmüştür. Mesela Firavun suda boğulmuştur bir anda ve bütün ordusu yok olmuştur. Darwinizm de şu an ani yenilgiye uğradı, aniden yenildiler. Tahmin etmiyorlardı bunu ama Darwinist ve materyalistlerde gurur çok şiddetlidir. Pek azim bir gurur vardır ve enaniyet vardır. Çünkü zaten Allah’ı inkar ettikleri için Allah’lık iddiası hakim olur o tip insanlarda, genelinde, birçoğunda. Kendini Allah gibi gördüğü için yenilme de çok çok ağrına gider. Şu an kahredici bir azap yaşıyorlar. Mesela benim programımı izlediklerini anlıyorum çünkü altmış, yetmiş bin internet girişi var, bu normal bir sayı değil. Demek ki canı yananlar da seyrediyorlar. Yani sırf sevenler seyretmiyor. Sırf sevenler seyretse o kadar olacağını zannetmiyorum yani. Canı yanan da bir hayli insan var ve her konuşmamız ciğerlerine oturuyor, her açıklamamız. Mesela Habertürk’e özel olarak çıkarılmadığımız da biliniyor. Yani çıkarsak mutlaka ezeceğimiz de biliniyor. Çünkü gelenler, şu şartla geliyorlar. Diyorlar ki, “sakın” diyorlar, “Adnan Hoca veyahut arkadaşlarından biri gelmesin. Eğer gelirse biz, hiçbir şekilde o tartışmaya girmeyiz” diyor. Niye? Çünkü silindir gibi ezilecek, derhal ezilir. Ağızlarını açamıyorlar yani psikolojik tahammül edemiyor, dayanamıyor adam, gölgemize, ismimize dayanamıyor. Gördünüz, başka yerlerde de toplantılar yapılıyor. Mesela Yaratılış Atlası’nı koyuyorlar masanın üzerine, adamın rengi kül gibi oluyor. O bile yetiyor. İsmimden bahsediyorlar, adamın beti benzi kireç gibi oluyor. Mutlaka yenileceğini biliyorlar. O yüzden, bizim milletimiz gerçeği anladıktan sonra sorun yok. Yani yenecek pehlivan ortada gezdikten sonra istedikleri kadar yalancı pehlivanlar ortada gezsin, sahte pehlivanlar gezsin. Bir kısmı da saflığından, cahilliğinden pehlivanım diye ortada geziyor ama mühim olan, mutlaka yenilecek olmalarıdır. Çıkar bir insan masal anlatır, inanılmadıktan sonra. Diyor adam mesela, “uzaylılar yaptı” diyor, bilmem ne diyor, şudur, budur anlatıyorlar ama kimse inanmaz. Daima Hak galip gelir.
SUNUCU 1:Şimdi bunu söyleyenler genelde Avrupa tarafı olsa gerek yani Türk milleti artık pek kalmadı bu tarz şeylere inancı. Uzay falan pek ilgimize de girmiyor. Tahminimce öyle.
ADNAN OKTAR:Evet ama bizden de çıkar yine öyle sivri akıllılar var, orta akıllılar var, değişik cinsler var. Mesela bak, Dawkins var, bu İngilizlerin ünlü Darwinist. Herkesle tartışıyor, yani yaratılışçılarla tartışıyor, hahamlarla tartışıyor, rahiplerle tartışıyor, çocuklarla tartışıyor. “Üstüne para vereceğiz” dedik, gel benimle bir tartış on dakika, on beş dakika. Deliler gibi korkuyor, hiçbir şekilde kabul etmiyor. Yüzde yüz yeneceğimi biliyor. Çünkü bütün karizmasını yok ederim bir anda. İngiliz gazetelerine ilan ettim, gel, delikanlıysan tartışalım dedim, İngiliz gazetelerine. Gel tartışacağız o kadar. Yiğit Bulut da haber göndermiş. ”Seni Adnan Hoca’yla tartıştıracağım, buraya gel” demiş, “Türkiye’ye gel, iyi ağırlayacağız” diyorlar. “Üzerine de para vereceğim” demiş Yiğit Bulut, para vereceğiz. Buna rağmen gelemiyor korkudan. Buna hükmen galibiyet denir, bu çok makbuldür. Yani tuştan daha esaslıdır bu. Karşısına çıkamama, tam bir dehşet ifadesi ve korku ifadesi ve yenilgi ifadesidir. Güreşte falan da öyledir, adam mesela aldı mı anında sırtını yere vuruyorsa, genelde güreşçiler çıkmazlar onun karşısına. Yani hükmen galip olur, tuştan daha havalıdır o, daha muhteşemdir. Çünkü onda yine biraz direnmiş olur adam. Yani direnmenin bir puanı vardır ama orada “direnecek gücüm yok” diyor adam, “mutlaka yener” diyor. Bu, çok şahane bir şey. Şimdi bu durum var, onun için NTV, şu tv hiç fark etmez, nereye çıkarsa çıksın hiç fark etmez, mutlaka yeneriz. Evet, ben sana bir şeyler okutayım. Sıradan okuyalım, Abdullah Gezer’i oku, istirham edeyim.
SUNUCU 1:“Bu ayrı ayrı rivayetlerin bir tevili (açıklaması) şudur ki: Büyük Mehdi (a.s.)’nin çok vazifeleri var. Ve siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âlemindeki çok dairelerde icraatları olduğu gibi. Birçok yerde cübbeli, cübbesiz bazı arkadaşlar Hz. Mehdi (a.s.)'nin sadece bir görevi veya iki görevi olduğunu söylüyorlar. Bediüzaman ise siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde, cihad âleminde vazifeleri olacağını söylüyor. Bediüzzaman bu görevleri Hz. Mehdi (a.s.)'nin şahsı manevisi yapacaktır da demiyor. Hz. Mehdi (a.s.)'nin kendisi, talebeleri ve şahsı manevisi bizzat Hz. Mehdi (a.s.) hayattayken bu görevleri yerine getireceklerdir diyor. Anlamazlıktan gelenlerin ve zorlama tevilleri yapanların yerine ben utanıyorum. Bundan daha açık nasıl bir izah olabilir? Selamlar, saygılar.”
ADNAN OKTAR:Halil Gülerce, Ağrı’dan.
SUNUCU 2:“Hz. Mehdi (a.s.) bir anlamda ümmi olacaktır. Medrese eğitimi olmayacaktır. Klasik bilinen din alimlerinden olmayacaktır. Vehbi ilme, batın ilmine sahip olacaktır. Allah onu özel ilimlerle donatacaktır. Bediüzzaman da bu hususa "vakit ve hal müsaade etmez" diyerek dikkat çekmiş ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin olağan üstülüğünü vurgulamak için "acip şahıs" demiştir. Hz. Mehdi (a.s.) kimsenin bilmediği gizli bir gücün, gizli bir ilmin de sahibi olacaktır. "O, kimsenin bilemediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Hz. Mehdi (a.s.) denilmiştir" (Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Müellif: Ali Bin Hüsameddin El Muttaki, Kahraman Neşriyat. Sayfa 77).
ADNAN OKTAR:Bu bir hadis zaten.
SUNUCU 2:“Ahmed İbni Ebi Şeybe, İbni Mace ve Naim b. Hammad Fiten isimli kitapta Hz. Ali'den tahric ettiler, Resulullah (sav) buyurdu: Mehdi, bizden Ehli Beyttendir. Allah onu bir gecede ıslah eder. (olgunlaştırır.) (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Sayfa 19)”.
ADNAN OKTAR: Kısa bir şey okutayım sana da. Latif Turgut, Almanya.
SUNUCU 3: “Ey insanlar, muhakkak Allah-ü Teala size zalimleri, münafıkları ve onlara uyanları menetmiş ve size ümmeti Muhammedin en hayırlısı olan Hz. Mehdi (a.s.)'yi reis kılmıştır, ona katılınız. (El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki, s. ).” “Naim b. Hammad Hz. Ali'den (r.a.) rivayet etmiştir: Mehdi (a.s.), Resulullah'ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar. Namazdan dönünce şöyle der: "Ey insanlar! Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun ehl-i beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 55).” Rivayetlerden Hz. Mehdi (a.s.) zamanında münafıkların can havliyle Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerine saldıracağı, Mehdiyet inancına karşı tavır alacakları, kendi akıllarınca, Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhurunu engellemek için var güçleriyle gayret edecekleri hadis-i şeriflerden anlaşılıyor. Bu dönemde Hz. Mehdi (a.s.)'ye zemin hazırlayanlara bu kadar saldırılırsa, kim bilir Hz. Mehdi (a.s.) döneminde Hz. Mehdi (a.s.)'ye nasıl bir saldırı olacak?”
ADNAN OKTAR: Çok çok kısa bir yazı okutacağım sana da. Didem Özarslan’ınki.
SUNUCU 4:“Türkiye'nin liderliğinde, Türklük aleminin desteğinde Türk-İslam Birliği'nin oluşması için gösterdiği samimi çabadan dolayı Adnan Hocamızı kutluyorum. Bu birliğin oluşmasını var gücümle destekliyorum. Dünyanın barış, kardeşlik, sevgi, dostluk, adalet içinde büyük bir mutluluğa kavuşacağı günler çok yakın. Hz. Mehdi (a.s.)'nin zuhurunu da, Hz. İsa (a.s.)'nın nüzulünü de sevinç ve hasretle bekliyoruz.”
ADNAN OKTAR: Çok severim ben Kürtleri, Doğulu kardeşlerimi. Onların dünyanın en güzel insanları, benim milletim gibi, bütün milletim gibi. Alim, ulema çok çıkar biliyorsun Güneydoğu’dan. Çok değerli insanlar çıkar, çok mütevazıdirler, mazlumdurlar, çilekeştirler, kanaatkârdırlar. Nezaketi, efendiliği çok iyi bilirler. Vefaları çok güçlüdür. Vefa duygusu, çok vefalıdırlar. Büyüklere saygıları çok güçlüdür, hürmetlidir. Güneydoğu’da kültürel faaliyet çok hayati bir konu. Fakat elimizde tabii oraya yönelik bir imkanımız o kadar yok. Ama şu önümüzdeki günlerde herhalde öyle bir çalışmamız olacak Güneydoğu televizyonlarına yönelik, mahalli televizyonlara yönelik bir çalışmamız olacak inşaAllah. Çünkü onlar bizim canımız, kardeşlerimiz. Cehalet çok yaygın. Cehalet yaygın olduğu için de hoş olmayan gelişmeler de oluyor yani eskiye oranla. Mesela dün bir kardeşimle konuştum. Yani “çok ihtiyaç var sizlerin anlatımına, tebliğe, orada İslam’ın insanlara güzel tarif edilmesine çok ihtiyaç var” dedi. Hakikaten doğru söylüyor. Zaten o yönde bir düşüncemiz var. Ama inşaAllah iyi olacak.
SUNUCU 2:Çok güzel konuşuyorsunuz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah sizlere güzel tecelli ediyor. Sizden de bana o tecelliler geliyor. Efendilik, insanda hem şefkat hissi uyandırıyor, hem koruma hissi uyandırıyor, hem saygı hissi, hem değer verme hissi. Zaten kadın bunlarla değer kazanır. Yani istediği kadar güzel olsun, değer veremiyorsa insan, saygı duyamıyorsa o ceset olmuş olur, et, kemik yığını. Mesela hayvanın da gözü güzel olur. Mesela eşeğin gözü çok güzeldir, kocaman bir gözü vardır. Ama biz ona rağmen tabii severiz eşeği. O anlamda demiyorum. Ama sevginin şartı imandır. Yani Allah’ın tecellisi olarak, Allah’a boyun bükmüş varlıkların tecellisi olarak sevdiğimizde ondan çok heyecan duyarız. Yoksa aksinde insan çok korkutucu bir varlığa dönüşür. Yani hatta Allah vermesin, tiksinti meydana gelir. Eğer iman gözüyle bakılmazsa, tutku gözüyle bakılmazsa, saygı duyulmuyorsa, değer verilmiyorsa, elinde olmadan insan tiksinir ve iğrenme hissi gelişir. Nitekim de bunu yaşıyorlar, birçok insan o yüzden birbirini öldürüp, bıçaklıyor, bilmem ne yapıyorlar. Bugün öğlen bir televizyon kanalını açtım. Meşhur evlendirme programları var, bütün kanallarda var aşağı yukarı. Aman Allah’ım, gezdim, oturdum, geldim, yemek yedim, daha hala devam ediyor, daha hala. İşte, “Hüseyin Amca seni evlendirelim, Naci Dede seni evlendirelim, anlat işte mal varlığın ne kadar? Selamün aleyküm, aleyküm selam. Neyin var, önce bir anlat bakalım” diyor. “Evim var, bahçem var”. “Hah, şimdi sadede geçelim, asıl konuya geçelim. Orayı kurtardın zaten. Asıl konu bu” diyorlar. Bir kısmında tabii, hepsinde demiyorum da. Yani içler acısı. Yani çok nadir Allah’tan bahsediliyor bazı kanallarda, çok nadir. Bu nasıl bir şeydir? Böyle kabus seyrediyor gibi seyrettim. Dondum kaldım. Çok ürkütücü, korku filmi gibi, çok çok ürkütücü.
SUNUCU 1:İnanır mısınız biz lisedeyken imza toplamıştık sınıfça, bu programların kaldırılması için. Ekranda sarı kurdele olayı için de. Hala göremedik maalesef.
ADNAN OKTAR:Ne kadar acı, tanımaz bilmez. Geliyor, “selamün aleyküm, aleyküm selam, evin var mı?” Kardeşim sorsana Allah’a inanıyor musun? Kitaba inanıyor musun?
SUNUCU 2:Sadece ev, araba soruyorlar. Artık mantık evliliğine dönüştü evlilikler de, sevgi yok içinde.
ADNAN OKTAR:Tabii. Kadının bir tanesi dedi ki, “kızım vardı” dedi. Adam katletmiş kızcağızı. 30–40 yerinden bıçaklamış, katletmiş. “Kızım, bu adam seni öldürecek” demiş. “Olsun” diyormuş annesine, “öldürsün.” Bu nasıl bir mantıktır? Bir de insanlar birbirini korumuyor. Ben buna şaşıyorum. Bir kızı tehdit edecekler, öldürmekle tehdit edecek adam, yer-gök birbirine karışması lazım. Çok büyük bir olaydır bu. Savcılığa böyle bir başvuru yapıldı mı -ciddiyse tabii, çünkü tehdit için de yapabilir bir genç kız. Mesela gıcık olur birisine, rahatsız etmek için “beni tehdit ediyor” diyebilir. Böyle değil. Hakikaten tehdit varsa ki anlaşılıyor bu zaten. Adamın tipinden, üslubundan, kişiliğinden anlaşılır. Tespiti de çok rahat, mümkün. Çünkü iki satır ifadesini aldın mı anlarsın. Ondan sonra işlemler başlıyor. Derhal yani hemen bir polisin emrine verilmesi lazım böyle bir müracaatta. Dilekçeyi vermesiyle beraber, bir kere ihtiyati tedbir vardır, ihtiyati tedbir. Hemen yanına bir polis. Kapısında bekleyecek, o kadar. Ve adamın da çok iyi takip edilmesi lazım, taciz edilmesi lazım takiple ki yapamasın. Mesela geçenlerde de öyle, kızcağız caddede yürürken -başka bir ile gitmiş- adam gitmiş arabayla peşinden, arkasından gitmiş satırla kızcağızı doğramış. Biliniyor. Kızcağız kaçmış, başka ile gidiyor. Bu nasıl iştir? Ayrıca halk orada buna nasıl müsaade ediyor? Halbuki gelip orada diyecek oranın ileri gelenlerine; “böyle bir durum var, ben tehdit altındayım” diyecek. Oranın Emniyeti ayaklanacak bir kere. Herkes ona sahip çıkacak, oradaki kişiler de sahip çıkacak. Acayip öfkelendim. Kızcağızın bu durumu bilindiği halde bunun olmasına. Nihayet bir tane insan bu, nasıl engellenemez, Allah’ın izniyle? Ama müthiş kızdırdı beni. Çok kolay iken, pisi pisine bir tane, iki tane, her gün duyuyoruz. Canı isterse, “kıza evlilik teklif ettim, kabul etmedi”, şak alnının ortasından vurup öldürüyor. Mesela adam sekiz yıl yatıp, çıkmış. Selamünaleyküm, o kadar. Haydi geçmiş olsun. Mesela diyor, “olağanüstü güzeldi” diyor kızım. “Boylu posluydu” diyor. Yazık, günah. Bu nasıl bir mantıktır böyle?
SUNUCU 2:Geçenlerde de bir seri katilden bahsedildi. Güzel koktukları için, sadece güzel bir parfüm kokusuna sahip olduğu için ve sarışın olduğu için öldürmüş birçok bayanı. Çünkü onu terk eden sevgilisi de sarışın ve güzel kokuyormuş. Çok ilginç geldi bana.
ADNAN OKTAR:Geliyor adam, karakolda diyor ki; “ben bunu öldüreceğim” diyor. Açıkça polislerin yanında söylüyor. Buna rağmen iki tarafı da evine gönderiyorlar. Ben öyle biliyorum. Böyle olmaz. Yanına hemen, hatta birkaç tane sivil polis verilmesi lazım. Ev, gözetime alınması lazım. İlgili şahıs da öyle. Adım adım takip edilmesi lazım. Çünkü psikopat o kadar çok değil ki Türkiye’de. Belirli sayıda çıkar psikopat. Bizim o kadar polisimiz yok mu yani psikopatlara yetecek kadar? Çok kolay olur, yazık değil mi bu çocuklara? Bir tane, iki tane, on tane değil. Artık normal haber haline geldi. “Öldürdü mü, olabilir” diyorlar. Öbürsü gün geliyor, “doğramış, ikiye bölmüş” diyor, “tabii olabilir” diyor. “espri, yeni bir konu var mı, onu anlatalım” diyor. Eğlenmenin peşinde. Çok ürkütücü bir durum yani.
SUNUCU 1: Ben Kocaeli’nde okuyorum biliyorsunuz. İzmit’te de böyle olaylar çoktu bir ara. Azalıyor inşaAllah. Çok üzülüyoruz.
SUNUCU 2: Bence gün geçtikçe çoğalacak gibi geliyor bana. Çünkü insanlar gün geçtikçe daha çok birbirlerine karşı nefret duyamaya başlıyorlar. Sevgiden daha yoksun bir millet görüyorum ben şu anda. Bu, gerçekten çok üzücü. Bu nefretten uzaklaşmak, nefretin yerine sevgiyi koymak için ne yapmamız lazım Hocam?
ADNAN OKTAR: Senin gibi insanların Allah’ın dinini, sevgiyi en güzel şekilde etrafa yaymaları lazım. İnternet kullanılabilir, ev sohbetleri kullanılabilir. Israrla iyi olmaya gayret etmek lazım. Vicdanı çok temiz tutmak lazım. Yani bir kere samimi olma, geçen gün de söyledim, çocuk bakımı gibidir samimiyet, sürekli dikkat edeceksin. Mesela şimdi konuşuyoruz, beş dakika sonra samimiyeti unutabiliriz biz. Konuya dalarız, samimiyeti unuturuz. Sürekli özen gösterilmesi lazım, dikkat gösterilmesi lazım samimiyeti ayakta tutmak için. Samimiyetin şartı da, mesela ben şimdi konuşuyorum, ne güzel konuşuyorum dersem, bu olmaz, bu çok korkunç. Allah ne güzel konuşturuyor diyeceğim. Allah ne güzel fikir veriyor, Allah ne güzel hitabet veriyor, Allah ne güzel akıl veriyor diyeceğim. Hepsini Allah’ın yarattığını bileceğim. Ama tam teslim olacağım Allah’a. Mesela sen şimdi konuştun, güzel konuştun. Allah konuşturdu seni. Kendime ait derse, Allah onun elinden güzelliği alır. Yani bir nursuzluk, bir çirkinlik oluşur Allah esirgesin. Hepsinin Allah’a ait olduğunu bilecek ve Allah’a şükredecek Müslüman. Benim anlatmamla ne olur? Çok şey olur. Peygamberimiz (s.a.v.) tek kişiydi. Bakın şimdi onun dini bütün dünyaya hakim olacak, 10 yıla kadar. Bütün dünyaya; Amerika’sı, Rusya’sı, her yere hakim olacak. Önümüzdeki 20 yıl içerisinde zaten tamamen bitmiş olacak. Bunun göreceksiniz. Dolayısıyla ne psikopatı kalacak, ne iti kopuğu kalacak, hiçbir şeyi kalmayacak.
SUNUCU 2:Keşke bir an önce olsa diyorum ben.
ADNAN OKTAR: Biraz sabırlı olmak lazım tabii. Ben mesela 79’dan beri faaliyet yapıyorum. Her gün coşkum daha artıyor, heyecanım daha artıyor, sabrım daha artıyor. Ben mesela buraya geliyorum, gayet rahat, neşeliyim ama benim binbir türlü gaile, binbir türlü baskı ve şiddetin içerisinden buraya geliyorum ve asla yılmıyorum. Defalarca suikasta uğradım, baskıya, hakarete uğradım, iftiralara uğradım. Yağmur gibi yağsın başımdan benim. İftihar ederim, hamd ederim ben. Hiç fark etmez. Yağmurda koşan adam nasıldır, ben öyleyim. Yani yağmur yağacak, beni açar yağmur. Rahmet yağıyor başıma ve asla da vazgeçmem. Yılmamak çok önemli. Ne hastalıktan, ne beladan, ne açlıktan, ne fakirlikten; hiçbir şeyden yılmamak lazım. Ben pantolonlarıma uhu ile yama yapıştırdım. O zaman da tebliğ yapıyordum. Yani akşama kadar o konuyla ilgileniyordum. Annem para veriyordu elbise al diye. Gidip kitap alıyordum, Evrim Teorisi’ni eleştiren kitaplar alıyordum, toptan, mesela bir koli kitap alıyordum o kıyafetin karşılığı olarak. Annem gene para verirdi, artık kadıncağız bıktı. “Ben sana para vermeyeceğim. Sen almıyorsun” dedi. Benim o devirde çekilmiş resimlerim var. Bulabilirsem size getireyim. Pantolonun dizi böyle geliyor pantolon, şöyle oluyor diz. Tek bir pantolon. Çünkü kıyamıyordum paraya. Mesela bir ayakkabı alacağım; kitap mı alayım, ayakkabı mı alayım? Çok da acil durum var, kitap alayım diyordum. Çünkü ayakkabı henüz öyle kopup parçası dağılmadığı için devam ediyordum. Pantolon da duruyor yani şu an, bir şey olmadığı için. Dizinde yama benim için sorun değildi. Yani böyle bir hırs ve kararlılık olması lazım. Örnek olması için söylüyorum. Yoksa tabii yamayla gezin demiyorum tabii. Ama gerekirse bu da yapılabilir. Diyorlar ki, “param yok, onun için tebliğ yapamıyorum.” Ben öğrenci bursunu alıyordum. Öğrenci bursunu olduğu gibi, tamamını kitaba yatırıyordum. Mesela halamdan çok esaslı miktarda miras kalmıştı. Ummadım ben ama Allah’ın hikmeti. Bana düşüyormuş payı, nasıl oluyorsa, Allah’ın hikmeti, veraset kanununa göre. Paramın tamamını, ama tamamını İslam’a, Kuran’a hizmete yatırdım, hepsini. Yine o pantolonla devam ettim. O tarz bir zorluk içerisindeydim ve hiçbir şekilde de sezdirmedim. Ne ev, ne araba, hiçbir şeyi düşünmedim ben. Onun için “benim param yok, tebliğ yapamıyorum. Param olsa yapardım, işte evim açıkta. Çoluk çocuğa bakıyoruz. Okulum var, o yüzden yapamıyorum”. Bunların hepsi bahanedir. Hiç alakası yok. Öyle olsa, ben o yollardan geçtim. Bu bana etki yapardı. Benim evim yok mu? Benim de annem var, kardeşlerim var, ben de istesem evlenirim, ev bark kurarım. İşime gücüme bakarım. Ki akademiyi üçüncü kazanmıştım. İstesem iç mimar olarak devam edebilirdim veyahut Felsefe’de okudum. Okulda yine öyle bir şeyler yapabilirdim, ona benzer. Ama bütün benliğimle, bütün irademle İslam’a, Kuran’a adadım kendimi. Ne kaybettim? Hiçbir şey. Aslan gibiyim. Gayet de iyiyim. Sağlığım, sıhhatim de yerinde. Allah bereket, bolluk veriyor. Kim bilir Allah ne belalar verirdi ben İslam yolunda gitmeseydim? Belki de yaşamıyordum şu an. Belki kemiklerim bile kurumuştu, yani yok olmuştu. Allah kendi yolunda gidenlere yolunu açıyor Allah. Ayet var. Kuran ayeti var. Allah diyor, bir adım gelene on adım. Kuran’ın hükmüdür bu, İslam’ın hükmüdür. Hadislerde belirtilir bu konu. Allah kendi yolunda olanlara yardım eder. Bana da yardım ediyor. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’e de yardım etti. Ki bak Mehdi (a.s.)’nin geldiğinden eminim. Bayağı aklı başında bir adamım, hurafeden hiç hoşlanmam. Hurafeye karşı nasıl kin duyduğumu da herkes bilir benim. Zapt edilmez bir kin duyuyorum hurafeye karşı. Ben hak neyse, doğru neyse onun peşinden giderim. Yüzde yüz eminim mesela Mehdi (a.s.)’nin geldiğinden. İsa (a.s.)’nın indiğinden ve varlığından yüzde yüz eminim. Emin olmadığım bir şeyi konuşmam ben.
SUNUCU 1: Hz. İsa (a.s.) da mı indi?
ADNAN OKTAR: Evet. Onu gizliyorlar şu an inşaAllah. O, zamanı gelince ortaya çıkacak inşaAllah. Yani onun da çile çekmesi, onun da imtihan olması gerekiyor. Çünkü 33 yaşına kadar çok çile çekti o. Mesela Yahya (a.s.)’yı çok seviyordu. Yahya (a.s.)’yı şehit ettiler. Onun yardımcısıydı. Çok büyük bir imtihandır bu. Peygamberdi Yahya (a.s.). Adamlar bir hiç uğruna şehit ettiler. Kaderi öyleydi. Çünkü Yahya (a.s.) ile ilgili açıklamalar, anlatımlar daha Yahya (a.s.) doğmadan vardı. Kuran, daha Yahya (a.s.) doğmadan vardı. Ne olup biteceği hepsi belliydi. Mesela havarilerine söz geçiremedi Hz. İsa (a.s.). Çok uğraştı onlarla, 12 kişiyi ikna edebildi. 13. sü kahpelik yaptı. Oyun oynadı, Allah feci şekilde öldürdü. Elhamdülillah. Hz. İsa (a.s.) gibi güzeller güzeli, güzel ahlaklı, sevgi dolu bir insanı kahpece ihbar etmeye kalkıyor Romalılara, putperest Romalılara. Şehit etsinler diye. Bir avuç paraya, kahpeliğine bakın, bir avuç para için Romalı askerlerin önüne düştü, eve götürdü onları. Odadan içeriye girdiğinde, Hz. İsa (a.s.)’nın bulunduğu odaya, Hz. İsa (a.s.) göğe alındı. Bir tek o kaldı odada, o ihbar eden kişi. Hz. İsa (a.s.)‘ya benziyordu, Allah iyice benzetti, tam benzetti. Zaten ona Allah benzetildiğini söylüyor, Kuran ayeti var. Bir de iyice dövüldüğü için ağzı burnu dağıldı, hiç tanıyamadılar, Hz. İsa (a.s.) zannettiler onu. Zaten son sözü; “Elohi, Elohi (Allah’ım, Allah’ım) neden beni terk ettin?” diyor. Peygamber böyle bir şey söylemez zaten. “Niye beni terk ettin?” diyor. Sen zulmettiğin için Allah da karşılığını verdi. Bağıra bağıra çarmıhta öldü. Ellerine çivi çaktılar, ayaklarına dizlerine çivi çaktılar, karnına çivi çaktılar. Süründüre süründüre öldürdüler, Peygambere karşı yaptığı oyunun karşılığı olarak. Hep “ben İsa değilim” diye bağırdı sonuna kadar. “Ben İsa değilim, ben İsa değilim” diye bağırdı. Onlar da güldü tabii. “Nasıl oluyor?” diyorlar, “bir kişi var o odada” diyorlar. İhbarcının da kaçtığını zannetmişler anladığım kadarı ile. Yani ihbarı yaptı, bir yerden kaçtı, izini kaybettirdi ama amacına ulaştı zannettiler. Allah intikam aldı onlardan. Kuran ayetinde intikam aldığı söyleniyor. Allah “onu katletmediler, asmadılar” diye 2 kere belirtiyor. “Ma katalehu” diyor Arapça’da, katletmediler, asmadılar. Ayetin sonunda gene söylüyor. Allah onu Katına ref etti diyor. Her gün biz uyuduğumuzda Allah’ın Katına ref oluruz, Hz. İsa (a.s.) gibi. Her ölen göğe alınır. İnsan uyuduğunda Allah Katına alınır. Her insan ölür uyuduğunda, ruhu alınır, bedeni kalır. Hz. İsa (a.s.)’nın bedeni de alınmıştır. Fark budur sadece. Bedeni ile beraber alınmıştır. Ama her uyuyan, aynı Hz. İsa (a.s.)’nın konumundadır ve geri iniyor. Mesela sen iniyorsun, şaşırmıyorsun. “Hz. İsa (a.s.) nasıl inecek?” diyor. Sen her gün iniyorsun, Allah’ın Katından her gün geliyor ruhun. Allah sana ruh veriyor, yani ruhuna iniş emri veriyor ve iniyorsun. Bu konuyu devam ettirebiliriz ama çok uzun.
SUNUCU 1:Hocam peki dün akşam çok uzun konuşamadık, ben bir soru sormuştum. Şöyle; “bir mahallede her 40 Müslümandan biri sadece imanı ile ölecektir” demiş Said Nursi Hazretleri. Bunu nasıl yorumluyorsunuz, yani diğerleri kafir gibi mi?
ADNAN OKTAR: Belki hadistir, Bediüzzaman’ın eserlerinde rastlamadım. Hadis olabilir, ama doğru. “İnsanların çoğu iman etmez” diyor zaten Kuran ayeti var, insanların çoğu iman etmez. İnananların da çoğu Allah’a şirk koşmadan iman etmez. Yani “müşriktirler” diyor, onun için Cehennem çaka çaka dolacak. İman edenler azdır yani Allah’ın ruhunu taşıyan insan çok nadirdir. Yani ruhundan üfürdüğü insanlar. Allah’ın hidayet verdiği, yani şuuru, benliği olan insan sayısı azdır. Ondan gerisi imtihan için yaratılmıştır. Mesela bazen sokakta görürsünüz; bön bön gezer böyle. Boş, kuş gibi. Hiç Allah’tan bahsetmez. “Nasılsın?” diyorsun, başka bir cevap verir. Hissedilir onun ölü olduğu, ama dikkatlice bakan anlar, bakmayan anlayamaz. Yani birçok insan zombidir. Var ya filmlerde ölü ama geziyor. Kuran ayeti var, onların ölü olduklarına dair açıklıyor. “Sen onları bakar zannedersin, onlar bakmaz normalde görmezler” diyor. “Sen onları sağ zannediyorsun, canlı zannedersin, onlar ölüdürler” diyor. “İşitmezler” diyor, “konuşmanızı işitmezler” diyor net ayet, Kuran ayeti. Böyle milyonlarca insan var dünyada, hatta yüz milyonlarca insan var. Onun için herkes onları gerçekten yaşıyor zannediyor, halbuki yaşamıyorlar. Onların içerisindedir gerçekten ruh sahibi, hidayet bulmuş insanlar. İmtihan için özel yaratılır onlar. Yani bir fon olarak yaratılır. Mesela Kaşıkçı Elması sergileniyor, siyah bir kadife konuyor. Elması getirip ortaya koyuyorlar, çok dikkat çekiyor. Kumun ortasına atsan Kaşıkçı Elması’nı göremezsin, kaybolur; ama kadifenin üzerinde çok dikkat çeker. Simsiyahın içinde bembeyaz görünsün diye Allah yaratıyor o zemini. Yani Müslümanların iyi dikkat çekmesi için yaratılır, dolayısıyla bir nimettir. Eğer o zemin kaybolursa Mümin de bayağı bir kaybolur, onu söyleyeyim. Küfür ne kadar şiddetliyse imtihan o kadar mükemmel, düzgün ve güzel olur. Mesela Hz. Mehdi (a.s.)’nin son dönemlerinde küfür kalkıyor, imtihan da çok hafiflemiş olacak. Hz. Mehdi (a.s.)’nin en az sevap aldığı dönemdir, Müslümanların da en az sevap aldığı dönemdir İslam ahlakının hakim olduğu dönem. Bakın bu çok önemli; İslam ahlakının dünyaya tam hakim olduğu dönem, Müslümanların sevabının en azaldığı dönemdir. Deccalin en azgın olduğu dönem, en saldırgan olduğu dönem de, en çok sevap kazanılan dönemdir. Yani insanların çektiği acı ve zorlukla orantılı olarak sevap artar ve gelişim artar. Rahatlıkta insan gelişemez. Yani kişilik derinliği, tutku derinliği, akıl derinliği, aşk derinliği zorlukta olur. Hatta Mecnun hikayelerinde diğerlerinde falan, Leyla olaylarında hep çölde olur. Sürünür, perişandır, aç susuz kalır, çile çeker biz oradan ona hayranlık duyarız. Ne kadar güzel aşkı varmış, sevgisi varmış deriz Allah için. O Allah için olan sevgidir işte. Çile çekmese bizim için bir anlamı oluyor mu? Olmuyor, işte Allah’ın istediği de budur.
SUNUCU 2: Çok doğru, katılıyorum.
ADNAN OKTAR:Evet. Nedir bitmiş, öyle mi? Bir dakikamız kalmış evet. Sonra yine devam edeceğiz tamam.
SUNUCU 1: Kısa bir aradan sonra tekrar görüşmek üzere.
Kısa bir aradan sonra tekrar sizlerle birlikteyiz. Sayın Hocam eğer izin verirseniz tekrar bir soruyla başlamak istiyorum.
ADNAN OKTAR:Tamam.
SUNUCU 1: “Hocam geçen izlettirdiğiniz videoda Cübbeli Ahmet Hocamızın dünyanın ömrü ile ilgili hadisi söyledi Habertürk’te. ‘Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den sonra 1400 sene var’ dedi. Ben o programı izlemiştim ama demek ki hiç dikkatimi çekmemiş. Siz izlettirince kafamda soru işareti oluştu. Cübbeli Ahmet Hocamız, Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelmesine 500 sene var dedi. O zaman Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra 1400 sene var demek çelişki oluyor. Zaten 1431’deyiz. Hocam sizi izledikçe kafam ve kalbim size doğru yaklaşıyor” demiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah bayağı dikkatliymiş. Cübbeli zaten sürekli boş bulunuyor, bizim dediklerimizi tekrar ediyor. Ama o sırf gurur mücadelesine girdi benim gördüğüm. Yoksa hakikaten 1400 ile 1500 arasında her şeyin olacağını, herkes biliyor. Nur talebeleri de biliyor, diğer kişiler de biliyor, Cübbeli Ahmet de biliyor ama ne hikmetse gizlemeye çalışıyorlar. Ama gizlemek bir şeyi değiştirmez, mutlaka hak, doğru olan tahakkuk eder.
ADNAN OKTAR:Ayşegül ben sana kısa bir yazı okutayım. Şecaettin Bahriyeli.
SUNUCU 5: Tabii. “Rivayette var ki deccal çıktığı gün bütün dünya işitir. Bu rivayetler mucizane haber verir ki deccal zamanında vasıtai muhabere (haberleşme vasıtaları) o derece terakki edecek ki bir hadise bir günde umum dünyada işitilecek. Radyo ile bağırır şark, garp işitir ve umum ceridelerinde (gazetelerde) okunacak diye zuhurundan on asır evvel telgraf, telefon, radyodan mucizane haber verir.“ Aşağıda Arapça bir kısım var.
ADNAN OKTAR:Tamam, onu o zaman bana bırak. Bakın; “rivayette var ki deccal çıktığı gün bütün dünya işitir.” Cübbeli, “Atlas Okyanusu’nda deccal” diyor. “Yaklaşık 20 km falan boyu var ama Amerika şu an tespit edemiyor” diyor. Bir adada oturuyormuş adam, ayaklarından zincire bağlı olarak fakat Amerika’nın da haberi yokmuş, bir adacıkta. O nasıl oluyor tabii onu da bilmiyorum yani. Ve bir bağıracakmış, Atlas Okyanusundan bağıracakmış, biz duyacağız yani Türkiye’den Fatih’ten Cübbeli duyacak, öyle bir sesi olacakmış. Halbuki bunun müteşabih olduğu belli, Bediüzzaman da açıklıyor. “Bu rivayetler mucizane haber verir ki deccal zamanında vasıtai muhabere (haberleşme vasıtaları) o derece gelişecek ki bir hadise, bir günde umum dünyada işitilecek.” Yani anında işitilecek internetten, radyodan, televizyondan. Şu an öyle zaten; konuşuyoruz, anında işitiliyor. Hz. Mehdi (a.s.) için de aynı şekildedir. Mehdi (a.s.) de mesela “bir yerde konuşur, dünya anında duyar, dünyanın öbür ucundan insanlar duyar” diyor. Talebeleri için de, “Hz. Mehdi (a.s.) talebeleriyle görüşmek istediğinde avucuna bakar, onlarla görüşür” diyor. Ipod, radyo yahut telsiz hepsi, avucun içine sığan ne varsa hepsi.
“Bediüzzaman Said Nursi Kaddesallahu Sırruh Hazretleri, Ahir zamanda olacak olayları 1400 yıl öncesinden Resulullah (s.a.v.) tarafından haber verilmesini bir mucize olarak değerlendirmiş, mükemmel bir anlatımla eserlerinde anlatmıştır”. Hakikaten Bediüzzaman bunu anlatmış olmasaydı, bu yüksek iman derecesine insanlar pek ulaşamayabilirdi. Yani şu an insanlar Hakka’l yakin net iman ediyor, doğruluğundan net eminler. Bütün Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizeleri daha önce insanların imanlarını kaybetmesine sebep olan anlatımlar, şimdi insanların iman etmesini kat kat güçlendiren anlatıma dönmüş oldu, sırrı çözülünce. Mesela normalde bir insan buna inanamaz; “deccal çıktığı gün bütün dünya işitir”. Bir insan bağıracak bir yerden, mesela Türkiye’den bağıracak Amerika’da adam duyacak. Olacak iş değil bu? Dolayısıyla buna iman edemiyordu insanlar, gizlice imansız bir yapı oluşuyordu. İman edenler oluyordu ama azdı. Ama şimdi radyoya, telefona, televizyona her şeye işaret ettiği için, bir mucize olduğu için hem Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı müthiş bir hayranlığa sebep oldu, Allah’a karşı insanların imanlarının pekişmesine ve güçlenmesine sebep oldu.
SUNUCU 1: Hocam burada Seçkin kardeşimiz size bir soru sormuş, paragrafın şu tarafı dikkatimi çekti. “Seyyid olan seyyid olduğunu söylüyor. Çıkış alametleri bu kadar belli olan aslanlar aslanı güzel Hz. Mehdi (a.s.) neden Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu söylemiyor?” Şimdi siz bunu açıkladınız ama “seyyid olan seyyid olduğunu söylüyor” demiş burada kardeşimiz, bir çelişki yaratmıyor mu? Yani seyyid olan seyyid olduğunu söyleyebilir. Hz. Mehdi (a.s.) neden Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu söylemiyor? Bu şekilde bir kıyaslama?
ADNAN OKTAR:Ama o çok farklı, çok çok farklı. Seyyid bir nesil yani Alman olan adama “sen hangi ırktansın?” desen, “Almanım” der, Rus ırkından olan “Rus’um” diyor. Seyyid olan da, mesela İngiliz kraliyet ailesine mensup kişiler var. Çok eskidir kökeni, soruyoruz adama; “kraliyet ailesine mensubum” diyor. Adam niye yalan söylesin? Net durum yani. Ama “sen kral mısın?” desen adama “değilim” der, değilse “değilim” der. Ama tabii onunla kıyaslayamayız onu, o anlama gelmiyor da fakat Mehdilik iddiası zaten Kuran’a göre mümkün değil. Hüsn-ü zan edebiliriz. Zaten hüsn-ü zan edeceğimiz gibi hadisler olayı tarif ediyor bize. Çünkü “Hz. Mehdi (a.s.) Mehdiliğini kabul etmez” diyor hadislerde. Tamam. O zaman geriye ne kalıyor? Hüsn-ü zan kalıyor, hüsn-ü zanla bakacağız.
ADNAN OKTAR:Efendi insanları müthiş seviyorum ve koruma kollama hissi içerisinde oluyorum, çok değer veriyorum. İyiler hep yücelirler, adiler hep böyle köpek gibi aşağılanırlar. Uyanık zanneder aşağılık tipler kendini, yani çok yaman olduklarını, itliklerinden dolayı da dünyada çok büyük nimetlere kavuşacaklarını düşünürler. Halbuki hep köpek gibi aşağılanırlar. Hatta dikkat edin mesela, kurtlar -her zaman örnek veririm- karnı karnına geçmiş ve sürünürler. Ya köpekler tarafından boğulurlar, ya eli yüzü yırtılır, ya uçurumdan aşağıya düşerler, hep aç ve perişandırlar. Ama mesela kuzular annesine teslim olurlar. Gayet gürbüzdür, hoplaya zıplaya bayağı neşeli yaşar. Annesi onu sütle besler, korur. Mesela ağaçlar da öyle, selvi ağaçları hiç yerinden kıpırdamaz. Mesela Gülhane Parkı’ndaki ceviz ağacı gibi, o Nazım Hikmet’in çok güzel bir şiiri var. “Ben bir ceviz ağacıyım, Gülhane Parkı’nda” diyor, biliyor musun o şiirini? Çok şahane bir şiir. Ben ayrıca Nazım Hikmet’in gerçekten Marksist ve ateist olduğuna inanmıyorum. Yani öyle bir şiiri bir ateist yazamaz. Yani çok şahane tam böyle Allah sevgisini derin yaşayan bir insanın yazabileceği bir şiir. Çok anlamlı ve çok çok güzel. Sevgiyi çok güzel ifade eden bir şiir. Konular bak sürekli oradan oraya gelişiyor. Biz gene aynı yerimize gelelim o zaman. Sakın insanlar, hiçbir insan zalimlere özenmesin. Yani zalimler sanki başarılıymış gibi, it olanlar mesela diyor ki; “uyanık olan kazanır”. İşte “babana dahi güvenmeyeceksin”, ondan sonra “ezilme ez”, bakın bunların hepsi köpek gibi yaşarlar. Çok aşağılanırlar. Bir kere ruhları onlara saldırır. Yani kendi vicdanları saldırır, vicdanı ona yeter. Zaten vicdanı gece-gündüz onu döver zaten, sille tokat döver vicdanı. O dövülmekten eli yüzü artık böyle köpekten de aşağı -köpekle kıyaslayamam, çünkü köpek çok tatlı bir hayvan- çok pislik bir görünüme bürünür. Ama mesela mazlumlar sanki hep böyle kaybediyormuş gibi görünür. Hani derler ya “ensesine vur, lokmayı al”. Bir kısmına “çok enayi falan” derler. Halbuki onlar çok rahat ve güzel yaşarlar. Çok nurlu ve temiz insanlardır onlar. İyi olanlar onlardır. Öbürleri sürünendir. Ama zahiren insanlara öyle propaganda yapılıyor. Buna özenilmesi çok kötü, mesela diyor ki; “falanca çok uyanıktır” diyor. “Müthiş köşeyi döndü, yatı da var, katı da var adamın. İşte falanca sürünüyor” diyor. Yatın içinde o, vicdanı tarafından boğuluyor. Vicdanı onu sokuyor yatın içerisine, yatın içinde onu öldürüyor, bağırta bağırta öldürür ve perişan eder. Ama sen bir gecekondunun, bir odasında Cennet hayatı yaşarsın vicdanen. Gerçek sevgiyi tadarsın, gerçek saygıyı tadarsın. Dolayısıyla uyanıklık adı altında olan böyle zalim zihniyet, uyanık adı altında yaşayan o karakter hiçbir şekilde imrenilecek bir karakter değildir. O, kendi içinde ölümünü barındıran bir pislik sistemdir. O kendi içinde kendini boğan bir sistemdir. Ona hiç kimsenin özen göstermemesi lazım. Yani ona karşı bir özlem duymaması lazım. Vicdanının rahat yaşaması dünyada en büyük konfordur, yani imanla yaşamak. İç huzuruyla yaşamak çok büyük konfordur. Çünkü kimse açlıktan ölmez. Ben görmedim açlıktan öleni, göremiyorum. Ama vicdansızlıktan ve ahlaksızlıktan perişan olan insan çok gördüm. Ve yüzü akıl almaz iğrençleşir öyle insanların, yani çok korkunç olur. Ve o belanın, Cehennemin de farkına varmaz onlar. Yani eliyle, kendiliğiyle belanın içine girer, Cehennemin içine girer, fakat Cehennemde yaşadığını bilmez o. Alışmış çünkü. Yani mesela toprak altında yaşayan bir mahluka desen ki sen, “toprağın üzerinde çok canlı hayat var, ışık var” desen, anlamaz o. Onun için en güzel hayat, toprağın altındaki hayattır, bilmez. Toprağın altından çıkan, onu bilir. Onun için karanlıkta yaşayanlar aydınlığı bilmezler. Ruhu karanlık olur öyle insanların. Uyanıklık yaptı, şöyle yaptı, böyle yaptı. Öyle bir şey yok. Var mı başka sorumuz?
SUNUCU 1:Başka sorumuz, ben sorayım. Az önce deccalden bahsettik. Benim kafamda çok soru işaretleri var onun hakkında, çok kısıtlı bir bilgi verilmiş zaten deccalle ilgili. Şimdi o döneme girdik diyorsunuz Hocam. Peki deccal ne zaman tam olarak inecek? Ve tam olarak alametleri, deccalin gelişi alametleri nasıl belli olacak?
ADNAN OKTAR:Deccal insanlara, dünyaya ateizmi, dinsizliği hakim kılan, mutluluğu elinden alan, insanın elinden neşeyi, sevinci alan, insanları egoist, bencil kılan, insanları içine hapseden, insanları arkadaşsız bırakan, dostsuz bırakan, dünyada güvenliği kaldıran, güven içinde gezip-tozmayı kaldıran, hürriyeti kaldıran, ifade hürriyetlerini elinden alan, ekonomiyi bozan bir mahluk. Bakıyoruz, ilmi, akılcı incelediğimizde, en son Darwin’e çıkıyoruz. Hadislere bakıyoruz, “saçı sakalına karışmıştır” diyor. “Rüzgar vurdukça dağılır saçı, sakalı” diyor. “Bodurdur, kısa, bodurdur” diyor. Tam, bir mahluk. Bunun bir komitesi olacağı söyleniyor hadislerde, çevresi ve fikir sisteminin dünyayı perişan edeceği belirtiliyor ve bunun yıllarca süreceği belirtiliyor. Mehdi (a.s.), onun batırdıklarını şimdi temizleyecek. Yani onun yıktıklarını tamir edecek. O binaları yıktı, şimdi tamirat sırası.
Selamettin Mutlu, yine sana okutacağız inşaAllah.
SUNUCU 2:“Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevilik ve İslamiyet; ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken alem-i semavatta cism-i beşerisiyle bulunan Şahs-ı İsa Aleyhisselam o din-i hak cereyanının başına geçeceğini bir Muhbir-i Sadık (doğru haber aktaran) Peygamberimiz (s.a.v.)'in sıfatlarından biri, bir Kadir-i Külli Şey'in vaadine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem kadir-i külli şey va’detmiş, elbette yapacaktır. ‘Cism-i beşerisiyle bulunana Şahs-ı İsa Aleyhisselam’ bu cümle ne demektir? Cism-i beşerisiyle, şahs-ı manevi olarak değil. Bu dünyadaki bedeniyle Şahs-ı İsa Aleyhisselam - Hz. İsa (a.s.)'ın şahsı yani bizzat kendisi, şahs-ı manevisi değil. O din-i Hak cereyanının başına geçeceğini, Hıristiyan aleminin başına Müslüman bir lider olarak geçeceğini Bediüzzaman bir çocuğun dahi anlayacağı kadar açık, sarih ve net olarak açıklamıştır. ‘Hz. İsa (a.s.) dünyevi bedeniyle inmeyecek, şahs-ı manevi olarak gelecek, Said Nursi Hazretleri de bu şekilde söylüyor’ demek çok büyük ayıp, yalan, bühtan ve iftiradır. Bediüzzaman'ın tespitlerine göre Hz. İsa (a.s.)'nın nüzulüne en fazla 10-20 yıl kalmıştır. Risale-i Nur Külliyatı'nı okuyanlar bu açık gerçeği görebilirler.”
ADNAN OKTAR:Bakalım, bunu bir baştan alalım biraz. “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlup olan İsevilik ve İslamiyet”. Şimdi bak, dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı faaliyet yapıyorlar. Dolayısı ile şu an dünyaya Allah’ın varlığını ve birliğini anlatan düşünce hakim olamıyor. Tam anlamıyla hakim olamıyor. Çünkü ayrı ayrı hareket ediyorlar. “İttihad (birleşmeleri) neticesinde”, demek ki Hıristiyanlarla Müslümanlar ateizme karşı birlikte mücadele etmeleri gerekiyor, Bediüzzaman bunu söylüyor. Ben Hıristiyanlar’la ittifak ettiğimde, dinsizliğe karşı birlikte mücadele etmek istediğimde, bunun yanlış olduğunu iddia edenler var. Halbuki bu çok yanlış. Hem Kuran’ın bize bir emridir bu. Onları tek Allah fikrine, tek Allah inancına çevirmemiz ve çağırmamız Allah’ın bize emridir. Ayrıca ateizmi ortadan kaldırmak için Hıristiyanlarla ittifak, Ehl-i Kitap ile ittifak, çok akılcı ve doğru olan bir tavırdır. Bunu Bediüzzaman da vurguluyor. “Dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken”, yani Mehdi (a.s.) devrinde iki, Hıristiyanlık ve Müslümanlık birleşip, dinsizliği tamamen ortadan kaldırmaya müsaitken, “alem-i semavatta (gökler aleminde) cism-i beşerisiyle, -yani bedeniyle, normal, etiyle, kemiğiyle- bulunan Şahs-ı İsa (a.s.)”. İsa (a.s.)’ın bizzat kendi, şahsı. Etiyle, kemiği ile gökyüzünde diyor Bediüzzaman. Yani ölmemiş, bir yere gömmemişler. “O din-i hak cereyanının, hak dininin başına geçeceğini”, yani Hıristiyan aleminin başına geçeceğini, “bir Muhbir-i Sadık”, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir sıfatı Muhbir-i Sadık, doğru bildiren. “Bir Kadir-i Külli Şey'in vaadine istinad ederek”, yani Kuran’ın hükmü, Allah’ın belirtmesine dayanarak. Çünkü Kuran’da ayetler var, Hz. İsa (a.s.)’nın ineceğine dair, “haber vermiştir”. “Madem haber vermiş, haktır. Madem Kadir-i Külli şey, her şeye muktedir olan Yüce Allah va’detmiş, elbette yapacaktır”. “Olmaz” diyor ya bilim adamları çıkıyor, Hocalar, Bediüzzaman da “olacak” diyor. “Cism-i beşerisiyle”, demek ki bedeni ile alınmış gökyüzüne, bu doğru. “İsa (a.s.) bizzat şahs-ı”, bu da doğru. “O din-i Hak cereyanının başına geçeceğini”, Hıristiyan aleminin başına geçeceğini. Hani Mehdi (a.s.) gelmişti, hani Hz. İsa (a.s.) gelmişti, her şey bitmişti? “Hıristiyan aleminin başına geçecek” diyor Bediüzzaman. Hz. İsa (a.s.) gelip, Hıristiyan Alemi’nin başına geçti mi şu an? Siz öyle bir şey duydunuz mu? Olmadı. Ne Müslüman oldu Hıristiyanlar daha, ne de onların topluluğunun başına lider olarak Hz. İsa (a.s.) geçti. Bunlar olmadı daha. “Hıristiyan aleminin başına Müslüman bir lider olarak geçeceğini Bediüzzaman bir çocuğun dahi anlayacağı kadar açık, sarih ve net olarak açıklamıştır”. Çok büyük vicdansızlık bunu reddetmek. Çok net buradaki açıklama. “’Hz. İsa (a.s.) dünyevi bedeniyle inmeyecek, manevi olarak gelecek. Said Nursi Hazretleri de bu şekilde söylüyor’ demek çok büyük ayıp, yalan, bühtan ve iftiradır”. Yani Bediüzzaman’ın bu sözlerine göre yalan söylemiş oluyorlar. “Bediüzzaman'ın tespitlerine göre Hz. İsa (a.s.)'nın nüzulüne en fazla 10-20 yıl kalmıştır”. Nüzulü değil de, görülmesi diyelim. Çünkü nüzulü ayrıdır, görülmesi yani insanlar tarafından bilinmesi, Hz. İsa (a.s.)’nın insanlarla muhatap olmasına az kaldı. Yoksa İsa (a.s.) iner inmez zaten belli olmayacak. “Hz. İsa (a.s.) indiğinde” diyor Bediüzzaman, “yakın talebeleri ve havas-ı seçkinleri onu imanın nuru ile tanır” diyor. “Bedahat derecesinde herkes onu tanımaz” diyor. Mehdi (a.s.) için de öyle. “Yakın talebeleri onu imanın nuru ile tanırlar” diyor, Mehdi (a.s.)’yi. “Öyle bir şekil vermişler ki, çıktığı vakit herkes onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler” diyor. “Halbuki bu dünya bir tecrübe meydanıdır, akla kapı açılır fakat ihtiyarı elinden alınmaz” diyor. Onun için Hz. İsa (a.s.) da, Mehdi (a.s.) de geldiği vakit, ilk geldiklerinde tanınmayacaklar. Onun için mesela alimler diyorlar şu an, mesela “Mehdi (a.s.)’yi biz görmedik” diyorlar. “Geldi, gelmiş olsa görürdük, gelmedi” diyorlar. Halbuki geldiğinde zaten imanın nuru ile fark edilecek. Herkes fark edemeyecek, yani fark etmemeleri normal. Mesela Cübbeli de diyor; “ben göremedim” diyor. Allah’ın sana göstermemiş olması, onun gelmemiş olduğunu göstermez. Çünkü “geldiğinde bütün herkes tanıyacak gibi bir şekil vermişler” diyor Bediüzzaman, bu yanlış, böyle bir şey yok. Şimdi İsa (a.s.) mesela vazifede, Hz. Mehdi (a.s.) de vazifede. Fakat ancak havas, seçkinler fark edebiliyor ve imanın nuru ile fark ediliyor, ama bidayeten diyor, bidayeten, başlangıcında diyor, sonunda demiyor. Sonunda imanın nuru ile bakan da bakmayan da, herkes tanıyacak. Yani sonunda demiyor, bidayeten. Deccal için de öyledir. Mesela deccal de başlangıçta kendini bilmez. En sonunda anlıyorlar. Bunları zaten anlatıyoruz, ispatı böyle hani flu, gizli olan bir şey değil. Bunu zaten gözünüzle göreceksiniz. 10 yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Kaç yaşındasın?
SUNUCU 2:20
ADNAN OKTAR:30 yaşında göreceksin.
SUNUCU 2:Kıskançlık ve dedikoduya karşı ne yapmam lazım? Sinirlenmemem mi gerekiyor öyle durumlarda?
ADNAN OKTAR:Bakın, kıskançlık hiçbir şey getirmiyor. Yani, hayır getirse derim ki, nefsine bir kazanç var, ondan yapıyorsun. Hiçbir faydası yok. Dedikodu da çok berbat bir şey. Çünkü dedikodu yaptığı insanı, insan bir daha sevmede zorlanır, yani kendi elinle kendi kaleni yıkarsın. Mesela ben çok seviyorum. Gıyabında da güzel konuşuyorum. Ama ben mesela gıyabında ona istesem, Allah vermesin, kötü sözler de edebilirim. Ama yüzüne baktığımda, artık o gücü bulamam ben. Yani sevme sözcüklerini kullanamam. Gözüne bakamam. Yani kendimi suçlu hissederim. Ezilirim. Niye yapayım? Yani ne gerek var buna? Belli ki iyi bir insan.
SUNUCU 2:Kesinlikle.
ADNAN OKTAR:Ben mesela tertemiz kabul ediyorum, tertemiz. Yani böyle anadan doğmuş gibi kabul ediyorum. Ve o zaman ben çok sevebilirim. Ama Allah esirgesin, gıyabında dedikodu yapsam, kötü sözler söylesem, kendi gücümü kırarım. Bu sevgiyi, bu samimiyeti gösteremem o zaman.
SUNUCU 2:İnsanın kendini aldatmasıdır bence bu.
ADNAN OKTAR:Tabii. Onun için orda mutlaka irade kullanılması lazım. Yani çünkü acısını kendi çekiyor insan.
SUNUCU 2:Vicdanı varsa tabii bu insanın.
ADNAN OKTAR:Mesela sevmek çok güzel bir duygu. Onu yok etmiş oluyorsun, sevme gücünü kırıyorsun, kendini öldürüyorsun. Yani mesela adamın gözüne iğne batırıp, gözünü kör ediyor. Burnunu kesip koklama gücünü kaybediyor. Dilini kendi eliyle kesip tatma gücünü kaybediyor. Sevgiyi kaybetmek ne demektir biliyor musun? Çok büyük bir felaket. Çok büyük bir bela.
SUNUCU 2:Tabii ki. Yani dostluk kardeşlik varken.
ADNAN OKTAR:Tabii ki, onun için seni pisliğe çekenlere sakın uyma. “Ha, hı” dersin en fazla. İradeni kullan ve mutlaka uzak dur, mutlaka. Allah onları karartacak ve kirletecektir. Göreceksin. Yani bakar bakmaz simalarından anlayacaksın.
SUNUCU 2:Evet haklısınız.
ADNAN OKTAR:Ve senin de nurun artacak, güzelliğin artacak. Sağlığın, sıhhatin artacak, Allah sana bereket verecek, bunu da göreceksin. Sen hep Allah’tan yana ol. Yani yüzde yüz Allah’tan yana ol. Seni şeytana ne kadar çekerlerse çeksinler, “Ben Allah’ımı bırakmayacağım” de. Allah’a sarılacaksınız. Allah’a sıkı sıkıya sarılmak lazım. Ve Allah’ı bir saniye bile bırakmak olmaz. Allah hiç bırakılmaz. Mesela seni şeytan sündürse bile, “Beni koparsan bile” dersin “Ben Allah’ı bırakmam” diyeceksin. “Hakk’ı bırakmam” diyeceksin.
SUNUCU 2:Evet.
ADNAN OKTAR:“Allah’a sarılın” diyor. Ayette de var. İnşaAllah. Sıkı sıkıya sarılacaksın. İnşaAllah.
SUNUCU 2:Allah’a sarıldıkça zaten, kendimi daha huzurlu hissediyorum.
ADNAN OKTAR:Bana diyorlar ki; “niye iltifat ediyorsunuz?” Ben de diyorum ki, “sizin gibi ben odun değilim, onun için yapıyorum” diyorum. Yani senin kalbin katılaşmışsa, ruhun da sevgi dolu değilse, ben sana ne diyeyim? Benim ruhum sevgi dolu ve çok coşkulu bir insanım ben. Yani kedileri seviyorum, kelebekleri seviyorum. Onlar da beni seviyorlar, inşaAllah. Yani neden sevgime ket vurmam gerekiyor? Neden sevgimi öldürmem gerekiyor yani? Bana böyle deccali ağızla yaklaşanlara ben cevap vermem. Ben seveceğim. Yani bütün milletimi seviyorum ben. Bütün Allah’ın yarattıklarını seviyorum. Kelebekleri seviyorum, tavşanları da seviyorum, içim eriyor, yani müthiş muhabbet duyuyorum. Beni kimse durduramaz o konuda, onu söyleyeyim yani. Ve koruma hisleriyle. Mesela bak civcivim var, ondan sonra vik vik ördeğim de, gayet itinalı bakıyorum. En ufak canını yakacak bir şey yapmıyorum, gerekirse veterinere götürüyorum. Huzuruna dikkat ediyorum. Zeminini tertemiz tutuyorum.
Bir genç kızın onuru gitti mi, allak bullak ettin demektir onu, mahvettin demektir, Allah esirgesin. Gerçi altın yere düşmeyle değer kaybetmez, ama yani onun manasını bozmak, onun beynini bozmak çok korkunçtur. Yani onu nefretin içine itmek, sevgisizliğin içine itmek çok kötüdür. Yoksa iftirayla falan bir genç kıza bir şey olmaz. Hani diyorlar ki; “mahvettiler kızı.” Hiçbir şey olmaz iftirayla. Altın külçesini al, at çamurun içine, tepinsin üstünde adam. En kötü yerlere at, çıkarttığında, o gene altındır. Balyozla vur üzerine, ne yapıyorsan yap, hep altındır, değişmez. Yani kaliteli bir insana da, istediğin kadar iftira at, ne söylerlerse söylesin, hep o altın gibi değerlidir. Yani o konuda korku yersiz. Mesela diyorlar ki: “Dedikoduyla mahvettiler çocuğu.” Ne alaka? Yani ne? O kendini mahveder, hiçbir şey olmaz. Ama adi insanlar, tabii adice bir iftiraya adice sarılırlar. Asil insanlar adi iftiralardan nefret ederler, muhatap olmazlar. Adi iftiralara sarılanlar, adi insanların vasfı olduğu için, onların değeri de olmadığı için, yani çok aşağılık mahluklar olduğu için onlara insan olarak değer verilmez. Dolayısıyla, insana zarar gelmiş olmaz. Değer verdiği bir insan, insana ters bir söz söylerse, o önemlidir. O da dosttan gelen bir güldür, yani güzel bir sözdür. Mesela eleştiri yapabilir, hayırdır. O, bizim lehimize olur. Ama boş bulunur da kötü bir söz söylerse, sabredeceğiz. Sevgi bırakılmaz. Yani ölümüne bırakılmaz. Yani sevgi çünkü çok muazzam bir nimet. Çünkü onu atlattığında, mesela bir dalgalanmış oluyor gemi. Onu atlattığında dümdüz gideceksin. İşte orada sabır devreye girecek, hemen. Sabredeceksin, affedeceksin, ondan sonra dümdüz gidersin ve sevgine gene kavuşursun, kopmazsın. Ama affetmezsen, Allah vermesin, orada işte boğulur gider. Yani tepe takla gider. Var gücünle affedip ve sabırlı olmak lazım. Ama affediyor diye de, bir insanın omzuna tonlarca yük yüklemek olmaz. Bu da zulümdür. “Nasıl olsa affeder, nasıl olsa merhametlidir, nasıl olsa toleranslıdır.” Yani bu çok büyük bir zulüm. Affetmek ayrıdır, bir de unutmamak vardır. İnsan unutamaz, yazık yani eziyet olur bu.
SUNUCU 2:Peki affetmemek günah mıdır Hocam?
ADNAN OKTAR:Günah tabii, yani niye.
SUNUCU 2:Çünkü Allah affederken değil mi, kullar neden affetmiyor ki? Ben öyle düşünüyorum.
ADNAN OKTAR:Kuran bize sevginin sanatını öğretir. Sevmenin önündeki engelleri kaldırır Kuran. Şefkat öğretir, merhamet öğretir, insanları korumayı öğretir, cesaret öğretir. Mesela cesaret olmayınca, nasıl koruyacaksın sevdiğini?
SUNUCU 2:Evet.
ADNAN OKTAR:Fedakar olmazsan nasıl koruyacaksın? Yani.
SUNUCU 2:Tabii ki.
ADNAN OKTAR:Yani kendin için güzel olan bir şeyi sevdiğine sunmuyorsan, nasıl koruyacaksın? Pinti olursa adam, değil mi, olmaz. Yani kendine uygun gördüğün nimeti, sevdiğine de uygun göreceksin. O zaman çok güzel olur. Sevgi öyle küçük çocuk gibidir.
SUNUCU 2:Sevgi paylaşmaktır.
ADNAN OKTAR:Evet. Çok özen gerektirir. Tabii çok özen gerektirir. Yani her şeyine dikkat etmek lazım. Öyle, çok yüksek bir lükstür sevgi. Çok kaliteli, akıllı insanlara ait bir lükstür. Basit, aşağılık insanlar sevgiyi hiç yaşayamazlar. Yani dünyadaki en büyük zenginliktir. Ama yani iman, Allah aşkından kaynaklanan sevgi, Allah sevgisi ve Allah korkusu, en kaliteli insanlara mahsustur bu. Yani yüksek ruhlara mahsus bir lükstür bu.
Mesela Müslüman dediğin vakit, eskiden ben, işte belirli, klasik şeyler aklıma gelirdi. Sonra gördüm ki, dünyanın en kaliteli insanına “Müslüman” deniyor. Yani her yönden en mükemmel insanın adı Müslümandır. Sevgide, şefkatte, merhamette, sabaha kadar sayarım. Hepsinde en üst düzeyde, en üst kalitede olan insana “Müslüman” deniyor. Ve bayağı zevkli, mesela sabrı geliştiriyorsun, kendi lüksün artar. Affetmeyi geliştirirsin, kendi lüksün artar. Yani kendine güzellik olur aynı zamanda. Hem sevdiğine, hem sana. Mesela gerçek aşkı yaşarsın. Gerçek tutkuyu yaşarsın. Yani affetmeyi bilmeyenle aşkı yaşanmaz. Allah aşkını yaşayamazsın. Çünkü o, bir anda intikam ruhuna girecektir, şeytani bir ruha girecektir. Ama bu, tabii bir tane, iki tane, üç tane değil; Kuran’ın bütünüdür. Kuran’ı o yüzden her insanın ömründe en az iki-üç kere baştan sona bir okuması lazım. Yani sabah kalktığında ya da ne zamansa vakti, yavaş yavaş, yavaş yavaş bir okuyacak. Anlayamadığı hususlar olursa da zaten sorsunlar, bize sorsunlar kardeşlerimiz. Olabilir yani bu mümkün, bazen hakikaten Allah Kuran’ın içerisine insanları imtihan edecek izahlar da koyar, yani özel konulmuştur Kuran’ın içerisine. Onu dinlediğinde bazı insanlar mesela, Kuran bazen insanları dalalete de düşürür, bazen hidayete getirir ama çoğu zaman hidayete getirir, ama delalete düşer, mesela Kuran okuyup imansız olan çok insan vardır. Kuran da buna dikkat çeker zaten, birçok insanın delalete düşmesine sebep olur. Ama samimi olarak anlamayanın, bize sormasında fayda var, bizlere sormasında fayda var.
SUNUCU 2:Peki Hocam, ben bir şey soracağım merak ediyorum çünkü. Ayet-i kerimede şöyle bir şey var, “kadın sesi haramdır” diyor. Neden haramdır kadın sesi? Neden yani erkek sesi haram değil de, sadece kadın sesi haram yazıyor?
ADNAN OKTAR:Şimdi ayet-i kerimede zaten öyle bir şey yok. Kuran’da öyle bir şey yok. Diyorlar ki, kadın sesi seksidir. Erkek sesi de seksi olur. Yani şu akıl mı. Yani insanın niyetine bağlı olan bir şey, kalbine bağlı olan bir şey. İşte kadına bakarsan etkilenirsin, kadın da isterse erkeğe bakar, mesela seksi olur erkek, etkilenebilir erkekten. “Hayır, ona bakılabilir, ama kadına bakılamaz” diyor. Bakmaya göre değişir, yani oradaki niyet, mesela Hz. Musa (a.s.) geliyor, Peygamber kızlarının yanına geliyor, ama bilmiyor tabii, onların koyunları var. Bakın oradaki o nazenin, mübarek annelerimiz, orada çobanlar var muhtemelen böyle cins tipler, uzak duruyorlar, çok çok uzak duruyorlar, yanaşmıyorlar. Koyunları var, sulayacaklar ama gitmiyorlar yanlarına; eşkalden anlamışlar, tipten, uzaktan, yani bu adamlarda meymenet yok diyorlar. Hz. Musa (a.s.)’yı görüyorlar, hemen yanına geliyorlar, çünkü nur var elinde yüzünde, güvenilir ve mükemmel bir insan. Tanımaz bilmez, ilk defa görüyor. Hz. Musa (a.s.), “koyunlarınızı alıp gidip ben sulayayım” diyor. Bak koyunları teslim ediyorlar, o kadar güveniyorlar. Alıp götürüyor koyunları suluyor, gene getiriyor. Gidiyorlar babalarına “hem güçlü, hem de çok güvenilir bir insan” diyorlar. Bak onlar da sevmişler. Demek ki iman ehli ise, gerçekten güvenilirse zaten o kadını korur. Onun iffetine, haysiyetine, şerefine, namusuna zaten özen gösterir, zaten ona zarar getirttirmez. Dedikodu yaptırmaz, sağlığına zarar verdirttirmez, hiçbir şeyine zarar verdirttirmez. Onu ölünceye kadar korur Allah’ın izniyle. Ama aşağılık bir insan, istifade gözüyle bakacağı için, ya laf eder, ya pis pis böyle köpek gibi pis gözlerle onu ezmeye çalışır, rahatsız eder, alaycı pis sırıtmalarla; bunlar çok çirkindir. Yoksa koruyucu olduktan sonra, kalben temiz bir niyetle baktıktan sonra hiçbir şey olmaz. Kadın da isterse dediğim gibi bakar, erkeğe de bakar. Yani kadın için çok etkileyici olabilir bir erkek, yani iş mi şu? Orada ki bakış açısı çok önemli, üslup çok önemli, dolayısıyla da Kuran’da da böyle bir ayet yok, böyle bir hüküm yok. Ama mesela kadınlar onu zaten anlar, pislik adamdan zaten uzak dururlar, anlarlar onu. Yani o zor bir şey değildir, kadın bakar bakmaz saniyesinde anlar öyle bir şeyi. Yani zaten ya bakışıyla kendini korur, ya uzaklaşmasıyla kendini korur, ya tavrıyla. Aklı başında bir kadın için öyle bir sorun yoktur zaten. Yani iyi insanı, kötü insanı Allah hemen anlayacak şekilde her insana feraset vermiştir. Biz pislik bir adamı bakınca 10 metreden anlarız. Elinden yüzünden naletlik akar.
SUNUCU 5: Müsaadenizle ben bir soru sormak istiyorum. Size biraz da geç katıldığım için belki hani başa sarmış gibi olacak ama?
ADNAN OKTAR: Estağfurullah.
SUNUCU 5:Habertürk’te katıldığınız bir yayında genel koordinatör Yiğit Bulut vardı, o yayında Mehdi (a.s.)’nin dünyaya geldiğini ve şu anda 12 yaşında olduğunu söylemiştiniz. Siz bu bilgiye nereden ulaştınız?
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’nin geldiğini söyledim ama 12 yaş demedim, 12 sözü geçmiştir. Şöyle olabilir, 2012 tarihini belki vermiş olabilirim ben, 2012’de İslam’da bir ihtişamve gelişme başlayacak demiş olabilirim. Bunları hadislerden alıyorum ve Bediüzzaman’ın izahlarından alıyorum. Bediüzzaman’ın bütün söyledikleri doğru çıktı şu ana kadar. Yani yaklaşık 1000’in üzerindedir Bediüzzaman’ın şu olacak deyip de olan vakaların sayısı, bakın 1000’in üzerindedir. Mesela yarın şu olacak, şu gelecek diyor, oluyor; şu olacak diyor, oluyor. 20 yıl sonra şu olacak diyor, oluyor. 35 yıl sonra şu olacak diyor, oluyor. 70 yıl, 100 yıl sonra olanları, 150-200 yıl sonra olacakları söylemiştir, hepsi tek tek oluyor.
SUNUCU 5:Peki şöyle bir şey var mı o zaman; bazı olaylar ya da gelecekteki olaylar Kuran-ı Kerim’de şifrelenmiş şekilde bulunuyor diyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Allah-u alem çünkü çok şaşırtıcı, o kadar mübarek bir insan ki Bediüzzaman, “ben yemin ediyorum ertesi gün olacak bir olayı, en sıradan bir olay mesela kapıcının ekmek getirmesi, ona varıncaya kadar bir gün önce rüyamda görüyordum” diyor. Ama bunu ispatlı bunu yapıyor ve gösteriyor talebeleri de görüyor, herkes şahit oluyor. Ne söylüyorsa çıkıyor, böyle bir insan. Kuran’dan da Kuran harflerinin toplamından çıkararak anlatıyor. Mesela bir Kuran ayetinden Cengiz ve Hülagü zamanı çıkartıyor, “o devre bakar” diyor, tam tarih veriyor. “Eğer ikisi beraber olsa Miladi 1971 tarihini verir” diyor. “O tarihte dehşetli bir şerden haber verir, şimdiki tohumların mahsulü eğer ıslah olmazsa elbette tokatları dehşetli olacak” diyor. 1971 yılında terörün başlayacağını söylüyor, aynı dediği gibi olmuştur. Bakın üsluba bakın, “eğer şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa”, işte bu, Allah’a saygısından söylenen bir sözdür. Tohumların mahsulü ıslah olmazsa, zaten olacak o zaten, onu diyor. Ama Allah’a karşı boyun eğici olduğu için, büyük konuşmamak için, gaybı Allah’ın bildiğini belirtmek için o sözleri söylüyor ve aynısıyla çıkmıştır. Mesela, ”1400 yıl sonra çıkacak bir hakikati” diyor, Hicri 1400’de Mehdi (a.s.)’nin net çıkacağını söylüyor. Ve net “İstanbul’da çıkacak Mehdi (a.s.)” diyor, yer koordinat belirtiyor, çok açık konuşuyor. Ve “Darwinizme ve materyalizme karşı mücadele verecek Mehdi (a.s.) ve başlangıcında bilinmeyecek” diyor, çok açık. Ve hadislerde de bunu görüyoruz, 40 yıllık bir mücadelesi var Mehdi (a.s.)’nin sırf iman hakikatleri ile ilgili çalışması. “Bu dönem içerisinde o fark edilmeyecek” diyor Bediüzzaman, “yakın talebeleri fark edecekler” diyor. “En kıymetli devri de bu devridir” diyor. “Saltanat, siyaset alemindeyken çok çok değeri azdır onların” diyor. Ve bunları yıldırım hızıyla Mehdi (a.s.)’nin yapacağını belirtiyor hadisler ve Bediüzzaman da bunu açıklıyor. Onun için Risale-i Nur Külliyatı’nı okumayı ben her gence tavsiye ederim, çok önemli bir eserdir. Yani ufuk derinliği açısından, derin perspektif almak açısından, muhakeme ve yargının gelişmesi açısından, hem Kuran’ı hem Risale-i Nur Külliyatı’nı mutlaka tavsiye ederim.
SUNUCU 5:Peki Ömer Çelakıl’a katılıyor musunuz? Onun Kuran-ı Kerim’in şifrelerini çözdüğü sisteme? Onun hakkında ne düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ömer Çelakıl çok dürüst, çok efendi, hiçbir çıkarı olmayan, asil, nezaketli, çok efendi bir genç. Böyle kart yobazlar, aşağılık yobazlardan çok çok çok çok farklı, boyut farkı vardır. Var ya böyle soytarı, şaklaban sahtekarlar, yağcı yalaka tipler, onlardan çok çok farklı. Onun zıttıdır işte, öyle bir insandır, çok temiz bir insandır. Hiçbir çıkarı da yok, dediklerinin de büyük bir bölümü doğru. Yani çok nadir yanlış olan yerler oluyor, o da insanlık hali, bir hesap şeyi ama hepsi doğru. Şu yönden doğru, zaten çocuk onu anlatırken zaten farz değil inanılması, şaşırtıcı, hayret verici, ilginçtir. Mesela Ulu Önder Atatürk, Türkiye’nin kurtarıcısı Atatürk’ün bütün hayatı 19’larla kodludur. Mesela bu çok şaşırtıcı, bu onun mübarek bir insan olduğunu gösterir. Hayret verici bir şeydir bu. Hep 19, hep 19, hep 19, bu nedir? Kuran hükmü mü? Değil. İlginç ve şaşırtıcı. Neyi gösteriyor? Kaderi gösteriyor, o yönüyle ilginç. Kuran’daki o kod, şifre sistemlerin dediklerinin hepsi doğru. Mesela çocuğu geçenlerde bir kanala çıkartmışlardı, yani feci şekilde çirkin bir üslup, çok ters bir üslup. Gene aynı adamlara bakıyoruz, azılı bir yobazı çıkartıyorlar, böyle yalaka, soytarı, onun neredeyse elini ayağını öpecekler, yani o derece. Ama o çocuğa karşı da son derece ezici ve son derece ters bir tavır içerisindeler. Bu da onun doğru yolda olduğunu gösterir. Yani bir insan eğer hakarete uğruyorsa, baskı görüyorsa, belirli çevrelerce böyle öfkenin hedefi haline getiriliyorsa o insan iyidir, ben size söyleyeyim. Ama bir yalakayı çıkartıp da, mesela ortada hiçbir sebep yokken bir soytarıyı dünyanın en iyisi diye anlatmaya kalkıyorlarsa, mutlaka bir pislik vardır, bir rezillik vardır, onu da bileceksiniz, ölçü budur.
SUNUCU 5:Peki bazı matematikçiler ve bilim adamları mesela Ömer Çelakıl’ın şifreleri çözmesi hakkında; “her sayıyı toplayıp çıkartarak işte istediğiniz sayıya ulaşabilirsiniz, bu tamamen bir tesadüftür” diye düşünüyorlar.
ADNAN OKTAR: Onlar onun bulduklarını bulamadılar, o ağırlarına gidiyor. Birçok şeyi fark edemedikleri için ağırlarına gidiyor. Onun harika zekası onlara bayağı ağır geldi, olay bu. Hepsi doğru, gelsinler bana anlatsınlar. Hepsini ispat ederim, doğru söylüyor çocuk.
SUNUCU 5:Peki bu mesela bazı sayılara ulaşırken toplama ya da çıkarma ya da çarpma yapıyor, bunları neye göre yaptığı konusunda bir bilgi vermedi yayınlarında izlediğim kadarıyla.
ADNAN OKTAR: O zaman bunu yarın işleyelim. Yarın inşaAllah kapsamlı anlatayım, 3–5 örnek verirsem zaten anlarsın inşaAllah. Bugün programımızı bitiriyoruz.
SUNUCU 1: Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınımızı izleyebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com’dan iletebilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Kocaeli TV’den izleyebilirisiniz. Hoşçakalın, yayınımıza internet sitemizden devam edeceğiz.
İlanlar
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...