SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı 300’ü aşkın kitabıyla, tüm dünyaca tanınan sayın yazar Adnan Oktar Hocamız ve Fulden, Merve ve Şale ile birlikte hep beraber bu gece sizlerle birlikteyiz.
ADNAN OKTAR: Efendim, neler yapalım? Fulden sen bana bir soru sormak istiyordun?
SUNUCU 2: Sorayım Hocam. “Sevgili aslan Hocam, ben İstanbul’dan Engin Deniz Bıyıklı. ‘Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) vefat ettikten bozulma olacak’ dediniz. Bu bozulma nasıl olacak? Zenginliğin ve rahatlığın getirdiği küfür hali mi olacak? Çünkü eğer zulüm ve fakirlik olsa, insanlar Allah’ı hatırlar, bir kurtarıcı Mehdi arar. Eğer rahatlık ve zenginlik olsa Allah unutulur, nefisler şımarır.”
“Sayın Hocam, benim maruzatım şu ki; kardeşim Kuran okumayı bilen, dini konularda bilgi sahibi biri. Ancak nefsine uyduğu için ilmini kullanamıyor. Bana her soru sorduğunda ise ben de Kuran’a ve sünnete göre kendisini aydınlatmaya çalışıyorum. Acaba ‘bu kendimde olumsuz etki oluşturur mu?’ diye bazen düşünüyorum içimden. Bu, vesvese olabilir mi Hocam? Yardımcı olursanız çok sevinirim,” Serdar Bağcı.
ADNAN OKTAR: Peki, güzel kardeşimizin ifadesi. İnsanlar zayıf varlıklardır. Allah insanlara ayette de söylüyor; “zayıf yaratıldı” diyor. Yani o kadar güçlü değildir insanlar. Çok çabuk etkilenirler, morali çabuk bozulur. Mesela sağlıklı bir adama “sen çok hastasın, solgunsun, ne oldu sana?” falan desen, hemen onun havasına girer. Ufacık bir şeyden sinirlenebilir, ufacık bir şeye üzülebilir. Çok hassas bir varlıktır. Şimdi Mehdi (a.s.)’nin zuhuru, Hz. İsa (a.s.)’nın nuzülüyle müthiş bir heyecan, muazzam bir toplumsal gerilim; yani adeta bir manevi devrim oluşur. Bu, çok ayrı bir şeydir. Ama Hz. İsa (a.s.) vefat etmiş, Mehdi (a.s.) vefat etmiş ve artık Kıyamet bekleniyor. Yani bu, psikolojik olarak insanları çok olumsuz etkiler. Fakat tabii Kıyametten korkarak Allah rızası için İslam’ı devam ettirmeleri lazım. İnsanların başında bir baş olmadığında, genelinde psikolojik olarak dağılma eğilimindedirler. Yani mesela bir toplulukta pozitif elektrik saçan birisi varsa, o topluluğun tamamı iyi olabilir. Bir tane gıcık varsa, yani mikrop diyelim, hepsini batırır. Yani bütün millet kasılır, zincirleme elektriklenir ve kasılma olur. Mehdi (a.s.) de o mutluluğu, o heyecanı, o elektriği dünyaya verecektir. Ama onun çekilmesiyle o elektrik de kesilmiş olacak. Dolayısıyla bir manevi boşluğa düşecek insanlar. Kendi başlarına, tek başlarına da götüremedikleri için manevi liderin önemini de toplum görmüş olacak bu zaman. Yani Mehdi (a.s.) niye gerekiyor, işte o zaman anlayacaklar. Çünkü toplum bozuluyor ve feci şekilde bozuluyor. Mesela Kıyamete yakın devirde, farz edelim hicri 1543’lerde mesela Allah yeniden Mehdi (a.s.)’yi göndermiş olsa darmakeşan eder ortalığı. Yani hepsini hizaya getirir Allah’ın izniyle. Yeniden Kıyamet durur, Kıyametin oluşması yeniden durur, yeniden topluma İslam ahlakı hakim olur. Yani dünyaya hakim olur.
Negatif olmaktan çok kaçınmak lazım. Yani insanlara zulümdür. Mesela diyor ki, “ben bugün çok sinirliyim” diyor. Kardeşim yakarsın etrafı, yapma etme. Bütün gücünü kullan, neşeli ol, zorla gül. Yani canını yakarsın. Mesela diyor ki, “bugün barut gibiyim” diyor, “ateş gibiyim”. Ne olacak oradaki çocuk, kadın bilmem ne? Bütün millet geriliyor. Ağzı, yüzü herkesin buruşuyor böyle, geriliyorlar. Yazık günah değil mi? Gül ne olur, ne kaybedersin? İçin ağlasa bile gül, neşeli ol, güzel sözler et, zorla onu yap. Zaten bir süre sonra bedenin ona uyar. Yani bir de bakarsın ki öfken gitmiş zaten. Zorla neşelendireceksin, o bir dirençtir. Biraz bastırdın mı paldır küldür yıkılır o, kendin de rahatlarsın ve açılırsın. Kendimizi düşünmememiz lazım, yani insanları düşünmemiz lazım.
Güzel bir konu varmış, iyi. Bakın Bediüzzaman diyor ki: “Hz. İdris ve İsa'nın tabaka-i hayatları (şu anki yaşamları) beşeriyet levazımatından tecerrüd ile melek hayatı gibi bir hayata girerek nurani bir letafet kesbeder.” Yani yemek, içmek, uykuya ihtiyaçları yoktu İdris ve İsa (a.s.)’nın, ikisinin de. Melek hayatı gibi bir hayata geçmişlerdir, diyor. Meleği andırır hayatları diyor. “Adeta bedeni misali letafetinde ve cesed-i necmi nuraniyetinde”, bak “cesed-i necmi nuraniyetinde olan cism-i dünyevileriyle semavatta bulunurlar.” Yani nuraniyet kesbetmiştir diyor bedenleri, cisimleri nuraniyet kesbetmiştir. O şekilde semavatta bulunurlar, diyor. Bu, dünyada da insanlarda olabiliyor bu. Yani bedeni, böyle letafet kesbediyor, nuraniyete dönüşüyor. Yani ruh haline geliyor. Ondan sonra mesela Cibril (a.s.) ile bağlantı olabiliyor, Hızır (a.s.) ile bağlantı olabiliyor. Bediüzzaman mühim bir konuya dikkat çekmiş. “Üçüncüsü: Nurani ruhların aksidir. Şu akis, hem haydır hem ayndır.” Osmanlıca olduğu için onu açıklayacağım. “Hattâ evliyâdan, ziyade nuraniyet kesbeden”, çok fazla nuraniyet geliştiren “ve abdâl denilen bir kısmı, bir anda birçok yerlerde müşahede ediliyor” diyor. Yani aynı anda olabilir diyor, mekan dışına çıktıkları için. “Aynı zat, ayrı ayrı işleri görüyor” diyor. Hz. Bediüzzaman mesela hapisteyken şehrin camilerinde namaz kılarken görülmesi gibi. Bakın hep bana başka şeyler anlatıldığında ben hep şüpheyle karşılarım birçoğunu. Fakat Bediüzzaman çok dürüst bir insan. Yani tam kefilim, çok çok dürüst bir insan. Hapisteyken şehrin camisinde namaz kılarken görülmesi, bu olay adli tutanağa geçmiş bir olay. Yani halk rivayeti değil bu, adli tutanağa geçmiş bir olay. Bununla ilgili soruşturma açan adamlardan bahsediliyor, yani bu çok önemli. Çünkü diyorlar ki; “sen hapisteyken bu şahsı dışarı bırakmışsın, gitmiş camide namaz kılıyor” diyorlar. Ve orada, hapishanenin ilgili memurları sorumlu olmuş oluyor. Adam da diyor, “biz böyle bir şey yapmadık, kilitli kapılar” diyor. “Bizim böyle bir şey yaptığımız yok” diyor. Camide görülüyor. Tam bu konuyu soruştururlarken bakıyorlar; yine cezaevinin içerisinde. İşte bunun açıklaması budur. “Beşeriyet levazımatından tecerrüd ile Melek hayatı gibi bir hayata girerek nurani bir letafet kesbeder.” Yani insan, beyninde konsantre olduğunda özel bir gücü vardır insanın. Ben bunu oturup şimdi anlatmam, izah etmem. Yani öyle bir noktaya gelir ki insan, vücudu letafet kesbeder. Ondan sonra bir nurani varlık haline gelir, yani ruh haline gelir adeta. O ortamda işte Cibril (a.s.) ile bağlantı oluyor, Hızır (a.s.) ile bağlantı oluyor, “tayyi mekan tayyi zaman” denilen olay da bununla olur, inşaAllah.
Bir ayet okuyayım. Şeytandan Allah’a sığınırım, Sebe Suresi 18: “Kendileriyle, içlerinde bereketler kıldığımız memleketler arasında (biri diğerinden) görünebilen şehirler var ettik. ”Bakın bu Ahir zamanda oldu. Mesela şehirler içiçe şu an İstanbul’da. Birçok şehirden oluşuyor İstanbul, değil mi? Kadıköy ayrı bir şehir, Ataköy ayrı bir şehir, her yer ayrı bir şehir. “(Biri diğerinden) görünebilen şehirler var ettik.” Bir yerden baktın mı diğer şehri görebiliyoruz. “Ve orada yürüme (imkanlarını) takdir ettik.” Yollar yaptık diyor Allah, bunu belirtiyor. Yollar oluşturduk, diyor. “Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın (dedik).” Şimdi, güvenlik içinde dolaşamıyoruz değil mi? Öyle mümkün mü yani bir genç kız için dışarı çıkacak, elini kolunu sallayarak dolaşacak. Adam geliyor kafasına arkadan sıkıyor bilmem ne. Unutulup gidiyor o gariplerim.
SUNUCU 4: Daha korkunçları oluyor.
ADNAN OKTAR: Daha da korkunç tabii, tecavüz ediyor, başkaları da tecavüz ediyor, öldürüyor. Ondan sonra da, “böyle bir şey olmuş, duyduk” diyor. Psikopatlığın artık had safhasında. Yardan aşağıya kaldırıp atıyor. Günler sonra cesediyle karşılaşılıyor. Tabii, böyle bir ortam var. “Oralarda geceleri ve gündüzleri güvenlik içinde gezip dolaşın.” Bu ne zaman olacak biliyor musunuz? Mehdi (a.s.) devrinde olacak. Mehdi (a.s.) devrinde olacak. Ayetin ebcedi kaç tarihini veriyor? 2023. İslam ahlakının dünya hakimiyeti dönemini veriyor. Yani o belirli bir dönemi burada Kuran kast etmiş oluyor, inşaAllah. Bakın Peygamberlere karşı söylenen sözlerden bir tanesini söylüyorum. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Allah’a karşı yalan mı uyduruyor.” Bir kere Allah’a karşı yalan uydurmakla itham ediliyor Peygamberler, elçiler, tebliğciler. Mesela Mehdi (a.s.) de geldiğinde; “Allah’a karşı yalan uyduruyor, böyle bir şey yok” diyecekler, yalancılıkla itham edilecek. “Yoksa kendisinde bir delilik mi var?” ikinci iddia bu. Akıl hastası diyorlar, aklında bir şey var, normal değil aklı dengesi diyorlar. “Hayır,” diyor Allah, “Ahirete inanmayanlar, azapta ve uzak bir sapıklık içindedirler.” Bakın Ahirete inanmayanlar azapta, dünyada da azap çekerler diyor Allah. Yani gerilim, stres ve acıyla yaşarlar diyor Allah. “Uzak bir sapıklık içindedirler”, yani tam anlamıyla sapıktırlar, diyor. Dengesizdirler diyor Allah. “Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı?”, onları görmüyorlar mı? “Eğer Biz dilersek, onları yerin-dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Hiç şüphesiz, bunda 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için bir ayet vardır.” Mesela bir yerde Allah, savaş çıkarıyor. Yerin dibine geçiyor, mesela ağır bombardıman yapılıyor değil mi? İnsanlar yerin dibine geçiyorlar. “Gökten üzerlerine parçalar düşürürüz”, şarapnel parçaları düşüyor yahut başka felaketler oluyor. “Hiç şüphesiz, bunda 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için bir ayet vardır.” Allah tehdidini belirtiyor. “Andolsun, Biz Davud'a tarafımızdan bir fazl (üstünlük) verdik. ‘Ey dağlar, onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin’ (dedik).” Şimdi ben konuşuyorum. Dağlarda benim sesim her yerde duyuluyor mu, duyulmuyor mu şu an? Duyuluyor. Kuran buna işaret ediyor işte. Yani bunu durduk yere söylemez Allah. Zaten bir yerde insan konuşursa dağda sesi yankılanır. Ama kast edilen bu değil. Yani sırf bu değil. Bakın “ey dağlar,” diyor. “Ey dağ” derdi, dağlar. “Onunla birlikte (Beni tesbih edip) yankıyla ses verin." Yani benim sesim aynı anda evlerin içerisinde, aynı şekilde duyuluyor. Yüzüm de görülüyor şu an. Avrupa’da, Amerika’da dünyanın her yerindeyiz şu an. Radyolardan da yayın var şu an. İnternet yayınımız da var. İnternet girişlerimiz çok yüksek. “Kuşlara da (aynısını emrettik). Ve ona demiri yumuşattık.” Mesela Ahir zamanda demir en yoğun olarak şu an kullanılıyor. Ve macun gibi kullanılır. Pres yapılıyor, şu yapılıyor bu yapılıyor. Kuran buna da işaret ediyor. “Geniş zırhlar yap.” Şimdi mesela bütün zırhlı araçlar, tanklar hepsinde geniş zırh sistemleri kullanılıyor ilk defa Ahir zamanda. Bakın zırh yap demiyor Allah, “geniş zırhlar” yap diyor. Ahir zamanda kullanılan bir sisteme dikkat çekilmiş oluyor. “Ve onları düzenli bir biçime sok”, mesela tanklar düzenli bir biçime sokuluyor, değil mi? Askeri araçlar düzenli biçime sokuluyor. “Ve hepiniz salih ameller yapın.” Yani son derece samimi olsun yaptıklarınız diyor Allah. İçinizden gelerek, candan, kendinizi kasmadan, doğal ve tabii olun diyor Allah. “’Gerçekten Ben, sizin yaptıklarınızı görenim’ (diye vahyettik).” Şu an Allah bizi seyrediyor. Herkesi evinde de seyrediyor, görenler, duyanlar, okuyanlar ne yapıyorsa hepsi şu an Allah tarafından seyrediliyor. “Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik).” Şimdi bak burada da uçaklara dikkat çekilmiş oluyor. Çünkü bir aylık mesafeyi bir günde alıyor uçaklar. Süratle alıyor. Tam, net karşılığıdır. Ve rüzgar, uçakların uçuş prensibi zaten rüzgar üzerine kurulu; yani kanat açısı rüzgarla etkilenip, uçağı yukarı kaldıracak gibi oluyor ve rüzgarı kullanarak devam ediyor. O pervanenin çekim gücünü kullanıyor ve meydana gelen doğal rüzgar içerisinde o uçmuş oluyor. “Erimiş bakır madenini ona sel gibi akıttık.” Şimdi mesela şu an sanayide bakır sel gibi akıtılıyor. Şu an kullanılıyor. Değil mi? Yüz binlerce ton bakır kullanılıyor. Öyle az buz değil. “Onun eli altında Rabbinin izniyle iş gören bir kısım cinler vardı.” Bakın eli altında, hazır, yanında cinler var, Hz. Süleyman (a.s.)’ın “Rabbinin izniyle,” kendi emriyle izniyle değil. Allah’ın izniyle. Cinlerin özelliğidir bu. Mutlaka Allah’tan izin almaları gerekir. “İş gören bir kısım cinler vardı. Onlardan kim Bizim emrimizden çıkıp-sapacak olsa,” yani cinler eğer itaat etmezlerse, “ona çılgın ateşin azabından taddırırdık.” Ateşten çok çekinir cinler, geçenlerde de söylemiştim. Bak ona Allah dikkat çekiyor. “Ona çılgın ateşin azabından taddırırdık.” Hz. Süleyman (a.s.)’a; “ona dilediği şekilde kaleler, heykeller” böyle sanat heykelleri büyük; “havuz büyüklüğünde çanaklar” yüzme havuzları yani büyük havuzlar. Evler de çok lüks oluyor koskoca havuz oluyor, evin fiyatı olağanüstü artıyor havuz var diye, tabii, bir süstür, bir güzelliktir. “Yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı.” Hz. Süleyman (a.s.)’ın ziyafetleri dillere destandır. Yani günde kesilen hayvan miktarı acayip yüksek, av hayvanları. Her gün ızgaralar, yiyecekler yani binlerce insana yemek yediriliyordu; fakirlere, halka herkese. "Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın. Kullarımdan şükredenler azdır.” Çalışırken Allah’a şükrederek çalışın diyor Allah. “Şükredenler azdır” diyor. Yani mesela Allah bize bir içecek veriyor, şükredeceğiz. Sağlık veriyor, şükredeceğiz. Mutluluk veriyor, şükredeceğiz. Mesela bak burada çok nezih bir arkadaş çevremiz var, bu da bir nimettir, elhamdülillah. Burada mesela aksi, psikopat birisi olsa hepimiz kasılırdık yani şimdi, değil mi? Konuş konuşabilirsen. Allah-u alem yani en azından kasılmaya karşı direnecektik, canımız yanacaktı, inşaAllah. “Şükrederek çalışın” yani direkt çalışmayın diyor Allah; şükrederek, elhamdülillah, Allah’a çok şükür, Allah’a hamdolsun, bugünkü nimetine de hamd ediyorum, diyecek. Bak “kullarımdan şükredenler azdır” diyor Allah, buna dikkat çekiyor. “Böylece onun (Süleyman’ın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi.” Bunun sırrını ileriki günlerde açıklayacağım. Şimdi söylemeyeceğim. Bu, çok derin ve özel anlamı olan bir konudur. “Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı”; diyorlar ya cinler geleceği bilir. Bak Allah diyor, gaybı mümkün değil bilmezler, diyor bak; “şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı, böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp-yaşamazlardı.” Böyle bayağı aşağılanarak yaşıyorlar, diyor Allah. Bilse niye bu konumda olsun? Bir de Hz. Süleyman (a.s.)’dan müthiş korkuyorlar, yani görevlisi onlara, Allah mesela birisini lider kıldığında ona böyle bir hayvanın bağlanması gibi bağlanıyorlar. Yani çok çekiniyorlar. Süleyman (a.s.)’ın emrinde olan cinler müthiş çekiniyorlardı Süleyman (a.s.)’dan. O, ne diyorsa yapıyorlar. Şimdi de aynı şekilde Mehdi (a.s.)’nin konumu böyledir. Yani Mehdi (a.s.)’nin emrinde olacaktır, inşaAllah.
SUNUCU 2: Cavidan Alsancak: “ ‘Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık (Enbiya Suresi, 70)’. Birçok kişi Hz. Mehdi (a.s.)'ye tuzak kurmak isteyecek, ama Allah tuzaklarını onların ayağına dolayacak inşaAllah.”
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınıyorum, bakın; “ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.” Mesela şimdi göreceksiniz ileride, Mehdi (a.s.) çıktığında devlet kayıtlarında da göreceksiniz, yani resmi kayıtlarında, devletin bütün arşivi açılacak, göreceksiniz; Mehdi (a.s.)’ye ne oyunlar yapılmış, ne zulümler yapılmış, kimler ne komplolar yapmış ve o nasıl karşılık vermiş. Belki ciltler dolusu bilgiyle karşılaşacaksınız. Bak bunu da söylüyorum.
SUNUCU 1: O zaman Mehdi (a.s.) saklanıyor şu an herkesten.
ADNAN OKTAR: Onu söylemiştim, daha önce de söylemiştim. Gezer, diyor çarşılarda, pazarlarda gezer.
SUNUCU 1: Ama biz farkına varmayız.
ADNAN OKTAR: Peygamberimizin açıklaması bu; “çarşılarda, pazarlarda gezer, Hz. Yusuf (a.s.) gibidir. O sizi tanır ama siz onu tanımazsınız” diyor. Yusuf (a.s.) gibidir diyor. Allah onu, Yusuf (a.s.)’u nasıl sonradan tanıttı, aynı şekilde onu da sonradan tanıtacak, diyor. Diyorlar ya “sen Yusuf musun?” diyorlar, Kuran’da ayet var. Kardeşleri sonradan farkına varıyor. Anlamıyorlar önce onun o olduğunu. Birçok kişi Hz. Mehdi (a.s.)'ye tuzak kurmak isteyecek ama Allah tuzaklarını onların ayağına dolayacak. Tabii tuzak derken tuzak bir şeyler yapılır, bir eylem olur, tabii ki bunun zorluklarıyla karşılaşılacaktır Mehdi (a.s.); ama sonra onların tepelerine dönecektir bu. Bunu göreceksiniz. Yani belgeli olacaktır. O açıdan çok önemli. Mehdi (a.s.)’nin hayatını belgelerle görecek insanlar. Şu an konuşuyoruz ama o zaman bunları belgelerle anlatmış olacağız, inşaAllah. Yani şu an kalbimizden geçenleri anlatıyoruz.
Seçil Necipoğulları Kilis, sana okutayım.
SUNUCU 3: “ ‘Ümmetimden başı sarıklı yetmiş bin alim kişi, deccale tabi olacaklar’, İmam Ahmed bin Hanbel, Müsned, sf. 796. Hadis-i şerifin işaret ettiği anlam şu; İslamiyet'e en büyük darbeyi, İslam'a hizmet görünümünde, aklı zayıf, cahil Hocalar verecek. Bu kişiler yaptıkları akılsızca izahlarla halkı İslam'dan, Kuran'dan uzaklaştırarak, dinsizliğe hizmet edecekler. Akıllı, tutarlı bir İslam anlayışı yerine yalan, yanlış ve hurafelerle dolu uydurma bir inanç sistemi geliştirecekler. Bu kişilerin başlarında sarık da olacak. Hz. Mehdi (a.s.)'ye karşı küfürle işbirliği yaparak saldırganlaşacaklar hatta, şehirde bir sahte alimin Hz. Mehdi (a.s.)'ye karşı mücadele edeceği ve Hz. Mehdi (a.s.)'nin onu etkisiz hale getireceği rivayetlerde var. İmam Rabbani Hazretleri’nin, Mektubat-i Rabbani isimli eserinin 1. cilt, 535. sayfasında da bu konu açıklanıyor.”
ADNAN OKTAR: Erol Yaba’nın kısa bir açıklaması var, Elazığ’dan yazmış. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz.
SUNUCU 4: “ ‘Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın’ Al-i İmran Suresi, 103. ayet-i kerimede geçen "Allah'ın ipi" ifadesi bildiğimiz "ip" anlamında değil, Kuran'ın hükümleri anlamındadır. Cenab-ı Allah ayetinde Kuran'ın hükümlerine sımsıkı sarılın diye bildiriyor. Bu şekilde müteşabih ayetler olduğu gibi, müteşabih hadis-i şerifler de vardır. Hadis-i şeriflerde, Ahir zaman ile ilgili geçen olaylar tahakkuk ettikten sonra ilimde derinliği olan kişiler Allah-u alem diyerek bu hadislerin anlamını açıklarlar.”
ADNAN OKTAR: Vehbi Ayık, Bartın şu kısmı oku inşaAllah.
SUNUCU 1: “Bir kısım zahirî ulemalar, (hadislerin dış anlamlarına bakarak hüküm veren alimler) o rivayet ve hadislerin zahirine (dış anlamlarına) bakıp şüpheye düşmüşler. Veya sıhhatini (doğruluğunu) (hurafe gibi, masallarda anlatılan gerçek dışı bir şey gibi yanlış) inkar edip veya hurafevari bir mana verip adeta muhal bir sureti (adeta imkansız, aklın vicdani kanaatle karar verme özelliğini ortadan kaldıracak özelliklerde bir şahsı) bekler bir tarzda (anlattıkları için), avam-ı Müslimine (böyle metafizik açıklamalara inanmada zorlanacakları veya bu sebeple hiç inanmayacakları için, halktan bilgisi olmayan Müslümanlara imani yönden) zarar verirler.”
ADNAN OKTAR: “Bir kısım zahirî ulemalar”, yani dışa bakarak anlatan, her şeyin dış yönüne bakan, batınına, derinine önem vermeyen ulemalar, “o rivayet ve hadislerin zahirine bakıp”, yani Peygamberimiz (s.a.v.)’den gelen hadislerin zahirine bakıp, yani dış anlamına bakıp “şüpheye düşmüşler.” Yani “bu hadis olmaz böyle, çok acayip, olur mu böyle şey?” diyor. Mesela diyor ki; “Mehdi (a.s.) devrinde Mehdi (a.s.) eline bakar, arkadaşlarıyla konuşur, elinden.” Şimdi ne var, ele sığan ne var? Cep telefonu var, i-pod var, ona dikkat çekilmiş oluyor. Mesela diyor ki, “insanlar evlerinde oturdukları yerden Mehdi (a.s.)’yi dinlerler”, oturduğu yerden “ve Mehdi (a.s.)’yi görürler” diyor, her evde olan kişi. Bu nedir? Televizyon. Adamlar hadisi duyunca diyorlar ki; “bu olamaz, hurafe bu, imkansız böyle bir şey” diyorlar. Halbuki doğru manası; ama teşbih olduğu için tevil edip açıklanması gerekiyor. Zahir ulemalar da bunu bu şekilde alıyorlar, diyorlar ki; “Mehdi (a.s.), herkesin evine girecek”, yani milyonlarca Mehdi (a.s.) olacak görüntü olarak, herkesin evin girecek. Bunun olmayacağı belli. “Veya sıhhatini inkar edip”, yani sahih hadis değildir bu deyip, inkar edip “hurafevari bir mana verip”, hurafe tarzında, işte demin anlattığımız gibi akla uygun olmayacak şekilde bir mana verip, “adeta muhal bir sureti bekler bir tarzda”, yani hiç olmayacak bir şeyi bekler tarzda, “avam-ı Müslimine” Müslüman halka, “zarar verirler” diyor Bediüzzaman ve hakikatten de öyle şu an. Çünkü adam buna inanamıyor, inanamayınca imanından şüphe diyor, imanından şüphe edince de kendisini dinsiz, imansız gibi görüp vicdanen eziliyor. Adam nasıl inansın ona? Olacak iş değil o. Kuran’da yok, hiçbir şeyde yok, Kuran’ın mantığıyla da çelişiyor.
SUNUCU 1: Hocam, çok güzel bir şey yazmış biri, isterseniz onu okuyalım ya da siz devam edin. İlgimi çekti bakarken.
ADNAN OKTAR: Tamam, oku bakalım.
SUNUCU 1: “Hocam, sizi dinledikten sonra sevgiye bakış açım çok değişti. Sevgiyi bilmediğimi fark ettim. Karşımdaki kişiyi yüzüne, boyuna, parasına, işine göre değerlendirmenin sevgi olmadığını anladım. Hocam, sevgimizin geçici değil de gerçekten oluşması için seveceğimiz kişilerde hangi özellikleri aramalıyız?” Irmak Eser kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Irmak çok güzel bir soru sormuş.
SUNUCU 1: Evet, çok güzel yazmış sizin hakkınızda da.
ADNAN OKTAR: Bir kere insanların hepsine acımak lazım, acımak. Acıdığında şefkat meydana gelir. Acımadan sevme olmaz. Çok tehlikelidir. Allah için, koruma duygusuyla, Allah’ın tecellisi olarak, koruma duygusuyla, kendi kız kardeşin gibi annen gibi eşin gibi neyse artık onun durumu, eşiyse, helaliyse eşi olarak, öbür türlüyse kız kardeşi ya da annesi gibi görerek aşkla, candan koruma hissi içerisinde olmak lazım. Şefkat çok önemlidir.
SUNUCU 2: Öyle, ben çocuklara özellikle çok acırım. Çok şefkat duyarım, çok severim. Hiç kıyamam onlara.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İyi olmasını istemek, çünkü onların neşesiyle biz mutlu oluruz. Yani bizim kendi neşemiz, etrafımızdaki kişilerin neşesiyle orantılı olur aynı zamanda. Tabii imanımızdan kaynaklanan bir neşemiz vardır ama etrafımız üzgünse biz rahat edemeyiz. Biz insanız, o bizi irrite eder, rahatsız eder. Bir de Allah’ın nuru insanlarda tecelli eder. O güzelliği aramak lazım. Mesela pozitif insanları Allah bizim kalbimize hissettirir, Allah sevdirir. Biz kaderde zaten onları sevmişiz. Hep kaderde bizim sevdiklerimizle biz karşılaşırız. Ta daha annemizden doğmadan, Hz. Adem (a.s.)’in daha çamuru yapılırken, karılırken, daha o heykel haline getirilirken biz kardeşlerimizi sevmiştik. Mesela sevmediklerim de, kaderimde o öyle. Ben istesem de onu sevemem zaten. Yani beynimin, vücudumun gücü yetmez, bütün gücümü kullansam sevemem. Mesela, “Hocam” dedi geçen gün, çok dikkatimi çekti, “sanki ben sizi eskiden beri tanıyormuşum, seviyormuşum gibi bir his var” dedi, “böyle yıllardan beri”, işte onu söylüyor, kaderi söylüyor. Mesela bak, samimi söylüyor. Belki onun aklına kader gelmedi ama onu anlatmış oluyor işte. İnsan ruhunda onu yaşar. Doğuştan var bizim, ruhumuzda var. Antipatik, kıl tipler vardır. Yapamayız, bedenimizin gücü yetmez. Uğraşırız, yapamayız.
Şimdi bana gelen sorular, genellikle saldırgan sorular oluyor bazen. Direk bana veriyorlar o tip soruları. Mesela çok acayip bir laf. Şöyle diyeyim. “Selam Hocam” diyor. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. Sen oku, ben cevap vereyim.
SUNUCU 1: İnşaAllah. “Selam Hocam. Tarikata bağlı insanlara Hz. Mehdi (a.s.)’nin geldiğini izah ediyoruz. Fakat sonunda onlar şunu söyleyip kenara çekiliyorlar: ‘Benim şeyhim tanıyamadı da sen mi tanıdın Mehdi (a.s.)’yi?’ diyorlar. ‘Benim şeyhim bana haber verir geldiğinde’ deyip bırakıyorlar, konuyu kapatıyorlar Hocam. Biz şeyhlere mi gidip anlatalım? Ne yapalım?” demiş Aycan kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Şimdi bir kere o kardeşimizin, anladığım kadarıyla Mehdi (a.s.)’yi bulmuş gibi bir üslubu var. Biz arıyoruz. Ama şunu demek istiyor herhalde, bak tanıma iddiası var. O olmaz. Yani “şu falanca kişi Mehdi (a.s.)’dir” diyemeyiz biz. Ama “olabilir” diyebiliriz, “hüsn-ü zan ediyorum, inşaAllah odur”. Başından bir kere burada bir hata var, o bir. “Şeyhim tanır”. Gerçek şeyhse tanır tabii, gerçek alimse tanır. Tanıyamıyorsa gerçek alim değildir, gerçek şeyh değildir. Ölçü istiyorlarsa, çünkü diyor ki Bediüzzaman, “imanın nuruyla o eşhas-ı Ahir zaman tanınır” diyor, “imanın nuruyla”. Demek ki o kişide benim inancıma göre imanın nuru yoktur. Tanıyamıyor, anlayamıyor demektir. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.), Mehdi (a.s.)’nin tanınması için o kadar kolaylık sağlamışki. Yani bir insan mesela iki, üç özelliğiyle bile tanınabiliyor, bulunabiliyor. Diyorlar ki işte; “kaşının üzerinde küçük bir yara izi var” diyorlar. Bir de “uzun boylu” deniyor. Eliyle koymuş gibi buluyorlar o kişiyi. Mehdi (a.s.), yüzlerce özelliğiyle tanıtılmış. En ince detaylarına kadar, milimetrik detaylarla tanıtılmış. Ve olaylar da çok kapsamlı anlatılmış, sosyal olaylar, olacak olaylar, fizik olaylar, en ince detaylarına kadar anlatılmış. Normalde tanınır, anlaşılır.
SUNUCU 1: Size benzetiyorlar Hocam Hz. Mehdi (a.s.)’yi. Ben de benzetiyorum.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben hiçbir zaman için bunu reddetmem, samimi insanım. Evet, doğru benziyorum. Hadislerin hepsiyle bir uyum var. Ama ben akşam eve girdiğimde bayağı korkuyorum Cehenneme gideceğim diye. Yemin ediyorum, Allah’a yemin ediyorum hakikaten korkuyorum yani. Ben nasıl emin olabilirim, ben nereden bilirim ne olacağımı yani değil mi?
SUNUCU 3: Ben bir şey sorabilir miyim Hocam? Peki Hz. Mehdi (a.s.) kendisi ben Mehdi (a.s.)’yim diyebilir mi?
ADNAN OKTAR: Diyemez, diyemez. Bir kere Hz. Mehdi (a.s.) olmadığının alametidir bir, bir de Allah’tan korkmama alametidir. Onu diyen adam ne yapmaz?
SUNUCU 4: Peki bilir mi kendisi içinde Hz. Mehdi (a.s.) olup olmadığını?
ADNAN OKTAR: Hüsn-ü zan edebilir yani, mümkün bu. Nasıl etrafındaki insanlar nasıl hüsn-ü zan ediyor? Mesela Bediüzzaman’a da talebeleri hüsn-ü zan etmişler, çok da makul. Ben de olsam o devirde, hüsn-ü zan ederdim. Ama dar bilgim varsa, dar bilgim varsa hüsn-ü zan ederdim. Çünkü mükemmel mücadele vermiş insan. Kardeşlerimiz de tabii bende bu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in belirttiği alametleri görünce, haklı olarak öyle zannediyorlar. Ama asla ve kesinlikle öyle bir iddiada bulunamam. Allah’tan korkarım, tir tir titrerim, asla öyle bir şey yapamam. Hatta defalarca da yemin ettim, öyle bir şey mümkün değil. Ama hüsn-ü zan eden kardeşlerimiz oluyor. Ben niye hüsn-ü zan ediyorsun demem. Sadece onda kalırsa, ama iddia etmezse. “Hocam hüsn-ü zan ediyorum inşaAllah siz olursunuz” der. “Allah razı olsun, ben de inşaAllah sen olursun” derim, “hepimiz oluruz inşaAllah” derim. Bu, bir dua ve temennidir. Bediüzzaman diyor, “ziyade hüsn-ü zan her zaman olmuştur” diyor. Her devirde olmuştur. Alimlere, büyüklere Mehdi ümidiyle bakılmıştır ama teşhis koymak çok anormal bir hareket olur, öyle olmaz, mümkün değil. Hatta Hz. Mehdi (a.s.) Hz isa (a.s.) ile beraber namaz kılacak, ona imam olacak, buna rağmen Mehdilik iddia etmez. Hz. İsa (a.s.) elini yüzüne mesh edecek, Cennetteki makamını söyleyecek yani Mehdi (a.s.) olduğunu söyleyerek yapacak, bu güzel tavrı gösterecek. Ama yine iddia etmeyecek, yani sonuna kadar tir tir titrer Hz. Mehdi (a.s.), Allah’tan korkar, yapamaz. Her Müslüman böyle olmak durumundadır. Ama vahiy alacağı için Hz. Mesih (a.s.) olduğunu iddia edecektir o. “Ben Mesih İsa’yım” diyecek. Ama kitaplı Peygamber olmadığı için ve sadece tebliğci olduğu için tebliğci yönünü kabul edeceğiz. Tebliğci yönünü kabul edeceğiz. Ama Hz. İsa (a.s.) olup olmadığına inanmayan bir insan, küfre düşmez yani mecbur değildir. Ama vicdanlı bir hareket yapmış olmaz, vicdanına uygun hareket etmemiş olur, o kadar. Hz. Mehdi (a.s.) de, yani anladığı halde anlamazlıktan gelmek; Allah’a onun hesabını verir. Ben farkında değildim, anlamadım; anlamayacak bir şey olmaz. Allah insanları öyle zor duruma sokmaz. “Allah size güç yetiremeyeceğiniz yükü yüklemez” diyor Allah ayette. Bizi açmaza sokmaz Allah, bize tanıyamayacağımız bir Mehdi (a.s.) göndermez, tanıyamayacağımız bir İsa (a.s.) göndermez. Bu çünkü bir zorluktur, çok büyük bir zorluktur. Hatta o kadar darlaştırmıştır ki Peygamberimiz (s.a.v.), “İstanbul’da çıkacak” diyor, çok net. Bak Şeyh Nazım Kıbrisi de -Cübbeli gitmişlerdi, orada konuşuyorlar- açıkça söyledi; “İstanbul’da çıkacak, Anadolu’da çıkacak, Türkiye’de çıkacak” dedi. Cübbeli gıkını çıkaramadı ve “bu yüzyılda çıkacak” diyor Şeyh Nazım Hoca. Çok büyük bir mürşittir, çok değerli bir alimdir. Yani çıktı diyor daha Türkçesi, açık inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) sevgiyi, şefkati, arkadaşlığı, dostluğu, kardeşliği, gerçek demokrasiyi, özgürlüğü, sevinci ve neşeyi getirecek olan; bağnazlığı, tutuculuğu, acıyı, gaddarlığı ortadan kaldıracak olan bir manevi önderdir, bir sevgi insanıdır, sevgi öğretmenidir. Allah aşkını öğretecek. Tutku öğretmenidir, aşkın öğretmenidir; görevi budur. Zulüm yapmaya gelmeyecek.
Bitti mi süremiz?
SUNUCU 1: Bitmiş. Kısa bir aradan sonra tekrar sizlerle birlikteyiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: “Sayın Hocam, kaderi anlamayan bazı ateistler ‘felaketlerde neden çocuklar da ölüyor?’ gibi bazı sorular sorarak haşa Allah’ın varlığı hakkında tartışmalara giriyorlar. Biz bu gibi izahlara karşı nasıl cevap verebiliriz?” diyor, İngiltere’den bir kardeşimiz. Allah’ın imtihanda yani insanları imtihan etmesinde en mühim imtihan araçlarından birisi de budur yani çocukların ölmesidir. Şimdi çocuklar ölmese, ev yıkılıyor mesela çocuklar arasından yürüyerek çıkıyorlar. Her şeyde, mesela kurşun sıkıyorlar ama kurşun çocuğa geldiğinde kurşun leblebi gibi, çocuk alıyor atıyor, etkilemiyor. Böyle bir imtihan olur mu? İmtihan ortamı olur mu? Mucize olmuş olur. Aklın ihtiyari kalkar. Bakın Allah insanların olmasını istiyor. Yalnız olmaz Allah, insanlarla bütündür Allah. İnsana ihtiyacı yok Allah’ın, ama insanlarla bütündür derken insana ihtiyacı olduğu anlamında değil. İnsanlar da vardır, inşaAllah. Allah onları istiyor. Dünyayı istiyor. Olayların varlığını, bu yaratılışın güzelliklerini istiyor. Güzel olanı sever Allah, o anlamda. Şimdi mesela neden sadece bir Mehdi (a.s.) oluyor, mesela Ahir zamanda? Mehdi (a.s.), bu Allah’ın imtihanında akıllı davranan insandır. Yani bunun sırrını bilir. Böyle bir şeyden imanını kaybetmez. Allah’a bağlılığını kaybetmez. Yani bunun, imtihanın bir sebebi olduğunu bilir. Ama bazı insanlar bunu Allah’ın aleyhinde kullanırlar. Allah’ın lehinde kullanır Mehdi (a.s.) her şeyi. Peygamberimiz (s.a.v.) de, Peygamberler de böyledir. Her şeyi Allah’ın lehinde düşünürler. Müslüman’ın böyle olması gerekir. Bir şey olduğunda mutlaka Allah’ın lehinde. Çünkü bakın, sonunda hikmetini öğrendiklerinde çok utanırlar, çok çok utanırlar. Şimdi mesela Allah çocuğu öldürüyor. Çocuk ne bir kere? Çocuk senin beyninde Allah tarafından yaratılmış bir varlık. Allah yaratıyor, beyninde yaratıyor senin, dışarıda varlığı var, dışarıdaki varlığını da Allah yaratıyor, senin beyninde de yaratan Allah. Alan kim? O, gene Allah. Sana acıma hissini veren kim? Çocuğa acıma hissini veren kim? Allah. Mesela bizi istese Allah, o çocuk öldüğünde müthiş hoşnut olacağımız şekilde yaratabilirdi. Acayip hoşuna giderdi insanın çocuk öldüğünde. Mesela hayvanlar nasıl oluyor? Hoşuna gidiyor parçaladı mı, değil mi, öldürdü mü hoşuna gidiyor hayvanın. Bilmiyor. İstese Allah bizi de öyle yaratırdı. O merhameti veren, o acıma hissini veren, onu bize öğretene biz merhameti öğretmeye kalkarsak, çok akılsızca bir hareket olmaz mı bu? Bak, merhameti bize öğretiyor O, acıma hissini O veriyor bize. Bize verdiği acıma hissiyle biz Allah’a, haşa, haşa, haşa öğretme konumuna giremeyiz. Orada bir hikmet var. Bir incelik var. İşte veli tıynetli insanlar, derin insanlar bu hikmeti bulurlar. Aklı zayıf insanlar da bulamazlar. Bulamadıkları için de tepetaklak düşerler. Yani imtihanda bir tuzaktır bu, Allah’ın tuzağıdır. Ancak imanlılar bu yolda düz yürüyebilirler. Aklı zayıf olanlar, sürekli ayağı dolanır düşer. Çocuğa da gerek yok. Dişi ağrır, ondan bile Allah’ı inkar eder yani. Yahut mesela bir gözünde bir rahatsızlık oluşur, Allah’ı inkar eder. Çok kolaydır Allah’ı inkar etmeleri. Buna işte “imtihanın sırrı” diyoruz. Yani bütün imtihan bunun üzerinde döner. Bu sistemin üzerinde döner. Allah’ın kurduğu bu sistemde hep Allah’tan yana, lehte düşünenler, Allah’a yakın olanlar olur. Allah’ın aleyhinde düşünenler de Allah’tan uzak olurlar. Biz ilk başta bir kere Allah’ın varlığına bir karar vereceğiz. Mesela Hz. İsa (a.s.) gelecek, şimdi ki geldi bana göre, bak geçmişi hatırlamıyor. Son anda hafızasını kazanıyor. Bakıyor, Allah var. Bir kere karar alıyor Allah’ın varlığına. Ondan sonra bitti. Ondan sonra “şöyle midir, böyle midir?” denmez. Biz kendi varlığımızı anlıyoruz, değil mi? Varlığımızdan eminiz. Sonra biz kendi varlığımızdan şüpheye düşüyor muyuz? Ne yaparsak yapalım, her ne olursa olsun. Velev ki bir yokluk hissi bile duymuş olsak, varlığımızdan emin oluyoruz. Çünkü karar vermişiz bir kere. Allah’a da bir kere karar verilir. Allah imtihanda her ne yaparsa yapsın mutlaka Allah’tan yana düşünülür. Ayağı kayanlar, bir süre sonra hikmetini anlayıp yeniden düzeliyorlar, utanıyorlar. Yine ayağı kayıyor, bir daha düzelip yine devam ediyor. Bunu hadislerde belirten Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle açıklıyor. Diyor ki; “kişi gündüz imanlı olur, akşam imansız olur. Akşam yeniden iman eder, gündüz gene imansız olur” diyor. “İman ateşten bir kor olur” diyor, yani “insanların avucunda, imanlarını tutamazlar” diyor. Hatta birçok Nur talebeleri diyorlar ki, biz İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinden bahsediyoruz, Türk-İslam Birliği’nden bahsediyoruz, “zaman o zaman değil, imanı kurtarma zamanı” diyor. Hakikaten daralmış demek ki. Hakikaten şeytan onun gırtlağına çökmüş, belli. Şeytan zorluyor onu. Ama Allah diyor ki; “samimi olan kullarıma hiçbir etkisi olmaz şeytanın.” Ben mesela, inşaAllah samimi kullarındanımdır Allah’ın, hiç etkilenmiyorum. Allah ayağımı da kopartsa etkilenmem, kolumu da kopartsa etkilenmem, gözlerimi çıkartsa etkilenmem, tımarhaneye de girdim, etkilenmedim, hapishaneye girdim, etkilenmedim. Hepsinde aşkla Allah’ı sevdim ben. İnsanlar bilmiyor. Ben çok acılar da çektim. Ben oturup onu şey gibi anlatmam tabii yani ne gerek? Çünkü Allah ile benim aramda. Ama her gün Allah’a olan aşkım daha da artıyor, sevgim daha artıyor ve her gün benim yollarımı açıyor Allah ve bakın sessiz sedasız İslam ahlakının dünya hakimiyeti, Türk-İslam Birliği için Allah muazzam bir yol açtı. Bak iki yıldan beri gündemde tutuyorum, Allah dağı taşı inletiyor. Her şeyi adeta emrimize verdi. Sürekli Mehdi (a.s.) öncüsü olarak bizlere kapıları sonuna kadar açtı. Her tuttuğumuz altın oluyor elhamdülillah. Mesela şu anki tebliğ imkanımız müthiş. Televizyonlardan aynı anda, birkaç kanaldan birden dünya çapında yayın yapabiliyoruz. Radyolardan yayın yapıyoruz. Kitaplarım dünya çapında muazzam satılıyor. İnternetten çok fazla, milyonlarca indiriliyor. 110 milyon, sırf bu sene kitabım indirildi, 110 milyon. İnternet indirişi. Müthiş bir sayı bu. Bir tane, iki tane, elli bin, yüz bin değil. Bedava, ücretsiz biliyorsunuz. Mesela 300’ün üzerinde Allah kitap yazmamı sağladı, vesile etti. 53 yabancı dile Allah çevirttirdi. Allah çevirtiyor. Bu ne demek? Dünyada görülmemiş bir şey bu. Durduk yere, yani çok kolay imkanlar sağlayarak Allah bunu bize veriyor. Allah’ın bizden istediği, samimi olmamızdır. Allah “samimi olan kullarım kurtulur” diyor. Samimi olduğumuzda beynimiz rahatlar, kafamız rahatlar, konuşmamız rahatlar, her şeyi Allah’ın yarattığını biliriz çok candan olursak. Ben normalde Ankara’da herhangi bir gençtim. Laik bir ailede yetiştim ben. Babam da CHP’liydi. Annem de CHP’liydi. Hep sosyalisttiler, Darwinist, materyalisttiler. Ankara’da lisem de öyle, Akademi’de Fındıklı’da eğitim gördüm. Artık oranın ortamını zaten bilirsiniz, söylemeye gerek yok. Malum yani, ama asla etkilenmedim. Asla iradem kırılmadı. Yıllarca kimse yanıma yanaşmadı benim; 79, 80, 81, 82, 83’e kadar, bir kişi, iki kişi, üç kişi. Mutlaka aklımda bir kilitlenme şeklinde Türk-İslam Birliği’nin oluşması yatıyordu ve asla da peşini bırakmadım ve asla da bırakmam ve oluşmadan da kimsenin yakasını bırakmam Allah’ın izniyle. Mutlaka Allah’ın izniyle göreceğim inşaAllah. Türk-İslam Birliği’nin oluştuğunu göreceğim. Ha, direniyorlarmış. Yıkarım ben. Mutlaka açacağım Allah’ın izniyle. Var gücümle ve Allah yıkıyor, beni vesile ediyor. Mesela bak, Dışişleri Bakanı ne diyor? “Bütün sınırları kaldıracağız” diyor. Bu ne demektir, bu? Türk Devletleriyle, İslam alemiyle bütün sınırları kaldıracağız. Ben ne anlatıyorum yıllardan beri? Türk-İslam Birliği işte bu. Sınırsız yolculuk ne anlama gelir bu, herkes kucaklaştı mı bu ne anlama gelir? Sevgi, muhabbet yayılıp düşmanlıklar giderse, dostluk hakim olursa bunun adına ne denir? Mehdiyet işte bu, Türk-İslam Birliği. Dolayısıyla çok güzel bir çizgide devam ediyoruz. Fakat Allah’ın imtihanında çok candan olmak ve mutlaka Allah’tan yana olmak önemlidir. Şimdi Allah çocuğu öldürüyor. Sen ne biliyorsun o çocuğun ne olduğunu, ölen çocuğun ne olduğunu? Yani şu kadarcık kafanla ve beyninin içindeki şu kadarcık yerde sana gösteriliyor o. Çok mahcup olacaksın sen, çok küçük düşeceksin. Bilmediğin bir sır var orada çok ince, Allah’ın sırları var. Sen orada Allah’a güvenmekle mükellefsin. Merhameti öğreten sana kim? O. Sana ne oluyor o zaman? Nedir yani zorun? Öğretmese bilmeyeceksin zaten. O bilgiyi vermese sen bilmeyeceksin zaten. Sana öğretiyor. O şüpheyi de, kuşkuyu da meydana getiren yine Allah’tır. Ama her ölen çocuk Cennet’te vildandır. Herkes gördüğünde tanıyacaktır. Herkes kendi çocuğu olarak tanıyacaktır. Bak bu dünyaya da sürekli sunuluyor. Daha önce siz yoktunuz demin burada. Birden Allah sizi yarattı. Karşıma çıktınız. Cennette de aynı imkanlarla ve aynı yöntemledir. Birden karşımıza çıkarlar ve kırk yıldan beri tanıyormuşuz gibi de muhabbetle karşılarız. Çocuklar da herkesi seveceklerdir, bir tek annesini, babasını değil. Hepsine karşı sevgi duyacaklar. Ama burada çok önemli olan şudur; yani çocuğu yaratan Allah, bedeni de yaratıyor, görüntüsünü de O yaratıyor. Geri alıyor, adam rahatsız oluyor. Peki, verirken Allah sana mı sordu, getirirken? Hiç getirmeyebilirdi, o zaman ne olacak peki? Yani hiç olmadığını farz et, ne yapacaksın? İsterse sürekli o şekilde tutar, Cennetten hiç getirmezdi buraya. Onlar Cennetten buraya geliyor. Geldikleri yere geri dönüyor çocuklar. Yani Cennetten gelir, Cennetteki yerine geri dönmüş oluyor. Niye geldi-gitti peşindeler. Allah’a bağlanırken, çok güçlü bir aşkla bağlanmak lazım. Hafif aşkla bağlandın mı o kuşkular olur.
“Selamün aleyküm aslan Hocam” diyor. Ve aleyküm selam. “Ben Azerbaycan’dan yazıyorum.” Azerbaycan’ın hepsine selam, bütün sevdiklerimize, canlarımıza. Acayip bir seven kitlemiz var Azerbaycan’da. Arnavutluk’ta müthiş bir kitlemiz var. Çok güzel olur Arnavutlar. Bizim milletimiz de, bütün Türk milleti güzeldir ama Arnavutlar da ayrı bir güzeldir. Çerkezler de çok güzel olurlar. MaşaAllah. Ama her yer çok güzel. Karadeniz boydan boya çok güzel insan var, Antalyalılar güzel, İzmirliler güzel, bizim milletimiz hep güzel maşaAllah. MaşaAllah. “Selamün aleyküm aslan Hocam” diyor. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. “Umarım herkesi ilgilendiren bir sorum olacak. Bir yıl önce Kafkasya’da Dağıstanlı bir bebek dünyaya geldi. Anne karnındayken defalarca ağlıyordu. Annesi ve doktorlar bu duruma çok şaşırmışlardı. Lakin bir cevap bulamamışlardı. Bebek dünyaya geldikten sonra ise her Cuma günü ateşi çıkıyor ve vücudunda Arapça yazılar yazıyordu. Ramazan ayında annesi yemeği verdiğinde yemiyor, yalnız iftar zamanı yemek yiyordu.” Allah, Allah. “Acaba böyle bir durum olması İmam Mehdi (a.s.)’nin zuhur etmesine işaret olabilir mi?” Fidan İskender, Azerbaycan’dan. Ben görmedim çocuğu. Siz gördünüz mü?
SUNUCU 3: Ben gördüm internetten. Bütün vücudunda Kuran ile ilgili ayetler yazıyor.
ADNAN OKTAR: Allah, Allah.
SUNUCU 3: Evet, çok ilginç. Hiçbir anlam veremedim.
ADNAN OKTAR: Bu film olarak mı, fotoğraf olarak mı vardı?
SUNUCU 3: Video olarak. Fotoğraf olarak da vardı.
SUNUCU 2: Fotoğraflarda daha belirgin.
ADNAN OKTAR: Ben bir göreyim. O zaman benim görmem lazım inşaAllah. Şimdi görmediğim için bir şey diyemem ama tabii çok ilginç, eğer hakikaten böyleyse. Ama mesela Nuh’un gemisi bulundu, çok büyük bir olay. Herkes son derece normal değil mi şu an?
SUNUCU 3: Mucize yani bu o zaman.
ADNAN OKTAR: Yani çok büyük olay. Ben dedim ya; çok normal karşılayacaklar dedim.
SUNUCU 1: Evet öyle oldu.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, Hz. Musa (a.s.)’nın sandığı da bulunacak, gayet sakin karşılayacaklar. Çok makul karşılayacaklar. Tevrat’ın ve İncil’in asılları bulunacak. Zaten var. İncil’in aslı bulundu. Şu an resmi bir yerde muhafaza altında. Resmi bir yerde, şimdi söylemeyeyim nerede olduğunu da. Muhafaza altında, bu da biliniyor, orijinali. Çok büyük olay çıkar diyorlar, eğer açıklarsak. İnşaAllah. Mesela Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde diyecekler; “zaten biliyorduk, ne güzel insan. Allah razı olsun, ağabeyimiz, büyüğümüz, inşaAllah Mehdi (a.s.)’dir” diyecekler, çok normal karşılayacaklar. Öyle bir şey olmaz. İsa (a.s.)’ya da inanmak farz olmadığı için “inşaAllah odur” diyecekler, “ne güzel insan” diyecekler. “İnşaAllah ne güzel gelişmeler oluyor” derler. Yani her şeyi normal karşılayacaklar daha Türkçesi, göreceksiniz. Ama bazı şeyler çok heyecanlandırır. Mesela biat anı çok heyecanlandırır. O biraz da duygusal gerilim meydana getireceği için, o çok heyecanlandırır. Çünkü Peygamberimiz’in (s.a.v.) Kutsal Emanetlerini teberrüken Mehdi (a.s.) üzerine giyecek. Bu, hiç görülmemiş bir şeydir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kılıcı, hırkası, asası, yayı hepsi yanında olacak, bütün Kutsal Emanetler, teberrüken. O tabii çok şiddetli bir manevi galeyan meydana getirir. Osmanlı’da hep öyle olmuştur. Mesela devlete karşı isyanda sırf sancak-ı şerif çıkartılıyordu, Peygamber (s.a.v.)’in sancağı, çıldırıyordu millet böyle heyecandan, öyle diyeyim. Manevi cinnet geçiriyorlardı. Çok acayip etkili olur ve derhal yatışıyordu isyan, sancağı çıkarınca. Müthiş bir sevgi olduğu için, Peygamber (s.a.v.) sevgisi olduğu için. O şiddetli etki yapar. Öyle mutlu, güzel yaşarlarken, işte arkasından Mehdi (a.s.)’nin vefatı, İsa (a.s.)’nın vefatıyla olaylar bambaşka bir çizgiye gelecek.
Ama Mehdilik konusunda alametleri ben çok oluyor geniş kitlelere, kardeşlerimize anlattık ama siz bilmiyor olabilirsiniz. Bir parça kısaca alametlerden bahsedeyim. Peygamberimiz (s.a.v) 1400 yıl önce bu yıllarda olacak olayları, fizik olaylarını mesela kuyruklu yıldızın çıkışını, onların vasıflarını, olacak savaşları, hangi ülkeler işgal olacak, neler olacak, ekonomik kriz ne zaman başlayacak, ne kadar sürecek, buna benzer, mesela Fırat’ın suyunun kesileceği, Kabe’ye baskın yapılacağı, Kabe’de kan akıtılacağı, ama bir kere olan olaylar bunlar bakın. 1400 yıl içerisinde bir kere olmuş olayların hepsi 30 yıl içerisinde peşpeşe, topluca oldu. Peygamberimiz (s.a.v) saymış sıradan, 150’ye yakın alamet vardır. Hepsi birden oldu. Şimdi bu, çok olağanüstü bir şey. O devirde Peygamberimiz (s.a.v.) “benim neslimden, benim torunlarımdan Mehdi (a.s.) isimli bir şahsın kıyameti durdurarak” diyor, “Kıyameti geciktireceğim” diyor Cenab-ı Allah, hadisle bildiriliyor ve “Mehdi (a.s.)’yi göndereceğim” diyor. Yani Kıyametin gecikmesine sebeptir Mehdi (a.s.). Bir son ilave daha yapılıyor dünyaya. “Ve dünyaya hakim edeceğim” diyor İslam ahlakını Allah. Mehdi (a.s.)’nin dünya hakimiyetini inşaAllah göreceğiz ama şu anda hoşumuza gitmesi için söylüyorum, hani sen dedin ya benziyorsunuz diye.
SUNUCU 3: Biz göreceğiz değil mi?
ADNAN OKTAR: Evet göreceksiniz. Bakın ben benziyorsam, demek ki benzeyenler olacak demektir. Bunu da göz önünde bulundurun. Mesela “geniş alınlı” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Saçları uzundur” Mehdi (a.s.)’nin. Hem uzundur bazen de...
SUNUCU 1: Burnu küçüktür.
ADNAN OKTAR: Burnu küçüktür. Bak biliyor.
SUNUCU 1: Biraz çıkıntı vardır.
ADNAN OKTAR: “Hafif bir çıkıntı var” diyor evet. “Yanağında bir ben vardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Yüzü parlaktır” diyor, “dişleri düzgündür” diyor. Bakın çok müthiş detay bunlar. “Sakallıdır” diyor, “kaşları kavislidir” diyor. “Alnında bir iz vardır” diyor, küçük bir iz. “Omuzları geniştir” diyor, “karnı geniştir” diyor, “uylukları geniştir” diyor. Yani boydan boya vücudunun geniş olduğunu söylüyor. “Sırtında Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in mührüne benzer bir ben vardır” diyor, sağ kalp hizasında, Peygamberimiz (s.a.v.)’de olduğu gibi. Mehdi (a.s.)’de de olacaktır. Bir de ayrıca bakın Peygamberimiz (s.a.v.) detay olsun diye “bir de et beni var” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) ayrıca. “O da yaprak gibi dışa çıkık bir bendir” diyor, daha kabarık bir ben. “Aynı hizada biraz daha üzerindedir” diyor. O benin biraz üstünde. “Sağ bacağında bir ben vardır” diyor. “Adımlarını dışarıya doğru atar” diyor, “orta boyludur Mehdi (a.s.)” diyor görünüm olarak. “Pembeye çalar beyaz, kırmızıya çalar beyazdır teni” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’de olduğu gibi, “rengi Arabidir” diyor. “Bazen konuşma güçlüğü çeker” diyor, “elini depretir konuşurken” diyor.
SUNUCU 1: Temiz giyinir.
ADNAN OKTAR: “Temiz giyinir, elbiseleri parlaktır” diyor. Ben dün okumuştum hadislerde.
SUNUCU 1: Evet oradan aklımda kaldı.
ADNAN OKTAR: Hatta arabasına varıncaya kadar. Arabasının farlarından bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.), tabii at olarak açıklamış ama “atın gözlerinden ışık saçılır” diyor. Yani gece karanlığında aydınlatır etrafı, diyor. Atın gözü normalde parlamaz, far yoktur atın gözünde. Belli ki araba kastediliyor. Oradaki herhangi bir araba kastediliyor, yani verilen detaylardan bunlar anlaşılıyor. “Birçok insan onu her yerde, dünyanın her yerinde onu görebileceklerdir konuştuğunda, sesini duyacaklardır” diyor. Hatta “insanlar yattıkları yerden Mehdi (a.s.)’yi dinleyecekler” diyor, konuşmasını, yattığı yerden. “O devirde Fırat’ın suyu kesilecek” diyor, barajla kesildi. Hatta Hz. Ali (r.a.) diyor, “ateş çıkacak buradan zaman gelecek” diyor. “Ateş ve ışık çıkacak Fırat’ın bulunduğu bölgeden” diyor. Ampuller yanıyor elektrik şeyinden, ateş, enerji meydana gelmiş oluyor Fırat’ın bulunduğu yerden. Bu, İranlıların Şii hadislerinde var şu son söylediğim. Mehdi (a.s.) ile ilgili başka aklıma gelen, işte “yüzü nurludur” diyor. Kaşından bahsettim, “burnu küçük, kalkık burnu vardır” diyor. Ondan sonra, evet hatta İstanbul’da çıkacağı söyleniyor. Mesela 10’un üzerine hadis var, İstanbul’da çıkacağına dair. Bediüzzaman da İstanbul’da çıkacağını söylüyor. Şeyh Nazım Hoca da İstanbul’da çıkacak diyor. Zaten hadislerde çok nettir, Konstantiniye olarak geçiyor. “Sonra da Roma’yı da alacak” diyor. Roma’da diyor ama tespih ile Allah’ı anarak Roma da düşecek diyor. Yani bütün dünyaya o zaman İslam’ın hakim olacağını söylüyor. “Kan akıtmaz” diyor.
SUNUCU 1:Çok iftiraya uğramış biri olacak.
ADNAN OKTAR: Müthiş acı çekecektir Mehdi (a.s.). Yani bak olsa olsa imanını kaybeder bir insan değil mi? Hapsedilecek, zulüm görecek, niye bırakmıyor imanını Mehdi (a.s.)? Niye bilakis imanı artacak? İmtihanın sırrını bildiğinden. Yani onun özel Allah tarafından yapıldığını bilir Mehdi (a.s.). Ama mesela akılsız biri aynı şey ile karşılaşsa, Mehdi (a.s.)’nin karşılaştığı imtihanın onda biri ona verilse, ne dini kalır, ne imanı kalır. Tabii, Allah esirgesin. Yani var olan imanını da kaybeder, onda biri bak, onda birine tahammül edemez. Hatta insanlar Mehdi (a.s.)’nin bir gününe bile tahammül edemezler, bir gününe. “Hz. Eyüp (r.a.) gibidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani çok sabırlıdır, acıya ve imtihana çok tahammüllü olacak diyor. “Hz. İsa (a.s.) gibi hakkında ihtilaf olacak” diyor. Aynı Hz. İsa (a.s.) gibidir yani gelecek mi, gelmeyecek mi, işte doğru mu, yanlış mı, o tarzda ihtilaf olacak diyor.
SUNUCU 1:Ve birçok kitabı olacak değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet ve hatta “Peygamberimiz (s.a.v.)’in mührünü kullanır, altın mührünü kullanır” diyor, hadis, altın mührünü kullanır diyor.
“Hocam selam, sizi çok seviyoruz” diyor. Ben de sizi çok seviyorum. “Her gün mutlaka izliyoruz. Eğer izleyemezsem, o gece inanılmaz şekilde rahatsız oluyorum.” MaşaAllah. “Hocam size sorum, ben Kuran okurken bazen Cehennem ile ilgili, Allah’ın şiddetli bir azabını okurken içimde anlam veremediğim bir sıkıntı oluyor sanki. Bir ağrı, nefesim kesiliyor adeta.” MaşaAllah, bu iman alameti. “Hocam bir ayet aklıma geliyor. Bu olduğunda inşaAllah yaklaşık olarak, Ahiret gününde inancı olmayanların kalbi öfke ile kabarır. Ondan başkası anıldığında, hemen sevince kapılırlar diyor, inşaAllah Hocam. Benim içimden geçen acaba bu ayetteki gibi mi, yoksa şeytani vesveselere mi kapılıyorum?” diyor Serap. Sevimli Serap, senin gönlün çok rahat olsun, Cehennem’in bahsedilmesinden tabii ki mümin Allah korkusuna girecektir. O etkiye girecektir. Ama Allah korkusu da zevklidir, onu söyleyeyim. Cehennem de, mesela sırf Cehennem ayetlerini okuyup imanını kaybedenler vardır. Kuran ayeti, sırf onu kaybeden, bak Kuran diyor, kimini delalete düşürür Kuran, kiminin hidayetine vesile olur. Kuran’ın bir özeliği vardır. Yani okuyanı dinsiz de yapar Kuran. Tabii, özelliği vardır yani, delalete düşürücü özelliği vardır, yani hastaysa kalbi, aklı hastaysa, Allah’a karşı sevgisi yoksa imansız yapar, daha da şiddetlenir imansızsa da imansızlığını. Yani Allah onu ayette belirtiyor, “kalpleri öfke ile kabarır” diyor zaten, kardeşimiz de yazmış. “Allah anıldığında, Kuran okunduğunda kaçarlar senden” diyor, yani müthiş bir nefret meydana geliyor. Çok rahatsız eder. Müminin kalbini açar. Kuran’da da Allah’ın o bir imtihanıdır, yani küfre bir tuzağıdır. Cehennem de; müminler yanına gelecekler Cehennem’in, son derece konforludur. Yani müminin ölüm anından itibaren hiçbir rahatsız edecek olay yoktur. Sürekli keyif, zevk içindedir. Bir kere canı alınırken çok nezaketli ve sevgi dolu bir üslupla canı alınır. İltifatlarla, hürmetle, aşkla alınır. Heyet ile gelirler, sevgi ile alıp götürürler, öyle bir şey olmaz. Cehennem’in yanına götürürlerken de yani, bütün, herkes gidecek çünkü, Cehennem arazisine gidecek herkes, yanlarında sürücüleri var. Yani araziyi, ortamı bilmediği için “önlerinde bir ışık vardır” diyor Allah, “aydınlatan ve sağlarında da bir ışık vardır” diyor. Ama bizim aklımıza gelen, tabii bizim kafamıza göre lamba gibi bir şey düşünürüz, ama değil. Yani biz onu Ahiret’te, sürücü deyince biz araba gibi bir şey düşünürüz, o da değil. Yani orayı görünce, ilk defa görmüş olacağız, anlayacağız. Bizim bildiğimiz şeyler değil. Arazi deyince de, biz tabii topraktan veya böyle düz arazi zannederiz. Öyle de değil, bambaşka bir şey, yani orada anlayacağız ne olduğunu. Onun için biz sadece iman ediyoruz şu an ne olduğuna. Görünce tam kanaatimiz gelecek, çünkü ilk uyandıklarında da insanlar anlamıyorlar Ahirette. Kalkıyorlar, biz neredeyiz tavrındalar. Yani nedir burası gibi tavrındalar. “Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?” diyorlar, şaşırıyorlar. Yani bir uykudan uyandıkları kanaatindeler, anlayamıyorlar. Sonra belirli bir noktadan çağırıcı, birisi onları çağırıyor, uzak bir noktadan. Oraya doğru topluca, var ya millet meraklıdır koşmaya falan böyle, öne geçip hani orada bir su varsa, bir imkan varsa, onu önden kapma düşüncesi ile o bölgeye doğru hepsi koşacaklar diyor Allah. Oraya gelince olayı anlıyorlar. “Eyvah, din günü buymuş, öldük, dirildik” diyorlar. Yani orada olayı anlıyorlar. Yani orada yine kafa basmıyor bak birçoğunun, anlamıyorlar. Yani uyandığını, baygın ve komada olduğunu ve bir araziye bırakıldıklarını zannediyorlar. Bir şeye bırakıldıklarını zannediyorlar, gene fark edemiyorlar. “Eyvahlar bize, bu din günü” diyorlar. Yani kastedilen buydu, diyorlar. Ondan sonra olay başlıyor işte. Müminleri Allah ayırıyor, onlar ayrı, küfür ayrıdır. Cehennem kapısı deyince, tabii insanın aklına çelik kapılar gelir, öyle değil. Yani onu da orada insanlar görecekler. Mesela Cennet kapısı deyince de, yine bizim aklımıza süslü bir kapı gelir. Bahçe kapısı gibi, öyle bir şey değil, yani hepsini orada göreceğiz. Çünkü bak diyor ki Allah, “yepyeni bir yaratılışla yarattık” diyor. Bütün fizik kanunları değişiyor, kimya kanunları değişiyor, hepsi değişik. İlk defa göreceğimiz bir boyut, yeni bir hayat şekli. Onun için yani ne kadar düşünürsek düşünelim, biz bunu bilemeyiz. Ayette diyor Allah, “hiçbir göz görmedi, hiçbir nefis tatmadı” diyor bakın. “Hiçbir göz görmedi, hiçbir nefis tatmadı.” O zaman biz nasıl bilelim? Bileceğimiz gibi bir şey değil. Ama gördüğümüzde çabuk adapte olacağız. Çünkü bizim yanımızda tanıtıcılar var, bizim mihmandarlarımız olacak, eğer mümin olarak gidersek inşaAllah. Çok kolaydır Müslümanlık. Dolayısı ile Müslüman’ın o anlamda Cehennem’den korkacağı bir şey yoktur. Biz Allah’tan korkarız, Cehhenemden korkarız ama biz Cenneti umut ediyoruz. Allah’a sığınacağız. O Cehennem korkusu bizi açar, Allah aşkını artırır, inşaAllah. Yani biz illa Cehenneme gideceğiz diye bir şey yok ki ayrıca. Yani Cehennem de olur, Cennet de, biz umut içerisinde olacağız. Ama Cenneti umut edeceğiz inşaAllah. Bir de bakın diyor, samimi bir mümin, Müslüman bir insan, Allah’tan korkan bir insan Cehenneme gitmez. Yani Allah’ın vasfına uygun değil, öyle bir şey olmaz zaten. Bak samimi ise halis bir Müslümanın imkansızdır Cehenneme gitmesi, gitmez Allah’ın izni ile. Olmaz öyle bir şey. Ama Mümin korkacak. Yani kendisinden emin olmayacak. Bakın Mehdi (a.s.) bile kendinden emin olamaz. Çünkü dengesi bozulur, hasta olur emin olduğunda. Yani o mümin vasfı kırılır, yok olur, bambaşka bir şeye dönüşür, mutlaka bu gerekir. Yani bizim terbiyemizde, eğitimimizde Allah korkusu çok hayatidir. Mesela Hz. Adem (a.s.)’in olduğu dönemde, Cehennem gösterilmedi Hz. Adem (a.s.)’e, bilmiyordu, eşi de bilmiyordu ve bir anda, daha ilk ifasında şeytanın, Hz. Adem (a.s.) biliyorsunuz onun dediğine uydu, neden? Çünkü Cehennem ortalıkta yok, görmemiş Cehennemi. İmtihan olmamış, eğitim almamış. Dolayısı ile doğrudan Cennete gitmenin olmayacağını oradan görüyoruz, yani mutlaka bir eğitimden geçmesi gerekiyor insan. Burası bir kurstur, yani güzel ahlak kursudur. Güzel ahlak kursunu bitirenleri Allah Cennete alır. Doğrudan olduğunda mutlu olmuyorlar, olmadılar nitekim. Mesela bak Hz. Adem (a.s.) mutlu olmadı orada. Şeytanın ufacık bir ifasına kandı, hemen kabul etti. Yani Allah’a verdiği sözü bozdu. Bu, bir Peygamber zellesidir, değil mi? Allah, “bir sebat bulamadık onda” diyor. Ama şu an Hz. Adem (a.s.) yine Cennette, mümkün mü öyle bir şey yapsın? Çünkü eğitimden geçmiş. Bütün üstü-başı açıldı, üzerindeki Cennet elbiseleri gitti, bir anda yok oldu. Elbisenin de Allah tarafından yaratıldığını da Allah Kuran’da belirtiyor. Yani elbiseleri, arabaları, aklınıza gelen her şeyi Allah yaratır. Kuran’a baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Çünkü her zaman anlatıyorum, beynimizdeki şu kadarcık yerde Allah yaratıyor hepsini. Dışarıda vardır asılları, ama biz her zaman görüntüsü ile muhatap oluruz. Bu konuları tabii daha detaylı görmek için tabii benim eski röportajlarımı izlemek lazım. Harunyahya.tv’de yüzlerce röportajım var, yani 2 yıldan beri yapılan röportajlar, oralarda bu konuları çok geniş anlattım, izah ettim, çok iyi olur.
Evet, isminin verilmesini istemeyen bir kardeşimiz bir soru sormuş. Tamam, buna da cevap vereyim biraz sonra, inşaAllah. Ama bazen çok öfkeli sorular oluyor. Hayır, şimdi çok güzel de giriyorlar. Ama anlatacağım biraz sonra bu konuyu, izah ederim inşaAllah.
İmtihanın sırrında, Allah’ın gösterdiği zorluklarda da, yani insanı tedirgin eden yahut korkutan şeylerde mutlaka hikmet vardır. Allah’a sıkı sıkıya sarılıp, o hikmetin ne sebeple olduğunu anlamaya çalışması lazım müminin, ama anlayamazsa da Allah’a bırakması lazım, “Cenab-ı Allah’ın vardır bir bildiği” demesi lazım. Yani onu şeytani değerlendirmek, tesadüfen olduğunu düşünmek, sonra onu çok çok pişman eder ve perişan eder, çok üzer.
Diyor ki, “neden kardeşimiz, spiker kardeşimiz, konuşanlar neden bayanlar, beylerden oluşmuyor?” diyor. Şimdi hep beylerden olursa Allah-u alem çok sıkılırlar, söyleyeyim yani. Yani şimdi buraya doldururum beyleri, tabii biraz şaka yollu söylüyorum. Bayanlar, Allah’ın “Cemal” sıfatının en güçlü tecellileridir. Bu devre kadar kadınlara gereken saygı ve sevgi İslam aleminde yeteri kadar bir kısmında gösterilmedi. Yani kadınlara nasıl sevgi gösterilir, nasıl davranılır, onların değeri nasıl hissettirilir, bunun anlatılması lazım. Ben birçok programda ben bunu göremiyorum, yani kadınlar rahatça mahcup edilebiliyor, terslenebiliyor, yani gerekli saygıyı görmüyorlar. Bir kısmında görüyorlar ama bir kısmında görmüyorlar. Ben kadınlara karşı hürmetin, nezaketin nasıl olması gerektiğini gösteriyorum, fiilen. Allah’ın tecellisi olarak, Allah’ın “Latif” isminin tecellileridir, daha bir kalplerde ferahlık meydana getirir o, daha güzel olur ve İslam aleminde en çok eleştirilen konularından bir tanesi de, kadınlara değer verilmemesi iddiasıdır ki çok vahim bir iddiadır bu ve bu yüzden Müslümanlığa muazzam darbe iniyor. Dünyadaki İslam’a saldırının ana nedenlerinden bir tanesi budur, yani hatta temel nedeni budur diyebilirim. Ben o temel oyunu ortadan kaldırmış oluyorum. Bir de tebliğ nasıl yapılır, mesela hanımlarla konuşurken nasıl olması gerekir, bunu da göstermiş oluyorum. Ki siz hiç daha din ile ilgili, Mehdi (a.s.) ile ilgili hiç bir konu bilmezken, İsa (a.s.) ile ilgili, mesela bunlar çok uç bir konudur birçok insan için. Bakın ben direkt oradan başlıyorum. Türk-İslam Birliği düşünülemez dahi, ama bakın siz daha ilk defa geldiğiniz halde, birçok konuyu hiç bilmediğiniz halde hemen kalbiniz ısınıyor, hemen makul görüyorsunuz anlattıklarımı ve bunun ne kadar makul olduğunu da göstermiş oluyorum. Bu, çok önemli. Ama tabii bir tek bu değil, yani saysam çok çok fazla sebepleri vardır. Bir kere dindar bazı insanlar, dindar hanım dediklerinde onlarda bir imaj vardır, belirli bir imaj vardır. Halbuki benim için dindar hanım, kapalı olsun, açık olsun hepsi dindardır benim için. Hepsi mübarektir, hepsi değerlidir. Mesela şimdi benim kapalı bir arkadaşım daha var, biraz sonra internet yayınında onunla sohbet edeceğiz, onunla konuşacağız. O da benim başımın tacıdır, başı açık olan kardeşlerim de, yani hepsi eşittir, ben bunu çok iyi vurgulamak istiyorum bir kere. Bu hem büyük bir tehlikedir, hem çok riskli bir şeydir, çok yanlış bilinen bir şey. Ben mesela kapalı birçok nobran ve ters genç kız ile karşılaştım. Aksi, kompleksli, münasebetsiz, lafını sözünü bilmeyen birçok kapalı genç kızla karşılaştım. Ama nice de kapalı hanımlar var, mesela bak şimdi biraz sonra tanıştıracağım bir kapalı bir kız kardeşimiz var, Melek gibi, çok şahane, efendilik elinden yüzünden akıyor, nezaketli, hürmetli, çok hoş.
SUNUCU 2:Bunun kapalılıkla açıklıkla alakası şu, kalp.
ADNAN OKTAR: Evet, bu çok önemli. Yani bu çok kızdırıcı bir şey ve çok rahatsız edici ve dine çok büyük darbe vurmuş oluyorlar bu yüzden. Bir tek bu da değil, “niye iltifat ediyorsun?” Çünkü adam odun, adam kütük. Adamın kalbinde sevgi yok, muhabbet yok. Adam kanlı gözlerle böyle hırıltılar çıkararak konuşmaya alışmış. Yani ben sevince niye gizleyeyim? Samimiyetsizlik mi yapayım yani? Ve neden yasak olsun sevmem?
Yeteri kadar erkek çıkmış, bundan sonra kadın çıkacak. Hep erkekti, erkek hakimiyeti vardı, bundan sonra kadınların hakimiyeti olacak, inşaAllah. En az yüzde 50 olacak. Meclisin en az yüzde 50’si, devlet dairelerinin en az yüzde 50’si, geçmişlerin bakiyesini ben şimdi ben burada kaldırıyorum. Niye sürekli erkek çıksın? Nereye gitsek erkek. Niçin kadınlar olmasın? Her yerde kadınlar olsun. Letafet onlarda, temizlik onlarda, şefkat madenidir onlar. Çok güzel huyludur, yani toplumu yatıştıran, sevecenliği veren değil mi? Allah’ın en güzel tecellileri, ne yapıyorsunuz siz? Tecrit ediyorlar toplumdan. Ben onu yıkacağım, böyle bir sistem yok. Her yerde kadın egemenliği olacak, inşaAllah. Diyorlar ya, “erkek egemen kültür”, niye oluyor böyle bir şey, ne alakası var? Yani güzel ahlak üstünlük sebebi değil mi? Samimiyetlik, candanlık üstünlük sebebi değil mi? O zaman kadınlar üstün. Nasıl oluyor bu? İşte kas gücü. Güreşe mi gidiyorsun sen, boksa mı, yani nedir? Tarlada odun mu taşıyacaksın, beden kuvvetinin ne alakası var? Akıl, sevgi, şefkat, iman, derinlik bununla alakalıdır. Yani ideal sevgiyi yaşaması lazım toplum. Bu kadın alerjisi de kalkması lazım. Yani ekranda kadın görmek istemiyoruz. Böyle elini yüzünü kapatıyor, ne diyorsun, ne var yani? Dünyanın yarısı kadındır. Allah onları bir süs ve güzellik olarak yaratmış, değil mi? Tabii anlatılacak çok şeyler var ama sadece anlattıklarım, şu kadarı bile bol bol yeterli cevap olarak, inşaAllah.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Araf Suresi, 105. “Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir.” Bak Peygamber (s.a.v.) bunu söylüyor. Bak, “benim üzerimdeki yükümlülük, Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir.” Ben de ne yapıyorum? Gerçeği söylüyorum. “Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğulları'nı benimle gönder." diyor, Hz. Musa (a.s.). “(Firavun) Dedi ki: ‘Eğer gerçekten bir ayet getirmişsen ve doğru söylüyorsan, bu durumda onu getir (bakalım)’. Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi.” Her devirde Darwinizm baş belası, her devirde evrim düşüncesi baş belası. Bak Hz. Musa (a.s.)’nın ilk karşılaştığı olay, yaratılışla ilgili. Firavun ne diyor? “Nil’in çamurlarından bütün bu insanlar, bitkiler, hayatın hepsi oradan tesadüfler sonucu oluştu” diyor ve Allah yok diyor haşa. Ve Allah yaratmamıştır, diyor. Meydana gelen şeyler de evrim sonucu olmuştur, diyor. Allah da bunu ortadan kaldırmak için, Hz. Musa (a.s.) uzun uzun evrim düşüncesini bu devirde olduğu gibi, bilimi bir kılıç haline getirerek ortadan kaldırmak durumunda değil, çok zor, zaten cahil adamlar. Onlar net delil isterler. Allah diyor, daha önce söylüyor zaten, “asanı at, o yılan haline gelecek” diyor. Hz. Musa (a.s.) asayı atınca biliyorsunuz yılan haline geldi, kaçtı Hz. Musa (a.s.). Allah, “korkma, Peygamberler benim Katımda korkmaz, gel geri” diyor. Bak korktuğu halde, iradesini kullanıyor Allah rızası için, gidip yılanın kuyruğundan tutuyor ve anında dümdüz asaya dönüşmüştür. “Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi.” Evrim düşüncesi orada yerle bir olmuş oluyor, yaratılış bir anda yıkıyor, tahtadan yılan olmuş oluyor, canlı yılan. Binlerce kişinin gözünün önünde oldu ayrıca bu, yani üç beş kişinin, bir kişinin gözünün önünde değil, hepsi gördüler. Ama büyü yaptığını iddia ettiler. Yani “sen bizi hipnoz yaptın, kitle hipnozu oluştu, beynimizde bize öyle görünüyor” dediler. Yani mükemmel bir hipnozcusun sen dediler. Yani diğer alimleri de geçtin, şu an beynimizde biz onu öyle görüyoruz, aslında öyle bir şey yok dediler ve inanmadılar. “(Bir de) Elini sıyırdı, o an da anında bakanlara bembeyaz (görünüverdi)” İkinci mucizesidir elini çıkardığında bembeyaz olması. Bakın, “Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: "Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür.” Yani muazzam büyüsü var, diyorlar. Hipnoz gücü dehşet, çünkü öbürlerini de geçti bu, diyorlar. Yani hipnozun etkisiyle o odunları da yuttu gibi gördük diyorlar, yani o yılan onu yuttu gibi, onların attıklarını. Bakın olayı hemen siyasi suça çeviriyorlar; "Sizi topraklarınızdan sürüp-çıkarmak istiyor.” Vatanını ele geçirmek istiyor, diyorlar. Yani vatan düşmanı, vatan haini diyorlar. En ağır suçlamayla şey yapıyorlar. “Bu durumda ne buyuruyorsunuz?" Yani halkı kışkırtıyor önce, sonra “ne buyuruyorsunuz?” Bir kısım basın yapıyor ya, önce halkı kışkırtıyorlar, sonra “ne yapalım?” diyorlar, “ne yapmak gerekir?” “Dediler ki: ‘Onu ve kardeşini şimdilik beklet’”, tutuklayın diyorlar. “Şehirlere de toplayıcılar yolla” yani insanlar çağır diyorlar. “Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler”. Yani böyle hipnoz gücü olanları, olağanüstü büyü gücü olanları getirsinler diyorlar. “Sihirbazlar Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak, herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?"” Bakın, çıkarcı ve egoist toplumun özelliği, kapitalist toplumun özelliği o devirde, para karşılığı, her şey paraya göre. “Evet dedi. "(O zaman) Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız."” Bir de siyasi destek de sağlayacağım size, iktidara da yakın olacaksınız, siyasi nüfuzla sizi destekleyeceğim diyor. “Dediler ki: "Ey Musa (ilkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım? Siz atın dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gözlerini büyülediler.” Hipnoz meydana geldi diyor; “gözlerini büyülediler”. Kuran olaya tam açıklık getiriyor bak, “onların gözlerini büyülediler” yani olmayan şeyleri görmeye başlıyorlar. “Onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.” Sihir “sehr” diye geçiyor, çok güzel Arapçasında karşılığı. “Biz de Musa'ya: "Asanı fırlat" diye vahyettik. (O da fırlatınca) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını toparlayıp yutuyor.” Yerde görünen o bütün yılan gibi görünen tahtaları, ipleri hepsini yutuyor. “Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı. Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler. Ve sihirbazlar secdeye kapandılar”. Çünkü hipnoz olsa, oradaki ip, tahta onlar yok olmaz. Yani şimdi mesela adam hipnoz yaptı diyelim, diyor ki hipnozdan evvel bunlar var, ama hipnozdan sonra, hipnoz açılınca bunlar yok, nasıl açıklayacağız bunu? Demek ki gerçek bir olay oldu. Yani ipler, tahta var, binlerce kişinin gözünün önünde, Musa (a.s.) duruyor orada, kendisi duruyor, bir yılan çıkıyor ve hepsini yutuyor ve kaçıyor hayvan. Bu nedir bu? Eğer büyü olmuş olsa yerde o tahtaları bulmaları lazım, tahtalar yok, ipler de yok. Onun için diyorlar bak, “Biz de Musa'ya: "Asanı fırlat" diye vahyettik. (O da fırlatınca) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını toparlayıp yutuyor.” Yalnız onların yaptığı için, “onları dehşete düşürdüler “ diyor Allah “ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.” “Ve sihirbazlar secdeye kapandılar.” Secdeye kapanıyor, yani Müslüman oluyorlar, İslam’ı kabul etmiş oluyorlar. “Alemlerin Rabbine iman ettik dediler. Musa'nın ve Harun'un Rabbine”. Bu çok önemli, yani Peygamberin tarif ettiği Allah. Allah’a inanmak ayrıdır, bir de adamların kendisine, kafasına göre bir Allah inancı vardır, öyle değil. Bak, “Musa'nın ve Harun'un Rabbine", yani Musa (a.s.)’nın ve Harun (a.s.)’un Tevrat’ta kastettikleri, anlattıkları Allah’a inandık diyorlar. Mesela biz Kuran’da bahsedilen Allah’a inanıyoruz. Adam bir Allah inancı var, bambaşka bir şey, o öyle olmaz. “Firavun: "Ben size izin vermeden önce ona iman ettiniz, öyle mi?"” Bak resmi ideoloji, devlet dayatması, görüyor musunuz? Yani inancı ben yönlendiririm diyor, ben bir inanç koyarım, bütün millet bu inanca tabi olacaktır, resmi ideolojiye. Başka hiçbir inanç olamaz diyor. Yani demokrasi falan hiçbir şey olmadığını anlıyoruz o devirde. “Musa kavmine: ‘Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar.’” 2090 İslam’ın hakimiyetinin son yılları inşaAllah. 2090 tarihini veriyor. Sizin de anlamanız için kısaca anlatıyorum.
SUNUCU 1: Sorularımız var isterseniz soralım, ama benim bir sorum var.
ADNAN OKTAR: Sor.
SUNUCU 1: Hani derler ya, “her hayırda şer, her şerde bir hayır vardır” diye, bu sizce de böyle midir? Yani doğruluk payı var mıdır?
ADNAN OKTAR: Tabii, mesela biz buraya gelirken araba bir yere çarpar, gelemeyiz; mutlaka hayır vardır. Ama bakın, kafirse bir insan, kafirdir, mesela para kazanır, onun için o şerdir. Parayla et alır yer, kalbi durur, ölür. Yani hepsi şerdir. Üniversite imtihanına girer kazanır, üniversitede, orada mesela bir cinayete kurban gider. Kurban demeyeyim de, Allah affetsin. Mesela bir şey olur veyahut içine bir sıkıntı gelir. Mesela çok zengin olur, çeklerden senetlerden falan sinirleri bozulur, hasta olur zenginlikten. Ama Müslüman fakirdir, zayıf kalır, daha sağlıklı kalır. Hayır olur onun için. Onun için Müslümanın her halinde mutlaka hayır olmuş oluyor. Küfrün de her halinde mutlaka şer vardır, her şey şerdir onlar için. “Onlar için hayır zannetme” diyor Allah, “onlar için şerdir” diyor, ayette de var. Mesela çocukları var eğleniyor, bol parası var falan, insanlar özeniyor falan, halbuki onun için şer o. Yani Ahiretteki günahının artması için ve ruhunun daha sıkılması için Allah veriyor. Çocukları onun başına bela olur. Okula gider çocuk, acaba dönecek mi, gelecek mi, hasta mı oldu, yaşayacak mı, yani sırf o bile çökertir onu. Mesela evlenir anlı şanlı, kadın başına bela olur. Kavga eder, huzursuzluk çıkartır, bakışlarıyla, konuşmasıyla kadın onu ezer, baş belası olur onun için, Cehenneme döndürür evi. Ama bakan dışarıdan, der “ne kadar mutlu adam” falan. Yani fotoğrafa bakmamak lazım, işin özünde çok büyük bir azap vardır, acı vardır.
SUNUCU 2: Çok doğru.
ADNAN OKTAR: “Değerli Hocam, ben dünyada sizin kadar Mehdi (a.s.) aşığı hiç kimseyi görmedim.” Ben en başta Allah aşığıyım, Resulullah aşığıyım, bütün Peygamberlerin aşığıyım, bütün velilerin ve Mehdi (a.s.)’nin de aşığıyım tabii. “Mehdi (a.s.) öncüsü olarak” diyor, bak ne güzel, “Mehdi (a.s.)’yi bizden daha önce bulabilirsiniz inşaAllah.” İnşaAllah. “Bu mantıkla Mehdi (a.s.)’yi arayanların da Mehdi (a.s.)’yi bir an önce bulmak için ve en erken bulanlar arasında olmak için hep beraber size faaliyetlerinizde yardımcı olması gerekmez mi? Ben elimden geleni yapıyorum, bütün Mehdi (a.s.) aşıkları da yapsın inşaAllah.” Ankara’dan Nurcan. İnşaAllah öyle olsun Nurcan, Allah sana hidayet nasip etsin, Mehdi (a.s.) ile karşılaşmayı nasip etsin. Ama bakın Mehdiyet öyle zannedildiği gibi kolay bir şey değil. Mehdi (a.s.)’ye yardım eden adam ne diyecek? Geçenlerde de söylemiştim, “selamun aleyküm, ben belamı aramaya geldim” diyecek. “Sen ne istiyorsun?” deyince “ben belamı arıyorum” diyecek. Mehdiyette sel gibi bela akar, söyleyeyim. Nereye dönsen bela ile karşılaşırsın. Hapisler, hakaretler, baskılar, sürgünler, nefretler peşpeşinedir. “Ben Allah’ı arıyorum” diyen adama yağmur gibi bela yağar, bunu kabul edecek. Dost aşığıysa böyle, aşığın vasfıdır bu. Biz mesela, Mecnun ile Leyla herkes bilir, Mecnun’a millet niye heyecanla bakıyor, niye hoşlarına gidiyor? Çölde süründüğü için. Sürekli adam susuz, aç, güneşin alnında, yerde kumda süründüğü için o makbul. Bir villada, köşkte olsa ona biz Mecnun der miyiz? Demeyiz. O hayranlık nereden geliyor? O azabın içinde o aşkı yaşadığı içindir. Allah aşkını yaşadığı içindir. Bütün sırlar bunun içindedir. Yani acıya tahammül edemeyen, zorluğa tahammül edemeyen, Mehdi (a.s.)’yi arasa da bulamaz. Acıyı arayan, zorluğu arayan bulabilir, yani aşkı arayan, Allah aşkını arayan. Allah aşkı çile ile yoğrulmuştur, bunu kabul edecek. Yani çile olmadan aşk olmaz. Diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, bak, “daha öncekilerin başına gelenler” diyor Allah, ayet, şeytandan Allah’a sığınıyorum, “daha öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden hemen Cennete gireceğinizi mi zannettiniz?” diyor Allah. Yani mutlaka daha öncekilerin başına gelenler sizin de başınıza gelecek diyor Allah. Biz de o yoldayız inşaAllah. Tamam.
SUNUCU 1: O zaman programımızı bitirelim bu günlük. Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22: 00’den itibaren harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli TV ekranlarında takip edebilirsiniz. Yayınımıza harunyahya.tv internet sitemizden devam edeceğiz, hoşçakalın, esen kalın.
Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...