SUNUCU 1: Hayırlı akşamlar sevgili izleyicilerimiz.Adnan Oktar’la Gece Sohbetlerini bugün HarunYahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Asu TV’den sunuyoruz. Konuğumuz tüm dünyaca tanınan, eserleriyle büyük yankı uyandıran, Kuran ahlakını anlatmak için hayatını bu yolda vakfetmiş kıymetli yazarımız, Hocamız Sayın Adnan Oktar.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam zatıaliniz de hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA: Hoş bulduk.
SUNUCU 1:Yine sorularımız var, her zamanki gibi.
ADNAN OKTAR:Sorun var, tamam.
SUNUCU 1:“Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1:“Sizi çok seviyoruz. Bir bilim adamı zamanda yolculuk olabileceğini söylüyor. Zaman olmadığı için zamanda yolculuk yapılabilir mi?”
ADNAN OKTAR: Zaman bize göre var. Tabii ki olur yolculuk zamanda. Bütün velilerde olan bir şey, Peygamberlerde olur, Peygamberimiz (s.a.v.)’de bizzat var. Peygamberimiz (s.a.v.)’e o zaman müşrikler, Kudüs’ü sordular ona, Mescid-i Aksa’yı, Peygamberimiz (s.a.v.)’in göğe alınmasında onlar inanmadılar. O bir gecede Mescid-i Aksa’ya gitmesine yönelik şüpheleri vardı. Peygamberimiz (s.a.v.)’e sordular. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “perde gibi gözümün önünde, her sorduklarında görüntü beliriyordu” diyor. Ve her sordukları sorulara cevap verdi, teker teker. Mesela bu tayy-i mekandır. Tayy-i mekan olunca tayy-i zaman da vardır. Dolayısıyla mesela Mehdi (a.s.) devrine gitmiştir Peygamberimiz (s.a.v.), Mehdi (a.s.)’la sohbet etmişler. Geçmişe gidiyor, geleceğe gider. Bunlar bizim için zor gibi görünüyor ama normalde çok kolay kanunlarıdır, Allah’ın en kolay kanunlarıdır. Allah diyor, benim için son derece kolaydır, diyor. Yaratılış için de söylüyor Allah, son derece kolay. O bize fizik kanunlarından dolayı çok çok zor geliyor. Aşılmaz gibi görünüyor insanlara. Çok kolaydır aslında Allah Katında, inşaAllah.
Şii kaynaklarında da Mehdi (a.s.) çok detaylı anlatılmıştır. Şii kaynaklara güvenmemek de olmaz. Çünkü onlar da çok samimi, Müslüman, tertemiz insanlar. Ve denilenler aynısıyla çıkıyorsa zaten o hadistir, tamamdır, orada tereddüt olmaması lazım. Geçenlerde bir kardeşimiz yazmış da o söylüyordu. Bu konuyu çok detaylı olarak biraz sonra ele alalım. Yeni hadisler de var. Onlara da bakacağız ve tam mutabık.
Oktar Hocam sen, gündemde olan bir konu Darwinizm. Habertürk bugünkü gelişmelerden dolayı programı iptal etti, biliyorsunuz. Yoksa Habertürk’e çıkıp paspas gibi çiğneyecektik. Allah bu sefer gene onları elimizden aldı. Ama bir dahaki sefere böyle Kayseri pestili gibi dümdüz gidecekler ki, benim herhangi iki arkadaşımı gönderiyorum bak. Yani o bilgi düzeyinde de yenilir. Daha yeni yetişen, fazla bilgileri de yok. Buna rağmen bakın hallaç pamuğu gibi atacaklar. Talebelerimin herhangi iki tanesi inşaAllah. Bugün olacaktı, bu Deniz Baykal’ın istifası söz konusu olunca bu tip bir gelişme oldu. Ben konusu açılmışken de söyleyeyim. Ben bir insanı bir kusurundan dolayı veyahut o da belli değil, kusuru olup olmadığı da belli değil. Velev ki olsa bile çünkü orada bir netlik yok. Velev ki olmuş olsa bile ben bir insanı gözümden silmem. Tövbe eder, devam eder, tertemiz Müslümandır. Yani kusursuz Müslüman olmadığına göre dünyada, hatasız olmayacağına göre aynı saygıyla, aynı şefkatle sevgimiz devam eder. Dolayısıyla yani dünyaya sanki böyle tövbeye kapalı bir yermiş gibi, bir hatada bir insan silinir, adeta manen ölürmüş gibi bir üslup Kuran ahlakına, Kuran’a yakışmaz. Kuran’da ne günahlar bağışlanıyor, ne hatalar bağışlanıyor. Ki olup olmadığından da haberimiz yok. Bak onu da söyleyeyim. Çünkü belirgin bir şey değil. Oyun da olabilir. Bir şey de olabilir. Biz bilmiyoruz yani. Montaj olur, bilmem ne olur, her şey olabilir. Ama velev ki olsa bile diyorum, tövbe yeterlidir. Müslümanlarda affetme vardır, tövbe vardır. Yani her yerde, Kuran’ı açtığımızda, mesela bak, şeytandan Allah’a sığınırım, ben Kuran’dan devam edeyim. Karşılaştığımızda konuşuruz, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, "Ey kavmim, bana karşı gelişiniz, sakın Nuh kavminin ya da Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelenlerin bir benzerini size de isabet ettirmesin. Üstelik Lut kavmi size pek uzak değil." "Rabbinizden bağışlanma dileyin” bak, daha ikinci ayette hemen çıktı.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: "Rabbinizden bağışlanma dileyin” bak çıkacak dedim, çıktı. “Sonra O'na tövbe edin.” Ben herhangi bir sayfa açtım, görüyorsunuz.
OKTAR BABUNA: Hep böyle oluyor Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Gerçekten benim Rabbim esirgeyendir, sevendir." Allah sever, diyor Cenab-ı Allah. Nefret üstüne değildir İslam’da sistem. Ne yapılacakmış bak, tövbe edin, diyor Allah ve Rabbinizden bağışlanma dileyin. Sonra O’na tövbe edin. Yani bir daha yapmayacağına dair Allah’a verilen söz.. Bir de bir insanın son hali önemlidir. 30 sene önceki, 20 sene önceki, 9 sene önceki o apayrı bir konudur. Velev ki dediğim gibi bir hata, kusur bile varsa, günaha girme varsa tövbe eder, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Rabbim, esirgeyendir, sevendir. Ey Şuayb dediler. Senin söylediklerinin çoğunu biz 'kavrayıp anlamıyoruz'.” Sen ne anlatıyorsun, biz anlamıyoruz, diyorlar. “Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz. Eğer yakın-çevren olmasaydı,” arkadaşların, dostların olmasaydı “gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük” diyorlar. “Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin." Bu aynı şekilde Mehdi (a.s.) için de işaret olan bir ayettir, bakın. Talebelerinden çekindikleri için Mehdi (a.s.)’a zulmedemeyeceklerdir. Yoksa çok büyük olaylar olabilirdi. “Dedi ki: ‘Ey kavmim, sizce benim yakın-çevrem, Allah'tan daha mı üstündür ki, O'nu arkanızda-unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edindiniz. Şüphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır.’" Yani insanlardan korkuyorlar ama Allah’tan korkmuyorlar. Buna işaret ediyor ayet.
OKTAR BABUNA: Tam konuyla ilgili ayet, maşaAllah. Hep böyle oluyor. Siz bir şey söylediğiniz zaman açınca, ben de çok şahit oldum. Programda da şahit oldular.
ADNAN OKTAR:Bak ayetin yerini de bilmiyorum. Dikkat ederseniz, bilsem zaten direkt oradan başlardım. Dedim ki herhangi bir yerden başlayayım, ikinci ayette hemen tövbeyle ilgili ayet çıktı.
Yalnız tabii iddia edilen Ergenekon Örgütü şimdi böyle adeta sevincinden havalara hopluyordur. Yani ne büyük icraat yaptık, der gibi böyle bir şey yapıyordur. Zaten iddia edilen Ergenekon Örgütü’ün kodamanları çıktılar ortaya, ahkam kesiyorlar dikkat ederseniz. Böyle kart kaşarlar, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün maaşlı kart kaşarları adam tayin ediyorlar. Sanki devleti onlar yönetiyor sanki böyle, şu gitsin, şu gelsin. Yani yolda yürümekten aciz iguanalar. Kart kertenkeleler oturmuşlar ahkam kesiyorlar. Bazılarını kast ediyorum, onlar kendilerini biliyorlar. Türkiye’yi onlar yönetmiyor. Türkiye’yi milletimizin kendi kararı, kendi bilinci yönetiyor, Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın onları yönlendirmesiyle. Ve milletimizin yardımcısı da Allah’tır. Dolayısıyla akıl vermelerine hiç ihtiyacımız yok. Kendi akıllarını kendilerine saklayacaklar, inşaAllah. Bir de iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kart kaşarları bir şey dediğinde tam tersini yapmak lazım. Dediler ya mesela şunu yapın, yok yapmayacaksın tam tersini yapacaksın. Beyaz mı dediler, siyah doğrudur, siyah mı dediler, beyaz doğrudur.
OKTAR BABUNA: Evet, tam bir ölçü oluyor.
ADNAN OKTAR:Bu uyuz dinozorlara karşı yapılacak şey budur. Oktar Hocam var mı anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah var Hocam. Hz. Nuh (a.s.)’ın Gemisi’nin yeni fotoğrafları var. Bazı bölümlere girmişler geminin, onları anlatıyorlar.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
OKTAR BABUNA: Ağrı Dağı’nın görüntüsü bu Hocam inşaAllah. Bu şekilde geminin içine merdivenlerle giriş var. Bu bir bölüm; ikiye iki metrelik gibi. Onun içine girmişler. Tahta etraf. Giriş yerini gösteriyor tekrar. Merdiven basamaklarını. Bu bölümden bir başka bölüme küçük bir kapı var. Küçük bir girişten giriliyor. Oraya adımını atmış. Bu, muhtemelen hayvanların bağlandığı yer olarak düşünülüyor. Burada hatta çiviler var. Bu çivilere bağlandığını düşünüyorlar Hocam inşaAllah. Böyle bir şeyin üzerinde. Yine geminin içinden resimler. Bu büyük bir alan, buraya girmemişler. 5’e 12 metre büyüklüğünde fakat fotoğrafını çekmişler. Oksijenin yokluğundan dolayı buraya girememişler. Ama fotoğrafla görüntülemişler.
ADNAN OKTAR:Oksijen tüpüyle girsinler.
OKTAR BABUNA: Evet şimdi bir daha gitmekten bahsediyorlar Hocam inşaAllah. Hatta bir bölüme de küçük bir yerden geçiliyormuş böyle. Öbür tarafa geçememişler. Orayı da “tahtalara zarar vermemek için o bölmeye geçemedik” diyorlar. Burada tahtalar üzerinde yapılan araştırmalar. Görüntüler görünüyor. Bu bütün bu bölümlerin krokilerinde şöyle bir resimle göstermişler Hocam ki, kıyaslama açısından. Burada insanlarla kıyaslayarak bu şekilde. Demin resmini gördüğümüz bu şekilde büyük bir yer, bir insan içinde durduğu zaman böyle bayağı büyük bir alan oluyor Allah-u alem. Burada merdivenler, bayağı büyük bir gemi maşaAllah Hz. Nuh (a.s.)’ın Gemisi. Diğer bölümlerdeki görüntüler bunlar. Hep insan çizmişler üzerine ki kıyaslansın diye, insana göre boyutları ne kadar diye.
Gazete haberlerimiz var, gösterelim mi Hocam? Dünyada olan yine büyük olaylarla ilgili. “Endonezya’da olan deprem, 7.4 büyüklükteki depremde bazı evlerin hasar gördüğü bildiriliyor. Açe’nin 225 kilometre kadar güneydoğusunda.” Büyük bir deprem, ciddi bir deprem olmuş Hocam inşaAllah. “Azerbaycan’da olan selle ilgili bir haber yine. Çin’de yine sel felaketi olmuş. 34 ölü varmış.” Numan Kurtulmuş: “Bu ülkede Türk, Kürt, Sünni, Alevi Kıyamete kadar birlikte yaşayacak” diyor Hocam. Bunu siz çok üzerinde durarak bu konunun vurgulamıştınız maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Numan Kurtulmuş Hoca çok samimi, bayağı efendi, mazlum bir insan, çok saygıdeğer bir insan, güvenilir bir insan. Seviyoruz, Allah muvaffak etsin inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu volkanın külleri Hocam Marmara’ya geldi. İzlanda’da yeniden faaliyete geçen…
ADNAN OKTAR:Yeniden başlamış?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah. Bu kül bulutu nedeniyle Marmara’da alarm verildi, diyor. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, yanardağın oluşturduğu kül bulutunun önceki gün İspanya’ya ve İtalya’ya ulaştığı bildirildi. Meteoroloji dün yaptığı uyarıda küllerin 20 bin-35 bin feet uçuş seviyesi yani 9bin metre gibi uçuş seviyeleri arasında Marmara’nın güneybatısını etkileyebileceğini belirtti, diyor. “Kül kabusu geri döndü. İzlanda’dan yayılan kül bulutu Marmara’ya ulaştı. Havalimanları kapandı, yüzlerce uçuş iptal edildi.”
ADNAN OKTAR:Eğer bu biraz daha devam ederse Allah-u alem Duhan zuhuru bu. Bak net konuşmadım önce Nuh (a.s.)’ın Gemisi konusunda. “Bu fotoğraflar eğer doğruysa” dedim, şüpheli, şu an yani çok net gemi orada. Duhan zuhuru da bak gene net konuşmadım. Dedim ki; “bu devam ederse”, imalı konuştum, “devam ederse” dedim, “Duhan budur” dedim inşaAllah. Ve devam ediyor.
OKTAR BABUNA: Yeniden geliyor bu tarafa doğru.
ADNAN OKTAR: İşte Mehdi (a.s.) çıkmayacak, Hz. İsa (a.s.) inmeyecek diyenlere Allah öyle bir hale getirecek ki böyle ağlaya ağlaya “Mehdi (a.s.) varmış” diyecekler. Ağlaya ağlaya “Hz. İsa (a.s.) gelmiş” diyecekler inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz söylediğinizden beri hiç ardı ardına çok büyük olaylarla devam ediyor. Sürekli depremler, uçak kazaları, sel felaketleri, petrol kuyusu battı. Bu volkan püskürmesi oldu, çok kısa süre içerisinde.
ADNAN OKTAR:Bak 15-20 gün önce dedim ki, “önümüzdeki günlerde Türkiye’de, dünyada çok büyük gelişmeler olacak” dedim. “Çok büyük, dünyayı sarsan olaylar olacak” dedim. Onu söyledikten sonra peş peşe olayları görmeye başladık. Nuh (a.s.)’ın gemisinin bulunması, depremlerin, sellerin sürekli peşpeşe gelmesi, büyük sosyal olaylar yani sürekli devam ediyor. Mesela Yunanistan’ın karışması, ekonomik krizin şiddetlenmesi ve güçlenmesi.
OKTAR BABUNA: Petrol kuyusu battı Amerika’da. Petrol kıyıya vuruyor.
ADNAN OKTAR:Dediler ekonomik kriz -bak her zaman söylüyorum, başlarına kakıyorum ki bir daha böyle şeylik yapmasınlar diye- “1 yıl sürecek” dediler Türkiye’de de bazı kokonalar çıktılar. Hepsini tenzih ederim de bazı benim bildiklerimi kast ediyorum. Ahkam kestiler. Ondan sonra işte “şu kadar ay sürecek, şu kadar hafta sürecek”, “7 yıl sürecek” dedim ve Kuran’dan delil verdim. Hadislerden delil verdim ve Tevrat’tan delil verdim. Aynı benim dediğim gibi çıktı. Ve çıkacak, görecekler. Ve “Türkiye’ye dokunmayacak” dedim ekonomik kriz, o da aynen dediğim gibi çıktı.
SUNUCU 3:Hocam merak ediyorum; peki 15-20 gün önce söylediğiniz zaman bu Türkiye’deki olayları nasıl hissettiniz? Bu hissiyat mı yoksa bir gidişattan mı yola çıkarak?
ADNAN OKTAR:Bütün dünyada olacak olanları mı? Nuh (a.s.)’ın Gemisi’nin bulunması çok büyük bir olaydır. Yani binlerce seneden beri bilinmiyordu, Nuh (a.s.)’ın Gemisi binlerce seneden beri aranıyor. Yani en az 3 bin yıldan beri, 4 bin yıldan beri aranıyor. Ve bilinmiyor. Gizliydi yeri yani küfür onun yerini bulsa onun tahtalarını da söker. Mesela Nemrut farz edelim yahut Firavun onun orada olduğunu bilse geminin, alameti kalmasın diye tamamını söker, çıkartırdı. Yakardı tahtalarını, darmakeşan ederdi oraları. İçine de toprak doldurur taş, kaya tıkardı, ağzını da kapatırdı; konu biterdi. Gizlerdi orayı. Ama bak Allah binlerce sene küfrün gözünden orayı gizledi, binlerce sene. Tevafuk bir tanesi oradan geçerken içerisine düşmüş buz eridiği için, depremden dolayı açılma olmuş, deprem o giriş ağzını açmış, normalde kapalı. Depremde açılmış, adam da boş bulunup buz eridiği için içine düşmüş. İçine düşünce oradan anlamışlar, buradan nereye gidiyor acaba falan gibisinden. Gittiklerinde bakıyorlar, koskocaman bir teşkilatla, gemiyle karşılaştılar. Çok büyük bir olay. Net zaman oluyor? Mehdi (a.s.) devrinde çıkıyor. Yıl kaç? 2010. Çok net.
SUNUCU 2:Hocam bir şey soracağım. O tahtaların çürümemesini neye bağlıyorsunuz bu zamana kadar gelmesini?
ADNAN OKTAR: Yani şimdi o ayrı bir mucize, onu da ayrı inceleyecekler. Yani onu hiç açıklayamazlar. Demirler de duruyor, tahta da duruyor, “oksijensiz ortam” diyorlar. Şimdi aslında bu yeterli tabii, mesela oksijenin olmaması da mucize. Oksijen yok, adam yaşayamıyor, onun için giremiyor oksijensizlikten.
OKTAR BABUNA: Bir de buzulların da altında.
ADNAN OKTAR:Çok soğuk yani şiddetli soğuk, mantar ve bakterinin yaşayacağı gibi bir ortam değil. Bir de kimyasal yapısı da müsait anladığım kadarıyla. Yani toprağın kimyasal yapısı da müsait ama ter-ü taze duruyor. 5000 yıllık ağacın durması yerin altında yani olacak iş değil, çok büyük mucize. Şimdi oradan da küfür bir darbe daha yedi. Çünkü bakın biz geminin bulunacağına inanıyorduk, Müslümanlar olarak. Çünkü Kuran’da buna işaret var, bulunacağına dair. Hadislerde de buna işaret var, Kuran’da da işaret var. Bak sabırla beklendi, 2010 yılı geldi, vakit geldi ve bulundu. Mesela bak duhan zuhurunda dedik, eğer bu kısa sürerse değildir. Ama duracağa benzemiyor. Allah-u alem hatta artarak devam edecek gibi görünüyor ki tam duhan zuhuru olmuş oluyor o zaman. İnşaAllah. Ve İzlanda, Allah’ın seçtiği ülke de çok manidar. Darwinizmin, materyalizmin dünyada en yaygın olduğu, ateizmin en hakim olduğu ülkedir.
OKTAR BABUNA:Oylamada bir numaraydı.
ADNAN OKTAR: Evet bir numaraydı. İlk ekonomik yönden çöken ülke orası oldu ve İzlanda’da bu yanardağ patlaması çok manidar. Her yer küllerle kaplı, tam bir afet bölgesi. Anlamazlıktan geliyorlar, ‘hiçbir şey olmadı’ya getiriyorlar. Bütün yollar, binalar, her yer kül kaplanmış. Hayat felç vaziyette.
OKTAR BABUNA: Hem iflas ettiler hem bu oldu Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii. Hava ulaşımı tamamen kesildi. Kimse gidip gelemiyor. Dolayısıyla şimdi “anlamıyorum” diyenler bir süre sonra “Allah var” diyecekler ve alınlarını secdeye getirecekler inşaAllah. Peygamberi (s.a.v.)’i reddedenler Peygamberi (s.a.v.)’i de kabul edecekler. Kuran hak, Kuran doğru. Kuran’ın da doğru olduğunu da kabul edecekler. Kuran’ı okuyup da, mesela Tony Blair, Kuran’ı almış adam, okumuş, adam inanıyor Kuran’a, samimi olarak inanıyor. “Doğru” diyor. “Doğru bir Kitap” diyor. “Allah’tan geldiği belli” diyor, vahiy, “vahye dayalı bir Kitap” diyor. Ne olmuş oluyor? Gizli Müslüman olmuş oluyor. Fransa’da da öyle. Birçok yönetici, üst düzey yönetici, Kuran’ı okuyan aklı başında her insan, zeki, akıllı bir insan, Kuran’ın mutlaka hak olduğunu kabul eder. Mutlaka yani, çok açıktır yani anlatımı, üslubu ve netliği. Ne diyorsa Kuran, çıkıyor tek tek. Bilimle hiçbir noktada çatışmıyor. MaşaAllah. Oktar Hocam, devam et göstermeye.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Sevimli canlılar var. Bir de kuş tüyleri var. Onlarla ilgili bir fotoğraf var, göstereyim mi Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Tamam.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok yakından o kadar iyi anlaşılmaz. Bütün olarak göster sen kuşları. Bunlar da çok hoş ama. Çok acayip tabii. Şuraya baksana. Allah mükemmel yaratmış maşaAllah, elhamdülillah. Baksana metalik yeşil. Metalik altın yeşili maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Desenleri de, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, muhteşem.
ADNAN OKTAR: Simetri mükemmel, süsler mükemmel. Darwin ne diyordu bu tavus kuşunun tüylerine?
OKTAR BABUNA: “Hasta ediyor beni” diyordu.
ADNAN OKTAR: Hasta ediyor, çünkü teoriyi alt üst ediyor.
OKTAR BABUNA: Kuş resimleri var. Göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Göreyim bakayım.Bunlar çok büyük nimet, keşke her yer böyle dolsa. Cennet’te böyle ama dünyada öyle olmuyor işte. Allah sadece tanışacağımız kadar tür yaratıyor. Cennet’te bunlar böyle pırlanta gibi süslü. Her yerde olacaklar, üstelik konuşacaklar. Böyle sessiz de kalmayacaklar. Kuşlar normalde bayağı akıllı varlıklar ama Allah onlara izin vermiyor işte. İnsanlarla bağlantı izni vermiyor. Mesela o yuvayı o tarzda tek tek örüyor. İnsan öremez onu. O derece mükemmel, o süratle yapamaz. Ama o mükemmel yapıyor. Baksana şu şekerliğe. Bak, bak, tatlılığa bak. İnsan öpmeye, sevmeye kalksa kıyamaz da. Bir şey de yapamaz ona. Baksana köftelere, şunlara.
OKTAR BABUNA: Doğal makyajlı bir de.
ADNAN OKTAR: Bir de gözlük takmış gibi. Bak bak, patileri de aşağı sarkmış. Bak, çok muhteşem, çok zarif görünüşlü, maşaAllah. Yani insan bu elinde olsa ne yapar bunu? Ailece, aile fotoğrafı çektirmişler. MaşaAllah. Bak hepsinde aynı renkler, aynı mükemmellik. Mesela şu, evrimle bu nasıl açıklanır bu? Mutasyon bu tarafını mora boyamış, öbür tarafını da mora boyamış oluyor. Göbeğini sarıya boyamış oluyor. Kemiklerini son derece düzgün yapmış oluyor mutasyon. Gözlerin ikisini de çok düzgün yapıyor. Mercekleri mükemmel yapıyor. Mesela sağa mercek yapıyor, sola da mercek yapıyor mutasyon. Beyne giden bir sinir yaptıysa sağ tarafta, sol tarafta da aynısından yapıyor. Ayak parmaklarını aynı yapıyor, sağda kaç tane varsa solda da aynısını yapıyor. Uzunluklarını aynı yapıyor, kas sistemlerini aynı yapıyor. Mutasyon dehşet bir şey onlara göre. Böyle simetriye dikkat ediyor, altın orana dikkat ediyor. “Ya bir mutasyon yaptık karşı tarafta da eksik, ne yapalım?” diyor. “Bir mutasyon da oraya yap.” diyor, “yaptık” diyor. “Ama parmak sayılarında eksiklik oldu” diyor. “Yaparız” diyor. “Bir mutasyon da oraya yapalım” diyor. Yani ömürleri hep mutasyonla geçiyor ama mühendis gibi çalışıyor bu mutasyoncu takımı, ne hikmetse?
OKTAR BABUNA: Hiç de hata yapmıyor.
ADNAN OKTAR: Hiç de hata yapmıyorlar. Evrimciler dahil. Onların da kafalarına, sağ tarafında ne yapıyorsa, öbür tarafına da aynı yapıyor mutasyon. Sonunda da bu vatandaşlar oluşuyorlar. İnşaAllah. Onların iddiasına göre tabii. Bak verniklenmiş gibi patiler falan, gagalar falan. Çizim gibi şu adamlar, ne kadar tatlı şeyler bunlar. Bir de bu kışta, Kıyamette nasıl üşümüyorlar? Patileri de incecik. Yani birkaç milim ayakları. Sıfırın altında 3 oluyor, 5 oluyor, 9, 10 derece oluyor. Normalde donması lazım, incecik pati. Ona nereden kan gider, nereden donmaz öyle? O incecik. Buza yapışıyor patileriyle, hiçbir şey olmuyor. Bak, bak şekerliğe bak. Bak, acayip gürbüz. Benim vikvikin takımından. Portakal dilimi gibi bu, teleskop gibi bakıyor. MaşaAllah. Bir de safatorik olmaları insanın çok hoşuna gidiyor. Uzaylı gibi, ne yapıyor bu böyle?
OKTAR BABUNA: Bu kadar renk, böyle simetri maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Baksana, maşaAllah ve çok çok tatlı renkler. Şuraya baksana. Guaş boyayla boyamış gibi. Her yerinde ayrı bir özen ve güzellik var. Tam simetrik ve son derece düzgün maşaAllah. İşte Allah bunları soracak onlara Ahirette. Bunlar tek tek gösterilecek. “Nasıl bunlar evrimle oldu, anlat” diyecek Allah. Birer birer, hepsini açıklayacaklar. Zamanları da bol olacak yani. On bin sene bile olmuş olsa, tek tek hepsini açıklayacak, birer, birer. Mafsallarını, kemik yapılarını, karıncaları, ne gördüyse tek tek hepsinin nasıl tesadüfen olduğunu açıklayacak. Açıklayamayacak tabii. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz zaten söylemiştiniz Hocam. Kendileri de inanmıyorlar aslında bunlar Darwinizme. Ama sırf Allah’ı inkar etmek adına böyle bir saçmalığı destekliyorlar.
ADNAN OKTAR: Şimdi elimizden bir tevafuken kurtuldular. Baykal’ın istifasından dolayı Habertürk programı değiştirdi. Yoksa Allah-u alem böyle Isparta halısı gibi açacaktık. Bak diyorum, mesela böyle daha uzman olan arkadaşlarımız var, daha bilgili, hiçbirini demiyorum bak, daha yeni öğrenen iki tane arkadaşımız, onlar bile alayını dümdüz yere serer. Ama bu acayiptir, bakın bizim dışımızda bu konuda etkili ve güçlü olan dünyada kimse yok. Hayret edilecek şey. Hangi Müslüman olsa bize gelip müracaat ediyor, bizden öğreniyorlar evrimle ilgili, Darwinizm’le ilgili, materyalizmle ilgili. Hatta birçok konuyu. Allah’ın bir nimeti o elhamdülillah, maşaAllah. Allah bizi görevlendirmiş. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak yerle bir ediyoruz elhamdülillah ve devam edeceğiz.
OKTAR BABUNA: Hatta Hıristiyanlar ve Museviler de inşaAllah sizin vesilenizle hepsi şevklendi. Hz. İsa (a.s.)’ı bekliyorlar, Mesih Kral’ı bekliyorlar, Hz. Mehdi (a.s.)’ı.
ADNAN OKTAR: Evet. Onlar bayağı şevksizdiler. Hepsi hareketlendiler. Evanjelikler, biri gidiyor, biri geliyorlar. Çok heyecanlandılar. Musevilerde mesela muazzam etki etti bu. Çok açıldı Museviler. Sanhedrin Meclisi’ni oluşturdular, canlandılar. Gençlik arasında Allah inancı yayılmaya başladı, Musevilerde Darwinizm, materyalizm müthiş yayılmıştı İsrail’de. Dinsizlik müthiş yaygındı. Bütün gençlik toparlanmaya başladı. Ben dedim; “Hz. İbrahim (a.s.)’ın neslini dinsizlerin, ateistlerine eline vermem”. El mi yaman, bey mi yaman göreceğiz dedik. İbranice evrim ile ilgili kitaplar hazırlattım. İsrail’e gönderttim. Her yerde etkili çalışmalar yaptık, konferanslar verdik İsrail’de. Allah’a çok şükür, o hareketi durdurduk İsrail’de, ateist hareketi. Tamamen ortadan kaldıracaklardı. Müslüman ülkelerde Darwinist, materyalist Hocaların kökünü kazıdık fikren. Türkiye’de çıkıyor bazı dedeler ama evvelAllah anında, böyle sigara külü gibiler. Bir rüzgar esiyor, havaya çıkıyorlar inşaAllah. Bir kısmını söylüyorum tabii. Diğer bazı kısmını tenzih ederim. Cehaletinden yapanları tenzih ederim.
OKTAR BABUNA: Hatta konferans verdikleri zaman sırf sizden bahsediyorlar Hocam. Ali Demirsoy konferansı size ve Mehdiyet’e ayırmış maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen evrimden anlatsana. Evrimin var olduğunu anlatması gerekiyor, kendi kafasına göre tabii yanlış bilgilerle anlatacak. Konu Mehdiyet. Salonda gezinerek böyle aşağı, yukarı. Onun filmini bir gösterelim inşaAllah. Mehdilik, Mehdilik, Mehdilik. Allah söyletiyor inşaAllah. Allah unutturmuyor. Allah aklına sürekli sabit hale getiriyor. O da çok güzel.
OKTAR BABUNA: Bir de sizin vesilenizle Allah-u alem teslim olacaklar. Çünkü Dawkins de tamamen tesadüften uzaylılara geldi. Bir adım sonra da inşaAllah, Allah’ın izniyle…
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Dawkins kaçacak delik arıyor. Bak kaç defa söyledik; gel kardeşim tartışalım. Artık ne kadar utandıracak bir şey onun için, bak. Dedik ki; madem materyalist, maddeci, “para verelim sana” dedik, para. “Sen söyle ne kadar istiyorsun? Geleceksin bir yarım saatini vereceksin. Başka bir şey yok. Çok iyi ağırlayacağız” dedik. Beş yıldızlı otellerde ağırlayacağız. İlla “gelmem” diyor. “Biz gelelim” diyoruz. Biz gidelim, artık emek emek. “Onu da istemem” diyor. Ezeceğimizi biliyor çünkü. Koskoca adam gitmiş, 12 yaşındaki çocuklarla tartışıyor. Koskoca adam, 60’ın üstündedir.
OKTAR BABUNA: Evet emekli oldu.
ADNAN OKTAR: Emekli oldu, evet. Rahiplerle tartışıyor, hahamlarla gidip tartışıyor. Ama onu gerçekten pestil gibi ezecek sistemi de çok iyi biliyor, kişileri de biliyor. Kaçıyor. Kaçmak ne demektir? Yenilmek demektir. Bir adam kaçtıysa yenildi demektir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hatta gazetesine ilan verdiniz. Times gazetesinde ilanınız yayınlandı.
ADNAN OKTAR: Daha ne diyeyim? Gel dedik kardeşim, tartışalım dedik.
OKTAR BABUNA:Bu televizyoncular araya girmişti. Onun kanalındaki yönetmenler sizinle karşılıklı getirmek için. Onlara rağmen kaçtı. Kendi kanalıydı.
ADNAN OKTAR: Ama ben şimdi bütün evrimcileri yarın veya öbürsü gün getireceğim buraya, tamamını. Görüntülerini getireceğim. Konuşmalarını getireceğim. Zaten benim onlarla bir işim yok. Benim onların fikirleriyle işim var. Bizim için onların o görüntü, ses ve konuşmaları var. Halka yönelmeleri var, halkımıza anlattıkları var. Ben halkımıza anlattıklarını alıp buraya getireceğim ve onlara ben burada cevap vereceğim. Onlar benimle mecburen burada karşılaşacaklar. Sürükleye sürükleye getireceğim buraya onları ve ben onlarla konuşacağım. Onlar söyleyecekler iddialarını, ben de cevap vereceğim ve gene Isparta halısı gibi dümdüz olacaklar. Kurtuluşu yok inşaAllah. Onlara öyle elektronik yöntemlerle yaklaşamayacağımızı zannediyorlardı. Öyle de yaklaşırız. Kurtuluşları yok yani inşaAllah. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Kelebeklerimiz var Hocam, gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Allah’ın yaratma sanatından maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bak şimdi orada ne varsa, orada da var. Orada ne varsa, orada da var. Müthiş bir simetri var. Bak görüyor musun? Adamlar diyor ki; “şu mutasyonla oldu” diyor. Peki, öbür taraf nasıl oldu? “O da mutasyonla oldu” diyor. Mutasyon bir bakıyor, “ya bu olmadı yani simetrisi bozuldu. Bir tane de orada yapalım” diyor. Kardeşim bu kadar doğru söylememe olur. Yapmayın, etmeyin. Yalan söylüyorlar demiyorum, hoş bir söz olmadığı için. Ama doğru söylemiyorlar, ayıp yapıyorlar. Evet devam et.
OKTAR BABUNA: Noktasal simetri. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Noktası, noktasına aynı.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bak buyurun, orada ne varsa, orada da var. Orada ne varsa, orada da var. Aynısı, milimi milimine renklerdeki mükemmellik, düzgünlük, altın oran. Tabii. Hepsinde aynı şekilde. Bir de alayı çok yakışıklı maşaAllah. Bir de pozlarından da geçilmiyor. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz. Bunların oluşumu da bir mucize. Tırtıl olarak çıkıyorlar. Bambaşka bir şekle, kelebeğe dönüşüyor böyle kozanın içinden çıkıp.
ADNAN OKTAR: O safhaları zaten olağanüstü harika. Bu da saydam, çok güzelmiş. Bunları seyretmek büyük zevk. Bak şuna bak. Su damlası gibi görünüyor, ne kadar mükemmel, görüyor musun lekeler? Göz gibi çok çok güzel. Renkler çok hoş.
OKTAR BABUNA: Tam dediğiniz gibi göz gibi hakikaten çoğunda.
ADNAN OKTAR:Bak tıpkısı, aynısı. Orada ne varsa, orada da var. Orada ne varsa, orada da var aynısı. Mesela Darwinistler o kadar dar düşünüyorlar ki; simetriyi açıklayamayacaklarını bile düşünmemiştir adamlar. Ben söyleyince “haa” dediler. Kafaları o zaman dank etti. Altın oranı da tahmin etmiyorlardı. “Bu nasıl oluyor?” dedik. Ona da cevapları yok. Ruhu hiç açıklayamıyorlar. “Gören kim?” diyoruz. Ona hiç açıklamaları yok. “Duyan kim?” diyoruz. Zaten o konuya hiç girmiyorlar. Tadan kim, dokunan kim, bunu kim hissediyor? Ona cevap yok. “Proteinler nasıl oldu?” diyoruz. “Uzaylılar yaptı” diyor. Kardeşim komaya mı girdin, sayıklıyor musun, ne yapıyorsun sen? Ağır cıva zehirlenmelerinde falan olur, arsenik zehirlenmesinde falan, adamı koma halinde hastaneye kaldırıyorlar. Adamın ne konuştuğundan haber olmuyor böyle. Ağır zehirlenme vakası gibi üslup.
Bismillahirrahmanirahim. “Selamun aleyküm Hocam” diyor. Aleyküm selam. Canbolat isimli bir kardeşimiz. Soyadı Canbolat. Kastamonu’dan. “Hocam, Nur talebesi kardeşlerle geçen günlerde girdiğim bir sohbette Nurların içinde” yani Nur Külliyatı, Risale-i Nur’da, “o zat, o acip şahıs, sonra gelecek o zat gibi ifadelerin parça parça anlatılmasının yanlış olduğundan bahisle mantığımın kabul etmediği şu örneği verdiler. Kuran’da ‘sarhoş iken ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar, bir de yolcu olmanız durumunda müstesna cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın’ ayetinden ‘namaza yaklaşmayın’ bölümünü alarak, ‘o zaman namaz kılmayalım, bütün olarak bakmak lazım’ dediler.” Bağlantıya bak, mantığa bak da hizaya gel. Allah’ım Ya Rabbim, burada da ayrı bir zehirlenme vakası var gibi. “Oysaki Bediüzzaman Hazretleri cümlenin başında da, ortasında da, tamamına baksak gayet açık, net anlatmış. Risale-i Nur’un asıl sahiplerinin Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri olduğundan ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın Risale-i Nurları neşr ve tatbik edeceğini çok net ifade etmiş. Bu akıl dışı örnek hakkında görüşlerinizle bizleri aydınlatır mısınız?” Ne yapsın biliyor musun kardeşlerimiz? Nerede Nur talebesi bulursa bu konuları ısrarla sorsunlar, yani nefes aldırmasınlar. Hem mantıksızlıklarını kendileri görsün, kendileri mahcup olsunlar; yani nasıl böyle tevil ediyorlar, nasıl saptırıyorlar, nasıl anlamazlıktan geliyorlar. Allah ile onların arasındaki sorumluluğu artırsınlar inşaAllah. Çünkü burada bir suç işliyorlar Allah’a karşı. Bediüzzaman’ı yalancılıkla itham etmiş oluyorlar. Anladıkları halde anlamazlıktan geliyorlar. Bu, çok vahim bir durumdur. Allah’a karşı sorumluluklarının artması için sürekli her gördükleri yerde bunu hatırlatsınlar. Ben daha önce de okumuştum, Risale-i Nur’da Mehdi (a.s.) ile ilgili olan kısımların hepsini okuyup okuyup sorsunlar. Kavga etmelerine gerek yok, tartışmalarına da gerek yok. Sadece samimiyetsizliklerini kendilerine göstersinler. Yani suçlarını ve hataları görsünler ki, Allah’a karşı bahaneleri olmasın. Ben anlamadım, görmedim, duymadım olmasın. Her seferinde şefkatle, saygıyla, sevgiyle anlatsınlar, nerede görürlerse. Çünkü çok büyük bir olay bu, çok büyük olay. Bunu örtbas etmeye çalışmaları ve bu kadar dil eğip bükmeleri, böyle batıni tefsirle kurtulmaya çalışmaları çok çok acayip.
Bir de Mehdi (a.s.) bir nimetken Mehdi’yi (a.s.) bir bela gibi, korkuyorlar Mehdi (a.s.)’dan. Hz. İsa (a.s.) bir nimetten haşa haşa onu bir bela gibi görüyorlar. Ve korkuyorlar. “Geldi, gömdük” diyor. Niye, gelse de yaşadığını söylesen ne oluyor? İslam ahlakını dünyaya hakim etse ne olur? Hıristiyanlığı bütün Müslümanlığa çevirse ne olur? Niye bundan rahatsız oluyorsun sen? Niye öldürmeye çalışıyorsun Hz. İsa (a.s.)’ı? Niye toprağın altına koymaya çalışıyorsun? Çok acayip bir şey.
“Mehdi (a.s.) tamam” diyorlar o zaman, çok da üzerine giderse “Mehdi gelecek ama Bediüzzaman’ın herhangi bir talebesidir, önemsiz bir insandır. Niye bunun bu kadar üzerinde duruyorsun?” Önemli, önemsiz olduğunu Allah bilir, sana ne? İttihad-ı İslam’ı sağlayacak, İslam ahlakını dünyaya hakim edecek insan sence önemsiz olabilir. Senin takdirin önemli değil ki, Allah’ın ne dediği önemli, Allah’ın takdiri önemli. Allah’a bırak sen. Durup durup onu söylüyorlar, panik halde, “Bediüzzaman daha büyük, o herhangi bir talebesidir, önemsiz bir insan”. “Bediüzzaman çok büyük bir insandır. Bediüzzaman’ın değerini o düşürmez Mehdi (a.s.)’ın çıkması. Değerini daha da yükseltir. Aklınızı başınıza alın” demeleri lazım. Derecesinin ne olduğu, Peygamberimiz (s.a.v.) övmüş hadislerde Mehdi (a.s.)’ı. Tevrat’ta övülmüş, İncil’de övülmüş, diğer Kutsal Kitaplar’da var. Peygamberlerin suhuflarında var Mehdi (a.s.). Sen önemsiz görüyorsan, Allah önemli gördüğünü söylüyor. O kadar senin fikrin önemli değil. Kendine sakla fikrini, sakin ol. Ama Bediüzzaman adına yalan söyleme. “Çıkmayacak” deme inşaAllah. Mesela bak, sormaları gereken birçok soru var. Bir tanesini söyleyeyim. Çok fazla evet. “Ümmetin beklediği, Ahir Zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi” Sadece “bunu bana açıkla arkadaşım” desinler.
Mesela Tasdiki Gaybi sayfa 9’da bakın. ”Ümmetin beklediği”, Bediüzzaman diyor ki; “ben de bekliyorum, herkes bekliyor”, “ümmetin beklediği”. “Ahir Zaman’da gelecek”, kendisinden sonra geleceğini söylüyor Bediüzzaman. “Zat” diyor, bir kişi. “Üç vazifesinden” diyor. Üç tane vazifesi varmış bu kişinin. Bu üç vazifesi, bu kişi ne zaman gelecek? Bediüzzaman kendinden sonra gelecek diyor. Bak “ümmetin beklediği,” bekliyoruz diyor. Bunu açıklasın mesela, bir satır. “Bunu açıkla bana” desin, “ben anlamadım” diyecek. Ben de talebeyim, ben de anlamıyorum, gelip anlatsınlar. Ama yalan söylerlerse Ahiret’te bunun hesabını verirler. Çözüm, her gördüklerinde sormak. Kaçıyorlarsa kaçsınlar, ayrı mesele, önemli değil. Ama nezakette kusur etmesinler. Sevgide, saygıda kusur etmesinler. “Hocam, ben cahilim bilgisizim; siz çok okuyan, inceleyen insanlarsınız. Allah rızası için bana burada bu kastedilen şey nedir, açıklayın” diyecekler, o kadar.
Mesela diyor ki gene Tasdiki Gaybi sayfa 9. “O zatın ikinci vazifesi”. “O zat kim?” dersiniz. “İkinci vazifesi”, bu kişinin bir tane vazifesi yokmuş, ikinci vazifesinden bahsediyor. “İkinci vazifesi, şeriatı (Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetini) icra ve tatbik etmektir”. Bütün İslam alemi çapında, İttihad-ı İslam içerisinde yapılıyor bu zaten. Bunu açıklıyor Bediüzzaman. Bütün İslam alemini kaplayacak şekilde bunu yapıyor. “Bu nedir?” desinler. Şeriatı, Kuran ahlakını icra ve tatbik etmek nedir? Bunu anlayalım. "O zatın üçüncü vazifesi”, “siz bize bir tane vazife var diyorsunuz, Bediüzzaman sürekli sayıyor; ikinci vazifesi, üçüncü vazifesi devam ediyor” dersiniz. Gene “o zat” diyor.. Gene “o zat” diyor. “Hilafet-i İslamiye’yi İttihad-ı İslam'a bina ederek”, bir İttihad-ı İslam olacak diyor Bediüzzaman. Bu kişinin zamanında bir İttihad-ı İslam var, Müslümanlar birleşiyorlar. Hilafet-i İslamiye, Müslümanların bir manevi lideri oluyor. Ve İttihad-ı İslam oluyor.
Ama güzel gelişmeler var Nur talebelerinde. Bir Nur talebelerine ait büyük bir internet sitesi. Neydi?
OKTAR BABUNA:Adını verelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Ne mahsuru var? Seviyorum, onlar benim canım ciğerim kardeşlerim. İftihar ediyorum hepsiyle. Çok mübarek insanlar. Gerçekten çok değerlidirler yani. Ne?
OKTAR BABUNA:Risale ile ilgili bir şeydi ama tam sonunu çıkaramadım. Hemen söyleyeceğim Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Orada mesela bak koskoca bir konu olarak İttahad-ı İslam’ı koymuşlar maşaAllah. Demek ki emeklerimiz netice vermiş. Hiç görmediğimiz bir konuydu, unutulmuştu. Bediüzzaman diyor ki bak, “en büyük farzdır” diyor, en büyük farz. Yani bizim bildiğimiz bütün ibadetlerin içindeki en büyük farz budur diyor, İttihad-ı İslam için gayret etmektir diyor. İttihad-ı İslam’dır diyor. Müslümanların yani en birinci görevi budur diyor, İttihad-ı İslam.
OKTAR BABUNA:RisaleHaber galiba ama teyidini alıyoruz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İttihad-ı İslam. Bak Allah’a şükür bu ikinci, bu ikinci. Sitelerinde, geçenlerde de bir sitede vardı orada da İttihad-ı İslam konusunu koydular. Şimdi bu ikinci. Çok güzel. Demek ki emek verince netice alınıyor. İttihad-ı İslam nedir? İttihad-ı İslam’dan bahsetti mi zaten otomatik bu Mehdiyettir zaten. İttihad-ı İslam’ı adam savunuyorsa mecburen Mehdiyeti savunur. İttihad-ı İslam eşittir Mehdiyet. Mehdiyet eşittir İttihad-ı İslam. Mesela Cübbeli’nin bahsedememesinin nedeni, İslam ahlakının dünya hakimiyetinden; çünkü bahsederse Mehdi (a.s.)’ı kabul etmiş olacak. Mesela diyemiyor şu an. “Ya Rabbi İslam ahlakı dünyaya hakim olsun” diyemiyor Cübbeli ve diyemez. Bu yüzyılda Ya Rabbi İslam ahlakı dünyaya hakim etsin demesi, değil mi bir Müslüman için, ne var bunda? Ne kadar güzel. “Ya Rabbi Kuran’ı, İslam ahlakını hakim et, bu yüzyılda İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini görelim Ya Rabbi” demesi lazım. Diyemiyor ve diyemeyecek. Çünkü bunu derse Mehdi (a.s.)’ı kabul etmiş olur. MaşaAllah, bak uzun uzun anlatmış kardeşimiz. “İttihad-ı İslam (İslam Birliği) ve Bediüzzaman” diye.
OKTAR BABUNA:Göstereyim mi Hocam siteyi?
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Tabii göster. Kardeşlerimiz de okusun, istifade etsinler.
OKTAR BABUNA:RisaleHaber.com sitesinde “İttihad-ı İslam (İslam Birliği) ve Bediüzzaman” Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ağzına sağlık, Allah razı olsun. İsmail Aksoy kardeşimizden Allah tekrar tekrar razı olsun, binlerce kere. Çok güzel.
OKTAR BABUNA:“Bediüzzaman’ın hayatının en mühim gaye, maksat ve hedeflerinden biri de İslam Birliği’nin tesisi ve Müslümanların ittihadının gerçekleşmesiydi” diyor.
ADNAN OKTAR:Bitti, bitti. İşte bu Mehdiyettir. Bak: “ittihad; birleşmek, birlik, aynı fikirde olmak... İttihad-ı maksad; gaye ve fikir birliği... İttihad-ı menafi; Menfaatlerin bir ve ortak oluşu. İttihad-ı millet; milletin birliği.” İttihad-ı İslam da nedir? Müslümanların birliği. MaşaAllah kardeşlerimiz. Bu kadar mı? Sitenin şeyini göster. RisaleHaber. Çok güzel. Ağızlarına sağlık, güzel.
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah. Bir site daha var aslında.
ADNAN OKTAR:Kardeşlerimiz gayret edince netice alıyorlar. Anlatıyoruz boşa gidiyor değil. Nur talebeleri aklı başında insanlardır. Söz dinlerler. Ama bir şey olmuş. Ne olmuşsa olmuş. Bunu biz izale etmeye çalışıyoruz.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, hüsn-ü zan ediyorduk bir kısmı için. ‘Bediüzzaman’a olan saygılarından acaba böyle mi diyorlar’ diye ama siz daha iyi bilirsiniz, bu yaptıkları son izahlar artık o saygı sınırını da aştı. Üstad’a da saygıda kusur etmiş oluyorlar, Peygamberimize (s.a.v.)’e kusur etmiş oluyorlar.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ı bir kere alenen yalancılıkla suçluyorlar. Bediüzzaman diyor ki; “ben seyit değilim. Bu devirde seyitler bilinemiyor. Ben kendimi seyit bilmiyorum ama manen Ehli Beyt’tenim. Manen hem Haseni hem Hüseyinim; hem seyit hem şerifim” diyor. Ama manen. Ve bunu da açıklıyor neden manen olduğunu. Ama “soy olarak, yani genetik soy olarak böyle bir tespitim yok benim” diyor. Böyle bir şey yok diyor, “ben Kürt’üm” diyor, açıkça söylüyor. Ve haramdır diyor. Yani genetik olarak seyit olmadığı halde bir insanın seyidim demesi haramdır diyor. Ve hadisle belirtiyor bunu. Buna rağmen diyorlar ki, “Bediüzzaman bu haram olduğunu bile bile, bu hadisi açıklamasına rağmen, Müslümanların gözünün içine baka baka yalan söyledi” diyorlar. Ve Müslümanlara kötü bir imaj vermiş oluyorlar, yanlış bir imaj. Burada “yalan söyledi” dersen, adam demez mi “o zaman öbür tarafta da yalan söyledi” diyecek. Peki, Mehdi konusunda nasıl? “Ya orada tabii ki Mehdi olduğunu niye söylesin? Orada da yalan söyledi tabii ki. Kendini gizlemek için mecburdu yalan söylemeye” diyorlar. Yüzlerce sayfa yalan olur mu? Kuran’la, hadisle yalan söylenir mi? İttihad-ı İslam, o da mı yalan? “İttihad-ı İslam olacak, Kuran’ı tatbik edecek Mehdi (a.s.)” diyor. Bu da mı yalan? Bu nasıl bir yalancılıktır? Olacak iş mi bu? Ve hayatında yalan söylemeyen, sıdk ve doğruluğun önemini Risalelerde uzun uzun anlatan bir insan neden yalan söylesin? Ne mecburiyeti var? Bunun çözümü şudur: “Mehdi misin?” derler, “değilim” der, biter, bu kadar kolay. Yani bu zor bir şey değil ki. Yani bir insanın “Mehdi değilim” demesi için, yüzlerce sayfa yalan mı söylemesi gerekiyor?. “Değilim” dedi mi, konu kapanır.
OKTAR BABUNA:“Kabrimizden seyrederiz” diyor zaten, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın pişdar neferiyim” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak diyor ki, mesela Nur talebesi kardeşlerimize sorsunlar, Kastamonu Lahikası sayfa 139. Kaçış yok. Bunlara cevap verecekler. “Hem bu üç vezaif (görev, vazife) birden bir şahısta yahut bir cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması, birbirini cerh etmemesi pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” Yani bu devirde, benim zamanımda Mehdi (a.s.) asla gelemez diyor Bediüzzaman. Mümkün değil diyor. Boşa Mehdi beklemeyin diyor bu devirde, benim zamanımda diyor. Olmaz diyor. Nedenini açıklıyor bak, “hem bu üç vezaif” üç görev, Mehdi (a.s.)’ın üç görevi; “...birden bir şahısta”, tek bir şahısta; “...yahut cemaatte bu zamanda bulunması”, yani kendi zamanında bulunması; “...ve mükemmel olması”, birbirini cerh etmemesi yani birbirini bozmaması; “...pek uzak, adeta kabil görülmüyor.” Peki, Üstad’ım diyorsun, biz şimdi Üstad ile sohbet halindeyiz. El pençe karşısında duruyoruz, Allah razı olsun bunu anladık. Bu sizin zamanınızda Mehdi (a.s.)’ın gelemeyeceği anlaşılıyor. Ne zaman olabilir efendim diyoruz? Dinleyin şimdi diyor. “Ahir Zaman’da” diyor, “Ahir Zaman’da” kendisinden sonra “Ahir Zaman’da, “Al-i Beyt-i Nebevi’nin (a.s.m.) (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyunun cemaat-i nuraniyesini (nurani cemaatini ) temsil eden Hazreti Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide”. Bak hem Mehdi var, cemaati var ve şahs-ı manevisi var. Ne zaman? Peki ne zaman diyoruz, “Ahir Zaman’da” diyor. Zamanı belirtiyor. Bakın “...temsil eden Mehdi (a.s.)’da ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir.” Ancak Ahir Zaman’da Mehdi (a.s.) gelebilir diyor. Benden sonra gelebilir diyor, bu zaman müsait değil diyor. “Gerçi her asırda hidayet verici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri bu üç vazifeden birini” bir tanesini “...bir cihette yapmışlar” diyor. Yani üç vazifeyi birden yapan hiçbir Mehdi çıkmamıştır diyor. Yapanlar da o bir görevi bir cihette yapmışlardır diyor. Tam mükemmel de yapamamışlardır diyor. “Bu nedenle de Ahir Zaman’ın büyük Mehdi’si unvanını hiçbiri alamamıştır” diyor. Bunu bize anlatın demesi lazım. Bu kişi kim o zaman? Ahir Zaman’ın büyük Mehdi’si kim oluyor? Üç vazifeyi birden yapması gerekiyor bunun, bu kişinin. Ve mükemmel yapması gerekiyor, üç vazifeyi birden. “Onun üç büyük vazifesi olacak” diyor, onun, Emirdağ Lahikası, sayfa 260. Bir de öyle bir şey biliyorlar ki, yani Risale-i Nur’u anlamak için; halbuki Bediüzzaman diyor, çocuk bile anlar diyor. Genç bir insan da anlar diyor Risale-i Nur’u. 7 yaşında çocuk bile anlar, 70 yaşındaki anlar. Ben çok açık ve sarih anlattım diyor. Öyle değil diyor. “Sen bizden soracaksın” diyor. Tamam, soralım Hocam, sana soralım diyoruz. Nedir diyoruz. “Bir şahs-ı manevidir” diyor. Allah razı olsun diyoruz. Senin kanaatin bu. Teşekkür edip gidiyoruz. Başka bir Nur talebesine, başka batın Hocalarına gidiyoruz, gene Nur talebesi bunlar da, başka bir grup. Mehdi (a.s.)’ı arıyoruz Hocam, Bediüzzaman’ın dediği. Kimdir bu, diyoruz, “Bediüzzaman’dır tabii ki. Anlayamadın mı sen daha hala” diyor. Allah razı olsun, teşekkür ederiz diyoruz. Başka bir Nur talebesine gidiyoruz. Biz Mehdi (a.s.)’ı arıyoruz. Kimdir diyoruz. “Elinde tutuyor, Risale-i Nur Külliyatı işte” diyor. “Risale-i Nur Külliyatı Mehdi (a.s.)’dır” diyor. “Ne Bediüzzaman’dır diyor, ne de bir başkası” diyor. Bak, biri şahs-ı manevidir diyor, biri Bediüzzaman’dır diyor, biri Risale-i Nur Külliyatıdır diyor. Biri dabbet-ül arzdır diyor. Hz. İsa (a.s.)’ın ve Mehdi (a.s.)’ın ruhları, ikisi de ölmüşler, o şahsın ruhuna girmiş, dabet-ül arz efendinin, dolayısıyla “Mehdi (a.s.) karşısınızda” diyor adam, “benim” diyor ve etrafında bayağı bir Nur talebesi gurubu var. La havle. Bir şey oldu insanlara, bilemiyorum yani. Kabus mu görüyorum ben, anlamıyorum yani. Çok açık, sarih bu. Kapalı bir şey değil ki bu. Tefsirin tefsiri olur mu? Açıklamanın açıklaması olur mu?
OKTAR BABUNA:Ahir Zaman diyor, Ahir Zamanı da dolaylı olarak bildiriyor Hocam. “1400 sene sonra gelecek olan o şahsı, kendi dönemlerinde karib zannetmişler” diyor.
ADNAN OKTAR:Bak diyor ki Bediüzzaman, “o gelecek zata dair haberleri ve işaretleri, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine hatta bazen tercümanına da tatbike (uydurmaya) çalışmışlar” bazen şahs-ı manevidir diye yalan söylüyor talebelerim diyor, yani Mehdi (a.s) için şahs-ı manevi yalanını söylüyorlar diyor. Bu yalandır diyor. Bazen de benim için söylüyorlar diyor, Mehdi (a.s.)’dır diye. Bu da yalandır diyor. Daha ne desin? “O da doğru değil” diyor. Allah’ım, Ya Rabbim. Kardeşim ne oldu size, bir şey mi oldu? Daha ne desin? “…Ve Şeriat-ı ihya (Kuran ahlakının esaslarını hatırlatarak yeniden hayata geçirme) ve hilafeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden bu mühim vazifesini nazara almamışlar.” Yani bunu önemsiz görüyor Nur talebeleri diyor ve bir kısım kişiler diyor bakın. “…Ve Şeriat-ı ihya (Kuran ahlakının esaslarını hatırlatmayı yeniden hayata geçirmeyi) ve hilafeti tatbik olan çok geniş dairede hükmeden” yani ittihat-ı İslam’ın oluşması, Türk-İslam Birliği gibi çok büyük bir olayı, “bu mühim vazifesini nazara almamışlar” diyor. Önemsiz görmüşler diyor.
Bak diyor ki; “Nur şakirtlerinin (talebelerinin) tesanütünden (dayanışmasından) gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili (temsilcisi) olan biçare tercümanını” yani Bediüzzaman kendisini diyor, “biçare tercümanını zannettiklerinden, bazen o ismi (Hz. Mehdi (a.s.) ismini) ona veriyorlar.” Yani bana veriyorlar bazen de diyor. Bana Mehdi (a.s.) diyorlar diyor veya şahs-ı maneviye. “Gerçi bu, bir iltibas (karıştırma) bir sehivdir (hatadır, yanılmadır)” diyor. “Fakat onlar bunu mesul değiller. Çünkü ziyade hüsn-ü zan, eskiden beri cereyan ediyor ve itiraz edilmez.” Yani diyebilirler böyle diyor. Ama bu yanlış diyor. “Sehivdir” diyor. “Bediüzzaman’ın yanlış demesi önemli değil arkadaşım” diyor. “Benim aklım çok daha fazla Bediüzzaman’dan” diyor. “Bana bırak, ben daha iyi bilirim” diyor. Kardeşim, nasıl anlatalım? Bediüzzaman anlatıyor, anlamıyorsun. Hadis veriyoruz, anlamıyorsun; akılla mantıkla açıklıyoruz, anlamıyorsun. Bir şey mi oldu sana? Ama bak Bediüzzaman gene şefkatli davranıyor. Diyor ki; “ziyade hüsn-ü zan,” herkes Mehdi (a.s.) bilir alimleri, Hocalarını. Mehdi (a.s.) bilirler diyor. “…Eskiden beri cereyan ediyor ve itiraz edilmez.” Herkes, yani bin seneden beri hep ulemaya Mehdi (a.s.) demişler. İmam Rabbani’ye Mehdi (a.s.) diyorlar, Abdulkadir Geylani’ye Mehdi (a.s.) diyorlar. İtiraz edilmez diyor. “Ben de o kardeşlerimin pek ziyade hüsn-ü zanlarını, bir nevi dua ve bir temenni” yani dua gibi görüyordum diyor, ”ve Nur talebelerinin kemal-i itikatlarının (imanlarının, faziletlerinin) bir teraşşuhu (yansıması) gördüğümden, onlara çok ilişmezdim” diyor. Ama bakıyor ki Bediüzzaman, tehlike arz ediyor, çok kapsamlı anlatıyor. Çünkü anlamıyorlar. Gene anlatıyor, gene anlamıyorlar. Daha nasıl anlatsın? İitihad-ı İslam’dan bahsediyor, bak daha yeni açılmaya başladı maşaAllah. Nur talebesi kardeşlerimiz bunları sürekli hatırlasınlar. Bak “bu bir sehivdir” diyor. Hata yapıyorsunuz diyor. Yanlış düşünüyorsunuz diyor. Beni Mehdi (a.s.) ilan etmekle, Risale-i Nur’u Mehdi ilan etmekle, şahs-ı maneviyi Mehdi (a.s.) ilan etmekle hata yapıyorsunuz, yanılıyorsunuz ve talebelerine özel sohbeti bu. Bir baskı altında da değil. Net söylüyor yani. İşte kardeşlerimizin böyle sürekli bunları sorması durumunda, bak diyor ki Bediüzzaman... Ne yapalım? Ara verelim.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra tekrar devam edeceğiz yayınımıza.
SUNUCU:Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, anlatacağın bana bir şey var mı?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Kromozomla ilgili bilgi var. Neanderthal adamı insana işte ‘genlerimizin bir kısmını ondan aldık’ gibi bir şey ile güya böyle evrim varmış gibi göstermeye çalışıyorlardı.
ADNAN OKTAR: Bu ittihad-ı İslam konusunu biraz işleyelim. Orada çok güzel anlatmış kardeşimiz. Neanderthal’e niye kafa takıyor bu adamlar? Zaten adamın kafası şu kadar falan Neanderthal’in.
OKTAR BABUNA: Flüt yapmışlar, iğne yağmışlar yani böyle normal.
ADNAN OKTAR: Adamlar terzi, kıyafet yapıyorlar, elbise dikiyorlar. On binlerce sene önce yapıyor bunu. Tamam, yok gırtlağıydı, yok gözüydü, yok falan derken bıraksınlar bunu. Adam ızbandut gibi adam. Şu, Allah-u alem şu Vikingler var, o tarz bir şey. İnsan azmanı herifler böyle. Bayağı iri-yarı tipler. Dolayısıyla yani evrime delil olacak bir yönü yok onun, bir ırk. Pigmeler de şu kadar falan bir şeyler, onlar da bir ırk. Hepsi Hz. Adem (a.s.)’ın soyundan. Bıraksınlar bunları.
OKTAR BABUNA: Bugün de var. Kuzeybatı Avrupalılar iri-yarı; Çinliler, mesela Pigmeler ufak tefek, daha küçük yani.
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki kardeşimiz, maşaAllah kardeşimize. İsmail Hocamız: “Birleşmek, aynı fikirde olmak, İttihad-ı İslam diye terimleşmiş anlamı, Müslümanlar’ın birleşmesi, kaynaşmasıdır. Bu birleşme gerek ferdi, gerekse devlet bazında ekonomik, sosyal, kültürel, eğitim paylaşımı, turizm, dini meselelerin müzakeresi, şiarın yerleşmesi, ihyası gibi pek çok meselelerde düşünülebilir. Diğer bir ifade ile maksatta ittifak eden Müslümanların yöntem farklılıklarını dikkate almadan, inançları çerçevesinde tek çatı altında, tek çatı altında ve tabii tek lider etrafında toplanmaları -bak ne güzel örnek vermiş kardeşimiz- Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler gibi birlik ve ittifaklardan çok daha ileri” diyor. “Çok daha ileri, hak ve adalet ölçülerine dayanan, Kuran ve sünnet temelli bir birlik oluşturmalarıdır”. Diğer adı bunun Mehdiyet’tir. Hele şükür, maşaAllah. “Bediüzzaman ise İttihad-ı Muhammediye’yi şöyle tarif eder: Tarif ettiğim ve dahil olduğum İttihad-ı Muhammadiye’nin Aleyhi SalatüveSelam, tarifi budur ki, şarktan garba, cenuptan şimale, bütün dünyayı, uzanan bir silsile-i nurani ile merbut bir dairedir. -Dünya hakimiyeti.- Dahil olanlar da, bu zamanda 300 milyondan ziyadedir. -O zamanlar 300 milyon, şimdi 1,5 milyar.- Bu ittihatın cihet-ül vahdeti ve irtibatı tevhidi ilahidir. Peyman ve yemini imandır, müntisibleri kavlü beladan dahil olan umum Müminleri, -bütün Müslümanlar’ın birlikteliğidir diyor- Defter-i Esmalar’ı Lehv-i Mahfuzdur. Bu ittihatın naşir-i efkarı, umumun Küttüb-i İslamiye’dir. Günlük gazeteleri de İlahi Kelimetullah’ı hedef maksat eden umum dini gazetelerdir. Kulüp ve encümenleri, cami ve mescitler ve dini medreseler ve zikirhanelerdir. Merkezi de Haremeyni Şerifeyn’dir diyor, -Müslümanların yani manevi merkezi. Yani devlet merkezi değil de, kalp olarak, imani merkez.- Bu ittihadın tüzüğünün, sünneti Peygamber’i Aleyhi SalatüveSelam, kanunnamesinin şerh-i emir ve yasakları olduğunu kesin delil ve ispatının Kuran’i ve Nebevi kaynağa dayandığını ifade etmektedir. -Yani Kuran ahlakına dayalı bir sistemdir diyor, Kuran ahlakına dayalı.- Bediüzzaman, maksadının İslam Birliği fikrini harekete geçirmek teşrik ve teşci ederek, Müslümanlar’ı ve İslam Milletleri’ni maddi-manevi terakkinin, -yani her yönden gelişmenin, yükselişin- en yüksek noktasına taşımak olduğunu belirterek, -bak en yüksek noktası. Sanatta, bilimde, teknolojide, hürriyette, güzel ahlakta, temizlikte en yüksek noktasına taşımak olduğunu belirterek- bu birliğin en önemli unsurlarından olan maddi terakkiye dikkat çekerek, kendisinin bu ittihadın fertlerinden bir fert, bir cüz olduğunu beyan buyuruyor. -Yani ben herhangi bir insanım diyor bu topluluk içinde.- Ve bu fikrin takipçilerini sayarak bu konudaki biatını bildirir, elhasıl ben diyor Sultan Selim’e biat etmişim, onun İttihad-ı İslam’daki fikrini kabul ettim, zira o vilayeti şarkiyeyi ikaz etti, onlar da ona biat ettiler. Şimdiki Şarklılar, o zamanki Şarklılar’dır diyor. -Evet, yani her yer, bütün Türkiye, bütün İslam Alemi, hepsi bunların kardeştir. Bütün Türkler birleşecek, bütün İslam alemi birleşecek. Şarkı, garbı, kuzeyi, güneyi hepsi aynı. Ondan sonra Kürt, Çerkez, Laz, öyle bir ayırım da yok. Hepsi bu vatanın evlatlarıdır, inşaAllah.- Üstad Bediüzzaman Hazretleri 1909 senesinde neşrettiği bir makalesinde diyor ki, bu zamanın, dikkat edin, en büyük farz vazifesi. Bak bu zamanın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam’dır, -bitti. Mehdiyet’tir.- İttihadın hedef ve maksadı o kadar uzun münşaip ve muhit ve merakiz ve meabid-iİslamiyeyi birbirine rabtettiren bir silsile-i Nuraniyeyi ihtizaza getirmekle onunla merbut olanları ikaz ve tarik-i terakkiye bir hahiş ve emr-i vicdanı ile sevk etmektedir. -Yani İslam Birliği’nin önemini, Türk İslam Birliği’nin gücünü, büyüklüğünü, detaylarını çok açık açıklamış.- Dahilde ve hariçte diyor bak, bu birliği zedeleyecek tutum ve davranışlardan kaçınılmalıdır diyor Bediüzzaman, -veyahut arkadaş mı diyor bunu? Evet olabilir, Bediüzzaman, arkadaşımızı, Hocamızın yorumu.- Dahili ve hariçte bu birliği zedeleyecek tutum ve davranıştan kaçınılmalıdır. Cemaat fertlerine amaç ve hedef net olarak işaretlenmeli, daha ilk safhadan itibaren münakaşa, ayrılık ve farklılıklar asla körüklenmemelidir. -Birlik, beraberlik olalım diyor, güzel.- Bu konuda cemaat ve kanaat önderlerinin sorumluluk ve görevlerinin bilincinde ve farkında olmaları gerektiği hususu unutulmamalıdır, örnek davranışlar sergilenmelidir.”
Yani paramparça olmasın diyor Müslümanlar. Nur talebeleri, diğer insanlar parçalanmasın, memleket de parçalanmasın. Kürt, Laz, Çerkez diye bir şey yok. Hepimiz kardeşiz, bir bütünlük içerisinde olacak. Bölgelere de ayrılmayacak Türkiye inşaAllah. Türkiye lider. Mehdiyet’in merkezidir Türkiye. Bütün Türklük alemini birleştirip, sonra İslam Alemi’nin tamamını kucaklayarak, dev bir Türk-İslam Birliği oluşacak inşaAllah. Bunun diğer adına biz Mehdiyet diyoruz. Kim Mehdi (a.s.) olacak? Allah kimi takdir etmişse, hepsi başımızın üzerinde. Yeter ki bize sevgiyi, şefkati, merhameti, dostluğu, arkadaşlığı, kardeşliği, temizliği, kaliteyi, bilimi, sanatı, hürrüyeti, sosyal adaleti, Kuran’ın demokrasi anlayışını bizlere sunsun; bir sosyal demokrasi, sosyal adalet oluşsun, bütün millet bir ferahlasın, güvenlik gelsin bitti. Bunu bana kim sağlarsa, ben ona tabi olurum, o kadar, inşaAllah. Oktar Hocam devam edebilirsin.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii bu birlikte dayatma olmaz. Yani mesela Türkiye kendi sistemini korur, ne ise Türkiye şu anda, böyledir Türkiye. Bu bir manevi birlik, birbirlerini çok sever, koruyup kollar. Mesela İran, kendi düşüncesi ne ise, onu gene korur. Pakistan ne ise, onu korur. Ama bir aşk, muhabbet, sevgi ve koruma hissi, birleşme ve birbirlerine azami destek olma, Kuran’ı, İslam’ı, baş tacı etme sistemidir anlatılan. Yoksa insanlara zorla dayatma getirmek, hürriyetlerini elinden almak falan değil, bilakis elinden alınan hürriyetleri onlara geri iade etmektir, tam tersi, inşaAllah. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA: Bir sevimliler var Hocam, gösterelim mi onu?
ADNAN OKTAR: Bakalım. Onun keyfi bayağı yerinde. Tam çete bunlar.
OKTAR BABUNA: Köpek çok ağır başlı, o da onunla bayağı bir oynuyor ama hiç aldırmıyor.
ADNAN OKTAR: Bak hayvana nefes aldırmıyor. Hayvan ne yapsın yani garibim?
OKTAR BABUNA: O her şeyi yapıyor ama o, o kadar ağırbaşlı ki, hiç kıpırdamıyor yerinden. Eğer diyor, köpekler ve şeyler böyle geçiniyorsa, insanlar niye geçinmiyor diye öyle bir yazı yazmışlar. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da deniz altı mercan resimleri, görüntüleri Hocam inşaAllah. Mercanlar sadece besinin çok az bulunduğu sularda yaşıyorlar.
ADNAN OKTAR: Ne güzel şeyler bunlar, maşaAllah. Orada yaşayan ruhaniler acayip hoşlanıyordur bu sistemden. MaşaAllah. Baksana ne kadar güzel oranın çiçekleri, bahçeleri falan, çok değişik. Bayağı hoş.
OKTAR BABUNA: Mercan midyeleri de aslında ıstakozların, besinleri topluyor böyle bu şekilde.
Orkidenin büyümesi var, onu da gösterelim mi Hocam? MaşaAllah çok güzel bir şekilde açıyorlar böyle. Orkidelerin de çok çeşitli özellikleri var. Daha önce görmüştük onu. Yaban arısını kendisine çeken, döllenmesini sağlayan özellikleri de vardı inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşlerimiz tabii biraz aceleci olmasınlar, telaşlı olmasınlar. Şimdi hadi Nur Talebeleri deseler ki, tamam biz Mehdi (a.s.)’ın geleceğini kabul ettik. Kabul ettik ve Mehdi (a.s.)’ı da arıyoruz deseler, bu pek bir şeyi değiştirmez o kadar. Yani hepsinin canlı olarak hizmet etmesi, imani konuları anlatmaları, Darwinizm’e, materyalizme karşı tavır almaları, ama tabii çok önemli olan bir şey var, aralarındaki birlik ve beraberliği oturtmaları, yani bölünme olmaz, ayrışma olmaz. Ayrıca her Müslüman gruba karşı, mesela herkese karşı bir sevgi olması lazım. Partilere karşı da bir sevgi duyulması lazım. Mesela parti ayrılığı da çok büyük bir fitnedir. Ben mesela CHP’lileri de seviyorum, Büyük Birlik Partilileri de seviyorum, hep benim vatandaşım onlar, tertemiz insanlar. MHP’liler zaten benim canım ciğerim onlar. Saadet Partililer zaten aslandır, yani Türk-İslam Birliği’ni eskiden beri savunan mübarek insanlardır. AKP vatana, millete hizmet için elinden gelini yapıyor, gayret ediyor. Hataları, eksikleri var, oluyordur ama bence samimiler, ellerinden gelen gayreti yapıyorlar. Türkiye şartlarında, dünya şartlarında en iyiyi yapmaya çalışıyor gibi görünüyor. Benim tabii şahsi kanaatim. Hüsn-ü zan ile bakmak lazım, güzel zan ile bakmak lazım. Yani siyasi sürtüşmeden kaçınmak lazım, iftiralardan kaçınmak lazım, ağır ifadelerden, ağır sözlerden kaçınmak lazım. Yani çok ağır sözler duyuyoruz son günlerde, çok ağır ithamlar. Yazık yani, gerek yok, bütün milletin neşesi kaçıyor. İnsanlarımızın mutluluğuna zarar geliyor. Yani hiçbiri iftira edildiği gibi değil, değil yani, hepsi tertemiz insanlar. Dem almış, terbiye almış insanlar. Böyle bir şey olmaz zaten. Siyasilerde öyle bir vasıf olmaz. Olgun insanlar onlar, seçilerek gelmişler, Allah onları o göreve getirtmiş. Onun için hüsn-ü zan ile bakmak lazım. Güzel zan ile bakmak lazım. Şefkatli ve koruyucu bir gözle bakmak lazım.
OKTAR BABUNA: Bir de çok önemli bir şeye dikkat çekmiştiniz Hocam ve sürekli çekiyorsunuz da, bu iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü ve anayasa reformu konularını hükümet meselesi olarak değil de, bu milletimizin var olma-yok olma konusu olarak görmemiz lazım geldiğini ve bu konuda o yönde bakılması gerektiğini söylemiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben hiç anlamıyorum. Mesela Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu, çok hayati bir kuruldur, hakim, savcı ataması yapıyor. Şimdi bu 7 kişinin mi ataması güzel, 22 kişinin birden kontrol edip ataması mı güzel? Kalabalık daha güvenli. Şaibeden daha uzak. Herhangi bir sıkıntı, hiçbir şey olmaz, yani gayet güven vericidir, kalabalık olsun. Niye bundan tedirgin oluyorsunuz. Bunda rahatsız olacak ne var yani? Son derece makul hükümetin buradaki talebi ve yıllardan beri de bu konuda bir sancı var, bir rahatsızlık var. Bu gitmiş oluyor, daha ne istiyorsunuz? Dolayısı ile Avrupa demokrasisinden biz daha ileri bir demokrasi sistemine sahip olmamız lazım. Özgürlükler artması lazım. Sağa da, sola da alabildiğine özgürlük verilmesi lazım. Mesela dediler ki, “Taksim serbest, gitsinler sol 1 Mayıs gösterilerini istediği gibi yapsın” dediler. Gittiler, bağırdılar, konuştular, sohbet ettiler, ne oldu? Hiçbir şey olmaz. Özgür olsunlar adamlar, yani gitmek istiyorsa, konuşmak istiyorsa konuşsun, toplanmak istiyorsa, toplansın. Bir şey anlatmak istiyorlarsa, anlatsınlar, ne mahzuru var? Adam öyle inanıyor, benim böyle hoşuma gidiyor diyor. Kimseye bir zararı yok ki bunun. Bir başkası da gitsin, mesela başka bir gün o da toplansın, sohbet etsin, konuşsun, yeter ki polise zarar gelmesin, devlete zarar gelmesin. Anarşi, terör olmasın bitti, özgür. Mesela bir hareket gelir, insanın beyni açılır. Fikirlerin çatışması, kaliteyi artırır. Konuşsun gençler, okusunlar insanlar, tartışsınlar. Ama kavga, gürültü olmadan. Kötülük yapmayacaklar.
Şu benim kitabım çok güzel, Hz. Muhammed (s.a.v.)’i anlatan. Bu kitaptan herkes edinsin, bakın gerçekten çok etkileyici ve güzel bir eser olduğunu görecekler. Yani ne demek istediğimi o zaman daha iyi anlarlar. Bence şu ana kadar yazılmış, Peygamberimiz ile ilgili en mükemmel eser olabilir. Samimi olarak söylüyorum, en mükemmel eser olabilir.
OKTAR BABUNA:Çünkü Peygamberimizi (s.a.v.) çok farklı tanıtıyorlardı Hocam, siz gerçekleri gösterince.
ADNAN OKTAR:Çok mükemmel, her gören takdir ediyor. Deliller çok güzel, üslup çok güzel inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Görmedin mi?” diyor Allah. Bak bir kere dikkat çekiyor, demek ki görmek çok önemli, neyle göreceğiz? Gerekirse teleskopla, gerekirse elektron mikroskopla. Ama göreceğiz, “görmedin mi?” diyor demek ki insanın görmemesi de mümkün oluyor. Göreceğimiz her şeyi kullanacağız.
“Allah yerdekileri ve denizde onun emri ile akıp giden gemileri sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir.” Araştırın, inceleyin diyor Allah. “Görmedin mi?” diyor; demek ki bakılmamış, bakmayanlar var. Bakmayanlara dikkat çekiyor Allah. “Bakın, araştırın göreceksiniz, dediğim gibi olduğunu göreceksiniz “diyor Allah.
“Sizi diri tutan, sonra öldürecek, sonra diriltecek olan O’dur. Gerçekten insan pek nankördür” diyor Allah. Yani bunca nimeti görmezden gelirler diyor.
“Biz her ümmete bir ibadet tarzı, mensek kıldık. Onlar bu tarz üzere ibadet etmektedirler. Öyleyse din işlerinde seninle çekişmesinler, sen Rabbine çağır. Şüphesiz sen dosdoğru bir hidayet üzerindesin.” Tartışmaya çok açıktır insanlar özellikle din konusunda, “tartışmasınlar” diyor Allah.
“Eğer seninle mücadeleye girişirlerse, de ki: Allah yapmakta olduklarınızı daha iyi bilir. Onlar Allah’ı bırakıp da, Allah’ın kendisine bir delil indirmediği ve haklarında hiçbir bilgileri olmayan şeylere tapıyorlar. Zulmedenler için hiçbir yardımcı yoktur.” Mesela bak Darwinistlere bakan bir ayet. Bak, “onlar Allah’ı bırakıp da Allah’ın kendisine bir delil indirmediği” ne paleontolojide bir delil var, ne biyolojide, mikrobiyolojide hiçbir şeyde bir delil yok. “Ve haklarında hiçbir bilgileri olmayan şeylere tapıyorlar.” Olmadığı halde mesela Darwinizm’e, materyalizme tapıyor. “Zulmedenler için hiçbir yardımcı yoktur.”
“Onlara karşı apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman” yani sahih olan Kuran ayetleri okunduğunda,
“Sen o inkar edenlerin yüzlerindeki red ve inkarı tanıyabilirsin.” Yani Kuran’ın yeterliliğini anlattığında nefretle bakmaya başlarlar, diyor Allah. Yani hiç hoşlanmazlar, diyor.
“Neredeyse kendilerine karşı ayetlerimizi okuyanların üzerine saldıracaklar” diyor Allah. O kadar nefret ederler, diyor.
“De ki: size bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş (diyor Allah). Allah onu inkar edenlere vaat etmiş bulunmaktadır. Ne kötü bir duraktır.” diyor Allah. Yani Cehennem’e gireceklerini belirtiyor.
“Allah yolunda hicret edip, öldürülen veya ölenlere gelince, muhakkak Allah onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır.” Şehit olacaklar ve yemeye içmeye devam edecekler diyor Allah.
“Şüphesiz Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır. Onları kendisinden gerçekten hoşnut kalacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah bilendir, halimdir.” Cennet öncesinde onlar ayrı bir boyuta alınıyor, şehitler. Çok hoşlarına gidiyor yeni gittikleri yer, yani dünya ile kıyaslanmayacak bir yer.
Şuara Suresi. Bismillah, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Ta, Sin, Mim. Bunlar apaçık olan Kitabın ayetleridir.” Kardeşlerimiz diyorlar ki: “Kuran çok açıktır; ta, sin, mim sonradan anlaşılacak demeniz doğru değil, zaten burada manası çok açıktır” diyor. Yani burada çok samimiyetsiz bir açıklama olmuş olur bu, doğru değil söyledikleri. Şifre harfler olduğu çok açık belli, ta, sin mim belli ki bir cümle ifade etmediğine göre, bir şifre. Kuran’ın kastettiği, Kuran’ın bütünü. Ama bunun gizli olduğu açık, inşaAllah, yani genel anlamda söylüyor Kuran bunu, inşaAllah.
“Onlar mümin olmayacaklar diye neredeyse, kendini kahredeceksin.” Yani tebliğde insanlar iman etmiyorsa, kendimizi sıkmaya hiç gerek yok. İnsanların ahlakı bozuktur diye de sıkılmamıza gerek yok.
“Selamlar Hocam” diyor. Aleyküm selam. “Ben bir üniversite öğrencisiyim, tarih Hocamız bizden faşizm konulu bir ödev hazırlamamızı istemişti. Ben de sizin eserlerinizi takip ettiğimden faşizm ile ilgili yazdığınız kitaptan yararlanarak ödevimi Hocamıza sundum. Kaynakça olarak da sizin eserlerinizi gösterdim. Kendisi bunu görünce bana öfkeli bir şekilde sizin kim olduğunuzu biliyor musun diyerek, tepkili, eserlerinizdeki yazılarınızın geçerli olmayacağını, internet kullanmayı bilemediğimi gibi cümleler kullandı. Ödevimi de kabul etmedi. Hocam bu konuda ne düşünüyorsunuz?” diyor Gamze Hocam. Zaten o görevini yapmış, o onun ciğerine oturmuştur. Ömrü boyunca onun acısını çeker. Senin artık Darwinizm’e, materyalizme inanmadığını, onlardan ehemmiyetli bir bilgi çıkmadığını bildiğini anlamış. Yani seni kaybettiğini anlamış daha Türkçesi. Artık bir daha asla bu Darwinist olamaz, materyalist olamaz, komünist olamaz diye ümidini kesmiş. Güzel ümidini kesmesi, heyecanının sebebi de o. “Kim olduğunu biliyor musunuz?” diye sormuş. Benim kim olduğumu Allah biliyor. Bilenler biliyorlar, bütün Müslümanlar da biliyorlar. Zaten onun da çok iyi bildiğini anlıyoruz şu an, korkusundan. Zaten gösterdiği öfke, çok başarılı olduğumuzu gösteriyor. Ayette diyor; “Onları öfkeyle ayaklandıracak yerleri işgal etmeniz” diyor. Bakın öfke ile. “Allah’ın ayetleri okunduğunda” diyor. Bak daha yeni okudum ayeti “öfkeyle, nefretle karşılarlar” diyor, değil mi, Kuran ayeti. Çünkü beni duyunca Kuran aklına geliyor, Kuran aklına gelince Allah aklına geliyor ve kalbi öfkeyle ve nefretle doluyor. Allah da diyor ki: “Öfkenizle ve nefretinizle ölün” diyor Allah. “Yani o öfke sizi öldürsün” diyor Allah onlara. Allah diyor böyle inşaAllah. Dolayısıyla başarılı olan her Müslümana karşı müthiş bir öfke olur küfür ve dalalette. Yani bu, Kuran’ın çok fazla vurguladığı bir husustur. Kahredici bir nefret ve öfke meydana gelir. Çünkü sen eziyorsun onu. Sistemini yıkıyorsun. Onu o kafadan çıkarıyorsun. Muhtemelen komünist bir Hoca, muhtemelen değil açık belli, çünkü faşizm ile ilgili görev veriyor. Niye hazret komünizmle ilgili görev vermiyorsun? İkisini birden ver, niye sadece faşizm? Değil mi, ikisini birden verseydin? Ama bakmış ki çocuk gitmiş, artık onu komünist yapmanın mümkünü yok. Barut doludur, efendim kızarmış çivi gibi hoplardı havaya. İsim vermeyeyim, kardeşim şimdi Hocanla aran açılır. Söylemeyeyim bayağı detaylı ismini, her şeyini vermiş, delikanlı demek ki. Atatürk ne diyor; “şurası unutulmamalıdır ki, Türk Milleti’nin en büyük düşmanı komünistliktir. Behemehal her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Biz de her gördüğümüz yerde onları böyle pestil gibi eziyoruz ve ezmeye devam edeceğiz. Onların nefreti, bize bereket, bolluk ve güzellik inşaAllah. Ne kadar doğru yolda olduğumuzu, ne kadar iyi hareket ettiğimizi gösteriyor. Sağlamasını alıyoruz, hesap yapıp sağlamasını alıyoruz, dönüş alıyoruz. Demek ki adım adım doğru yolda gidiyoruz. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu kadar dediğiniz gibi kızdırıcı olması zaten etki tepkidir. Ne kadar etkili olduğunu gösteriyor. Çünkü karşı konulamaz ve çürütülemez özelliği var eserlerinizin Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak bak hazrete bak sen, faşizmi soruyor. Allah Allah, tamam faşizm bir bela, ama en az onun kadar bir çetin bela daha var; komünizm, ondan niye bahsetmesin. Orada bizim Darwinizmi, materyalizmi hepsini patlattığımızı anlayınca, o çocuğa, artık o sınıfa da giremez artık o, her gördüğünde o aklına gelecek. Nasıl anlatsın? Darwinizm deyince çocuk gözüne diri diri bakacak. Evvel Allah. Hafiften böyle sezdirmelerinde fayda var gerekirse o tip olaylarda. İnşaAllah. “Hocam biz biliyoruz artık Darwinizmin geçersizliğini, çok sağlam bir kaynaktan öğrendik” desinler, bakın bunu desinler yeter. “Darwinizmin, materyalizmin, komünizmin geçersizliğini çok sağlam bir kaynaktan öğrendik, bize güvenebilirsin” desinler. O kadar. Onlar anlar ne demek istediklerini. “Yani asla yıkamayacağınız, asla cerh edilemeyecek, asla yalanlayamayacak çok sağlam bir kaynaktan öğrendim Hocam” diyecek. “Nereden öğrendin?” derse bunu desin. “Malum” diyecek, yani “malum”, sadece o kadar desin. “En çok çekindiğiniz kim Hocam?” desin, “bu konuda en çok çekindiğiniz kim, ondan öğrendim” desin. O kadar, başka bir şey demesine gerek yok. “Yani en korktuğunuz, en çekindiğiniz, tartışmaya çıkamadığınız, böyle fellik fellik kaçtığınız, her seferinde sizi pestil gibi ezen kimse, o” diyecekler. “Kimlik bu, isim vermeyeyim” desin.
OKTAR BABUNA: Hocam bu inşaAllah tecrübeyle de sabit, biz binlerce konferans verdik, dünyanın en önde gelen üniversiteleri, Amerika’nın, İngiltere’nin, Avrupa’nın tamamında dünyanın en önde gelen Darwinistlerin arasına girdik, komünistlerin arasına girdik, bir kere mağlup olmadık Allah’ın dilemesiyle Hocam. Hep üstün getirtti Allah ve sizin eserlerinizin vesilesiyle oldu bunlar. Onları gidip anlattık zaten inşaAllah. Bir kere mağlup olmadık. İnşaAllah, Allah razı olsun sizden inşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvelAllah, evelAllah. Türkiye’ye ne komünizmi sokarız, ne iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü sokarız, ne böldürürüz, ne Türk-İslam Birliği’nin uygulanmasını engelleyenlerin imkanlarını görmezlikten gelmeyiz, gerekeni yaparız, kimse engelleyemeyecektir. Ne Türk-İslam Birliği’ni durdurabileceklerdir, ne Türkiye’nin liderliğini durdurabileceklerdir, ne iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün kapısı açılacaktır. Onlar kenardan bir şeyler yaptıklarını zannediyorlar ama her seferinde kendi aleyhlerine oluyor. Ne yaparlarsa yapsınlar aleyhlerine oluyor. Hiçbir kıpırtılarına müsaade etmeyiz, onu söyleyeyim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu ÖSYM bir sınav yapmış Hocam, orada bir bölümde 3 tane evrimci soru sormuşlar. ALES diye bir şey Hocam, bu akademik personel ve lisansüstü eğitimi giriş sınavı, ALES. Sözel bölümünde evrim teorisiyle ilgili 3 soruya yer verildi, katılımcılar da çok tepki göstermişler, nasıl böyle bir şey olabilir diye, Müslüman bir ülkede böyle evrimle ilgili sorular, “hem bilimsellikten uzak hem de sınava girenlerin inançlarına aykırı bölümlerin olumlu bir üslupla sunulmasını büyük bir saygısızlık olarak niteleyen katılımcılar, ÖSYM'nin bu konularda sağduyulu ve bilimsel kriterlere uygun hareket etmesi gerektiğini belirttiler.” diye haber yapmışlar.
ADNAN OKTAR: Hadi sen sordun, hadi çocuk da mecbur oldu, dedi ki; “evet Darwin doğru söylüyor, Darwin’in bütün sahtekarlıklarına inandım” dese, bu neyi kazandırır? Çocukça bir tatmin değil mi bu? Herkes doğrusunu bildikten sonra sen yapsan kaç para, ne olur?
Bitirelim mi programı?
SUNUCU: Bitirelim, nasıl olsa yarın yine devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Hatta birazdan da internetten devam edeceğiz.
SUNUCU: Bizi HarunYahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan ve Güneydoğu Olay TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.tv sitemizden devam edeceğiz, hoşçakalın.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Dergiler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...