SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyenler ve dinleyenler. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv ve Kaçkar Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar İle Gece Sohbetleri programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla, tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar, Merve, Ebru ile birlikte sizlerleyiz. Nasılsınız Hocam?
ADNAN OKTAR:Çok iyiyim sen nasılsın?
SUNUCU 1:Ben de iyiyim teşekkürler.
ADNAN OKTAR:Allah daha iyi etsin, daha güzelleştirsin. İyiler daima rahat ederler güzel olarak, kötüler de kötülüklerinin içerisinde boğulurlar. Yani aksi ve nobran olmanın hiç kimseye bir faydası olmaz. Ama güzel ahlaklı olan insanlar zorda kalıyor gibi de olsa daima başarılı olurlar, hep sevilirler. Allah’ın koruma ve kollamasında olurlar. Ama mesela züppelik etmek, münasebetsizlik yapmak, böyle ters tavırlar genellikle toplumun bir kısmında bazı kişiler tarafından uyanıklık ve akılcılık, işte hakkını söke söke alan, yaman adamdır, işte güçlüdür, çok tedbirli adamdır, işte hayatını bu şekilde idam ettirir, babasına dahi güvenmez. İt gibi sürünür söyleyeyim yani her yerde aşağılanır. Her yerde acı çeker. Kendi içinde kendi kendine düşman olur, kendi de mutlu olamaz. Kendi de o sevinci, o neşeyi yaşayamaz. Halbuki dünya çok güzel, insanlar da çok güzel. Allah her şeyi yerli yerinde yaratmış ve kader içinde yaşıyoruz, ne güzel. Sonsuz büyük Allah’ın kontrolünde yaşıyoruz. Mesela bazı insana bakıyorum münasebetsiz ters cevaplar veriyor. Karşısındaki çok insancıl, candan konuşuyor; çok aksi ve adice bir cevap veriyorlar. Mesela ben onları sezmemiş gibi yaparım, fark etmemiş gibi yaparım ama çok içerlerim ben öyle şeylere. Çünkü güzel, iyi bir insana aksi bir tavır beni çok kızdırır yani için için. Ama sezdirmem. İt kılıklılara bakıyorum hakikaten köpek suratı veriyor. Hakikaten sürünüyorlar yani, insan acıyor böyle. Aç kalmış sokak köpekleri gibi böyle. Hem saldırgan, hem aç, hem zavallı, hem korkak, hem tedirgin, hem acı içinde yaşıyor. Kimseye güvenemiyor, kendine güvenemiyor ve onun acısı da bedenine vuruyor, aklına dimağına vuruyor, konuşma yeteneğine vurur ve huzursuz yaşar. Dikkat ederseniz sizin hepinizde bir huzur var yüzünüzde. Ben işin doğrusu bir sunucuya ihtiyaç olduğundan da değil, ben sizin insancıllığınızı insanlara göstermenin peşindeyim. Yani nezihliğinizi, güzel huyunuzu, samimiyetinizi, candanlığınızı yani ideal insan olma nasıl olur bunu göstermeyi de amaçlıyorum. Çünkü bu yani sırf sunuculuk işi değil. Ben buz gibi profesyonel bir yapıda sıkılırım. Halkımız da sıkılır. Bizim milletimizi temsil eden, candan insanlara ihtiyaç vardır. Candan sohbet güzeldir, candan ortam güzeldir. Tamam, sunucu tabii ki gerekir ama bir iş değil bu, meslek değil. Burada bir amaç vardır. Yani insanlara güzel örnek olmak, insanlara mutluluk vermek, iyiliği göstermek, güzel ahlakı göstermek, egoist, bencil olmadığını göstermek, doğru insan olduğunu göstermesi, yalan söylemediğini göstermesi, bir de münasebetsiz olmadığını göstermesi. Çünkü insanların çoğu münasebetsiz ve densiz oluyor, birçoğu, dünyada böyledir. Benim milletim güzel huyludur, sevecendir. Ama bizim Türkiye’de de çıkar tabii, olmuyor değil. Mesela konuşma, sohbeti güzel devam ettirebilmek her yerde mümkün değildir. Bu bir yetenektir. Herkesin birbirine karşı anlayışlı olması lazım, çok insancıl olması lazım. Mesela birçok toplantıda kavga çıkar. Birçok sohbette gerilim olur, küsenler, darılanlar, huzursuz olanlar, neşesi kaçanlar. Mesela benim olduğum bir sohbette bu mümkün değildir, olmaz. Ben ona müsaade etmem. Müsaade etmem derken zor kullanarak değil, aklımı kullanarak, dikkatimi kullanarak buna özen gösteririm. Dün de anlattım, bir yemek toplantımız oldu dün, büyük. Her kesimden, her düşünceden insan vardı ve herkes de birbirini kucakladı. Hepsi üst düzey insanlar. Bayağı da neşeli, güzel bir ortam vardı. Hepsi de takdir ettiler, “Hocam” dediler, “biz hakikaten bir araya gelmek istiyoruz ama olmuyor. Üç kişiyi bile bir araya getirmekte zorlanıyoruz, Allah razı olsun, siz bunu yapabiliyorsunuz. Bunu uygulayabiliyorsunuz” dediler. Tabii bu Allah’ın yardımı. Çünkü ben herkese saygı duyarım, her düşünceye saygı duyarım ve zıtlaşmam ben insanlarla ve hüsn-ü zanla bakarım, sevgiyle bakarım. Bu yönüyle güzel oluyor inşaAllah sohbetlerimiz.
SUNUCU 3:“Sayın Hocam, söylediklerinizin hızla gerçekleşmesi, ailemizi çok heyecanlandırıyor. Çünkü biz Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’yı bekleyen bir aileyiz. Hocam, dediğiniz gibi Rusya’yla Türkiye arasında vizelerin kalkması Rusya Devlet Başkanı Medyedev’in dünkü Türkiye ziyaretinde gerçekleşti inşaAllah. Ve birçok başka konuda daha ortaklık sağlandı. Allah sizi başımızdan eksik etmesin” Ahmet Gezer.
ADNAN OKTAR:Her asır, her yüzyılda Bediüzzaman “bir Mehdi manasına muhtaçtır” diyor. En azgın devir de bu devirdir, bu yüzyıldır. Müslümanların bir araya gelmesi çok önemli bir konu. Müslümanlar bölünmüş durumda biliyorsunuz. Türk milleti bölünmüş durumda. Mesela Amerika Birleşik Devletleri oluyor. “Bu ne var” diyorlar, çok normal. “Peki, Türkler nasıl birleşemiyor?” diyorsun. “Niye birleşsin” diyor, “olur mu öyle şey” diyor. Kardeşim, dilimiz aynı, dinimiz aynı, yani ırk olarak da aynıyız, kavim olarak da aynıyız. Nasıl birleşemiyoruz yani? O zaman biz niye Konya’yla birlikteyiz? Niye Erzurum’la birlikteyiz? Madem birleşilemiyormuş. Değil mi? Onlar, yurt bir bütün. Azerbaycan’dan tut Kazakistan, Kırgızistan, hepsi aynı yapıdadır. Hiç fark yoktur. Konya’yla Kırgızistan’ın hiç farkı yoktur. Azerbaycan’la Ankara’nın hiç farkı yoktur. Aynıdır. Hepsi onlar bizim canımız ciğerimiz kardeşlerimiz. Parçamız, yani aynı aileyi bölmüşler. Babayı bir odaya koymuşlar, anneyi bir odaya koymuşlar, çocukları bir odaya koymuşlar. Diyor ki yani adamlar, hepimiz diyoruz, “biz” diyor, “bırakın aileyiz, ayrıyız bir araya geleceğiz, birlikte yemek yiyeceğiz, birlikte eğleneceğiz.” Salonda toplanmak üzere, “yok müsaade etmeyiz” diyorlar. Öyle bir şey yok. Kimse bir şey diyemez. Ne Amerika böyle bir şeye karışır, ne Rusya karışır, ne şu karışır, ne bu karışır. Bu güzel bir şey. Çünkü burada bir ırkçılık düşüncesi yokki. Biz üstün kavimiz, dünyaya hakim olacağız, herkesi öldüreceğiz, asıp keseceğiz demiyoruz ki. “Biz herkese yardım ederiz, herkesi seveceğiz, kardeşiz” diyoruz biz. “Candan bir muhabbetle, şefkatle yaklaşıyoruz” diyoruz. Bunda anormal olan ne var? Amerika Birleşik Devletleri nasıl normalse, Avrupa Birliği nasıl normalse, Türk İslam Birliği de öyle normaldir. Ama liderin Türkler olması gerektiği çok açık. Çünkü güçlü ve cesur bir millet, kararlı bir milet. Herkes de bu kanaatte olduğuna göre, bunun sonucunda bir ırk, üstünlük iddiası var. Yok. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor “Arab’ın aceme acemin Arab’a bir üstünlüğü yoktur, üstünlük takvayladır.” diyor. Üstünlük takvadadır. Ama bir kumandana ihtiyaç var, bir lidere ihtiyaç var, o da Türk Milleti’dir. Biz diyoruz mesela, desek Fas’a, Tunus’a lider olun kabul etmezler. Yani adamlar güler, “siz şaka mı yapıyorsunuz?” derler. “Tabii ki siz lidersiniz” diyor adamlar. Haklılar. Sonra liderlik bir enaniyet ve büyüklük hissi değil ki. Bu bir şefkat, merhamettir. Değil mi? Ailede baba vardır, aile babası vardır ama gider çalışır adam, yorulur akşama kadar, çoluğunu çocuğunu korur kollar. Hatta bazen gerekirse canını veriyor onları korumak için. Bir çiledir, yani baba olmak kolay bir şey değildir. Anne olmak da çok zordur. İşte Türk Milleti bütün bu dünyanın hem annesi, hem babasıdır. Yani onları koruyup kollayacak, şefkatle bağırına basacak bir sistemdir, bir topluluktur, bir kavimdir, bir millettir. Bunda şaşacak bir şey yok. Irk üstünlüğü de değil. Yani merhamet eden, seven, koruyup kollayan, ırk üstünlüğü mü yapmış olur? Dolayısıyla böyle bahanelere hiç girmesinler. Hem Türk İslam Birliği’ni isteyen ülkelerin sayısı çok çok fazla. İtiraz eden de kimse yok. Bana bir tane ülke getirsinler. Böyle bir şey yok, olmaz da.
Biz hangi kanallardaydık demin söylemiştin?
SUNUCU 1:Aksu Tv, Kaçkar Tv ve Mavi Karadeniz Radyo.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Karadeniz’in aslanları da bizi dinliyor. Evet, Anadolu’da da her yerde kardeşlerimiz bizleri şu an izliyorlar maşaAllah. Bakın diyor ki ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir. Ve onlar için büyük bir azap vardır. O gün, kendi dilleri, elleri ve ayakları aleyhlerinde yaptıklarına dair şahitlikte bulunacaklardır. O gün, Allah hak ettikleri cezayı eksiksiz verecektir ve onlar da Allah'ın hiç şüphesiz hak olduğunu bilecektir.” Şimdi ben bu konuya nereden girdim. Ayet böyle çıktı fakat aklıma geldi. Ben bu Deniz Baykal ile ilgili olaya bakış açımı daha önce belirtmiştim. Oradaki o hanım da çok mağdur konumda. Bakın burada “namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar”, şimdi şöyle, Kuran’a göre bir insana bir isnatta bulunmak için dört tane kişinin, bizzat o olay anında orada olup, gözüyle şahit olup, samimi Müslümanların şahitliğini ifade etmesi gerekiyor. Bunun dışında, kamera kaydı, ses kaydı, elektronik herhangi bir tespit bunların hiçbiri geçerli olmaz. Dolayısıyla ne o bayana, ne de Sayın Baykal’a bu tip bir ifade hiç kimse kullanamaz. Ben bunu söyleyeyim açıkça. Kuran’a göre bu mümkün değil. Sayın Deniz Baykal’ın da yani bundan böyle duygusal bir karar mı artık bilmiyorum, bana göre öyle bir karar alıp Genel Başkanlık’tan ayrılmasını da tasvip etmiyorum. Bir kısım basının, işte oranlara bakıyoruz, çok az Deniz Baykal’ı destekleyenler, işte falanca kimseyi daha çok destekliyorlar sözleri de bana bir taktik gibi geliyor. Ben bunu çok samimi bulmuyorum. Deniz Baykal sakın bunlara da inanmasın, kaale almasın. Yani aslı astarı yok bunların. Bütün partililer seviyorlar, yani biz görüyoruz, duyuyoruz her yerde bunu. Mazlum görüyoruz. O yüzden ilk Kongre’de yeniden Genel Başkanlığa gelmesini isteriz. Çünkü böyle dindar, Allah’a, Kuran’a sevgiyle bakan, İslam’a karşı içi muhabbetle dolu bir insanın, CHP’nin başında olması çok güzel bir olaydır. Velev ki bakın yine söylüyorum, velev ki böyle bir şey olmuş olsa bile, farz edelim ki Türkiye’de on binlerce yüz binlerce öyle insan vardır. Bakılsa kontrol edilse ortaya çıkar, çok fazla insan çıkar; tevbe eder konu biter, tevbe ettiğinde konu biter. Yani bu kadar büyütülecek bir olay değil. Bu hale getirilecek bir olay değil. Biz Sayın Baykal’dan bunu rica ediyoruz. Çünkü CHP için çok güzel bir çizgi bu, çok güzel bir tavırdı. Bunun bozulmasını hiç kimse istemez, güzel de gidiyordu. Ben dedim “ayağına dolanmayın Sayın Baykal’ın, gayet güzel götürüyor partiyi” dedim. “Eğer ellemezseniz dokunmazsanız çok güzele götürecek, öyle görünüyor” dedim. Daha lafımız bitmeden küt karşısına çıktılar. Bence hiç kaale almasın, dümdüz yoluna devam etsin diyorum inşaAllah. O hanımefendi de bu konulara hiç üzülüp tedirgin olmasına gerek yok, kimse ona öyle isnatta bulunamaz. Kuran’ın hükmü açık bakın; “namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve Ahirette lanetlenmişlerdir.’’ Kuran bunu açıklıyor, dört şahit gerekir. Kamera, kardeşim her türlü elektronik oyun oynanabilir, her türlü elektronik teknik kullanılabilir, yani aynısının tıpkısı meydana getirilebilir. Olur mu böyle şey? Kuran buna açıklık getirmiş, “aksini yapanlara seksen sopa atın” diyor Allah, “yapan olursa” diyor. “Evet, bu zina suçu işlemiş derse, seksen sopa atın” diyor Allah Kuran’da. Yani bu ne demek Müslüman bunu yapamaz demektir, söyleyemez demektir. Bu açık bir durum, bayağı güzel götürürken Deniz Baykal, bu şekilde bir durum olması beni rahatsız etti işin doğrusu, yani ben bu yolda devam etmesini istiyorum inşaAllah. Kanaat olarak, dindar bir insan olarak böyle düşünüyorum. Evet bak, “O durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız’’ diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Oysa o Allah Katında çok büyük (bir suç)tür.’’ diyor. “Onu işittiğiniz zaman: "Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah'ım) Sen Yücesin; bu, büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?’’ diyor. “Eğer iman edenlerden iseniz, bunun gibisine bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir.” Ölçü budur. O zaman bununla boş olur mu kardeşim, sen alırsın bir filmi bir kadının resmini koyarsın, bir başka adamın resmini koyarsın, karıştırırsın, bir şey yaparsın, al sana iftira, olmaz öyle şey. Bu geçerli olmaz, yani Kuran’ın ölçüsüne göre Kuran’ın ahlak anlayışına göre hiçbir şekilde geçerliliği yoktur. Bir de herhangi bir şahit de değil, hiç yalan söylememiş adam olması lazım, dört tane, böyle bir şey de olmadığına göre konu bitmiştir. Dolayısıyla Sayın Deniz Baykal’ın geri dönmesi için ısrar edenler güzel yapıyorlar, devam etsinler inşaAllah. Hiçbir karşı çözüm de geri göstermesinler, benim kanaatim, düşüncem. Israrla Deniz Baykal’ı yeniden CHP’nin başına geçirmek için var güçleriyle gayret etsinler ki bunun oluşması için de basının da samimi olması lazım. Bir kısım basını mesela ben görüyorum, oranlar vermişler, bu çok çok rahatsız edici, çok ayıp yani hemen bu olayın arkasından böyle bir, kime sordun da beş dakikada böyle bir karar aldın? CHP’yi destekleyen milyonlarca insan var. Milyonlarca insana gidip sen sordun mu bir bir, kapı kapı dolaştın mı? Yok. Kaç kişiye sordun? Yüz kişiye sordun, adam yanlı olabilir, art niyetli olabilir, işle hiç alakası olmayan bir kişi olabilir. Ayrıca ne malum öyle bir anket olduğu da ne malum yani. Velev olsa bile dar bir bölgede olmuş oluyor, dar şeyde yapılmış oluyor. Birkaç, belirli bir ilin, belirli sokaklarında yapılmış oluyor. Bu hiçbir şekilde geçerli olmaz. Bunu psikolojik bir baskı olarak Sayın Deniz Baykal’ın almaması gerekir. Yani bunu bir kanaat olarak almaması gerekir. Ben o olayları da niçin yaptıklarını da biliyorum ama anlatmak istemiyorum. O oranlamalar falan, onun arkasında neler yatıyor, açık onlar. Fakat bu yakışık kalmıyor. Çok uygun bir hareket değil, yani benim vicdanıma ters geldi. O kadarını söyleyeyim. Şimdi biraz daha konuşursam bu sefer sert bir üsluba girebilirim. Onun için konuşmak istemiyorum, inşaAllah.
Bu Mehdilik ile ilgili de bazı kardeşlerimiz sitemkar bana yazılar yazmışlar. “Hocam, sen bizi yalancılıkla suçluyorsun. Böyle niye diyorsun?” Bir kere yalancı sözünü ben direkt kullanmıyorum. O bana biraz keskin geliyor. Geçenlerde öyle bir kelime ağzımdan kaçtı hemen düzelttim. Doğru söylemiyor diyorum. Gerçi aynı anlama geliyor ama o kelimeyi kullanmıyorum. Şimdi bakın Risale-i Nur dikkatlice incelenirse Mehdi (a.s.)’nin gelişi çok açıktır. Ben mesela sevgiden dolayı birçok insanın Bediüzzaman’ı Mehdi (a.s.) olarak kabul etmesini yahut şahs-ı maneviyi Mehdi (a.s.) olarak kabul etmesini o dönemde normal karşılıyordum. Ama dürüstçe, samimi bakıldığında Risale-i Nur’a, Bediüzzaman’ın olağanüstü bir olaydan bahsettiği anlaşılıyor. Yani böyle flu, anlaşılmayan, muğlak bir konu anlatmıyor. Çok net konuşuyor. Mehdi (a.s.) diye bir şahıs var, cemaati var ve Risale-i Nur dairesinden ayrı bu insan. Fakat özelliği şu, Risale-i Nur’dan istifade edecek. Mesela bak Bediüzzaman ne diyor; “Ahir Zaman’da gelecek Hazreti Mehdi (a.s.) de ona”, yani Risale-i Nur’a, “o kıymeti verecek itikadındayım” diyor Bediüzzaman. Demek ki ayrı bir hareket bu. Bakın, “Ahir Zamanda gelecek Hazret-i Mehdi de Risale-i Nur’a o kıymeti verecek itikadındayım.” Yani “umuyorum” diyor. “Risale-i Nur’a gereken değeri vereceğine inanıyorum” diyor. Zaten öyle olacaktır. “Buradan da anlaşılıyor ki Ahir Zamanda gelecek o şahıs” yani Mehdi (a.s.), “Risale-i Nur’u bir program olarak neşr ve tatbik edecek” diyor. Tamam, bunlar açık. Tarih veriyor, geleceğini söylüyor. Aynı şekilde İsa (a.s.)’nın geleceğini söylüyor. Artık bundan dönmeleri dönemi. Yani bu konuyu samimi alacaklar. Diyecekler ki; “evet, hakikaten bir Mehdi (a.s.)’den bahsediyor Bediüzzaman. Geleceğinden bahsediyor. İsa (a.s.)’nın da geleceğinden bahsediyor.” “Görmedik” diyebilirler, o ayrı mesele. “Dedi ama gelmedi” diyebilirler. O ayrı bir mesele. Gelip gelmediğini tabii Allah bilir. Çünkü Bediüzzaman diyor, “imanın nuru ile bilinebilir” diyor. Direkt bilinebilecek bir şey değildir. Herkes, bedahat derecesi ne demektir, “açık ve aleni herkes bilmeyecek” diyor. Ama ne zaman, “bidayetinde.” Osmanlıca bir kelime, bidayetinde, yani başlangıcında bilinmeyecek. Başlangıçta bilinmeyecek demek, sonra da bilinmeyecek anlamında mıdır bu? O kelimeyi niçin kullanıyor? Özellikle kullanıyor, bak, “başlangıcında o eşhas-ı Ahir Zaman genel olarak anlaşılmaz” diyor. Halk tarafından anlaşılmaz. “Belki imanın nuruyla başlangıçta anlaşılabilir” diyor. Ama sonunda herkes anlayacak Mehdi (a.s.)’yi. Dolayısıyla bu böyle geldi böyle gider demesin kardeşlerimiz, samimi olsunlar. Evet, böyle bir açık anlam olarak bu doğru. Yani açık, sarih anlam olarak bu doğru. Ama “biz şu an göremedik” desinler. Diyebilirler. Bunun bir mahsuru yok. Ama çarpıtmaya kalkmak, örtbas etmek, doğru söylememek bu yakışır kalmaz.
SUNUCU 2:“Selamun aleyküm, çok muhterem saygıdeğer Hocam. İnternette bazı arkadaşlar, Hz. Mehdi (a.s.)’nin 2020-2021 tarihlerinde geleceğinden bahsediyorlar. Hocam, Hz. Mehdi (a.s.) zaten görevde inşaAllah ve Türk İslam Birliği’nin kuruluş yollarını arkadaşlar bir yeni Mehdi (a.s.) beklentisi içinde mi buluyorlar? Allah sizden razı olsun Hocam. İnsanların en zor ve sıkıntılı zamanında Hızır (a.s.) gibi yetiştiniz maşaAllah” İsa Aktas Hollanda.
ADNAN OKTAR: Şimdiİsa kardeş tabii benim Mehdi (a.s.) olduğumu ima ediyor, eğer yanlış anlamadıysam. Çok sevimliler maşaAllah. İnşaAllah Allah Mehdi (a.s.)’ye beni asker eder. Ona öncü kılar. Onun talebesi olurum inşaAllah. O ümitteyim ben. Mehdi (a.s.)’yi kabul etsin de kimi düşünüyorsa düşünsün. O ayrı, onun bir mahsuru yok. Ona bir şey demiyorum. Mehdi (a.s.) gelmeyecek denilmesi anormal bir harekettir. Yani olabilir mürşidini Mehdi (a.s.) olarak görebilir, öyle hüsn-ü zan eder. İnşaAllah da öyledir. Elini öper, peşinden gideriz. Öyle bir sorun yok. Ama hiç böyle bir şey yoktur, konu bitmiştir demek, Müslümanları böyle meskenete itmek, ümitsizliğe itmek, güçlerini kırmak, heyecanlarını kırmak, Peygamber (s.a.v.)’nin bütün hadislerini bir kenara bırakmak, Kuran’ın hükümlerini tamamen iptal eden bir tavra girmek, çünkü Kuran İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını söylüyor. Sen Mehdiyet’i reddettin mi İslam ahlakının dünya hakimiyetini de reddetmiş oluyorsun. Şöyle biliyor olabilirler, yine yanlış bir mantık ama, “İslam ahlakı hakim olacak ama lideri olmayacak” diyor olabilirler. Kardeşim yani ne mahsuru var Müslümanların liderinin olmasında? Yani niye bundan korkarsınız? Biz sınıfta, ilkokulda okurduk, bir sınıf mümessili seçerlerdi, bir başkan. Olmuyor muydu sınıflarda? Her sınıfın bir başkanı oluyordu. Yani karıncaların bile bir başı oluyor. Allah’ın adetullahıdır bu. Kuran’da mesela Sebe halkının başında bir kadın başkan var, kadın. Müslümanların başında Peygamberimiz (s.a.v.) vardı. Şu anda da Hıristiyanların mesela Papası var. Musevilerin de lideri var. Yani neden Müslümanların lideri olmaması gerekiyor? Bu panik nedir? Ben bunu anlamadım. Çünkü bunu kabul ederlerse, Müslümanların bir lideri olmasını kabul ederlerse Mehdi (a.s.)’yi de kabul etmiş oluyorlar. Yani konu bu. Mehdi (a.s.)’yi kabul etmemek için külliyen olayları örtbas etmeye çalışıyorlar ve muazzam bir açmaz meydana geliyor. Akıl almaz olaylar meydana geliyor. Hz. İsa (a.s.)’yı reddetmek için; Bediüzzaman namaz kılarken bir de bakmışlar ki arkasında uzun boylu... Hz. İsa (a.s.)’yı da uzun boylu yaptılar birden, Halbuki Hz. İsa (a.s.) orta boyludur. Doğru söylemezken Allah dillerini dolandırıyor. Onların da haberleri yok. Bediüzzaman yapılı bir insan. Uzun boylu bir insan. Orta boyludur Hz. İsa (a.s.). Nereden uzun boylu oldu. Bu olayın doğru olmadığını bir kere gösteriyor. Bir de niye pencereden çıksın Hz. İsa (a.s.), kapı varken. “Pencereden çıktı gitti” diyorlar. Kardeşim bu sefalete, bu perişanlığa ne ihtiyaç var? Bilmiyoruz de, en azından Hz. İsa (a.s.) geldi mi, gelmedi mi bilmiyorum de. Bekliyoruz de. Bu nedir bu? Başka rivayette diyor ki, “Bediüzzaman şöyle dedi” diyor; “İsa (a.s.) çıkmıştır. Ya Amerika’dadır, ya Avrupa’dadır şu an dedi” diyor. Kardeşim şimdi bu çelişmiyor mu? Bak birinde “namaz kıldı, yanında gördü” diyorsun. Öbüründe de “haberim yok” diyor Bediüzzaman, “Amerika veyahut Avrupa’da şu an faaliyet yapıyordur dedi” diyor. Bilmiyorum, yani yapıyor olması, şu an yapıyordur diyor. Fakat haberi yok Bediüzzaman’ın o ifadeden. Tamamen çelişki, birisinde diyor, “geldi, öldü; hep beraber ağabeyler gömdük” diyorlar. Bu bir sefalet değil mi? Bir perişanlık değil mi? Bunlara gerek var mı? “Bilmiyorum, Allah bilir doğrusunu” de. Yani “ümit ediyoruz, bekliyoruz” dersin. Olur, biter yani inşaAllah.
Merve hiç Mehdi (a.s.) kelimesini duydun mu daha önce?
SUNUCU 2: Hayır onu sormayı düşünüyordum aslında.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) Ahir Zamanda geleceği belirtilen, Kuran’da işaret edilen, Tevrat’ta açık açık belirtilen, Tevrat’ta yüzün üstünde Tevrat hükmü var, açıklaması var. Zebur’da var. Bütün kutsal kitaplarda belirtilen bir şeydir. Yazıtlarda bulabilirsiniz. Eski yazıların birçoğunda vardır. Ahir Zamanda bir şahsın geleceği ve bunun arkadaşları, cemaatinin olacağı ve bu kişi kanalıyla dünyaya tek din olan İslam’ın hakim olacağı, bu kişi kanalıyla. Çok kapsamlı, mesela eski yazıtlarda bile geçer. Diyor ki; “beyaz elbiseli bir kişi gelecek” diyor. Veyahut bir başka şeyde başka türlü açıklamalar var. Ama yazıtlarda hep bunları görüyoruz. Mesela “bir kişi gelecek” diyor, “bütün dünyayı değiştirecek.” Budistlerin yazıtlarında var, eski mesela ateşe tapanların, onların yazıtlarında bile vardır. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde çok kapsamlı anlatılmıştır Mehdi (a.s.). Kıyametin son zamanında gelecek. Kıyamet öncesinde İslam ahlakını dünyaya hakim edecek. Altınçağ denilen bir çağın yaşanmasına vesile olacak bir insan. İnsanlar en mutlu oldukları, en neşeli oldukları bir ortama kavuşacaklar özetle. Yani demokrasinin en mükemmeli, dostluğun en mükemmeli, fikir hürriyetinin en mükemmeli, sanatın, estetiğin en mükemmeli, her şeyin en güzeli, en mükemmelinin uygulandığı bir dönem. Buna vesile olan kişinin ismi de Mehdi (a.s.)’dir. Peygamber (s.a.v)’in neslindendir. Çok detaylı görünümü tarif edilmiştir. Ve Hz. İsa (a.s.)’nın da inişi ve Hıristiyanların, bütün Hıristiyanların hepsi inanıyorlar Hz. İsa (a.s.)’nın ineceğine ki milyarlarca Hıristiyan var biliyorsunuz dünyada. Hepsi de ittifakla Hz. İsa (a.s.)’nın ineceğine inanıyor. Biz de Müslüman olarak inanıyoruz Hz. İsa (a.s.)’nın inişine. Onun gelişiyle de bütün Hıristiyanlar Müslüman olup İslam’a bağlanacaklar. Hepsi Müslüman olacaklar ve İslam’a bağlanacaklar. Ve dev bir olaydır bu, dünyada çapında olacak bir olaydır. Şimdi tabii ben buna inanmıyorum demesi olayı değiştirmez. Bir insanın inanmaması Allah’ın kaderini değiştirmiyor, kader ilerliyor. Mesela “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” derler ama bana göre Mehdi (a.s.) geldi ve faaliyet halinde şu anda. Ve kimse de durduramaz söyleyeyim. Mesela çok büyük olaylar olacaktır önümüzdeki günlerde Mehdi (a.s.)’ye yönelik de, Mehdiyete yönelik de, Mehdi cemaatine yönelik de büyük saldırılar olacaktır, çok büyük iftiralar, baskılar. Çünkü Bediüzzaman diyor; “Hamiyet-i İslamiye feveran edecek” diyor, yani “artık yeter” diyecek insanlar diyor. “O kadar şiddetli ki artık bu kadar işkence olmaz, artık bu kadar baskı olmaz. Bir insana ya da insanlara bu kadar zulüm olmaz. Biz bunu kabul etmiyoruz diyecekler” diyor Bediüzzaman. “Hamiyet-i İslamiye feveran”, feveran kaynama demektir. Bütün İslam aleminde bir feveran meydana gelecek inşaAllah. “Ve Hz. Mehdi (a.s.) başlarına geçip tariki hak ve hakikate sevk edecek” diyor. “Doğru, güzel yola sevkedecek” diyor inşaAllah. Merve, sen güzel bir çağdasın, göreceksin inşaAllah. Bak Hocam demişti diyeceksin. Bayağı da sevineceksin, şaşıracaksın inşaAllah.
SUNUCU 3:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bismillah. Yine Nur Suresi çıktı. Demek ki önemli bir konu bu. Günün konusu ki bak Allah diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “Namus sahibi, bir şeyden habersiz, mü'min kadınlara (zina suçu) atanlar, dünyada ve ahirette lanetlenmişlerdir.”, “O durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağızlarınızla söylediniz ve bunu kolay sandınız; oysa o Allah Katında çok büyük (bir suç)tür. Onu işittiğiniz zaman: "Bu konuda söz söylemek bize yakışmaz. (Allah'ım) Sen Yücesin; bu, büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?” Eğer toplum bunu uygularsa kadınlarımız mağdur olmaz, insanlarımız mağdur olmaz, dedikodu fitnesi ortadan kalkar. Bir söz, bir lafa böyle ortalığı birbirine katmaz. Kuran ahlakı uygulandığında hiçbir şey olmaz. Bu olay mesela çok rahatsız edici. Bütün ömrünü vermiş bu insan mesela Deniz Baykal. Bir filmle, bir sözle bambaşka bir şey meydana geliyor. Mesela gayet güzel giderken ki mesela Kutlu Doğum Haftası’ndaki konuşmasında nefes kesildi. Çok büyük bir manevi heyecan meydana geldi, Baykal’ın konuşmaları mükemmeldi. Kuran’a, İslam’a tam sahip çıkan candan bir üslup. Sen misin onu yapan, iddia edilen Ergenekon Örgütü hemen dişlerini çıkarttı. Hemen Baron devreye girdi. Ve olaylar bu şekle geldi. Ama herkesin sahip çıkması lazım hakka, doğruya. Mesela ben CHP’li değilim. Ama ben sahip çıkıyorum. Baykal’ı severim ben insan olarak. Hiçbir şekilde de çizgimde de bir değişiklik olmadı, kafamda kıpırtı bile olmaz. Ama büyütmemek lazım bu tip şeyleri. Orada bir hata yapıldı. Tabii bir hayır vardır, yani gereksiz büyütüldü. Konu tamamen kapatılması gereken bir konu. Mesela o hanım, o da çok mağdur durumda kaldı. İnsan ona da şefkatle bakar. Çocuğu da var. Bir anda onun toplum karşısındaki manevi rahatsızlığını da düşünmek lazım. Bana ne, olmaz. Şefkatle, merhametle ve sevgiyle olaylara yaklaşmak lazım.
“Mehdi (a.s.), ileri yaşlarda ama genç insan görünümünde olacaktır” diyor Merve hadis, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi. “Vaadedilmiş Mehdi (a.s.) Kaim”, Kaim onun lakabıdır, “Mehdi (a.s.), ileri yaşlarda ama genç bir surette zuhur edecektir. Mehdi (a.s.)’nin alnında hafif içbükeylik vardır.” Peygamberimiz (s.a.v.), o kadar detaylı tarif etmiş ki Mehdi (a.s.)’yi, 1400 sene öncesinden, artık neredeyse milimetrik detaylarla tarif etmiş. Çünkü bak, “alnında hafif içbükeylik”, bu çok dikkat edilerek anlaşılabilir. Bak, içbükey demiyor, “hafif”, çok dikkat vererek bakarsan anlayabilirsin. Bak, “burnu küçüktür” diyor, “ve tam köprü bölümünde çok küçük bir çıkıntısı vardır” diyor, “çok küçük”. Hafif bir bombe, bu da dikkatle anlaşılabilir. Mesela müthiş bir detay. “Yüzü güzellerin evladıdır”, yani yüzü güzeldir. “Hz. Mehdi (a.s.), halka güzel simalı gelecektir.” Biraz daha detay vereyim. “Mehdi (a.s.) uzun ömürlü olacaktır” diyor. Hz. İbrahim (a.s.) gibidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. İbrahim (a.s.), 120 yaşında vefat etti biliyorsunuz. Hz. İbrahim (a.s.)’e benzetiyor. “Yemeği sadedir” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin kıyafetleri alev gibidir. Yüzü bazen açık renk ve altın gibi parlak, bazen de daha koyu renk ve ay gibi parlaktır.” Geçenlerde bunu tarif ettim. Demek ki zaman zaman güneş yanığı olduğunda koyulaşıyor, zaman zaman da açılıyor rengi. “Kıyafetleri alev gibidir”, yani temiz ve gösterişli, temiz kıyafetler, parlak anlamında herhalde. “O Mehdi (a.s.), dünyaya gönül bağlamaz ve bunun için de taş üstüne taş yığmaz.” “Hiçbir malı yoktur” diyor, Mehdi (a.s.)’nin bir alametidir, mülkü yok. Üzerine kayıtlı mülkü olmayacak Mehdi (a.s.)’nin. “Uzak yerlerdeki talebeleri Hz. Mehdi (a.s.)’ye biat edecek, zulüm ve zalimleri fikren etkisiz hale getirecek. Ülkeler düzelecek. Cenab-ı Hak kendisine İstanbul’u manen fethettirecektir.” İstanbul’u manen, kültürel yönden, fikren alacak” diyor Peygamber (s.a.v.), 1400 yıl öncesinden. Peygamberimiz (s.a.v.)’in altın mührünü kullanacağını belirtiyor Mehdi (a.s.)’nin. Mehdi (a.s.)’nin bir alameti de, “her imam ölmeden önce mutlaka evladını görür. Acaba bu doğru mudur?” diye İmam (a.s.)’ye soruyorlar, İmam Rıza’ya, Peygamber (s.a.v.)’in torunlarından. “İmam (a.s) cevabında şöyle buyurdu: "Şunu da hadise eklediniz mi?"” diyor. Eksik olmuş bu, diyor. Peygamber (s.a.v.)’in hadisinin devamı var, diyor. “Kaim Hz. Mehdi (a.s.) hariç”. Bir tek onun çocuğu olmayacak, diyor. İnşaAllah. Hz. İsa (a.s.)’nın çocuğu olur diye de hadis var, geçenlerde bana bir sormuşlardı ama, Allah-u alem, o hadise göre olacak. Çocuğu olacak. Belki Kıyamet yakın diye çocuğu olmaz mı, düşünmez mi acaba dedim, çocuk olmasını. Çocuğu olacak ama vakit var Hz. İsa (a.s.)’nın çocukları için. Çünkü 2020-2023 gibi gelmiş olsa Hz. İsa (a.s.) zuhur etse, hadi 2025 desek bile, yine uzun yıllar var ki zaten son döneme doğru, Kıyamete yakın, bozulma döneminde salih olan Müminlerin canları alınacak zaten. Hz. İsa (a.s.)’nın çocuklarının da canı alınır o zaman, o dönemde. Onlar Kıyameti görmeyecekler. Ama o kadar uzun yaşamaları da biraz, olabilir, mümkün, görebilir Hz. İsa (a.s.)’nın çocukları. Ama Allah canlarını alabilir. “Allah güzel bir rüzgar gönderir” diyor. “Müminlerin hepsinin canı alınacak” diyor Kıyamet öncesinde. Kıyametin dehşetini ve acısını görmemeleri için. “O Mehdi (a.s.), en iyi sığınaktır, aranızdaki en iyi bilen ve en nezaketli olandır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “çok nezaketli birisidir” diyor ve “sığınaktır” diyor. “İnsanlar ona sığınırlar” diyor ve “en iyi bilendir” diyor, “konulara en güzel teşhisi o koyar” diyor. “Ümmetin dağılmışlığı onun eliyle birleştirilir.” Yani biliyorsun İslam alemi paramparça şu an, dağınık. Mezhepler, cemaatler, tarikatlar, Nur talebeleri bile kendi aralarında bölünmüş durumdalar. Hatta bir kısmı da birbirleriyle görüşmüyorlar, o derece ayrılar. Hepsinin birleştireceği belirtiliyor. “Size izin verildiğinde bunu yapın. Eğer ona (Mehdi (a.s.)’ye) ulaşacak bir yol bulursanız” yani “ona ulaşma imkanınız varsa, onunla bağlantı imkanınız varsa” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “ondan (Mehdi (a.s.)’den) başka yol tutmayın.” “Mutlaka ona bağlanın, başka yollara girmeyin” diyor. “İmam Mehdi (a.s.)tüm günahlardan, kusurlardan, murdarlıktan ve hatadan arı ve paklanmıştır.” Yani ahkamda masum, Allah tarafından korunuyor. Koruyucu Melekleri vardır. Ama tabii, görünmez. Allah koruyacaktır. “En sakin, en sakınan, en dindar, en cömert, en cesur ve en sadakatli kişidir Mehdi (a.s.).” Bakın en sakin, halim selim saldırgan değil, sakin. En sakin, yani helala harama çok titiz, Müslümanlara zarar gelmemesi için özen gösteren, Müslümanları koruyan, herkesi koruyan bir insan. En dindar, çok dindar olacağı belirtiliyor. En cömert, Allah rızası için malını mülkünü her şeyini harcıyor. Para tutmuyor. En cesur, Mehdi (a.s.) çok delikanlıdır, yani tam delikanlıdır yani. Gözünü daldan budaktan esirgemez. Bir tek Allah’tan korkar. Tabiri caizse tam aslan yani, inşaAllah. Ve en sadakatlisidir. Bediüzzaman da diyor; sadakat, tesanüd vasıflarına sahiptir, Mehdi (a.s.) talebelerinin özelliğidir, sadıktır Mehdi (a.s.)’ye. “Halk kinle dolduğunda onları pak temiz kılan bir madendir” halkın kalbi birbirine öfkeyle dolacak. İnsanlar birbirlerine karşı kin ve nefret duyacak diyor. Ama onları o, pak ve temiz hale getirecek, kalplerini tertemiz yapacak diyor Mehdi (a.s.). Kalplerinde o kiri pası temizleyecek, diyor. “Ölüm nazil olduğunda korkmaz” yani ölümden korkmaz diyor. Allah’a sığınır, diyor. Ölüm ona vardığında sarsılmaz. Yani olumsuz bir tavır göstermez, diyor. Hani panik olmak, ters bir tavır, öyle bir şey olmaz diyor Mehdi (a.s.). “Mücadele meydanından asla geri çekilmez” diyor. “Tecrübelidir, galiptir ve muzafferdir” diyor. 1400 öncesinden hadis. “Ve mücadele meydanından asla geri çekilmez” diyor. Mehdi (a.s.)’yle baş etmek mümkün değil zaten, Allah’ın izniyle. “Dağlar çıkar önüne” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “mutlaka bir yol bulur geçer oradan” diyor, inşaAllah. Ve devam ediyor hadis, “aslandır” diyor bakın. Aslan, aslana benzetiyor. “Ve kavminin direğidir cesurdur, Allah’ın ilim kılıcıdır, lideridir, herkesi etrafında toplar, yücelik ve şerefin kaynağı olan evde büyümüştür, onun yüceliği en asil yücelikten kaynaklanır.” Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyuna bağlı olmasından ve hepsinin üzerinde Kuran’dan kaynaklanır. “Sediri Seyrelti der ki; İmam Abdullah Caferi Sadık (a.s.)’den duydum ki”, Caferi Sadık, biz Hanefi mezhebindeniz, İmam Ebu Hanife’nin Hocasıdır, çok büyük bir alimdir ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan onun torunu, “hakkı gasp olunan ve inkar olunan mazlum imam” bak, hakkı gasp olunacak Mehdi (a.s.)’nin tutuklanacak hapsedilecek, eziyet görecek, iftiraya uğrayacak. “Ve inkar olunan”, “gelmeyecek” diyecekler veyahut “ne alakası var” diyecekler. Veyahut inkar edilecek, bakın inkar olunan, kabul edilmeyecek. “Nereden çıkartıyorsun?” diyecekler. “Geldi geçti” diyecekler. “Gelecek” diyecekler, “şahs-ı manevidir yahut kitaptır, Risale-i Nur Külliyatı’dır.” Yani dolayısıyla Mehdi (a.s.) yoktur diyecekler. Bak Peygamber ne diyor, “inkar olunandır” diyor, “inkar edilecektir” diyor, “mazlum imamınız” yani masum, günahsız, Allah’ın koruması altında, ahkamda masumdur, “ve bu (gaybetin) sahibi”, zaman zaman kaybolacak, tutuklanacak olan, hapsedilecek olan Hz. Mehdi (a.s.), “halkın arasında dolaşır, pazarlarda gezer”, “sokakta gezecek, aranızda gezecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Onların bastığı yerlerden geçer”, sokaklardan geçecek, “ama onlar onu”, Hz. Mehdi (a.s.)’yi, “tanımazlar” diyor, “halk tanımayacak” diyor. Peygamber (s.a.v.) söylüyor bunu. Bediüzzaman da diyor, “tanımayacaklar,” diyor. “Bidayeten halk onu tanımaz” diyor. “İmanın nuruyla belki o eşhası Ahir Zaman tanınabilir” diyor. Acaba diyecekler. “Ta ki sonunda Allah kendisini onlara tanıtması için tıpkı Hz. Yusuf'a verdiği gibi ona izin verecektir.” Hz. Yusuf (a.s.)’a da “sen Yusuf musun?” diyorlar, en sonunda tanıyor ya kardeşleri. O da diyor, “ben Yusuf’um” diyor. “Bu da kardeşlerim” diyor. Kuran ayeti. Tabii Mehdi (a.s.), Mehdilik iddia etmeyecek ama yani liderliği kabul eder. Tabii zorla kabul ettirecekler, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) ayakta olacak, dünyanın yollarında yürüyecek, evlere ve saraylara girecek”, demek ki sarayların olduğu bir şehirde, inşaAllah. Zaten İstanbul saraylarla dolu. İstanbul’u manen fethedeceğine dair benim en az rastladığım 10 tane hadis var, Peygamberimiz (s.a.v.)’den. “İstanbul’u manen alır” diyor. “Kılıç kullanmayacak” diyor. “Kan akıtmayacak, damla kan akıtmaz” diyor. “İnsanların burnu dahi kanamayacak, sadece Allah’ı anarak İstanbul’u manen fethedecek” diyor hadiste. “Bu yerin doğusunda ve batısında gezecek, sözleri duyulacak”, “her yerde sözleri duyulacak” diyor. “Cemaate selam verecek”, “toplanan insanlara selam verecek” diyor. “Bin yıldan daha eski iskelet kemikleri İmam Mehdi (a.s.)’yle konuşacaklar.” “Fosilleri kullanacak” diyor. Yani “İslam’ı tebliğ etmede fosilleri kullanacak” diyor. Bin yıldan iskelet kemikleri nedir? Fosildir, inşaAllah. “Ona”, Hz. Mehdi (a.s.)’ye, “imameti veren Allah ona ilim ve kitaplar verecek.” Bak, “ona ilim ve kitaplar verecek”, birçok kitaplar çıkaracak Mehdi (a.s). “Ve onu kendi başına bırakmayacak”, “sürekli Allah’ın korumasında olacak” diyor. Bakın Peygamber söylüyor bunu, hadis. “Müslümanlardan bir zat (Hz. Mehdi (as) gelecek, bu zatın şerefi Kafkasya'nın en ulu dağından etrafa güneşin şuaı gibi (ışık hüzmeleri gibi) şulenisar olacaktır (etrafa ışıltılar saçacaktır).” Kafkasya’dan gelecektir, diyor köken olarak. Demek ki seyyidler Mekke, Medine taraflarından Kafkasya’ya gidecekler. Mehdi (a.s.)’nin de soyu Kafkasya tarafından gelecek, ona hadis bakıyor. Mehdi (a.s.) talebelerinin özelliklerini belirtiyor hadiste. “Kaybolsalar aranmazlar” diyor. Yani “o kadar değer vermeyecekler insanlar” diyor onlara. Bak kayboluyor, “iyi olmuş” diyorlar. “Kaybolsun” diyorlar, “daha iyi” diyorlar. Kaybolsun yani ne önemi var, diyorlar. “Hasta olsalar kimse onların ziyaretine gelmez”. Adam, “ölsün” diyor, “daha iyi” diyor. “Öyle olacak” diyor. “Eğer evlenmek isteselerkimse onlarla evlenmez” diyor. “Aman” diyor, “gözünü seveyim, çok tehlikeli uzak duralım” diyorlar. “Bana müsaade” diyorlar. “Eğer ölseler cenazelerine kimse katılmaz.” “Aman kardeşim şimdi cenazelerine katıldık mı, diyor biz de mimleniriz” diyecekler. “Onun için cenazelerine katılmayalım” diyecekler. Peygamber söylüyor bakın. “Onlar malları aralarında eşit olarak paylaşırlar”, kendi malları yok, ne varsa malları ortaya koyuyorlar, hepsi beraber kullanıyorlar. “Evi mi var, parası mı var, arabası mı var, beraber kullanırlar” diyor. “Ve birbirlerini kabirlerinde ziyaret ederler,” ölürse gider kabrinde ziyaret ederler. “Ayrı şehirlerde olsalar dahi istekleri hep aynıdır.” “Aynı hedeftedirler” diyor. “Dünyanın çeşitli şehirlerinde dolaşırlar. Tek hedef üzerinde hareket ederler” diyor. Aralarından münafıkların çıkacağını belirtiyor, Peygamberimiz (s.a.v.) yine. Hz. Ali (r.a.)’den, keremullahi veche, Allah’ın aslanı, o belirtiyor. Mehdi (a.s.) talebeleri için diyor ki; “öyle ki sizden sadece gözdeki sürme kadar veya yemekteki tuz kadar kalacaklar” diyor, yani “gözdeki sürme ne kadar azdır” diyor. “O kadar azdır Mehdi talebeleri, yemekteki tuz ne kadar azdır” diyor. “O kadar azdırlar” diyor. Ama mesela gözündeki sürme gözü güzelleştiriyor değil mi? Tuz da yemeğe tat veriyor. Onlar olmadan olmuyor inşaAllah. “Ve ben size bir örnek vereceğim” diyor Hz. Ali (r.a.), “adamın birinin bir miktar buğdayı vardır” diyor. “Onu temizler ve bir eve koyar ve uzun bir süre sonra geri döndüğünde onun kurtlandığını görür”, “yani buğdayın sürekli kurtlandığını görür” diyor. “Tekrar onu ayıklar ve temizler, hep aynı işi tekrarlar. Sonunda kurtların hiç zarar veremediği çok az sağlam buğday kalır. Gerçek buğdaylar kalır” diyor. “İşte Mehdi (a.s.) talebeleri bu şekilde”, bunu söylüyor. Yani “çok fazla münafık çıkacak aranızdan” diyor Hz. Ali (r.a.). O cemaatin içinden ayrılanlar olacak. Gidenler olacak. Halis ve saf olan ekip onlardır, diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin yardımcılarının çoğu gençlerden oluşacak, aralarında çok az sayıda yaşlı olacak” diyor. “Hep gençlerden oluşur” diyor, topluluğu. İmam Zeynel Abidin (a.s.) şöyle buyurmuştur. “Bizim kaimimiz Hz. Mehdi (a.s.)’yle Allah’ın resulleri arasında bir takım benzerlikler vardır.” Yani “Mehdi (a.s.) dünyaya gelmiş bütün Peygamberlere benzer” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi. “Hz. Nuh (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Musa (a.s.), Hz. İsa (a.s.), Hz. Eyyub (a.s.) ve Hz. Muhammed (s.a.v.) gibi Peygamberlerin her biriyle benzerliği vardır. Nuh (a.s.)’ye benzer” diyor. “Hz. İbrahim (a.s.)’ye benzer” diyor. “Hz. İbrahim (a.s.) ile doğumunun gizli olması”, Hz. İbrahim (a.s.) biliyorsunuz gizliydi, Mehdi (a.s.) de evde doğacaktır, gizlidir doğumu. Hastanede değil yani. Aleni doğmayacak. “Halktan uzak durmasında Musa (a.s.)’ya benzeyecek” diyor. “Hz. Musa (a.s.) gibi gizlenecek” diyor. “Hz. İsa (a.s.)’ya benzerliği halk onun hakkında ihtilafa düşecek” diyor. “Hz. İsa (a.s.) hakkında halk nasıl ihtilafa düştüler” diyor. “Mehdi (a.s.)’yle de ilgili ihtilafa düşecek”, işte gelmeyecek, yoktur. Hz. İsa (a.s.)’yla da ilgili şu an ihtilaf var, değil mi? Kimi diyor, geldi gelecek, gelmeyecek aynı durumdalar Hz. İsa (a.s.)’yla Hz. Mehdi (a.s.) şu an. İhtilaf konusunda. “Eyyub (a.s.) ile beladan sonra kurtuluşun yetişmesinde”, böyle çok fazla hadis var da, bu bir tanesi, yani Peygamberlere benzerliğini anlatan çok var. Mesela “Hz. İbrahim (a.s.)’ye onun ömrü 120 yıl olur” diyor, “o da uzun ömürlü olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Nuh (a.s.)’a da benzetiliyor uzun ömrü. “Muhammed (s.a.v.) ile benzerliği de kılıçla kıyam etmesinde” diyor. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’nin sancağı, kılıcı ve hırkası Mehdi (a.s.)’nin üzerinde olacak. O teberrüken giyecek. Çünkü hırkasını giymiş, kılıcını takmış, bayrağı elinde, bütün kutsal emanetler yanında ama bu teberrüken, sürekli kullanmayacak tabii. “Bu yönüyle de Peygamber (s.a.v.)’e benzer” diyor. Peygamberimiz diyor, “bana ahlakı benzer” diyor, “kişiliği benzer”, yani onun gibi neşeli, canlı, böyle dolu dolu bir insan. Cesurdur. Ama “bedenen benzemez” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). O detaylarını veriyor, işte o yüzden kapsamlı farklar var. Onları anlatıyor. Eğer anlatmaya kalksam sabaha kadar devam eder, çok uzun çünkü. Binlerce hadis vardır, Mehdi (a.s.)’yle ilgili.
Ama biz birinci yarıyı bu şekilde bitirelim, inşaAllah.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra tekrar sizlerle birlikteyiz. Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, hoşbulduk.
ADNAN OKTAR:Neler anlatmak istiyorsun?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu George Friedman diye bir siyaset bilimcisi var, Amerika’da. Stratejik tahminler yürüten Stratfor diye bir kuruluşun da başkanı. İslam Birliği ve Türkiye’ye yönelik bir açıklamaları olmuş, onları gösterelim mi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Görelim inşaAllah.
VTR
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam tam sizin söylediğinizi teyit eden mahiyette açıklamalar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben bunları iki yıl önce söylemiştim. Dedim bak; “önce sınırlar kalkacak, pasaportlar kalkacak, vize kalkacak” dedim. İlk aşamasına girdik mi? Vizeler bir kalktı.
OKTAR BABUNA: 50-60 ülkeye yakın vize kalktı. Rusya da kalktı Hocam en son inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi sıra pasaportlara gelecek. Sonra da bak Dışişleri Bakanı açıkladı dedi ki; “sınırları kaldırmak amacımız” dedi. “Türk İslam Birliği’ne ait bütün devletlerin sınırlarını kaldıracağız” dedi Allah’ın izniyle. Bu ne demektir? Türk İslam Birliği’dir. İki yıl önce söyledim, Amerikalı uzmanlar da aynı şeyi söylüyor, Avrupalılar da aynı şeyi söylüyor. Adım adım ilerliyor, maşaAllah. Ne dedimse o inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Zaten George Friedman’ın açıklamaları da sizden sonra sizin söylediklerinizin doğrultusunda. Onlar da inanmaya başladılar. Siz zaten Amerikan radyolarında, Amerikan televizyonlarında, Avrupa radyo ve televizyonlarındaki açıklamalarınız bütün dünyaya etkili oldu bu anlamda. Türkiye’nin liderliğini görmeye başladılar. Siz yıllar önce Osmanlı modeli diye bahsetmeye başlamıştınız Hocam Türk İslam Birliği’nden. Bu bütün dünyaya dalga dalga yayıldı bu fikirleriniz maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Efendim Nur talebesi kardeşlerimizden benim istirhamım şu. Bakın Bediüzzaman diyor ki: “Bu zamanın en büyük farz vazifesi görevi İttihad-ı İslam’dır.” Bunu Allah rızası için hepsi bilgisayarlarına yazsınlar, kitaplarının girişine de yazabilirler. Veyahut bir not aldıkları bir yer varsa oraya da yazsınlar. Bediüzzaman’ın bu ifadesini unutmasınlar. Bakın, “bu zamanın en büyük farz vazifesi İttihad-ı İslam’dır”, yani Müslümanların birleşmesidir. Bunu anlamazlıktan gelmeyecekler. Bir de sen yokken bunu söyledim fakat yine söyleyeyim. Kardeşlerimizin bir kısmının ağırına gidiyor. Bediüzzaman’ın yalancı gösterilmesi benim ağırıma gidiyor, yalan söylediğinin iddia edilmesi ağırıma gidiyor. Ben Bediüzzaman’a iftira atanlara cevap veriyorum. Bediüzzaman ne diyor? Bakın; “Ahir Zamanın o büyük şahsı neslen Al-i Beytten olacak”, yani neslen ırk olarak, köken olarak, genetik olarak Al-i Beytten olacak, yani seyyid olacak. “Biz Nur şakirdleri ancak manevi Ehl-i Beytten sayılırız”, manen. Yani “biz değiliz demiyorum” diyor Bediüzzaman. “Biz de hem seyyidiz, hem şerifiz ama manen” diyor. Şimdi bunu değiştirdin mi başka bir hale getirdin mi Bediüzzaman adına yalan söylemiş olunur. Bak ne diyor Bediüzzaman? “Seyyid olmayanın seyidim demesi ve seyyid olanın da değilim demesi, ikisi de günahkar olurlar” diyor ve hadisle bunu belirtiyor. Şimdi bunu söylüyor, bunu söyleyen bir insan nasıl yalan söylesin? Bak; “Seyyid olmayanın seyidim demesi ve seyyid olup da değilim demesi, her ikisi de günahkardır” diyor, açık. “Ben de manevi ehl-i Beytten sayılırım demekteki maksadım”, bakın ben de manevi Al-i Beytten, yani seyyid hem şerifim demekten kastım, “maksadım bir kısım müçtehidlerin onun ve ailesinin ashabına selam olsun duasında”, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, “ve ashabına selam olsun”, ona, ailesine ve ashabına selam olsun duasında seyyid olmayan fakat ehl-i takva bulunanlar o duada dahildirler dediklerinden o umumi genel duada benimde bir hissem bulunması için ricakarane bir tevildir” diyor, “benim seyyidlik, şeriflik iddiam” diyor. O yüzden “ben şerifim, seyyidim” diyor. “Hasaniyim, Hüseyiniyim, şerifim seyyidimden kastım budur” diyor. Bak ne diyor? “Ben de manevi Al-i Beytten sayılabilirim dememden kastım, maksadım, bir kısım müçtehidlerin onun ailesine ve ashabına selam olsun duasında”, yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ye yapılan bu duada, Allah rızası için tabii Allah’a dua ediliyor, “seyyid olmayan, fakat ehl-i takva bulunanlar, o duada dahildirler dediklerinde, o umumi genel duada benim de bir hissem bulunması için ricakarane bir tevildir” diyor, “ben seyyid değilim” diyor, “manen seyyidim” diyor. “Yok” diyorlar, “Bediüzzaman yalan söyledi, biz doğrusunu söylüyoruz” diyorlar. Ben bunu örtbas mı edeyim, ne diyeyim, değil mi? Açıklıyor bakın, bu anlaşılmayacak gibi değil ki bu. Bakın, “gerçi manen, manevi olarak ben Hz. Ali (r.a.)’nin bir veled-i manevisiyim. Manevi evladı hükmünde ondan hakikat dersini aldım.” Yani “onun manevi evladıyım” diyor. Ama manen. Yani “ırki olarak değil” diyor. Yani “şecere olarak değil” diyor. “Ve Al-i Muhammed (a.s.) bir manada hakiki Nur şakirdleri ile şamil olmasından, gerçek Nur talebelerini de kapsadığı için, ben de Al-i Beyt’ten, Peygamberimiz (s.a.v.)’in neslinden sayılabilirim”, bu, yani seyyid Salih Özcan Hocamız’ın demek istediği de budur. Yazılarda anlattığı da budur. “Ben”, mesela “seyyidim, şerifim” derken bunu kastediyor, değil mi? “Ben Hasaniyim, Hüseyniyim” derken bunu kastediyor. Yani “hepiniz Hasani ve Hüseynisiniz, hepiniz seyyid ve şerifsiniz ama manen” diyor. “Bunun şartları da budur” diyor, açıklıyor.
OKTAR BABUNA: Zaten “sayılabilirim” diyor, öyleyim demiyor.
ADNAN OKTAR: Evet, “sayılabilirim.” Ama “dua mahiyetinde diyorum” diyor. Yani “dua olarak söylüyorum” diyor. Bunu örtbas etmek isteyenler, yok öyle demek istemedi, neslen yani ırken de ben seyyidim dedi diyenler, açıkça söyleyeyim yalan söylemiş olur tabii ki. Yani doğru söylememiş oluyorlar. “Bizi niye yalancılıkla suçladın?”, kardeşim yalan söylüyorsun da onun için suçluyorum. Sen Bediüzzaman’ı yalancılıkla suçlarsan, ben seni yalancılıkla suçlamam mı? Ben Bediüzzaman’ı tabii ki koruyacağım. Vefat etmiş mübarek, benim Hocam. Ben ona laf söyletmem, inşaAllah. Şimdi sen orada yalan söyledi dersen, her yerde yalan söyledi anlamına gelecek o, olur mu öyle şey? Nitekim öyle diyorsun. Mehdi (a.s.) ile ilgili anlatıyor, orada da öyle değil diyorsun. Olmaz.
OKTAR BABUNA: Üstelik siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, Risale-i Nur’da bu şekilde yaptı, çünkü şundan gibi bir tevil getirmeye çalışıyorlardı, siz dün okumuştunuz Hocam. Risale-i Nur’un da bir kelimesinin bile değiştirilemeyeceğini kendisi söylüyor zaten inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, “harfi değişemez” diyor.
Bak Mehdi (a.s.)’yi merak etmiştin, sana büyük bir İslam aliminin kaynağından veriyorum. Mektubat-ı Rabbani’den, İmam Rabbani diyor. Hadis, Peygamber (s.a.v.)’in hadisini naklediyor. “Tüm olarak yeryüzünün meliki 4 tanedir.” 4 tane meliki olmuştur dünyanın diyor, yeryüzüne hakim olan kişiler. “Onlardan ikisi Müminlerden, ikisi kafirlerdendir. Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.) Müminlerdendir.” Hz. Süleyman (a.s.) dünyaya hakim olmuştur. Hz. Zülkarneyn (a.s.)’in de dünya hakimiyeti olmuştur. “Nemrut ve Buhtunasr, iki azılı deccal, bunlar da kafirdir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), Nemrut ve Buhtunasr. “Bunlar da dünya hakimi olmuşlardır” diyor. Ama diyor, bak, Peygamberimiz (s.a.v.), “yere beşinci olarak Ehl-i Beytimden”, benim soyumdan, “Mehdi (a.s.) sahip olacaktır” diyor, Mektubat-ı Rabbani’de. Dünya hakimi olacak, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Mehdi (a.s.), tıpkı Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.) gibi dünyaya hükmedecektir. El-Kavlü-l Muhtasar Fi Alameti-il Mehdiyy’il Muntazar, sayfa 29. Bediüzzaman’ın anlattığı budur. Bunun aksini söyledin mi yalan söylemiş olursun, tabii doğru söylememiş olursun. Çünkü Bediüzzaman açıkça söylüyor. Ne zaman geleceğini söylüyor, yerini söylüyor, niye anlamazlıktan geliyorsunuz?
OKTAR BABUNA: “Görmediğim de hiçbir şeyi söylemem” diye ayrıca da belirtiyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Gerçekten Allah benim için yeri topladı”, yani “mekanın dışına çıktım” diyor Peygamber (s.a.v.). Velilerde ve Peygamberlerde olan bir şey bu, harika bir durumdur, yani tayyi mekan, tayyi zaman. “Yeri topladı ve gözümün önüne serdi” diyor, “Allah, bütün dünyayı, yani olmuş, olacak olayların hepsini gördüm” diyor. “Onun doğusunu ve batısını gördüm”, yani “dünyanın doğusunu, batısını, her yeri gördüm. Muhakkak ki ümmetimin mülkü bana gösterilene, yani arzın doğusuna ve batısına ulaşacaktır.” Yani daha önce gördüğüm her yere ulaşacaktır” diyor. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) görmüş dünya hakimiyetini demek ki bunu anlatıyor, evet. “İmam Ahmet Deremi İbni Kubey’den şöyle dediğini rivayet etmiştir. “Biz Abdullah bin Ömer ibn’il El-Asr’ın yanındaydık, şöyle soruldu. “İlk önce hangi şehir fethedilecek?” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’e soruyorlar, “Konstantiniye mi, Roma mı?” Abdullah kilitli bir sandığın getirilmesini istedi, ondan yazılı bir kağıt çıkardı ve şöyle dedi. “Biz Resulullah (s.a.v.)’ın etrafında yazıyorken, hangi şehir önce fetholunacak Konstantiniyye mi, Roma mı diye soruldu. Resulullah (s.a.v.), “Hıraklin Şehri” demiş, “Hıraklin Şehri, yani Kostantiniye’nin fethedileceğini söyledi” diyor, İstanbul. “Önce manen İstanbul fethedilecek” diyor. Sonra Roma da fethedilecek.” Yani İtalya’nın Roma’sı. Tabii, orası da alınacak, aynı İstanbul gibi, onu da göreceksiniz önümüzdeki yıllarda. “Yeryüzünü zulüm ve işkence dolduğu gibi, adalet ve doğrulukla dolduracaktır.” Tam anlamı ile tersine dönecek diyor Allah bakın. “Zulüm ve işkence varken, zulüm ve işkence kalkacak, hiçkimse zulüm yapamayacak, işkenceler duracak, onun yerini adalet ve doğrulukla dolduracak” diyor, “Mehdi (a.s.)”, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yirmisekizinci surenin beşinci ayeti. “Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.” Bak, “güçten düşürülenlere, baskı görenlere lütufta bulunmak istiyoruz” diyor Allah. “Onları önderler yapmak”, yani “dünya hakimi yapmak ve mirasçık kılmak istiyoruz” diyor, “dünyaya”. “Şeyh Saduk Mufazzal bin Ömer rivayet ediyor, İmam-ı Cafer Sadık buyurdu, Resulullah (s.a.v.) Hz. Ali (r.a.)’ye, Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.)’e bakıyordu, gözleri yaşararak buyurdu, “benden sonra sizler zayıflatılacaksınız”, yani “size bir şey yapacaklar” diyor. Resulullah (s.a.v.) Hz. Ali (r.a.)’ye, Hz. Hasan (r.a.), Hz. Hüseyin (r.a.)’e, üçüne birden söylüyor. Mufazzel diyor ki, “Ey Allah’ın Resulü (s.a.v.)’nin oğlu, bunun anlamı ne?” diye sordum. Buyurdu ki, “manası şu ki ve istiyoruz ki onları mirasçı bulalım. İşte bu ayet Kıyamet Gününe kadar bizim için geçerlidir. Tevrat’tan sonra Zebur’da da yazdık. Muhakkak ki yeryüzünün salih kulları miras alacaktır”, yani Mehdi (a.s.) ve talebeleri inşaAllah. Bakın, “İmam Bakır, “Peygamberimiz (s.a.v.)’e sordum diyor ki, ayette geçen, yeryüzüne mirasçı olacak salih kullardan maksat, İmam Mehdi (a.s.) ve dostlarıdır” diyor.” Peygamber (s.a.v.)’den hadis, tabii. Tefsir-i Kummi, cilt 2, sayfa 52.
SUNUCU:“Selam Hocam. Ben İstanbul’dan Elif İmran.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU:“Kuran okurken bir ayet dikkatimi çekti inşaAllah. Fatır Suresi 4 ve 5’te şöyle buyuruluyor. “Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki elçiler de yalanlandı. (En sonunda bütün) İşler Allah'a döndürülür. Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.” Hocam bu ayetler İslam’ın dünyaya hakim olacağını, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’nın gelişine Kuran ayetleri ya da hadisleri yanlış yorumlayarak reddedenlere bakıyor olabilir mi inşaAllah? Selamlar, saygılar.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve Rahmetullahü ve berekatü Elif kardeş. “Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki elçiler de yalanlandı.” Yani “Mehdi (a.s.)’de yalanlanacak” diyor Değil mi? Mehdi (a.s.) de yalanlanacak. “Çünkü daha önceki Peygamberler de yalanlandı” diyor. Mehdi (a.s.) de Allah’ın velisidir, o da yalanlanacak, ona işaret ediyor. “İşler Allah'a döndürülür.” Yani her şey sonunda Allah’a gelecektir. “Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır”, Allah, İslam dünyaya hakim olacak dedi mi, olacak, Mehdi (a.s.) çıkacak dedi mi, çıkar. İsa (a.s.) inecek dedi mi, inecek. İlla ki olacak bunlar. “Allah'ın va'di haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın.” Ve bakın diyor, “ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.” Şimdi biraz anlatacağım, biraz ağır olacak, onun için öyle açıklamamayım da, yani Mehdiyet konusunda insanları uyuşturmaya kalkanlar bu ayetin hükmü içine girerler. Ulema-i Su deniyor buna, Ulema-i Su. Yani bunu Mehmet Şevket Eygi Hocamız da anlatıyor, Mehdi (a.s.)’nin gelişi konusunu örtbas edenlere karşı diyor ki, “bunlara Ulema-i Su denir” diyor. Yani “bunlar gider suyun başını tutar, suyun akışını durdurmaya çalışırlar” diyor. “Bunlara Ulema-i Su denir onun için” diyor. Yani beyinleri uyuştururlar, Mehdiyet’i öyle bir hale getirirler ki Mehdi (a.s.) yok olur bir anda. Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini de kabul etmezler. Yok olan, yani kafasında yok oluyor, Mehdi (a.s.) gelir o ayrı mesele. Yani onların kafasına böyle tak tak değil mi, belki açmak için vurur diye düşünülür ama onu da yapmayacak Mehdi (a.s.), yani kan dahi akıtmayacak. Dolayısı ile yani bir şeye bir insanın gözünü yumması hakkı ortadan kaldırmaz. Şimdi güneş doğarken adam ben güneşe şimdi gözümü yumdum, güneş de doğmuyor diyemez. Güneş cayır cayır doğar, değil mi? O ne yaparsa yapsın, inşaAllah.
SUNUCU 2:Serdar Barçın. “Sayın Hocam. Benim maruzatım şu ki; kardeşim Kuran okumayı bilen, dini konularda bilgi sahibi biri olarak ancak nefsine duyduğu için ilmini kullanamıyor. Bana her soru sorduğunda ise ben de Kuran’a ve sünnete göre kendisini aydınlatmaya çalışıyorum. Acaba bu kendisinde olumsuz etki oluşturur mu diye bazen düşünüyorum. Bu vesvese olabilir mi Hocam? Yardımcı olursanız çok sevinirim.”
ADNAN OKTAR: Evet, tabii ki vesvese. Yani gönlü çok rahat olacak. Yani düşünebiliriz tabii, olumsuz etki olur mu acaba diye. Olumsuz etki oluyorsa, o da çok güzel yani niye olumsuz etkiden rahatsız oluyor. Ne güzel nimet o da, yani bir insanın Kuran’ın anlatılması konumunda, hakkın anlatılması konumunda, isyan etmesi, kabul etmemesi hatta o kişiye saldırması, kaçması, dini, mukaddesatı kökten kabul etmeyecek ifadelerde bulunması çok büyük bir hayırdır. Ne güzel işte, Allah onu vesile ediyor. Mehdi (a.s.) dünyaya gelecek, milyonlarca insanın iman etmesine vesile olacak. Ama bir vasfı daha var Mehdi (a.s.)’nin, belki milyonlarca insan da Cehennem’e gidecektir. Bu da çok büyük bir nimettir ve sevaptır, tabii. Mehdi (a.s.)’nin görevidir o. Mehdi (a.s.) sırf hidayet için gelmiyor ki, değil mi? Küfür için bir afattır ve bir beladır. En büyük beladır onlar için. En büyük belalardan biridir veyahut öyle diyeyim, inşaAllah. Allah onu manevi bir kılıç olarak gönderiyor. Dolayısı ile birisine biz tebliğ yaptığımızda, kabul etmediğinde, sevinsin kardeşimiz. Kabul ederse, ona da sevinsin. Çünkü kabul ettiğinde Cennetine vesile olmuş oluyor, ne güzel Allah’ı sevdirmiş oluyor. Kabul etmediğinde, o zaten Cehenneme gitmesi gerekiyor, Allah hükmünü vermiş, onu vesile ediyor. Yani Cehenneme girmesi için kapının anahtarını Allah onun eline vermiş. O anahtarla açıyor o da kapıdan içeri girmiş oluyor o kadar. Ama o illa ki girecek yani, Cehenneme gidecek o. Öbüründe de Cennete girecek, yine onun anahtarı elinde, anahtar ile açıyor, buyur kardeşim diyor vesile oluyor, sebep olmuş oluyor. Hakka vesile olmuş oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) milyonlarca insanın Cehenneme gitmesine vesile olmadı mı? Oldu. Milyonlarca insanın da Cennete gitmesine sebep oldu değil mi? Halen de bu görevi devam ediyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in, değil mi? Halen gönderiyor. Kendisi vefat etti ama onun vesilesi ile. Çünkü Kuran’ı her kabul etmeyen, okuduktan sonra, anladıktan sonra, küfür içine düşmüş oluyor, tuğyan ve delalete düşmüş oluyor. Artık onun için azap hak olmuş oluyor ve böylece Cehenneme gitmiş oluyor, bu bir nimet, güzel. Müslümanlar ne güzel Cennete gidiyor Kuran vesilesi ile. İnşaAllah böyle hep beraber Cennette karşılıklı konuşuruz, sohbet ederiz. Çok çok çok daha güzel olacaksın inşaAllah. Yani nefesin kesilecek inşaAllah. Orada banyo yapmana gerek kalmayacak, saçını taramana gerek kalmayacak, makyajın doğal makyaj olacak. Makyaj yapmana hiç gerek kalmayacak inşaAllah. Dişlerini temizlemene ihtiyaç kalmayacak. Allah senin sonsuza kadar dişlerini temiz tutacak, bedenin tertemiz. Vücudunda rahatsız edecek hiçbir şey meydana gelmeyecek senin. Mesela demin uykun gelmişti, nescafe içtin ve tatlı da, açıldın. Allah onu vesile etti. Allah açtı uykunu. Onları vesile etti Allah. Ama Cennette hiç olmuyor. Yani 12 saat geçecek, normal diyeceksin. 24 saat geçecek, bu da normal. Cennet neşesi ile bir daha, bir daha. Hafta geçiyor uyumuyorsun, ay geçiyor uyumuyorsun, yıl geçiyor uyumuyorsun, hiç bir şekilde uykusu gelmeyecek insanın. Acıkmaya değil, sırf zevke yöneliktir yemek yemek. Acıkma hissi yok. Acı yoktur yani. Sırf hoşumuza gittiği için yeriz, o kadar. Baş ağrısı yoktur. Özel verilir baş ağrısı, Allah’ı düşündürmek için. Diş ağrısı yoktur. Karın ağrısı yoktur. Hepsi Allah’ı düşündürmek için verilir. Çünkü “insan”, Allah diyor, “zalim ve cahildir” diyor. Yani bunlar olmadığında Allah’ı düşünmüyor. Hatta kanser hastalığı veriyor, yine şımarıyorlar bir kısmı. Etkilenmiyor adam. Bizim bir tanıdığımız vardı da, o bana anlatmıştı. Babası kanser, arkadaşlarına şaklabanlık, soytarılık yapıyormuş. Diyormuş ki, “cebime bozuk para aldım, Ahirette harcamak için” diyormuş. Bakın azgınlığa bak yani. Etkilenmemiş daha hala. Yani aptallığını gösteriyor, akılsızlığını, yani zavallılığını gösteriyor. Hastalık da etkilememiş onu. Ancak işte Ahiret azabı ile karşılaştığında o anlıyor. O zaman o şımarıklığı gidiyor. Yani öyle psikopatlar vardır ki, yani ölüm de etkilemez onu. Kanser de etkilemez, hiçbir şey etkilemez, yani gözü dönmüştür. Yani küfür o kadar onu sarmıştır, inşaAllah. Ama Müslümanları çok etkiler. Mesela ben, geçenlerde bir hanım vardı, buraya gelmişti bir anne. Allah şifa versin, kanser olmuş. Çok olumlu etkisi olmuş, mesela daha insancıl, daha sevecen, daha dünyadan geçmiş, daha Allah’a teslimiyetli, daha anlayışlı, Allah da şifa vermiş maşaAllah. Yani bir de mucize bu yani, ileri safhada fark edilmiş, buna rağmen şifa bulmuş maşaAllah, aslan gibi baktım. Buyurun Oktar örnek. Kan kanserinin en ileri ve en tehlikelisine yakalandı. Suratı şişti böyle şey gibi. Oktar “bir şey yok, gitmiyorum” diyordu, Amerika’ya zorla gönderdim. Babası çıktı televizyonlara dedi, “bunun tedavisi olsa” dedi, “ben bütün mülkümü, paramı harcarım. Ama tedavisi yok, o yüzden ben buna beş kuruş para vermem” dedi. “Para harcamayacağım” dedi. Ben canımı dişime taktım. Dediler ki, “yüzde 99 uygun ilik bulundu” dediler, yüzde 99. Yok ben olmaz dedim yüzde 99.
OKTAR BABUNA: Biz razıydık, siz olmaz dediniz Hocam. Biz yaptırıyorduk az daha.
ADNAN OKTAR: Yüzde 99.99 olursa belki kabul ederiz dedim. Onu buldular, en ince detaylara kadar da uyacak dedim bu sefer, dayatma getirdim. En ince detaya tam uyuyor dediler, tamamdır dedim. Şimdi alın götürün Hocayı ne yapıyorsanız yapın dedim. Kanını değiştirdiler, ilik verdiler, bitti konu. Hocam fırtına maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir şey anlatayım mı Hocam, olan bir şeyi? Doktorlar demişti, akrabalarda bulunabilir diye. Siz de hemen akrabaları eve davet edin, bir doktor arkadaşımız gidip onlardan kan alıp hastaneye götürecekti, yani hastaneye de göndermeyecektik. Telefonda babama söylemiştik. Babam, “akrabalar bu iş için rahatsız edilir mi, siz manyak mısınız?” diye bağırmıştı telefonda. Siz tabii şey ettiniz, dinlemedik. Biz çağırdık akrabaları, 20-30 akraba. Siz dediniz ki, “20-30 akraba olmaz, en az 400 akraba bulun” demiştiniz, “soy ağacı çıkarın”. Soy ağacı çıkarttık, tam 400 akraba çıkmıştı maşaAllah Hocam. Tam 400 ama rakam olarak. Almanya’dan, Türkiye’nin başka illerinden. Hiç tanımadığımız, onlar da bizi tanımıyorlar. Hepsinden araştırma yaptık çok kısa bir sürede, yine çıkmadı. Ben telefonda yine size söyledim, uygun akrabalardan çıkmadı diye. Siz de dediniz ki, “ben elimin, kolumun uzandığı her yerde sana arayacağım, sen merak etme” demiştiniz inşaAllah. Dünyadaki bütün şeyleri kontrol ettirdiniz böyle ufak bankalar bulun dediniz, dünya bankasına bağlı olmayan. Hakikaten Tayvan’da başka ülkelerde böyle dünya bankasına bağlı olmayan ufak topluluklar çıktı. Onlarda da bulunmadı. Onun üzerine zaten olaylar dünya çapında gelişmişti maşaAllah. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: En sonunda haber geldi, tamam dedik. Yani kim olursa olsun ölürdü Allah-u Alem. Yani bununla yaşayan yok zaten, bunun hastalığından. Tek, dünyada tek. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Her günümde sahip çıktınız Hocam. Allah razı olsun. 1000 doktora, bakın 1000 tane doktora dünyanın, bütün Amerika’nın, Avrupa’nın Hocamız danıştırttı. Japonya, İsrail, Avusturalya... 1000 tane doktor beni takip etti. Hatta kemik iliği nakline birkaç gün kalmıştı, sayı 800 falandı, size sormuştuk Hocam, duralım mı diye, “yok devam” demiştiniz. Son güne kadar 1000’e tamamlanmıştı sayı, 1000 doktor beni takip etmişti. Belki bir ihtimal hani bilmediğimiz bir tedavi vardır diye, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Böyle hayati konularda benim nevrim dönüyor. Yani sonunu hiç düşünmem ben. Yani bu kan kampanyası işte, titan saadet zinciri falan benzetmeye kalktılar, çok büyük bir suç işlediler dediler. Olsun dedik, yani ben gider yatarım, 30 yıl da olsa yatarım. Yani bir insan kurtulacaksa hepsine razıyım ben dedim. Yani hapis yatacağım diye, olsun alsın götürsünler ölsün der miyim ben? Yatayım ne olur yani? 40 yıl da yatarım. Ama nitekim hiçbir şey çıkmadı. Dava savcılığa gitti, orada takipsizlik aldı.
OKTAR BABUNA: Bir detay daha var onu da söyleyeyim mi Hocam? Bu kanlar toplanırken iki tane metod vardı, biri çok çabuk tarama yöntemi, sırf bana yönelik olacaktı. Hem ucuz, hem çok süratli oluyordu, böyle haftalar içerisinde tamamlanıyordu bütün toplanan kanlarda. Siz onu kabul etmediniz Hocam dediniz ki, “bu sadece sana değil bütün Türk Milleti’ne yarasın” diye ikinci uzun ve zor olanı tercih etmiştiniz orada, onu söylemiştiniz inşaAllah. O şekilde bütün Türk Milleti için de banka kurulmuş oldu, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Tabii, öbür türlü dediler ki, sırf ona yarayacak bir sistem, ne oluyor peki? Öbür insanlar ne olacak? Onlar ölsün mü yani? Olur mu öyle şey? Onlara da yarayacak, olmaz o zaman, acillik var mı dedik, yok dediler acilliği, tamam o zaman dedim. Herkese yarayacak bir şey olması lazım. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun maşaAllah. Ki başka örnekleri de var, sırf ben değil başka arkadaşlarımız da aynı şekilde, Hocamızın vesilesiyle böyle ağır hastalığı olup da çok iyileşenler oldu, elhamdülillah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Güzel bir şey yaparken sonucu düşünerek hareket edilmez. Mesela geçenlerde bizim kardeşimiz yolda bir çocuğa araba vurmuş, araba kaçmış, bizim arkadaş hemen almış çocuk koymuş arabaya hastaneye götürmüş. Tabii hemen gözaltına alındı. Alınsın, kurtardık çocuğu mühim olan bu. Hani sen mi çarptın getirdin gibisinden. Desin ne olur? Ne kaybedersin? Yat bir hafta yat, 10 gün yat, 1 ay, 1 yıl yat, ne olur? Bir insanı kurtarmak için değmez mi yani?
OKTAR BABUNA: Hocam annesi karaciğer yetmezliğine girmişti, ölmek üzereydi, siz hiç tanımıyorsunuz annesini, hayatınızda hiç karşılaşmadınız, hemen vermesini söylediniz karaciğerini. Çok ağır bir ameliyat karaciğer nakli ki ölüm de olabilir sonunda, hemen karaciğerini verdi. Şu an da annesi de, kendisi de çok iyi maşaAllah sizin vesilenizle.
ADNAN OKTAR: Tabii bana burada söyledi, var mı başka dedim uygun olan. Seninki mi, kimin ki uygun dedim, benim ki uygun dedi. Bitti. Git ver o zaman dedim. Ki bayağı zorlandı yani çok büyük bir ameliyattı. Karaciğerinin üçte ikisini almışlar. Karaciğerinin üçte ikisini alıp annesine verdiler, annesi ateş gibi oldu maşaAllah. Ölüyordu, komadaydı kadın perişan vaziyetteydi, çok iyi bayağı sağlıklı yani. Sonradan da onun karaciğeri iyi oldu değil mi, gelişiyor. Alınmasına rağmen gelişiyor karaciğer eski haline dönüyor. Tamam, yani böyle şeylerde ne olacak acaba denmez. Bir insanı kurtarma konusunda hesap yapılmaz. Vatanı kurtarmak için de hesap yapılmaz. İslam’ı kurtarmak için de hesap yapılmaz. İslam’ın, Türk İslam Birliği’nin hakimiyeti konusunda da hesap yapılmaz. Biz bu hesabı yapsak bu günlere gelmezdik. Delikanlı olacaksın inşaAllah. Bak şimdi mesela bize yine bir dava daha hazırladılar, önümüzdeki günlerde de yeni komplolar bir şeyler olacak önümüzdeki günlerde, bir hazırlık var. Yeni haberini aldık, 15 gün önce, yaklaşık 3 hafta önce başlamışlar. Ellerine sağlık istediklerini yapsınlar. Ellerinden geleni ardlarına koymasınlar, biz hazırız. Ama hukuksuz anormal her harekette, hukukla, kanunla kendimizi savunuruz, onu da söyleyeyim. Ama feda olsun, ben de, kardeşlerim de inşaAllah hiç fark etmez, Allah için inşaAllah. Yani ince ince oturup onları düşünmeyiz, ne olacak acaba demeyiz. Yaparsın olur, sonra düşünürsün ne olacağını, o kadar yani, bunun usulü budur. Yani onun muhasebesi olmaz, hesabı olmaz. Ne kaybederim? Kaybet en fazla canını kaybedersin ne olacak, ne güzel şehit olursun. Sahabeler onun hesabını mı yaptılar? Yani, ne olurdu acaba, canımızı vermesek mi? İslam o şekilde yayıldı. İngilizler burayı işgal ettiler, İstanbul’u, Çanakkale’ye geldiler dayattılar, buyurun mu dedi askerlerimiz? Gelin işgal edin mi dediler? Mesela diyor ki Atatürk, “biraz sonra kesin ölecekler belli, yüzde yüz ölecekler” öyle diyor. Buna rağmen kelime-i şahadet getirerek, Allah rızası için gidiyorlar, aslanları yere seriyorlar. Bir grup daha arkasından yine gidiyor, onları da arkasından seriyorlar. Yani yüzde yüz hepsi biliyor diyor. Kurtulan bir kişi olmuyor, her giden gidiyor. Bunu bilerek gönlünde imanla, Kuran’la devam ediyorlar. Adam diyecek, “ya benim çoluğum çocuğum var, şimdi burada işim gücüm de var, tahsilim var, yarım kalacak, ben gidip burada şimdi beni şehit ederler, ben buraya girmeyeyim” mi diyordu orada aslanlarımız? Bak Çanakkale’de dizi dizi duruyorlar koçyiğitler. Allah onları vesile etti. Ne olacaktı yani, yaşasalar ne olacaktı? Bak çok büyük bir şeref onun için. Bütün nesilleri hepsi öldü, hepsi gitti herkes, onlar şehit olarak öldüler çok büyük bir şeref. Çok büyük bir bölümü de Güneydoğu’dan, hep Kürt’tür Mehmetçiklerin çoğu, koçyiğitlerin tabii. Bak bölünme falan bir şeyler dönüyor, onlar canını vermişler değil mi bak Kürt kardeşlerimiz bizim canlarımız, yiğitlerimiz. Karadeniz’in aslanları gitmişler orada çarpışmışlar, Çerkezler çarpışmış, hepsi Türk’tür, hepsi vatanın evladıdır. İnşaAllah.
Merak ettiğin bir konu söyle.
SUNUCU 2: Rusya ile aramızda vizeler kalktı, bize mesela neyle ilgili problem çıkabilir bu konuyla ilgili? Ne olabilir kötü?
ADNAN OKTAR: Rusya, bakın komünizm yıkıldı, Mehdiyet öncesi bir mucizedir, çok büyük bir olay oldu. Komünizmi Allah ortadan kaldırdı. Biz moskof derdik eskiden Ruslara. Komünist Rusya, moskof dediğinde bütün milletin tüyleri diken diken olurdu. “Komünistler Moskova’ya” denirdi. Şimdi “iş adamları Moskova’ya” diyoruz. “Ziyaretçiler Moskova’ya, Müslümanlar Moskova’ya” diyoruz inşaAllah, buyurun ziyarete gidelim diyoruz. Ruslar çok şahane insanlardır, güzel insanlardır, güzel ahlaklıdır, Osmanlıdırlar huyları, Osmanlı ahlakıdır. Türk İslam Birliği’nin en önemli üyelerinden birisi olacak Rusya sana söyleyeyim ve hepsi de Müslüman olacaklar. Çünkü orada Hıristiyanlık Komünist düşünce devrinde ezildi, şimdi yeniden bunların Hıristiyan olması çok zor artık. Çünkü hak din varken Hıristiyan olmaları çok güç. Bediüzzaman söylüyor, “hepsi Müslüman olacaklar” diyor. İnşaAllah. Zaten İslam Birliği’ne girmek için can atıyorlar, hatta üye de oldular hatırladığım kadarıyla, öyle bir şeyler vardı evet. Ve önümüzdeki günleri takip edin Türk İslam Birliği’nin mühim bir gücü olarak devreye girecekler. Ruslardan hiçbir şey zarar gelmez, bayağı güzel huyludurlar, sevecendirler, millet olarak çok iyi bir millet, asildir Ruslar. Öyle bir konu yok inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin eserleriniz çok yaygın olarak okunuyor Rusya’da ve İslam dünyasındaki eserlerine izin verdikleri tek kişi de sizsiniz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Serbest evet.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Rusya’da evrime karşı da büyük bir gelişme var, böyle Darwinizme karşı, her yerden o yönde haberler geliyor maşaAllah sizin vesilenizle.
ADNAN OKTAR: Efendim Putin, Müslüman kardeşlerimizin bir yemeğine geldi, Hoca efendiler var, herkes var dolu. Orada tek kameraman bizdik, kamerası olan bizdik olayı tespit edecek kişi. Rus polisi de bizi biliyordu, KGB falan hepsi biliyorlar, Putin orada müftü efendiye, baş müftüye bizim gözümüzün önünde yemek yedirdi kaşıkla, yani saygısını Müslümanlara, hürmetini göstermek için, biz de onu videoya aldık. Bizim de olduğumuz bir ortamdı inşaAllah. Ne demek istiyor Putin? Ben İslam ahlakının hakim olmasını istiyorum ama, her şeyin bir zamanı var anlamına geliyor. İnşaAllah. Yani ona göre Hıristiyanlık da, Müslümanlık da yayılsın istiyor şu an bakın. Hıristiyanlık da, Müslümanlık da yayılsın diyor. Ama benim kanaatim, gönlü Müslümanlıkta. Putin’in hataları yok mu? Eksikleri yok mu? Var. Çok büyük hataları var, çok büyük eksiklikleri var. Ama inşaAllah onu da göreceksiniz, Türk-İslam Birliği’nin içinde, o da bir fert olarak yerini alacaktır. İnşaAllah. Medvedev de, o da. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Kazakistan’da da Hocam bu Savunma Bakanı’nın talimatıyla sizin eserleriniz, filmleriniz garnizonlara dağıtıldığı gösteriliyor ve okunuyor inşaAllah. Oradaki savunma bakanının talimatıyla.
ADNAN OKTAR:O doğru. Kazakistan’da bütün generalleri topladılar, yani tuğgeneral, tümgeneral, korgeneral yani generallerden sırf paşalardan oluşan salona doluştular hepsi, biz onlara Darwinizmle ilgili brifing verdik. Darwinizmin geçersizliğini anlattık. Yani kurmay heyet. Bütün ünlü komutanlar bir aradaydılar. Fotoğraflar da var bizde. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Arkadaşımız. Savunma Bakanı olan kişi Tavlgat ismi zannediyorum.
ADNAN OKTAR:Savunma Bakanı elinde benim kitabım.
OKTAR BABUNA:Bu da sizin kitabınız Hocam inşaAllah. Burada da kitaplarınız ve eserleriniz, talimat veriyor bütün garnizonlarda gösterime girmesi için filmlerinizin ve kitaplarınızın inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, yani oranın üst düzey bazı kişileriyle de görüştüm ben ayrıca rütbelerini söylemeyeyim de, yani görüştük. Aramız çok güzel, yani bizlere karşı muhabbetleri çok güzel. MaşaAllah. Diğer ülkelerde de böyle bağlantılarımız var.
OKTAR BABUNA:Resmi müfredata girdi bazı yerde kitaplarınız maşaAllah. Okullarda okutuluyor.
ADNAN OKTAR:Beş dakika var, güzel.
“Sevgili aslan Hocam” diyor, sensin aslan hepimiz aslanız. MaşaAllah ama uzun bir soru, ben, Şeyma’nın bir sorusu var. Evet, bu da uzun bir soru. Şeyma şöyle yapalım. Bunu internet yayınında anlatayım. Bundan sonra internet yayını devam edecek orada anlatayım.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Yusuf Suresi. “Ve dedi ki: "Ey çocuklarım, Tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah'tan hiç bir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül etmelidirler ".” “Allah’a tevekkül edin” diyor ama ayrı ayrı kapılardan girin fakat takdir ayrıdır, tedbir ayrıdır. Tedbir takdiri engellemez. Fakata sebebe sarılmak için “ayrı ayrı kapılardan girin” diyor. Aynı noktadan hareket etmeyin, ayrı ayrı yapın” diyor. “Babalarının kendilerine emrettiği yerden girdiklerinde, Yakub'un nefsindeki dileği açığa çıkarması dışında- onlara Allah'tan gelecek olan hiç bir şeyi (gidermeyi) sağlamadı. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimiz için bir ilim sahibiydi. Ancak insanların çoğu bilmezler diyor. Yusuf'un yanına girdikleri zaman, o, kardeşini bağrına bastı; "Ben" dedi. "Senin gerçekten kardeşinim. Artık onların yaptıklarına üzülme.”
Şeytandan Allah’a sığınırım. Nahl Suresi 113. “Andolsun” diyor, Allah yemin ediyor, “onlara kendi içlerinden bir elçi bir Mehdi gelmişti, fakat onu yalanladılar.” 2007, ebcedi 2007. Açsın baksın kendileri hesap etsin kardeşlerimiz. “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin” diyor. Hani sahtekar Hocalar çıkıyor ya şu helal, şu haram herkese fetva veriyor. Bak ne diyor Allah; “dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla alışmışsınız yalan söylemeye diyor Allah bu tiplere, şuna helal buna haram demeyin.” Yani “fıtratınızda var yalan söyleme eğilimi” diyor, “yapmayacaksınız” diyor. “Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz” diyor. “Şüphesiz Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa ermezler” diyor Allah. “Bu dünyada olup biten pek az bir metadır” diyor Allah. Yani “dünyaya kanmayacaksınız” diyor inşaAllah.
İnşaAllah yarın görüşürüz. Allah nasip ederse, Allah’tan bir aksilik çıkmazsa. Programı kapatıyoruz inşaAllah. Yarın Kocaeli Tv’deyiz inşaAllah. Şimdi de internetten devam edeceğiz.
SUNUCU:HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net sitelerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo’dan, Kocaeli TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv internet sitesinden devam edeceğiz. Hoşçakalın, hayırlı akşamlar, esen kalın.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...