SUNUCU 1: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hoş geldiniz tekrar.
ADNAN OKTAR: Efendim, siz de hoş geldiniz.
SUNUCU 1: Hoş bulduk. Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, elhamdülillah. Allah hepimizi çok güzel günlere kavuştursun, hayır versin, bereket versin. Hep Allah’ı sevmeyi, O’nu düşünmeyi bize nasip etsin. Akıllı olmamızı nasip etsin. Samimi olmamızı nasip etsin inşaAllah.
SUNUCU 1:İnşaAllah. Nereden başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Bir hayli bir soru vardı demin ama nerede o? Sen oradan bana bir soru sor.
SUNUCU 2:“Selamun aleyküm Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 2: “Hocam, aramızda bulunan, uyardığımız halde Allah’a inanmayan, ateist, satanist, Allah (c.c.)’a inanmayan insanlara bir Müslüman olarak nasıl davranmamız gerekiyor? Ve ‘Müslümanım’ deyip de kötülük yapanlara ne yapmalıyız, nasıl davranmalıyız? Etrafımızda çok var”, Mehmet Emin kardeşimizden geliyor.
ADNAN OKTAR: Bakayım, Mehmet Emin’e. “Müslümanım deyip de kötülük yapanlara karşı”, evet en vahimlerinden bir tanesi de o. Ateist ve satanist eğer saygılıysa, efendiliği koruyabiliyorsa, yani ağzını bozmuyorsa, saldırgan değilse, demokrat davranıyorsa, makul bir konuşma üslubu olabilecek gibiyse konuşulur. Bir kere satanistler çok zeki olurlar, onu söyleyeyim. Bayağı zekidirler, çok zekidirler. Ama tabii psikopatlık derecesindeyse o şeyleri o olmaz. Aşırı derecede zeki olan çok fazla gangster vardır. Süper zekidir ama psikopattır. Mesela birçok kriminal tip çok aşırı zeki olurlar. Akıllı olmak ayrıdır yalnız. Akılda kimseye zarar vermezsin. Satanist kendisine de zarar veriyor, etrafına da zarar veriyor. Ama zekidir. Dolayısıyla çabuk kavrarlar anlatılan şeyleri, daha iyi kavrama yetenekleri oluyor. Bir kere önce arkadaş olmak, dost olmak lazım. Güvenlerini kazanmak lazım. Zarar vermeyeceğine inandırmak lazım. İnsanın en güçlü içgüdülerindendir, savunma içgüdüsü vardır. Karşıdaki ona zarar verecek mi, vermeyecek mi? Yani insan dünyanın en iyi varlığıdır. Ama aynı zamanda en tehlikeli varlığıdır. En yırtıcı hayvandan daha tehlikelidir insan. Aynı zamanda da Melekten de daha iyi olabilecek, daha üstün olabilecek bir güce sahiptir. Önce tutarlı, sakin bir ortam meydana getirmek lazım. Yani dostluğunu kazanmak lazım ve güvenlik içinde olduğunu hissettirmek lazım. Yani maddi bir zarar vermeyeceğine inandırmak lazım. Yani herhangi bir şekilde saldırmayacağına, hakaret etmeyeceğine, özellikle sinirlendiğinde dengesinin bozulmayacağına dair garanti vermesi lazım. Bu çok önemlidir. İnsanlar iyiyken herkes iyi olur. Ama sinirliyken, menfaatleriyle çatışıldığındaki dengesizliği çok tehlikelidir insanların. Bu konuda garanti vermek çok önemlidir. Tabii o üslubundan da anlaşılır zaten. Yani hakarete vardırmayacağını hissettirmek. Bunun dışında eğer o makul çizgiye gelirse, güzel tavır gösterirse, gerçekten şefkat ve sevgisini artıracağını hissettirmek, yani onu sevgiyle saracağını hissettirmek önemlidir. Öyle olunca kalbi yumuşar insanların, makulse, böyle şaki değilse ruhu, yani iyiliğe yatkınsa şeytanın etkisinden onu kurtarabiliriz. Ama bir insanı satanist, ateist, komünist, mason, Musevi, Hıristiyan diye tecrit etmek ve onları kale almamak, düşman olmak hiç doğru olmaz. Bu çok yanlış. Ben mesela Musevilerle görüşüyorum. Birçoğu Müslüman oldular, Müslümanlığa yaklaştılar. Hıristiyanlardan var. Şimdi önümüzdeki günlerde yine gelecekler. Adım adım Müslüman olmaları için gayret ederiz ama olmadıklarında da ben onlara kinlenmem, saldırganlaşmam, tavrım bozulmaz. Teklif ederiz. O da bana anlatabilir isterse, canı istiyorsa anlatsın. Ben de dinlerim. Yani her fikri dinlerim. Adam yerine koymazlık etmem. Bir kere Müslümanın dengeli olduğunu anlarsa karşıdaki insan, konuşmak ister. Ama kardeşimiz bak, konuşmasında, son kısmında çok vahim bir şey açıklıyor. “Müslümanım deyip de kötülük yapanlara ne yapmalıyız?” İşte bu çok tehlikeli. Çünkü Müslümanın psikopatı en tehlikelisi olmuş oluyor. Çünkü adama sen zaten Müslümanlıkla gideceksin, yine Kuran ile gideceksin. Adam diyor ki; “ben Kuran’ı çok iyi biliyorum, hadisi biliyorum diyor ama ben psikopatım” diyor. Yani anlatacağın ne kalmış oluyor geriye o zaman?
SUNUCU 2: Allah yardım etsin onlara.
ADNAN OKTAR:Tabii, dua edeceksin. Çok vahim bir durum demektir. Müslüman aleminde cins ve psikopat Müslüman modeli bir hayli yaygın. Ama bu bizi de kinlendirmemesi lazım. Mesela bir gericiye, bir yobaza nefret duymak doğru değildir. Acımak lazım ve şefkatle yaklaşmak lazım. Çünkü cahillikten ve görgüsüzlükten, bilgisizlikten kaynaklanan bir durum var. Bir de çocukluktan gelme cahillik oluyor onlarda genellikle. Yani mahalleden falan da gelen bir cahillik oluyor. Akılcı ve makul yaklaşılırsa yavaş yavaş insancıl çizgiye, sevgiye yaklaşılabilir. Çünkü yobazın en acımasız yönü zalim olmasıdır, yani saldırgandır. Şefkat, merhamet, sevgi bilmez. Mesela benim sevgime şaşırıyorlar bir kısmı. “Bu sevgi nereden geliyor, niye bunu yapıyorsun?” diyorlar. Her zaman benim klasik cevabım vardır. Çok özür dilerim, ben sizin gibi odun değilim, o yüzden böyle sevgi doluyum diyorum. Gerçi biraz sert bir ifade ama alınan alınacak zaten. İlgili kişiye gideceği için. Çünkü kendisinin alması gerekiyor. Ben ona göndermiyorum. Ben sadece odunlara ait bir şey diyorum. Adam “evet” diyorsa yani kendinde bu vasıfları kabul ediyorsa alır onu. Ben üzerine onu fırlatıp atmıyorum. Onun için bir sorun yok. Makul olmama sorunu. Mesela bak biz şimdi yemekteydik. Bütün dini gruplardan, milliyetçi camiadan, hemen hemen her partiden insanlar vardı. Milletvekilleri de vardı, üniversite öğretim üyeleri de vardı. Yani aklınıza gelecek herkes vardı. Yazarlar vardı, çok kalabalıktı. Hatta onlar da şaşırdılar. “Hocam dediler nasıl oluyor? Biz birkaç kişiyi bile bir araya getiremiyoruz” dediler. Çünkü ayrı düşünceleri bir araya getirmek çok zordur. “Ama maşaAllah siz hepsini bir araya getirmişsiniz” dediler. Hakikaten çok değişik ekollerden insanlar ama hakikaten birbirlerini orada çok sevdiler. Beraber yemek yediler, sohbet ettiler. Çünkü bir makullük ortamı var. Ben mesela kimsenin fikrine müdahale etmem, baskı yapmam. Oradaki gelen insanların da beni kesinlikle yönlendiren tavırları olmaz. Ama hepsine saygılıyım. Bende kin olmaz. Mesela bak Mahmut Hocamız’ın da çok yakını olan, çok değerli bir alim de oradaydı. Mesela Cübbeli Ahmet’i ben eleştiririm, her şeyi söylerim gerektiğinde. Ama Mahmut Hoca’yı da mesela çok severim, Mahmut Hocamız’a çok saygı duyarım. Saygılarımı, selamlarımı ilettim. O da selamlarını göndermiş, ben de selamlarımı gönderdim. Çok değer verdiğim insanlardır. Ama hak olan hakkı da söylerim yani. “İslam ahlakı dünyaya hakim olmayacak” diyorsa, “bu yüzyılda”, bir insan, bu çok vahimdir benim için. Buna ben saygı adına susamam. Cevabını veririm. Akılcı cevap veriyorum. Hadise dayalı, Kuran’a dayalı cevap veriyorum. Ilımlılık yani asıl kardeşimizin ihtiyacı olan, hepimizin ihtiyacı olan şey budur. Yalnız hoşgörü yanlış anlaşılıyor. Bir daha onu söyleyeyim. Hoşgörü yapılan bir suça göz yummak değildir. Onu kırmadan ondan kurtarmaktır. Yani saldırganlaşmamak. Mesela bakın Deniz Baykal’a bir tavır koydular, biliyorsunuz. Çok rahatsız edici. Halbuki onu dine göre değerlendirmediler. Dine göre, İslam’a göre o insan suçlu değil. Kamera falan hiç etkili olmaz. Dört tane şahit gerekir. Dört tane salih şahit, samimi. Fotoğraf da getirebilirsin, belge getirebilirsin, tam renkli olabilir, üç boyutlu olabilir. Hiç fark etmez. Bunlar delil değildir. Dört şahit getirmedikten sonra o kişinin hakkında konuşma yapamazsın. Yani “bu insan şöyle günaha girmiştir” diyemiyorsun dine göre. Mesela bu bilinmiyor; diyemezsin. Çünkü Deniz Baykal “ben Müslümanım” diyor, “elhamdülillah” diyor. Namazını kılan bir insan. Bu şey yeterli değildir, belge yeterli değildir. Yani böyle film olması geçerli değildir, İslam’a göre. Bakın dört şahit getirmezlerse bunun da cezası vardır ayrıca İslam’a göre.
SUNUCU 2:İftira atmanın.
ADNAN OKTAR: İftira tabii, iftira atmış oluyorlar. Kesinlikle böyle bir iddiada bulunamazlar. Bence Deniz Baykal tamamen gereksiz istifa etti. Bence gitsin yine partisinin başına geçsin. Hiç öyle bir şeye gerek yok. Çünkü Baron’un bir oyunuydu bu. Baron aç kurt gibi bekliyor şu an. Baron’un bir adayı var hazırladığı, onu kullanmayı düşünüyor. Bu çok çirkin. Yıllarını, emeğini vermiş bir inan Deniz Baykal. Çok nezaketli, kibar bir insan. Değil mi? Bakın, gençliğinden beri, çocukluğundan beri neredeyse, çocukluk yıllarından beri siyasetin içerisinde. Bir kalemde harcanacak bir insan değildir. Tabii dolayısıyla anormal bir durum olmuş oluyor. Hiçbir şekilde itibar edilmemesi lazım. Ben hiç itibar etmiyorum. Bana da biri derse tevbe etmesini söylerim ben ona. Çünkü dinen geçerli değil onun sözü. “Arkadaş filmi vardı”, geçerli değil. 3 şahit de geçerli değil, 4 şahit de, bunlar salih olacak, yalan söylememiş olacaklar, hiç hayatta yalan söylemeyen adam olacaklar. Güvenilir, dindar, muttaki olmaları gerekiyor. Yani yalancılığıyla ünlü adamlar, 4 kişi, o da kabul edilmez, o da geçerli değil. Onun için bence hiç gereksiz de. Takdir kendisinin ama ilk mesela bu kongrede yeniden adaylığını koysun, partisinin başına geçsin. Çok abarttı basın da, çok gereksiz bir şey meydana geldi. Velev ki diyorum yani velev ki böyle bir şey yapmış olsa bile tevbe eder biter. Tevbe eder yani. Bunu bu kadar büyütüp olay haline getirip böyle değerli bir insanı bir kalemde silmeye kalkmak ve siyasi hayatını bununla noktalamak kabul edilecek bir şey değil. Yani biz kabul etmiyoruz. Dolayısıyla bayağı Türkiye’ye faydası olabilecek bir insan, partisini çok güzel bir çizgiye götürüyordu biliyorsunuz. İslam’a, Kuran’a aşık bir insan, Peygamberimiz (s.a.v.)’i övdü, çok güzel konuşmalar yaptı. Onun intikamını almak istediler benim gördüğüm kadarıyla. O da duygusal bir insan olduğu için, buna biraz tahammül edemedi benim gördüğüm kadarıyla. Hiç büyüteceği bir şey yok. Bakın Kuran’a göre diyorum, Kuran’a göre o suçlu değil. Hiçbir şey de yok. Kimse de suçlayamaz ayrıca. Mesela ben böyle bir suç işledi diyemem şu an. Gizli veya açık diyemem. Dersem ben suçlu olmuş olurum. Kuran’ın insanları korumadaki çok güzel yönlerinden biri de budur. Hiçbir kadına iftira atamazsın, hiçbir erkeğe iftira atma imkanı kalmıyor bu durumda. 4 şahit olacak o kadar. İnşaAllah.
SUNUCU 3:“Ben sizin bir insanın uyuşturucuya alışmış, kumara alışmış, yalan söylemeye alışkanlık haline getirmiş insanlarımıza yardım etmenizi istiyorum. Çok arkadaşım var. Biz Berlin’de yaşıyoruz. Küçükken hep Kuran dersi aldık. Ezanla, Kuran’la, namazla büyüdük. Allah korkusunun hiçbir zaman unutmayan bir Müslüman evladıyım. Harun Yahya Ağabeyimiz’e çok teşekkür ediyorum bize doğru yolu gösterdiği için. Lütfen bize dua edin, Allahımız’ı çok sevelim.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi uyuşturucu haramdır desem, bir kısmının tabii buna gücü yetmeyebilir. Çünkü Allah korkusu, Allah sevgisi iyice gelişmiş olması gerekiyor ki ben ona onu söyleyeyim. Ama teknik yönden zararları anlatılırsa faydalı olabilir ilk planda, öyle gibi görünüyor. Ama aklı örten her şey haramdır İslam’da. Hiçbir şekilde kullanamaz Müslüman. Ama uyuşturucu tabii, ateist, Darwinist zeminde çok muazzam gelişiyor. Ona karşı tedbir, ateizmin, Darwinizmin ve materyalizmin yok edilmesidir. İlk önce yapılacak tedbir budur. Yani temelini kurmadan böyle bir tedbir mümkün değil. Mesela Museviler de, Musevi kardeşler de, arkadaşlarımız da bana İsrail’den yazı göndermişlerdi. İşte, “bizi mahvediyorlar, eziyorlar işte siz bir demeç verin de bir çözüm bulunsun.” Yani benim demecimle olur mu? İsrail Hükümeti’ni ben nasıl yönlendireyim, adamları? Desem, adamlar ne dinleyecek beni. Ateist, Darwinist çizgide olan adamlar. Dolayısıyla önce Darwinizmin, ateizmin yok edilmesi gerekiyor. Onlar, “beklemeyelim hemen cevap verelim.” Öyle bir şey olmaz. Mecburen bekleyecekler. Mecburen önce Darwinizmin, materyalizmin, ateizmin ortadan kaldırılması gerekiyor. Merdiven olmadan biz tavana çıkamayız. Önce onların ortadan kalkması lazım. Dolayısıyla ne kadar acele edersek edelim, o safhalardan geçilmesi gerekiyor. Almanya’da da şimdi uyuşturucuyu bırakın desek etkili olmaz. Ama önce bir Darwinizmin ve materyalizmin geçersizliğini anlatmamız gerekecek. Onu anlattığımızda Allah’ın varlığını anlar bir insan. Allah’ın varlığını anlayınca da o boşvermişlik gidecektir. Çünkü Allah olmadığına inanan bir insan, uyuşturucudan başka bir yol bulamaz, yani mecburdur uyuşturucuya zaten. Düşün, ölümden sonra yok olacağına inanıyor. Bu kabus onun için. Bütün sevdiklerinin yok olacağını düşünüyor. Annesi, babası, kardeşleri hepsi yok olacak. Bilgisayarlar orada kalacak, arabası kapıda kalacak, apartmanları orada kalacak. Değil mi? Her şeyi yok olacak, o toprağın altına girecek, iki metre toprağın altına, hiç kıpırdamadan orada duracak. Ve gittikçe çürüyerek, parçalayarak kokuşarak orada duracak. Bu onun için çok feci bir son. Böyle bir şeyi düşündüğü için, yok olacağını düşündüğü için, yani yeniden yaratılacağına inanamadığı için, Allah’ın varlığına inanamadığı için mahvoluyor, beyni dayanamıyor ona. Beyni dayanamayınca vücut direncini durduramayınca, ne yapıyor? Uyuşturucuya giriyor. Uyuşturucu içme demeyle olmaz ki, adam perişan olmuş. O zaman der bana, “bana bir çözüm bul” diyecek adam. “Benim canım yanıyor” diyor yani, “ne yapayım?” diyor. Değil mi? Bizim önce canını yakan sistemi kaldırmamız gerekiyor. Canını yakan sistem nedir? Ateistliktir, Darwinist ve materyalist düşüncedir. Onun kaldırılması gerekiyor. O yüzden kardeşimiz bak onu orada hissetmiş ki söylüyor. Benim tıbbi bir tedavi yapmayacağımı veya polisiye bir tedbir almayacağım belli. İmani tedbirdir. İmani tedbir de kökünden halleder. Yani hiçbir sorun kalmaz. Ama bunlar tabii devlet politikası olarak da yapılması gerekiyor. Devletler de laik olduğu için yapamıyorlar. Devlet laik olunca sadece ateizme açık oluyor devlet. Materyalizme ve Darwinizme açık oluyor laik devlet, mecburen. Bütün Avrupa’da öyledir. Dine kapalı olmuş oluyor. Tek taraflı ateizm bastırmış oluyor. Halbuki laik devlet iki tarafa da dengeli olarak bilimsel açıdan imkan tanıması lazım. Ama pratikte bu böyle olmuyor. Laiklik eşittir ateist düşüncenin rahatlığı şeklinde. Mesela Fransa’da öyle, Almanya’da öyle, bütün Avrupa’da öyle. Gerçek laikliğin uygulanması gerekiyor. Gerçek laiklikte bütün fikirleri özgür bir ortam vardır. Herkes fikrini istediği gibi anlatır. Buna laiklik deriz biz. Ama bir taraf anlatamıyorsa, işte bu oluyor Almanya’nın durumu budur. Ve hepsinde ciddi şekilde bir çöküş var. Ekonomik yönden çöküyorlar, manen de çöküyor, psikolojik yönden, her yönden çöküyorlar. Tabii bir noktaya kadar dayanacaklardır, en sonunda kurtuluş arayacaklardır. Mesela Yunanistan’da rahipler çıkmışlar dua ediyorlar Allah’a, ekonomik krize karşı. 3-5 tane rahibin duasıyla olmaz bu, tabii ki. Allah bilir doğrusunu, ama herkes o duanın içinde olması lazım, herkesin samimi davranması, Allah’a, Kuran’a tam teslim olmaları gerekiyor. Bunun dışında bir yol olsa söylerim.
SUNUCU 4:“Selamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 4:“Duhan Suresi, 30-33. “Andolsun, Biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık.” Burada onlar Mehdi (a.s.) ve arkadaşları mı yoksa Peygamberler soyu İsrail mi? Eğer öyleyse o üstünlükleri içlerinde Peygamber bulunması mı? Kuran’ın bir ayetinde: “Gerçekten iman etmişseniz en üstün olanlar sizlersiniz” yazıyor. Siz konuşuyorsunuz, Türk Milleti’nin, iman edenlerin, şevki, heyecanı, bilgisi, görgüsü artıyor inşaAllah. Siz olmasaydınız Kuran’ın güzel hükümlerini öğrenemeyecektik. Halimiz Darwinist Hocalara kalacaktı. Allah razı olsun. “Andolsun, Biz İsrailoğulları’nı o alçaltıcı azaptan kurtardık. Firavun’dan. Çünkü, o, ölçüyü taşıran bir mütekebbirdi. Andolsun, Biz onları bir ilim üzere alemlere üstün kıldık. Ve onlara, her birinde açık birer imtihan bulunan ayetler verdik.” Kamber Baser.”
ADNAN OKTAR:Kamber muhtemelen Azerbaycan’dandır. Evet. Ben-i İsrail olarak geçen, Tevrat’ta geçen hükümlerin karşılığı, imanlı, gerçekten takva olan Müslümanlardır. Yani bu devrin ben-i İsrail’i Mehdiyet’tir. Mehdi (a.s.) ve talebeleridir. Mehdi (a.s.)’ye uyanlardır ve dolayısıyla halis ve samimi bütün Müslümanlar ben-i İsrail’dir. Kuran’da belirtilen hüküm, imanlı olan, Müslüman olan kişiler içindir. Dolayısıyla bu devrin imanlıları da Müslümanlar olduğuna göre ben-i İsrail onlar olmuş oluyorlar tabii ki. Orada anlaşılmayacak bir şey yok. Yoksa soyca ben-i İsrail, zaten öyle saf bir ırk yok. Kuran, ırkından dolayı bir insanı üstün tutmaz Allah. İsrailli ama dinsiz, ateist adam, materyalist, Darwinist. Yani Kuran onu över mi ırkından dolayı? Öyle bir şey olmaz. Bir de İsrail’deki Museviler saf ırk değildir. Her türlü ırktan insan vardır. Mısırlılar da var işte Habeşiler var, zenci de var, her türlü insan karışıktır. Tabii ki Yakupoğulları’ndan da insanlar var ama genetik saflık yoktur. Mümkün değil, binlerce yıl içerisinde genetik saflık nasıl kalsın? Dolayısıyla orada kastedilen halis ve samimi Müslümanlardır.
SUNUCU 1: “Allah’ın selamı ve bereketi üzerinizde olsun sayın Hocam inşaAllah”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu.
SUNUCU 1: “Sayın Hocam insanlar sohbet ederlerken dikkat ettim. Bilimi ulaşılmaz bir bilgi olarak görüyor ve kendilerini bu ilime layık bulmuyorlar. Örneğin, ben ağabeyimle sohbet ettim. “Sen, beni ve arka plandaki her şeyi bir, iki kilogramlık beyninde görüyorsun” dedim. O da bana, “neden böyle şeyler düşünüyorsun, bunu bilmen veya öğrenmen sana ne gibi bir fayda sağlayacak?” dedi. Sizce bu nasıl bir haldir? İnşaAllah. Allah’ın selamı üzerinizde olsun sayın Hocam inşaAllah”. Ali Dermencioğlu, İstanbul’dan.
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam. Hz. Ali’nin güzel ismini taşıyan Ali’ye biz de selam ediyoruz inşaAllah. Ağabeyinin böyle demesi bundan etkilendiği gösterir, yani bir insan bir cevaptan rahatsız olduğu ve bununla ilgili de işte garip eleştirilere başladığı durumda anlayacaksın ki etkilenmiş demektir. Anlamanın en büyük alametlerinden biri odur, yani adamın sinirlenmesidir, gerilmesidir, kapıyı çekip gitmesidir, bu doğru bulduğunu gösterir. Ama tabii kızdırmamak çok önemlidir yani makul bir anlatımla dengeli bir üslupla anlatmak lazım. Bir de kısa sürede ani vur kaç anlatımlar çok önemlidir. Yani uzun uzun anlatmaktansa mesela, bir buçuk dakikanın içerisinde vurucu anlatımı yapıp, ilk vuruşu yapıp geri çekilmek lazım, yani durmak lazım. Çünkü ondan sonra kaçabilir o ilk bir buçuk dakikadan sonra ama kaçtığında ağır yaralı kaçması lazım yani şeytanını ağır yaralaman lazım. Şeytanı komaya girmiş olarak gidecek, bir daha yakasını bırakmaman gerekiyor. Ama öbür türlü mesela uzun uzun anlatırsan daha şeytanını yaralamadan göndermiş olursun, öyle olmaz. Ama ilk bir bir buçuk dakikayı aldıktan sonra o baktın onu hazmetmiş, ondan sonra ilk on dakikalık anlatımı daha yaparsın. Onu da alırsa, eğer vakti varsa bir saatlik daha bir yükleme bilgi verebilirsin. Ama ilk vuruş çok hayatidir, yani ben onu Akademide’yken de öyle yapardım. Hatta arkadaşım vardı ismini de vermeyeyim ama. Ne olur canım bir sürü isim var öyle, o isimde. İsmini vereyim mi? Soyadını vermeyeceğim.
SUNUCU 1: İsmini verin lütfen.
ADNAN OKTAR: Hasbi diye bir arkadaşım vardı Akademi’de ona maddenin olmadığını anlattım. Okulun koridorunda kısaca yani en fazla üç dakika falan sürmüştür. İki buçuk, üç dakika falan sürdü. Kıpkırmızı oldu böyle kulaklarına kadar kızardı. Yani net anladı ama yani bir gitti geldi, nevri döndü böyle, morardı yani, alenen kıpkırmızı oldu. Ve fellik fellik benden kaçıyordu ondan sonra, bu tam şifa demektir işte, net anlamış, bayağı güzel. Mesela Darwinizmden anlattım ben, direk kestirmeden vurdum. Çünkü vaktim kısa zaten, maddenin hakikatini anlattım, yani madde dışarıda vardır ama sen hayaliyle görüşüyorsun dedim. Ama tabii bunu tam anlayacak şekilde anlattım. Yani madde dışarıda var ama sen beyninde bunu görüyorsun. Çok zekiymiş ki anlamış yalnız onu söyleyeyim. Mesela aklı Allah’ın ruhunu taşıyan bir insan bunu anlar. Yani aklı olan bir insan bunu anlar. Ama ısrarla sen ne demek istiyorsun hakikaten anlayamıyorum diyorsa o insan bir ihtimal olmayabilir. Allah onu öyle sana görüntü olarak göstermiş olabilir. Yani insana benzeyen fakat ölü olan bir varlık olabilir. Yani normal insan mutlaka anlar ve çok hayati bir konudur o, anladığında da dinsiz olması mantıken imkansızdır, yapamaz, yani bedeninin gücü yetmez. Ne aklının, ne bedeninin gücü yetmez, vücudu kaldırmaz onu, yani öyle bir cesarete, öyle bir çirkin cesarete diyeyim gücü yetmez. O yüzden yani benimle samimi olan, kısaca bir sohbet eden bir insan en azılı ateist de olsa yani imkansızdır, yani ikinci bir ihtimal olması. Mutlaka Allah’a inanır Allah’ın izniyle ama ölüyse o ayrı oluyor o zaten anlaşılıyor. Zaten benim yanımda olan bir kişiye de ben bunu gösterebilirim. Ölü olduğu hissediliyor. Yani boşluğa bakıyor böyle gözleri, ne anlatırsan anlat boşluğa bakar, yani bir nevi zombidir toplum içinde çok vardır onlar, zombiyle karşılaşanlar da kendilerini çok böyle helak ediyorlar, kızarıyorlar, morarıyor, anlatıyor anlatıyor, anlamıyor, müthiş şaşırıyor. “Yahu nasıl anlamazsın sen?” diyor. Halbuki Allah diyor; “onlar ölüdür” diyor. “Siz onları diri zannediyorsunuz” diyor. Normal bildiğimiz ölü, yani normal ölü hatta Allah diyor; “gözü vardır görmez onun” diyor, yani “siz gördüğünü zannedin, görmez” diyor, “kulağı da işitmez” diyor, “siz işittiğini zannediyorsunuz” diyor, “siz onları canlı zannedersiniz, onlar ölüdürler” diyor. Yani net açık muhkem ayet, sarih. Aslında dikkatlice bakılırsa anlaşılır hakikaten, yani boşluğa bakmalardan anlaşılıyor. Toplumda gezer onlar, ikinci benle, üçüncü benle gezerler. Bunu anlamak için, mesela hipnozda da insan konuşabiliyor, yemeğini yiyor, oturuyor, kalkıyor ama ölü o anda o. Uyuyor, yani şuuru tamamen kapalı ama normal hayatını devam ettiriyor. Onun gibi bir şey tabii. Mesela hipnoz olan birisi gelse buraya anlayamazsınız. Otursa sohbet etse, yani ben söylemezsen bilemezsiniz hipnozda olduğunu. Derin hipnoza giriyor, uyuyor, “aç gözünü” diyorlar, açıyor, tabii “nasılsın?” diyorsun, “iyiyim teşekkür ederim, sen nasılsın?” diyor. Hiçbir şekilde şuurunda değil, yani tamamen kendini kaybetmiş durumda. Mesela çay ikram ediyorsun, “teşekkür ederim” diyor, “Allah razı olsun”, içiyor ama ölü. Yani tamamen şuuru kapalı, mesela diyorsun ki, “bu elimdeki bardak değil, şu elimdeki, kitap tutuyorum şu anda” diyorsun, “evet” diyor, “elinde şu anda hakikaten kitap var” diyor, “görüyorum kitabı” diyor. Mesela, “şimdi kitabın sayfasını açıyorum görüyor musun?” Mesela şöyle yapıyorsun, “evet” diyor, “kitabın sayfasını açtın, gördüm hakikaten” diyor net.
SUNUCU 2: O nasıl oluyor Hocam?
SUNUCU 1: Evet çok ilginç geliyor bana.
ADNAN OKTAR: Mucize, yani çok acayip bir şey. Mesela çocukluğunu soruyorsun, üç, dört yaşını soruyorsun. “Dört yaşında, mesela şu yılın, şu ayında ne yapıyordun?” diyorsun. Bütün detaylarını anlatıyor, en ince detayına kadar.
SUNUCU 2: Nasıl hatırlayabiliyor?
ADNAN OKTAR: Acayip, mesela vücudu, “kas vücudunu” diyorsun, boydan boya bütün vücudu kasılıyor, başını sandalyenin bir tarafına koyuyorlar, şuraya yastık koyup, ayağını topuğunu da buraya koyuyorlar, vücudu böyle tahta gibi kalıyor. Hatta üstüne insan ağırlığıyla bastırıyorlar, yani bütün gücüyle bastırıyor, hiçbir şekilde yerinden oynamıyor. Yani mesela altmış, yetmiş kilo uyguluyorlar üstüne ağırlık, yani tam bir kalas, yani tahta, hiçbir şekilde oynamıyor hipnoz halinde, mesela hipnozu bir çözsen küt diye düşer. Anında açılır tabii, hiçbir şekilde öyle bir şey olmaz. Yani çok büyük mucize tabii ve muazzam bir hafıza gösteriyor çocukluğuna ait. En ince girift, saat saat söylüyor. Mesela, “öğleden sonra şu an kaçtasın?”, “ikide”, “şu an ne yapıyorsun?” diyor, onu da anlatıyor. Mesela, “çay bardağının kenarında ne var?” diyorsun, süsleri, onları da anlatıyor. “Nakışlarını anlat” diyorsun, onları da anlatıyor. O kadar detaylı biliyorlar. İşte Ahirette bize verilecek olan bir defter var, hayatımızı anlatan defter, o insanın beyninde de kodlu, Allah-u alem o, benim anladığım, Allah’ın bir harikası, bir mucize.
SUNUCU 2: O sırada herhalde Hocam beyninin yüzdesinin daha fazlasını kullanıyor demek ki.
ADNAN OKTAR: Olabilir yani tabii, çünkü çok az kısmı kullanıyor hakikaten normal durumda, çok az kısmı kullanıyor. Bu konu tabii çok araştırılıp incelenmesi gereken bir konu. Benim de bir arkadaşım yani böyle bir olay biz bir görmüştük. Ben arkadaşa dedim ki, “yeşil bardak denildiğinde başını yirmi saniye kaşısın” dedim. Hipnoz halindeydi, başka bir odadaydı. Ben çekindim yani o hipnozlu görmek istemedim böyle fakat sadece bunu diyeceğim dedim. “Yeşil bardak dediğimde başını yirmi saniye kadar kaşısın” dedim. Arkadaşımız duruyor, hipnozunu aç dedim. Açtı arkadaş, geldi oturdu, “selamun aleyküm”, oturduk böyle normal konuşuyoruz. Ben söz arasında konuşurken “yeşil bardak” dedim ve sözümü yine devam ettim. Durdu durdu böyle acayip kasıldı, kafasını birden şiddetle kaşımaya başladı böyle, “Hocam, özür dilerim, gidebilir miyim?” dedi. “Tabii git” dedim, yolda sürekli kafasını kaşıyarak, hakikaten yirmi saniye kadar ama bayağı kaşıdı kafasını gitti.
SUNUCU 2: Hipnoz bitmemiş miydi Hocam o sırada.
ADNAN OKTAR: Yani açtı hipnozunu.
SUNUCU 2: Hipnoz bittikten sonra mı?
ADNAN OKTAR: Ondan sonra tabii, hipnozdan sonra etkisi devam ediyor. Yani normalde hipnozda devam etmesi gerekiyordu. Çünkü ”uyandır” dedim. Çünkü ben, uyuyordu, biraz çekindim, yani bir acayibime gitti. “Uyandır” dedim ama kısa süre devam ediyor, yani mesela 1 saat sonra falan yapılsa etkisi kalmıyor ama kısa süre sonra olursa oluyor. Hipnozda zaten ne diyorsan yapıyor.
SUNUCU 1: Peki Hocam, şuurunun geri gelmemesi gibi bir durum var mı?
ADNAN OKTAR: Rastlanmış bir durum yok, öyle bir şeye şu ana kadar rastlanmamış.
SUNUCU 1: Yani tehlikeli bir şey midir?
ADNAN OKTAR: Tabii ki tehlikeli yani, şöyle mesela ani panik olabilir, yorgun hale düşebilir, yani herkesin yapabileceği bir şey değil bu. Çok riskli bir şey, iyi bilen birisinin yapması lazım. Öbür kişilerin de kabul etmemesi lazım zaten. “Gel, hipnozu kabul ediyorum” dememesi lazım. Çünkü yarım yamalak uyandırır, bilmem ne yapar falan, o onda bitkinlik meydana getirebilir. Çünkü çok sıhhatli uyandırılması gerekiyor. Yani sen sağlıklı zinde kalkacaksın, canlı kalkacaksın denilmesi lazım, mesela bunları unutursa o yorgunlukla kalkabilir. O şekilde kalabilir. Mesela “elin yandı” deniliyor, “şu an elin yandı ve elin su topladı” deniliyor.
SUNUCU 2: Acısını hissediyor.
ADNAN OKTAR: Bakın hayır, su topluyor derisi.
SUNUCU 2: Gerçekten topluyor yani.
ADNAN OKTAR: Tabii yani normal yanık oluşuyor, tabii yani hayret ettim fotoğrafları da var, tabii normal kızarıyor ve su topluyor.
SUNUCU 2: Çok ilginç.
ADNAN OKTAR: Tabii,tam inanıyor, tam etkisi altında kalıyor. Mesela, “sen çok yoruldun” dedim. Soluk soluğa kalıp terlemeye başlıyor. Mesela, “kat çıkıyorsun sen şu an” denildiğinde, mesela, “şu kata çıktın” denildiğinde yani bitap oluyor, böyle nefes alıp vermekten, böyle yorgun oluyor, şakır şakır terlemeye başlıyor, normal yokuş tırmanan bir insanın hali oluşuyor. Kızarıyor böyle normal terliyor yani ve nefes nefese kalıyor.
SUNUCU 2: Çok değişik.
ADNAN OKTAR: Tabii, onunla ilgili bilimsel eserler var zaten piyasada, dışarıda da vardır. Tabii bunlarda da çok sır var, bunların içinde de çok sır var. Diğer konularda da sırlar var. Bunlar tabii Ahir Zamanda daha da ortaya çıkacak Mehdiyet devrinde, daha belirginleşecek inşaAllah. Senin sorun var mı?
SUNUCU 4: Ben sorayım o zaman.
ADNAN OKTAR: Sor.
SUNUCU 4: Peki şimdi hipnoz edebilmek bir yetenek mi? Yoksa öğretilebilen bir şey mi? Yani çıkışı nereye dayanıyor?
ADNAN OKTAR: Şimdi aslında basit bir şey ama kimseyi de teşvik etmiyorum. Çünkü riskli olabilir.
SUNUCU 1: Evet, kimse yapmasın değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii yapmasınlar ama normalde kolay bir şey yani öyle karışık bir şey değil. Rahatça bir insan hipnoza girebilir. Derinleşebilir, hipnozda derinleşebilir ama hipnozda olan bir insan yanlış olan bir şeyi yapmıyor yalnız, yani mesela kendi değerleriyle çatışan bir şeyi yaptıramazsın. Mesela, “namaz kılmayacaksın” diyemezsin. Kılar yine namazını, yani aksi inançların aksine bir şey yapması mümkün değildir hipnozdaki bir kişinin, bir de böyle bir yönü var. O da harika yani inancından ayrılmaz hipnozdayken. Ama sağlık yönünden çok iyi. Mesela sıkıntısı olanın sıkıntısı gidiyor. “Çok zindesin sen” diyorsun, “hiçbir şeyin yok” diyorsun adam hakikaten acayip zinde kalkıyor. Mesela hafızasının açılması için olabiliyor hipnoz, hakikaten açılıyor hafızası Allah’ın dilemesiyle. Daha güçlü oluyor. Kafası daha iyi çalışıyor. Ezber gücü artabiliyor, Allah’ın dilemesiyle inşaAllah. Birçok yönde, daha zinde olmasını sağlayacak yönde tıp tarafından kullanılıyor. Diş çekimlerinde kullanılıyor. Diş çekiminde uyuşturma yapmadan hipnoza giriyor. Hipnozda diyor, “hiçbir şey olmayacak, dişini çekeceğim” diyor. Ve “hiçbir şey duymayacaksın” diyor. Hakikaten çekiyor, hiçbir şekilde acı duymuyor. Hiçbir şey duymuyor. Bu çok büyük bir kolaylık. Ameliyatlarda kullanılabiliyor. “Hiçbir acı duymayacaksın şu an” diyor. “Hissetmeyeceksin” diyor. Kesiyorlar cildini neşterle, uyuşturmadan hiçbir şey hissetmiyor.
SUNUCU 2:Gerçekten çok ilginç yani.
SUNUCU 1:Görmeden inanası gelmiyor.
ADNAN OKTAR:Tıpta kullanılıyor. Bununla ilgili kitaplar da var piyasada ama tabii hiçbir şekilde tavsiye etmem. Sakın kimse kimseye uygulamaya kalkmasın. Ona dikkat etsinler inşaAllah. Ama şaşırtıcı tabii. Şaşırtıcı, dünyada metafizik o kadar çok şey var ki ben çok az bir kısmını anlatıyorum. İnsanların tabii sağlığını da düşündüğüm için, bir de millet meraklı da bazı şeylere girerler diye tedirgin oluyorum, o yüzden pek bir şey söylemiyorum. Mesela cinler de öyle çok şaşırtıcı ve hayret edici varlıklar. Onlar da birçok şeyde faydalı olabilirler. İstihbaratta rahatça kullanılabilinecek varlıklar. Her türlü istihbari bilgide ama hayır yönde, faydalı yönde hakikaten hizmet yapıyor. Bu çok şaşırtıcı. Ama daha bunlara herhalde biraz var. Hem toplumun hazırlanması gerekiyor, insanlar bundan tedirgin oluyor, daha konusunu bile açamıyorlar. “3 harfli bilmem ne” falan diyorlar.
SUNUCU 1:Evet öyle deniliyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim “3 harfli deyince gelmiyor”. O bilmez mi 3 harfli deyince neyi kastettiğini senin? Bayağı kafası çalışan tipler onlar öyle. Bayağı zekiler. Tabii ki dinler ve merak eder. Onunla alakası yok. İstersen 4 harfli de, yine o gelecekse gelir. Ama tabii onların da hayır yolda, faydalı yolda kullanılması lazım. İyilik amacında olması lazım. Yoksa Allah esirgesin zarar verici olabilir. Yani bizzat ilgilenene zarar verebilir. Müslümanca ve samimi davranması lazım. Allah için davranması lazım. İyi niyet çok önemli. Canlılık çok önemli.
SUNUCU 2:Hocam, bununla ilgili bir soru var, isterseniz bir sorayım? Eğer uygunsa. “Selamun aleyküm”.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 2:“Hocam, Altınçağ’da cinlerin teknolojisini mi kullanacak acaba Hz. Mehdi (a.s.), yiğitlerin yiğidi, Seyyid Battal Gazi Hocam benim. Her gün Türk İslam Birliği için Allah’a dua ediyorum.” Kadir Ünlü Kırşehir, Almanya’dan arkadaşımız.
ADNAN OKTAR:Cinler biraz da duygusallar, mesela kaba bir üsluptan çok rahatsız oluyorlar. Sert bir üsluptan rahatsız oluyorlar. Ama uzun uzun Kuran’dan bilgi aktarılırsa, Cin Suresi var, o sure özellikle tamamen onlara okunursa, Allah korkusundan, Allah sevgisinden bahsedilir de hakikaten hayırlı bir şey var. İkna edersen onları Allah’ın dilemesiyle, o konuda bilgi veriyorlar. Ama dalga geçmek için, işte şunun evinde ne var, bunun evinde ne var. Muhatap dahi olmaz cinler yani öyle bir şeyle olmaz. Ama gerekliliğine cidden inandırılırsa hakikaten hizmet veriyorlar. Mehdiyet devrinde de tabii cinler de geniş çapta kullanılacaktır. Firavun devrinde kullanılmıştır. Firavun istifade etmiştir cinlerden. Hatta o kabartmalardaki o görüntülerin bir kısmı cinlere ait görüntülerdir. Onların bilgisinden istifade edilerek teknolojik birçok alet edevata benzer şeyler yapmışlardır ve kullanmışlardır.
Ama Mehdiyet devrinde zaten akıl almaz bir gelişme olacak. Öyle alışılmışın, bilinenin çok çok üstünde bir gelişme olacaktır. O devri de hep beraber göreceğiz. Sizler de şahit oluyorsunuz inşaAllah. Fakat yine zorlu bir 10 yılımız var, bu 10 yılı bir aşacağız. Bakın, her gün bir olay oluyor, görüyorsunuz. Her gün bir zorluklar, Müslümanların kanı akıyor. Ama hamiyet-i İslamiye’nin feveran ettiği hakkın, doğrunun ve güzelin hareketlendiği bir ortam olacaktır. Türk Milleti hakikaten mübarek bir millettir. Ben ırkçı falan değilim, yani öyle genetik bir şeyim yok benim. Üstünlük iddiam yok. Ama hakikaten yiğit ve mert, aklı başında, tutarlı bir millettir ve merhametli bir millettir Türk Milleti. Türk Milleti hakikaten lider olacak. Bunu göreceksiniz. Yani Türklük alemi birleşecek. Zaten kime sorarsanız sorun hakikaten “görev sizde” diyorlar. Yani gidin Fas’a sorun, Tunus’a sorun, Cezayir’e sorun, Libya, Kaddafi en inatçı muhalif olandı, “görev sizde,” diyor. “Türkiye’de görev” diyor. Yani ittifak var hepsinde. Yani hizmet etmek zaten çiledir, yani öyle büyüklük, kibir, enaniyet yok ki bunun arkasında. Yani hizmetçi olmuş oluyorsun sen, çile çekmiş oluyorsunuz, zora girmiş oluyorsun. Dolayısıyla mukaddes bir görev. O görevi de inşaAllah bizim milletimiz yerine getirecek.
SUNUCU 1:Kapatalım. Zamanımız gelmiş. harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. harunyahya.org ve harunyahya.net adresinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv ve Kaçkar Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz. Hoşçakalın, esen kalın.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...