SUNUCU:Hayırlı geceler değerli izleyenler. Programımıza Hocamızın da katılımıyla devam ediyoruz. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz.
SUNUCU:Teşekkür ediyorum, sağ olun. Siz de hoş geldiniz Oktar Bey.
OKTAR BABUNA:Teşekkür ederim, siz de hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, bir şeyden bahsediyordun demin sen.
OKTAR BABUNA:Hocam bu İsviçre’de sizin adınıza evrim konferansı olacaktı. İsviçre basını bayağı bir ayaklanmış. Haberler var böyle, sizinle ilgili özellikle. İsviçre’nin en önde gelen gazetelerinde, yayın kuruluşlarında Hocam. Şimdi onları müsaade ederseniz. Bunlar şimdi Fransızca, tercümesi de var okuyacağım birazdan. Sizin resminizle birlikte Hocam burada. İlanıyla birlikte bu konferansın.
ADNAN OKTAR:Nedir bu? Dergi bu mu? Gazete mi nedir?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Gazeteleri, İsviçre’nin; 3 şehrinde, İsviçre’nin Lozan, Zürih ve Cenevre’de olacak konferanslarla ilgili. Tam Fransızca bilmediğim için tercüme edemiyorum da, okuyacağım şimdi Hocam inşaAllah. Tercümesi de var. Bu Lozan’daki konferansla ilgili. 25 Mayıs’taki. Bayağı bir, biraz paniklemişler böyle.
ADNAN OKTAR:Evet. Lozan şehrinde 25 Mayıs’ta. Panik başlamış şimdiden. Evet.
OKTAR BABUNA:Evet. Bu bir tanesi Hocam, daha da var.
ADNAN OKTAR:Daha namımız gidince ortalık karıştı.
OKTAR BABUNA:Sadece isminiz gitti Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah.
OKTAR BABUNA:Bakın bunlar yine başka gazeteleri, İsviçre’nin. MaşaAllah resminizle birlikte.
ADNAN OKTAR:Bu da yeni değil mi çıktı?
OKTAR BABUNA:Evet, manşetten vermişler zaten.
ADNAN OKTAR:Manşetten?
OKTAR BABUNA:Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne diyor? “Adnan Hocamız gelecek, paspas gibi çiğneyecek” diyor özetle değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet tam öyle. Tam o şekilde Hocam. İnşaAllah. Şimdi bir tane daha var Hocam, Lozan’daki bir gazeteyle ilgili. Onun da tercümesini okuyacağım inşaAllah. Bu da Fransa’nın en önde gelen “Tribune De Geneve” gazetesinin internet sitesi. Burada bu konferansın ilanı var Hocam inşaAllah; hem maddenin gerçeğiyle ilgili hem evrim teorisinin geçersizliğiyle, yaratılış gerçeğiyle ilgili. Onu anlatmış. Ondan sonra altına da bir haber yapmış. O haberin de tercümesi şu şekilde Hocam inşaAllah: Tribune De Geneve isimli çok ünlü bir gazetesi Lozan’ın. “Harun Yahya’nın Lozan’daki konferansını tanıtan afişler, İsviçre’nin Fransızca konuşulan bölgelerindeki istasyonlarda ve başka çok sayıdaki şehrin duvarlarında boy göstermeye başladı. Bu afişleri gözden kaçırmak çok zor. Birkaç günden beri Darwin’in Evrim Teorisi’nin üzerini çizen afişler, İsviçre’nin Fransızca konuşulan bölgelerinde ve İsviçre’nin başka büyük şehirlerinde istasyonları ve caddeleri kaplamış durumda. Ünlü bir Müslüman yaratılışçının Lozan’daki Bolio Sarayı’na gelişini bildiren etkileyici bir bildiri kampanyası söz konusu. Gerçek adı Adnan Oktar olan Harun Yahya, 25 Mayıs’ta dünya görüşünü ortaya koymaya hazırlanıyor. Harun Yahya, 2007 yılında Yaratılış Atlası ile kendinden bahsettirmişti. 770 sayfalık bu lüks kitapta yaratılışçı görüşlerini tanıtıyor, Harun Yahya. Müslüman dünyasının en etkili evrim karşıtı hareketinin önderi. Ona göre Darwinizm aldatmacası, özellikle ırkçılık, faşizm, komünizm gibi şiddet içeren ideolojilere ve diğer barbar dünya görüşlerine sebep oldu. Çok sayıdaki internet sitelerinden birinde, Dünya Ticaret Merkezi kulelerinin yıkılması, terörist hareketlerin kaynağı olan Darwinistlere mal ediliyor. Anti-siyonist ve mason karşıtı olan yazar, materyalizmin ve ateizmin her türüne itham ediyor.” Sizin özgeçmişinizi anlatmış; 1956 yılında Ankara’da doğduğunuzu, gittiğiniz okulları. “Harun Yahya kuşkusuz iletişim konusunda oldukça iyi biliniyor. 200’den fazla internet sitesini, 200 filme ve 60 dile çevrilmiş 300 kitaba sahip olan Harun Yahya, yeni inançlı kişileri ikna etmeyi planlıyor. Görünüşe göre, Türkiye de bu amacına ulaşmış durumda. Çünkü bu ülkede lise öğrencilerinin % 75’i artık evrim teorisine inanmıyor” diye bitirmiş haberi.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah diyor, “kalplerine korku salacağım” diyor değil mi? İnşaAllah. Ama biz de onların anladığı anlamda korkulmayacak gibi de değiliz yani. Değil mi? Öyle bir fikri ve ilmi donanıma sahibiz ki, karşımızda dakikalar içerisinde yerle bir olabiliyorlar.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mine Hocam bir soru sor.
SUNUCU:İnşaAllah sorayım Hocam. Kendi sorularımdan mı? Seyirci sorularımızdan mı sorayım?
ADNAN OKTAR:Kendin sor.
SUNUCU:Tamam hazırlamıştım. Hazırladığım sorulardan. Hazreti Allah Maide Suresi 35. ayette “Bana yaklaşmak için vesile arayınız” diyor. Bu vesile nedir?
ADNAN OKTAR:Vesile, Kuran ve aynı zamanda alimler, mürşitler, hepsini içine alan bir işaret. Mesela, büyük mürşitlerden farz edelim Şeyh Nazım Hocamız, bir vesiledir. Neye sebep olur? Mesela gidersin, konuşursun. Samimiyetini görürsün, candanlığını görürsün, Allah’a olan aşkını görürsün; için açılır. Allah’ı zikreder, O’ndan bahseder; için açılır, bir vesiledir. Kuran’ı açarsın, bir ayet okursun, için coşkuyla dolar, vesiledir. İmam-ı Rabbani’nin kitabını okursun; için açılır, bir vesiledir. Yani vesileler bir tane değil.
SUNUCU:Peki vesile olmadan, doğrudan doğruya Allah ile bağlantı kurmak konusunu savunanlara nasıl cevap verilebilir?
ADNAN OKTAR:Vesile olmadan doğrudan doğruya Allah ile bağlantı kurmak, zaten bu var olan bir şey. Zaten Kuran’ın da savunduğu bir şey ama vesilenin bir mahsuru yok. Biz bir yere gideceğimiz vakit arabayla gidiyoruz, ayaklarımızı Allah vesile ediyor, şimdi ayaksız gitmiyoruz. Mesela Allah Kuran’ı vesile ediyor yahut ilmi bir eseri vesile ediyor, bir güvercinin, kuşun, örümceğin hayatını görmek, yaşantısını görmek de bir vesiledir. Dolayısıyla vesileye böyle şaşkınlıkla bakmak pek mantıklı olmaz. Vesile her yerde var. Müslüman vesileyi arayacak inşaAllah.
SUNUCU:Amel, imandan bir cüz müdür? Yani amelsiz iman olmaz mı? Bir insan iman ettim deyip, hakkıyla, kalbiyle tasdik ettiği zaman, işte ibadetlerini yapmasa ona mümin diyebilir miyiz? Onu soracağım.
ADNAN OKTAR:Mümin, günahkar mümin olur. Mümindir tabii ki ama günahkar olmuş olur.
SUNUCU:Peki müslim nedir?
ADNAN OKTAR:Müslim, Müslüman.
SUNUCU:İman etmekle Müslümanlığı yaşamak bir midir?
ADNAN OKTAR:Tabii tabii. Mesela iman etti mi Müslüman olur. “Lailahe illallah Muhammeden Resulullah” diyorsa bir insan aşkla, şevkle veya Amentü’yü kabul ediyorsa Müslümandır. Kuran’ı kabul ediyorsa Müslümandır. Hiçbir hükmünü yapmasa dahi Müslüman olmuş olur, günahkar olmuş olur ama Müslüman olur. Ama uygulaması zaten farzdır. O zaman sevaba girer, ama yapmadığında her yapmadığı hükme karşılık bir günah olur. Yani fıska girmiş olur. Fasık hükmünde olmuş olur.
SUNUCU:Anladım. Peki, tahkiki iman mı, taklidi iman mı? Hangisi daha makbul olan?
ADNAN OKTAR:Tabii ki tahkiki. Tahkiki iman, Bediüzzaman’ın yöntemi de odur. Mehdi (a.s.)’nin yöntemi de o olacaktır. Tahkiki imandır yani aynel yakin hatta hakkel yakine de ulaşılabilir. Aynel yakin; yani gözüyle görüp, kulağıyla duyup müşahede ederek, araştırarak, ilmi kaynaklardan da bakarak aklen, mantıken, kalben tasdik ederek kanaat getirmek, en makbulü budur. Taklidi iman çok tehlikelidir. Çok rahat gider. Yani geldiği gibi çok rahat da gidebilir.
SUNUCU:Evet, hatalarla beraber geçiyor değil mi?
ADNAN OKTAR:Tabii, tabii çok risklidir. Cübbeli diyor ya, “kocakarı imanı olsun yeter” diyor. Kocakarı dediği tabii, zaten öyle bir söz çirkin. Öyle bir söz söylenmez de, kastettiği taklidi iman. Yani gözünüzü kapatın, iman edin. Adam öyle adam ama arkasından diyor; “ben adamın evini istesem gelmez bir daha. Yahut para istesem bir daha cemaate gelmez” diyor. Çok tehlikeli bir durum bu. Ama aynel yakin, hakkel yakin tahkiki iman ile iman etmiş bir insan sarsılmaz. Olumsuz olaylardan da etkilenmez. Dolayısıyla tahkiki iman esastır inşaAllah.
SUNUCU:Peki Hocam, Haricilerin Hz. Ali (r.a.)’ı mesela şehit etmeleri. Onlarda mesela amel çok önemliymiş, öyle öğrendim. Mesela amelsiz iman edeni ‘iman etti’ saymıyorlar. Mesela oruç tutuyorsa ya da namaz kılıyorsa o insanı mümin sayıyorlar. Ama aynı zamanda da bu kadar hassas mesela davranmalarına rağmen, günahkâr bir topluluk olarak tarihe geçiyorlar, bir Peygamber (s.a.v.)’i öldürdükleri için. Onlar hakkındaki yorumunuz nedir?
ADNAN OKTAR:Veli, Hz. Ali (r.a.)’ı kastediyorsun değil mi, veli olan? Hz. Ali (r.a.), şehit ettiler. Bir kere katilin açıklaması olmaz. Katil, zaten en büyük haramlardan birini işlemiş oluyor. Namaz kılması, oruç tutması onu değiştirmez. Mafya mensupları vardır mesela; uyuşturucu ticareti yapıyor, adam öldürüyor. Ama namaz da kılıyor. Bu, onu kurtarmaz. Allah’ın dilemesi dışında, yani tövbe etmezse kurtarmaz. Dolayısıyla orada yapılan zulüm ve psikopatlığın hiçbir açıklaması yok. Hz. Ali (r.a.) çok büyük bir veliydi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in şiddetli bir sevgiyle sevdiği bir insandı. Onun şahadeti çok vahim bir olaydır. Dolayısıyla onların haricilik mantığı da yerinde değil. Çünkü zaten Müslüman hem harice hem batına önem veren bir varlıktır. Zaten namaz kılar. Hz. Ali (r.a.) namazlarını kılıyordu, beş vakit namazını kılıyordu, orucunu da tutuyordu, zekatını da veriyordu. Onların orada bir bahanesi yok ki.
SUNUCU:O şekilde bir bahaneleri yok. İman noktasında o kadar titizken böyle büyük bir yanılgıya düşmelerini yorumlamanızı rica etmiştim. Bir savaşta hakem seçmesiyle başlıyor düşmanlıkları Hz. Ali (r.a.)’a. Onların istedikleri hakemi seçmiyor Hz. Ali (r.a.). Başka hakem seçtiği için şehit ediliyor.
ADNAN OKTAR: Yani o harici kafalarına bu aykırı geliyor.
SUNUCU 1: Çıkarlarına dokunduğu için.
ADNAN OKTAR: Orada yaptıkları, tabii ki açıkça züppelik. Başka bir şey değil. Hiçbir açıklaması yok. Hz. Ali (r.a.)’a zaten tabi olmaları lazım. Çok değerli, büyük bir veli. Peygamberimiz (s.a.v.)’in her yönden güvendiği bir insan. O bir konuda hüküm veriyorsa, zaten mutlak müçtehit hükmünde o ve mutlak müceddit hükmünde, verdiği açıklama yeterli olur. ‘Biz işte hariciyiz, o harice uymadı’ mantığı, bu psikopatça bir izah olur. Tabii çok anormal bir mantık. Hz. Ali (r.a.)’ı zulmen şehit etmişlerdir. Harici, yani namaz kılması, oruç tutması da onu kurtarmaz. Birçok ahlaksız insan zahiren Kuran’ın hükümlerini yapıyormuş gibi görünür, ama şeytandır, yani iblistir. Dolayısıyla o geçerli olmaz. Hz. Ali (r.a.) da ayrıca kusursuz denilecek derecede mükemmel ibadetlerini yapan bir insan. Hz. Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.) hepsi çok mükemmel ibadetlerini yerine getiren insanlardı. Haricilerin bulacağı hiçbir bahane yoktu. Sadece hasetlik, kin, Ehl-i Beyt’e olan nefret, delilikleri ve dengesizliklerinden kaynaklanan bir şeytani tavır içindeydiler. Yaptıkları, şeytana hizmettir. Yani zulmen şehit etmişlerdir. Başka bir şey yok.
SUNUCU 1: Evet. İbadetlerindeki o kusursuzluk?
ADNAN OKTAR: İbadetlerindeki kusursuzluk, ruhtaki boşlukla birleştiğinde bütün yapıp ettiklerini boşa gidecek bir karakter ortaya koymuş oluyor. Çünkü Allah “ameller niyete göredir” diyor. İslam’da bu, temel kaidedir. Adamın niyeti bozuksa kusursuz görünebilir. O, bir şeyi değiştirmez. Sarık giyer, cübbe giyer, namazlarını muntazam kılar. Mesela hanım başörtülüdür, tesettürlüdür, hatta çarşafa girmiştir. Fakat içi boştur, ruhu boştur ve ‘taklidi imanla yapıyorum’ der, hatta imansız da olabilir. Allah “onların bütün yapıp-ettikleri boşa gitmiştir” diyor ve “boşa yorulmuşlardır” diyor Allah ayette, değil mi? Kuran’da bu hususa dikkat çekilen çok fazla ayet vardır; bir tane, iki tane değil. Münafıkların genel karakteri. Zaten münafıklar dışarıya yönelik alametleri tam yapar. Münafıkta o yönde kusur bulamazsın. Münafık işine gelmeyen yerde psikopatlaşır. Yani çıkarıyla çatıştığında delilik tavırları göstermeye başlar. Mesela Dırar mescidini kurduklarında, orada gidip adamlar mescitte beş vakit namazını kılıyorlar, oruçlarını tutuyorlar, zekatlarını veriyorlar, mescidi temizliyorlar. Ama diyorlar “bizim mescid daha mükemmel, çok daha iyi. Burada daha kusursuz ibadet yapıyoruz. Gelin burada kılın namazlarınızı” diyorlar. “Ama Peygamber (s.a.v.)’in yanında olmak şart değil. Peygamber (s.a.v.) bize Kuran’ı zaten getirdi. Yani ona niçin ihtiyaç var? O da kılmak istiyorsa gelsin burada kılsın” diyorlar. Burada hem itaatsizlik var, hem züppelik var, hem çakallık var, hem itlik var. Her şey var yani aklınıza gelen. Çünkü orada dini kullanamama var. Dinin hükümlerini zahiren yaşıyormuş gibi göstererek bir koz elde ettiğini düşünüyor. Halbuki batınında öyle değil. Halbuki Kuran’da Allah “samimi olan kullarım kurtulur” diyor. Yani namaz kılan kurtulur demiyor Allah. Oruç tutan kurtulur demiyor. Samimi olan. Samimi olursa zaten namazlarını da kılar, orucunu da tutar ve gereken candanlığı yaşayarak İslam’ı mükemmel uygulamış olur. Ama bu kişilerde bunların olmadığını görüyoruz yani samimi değiller. En büyük anormal yönleri bu. Samimi olmadı mı zaten belanın içine girmiş oluyorlar.
SUNUCU:Yani amel var ama hakiki bir iman olmadığı için boşa geçmiş oluyor.
ADNAN OKTAR: Tabii ki samimiyetsizler. Zaten Allah’ın velisini öldüren bir insanın ne kadar vicdansız ve psikopat olduğunu söylemeye gerek dahi yok. Hz. Hasan (r.a.)’ı, Hüseyin (r.a.)’ı değil mi? Hüseyin (r.a.)’ı, o mübareğin mesela başını kestiler. Olmadık eziyet ettiler, zulmettiler. “Bunu Allah adına yapıyoruz” diyorlar. Şimdiki yobazlar da aynı kafadalar. Mehdi (a.s.)’a karşı mesela müthiş bir kin ve nefret içindeler. Ellerinden gelse Hz. Hüseyin (r.a.)’a yapılanın aynısını ona da yapmak isterler. Ama bu sefer yapamayacaklar işte. Allah’ın vaadi var. Ehl-i Beyt’in Ahir Zaman’da mutlak zaferi vardır inşaAllah. Hz. İbrahim (a.s.) nesli, Ehl-i Beyt anlı şanlı dünyaya hakim olacaktır, Mehdi (a.s.) başlarında olacak şekilde. Çok güzel, çok muhteşem güzel günler yaşanacaktır ve Peygamberimiz (s.a.v.)’e vaat edilen bir güzelliktir bu zaten. Bu, tahakkuk etmiş olacaktır ve Ehl-i Beyt’e yapılan zulmün de intikamıdır Mehdi (a.s.)’ın saltanatı, gücü ve iktidarı. O arada tabii Ehl-i Beyt’in de gücü ortaya çıkacaktır. Böylece küfür, bu yaptıklarına binlerce kere pişman edilmiş olacaktır.
SUNUCU:Hocam “ben kulumun zannı üzereyim” hadis. Onu biraz açabilir miyiz? Ayet dedim, affedersiniz sanıyorum bir hadis ama Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e direkt gelen bir hadis. Allah’tan ilham olunan bir hadis de olabilir. Tam orada emin değilim.
ADNAN OKTAR: Tamam. ŞimdiAllah’ı insan seven, şefkat duyan, koruyan, kollayan olarak inanırsa ki Kuran’ın hükmüdür bu, Allah ona o şekilde karşılık verir. Ama Allah’ı tam tersi olarak değerlendirirse, tam tersi olarak düşünürse, Kuran’a zıt olmuş oluyor bu zaten, Allah’a isyan etmiş oluyor. O belayı mucip olan bir durum zaten. O zaman da Allah ona onun karşılığını vermiş oluyor. Allah hakkında ters bir zan, kötü bir zan, Allah’a karşı bir öfke, haşa, Allah’ın intikamını gerektiren bir durumdur. Dolayısıyla Cehennem ile karşılığını almış oluyor. Dünyada da bela ile karşılığını alır. Bunu zaten dünyada da görüyoruz. İnsanlar da bununla karşılaşıyorlar. Mesela faşizme uydu dünya, mahvoldular. Komünizme uydular, mahvoldular değil mi? Mesela Müslüman ülkeler; Fas, Tunus, Cezayir, Libya, Mısır, Filistin, Irak, Suriye, Yemen, hemen hemen hepsi Darwinistlere teslim olmuşlardı. Darwinist ve materyalistlere teslim olmuşlardı o dönemde. Sosyalistlere teslim oldular. Allah mahvetti. Kırdı geçirdi Allah. Ekonomik yönden de perişan oldular, bölündüler ve Müslüman alemi muazzam bir güçsüzlüğe ve perişanlığın içerisine girmiş oldu. Dolayısıyla Allah intikam almış oldu. Ama işimdi o belayı put ortadan kalktıktan sonra, o belayı Allah izale etmiş oldu inşaAllah ve ediyor, devam ediyor inşaAllah.
SUNUCU:Hocam mesela büyük günahlar, hepimizin işte önemle sakındığı günahlar, kulun bunlara düştüğünü varsayarsak, birine bile, imanına olan etkisi nedir?
ADNAN OKTAR: Biraz tabii moral yönden olumsuz etkilenebilir, sarsılabilir ama dinden çıkmayacağı açık. Tövbe edecektir, samimi olarak tövbe edecektir. İradesini kullanıp, aklını kullanacaktır. Bir daha tekerrür etmemesi için özen gösterecektir. Çünkü Allah diyor ki; “büyük günahlarda bilerek ısrar etmezler” diyor Allah. Yani devam ettirmezler, diyor. Orada onu durdurması lazım. Zaten günah da insana zevk vermez. Günah kendi içinde, boğulmuşluğuyla, kiriyle, sıkıntısıyla, acısıyla beraberdir. Yani mutlu olmaz insan harama girdiğinde. Haram acısıyla gelir, yani uğursuzluğuyla gelir, azabıyla gelir zaten. Dolayısıyla mümin için pişmanlık demek, manen çökmek anlamında olmaması lazım. Hani böyle ağlayan, içine kapanan, Allah korkusundan ağlanır da ama morali bozulup, kendine güvenini kaybedip, kontrolünü kaybetmesi, hafızasına, bilincine etki etmesi, fizik olarak kendini güçsüz hissetmesi; bu, doğru değil. Sadece tövbe edersin o kadar. Çünkü Allah’ın nereden biliyorsun intikam alacağını? Ya affederse, intikam da alabilir, affedebilir de ama biz candan tövbe etmekle mükellefiz. Ve azmedip kararlı olmakla mükellefiz. Müslüman zaten iradelidir, aklını kullanacak yani bedenimiz biz emir vermeden bir şey yapmaz. Bizim emrimize bağlıdır; yani “otur” dersen oturur, “kalk” dersen kalkar, mazlumdur insan bedeni. Emir kullanmadıkları için bu olaylar oluyor. Mesela bir kötülük yapacağı vakit “yapma” derse, yapmaz beden. “Otur” dersen oturur, “dur” dersen durur. Yani nerede görülmüş insan bedeni insana isyan etsin, değil mi? Tam mutidir, köle gibidir insan bedeni.
SUNUCU:Nefsin konumu peki?
ADNAN OKTAR:Aynısıdır, nefisle beden aynıdır. Yani nefsi abartıyorlar. İşte “nefis kontrol altına alınamaz. Nefis insanı sürükler. Nefse söz geçiremedim”. Laf o, direkt iman zafiyetinden ve ona bağlı akıl zafiyetinden olur. Yani en cazip şey bile olmuş olsa her ne olursa olsun, insan çok rahat kendini kontrol altında tutabilir. Niçin kontrolden çıksın? Değil mi? Haram olan bir fiil varsa yani yapmasın, bu kadar. Bedenine emir verirsin, yapmaz onu. Kontrolsüzlük hikayesi, biraz tutucu-muhafazakar kesim içerisinden çıkartılmış bir söylentiden ibaret. İşte nefis devreye girer. Sanki bambaşka bir mahluk çıkıyor, canavar onu tutuyor, boğazından sürükleyerek götürüyormuş gibi falan, bir de bahane olarak “nefis yaptı, ben yapmadım” diyor.
SUNUCU:İşte arkasına sığınmak için de olmuş olabilir.
ADNAN OKTAR:Yani bıraksınlar, çok anormal bir şey, çok mantıksız. Olur mu öyle şey? Nefis tamam, Allah’a düşman yaratılmıştır. Ve daima kötülüğü emreder. Ama çok zavallı ve baş eğicidir. Yani bir emre bağlıdır. Dur, dediğinde durur. Yani helal olursa da, “hadi” dersen de devam eder, o kadar. Yani bunun dışında bir özelliği yoktur. Veyahut bir kısım tipler de “şeytan yaptı, ben yapmadım” diyor. Mesela bir suç işliyor. “Nasıl oldu?” “Ya şeytan kışkırttı, görüyor musun onu, o mikrobu, bunu bana yaptırdı” diyor. Halbuki Kuran’da Allah “şeytanın etkisi zayıftır” diyor. “Salih mümin kullarımın üzerine, samimi kullarımın üzerine onun bir etkisi yoktur” diyor. Nereden etki edecek? Şeytan gelirse “git” dersin gider, bu kadar basit, öyle ahım şahım bir gücü yoktur ki. Sadece fısıldayacaktır, fısıldadığında da “dinlemiyorum” dersin, olur biter. Yani ne mecburiyetin var?
OKTAR BABUNA:Siz bir benzetme yapmıştınız Hocam inşaAllah. İmanı sağlam birisi harama karşı felç olur, o harama giremez zaten demiştiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi adam buraya şarabı getirdi, koydu masanın üzerine koydu. Nasıl bu insana bu kadar cazip olur da insan kontrolünü kaybeder, eli ayağı titreyip o şarabı içer? İçmiyorum, Allah Allah. Bu kadar basit. İçerken de zevk alınmaz ayrıca ondan. Bayağı zehir gibi, çok çok rahatsız eder, olmaz yani Müslüman öyle bir şeyden mutlu olmaz. Mesela gayrı meşru bir şeyde de, herhangi bir gayrı meşru ilişkide de nefis felç olur. Nasıl insanın gönlü huzur içerisinde olur? Öyle bir şeyden zevk alamaz bir insan. Yani ruhu kilitlenir adeta çünkü insanın vicdanı son derece rahat olması lazım. Allah’a karşı vicdanı huzurlu olması lazım, karşılıklı sevgi olması lazım, saygı olması lazım değil mi? İbadet rahatlığı içerisinde olması gerekiyor. Suç işlediğini bilerek bir insan nasıl rahat olur? Yani beyni bir kere kilitler insanı. Beyin eğer bir konuya karşı net tavır gördüyse vücudu otomatik kilitler. Vücudun her yeri kasılır. İnsanın bir şey yapabilecek hali kalmaz. Ve o ona azaba dönüşür. Dolayısıyla gerçekten iman edenin yaratılıştan sistemi bu konuda sağlamdır zaten. Böyle bir konu yoktur. O, iman zafiyeti oluyor. Aşırı derecede gevşek oluyor. Sabah imanlı, akşam imansız. Akşam başka türlü, sabah başka türlü, sürekli gelip gidiyor imanı. O iman gelip gitmelerinde öyle bir şeyle karşılaştığında çok pervasız ve rahat oluyor. O kastedilen budur. Yoksa Müslüman öyle bir şeyin içine girmez, Allah’ın dilemesiyle inşaAllah.
SUNUCU:Hocam az önce bahsettiğiniz, o kötü bir şeyi yapan insan örneğinde mesela şeytan yaptırıyor? “Allah yaptırıyor” diyenlere karşı, mesela kötü bir şey yaptığı zaman “bunu benim yapacağımı zaten Allah biliyordu, onu bana yaptıran da zaten O. Peki benim imtihanımın işte gizi nerede kaldı?”
ADNAN OKTAR:Şimdi bunu söyleyenlere şunu söylemek lazım: Sen bunu, bu soruyu soracağın ve konuşacağın bir ortam olacak, dersin Ahiret’te. Bol bol sonsuza kadar bunun değerlendirmesini yaparsın, dersin. Yani onu Ahiret’te o, Cehennem’de arkadaşlarıyla tartışır isterse, konuşur. Çünkü onun cevabını o çok iyi bilir. Yani onu sorarken bak diyor ki; “Allah da biliyor ki” diyor mesela Kuran’da veyahut “çok iyi bilinen bir konudur” diyor Allah. “Kendileri de biliyor, kendileri de yalan söylediklerini biliyor” diyor Allah, “kendileri de yalanlarına şahitler” diyor. Bunu söylerken bilmez mi adam? Çok net biliyor, samimi sorsan bilir. Ama dini sanki kendi kuralları içerisinde demagojiyle kilitleyeceğini zannediyor. Dinin bazı izahlarının dini açmaza soktuğunu düşünüyor. Her şeyi Allah yaratıyor dedik ya, Kuran’da Allah diyor. “O zaman benim ne suçum var?” diyor. “Benim ne suçum var?” diyor. “Peki, hakikaten bilmiyor musun?” desek, “gerçekten bilmiyor musun?” desek, “böyle bir şey yok” diyor. Mutlaka biliyordur. Samimi cevabını o bilir. Orada bir deli cesareti gösteriyor. Kendince çocuklanıyor ve biraz da kendini yani kaba bir tabir olacak ama avanak havasına sokmaya çalışıyor. Onun karşılığı o değildir, yani ne olduğunu o Ahiret’te görür. Tamam, cevabı verilir yani ama o kadar şımardıysa zaten bayağı bir cesaret almış demektir, yani yol almış demektir o. Yani mesela o daha da olmasa duruyor duruyor; “Allah bizi niye yarattı o zaman?” diyor, “yaratmasaydı” diyor. Yani pervasızlaşmış artık, yani çirkin bir cesaret gelmiş üzerine. Onun on binlerce öyle sorusu olur, o sorularına toptan cevap alacağı yer Ahiret’tir, Cehennem’dir. Cehennem’de onların cevabını alır. Yoksa yani bitecek gibi de değildir. Hakikaten mesela samimi olarak birkaç konu vardır bilemediği, o ayrı mesele; ama bu tiplere dikkat et, önü sonu yoktur. Bunun açıkladığında sen, Müslüman olur mu o? Yok. “Ben bunu bilmiyordum, böyle olduğu için Müslüman oluyorum” derse tamam. Ama zaten öyle bir şeyi yok, o dinde açık arıyor. Dinde eksiklik arıyor. Dinle kendince haşa alay etmeye çalışıyor. Allah da ona işte sonsuza kadar bol vakit veriyor Ahiret’te, konuşacağı adamlar da olacaktır mesela; şeytanlar olacaktır, bütün o ehl-i küfür var, tuğyan ve delaletle aynı ortamda olacaktır. Onlara bunu bol bol sorma imkanı olacaktır. Ama sıkılır tabii onu sormaktan, çok sıkılır, bayağı bunalacaktır.
SUNUCU: Hocam kader bahsi de Risaleler’de Bediüzaman’ın sıkça böyle daha da uzun, hatta birkaç konudan daha uzun bahsettiği bir bahis, siz neler düşünüyorsunuz kader bahsinde?
ADNAN OKTAR: Kader, biz aslında çok sade anlatıyoruz. Bakın diyoruz ki; an denilen şey, sonsuz kısa zaman yani bir saniyenin mesela milyonda biri değil, trilyonda biri değil, katrilyonda biri de değil. Ne kadarda biri? Hiçbir şeyde biri, yani en kısa zaman, en kısa zaman birimi. Sonsuz kısa zaman birimi, bakın sonsuz kısa zaman birimi içerisinde Allah sonsuz evveli ve sonsuz sonrayı yaratıp bitirdi, bitmiş. Biz buna işte kader diyoruz, yani zamanın olmamasına. Zaman sonradan yaratılmış ve bizler için yaratılmıştır zaman ve mekan. Allah için zaman ve mekan yok, sonradan yaratıldığına göre; tek bir an içinde hepsi olup bitmiş. E o zaman zaten mecburen kader oluşmuş olur. Yani cüzi irade de, külli irade de işte kaza dedikleri her şey, tamamı onun içinde olup bitmiş oluyor. Ama zamanı derli topluca kısaca anlatmak iyi olabilir, yani anlamayanlar için ama özetle olay budur. Bunu bildiğinde adam zaten kaderi de anlamış olur. Yani Allah’ın bir şeyi bilmesi için, mesela senin kişiliğini bilmesi için Allah’ın, mesela “imtihan ediyor” diyoruz değil mi? Yani Allah denedikten sonra onu, olayı anlamaz yani bir şeyi tecrübe ederek anlamaz Allah. Zaten O sonsuz evvelde Kendisi yaratmıştır onu ve bitmiştir. Onu bize gösteriyor Allah, biz zamanda olan biziz yani bize kendimizin ne olduğumuzu gösteriyor. Yoksa Allah, tecrübe etmeye ihtiyacı olan bir Rabb değildir. Sonsuz büyüktür Allah, inşaAllah.
SUNUCU: Ama tamamen bizi iradesiz bırakan bir Yaratıcıdan da söz etmiyoruz?
ADNAN OKTAR: Bizim irademiz vardır ama irademizle yaptığımız her şey bizim kaderimizdedir ve an içerisinde biz onları yapıp bitirdik, tek bir an içerisinde. Tabii ki irademiz var, mesela bak konuşuyoruz, irademizle konuşuyoruz.
Özetle uzun uzun kaderin anlatılmasına gerek yok işin doğrusu, anlatsak da anlaşılmaz zaten. Ama tek bir an olduğunun bilinmesi yeterlidir. Tek bir an içerisinde yaratılmıştır. O zaman hepsini anlamış oluyorlar, öbür türlü uzun uzun okusa da, samimi olarak sorduğumuzda hakikaten anlamamış oluyorlar gene. “Ne anladın?” diyorum, saatlerce okumasına rağmen gene bir şey anlayamıyor. Çünkü hakikaten o mümkün değil o tarz. En güzel anlaşılma şekli, tek bir an içerisinde her şeyin yaratılıp bittiğinin bilinmesidir. Mesela biz şimdi burada uzun uzun konuşuyoruz ama daha senin baban doğmadan, onun dedesi doğmadan sen burada bunların hepsini konuşmuştun. Tek bir an içinde olup bitmişti; ama biz burada kendi irademizle, mesela sen deftere yazmışsın, düşünüyorsun, öyle gibi görünüyor. Gene baştan gelsen, çocukluğuna Allah seni çevirse, eski döneme gelsen, yeniden dünyaya gelsen gene aynı soruları sorarsın. Hiçbir şey fark etmez.
SUNUCU: Psikolojik olarak, böyle çok toparlamaya çalışıyorum Hocam. Dinin psikolojide yeri var mı? Yani bir insan psikolojik olarak incelenirken din kullanılabilir mi? Kullanmaktan kastım yardım alınmak, alınırsa işte nasıl faydası olur? Alınmış haliyle nasıl incelenir insan?
ADNAN OKTAR: Yani normal psikoloji bilimiyle insanı tedavi etmek mümkün olmuyor. Hepsi hasta oluyorlar, sürekli doktora gidiyorlar yani daha da beter oluyorlar. Bayağı azap çekiyorlar, öyle bir konu olmaz.
OKTAR BABUNA: O işi yapanların bir kısmı da hasta oluyor zaten Hocam, kendisi de hasta oluyor.
SUNUCU: Yapan da hasta oluyor.
ADNAN OKTAR: Yapan da rahatsız oluyor tabii, ortamın etkisinden kaynaklanıyor. Bir kere Allah Kuran’da, şeytandan Allah’ a sığınırım, “Kuran’ın şifa olduğunu” söylüyor Allah. Kalplere şifadır. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle felah bulur” diyor. Bu Kuran’ın okunması, incelenmesi ve Kuran’ın bütününün yaşanmasıdır. Kuran’ı mükemmel yaşayan insan zaten ruhen de sağlıklı olur. Çok zinde olur.
OKTAR BABUNA: Sizin eserlerinizde Hocam, normal biz tabii psikoloji de okuduk, Tıp Fakültesi’nde olduğumuz için hastalar üzerinde de psikiyatri bilimiyle ilgili bu şekilde çalışmalarımız oldu. Ama sizin kitaplarınızda mesela Kuran dayanaklı olduğu için en tanınmış psikoloji kitaplarından çok daha net böyle insan tiplemeleri mesela; “Adamlık Dini” kitabı olsun, diğer kitaplarda olsun “Kuran’da Münafık Karakteri” gibi. Küfrün nasıl olduğu, neler söyleyeceği, neler yapıldığı Kuran’da bildirildiği için sizin de kitaplarınız buna dayandığı için, Kuran’a dayandığı için çok net Hocam aslında bu tarifleriniz sizin. Ve hep de bununla karşılaştırıyor hakikaten Allah yani. Hem tarif etmiş Allah hem de onları gösteriyor, o şekilde oluyor psikolojileri, söyledikleri.
ADNAN OKTAR: Geçenlerde burada birkaç arkadaşım vardı, onlarla konuşuyordum, bayan arkadaşım, dediler ki; kuantum felsefesinden kaynaklanan bir tedavi metodu bulmuşlar, güya ona benzer bir şeyler anlatıyorlar. Kuantum kelimesi geçti, “bir şeyin sürekli iyi düşünülmesi durumunda, o şey mutlaka iyi oluyor” dedi, “ama kötü düşünürse mutlaka o kötü düşünen şey mutlaka oluşuyor” dedi. Halbuki bir adam Allah’a inanmıyorsa ve Kuran’a tabi değilse, istediği kadar iyi düşünsün, sürekli bir felaket başına gelir. Yani zaten deniyorlar ve görüyorlar bunu ayrıca fiilen, yani o beladan o belaya gidiyorlar. Dolayısıyla bu geçerli değil. Kötü düşünmek de, Müslüman da zaten kötü düşünmez, her şeyi hayra yorarak düşünür, akılcı düşünür, güzele yorar. Güzele yorar ki her şeyde hayır görmek, zaten bu mükemmeldir, zaten Kuran’ın bir ölçüsüdür. Her şeyde bir hayır vardır demek, o zaman Allah her şeyde hayır meydana getirir. Mesela; birisi ters bir söz söylerse onda bir hayır vardır.
SUNUCU: Kıymetli izleyenler, sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Fussilet Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. Kendi derilerine dediler ki: "Niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?" Dediler ki: "Her şeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz.’’ Ahiret’te insanların derileri de kendi aleyhine şahitlik ediyor. "Siz, işitme, görme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz.’’ Bakın işitme, görme ve derileri. Hem kulağı da aleyhinde konuşuyor, gözü aleyhinde konuşuyor ve derisi de aleyhinde konuşuyor. “Şahitlik eder diye sakınmıyordunuz, aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz." Halbuki Allah bilir diyor. "İşte bu sizin zannınız; Rabbiniz hakkında beslediğiniz-zannınız,’’ yani Allah hakkında böyle bir zannınız var, diyor. Sizi bilmediğinizi düşünüyorsunuz diyor. “Sizi bir yıkıma uğrattı, böylelikle hüsrana uğrayan kimseler olarak sabahladınız. Şimdi eğer sabredebilirlerse, artık onlar için konaklama yeri ateştir.’’ Daha önce sabra yaklaşmıyorlardı değil mi? Artık diyor ki Allah, “eğer sabredebilirlerse, artık onlar için konaklama yeri ateştir”, ateşe sabredecekler diyor Allah. “Ve eğer onlar hoşnut olma (dünya)ya dönmek isterlerse, artık hoşnut olacaklardan değildirler.’’ Yani dünyaya dönmeleri de mümkün değildir, diyor Allah. “Biz onlara birtakım yakın-kimseleri 'kabuk gibi üzerlerine kaplattık,' onlar da, önlerinde ve arkalarında olanları kendilerine süslü gösterdiler. Cinlerden ve insanlardan kendilerinden önce gelip-geçmiş ümmetlerde (yürürlükte tutulan azap) sözü onların üzerine hak oldu. Çünkü onlar, hüsrana uğrayan kimselerdi.’’ “Biz onlara birtakım yakın-kimseleri 'kabuk gibi üzerlerine kaplattık”. Şeytan onun vücudunun üzerini kaplıyor, her tarafını kaplıyor, şeytani bir karaktere giriyor. “Onlar da, önlerinde ve arkalarında olanları kendilerine süslü gösterdiler”. Ne yaparsa mesela ne anormallik yaparsa onu süslü gösteriyor, onu doğru yoldaymış gibi, isabetli hareket ediyormuş gibi gösteriyor. “Cinlerden ve insanlardan kendilerinden önce gelip-geçmiş ümmetlerde (yürürlükte tutulan azap) sözü onların üzerine hak oldu”. Cinlere ve insanlara da hitap var diyor Allah burada, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz". Yani Müslümanlara İslam’ı anlattırmamak için her türlü baskının yapılacağına Kuran işaret ediyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnkar edenler dediler ki: "Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın. Belki üstün gelirsiniz". Kuran’ın engellenmesi için küfrün yoğun faaliyet içinde olacağına dair bir Kuran ayeti. “İnkar edenler dediler ki: "Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptırmış olanları bize göster, ayaklarımızın altına alalım, en aşağılarda bulunanlardan olsunlar." Ahiret’te bu sefer onlara kinleniyorlar; hem cinlere hem de insanlara kinleniyorlar. Bu olan durumu onlardan sormaya çalışıyorlar. Sanki kendileri yapmamış gibi, cinin kanalı ile yahut insanının kanalı ile mecburen yapmışlar gibi bir üslup kullanıyorlar. Halbuki böyle bir şey yok, herkes kendinden sorumlu.
Mine Hocam bugün de böyle bitirelim.
SUNUCU1: Kıymetli izleyenler, bugün de sohbetimizin sonuna geldik. Yarın yine biz HarunYahya.tv’de, Mavi Karadeniz Radyo’da, Aksu TV’de ve Kaçkar TV’de olacağız. Yayınlarımızı HarunYahya.tv’den 24 saat takip edebilirsiniz. Yarın 22.00’den itibaren görüşmek üzere, hoşçakalın.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...