SUNUCU 1: Merhabalar sevgili izleyenler. Bu akşam harunyahya.tv’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programına hoş geldiniz. Birbirinden önemli konukların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarım Harun Yahya müstear ismiyle yazdığı üç yüzü aşkın kitabıyla tüm dünyaca tanınan yazar Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk. Efendim sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU 1: Hoş bulduk, teşekkür ederim. Sayın Oktar Babuna, siz de hoş geldiniz.
OKTAR BABUNA:Hoş bulduk, sağ olun, siz de hoş geldiniz.
SUNUCU 1:Sevgili izleyenler, müsaadenizle kısa hatırlatmalarım olacak. Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden bizlere soru ve görüşlerinizi iletebilirsiniz. Ayrıca harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın çok değerli eserlerini indirebilir ve ücretsiz olarak izleyebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Evet, teşekkür ederim.
Oktar Hocam, nasılsın?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, çok iyiyim inşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Neler var anlatacağın?
OKTAR BABUNA:İslam dünyasına yapılan zulüm ile ilgili gazete haberleri var. Siz söylemiştiniz onu hazırlamamızı Hocam inşaAllah. Bütün dökülen kanlarla ilgili, katliamlarla ilgili.
ADNAN OKTAR:Tamam göster bakalım.
OKTAR BABUNA:Tamam inşaAllah. Doğu Türkistan’daki katliamlarla ilgili bir gazete haberi inşaAllah. “Ölenlerin sayısı resmi olarak 156, yaralı sayısı 828’e çıktı” diyor. “Uygur Türkleri göçe zorlanıyor.” Türkistan’daki katliamlar. “Sincan’da sokaklar ceset dolu”: Sansüre rağmen dünya ajanslarının geçtiği fotoğraflar Çin’deki vahşeti gözler önüne serdi, diyor. Hakikaten fotoğrafta yapılan katliamlarla ilgili görüntüler var. “Urumçi’de bir gecede 10 bin kişi kayboldu”: Sürgündeki Uygur lideri Rabia Kader, Çin’in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde bu ay başında meydana gelen olaylar sırasında başkent Urumçi'de bir gecede yaklaşık 10 bin kişinin kaybolduğunu söylemiş. “Kafaya tek kurşun” diye bir haber. Urumçi’deki olaylarda öldürülen 156 Uygur’un çoğunun güvenlik güçleri tarafından tek kurşunla kafadan vurulup cansız yere serildikleri belirlendi. Bu, “başını çıkaran Türk’ü vurun” diye emir veren, 184 sivilin başlarından vurularak vahşice öldürülmesine yol açan Urumçi kasabından tüyler ürperten emir diyor, gazete haberinde. Evlenmeyi bile yasaklıyorlarmış o bölgede. “Namaz dayağı” diye. “Önce katliam, sonra insan avı, şimdi de psikolojik işkence başlatan Çin asker ve polisleri, cuma namazını yasakladı, Uygur Türklerini camilerden sopalarla kovdu. “Fatiha’yı bile yasakladılar”: Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de katliam gerçekleştiren Çin, Uygur Türklerinin cenaze namazının kılınmasına da müsaade etmedi. Yaşlı Uygurlar, ölenleri gözyaşları arasında sessizce gömdü.” “Sincan’da cuma korkusu” bir diğer gazete haberi. “Camiyi kapattık, namazını evde kıl: Çin askerleri, Urumçi’de Uygurların camilerine kilit vurdu. Askerler şerefelerde nöbette. Bugünkü cuma namazında olayların büyümesinden endişe ediliyor.” “Şehit sayısı artıyor, kızların başı kesiliyor.” Sağdaki fotoğrafta da görülüyor zaten. “Türkistan’da 10 bin kişiden hala haber alınamıyor” Dünya Uygur Kongresi Genel Sekreteri Dolkun İsa’nın ifadesi. “Uygur kızlarına Çin zulmü”: Uygur kızlarının çalıştırılmak üzere Çin’in farklı bölgelerine gruplar halinde götürülmesine 5 Temmuz’daki kanlı olaylarından ardından yeninde başlandı.” “İsrail 7 bin 500 Filistinliyi zindanlarda tutuyor” haberi. “Son İsrail vahşetinin bilançosu: 960’ı sivil 1434 şehit.” “İsrail binlerce Filistinliyi yerinden edecek” “343 çocuk İsrail cezaevlerinde” “Mısır tünellerde Filistinlileri kasten öldürüyor” İngiliz insan hakları örgütü’nün açıklaması. “Filistinli, Türkiye’den acil yardım bekliyor.” “Kurtar bizi Türkiye” haberi. “İsrail askerleriyle gerginlik yaşayan Filistinliler, ‘yaşasın Türkiye’, ‘güçlü Türkiye’, ‘büyük Tayyip’, ‘kurtar bizi Türkiye’ diye bağırdı.” “Sivil katliamı sürüyor: Afganistan’da düzenlenen gece baskınında ABD askerlerinin aynı aileden 18 yaşında bir kızla iki hamile kadının da aralarında bulunduğu beş kişiyi yanlışlıkla öldürdüğü ortaya çıktı” “Afganistan’da 6 ayda 1013 sivil öldürüldü” Yine çoluk çocuk katliam yapmışlar. “NATO güçleri Kumar eyaletinde bir köyde 8’i çocuk 10 kişiyi öldürdü” “Çok sayıda masum Afgan’ı öldürdük: ABD’li komutan günah çıkardı” diye bir haber. “ABD’li General McChrystal, askerlerinin Afganistan’da çok sayıda masum sivili öldürdüğünü kabul etti.” “Afganistan’da yoksulluk kol geziyor” “Uçurumdan çiçek değil, insan kemiği topluyorlar”, fotoğrafta da görülüyor zaten. “Çeçenistan yine kan ve barut kokuyor: Çeçenistan Cumhuriyeti’nin başkenti Grozni’de çıkan bir çatışmada 4’ü polis 6 kişinin öldüğü bildirildi.” “Rus ölüm mangasından tüyler ürperten itiraflar: Sessizliklerini ilk kez bozan Rus komandolar Çeçenistan’daki vahşeti anlattı. Zanlılara yaptıkları kan donduran işkenceleri dile getiren askerler, kanıt bırakmamak için cesetleri toza çevirdiklerini söyledi.”
ADNAN OKTAR: Cesetleri toza çeviriyorlar?
OKTAR BABUNA:Evet. “Irak yine kan gölüne döndü: Dünkü saldırıların hedefinde Bağdat’taki büyükelçilikler vardı. Ölü sayısı 50’yi geçti, çok sayıda yaralı var.” “Irak’ta kan ve göz yaşı dinmiyor” “Irak’ta kanlı sabah”, yine bombalama. “Irak kana bulandı: 41 ölü, 156 yaralı” “BBC: Felluce’de sakat doğan bebeklerin sayısı arttı” “Pakistan’da bombanın patlamadığı gün yok: Peşaver ve Lahor patlamalarla sarsıldı, 41 ölü, 141 yaralı” “Pakistan kan ile uyandı – Pakistan’da şiddet olayları durmuyor. Kan gölüne dönen ülkede her gün yeni olaylar meydana geliyor. Dün sabah da Lahor halkı 11 kişinin öldüğü intihar saldırısıyla uyandı.” “Somali’de açlık tehlike sınırında: 5 yaşın altındaki çocukların dörtte birinin aç uyuduğu Somali için tehlike çanları çalıyor. 1 milyon kişi açlıktan ölmek üzere.” “Somali halkı kitleler halinde kaçıyor”. “Sudan’ın zalimlere karşı direnişi sürecek”. Başkent Hartum’un eyalet valisi Dr. Abdurrahman Hıdır’ın açıklaması. “Patani’de görülmemiş vahşet: Budist Tayland ordusu tarafından işgal edilen Patani’de görülmemiş vahşet yaşanıyor. Kız çocuklarına tecavüz ediliyor, alimler katlediliyor, camiler ateşe veriliyor.”
ADNAN OKTAR:Bu Patani Müslümanları değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah. “Taylandlı Budistler Müslüman kanı akıtıyor”, şehit edilmiş Müslümanların görüntüleri. “Doğu Türkistan’da katliam: Ölenlerin sayısı resmi olarak 156’ya, yaralı sayısı 828’e çıktı” “Uygur Türkleri göçe zorlanıyor” Bu kadardı inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın, on binlerce haberden bir avucu böyle. Diyorlar ki; “niye Türk-İslam Birliği gerekiyor? İmanı kurtarma zamanı” diyorlar. Kardeşim imanımızı da kurtaralım, Müslümanları da kurtaralım, milletimizi de kurtaralım, değil mi? “İmanı kurtarma zamanı” deyip, oturup evde geğirerek, pilav yiyerek, yan gelip yatarak, karısıyla şakalaşarak, tatile gidip eğlenerek, kendi aleminde, kendi dünyasında olarak bu işler olmaz. Böyle bir Müslümanlık anlayışı da olmaz. Bediüzzaman ne diyor? “Bu devrin, “Ahir Zaman’ın en önemli ibadeti İttihad-ı İslam’dır” diyor. Yani Müslümanların birleşmesidir. Bölünme bunu getiriyor. “Mehdi (a.s.)’nin çıkışı niye gerekiyor?” diyorlar. Bu yüzden gerekiyor işte. Hz. İsa (a.s.)’nın nuzülü bu yüzden gerekiyor. Bakın on binlerce haberden çok küçük bir bölümü ve detay da vermedik. Orada detaylar var, haberlerde değil mi?
OKTAR BABUNA: Hocam orada çok azı dediğiniz gibi yansıyor. Mesela Komünist Çin’in kuruluşundan bu yana toplam 35 milyon Uygur Türkü şehit edilmiş.
ADNAN OKTAR: 35 milyon bir ülke dolusu insan. Bir Türkiye demek 35 milyon, değil mi? Türkiye nüfusu yani. Daha önceki, yani yakın bir zamana kadar 35 milyondu.
Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Hocam, Hz. Nuh (a.s.)’un Gemisi ile ilgili bir filmimiz var, gösterelim mi?
ADNAN OKTAR:Bakalım evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Mehdi (a.s.) çıkmayacak” diyorlar, “Hz. İsa (a.s.) da inmeyecek, İslam aleminin birleşmesi mümkün değil” iddiasındalar. “Müslümanlar birleşemez, Avrupa bize müsaade etmez” diyor. Ne demek o zaman? Bu meydana gelen olaylara seyirci mi kalacağız? Bunları mı seyredeceğiz?
SUNUCU 2: Neye bağlı olarak birleşemeyeceğimizi düşünüyorlar peki?
ADNAN OKTAR:“Avrupa Birliği olabilir” diyorlar. “Amerika Birleşik Devletleri de olabilir” diyorlar. “Rusya’daki birlik de çok normal” diyorlar. “NATO da çok normal, olabilir” diyorlar. “Herkes birleşebilir ama Müslümanlar birleşemez” diyor. Kendileri biliyor ilmini, biz bilmiyoruz. Yani kendi kafalarına göre olmuyormuş.
OKTAR BABUNA:Bir Amerikan dizisinden bir kesit var Hocam, onu gösterelim mi? “Çirkin Betty” diye bir dizi. Orada bir konuşması var, o konuşma sırasında ibret alınacak bir görüntü var Hocam. Biraz komik.
ADNAN OKTAR:Neymiş bakayım. “Çirkin Betty” mi?
OKTAR BABUNA:Evet. “Hiçbir beklentim yok” diyor, o sırada evler, arabalar beliriyor arkasında. “Ne düşünüyorsun? Gözlerin parlıyor” diyor. “Hiçbir şey. Sanırım sen benim gözlerimi parıldatıyorsun” diyor.
ADNAN OKTAR:Asıl amacı o adamı para getirecek bir -çok özür dilerim adamı tenzih ederim de- kaz gibi görmesi. Yolunacak bir kaz gibi görmesi. Dolayısıyla ev getirir, araba getirir, yemek getirir, yiyecek getirir, değil mi? Ondan sonra ve “seviyorum” dedikleri de bu. Sevgi onların elde edeceği çıkar ve çok egoistçe bir şey. Bunu kastediyor. Filmden bir bölüm.
OKTAR BABUNA:“Gözlerin parıldıyor” diyor. “Sen benim gözlerimi parıldatıyorsun” diye de…
ADNAN OKTAR:Bakayım, bir daha bakayım. “Hiçbir beklentim yok” diyor. Seni gerçekten seviyorum durumuna getiriyor.
OKTAR BABUNA:Evet. O sırada bütün evler, arabalar, seyahatler…
ADNAN OKTAR:Şimdi bak; araba bir, dünya seyahati iki, o binada herhalde bir ev, ayrıca müstakil yazlık gibi ev, değil mi?
OKTAR BABUNA:Düğünü, evlenme davetiyesi.
SUNUCU 2: İş yeri var, dünyanın arkasında.
ADNAN OKTAR:İş yeri, anladım.
OKTAR BABUNA:Ona da bir iş yeri açmış, böyle. Özel bir iş devretmiş, lüks araba.
ADNAN OKTAR:Yani sevgisinin kökeninde bunlar olmuş oluyor. Demek ki onlar da farkındalar. Herkes farkında demek ki. Allah rızası için sevgi olmayınca böyle yapmacık, çıkara dayalı, egoist, bencil bir sevgi anlayışı meydana geliyor. Bir de utanmadan “seviyorum, aşık oldum, bittim, uçuyorum, parçalanıyorum” diye olmadık yalanlar söylüyorlar. Halbuki sevgi Allah rızası için olur, Allah’ın tecellisi olarak insan sever. O zaman Allah mutlu eder inşaAllah.
O dediğiniz filmi göreyim.
OKTAR BABUNA: 2009 yılında söylüyorsunuz Hocam, Allah bir yıl sonra da, bir buçuk yıl sonra da yaklaşık buldurdu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir buçuk yıl sonra evet. Daha önceki konuşmamda da çok detay vererek söylemiştim, “bulunacak” dedim inşaAllah. Şimdi bak söylüyorum, Hz. Musa (a.s.)’nın sandığı da bulunacak, inşaAllah.
Bakın, Kutsal emanetlerin bulunması için Allah 1400 sene müsaade etmiyor. Hatta Hz. Musa (a.s.) devrinde de bulunamadı. Hz. İbrahim (a.s.) devrinde de bulunamadı. Binlerce seneden beri bulunamadı. Bak, Allah, Hz. Mehdi (a.s.) devrinde bulduruyor, zaman geldiği için. Mesela Hz. Musa (a.s.)’ın sandığı da yani en az üç bin yıldan beri kayıp, inşaAllah. Şimdi o da bulunacak inşaAllah. Mesela Tevrat’ın orijinalleri kayıp, İncil’in orijinalleri kayıp, onlar bulunacak, inşaAllah. Başka birçok Kutsal emanet var.
OKTAR BABUNA:Hz. İbrahim (a.s.)’ın Kutsal emanetleri.
ADNAN OKTAR:Tabii birçok şey, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz bir detay daha veriyorsunuz aslında Hocam. Hz. Nuh (a.s.)’un gemisiyle ilgili. Söyleyeyim mi onu? Aynı röportajda 30 Ocak 2009 tarihinde, Kral Karadeniz TV’de. “Cudi dağ, dağ anlamına geliyor zaten. Herhangi bir dağ. Allah biliyor yani o emin değiliz yani Cudi Dağı olduğundan, Ağrı Dağı da olabilir, Cudi Dağı da olabilir, başka bir dağ da olabilir. Bu bölgeden birisi ama muhtemelen o gemiden parçalar bulunacak, Mehdi (a.s.) devrinde, yani buna işaret var. Yani muhtemelen fosilleşmiş tahtalar, ağaçlar yani o geminin gövdesine ait ve bulunduğu yere ait diğer detayları da bulunacak inşaAllah”. Ağrı Dağı’nı da söylüyorsunuz maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın, ne söylüyorsam çıkıyor diyorum. İspatı. Bak, detay verdim ayrıca. Nasıl detayla bulunacak onları da söyledim.
OKTAR BABUNA:Ağrı Dağı, tahtaların olması, fosilleşmiş tahtalar diyorsunuz, Mehdi (a.s.) döneminde buna işaret var. Ağaçlar o geminin gövdesine ait ve bulunduğu yere ait diğer detayları da bulunacak, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, bir daha oku.
SUNUCU 2:Ağrı Dağı’na nasıl peki karar verdiniz onu merak ettim?
ADNAN OKTAR:Bir bildiğim var demek ki.
OKTAR BABUNA:Kuran’da “Cudi” kelimesi geçtiği için Hocam, “Cudi Dağ”, diyorsunuz, “Cudi, dağ anlamına geliyor zaten. Herhangi bir dağ. Allah biliyor yani o emin değiliz yani Cudi Dağı olduğundan Ağrı Dağı da olabilir, Cudi Dağı da olabilir, başka bir dağ da olabilir. Bu bölgeden birisi ama muhtemelen o gemiden parçalar bulunacak, Mehdi (a.s.) devrinde, yani buna işaret var. Yani muhtemelen fosilleşmiş tahtalar, ağaçlar yani o geminin gövdesine ait ve bulunduğu yere ait diğer detayları da bulunacak inşaAllah.”
ADNAN OKTAR:Bak, ortada hiçbir şey yokken aynı bulunuş şeklini detaylarıyla tarif ettim, söyledim.
SUNUCU 2:MaşaAllah Hocam. Peki Hz. Musa (a.s.)’ın sandığında ne olacak?
ADNAN OKTAR:Onun içinde de Kutsal emanetler var. Yani onu da başka röportajda detaylı anlatayım.
SUNUCU 2:İslam tarihini bayağı bir çalkalayacak şeyler olacak.
ADNAN OKTAR:Tabii ki çok etkilenir insanlar, çok etkilenecektir. Sandığın için dolu tabii ki, boş değil sandık, Kutsal Sandık inşaAllah. Som altından inşaAllah. Böyle kanatlı insan figürü olan iki tane heykel var üzerinde. Tamamı altın inşaAllah. İki tane uzun -tutmak için- böyle sopa var, iki tane, onlar da yine kaplama. Altın kaplama ama şeyler som altından, o heykeller som altından. Ağır bir sandık, inşaAllah. Dışı da yani tamamı altın kaplama. Kapandığında içeriye ne nem, ne şu, ne bu hiçbir şey gitmeyecek gibi. Altın olduğu için ne asitten etkileniyor, ne şundan, ne bundan hiçbir şeyden etkilenmez. Olduğu gibi Kutsal emanetlerin içinde olduğunu göreceksiniz, inşaAllah. Bak bunu da şimdi önceden söylüyorum, bunu da kayda alın, bulunduğunda bunu da Hocam söylemişti dersiniz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, çok seviniriz zaten.
ADNAN OKTAR:Yarın daha da kapsamlı açıklama yapacağım. Hz. Musa (a.s.)’ın Kutsal Sandığıyla ilgili, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Bine yaklaştı Hocam söylediklerinizin, çıkan söyledikleriniz. İnternet sitesinde var. Harunyahya.org’a girerlerse, “ne demişti, ne oldu?” diye, bin tane kayıtlı ama yani böyle kayıtlı, belgeli söylediklerinizin gerçekleşmiş hali var.
ADNAN OKTAR:Bak ve detay veriyorum değil mi? Hz. Musa (a.s.)’nın şimdi sandığında da yarın çok detaylar vereceğim inşaAllah. Bir de yerini de söylüyoruz biz, inşaAllah. Değil mi? Nerede bulunacağını da söylüyoruz, inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah.
Oktar Hocam? O zaman sen devam et, anlat.
SUNUCU 2:Ne kadar bıcır bıcırlar değil mi Hocam? Doğayla baş başa özgürler böyle ama şehir içinde bu kadar mutlu olabiliyorlar mı şüpheliyim, insan arasında, kalabalığın içinde?
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) devrinde bunlara çok özel imkanlar sağlanacak, inşaAllah. Bütün hayvanlara, o devirde hayvanların mutluluğu ve sevinci hadislerde çok detaylı anlatılmış. Mehdi (a.s.) Allah’ın bütün yarattıklarına karşı derin muhabbetle sevgi duyacaktır. Her türlü güzel bitkiyi de o devirde güzel göreceğiz, bütün çiçekleri, kelebekleri ve bütün güzel hayvanları, en güzel şekilde, şehirlerde de, kasabalarda da her yerde göreceğiz. Çünkü onların o korunup kollanması, beslenmesi ve üretimi istek gerektirir, kararlılık, azim gerektirir yani sevgi gerektirir. O sevgi olacağı için çok güzel neticeler alacağız inşaAllah.
SUNUCU 1:Tüm hayvanları mı göreceğiz Hocam, yani evcil hayvanlar gibi yırtıcı hayvanları da?
ADNAN OKTAR:Tabii ki, tabii ki hatta Mehdi (a.s.) devrinde de “çocuklar aslanla oynar” diyor. Değil mi? “Yılanın kovuğuna çocuk parmağını sokar” diyor, Tevrat’taki söz, “yılan ona zarar vermez” diyor. Bütün hayvanlara karşı derin bir sevgi ve muhabbet olacaktır ahir zamanda. Onları sevmek, onlarla bağlantı kurmak da çok kolay hale getirilecek inşaAllah. Mimaride, sanatta, bilimde muazzam gelişme olacak. Bilimin tek sahibi vardır, Müslümanlardır, inananlar. Çünkü bilim sürekli Allah’a hizmet içindir. Yani ne yaparsa bilim Allah’a hizmet eder. Mesela hücreyi inceliyorlar, Allah’ın sanatı ortaya çıkar. Kromozomu inceliyorlar, Allah’ın sanatı. Fosili inceliyorlar, Allah’ın sanatı. Fizik kanunlarına bakıyoruz, Allah’ın sanatı görünüyor. Kimya kanunlarında Allah’ın sanatı. Yani bilim ne yaparsa, mesela biyolojide ne bileyim bitkinin kesiti inceleniyor. Daha detaylı mikroskobik incelemeler yapılıyor, yine Allah’ın sanatı ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bilim, Allah’ın sanatını ortaya çıkartan, Allah’ın yarattığı bir sistemdir. Allah’ı anlatan bir sistemdir bilim. Allah’ın bütün güzelliklerini, detaylarını, bizlere sunduğu nimetlerini gözler önüne seren bir mekanizmadır bilim. Mesela şimdi biz burada yerde halıyla muhatap oluyoruz. Yün halı, o halının tüyünden bir tane küçük parça alıyoruz. Mikroskoba bir koyuyoruz, bir alemle karşılaşıyoruz. Orada bir hücre yapısı ile karşılaşıyoruz. Daha detaya indirdiğimizde, kromozom. Mesela koyunun tüyünden yapılmışsa, koyun yününden yapılmışsa, koyunun bütün detaylarına ait milyonlarca bilgi o küçücük kromozomun içinde kodlu. Ama küçük bir tane tüy alıyoruz, bir tanesini de değil, yani milyonlarca kodlama, bir tane iki tane kodlama değil. Hepsinin içerisinde dolu. Ama biz mesela yün halı diye üstünden geçiyoruz. Halbuki o koyunun tırnakları, gözü, iki gözü nasıl olacak, nasıl bağıracak, ot yediğinde o ot nasıl süte dönüşecek, ete dönüşecek, ondan vitaminleri onun vücudu nasıl alacak, kulağı nasıl duyacak, mesela kulağının boyu, dili nasıl olacak, hatta etinin kalitesi, lezzeti, o yününün kalitesi, ileriki nesillerin özellikleri, böyle milyonlarca özellik o havada uçan tüyün içerisinde var. Mesela adam der, “koyun tüyü, hiçbir şey yok, üzerinde geziniyorsun.” Halbuki halıda milyarlarca koyunun bilgisi dolu ve gelecek nesillere ait bilgisi de dolu ve mesela yüzyıl geçiyor, halı duruyor, koyunlara ait bilgi yine duruyor. 200 yıl geçiyor, “antika halı” diyorlar, koyunun bütün özellikleri yine duruyor halıda, hiçbir şey olmuyor. Mesela ondan sonra insanlar ölüyor, kalıyor falan. O tüy alınsa, incelense laboratuarda, hayvanın eğer rahmine yerleştirilirse o, yumurtasına yerleştirilirse yeni bir koyun oluyor. Allah yeni bir koyun yaratıyor. Rahme onu yerleştiren de yine Allah’tır. Diyorlar “bilim adamı yerleştiriyor.” Bilim adamının beyninde onu öyle gösteren, oraya yerleştiren yine Allah’tır. Yumurtayı yaratan, kromozomun içerisine o milyarlarca bilgiyi dolduran da Allah’tır. Mesela ufak bir tüy aldık, içinde bir kere binlerce hücre var. Bir tüyün içerisinde, binlerce hücre. O hücrelerden bir tanesini alıyoruz. Koyuna ait bilgiler bir kütüphane dolusu bilgi ama, kusursuz bir yazılımla, kusursuz bir yazılım ama, çok muntazam bir yazılımla, bu kitaplar nasıl düzgün yazılıyor, harf atlamadan yazılıyor, harf atlamadan çok düzgün olarak yazılmış oluyor. Bir kütüphane dolusu bilgi ama az değil. Tüyün küçücük bir bölümünün, ufacık bir parçasının içerisinde bu var. Başka yerlerde de var. Mesela sokakta gidiyoruz, yere eğilsek, topraktan herhangi bir parça alsak, içinde her türlü canlı var, bakteriler, şunlar, bunlar. Mesela bakteriye bakıyoruz, bu sefer onun da kromozomları var. Bölünüyor, gelişiyor, ikiye bölünüyor, değil mi? Gıda alıyor. Yani insanın aklının alamayacağı derecede büyük bir ilimle Allah her yeri sarıp kuşatmış. Ama iyi düşünülürse, detaylı düşünülürse bu anlaşılır. Mesela “atomun çekirdeği, ne kadar küçük?” diyoruz, artık görünmüyor elektron mikroskopta. Peki atomun çekirdeğindeki bir evreni düşünelim, atomun çekirdeğindeki evren. O evrendeki Samanyolu’na gitsek. Atomun çekirdeğinin içindeki Samanyolu2na gitsek, o Samanyolu’nun içerisinde de dünyayı bulsak ve o dünyanın içerisine de gitsek, bir profesörün evinin içine girsek, orada da masanın üzerinde elektron mikroskop olsa. “Hocam, buradaki küçük atomu göremiyoruz bu elektron mikroskopta, nasıl geliştirsek bunu acaba” deriz değil mi? “Daha gelişmiş olsa” desek. “Koskoca evrende şimdi bizim çalışma yapmamız o kadar güzel ki, her yeri kaplamış” diyor. Ne kadar yer? “Uçsuz bucaksız yer, evren çok büyük” diyor. Halbuki atomun çekirdeğinde. Hatta atomun çekirdeğinin bir bölümünde veya kuark denen parça var, daha küçükler, belki bir kuarkın içinde bir evren var. Yani sonsuz evrenler yaratıyor Allah. Biz burada evrenlerden bir tanesindeyiz sadece. Belki Allah sonsuz Peygamberler gönderdi, sonsuz insanlar var, sonsuz sayıda, biz bilmiyoruz biz sadece bu kadarlık bölümünü biliyoruz. Allah’ın bize gösterdiği bu kadarlık bölümü biliyoruz. Allah bize bu kadarı uygun görüyor, beynimize bu kadar bilgiyi veriyor, biz de bu kadarına kanaat ediyoruz ve Allah’a tam teslim oluyoruz inşaAllah.
Oktar Hocam başka ne var?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam size bir soru var. Azerbaycan’dan bir kardeşimiz göndermiş.
ADNAN OKTAR: Azerbaycan’dan şu an? MaşaAllah, ayakta herkes. Evet, sor bakalım.
OKTAR BABUNA:“Esselamun aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu.
OKTAR BABUNA:“Deccalin özellikleri hakkında konuşur musunuz? Deccal bir şahıs mıdır? Kendisinin deccal olduğunu bilecek midir? Eğer bir şahıssa şu an en büyük düşmanı, bir şahıs olarak siz olabilirsiniz. Allah hepimizi şeytanın ve şeytanlaşmış insanların şerrinden korusun. Amin. İmanımızın artması ve korunması için sizi vesile kılması nedeniyle Yüce Allah’a şükürler ve size de teşekkür ediyorum, saygılarla.” Azerbaycan’dan Ülfet Halimov kardeşimiz.
ADNAN OKTAR:Ülfet. Evet maşaAllah. Allah hidayetini artırsın. Azerbaycan’la Türkiye’nin birleşmesi için Cenab-ı Allah her türlü kolaylığı, her türlü imkanı çabuklaştırsın, bir an önce kardeşlerimize kavuşalım inşaAllah. “En büyük düşmanı siz misiniz?” diyor yani Mehdi (a.s.)’siniz demek istiyor. En büyük düşmanlarından biriyim, inşaAllah, öyle diyelim inşaAllah. En büyük düşmanı Mehdi (a.s.)’dir. Biz Mehdi (a.s.) öncüsüyüz, Mehdi (a.s.) yardımcısıyız, onun talebeleriyiz, en büyük düşmanlarındanız. Deccalin kendisi öldü, Süfyan deccal öldü. Onun yaptığı tahribatı, rezaleti, kötülükleri temizlemekle uğraşıyoruz şu an. Suriye’de çıkmıştır, Hafız Esad’ın bütün özellikleri Süfyan özelliklerine uyuyor ve muazzam tahribat yapmıştır. İslam alemini sosyalist, komünist, dinsiz, ateist bir çizgiye getirmiştir. Müslümanların kitleler halinde katlolmasına vesile olmuştur ve en büyük tahribatı da ateizmi yaymasıyla olmuştur. Dolayısıyla ona karşı bir Mehdi (a.s.) zuhuru olacaktır. Ancak Mehdi (a.s) aynı zamanda Mesih deccal ile de mücadele eden bir varlıktır, bir kişidir. Yani Darwinizm’i ve materyalizmi kuran kişi, yani Darwin, mesih deccaldir ve onun kurucusudur. Ama onun şu an fikir sistemiyle mücadele ediliyor. Çünkü deccal ilk çıktığında tahribat yapamaz, bir dereceye kadar yapar. İlk hücre halinde, o daha küçük. O sonra kanserleşiyor, vücudu sarıyor. Vücut tam ölecekken kanserden, o dönemde işte Mehdi (a.s.) çıkar. Yani vücudu kanserden kurtarır. Yoksa deccal ilk çıktığında tahribata yeni başlamış oluyor. Biz onun yaptığı muazzam tahribatı temizliyoruz, Mehdi (a.s.) öncüsü olarak inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...