SUNUCU 1:Her akşam olduğu gibi bu akşam da sizlerle birlikteyiz. “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programını harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kanal Avrupa’dan sunuyoruz. Konuğum tüm dünyada tanınan, eserleriyle büyük yankı uyandıran, Kuran ahlakını anlatmak için hayatını bu yolda vakfetmiş kıymetli yazarımız, Hocamız sayın Adnan Oktar. Merhaba Hocam, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Merhabalar efendim. Sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU 1: Nasılsınız?
ADNAN OKTAR:Allah’a hamd olsun, siz nasılsınız?
SUNUCU 1:Biz de iyiyiz. Sağolun. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Nasıl başlayalım; bugün Anneler Günü. Şimdi tabii ben Anneler Günü’nde anne hatırlatılması oluyorsa, bunu kabul etmem. Anne her gün anılır, sevilir, her gün düşünülür. Belirli bir gün olmaz. Ama iyidir. Hiç olmazsa yılda bir günde hatırlayanlar varsa, onlara sebep oluyorsa o yönden iyi. Bütün annelerin Anneler Günü’nü kutluyorum. Hepsine Allah uzun ömür versin, sağlık, sıhhat, sevinç, neşe versin. Derin iman versin, Cennet nasip etsin. Bütün milletimize, hepsine inşaAllah.
Şimdi dövme hakkında soru sormuşlardı. Şimdi onu yanlış anlayıp bu sefer olumsuz değerlendirenler olabilir. Onun için biraz o konuda açıklama yapmak istiyorum. Şimdi bazı tipler var; işte çenemi uzattırmak istiyorum diyor bilmem ne falan. Bunlar eziyet tabii. Benim kastettiğim bu değil. Mesela ciddi bir patoloji vardır bir yerinde, sürekli rahatsız olur. Mesela ne bileyim, burnunun kenarında bir şey çıkar bir çıkıntı oluşmuştur doğuştan veya yanağında bir bozukluk vardır. Vicdanen huzursuz oluyordur, bu alınabilir. Bu düzeltilebilir. Ama durduk yere orasını, burasını söndürmek, kısalttırmak bilmem ne falan, bu olmaz. Çünkü neden olmaz? Riskli, riskli ameliyat yapılıyor zaten. Narkoz veriliyor. Narkoz ölüm riski de getiren bir şey. Bu yüzden uluorta değil de, illa ki çok gerekliyse olabilir. Gerçekten hayat kalitesini bozduysa onun, çok rahatsız ediyorsa. Dönüp dönüp millet bakıyordur, bilmem ne falan, psikolojik baskıya neden oluyordur. Bunu durdurmak için olabilir. Ama keyfi, o olmaz. Onu ayrıca belirteyim.
SUNUCU 1:O zaman Hocam, isabetli bir karar vermiş oldum. Ben de çok düşündüm zamanında ama dediğiniz gibi narkoz biraz ürküttü beni.
ADNAN OKTAR:Tabii. Ölüm riski var, olmaz. Yani ender nadirattan düşünülebilecek bir şey. İnşaAllah. Efendim bugün birçok konu var anlatabileceğimiz ama senin soruların var.
SUNUCU 1:Var. “Selamun aleyküm Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1:“Benim sorum bir ayetle ilgili olacaktı inşaAllah. Rum Suresi’nin 7. ayetinde “Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiret’ten ise gafil olanlardır” diye Allah bildiriyor. Hocam bu ayette maddenin aslına ulaşamayacağımızdan bahsediliyor olabilir mi? Bir de Hocam bu konuyu en iyi nasıl anlatabiliriz? Allah sizden razı olsun. Sayenizde gerçekleri gördük ve görmeye devam ediyoruz inşaAllah.” Serdar kardeşimiz demiş.
ADNAN OKTAR:Maddenin aslına ulaşmak mümkün değil tabii, o anlamda, çünkü Allah görebilir, o şekilde bir güce sahip olan Allah’tır. Biz Allah’ın bize gösterdiklerini görebiliyoruz. Dışarıdaki alemi Allah biliyor, ama dışarıda vardır tabii madde. Onu kabul edeceğiz. Kuran’ın birçok ayeti işaret eder. Ama bir tek ayet işaretleri bile bu konuyu açıklamak için yeterlidir. Ama biraz da düşünürsek, kafamızı çalıştırırsak kendimiz de bunu zaten görüyoruz. Açıkça, bilimsel bir gerçek olduğu belli. Düşünmek istemiyor insanlar aslında. Gerçek olduğunu herkes biliyor.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Araf Suresi, “De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" Demek ki kendi kendimize haramlar ortaya atmayacağız“. “De ki: ‘Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir’” ziynet ve temiz rızıklar. Yani her türlü zenginlik, güç, güzellik Müslümanlar için. “Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, Kıyamet günü ise yalnızca onlarındır.” Ahiret’te ise yalnızca onlarındır. diyor. “Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.” Cenab-ı Allah’ın hitabı. “Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilir ne de öne alınabilir (tam zamanında çökerler.)” Mesela Osmanlı niye çöktü diyor insanlar? Allah’ın takdiri öyleydi, onun için. Gazneliler de vardı, Selçuklular vardı. Almanya’da Hitler’in iktidarı vardı, Mussolini’nin iktidarı vardı. Allah hepsini çökertti, değiştirdi, başka şekillere koydu.
Şeytandan Allah’a sığınırım, “Öyleyse, Allah’a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir?” “Allah’a karşı yalan uydurmak,” yani bu Kuran’dadır, Kuran’ın hükmüdür, İslam’da bu vardır diye yalan söylemek, bu haramdır. Bunu aslında çok fazla görüyoruz. Bunların yasaklığını Kuran bize açıkça belirtiyor. “Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız."” Müslüman sürekli Allah’a tövbe edecek günahlarının bağışlanması için. “Ey Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları Cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.” Şeytandan Allah’a sığınmak lazım ve şeytanların her yerde olduğunu Allah belirtiyor. Cenab-ı Allah diyor ki; “Dedi ki: "Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız." İnsanlar dünyada ölecek diyor Allah. Buna Kuran’da bir işaret var inşaAllah. Hz. İsa (a.s.) için de bu delil olarak kullanılabileceğimiz bir ayettir İnşaAllah. Evet, şimdi ne anlatayım, ne konuşalım? Sen bana bir soru sor.
SUNUCU 4:Hocam isterseniz sorulardan devam edebiliriz inşaAllah. Aklıma gelmedi ama. Ya da şey sorabilirim. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadislerde dilin önemini söyler. Hani eğer konuşacaksanız, ya da biri hakkında bir şey söyleyecekseniz, hani kötü bir şey anlatılacaksa, onun güzel yönlerini söyleyin der. Mesela konuşacaksanız, yanlış şeyler söylemeyin, dilinizi tutun. Çünkü dil gerçekten insana en fazla günahı getiren organımızdır” der mesela.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Acayip güzel bir şey sordun. MaşaAllah. Evet, hatta Hacı Bektaşi Veli’nin bir sözü vardır. “Eline, beline, diline sahip ol” diye güzel bir sözü vardır. Yani insanlar her ağzına geleni söylemeyecek. “Her sözün doğru olsun” der Bediüzzaman. Ama “her söz, her zaman, her yerde söylenmez” der ayrıca. Dilin kemiği yoktur derler biliyorsunuz. Üsturuplu konuşmak lazım, sevgi dolu konuşmak lazım. İyi niyetli, samimi konuşmak lazım. İç açıcı konuşmak lazım. İnsan zayıf varlıktır. Çabuk olumsuz etkilenir. Hep güzel sözleri seçmek lazım. Sözün bir de yorucusu vardır. Yorucu sözü seçmemek lazım. Dinçlik veren sözleri seçmek lazım. Neşe veren sözleri, huzur veren sözleri, iyiliği emreden sözleri seçmek lazım. Bunları söylemek lazım ve hep Kuran’ın çevresinde olmak gerekiyor. Bunlara çok özen göstermek lazım. Konuşma mutluluğun kökeninde önemli bir vesiledir. Ona özen göstereceğiz inşaAllah.
Tevbe Suresi’ni oku. Bismillah deyip başla.
SUNUCU 3:Bismillah. “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de, O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. Ey iman edenler, gerçek şu ki, (Yahudi) bilginlerinden ve (Hıristiyan) rahiplerinden çoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele. Bunların üzerlerinin Cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek). Gerçek şu ki, Allah Kat’ında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru olan hesab (din) budur. Öyleyse bunlarda kendinize zulmetmeyin ve onların sizlerle topluca savaşması gibi siz de müşriklerle topluca savaşın. Ve bilin ki Allah, takva sahipleriyle beraberdir.” “Bunun ardından Allah, dilediği kimseden tevbesini kabul eder. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. Ey iman edenler, müşrikler ancak bir pisliktirler; öyleyse bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer ihtiyaç içinde kalmaktan korkarsanız, Allah dilerse sizi Kendi fazlından zengin kılar. Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
ADNAN OKTAR:Tamam bu kadar yeterli şimdilik. Biraz açıklayalım inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şeytandan Allah’a sığınırım”, bak Cenab-ı Allah diyor ki, “Şeytandan Allah’a sığınırım”ı herkese tekrar tekrar söylememin nedeni, onu hatırlamaları ve düşünmeleri için Kuran’ın emri bu. “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar.” Yani konuşarak, anlatarak, sözle Kuran’ın hükümlerini ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Darwinizm’i, materyalizmi yaymak, ateizmi yaymak istiyorlar diyor Allah. Oysa dinsizler (ateistler) istemese de Allah, Kendi nurunu” yani İslam ahlakının hakimiyetini, Kuran’ın hakimiyetini, “tamamlamaktan başkasını istemiyor.” Kuran’ı tam anlamıyla yaşatacak bir sistemi istediğini Allah belirtiyor. “Müşrikler istemese de, O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur.” Birinci ayet 2002 tarihini veriyor. Çok manidar o, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Zümer Suresi’ni okuyalım.
SUNUCU 4:“De ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum. Ve ben, Müslümanların ilki olmakla da emrolundum." De ki: "Ben, Rabbime isyan ettiğim takdirde, büyük bir günün azabından korkarım." De ki: "Ben dinimi yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet ederim. Siz, O'nun dışında dilediklerinize ibadet edin." De ki: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, Kıyamet günü hem kendilerini, hem yakınlarını hüsrana uğratanlardır. Haberiniz olsun; bu apaçık olan hüsranın kendisidir." Onların üstlerinde ateşten tabakalar, altlarında da tabakalar vardır. İşte Allah, Kendi kullarını bununla tehdit edip-korkutuyor. Ey kullarım öyleyse Benden sakının. Tağut'a kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver. Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir. Azap sözü kendisi üzerinde hak olmuş kimse mi (onlarla bir tutulur)? Ateşte olanı artık sen mi kurtaracaksın? Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise; onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu,) Allah'ın va'didir. Allah, va'dinden dönmez.”
ADNAN OKTAR: Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Tağut'a kulluk etmekten kaçınan,” yani küfre tabi olmaktan, dinsizlere uymaktan, kötü ahlaklı insana uymaktan kaçınan, “ve Allah'a içten yönelenler ise;” yani samimi Müslüman olarak Allah’a yönelen, candan, temiz kalple Allah’a yönelenler ise, “onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver.” Bu müjdeler neler, dünyada İslam ahlakının hakimiyeti mutlu ve rahat yaşaması huzurlu yaşaması Ahiret’te de Cennettir. Cennet sevincini yaşamaları için Allah müjde ver diyor.’’ Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar.’’ Hangi söz en güzel mesela biri bir şey söylüyor, en güzel hangisiyse Müslüman en güzeline uyuyor. Mesela birçok kişiden biz radyolarda televizyonda orada burada sözler duyuyoruz ama dikkat ediyoruz en doğrusu bu. Darwinizm’i anlatanlar oluyor materyalizmi anlatanlar oluyor, bir de hakkı doğruyu anlatanlar oluyor. En doğrusunu biz tespit ediyoruz ona uyuyoruz. “İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir’’ yani Allah’ın iman verdiği kimselerdir. ‘’Ve onlar, temiz akıl sahipleridir.’’ Akılları temiz yani kafalarında bir kir yok, iticilik yok, anormallik yok, candan düşünüyorlar, herkes için hayır düşünüyorlar, fitne fücur düşünmüyorlar, dedikodu yapmıyorlar. İnsanların iyiliği, güzelliği ve hayrı için çalışıyorlar. Ve bütün dünyanın hayrı için mutluluğu için gayret ediyorlar. Evet. “De ki: Ben, Rabbime isyan ettiğim takdirde, büyük bir günün azabından korkarım." Allah’ın intikam almasından Müslüman korkacak. Allah’a isyan etmekten şiddetle kaçınacak. “De ki: Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum." Şirk koşmadan, gösterişe aldanmadan, candan, içinden gelerek, bütün samimiyetiyle ve candanlığıyla İslam’ı, Kuran’ı yaşayayacak Müslüman. Ki çok büyük bir nimettir. “Eğer inkar edecek olursanız’’diyor Allah. “Artık şüphesiz Allah size karşı hiçbir ihtiyacı olmayandır’’ Sizin ibadet etmemeniz, Allah’a isyan etmeniz beni etkilemez diyor Allah. Yani insan son derece aciz bir varlıktır Allah’a etkiniz olmaz diyor Allah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Sonra bana verirsin oradan devam eder, bakarız. Herhangi bir yerden başlayabilirsin.
SUNUCU 2:Hadid Suresi. “Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. ‘’Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Diriltir ve öldürür. O, her şeye güç yetirendir. O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, her şeyi bilendir. (Vakıa Suresi) “Sonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar, Şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz. Böylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız. Onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz. Üstelik 'içtikçe susayan hasta develerin' içişi gibi içeceksiniz. İşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir. Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz? Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir; (Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda. Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?’’
ADNAN OKTAR:Şimdi oradan devam edelim. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Benzerlerinizi getirip-değiştirme’’ demek ki aynı bedenle olmayacağız yeni bir beden olacak dirildiğimizde Ahiret’te. “Sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda.’’ Yeni bir fizik kanunuyla yapacağım diyor Allah. Yani eski sistemle yapmayacağım diyor Allah. Bakın “sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda.’’ Yeni bir şekilde yeni bir yöntemle sizi yaratacağım diyor Allah. Mesela bizim karaciğere ihtiyacımız oluyor, kalbe ihtiyacımız oluyor. Ama yeni bir şey yapacağım diyor Allah. “Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?’ ’Nasıl yaratıldığınızı gördünüz diyor biyolojiyi incelediniz, paleontolojiyi incelediniz bilimin bütün dallarıyla kendinizin nasıl yaratıldığını, Allah’ın gücünü gördünüz diyor.” Öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?’’diyor Allah. “Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü?’’ Yani spermi incelediniz mi? Onun yapısını gördünüz mü? diyor. Bakın o da elektromikroskopla inceleniyor şu an.“Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?” Bu tabii her türlü tohum, aynı zamandasperm ve hem de bitki tohumları hepsi. Bunların incelenmesi mesela. Botanik bilimi, biyoloji bilimi hepsi bunların içine giriyor. Evet. “Şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.” Onu ‘ette göreceğiz, insanların hoşlanmadığı bir bitki. İnsanların rahatsız olduğu, Cehennem ehli için evet çok rahatsız edecek bir bitki. Ama bunun mahiyetini bilmiyoruz. Bunu açlıklarını gidermek için insanların yiyeceğini Allah belirtiyor. Ama bir bela olarak tabii. Bir acı vesilesi olarak.
Evet. 17. ayetten itibaren Vakıa Suresi’ni okumaya başlarsan.
SUNUCU 1:Tamam. “Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır; Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler, Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir. Arzulayıp-seçecekleri meyveler, Canlarının çektiği kuş eti. Ve iri gözlü huriler, Sanki saklı inciler gibi; Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur); Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma. Yalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam.""Ashab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin." Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları), Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları, Yayılıp-uzanmış gölgeler, Durmaksızın akan su(lar); Ve (daha) birçok meyveler arasında, Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler). Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık. Onları hep bakireler olarak kıldık, Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt, "Ashab-ı Yemin" olanlar için. (Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden, Birçoğu da sonrakilerdendir. "Ashab-ı Şimal", ne (mutsuzdur o) "Ashab-ı Şimal." Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su, Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler. Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim). Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı. Onlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı. Ve derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
ADNAN OKTAR:Tamam evet. “Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır;” diyor Allah. Çünkü artık ölüm yok Ahiret’te. Ve gençlerden oluştuğunu belirtiyor. Yaşlı hiç yoktur Ahiret’te. Hep gençler, ya çocuk ya gençtir. “Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler,” Cennetin güzelliklerinden. “Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları), Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,” Dünyadaki meyvelere benzeyecekler. Ama çok daha mükemmel, çok daha güzeli ama gördüğümüzde tanıyacağız. Yani bunun biz daha önce biliyorduk diyeceğiz. Şaşırdığımız, orjinal bir meyve olacaktır, ayrı. Ama kirazlar aynı modeldedir. Fakat tabii tatları, kaliteleri, güzellikleri farklı. “Yayılıp uzanmış gölgeler,” Her yer gölgeliktir Cennet’te. Yani rahatsız bir ortam yoktur. “Durmaksızın akan su(lar);” İnsanlarda suya karşı müthiş eğilim vardır. Suyu çok sever insanlar. İçgüdü olarak Allah tarafından verilmiştir. Cennette de bu çok miktarda var. “Ve (daha) birçok meyveler arasında,” İşte kastedilen bu. Bilinmeyen meyveler, yeni göreceğiz Ahiret’te. “Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).” Daldan koparırsın, şak aynı anda olur. Koparırsın yine olur, koparırsın yine olur. Yani mümkün değildir kesilmesi. “... Ve yasaklanmayan” Hepsi helal. Haram hiçbir şey yoktur Ahiret’te. Bütün yiyecekler helaldir. “Yükseklere-kurulmuş döşekler.” Yüksek evler genellikle hoştur, alçak evleri insanlar sevmez. Daha yüksek olmasını isterler. Allah öyle yaratıyor. “Onları hep bakireler olarak kıldık,” diyor. Yani genç kız güzelliğinde ve genç kız temizliğinde olacaklar eşler. “Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt,” Yani kadınlar erkeklere, erkekler de kadınlara helallerine tutkuyla bağlı olacaktır. Ama bakın sevgi ve tutku. İkisinin üzerinde durmuş Allah. Bu çok önemli olduğu için, çünkü sevgi ve tutku yoksa zaten bir etkilenme diye bir şey olmaz. Hiçbir anlamı olmaz. Sevgi ve tutkunun en yükseğini yaşayacaktır Müslümanlar inşaAllah Allah’ın tecellisi olarak. Yoksa ete bakarsın et de sana bakar hiçbir şey olmaz. O Allah’ın orada vereceği elektrik, o ruh, o cazibe, etkilenme gücü çok önemlidir. Onun için Allah bak en hayati olarak “Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt,” Birbirlerinin aynı yaştalar. Zaten tek yaş vardır. İşte 33 yaş görünümü yaklaşık. Ama tabii Cennetin 33 yaşı bu dünyanın 33 yaşı gibi değil. Klasik gençtir. Ama yani olgunluk açısından, olgundurlar. 40 yaş olgunluğu, ama 33 yaşın da dinçliği ve güzelliği onu artık onu Ahiret’te göreceğiz.
SUNUCU 2:Hocam bir şey soracağım. Ahiret’te uyku yokmuş. Bildiğim kadarıyla. Ama şey diyecekmişiz dünyadayken tatlı bir şey vardı yaptığımız, o neydi falan diyecekmişiz. O uykuymuş.
ADNAN OKTAR:Olabilir. Ama yani hatırlamamız gereken şeyleri hatırlarız. Hatırlamakta mahsur olan şeylerin hiçbirini hatırlayamayacağız. Hatırlamak istesek de hatırlayamayız. Mesela biz Allah’a kal-u belada söz vermiştik. Herkes daha zer aleminde Allah’a söz vermişti kimse hatırlayamıyor. Aklımıza gelmez. Allah istediğinde aklımıza gelir.
Allah hiç Kuran’dan eksik kılmasın Müslümanları. Gece-gündüz okumamız gerekir her zaman. Severek, aşkla, anlamaya çalışarak, sırlarını hissetmeye çalışarak okuyacağız. Akla berekettir, ruha berekettir, beyni açar, görüş keskinliği meydana getirir. İnsanı çok akıllı olmasını sağlar Kuran. Derin güzellikler sağlar. İnşaAllah. Tabii hepsinin üzerinde Allah’ın rızası inşaAllah.
SUNUCU 2:Hocam bir de şunu sormak istiyorum. Şimdi biz hani çocukken Kuran kurslarına gittik, Kuran öğrenmeye çalıştık ama sonuçta biz bunu ezbere öğrendik. Türkçe anlamını öğrenmedik. Bu konuda ne söylemek istiyorsunuz?
ADNAN OKTAR:Türkçesini anlamamız farz.
SUNUCU 2:Önemli olan anlamını anlayarak okumamız.
ADNAN OKTAR:Tabii ki anlamamız farz. Anlamazsak sorumlu oluruz. Bizim anlamamızı istiyor Allah zaten.
SUNUCU 2:Ama bize ezbere öğretildi. O yüzden hani anlamadan okuyoruz.
ADNAN OKTAR:Orada hata yapmışlar. Hem Arapçasını ezberleteceklerdi, hem manasını söyleyeceklerdi. Bu gerekiyordu. Ama tabii Arapça orjinali nefistir Kuran’ın. Çok çok güzeldir. Beyne, ruha hitap eder.
SUNUCU 2:Ama anlamını bilerek okumak daha farklı.
ADNAN OKTAR:Tabii, tabii. Zaten asıl anlamıdır. Farz olan anlamıdır. Yoksa anlamını bilmedikten sonra Arapçası’nı öğrense de olmaz o. O şekilde olmaz.
SUNUCU 2:Ama bu şekilde öğretiliyor hala.
ADNAN OKTAR:O bir yanlışlık. Mutlaka manasını öğretmeleri lazım. Olmaz. Evet Yusuf Suresi çıkmış. En’am Suresi.
SUNUCU 4:“Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla. Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan Allah'adır. (Bundan) Sonra bile, inkar edenler, Rablerine (birtakım varlıkları ve güçleri) denk tutuyorlar. Sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O'dur. Adı konulmuş ecel, O'nun Katındadır. Sonra siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz. Göklerde ve yerde Allah O'dur. Gizlinizi ve açığınızı bilir; kazandıklarınızı da bilir. Onlara Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyiversin, mutlaka ondan yüz çevirirler. Kendilerine hak gelince, onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir. Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle Biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik. Biz kitabı üzerine yazılı bir kağıtta göndersek ve onlar elleriyle dokunsalar bile, inkar edenler, tartışmasız: "Bu apaçık bir büyüden başkası değildir" derler. Ve derler ki: "Ona bir melek indirilmeli değil miydi?" Eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.”
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendilerine hak gelince, onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir.” Hep Müslümanlar tarih boyunca hep alay edilmiştir. Ya iftira edilmiştir, ya hakaret edilmiştir. Hep baskıya uğramışlardır. “Kendilerine hak gelince, onu yalanladılar;” diyor. Ne zaman Kuran yahut hak bir kitap gelse, mutlaka insanlar yalanlamışlardır. Yani böyle fıtratlarında var, mayalarında var. Tabii kabul edenleri tenzih ediyorum. “... Fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir” diyor. Ebcedi de 2015 tarihini veriyor. Demek ki 2015 tarihinde iyi bir şeyler olacak. Haberini alacaklar demek ki. “Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı?”Hepsini biz yıktık, birçok insanlara acı verdik diyor, bunu görmüyorlar mı diyor Allah’ın intikam aldığını. “Biz kitabı üzerine yazılı bir kağıtta göndersek ve onlar elleriyle dokunsalar bile, inkar edenler, tartışmasız: "Bu apaçık bir büyüden başkası değildir" derler.” Ne mucize olursa olsun inanmayacaksa insanlar mutlaka inanmaz diyor Allah. Yani gösterilen mucizenin büyüklüğü farketmez diyor Allah.” Ve derler ki: "Ona bir melek indirilmeli değil miydi?" Cübbeli’nin dediği gibi. “Eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.” Biz Melek indirmeyiz diyor Allah. Melek indirirsek o zaman göz açtırılmaz diyor. Dolayısıyla Cübbeli’nin dediği gibi Mehdi (a.s.)’ın başının üstünde sarık, üstünde de bir bulut, bulutun üstünde de bir Melek bu şekilde bir şey olmaz diyor Allah. Kuran ayetiyle bu sabitlenmiş durumda. Şeytandan Allah’a sığınırım “Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, Beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki İlah edinin, diye sen mi söyledin?"Bak“...Beni ve annemi Allah'ı bırakarak iki İlah edinin, diye sen mi söyledin?" diyor Allah Hz. İsa (a.s.)’a. Biliyor ama soruyor Cenab-ı Allah. "Seni tenzih ederim,” diyor Hz. İsa (a.s.) Cenab-ı Allah’a. “... Hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz.” Ben öyle bir şeyi asla söylemedim diyor. “Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sende olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sensin Sen." diyor Hz. İsa (a.s.). Dolayısıyla geldiğinde bu teslis inancını ortadan kaldıracak Hz. İsa (a.s.) inşaAllah. "Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.” Yani Allah’a kul olalım, kulluk edelim. Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim.” Şahidim diyor ben onların içlerinde kaldığım sürece. “Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde,” Beni göğe aldığında “üzerlerindeki gözetleyici Sendin.” Sen onları görüyordun diyor. “Sen her şeyin üzerine şahid olansın.”Eğer onları azaplandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır,” İstersen azap verirsin Ya Rabbi diyor. “... Eğer onları bağışlarsan,” demek ki bağışlanacakları bir durum olacak. Çünkü teslis varsa normalde bağışlanmaz bu. Demek ki Hz. İsa (a.s.) gelecek, onların bağışlanacağı bir durum olacak. Yani testis inancı kalkacak, tek Allah’a inanacaklar. Ve Allah da onları bağışlayacak “...eğer onları bağışlarsan, şüphesiz Aziz olan, hakim olan Sensin Sen." diyor Hz. İsa (a.s.). “Allah dedi ki: "Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür.” Doğru söyledin diyor. “Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından ırmaklar akan Cennetler vardır.” Her yerde evlerin altından su akar. Küçük arklar şeklinde de, büyük ırmaklar şeklinde de ama bizim bildiğimiz böyle çamur, toprak tarzında değildir. Cennetin taşı toprağı çok daha değişiktir. Burada tozun üzerine gittin mi toz yapışır insanın eline, batarsın bilmem ne olur. Orada öyle değildir. “Allah onlardan razı oldu, onlar da O'ndan razı olmuşlardır.” Allah insanlardan razı diyor, insanlar da Allah’tan razı olmuşlardır. “İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur." Yani asıl hedefiniz bu olsun diyor. Allah’ın rızasını kazanmak. Cennet kazanmak için değil de diyor Allah, Allah’ın rızasını kazanmak için hareket edin diyor. Cennet Allah’ın bir lütfu oluyor. Ama asıl amacımız Allah’ın rızası olacak. “Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün mülkü Allah'ındır. O, her şeye güç yetirendir.” O zaman ben mülk sahibiyim kimse demeyecek. Bakın Allah ne diyor: “Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün” tamamının, evler, apartmanlar, yatlar, katlar. “Tamamının mülkü Allah'ındır.” Bana aittir diyor diyor Allah. O zaman ne olmuş oluyor insan? Bekçisi olmuş olur. Malın bekçisiydim diyecek. Mülk sahibi olamıyor. Nasıl mülk sahibi olsun? Beyninin içinde görüyor zaten daha önce de anlatmıştım. Bastırdın mı mülkü oynamaya başlıyor. Allah o görüntüyü bir kesse simsiyah karanlık görür. Hani mülkü ondan sonra? Yani görüntüye, Allah görüntüye ait akımı keserse, simsiyah karanlık olur. Artık mülkünü göremez. Mülküne dokunuyorsa da dokunma hissini kaldırdığında da dokunma hissi kaybolur. İkisini de artık duyamaz. İsterse sonsuza kadar insanı o halde tutabilir Allah. Hiçbir şey de yapamaz insan. Tamamen çaresizdir. Görme hissini yok etse, bir daha gelmez o görme hissi Allah’ın dilemesi dışında. Allah’ın vermesiyle oluyor o. Allah’ın insanlara ulaştırmasıyla oluyor.
Şeytandan Allah’a sığınırım “Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı kılan Allah'adır.” Karanlığı Ben yarattım diyor. Bak karanlık da Benim tarafımdan yaratılıyor diyor. Aydınlık, ışığı da Ben yaratırım diyor. Bizim beynimizde oluşuyor o ışık. Dışarıda ışık yok. Dışarıda simsiyah karanlık var. Bunları Ben yapıyorum diyor. “(Bundan) Sonra bile, inkar edenler,” Yani bu bilgiye rağmen, bu olağanüstü bilgiye rağmen “...inkar edenler, Rablerine (birtakım varlıkları ve güçleri) denk tutuyorlar.” Mesela Darwinizm’i şunu bunu ortaya atıp anormal inançlara giriyorlar diyor. Ama bakın bu bilginin çok önemli olduğunu söylüyor Allah. “(Bundan) Sonra bile, inkar edenler,” diyor. Bu mühim bilgiye rağmen karanlıkları ve aydınlığı ikisini de Ben yapıyorum diyor, beyninizdekini de Ben oluştuyorum diyor Allah. “Sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O'dur.” Çamura Allah’ın ihtiyacı olduğundan değil, sadece hükmen çamurdan yaratmıştır Allah. Çamur olmadan insan yaratılmaz diye bir konu yok. Çünkü çamur herhangi bir madde, onu da Allah yaratıyor. Çamuru yaratan insanı yaratamaz mı? Fakat bizim hoşumuza gitsin, bizim beğenimizi kazansın diye Allah böyle bir güzelliği yaratıyor. “Adı konulmuş bir ecel,” Mesela hepimizin ne zaman öleceği belli. “...O'nun Katındadır. Sonra siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz.” Buna rağmen insanlar kuşkuya kapılıyor diyor Allah. Büyük bir bölümü böyledir. “Göklerde ve yerde Allah O'dur. Gizlinizi ve açığınızı bilir; kazandıklarınızı da bilir.” Bilinçaltınızdaki bütün düşünceleri hepsini Ben yaratıyorum diyor Allah. Ve hepsini de bilirim diyor.
Bismillah. Kehf Suresi. Hep Yusuf Suresi, Kehf Suresi açılıyor. Şimdi girsem bu konuya çok uzun. Mesela “Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.” Bu sırlı bir rakamdır. Evet, Ashab-ı Kehf’in köpeğinden de bak Kuran defalarca bahsediyor. Köpekten tiksinen veyahut köpeği anormal görenler var ama o da Allah’ın yarattığı bir varlıktır. Mazlum, şeker bir varlıktır. Onları lanetli bir varlık gibi göstermek çok çirkin olur, çok yanlış olur. Acayip tatlı varlıklar. Bir de gürbüz gürbüz, çeşit çeşit Allah biz sevelim diye yaratıyor onları inşaAllah. Ama steril olmasına dikkat edeceğiz tabii. Yasin Suresi.
SUNUCU 3:“Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla, Yasîn. Andolsun hikmetli Kur'an'a, Gerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin. Dosdoğru bir yol üzerinde(sin). (Kur'an) Güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah)’ın indirmesidir. Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin). Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar. Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır. Biz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler. Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar. Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele. Şüphesiz Biz, ölüleri Biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız. Biz her şeyi, apaçık bir kitapta tespit edip korumuşuz. (Fatır Suresi) Yeryüzünde sizi halifeler kılan O'dur. Öyleyse kim inkar ederse, artık inkarı kendi aleyhinedir. Rableri Katında kafir olanlara kendi inkarları gazabtan başkasını arttırmaz ve kafir olanlara kendi inkarları kayıptan başkasını arttırmaz. De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar.” Devam edeyim mi?
ADNAN OKTAR:Tamam. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).”Mesela tam bizim yüzyılımızın özelliği. İnsanların babaları da uyarılmamış, tam Darwin’in dönemine rastgelmiş bunlar. Ve dolayısıyla dinsizliğin yaygın olduğu bir neslin üzerine biz geldik ve devam ettik. Yani bizden bir evvelki nesil dünyada dinsiz bir nesildi. Ateizmin, materyalizmin yaygın olduğu bir nesildi. Faşizmin yaygın olduğu bir nesildi. Türk milleti bir tek o belanın içinden kurtulmuş bir yapı gösteriyordu. “Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar.” Dünya çapında bir dinsizlik hakim oldu. İlk defa dünya tarihinde ve bu ayetin tam hükmü oluşmuş oldu bir anlamda. Bakın “Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar.” Dünya ateist ve dinsiz olmasına Kuran işaret ediyor. Gerçekten “Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.” Müthiş bir enaniyet ve gurur meydana gelir. Bir komünist gururu, bir faşist gururu bambaşkadır. Mesela Mussolini’nin resimleri vardır. Kafası havada. Mesela Hitler’in de resimleri vardır böyle. Akıl almaz bir gurur ve enaniyet ve büyüklük hissi vardır. Kuran bunlara dikkat çekiyor. “Çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik” onların azameti ve azgınlıklarına dikkat çekiyor. “Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar.” İstediğin kadar anlat diyor, çünkü akılları iptal olmuştur, diyor Allah. Derin bir hipnoz halindeler adeta yani dinsizliğin çukuruna düşmüşler. Çıkamıyorlar içinden. Allah’ın dilemesiyle oluyor tabii bu. “Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın.” Yani Allah’ı anlama gücü olan, Allah’ı kavrama gücü olan ve Allah’ı görmediği halde Allah’a inananları uyarabilirsin, diyor Allah. Onun dışında böyle bir yeteneğin, böyle bir gücün yoktur, diyor. “İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.” Hem bağışlayacağım diyor Allah, üstün bir ecir, üstün bir sevap vereceğim diyor ve müjdele diyor. “Şüphesiz Biz, ölüleri Biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız.” Yani ölmeden önce insanlar birçok uygulamalar olur, birçok tavırları oluyor. Bunların hepsini biz tespit ediyoruz, diyor Allah. “Ve eserlerini biz yazarız” diyor. Önceden bunları zapt altına alıyoruz, diyor Allah. “Biz her şeyi, apaçık bir kitapta tespit edip korumuşuz.” Ahiret’te insanların eline küçük paket gibi bir şey veriliyor. Bütün hayatı onun içinde, ona şaşırıyorlar, bir hard disk gibi bir şey diyelim yani, bütün hayatı, tamamı içinde bilgi olarak var. Yalan söylediklerinde oradan onlara gösteriliyor, bak diyor mesela “ben bunu demedim” diyor, o hard diskten ona gösteriliyor, öyle anlayın. O da şaşırıyor Kuran ayeti var. “Nasıl bir şey ki diyor en ince detaylarına kadar hepsini yazmış içine” diyor. Her şeyi tespit etmiş, diyor. Şaşkın. Ahiret’te müthiş direniyorlar aslında yani mesela gözleri direniyor. Gözleri konuşuyor. Eli direniyor, eli konuşuyor. “Ben demedim” diyor fakat eli “evet, ben yaptım” diyor. Vücut kontrolünü de kaybediyor, vücuduna da kızıyor. “Buna ne oluyor?” diyor. Yani vücuduna karşı da öfkeleniyor.
“Yeryüzünde sizi halifeler kılan O'dur. Öyleyse kim inkar ederse, artık inkarı kendi aleyhinedir.” Çünkü kendi içinde kendine zarar veren bir şey oluyor, inkar. Ahlaksızsa bir insan kendi kendini yakar. Allah onu kendi içinde çürütür onu, ezer. Yani güzel ahlaklı değilse, çirkin ahlaklıysa Allah onu kendi içinde boğan bir sisteme sokar. Haberi bile olmaz. Sürekli Allah onun canını yakar. O da anlamaz yani normal olayın gidişi zanneder. “Rableri Katında kafir olanlara kendi inkarları gazabtan başkasını arttırmaz” sadece diyor Allah vereceğim belanın gücünü artırır, inkarını ne kadar artırırsa vereceğim belanın gücü de o kadar artar diyor. “Ve kafir olanlara kendi inkarları kayıptan başkasını arttırmaz.” Sürekli kayıp içindedir. Psikolojik gerilim içinde olur. Hastalıklar verir Allah, belalar verir. Gerginlikler verir. Sürekli bir kovalamaca vardır kafasında ve baş edemez bununla, biri biter biri başlar. Biri biter biri başlar. Onun için derler, “hayat bir kavgadır” der öyle insanlar. Veyahut bilmeyen bazı cahilliğinden söyleyenler de vardır ama onlar için hayat hakikaten bir kavgadır. Sürekli boğuşur. Ruhuyla boğuşur, mesela uyuşturucu haplar alır. Alkol alıp kendini sakinleştirmeye çalışır. Gece gündüz ağlar, bağırır, çağırır. Ahiret’te de sonsuza kadar bağırıp çağırıyorlar. Böyle bir sistem var. “De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü?” Mesela kendi bedenini de putlaştırıyor. Kendini de put hale getiriyor. Veyahut başka şeyleri put haline getiriyor. “Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır?” Mesela Darwinistlere biz soruyoruz, “yerden neyi yaratmışlardır?” diyoruz, “tesadüf neyi yapabilir?” diyoruz. Hiçbir şey yapamayacağı belli. “Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var?” onlar diyorlar, uzaylılar var gökte, çamurdan olmaz diyoruz biz. Yani proteinler tesadüfen olmaz. Kuran bak ona dikkat çekiyor. Diyor ki; “Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır?” Yerden hiçbir şeyi yaratamazsınız, diyor. Tesadüf sonucu hiçbir şey oluşmaz diyor. “Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var?” Uçan daireler bu uzaylılar falan bunlar mı var, diyor Allah. Onlar mı yaratıyor? Kim yapıyor, diyor Allah. “Yoksa Biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler?” Yani sağlam bir kaynakları mı var, diyor Allah. Bu da yok, diyor. Hiçbir kaynakları da yok, diyor. “Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vaat etmiyorlar.” Sadece yalan söylüyorlar, diyor. İşte evrimle oldu, devrimle oldu. Bilmem ne ile oldu. Sadece yalan söylüyorlar. Böyle bir şey yok diyor Allah. “Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor.” Eğer ben diyor Allah, gücümü çeksem yer ve gök hemen çöker, diyor. Ve sizin gördüğünüz bu görüntü de kalkar. Simsiyah karanlık içinde kalırsınız diyor. Veyahut azap içinde kalırsınız diyor. “Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisi'nden sonra artık kimse onları tutamaz.” Yani Allah Ben diyor bir çökertirsem bir daha onun kurtuluşu olmaz diyor.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra tekrar görüşmek üzere. Şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam harıl harıl hazırlık yapıyorsun. Ne anlatacaksın bakalım?
OKTAR BABUNA:Nasıl uygun görürseniz Hocam inşaAllah. Böyle bir gazete haberimiz vardı inşaAllah. Bu dün de bununla ilgili bir haber vermiştik ama tam haberi verememiştik. “Cinsel suçlarda baba tacizleri başı çekiyor” diyor Hocam inşaAllah. Siz uyardıktan sonra hep bu yönde haberler de çıkmaya başlamıştı. Çamlıca Alman Hastanesi’nde düzenlediği “Cinsel Suç Kavramı ve Delillendirme” isimli sempozyumda şu çarpıcı tespitlere yer verildi. Emniyet verilerine göre İstanbul’da 2009 yılında işlenen 2 bin 803 suç olayının 1017’si cindel taciz olup tüm suçlar içerisinde en yüksek sıralamada yer alıyor. Cinsel suça maruz kalan mağdurların 447 kişiyle babaları, 396 kişiyle arkadaşları failleri durumunda. Bu türden suçlar sırasıyla en çok” işte bir takım semtleri vermişler. “Jandarma verilerine göre de ülke genelinde cinsel istismar ve saldırı çoğu zaman evde oluyor ve mağdurla fail birbirlerini tanımıyor.”
ADNAN OKTAR:Ensest suçları dünyada da yaygın, Türkiye’de de yaygın ve çok gizli bir bela olarak bu fitne, bu pislik, bu rezalet devam ediyor. Özellikle ateist alkolik olan babalarda bir kısmında tabii hepsini demiyorum, hepsini tenzih ederim. Bu aşağılık fiilleri görmek mümkün oluyor ve duyuyoruz da, soruşturduğumuzda böyle şeylerin olduğunu anlıyoruz, utandıkları için genç kızlar bunu anlatamıyor ve bu bela olarak ta ileriki yaşlara kadar akıllarında kalıyor. Mesela 30 yaşına geliyor, 40 yaşına geliyor. Yine biliyorlar. Ve eninde sonunda mutlaka böyle bir şeyle karşılaşıyorlar ve sanıldığının çok çok üstünde bu, sanılanın çok çok üstünde ve çok yaygın, bayağı yaygın dünyada. Türkiye’de de aynı şekilde bayağı yaygın. Buna karşı genç kızlarımıza çok ciddi sahip çıkan yepyeni bir sistem geliştirilmesi gerekiyor. Yani onları hiç mahcup olmayacakları, hiç utanmayacakları ve rahatça kurtuluşa kavuşacakları bir kucaklayan, koruyan bir sistem içine alınmaları gerekiyor. Yoksa bu bela göz göre göre devam eder. Aile kutsal, babana söz söyleme, işte atana söz söyleme. Dedene söz söyleme. Bunun sonucunda işte bunlar oluyor. Aile güzel ahlaklıysa kutsaldır. Ahlaksızsa kutsal değildir. Haysiyetsiz, şerefsiz babaya, karaktersiz babaya saygı olmaz. Karaktersiz dedeye saygı olmaz. Bunak mesela üçkağıtçı, sahtekarlara saygı olmaz, bu tip ahlaksızlık yapıyorsa. Dolayısıyla bu konuda biz zaman zaman açıklama yapıyoruz ama benim kanaatim Allah-u alem bu konunun kökten çözümü Mehdiyet devrinde olacaktır. Ve konu kökten tamamen bitecektir. Tahayyül dahi edemezler böyle bir rezilliği. Çünkü bir genç kızda bu müthiş tahribat yapacak bir şeydir. Çocuk her gördüğünde aklına gelir yani akşam sabah herifle karşılaşıyor. Nasıl yaşasın o çocuk? Ayrılsa da aklına gelir. Ayrılmasa da aklına gelir. Bu çok büyük bir bela. Leş gibi sarhoş ağzıyla mesela çocuk 11 yaşında oluyor, gidiyor tecavüz ediyor. Korkudan çocuk tir tir titriyor, kimseye de söyleyemiyor. Hatta bir tanesi vardı çekti vurdu kızı. Bana iftira mı atıyorsun diye. Bak bir psikopatlık daha arkasından. Ondan sonra diyorlar ki “aman, baban çok kutsaldır” diyorlar. Ona öyle söz söylenir mi? Karaktersizin neresi kutsal oluyor? Ahlaklı baba kutsaldır. Allah’tan korkan baba kutsaldır. Sevgiyi, merhameti, şefkati bilen bana kutsaldır. İyi niyetli baba kutsaldır. Kuzu gibi tertemiz nice genç kız, bu belanın ve bu pisliğin içerisinde, bu çarkın içerisinden geçiyorlar. Ve ömrü boyunca unutmayacağı derin bir sarsıntı oluyor bu. “Kızım anlat bakalım nasıl oldu?” falan var ya bir tane televizyon sunucusu bir adam var. Detay sormaya meraklı, televizyona çıkartıp onun gibi. Böyle şey olmaz. Yani tabii şu an savcılarımız, hakimlerimiz bu konuda titizler böyle bir şey yok ama böyle yapanlar da olabilir. Buna karşı çok titiz olması lazım. Yani illa savcı, polis değil. Halkın da sorgulaması oluyor. Televizyonların sorgulaması oluyor ben bunları kast ediyorum.
OKTAR BABUNA:Bir de şeyi vurgulamıştınız Hocam. Böyle bir durumda onun söyledikleri esas alınır. Geri gönderilmez ailesine diye. Böyle bir şikayetle geldiği zaman.
ADNAN OKTAR:Tabii, diyor ki, “ispat et.” Allah Allah. Ne kadar münasebetsiz bir sözdür yani “çocuk nasıl ispat etsin bunu?” Neyini ispat etsin bunun. İtibar edecekler onun sözüne. Dediyse tamamdır, bitti. Bir daha da gönderilmez. Kız çocuğu durduk yere babasına böyle bir şey söyler mi? Niye söylesin. Demek ki bir canı burnuna gelmiş ki çocuğun çok muztar olmuş ki söylüyor. Dolayısıyla bunun ispatı olmaz. Demesi yeterli, dedikten sonra bir daha hiçbir şekilde hiç gitmemesi lazım.
OKTAR BABUNA:Bir iki istatistik de var, okuyayım mı Hocam onu?
ADNAN OKTAR:Evet oku.
OKTAR BABUNA:Acil yardım kadın hattını arayanların %14.6’sını enseste maruz kalanlar oluşturuyormuş. Türkiye’de 4 saatte bir tecavüz ve taciz olayı var. Bu mağdurların %27’si ensest. 1990’larda Amerika’da yıllık yüzbin ile bir milyon arasında ensest vakası yaşandığı fakat bu rakamın yalnızca %10’unun bildirildiği tespit edildi. Bir başka araştırma da gösteriyor ki genel nüfusun %10’u ensestte maruz kalıyor. Brezilya’da ise bölgelerine göre ensest vakaları %0.5 ile %21 arasında değişiyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR:%21. Bu da yansıyanlar. Yani demek ki çok nadir ensest ilişkiye girmeyen gibi görülüyor. Ve bu kepazeliğe karşı da dünya oturup susuyor. İşte Ahir Zaman’ın, Darwinizm’in, materyalizmin insanlarda meydana getirdiği şiddetli tahribatın bir delili de bu. Ve Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulünün ne kadar önemli olduğunu gösteren bir delili de yine budur, inşaAllah. Adam sabetaycı, çocuğu onu da sabetaycı yapacağım diyor. Adam mesela mason, seni de mason yapacağım. Veyahut PKK’lı, çocuğumu da PKK’lı yapacağım, diyor. Alkolik, hırsız seni de alkolik ve hırsız yapacağım, diyor. Olmaz. Alkolik olanı ben tenzih ederim. Ona acıyorum ben, ona sözüm yok. Ama aynı zamanda hırsızsa, çocuğuna da bunu teşvik ediyorsa bu çok büyük ahlaksızlıktır, inşaAllah. Dolayısıyla öyle ailelerde, çocuklar aile evinden ayrılacak bu kadar. Bana müsaade diyecek. Ve hiçbir şekilde muhatap olmasına gerek yok. Allah onu koruyacak mutlaka bir aile meydana getirir. Mutlaka Allah’a sığınacak. Mutlaka candan olacak. Güzel huylu olacak. “Yarabbi,” diyecek “beni koru kolla” diyecek. Allah onlara büyük ihsanlarda bulunur. Çünkü hicret edenlerde Allah güzel bereket vereceğini, bolluk vereceğini, hoşnutluk vereceğini belirtiyor. Kuran’da Allah vaat etmiş. Hicret ettiklerinde ben onlara huzur vereceğim diyor Allah. Daha zengin edeceğim, daha iyi olmalarını sağlayacağım, diyor. Bana güvensinler hicret etsinler diyor Allah. Mümin de hicret edecek. Daha güzel bir mekana geldiğini görecektir. Daha huzurlu yaşadığını görecektir. Yani hicret edersem ne olur, demeyecek. Ensest ilişkiye giren ahlaksızla ömür boyu yaşayacak diye bir konu yok. Bu çok büyük bir şerefsizlik olur. Bir daha da öyle babanın yüzüne bakılmaz. Pardon dese de bakılmaz. Bir daha muhatabı olmaması gerekir. Yani Allah affetsin, diyecek. Allah affetsin. O, onu düşünmeyecek yani. Muhatap olmayacak o kadar. Yani affetmiş olmak, Ahiret’te belki ona davacı olmaz insan. Affedersin ama. Muhatap olunmaz onunla bir daha. Yüz yüze gelinmez. Bu konuda olmaz, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam,” diyor Yusuf kardeş. Ve aleyna ve aleyküm selam ve rahmetulahi ve berekatuhü. “Yecüc ve Mecüc hakkında kafama takılan bir soruyu sormak istiyorum. Siz Yecüc ve Mecüc’un Birinci ve İkinci Dünya savaşından geldiğini söylemiştiniz.” Yani Birinci ve İkinci Dünya harbinde faşistler ve komünistler, Yecüc ve Mecüc’dür dedim evet. “Ama bu açıklama Said Nursi Hazretlerinin Yecüc ve Mecüc hakkındaki açıklamalarına ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklamalarına ters düşmektedir. Üstad Said Nursi Yecüc ve Mecüc bir veya iki karış boyda olup Moğol, Mancur, Tatar ırkından olacağını ve Himalaya dağlarının yakınlarında olacağını söylemiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) Yecüc ve Mecüc’un Hz. Adem (a.s.) soyundan olacağını ve miraca çıktıkları zaman Yecüc ve Mecüc’e tebliğde bulunmayı söylemiştir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında bu tarife uygun bir canlı gelmiş midir? Ben ilk başta bu ölçüyü ancak bir silah olarak düşünmüştüm. Ama bu canlının Hz. Adem (a.s.) soyundan gelecek olması şüphelerimi iyice arttırdı. Sizin bu konu hakkında açıklamanızı bekliyorum. Hayırlı akşamlar.”
Yusuf. Ye’cuc ve Mecuc Ahir Zaman’da zuhur edecek anarşist bir gruptur. Kan dökecek yani Yecüc ve Mecüc’ün asıl ana vasfına bakmamız lazım. Bir, bu insan bu bir. İkincisi kan dökücü, üçüncüsü vahşi, dördüncüsü ve en önemlisi Allah’tan korkmuyor. Allah’a karşı bir bağlılığı yok. Ve ne bulursa yiyor yani temizliğe dikkat etmiyor. Yiyeceğe içeceğe dikkat etmiyor. Ve önüne geleni öldürmeye azmetmiş bir kan dökme makinesi. Şimdi bu bütün vasıfları biz hadislerde görüyoruz. Bu anlatılanları görüyoruz. Ama bunu alıp Kuran ayetiyle de birleştirerek baktığımızda, Kuran ayetinde diyor ki; “onlar her bir tepeden akın ederler” bakın bu çok önemli “her bir tepeden akın ederler.” O gün diyor gözler dehşetle belirir, açar gözlerini. Birinci Dünya Harbi’nde ve İkinci Dünya Harbi’nde 350 milyon insan öldürüldü. Faşistler ve komünistler tarafından sel gibi kan akıtıldı. Bunlar Allah’tan korkmayan, gözü dönmüş, kan dökmekten başka amacı olmayan, pislikten kaçınmayan, binaları yıkan, şehirleri yıkan, suları kurutan, her yeri zehirleyen, batıran bir güruhtu. Şimdi bunları bunlar yaptığına göre, böyle bir katliamı başka kim yapabilir. 350 milyon kişiyi kim katledebilir başka? Buradan anlıyoruz ki Yecüc ve Mecüc bunlar. Birinci Dünya Harbi’ndeki ve İkinci Dünya Harbi’ndeki katliam. Çünkü Yecüc ve Mecüc’ün vasfı katliamcı olması, kan dökmesidir. Ve anarşi ve terör çıkartmasıdır. Ne diyorlar onlar da? Kuran’da, Yecüc ve Mecüc bir fitne çıkarıyorlar diyor. Bunlara karşı bir set inşa etmeni istiyoruz diyorlar değil mi Zülkarneyn (a.s.)’dan. Hadislerle bu yönü ile mutabık olduğunu görüyoruz. Bediüzzaman’ın dediği, Bediüzzaman bir şey dediyse, bir kere o tamamdır, yani o olur. Bir tek diyor ki Bediüzzaman, Dabbet-ül Arz konusunda diyor, diğer konular derecede, kat-i kanaat ile belirtmiyorum diyor. Bir tek o konuda ben biraz şüpheliyim, onu Allah-u Alem diyorum ama bu böyle olabilir diyor ki, o da doğru, o dediği de doğru. Mançur ve Mongol kavimleri, yani Kamboçya, Vietnam, Laos, Çin ve diğer işte bazı Kırgız kabileleri, efendim Bediüzzaman’ın belirttiği yani bu kişiler, bu takımdan bazı kişiler, Ahir Zaman’da, Kıyamete yakın bir devirde yeniden bir katliam daha yapacaklardır. Ama kastedilen, yani Mehdi (a.s.) devrinden önce kastedilen Yecüc ve Mecüc zuhuru bu. Benim dediğim, 1. Dünya Harbi, 2. Dünya Harbi. Fakat bunlar, Bediüzzaman diyor ki, çekirge afatı gibi, yani sürekli bunlar yapar zaten diyor, yani ara ara yaparlar diyor. Mançur ve Moğol Kavimleri’nin daha önce katliamları oldu. Cengiz ve Hülagü fitnesi oldu biliyorsunuz. Hülagü bütün Müslüman alemini doğradı. Gitti, ta Roma’ya kadar da dayandılar. Cengiz’in orduları, Hülagü’nün orduları. Birçok yeri karmakarışık ettiler. Bu zaman zaman tekarrür eder diyor. Allah-u Alem Kıyamete yakın bir daha tekarrür edecek. Ama bu çaptaki Yecüc ve Mecüc olayı, Allah-u Alem hiç olmamıştır. Yani dünya çapında dehşetli bir katliam oldu. Yani buna ne tank, ne top, ne de silah yeter bu kadar adam öldürmeye. Yani bütün klasik silahlar kullanıldı, milyarlarca mermi kullanıldı, milyarlarca top mermisi kullanıldı, milyonlarca roket kullanıldı ve dehşetli bir katliam yapıldı. Dolayısı ile katliamın çapı, olayın büyüklüğü, olayın tarihinin mutabakatı, iki ayrı kavim tarafından yapılmış olması, iki büyük savaş şeklinde yapılmış olması, buna dikkat çekmiş oluyor. Çünkü bak, Ye’cüc ve Ma’cüc iki tane. 1. Dünya Harbi, 2. Dünya Harbi, komünistler ve faşistler, yani bir ikili var. İkiye dikkat çekiyor Allah orada, 2 rakamı var, o yönüyle mutabık. Ama tekerrür edecektir, ben ona kaniyim. Fakat bu çapta olmaz, Allah-u Alem bu çapta olmaz. Yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce de söylemiştiniz bu şekilde. Yani I. ve II. Dünya Savaşı ve tekrar da bu şekilde tekerrür edeceğini de belirtmiştiniz ayrıca. Daha önceki açıklamalarınızda.
ADNAN OKTAR: Evet, biliyorum anlatmıştım, onu tekrar ediyorum. Ama kardeşimiz anlamamış, onun için bir daha tekrar anlatıyoruz. Yoksa röportajlarımızda bunu defaatle, bir kere değil, birçok kere defaatle anlattık. Aynı bu şekilde, bu stilde anlattık. Bu stilde değil de, ben her anlattığımda biraz daha genişletirim genelde. Biraz daha genişlettim, detaylandırdım, bu şekilde evet.
Bir konuyu çok kapalı anlatayım. Şimdi bana dediler ki, kardeşim dediler, birisi iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü desteklediği halde, gidiyorsun bu adama destek veriyorsun dediler. Yani destek veriyorsun değil de, yani iyi insandır diyorsun dediler. İyi insan demek, hiç günaha girmeyen insan anlamına gelmez, Peygamberler masumdur. Peygamberler masumdur yani. Mehdi (a.s.) bile ahkamda masumdur. Dolayısı ile kusursuz insan olmaz, günaha girmeyen insan olmaz. Ama bak, teşhis tam 12’den. Diyorum ki, dedim ki, kardeşim bir insan, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü destekliyorsa, birçok nedenleri olabilir. Bir, istihbarat amacı ile yapabilir, yani memurdur, görevlidir, örgütün içine girer, onlardan gibi görünür, onların üslubunu kullanır ve ele verir, bu bir. İkincisi, korkudan yapıyordur dedim, korkudan. Bir kozu vardır adamın. Haysiyetine, şerefine yönelik bir korkusu vardır, ona baş eğer. O kadar. Başka da açıklama yok. İnşaAllah. Ama tekrar söylüyorum, yani bir insanı bir günah silmez, yok etmez. O zaman dünyada adam kalmaz. Bak Kuran ayetine göre zaten, Cenab-ı Allah ayakta yürüyen kimse kalmaz diyor Allah, eğer o yönü ile değerlendirilirse diyor Allah. Her insan günaha girebilir, hata yapabilir, eksiklikleri olabilir, o onun sıfır olduğunu göstermez, anlaşıldı mı? Ama bakın teşhisim 12’den olduğunu da gördü millet. Ve ben İslam’ı savunuyorum, Kuran’ı savunuyorum, Peygamber (s.a.v.)’i seviyorum sözünün arkasından, dikkat edin. Allah’ı seviyorum, Peygamber (s.a.v.)’i seviyorum, sünnete ittiba ediyorum diyor ve olay başlıyor. Bunu hesap edememiş olabilir. Ama bakın teşhisimde kusur olmadığını gördünüz. İnşaAllah. Yani isim yok, inşaAllah. Ama ben bir insanı bir hatasından dolayı silmem, yani onu da söyleyeyim. Bende böyle bir özellik yok. İstediğini yapsın, tevbe ederse, her ne olursa olsun, benim mümin kardeşimdir o. Yarabbi beni affet, günahımı bağışla, ben bir hata yaptım, kulum ben der. Sana sığınıyorum Yarabbi, beni affet der, bitti. Ben onu yargılamam. Allah yargılar onu. Bana yazı yazmışlar falan böyle. Ondan sonra işte ne demiştim gibisinden. Benim dediğim tam yüzde yüz doğru çıktı. İnşaAllah.
Evet. Şeytandan Allah’a sığınırım. Fussilet Suresi, 54. “Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler” diyor münafıklar için. “Dikkatli olun; gerçekten O, her şeyi sarıp-kuşatandır.” Münafık, hep içinde bir ukte kalır, yani Müslümanlığı böyle. “Bu onların iman etmelerinden sonra, inkar etmeleri dolayısı ile böyledir. Böylece kalplerinin üzeri mühürlenmiştir, artık onlar kavrayamazlar.” Münafığın özelliği odur, yani Allah aklını alır, artık kavrayamaz. Ama bak, önce iman ediyor, sonra inkar ediyor, sapıtıyor, böylece Allah kalplerini mühürlüyor. Artık onlar kavrayamaz hale geliyorlar. Ama Müslümanlıktan vaz mı geçiyor? Münafık Müslümanlıktan vazgeçmez. Kabuk bağlar, yani kabuğunda Müslüman olur, dış görünümünde. Mesela alır tespih çeker, mesela takke ile gezer veyahut cübbe giyer, bir şeyler yapar. Yani namaz da kılar zaman zaman, istemeyerek. Yani münafığın en rahatsız olduğu şey, namazdır. İstemeye istemeye verir de ama Müslümanlar görsün diye yapar. Yani az verir, ama duyurtur da ona. Bilinsin ister. Çünkü aşağılanacağını ve münafık olduğunun anlaşılacağını bildiği için bunu yapar. Gösterişe çok meraklıdır münafıklar. Yani göstermeye çok dikkat eder. Çünkü milletin gözleri önünde bir şeyler yapmaya çalışır, münafığın alametindendir. “Onlara, gelin Allah yolunda savaşın ya da savunma yapın denildiğinde, biz tebliği bilseydik, cihadı bilseydik, elbette sizi izlerdik dediler. O gün onlar imandan çok küfüre daha yakındılar, kalplerinde olmayanları ağızları ile söylüyorlardı. Allah, onların gizli tuttuklarını iyi bilir.” diyor Allah. Bak, gelin Allah yolunda mücadele edelim ve savunma yapalım diyoruz. Tebliğ yapalım, Darwinizm’i ortadan kaldıralım, materyalizmi ortadan kaldıralım. Kuran’ın hakk olduğunu, Kuran’ın yeterliliğini anlatalım. Hakkı ve doğruyu söyleyelim diyoruz, yani boş işlerle uğraşmayalım. Boş çok fazla iş var. Ne diyor o zaman, biz tebliği bilseydik, cihat yapmayı bilseydik, elbette sizi izlerdik, ama öyle bir yeteğim yok diyor. Neye yeteneğin var? Evlenmeye yeteneğim var diyor. Onu çok iyi bilirim ben diyor. Üreme, evlenme, yemek yeme tabii. O sünnetlerde ben titizim, bak sen o sünneti yapmıyorsun, ben de bu sünneti yapıyorum diyor. Sen cehd sünnetini yapıyorsun, tebliğ sünnetini yapıyorsun diyor. Ben de evlilik ve karpuz yeme sünnetini yapıyorum diyor. Kardeşim diyor, yani Kuran’ı niye yanlış anlıyorsun diyor. Şimdi evlilik sünnet. Sünnet. Yemek yemek de sünnet. Gezmek de sünnet diyor. Efendim, tespih çekmek de sünnet diyor, o uzun tespihlerden. Ben diyor, mesela bir gecede sabaha kadar 30 bin tespih çekiyorum, uykum geliyor, uyuyorum diyor. Uykuma da iyi geliyor, ertesi gün uykuyla geçiyor diyor. Kalktığımda da, güzel pilav da sünnet, tavuk ile beraber yiyiyoruz diyor. Hanımla sohbet ediyorum, o da sünnet. Hanımla şakalaşıyoruz, o da sünnet diyor. Sen de tebliği yapıyorsun, hapse giriyorsun, fitne çıkarıyorsun, tımarhaneye girip fitne çıkartıyorsun diyor. Darwinistlerle senin ne işin var kardeşim, gidip onunla uğraşıyorsun, olay çıkartıyorsun diyor. Materyalizm ile uğraşmak senin işin mi diyor? Fitne çıkartıyorsun, haklı olarak seni alıp içeri, hapise sokuyorlar diyor. Biz fitneye karşıyız zaten diyor. Sen İttihat-i İslam’dan bahsediyorsun, belanı mı arıyorsun diyor? 28 Şubatçıları ayaklandıracaksın adamları, ortaya çıkaracaksın diyor. İş çıkaracaksın, sakin ol, öyle bir şeylere gerek yok diyor. Sen bize benzemeye çalış diyor. Kardeşim pilav yemek, tamam sünnet, yani evlenmek de sünnet, tamam. Ama daha önemli farz var ise, sünnet terk edilir. İttihat-ı İslam en büyük farzdır diyor Bediüzzaman. Cehd etmek büyük farzdır. Cehd etmek varken hanımın yanında oturulmaz yani. Adam yapışmış gibi yaşıyor. El, ayak sürekli omuzunun üzerinde. Bir eli elinde, bir eli omuzunun üzerinde, uhuyla yapışmış gibi geziyorlar. Diğer Müslümanlar da cansiperane Allah için mücadele ediyor, cehd ediyorlar. O görevi siz yapıyorsunuz, biz de bu görevi yapıyoruz diyor. Yani şimdi buna verilecek cevap çok da, insan tabii ölçülü konuşmak durumunda yani, nezaketli konuşmak durumunda. Yani tebliğ yapan, biz mesela İslam ahlakı dünyaya hakim olsa, İttihat-ı İslam olsa biz de evleniriz. Biz de kavun karpuz yeriz. Biz de bağdaş kurup, evde oturmayı biliriz. Biz de gezeriz. Dünyayı gezeriz. Ama acil, Müslümanlar boğazlanıyor artık, adamlar yani yüz bin, elli bin, on bin, her sene Müslüman yok oluyor. Irak’ta milyon hesabı ile Müslüman şehit edildi, yok edildi, şehit ettiler. Afganistan’da da öyle, her gün insanlar şehit ediliyor. Genç kızların ırzına geçiliyor, mesela yaralanıyor, belanın içinde, açlık içinde kıvranıyorlar. Adam da orada kavurma mı, mesela koyunun neresini yiyecek onun peşinde. Kardeşim şimdi Peygamber bunu görse, sana ne der? Peygamber (s.a.v.) bilmiyor muydu evde oturmayı? Çıkıp, cihada gidiyordu, tebliğe gidiyordu o yaşında. Hatta hanımları bile onun evle bağlantısının kesilmesinden rahatsız oldular. Peygamber (s.a.v.)’e de diyor ki Cenab-ı Allah, Kuran, ayet, onun ağzı ile; eğer Allah’ı, Resulünü, Allah yolunda mücadeleyi esas sayıyorsanız, sabredin, güzellikle devam edin. Ama dünya hayatının çekici süsünü istiyorsanız diyor Peygamber (s.a.v.), gelin sizi boşayayım, bırakayım sizi diyor. İşte adamların demek istedikleri buna yakın. Yani gel evde otur, işine, gücüne bak. Yani ticarete gir, ticaret de sünnet, onunla uğraş diyor. Bediüzzaman, Allah sizin rızkınızı verir diyor. Mücahitlerin Allah rızkını verir. Bir kere İttihat-ı İslam’ın oluşması, Türk İslam Birliği’nin oluşması çok hayati bir konu. Kardeşim hiç olmazsa ağzına al söyle, yani bunu söyle. Evinde otur, bir şey demiyorum. Otur yani, ne yapıyorsan yap. Pilavını da ye, bir şey demiyorum. Şunu söyle de ki, Türk İslam Birliği olsun, İttihat-ı İslam olsun. Müslümanlar birleşsin de. Mehdi (a.s.)’dan korkuyorsan, bunu, Mehdi (a.s.)’ı da ağzına alma tek. Hz. İsa (a.s.)’dan korkuyorsan, artık Allah ile senin aranda, anlaşıldı mı? Yani ne olur ayrıca desen, Hz. İsa (a.s.)’yı bekliyoruz desen ne olur, dilin mi kopar? Mehdi (a.s.)’ı bekliyoruz desen dilin mi, kopar? Şimdi demesin de diyemem, çünkü dinden çıkar, yani Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini istemiyorsa bu da çok anormal bir şey. Yani Hz. İsa (a.s.)’a karşı muhabbeti yoksa, o anlamda diyorum. O zaman Türk İslam Birliği’nin oluşmasını istemenin kolaylığı ortada iken, bunu söyleyememesi de bir hastalık, bir anormallik. Benim anlatmak istediğim bu. Diyorlar ki, sen pilav sünnetine karşı mısın? Evlilik sünnetine, kardeşim tamam da, acil, adamlar öldürüyorlar diyorum, adam öldürüyorlar yani. Yani kardeşim trafik kazası olsa, mesela adam can çekişiyor, şimdi ben pilav yeme sünnetini yapar mıyım orada. Yahut ben şimdi evleneceğim, bir düğün yapacağız, ondan sonra mı ben adamı hastaneye görüreyim diyeceğim. Milyonlarca Müslüman can çekişiyorlar, can. Anlatamıyoruz adamlara. Türk Milleti’nin öncü olması çok hayati. Çünkü diğer milletler dağılmış vaziyette ve hakikaten de bir manevi güçleri o kadar yok. Yani Allah Türk milletini cesur, kararlı ve delikanlı millet yaratmış, böyle gözünü daldan budaktan esirgemiyor, yiğit bir millet. Yani koydu mu oturtur, özelliği budur yani. Kardeşim, önce bir parçalanmış milletimizi bir araya getirelim, bir Türk Birliği bir oluşsun. Müthiş bir güç oluşacaktır, muazzam. Bütün İslam alemini kucaklasın, çok bereketli ve güzel bir birliktelik olmuş olacak bu. Acil, bunu bir önce yapalım diyorum. Ha bire adamlar söylüyorlar, kardeşim ben senin sünnetini senden kat kat daha iyi yaşamasını ben bilirim, bana öğretme sen sünneti. Acilliği anlamıyorsun sen, ben onu anlatamıyorum. Adam ölüyor diyorum, adam daha hala bana başka şeyden bahsediyor. Kardeşim sabaha kadar zikir yapacağına, sabaha kadar, cahilsin, hiçbir şey bilmiyorsun; Darwinizm’in, materyalizmin açmazlarını tespit et, Kuran ayetleri ezberle. Hadis ezberle, bilgini arttır, tebliğe git. İnsanlara dini yay, bunları anlat. O kolay, hepimiz tespih. Tespih Kuran’ın emridir. Ama acilliği varken tespih yapamazsın. Tespihe o şekilde vakit ayıramazsın. Sen zaten Allah’ı anarken zaten Allah’ı tesbih etmiş oluyorsun. Biz şimdi Allah’ı tesbih etmiş olmuyor muyuz? Allah böyle tesbih edilir. Yoksa sürekli aynı şekilde, mesela sabaha kadar SüphanAllah diyor farz edelim. Bu çok güzel, mükemmel ama; acilliği var, orada haram olur ona vakit ayırmak. Tebliğe vakit ayıracaksın, ondan sonra onu yapacaksın. Yoksa çok mübarek bir şeydir Allah’ı tespih etmek, çok güzeldir, kalbi ferahlatır, hoşnutluktur. Ama acillik varken olmaz. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Hatta dediğiniz gibi, dili varmıyor İslam Birliği olsun demeye dili varmıyor o şekilde. Yani bırakın, siz daha iyi bilirsiniz, çabayı, söyleyemiyorlar bile bazı kimseler, bir kısmı.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bunu herkes yapar, bayağı da güzel olur. Ama Cenab-ı Allah bize sormaz mı? Bakın pratik örnek ile veriyorum. Yine aynı şeyi söyleyeceğim. Kan kaybından ölmek üzere bir insan var, trafik kazası geçirmiş. Ben şimdi desem ki, 20 bin zikir yapacağım, ondan sonra seni götüreceğim. Bunu diyebilir miyim ben? Haram olur bu, olmaz. Ben onu götürürken Allah’ı anarak götüreceğim. Bu şekilde olur. Evde oturarak olmaz. Allah’ı anmak istiyorsan, ne güzel işte, tebliğ yaparak ansana. İslam’ı tebliğ etsene, Peygamberimiz (s.a.v.) İslam’ı tebliğ ediyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) istese sabaha kadar tespih yapardı. Ama tebliğ yaptı, Kuran’ı anlattı, cihada gitti. Sabahları da cihada gidiyordu. İnşaAllah. Şimdi anlat Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. DNA ile ilgili bir filimimiz var eğer uygun görürseniz? DNA’daki bilgi ile ilgili inşaAllah. Bir canlı organizma için şaşırtıcı miktarda çok DNA gerekir. Şimdi burada gösterdiği, her insan hücresinde 3.4 milyar harflik DNA kodu bulunur. Böyle sayfalar dolusu, 3.4. milyar harf. Tek bir hücredeki bilgiyi kağıda dökmek için, 120 cilt gerekir diyor. Hakikaten burada ciltlemişler bu dizilimi, gördüğünüz gibi, ve aralıksız devam ediyor sayfalar.
ADNAN OKTAR: Bu düzgünlükte olacak?
OKTAR BABUNA: Evet, sıkışık olarak yazmışlar. Tek bir harf hatası yok. Ancak trilyonlarca hücremiz çok özelleşmiş yapıdadır ve hepsi birbirinden farklı görevler görür. Bu da çok özel bir durum, bütün hepsinde DNA aynı normalde hücrelerde yani göz hücresi, saç hücresi. Fakat her biri DNA’nın farklı bölümlerini kullanıyor. Hücrelerin DNA’daki bu bilgiyi tanımaları aynı bilgiye sahip olmalarına rağmen içinden kendi görevlerine ait bilgileri seçmeleri ve kendi görevlerini kusursuzca yapmaları Allah’ın büyük bir mucizesidir. Yani aynı DNA’ya sahip olmalarına rağmen tırnak oluyor bazısı, bazısı kirpik oluyor, bazısı midenin bir hücresi oluyor, kalp hücresi olabiliyor. Ki, DNA’ları tıpa tıp aynısı birbirinin. Bu da mutasyonların nasıl bozucu etkisi olduğunu deneysel olarak göstermişler zaten kendileri de. Mutasyona uğramış bir meyve sineği görüyoruz burada, anteninin bakın olması gereken yerde, bir bacak çıkıyor şu gördüğünüz yerde. Normal anteni şu şekilde diğer tarafta bacak var bakın görüyorsunuz, kocaman bir bacak sarkıyor. Bu mutasyonla olmuş bir şey işte, hem simetrisini bozuyor hayvanın hem patoloji meydana getiriyor. Sadece var olan bilginin düzensizce karışmasına ve bozulmasına sebep olurlar. Çok açık bir şekilde bozulma meydana getiriyor. Bu nedenle mutasyonların sadece çok az bir kısmı etkisiz ve gözlemlene bilen mutasyonların tümü zararlıdır. Ki deneysel olarak da gösterilmiş bir şey bu inşaAllah. MaşaAllah tam dediğiniz gibi Hocam inşaAllah, zaten var olan bu düzeni mutlaka bozuyor, zararlı bir şekilde. Bu da karıncaların yaşamı ile ilgili, yeraltında bir şehir kurmuş karıncalar onu gösteriyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O adam ne yapıyor öyle bir şey işaret ediyor?
OKTAR BABUNA:Girişiydi o. Bu karınca yuvaları, karınca yuvalarına beton dökerek şimdi nasıl bir yuvalanma, bir şehir meydana getirdiklerini gösterecek. Ki 10 ton beton dökmüşler o kadar büyük bir şey var ki yerin altında. Bu betonun donmasını bekliyorlar. 10 ton beton çok büyük oranda donduğu zaman bunu açmaya başlıyorlar. Nasıl bir yapılanma kurduklarını göstermek açısından şimdi onu gösterecek. Milyonlarca karıncanın hazırladığı bir şehir gibi adeta yerin altında. Şimdi beton kuruduğu için açma dönemindeler. Bakın bu gördüğünüz karıncaların meydana getirdiği şehir yapısı. İçerde özel bölümler, odalar, yollar hazırlamışlar böyle. Bakın insan boyutuna göre kıyaslandığında metrelerce büyüklükte çok büyük yapılar. Bütün bunlar karınca yuvasının bölümleri.
ADNAN OKTAR:Çimento donunca böyle onların yaptığı marifetler de ortaya çıkmış oluyor, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet maşaAllah. Koskaca bir şehir imar etmişler Hocam maşaAllah. Yerin altında.
ADNAN OKTAR:Üstelik de görmeden yapıyorlar değil mi, bunları, karanlıkta?
OKTAR BABUNA:Evet karanlıkta yapıyorlar. Hepsi birbiri ile bağlantılı bu tabii onların sosyal dayanışmalarını, nasıl topluca birbiktelik içinde fedarlıkla yaşadıklarını, sosyal yardımlaşma ile yaşadıklarını ortaya koyuyor aynı zamanda. Yaşamaları en uygun şekilde yani mimarı bakımdan da çok büyük özellikleri var. Havanlandırması, ısı korunumu gibi özellikleri de çok üstün dışardaki küçük giriş deliklerinin altında böyle çok büyük bir şehir meydana getirmişler. Bütün bunlar aynı karınca yuvasının bölümleri. Tam bir şehir çıktı altından Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama karıncalar gıcık olmuşlardır, betonculara. Çünkü emek emek çocuklar bir şeyler yapmışlar. Kim bilir onların aleminde neler oluyor.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Al-i İmran Suresi, 118. “Ey iman edenler sizden olmayanları sırdaş edinmeyin” yani kafir olanları, Allah’a düşman olanları sırdaş edinmeyin. “ Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor.” Yani çok kahpedir münafıklar her an bir ahlaksızlık yapmak için bir fırsat kollarlar. Bir açığı var mı, bir gediği var mı bir yerden bir zarar verebilir miyiz? Bak “size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor. Size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar.” Mesela tutuklansanız, yaralansanız. Mesela şehit edilseniz, evlerinize zarar gelse yahut ekonomik yönden çökseniz. “Size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar.” Yani böyle bir kahpe tiynettedir münafıklar. “Buğz ve düşmanlıkları ağızlarından dışa vurmuştur.” Yani müthiş bir nefret ve kin içinde ama sezdirmemeye çalışıyor ama ağzından taşar. “ Sinelerinin gizli tuttukları ise daha büyüktür” yani akıl almaz bir nefret, öldüresiye bir kin duyarlar diyor. “Size ayetlerimizi açıkladık, belki akıl erdirirsiniz” diye, diyor Allah. “Belki akıl erdirirsiniz” yani düşünürseniz, kavrarsınız diyor Allah. “Eğer seninle çekişip tartışırlarsa de ki: ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim.” Çekişip tartışmaya çok meraklıdır münafıklar, hep böyle dinde bir açık aramaya çalışırlar. Mesela Kuran’ı savunuyorsa başka bir yerden, yani onu illa ki çürütmeye, onun anlattıklarını bozmaya çalışırlar. Münafığın özelliğidir, yani kendisinin daha doğru olduğunu vurgulamaya çalışır ve Müslümanın da hatalı olduğunu vurgulamaya çalışır. “De ki: ben bana uyanlarla birlikte” Yani kendi cemaatimle, kardeşlerimle, Müslümanlarla birlikte “kendimi Allah’a teslim ettim (tam bir Müslüman oldum) ve kitap verilenlerle ümmilere de ki: (yani cahil olup okumayanlara ve ehli kitaba) siz de teslim olduğunuz mu? Eğer teslim oldularsa gerçekten hidayete ermişlerdir.” Yani Kuran’a tabi olurlarsa, Peygamber’e tabi olurlarsa tamam inşaAllah. “Oysa andolsun daha önce arkalarını dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi.” Asla İslam’dan, Kuran’dan ayrılmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi diyor Allah. “Allah’a verilen söz ahid ise ağır bir sorumluluktur."
Ahzab Suresi, 15. “Eğer gerçekten biz onlara kendinizi öldürün yada yurtlarınızdan çıkın diye yazmış olsaydık.” Yani yapmaları kendilerine çok zor gelen bir teklifte bulunsaydık diyor Allah, “onlardan az bölümü dışında bunu yapmazlardı.” Yani münafık tiynetli olduğu için “aman ben uzak durayım” diyor. “İşte böyle, çünkü gerçekten Allah onların indirdiğini çirkin karşılayanlar dediler ki: (Yani Kuran’ı yeterli görmeyen, Kuran’a karşı tavır koyanlar dediler ki, müşriklere) size bazı işlerde itaat edeceğiz (yani sizlerle ben ittifak halindeyim diyor, bazı işlerle çıkarı konusunda nefsani konularda birçok konuda sizlerle ittifak halindeyim. Yani görüşelim, konuşalım gizlice bağlantı içinde olalım diyor.) Oysa Allah sakladıkları şeyi sır olarak konuştuklarını biliyor.” Yaptıkları ahlaksızlıkları bütün konuşmaları ben biliyorum diyor Allah.
Muhammed Suresi, 26 “Ey Peygamber kalpleri inanmadığı halde ağızlarıyla inandık diyenlere, yahudilerden küfür içinde çaba harcayanlar seni üzmesin. Onlar yalana kulak tutanlar sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar, haber toplayanlardır.” Yani sürekli istihbarat içinde olurlar diyor. Yahudilerden de diyor “... küfür içinde çaba harcayanlar vardır” diyor. Darwinist-Materyalist dinsiz olanlar var. “..seni üzmesin” diyor. Farzdır üzmemesi “... onlar yalana kulak tutarlar.” Yani yalan haberi topluyor mesela ya okuyor, ya topluyor. Mesela televizyondan, radyodan, gazetelerden Müslümanlar aleyhine olan haberleri topluyorlar. “... sana gelmeyen diğer topluluk adına kulak tutanlar, onlar kelimeleri yerine konulduktan sonda saptırırlar.” Yani Kuran’a yeni bir açıklama getiriyor. Mesela Allah’ın hükmü açık oluyor, “yok diyor, başka türlü, yeni bir bilgi var bende diyor. Buna göre hareket edelim biz “ diyor, Kuran’a uymuyor. “Bak kelimeler yerlerine konulduktan sonra saptırırlar.” Mesela “Allah şarap haram” diyor. Yok diyor ben hadiste gördüm, başka türlü diyor. Peygamber (s.a.v.) öyle dememiş diyor. Halbuki açık hüküm net, Peygamberin (s.a.v.) diliyle haşa yalan söylemeye kalkıyor. Peygambere (s.a.v.) iftira atıyor. “Onlar kelimeleri yerlerine konulduktan sonra saptırırlar” Mesela bu tam açıklamasıdır bu durumun. “’Size bu verilirse onu alın, o verilmezse ondan kaçının’ derler.” Yani yeni yeni hükümler ortaya koyuyorlar. “İşte onlar, Allah'ın kalplerini arıtmak istemedikleridir.” Allah onların kalplerini arıtmayacak diyor. “Dünyada onlar için bir aşağılanma, Ahiret’te onlar için büyük bir azap vardır.” Dünyada da aşağılanacaklar. Ahiret’te de Allah onları perişan edeceğim diyor. “İman edenler Allah yolunda savaşırlar.” Darwinizm’e, materyalizme karşı, dinsizliğe karşı mücadele ederler. İlmi çalışma yaparlar, tebliğ yaparlar. “İnkar edenlerse tağut yolunda savaşırlar.” Onlar da Darwinizm’i, materyalizmi dünyaya hakim etmek, ateizmi hakim etmek için uğraşırlar. “Öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın.” Onlarla mücadele edin, tebliğ yapın, anlatın, doğruları savunun. “Hiç şüphesiz şeytanın hileli düzeni pek zayıftır.” Darwinizm’in delilleri, iddiaları çok zayıftır, çok rahat yenersiniz diyor Allah. Darmakeşan edersiniz diyor.
Şimdi HaberTürk’te de yine bir program var. Bakın Allah’a çok şükür, elhamdülillah yani bu Allah’ın bir lütfu bu. Bu bir övünme değil. Bizim dışımızda kimse Darwinizm’le göğüs göğüse mücadele edecek güçte değil. Bak HaberTürk haftalardan beri tartışacak adam arıyor, bulamıyor Darwinist ve materyalistlerle çatışmak için, tartışmak için. Yok, bulamıyorlar. Bir tek biz söke söke hakkından geliyoruz Allah’ın verdiği kahredici güçle ve yerle bir ediyoruz. Yani nefesimiz yetiyor ve tabii ödleri kopuyor bu arada. Şimdi bunlar bizden kaçarlar. Biz bunları yakalayacağız. Nasıl yakalayacağız? Benden sana bir yöntem. Ben Yiğit Bulut’u severim. Onunla benim bir alıp veremediğim yok. Onun konuşmalarını videodan alın. Mesela soru soruyor ya onlara. Burada yayınlayalım. Bu soruyu sen kendine sorulmuş kabul et ve bana sorulmuş kabul edelim. Şimdi Yiğit bey diyelim, biz sana cevabını veriyoruz, cevabı bu diyelim. O garip hareketler yapan bir vatandaş vardı. İsmini tam hatırlamıyorum.
OKTAR BABUNA:Deniz Ergi Özsoy.
ADNAN OKTAR:Ne?
OKTAR BABUNA:Deniz Ergi Özsoy.
ADNAN OKTAR:Deniz Bey. Evet, o. Onu da getireceğiz, onun konuşmasını. İddiası neyse. Bak Deniz Bey böyle dedi diyeceğiz, çat cevabını vereceğiz. Öbür ağlayan vardı. Kimdi o?
OKTAR BABUNA:Ender Helvacıoğlu.
ADNAN OKTAR:Bir de o. Onu da göstereceksiniz. Onun da cevabını vereceğiz. Anlaşıldı mı? Böylece canlı bir tartışma program olacak. Kardeşim mühim olan adamın resmi. Yayınlanan da o değil mi halka?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Tamam, aynısını yapmış olacağız. Soruyu soracak, biz vereceğiz cevabını. Bu kadar. Bak gene kaçamıyorlar. Görüntülerini getireceğim artık. Yani zaten bizim kendisiyle bir alıp veremediğimiz yok. Bizi görüntülerindeki soru bizi ilgilendiriyor. Halkı ilgilendiren de bu. Ben de alıp, çeke sündüre buraya getireceğim onları.
OKTAR BABUNA:Siz daha once stüdyodayken Hocam yandaki odada bekliyorlardı, gelemiyorlardı odaya. Çağırmamıza rağmen…
ADNAN OKTAR:Gözüme bakamıyorlar, gözüme. Tabii, yüzüme bakamıyorlar. Daha sesim bile titretiyor yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz girip çıkarken kapıları kilitliyorlardı zaten. Kapıları kapatıyor, dışarı koridora bile çıkamıyorlardı.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah, evvelAllah. Seyyid Battal Gazi gibi yani inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir de Hocam yalnız Türkiye’de değil, Amerika’da, Avrupa’da da yok Hocam Darwinizm’e karşı çıkabilen hakkıyla şey edebilen. Bir tek siz varsınız dünyada da Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak. Müslüman televizyonlar bir konu oluyor, bir yalan atıyor Darwinistler, bütün dünyada İslam aleminde çıt yok. Müracaat bize geliyor. Bir koyuyoruz haşa huzurdan böyle dümdüz anında. Bir yalan atmışlardı. Ünlü bir yalanları. Geldiler bize sordular. Çekirdek gibi dümdüz ezdik. Bitti yani. Yani atış serbest ama yakalamak da serbest. İnşaAllah her seferinde yakalarız. İnşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gizli toplantıların fısıldaşmalarından’ (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber’e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun?” Diyor ki Peygamber (s.a.v.) gizli konuşmayın diyor. Allah ayette belirtiyor; anladığım kadarıyla men ediliyorlar veyahut Peygamber (s.a.v.) men ediyor, Kuran bunu bu şekilde belirtiyor. O şekilde olabilir. Bak “günah, düşmanlık ve Peygamber’e isyanı..” Münafıkların nefretini görüyor musun? Bir günahı konuşuyorlar, bir düşmanlık, nefret diyorlar Bir de Peygamber (sav)’e isyanı. Yani itaat acayip ağırına gider münafıkların. Acayip ağırına gider. Onlar için çok büyük bir beladır. Hep münafık müstakil olmak ister. Kimsenin sözünü dinlemek istemez. Yani ne Peygamber (sav)’e, ne Peygamber (sav)’in görevlendirdiği birisine itaat etmek istemez. Münafık hep kendi başına. O kendini ilahlaştırdığı için sadece kendi sözünü esas kabul eder. Evet.
SUNUCU:Hocam sonuna gelmişiz programın.
ADNAN OKTAR:Tamam, peki ama o zaman biz ne yaparız? İnternetten devam ederiz. Evet, inşaAllah.
SUNUCU:Evet, harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Asu TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Tekrar görüşmek dileğiyle hoşçakalın.
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Gözardı Edilen Kuran Hükümleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...