SUNUCU 1: Her akşam olduğu gibi bu akşam da sizlerle birlikteyiz. “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programını bugün HarunYahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Güneydoğu Olay TV’den sunuyoruz. Konuğum tüm dünyaca tanınan, eserleriyle büyük ilgi uyandıran, Kuran ahlakını anlatmak için hayatını bu yola vakfetmiş kıymetli yazarımız Hocamız Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz Hocam, nasılsınız?
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, sefa geldiniz. Allah razı olsun.
SUNUCU 1: Hoş bulduk. Bugün de sizlerden gelen soruları yönlendireceğiz Hocamıza. Hocam nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Nasıl başlayayım? “Güneydoğu Olay TV” dedin değil mi? Güneydoğu bizim canımız, çok sevdiğimiz insanlar, çok sevdiğimiz kardeşlerimiz. Allah onları oradaki beladan, sıkıntıdan inşaAllah en kısa sürede kurtarsın. Hepsini çok seviyoruz. Hepsi bizim baş tacımız. Kürt kardeşlerimiz çok mert olur, dürüst, efendi, sıcakkanlı ve misafirperverdirler. Bütün Anadolu gibi ben bizzat biliyorum. Çocukluğumda da bizim dedemin köyünde de vardı Kürt kardeşlerimiz vardı. Çok nezih insanlardır. Güneydoğu’da en önemli konu oraya bol kitap dağıtılması. Hayırsever kardeşlerimizin hayır yapması için en önemli olaylardan bir tanesi oraya Kuran dağıtılması. Yani meal olarak mesela Ali Bulaç’ın Kuran’ı çok güzel. İmani konularda kitaplar dağıtılması. Bir de orada çok fazla fakir insan var, kardeşlerimiz var, çocuklar var, hiç olmazsa çocuklara. Çocukların yiyeceği yiyecekler, kıyafet, çorap, ayakkabı, özellikle ayakkabı. Güneydoğu’da çok büyük sorun oluyor. Çocukların ayağında hep lastik ayakkabı var. Mesela gitsinler bir ayakkabı şirketiyle anlaşsınlar. Ucuz ayakkabı yapan yerler var. Ne bileyim iki kamyon ayakkabı. Fazla bir şey de tutmaz, indirimleri olur inşaAllah. Orada çocuklara bunları dağıtmak, özellikle ayaklarını soğuktan kesmek çok önemli. Lastik ayakkabı çok yaygın Güneydoğu’da. Mesela bu çok acı bir olaydır. Lastik ayakkabı çok zordur ayağı sürekli boyar, lastik kokar, ayağı terletir çok belalı bir şey yani çok kötü. Onun için ne olacak yani mesela zengin kardeşlerimiz var. “Selamun aleyküm”, “aleyküm selam”, gider ayakkabı fabrikasına, “kardeşim ben Allah rızası için senin deponda kalmış ayakkabılar da olabilir”. Onlar mütevazı insanlar, mazlum insanlar. Ver, Allah razı olsun, değil mi? “Neyse fiyatı” dersiniz, verirsin dağıtılır. Çorap, kalın çorap çünkü ayakları çok üşüyor o çocukların. Ondan sonra hırka, kazak, yelek çok makbule geçer süveter. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Bu arada HarunYahya.tv sitesinden yayınlarımızı 24 saat izleyebiliyorsunuz. Soru ve görüşlerinizi ise ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere gönderebiliyorsunuz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ise ücretsiz indirebiliyorsunuz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Güneydoğu’daki kardeşlerimizi öfkelendirmek onları üzmek gibi çok çirkin davranışlar oluyor zaman zaman. Mesela farz edelim Diyarbakırspor’un maçı oluyor, onları böyle rencide edecek sloganlar atıyorlar. Çok acımasız bir harekettir bu. Onlar bizim canımız ciğerimiz yani parçamız. Onları şefkatle bağrımıza basıp bilakis onların lehinde tercih yapmak, onlara karşı şefkat sunmak çok önemlidir. Aksi iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne hizmettir. Şeytana hizmettir, zulme hizmettir. Bu çok büyük acımasızlık olur.
SUNUCU 2: “Selamun aleykum ve Rahmetullahi ve berakatuhu”.
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleykum selam ve Rahmetullahi ve berakatuhu.
SUNUCU 2:“Sayın Hocam bugünlerde evrimcilerin yeni bir oyunu da uzaylılar hakkında olan yorumlar. İnsanların yaptığı yorumlar da Amerika’nın uzaylılarla temasa geçtiği ve halka alıştırmaya çalıştığı gibi bilim kurgu ifadelerden ibaret. Darwinizm’i yıkma konusunda kararlılığınız dolayısıyla Allah yar ve yardımcınız olsun, bu güncel konulara da ışık tutarsanız sevinirim. Kutay Albayrak, Allah’a emanet olun, aslan Hocam” demiş.
ADNAN OKTAR:Onlar da aslan maşaAllah, hep bütün Türk milleti aslandır maşaAllah. Uzaylılar cinlerdir. Yani uzaylı diye bir şey yok. Ama olabilir de imkansız demiyorum. Ama şu ana kadar bağlantı kurdukları varlıklar cinlerdir. Cinler metal görünümü alır. Böyle gökten geçerler. Işık halinde gelebilirler. Duman halinde gelebilirler. Böyle ilginç kokular haline gelebilirler. Eşyayı hareket ettirebilirler. Dolayısıyla Amerikalılar herhalde cinlere insanları hazırlamak istiyor olabilirler. O, açıklaması o. Başka bir mantığı yok. Uzaylılarla ilgili adamların görüşleri de önemli değil. Yani tedirgin olacak bir şey değil o. Evrimle ilgili de bol bol evrim siteleri açsınlar. Birbirlerine konuları anlatsınlar, proteinleri anlatsınlar, fosiller hakkında bilgi versinler. Bir parça bilgi bile Darwinizm’i yıkar. Yani Darwinizm öyle dev bir mahluktur ki, dev böyle beyinsiz bir dinozordur. Küçük bir darbeyle yani ufak fiske ile yıkılır. Mesela sırf proteinden vurun tepetaklak gider. Hiç fazla uğraşmaları gerek yok. Sırf mesela fosillerden vursunlar yine tepetaklak gider. Mesela ara fosil olmadığını söylesinler yine gider. Çünkü moral propaganda üzerine kuruludur evrim teorisi. Bilimin üzerine kurulu değildir. Bol tekrar ve moral propaganda. Moral propaganda da çok çabuk moralleri bozulur Darwinistlerin. Yani karşı bir açıklamayla allak bullak olurlar. Onun için mesela bizim anti-Darwinist ataklarımızda dikkat ederseniz hemen karşı ataklara geçip morallerini toplamaya çalışıyorlar. Ama biz de acımasızca vuruyoruz. Bilimsel diye gösterdikleri bütün sahte delillerini yıkıyoruz. Tamamen çöküyorlar. Onların kendi aralarında yazışmaları var, ben onları bir ara size sunayım. Açık, halka açık blog sitelerde yaptıkları. Tamamen ümitsiz ve ağlamaklı ve perişan üslupları. Dolayısıyla günbegün eriyorlar. Moral yönünden çökertilmeleri çok önemlidir. Onun için de birkaç bilimsel delil yeterli olur.
SUNUCU 1:Sude Gülerce Hanımefendi’den geliyor bu soru. “Sayın Hocam, siz Müslümanlar için Allah’a samimi iman etmenin çok önemli olduğunu söylüyorsunuz. Fakat ben forumlarda bazen samimi olmayan yorum ve sorulara rastlıyorum. Sorulardan şüphe içinde yaşadıkları izlenimi ediniyorum. Hocam dinimiz çok sade ve anlaşılır. Neden bu çeşit yorumlar yapılıyor olabilir?”
ADNAN OKTAR:İşte bu daha önce dikkat çekmeyen bir konuydu. Bunu ibretle izlesin kardeşlerimiz. Yani çok dikkatli izlesinler. Mesela Mehdi (a.s.) konusunu kapatılması için nasıl çırpınıyorlar böyle bir analiz etsinler. Bir bilim adamı gibi incelesinler. Bir sosyolog gibi baksınlar. Her bir ağızdan nasıl sözler çıkıyor? Nasıl karmakarışık mantıklar ortaya koyuyorlar? Nasıl açmazdalar? Mesela Hz. İsa (a.s.) konusunu kapatmak için nasıl uğraşıyorlar? Mesela dün mü evvelsi gün mü, bir yazıda gördüm. “Madem merak ediyorsunuz, bize sırrı açıklamışlar” diyor. “Bediüzzaman, bir gün namaz kılıyormuş, keçelilerden birisi gördü” diyor. Herhalde ağabeylerden birini kastediyor. “Bediüzzaman, sarışın uzun bir kişi, ona namazda uymuş” diyor. “Beraber namaz kılıyorlarmış, sonra o kişi pencereden uçmuş, çıkmış, gitmiş” diyor. Bilin bakalım kimi kastediyorlar? Hz. İsa (a.s.) gelmiş, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hadislerine tamamen münafi olarak, sadece bir kişinin arkasında namazını kılıyor. İslamiyet’i dünyaya hakim etmeden, Hıristiyanların Müslüman olmasını sağlamadan, pencereden uçup gitmiş. Bir başka ekipte diyorlar ki, “geldi gördük biz, ağabeyler bir arada, yanımızda öldü” diyorlar. “Hz. İsa (a.s.), onu gömdük” diyorlar. Bakın bu bir fikir sefaletidir ve bu perişanlıktır. Bunu ibretle izlesinler, bu perişanlığı. Bu akıl almaz izahları, bu mantıksızlıkları ibretle izlemeleri lazım. Dikkatlice takip ederlerse hakikate ulaşacaklardır. Ama bu tip vakalardan da ibret almaları lazım.
Zümer Suresi’nden 32’den 37. ayete kadar rica edeyim oku, tamam? Şeytandan Allah’a sığınıyoruz inşaAllah.
SUNUCU 2:“Allah'a karşı yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde doğruyu (Kur'an'ı) yalanlayandan daha zalim kimdir? Kafirler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok? Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince; işte onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır. Rableri Katında dileyecekleri her şey onlarındır. İşte bu, ihsanda bulunanların ödülüdür. Çünkü Allah, onların (dünyada) yaptıklarının en kötüsünü temizleyip-giderecek ve yaptıklarının en güzeliyle ecirlerini verecektir. Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur. Allah, kimi hidayete erdirirse, onun için bir saptırıcı yoktur. Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şimdi ne anlıyoruz Kuran’dan bir bakalım inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Allah'a karşı yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde doğruyu (Kur'an'ı) yalanlayandan daha zalim kimdir?” diyor. Ehl-i Kitap da olsa, her kim olursa olsun Kuran’a tabi olması gerektiğini bu ayetten anlıyoruz. Kim olursa olsun Kuran ile karşılaştığında mutlaka Kuran’ı vicdanıyla tasdik etmesi lazım, okuyup anladıktan sonra. “Kafirler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok?” “Cehennem geniş” diyor Allah. “Yani hepsini içine alacak durumda” diyor. “Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince;” yani doğru konuşan ve onu tasdik edenlere gelince “onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır”, güzel huylu olanlardır diyor, iyi huylu olanlardır. “Rableri Katında dileyecekleri her şey onlarındır. İşte bu, ihsanda bulunanların ödülüdür. Çünkü Allah, onların (dünyada) yaptıklarının en kötüsünü temizleyip-giderecek” Yani “dünyada yaptığı en kötü günah, en kötü çirkin şeyler, her ne varsa onları Ben gizleyeceğim, yok edeceğim, hatırlayamayacak” diyor Allah. “Ben affedeceğim ve ona da unutturacağım ve insanlara da unutturacağım ve kimse bilmeyecek” diyor Allah. “Gidereceğim” diyor. “Çünkü Allah, onların (dünyada) yaptıklarının en kötüsünü temizleyip, giderecek” Yani en kötü suç nedir? En kötü şeyler nedir? “En kötüsünü bile temizleyeceğim” diyor Allah ve unutturacağım. “Ve yaptıklarının en güzeliyle ecirlerini verecektir.” “En fazlasıyla da sevabı vereceğim” diyor Allah. “Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar.” Yine bu ayet. Ben 86’da bir tutuklanmıştım, 19 ay kadar. Sonra “yanlışlık oldu” dediler bıraktılar, “bir suç unsuru yokmuş” dediler. Ben de teşekkür ederim dedim. 10 ay da akıl hastanesinde tutmak şartıyla, ona da teşekkür ettik. Bir de el öptük, öptürdüler şöyle havaya kaldırarak. Ben böyleyim, kafamda böyle fotoğrafı var. Suratıma Yıldırım Aktuna rahmetli dayadı elini böyle suratıma. “Bir daha daha dikkatli ol”, ona benzer bir ifade. Yani “ayağını denk alırsın, daha itinalı olursun, daha özenli yaşarsın bundan sonra” gibisinden. Ben de teşekkür ettim, gitmiştim. O dönemde ben çok zor durumdaydım. Her yerden üzerime saldırı geliyordu. İftiralar, hakaretler. Ne yapsam acaba? Kuran’dan bir işaret olsun diye. Cezaevi hücresindeyken açtım Kuran’ı. Açınca ilk bu ayet gelmişti. “Allah, kuluna yeterli değil mi?” “Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar.” diyor Allah. Ben elhamdülillah dedim, ben anladım yani inşaAllah. “Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur. Allah, kimi hidayete erdirirse, onun için bir saptırıcı yoktur.” Yani Mümin olan bir kimseyi kimse yolundan saptıramaz. Ama sapan, azanı da eğer Allah hidayet vermediyse kimse düzeltemiyor. İstediğin kadar ne anlatırsan anlat, adam olmaz o. Uğraşırsın ama netice alamazsın. “Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?” “Gönlünüz rahat olsun” diyor Allah. “Ben, bir suçlu varsa onun gereğini Ben yaparım. Cezasını Ben veririm.” Yani buradaki kasıt şu, “siz intikam alma hevesinde olmayın, Bana bırakın” diyor Allah. “Ben gereğini veririm” diyor. Evet, “sizin affetme yönünde olsun tavrınız” diyor. Çünkü bak, “siz affetseniz de Ben affetmem bazen” diyor. “Sizin affetmeniz de kurtarmaz” diyor Allah. Hatta Peygambere (s.a.v.) diyor “Sen onlar için yetmiş defa bağışlanma dilesen de yine Allah onları bağışlamaz.” “Affetmez” diyor. Allah mutlak akıllıdır inşaAllah. “Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir.” Yani o insanın üzerinde pozitif elektrik olur, güzel huylu olurlar. Hoşturlar, sohbetleri hoştur, mazlum olurlar. Böyle kavgacı, azgın olmazlar. İtaatli ve saygılı olurlar. Her şeyin oluruna bakarlar yani iyi olmasını isterler. Affedicidirler. Kavgadan, fitneden hoşlanmaz gerçek Mümin, sıkılır, çok canı yanar. İntikam almaktan da bunalır, istemez. Affetmek ister yani konuyu kapatmak ister. Yalan çok sıkar Mümini mesela bunalır yalandan. Yani kendi de söyleyemez sıkılır, söylendiğinde de çok sıkılır, canını yakar, istemez. Yani hep iyi düşündüğünde Mümin rahat eder. Kuran buna işaret ediyor. “Nur üzerinedir” dediği de o. Bir ferahlık ve rahatlık oluyor inşaAllah. 20. ayeti okuyalım inşaAllah.Evet, şeytandan Allah’a sığınıyoruz.
SUNUCU 4:“Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında mücadele edip durur.”
ADNAN OKTAR:Senden de ricam 27. ayeti okuman. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz.
SUNUCU 3:“Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (mürekkep) olsa, yine de Allah'ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”
ADNAN OKTAR:Evet, yani “Allah o kadar çok şey yaratmıştır ki, o kadar güzellikler yaratmıştır ki, saymaya kalkarsan hatta gruplandırarak da saysanız Allah’ın nimetlerini bitiremezsiniz” diyor Cenab-ı Allah. Hakikaten sokağa çıktığımızda da bakıyoruz, her yer nimet dolu. Arabalar, evler. Yani bir televizyon kumandası bile nimettir. Her yer nimettir. Allah diyor “gruplandırarak da saysanız yine bitiremezsiniz” diyor. Dolayısıyla “Allah’ın nimetini anın” diyor. İnsanlar mutsuz oluyorlar. Allah diyor ki bakın “nimeti anın ve mutlu olun.” diyor. Nimeti unutursa insan mutsuz olur. Bunu akla getirmek. Mesela gözler var görüyorsun, görmeyen insanlar var. Bak bir nimet bu. Değil mi? Mesela tatma duyusu olmayan insanlar var, işitmiyor mesela. Çok fazla vatandaşımız var işitmezler. İşitiyorsun. Mesela kolu olmayan insanlar var, iki kolun da sağlam. Ayakların sağlam, yiyecek bulabiliyorsun, değil mi? Yatacak yerin var, sağlık sıhhat içindesin hiç bir hastalığın yok. Çok büyük bir nimettir bunlar. Varsa bile mesela kolu yoksa ama senin gözün var. Yine bir nimet, yine bir nimet içindesin. İmanın var, sevgin var mesela hoşgörün var, sevecenliğin var. Hoşgörü derken tabii kötü bir şeyi örtbas etmek anlamında değildir hoşgörü. Olgun davranmak mesela bir hata yaptığında acımasız davranmamak, iyi davranmak. Yani affedip onun doğruya gitmesi için gayret etmek. Yoksa hoşgörü, genellikle yanlış anlaşılıyor. Adam abuk sabuk adam olur ona göz yumarsın gibi, öyle bir şey yok.
Kuran kalpleri açar yani duyanlarda bir ferahlık meydana getirir. Beynimizi açar. Allah ile insanın kalp rabıtasını güçlendirir. Üzerimizdeki ağırlık kalkar yani konuşma yeteneğimiz artar. Hikmet gücümüz artar, derinlik gelir. Bir suhulet ve ferahlık gelir kalbe. Kuran çok önemlidir. Şifadır, Allah şifa olduğunu söylüyor Kuran’ın. Kalplere de, bedene de şifadır. Onun için herhangi bir şekilde Kuran okunduğunda insanlarda ferahlık duygusu meydana gelir. Aklı açılır, ufku açılır, derinleşir. Şeytani sıkıntıları varsa bunlar üzerinden gider. Rahmani ferahlığa doğru gider, görüş keskinliği meydana gelir. Yani dikkati açılır. Kavrama yeteneği güçlenir yani akıl gelişir. Yoksa insan, Allah esirgesin, mesela aklı yoksa, Kuran’a göre hareket etmezse anormal konuşmalar yapar. Dengesiz konuşmalar yapmaya başlar. Duygusallığa kapılabilir. Hüzne kapılabilir. Derin düşünme kabiliyetini kaybedebilir. Ve müthiş bir beyin çalıştırma imkanı vardır Kuran’da. Yani eğer dikkatlice incelenirse her seferinde yeni bir hüküm, yeni bir bilgi, yeni bir derinliğe ulaşırsın. Ama her seferinde. Zaten Kuran okunurken buna özen göstermek lazım. Beyni en güçlü çalıştıran, beyni en güçlü geliştiren vesiledir Kuran. Kuran üstüne derin tetkik yapan, derin araştırma yapan insanlar müthiş akıllı olurlar. Mesela Musevilerde de o vardır. Sürekli Tevrat okurlardı zamanında. Gerçi tahrif oldu ama çok zeki bir kavimdir Museviler. Hafızaları, zekaları müthiş gelişmiştir. Sürekli Tevrat okurlar ve onu sürekli yorumlarlar. Detaylandırırlar, inceliklerine bakarlar. Mesela 70 yaşında yaşlı, 80 yaşında yaşlılar bile ayakta sürekli Tevrat okurlar. Ama bizde biliyorsunuz Kuran nadir okunan bir kitap. Yani genellikle kılıf içinde saklı olan, arada sırada tozu alınan bir kitap. Hatta çoğu evde Kurani harflerle var. Onun da zaten bilmiyorlar anlamını. Hiç ellemiyorlar o yüzden. Mealin, mutlaka Türkçe mealinin evlerde bulunması lazım. Fakat Kuran’dan fıkıh hükmü çıkartmak çok yanlış olur. Onun için ilmihal kitaplarına bakmak lazım. En güvenilir ilmihal kitabı da Ömer Nasuhi Bilmen’dir. Falanca Hoca, feşmekan Hoca, onlara hiç gerek yok yani. Çok tehlikeli ve riskli olabilir. Yanlış yollara insan girebilir. Mesela bana da soruyorlar zaman zaman. “Hocam şu konunun hükmü ne, bunun hükmü ne?” Ben, müceddid, müçtehid değilim ben. Mukallitim ben. Ben ilmihale göre hareket ediyorum. Dolayısıyla benim tavsiye edeceğim şey sadece ilmihaldir. Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihaline bakıp her türlü bilgiyi oradan elde edebilirler. Ben imani konuları anlatıyorum. Allah’ın varlığı, birliği, Ahiret, Cennet, Cehennem, ve Allah sevgisi, Allah korkusu bunlar üstünde duruyorum. Amentü’de geçen bütün konuların üstünde duruyorum inşaAllah.
SUNUCU 2:Peki Hocam, Kuran’ı cd’den okumakla, baştan sonra kitaptan okumakla, ikisi eşdeğerde sevap mıdır? Yani hatim etmiş olunur mu cd’den dinlersek?
ADNAN OKTAR:Yani sevap Allah Katında tabii. Niyetine göre. Niyetimiz çok önemli. Halisane olursa inşaAllah aynı sevabı alırız. Ama tabii gönül ister ki Arapçasını bilelim, Arapçayı da bilelim, orijinalini bilelim, anlatalım. Bu olur. Ama meal de olur. Meal olmaz diye bir şey yok inşaAllah.
35 ve 36’yı sen oku bakalım, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırız.
SUNUCU 1: “Takva sahiplerine vadedilen Cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup-sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir. Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla sevinirler; fakat (Müslümanların aleyhinde birleşen) gruplardan, onun bazısını inkar edenler vardır. De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emir olundum. Ben ancak O'na davet ederim ve son dönüşüm O'nadır."”
ADNAN OKTAR: Rad Suresi, 42. ayet. “Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah'a aittir.” “Bütün tuzakları Ben kurarım” diyor Allah ve “tuzakları da Ben yıkarım” diyor. “Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir,” yani dünyanın sonu kimindir, “inkar edenler pek yakında bileceklerdir.” Ebcedi 1990 tarihini veriyor. Yani Mehdi (a.s.)’ın yoğun faaliyette olduğu yıllara bakıyor, 1990 inşaAllah. “Dünya hayatında onlar için bir azap vardır, Ahiret’in azabı ise daha zorludur.” “Dünya hayatında da zulmedenlere bir bela gelişecek” diyor Allah. Yani mutlaka karşılıklarını alacaklar. Ama “Ahirette asıl karşılıkları olacak” diyor. “Dünyada karşılığını bulmuyorlar” diyorlar. Halbuki küfür mutlaka karşılığını bulur. Bir kere sevgi elinden alındı mı, bir insan hücre hapsine atılmaktan daha beterdir. Sevgi gitti mi bir insanın elinden mahvoldu demektir. Allah ellerinden bir kere sevgiyi alıyor, şefkati alıyor, merhameti alıyor, insani duyguları alıyor. Yani derinliği alıyor, tutkuyu alıyor, aşkı alıyor, Allah aşkını alıyor. Geriye ceset kalıyor zaten. Çok müthiş bir beladır bu. Ama buna da bırakmıyor Allah. Toplu belalar verir, veyahut tek tek belalar verir. Kuran’da da bunu açıkça belirtiyor Allah. Bir de insanlar inanmıyorlar. Allah da diyor; “yanlarından geçmiyor musunuz” diyor. Mesela “Ad kavmi, Semud kavmi, Firavun’un başına gelenleri görmüyor musunuz” diyor Allah “ben intikam sahibiyim ve alırım intikamımı” diyor. “Yok, Allah öyle bir şey yapmaz” diyorlar. Allah “yapıyorum, üzerinde geziyorsunuz” diyor. “yerle bir ettim” diyor. “Anlamıyorlarsa, ona göre bir karşılık veririm” diyor Allah. Ama “Beni sevin, Ben de sizi seveyim” diyor, “Beni unutmayın, Ben de sizi unutmayayım” diyor Allah. “Bana şükredin, nimetimi artırayım” diyor. “Eğer şükretmezseniz, nimetimi alırım” diyor Allah. “Elinizden alırım nimeti.” Yani “verdiğim nimeti geri alırım” diyor. Şükretmek ne kadar kolay değil mi? Elhamdülillah diyeceksin, Allah’ım sana şükür diyeceksin ve Kuran ahlakına uyacaksın, Kuran’a tabi olacaksın. Kuran bize sürekli kolaylık gösteriyor. Kuran’da zorluk yoktur, hep kolaylık vardır. Yani insanlar kendi beyinlerinde onu zorlaştırıyorlar.
SUNUCU 1: “Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve Rahmetullahi ve berakatuhu.
SUNUCU 1: “Hayırlı geceler. MaşaAllah bütün söyledikleriniz bir bir çıkıyor. Maide Suresi’nde şöyle bir bölüm var. ‘Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim.’ (Maide Suresi, 3) Hocam bu ayetteki “üzerinizdeki nimetimi tamamladım” ifadesi İslam’ın hakimiyetine işaret olabilir mi?” Mustafa Altınok sormuş.
ADNAN OKTAR: Tabii ki yani. Orada kastedilen Hz. İsa (a.s.)’ın inişi ve Peygamberimiz’in (s.a.v.) Peygamberlik görevini yapması ve bitirmesidir ama ikinci işari anlam olarak da tabii ki İslam ahlakının dünya hakimiyetidir. Tam anlamıyla her yeri kaplaması, Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü, bütün insanların barışa, huzura, kardeşliğe kavuşmasıdır. Bağnazlığın yok olmasıdır. Tutuculuğun yok olmasıdır. Müşrik düşüncenin kalkmasıdır. İnsanların özgür olmasıdır, beyinlerin özgür olmasıdır. Beyinler üzerindeki baskı çok şiddetli biliyorsunuz asrımızda. Bunlar kalkacak. Dolayısıyla sanatta, bilimde, estetikte, güzellikte insanların hayret edeceği yeni bir çağ başlayacak. Yepyeni bir çağ. Buna “Altınçağ” deniliyor. Yani binlerce yıldan beri beklenen bir çağdır bu ve hep ismi bu şekilde geçer, “Altınçağ” olarak. Görülmemiş nimetlerin, görülmemiş güzelliklerin, görülmemiş iyiliklerin veyahut az görülmüş, fakat zaman zaman azalan, zaman zaman çoğalan güzelliklerin en çok arttığı dönem olacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in devri gibi olacak inşaAllah, sevgide, şefkatte, merhamette. Ama bilim ve teknolojide dünyada hiç böyle bir şey görülmemiş olacak, ilk defa. İlk ve son kere görülmüş oluyor inşaAllah. Onun arkasından bir bozulma çağı olacak. Yalnız tabii ben bunları söylerken, ben dedim ki, bir talebem, bir kardeşimiz veyahut ben onun talebesiyim kardeşimizin öyle diyelim, benim bir röportajımı koymuş. Ben diyorum ki; “yakında Nuh’un gemisi bulunacak” diyorum. Bir buçuk sene önce söylüyorum. “Nuh’un gemisi bulunacak” diyorum. Onu koymuş. “Hocam aynen dediğiniz gibi çıktı” diyor. Bakın hiç heyecan oldu mu insanlarda? Yani net, daha detaylı, akşam da tespit ettik. Net Nuh’un gemisi. Yani her yönden net. Bütün delillerine de baktık, o. Hiç heyecan yok. Şimdi mesela Kutsal Sandık bulunacak. Hz. Musa (a.s.)’nın sandığı bulunacak. Hiç heyecanlanmazlar. Yani hiçbir şey olmaz. Hz. Musa (a.s.)’nın asası da bulunacak. Yine sakin olacaklardır. Kutsal emanetler bulunacak, yine sakin olacaklardır. Mehdi (a.s.) çıkacak, akıl almaz rahat karşılayacaklar, göreceksiniz. Hz. İsa (a.s.) ile oturup sohbet ederler, gayet normal karşılayacaklar. Öyle insanları sarsacak bir olay olmuyor. Aklın ihtiyarı hiç kalkmaz. İnsanlar çabuk adapte olurlar, çabuk uyum sağlarlar. “Uzaylılar” diyor ya, hakikaten gelsin adamlar, bir haftaya çay-kahve içmeye başlarlar.Yani çok çabuk uyum sağlar insanlar.
Bir kardeşimiz bana yine fıkhi bir soru sormuş. Mehmet Emin Aksoy kardeşimiz, Gaziantep’ten. Yine tek açıklama yapacağım. İlmihal kitabı alacaklar. Ömer Nasuhi Bilmen’in tam ilmihali var, tam İslam ilmihali. Onda her türlü bilgiyi ve detayı bulabilirler. Vicdani kanaatleriyle oradan bakıp güçleri ne kadar yetiyorsa, ne kadar yapabiliyorlarsa Kuran’ın hükümlerini uygulayacaklar. Yani ben bir insanın vicdanını zorlayamam. Her insan aynı güçte olmaz. Aynı imkan içerisinde olmaz. Mesela ben çok şevkli bir insanım. Var gücümle gece gündüz faaliyet yapıyorum. Başka bir insan bu kadar olmayabilir. Belki benim yarım kadardır. O da Müslüman’dır, o da bizim kardeşimizdir. Ben onu tekfir etmem. Yani “niye böyle yapıyorsun?” demem. Kimin gücü ne kadar yetiyorsa o tamamdır, o da olur. Yani ya hep ya hiç olmaz. Mesela bazen sadece cuma namazını kılan kardeşlerimiz var. Bizim başımızın tacıdır onlar. Sırf bayram namazını kılan var. Onlar da tertemiz Müslümanlar. Veyahut aklına estiğinde namaz kılıyor. Bazen sabah kılıyor, bazen öğlen, ikindi kılıyor. Bazen bir gün hiç kılmıyor. Müslüman’dır. Yine kardeşimizdir. Anlaşıldı mı? Onları böyle bir kalemde ortadan kaldıran bir üslup olmaz. Şunu niye yapmıyorsun, bunu niye yapmıyorsun? Tabii ki ideal olan 5 vakit namazı kılmasıdır ve sünnetlerle birlikte.
SUNUCU 1:Peki içten gelmeme durumuna ne diyorsunuz Hocam?
ADNAN OKTAR: Mesela yine öyle bir şeyde de yine namaz namazdır. Velev ki öyle olsa, çünkü Allah’tan korkmasa onu yapmaz. Demek ki yaptığına göre içinden geliyordur. İnancı var demektir. Bunu vesvese olarak alması lazım. Çünkü çoktur bu. Mesela namaz kılarken birden “acaba samimi mi namaz kılıyorum?” ya da oruç tutarken... kardeşim onunla uğraşılır mı? O zaman şeytanın eline düşersin sen. “Acaba samimi seviyor mu?” Mesela bu çok tehlikelidir. “Acaba samimi seviyor mu?” “Acaba samimi söylüyor mu?” Bu milyonlara çıkar o zaman. Bunun sonu gelmezki. Biz hüsnüzan edeceğiz. İyi niyetle bakacağız. Hayra yoracağız.
SUNUCU 1: “Selamlar sayın Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Ben İstanbul’dan Buse Bayraktar. Allah sizden razı olsun. Sohbetlerimizle imanımızın artmasına vesile oluyorsunuz. Sizden İbrahim Suresi’nin 24. ve 25. ayetlerini açıklamanızı istirham edeceğim. Muhabbetle ellerinizden öperiz aslan Hocam” demişler.
ADNAN OKTAR: Hepsi aslan onların maşaAllah. Çok seviyorlar. Allah sevgilerini artırsın. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir.” İncil’de de bu ayete benzer bir açıklama var. “Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler.” Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Kötü (murdar) söz ise, kötü bir ağaç gibidir. Onun kökü yerin üstünden koparılmış, kararı (yerinde durma, tutunma imkanı) kalmamıştır.” Kökü koparılmış diyor. “Allah, iman edenleri, dünya hayatında ve Ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar. Zalimleri de şaşırtıp-saptırır; Allah dilediğini yapar.” En özetiyle vereyim. “Eğer Kuran’a tam tabi olursanız doğru yolda olursunuz” diyor Allah. Burada anlatılan budur. Ama “kendi kafanıza, hevanıza göre hareket ederseniz çok fazla ihtimal üzerinde duracağınız için sapıtırsınız” diyor Allah. Yani önü-sonu gelmez. Çünkü insanın beyni sonsuz düşünme kabiliyetine sahip. Perişan olur. Yani kararsız olur. Kararsızlığı içinde bocalar. Bir türlü doğruya karar veremez. Mesela “seveyim mi, sevmeyeyim mi?” “Doğru mu söyleyeyim, yalan mı söyleyeyim?” “İyi mi yapayım, kötü mü yapayım?” Perişan eder bu. Allah işte sabit tek bir anayasaya, imani bir anayasa meydana getirmiş Cenab-ı Allah. Herkes ona uyduğunda toplum huzur içinde oluyor. Güzel oluyor. Mesela herkes doğru söylüyor. Herkes sevecen oluyor. Herkes merhametli oluyor. Herkes cömert oluyor. Toplumun tamamı mükemmel oluyor. Öbür türlü anarşi oluyor. Mesela biri cömert oluyor, biri pinti oluyor. Biri yalan söylüyor, biri doğru söylüyor. O zaman şimdi yalan söyleyenle doğru söyleyen karşılaştığında yalan söyleyen sürekli mağdur durumda kalıyor. Doğru söyleyen de mağdur durumda kalıyor. İkisi de eziliyorlar. Ama herkes doğru olduğunda herkes mutlu olmuş olur. Yani toplum düzenini meydana getirmiş oluyor Allah. Bizi yaratırken Allah, nasıl haşa benzetmek gibi olmasın, ilaçlarda prospektüs vardır yanında kullanışı, işte dünyanın nasıl kullanılacağını Allah bize Kuran ile göstermiş oluyor. Yoksa Allah esirgesin insanlar başlarını derde sokuyorlar. Mesela I. Dünya Harbi’ni çıkarttılar, II. Dünya Harbi’ni çıkarttılar, faşizmi, komünizmi çıkarttılar, mahvettiler insanları. Mesela Darwinizm’i, materyalizmi çıkarttılar, insanları inançsız, ateist yaptılar ve insanlar bunalıma girdi. Sonunda ekonomik kriz meydana geldi dünyada. Bakın şimdi Avrupa’da müthiş panik var. Ekonomik kriz durdurulamıyor, yangın gibi. Kökeninde yine Kuran ahlakına uymama vardır ve bir türlü çözüm bulamıyorlar.
SUNUCU 2: “Değerli Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinizde olsun, inşaAllah.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve Rahmetullahi ve berekatuhu.
SUNUCU 2:“8 Mayıs programınızda nuraniyet kesbetme ile ilgili bir konudan söz ettiniz. Ama fazla açıklama yapmak istemediniz. Ama kısaca bunu yapanın Melekler ve Hz. Hızır (a.s.) ile görüşebildiğini söylediniz. Hocam Mehdi (a.s.) nuraniyet kesbedebilir mi inşaAllah? Yani Mehdi (a.s.)’ın böyle bir yönü de olacak mı?” Serdar Yavuz kardeşimiz böyle bir şey sormuş.
ADNAN OKTAR: Serdar Yavuz kardeşimiz önemli bir soru sormuş. Mehdi (a.s.)’de bekliyoruz böyle bir özellik tabii ki. Hz. İsa (a.s.)’nın da vardır, Hz. Mehdi (a.s.)’nin da vardır. Bediüzzaman’ın vardır. Ama bu konuyu isterse kardeşlerimiz bir gün çok kapsamlı, daha detaylı anlatalım. Bugün yine yüzeysel anlatalım. Ama birkaç gün sonra daha kapsamlı, örneklerle, detaylarıyla anlatabilirim. İnşaAllah. Bir özel hal, yani özel bir durumdur. “Letafet kesbediyor vücut” diyor. Bediüzzaman anlatıyor. Bediüzzamanın eserlerinden bizzat orijinal kaynağından anlatayım. İmam Rabbani Mektubatı’ndan anlatayım ve detay vererek anlatırız inşaAllah. Tamam? İnşaAllah. Bak Kehf Suresi’ni açmışız. Şuradan 71’e kadar.
SUNUCU 4:“Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular. Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." (Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin? (Musa:) "İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi. Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiç bir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar."
ADNAN OKTAR:Kardeşimizin sorusunun üzerine bu ayetin çıkması çok manidar. Hızır (a.s.) bu anlatılan ilmin üstadıdır. Yani vücudunu istediği an letafet kesbedecek şekle sokabilen bir insandır. Yani adeta ruh şekline gelebilen bir insandır. İstediğinde tayyi mekan tayyi zaman yapabilen bir insandır. Zamanın dışına çıkabilir isterse. Yani kendi isteğine bağlı, Allah’ın dilemesiyle. İstediği anda da mekan değiştirebilir yani başka bir boyuta geçebilir. Böyle bir özelliği var. Bu ilmi dünyada en iyi bilen insandır inşaAllah. Bilen insanlardan birisidir, diyeyim. Burada zaten belirtiyor, ayette de zaten görüyoruz, devamında da görüyoruz. Ama derin hikmetler ve derin sırlar var tabii içinde. Bunu bir gün daha geniş olarak inceleyelim. Araştıralım, anlatalım inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınıyoruz.
SUNUCU 2:Fatır Suresi çıktı. “Kendinden öncekini doğrulayıcı olarak sana Kitap'tan vahyettiğimiz gerçeğin ta kendisidir. Şüphesiz Allah, elbette haber alandır, görendir. Sonra Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir. Adn Cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamd olsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir."
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sonra Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık.” Fakat onlardan kimi kendi nefsine zulmeder.” Vesvese eder, herkesi kendisine düşman zanneder. Olayları aleyhine görür. Mesela bakar eline “kanser olmuş olabilirim”, diyor. Veyahut “birisi bana düşman, hakkımda dedikodu yapıyor,” diyor. Kendine zulmeder sürekli. “Kimi orta bir yoldadır” yani namazını kılıyor kendi işinde, gücünde, tebliğ yapmıyor, bazen kılıyor, bazen kılmıyor, kendine göre bir anlayışı oluyor. Veyahut Cenab-ı Allah’ın kastettiği başka bir şey. “Kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer” işte bunlar Mehdiler, Peygamberler, veliler, büyük mürşitler öne geçmişler, var gücüyle Allah için hizmet ediyor ve tamamen kendini Allah’a teslim etmiş. Çok candan. Bir de o işte hani o avami tavır gösterenler vardır. “İşte bu, büyük fazlın kendisidir” işte Allah “bunu beğenirim”, diyor. “Büyük fazl budur”. “Benim beğendiğim budur”, diyor. Yani “yarışıp öne geçenleri beğenirim ben” diyor Allah. “Adn Cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler.” Hani evrim vardı? Altın bilezik evrimle olur mu? İncilerle süslenir, diyor. Cennette inciler var. Bu da mı evrimle oldu? “Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir” burada terzi yok. Allah yaratıyor. Değil mi? Demek ki evrim yokmuş. “Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamd olsun” insanların başının çok büyük belasıdır, hüzün. Sabah kalkar hüzünle kalkar, akşam yatar hüzünle. Her şey onun aleyhinedir, her şey. Yemek yer “acaba kilo mu aldım?” der. Annesi bir şey der, ciğerine oturur. Bir arkadaşı telefon eder, imalı konuştu der, sırf o yeter ona. Başka bir şeye gerek yok. Akşama kadar onunla. Bu dünyanın bir belasıdır. Allah “Ben bunu gidereceğim”, diyor. Dünyadaki mühim imtihan vesilelerinden bir tanesidir. Bu da tabii kalbin boş olmasından kaynaklanıyor. Kalp Allah’la beraberse, yoğun iman varsa hüzün o kalbe giremez. Bakın kalp tam anlamıyla Allah’ın nuruyla doluysa oraya yabancı bir madde giremiyor artık. Ne hüzün, ne korku, ne tedirginlik, ne vesvese hiç bir şey girmez. Yani kalbi Allah’la tam doldurmak lazım. Allah sevgisiyle. Kalbi tam kaplaması lazım Allah sevgisi, o zaman hiçbir şey olmaz. “Şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir." Elhamdülillah dediğinizi ben kabul ederim, diyor Allah. Ve tövbe ederseniz de bağışlarım, diyor. “Ben günahkarım, ben bitmişim” derler ya, böyle bir şey yok. Mesela toplumda öyle şeyler var. Birisi bir hata yapıyor, “istifa etsin”, “mahvoldu”, “yok oldu o adam”. Sen akşama kadar o tip şeyleri yapıyorsun. Sen niye mahvolmuyorsun da o mahvolmuş oluyor? O da bir insan, sen de bir insansın. Tövbe eder, biter. Değil mi? Güncel bir konu olduğu için de biraz söylüyorum. Mesela kart kokoşlar ortaya çıktılar, böyle iguanalar, gece gündüz ahkam kesmeye başladılar. Böyle tam kart horozlar. Kartlaşmış, tüyü dökülmüş horozlar. Bütün millete akıl ve ahkam dağıtıyorlar. Millet nefret ediyor. Adam yerine de koymuyor, çok aşağılık biliyorlar. Fakat bunlar da sanki Türkiye’yi kendileri yönetiyormuş gibi, bunların aklına Türkiye’nin çok ihtiyacı varmış gibi işte “falanca istifa etsin”, “sen dur”, “sen geç”, “sen şunu yap”. Sen kimsin de senin sözünü kim dinlesin yani. Ve böyle adamların sözünü dinlemek de çok anormal bir hareket olur, kaale almak, muhatap olmak, değer vermek. Yani benim kastettiğim kişileri kastediyorum. Onlar kendilerini biliyorlar. Yani Baron’un kart kokoşlarını kastediyorum. Bir avuçlar. Habire ahkam kesiyorlar. Hem olayın içindeler, hem olayın tezgâhçıları, hem de olayı yatıştıran veya olaya yön veren havasındalar. Ve amaçlarına da ulaştılar gördüğüm kadarıyla. Burada çok akılcı tavır koymak lazım. Bunların farfarasına, gargarasına, şamatasına hiçbir şekilde karşılık vermemek lazım. Ve adam yerine de koymamak gerekiyor. Allah’ın affetmesi yeterlidir, inşaAllah.
İyi insanları Allah her yerde iyilerle karşılaştırır ve onların hep hayatları da iyi ve güzel olur. Zorluklara her zaman sabredilmesi lazım. Çünkü Allah diyor, “Daha öncekilerin başlarına gelenler sizin başınıza gelmeden hemen Cennete girebileceğinizi mi sandınız?” diyor Cenab-ı Allah. Değil mi? Mesela bazı Nur talebeleri var. Bediüzzaman’dan Battal Gazi’den bahseder gibi bahsediyorlar. “Neler yapmış mübarek”, peki sen niye o yollardan geçmek istemiyorsun? “Olur mu? Tarih, geçmişte olmuş onlar”, diyor. Peygamberler çile çekmiş, Bediüzzaman çile çekmiş, sen? Sen, sefa sürmen gerekiyor. Halbuki Allah ayette diyor ki, haşa böyle bir şey olmayacağı belli. “Daha öncekilerin başlarına gelenler,” yani Bediüzzaman’ın, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, diğer velilerin, Bediüzzaman’ın o zamanki has talebelerinin, “başlarına gelenler sizin başınıza gelmeden, hemen Cennete girebileceğinizi mi zannettiniz?” diyor Allah. Bu açık değil mi bu ayet. Çok sarih. “Evet, diyorlar bunlar biz gireriz” diyorlar, haşa. Yani “onların başına gelenler bizim başımıza gelmeden Cennetin en ala yerlerine de gireriz. Hiçbir şey olmaz. Bizim görevimiz çay içip, dedikodu yapmak” diyorlar. Bir kısmını söylüyorum tabii. Böyle garip bir vicdanın içine girenler var. Bunlarla da ayrı uğraşıyoruz. Bunlara ayrı anlatımlarımız oluyor.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar.” Masonların vadileri vardır. “Vadi” derler onlar yaptıkları toplantılarda koydukları bir isimdir. Vehmediyor mesela Darwinist düşünceyi, materyalist düşünceler konusunda sapkın yanlış düşünceleri oluyor ki onları inşaAllah kurtaracağız. Onlarla da bağlantıdayız. “Ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar. Ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar ve Allah'ı çokça zikredenler ile zulme uğratıldıktan sonra zafer kazananlar”, bakın Mehdi (a.s.) mesela önce zulme uğrayacaktır, sonra zafer kazanacaktır, “zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” Yani “İslam’ın nasıl dünyaya hakim olduğunu göreceklerdir” diyor. Mehdi (a.s.)’a bakan bir ayettir. Şuara Suresi 227. Ebcedi de mutabık. Bu yönüyle de çok manidar. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı.” Aynı şekilde Mehdi (a..s)’ın da cinlerden, insanlardan, orduları olacak inşaAllah. Ve hayvanlara da hükmedecek. Yani kuşlara da hükmedecek. Onların Ahir Zamanda daha bakımlı, daha hoş, daha güzel imkanlarda yaşayacaklarına da Kuran işaret etmiş oluyor. Yani hayvan sevgisi, bitki sevgisi Allah’ın yarattıklarına olan sevgiye de Kuran işaret etmiş oluyor.
Tamam şimdi bir ara verelim.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra tekrar beraberiz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam hoş geldin, sefa geldin.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, hoş bulduk Hocam.
ADNAN OKTAR:Anlatacakların neler var?
OKTAR BABUNA:Çok ilginç bir soru var, okuyayım mı onu?
ADNAN OKTAR:Çok ilginç, Allah Allah.
OKTAR BABUNA:Önce soruyu okuyayım, sonra da bir resim var Hocam inşaAllah. “Hayırlı akşamlar internette dolaşan ekteki resme bakıldığında, Hazar Denizi’nin doğu kısmında bir insan figürü var. Ve sanki bu kişi elleriyle Türkiye’yi tutuyor görünüyor. Rica etsem bunu Hocanıza gösterir misiniz? Allah’ın sonsuz fazlı ve rahmeti tüm Müslümanların üzerine olsun. Allah Türk-İslam Birliği’ni bir an önce hakim kılsın. Allah Hocamızın sağlığına sağlık, gücüne güç katsın inşaAllah. Levent Bozkurt.” Bir resim göndermiş inşaAllah, harita resmi.
Hocam, bu Hazar kısmının doğu kısmı burada bir insan yüzü hakikaten.
ADNAN OKTAR:Doğru evet.
OKTAR BABUNA:Boyun, gövdesi, elleri de Türkiye’nin üzerinde maşaAllah. Tam bir adam gibi maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Parmağı eğilmiş, başında da sarık var hatta. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Sakalı var.
ADNAN OKTAR:Sarıklı sakallı, evet. Boynu uzunca bir boynu var. Biraz yan yatmış gibi, yana doğru eğilmiş.
OKTAR BABUNA:Şöyle çevirsem aslında. Bu şekilde olur mu?
ADNAN OKTAR:O zaman elini havaya kaldırmış oluyor.
OKTAR BABUNA:Tam bir yüz, gövdesi, boynu.
ADNAN OKTAR:Hakikaten çok acayip, böyle bir şey olması. Tarihi tablolarda olur öyle. Eli Türkiye’ye uzanan çok acayip. Yani net el gibi görünüyor evet. Omuzu öbür tarafa doğru gidiyor. Başında sarık. Yani net elbise gibi olmuş maşaAllah. Evet doğru, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Türkiye’nin büyümesiyle ilgili bir haber var Hocam inşaAllah. Türkiye, maşaAllah Avrupa Birliği bayağı bir zor durumdayken Türkiye de büyümeye devam ediyor. “Krizin etkisinden çıkan Türkiye büyüme atağına kalktı. TÜİK Aralık 2009’da başlayan üretim artışının Mart 2010’da sürdüğünü açıkladı. Sanayideki artışın, Türkiye’nin çift haneli büyümesini sağlayacağı belirtildi” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Türkiye’de ekonomik kriz hiç etki etmeyecek”, demiyorum. “Etki edecek ama az etki edecek” dedim ben. Bu haber de doğru değil. Ekonomik krizin etkisinde olacak Türkiye, ama zayıf olacak etkisi, inşaAllah.
SUNUCU 2:“Sayın Hocam, selamun aleyküm”.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve Rahmetullahi ve berekatuhu.
SUNUCU 2:“ ‘Bazen ülfetten kaynaklı olarak ilaç içeyim de iyi olayım’ diyoruz, o sırada Allah’a şirk koşmak düşüncemiz haşa yok ama gaflette kalabiliyoruz. Bu gizli bir şirk midir? Sizi çok seviyoruz, Derya.”
ADNAN OKTAR:Derya Hanımın sözü doğru ama tabii toparlayacağız kendimizi. İnsan boş bulunabilir, unutabilir, o kadar da onun vesvese haline getirip onu bir acı konusu haline getirmek doğru olmaz. Önden bir niyet etmek lazım. “Yarabbi her şeyin sahibi Sensin, her şeye güç yetiren Sensin, biz aciz kullarız, Sen her şeyi yaratıyorsun, biz de Sana tabiyiz” diyecek. Ama mesela anlık dakikalık insan unutabilir, boş bulunabilir. Ondan sonra yine toparlayacak. Baştaki niyeti yeterli olur, Allah’ın izniyle. Ama unutmamak gerekir tabii. Şimdi ben ilaç aldım, başımın ağrısı geçer. Geçmez. Geçmeyebilir. Geçse bile orada Allah yarattığını bilecek şahıs. O şirk olmuş olur. Her şey için bu geçerli.
OKTAR BABUNA:Bugün Haber7 sitesinde bir haber çıktı Hocam. Güya evrime delil gibi göstermeye çalışıyorlar. Archaeopteryx fosilinde çinko bulunmuş. Biz de yazının orijinalini bulduk. Orijinalinde diyor ki, “bu çinko normalde kuşlarda bulunur. Archaeopteryx de bir kuş olduğu için onda da bulunmuş” diyor. Haber7’deki haber bundan da biraz farklı olarak güya bunun evrime delilmiş gibi işte dinozorlarla bağlantısı varmış, onlardan gelmiş bir haber şekliyle vermiş.
ADNAN OKTAR:Haber 7 dindar bir site değil mi? Buna rağmen evrimci bir üslupla anlatmış. Ve anlatılmadığı halde, böyle bir şey söylenmediği halde.
OKTAR BABUNA:Yazının orijinalinde de çok net ifadesi söylüyor. “Çinko kuşlarda da vardır” diyor. Yani bu ifadeyi geçiriyor. “Archaeopteryx’in içinden çinko çıktı, kemiklerinde” diyor.
ADNAN OKTAR:Bakın bu Haber7’yi biz kaç defa uyarmışızdır. Bu Müslüman bazı gazeteleri defalarca uyardık. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:“Pardon, haberimiz olmadan yaptık, evrimle ilgili haberi”, diyorlar. Kardeşim bu nasıl bir şeydir? Nasıl gözünden kaçar? Nasıl fark etmezsin sen böyle bir şeyi? Değil mi? Bir değil, iki değil, her seferinde biz uyarmışızdır. Her seferinde ya cevap verdik, ya açıklama yaptık. Yani bıraksak kim bilir ne olacak, kendi haline bıraksak, değil mi? Müslüman çok duyarlı ve dikkatli olacak. Gerçi hepsi Müslüman ama onlar evrimci değiller. Yani bu çok önemli. Tabii.
OKTAR BABUNA:Hatta bu da orijinali, okuyunca da çok net anlaşılıyor. Söylüyor “kuşlarda olan bir şey çinko, onda da bulundu” diyor.
ADNAN OKTAR:O lehte bir delili sanki evrimin lehindeymiş gibi, yani yaratılışın lehinde olan, yaratılışla ilgili bir delili evrimin deliliymiş gibi sunmuş. Bu çok acayip bir hareket. Çok yanlış bir hareket.
OKTAR BABUNA: Aşağıdaki yorumlara da baktım Hocam, belli ki sizin kitaplarınızı çok okuyan insanlar var. Hemen cevabı yapıştırmışlar. Archaeopteryx’in neden kuş olduğunu böyle delilleri ile anlatan birçok yorum gördüm altında böyle.
ADNAN OKTAR: Var mı burada?
OKTAR BABUNA: Haberi bulamadım, bulurum şimdi birazdan Hocam, inşaAllah. “Dinozorlarla kuşlar arasında kimyasal bağ bulundu” diye başlık yapmışlar hatta.
ADNAN OKTAR: Mesela bu çok acı, bak çok acı, bunu fark edememeleri. Haber7.com. Evet.
OKTAR BABUNA: Halbuki orijinalinde bile o başlık yok Hocam, başlığı bile farklı. “Archaeopteryx fosilinde yumuşak doku artıkları keşfedildi” diyor.
ADNAN OKTAR: Tabii ki bu yaratılışa delildir. Alenen yani yaratılışa delil olduğunu açıkça, defalarca ispat ettik ve o devirden kalma kuş fosillerini de biz ortaya koyduk, değil mi? İnşaAllah. Bakayım o arkadaşların yorumlarına.
OKTAR BABUNA: Göstereyim Hocam hemen inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
OKTAR BABUNA: “Haber 7 iyi misin? Seni biz niye destekliyoruz? Düzgün haberler yayınladığın için. Evrim haberi yayınlamakla, bilim haberi yayınladım diyemezsin. Bilim, gerçekleri, doğruları yansıtır ve haberleri de o şekilde olmalıdır.” “Sayın kanal 7 kendinize gelin. Bu haberin evrimi kanıtlamadığını 5 yaşındaki çocuk bile biliyor. Evrimciler Archaeopteryx’i dinazor kuş kabul ediyorlar. Böyle olunca da ‘dinozorla kuş arasında bağ bulduk’ diyorlar. Oysa ki bu kuş, tam ve mükemmel bir kuştur. Sizden ricam, bilimsel hiçbir kanıtı olmayan, sadece uydurma izahlarla ayakta tutulmaya çalışılan bir teoriyi gündeminize almamanız.” “Bu bulgu da tam bir modern kuş olduğunu gösteriyor. Araştırmanın orijinalinde Archaeopteryx’in kemiklerinde modern bir kuş olduğunu kanıtlayan çinko kalıntıları bulunmuş. Ama evrimciler yine ‘dinozorlarla kuş arasında bağ kurduk’ gibi saçma sapan bir mantık kurmuşlar. Zaten modern bir kuş olduğunu kanıtlayan asimetrik tüy yapısı var. Uçmak için özel içi boş kemik yapısı, strenumu var. Uçma kaslarının bağlandığı bu bulgu da yine 21. yüzyıldaki tüm bilimsel veriler gibi evrimsel bir sürecin, evrimin olamayacağını gösteriyor.”
ADNAN OKTAR: Ali, Kemal, Feral evet bunlar kimse bu kardeşlerimiz helal olsun, maşaAllah. Haber7 de ne diyor? Yukarı gel bakayım. Çocukların başka ifadeleri var. “Haber 7 iyi misin?” Çok doğru söylemişler tabii ki. “Toparlanın” falan gibisinden.
OKTAR BABUNA: Kendi üslubunca yazmış o da Hocam. Fakat yani evrimcilerden daha evrimci olmuş oluyor bu yani. Orijinali bile o kadar şey etmemiş öyle.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ın yine ifadelerinde değişiklikler olan örnekler var. Çok fazla değişiklikler yapmışlar. Onların delilleri var, onlar da bir ara göstermek istiyorum. Bak diyor ki, Bediüzzaman diyor, “Şerh ve tashih manasında ilaveler yapmak ve bazılarını çıkarmak gibi tasarrufta bulunmak, sadakatten uzaklaşmaktır. Bu tahrifatı asla tasvip etmiyoruz” diyor Bediüzzaman. Yani “ilaveler yapmayın, değişlikler yapmayın, çıkartma da yapmayın” diyor. Bak, “şerh ve tashih manasında ilaveler yapmak” Risale-i Nur Külliyatı’na “…ve bazılarını çıkarmak gibi tasarrufta bulunmak, sadakatten uzaklaşmaktır. Bu tahrifatı asla tasvip etmiyoruz” diyor Bediüzzaman ve buna rağmen yapıyor adamlar. Bak, Bediüzzaman ayrıca diyor ki, “Üstad’ımız Risale-i Nur telifinden sonra, bir harfini de değiştirmeye mezun değilim” diyor bakın, “…bir harfini bile değiştirmeye mezun değilim, bana böyle bir izin yok” diyor, dediği halde bazı neşriyatların, Üstad’ımızın bu izahları uymaması ve tasarrufta bulunmaları katiyen tasvip edilemez” diyor. Oktar Hocam, senin bize başka anlatacağın var mı?
OKTAR BABUNA: Hocam bir tane sevimli bir kuzu ile ufaklığın bir şeyi var, onu gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Nedir?
Bakın şu, “Isparta’da geçen bir olay. Selamun aleyküm” diyor. Bir de bak “slm alykm” harfleri koymuş.
OKTAR BABUNA: Sık sık yapıyorlar bunu Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela bu çok anormal bir hareket. Böyle selam olur mu? Böyle selam olur mu? Selamun aleyküm desen ne kaybedersin? Sabahlara kadar 5 saat oturuyorsun, bomboş laflar konuşuyorsunuz 6 saat, bir “selamın aleyküm” diyecek kadar gücünüz yok mu? “İkinci ağızdan dinledim. Dinlediğim kişiye yaşayan amca anlatmış. Amcanın ismi tam hatırıma gelmiyor.” Bak görüyor musun, hikayelere bak? Bediüzzaman’ın anlatımlarını ve hadisleri çarpıtmak için yapılan olaylardan bir tanesi. “Öğrenince de onu da yazarım.” Yani öğrenirsem onu da yazarım”. “Isparta’da geçen bir olay bu. Bu amca Üstad’ın yanına devamlı girip-çıkan biri, belki de meşhur olmayanlardan. Bir gün Üstad’ın yanına gitmesi icap ediyor. Artık dalgınlığına gelmiş herhalde, kapıyı vurmadan içeri giriyor. Üstad Hazretleri namazdadır, imamdır. Arkasında epey bir uzun boylu, sarı saçlı, heybetli bir zat. O da cemaatte, yani cemaat halinde namaz kılıyor. Namaz bitiyor. O uzun boylu, sarı saçlı zat pencereden çıkıp gidiyor. Tabii mübarek amcamız korkudan titremeye başlıyor. Üstadımız soruyor, ‘hayırdır Keçeli, neden titriyorsun?’ Amca, ‘Üstadım, kimdi o arkanızdaki’ diye soruyor. Üstad ise, ‘Keçeli o Hz. İsa (a.s.)’dı. Onu görebilmen için pencereyi açık bıraktım’ dedi”, diyor. Şimdi ne diyeceksin sen bu adamlara?
OKTAR BABUNA: Diyecek bir şey kalmamış Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir kısmı da diyor ki, “geldiler abiler. Hz. İsa (a.s.) geldi, namazı da kıldı Peygamber olarak” diyor. Bir kısım Nur Talebeleri, “ondan sonra pencereden çıktıktan sonra öldü” diyorlar. “Ondan sonra namazını kıldık, konu bitti. Mehdi (a.s.) da gelmeyecek, Hz. İsa (a.s.) da gelmiştir, konu bitti. Siz neler konuşuyorsunuz?” diyorlar. Müslümanlar bu büyük yanlışa karşı, bu büyük anormalliklere karşı çok akılcı, çok mantıklı, sabırlı bir çalışma yapmaları gerekiyor ve her yerde Risale-i Nur Külliyatı’ndan, hadislerden bu konuları, bu kişilere sorsunlar. Bir de yalan söylemenin haramlığının çok üzerinde dursunlar ve Üstad adına yalan söylemenin de haramlığının üzerinde dursunlar.
Nur Talebeleri kardeşlerimiz ile görüşen kardeşlerimiz Bediüzzaman’ın şu sözünü sürekli söylesinler. “Bu zamanın en büyük farz vazifesi görevi İttihad-ı İslam’dır, İslam Birliği’dir”. Bunu sık sık hatırlatsınlar. “Bu konuda ne yapıyorsunuz? Bu konuda hangi sözleriniz oldu? Neler yaptınız? Biraz anlatın,” desinler. İttihad-ı İslam, İslam Birliği zaten Mehdiyet’tir. Bunu kabul eden, İttihad-ı İslam’ı kabul eden, Mehdiyet’i de kabul etmek durumundadır, inşaAllah.
Evet, “Mehdi (a.s.)’ı ilk Nur talebeleri fark edecek dediniz” diyor. Yok öyle bir şey yok. Niye Nur talebeleri önce fark etsin? “İmanın nuru ile fark edilir” diyor Bediüzzaman. Yani imanın nuru bir tek Nur talebelerinde yok. Bütün Müslümanlar için bu geçerlidir, öyle bir şey olmaz.
İmam Gazali’nin kitabından bahsetmişler. Evet, güzel bir eserdir.
Deniz Baykal ile ilgili konuşmuşlar. Deniz Baykal’ın konumu şöyle oldu. Aslında basın bu konunun üzerine gitmeseydi ve bu kadar büyütmeselerdi, konu kendiliğinden kapanırdı. Çok büyüttüler olayı, yani hemen ertesi gün manşetlere taşıdılar. Çok büyük bir olay var havası verdiler ve dolayısı ile o da duygusal bir insan olduğu için etkilendi benim anladığım. Halbuki, faraza daha önce de söyledim, böyle bir şey olmuş olsa dahi, farz edelim diyorum ki bence şüpheli, olsa dahi, tövbe eder. Dolayısı ile basının oradaki tavrı doğru değil, yani ana haberden vermeleri. Arkasından Baron’un kalemşörlerinin ortaya çıkıp o kart dinozorların ahkam kesmeye başlamaları, böyle adeta sevinç çığlıkları atmaları olaya daha değişik bir görünüm verdi. Bence olayın arkasında Baron var ve Baron’un takımı var. Çünkü onların eskiden beri politikası buydu, amaçları da buydu. Baktılar ki Baykal dinden, imandan bahsediyor, Allah’tan, Kitap’tan bahsediyor, güzel ahlaktan, İslam’ın yayılmasından bahsediyor, “öyle bir şey yapalım ki, bir daha Baykal ağzını açamasın. Ne Kuran’dan bahsetsin, ne Peygamber (s.a.v.)’den, ne İslam’dan bahsetsin. Esaslı bir şey yapalım, onu susturalım” dediler. Oyunlarını yaptıktan sonra da zaten dinozorlar hemen homurdanmaya başladı, yani dinozor sesleri çıkartmaya başladılar, o uyuz dinozorlar. Sanki Türk Milleti onları kaale alıyormuş gibi. Yani millet tiksintiyle bakıyor, kimsenin de adam yerine koyduğu yok. Yani pislik olarak görünüyor Türkiye’de, çok aşağılık pislikler olarak görünüyor. Onlar da Türkiye’ye yön verdiklerini zannediyorlar. Kardeşim sen bir köşede, bir yerde yazı yazıyor olabilirsin. Müslüman, bizim milletimiz tiksinti, tedirginlik ve böyle rahatsız bir ifade ile onların yazılarını okuyorlar. Değer vermiyorlar, adam yerine de koymuyorlar. Bunlar da kasım kasım kasılıyorlar sanki böyle Bakanlar Kurulu gibi hava vererek falan. Siz kimsiniz yani? Kim kaale alır sizi? Yani ne mal olduğunuz ortaya çıktı. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün beslemelerisiniz ve it kopuk takımısınız. Dolayısı ile çok sinsi bir oyun meydana getirdikleri görülüyor, yani direkt onların işi. Üslup, stil, daha önce yapılanlarla da bağlantılı, aynısı ve arkasından sevinç çığlıkları atmalarından dolayı anlaşılıyor. Alenen sevinç çığlıkları atıyorlar. Binbir türlü yere dikkati çekmeye çalışıyorlar. Yok Mustafa Sarıgül, yok işte Fethullah Gülen Hoca Efendi, yok hükümet, değil mi? Bin bir yere dikkati dağıtmaya çalışıyorlar. Halbuki doğrudan Baron’un bir politikasıydı bu. Baron’un hedefiydi ve stil tam Baron’un stili bu, klasik. Yani onun yöntemidir bu ve ilk defa yaptığı bir şey de değil. Her zaman başvurduğu bir yöntemdir. Nitekim de sonraki reaksiyonundan da bunu anladık, yani olaya hemen atlamasından anladık, olayın üzerine atlamasından anladık, değil mi?
OKTAR BABUNA: Bir de kimsenin bilemeyeceği bir-iki detayı da ağızlarından kaçırdılar, sonra toparladılar hemen, böyle geri çevirdiler.
ADNAN OKTAR: Deniz Baykal’ın bu adamları kaale almasına ben şaşırıyorum, yani kaale almasına. Hiçbir şekilde kaale almasın bence, hiç muhatap da olmasın. Normal yine CHP’nin başına geçsin, görevine devam etsin, o kadar, tabii. Bir de ne yapması gerektiğine de öyle akıl veriyor adam ayrıca.
Bakın Bediüzzaman diyor ki, “1910 tarihinde”, 1910-11 tarihlerinde, bakın çok önemli bir şey söylüyorum. Bilinmiyor bu, gizli. Bediüzzaman’ın bilinmeyen mektuplarından bir tanesini açıklıyorum. “1910-11”, “eğer siz tembel kalıp da, onun yolunu yapmazsanız”, onun yolu, yani “Mehdi (a.s.)’ın yolu yapmazsanız, ona yardım etmezseniz”, “…tembellik etseniz”, tembellik etseniz, yani hiç yardım etmeseniz dahi, tembellik de etseniz, hiç bir şeye karışmasanız, hani her zaman diyorum ya, isterse hiç dünyada kimse yardım etmese dahi, bak “…tembellik etseniz, 100 sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz” diyor. “Yüzünü göreceksiniz 100 sene sonra”. 1910’a 100 ekliyoruz, 2010. 2010 evet. “2010’da yüzünü göreceksiniz, cemalini göreceksiniz mübareğin” diyor. Bak çok açık. “Yardım etmeseniz dahi” diyor. Bak buyurun söylüyorum. “Eğer siz tembel kalıp da, onun yolunu yapmazsanız”, tabii bambaşka anlam vermeye çalışıyorlar, o ayrı mesele. Yani bir sor bazı tiplere, akıl almaz izahlar yaparlar. Tabii ki çok net Mehdi (a.s.)’a yönelik olduğu. “Eğer siz tembel kalıp onun yolunu yapmazsanız, ortam hazırlamazsanız, tembellik etseniz, 100 sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz” diyor “mübareğin”. “Zira sizinle İstanbul arasındaki mesafe bir aylıktır” diyor, yeri de söylüyor. “Zira sizinle İstanbul arasındaki mesafe bir aylıktır.” Olay yeri İstanbul onun için.
Bakın yine, Bediüzzaman’ın Emirdağ Lahikası’nda, Bediüzzaman’ın el yazması olan bir yazı, yine bak bilinmeyen bir bilgi daha veriyorum. Hiç kimsenin bilmediği bir şey, yani çok az insan bilir. Bu ifade şimdi okuyacağım ifade Emirdağ Lahikası’nda el yazması, Bediüzzaman’ın el yazması olarak var. Ben uzatmıyorum, yani konuya aradan giriyorum. “Biri Risale-i Nur’dur, biri de onun bir tercümanı ve Risale-i Nur hakkındaki hüsnü zannınız daha fevkinde Risale-i Nur’a layıktır. Çünkü Kuran’ı Hakimi bir mucize-i maneviyesidir”, yani Kuran’ı Hakim’in bir mucize-i maneviyesidir, “manevi mucizesidir Kuran’ın” diyor Risale-i Nur Külliyatı için. Ahir Zaman’da gelecek Hz. Mehdi (a.s.) da, ona o kıymeti verecek itikadındayım” diyor, yani Risale-i Nur’a gereken değeri vereceğine inanıyorum diyor Mehdi (a.s.)’ın. Bakın açık söylüyor. “Ahir Zaman’da gelecek Hz. Mehdi (a.s.) de, ona, Risale-i Nur’a o kıymeti verecek itikadındayım”. Başka bir yerde de ne diyor? “Gerçek sahipleri Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelir, o daireyi genişlendirir, o tohumlar sümbüllenir, biz de mezarımızdan bakıp Allah’a şükrederiz” diyor değil mi? Buradan da anlaşılıyor ki, “bunu Anadolu’nun bağrından bu hizmeti kimse çıkaramaz, Risale-i Nur’u. Buradan da anlaşılıyor ki, Ahir Zaman’da gelecek o acip zat, Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Yani “Risale-i Nur Külliyatı’nı eser olarak kullanacak, anlatacak” diyor Bediüzzaman, Mehdi (a.s.) için.
Bakın değiştirdikleri bir tane daha var, bir konu daha var. Bir olaydır bu, buna da çok dikkatinizi çekiyorum. “İşte ben sizinle konuşmayacağım. Şu tarafa dönüyorum, müstâkbelde ki insanlarla konuşacağım.” Yani “Mehdi (a.s.) devrindeki gençlerle hitap ediyorum” diyor Bediüzzaman. “Ey 100’den sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne benim sözümü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile bizi temaşa eden Saîd, Hamza, Ömer, Osman, Yusuf, Ahmed vs. size hitap ediyorum” diyor. 2010’larda ki gençliğe hitap ediyor, Mehdi (a.s.) talebelerine. Bak diyor ki, “Ey 100’den sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne benim sözümü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile bizi temaşa eden…” “gençler” diyor sayıyor. Şimdi hazretler ne yapsalar beğenirsin? “Ey 100’den ta 300’den sonra ki yüksek asrın” diye ilave yapmışlar mübarekler. Bakın “300” ilavesi var, yok orijinalinde yok. Niye bu 300’ü ilave ettiniz Cübbeli gibi?
OKTAR BABUNA: AllahAllah Hocam korkuyorlar demek ki.
ADNAN OKTAR: Bak 100, 2010’ları veriyor. 300 dediğinde, zaten Bediüzzaman’ın dediğini de aşıyor 300 dediğinde. Bediüzzaman “2120’de Kıyamet kopacak” diyor, nasıl olsun o 300 sene, nereye ilave ediyorsun sen onu? Bakın “2120’de Kıyamet kopacak” diyor, sen bir 300 sene daha ilave etmişsin, bari doğru söylemiyorsun, neyse şimdi bir şey söyleyecektim. Şimdi bunun orijinalini de göstereceğim, yani “100 sene” diyenle, “300 sene” diyenin arasındaki farkı da göstereceğim. Bak bu da çok nettir.
Bakın yine ayrıca, “Van kalesi o azametli mezara azametli Van Kalesi mezar taşı olmuş. Ey yüz sene sonra gelenler…” Mehdi (a.s.) ve talebelerine hitap ediyor, 2010’lar oluyor, “şu kalenin başında bir medrese-i Nuriye çiçeğini yapınız. Cismen dirilmemiş, fakat ruhen bâki ve geniş bir heyette yaşayan Medresetü’z-Zehrayı cismanî bir surette bina ediniz...” Yani “burada büyük okul açınız” diyor, “açın” diyor Mehdi (a.s.) talebelerine. “Zaten Eski Said ekser hayatı o medresenin hayaliyle gitmiş ve o matbu risalenin” ve devam ediyor. Ama bak “ey 100 sene sonra” diyor. Bak diyor ki Üstad, yine söylüyorum bu yanlış yolda olan kardeşlerimize, Barla Lahika’sı Mektubu’nda diyor ki, “Şerh (açıklama) ve tashih manasında ilaveler yapmanız ve bazılarını çıkartmak gibi tasarrufta bulunmanız sadakatten uzaklaşmaktır. Bu tahrifata asla tasvip etmiyoruz.” “Yapmayın bunu” diyor Bediüzzaman. Kardeşim niye yaparsınız, daha devam ediyorsunuz söylenmesine rağmen?
OKTAR BABUNA: Allah-u alem biliyor mu yapılacağını Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii bu harika yani biliyor ki söylemiş. Bak “bir harfini dahi değiştirmeye mezun değiliz“ diyor Bediüzzaman, “değilim, bir harfi bile değişmeyecek” diyor. Adam 300 ilave etmiş, 100’e 300. Bak hıza bak o yetmiyor 200 de değil 300 üstelik. Cübbeli de 570 ilave etmiş.
OKTAR BABUNA: Olabildiğince ileri atmış.
ADNAN OKTAR: 570 sene. ”Ahir Zamanın o büyük şahsı neslen” bakın neslen, nesil olarak, “Âl-i Beyt'te’n olacak. Biz Nur şakirdleri ancak manevi Âl-i Beyt'ten sayılabiliriz.” Bediüzzaman bunu reddetmiyor, “ben Âl-i Beyt'tenim” diyor. “Seyyidim ve şerifim” diyor, ama “manen” diyor “manen”. Neslen ayrıdır, yani genetik olarak kastedilen seyyidlik ayrıdır, genetik yönde, manen seyyidlik ayrıdır. “Gelecek olan Mehdi (a.s.) genetik olarak da seyyid olacak” diyor. “Yok” diyorlar, “Bediüzzaman, biz biliyoruz bize söyledi, ‘ben seyyidim’ dedi diyor. Bediüzzaman diyor ki, “seyyid olanın ‘seyyidim’ demesi gerekir, bu farzdır” diyor. “Ama olmayan yalan söylerse bu da haramdır” diyor. Ve hadiste de belirtmiş bunu. Yok o hadise rağmen bu şekilde, “o yazdığı yalan. İnanmayın, doğruyu bize söyledi” diyorlar. “Bu yalan mı?” diyoruz, “evet bu yalan” diyorlar. “Bediüzzaman yalan yazdı burada” diyorlar. “Doğrusunu bizim kulağımıza söyledi orada” diyorlar. Kardeşim bakın şimdi yalan söylüyorsunuz, doğru konuşmuyorsunuz, yalan demeyelim de yalan biraz ağır bir söz, doğru söylemiyorsunuz. Şimdi mesela ben senin neslini merak etsem, giderim nüfus müdürlüğüne bakarım. Mesela Karahanlılar’a dayanabilir, Oğuztürk’ü olabilirsin, başka bir kavimden gelebilirsin. Mesela Arap kökenli olabilir. Birçok vatandaşımız böyledir, çok normal. Bunu tespit mümkün, niye tespit etmiyorsun? Bediüzzaman Kürt’tür, kökeni Kürt ve iftihar ediyoruz, iftihar ediyoruz. Ben çok severim Kürtleri ve büyük alimlerin büyük bölümü Kürt’tür. Selahaddin Eyyubi başta olmak üzere, büyük kumandan Selahaddin Eyyubi. İftiharla anıyoruz değil mi? Dolayısıyla ne gerek var bunlara, yani bu ispat edilecek bir şey. Git bak bütün soyu, sülalesi hepsi Kürt’tür Bediüzzaman’ın. Kardeşleri var, akrabaları, bütün akrabaları Kürt’tür. O nasıl müstakilen seyyid olsun? Ama “manen Ehl-i Beyt'tenim ben” diyor. “Seyyid ve şerifim” diyor, doğru diyor. Hem Haseni, hem Hüseynidir manen, inşaAllah. Kastettiği budur inşaAllah.
Serdar Barçın’ın dediği doğru, insanların fazla üstüne gelmemek lazım. İmanının kaldırabildiği kadar konuları anlatmak lazım. İmanının kaldırabildiği kadar, o zaten gereğini yapar, neyse Allah’ın emirleri ona göre hareket eder inşaAllah.
Bak diyor ki, Bülent Akyürek, “Ben ateist birisiydim” diyor, Bülent Akyürek. “O kadar ateisttim ki, Marks’ın, Engels’in Türkiye’de ki tam bir temsilcisi olacağım gözüyle bana bakılıyordu. Fakat üzerime Allah-u Teala’nın hidayeti yağdı, bunun gibi birçok insan kendiliğinden hidayet buldu. Mesela Hasan Kaçan gibi” ve başka kişiler saymış, “demek ki İstanbul’da güçlü bir manevi enerji var ki, o insanların beyinleri oturdukları yerden etkileniyor, hidayet şuurları açılıyor. Avrupa’da ise İslam’la şereflenen, bilim inceleyen yeni bir şeye tahkik edenler var, onların da şuuru açılıyor” diyor. Benim kanaatim de o zaten. Ben de Mehdi(a.s.)’ın İstanbul’da olduğuna inanıyorum. Allah’ın onun kanalıyla insanlara hidayet dağıttığına inanıyorum. Çünkü bir enerji kaynağıdır Mehdi(a.s.), pozitif enerji kaynağıdır. Bütün dünyaya oradan hidayet yayılır, Allah’ın vesilesiyle. Mehdi ismi zaten “hidayete erdiren” Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın hususi hidayete erdirdiği anlamına geliyor. Aynı zamanda “hidayete de vesile olan” anlamına geliyor, inşaAllah.
“Hocam selam”, aleyküm selam ve Rahmetullahi ve berekatühü, “ben İstanbul’dan Elif İmran” Elif hanım yazmış. “Uzun zamandır Necip Fazıl Kısakürek’in gençliğe hitabesini düşünüyorum, son derece mükemmel ve manevi yönü çok kuvvetli geldi bana. Mehdi (a.s.) talebelerine hitaben yazılmış olabileceğini düşündüm. Bir bölümü şöyle; ‘Halka değil, Hakka inanan...’ Siz ne dersiniz Hocam?” diyor. Tabii ki Necip Fazıl’ın diğer şiirlerinde de Mehdiyete açık açık atıfta bulunan izahları var. Hatta 1400’de çıkacağını söylüyor Necip Fazıl Kısakürek Mehdi (a.s.)’nin, inşaAllah.
“Sayın Hocam duygusallığın aklı kapattığının farkındayım. Olumsuz gibi görünen olaylarda duygusallığa kapılmamak, aklımı kullanmak için ne yapabilirim?” Pelin Özgün hanım. Duygusallık dünyada insanların en büyük başının belalarından bir tanesidir. Her şeyde bir hayır vardır, ama özellikle duygusallığın kapısı sonuna kadar açıktır, buna çok dikkat edilecek. Üzülecek çok konu bulunabilinir. Biz hepsine Kuran’la, aklımızla cevap vereceğiz. Allah bizi imtihan edecek. Değil mi? Mesela ne bileyim ben kendimle ilgili örnekleri veriyorum da. Bir beni Akıl Hastanesine koymuşlardı. Yani inanın 10 dakika duramazsınız. 10 dakika. Bakın “10 saat” demiyorum 10 dakika duramazsınız. Adam kan revan içinde kalmış, kafasını duvarlara vuruyor ağzından burnundan kanlar geliyor. Öyle deli. Akıl hastaları ve üstünde hiç kıyafet yok adamların. Doğal ihtiyaçlarını bilmiyorlar ve yüzlerce deli akıl hastası. Onların içindeydim. Kapıyı kapattılar, çelik kapıyı. Hadi hayırlı uğurlu olsun. Çık çıkabilirsen, o kadar. Değil mi? Sabah güğüm ile çay geliyor, alüminyum kova, böyle silindir gibi bir şey. Büyük bir kap içi çay dolu. Kepçe ile çayı alıyorlar, “şap” diye dökülüyor. Bir de ekmek. Onu da onun içine doğruyor hastalar, yiyorlar yani büyük bir iştahla. Öyle bir ortam vardı. Ben orada son derece neşeliydim. Bütün arkadaşlarımız biliyor. Doğru mu, Oktar. Nasıldım?
OKTAR BABUNA: Doğru Hocam. Hocam sizi ziyaret ettim ben zaten. Bizzat şahit oldum. Oradaki neşeniz, tevekkülünüz herkesi o kadar etkiliyordu ki zaten herkes akın akın sizi görmeye geliyordu. Yani şıklığınız, temizliğiniz, oradaki duruşunuz, konuşmanız, tarzınız.
ADNAN OKTAR:Sen ne diye gitmiştin oraya?
OKTAR BABUNA: Hocam herkes sizi görmek istiyordu o dönemde zaten.
ADNAN OKTAR:Hayır sen okulla mı gelmiştin oraya?
OKTAR BABUNA:Evet okulla. Ben Tıp Fakültesi son sınıftaydım. Stajımız vardı 15 günlük. Normalde kimse gitmez Akıl Hastanesi stajına. Onlar da veriyorlardı, yani göz yumuyorlardı. Herkes düzenli olarak Adnan Oktar orada diye Hocamızı görmeye gidiyordu. Yani bu hiç mümkün değil öyle olması, yani birini görmek için. Akıl Hastanesi ortamı çünkü çok anlatılacak bir ortam değil. Böyle görmek lazım orayı. Akın akın herkes sizi görmeye geliyordu hatta daha sonra Yıldırım Aktuna doktorların ve hemşirelerin sizinle görüşmesini yasaklamıştı.
ADNAN OKTAR:Bir de bana da ekstra bir de ayağıma da zincirle bağladılar. O da nesiyse? Acayip utandım zinciri ayağıma vurunca. Ya benim bildiğim, adam zaptedilemez, kendini oraya buraya saldırır, milleti boğmaya falan kalkar ki belki o olabilir ki onları bile bırakıyorlar, bahçede geziyorlar onlar.
Evet, işte bizim mekan. Ki arkadaşlarımızın bir bölümü bunlar. Ki bu düzenlenmiş hali böyle de değil, yani daha da beter. Benim de şöyle bir tane somyam vardı, 2. Dünya harbinden kalma bu tarz. Benim de öyle bir üniformam vardı, bir tane akıl hastası üniforması. Evet bak arkadaşlarımla beraber, tımarhanenin penceresinden.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Ki bunlar da yine en akıllılarıydı yani.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. O dönem herkes muazzam hayran oluyordu Hocam yani size. Ben hiç unutamadım o görüşmemizi.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah, EvvelAllah. 10 ay asla da boyun eğmedim, yani muntazam yine tebliğime devam ettim. Kaç defa Yıldırım Aktuna çağırdı. “Vazgeçeceksin. Ben seni ömür boyu buradan çıkarmam” dedi. Ömür boyu; beni hiç ilgilendirmez yine devam ettim. Ben Allah’a karşı sorumluyum yani değimli orada. İsterse assınlar, ne yaparsa yapsın ben yine devam ederim. Baktılar, 10 ayda baktılar vazgeçmiyorum, “hadi git” dediler. Elhamdülillah. Anlı şanlı çıktık kaldığımız yerden devam. Çıktığımda çığ gibi gelişmişti arkadaşlarım. Mesela çok küçük bir gruptuk. Bir döndüm, böyle camiye toplanmışlar. Böyle camiye sığmıyorlar. Yepyeni gençler, birçok insanlar yani genç delikanlı çocuklar, tanımam bilmem doluşmuşlar. Elhamdülillah. Allah’ın bir lütfu. Yani kardeşim normalde deli diye insanın ödü kopar. “Kardeşim aman yanına yanaşmayalım” dersin. Dağılırlar, adam tapu gibi de raporum var ayrıca yani sağlam, sağlam yere de girmişsin. En azılı delilerin olduğu yere konmuşsun. Gitmesi dağılması lazım. Yani en az 10 misli büyüdü. Elhamdülillah, 10 misli arkadaş çevrem genişledi. Ve muazzam bir şey oldu. Sevgileri arttı, saygıları arttı. Her şeyin Allah’ın elinde olduğunu gösteriyor bu. Yani normalde böyle bir adam duyunca ne yapar, adam kaçar değil mi? Bu kadar basit yani. Konu kökünden hallolur.
OKTAR BABUNA:Hocam her gün sizi görmeye geliyorlardı bilhassa yani böyle oraya. O ortama kimse girmez normalde. Hiçbir doktor girmiyor o ortama.
Sonra da raporu, Genel Kurmay’ın raporu işte. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak tapu gibi. Ne diyor? “Sağlam”.
OKTAR BABUNA:Ruhen ve bedenen yapılan teşhis sağlam.
ADNAN OKTAR:O kadar.
OKTAR BABUNA:Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin resmi tıp raporu Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. “Aslan gibi askerliğini yapar” diye, bak “yoklama eri Adnan Oktar” diyor.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Bir de bu şeyden bahsetmiştiniz Hocam. Elini öptürdüğünden. Onun da resmi var, göstereyim mi?
ADNAN OKTAR:Evet siz hiç böyle el öpme gördünüz mü? İnsan eğilir değil mi öne doğru. Bak, ben tam ayaktayım burnuma kadar getirmiş. Bak diyor ki, “bundan sonra daha dikkatli davran” diyor. Kim diyor? Kim diyor Yıldırım Aktuna diyor. Yani buraya niye gelmiş olduğumu anlamış oluyorum. Yani daha önce demek ki dikkatsiz davranmışım gereği olmuş. Dikkatli davranırsan yani daha iyi olur, yani faydalı olur, bir daha. İşte anlayın ne demek istediğimi.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Hocam siz hiç taviz vermediniz dinden Hocam artarak devam ettiniz.
ADNAN OKTAR: “Gel gel şöyle bir gel” dediler. Birçok yeri düşündüler. “Burası olmaz, şurası da olmaz, çok böyle olayı tam anlatsın, güzel bir yere getirelim, bir şey yapalım” dediler. Atatürk’ün resminin önüne getirdiler. Bana Atatürk’ü öğretmeye kalkıyorlar. Ben zaten Atatürkçüyüm. Atatürk’ü insanlara öğreten, sevdiren de benim. Değil mi? Atatürk’ün dindarlığını, milliyetçiliğini, anti-komünist olduğunu anti mason olduğunu öğreten benim. Ben anlattım, inşaAllah. En mükemmel Atatürk ile ilgili kitapları ben çıkarttım. Atatürk’ün resmini özellikle “oraya gel” dediler. “Tamam” dedik. “Öp elimi” dedi. Ben “niye öpeyim? El öpecek bir şey yok” dedim. “Olmaz” dedi. Gazeteciler de bastırdı, “elini öp” dediler. Bu sefer direkt havaya kaldırdı elini böyle ve artık ayıp olmasın diye ben de, elimi de tutuyor böyle mecburen böyle öpüyor gibi yaptım. Yani şöyle sakalıma değdirdim. Geriye indirdim elimi. İnşaAllah. Zaten öpmedim. Görüyorsunuz. Sakalıma değdi.
OKTAR BABUNA:Ama Hocam Şeyh Nazım da “velayet makamı verildi” diyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hüsnüzan ediyor, o dünya tatlısıdır, o benim canım. Çok muhterem çok mübarek bir insandır. Yani ne tatlı varlık anlatamam. MaşaAllah. Üslup, şakacılığı. Cumhurbaşkanı Talat diyor ki, Kıbrıs Cumhurbaşkanı, ziyaretine gitmiş, beraberler, “Hocam, sizin için hasta dediler. Onun için geldik” diyor. Birden bir kalkıyor, “ben bir oynayayım da gör o zaman” diyor. Birden kalkıyor dans etmeye başlıyor. Talat falan herkes gülüyor böyle çok acayip neşeli bir ortam yapmış. MaşaAllah. Yani başkası olsa “yok değil” der, başka bir şey der veyahut hakikaten sızlanır, anlatır. Mesela hakikaten hasta da oluyor yani hiçbir zaman için söylemez o hasta olduğunda. Hiç sızlandığı görülmemiş. Çok asil bir insan ve asla da kabul etmiyor. Orada da aslında hakikaten hasta değildi o gün. Kalkmış oynuyor böyle. Çok neşeli, güzel bir insan. Cübbeli ile ilgili de bir şeyler anlatmış, uzun uzun. Ne diyor? Neyse onu ben tam sözlerini çıkarayım da getireyim. “Bir de sakal da bırakmış” diyor.
OKTAR BABUNA:Önce de bir enaniyet dersi yapmıştı zaten hemen akabinde, “ona ithaf ediyorum” diye.
ADNAN OKTAR:Tabii. Neyse onları sonra konuşuruz.
SUNUCU:Hocam kesiyorum ama programımızın sonuna gelmişiz yine.
HarunYahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Kanal S, Samsun AKS, Tv Kayseri ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.tv sitesinden devam edeceğiz. Hoşçakalın, esen kalın.
Dergiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...